4857 sayılı İş Kanunu Madde 98

İş Kanunu 98. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 98 - (Değişik birinci fıkra: 15/5/2008-5763/8 md.) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki işyeri bildirme yükümlülüğüne aykırı davranan işveren veya işveren vekiline, çalıştırılan her işçi için yüz Yeni Türk Lirası, (…)[30] 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki işyerini muvazaalı olarak bildiren asıl işveren ile alt işveren veya vekillerine ayrı ayrı on bin Yeni Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu para cezasının kesinleşmesinden sonra bildirim yükümlülüğüne aykırılığın sürmesi halinde takip eden her ay için aynı miktar ceza uygulanır. Genel hükümlere aykırılık

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2022/13224 E., 2023/6111 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunun 77, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 51,52,54,55 ve 417 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanunun 13, 16,19,21 ve 95 nci Maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri.
10. Hukuk Dairesi         2022/13224 E.  ,  2023/6111 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1039 E., 2022/3251 K. KARAR : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/1038 E., 2019/277 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ... ve ..., davalı ... ve davalı ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. vekilleri tarafından tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların murislerinin meslek hastalığı sonucu ölümü nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, eş ... için 300,00 TL, çocuk ... için 100,00 TL ve çocuk ... için 100,00 TL olmak üzere toplam 500 TL maddi tazminatın davalı taraftan (... Selçuk Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş.'den) tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacılar vekili tarafından 25.12.2014 tarihinde aynı mahkemenin 2014/833 Esas - 2014/724 Karar sayılı dosyası ile Güneş Sigorta A.Ş. aleyhine dava açılmış ve eş ... için 300,00 TL, çocuk ... için 100,00 TL ve çocuk ... için 100,00 TL olmak üzere toplam 500 TL maddi tazminatın tahsili talep edilmiştir. Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 31.12.2014 tarihli karar ile ... 2. İş Mahkemesi'nin 2013/294 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. 3.Davacılar vekili, 07.04.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile hesap bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminat talepleri yönünden ıslah talebinde bulunmuş, aynı zamanda manevi tazminat talep etmiş, ayrıca, sigortalının kızı ..., annesi ... ve kardeşi ... yönünden de manevi tazminat talep etmiştir. Söz konusu ıslah dilekçesinde, hem ... Selçuk Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş., hem de Güneş Sigorta A.Ş. davalı olarak yer almıştır. II. CEVAP 1.Davalı ... Selçuk Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı işyerinin işçi sağlığı ve korunması ile ilgili tedbirleri aldığını ve eğitimler verildiğini, davalı şirketin Çalışma Bakanlığı tarafından sürekli denetlendiğini, müteveffanın ölüm sebebinin başkaca sebepler olabileceğini beyan ederek beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. 2.Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Güneş Sigorta A.Ş. nezdinde tanzim edilen söz konusu İşveren Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi kapsamında meslek hastalıklarının ek teminat olarak belirlenmediğini, iş bu sebeple davaya konu meslek hastalığı açısından müvekkil şirketin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.03.2019 tarihli ve 2018/1038 Esas, 2019/277 Karar sayılı kararıyla; 1)Dosyamız ve dosyamızla birleştirme kararı verilen mahkememizin 2014/833 Esas - 2014/724 Karar sayılı dosyasında davacıların maddi tazminata ilişkin taleplerinin kabulüyle, a) Davacı ... için bilirkişi raporunda hesaplanan 227.802,74 TL maddi tazminattan davacının talebiyle bağlı kalınarak 155.658,81 TL maddi tazminatın, b) Davacı ... için bilirkişi raporunda hesaplanan 44.050,81 TL maddi tazminattan davacının talebiyle bağlı kalınarak 31.502,51 TL maddi tazminatın, c) Davacı ... için bilirkişi raporunda hesaplanan 4.050,75 TL maddi tazminatın; Müteveffanın vefat tarihi olan 04.05.2012 tarihinden itibaren (sigorta şirketi açısından faiz başlangıcı olarak dosyamızla birleştirme kararı verilen mahkememizin 2014/833 Esas - 2014/724 Karar sayılı dosya dava tarihi olan 25.12.2014 tarihinden itibaren) işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. şirketi ve davalı ...Ş.'den (sigorta şirketinin sorumluluğu poliçedeki limitle sınırlı olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, 2)a) Davacı tarafın ıslah dilekçesi ile ileri sürdüğü ve başvuru harcının yatırdığı davacıların manevi tazminata ilişkin taleplerinin kısmen kabulüyle, I) Müteveffanın eşi ... için 40.000 TL manevi tazminatın, II) Müteveffanın kızı ... için 30.000 TLmanevi tazminatın, III) Müteveffanın kızı ... (Ayögül) için 30.000 TL manevi tazminatın, IV) Müteveffanın oğlu ... için 30.000 TL manevi tazminatın, V) Müteveffanın annesi ... için 10.000 TL manevi tazminatın, VI) Müteveffanın kardeşi... için 10.000 TL manevi tazminatın; Müteveffanın vefat tarihi olan 04.05.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. şirketinden alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, b) Davalı ... açısından ıslah talebi ile ileri sürülen manevi tazminata ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.03.2020 tarihli ve 2019/2626 E- 2020/684 K sayılı kararıyla; taraflar arasında gider avansının yatırılmaması nedeniyle davanın reddinin gerekip gerekmediği, rücan alacak davası ile iş bu davanın birleştirilip birleştirilemeyeceği, husumet, sigortalının ölümünün meslek hastalığı sonucu olup olmadığı, davalı ... Şirketinin dava konusu alacaklardan sorumlu olup olmadığı konularında uyuşmazlık bulunduğu, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkin Kurumca açılan rücu davası ile, aynı iş kazasına dayalı olarak hak sahipleri tarafından açılan tazminat davasının, gerek hukuksal temelleri, gerek zararın belirlenme yöntemi, gerekse istinaf ve temyiz denetim yerlerinin farklı olması nedeniyle birleştirilmemesinin doğru olduğu, müteveffa ...'nun, tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere, 2004 yılı Mayıs ayından 2010 Aralık ayına kadar fiilen çalıştığı ... Selçuk Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş.’de 2004-2005 ile 2006-2007 yılları arası bahçıvan olarak diğer yıllarda ise, imalat hatası tuğlaların seçiminde, kırma, eleme, alümina binasında geri dönüşüm malzemelerinin fraksiyona dönüştürme işlemlerin yapıldığı ünitelerde çalıştığı, bu sürecin sonlarına doğru solunum sorunları yaşayan müteveffanın, ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu ve 13.05.2011, 11.08.2011, 10.11.2011 ve 09.02.2012 tarih ve 468 protokol nolu Sağlık Kurulu Raporunda "interstisyel akciğer hastalığı (slikozis) + solunum yetmezliği, interstisyel akciğer hastalığı” teşhisi konulduğu, 04.05.2012 tarihinde vefat ettiği, SGKB ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce (Bölge Sağlık Kurulu) 20.05.2014 tarih, 13767 sayı ile sigortalının ölümünün tutulduğu pnömokonyoz meslek hastalığı ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu olmasının kuvvetle muhtemel olduğuna; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’nun 15.08.2014 tarihli raporunda da, sigortalının ölümünün meslek hastalığı sonucu olduğuna karar verildiği, hükme esas alınan ve alanında uzman iş güvenliği uzmanı ve uzman hekimler tarafından düzenlenen 23.02.2015 ve 16.10.2016 tarihli kusur heyeti raporlarında, davacı tarafın kusursuz, davalı tarafın %93 oranında kusurlu ve %7 oranında kaçınılmazlık bulunduğu, dairenin gönderme kararından sonra ilk derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilen 18.04.2019 tarihli gerekçeli kararının hüküm kısmında sehven harç, masraf ve vekalet ücreti hususlarının yazılmamış olduğu, 24.04.2019 tarihli ek karar ile anılan hususların yazıldığı, mahkemenin 14.11.2018 tarihli tensip zaptının 2 nolu kararı ile “2)Davacı tarafa HMK 120/2 ve GAT inci 6 ıncı maddesine göre, GAT inci 4 ncü maddesine göre hesaplanan 100- TL yargılama giderinin tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içinde karşılanmasına” karar verildiği, bu avansın yatırılmadığına ilişkin bir bilgi ve belge dosyada bulunmamakta olup, işlemlere devam edildiği, yargılama giderinin yatırılması için Mahkemece verilen kesin sürenin usul ve yasaya uygun olmaması ve sonuç itibariyle giderlerin karşılanması nedeniyle davalı tarafın gider avansının yatırılmaması nedeniyle davanın reddi gerektiğine dair istinaf talebinin yersiz olduğu, davalı ...Ş. vekilinin, müvekkili Güneş Sigorta A.Ş. nezdinde tanzim edilen söz konusu İşveren Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi kapsamında meslek hastalıklarının ek teminat olarak belirlenmediğini, iş bu sebeple davaya konu meslek hastalığı açısından müvekkili Şirketin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını ileri sürdüğü, dairece, taraflara müzekkere yazılarak, davalılar arasında düzenlenen işveren mali sorumluluk sigorta poliçesi ve tüm eklerinin onaylı suretinin istendiği, gönderilen belgelerde, davalı ... şirketinin meslek hastalıklarından sorumlu tutulmayacağına dair bir bilgiye rastlanmadığı, davalıların hesap raporuna dair istinaf başvurularının kabulü gerekçesi ile; 1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2. maddesi gereğince davalıların hesap raporuna dair istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece Mahkemesi kararının (bu yönden) kaldırılmasına, 2-A)Asıl ve Birleşen davada davacıların maddi tazminata ilişkin taleplerinin kabulüne; Müteveffanın eşi davacı ... için 155.658,81 TL maddi tazminatın, Müteveffanın kızı davacı ... için 31.502,51 TL maddi tazminatın, Müteveffanın oğlu davacı ... için 4.050,75 TL maddi tazminatın, Müteveffanın vefat tarihi olan 04.05.2012 tarihinden itibaren (sigorta şirketi açısından faiz başlangıcı olarak birleşen davanın dava tarihi olan 25.12.2014 tarihinden itibaren) işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. ve davalı ...Ş.'den (sigorta şirketinin sorumluluğu poliçedeki limitle sınırlı olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen alınarak anılan davacılara verilmesine, B)Davacı tarafın ıslah dilekçesi ile ileri sürdüğü ve başvuru harcını yatırdığı davacıların manevi tazminata ilişkin taleplerinin kısmen kabulüne; Müteveffanın eşi davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın kızı davacı ... için 30.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın kızı davacı ... Evliyaoğlu (Ayögül) için 30.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın oğlu davacı ... için 30.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın annesi davacı ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın kardeşi davacı ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın vefat tarihi olan 04.05.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş.’den alınarak anılan davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, Davalı ...Ş. açısından ıslah talebi ile ileri sürülen manevi tazminata ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ... ile ... ve davalı ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 21.12.2021 tarih ve 2020/9335 E- 2021/16326 K sayılı ilamıyla; müteveffa sigortalının magnezit tuğla üretimi yapılan işyerinde önce bahçıvan daha sonraki yıllarda ise defolu tuğla seçimi ile kırma-öğütme ünitelerinde imalat işçisi olarak çalışlıştığı, çalıştığı ortamda duman ve tozlara maruz kalmasından dolayı mesleki akciğer hastalığına yakalanması biçiminde gelişen olayın, işverene kusur verilmesi yanında, kömür ve maden işçileri için uygulanan “32 yıl formülü”nün, burada uygulama yeri ve etkisinin bulunmadığı gözetilmeksizin düzenlenen hatalı rapor esas alınarak karar verilmesinin isabetli bulunmadığı, bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda hükme esas alınan kusur raporunun hatalı olduğu gözetilerek, rücu dava dosyasındaki kusur raporu da dosya kapsamını getiritilip, 32 yıl formulünün dikkate alınamayacağı gözetilerek, davalı işyerinde sigortalının yaptığı işin özellikleri, yakalandığı meslek hastalığına yol açan etkenler, hastalığın önlenebilmesi için alınması gereken önlemler ile bunların gerçekleştirilme ve önlemlere uyum durumları göz önünde bulundurularak ve ayrıca kaçınılmazlığın da somut olayda etkisinin olup olmadığı irdelenip değerlendirilmek üzere alanında uzman göğüs hastalıkları hekim bilirkişi ve A belgeli iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak heyetten ; yargısal denetime elverişli, ayrıntılı irdeleme içeren rapor alınıp; dosyadaki deliller ışığında yapılacak değerlendirmeyle usuli kazanılmış haklar da göz önünde bulundurularak sonuca varmak olduğu belirtilerek Bölge adliye mahkemesi kararı bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay bozma ilamı gereklerinin yerine getirildiği; rücu dosyasında bulunan kusur raporunun dosya kapsamına alındığı, Dairece içlerinde uzman göğüs doktoru ve A sınıfı İş güvenliği uzmanları bulunan heyetten kusuru raporu alındığı, alınan kusur raporunun olaya ve oluşa uygun olduğunun değerlendirildiği, yine, Dairece alanında yetkin bir bilirkişiden hesap raporu alındığı, davacı tarafın, Dairenin kaldırma kararı öncesinde 12/05/2017 tarihli ilk derece Mahkemesi kararını maddi tazminat yönünden istinaf etmemiş olduğu ve bu nedenle davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, hal böyle olunca, dosyada mevcut usuli kazanılmış hakkın dayanağını oluşturan 04.04.2017 tarihli hesap raporundaki verilerin nazara alınması gerektiğinden, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ve davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek Dairece yeniden hüküm kurulduğu gerekçesiyle; 1-A) Asıl ve Birleşen davada davacıların maddi tazminata ilişkin taleplerinin kabulüne; Müteveffanın eşi davacı ... için 155.658,81 TL maddi tazminatın, Müteveffanın kızı davacı ... için 31.502,51 TL maddi tazminatın, Müteveffanın oğlu davacı ... için 4.050,75 TL maddi tazminatın, Müteveffanın vefat tarihi olan 04.05.2012 tarihinden itibaren (sigorta şirketi açısından faiz başlangıcı olarak birleşen davanın dava tarihi olan 25.12.2014 tarihinden itibaren) işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. ve davalı ...Ş.'den (sigorta şirketinin sorumluluğu poliçedeki limitle sınırlı olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen alınarak anılan davacılara verilmesine, Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, B) Davacı tarafın ıslah dilekçesi ile ileri sürdüğü ve başvuru harcını yatırdığı davacıların manevi tazminata ilişkin taleplerinin kısmen kabulüne; Müteveffanın eşi davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın kızı davacı ... için 30.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın kızı davacı ... Evliyaoğlu (Ayögül) için 30.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın oğlu davacı ... için 30.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın annesi davacı ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın kardeşi davacı ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın, Müteveffanın vefat tarihi olan 04.05.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş.’den alınarak anılan davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, Davalı ...Ş. açısından ıslah talebi ile ileri sürülen manevi tazminata ilişkin taleplerin reddine, Müteveffanın vefat tarihi olan 04.05.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş.’den alınarak anılan davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, Davalı ...Ş. açısından ıslah talebi ile ileri sürülen manevi tazminata ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ... ile ..., davalı ... ve davalı ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar ... ile ... vekili temyiz sebepleri olarak özetle; bozma kararına uyularak verilen karar üzerine düzenlenen rapor ile kusur oranları değişerek davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğunun belirlendiğini, olayın oluşumuna ilişkin kusur oranları değişerek davalı işverenin kusur oranında artış meydana gelmiş olması ve temyiz taleplerinin kabulü dikkate alınarak talep edilebilecek tazminatların hesaplamasının yapılması için dosya bilirkişiye tevdi edilerek 01.08.2022 tarihli rapor alındığını, söz konusu raporda bilirkişinin 16.02.2019 tarihinden sonra yürürlüğe giren tüm Asgari Ücretleri dikkate alarak hesaplama yapması gerekir iken söz konusu ücret artışlarını dikkate almadan 04.04.2017 ve 16.02.2019 tarihli raporlardaki verileri esas alarak hesaplama yaptığını, taraflarınca gerek 04.04.2017 tarihli rapora gerekse de 16.02.2019 tarihli rapora karşı sunulan itiraz dilekçelerinde “ Usulü Müktesep Hakka” yol açmayacak şekilde raporlara itiraz ettiğini, Yargıtay HGK ve İlgili dairelerin yerleşik, “Asgari Ücretin Kamu Düzenine İlişkin olduğu ve hüküm tarihine en yakın verilerin göz önüne alınarak zararın somut olarak tespitinin gerektiği” kuralını göz ardı ettiğini ve 16.02.2019 tarihinden sonra yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin dikkate alınarak hesaplama yapması gerekirken yapmamasının açıkça yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, asgari ücretin kamu düzenine ilişkin olup uygulanmasının zorunlu olduğunu, karar tarihine en yakın asgari ücret esas alınarak karar verilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz sebepleri olarak özetle; poliçede mesleki hastalık teminat kapsamında olmamasına rağmen teminat kapsamında kabul edilerek hüküm kurulmasının hukuka aykırı fahiş hatalı bir karar olduğunu, ayrıca hatalı şekilde de kurularak poliçe limitlerinin aşıldığını, gerekçeli kararda müvekkil, şirketin sorumlu olduğu teminat miktarları gösterilmeksizin sorumluluğa hükmedildiğini, dava konusu olayın çözümünün özel bilgi gerektirmekteyken dosyanın sigorta alanında bilirkişiye gönderilmemesinin eksik inceleme sonucu hatalı hüküm kurulduğunun göstergesi olduğunu, .hükme esas alınan kusur raporundaki kusur durumunun tespitinin açıkça hatalı olduğunu, tazminat hesaplamasına esas alınan kusur oranlarını kabul etmediklerini, müvekkili sigorta şirketinin faiz ödeme borcu olmadığını, davacının yargılama giderleri ve vekalet ücreti taleplerinin reddi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 3.Davalı ... Selçuklu Krom Magnezit Tuğla San. A.Ş. vekili temyiz sebepleri olarak özetle; müteveffanın vefatının sorumluluğunun tamamının, müteveffanın hastalığa yakalanmasına neden olabilecek diğer faktörler gözetilmeksizin, tüm ömrüne kıyasla kısa bir süre çalıştığı müvekkil şirkete atfedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, her ne kadar Yüksek Sağlık Kurulunun 15.08.2014 tarihli raporunda müteveffanın meslek hastalığına bağlı olarak vefat ettiği benimsenmişse de bu raporun dayanağı olan SGK ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce 20.05.2014 tarih ve 13767 sayılı sigortalının ölümünün tutulduğu Pnömokonyoz meslek hastalığı ve buna bağlı komplikasyonlar sonucu olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun belirtilmesi karşısında kesinlik ifade etmeyen yetkili kurul raporuna dayanmadığından, meydana gelen hastalığın meslek hastalığı kabul edilip edilmeyeceği hususunun Adli Tıp Kurumu tarafından karara bağlanması gerekirken bu hususun eksik bırakılmasının Yargıtay kararlarına açıkça aykırı olduğunu, dosyada mevcut bilirkişi raporlarında işçinin meslekte kazanma gücünü kaybetme oranının /sürekli iş göremezlik derecesinin tespiti gerekirken hatalı ve yasaya aykırı olarak işçinin %30,2 oranında maluliyetinden söz edildiğini, taraflarınca bu rapora itiraz edilmiş olmasına rağmen ve bu hususta da yegane yetkili bilirkişi Adli Tıp Kurumu olmasına rağmen bu konuda Adli Tıp Kurumundan rapor alınmaksızın karar verilmiş olmasının da bozma sebebi olduğunu, hesap bilirkişi raporunda, hatalı olarak sürekli işgöremezlik derecesi gözetilmeksizin, işçinin elde edebileceği tüm gelirden kusuru oranında işverenin sorumlu tutulmasının fahiş bir hata olduğunu, Borçlar Kanunu’nun 51nci ve 52 nci maddeleri gereğince tazminattan indirim yapılması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe C.A. Davacılar ... ile ... ve davalılar vekillerinin manevi tazminatlara, çocuklar için hükmedilen ve reddedilen maddi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir. Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir. HMK 362/2 inci maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir” HMK 366 ıncı maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir. Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi arası için 72.070,00 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630,00 TL, 01.01.2022 tarihi sonrası için 107.090,00 TL’dir. Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla davacılar ... ile ... ve davalılar vekillerinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. C.B. Davacılar ... ile ... ve davalılar vekillerinin davacı eş lehine hükmedilen ve reddedilen maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, meslek hastalığı nedeniyle vefat eden sigortalının yakınlarının tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunun 77, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 51,52,54,55 ve 417 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanunun 13, 16,19,21 ve 95 nci Maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1. Davacılar ... ile ... ve davalılar vekillerinin manevi tazminatlara, çocuklar için hükmedilen ve reddedilen maddi tazminatlara temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Davacılar ... ile ... ve davalılar vekillerinin davacı eş lehine hükmedilen ve reddedilen maddi tazminata yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz eden ilgililere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,30.05.2023 tarihinde karar verildi. KARŞI OY I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesince verilen kararı maddi tazminat yönünden davacının istinaf etmediği dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesince geri gönderme kararından sora önceki raporun ücrete esas katsayının asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınarak değiştirmesinin davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın Özekes’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku, ... 2013. s: 2190).” 3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109 uncu maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 8. Bozmadan sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf bozmadan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. III. Sonuç: 9. Yukarda açıklanan nedenlerle davacının gerek ilk kararı kanun yoluna getirmemesi doğmamış hakka dayandığından, bozma sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu husus usulü kazanılmış hak oluşturmadığından kararın özellikle davacı eş temyizi yönünden bu nedenle bozulması gerekirken, usulü müktesep hak teşkil ettiği gerekçesi ile davacının temyiz isteminin değerlendirilmemesi ve kararın onanması görüşüne katılınmamıştır.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2015/24640 E., 2018/2685 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Diğer taraftan, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir parçası olan belirlilik ve cezaların şahsiliği ilkeleri, idari para cezaları için de geçerli olup, 4857 sayılı İş Kanununun 98. maddesinde düzenlendiği gibi açık bir hüküm bulunmadıkça, üst işverenlerin bu cezalar nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir.
10. Hukuk Dairesi         2015/24640 E.  ,  2018/2685 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı kurumun 01.10.2008 yılına kadar olan idari para cezaları yönünden temyiz itirazlarının reddine 2-Dava konusu 1.10.2008 yılından sonraki döneme ait 2008/11 ila 2010/1 . ay döneme ilişkin para cezaları yönünden ise mahkece verilen red kararı yerinde ise de red gerekçesi yerinde değildir. Davaya konu uyuşmazlık; davacının % 1.25 oranında hisse sahibi olduğu ... Ltd. Şti. adına düzenlenen idari para cezalarından sorumlu olup olmayacağı yönünde toplanmaktadır. Davaya konu idari para cezaları ... Ltd. Şti adına düzenlenmiş olup davacının şirket ortağı olması hasabiyle davacı adına ödeme emri düzenlenmiş davacı hak düşürücü süre içinde eldeki davayı açmıştır. Klasik ceza hukukunda, toplum düzenini bozan hareketlerin suç olarak nitelendirilmesi ve karşılığında ceza yaptırımı öngörülmesi düşüncesi yer almaktadır. Ancak, 18. yüzyıldan itibaren, yargı organlarının iş yükünü azaltmak amacıyla düzeni bozan fakat hafif nitelikte sayılan suçlar suç olmaktan çıkartılmaya başlanmıştır. Bu “suç olmaktan çıkartma” akımının sonucunda 20. yüzyılda genel ceza hukukundan ayrı bir idari ceza hukuku kavramı ortaya atılmıştır. İdare tarafından verilecek cezalar ancak hürriyeti bağlayıcı cezanın haricindeki cezalardır. Görüldüğü üzere, İdari Ceza Hukukunun konusunu, hafif nitelikte sayılan düzeni bozucu davranışların önlenmesi ve düzenin korunması oluşturmaktadır. İdare, bu düzenin tekrar sağlanması amacıyla, düzeni bozanlar bakımından bir şeyin yapılması ya da yapılmaması yönünde bir yaptırım uygulayabileceği gibi çoğunlukla para cezası öngörmektedir. İdarenin verdiği cezaya ilgilinin itiraz etmesi nedeniyle adli makamların yapmış oldukları inceleme sadece hukukilik denetimi olup, idari suçun maddi unsurlarına yönelik değildir. (Prof. Dr. Ersan Şen, “İdari Ceza Hukuku”) İdarî para cezaları, idarî makamların kararlarıyla oluşmaktadır. İtiraz halinde yargının vereceği karar, onun bu niteliğini değiştirmemektedir. Sonuçları belli ölçüde genel para cezalarına benzese de tümüyle idarî işleme dayanan bir yaptırımdır. Yargı organlarının müdahalesi olmadan doğrudan idarece kararlaştırılmakta ve uygulanmaktadır. İdarî para cezaları ile kamu düzenine aykırı davranışların önlenmesi, toplumda disiplinin sağlanması amaçlanmaktadır. Gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve çoğalan toplumsal gereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılayabilmek için çağdaş yönetimlerde idareye geniş ve değişik alanlarda yaptırım yetkileri tanınmaktadır. İdari Ceza Hukukunda da kıyas yasağının, belirlilik ilkesinin ve cezaların şahsiliği ilkesinin şimdiye dek uygulanageldiği dikkate alınarak yapılacak yorumlarda dava konusunun idari para cezası olması nedeniyle idari ceza hukukunda yapılan yorum metodlarını kullanmak gerekli olup, bu kapsamda genişletici yorum ile çözüme ulaşmak gerekecektir. Kanun metninin anlamının şüpheli ve anlaşılmaz olduğu durumlarda kanunu uygulayan kişi, kanun koyucunun kanunu yaparken sahip olduğu irade, kanunun yapılış nedeni, hazırlık çalışmaları, kanunun objektif iradesini, kanunun yapıldığı dönemdeki politik ve sosyal olayları, kanunun hukuk sistematiği içindeki yerini, yapılış tarihi ve dönemin felsefesini, doktrine ve hukukun genel prensipleri ile kanun maddesini bir arada değerlendirecektir. Bu değerlendirme suretiyle somut olayın kanuna uygun olup olmadığı belirlenecektir. Kanun koyucunun iradesine yönelik olarak konu benzetmesinin yapılması suretiyle kanunun uygulanma olanağının arttırılması genişletici yorum olarak değerlendirilmektedir. Lakin genişletici yorum kullanır iken de kıyas yasağını ihlal etmemek ve hukuka güvenilirliği zedelememek adına cezalandırılabilirlik alanının dar tutulması gerekmektedir. İdari para cezalarının amacı, yapılmaması gereken bir şeyin yapılması nedeniyle ileride bu tür durumların tekrarının önlenmesidir. İdari para cezalarının ödenmesi, sigortalı işçilere yeni bir hak getirmeyecek, onların mağduriyetini önleyici bir rol oynamayacaktır. Oysa alt işverenlerin ödemediği ücret ve sigorta primlerinin asıl işverenler tarafından ödenmesi sigortalı işçilerin mağduriyetlerini önleyen çok önemli bir düzenlemedir. Bu nedenle asıl işverenlerin, alt işverenlere ait ücret ve sigorta borçlarından sorumlulukları ile alt işverenlere ait idari para cezalarından sorumluluklarını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Diğer taraftan, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir parçası olan belirlilik ve cezaların şahsiliği ilkeleri, idari para cezaları için de geçerli olup, 4857 sayılı İş Kanununun 98. maddesinde düzenlendiği gibi açık bir hüküm bulunmadıkça, üst işverenlerin bu cezalar nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Asıl işverenin müteselsil sorumluluğu mali ve hukuki açıdan söz konusu olup, cezai sorumlulukta uygulanamaz. Bunun sonucu olarak, asıl işveren, taşeronun fiilinden dolayı idari para cezası yönünden müteselsilen sorumlu tutulamaz. Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, davacı adına bizzat tahakkuk etmiş ve kesinleşmiş idari para cezası olmadığı idari para cezasının şirket hakkında düzenlendiği ve idari para cezasının şahsiliği ilkesi gereği davacından tahsili yoluna gidilemeyeceği gözetilmeksizin farklı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki, bu konunun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ: Hükmün gerekçe kısmının ''Davaya konu ödeme emrinin dayanağı idari para cezalarının tahakkuk dönemlerinin 2006-2010 yıllarına ait olduğu ve tahsil zaman aşımı süresinin 5 yıl olduğu sabit olup davaya konu ödeme emirlerinin düzenlenme tarihi 2013 olup, 5 yıllık zaman aşımı süresi gözetildiğinde 01.10.2008 tarihine kadar ki idari para cezası alacaklarının zaman aşımına uğramış olduğu tespit edilmiştir.'' cümlesinden sonra gelen paragrafların tamamının silinerek yerine '' 01.10.2008 tarihinden sonra gelen idari para cezaları yönünden ise, idari para cezalarının davacı hakkında değil ortağı olduğu ... Ltd. Şti. hakkında düzenlenmiş idari para cezaları olduğu gözetildiğinde, idari para cezaların şahsiliği ilkesi çerçvesinde davacı hakkında idari para cezalarının tahsili için ödeme emri düzenlenemeyeceği gözetilerek davanın kabulü ile ödeme emrinin iptaline karar vermek gerektiği yargısına varılarak aşağıdaki hüküm fıkrası kurulmuştur.'' paragrafının eklenmesine, gerekçenin bu şekilde DÜZELTEREK ONANMASINA, 29.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
22. Hukuk Dairesi, 2015/23724 E., 2017/28458 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
sendikası üyesi olan davacının davalıya ait işyerinde makine baş teknisyeni unvanı ile 4857 sayılı Kanunu’na tabi işçi olarak çalıştığını, 13. dönem toplu iş sözleşmesinin 98/b maddesine göre almakta olduğu kasa tazminatı ödemesinin 2009 yılı itibariyle durdurulduğunu, davacının 2002 yılından itibaren atıl sistem hurda malzeme tesbit tanzim ve değerlendirilmesi ile resmi kurumlara tesliminden cins
22. Hukuk Dairesi         2015/23724 E.  ,  2017/28458 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, ... sendikası üyesi olan davacının davalıya ait işyerinde makine baş teknisyeni unvanı ile 4857 sayılı Kanunu’na tabi işçi olarak çalıştığını, 13. dönem toplu iş sözleşmesinin 98/b maddesine göre almakta olduğu kasa tazminatı ödemesinin 2009 yılı itibariyle durdurulduğunu, davacının 2002 yılından itibaren atıl sistem hurda malzeme tesbit tanzim ve değerlendirilmesi ile resmi kurumlara tesliminden cins ve miktar bakımından birinci derecede sorumlu olarak görev yaptığını, kasa tazminatı aldığı tarih ile halihazırdaki işi arasında herhangi bir değişiklik olmadığını ileri sürerek kasa tazminatı alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davanın kısmi dava açılamayacağını, davacının ilgili toplu iş sözleşmesinin 98 maddesinde tanımlanan “malzemelerin teslim ve tesellümünden bunların iyi muhafazası ile açıklarından birinci derecede sorumluluk sahibi olma” koşullarını sağlamadığını, davacının işinin herhangi bir ölçü ve tartıya tabi tutulmaksızın ve zimmet söz konusu olmadan kendisine bırakılan hurda malzemelerin MKE’ye satışı için yükleme işlemine nezaret etmek olduğunu, ambar girişinin yapılmadığı bir yerde açıklardan sorumluluk söz konusu olmayacağını, ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz Başvurusu: Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: Taraflar arasında davacının kasa tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında ihtilaf bulunmaktadır. ... ve Gaz İşçileri Sendikası ile Kamu İşletmeleri İşverenleri ile ... arasında imzalanan 13. dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 98/b. maddesinde; “...b) İşveren Ambar Yönetmeliğinin 6. maddesinde belirtilen malzeme ambarları ile depolar, ekonomalar veya tüketim kooperatiflerinde bulunan malzemelerin teslim ve tesellümünden ve bunların iyi muhafazası ile açıklarından birinci derece sorumluluk taşıyan işçiler ile akaryakıt istasyonlarında çalışıp da sadece teslim-tesellümünden sorumlu olanlara, bunlara vekalet edenlere, ... aylık çıplak gündelikleri toplamının %10'u tutarında kasa tazminatı ödenir.” hükmü yer almaktadır. Ambar Yönetmeliğinin 6. maddesinde ise, malzemelerin cinslerine ve kullanım amaçlarına göre korunacağı ambar çeşitleri aşağıda tanımlanmış olup; buna göre, İhtiyaç Dışı (Kullanılamaz) Malzeme Ambarı, çeşitli nedenlerle kullanılamaz duruma gelmiş, bakım ve onarımla dahi kullanılma imkanı olmayan malzemenin satışı yapılıncaya kadar muhafaza edildiği yerdir. Somut uyuşmazlıkta, mahkemece davacının hurda malzeme depo sorumlusu olduğu, davacının sorumlu olduğu deponun ... ... İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü Ambar Yönetmeliği'nin 6. maddesinde belirtilen ihtiyaç dışı malzeme ambarı olduğu ve davacının söz konusu ambarın birinci dereceden sorumlusu olduğu, bu sebeple 13. dönem toplu iş sözleşmesinin 98. maddesine göre kasa tazminatına hak kazandığı kanaatine varılmıştır. Ne var ki, davalı Kurum, davacının sorumlu olduğu ambara giren hurda malzemelerin kaydının tutulmadığını, bunların zimmetle teslim edilmediğini, zimmetle teslim edilmeyen bir diğer ifade ile ölçü ve tartıya tabi olmayan malzemenin açığından sorumluluğun da söz konusu olamayacağını savunmuştur. Gerçekten de, toplu iş sözleşmesi hükmüne göre kasa tazminatı ödemesine hak kazanmanın en genel koşulu, ilgiliye o konuda bir sorumluluk yüklenmiş olmasıdır. Dosya kapsamına göre ambara giren malzemenin ölçüm ve tartımının söz konusu olmadığı değerlendirildiğinde, davacının görevinin toplu iş sözleşmesinde belirtildiği gibi “malzemenin teslim ve tesellümünden iyi muhafazasından ve açıklardan birinci derecede sorumlu olma” şeklinde sorumluluk doğurucu bir iş olarak nitelenemeyeceği ortadadır. Davacıya ne miktarda malzemenin teslim edildiğine dair kayıt tutulmadığı halde, davacının bunların teslim ve tesellümden, iyi muhafazasından veya malzeme açığından sorumlu olması düşünülemez. Davacı tarafça dosyaya sunulan teslim belgeleri dikkate alındığında, bunların hurdanın davacının çalıştığı ambara teslimine dair değil, ambardan çıkışı ile MKE’ye teslimine dair olduğu görülmektedir. ... halde, malzemenin MKE’ye satışı için ambardan çıkışına ve yüklenmesine nezaret eden davacı yönünden toplu iş sözleşmesinin 98/b maddesindeki koşullar gerçekleşmemiştir. Her ne kadar davacı, daha önce kendisine kasa tazminatı ödendiğini, ödeme yapılan tarih ile dava tarihi arasında geçen süreçte, ifa ettiği görevde herhangi bir değişiklik bulunmadığını ileri sürmekte ise de; yapılmaması gereken bir ödemenin davacı yönünden kazanılmış hak teşkil etmesi mümkün değildir. Davacının ifa ettiği işin kapsamı dikkate alındığında, davacıya kasa tazminatı ödenmesi için gerekli koşullar daha önceden de mevcut değildir. Davalı Kurumun, koşullar gerçekleşmediği halde ödeme yapmış olması, kazanılmış hak ilkesi ile açıklanamaz. Belirtilen sebeplerle, davacının kasa tazminatına yönelik talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. Sonuç: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.12.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2013/1943 E., 2015/1131 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 10.06.2003 tarihinden önce 1475 sayılı İş Kanunu'nun 98.maddesinde 14.maddede belirtilen esaslara aykırı olarak kıdem tazminatı ödeyen işverenler için hapis ve para cezası öngörüldüğü için kıdem tazminatına ilişkin hükümler mutlak emredici nitelikte kabul edilmekteydi.
Hukuk Genel Kurulu         2013/1943 E.  ,  2015/1131 K. * BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ * KIDEM TAZMİNATI ALACAĞININ TAHSİLİ İSTEMİ * İŞ SÖZLEŞMESİNİN HAKLI NEDEN GÖSTERİLMEKSİZİN YENİLENMEMESİ * İŞ KANUNU (4857) Madde 120 * İŞ KANUNU (4857) Madde 11 * İŞ KANUNU (4857) Madde 24 * İŞ KANUNU (4857) Madde 18 * İŞ KANUNU ( 14. maddesi yürülükte ) (1475) Madde 14 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 338 * ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNU (5580) Madde 9 * ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNU (5580) Madde 8 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 06.11.2012 gün ve 2011/499 E.-2012/709 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin 04.02.2013 gün ve 2013/548 E.-2013/1643 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin davalı işverence haksız olarak feshedildiğini belirterek kıdem tazminatının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, iş sözleşmesinin davalı tarafından feshinin söz konusu olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin süreli sözleşme olması sebebiyle süre sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona erdiğini, bu sebeple davanın kıdem tazminatına hak kazanamayacağını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin takip eden dönemde haklı bir sebep olmaksızın yenilenmediği bu sebeple davacının kıdem tazminatına hak kazanacağı gerekçesiyle kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı taraf temyiz etmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120.maddesi gereği halen yürülükte olan 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesinde işçiye hangi hallerde kıdem tazminatı ödeneceği sayılmıştır. Bu hüküm, mutlak emredici olup, yorum yoluyla genişletilemez. Somut olayda, davacı, taraflar arasında imzalanan sözleşme içeriğine göre davalı bünyesinde belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmıştır. Süre sonunda işverence herhangi bir bildirim yapılmaksızın iş sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş olmakla davacı kıdem tazminatına hak kazanamaz. Mahkemece davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kıdem tazminatı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete ait özel okulda 01/09/2006 tarihi itibariyle bilgisayar öğretmeni olarak çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin 05/09/2011 tarihinde ihbar önellerine uyulmaksızın haklı ya da geçerli bir neden gösterilmeksizin kıdem tazminatı da ödenmeden feshedildiğini belirterek, kıdem tazminatı alacağının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, davacının belirli süreli hizmet akdi ile davalı işyerinde çalıştığını ve sözleşme süresinin sona ermesi nedeniyle iş akdinin fesih olduğunu, belirli süreli hizmet akitlerinin kendiliğinden sona ermesi nedeni ile kıdem tazminatı talep koşullarının oluşmayacağını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davacının davalı işyerinde belirli süreli hizmet akdi ile çalışmakta iken iş akdinin yeni dönem için haklı bir neden olmaksızın davalı yanca yenilenmediği ve akdi yenilememede davalı yanın haklı nedenlerinin varlığı kanıtlanmadığından belirli süreli hizmet akdinin işverence sona erdirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekillerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece, davacının en az bir yıl süreli sözleşme ile 2006 yılından bu yana fen ve teknoloji öğretmeni olarak çalışmaya devam ettiği ve her yıl sözleşmesinin yenilendiği, 2011 yılında ise davacının sözleşmesinin yenilenmesini beklemesine rağmen, davalı işveren tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin sözleşmenin yenilenmemesi nedeniyle belirli süreli iş sözleşmesinin süre sonunda işveren tarafından yenilenmeyerek feshedildiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını temyize davalı vekili getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, belirli süreli hizmet sözleşmesi ile öğretmen olarak çalışan ve süre sonunda sözleşmesi yenilenmeyen davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (mülga) 338.maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre, belirli süreli hizmet sözleşmesinin kurulması için, tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterlidir. Belirli ve belirsiz süreli hizmet sözleşmesine ilişkin düzenlemenin bulunduğu 4857 sayılı İş Kanununun 11.maddesindeki, “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde  düzenleme ile bu  konudaki esaslar  belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş  ilişkisinin süreye bağlı  olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak, ana kuralın belirsiz süreli sözleşme olduğu  kabul edilmiştir. İş sözleşmesinin süresinin kanunla belirlenmiş olması halinde ise kanunda belirtilen süreye uygun olarak yapılan sözleşmelerin belirli süreli olmasının yasal bir zorunluluk olması nedeniyle bu sözleşmelerde objektif nedenin varlığı aranmayıp, sözleşmenin zincirleme olarak birden fazla yapılması halinde de belirsiz süreli sözleşmeye dönüşmesi sözkonusu değildir. Bilindiği üzere, özel öğretim kurumları 08.06.1965 tarih ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununu yürürlükten kaldıran 08.02.2007 tarih ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile düzenlenmektedir. 5580 sayılı Kanun’un 9.maddesi uyarınca özel öğretim kurumlarında çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmelerinin en az bir takvim yılı süreli ve yazılı olması gerekmektedir. Yapılan iş sözleşmesinde görevin türü, süresi, ders sayısı, aylık ücret veya ders saati başına verilecek ücret miktarı, terfi süreleri, zam oranları, sözleşmenin uzatılması, feshi şartlarının belirtilmesi gerektiği gibi mevzuata aykırı olmamak kaydıyla sözleşmeye isteğe bağlı özel şart ve hükümler konulması da mümkündür. Halen yürürlükte olan ve kıdem tazminatını düzenleyen 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinde "Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin..." cümlesi ile iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olmasının kıdem tazminatına hak kazanma açısından önemli olmadığı belirtilmiştir. Burada önemli olan fesih iradesinin kim tarafından ortaya konulduğu ve kıdem tazminatına hak kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Örneğin belirli süreli iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24.maddesi uyarınca haklı nedenle fesheden işçi bir yıllık kıdem koşulu gerçekleştiği takdirde kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Elbette kural olarak belirli süreli iş sözleşmesi kararlaştırılmış ve süre sonunda taraflardan herhangi biri fesih iradesini ortaya koymamış ise iş sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği açıktır. Ancak belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesinden önce taraflardan biri yenilememe iradesini ortaya koymuş ise burada yenilemeyen tarafın iradesine göre kıdem tazminatına hak kazanılıp kazanılamayacağı araştırılmalıdır. İşveren yenilememe iradesini göstermiş ve haklı nedene dayanmıyor ise bir yıllık kıdem koşulu gerçekleştiği takdirde kıdem tazminatı ödenmelidir. Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslar arası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3).  Bu nedenle gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi, gerekse iş hukukuna egemen olan “işçi lehine yorum” ilkesi gözetildiğinde, kanun gereği belirli süreli kabul edilen sözleşmeyi, haklı bir neden olmaksızın yenilememe iradesini gösteren işverenin koşulların var olması halinde sona eren sözleşme nedeniyle kıdem tazminatından sorumlu olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2014 gün ve 2008/22-1443 E., 2014/958 K. sayılı ilamı). Tüm bu açıklamalar ışığında davacının davalıya çekmiş olduğu ihtarname ve Kütahya Bölge Çalışma Müdürlüğüne yapmış olduğu başvuru birlikte değerlendirildiğinde davacının birer yıllık belirli süreli sözleşmeler ile 2006 yılından bu yana bilgisayar öğretmeni olarak çalışmaya devam ettiği ve her yıl sözleşmesinin yenilendiği, 2011 yılında ise davacı sözleşmesinin yenilenmesini beklerken, davalı işveren tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin sözleşmenin yenilenmemiş olması nedeniyle işveren tarafından yenilenmeyerek sona eren sözleşme nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazandığı diğer bir ifade ile davacının iş sözleşmesinin sürenin sonunda işveren tarafından haklı bir neden gösterilmeksizin yenilenmemesi nedeniyle kıdem tazminatı taleplerinin kabulü gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, taraflar arasındaki sözleşmenin belirli süreli hizmet sözleşmesi olduğu, sürenin sona ermesi ile birlikte sözleşmenin kendiliğinden sona ereceği, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinde kıdem tazminatına hak kazandıran nedenlerin tahdidi olarak sayıldığı ve bu nedenler arasında “belirli süreli sözleşmenin süresinin bitimi” nedenine yer verilmediği için davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarda belirtilen nedenlerle çoğunluk tarafından kabul edilmemiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenler  gözetildiğinde, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik  görülmediğinden, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. S O N U Ç : Açıklanan gerekçeyle; davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan direnme kararının ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı (377,95 TL) bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 01.04.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Somut olayda, davalıya ait özel öğretim kurumunda öğretmen olarak çalışan davacının süresi belirli iş sözleşmesi ile çalışıp çalışmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık belirli süreli sözleşmenin süre bitimi ile sona ermesi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin bitimi ile işçinin kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı konusuna geçmeden önce belirli süreli iş sözleşmesinin şartlarına, belirsiz süreli sözleşmeye göre avantajlı veya dezavantajlı yönlerine değinmekte yarar vardır. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerinde öngörülen iş güvencesi hükümlerinden yararlanma hakkı ve sözleşmenin süresinden önce işverenin haksız feshi halinde ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Keza belirli süreli iş sözleşmesi, süre bitimi ile kendiliğinden sona erdiği için işçinin kıdem tazminatı hakkı da yoktur (ÇENBERCİ, Mustafa: İş Kanunu Şerhi, 3.Bası, Ankara 1976, s.338-339;ÇELİK, Nuri : İş Hukuku Dersleri, 25.Bası, Eylül 2012, İstanbul, s. 319;SÜZEK, Sarper: İş Hukuku, 3.Bası, İstanbul 2006, s.553; NARMANLIOĞLU, Ünal: İş Hukuku Ferdi İş İlişkileri I, 3.Bası, İzmir 1998, s.428; ALPAGUT, Gülsevil: Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi, İstanbul 1998, s.200-201: MOLLAMAHMUTOĞLU, Hamdi/ASTARLI, Muhittin: İş Hukuku, 5.Bası, Ankara 2012, s. 961;AKYİĞİT, Ercan: Kıdem Tazminatı, Ankara 2010, s.272-273: SÜMER, Haluk Hadi: İş Kanunu, 16.Baskı, Konya 2011, s.118: GÜNAY, Cevdet İlhan: İş Kanunu Şerhi, 3.Baskı, Ankara 2009, s.3011; GÜMRÜKÇÜOĞLU BOZKURT, Yeliz: Türk İş Hukukunda Belirli İş Sözleşmesi, İstanbul 2012, s.298:Yarg. 9.HD. 16.2.1996, 26332-2570;Yarg. 9.HD. 22.2.2001, 18588-3147). Buna karşılık, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce işveren tarafından haksız olarak feshedilmesi halinde işçi bakiye süre ücreti tutarında tazminata hak kazanmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, belirli süreli iş sözleşmesi genellikle işçi aleyhine olduğundan işverenin belirli süreli iş sözleşmesi yapma hakkı kanun koyucu tarafından sınırlandırılmıştır. İşçi lehine olduğu için iş hukukunda belirsiz süreli iş sözleşmesi asıl, belirli süreli iş sözleşmesi ise istisna olarak kabul edilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11.maddesinde belirsiz süreli iş sözleşmesi: "iş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme", belirsiz süreli iş sözleşmesi ise "belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi" olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede belirli süreli iş sözleşmesinin esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı; aksi halde iş sözleşmesinin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edileceği, esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmelerinin belirli süreli olma özelliğini koruyacağı belirtilmiştir. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması kanunda örnekleme yoluyla belirtilen objektif koşulların varlığına bağlanmıştır. Ancak, belirli süreli iş sözleşmesi yapmak için objektif koşullar bulunmasına rağmen taraflar isterlerse sözleşmeyi belirsiz süreli yapabilir. Bu açıdan objektif koşulların varlığı halinde, kural olarak, sözleşmenin belirli süreli olup olmayacağı tarafların iradelerine bağlıdır. Sözleşme bazen tarafların iradesi dışında, kanun hükmü gereğince belirli süreli yapılmak zorundadır. Kanuni düzenlemeden kaynaklandığında objektif koşulların bulunup bulunmadığına bakılamayacağı; zincirleme yapılan sözleşmelerin belirli süreli olma özelliklerini korudukları kabul edilmektedir. 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 9.maddesine göre "Kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır. Mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabilir...". Hemen belirtelim ki, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 9.maddesinde yer alan "en az bir yıllık" ifadesi ile amaçlananın asgari süreli sözleşme olduğu; süre bitiminin fesih mahiyetinde değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda kıdem tazminatı hakkının doğacağı şeklinde ifade edilen saygın görüş, daire ile mahkeme arasında sözleşmenin belirli süreli olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmaması nedeniyle bu husus değerlendirme dışında bırakılmıştır. Kuşkusuz sözleşmenin belirsiz süreli olarak nitelendirilmesi durumunda kıdem tazminatı talebinin kabulü gerekecektir. Somut olayda sözleşme belirli süreli kabul edildiğine göre belirli süreli sözleşmenin niteliği göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmalıdır. Tarafların serbest iradeleri ile belirli süreli iş sözleşmesi yapmakla, sözleşmenin süre bitimi ile sona ermesi durumunda kıdem tazminatına hak kazanılmayacağı hukuki sonucunu öngördükleri/istedikleri varsayılabilir. Ancak, sözleşmenin tarafların iradesi dışında belirli süreli yapılmak zorunda kalındığı durumda tarafların sözü edilen sonucu istedikleri varsayılamaz. Ne var ki, Mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 14.maddesinde kıdem tazminatına hak kazandıran sona erme halleri tahdidi olarak sayılmış olup, bunların arasında "belirli süreli sözleşmenin süresinin bitimi" yer almamaktadır. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, sözleşmenin yenilenmeyeceğinin önceden bir ihbar şartına bağlanması durumunda işverenin yenilememe ihbarında bulunmasını fesih bildirimi olarak değerlendirerek kıdem tazminatına hükmedilmesi gerektiğine ilişkin başlattığı uygulama(05.04.1994, 5717-5181) istikrar kazanmış, böylece bu hususta ortaya çıkan sorun kısmen çözüme kavuşturulmuştur. Öğretide yenilememe beyanının süre bitiminin hatırlatılması olduğu, fesih bildirimi olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığı (EYRENCİ, Öner/TAŞKENT, Savaş/ULUCAN, Devrim, Bireysel İş Hukuk, İstanbul 2006, s.199) haklı olarak ifade edilmekle birlikte, Yargıtay'ın bu güne kadar işverenin yenilememe beyanını bir fesih olarak değerlendirmesi dahi 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinin emredici hükmüne mümkün mertebe hassasiyet gösterdiğini ortaya koymaktadır. Somut olayda, davacı davalıya ait özel öğretim kurumunda öğretmen olarak çalışmış olup, taraflar arasında ard arda yapılan üç adet belirli süreli sözleşmelerde yenilememe önceden ihbar şartına bağlanmışsa da, dördüncü ve beşinci kez yapılan süreli sözleşmelerde anılan düzenlemeye yer verilmemiştir. Beşinci sözleşme sürenin bitimi ile kendiliğinden sona ermiştir. Sözleşme süre bitimi ile sona ermeden önce davalı işverence sözleşmenin yenilenmeyeceği yönünde herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Sözleşmenin bitimini takip eden gün aynı branşta başka bir öğretmen de işe alınmış değildir. Yukarıda belirtildiği gibi, mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun yürürlükteki 14.maddesinde kıdem tazminatına hak kazandıran ve tahdidi olarak sayılan sona erme halleri arasında "belirli süreli sözleşmenin süresinin bitimi" belirtilmemiştir. Kanun koyucu tarafından belirli süreli sözleşmelerin sözleşme süresince işçiye nispi bir iş güvencesi sağladığı düşüncesi ile kıdem tazminatına hak kazandıran sona erme sebepleri arasında "süre bitimi"ne bilinçli olarak yer verilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle burada bir boşluktan söz edilemez. 4857 sayılı İş Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 10.06.2003 tarihinden önce 1475 sayılı İş Kanunu'nun 98.maddesinde 14.maddede belirtilen esaslara aykırı olarak kıdem tazminatı ödeyen işverenler için hapis ve para cezası öngörüldüğü için kıdem tazminatına ilişkin hükümler mutlak emredici nitelikte kabul edilmekteydi. 4857 sayılı İş Kanunu'nda benzer bir cezai hükme yer verilmemiş olması 14.madde esaslarını mutlak emredici olmaktan çıkarsa bile maddede belirtilmeyen bir sona erme sebebine dayanılarak kıdem tazminatı talep edilmesi mümkün değildir. Hükmün mutlak emredici olmaktan çıkması karşısında tarafların süre bitimi halinde kıdem tazminatı ödeneceğini kararlaştırabilmeleri mümkün ise de, somut olayda bu yönde bir sözleşme hükmü bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2014 tarih ve 2014/22-391-710 sayılı kararında da belirtildiği üzere "belirli süreli iş sözleşmesinin sürenin bitimi ile sona ermesi durumunda; sözleşmenin sürenin bitimi ile kendiliğinden sona ermesi hali 14.maddede sayılan sona erme biçimlerinden olmadığından, diğer bir ifade ile belirli süreli iş sözleşmesi sürenin sonunda herhangi bir fesih bildirimine gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceğinden; işveren tarafından yapılmış bir fesih sözkonusu olmadığı için, işçinin kıdem tazminatına hak kazanması mümkün değildir". Hukuk Genel Kurulunun 18.09.1996 gün ve 1996/9-489-594 sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Sayın çoğunluğun görüşü doğrultusunda verilen onama kararı ile 1475 sayılı Kanunu'nun 14.maddesinde tahdidi olarak belirtilen sona erme halleri arasına "belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin bitimi" de eklenmiş olmaktadır ki, bu sonucun kanun koyucunun iradesine aykırı olduğu açıktır. Böyle bir uygulama “hüküm ihdası” anlamına gelecektir. Ayrıca belirtilmelidir ki, hukukta yorum yoluyla istisnalar üretilemez, istisnalar da geniş yorumlanamaz. Belirtilen nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyorum. MUHALEFET ŞERHİ Somut olayda davacının, davalıya ait özel öğretim kurumunda belirli iş sözleşmesi ile bilgisayar öğretmeni olarak çalıştığı konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davalıya ait özel öğretim kurumunda öğretmen olarak çalışan davacının belirlenen süre sonunda sözleşmenin sona ermesi üzerine kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağına ilişkindir. Özel sektörün diğer alanlarında olduğu gibi, bu sektörün bir parçası olan özel öğretim kurumlarında da başarılı yönetici ve öğretmenlerin belli transfer ücreti alarak okul değiştirdiği, başarılı olan öğretmenlerin kurumda tutulmak istendiği, bu nedenle iş doyumunun göz önünde bulundurulduğu ve öğrencilerine iyi eğitim verenlere geniş olanaklar sağlandığı bilinmektedir. İşinde özverili davranan, fedakârlık gösteren, kendisini geliştiren, öğrencisinin iyi yetişmesi için çabalayan ve sonuçta sergilediği performans ile başarılı olan bir öğretmeni bunlardan yoksun olan bir öğretmen ile eşit tutmak ve aynı haklardan yararlandırmaya çalışmak hakkaniyete uygun düşmez. Aksi halde özel öğretim kurumlarındaki eğitim kalitesinin devlet okullarındaki eğitim kalitesiyle eşitlenmesi kaçınılmaz hale gelir. Özel öğretim kurumlarının daha kaliteli eğitim vermesi veya vermeyi amaç edinmesi ve daha fazla olanaklar sunması, devlet okullarında görev alan öğretmenlerin bilgi, birikim ve başarı itibarıyla daha geride olduğu anlamına da gelmez. Günümüzde rekabetin ürün ve hizmetlerin kalitesini ve çeşitliliğini artırdığı, fiyatları düşürdüğü, sonuç olarak tüketicinin veya alıcının lehine bir durum yarattığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Özel sektörde, kamu hizmeti yönü bulunsa da, temel olarak kâr amacıyla kurulmuş bulunan bir teşebbüsün, talep olmadan ayakta durması mümkün değildir. Dolayısıyla devlet okullarında ücretsiz eğitim almak varken, ciddi miktarlarda ücret ödeyerek özel okullara talepte bulunan kimselerin tek amacının iyi ve kaliteli bir eğitim almak olduğu tartışmasızdır. Eğitim alanında hizmet kalitesinin yüksek olması da diğer faktörlerin yanında entelektüel sermaye yani insan kaynakları ile mümkündür. Yetenekli, bilgili, tecrübeli ve başarılı öğretmenlerden yoksun bir eğitim-öğretim kurumunun iyi bir hizmet veremeyeceği, öğrenci bulamayacağı, dolayısıyla ayakta duramayacağı malumdur. Söz konusu niteliklere sahip bir öğretmenin devlet okullarına göre daha iyi çalışma ortamına ve ekonomik koşullara sahip olmayan bir kuruma gitmesi ve çalışması da beklenemez. Özel öğretim kurumlarında işletmesel amaç kâr elde etmek ise de bu amaca iyi bir eğitim vermekle ulaşılacağında şüphe yoktur. Dolayısıyla hedef, öğrencilere iyi bir eğitim ve öğretim sunmaktır. Kurumsal amaçlar arasında öğretmenlere istihdam oluşturma, onlara daha iyi ekonomik koşullar sağlama veya yüksek ücret verme bulunmamaktadır. Gerek eğitim, gerek çalışma sosyolojisi ve gerekse eğim sektöründeki gerçekler açısından bakıldığında, konunun öğretmen değil, öğrenci odaklı değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Burada üstün tutulan, eğitim ve öğretim alan çocukların ve kişilerin yararıdır. Özel eğitim kurumlarında öğretmen ile işveren arasında yapılan sözleşmenin belirli süreli olmasında yatan temel neden, bu kurumlardaki öğretmenlerin devlet okullarındaki öğretmenlere göre daha başarılı olmaları ve yüksek performans göstermeleridir. Söz konusu kurumları ve bu kurumlardaki öğretmenleri özel kılan husus da bu başarıdır. İş Kanunu açısından özel öğretim kurumları işyeri ve burada iş sözleşmesi ile çalışan öğretmenler işçi olarak nitelendirilse de eğitim ve öğretim yerlerine sıradan bir işyeri ve öğretmenlere de herhangi bir işyerinde çalışan sıradan bir işçi gibi bakılmasını haklı göstermez. Örneğin bir lokantada, tekstil fabrikasında, sanayide, inşaat sektöründe veya yol işlerinde çalışan bir işçiyi eğitim kurumunda öğretmen olarak çalışan bir işçi ile bir tutmak doğru değildir. Bu nedenle 5580 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, “İki defa teftiş raporuyla başarısızlığı tespit edilen yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin çalışma izni, izni veren makam tarafından iptal edilir. Bu durum, ilgiliye tebliğ edilmek üzere kuruma bildirilir. Tebliğ, sözleşmenin feshine ve ilgilinin kurumla ilişiğinin kesilmesine yeter sebep teşkil eder. Kurumların teftiş ve denetlenmesi sırasında valilik, lüzum görülen durumlarda kurumun yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerini görevden uzaklaştırabilir. Bu takdirde valilikçe, geçici görevlendirme yapılarak gerekli tedbirler alınır.” denilmektedir. Mevcut yasal düzenlemeler özel öğretim kurumlarında öğretmen olarak çalışanların diğer sektörlerde çalışan işçilerle bir tutulamayacağını, eğitim ve öğretim işinin farklılık ve önem arz ettiğini, başarısız olan öğretmen ve yöneticilerin iş sözleşmesine son verileceğini göstermektedir. Kanun koyucu eğitim ve öğretim kalitesinin artırılması ve öğrencilerin üstün yararı için işverene daha fazla esneklik ve yetki vermiştir. Bu durumu “özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin işveren karşısında dava güçsüz konuma getirilme” şeklinde yorumlamak da mümkün değildir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11.maddesinin birinci fıkrasına göre, “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.” Anılan fıkranın birinci cümlesine göre, iş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılması halinde belirsiz süreli sözleşmeden söz etmek mümkün değildir. Çünkü maddede geçen “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde” ibaresinin mefhumu muhalifinden çıkan anlam bunu ifade etmektedir. Dolayısıyla iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılması halinde iş sözleşmesinin belirli süreli olarak kabulü zorunludur. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca “…Kurumların müdürleri, kurucu/ kurucu temsilcisi tarafından; diğer yönetici ve öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticileri ise müdürlerince seçilir ve çalışma izinleri valiliğin iznine sunulur. Valiliğin izni alınmadan müdür ile diğer yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler işe başlatılamaz. Gerekli şartları taşıyan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler için valilikçe çalışma izni düzenlenir. Çalışma izninin iptali yine valilikçe yapılır...” Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 27. maddesine göre, “Kurum müdürünce eğitim personelinden görevine devam edeceklerin listesi ile birlikte yeniden düzenlenen sözleşmeleri, önceki sözleşmenin bitim tarihinden en geç 30 gün önce çalışma izinlerinin uzatılma onayı toplu olarak alınmak üzere millî eğitim müdürlüklerine verilir. Millî eğitim müdürlüklerince kurum ve eğitim personelinin mağduriyetine meydan verilmeyecek şekilde eski sözleşmenin bitim tarihinde çalışma izinlerinin uzatılma onayı verilir.” Maddeye göre özel öğretim kurumlarında öğretmen olarak çalışacakların iş sözleşmesi ilgili ilçe milli eğitim müdürlüğüne onaylanmak için gönderilmek zorundadır. İlgili milli eğitim müdürlüğünce düzenlenen onay yazısının kuruma gönderilmesi durumunda ilgili öğretmen çalışmaya başlayabilir. Uygulamada sözleşmesi yapılan veya mevcut sözleşmesi uzatılmak istenen öğretmenin iş sözleşmesi formu ilgili milli eğitim müdürlüğüne gönderilmekte, “onay tarihi” iş sözleşmesinin başlama tarihi olarak, onay tarihinden itibaren sözleşme süresi de “sözleşmenin bitim tarihi” olarak kabul edilmektedir. Örneğin, özel öğretim kurumunda çalışmak isteyen öğretmenin işveren ile yaptığı bir yıllık iş sözleşmesi ilgili milli eğitim müdürlüğüne gönderilmekte, sözleşmenin onaylandığı tarih sözleşmenin başlangıç tarihi ve sona erdiği tarih de onaydan tarihinden itibaren bir yılın bitimi olarak kabul edilmektedir. Sözleşmenin onaylandığı tarihten itibaren bir yılın dolması ile birlikte yeni sözleşmenin onay için aynı milli eğitim müdürlüğüne gönderilmesi gerekmektedir. Süresi uzatılmak istenen sözleşmenin bir sonraki dönem için aynı süreli olması gerekli değildir. Anılan Kanun’un 8 ve 27.maddesinden de açıkça anlaşılacağı üzere özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin işverenler ile yaptığı sözleşme belirli sürelidir. Ne var ki gerek 5580 sayılı Kanun’un 8 ve 27. ve gerekse 4857 sayılı Kanun’un 11.maddesindeki düzenleme nisbi emredici hüküm olduğundan söz konusu sözleşmenin belirsiz süreli yapılması önünde yasal bir engel de yoktur. Söz konusu hüküm tarafların özgür iradesi ile işçi lehine değiştirilebilir. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerinde öngörülen iş güvencesi hükümlerinden yararlanma ve işe iade davası açma hakkı ile iş sözleşmesinin süresinden önce işveren tarafından haksız feshi halinde ihbar tazminatı talep etme hakkı bulunmamaktadır. Keza belirli süreli iş sözleşmesi, süre bitimi ile kendiliğinden sona erdiği için işçinin kıdem tazminatı hakkı da yoktur. Bu husus Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 1996/26332 ve 2001/18588 Esas sayılı kararlarında da belirtilmektedir. Buna karşılık, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce işveren tarafından haksız olarak feshedilmesi halinde işçi bakiye süre ücreti tutarında tazminata hakkı bulunmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, belirli süreli iş s
Hukuk Genel Kurulu, 2013/1443 E., 2014/958 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKütahya İş Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 10.06.2003 tarihinden önce 1475 sayılı İş Kanunu'nun 98.maddesinde 14.maddede belirtilen esaslara aykırı olarak kıdem tazminatı ödeyen işverenler için hapis ve para cezası öngörüldüğü için kıdem tazminatına ilişkin hükümler mutlak emredici nitelikte kabul edilmekteydi.
Hukuk Genel Kurulu         2013/1443 E.  ,  2014/958 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kütahya İş Mahkemesi TARİHİ : 28/03/2013 NUMARASI : 2013/126 E-2013/128 K. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya İş Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 10.05.2012 gün ve 2011/500 E.-2012/269 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi’nin 21.01.2013 gün ve 2012/9934 E.-2013/29 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin davalı işverence haksız olarak feshedildiğini belirterek kıdem tazminatının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, iş sözleşmesinin davalı tarafından feshinin söz konusu olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin süreli sözleşme olması sebebiyle süre sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona erdiğini, bu nedenle davanın kıdem tazminatına hak kazanamayacağını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin takip eden dönemde haklı bir neden olmaksızın yenilenmediği bu nedenle davacının kıdem tazminatına hak kazanacağı gerekçesiyle kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı taraf temyiz etmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120.maddesi gereği halen yürülükte olan 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinde işçiye hangi hallerde kıdem tazminatı ödeneceği sayılmıştır. Bu hüküm, mutlak emredici olup, yorum yoluyla genişletilemez. Somut olayda, davacı, taraflar arasında imzalanan sözleşme içeriğine göre davalı bünyesinde belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmıştır. Süre sonunda işverence herhangi bir bildirim yapılmaksızın iş sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş olmakla davacı kıdem tazminatına hak kazanamaz. Mahkemece davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır...)gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kıdem tazminatı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete ait özel okulda 01/09/2006 tarihi itibariyle fen ve teknoloji öğretmeni olarak çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin 05/09/2011 tarihinde ihbar önellerine uyulmaksızın; haklı ya da geçerli bir neden gösterilmeksizin kıdem tazminatı da ödenmeden fesih edildiğini belirterek, kıdem tazminatı alacağının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, davacının belirli süreli hizmet akdi ile davalı işyerinde çalıştığını ve sözleşme süresinin sona ermesi nedeniyle iş akdinin fesih olduğunu, belirli süreli hizmet akitlerinin kendiliğinden sona ermesi nedeni ile kıdem tazminatı talep koşullarının oluşmayacağını, belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davacının davalı işyerinde belirli süreli hizmet akdi ile çalışmakta iken iş akdinin yeni dönem için haklı bir neden olmaksızın davalı yanca yenilenmediği ve akdi yenilememede davalı yanın haklı nedenlerinin varlığı kanıtlanmadığından belirli süreli hizmet akdinin işverence sona erdirildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekillerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece, davacının en az 1 yıl süreli sözleşme ile 2006 yılından bu yana fen ve teknoloji öğretmeni olarak çalışmaya devam ettiği ve her yıl sözleşmesinin yenilendiği, 2011 yılında ise davacının sözleşmesinin yenilenmesini beklemesine rağmen, davalı işveren tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin sözleşmenin yenilenmemesi nedeniyle belirli süreli iş sözleşmesinin süre sonunda işveren tarafından yenilenmeyerek feshedildiği gerekçesiyle önceki kararda direnmiştir. Direnme kararını temyize davalı vekili getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, belirli süreli hizmet sözleşmesi ile öğretmen olarak çalışan ve süre sonunda sözleşmesi yenilenmeyen davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (mülga) 338.maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre, belirli süreli hizmet sözleşmesinin kurulması için, tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterlidir. Belirli ve belirsiz süreli hizmet sözleşmesine ilişkin düzenlemenin bulunduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11.maddesindeki, “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde  düzenleme ile bu  konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine, iş  ilişkisinin süreye bağlı  olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak, ana kuralın belirsiz süreli sözleşme olduğu  kabul edilmiştir. İş sözleşmesinin süresinin kanunla belirlenmiş olması halinde, Kanunda belirtilen süreye uygun olarak yapılan sözleşmelerin belirli süreli olmasının yasal bir zorunluluk olması nedeniyle bu sözleşmelerde objektif nedenin varlığı aranmayıp, sözleşmenin zincirleme olarak birden fazla yapılması halinde de belirsiz süreli sözleşmeye dönüşmesi sözkonusu değildir. Bilindiği üzere, özel öğretim kurumları, 08.06.1965 tarih ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununu yürürlükten kaldıran 08.02.2007 tarih ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile düzenlenmektedir. 5580 sayılı Kanunun 9.maddesi uyarınca özel öğretim kurumlarında çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmelerinin en az bir takvim yılı süreli ve yazılı olması gerekmektedir. Yapılan iş sözleşmesinde görevin, türü, süresi, ders sayısı, aylık ücret veya ders saati başına verilecek ücret miktarı, terfi süreleri, zam oranları, sözleşmenin uzatılması, feshi şartlarının belirtilmesi gerektiği gibi mevzuata aykırı olmamak kaydıyla sözleşmeye isteğe bağlı özel şart ve hükümler konulması da mümkündür. Halen yürürlükte olan ve kıdem tazminatını düzenleyen 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinde "Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin..." cümlesi ile iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olmasının kıdem tazminatına hak kazanma açısından önemli olmadığı belirtilmiştir. Burada önemli olan fesih iradesinin kim tarafından ortaya konulduğu ve kıdem tazminatına hak kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Örneğin belirli süreli iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca haklı nedenle fesheden işçi bir yıllık kıdem koşulu gerçekleştiği takdirde kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Elbette kural olarak belirli süreli iş sözleşmesi kararlaştırılmış ve süre sonunda taraflardan herhangi biri fesih iradesini ortaya koymamış ise iş sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği açıktır. Ancak belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesinden önce taraflardan biri yenilememe iradesini ortaya koymuş ise burada yenilemeyen tarafın iradesine göre kıdem tazminatına hak kazanılıp kazanılamayacağı araştırılmalıdır. İşveren yenilememe iradesini göstermiş ve haklı nedene dayanmıyor ise bir yıllık  kıdem  koşulu gerçekleştiği takdirde kıdem tazminatı ödenmelidir. Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3).  Bu nedenle gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi, gerekse iş hukukuna egemen olan “işçi lehine yorum” ilkesi gözetildiğinde, kanun gereği belirli süreli kabul edilen sözleşmeyi, haklı bir neden olmaksızın yenilememe iradesini gösteren işverenin koşulların var olması halinde sona eren sözleşme nedeniyle kıdem tazminatından sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacının çalıştığı iş yerinde halen görev yapan müdür yardımcısının, henüz sözleşme devam ederken 2011 yılı Ağustos ayında davacının sözleşmesinin yenilenmeyeceğini beyan ettiği ve 2011 Eylül döneminde okula yeni bir fen bilgisi öğretmeni alındığı konusundaki tanık beyanları, davacının davalıya çekmiş olduğu ihtarname ve Kütahya Bölge Çalışma Müdürlüğüne yapmış olduğu başvuru birlikte değerlendirildiğinde davacının 1 er yıllık belirli süreli sözleşmeler ile 2006 yılından bu yana fen ve teknoloji öğretmeni olarak çalışmaya devam ettiği ve her yıl sözleşmesinin yenilendiği, 2011 yılında ise davacının, sözleşmesinin yenilenmesini beklemesine rağmen davalı işveren tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin sözleşmenin yenilenmemiş olması nedeniyle sona eren sözleşme nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazandığı kabul edilmelidir. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, davacının iş sözleşmesinin sürenin sonunda işveren haklı bir neden gösterilmeksizin yenilenmemesi nedeniyle kıdem tazminatı taleplerinin kabulü gerekir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenler  gözetildiğinde, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik  görülmediğinden, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekir. S O N U Ç : Açıklanan gerekçeyle; davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan direnme kararının ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (493,59 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 26.11.2014 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Somut olayda, davalıya ait özel öğretim kurumunda öğretmen olarak çalışan davacının süresi belirli iş sözleşmesi ile çalıştığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık belirli süreli sözleşmenin süre bitimi ile sona ermesi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin bitimi ile işçinin kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı konusuna geçmeden önce belirli süreli iş sözleşmesinin şartlarına, belirsiz süreli sözleşmeye göre avantajlı veya dezavantajlı yönlerine değinmekte yarar vardır. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerinde öngörülen iş güvencesi hükümlerinden yararlanma hakkı ve sözleşmenin süresinden önce işverenin haksız feshi halinde ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Keza belirli süreli iş sözleşmesi, süre bitimi ile kendiliğinden sona erdiği için işçinin kıdem tazminatı hakkı da yoktur (ÇENBERCİ, Mustafa: İş Kanunu Şerhi, 3.Bası, Ankara 1976, s.338-339;ÇELİK, Nuri : İş Hukuku Dersleri, 25.Bası, Eylül 2012, İstanbul, s. 319;SÜZEK, Sarper: İş Hukuku, 3.Bası, İstanbul 2006, s.553; NARMANLIOĞLU, Ünal: İş Hukuku Ferdi İş İlişkileri I, 3.Bası, İzmir 1998, s.428; ALPAGUT, Gülsevil: Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi, İstanbul 1998, s.200-201: MOLLAMAHMUTOĞLU, Hamdi/ASTARLI, Muhittin: İş Hukuku, 5.Bası, Ankara 2012, s. 961;AKYİĞİT, Ercan: Kıdem Tazminatı, Ankara 2010, s.272-273: SÜMER, Haluk Hadi: İş Kanunu, 16.Baskı, Konya 2011, s.118: GÜNAY, Cevdet İlhan: İş Kanunu Şerhi, 3.Baskı, Ankara 2009, s.3011; GÜMRÜKÇÜOĞLU BOZKURT, Yeliz: Türk İş Hukukunda Belirli İş Sözleşmesi, İstanbul 2012, s.298:Yarg. 9 HD. 16.2.1996, 26332-2570;Yarg. 9.HD. 22.2.2001, 18588-3147). Buna karşılık, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce işveren tarafından haksız olarak feshedilmesi halinde işçi bakiye süre ücreti tutarında tazminata hak kazanmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, belirli süreli iş sözleşmesi genellikle işçi aleyhine olduğundan işverenin belirli süreli iş sözleşmesi yapma hakkı kanun koyucu tarafından sınırlandırılmıştır. İşçi lehine olduğu için iş hukukunda belirsiz süreli iş sözleşmesi asıl, belirli süreli iş sözleşmesi ise istisna olarak kabul edilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11.maddesinde belirsiz süreli iş sözleşmesi: "iş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme", belirsiz süreli iş sözlemesi ise "belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi" olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede belirli süreli iş sözleşmesinin esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı; aksi halde iş sözleşmesinin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edileceği, esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmelerinin belirli süreli olma özelliğini koruyacağı belirtilmiştir. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması kanunda örnekleme yoluyla belirtilen objektif koşulların varlığına bağlanmıştır. Ancak, belirli süreli iş sözleşmesi yapmak için objektif koşullar bulunmasına rağmen taraflar isterlerse sözleşmeyi belirsiz süreli yapabilir. Bu açıdan ojbektif koşulların varlığı halinde, kural olarak, sözleşmenin belirli süreli olup olmayacağı tarafların iradelerine bağlıdır. Sözleşme bazen tarafların iradesi dışında, kanun hükmü gereğince belirli süreli yapılmak zorundadır. Kanuni düzenlemeden kaynaklandığında objektif koşulların bulunup bulunmadığına bakılamayacağı; zincirleme yapılan sözleşmelerin belirli süreli olma özelliklerini korudukları kabul edilmektedir. Yerleşik Yargıtay uygulaması 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 9.maddesinde yer alan düzenlemenin belirli süreli sözleşme yapma zorunluluğunu öngördüğü yönündedir. Anılan hükme göre "Kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır. Mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabilir...". Hemen belirtelim ki, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 9.maddesinde yer alan "en az bir yıllık" ifadesi ile amaçlananın asgari süreli sözleşme olduğu; süre bitiminin fesih mahiyetinde değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda kıdem tazminatı hakkının doğacağı şeklinde ifade edilen saygın görüş, daire ile mahkeme arasında sözleşmenin belirli süreli olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmaması nedeniyle değerlendirmemizin dışında kalmıştır. Kuşkusuz sözleşmenin belirsiz süreli olarak nitelendirilmesi durumunda kıdem tazminatı talebinin kabulü gerekecektir. Somut olayda sözleşme belirli süreli kabul edildiğine göre belirli süreli sözleşmenin niteliği göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmalıdır. Tarafların serbest iradeleri ile belirli süreli iş sözleşmesi yapmakla, sözleşmenin süre bitimi ile sona ermesi durumunda kıdem tazminatına hak kazanılmayacağı hukuki sonucunu öngördükleri/istedikleri varsayılabilir. Ancak, sözleşmenin tarafların iradesi dışında belirli süreli yapılmak zorunda kalındığı durumda tarafların sözü edilen sonucu istedikleri varsayılamaz. Ne var ki, Mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 14.maddesinde kıdem tazminatına hak kazandıran sona erme halleri tahdidi olarak sayılmış olup, bunların arasında "belirli süreli sözleşmenin süresinin bitimi" yer almamaktadır. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, sözleşmenin yenilenmeyeceğinin önceden bir ihbar şartına bağlanması durumunda işverenin yenilememe ihbarında bulunmasını fesih bildirimi olarak değerlendirerek kıdem tazminatına hükmedilmesi gerektiğine ilişkin başlattığı uygulama(05.04.1994, 5717-5181) istikrar kazanmış, böylece bu hususta ortaya çıkan sorun kısmen çözüme kavuşturulmuştur. Öğretide yenilememe beyanının süre bitiminin hatırlatılması olduğu, fesih bildirimi olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığı(EYRENCİ, Ö../T.., S./U..D.. Bireysel İş Hukuk, İstanbul 2006, s.199) haklı olarak ifade edilmekle birlikte, Yargıtay'ın bu güne kadar işverenin yenilememe beyanını bir fesih olarak değerlendirmesi dahi 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinin emredici hükmüne hassasiyet gösterdiği şeklinde yorumlanabilir. Somut olayda, davacı davalıya ait özel öğretim kurumunda öğretmen olarak çalışmış olup, taraflar arasında ard arda yapılan dört adet belirli süreli sözleşmelerde yenilememe önceden ihbar şartına bağlanmışsa da, beşinci kez yapılan dava konusu süreli sözleşmede anılan düzenlemeye yer verilmemiştir. Beşinci sözleşme sürenin bitimi ile kendiliğinden sona ermiştir. Sözleşme sona ermeden önce davalı işverence sözleşmenin yenilenmeyeceği yönünde herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Sözleşmenin bitimini takip eden gün başka bir öğretmenin istihdam edilmesi sözleşmenin işveren tarafından feshedildiği şeklinde değelerlendirilemez. Kaldı ki, muhatabına yönelik yapılmayan bir irade beyanına değer verilemez. Süre bitiminde başka bir öğretmenin isihdamı sözleşmenin işverence yenilenmediği şeklinde yorumlansa bile yenilememe bir fesih bildirimi değildir. Yukarıda belirtildiği gibi, mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun yürürlükteki 14.maddesinde kıdem tazminatına hak kazandıran ve tahdidi olarak sayılan sona erme halleri arasında "belirli süreli sözleşmenin süresinin bitimi" belirtilmemiştir. Kanun koyucu tarafından belirli süreli sözleşmelerin sözleşme süresince işçiye nisbi bir iş güvencesi sağladığı düşüncesi ile kıdem tazminatına hak kazandıran sona erme sebepleri arasında "süre bitimi"ne bilinçli olarak yer verilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle burada bir boşluktan söz edilemez. 4857 sayılı İş Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 10.06.2003 tarihinden önce 1475 sayılı İş Kanunu'nun 98.maddesinde 14.maddede belirtilen esaslara aykırı olarak kıdem tazminatı ödeyen işverenler için hapis ve para cezası öngörüldüğü için kıdem tazminatına ilişkin hükümler mutlak emredici nitelikte kabul edilmekteydi. 4857 sayılı İş Kanunu'nda benzer bir cezai hükme yer verilmemiş olması 14.madde esaslarını mutlak emredici olmaktan çıkarsa bile maddede belirtilmeyen bir sona erme sebebine dayanılarak kıdem tazminatı talep edilmesi mümkün değildir. Hükmün mutlak emredici olmaktan çıkması karşısında tarafların süre bitimi halinde kıdem tazminatı ödeneceğini kararlaştırabilmeleri mümkün ise de, somut olayda bu yönde bir sözleşme hükmü bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2014 tarih ve 2014/22-391-710 sayılı kararında da belirtildiği üzere "belirli süreli iş sözleşmesinin sürenin bitimi ile sona ermesi durumunda; sözleşmenin sürenin bitimi ile kendiliğinden sona ermesi hali 14.maddede sayılan sona erme biçimlerinden olmadığından, diğer bir ifade ile belirli süreli iş sözleşmesi sürenin sonunda herhangi bir fesih bildirimine gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceğinden; işveren tarafından yapılmış bir fesih sözkonusu olmadığı için, işçinin kıdem tazminatına hak kazanması mümkün değildir". Hukuk Genel Kurulunun 18.09.1996 gün ve 1996/9-489-594 sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Sayın çoğunluğun görüşü doğrultusunda verilen onama kararı ile 1475 sayılı Kanunu'nun 14.maddesinde tahdidi olarak belirtilen sona erme halleri arasına "belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin bitimi" de eklenmiş olmaktadır ki, bu sonucun kanun koyucunun iradesine aykırı olduğu açıktır. Belirtilmelidir ki, hukukta yorum yoluyla istisnalar üretilemez, istisnalar da geniş yorumlanamaz. Belirttiğimiz nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyoruz.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.