İş Kanunu 92. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 92 - 91 inci madde hükmünün uygulanması için iş hayatının izlenmesi, denetlenmesi ve teftişiyle ödevli olan iş müfettişleri, işyerlerini ve eklentilerini, işin yürütülmesi tarzını ve ilgili belgeleri, araç ve gereçleri, cihaz ve makineleri, ham ve işlenmiş maddelerle, iş için gerekli olan malzemeyi 93 üncü maddede yazılı esaslara uyarak gerektiği zamanlarda ve işçilerin yaşamına, sağlığına, güvenliğine, eğitimine, dinlenmesine veya oturup yatmasına ilişkin tesis ve tertipleri her zaman görmek, araştırmak ve incelemek ve bu Kanunla suç sayılan eylemlere rastladığı zaman bu hususta Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte açıklanan şekillerde bu halleri önlemek yetkisine sahiptirler.[29]
(Değişik ikinci fıkra: 13/2/2011-6111/78 md.) Teftiş, denetleme ve incelemeler sırasında işverenler, işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişiler izleme, denetleme ve teftişle görevli iş müfettişleri (…)28 tarafından çağrıldıkları zaman gelmek, ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve vermek; iş müfettişlerinin birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmaları için kendilerine her çeşit kolaylığı göstermek, bu yoldaki isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlüdürler.
(Değişik üçüncü fıkra: 13/2/2011-6111/78 md.) Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri (…)28 tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.
Yetkili memurların ödevi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
17 karar eşleşti
22. Hukuk Dairesi, 2017/18027 E., 2018/24674 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 4857 sayılı Kanun'un 92/3. maddesi kapsamında, iş müfettişlerince düzenlenen rapor ve tutanağın içeriğine ilişkin olup, bu hususta açılacak davanın hukuki niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
22. Hukuk Dairesi 2017/18027 E. , 2018/24674 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : TESPİT
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkilinin 11/11/2010 tarihinde iş kazası geçirip 4 kez ameliyat olduğunu ve 52 gün yoğun bakımda kaldığını; iş kazası nedeniyle davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılan inceleme kapsamında görevlendirilen iş müfettişinin, 11/01/2011 tarihinde müvekkilinin kaza ve tedavi sürecine bağlı olarak mental algılama yeteneğinin zayıf olduğu dönemde müvekkilinin konutuna gelerek görüştüğünü, ancak müvekkilinin beyanlarını yazıya dökmediğini, bir saat kadar sonra tekrar konuta gelerek yanında getirmiş olduğu ifade tutanağını müvekkiline gösterdiğini, müvekkilinin tutanağı okuduğunda beyan etmediği halde tutanağa yazılan bazı hususların olduğunu gördüğünü ve müfettişin bunları daha sonradan düzelteceğini beyan etmesi üzerine tutanağı imzalamak zorunda kaldığını ancak silineceği belirtildiği halde davacıya ait olmayan ifadelerin tutanakta yer aldığını iddia ederek davalılar tarafından düzenlenen 11/01/2011 tarihli müvekkili ...'in ifade tutanağının sahteliğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı vekili, İlgili rapor eki 11.01.2011 tarihli ifade tutanağında kazalının olayın meydana geliş biçimine ilişkin ifade ettiği hususlara yer verildiğini, ifadeden çıkartılmasını talep ettiği hususların amir hükümlere uygun şekilde çizildiğini ve paraf edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ... ve ... vekili, müvekkillerinin müfettiş olarak kamu görevi yaptığını, müvekkillerine karşı şahsi dava açılmış ise de bu dava da müvekkillerine husumet tevcihinin mümkün olmadığını, husumetin Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait olduğunu ayrıca tutanağın sahte olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının ifadesinin usullere uygun şekilde alındığını ve davacı tarafça ihtirazi kayıtsız imzalandığını, kaza olayı ile ilgili tespitlerin ne derece doğru olduğunun ceza dosyasında yapılan yargılamada ortaya konduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının 11.01.2011 tarihli tutanakta yer alan ifadesinde silinen 2 cümlenin davaya konu edilen bir önceki cümle ile zorunlu ve mantıki bağ içinde bulunduğu; davacının talebi ve ağır iş kazası sonrasında gördüğü tedavi sonrası taburcu edildiği 31/12/2010 tarihini izleyen 11/01/2011 tarihinde ifadenin tutanağa geçirildiği ve iddia ettiği üzere kazanın etkisinden tam olarak kurtulamamış olmasının ifade üzerinde etkili olduğu iddiasının kabul edilebilir bulunduğu ve davalı tanıklarının ifadelerinin de kazalının beyan süreci yönünden çelişki içerdiği dikkate alınarak istemin kabulüne karar verildiği gerekçesi ile 21/01/2011 tarih ÖDÖ/01 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettiş Raporu ekinde yer alan kazalı ... ifadesini içeren 11/01/2011 tarihli ifade tutanağında yer alan ve çizilen 2 cümleden önce yazılı olan “çalışmaya başlamadan önce kontrol kalemiyle kontrol ettiğimde hatta enerji olmadığı için şalteri açmadım” cümlesinin tutanaktan silinmesi gereğinin tespitine karar verilmiştir.
Karar davalılar vekillerince süresinde temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 4857 sayılı Kanun'un 92/3. maddesi kapsamında, iş müfettişlerince düzenlenen rapor ve tutanağın içeriğine ilişkin olup, bu hususta açılacak davanın hukuki niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 2. fıkrasında, ''30.01.1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir'' denilmiştir. 4857 sayılı Kanun'un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, "Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi ispatlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararının karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 105 ilâ 113. maddeleri arasında dava çeşitleri düzenlenmiştir. Eda davası davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmış iken, tespit davası, mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır. 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağın bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, eda davası niteliğindedir. Söz konusu tespite, işveren tarafından yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde, kanunda özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle, davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukukun korunmaya değer güncel bir yarar şartının bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı işçinin davalı iş yerinde meydana gelen kaza sonucu yaralandığı ve olayla ilgili düzenlenen 21.01.2011 tarihli rapor ekinde yer alan davacı işçinin ifadesini içerir 11.01.2011 tarihli tutanakta yer alan bir kısım ifadelerin gerçeği yansıtmadığının tespiti istenmiş olup öncelikle rapora karşı işçi tarafından 12.03.2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına itiraz edildiği, itiraz üzerine Bakanlık tarafından konunun yeniden incelenmesinin mümkün olmadığının 04.04.2012 tarihli yazı ile bildirildiği ve iş mahkemesinde davanın 27.11.2014 tarihinde açıldığı görüldüğünden davacı tarafça 4857 sayılı yasanın 92. maddesinde yer alan 30 günlük dava açma süresinden sonra davanın açıldığı anlaşıldığı gibi 92. madde de açıkça İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı itiraz durumu düzenlenmiş olup davacının iş yerinde meydana gelen kaza nedeni ile vermiş olduğu ifadedeki bazı cümlelerin gerçeği yansıtmadığı talebi ile açmış olduğu bu tespit davası bir işçilik alacağına ilişkin itiraz niteliği taşımadığından davacının davayı açmasında hukuki yararı yoktur. Davacı tarafın beyan etmediği halde tutanağa yazıldığını iddia ettiği ibarelerin iptalini, yaşanan iş kazasında bir kusurunun olmadığının ispatı açısından talep ettiği anlaşılmakla; davacı tarafça iş yerinde meydana gelen kaza sonucu yaralanmasından kaynaklı ileride açılması muhtemel maddi veya manevi tazminat davasında kusursuzluğun tespitinin talep edilebileceği ve açılan tazminat davasında kusura yönelik bir değerlendirme yapılabileceği anlaşıldığından bu davanın açılmasında davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 ve 115. Maddeleri uyarınca hukuki yarar şartı yokluğu nedeni ile usulden reddi yerine kabulü hatalıdır.
Ayrıca 31.10.2012 tarih ve 28453 sayısı ile Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 42. maddesinin 3. fıkrasında; Müfettişlerin kesinleşmiş yargı kararı veya disiplin soruşturmasıyla ortaya konulmuş delil karartma ve saptırma fiilleri olmadıkça, gerçekleştirdikleri teftiş, denetim, inceleme ve soruşturmalar nedeniyle yapmış oldukları işlemlerden ve sonucunda tanzim etmiş oldukları raporlardan veya kanunla verilen yetkilerini kullanmalarından dolayı sorumlu tutulamayacakları, kanaatleri veya aldıkları tedbirler nedeniyle açılacak özel hukuk davalarında husumetin Bakanlığa tevcih edileceğinin düzenlendiği görüldüğünden iş müfettişleri aleyhine açılan davanın husumetten ret edilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da ayrıca hatalı olmuştur.
Anılan yönler düşünülmeden yazılı gerekçe ile davanın kabulü hatalı olup bozma sebebidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 19.11.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2023/19379 E., 2023/19752 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Dairemizin 04.02.2021 tarihli bozma ilâmı ile; davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 92 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, davacı işveren ile davalı Bakanlık ve şikâyet eden işçilerin davanın tarafı olması gerektiği, davanın iptali istenen inceleme raporunda ismi zikredilen işçilere 6100 sayılı
9. Hukuk Dairesi 2023/19379 E. , 2023/19752 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/99 E., 2022/527 K.
DAVA TARİHİ : 02.11.2018
KARAR : Davanın reddi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş müfettişi raporunun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.
Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin mahiyetten reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Bakanlığın davalı işyerinde 20.07.2018-15.08.2018 tarihleri arası işin yürütümü için ilk teftişi yapması sonrası 15.10.2018 tarihinde ikinci teftiş yapıldığını, 15.10.2018 tarihinde düzenlenen tutanakta aile yardımına ilişkin iş müfettişi beyanlarına toplu iş sözleşmesi ve eki olarak çıkarılan ek protokol uyarınca katılmalarının mümkün olmadığını, tutanağın hukuka aykırı olduğunun tespiti ve iptalini istediklerini, aile durum formlarında eşleri çalışan işçilerin bilgilerinin sehven "çalışmıyor" olarak bordro hesaplama programında tanımlanması üzerine Ocak 2018 tarihine kadar hatalı şekilde 64 işçiye aile yardımı yapıldığını, Türk Gıda ve Yardımcıları İşçi Sendikası (Tek Gıda İş Sendikası) arasında Pendik fabrika işçileri için işyeri düzeyinde 01.01.2017-31.12.2018 tarihleri arası geçerli olmak üzere toplu iş sözleşmesi imzalandığını, 46 ncı maddesinde; işçilere 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (657 sayılı Kanun) hükümleri uyarınca ve bu Kanun'la belirlenen tutarda çocuk yardımı ve aile yardımı ödeneceğinin düzenlendiğini, 657 sayılı Kanun'un 202 nci maddesinde bu yardımın her ne şekilde olursa olsun menfaat karşılığı çalışmayan veya herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan aylık almayan eş için 1.500, çocuklarından her biri için 250 gösterge rakamının aylık katsayı ile çarpılması sonucu elde edilecek miktar üzerinden hesaplanacağının düzenlendiğini belirterek Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişinin 06.12.2018 tarihli ve 10127/İnc/50 sayılı inceleme raporunun iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; raporlar ile şikâyetçi işçiler lehine aile yardımının hak edildiğinin tespit edildiğini, bunları ödemesi gereğinin işverene bildirildiğini, Bakanlığın bu davalarda davalı olarak yer almasının mümkün olmadığını, bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğunu, tespitlerinin aksinin ispatla yükümlü olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2018/513 Esas, 2019/282 Karar sayılı kararıyla; uyuşmazlığa konu teftiş raporunun davacı işverende çalışan işçilerin şikâyeti üzerine düzenlendiği, raporda davalı şikâyetçi işçilerin aile yardımı alacaklarına ilişkin tespitlerin toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesi uyarınca mevcut olmadığının tespitinin talep edildiği, iş müfettişi raporlarının işçilerin alacaklarına yönelik kısımlarına karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davalarda bu davaların taraflarının her şartta işçi ve işveren olduğu, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün bu davalarda taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 20.02.2020 tarihli ve 2019/2809 Esas, 2020/335 Karar sayılı kararıyla; dosya içeriği ve mevcut delil durumu ile kamu düzenine aykırılık halleri de bulunmadığı hususları göz önüne alınarak İlk Derece Mahkemesinin kararındaki gerekçenin, dosya içeriğine, usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 04.02.2021 tarihli bozma ilâmı ile; davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 92 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, davacı işveren ile davalı Bakanlık ve şikâyet eden işçilerin davanın tarafı olması gerektiği, davanın iptali istenen inceleme raporunda ismi zikredilen işçilere 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi kapsamında yöneltilmesi için süre verilerek, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işverence toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu 2014 yılından Ocak 2018 dönemine kadar eşi çalışan çalışmayan tüm evli işçilere aile yardımı ödemesi yapıldığı, kaldı ki aile yardımı ödeneğinin işyerinde ilk olarak Mayıs 2003 tarihinde uygulanmaya başlandığı, davacı tarafından bir işyeri uygulaması olarak şikâyet eden dâhili davalı işçilerle birlikte 64 işçiye aile durum bildirgelerine göre eşleri çalışmasına rağmen Ocak 2018 dönemi de dâhil olmak üzere aile yardımı ödendiği, Şubat 2018 ayından sonra ise bu çalışanlara yapılan ödemenin kesildiği, bu konuda işçilerden yazılı onay alınmadığı, kaldı ki teftişin birinci aşamasından sonra teftişe konu dönem için işçilere eksik ödemelerin de yapıldığı, yapılan açıklamalar doğrultusunda raporda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; 4857 sayılı Kanun'un 92 nci maddesinin üçüncü fıkrasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na aykırı olduğunu, işverence yapılan ödemelerin hataen yapılması nedeniyle işyeri uygulaması oluşturmayacağını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; işyerinde bağıtlanan toplu iş sözleşmesi gereği davacının aile yardımı ödemesi yapması gerekip gerekmediği ile buna göre dava konusu iş müfettişi raporunun iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi.
2. 4857 sayılı Kanun'un 22, 91 ve 92 nci maddeleri ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi.
3. 657 sayılı Kanun'un "Aile yardımı ödeneği" kenar başlıklı 202 nci maddesi şu şekildedir:
"Evli bulunan Devlet memurlarına aile yardımı ödeneği verilir.
Bu yardım, memurun her ne şekilde olursa olsun menfaat karşılığı çalışmayan veya herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan aylık almayan eşi için 1500, çocuklarından herbiri için de 250 gösterge rakamının (72 nci ay dahil olmak üzere 0-6 yaş grubunda yer alan çocuklar için bir kat artırımlı) aylık katsayısı ile çarpılması sonucu elde edilecek miktar üzerinden ödenir. Eşlerden birine iş akdi veya toplu sözleşme gereği çocukları için yapılan aile yardımı ödeneği daha düşük ise, yalnız aradaki fark ödenir. Bu fıkrada yer alan gösterge rakamlarını 3 katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir."
4. 657 sayılı Kanun'un "Aile yardımı ödeneğinin ödeme usulü" kenar başlıklı 203 üncü maddesi şu şekildedir:
"Aile yardımı ödeneği Devlet memurlarına her ay aylıklariyle birlikte ödenir.
Karı ve kocanın her ikisi de memur iseler bu ödenek yalnız kocaya verilir.
Aile yardımı ödenekleri hiç bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödenir ve borç için haczedilemez."
5. Dairemizin 27.09.2021 tarihli ve 2021/8008 Esas, 2021/12939 Karar sayılı ilâmında işyeri uygulaması şu şekilde belirtilmiştir:
"...
Kanun ya da iş sözleşmesinde düzenlenmemesine, bu yönde yasal ve akdi bir zorunluluk bulunmamasına karşın, işçi ile işveren arasındaki hukuki ilişkiye yön veren, varlığını somut uygulamalar şeklinde gösteren eylemli durum 'işyeri uygulamaları'nı oluşturur.
İşyerinde düzenli olarak tekrarlanmakla oluşan, herhangi bir koşula bağlı bulunmayan işyeri uygulamaları, işçilerin zımni kabulleriyle bir iş sözleşmesi hükmü, diğer bir ifadeyle, iş şartı (çalışma koşulu) haline dönüşürler; bir iş sözleşmesi eki olarak bağlayıcı nitelik kazanırlar. İşçi için belirli özellikteki bir işyeri uygulaması, subjektif hak oluşturur.
Bir uygulamanın işyeri uygulaması olarak kabulü için, tekrarlana gelen, hesaplanabilir, genel nitelikte olması ve buna uyulmasının hukuksal zorunluluk olduğu yönünde genel inancın doğmuş olması gerekir. Bu bakımdan işyeri uygulamaları, işvereni belirli bir yükümlülük altına sokan, objektif mahiyette hükümler olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır.
..."
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. İşyeri uygulaması, iş hukukunun akdi kaynaklarından olan bir işveren davranışıdır. İşveren davranışının işyeri uygulaması niteliği taşıması için genellik, tekrarlanma, hesaplanabilirlik ve uyulması konusunda hukuki zorunluluk olduğu yönünde bir inancın bulunması unsurlarını taşıması gereklidir (... Mollamahmutoğlu, Muhittin Astarlı, İş Hukuku, Ankara, 5. Bası, 2012, s.71 vd.). İşyeri uygulaması bilinçli bir işveren davranışıdır. Bu sebeple hataya dayalı ödemelerin işyeri uygulaması oluşturduğu söylenemez. Hatanın farkedilmesine rağmen işyeri uygulamasından söz edilmesi için gerekli tekrarlanma koşulunu sağlayacak biçimde ödemeye devam edilmesi hâlinde ise işyeri uygulamasından bahsedilebilir. Diğer taraftan bir davranış işyeri uygulaması hâlini alıp iş sözleşmesi içeriğine dâhil olduktan sonra işverenin bu uygulamayı tek taraflı olarak kaldırabilmesi mümkün değildir. İşyeri uygulamasının değiştirilmesi ya da kaldırılması, 4857 sayılı Kanun'un 22 nci maddesindeki kayıt ve şartlara tâbidir.
3. Toplu iş sözleşmesi işçi kuruluşları ile işveren kuruluşları veya işveren arasında iş sözleşmesine uygulanabilecek çalışma şartlarını belirleyen ya da düzenleyen sözleşmedir. Toplu iş sözleşmesi işçilerle işverenler arasındaki iş ilişkisini değil sadece bir veya birçok işyerinde, bir işletmede ya da işkolunda uygulanabilecek çalışma, çalıştırma şartlarını düzenlemektedir. Öte yandan toplu iş sözleşmesi onu bağıtlayanlar arasında hukuki ilişkiler doğurmaktadır (Ünal Narmanlıoğlu, İş Hukuku II Toplu İş İlişkileri, İstanbul, 3. Baskı, 2016, s.310).
4. Nitekim 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendindeki tanıma göre toplu iş sözleşmesi; iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmeyi ifade etmektedir. Kanun'un 33 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında da 2 nci maddedeki tanıma uygun hükümlere yer verilmiş ve toplu iş sözleşmesinin; iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hükümleri içereceği ayrıca tarafların karşılıklı hak ve borçları ile sözleşmenin uygulanması, denetimi ve uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yolları düzenleyen hükümlere de yer verilebileceği belirtilmiştir.
5. Görüldüğü üzere toplu iş sözleşmelerinde genel olarak iki tür hüküm bulunduğu söylenebilir. Bunlardan ilki toplu iş sözleşmesini imzalayan tarafların karşılıklı olarak hak ve borçlarının neler olduğunu düzenleyen borçlandırıcı hükümler olup bu hükümler, sadece sözleşmenin tarafları arasındaki ilişkiyi düzenler. Toplu iş sözleşmesinin uygulanması ve denetlenmesine dair kayıtlar, borç doğurucu hükümler kategorisinde yer alır. Örneğin, sendikanın hukuki sorumluluğu, toplu iş sözleşmesinin yorumu, tahkim şartı, (özel hakeme gidilmesinin öngörülmesi), tipik bu tür hükümlerdir (Melda Sur, İş Hukuku Toplu İlişkiler, Ankara, Güncelleştirilmiş 7. Bası, 2017, s. 249 ).
6. Hemen belirtelim ki toplu iş sözleşmeleri, tarafların hakları ve borçları yanında asıl ve ağırlıklı olarak iş sözleşmelerine uygulanacak (normatif) hükümleri içermektedir. Normatif hükümler, emredici kanun hükmü gibi kapsamına aldığı iş sözleşmelerine uygulanırlar. Buradan çıkan sonuç ise iş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı olamayacağıdır. İş sözleşmesindeki toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerin yerini toplu iş sözleşmesi hükümleri alacaktır. Toplu iş sözleşmelerine; kanunen belirlenen amacı içinde kalmak ve kesin emredici nitelikteki kanun hükümlerine aykırı bulunmamak şartıyla iş sözleşmelerinin yapılmasına, türlerine, şekillerine, çalışma şartlarına ve iş sözleşmelerinin sona ermesine ilişkin hükümler konulması mümkündür.
7. Somut olayda davacı işveren ile yetkili Sendika arasında 01.01.2017-31.12.2018 dönemleri arasında bağıtlanan toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesinde, aile yardımı ödemesi için 657 sayılı Kanun'a atıf yapılmıştır. 26.02.2018 tarihinde ise bu konuda bir protokol imzalanmış ve uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle işçilere yapılan ödemelerin geri ödenmesi talebinden vazgeçildiği belirtilerek aile yardımının eşi çalışmayan Sendika üyesi işçilere ödeneceği, Pendik fabrikasında eşi ile birlikte çalışan işçilerden sadece erkek üyeye ödeme yapılacağı, eşi çalışan işçilere ödeme yapılamayacağı konusunda mutabık kalınmıştır.
8. İlk Derece Mahkemesince; 2014 yılından 2018 yılı Ocak ayına kadar işçilere aile yardımı ödemelerinin eşleri çalışan işçiler için de yapılması nedeniyle işyeri uygulaması ile oluşan iş şartı hâline geldiği, bu durumun işverence işçi aleyhine olarak değiştirilemeyeceği, bu konuda işçilerden yazılı onay alınmadığı, teftişin birinci aşamasından sonra teftişe konu dönem için işçilere eksik ödemelerin de yapıldığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
9. Ne var ki davacı işveren, 2018 yılı Ocak ayında işçilerden aile durum bildirimi formlarının alınmasından sonra işlemin hatalı olduğunu fark ettiklerini belirtmiştir. Nitekim hatanın tespit edilmesi ve uygulamada yaşanan sıkıntılar üzerine Sendika ile yapılan protokol ile de toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesindeki düzenleme daha açık hâle getirilmiştir. Bu durumda davacı işveren tarafından toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesi hükmüne rağmen 2018 yılı Ocak ayına kadar yapılan hatalı ödemelerin, iş şartı hâline geldiğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca İlk Derece Mahkemesince; teftişin birinci aşamasından sonra teftişe konu dönem için işçilere eksik ödemelerin de yapıldığı belirtilmiş ise de, teftiş raporunda davacı işveren tarafından 2018 yılı Ocak ayından sonra aile yardımı ödemelerinin eksiksiz yapıldığı, bu nedenle herhangi bir idari işleme yer olmadığı rapor edilmiştir. 2018 yılı Ocak ayından sonra ise işverence idari bir işlem ile karşı karşıya kalmamak için ödemeler yapılmıştır.
10. Şu hâlde davacı işveren ile yetkili Sendika arasında yapılan toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesinin 657 sayılı Kanun'a atıf yaptığı, ilgili Kanun gereği eşi memur olanlardan sadece kocaya aile yardımı ödeneceği, davacı işveren ile yetkili Sendika arasında 26.02.2018 tarihinde yapılan protokol ile protokol tarihinden sonraki dönem yönünden işverenin aile yardımı alacağının eşi çalışmayan Sendika üyesi işçiler ile Pendik fabrikasında eşi ile birlikte çalışan işçilerden sadece erkek üyeye ödeneceği, eşi çalışan işçilere ödeme yapılmayacağı, işveren tarafından toplu iş sözleşmesinin 46 ncı maddesi hükmüne rağmen hataen yapılan ödemelerin iş şartı hâline geldiğinden söz edilemeyeceği hususları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
22. Hukuk Dairesi, 2017/31145 E., 2017/9461 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ğuna ve işçilerin eyleminin kanun dışı sayılamayacağına dair tespitte bulunulduğu, her bir işçinin hangi işçilik alacağından ne miktarda alacaklı olduğu yönünde bir tespit yapılmadığı, müfettişlerce somut olaya ilişkin kanaat belirtildiği, İş Kanunu’nun 92/3 maddesinde belirtilen davanın ise ancak iş müfettişlerinin miktar içeren ve hangi işçiye ait olduğu belirtilen işçilik alacaklarına ilişkin o
22. Hukuk Dairesi 2017/31145 E. , 2017/9461 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İŞE İADE
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkiline ait fabrikada çalışanların 15.10.2015 tarihinde iş bırakarak beş gün süreyle eylem yapıldığı, tüm uyarılara rağmen eyleme katılanların işbaşı yapmaması ve meydana gelen direniş karşısında, şirketin başvurusu üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından görevlendirilen müfettişlerce düzenlenen müfettiş raporunda, iş sözleşmelerinin işverence feshinin sendikal nedene dayanmadığı konusunda isabetli bir tespit yapılmasına rağmen, işveren feshinin haklı bir nedene dayanmadığı ve işçi çıkışlarının toplu işçi çıkarma olarak değerlendirildiği belirtilerek, müfettiş raporu ile müvekkili şirket aleyhine yapılan tüm tespitlerin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı Savunmasının Özeti:
Davalı Kurum, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkeme Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesi, İş Teftiş Kurulu’nun yaptığı değerlendirmeler sonucunda, işyerinde teftiş tarihi itibariyle çalışan işçi sayısının 62 olarak tespit edildiği, bu işçilerden bir kısmının iş sözleşmelerinin 12.10.2015 ve 14.10.2015 tarihinde, diğer bir kısmının ise 19.10.2015 tarihi itibariyle feshedildiği, 19.10.2015 tarihinde iş sözleşmesi feshedilen işçilerin işten ayrılış bildirgesinde ‘işveren tarafından işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranış nedeniyle fesih’ nedeninin (kod 29) bildirildiği, işverenin 19.10.2015 tarihinde feshi gerçekleştirmeden önce, 16.10.2015 tarihinde işçilere noter kanalıyla ihtarname keşide ederek, 15.10.2015 tarihinden bu yana sürdürdükleri kanun dışı grev ve direnişe son vererek, işbaşı yapmalarını ihtar ettiği, daha sonra iş sözleşmelerinin 6356 sayılı Sendikalar Kanunu ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 58,60,70/1 maddeleriyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/1-(g) ve (h) maddesi uyarınca haklı sebeple tazminatsız olarak feshedildiğinin bildirildiği, dosya içinde bulunan müfettiş raporu ve diğer belgeler değerlendirildiğinde, işyerinde yapılan teftişin sebebinin, eylemin, toplu işçi çıkarmaya ilişkin 29. maddeye aykırı olup olmadığının tespiti olduğu, madde metninde feshin haklılığından ziyade işten çıkartmanın prosedürünün düzenlendiği, işyerinde çalışan işçilerle gerçekleşen çalışmama eyleminin işverence işten çıkartılan işçilerin işe alınması ve işçilerin çıkarlarını koruma ve düzeltme amacını taşıdığı, Avrupa Sosyal Şartının 6/4 maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve ILO ile benimsenen kurallara göre, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen ve işyerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli protesto eylemlerinin toplu eylem hakkına dahil olduğu, eylemin barışçıl bir niteliğin dışına çıkmaması ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşmayan bir tutuma rastlanmaması sebebiyle eylemin kanun dışı grev olmadığı, müfettiş raporundaki tespitlerin yerinde olduğu kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106/3 maddesine göre maddi vakıaların tek başına tespit davasına konu olamayacağı, aynı Kanun’un 114/1-(h) maddesine göre de, hukuki yararın dava şartı olduğu, iptali istenen müfettiş raporunda işverenin yaptığı feshin haksız olduğuna ve işçilerin eyleminin kanun dışı sayılamayacağına dair tespitte bulunulduğu, her bir işçinin hangi işçilik alacağından ne miktarda alacaklı olduğu yönünde bir tespit yapılmadığı, müfettişlerce somut olaya ilişkin kanaat belirtildiği, İş Kanunu’nun 92/3 maddesinde belirtilen davanın ise ancak iş müfettişlerinin miktar içeren ve hangi işçiye ait olduğu belirtilen işçilik alacaklarına ilişkin olduğu, davanın taraflarının işçi ve işveren olduğu; bu davada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumu’nun taraf sıfatının da bulunmadığı, bu dava ile 6356 sayılı Kanunu’nun 71. maddesine göre toplu iş sözleşmesi süreci devam ederken işçiler tarafından yapılan bir grevin kanun dışı olup olmadığının tespitinin de istenmediğini, somut olayda işçilik alacaklarına ilişkin olarak miktar yönünden bir tespit yapılmaması, müfettiş raporunun maddi vakıa tespiti ve ileride açılacak eda davasında dayanılabilecek delil niteliğinde olması dikkate alındığında ilk derece mahkemesince verilen ret kararının yerinde olması nedeniyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun düzeltilmiş gerekçe ile 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.
Temyiz:
Bölge Adliye Mahkemesi kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
İlk Derece Mahkemesinin davanın esastan reddine dair kararı, Bölge Adliye Mahkemesince, değişik gerekçelerle yerinde görüldüğünden, davacı işverenin istinaf başvurusu hakkında esastan ret kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, davacı işverenin Türk İş Kurumu’na yaptığı yazılı başvuru, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesinin 3. fıkrası kapsamında değerlendirilerek; gerek davacı işverenin istinaf başvurusu, gerekse İlk Derece Mahkemesinin kararı bu yasal dayanak çerçevesinde ele alınmıştır. Böylece, Dairemizin İş Kanunu’nun 92/3. maddesine ilişkin emsal kararlarına atıf yapılmak suretiyle, somut olayda, 6100 sayılı Kanun'un 106/3 ve 114/1-(h) maddesine göre davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, davalı Kuruma da husumet yöneltilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Çözümü gereken ilk mesele, somut olayda davacı işverenin başvurusunun hangi yasal dayanak çerçevesinde ele alınıp değerlendirileceği ve bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığıdır. Davacı işverence Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Kur ... İl Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 19.10.2015 tarihli şikayet dilekçesinde, bir kısım işçilerinin 15.10.2015 tarihi saat 14.50’den itibaren 6356 sayılı Kanun'a aykırı olarak iş bırakma eylemi yaptığı, ekli listede isimleri bulunanların 15.10.2015 günü 15.00/23.00 vardiyasında, 16.10.2015 günü 07.00/15.00 ve 15.00/23.00 vardiyasında, 17.10.2015 günü 07.00/15.00 ve 15.00/23.00 vardiyasında, 19.10.2015 günü 07.00/15.00 vardiyasında işbaşı yapmayarak kanun dışı grev ve iş bırakma eylemine halen devam ettiğini ifade ederek, kanun dışı grev ve iş bırakma eylemine katılan çalışanların 6356 sayılı Kanun’un 78. maddesinin (g) ve (h) bentleri uyarınca cezalandırılmalarını talep ettiği anlaşılmaktadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişinin raporunda ise, işyerinde işçilerce gerçekleştirilen çalışmama eyleminin ‘kanun dışı grev’ olmadığı, 19.10.2015 tarihinde işçilerin hizmet akitlerinin işverence 6356 sayılı Kanun’un 58,60 ve 70/1. maddeleri ile 4857 sayılı Kanun’un 25/II, (g) ve (h) maddesi uyarınca feshedilmesi işleminin haklı nedenden yoksun olduğu, bu çerçevede işyerinde çalışan işçilere kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi gerektiği, ayrıca işverenin 12.10.2015-19.10.2015 tarihleri arasında 38 işçinin hizmet akdini 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesine istinaden feshederek, toplu işçi çıkarma eylemini gerçekleştirdiği, toplu işçi çıkarma prosedürüne uymadığı, bu nedenle işveren hakkında idari para cezası uygulanması gerektiği yönünde tespitte bulunulmuştur.
Davacı işverenin 19.10.2015 tarihli başvurusu ile, işçilerin 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 78. maddesine göre cezalandırılması yönünde talebi varken, bu talebin dışına çıkılarak, talebin kapsamını aşacak şekilde tespit yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle öncelikle davacı işverenin mevcut davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabul edilmesi gerekir. Bölge Adliye Mahkemesin kararı bu yönüyle yerinde değildir.
Dosya kapsamına göre ise, ilk derece mahkemesi tarafından kabul edildiği şekilde, işçiler tarafından gerçekleştirilen eylemin kanun dışı grev olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün "Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 ve Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam koşullarının belirlenmesi yöntemlerine ilişkin 151 sayılı Sözleşmelerine göre sendikanın amaçları doğrultusunda üyelerinin etkinlikte bulunmalarını sağlayabilirler.
Anayasa'nın 51. maddesinde “sendika kurma hakkı”, 54. maddesinde de “grev ve lokavt hakkı” güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
6356 sayılı Kanun’un 58. maddesinde, “İşçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla, aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denir. Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde, işçilerin ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını korumak veya geliştirmek amacıyla, bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanuni grev denir. Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan grev kanun dışıdır” şeklinde kurala yer verilmiştir.
Açıklanan uluslarası düzenlemeler ve yasal düzenlemeler çerçevesinde; işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair bazı haklarının savunulması için demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunmakla birlikte; bu hakkın sınırsız şekilde kullanımı söz konusu değildir. Eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve ölçülü olması gereklidir.
Davaya konu müfettiş raporunda, eylemin işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen veya işyerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemi olduğu, bu şekliyle barışçıl olduğu ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşmayan bir yönüne rastlanmadığı ifade edilmiştir. Oysa, işçilerin 15.10.2015-19.10.2015 tarihleri arasında iş başı yapmadıkları, vardiya sistemini aksattıkları, işverence keşide edilen ihtarnameye rağmen eylemlerine son vermedikleri, bu şekilde toplu iş bırakma eyleminin zamanlaması ve süresi değerlendirildiğinde ölçülü olmaktan uzak olduğu açıktır.
Diğer taraftan, toplu eylemin amacının işyerinde sürekli olarak fazla çalışma yapılması nedeniyle çalışma şartlarının düzeltilmesi ve işten çıkartılan arkadaşlarını desteklemek olduğu, eylemin süre itibariyle sadece iki buçuk gün devam ettiği ileri sürülmüş ise de; eylemin asıl amacının işten çıkartılan çalışma arkadaşlarının işe alınmasını sağlamak olduğu, eylemin “dayanışma” amacıyla yapıldığı açıktır. Dayanışma amacıyla yapılan böyle bir eylemin, işçiler tarafından ileri sürüldüğü şekliyle, sadece iki buçuk gün devam ettiği kabul edilse dahi, eylemin “süre” itibariyle “ölçülü” olduğundan söz edilemez.
Anılan nedenlerle, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, işçiler tarafından gerçekleştirilen eylemin kanun dışı olduğunun kabulü ile dava konusu müfettiş raporunun iptaline karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da hatalı gerekçe ile başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç:
Belirtilen nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 25.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/15399 E., 2025/3249 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesiyle değişik 4857 sayılı İş Kanun'u 92. maddesinin 3.
10. Hukuk Dairesi 2024/15399 E. , 2025/3249 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı şirket vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü'nün yazısı ile iletilen T.C. ... Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı'nın 18.05.2022 tarih 9799/İNC-15, 10971/İNC-22 sayılı inceleme raporunun 6111 sayılı Kanun'un 78. maddesiyle değişik 4857 sayılı İş Kanun'u 92. maddesinin 3. fıkrası hükmü gereğince iptali ile tedbiren durdurulmasını, 7420 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Kanun kapsamındaki itirazında, 7420 sayılı Kanun'un geçici 32. maddesi uyarınca fazla ve yersiz ödemeler ile nakdi ücret desteğinden yararlanan işçinin başvuruda bulunduğu işveren tarafından fiilen çalıştırıldığının tespiti halinde işverene uygulanan idari para cezalarından bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla tahsil edilmemiş olanların terkin edileceğinin hükme bağlandığını, davaya konu idari para cezasının ödenmediğini, bu haliyle de tahsil edilmemiş idari para cezası niteliğinde olduğunu, ayrıca 7420 sayılı Kanun'un 14. maddesi kapsamında 25.08.1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'na eklenen geçici 32. madde hükmü ile birlikte idari para cezalarıyla ilgili başlatılmış takip ve tahsil işlemlerine devam edilmeyeceğinin ifade edildiğini, davaya konu raporda davacı şirketin raporda belirtilen aylarda hakkını nasıl kötüye kullandığı, hangi fiili ile kötüye kullanmanın gerçekleştiği konularında bir açıklama bulunmadığını, yine davacı şirketin listede belirtilen işçilerinin hangi aylarda kaç gün çalıştığı, ne kadar ücrete hak kazandıkları, ne kadar ücret ödendiği ve bakiye alacaklarının nasıl hesaplandığı konularında da herhangi bir bilgi ve açıklama bulunmadığını, iş yerindeki kısa çalışma usul ve esaslarına göre çalışma düzeninin sağlandığını, Covid-19 nedeniyle T.C. Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile T.C. İçişleri Bakanlığı Genelgelerine uyulmak suretiyle iş yerinin belli zamanlarda tamamen kapalı kaldığını, iş yerinin okul olmasından dolayı T.C. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bildirilen kapatma ve açılma kararlarına uyulduğunu, bu kararların esnetilmesinin mümkün olmadığını, raporun işçilik alacaklarına ilişkin kararının bilgi ve belgeye dayanmadığını, şirketin eksik ödediği herhangi bir ücretin olmadığını, varsayımlar üzerine inşa edilen raporda, elden ücret ödemesi yapıldığı gerekçesiyle hukuka aykırı olarak idari para cezası uygulandığını, raporda 13 işçinin ıslak imzalı aksi yöndeki beyanlarına rağmen, bir kişi ile ilgili kısıtlı bir tespitin genele şamil edilerek kısa çalışma ve nakdi ücret desteği kapsamında bulunan bütün işçilerin bu dönemde tam süreli çalıştığının kabul edildiğini, 30.04.2011 tarihli Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Hakkında Yönetmeliğin 3. maddesinde kısa çalışmanın "çalışma süresinin işyerinin tamamında veya bir bölümünde geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması" olarak tanımlandığı halde Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü İşsizlik Daire Başkanlığının 04.02.2020 tarihli Genelgesinde "Uygunluk tespiti yapıldıktan sona kısa çalışma başlama bitiş tarihleri arasında işyerindeki faaliyetin en az üçte bir azaltılıp azaltılmadığı aranmaz." hükmü uyarınca usulüne uygun olarak yapılan başvurulara karşı verilen uygunluk sonrasında kısa çalışmanın devamında üçte bir kuralının aranmayacağını, yapılan teftiş sırasında mevzuata aykırılıklar tespit edilmesi ve bunların işverence giderileceği beyan edilmesi halinde, mevzuata aykırılıkların işverence uygun sürede giderilebileceğinin müfettişçe takdir edilmesi halinde bildirim düzenlenerek işverene süre verilmesi gerektiğini ileri sürerek, 18.05.2022 tarih ve 9799-İNC-15/10971-İNC-22 müfettiş raporunun 4857 sayılı İş Kanunu'nun 92/3 maddesi hükmü uyarınca tümden iptaline karar verilmesini istemiştir.
II.CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının, Türkiye İş Kurumuna müracaat ederek ülke genelinde etkili olan Covid-19 pandemisi nedeni ile iş yerinde kısa çalışma uygulaması yapılacağından kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak istediğini belirttiğini, davacının kısa çalışma ödeneğinden yararlandığını ve İşKur tarafından ödemelerin yapıldığını, CİMER'e yapılan şikayette "öğretmenlerin sigortalarının gerçek ücretten değil, asgari ücretten gösterildiği, asgari ücretin kalan kısmının elden verildiği, pandemi döneminde herkesin 15 gün kısa çalışmada gösterildiği ancak 15 gün değil bir ay çalıştırıldıkları, 30 gün yatması gereken sigorta primlerinin bazı aylarda 3 gün, bazı aylarda 7 gün, bazı aylarda 15 gün yatırıldığı" şeklinde ihbarda bulunulduğunu, şikayetten dolayı T.C. ... Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı iş müfettişlerince denetim gerçekleştirildiğini, denetim sonunda düzenlenen inceleme raporunda davacının kısa çalışma şartlarına aykırı davrandığı, nakdi ücret desteği alan işçilerin çalıştırıldığı, işçilerin ücretlerinin eksik ödendiğinin tespit edildiğini, usul yönünden davanın yasada belirtilen 30 günlük süre içinde açılmadığını, şikayetçi işçinin davaya dahil edilmesi gerektiğini, idari para cezasının terkini istemi yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, 7420 sayılı Kanun'la ilgili itirazın bu davanın konusu olmadığını, iş müfettişlerince düzenlenen tutanakların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu, iş yerinde kısa çalışma sürelerine uyulmadığının ve diğer müfettiş raporunda yer alan diğer tespitlerin işverence ibraz edilen kayıtlarla belirlendiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece gerekçesiz ve hukuki dayanaktan yoksun olarak eksik ve hatalı inceleme sonucu davanın reddine karar verildiğini, davacı şirketin tanık beyanlarına itibar edilmemesi ve bunun gerekçesinin de belirtilmemesinin Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkını zedelediğini, davacı şirketin haksız yere hem maddi hem manevi olarak zarara uğradığı gibi ticari itibarının da zedelendiğini belirterek, usul ve yasaya aykırı verilen kararın temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Sonuç
Uyuşmazlık, davacı şirket işyerinde ... iş müfettişi tarafından yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporun iptaline ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/7106 E., 2024/11430 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu’nun 92 /3 üncü maddesinde “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir.” şeklinde düzenlemeye yer veril
10. Hukuk Dairesi 2024/7106 E. , 2024/11430 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/497 E., 2024/532 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 19. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/170 E., 2023/442 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 163362.45 sicil numarasında işlem gören Özel Akhisar Bahçeşehir Kolejinin işletmecisi olduğunu, T.C. ... Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından yapılan teftiş sonucunda 29.07.2022 tarihli ve 11145/İNC/22 sayılı inceleme raporu düzenlendiğini, Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 31.10.2022 tarih, 12665194 sayılı yazısı ile raporun işverence yerine getirilmesi ve uyulması gereken hususlar başlıklı kısmının müvekkil şirkete 08.11.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, yazıda belirtilen işçi ücret alacaklarının en kısa sürede ödenmesi gerektiğinin belirtildiğini, itirazlarının olması halinde otuz gün içinde yetkili İş Mahkemesine itiraz edebileceği, öğretmenlerin aylık 30 gün olan çalışma süresini haftalık 32,5 saat olarak değerlendiren ve bu doğrultuda kısa çalışma ödeneğinden haksız kazanç elde edildiği, nakdi destek yardımına aykırılık olduğunu belirten ve öğretmenlerin ücretlerinin eksik ödendiğini tespit eden teftiş raporunun hatalı olduğundan Mahkemeye başvuru zorunluluğunun doğduğunu iddia ederek 29.07.2022 tarihli 11145/İNC/22 sayılı inceleme raporu ile rapordaki tespit ve tutanakların iptaline karar verilmesini, eksik ücret ödendiği belirtilen işçilere eksik ücret ödenmediğinin tespitine ve aksine Kurum işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II.CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özet olarak; son Yargıtay kararlarında ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. H.D.'nin 2022/848 E. - 2022/851 K. sayılı kararında "davanın tarafının, davacı işveren davalı ise Bakanlık ve şikayet eden işçi (H.. Ö...) olması gerekmektedir. Bu durumda yapılacak iş, davanın iptali istenen inceleme raporunda ismi zikredilen şikayet eden işçiye (H... Ö...) 6100 sayılı HMK'nın 124 üncü maddesi kapsamında yöneltilmesi için süre verilmeli, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmelidir." Yargıtay 9. H.D 2020/2216 E. - 2021/3593 K. sayılı kararında "davanın tarafının davacı işveren, davalının ise Bakanlık ve şikayetçi işçiler olması gerektiği, bu durumda Mahkemece usulünce taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesinin hatalı olduğu" belirtildiği, açıklanan nedenlerle şikayetçi işçi ... 'ın davaya dahilini ve taraf teşkili sağlandıktan sonra esasa girilmesini talep ettiklerini, iş yerinde kısa çalışma sürelerine uyulmadığının işverenin sunduğu çalışma sürelerine ilişkin kayıtlar üzerinden tespit olunduğunu, müfettiş tespitlerinin davacı işverenin sunduğu belgelerden sadır olduğunu, iş müfettişinin davacı iş yerine geldiğinde iş yeri kayıtlarını istediğini ve işveren tarafından tüm belgelerin iş müfettişinin incelemesine sunulduğunu, ticari defterler, iş yeri faturaları, T.C. Milli Eğitim Bakanlığına bildirilen ders programları ve diğer tüm belgeler üzerinde yapılan inceleme neticesi dava konusu raporun oluşturulduğunu, müfettişin "çalışma sürelerinin kendince bir formülle değiştirilerek hesap edildiği" şeklindeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığı iddiası bakımından; incelemeyi yapanın T.C. ... İş Teftiş Kurulu iş müfettişi olup davacı iş yeri gibi yüzlerce iş yerinde teftiş gerçekleştiren bir kamu görevlisi olduğundan ve sadece görevini yerine getirdiğinden, işveren ile iş müfettişinin hasım olduğunu gösterir herhangi bir belge de dosyaya sunulmadığından davacının bu ifadesinin sadece bir iddia boyutunda kaldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; yapılan yargılama ve dosya kapsamından; somut olayda işyerinde işçi olmadığı anlaşılan kişinin şikayeti üzerine; İzmir Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanlığı İş Müfettişleri tarafından yapılan teftişte işyerinde çalışan işçilerin ve işverenin ifadesi alınmış, yapılan tespitlere ilişkin işverenle birlikte tutanak tanzim edilmiş ve nihayetinde dava konusu 29.07.2022 tarihli ve 11145-İNC-22 sayılı iş müfettişi inceleme raporunun düzenlendiği görülmüş, söz konusu İnceleme Raporunda; işyerinde çalıma saatleri herhangi bir yöntemle takip edilmediği, işyerinde çalışan öğretmenler, işveren ve temizlik görevlilerinin birbirine uyan beyanları ile çalışma sürelerinin tespit edildiğinin belirtildiği, buna göre;
\* işyerinde işçilerin haftalık çalışma sürelerinin kısa çalışma ödeneği uygulamasına uygun olarak düşürülmediği kısa çalışma süresine aykırı olacak şekilde çalışma yapıldığı işyerinin haksız ve yersiz olarak kısa çalışma ödeneğinden yararlandığı,
\* Ücretsiz izne ayrılarak nakdi ücret desteğinden yararlandırılan işçilerin fiilen çalıştırıldığı,
\* Kısa çalışma ücret desteklerinin tamamen yersiz olduğu ve geri tahsili ile idari para cezası uygulanması gerektiği yönünde tespitlere yer verildiği ve bu tespitlere işveren tarafından sunulan kayıtlarla ulaşıldığının belirtildiği görülmüş,
4857 sayılı İş Kanunu’nun 92 /3 üncü maddesinde “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiş olup, işbu dosyada müfettiş tespitlerinin aksini kanıtlayacak herhangi bir yazılı delil, bilgi ve belge sunulmadığı, ayrıca davacı şirketin iddialarını ispata yönelik herhangi bir delilin celbini de talep etmediği gibi tanık da bildirip dinletmediği, belirtilen nedenlerle davacı şirketin, Kurum işleminde hukuka aykırılık bulunduğu yönündeki iddiasını ispatlayamadığı sonucuna ulaşıldığından, davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
B.İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı vekili istinaf dilekçesi ile müvekkili şirketin Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 163362.45 sicil numarasında işlem gören Özel Akhisar Bahçeşehir Kolejinin işletmecisi olduğunu, T.C. ... Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından yapılan teftiş sonucunda 29.07.2022 tarihli ve 11145/İNC/22 sayılı inceleme raporunun düzenlendiğini, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 92/3 üncü maddesi gereğince rapora, tutanaklara ve raporun işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı itiraz ederek dava açmış iseler de İzmir 19. İş Mahkemesinin 21.11.2023 tarihli kararı ile müfettiş tespitlerinin aksini kanıtlayacak herhangi bir delil, belge sunulmadığından ve tanık dinletilmediğinden davanın reddine karar verdiğini, kararın usul ve Yasa'ya aykırı olduğundan istinaf yoluna başvurduklarını, 29.07.2022 tarihli ve 11145/İNC/22 sayılı inceleme raporu ile 01.03.2020 - 01.07.2021 dönem aralığı yönünden kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteğine aykırılık iddiası kapsamında inceleme yapıldığını, rapordaki tespitlerin gerçeği yansıtmadığını, Mahkeme kararının müfettişin tespitlerinin aksinin ispatlanamadığı yönünde ise de müfettişin tespitlerinin somut verilere dayanmadığını, müfettişin tespitlerinin tamamen çıkarımlara dayandığını, inceleme raporunda tüm öğretmen ve çalışanların ifadesinin bulunduğunu, müfettişin dinlediği çalışanların beyanlarının Mahkemece kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, müfettişin, öğretmenlerin aylık 30 gün olan çalışma sürelerini kendince bir formül ile değiştirerek haftalık 32,5 saat olarak hesap ettiğini, kanuni olarak 30 gün olan aylık çalışma süresini kendince saatlik hesaba çevirdiğini ve 30 gün olması gereken çalışma süresini soyut tespitlerle düşürme yoluna giderek kısa çalışma ödeneği ve nakdi destek yardımına aykırılık tespit ettiğini belirttiğini, bu tespit sonucunda haftada 32,5 saat çalışan bir işçinin aylık 30 gün değil bazen 28 bazen 29 gün çalıştığı belirtilerek idari para cezası uygulandığını, alışılagelenin dışında davalı Bakanlığın işçilerin fazla çalıştırıldığından değil az çalıştırıldığından bahisle ceza uygulanmasına sebebiyet verdiğini, raporun incelemeler kısmında belirtildiği üzere mevzuata aykırı hiçbir husus tespit edilemediğini, işçilerin ücreti ile bankaya ödenen ücretlerin uyumlu olduğunun tespit edildiğini, elden ödeme yapıldığına dair bir tespit yapılamadığını, yine iş yerinde işçilerin ve öğretmenlerin aylık brüt ücret ile çalıştığının tespit edildiğini, Kurumlara bildirilenler ile işveren kayıtlarının da uyumlu olduğunun tespit edildiğini, kısa çalışma ödeneğinin günlük hesaplanırken öğretmenlerin haftalık 32,5 saat çalıştığı varsayımı ile aylık 30 gün olan çalışma süresini düşüren müfettişin çıkarımının hatalı olduğunu, bu çıkarım nedeni ile öğretmenlerin çalışma süresinin 30 günden daha az olduğunu, bu çıkarımın sonucunda da haksız olarak yararlanılan kısa çalışma ödenekleri olduğunun düşünüldüğünü, öğretmenlerin çalışma süresini haftalık 32,5 saat olarak tespit eden müfettişin, bu tespitinin sonucu olarak da işçilere eksik ücret ödendiğini ve işçilerin sigorta prim gün sayıları ile prime esas kazanç tutarlarının SGK'ya da eksik bildirildiğini belirttiğini, yapılan tespitlerin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, işçinin çalışma süresinin daima 30 gün olarak kabul edilip bunun 20 günü kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılmış ise 10 gününün işveren tarafından bildirildiğini, müfettişin ise haftalık ders sayısını hesaplayarak 20 gün olan kısa çalışma ödeneğine esas günü 18 veya 19 güne düşürdüğünü, aradaki 1 - 2 günlük fark kadar müvekkiline cezai yaptırım uygulanmasına ve işçilerin eksik ücret aldığına karar verdiğini, bu tespitlerin yanlış olduğunu, müfettişin tespitlerinin tamamen çıkarımlara dayalı olduğunu ve somut hiçbir veri içermediğini, incelemenin yapılmasından 2 sene öncesine ait tespitlerin somut veriler içermesi ve hukuki olması gerektiğini, bahsi geçen tespitlerin hiçbir geçerliliğinin olmadığını, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 41 inci maddesine göre haftalık kırkbeş saati aşan çalışmaların fazla çalışma sayıldığını, fazla çalışma yaptığını iddia eden işçinin bu iddiasını ispatla yükümlü olduğunu, 45 saati aşmayan çalışmaların normal çalışma süresi olduğunu, çalışma saatinin 45 saate ulaşmasının zorunluluk olmadığını, Kanun'un sadece üst sınırı belirlediğini, müfettişin ise işçilerin haftalık en az 45 saat çalışması gerektiği sonucuna ulaşarak işlem tesis ettiğini, işçilerin haftalık 32,5 saat çalışmasının da ayrıca Kanun'a aykırı bir husus olmadığını, müfettişin de tespit ettiği üzere iş yeri kayıtları ile banka kayıtlarının uyumlu olduğunu, çalışanların ihtirazi kayıtsız ücret bordrolarında imzalarının bulunması, iş yeri kayıtları ile banka kayıtlarının uyumlu olması, çalışanların kendilerinin fazla çalıştırıldığına ya da ücretlerinin eksik ödendiğine dair itiraz ve beyanlarının olmamasının müfettişin tespitlerini de boşa çıkardığını, 4857 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesi gereğince "hasta, izinli veya sair nedenlerle mazeretli olduğu hallere bakılmaksızın her ay tam olarak maktu bir aylık ücretin işçiye ödeneceğini kararlaştırmış olabilirler. Bu durumda, içinde bulunulan takvim ayının kaç gün olduğuna bakılmaksızın işçiye her ay için sabit bir ücret ödenecektir." öğretmenler ile şirket arasındaki iş sözleşmelerinin 10. maddesinin Kanun'daki düzenlemeye uygun şekilde "işçinin aylık brüt ücreti ... TL dir. İşçinin ücreti kural olarak bankaya yatırılır" şeklinde olduğunu, sosyal güvenlik uygulamalarına göre de; ay / dönem içindeki çalışmaları tam olan sigortalıların prim ödeme gün sayılarının, ay / dönemin kaç gün olduğuna bakılmaksızın 30 gün olarak sisteme girildiğini, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin prim ödeme gün sayısı ve günlük kazanç başlıklı 100 üncü maddesinde "(1) Sigortalının aynı ay içinde birden fazla işyerinde çalışması hâlinde, o aydaki toplam prim ödeme gün sayısı 30 günü geçemez.(2) Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında olup bir ay içinde tam çalışan ve buna göre ücret alan sigortalının prim ödeme gün sayısı, ayın kaç gün olduğuna bakılmaksızın 30 gün üzerinden bildirilir. Ay içinde işe alınan sigortalının prim ödeme gün sayısı, işe başladığı tarih ile ayın kalan günleri kadar, işten ayrılan sigortalının prim ödeme gün sayısı ise o ayda çalıştığı gün sayısı kadar Kuruma bildirilir" denildiğini, Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü tarafından her yıl açıklanan prime esas kazançların alt ve üst sınırlarına ait tutarlarda, sigorta primine esas aylık kazanç alt sınırı hesabında, günlük kazanç alt sınırı (günlük asgari ücret tutarı) ile 30 gün çalışılması halinde elde edilen tutar çarpılarak bulunan tutar üzerinden prim alınacağının da açıkça belirtildiğini, bazı aylar 30, bazı aylar 31 ve bazı ayların da daha az günden oluşabileceğini, bu bakımdan 31 gün çeken aylar için bir gün eksik ücret ödendiği sonucuna varılamayacağını, müvekkili Kurumda aylık ücret ödendiğini, ders saatine bakılmadığını, ücretin asgari ücretten az olamayacağı için müfettişin tespitlerinin de hatalı olduğunu, müfettişin tespit ettiği hesaplamaya itibar edilmesi halinde öğretmenlere haftalık 32,5 saat karşılığı ders saati kadar ödeme yapılması gerektiğini, bu tutarın asgari ücretten az da olabileceğini yahut müfettişin çıkarımına göre öğretmenin izinli olduğu hafta hiç derse girmeyen öğretmene hiç ücret ödenemeyeceği sonucunun çıktığını, 5510 sayılı Kanun uygulamasında da görüleceği üzere her ay 30 gün SGK primi ödendiği gibi yıllık prim ödeme gün sayısının 360 gün olarak kabul edildiğini, nitekim işçiler ile imzalanmış iş sözleşmesindeki hükümlerin de bu doğrultuda olduğunu, işçilerin eksik ücret ödendiğine dair taleplerinin olmadığı gibi hesap pusulalarında da imzalarının olduğunu, incelemenin; raporda da belirtildiği üzere ... isimli bir şahsın "Akhisar Bahçeşehir Kolejinde pandemi sürecinde tüm öğretmenlerin ücretsiz izinde gösterildiği fakat çalıştırıldığı, bu sistem sayesinde haksız kazanç elde edildiği" şikayeti üzerine başlatıldığını, ... isimli şahsın müvekkili şirket yetkilisi ... Dereköy ile husumetli olduğunu, aralarındaki husumetten dolayı böyle bir şikayette bulunduğunu, tüm dünyada etkin olan covid-19 corona virüs sebebi ile eğitim öğretim sistemi ve okulların uzun bir süre faaliyetlerine ara verdiğini, kısıtlamalar ve Hıfzısıhha Kurulu kararları doğrultusunda eğitim öğretimin sürdürülmeye çalışıldığını, bir dönem tamamen kapanan eğitim öğretim Kurumlarının bir dönem online ders yöntemi ile faaliyette bulunduğunu, Bakanlık, İl Müdürlüğü ve Hıfzısıhha Kurulu kararları doğrultusunda çalışma faaliyetlerini sürdürdüğünü, pandemi döneminde okulların kapalı olduğu, eğitim ve öğretime ara verildiği, öğrencilerin ve öğretmenlerin maddi manevi açıdan zarara uğramaması adına tüm önlemlerin alındığı düşünüldüğünde idarenin tespitlerinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, öğrencilere online eğitim verilerek eğitim hayatlarının sekteye uğramaması sağlanırken öğretmenlere de ücretlerinin gerek kısa çalışma ödeneğinden faydalanılarak gerek nakdi yardım desteğinden faydalanılarak gerek müvekkili şirketçe tamamlanarak mağdur olmalarının önüne geçildiğini, davalının dahi teftiş raporunda müfettiş tarafından tespit edilen hususun ne olduğunu, hangi kısmının hukuka aykırı olduğunu tam olarak tespit edemediğini, "nakdi ücret desteğinden yararlandırılan işçilerin fiilen çalıştırıldığı tespit edilmiştir" şeklinde davaya cevap verdiklerini, cevap dilekçesinin davalı Kurum tarafından bağlayıcı olduğundan davanın sırf bu beyan nedeni ile kabulü gerektiğini, teftiş yapılan yerin bir eğitim öğretim Kurumu olduğunu ve okulların pandemi döneminde kapatıldığı için fiili olarak çalışmadıklarını, müfettişin tespit ettiği hususun ise nakdi ücret desteğinden yararlandırılan işçilerin fiilen çalıştırılmadığı olduğunu, bunun yanında 4447 sayılı Kanun'un geçici madde 32 "(Ek:3/11/2022-7420/14 md.) Yeni Koronavirüs (Covid-19) sebebiyle işverenlerin yaptıkları zorlayıcı sebep gerekçeli kısa çalışma başvurularının alınması, değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemler ile nakdi ücret desteği işlemleri hakkında Bakanlık ve Kurum personeline herhangi bir sorumluluk yüklenemez. Bu kapsamda Yeni Koronavirüs (Covid-19) sebebiyle ödenen kısa çalışma ödeneği ile nakdi ücret desteği ödemelerinde hatalı işlemlerden kaynaklanan fazla ve yersiz ödemeler ile nakdi ücret desteğinden yararlanan işçinin başvuruda bulunduğu işveren tarafından fiilen çalıştırıldığının tespiti hâlinde işverene uygulanan idari para cezalarından bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla tahsil edilmemiş olanlar terkin edilir. Tahsil edilenler iade veya mahsup edilemez. Bu alacaklarla ilgili başlatılmış takip ve tahsil işlemlerine devam edilmez, yargı mercilerine intikal etmiş olan dosyalarda Kurum ve Bakanlık aleyhine yargılama giderine hükmedilmez. Kısa çalışma uygulanan dönemde 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde yer alan sebepler hariç olmak kaydıyla işveren tarafından işçi çıkarılmasına istinaden oluşan fazla ve yersiz ödemeler ile ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına konu olmuş kısa çalışma ödeneği ile nakdi ücret desteği ödemeleri bu madde kapsamı dışındadır. Ceza soruşturması veya kovuşturması sonucu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilenler hakkında bu madde uyarınca terkin hükümleri uygulanır." düzenlenmesinin de idarenin tespitlerinin dayanaksız kaldığını ispatladığını, öğretmenlerin aylık 30 gün olan çalışma süresini haftalık 32,5 saat olarak değerlendiren ve bu doğrultuda kısa çalışma ödeneğinden haksız kazanç elde edildiğini belirten, nakdi destek yardımına aykırılık olduğunu belirten ve öğretmenlerin ücretlerinin eksik ödendiğini tespit eden teftiş raporunun hatalı olduğunu, davanın kabulü yerine davanın gerekçesiz şekilde reddine karar verildiğini iddia ederek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini, 29.07.2022 tarihli ve 11145/İNC/22 sayılı inceleme raporu ile rapordaki tespit ve tutanakların iptaline karar verilmesini, eksik ücret ödendiği belirtilen işçilere eksik ücret ödenmediğinin tespitine ve aksine Kurum işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle Kanun'a uygun sebeplere ve özellikle dosya kapsamı, delil durumu, emsal Yargıtay ilamları da dikkate alındığında; delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve Kanun'a aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla ve kamu düzenine aykırı bir husus da tespit edilemediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 inci maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesini tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; iş yerinde T.C. ... iş müfettişi tarafından yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporun iptali talebine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İş Hukuku
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı iş müfettişi (A), bir tekstil fabrikasında yaptığı denetimde, işçilerin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesinde belirtilen haftalık azami çalışma süresini aşan ve denkleştirme esaslarına uymayan şekilde çalıştırıldığını tespit etmiş ve bu duruma ilişkin bir tutanak düzenlemiştir. İşverenin bu duruma itiraz etmesi halinde, iş müfettişi tarafından düzenlenen bu tutanağın hukuki niteliği ve sonuçları hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Tutanağın işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı 30 gün içinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilmesi, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar işçi alacağının tahsilini durdurur.
B) İş müfettişinin, denetim görevini yaparken işin normal gidişini aksatması durumunda, bu usuli aykırılık düzenlenen tutanağın tamamının geçersizliği sonucunu doğurur.
C) İş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir.
D) Tutanaklar, işveren ve işçilerin çağrıldıkları halde ifade vermekten kaçınmaları durumunda, tek taraflı düzenlendiği gerekçesiyle mahkemede delil olarak kullanılamaz.
E) İş müfettişleri tarafından düzenlenen tutanaklar ve raporlar kesin delil niteliğinde olup, bu belgelere karşı iş mahkemesinde itiraz yolu kapalıdır.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.