5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 110

Türk Ceza Kanunu 110. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 110- (1) Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

76 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/612 E., 2022/341 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Kaldı ki bu şahıs suçun mağduru kabul edilmiş olsa bile, Nurgül'e karşı eylemde TCK 110 maddesinin koşulları oluşmuş bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulu         2019/612 E.  ,  2022/341 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ... Zenginoğlu ve...Gülmez’in üç ayrı mağdura yönelik olarak TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 51/3 ve 62. maddeleri uyarınca üç kez 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin ... Çocuk Mahkemesince verilen 24.09.2013 tarihli ve 106-529 sayılı hükümlerin suça sürüklenen çocuk müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 8957-4546 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.06.2019 tarih ve 46522 sayı ile; "Hükümlü ... Zenginoğlu, kız arkadaşı...'ün mağdur ... ile arkadaş olduğundan şüphelenmesi üzerine, ... ile yüzleşmek için buluşma yerine çağırdığında, ... yanında mağdur ... olduğu halde gelir. ... ayrıca yüzleşmek için...'ü ve kendisine yardım etmesi için sanık... ... de yanında sanık ... olduğu halde buluşma yerine arabasıyla gelir. Burada ...'in kullandığı arabaya mağdurlar ..., ...ve... istekleri dışında alınıp, tenha bir yere götürülürler. Olay yerine geldiklerinde ..., ...'a kafa atarak darp eder. Diğer mağdur ...'a da ... atar. Sanıklar (Hükümlüler) ... ile...u haydi gidin diyerek kovarlar, mağdurlar kendi olanaklarıyla evlerine ulaşırlar, Nurgül'ü ise arabaya alan sanıklar evinin önüne kadar getirip serbest bırakırlar. ...mahkemedeki ifadesinde, sanık ...'in kendisini önce götürme amacının olmadığını, aracın plakasını tespit etmeye çalışması nedeniyle onu da arabaya aldığını beyan etmiştir. Dosyadaki ifadelerden açıkça anlaşılacağı üzere sanıkların mağdure...'ün hürriyetini kısıtlama kastı, hiç olmamıştır. Nurgül de tüm aşamalarda kendisinin hürriyetinin kısıtlanmadığını, sanıkların kendisine karşı eylemlerinin bulunmadığını, salimen evinin önüne getirildiğini beyan etmiştir. Kaldı ki bu şahıs suçun mağduru kabul edilmiş olsa bile, Nurgül'e karşı eylemde TCK 110 maddesinin koşulları oluşmuş bulunmaktadır. Mağdurlara yönelik eylemde TCK 43/2 maddesinin koşulları da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Mağdur ...'un mahkeme ifadesinde de belirttiği gibi, sanık ...'in bu mağduru arabaya alma niyeti yoktur. ...'in asıl amacı mağdure... ile mağdur ...'ı yüzleştirmektir. Bir eylem ile hürriyeti kısıtlama suçu gerçekleştirilmiştir. Yukarıda açıkladığımız nedenlere göre yaşı nedeniyle davası ayrı görülen hükümlü ...'un mağdure...'ün hürriyetini kısıtlamak suçundan verilen mahkumiyet kararının kaldırılarak, beraatlerine karar verilmesi ve diğer iki mağdura karşı eylemlerinin ayrı ayrı suç teşkil etmemesi nedeniyle TCK 43/2. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilerek bozulması," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.11.2019 tarih ve 5600-12580 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı, oluştuğunun kabulü hâlinde ise TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, diğer mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından ise zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu uyuşmazlık konusu da ayrıca değerlendirilmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihinde mağdure... (Karataş) ... ile katılan mağdur ...’nın 17, mağdur ...'ın ise 16 yaşlarında ve sınıf arkadaşı oldukları, mağdure... ile hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ... arasında suç tarihinden geriye doğru yaklaşık 5 yıldır devam eden bir gönül ilişkisinin bulunduğu, hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı diğer sanık...Gülmez ile suça sürüklenen çocuk ...’un da arkadaş oldukları, Katılan mağdur ...’nın olaydan hemen sonra kendi imkânlarıyla evine dönerek durumu ailesiyle paylaşması üzerine olayla ilgili olarak adli makamlara müracaatın gerçekleştiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından katılan mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; üst ve alt dudakta muhtelif sayıda eziklerin ve kanamalı alanların bulunduğunun, sağ göz altında maksilla üzerinde 1x1 ve 0,5x0,5 cm uzunluklarında ekimozların mevcut olduğunun, söz konusu bulguların katılan mağdurun yaşamını tehlikeye sokmadığının ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtildiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdure... ... ve mağdur ... hakkında düzenlenen raporlarda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirildiği, 22.01.2013 tarihli cep telefonu inceleme tutanağından; katılan mağdur ...’nın cep telefonu üzerinde yapılan incelemede; katılan mağdurun kullanmakta olduğu 05 249 numaralı telefon hattına sanık ... tarafından kullanılmakta olan 05 767 numaralı hattan 13 adet kısa mesaj gönderildiği, mesaj içeriklerinin; 22.01.2013 tarihinde saat 15.00 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nurgul", 22.01.2013 tarihinde saat 15.03 sıralarında "Tam olarak", 22.01.2013 tarihinde saat 15.05 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.06 sıralarında "Bisd olmadi itfaiye park oraya gelsene bulusalim", 22.01.2013 tarihinde saat 15.07 sıralarında "Bi olmadı tamam neyse gelmiyosan gelme", 22.01.2013 tarihinde saat 15.08 sıralarında "Ne zamana", 22.01.2013 tarihinde saat 15.09 sıralarında "Tam nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.10 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.15 sıralarında "Nerde kaldin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.19 sıralarında "Nerde kaldin" şeklinde olduğu, 22.01.2013 tarihinde saat 15.21 sıralarında ise bir adet içeriği boş mesaj gönderildiği, 22.01.2013 tarihinde polis memurları tarafından tanzim edilen tutanağa göre; 22.01.2013 tarihinde meydana geldiği iddia olunan olayla ilgili olarak olayın gerçekleştiği park ve olayın son bulduğu yerler ile olay yerlerini gösteren mobese ve güvenlik kamerasının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından mağdurlar ... ve ... ile gerçekleştirilen yer gösterme işleminde; mağdurların ... Paşa Mahallesinde bulunan ... Temizer Parkını işaret ettikleri ancak parkın dış kapılarının kilitli olması nedeniyle içeride güvenlik kamerası olup olmadığının anlaşılamadığı, mağdurların...Sultan ... Bulvarı üzerinde itfaiye kavşağı istikametinde bulunan mezarlığın yanında araca bindirildiklerini belirtmeleri üzerine yapılan araştırmada burayı gösteren güvenlik kamerası olmadığı ancak itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 numaralı mobese kamerasının bu mevkiyi gösterebileceği, mağdurların araçla Sugözü Yedigözü mevkiine götürüldüklerini belirttikleri ancak bu yerin sorumluluk bölgesi dışında kalması nedeniyle belirtilen adrese gidilemediği, yapılan mobese ve güvenlik kamerası araştırmasında itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 ve Doğukent Mahallesi Mimar Sinan Caddesi ile Doğukent ... Temizer Caddesinin kesiştiği kavşakta bulunan EL2 045 numaralı mobese kameralarının olduğu, Güvenlik kamerasındaki görüntülerin incelenmesine ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi raporunda; herhangi bir görüntü elde edilemediğinin belirtildiği, 08.04.2013 tarihinde mağdure ... tarafından dosyaya sunulan dilekçede; olayla ilgili olarak Kollukta ifade verdiği sırada babasının yanında olması sebebiyle korkarak doğruları söyleyemediğini, Kollukta verdiği ifadesini değiştirmek istediğini, olay tarihinde...Gülmez'in aracına zorla ve tehditle binmediklerini, araca kendi istekleriyle bindiklerini ve daha sonra konuşacakları yere birlikte gittiklerini, konuştuklarını ve şahısların, kendisini tekrar itfaiye parkına getirerek araçtan indirdiklerini, hiç kimseden şikâyetçi olmadığını bildirdiği, 10.04.2013 tarihli celsede hazır bulunan pedagog bilirkişinin beyanından; mağdurların yaşları ve gelişimleri itibarıyla kendilerini ifade edebilecek durumda oldukları, mağdurlar ... ve ...'nın herhangi bir baskı altında kalmadan beyanlarını verdikleri ancak mağdure...'ün şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle çelişkili beyanda bulunduğu kanaatinde olduğu, Hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanıklar...... üç ayrı mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2013 tarih ve 154-358 sayılı kararı ile TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca üç kez 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 4554-4545 sayı ile onanmak suretiyle kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur ... Kollukta; "Ben ... Kısaparmak Anadolu İletişim Meslek Lisesi 11/E sınıfında öğrenim görmekteyim, yaklaşık bir hafta önce sınıf arkadaşım olan... Karataş benden kullanmış olduğum cep telefon numaramı istedi, ben de kendisine kullanmış olduğum 05 249 nolu Turkcel numaramı verdim, bugün yani 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında kullanmış olduğum telefona 05 790*7 nolu telefondan mesaj geldi ve 'Nerdesin' dedi, ben de kim olduğunu sordum, bana 'Nurgül' diye cevap geldi, sonra aynı telefon üzerinden mesaj olarak 'İtfaiye parkının oraya gelebilir misin' diye mesaj gelince ben de mesaj olarak ne olduğunu sorunca tekrar aynı numaradan 'Gelince anlatırım.' diye mesaj geldi, yanımda aynı sınıfta okuduğum ... isimli arkadaşım vardı, ...da mesajları gördü ve birlikte itfaiyenin olduğu yerde bulunan ... Temizer parkının içerisine çarşıdan yürüyerek yaklaşık yarım saatte gittik, parkın içerisine girdiğimde etrafa baktım, Nurgül'ü göremedim, bana mesaj atan numaraya 'Ben parktayım, nerdesin?' diye mesaj atınca yanıma daha önceden hiç görmediğim ancak görsem tanıyabileceğim, ismini ... olarak söyleyen, soy ismini söylemeyen, 18-19 yaşlarında, 170-175 boylarında, esmer tenli, düz normal saçlı, hafif sakallı, kulaklarında soğuktan korunmak için kulaklık bulunan, üzerinde siyah kumaşa benzer mont, altında siyah keten pantolon ve siyah kundura bulunan bir şahıs yaklaştı ve bana adımı sordu, ben de ... diye cevap verdim, şahıs bana ve...a 'Gel şöyle oturun' dedi, parkta bulunan banka oturduk, şahıs bana 'Nurgül ile aranızda ne var?' dedi, ben de bir şey olmadığını, sınıf arkadaşım olduğunu söyledim, şahıs bana 'Sınıf arkadaşın haa, şimdi görürsün.' dedi, elinde bulunan telefon ile...’ü aradı, aradan 3-4 dakika sonra... geldi, ...'in elinde...'ün sınıf içerisinde benden numaramı alarak yazmış olduğu kağıt bulunuyordu, ... isimli şahıs kağıdı...' e göstererek 'Bu numarayı sen mi aldın?' dedi, Nurgül de ...’e 'Sen bilmiyorsun, bu benim kardeşim gibidir.' diyerek beni savunmak istedi, ... elinde bulunan telefon ile arkadaşlarını arayarak 'Nerde kaldınız, dolu gelin.' dedi, aradan 5-6 dakika sonra açık mavi renkli yeni kasanın bir alt kasası olan Toyota Corolla marka bir araç ile üç erkek şahıs geldi, gelen şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak görsem tanırım, gelenlerden birincisi; aracı kullanıyordu, 18-19 yaşlarında, 175-180 boylarında, beyaz tenli, siyah saçlı, saçının ense kısmı uzun olan, sakalsız, üzerinde siyah kumaş türü mont bulunan bir şahıstı. İkinci şahıs; esmer tenli, 18-19 yaşlarında, normal siyah saçlı, 175-180 boylarında, üzerinde siyah deri ceket bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı. Üçüncü şahıs ise; 20-25 yaşlarında, 180-185 boylarında, biraz göbekli, sarışın, gözlüklü, kumral saçlı, üzerinde kahverengi bir mont bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı, şahıslar üçü birlikte arabadan inerek bizim bulunduğumuz yere geldiler, arabanın plakasını hatırlamıyorum, ... isimli şahıs ve ikinci olarak tarif ettiğim esmer tenli şahıs benim koluma girdiler ve 'Hadi arabaya bin.' dediler, ben gitmek istemeyerek direndim, ancak şahıslar beni çektirerek arabanın arka kapısını açtılar ve başımdan eğerek arabanın içerisine ittiler, arkamdan... yürüyerek geldi, arabanın başında bulunurken...’a da 'Hadi arabaya bin.' dediler, ...binmek istemeyince ikinci şahıs arabadan indi ve...’un kafasından ittirerek arabaya bindirdi, sonra ... isimli şahıs...’ü çağırdı, Nurgül gelmeyi kabul etmeyince ... 'Arabaya bin.' diyerek bağırdı, Nurgül korktuğu için arabanın arka kısmına yanımıza bindi, böylece arka koltuğa ben, Yusuf, Nurgül ve ... bindik, ön koltuğa ise sonradan gelerek isimlerini bilmediğim üç kişi bindi, daha sonra aracı kullanan şahıs arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladı, araç içerisinde önde bulunan şahıslardan ikinci şahıs '... hanginiz?' dedi, ben olduğumu söyleyince 'Göreceğiz' diye cevap verdi, bu sırada... ...' e yalvararak 'Bunları bırak. Bunların bir suçu yok.' diyordu, Doğukent’i geçtikten sorra Sugözü diye tabir edilen bir mevkiye geldik, arabayı boş bir alanda kimsenin olmadığı bir yerde durdurdu, ... araçtan indi ve kapıyı açtı, ... kolumdan tuttu ve 'Gel bakalım.' dedi, bu sırada ... isimli şahıs...u göstererek 'Vurun onun anasını .....in.' dedi, bu sırada...un yanında bulunan şahıslar...a vurmaya başladı, ... beni biraz ileri yürüyerek götürdü, bu sırada ikinci eşkâlini vermiş olduğum şahıs da yanımızda geldi, ... bana vurmaya başladı, benim burnuma, gözüme, dudağıma yururuk vurdu, burnuma kafa attı, tekmelerle yüzüme vurdu, ikinci şahıs bana bir şey yapmadan yanımdan gitti, birinci şahıs olan ve arabayı kullanan şahıs yanımıza geldi ve benim yüzüme iki kez tekme attı, daha sonra şahıslar bana vurmayı bıraktılar, ben hemen...un yanına gittim, ...ile koşarak kaçmaya başladım, yoldan inip bir tarlanın kenarına geldiğimde yolda bir kamyon gördüm ve kamyona el kaldırdım, kamyonu kullanan tanımadığım şahıs arabayı durdurdu ve bizi arabaya aldı, bu sırada ... isimli şahıs...'e arabanın içerisinde tekme ... vuruyordu, biz korkumuzdan kamyona bindik ve kamyon sahibi bizi alarak Saklı Bahçe isimli ... yerinde bıraktı, benim telefonumun şarjı bittiği için çevrede telefon aradım ancak bulamadım, daha sonra gelen dolmuş ile ikametime gittim, ...da oradan kendi ikametine gitti, ikametime gidince olanları aileme anlattım, ailem de ifade vermek üzere beni çocuk şubesine getirdi, ben bu şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak ... isimli şahıs konuşmalarında 'Beni sanayide herkes zengo veya cango olarak bilir.' diye söylüyordu, ben ifadeye gelmeden önce bana mesaj atan 05 767 nolu hattı kendi telefonumdan aradım. Telefona beni darp eden ... isimli şahıs çıkarak 'Kimsin?' dedi, ben de ... olduğumu söyledim, daha sonra gülerek telefonu kapattı, ayrıca bana atmış olduğu mesajları kendi rızam ile size vermek istiyorum, ben bu olan olaylar ile ilgili olarak ... isimli şahıstan ve sonradan gelen eşkal bilgilerini vermiş olduğum 3 şahıstan davacı ve şikâyetçiyim, arkadaşım olan ... ve... Karataş’tan herhangi bir şikâyetim yoktur, yanımda bulunan öz babam ...’ya teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "Yusuf''un anlattığı gibi biz okuldan çıkmıştık, 'Nerdesin?' diye mesaj geldi, 'Kimsin?' diye sorunca 'Ben....' diye cevap geldi, ne olduğunu sorunca mesajda 'Acilen ... Temizer parkına gelmen lazım.' diyordu, ne olduğunu sorunca cevap gelmedi, bunun üzerine... ile birlikte söylenen yere gittik, Nurgül yoktu, ... oradaydı, ... Nurgül ile aranızda ne var dedi, ben bir şey yok dedim, bunun üzerine... gelsin karşılaştıralım dedi, daha sonra... geldi, konuştuk, sonra beklememizi söyledi, daha sonra bir araba geldi, ... koluma girerek arabaya doğru yönlendirdi, daha sonra araba ile gittik, arabadan indirip beni darbetti, şikayetçiyim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım doğrudur, aynen tekrar ederim.", Katılan ... Kollukta: "1996 doğumlu ... benim öz oğlum olur. ... ... Kısaparmak İletişim Lisesinde okumaktadır. 22.01.2013 günü saat 17.00 sıralarında öz oğlum ... ikametimize gelmeyince kendisini merak ederek telefonla aradım. Telefonda bana Hürriyet Caddesinde olduğunu, tanımadığı üç erkek şahıs tarafından darp edildiğini söyledi. Bunun üzerine ben de oğlum ...'a orada beklemesini kendimin yanına geleceğini söyledim. Hürriyet Caddesinde buluşarak Çocuk Şube Müdürlüğüne gittik. Olayın ayrıntılarını oğlumun ifadesi sırasında öğrendim. Çocuk Şube Müdürlüğündeki yasal işlemler sonrası polis merkezinize geldim. ...'ın ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak öz oğlum ...'yı darp eden, tehdit ve hakaretlerde bulunan tanımadığım şahıslardan davacı ve şikayetçiyim.", Mahkemede; "Mağdur ... oğlum olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur ancak oğlumun beyanlarında huzurda bulunan sanıklar dahil 4 kişi tarafından zorla araca bindirilip boş bir alana götürülüp oğlum olan mağdur ... darp edilmiştir, sanıklardan şikayetçiyim, olay nedeniyle maddi bir zararım meydana gelmemiştir, davaya katılma talebim vardır, katılma talebimin kabulüne karar verilmesini talep ederim.", Mağdur ... Kollukta; "22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında ... isimli arkadaşımla,,, üzerinde geziyorduk, Elliler çarşısı önüne geldiğimizde ... isimli arkadaşımın telefonuna benim tanımadığım bir kişiden mesaj geldi 'Nerdesin?' şeklinde, arkadaşım 'Kimsin?' diye mesajla karşılık verdi, 'Ben.... ... Temizer Parkına gel.' diye mesaja cevap geldi, ben mesajları görmedim, yanımdaki arkadaşım bana okudu. Arkadaşım yalnız gitmesin diye kendi imkanlarımızla yürüyerek ... Temizer Parkına doğru gittik, ... Temizer parkına arka kapıdan girdik, park içindeki bankta daha önce görmediğim, görsem tanıyacağım, 18-20 yaşlarında, 160-170 boylarında, zayıf yapılı, kulağında sağuktan korunmak için kulaklık olan, siyah montlu, siyah kundura ayakkabılı, kirli sakallı, esmer renkli, kısa siyah saçlı bir kişi vardı. Biz şahsın yanma yaklaşınca 'Sen ... mısın?' dedi, ... kendini tanıttı, şahıs 'Oturun konuşalım.' dedi, üçümüz birlikte oturduk, ...'a bağırmaya başladı, 'Nurgül ile aranda ne var?' diye sordu, ben, Nurgül, ... üçümüz sınıf arkadaşıyız, bu nedenle ben '...’la... sınıf arkadaşı oluyorlar, aralarında hiçbir şey olmaz bunların.' diye söyledim, kendisi isminin ... olduğunu söyledi, ayrıca 'Nurgül'ün ben erkek arkadaşıydım, 4-5 yıl birlikte olduk, daha önce sevgiliydik.' diye söyledi, biz... ile ...'in birbirinden ayrılmış olduğunu anlamış olduk, ... isimli şahsa telefon geldi, ... karşısındaki şahsa 'Parka gel.' diye söyledi, aradan 15-20 dakika geçti, Nurgül isimli sınıf arkadaşımız parka geldi, Nurgül ...'e hitaben '... ile aramızda bir şey olamaz.' diye kendisini savundu, Nurgül'e ... isimli şahıs 'Sesini kes' diye bağırdı, ...'e tekrar telefon geldi, karşısındaki şahsa parkta olduğunu söyledi. ... bizlere 'Kalkın önüme düşün.' diye bağırdı, üçümüzü önüne aldı, parkın Mezarlık tarafındaki çıkışına götürdü, bizlere 'Yürüyün' dedi, bizler de yürüdük, bu esnada sadece ...'ın kolundan tutuyordu, bizler istemeden yürüdük, parkın çıkışında ..... renkli tahminimce 2005-2006 model plakasını görmediğim araba duruyordu, aracın içinde tanımadığım, 18-20 yaşlarında, üç erkek şahıs vardı, şahısların ikisini görsem tanırım. Bu şahıslar arabadan indi. 1. şahıs; esmer renkli, kısa siyah saçlı, 18 yaşlarında, 160 boylarında, görsem tanıyabileceğim erkek şahıstı. 2. şahıs; 180 boylarında, kilolu, uzun siyah sakallı, 20 yaşlarında, siyah giyimli, görsem tanıyabileceğim şahıstı. 3. şahsı görsem tanımam, 18 yaşlarındaydı hatırlamıyorum. 1. şahıs ...'ın koluna girdi, arka koltuğa zorla bindirdi, içlerinden birisi benim kolumdan tuttu ama hangisi tuttu hatırlamıyorum, benim de kolumdan zorla tutarak aracın arka koltuğuna bindirdiler, Nurgül'ü ... arabaya arkaya yanımıza bindirdi, ... Nurgül'e bağırıyordu, 'Bin lan arabaya.' diye bağırıyordu, arkaya yanımıza ... de bindi, arkada 4 kişi olduk, ön sağa iki kişi bindi, aracı üçüncü şahıs kullanmaya başladı, kolumdan tutarak araca bindirmekten başka bana bir şey yapmadılar, Doğukent yoluna gittik ... 'Kırktut’a doğru sür.' dedi, Hanedan düğün salonundan geri döndük, Saklı bahçeye doğru gittik, araç içinde... 'Yapma.' diye ağlıyordu, bana hiçbir şey söylemediler, Saklı bahçeden ileriye gittik. İki üç tane ev olan bilmediğim bir mahalleye gittik, ...'ı arabadan çıkardılar. ... ...'a aracın dışında tekme ... vurdu, beni de ikinci şahıs arabadan indirdi, 'Senin ne işin var burda?' diye bağırmaya başladı, Üçüncü şahıs beni arabaya bindirdi. ... yanıma geldi, 'Ne bakıyorsun' diye bana bağırdı, arabanın içinde ... yüzüme bir ... vurdu, bize 'Defolun gidin' dediler, Nurgül arabada kaldı, ...'la ikimiz koşarak kaçmaya başladık, geriye baktığımızda...'ü ... dövüyordu, ... vuruyordu, yoldan tarlaya indik, yoldan geçen kamyonu durdurduk, tanımadığımız kamyoncu vasıtasıyla ...'la ikimiz Saklı bahçeye geldik. Kamyondan indik, kendi imkanlarımızla evlerimize gittik. Ben olayı aileme anlatmamıştım, aynı gün akşam saatlerinde polisler babama telefon açtılar, babama konuyu anlatmak zorunda kaldım, daha sonra ifade vermek için babamla birlikte Çocuk Şube Müdürlüğüne geldik. Anlattığım olaydan başka bir şey görmedim, yaşamadım, olayla ilgili olarak hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim.", Mahkemede; "Ben ve ... okuldan çıkmıştık, ...'a...'ün adına mesaj geldi, mesajda 'Çabuk ... temizer parkına gel, ben....' şeklindeydi, biz ne için çağırdığı konusunda mesaj attık, ancak mesaj cevabı gelmedi, söylediği yere gittiğimizde çağıranın huzurda bulunan sanık ... olduğunu gördük, ...'a küfür ederek... ile aranızda ne var diye sordu, ... da aralarında bir şey olmadığını söyledi ancak inanmadı, bende söze katılarak aralarında bir şeyin olmadığını söyledim, bunun üzerine bana da küfür etti, sonra telefon açarak arkadaşlarına gelin dedi, arkadaşları geldikten sonra zorla arabaya attılar, kolumuzdan çekip zorla soktular, ondan sonra Sugözü tarafına gittik, ...'ı arabadan indirdiler, ben arabada kaldım, ...'ı dövdüler, bana da sadece bir ... attılar, ...'ı huzurda bulunan sanık ... dövdü, bana da huzurda bulunan sanık ... eliyle ... attı, sonrasında ... ile ben koşarak uzaklaştık, olay nedeniyle şikayetçi değilim.", sorulması üzerine; "Olay sırasında sanık ... Zenginoğlu araçla gitmeden önce bana git demişti, ben de gitmeden önce aracın plakasını almak için yaklaştığımda sanık ... Zenginoğlu beni kolumdan tutarak sen de arabaya bin dedi, ben de kendisine bana gitmemi söylediğini hatırlattığım halde bana 'Yok sen de geleceksin.' şeklinde cevap verdi, o şekilde beni araca bindirdi.", Müşteki ... Kollukta; "1997 doğumlu ... benim öz oğlum olur. 22.01.2013 günü saat 17.30 sıralarında oğlum...un sınıf arkadaşı olan ...'nın babası beni cep telefonu ile aradı. Bana her ikimizin oğlunun bir olaya karıştığını, Çocuk Şube Müdürlüğüne gelerek ifade vermem gerektiğini söyledi, bunun üzerine bende oğlum...u alarak Çocuk Şube Müdürlüğü'ne gittim. Oğlum olay hakkında ifade verdikten sonra ben de polis merkezinize yasal işlemler için geldim, olayı oğlum...’un ifadesinde beyan ettiği şekilde biliyorum. Yusuf'un ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Benim olaya ilişkin herhangi bir görgüm yoktur, olayla ilgili soruşturma safhasında ayrıntılı olarak beyanda bulunmuştum, olay nedeniyle herhangi bir şikayetim yoktur.", Mağdure ... Kollukta; "..., ... benim sınıf arkadaşım olur, 18 yaşlarındaki, açık adresini bilmediğim ancak Kırklar Mahallesinde oturduğunu bildiğim, telefon numarasını bilmediğim, şuan nerede olduğunu bilmediğim, daha önceleri sanayide araba tamiri işinde çalıştığı şeklinde bildiğim ... Zenginoğlu benim erkek arkadaşım olur. 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında Çayda Çıra kavşağı yakınındaki İletişim Lisesinden çıktım, okul çıkışında ..., ... isimli şahısları 50-60 metre mesafeden gördüm, yanlarında tanımadığım 2-3 kişi vardı, aralarında tartışıyorlardı ancak erkek oldukları için dikkatli bir şekilde bakmadım. Ancak yanlarında ... Zenginoğlu yoktu. Olsa tanırım. Daha sonra kendi imkânlarım ile 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında okulumdan çıktım. Karayolları yakına kadar yürüdüm, Karayolları yakınından minibüse bindim, çarşı durağında indim, vakit kaybetmeden Doğukent minibüsüne bindim, evime yakın yerde indim, daha sorra evime gittim. Başka hiçbir yere uğramadım dolayısıyla 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında evdeydim, evimden dışarıya çıkmadım, 22.01.2013 günü saat 20.00 sıralarında babam ile birlikte kendi migrenimden dolayı sigorta hastanesine gittim. Babamla tekrar eve gittik. aynı gün saat 21.00 sıralarında polisler babamı aradı. Bizi Çocuk Şube Müdürlüğüne davet ettiler, Çocuk Şube Müdürlüğünde ..., ...’nın anlatmış olduğu olayları bana anlattılar, polislerin bana anlatmış olduğu ... Temizer parkı içinde ..., ..., ... isimli şahıslarla buluşma olayı, Toyota marka araca zorla bindirilme olayı, beni ...'in darp etme olayını ilk kez polisler bana anlatınca duydum. Ben bu olayların hiçbirini yaşamadım. ..., ... benim ismimi kullanarak kaçırılmışım şeklinde niye ifade vermiş bilmiyorum. 22.01.2013 günü belirttiğim saatte okulumdan çıktım. Anlattığım şekilde vakit kaybetmeden evime gittim. Ben hiçbir şekilde mağdur olmadım. Hiç kimse tarafından kaçırılmadım, alıkonulmadım, darp edilmedim, hiç kimsenin özel arabasına da binmedim, ... Zenginoğlu’nun daha önceki kullanmış olduğu numarayı da bilmiyorum. Benim başıma kötü bir olay gelmedi. Daha önceki zamanlarda da böyle bir şey yaşamadım. Anlatılan olaylar hakkında bilgi sahibi değilim, bu konu hakkında hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim. Babama teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "Huzurda bulunan sanık ... itfaiye parkında bana mesaj atarak itfaiye parkına gelmemi söyledi, o sırada evdeydim, markete gidiyorum diye çıktım, yanlarına gittim, huzurda bulunan sanık ... ile diğer mağdurlar oturmuşlardı, huzurda bulunan sanık ... aranızda birşey var mı diye sordu, ben de olmadığını söyledim, ondan sonra...a dönerek 'Sen gitmek istiyorsan git' dedi, ...da yok diyerek ...'ın yanında kaldı.", mağdur ...'un 'Yok demedim, yanlış bilgi veriyorsun.' diyerek müdahalede bulunması üzerine devamla "Sonra araba geldi, arabanın yanına gittik, sanık ... arabaya binin dedi, biz de bindik, öyle çekiştirme falan olmadı, mobese kameraları da var zaten, o anda çekiştirme zorlama olmadı, ... ...'a kafa attı galiba, bu esnada ben ve... arabadaydık, ... sonra geldi, Yusuf'u da indirdi, daha sonra beni tekrar aldıkları yere itfaiye parkının önüne bıraktılar, ben zaten ... Zenginoğlu'nu tanıyorum, kendim arabaya bindim, zorla bindirme olayı olmadı, ... ve yanındakiler üç kişilerdi, bizimle birlikte altı kişiydik, şikayetçi değilim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım daha doğrudur, karakolda iken babam yanımda olduğu için böyle bir olayın olmadığını söylemiştim.", celse arasında sunmuş olduğu şikâyetten vazgeçmeye ilişkin dilekçesinin okunarak sorulması üzerine; "Sunmuş olduğum dilekçe içeriğini de aynen tekrar ederim, beni itfaiye parkında bıraktılar, diğer mağdurları ise araçla gittiğimiz ve durduğumuz yerde bıraktılar.", Mağdur ... Kollukta; "1996 doğumlu... Karataş benim öz kızım olur. 22.01.2013 günü saat 09.00 sıralarında kızım almış olduğu istirahat raporunu okula götürmek için çıktı. Aynı gün saat 15.00 sıralarında ikametimize geri .... Saat 15.30 sıralarında ikametimizden 30 dakika kadar giyim mağazasına gitmek için ayrıldı. Nurgül olayla ile ilgili Çocuk Şube Müdürlüğünde ifade verdi. İfadesinde beyan ettiği şekilde bana olay ile ilgisi olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söyledi. Ben ifade beyanlarında geçen hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili ayrıntılı şekilde siz görevlilerin söylediği şekilde bilgi sahibi oldum. Olay ile ilgili kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Mağdur ... Karataş kızım olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur, kızım olan... Karataş'ın kendisinin zorla araca bindirildiği ve alıkonulduğu yönünde herhangi bir beyanı olmamıştır, benim herhangi bir şikayetim yoktur.", Hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ... Zenginoğlu Kollukta; "Nurgül Karataş benim kız arkadaşım olur, kendisiyle 5 yıllık devam eden duygusal bir arkadaşlığımız bulunmaktadır. Ancak aramızda herhangi bir cinsel ilişki yaşanmadı. 22.01.2013 günü saat 10.00 sıralarında Mustafapaşa Mahallesi Ceyhun sokak üzerinde bulunan parkta buluştuk. Konuşurken kız arkadaşımım çantasına bakıyordum. Bu sırada çanta içerisinde kağıtta aşkım yazan ve üzerinde 05 249 yazan kağıdı buldum. Kız arkadaşıma numaranın kime ait olduğunu sordum, kendisi bana arkadaşı olduğunu söyledi. Bunun üzerine kız arkadaşıma bir şey söylemeden evine gönderdim, daha sonra kullanmış alduğum 05 767 numaralı telefonumdan kağıtta yazan numaraya mesaj gönderdim ve buluşma teklif ettim. Kırklar Mahallesinde bulunan İtfaiye kavşağının bulunduğu yerdeki parka çağırdım, Ben de itfaiye parkına gittim. Gittiğimde isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... bulunuyordu. ... kim diye sorduğumda şahıslardan bir tanesi ...'ın kendisi olduğunu söyledi, kız arkadaşıma telefon numarasını kendisinin mi verdiğini sorduğumda şahıs alaycı bir şekilde ben vermedim kız arkadaşın bana numarasını yazıp verdi dedi. Bu olaylar sırasında aramızda herhangi bir kavga ve tartışma yaşanmadı. Daha sonra ben de olayın doğruluğunu anlamak için kız arkadaşımı telefonla aradım ve parka çağırdım. Kız arkadaşım ... isimli şahsın mumarasını kendisinin yazdığını ancak aşkım diye kendisinin yazmadığını söyledi. Bu sırada şahısla aramızda tartışma yaşandı. Bunun üzerine ben de telefonla arkadaşım...Gülmez'i aradım, yaklaşık beş dakika sonra arkadaşım...Gülmez ve ..., 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araç ile geldiler, arabayı arkadaşım...kullanıyordu. Şahıslara arabaya binin konuşalım dedim, şahıslar da kendi istekleri ile arabanın arka koltuğuna oturdular, ben ve kız arkadaşım... de aracın arka koltuğuna oturduk, ...aracın ön koltuğuna oturdu. Arkadaşıma boş bir yere git konuşalım dedim. Araç ile birlikte Doğukent yolunda boş bir araziye gittik. Yol boyunca da şahıslarla herhangi bir konuşmamız yaşanmadı. Boş araziye gelince arkadaşım aracı durdurdu, ... isimli şahısla birlikte araç içerisinden indik, şahısla konuşuyorduk. Bu sırada araç içerisinde bulunanlar da araçtan aşağı indiler, biz ... ile birlikte biraz ilerledikten sonra konuşmaya başladık, ...'a bu kağıdın açıklamasını yap dedim ancak ... bana herhangi bir cevap vermedi, ben de sinirlenerek kendisine bir tane kafa altım, atmış olduğum kafa şahsın burnuna geldi, bu sırada arkadaşlarım araya girdiler ve bizi ayırmaya çalıştılar. Ayırdıkları sırada şahsa tekme attım ancak değip değmediğini bilmiyorum. Arkadaşlarım bizi ayırdıktan sonra ... ve... isimli şahıslara kaybolun gidin buradan dedim ve şahısları gönderdim. Biz de arkadaşlarım olan ..., ...ve kız arkadaşım... ile birlikte tekrar araç ile şehir merkezine geldik, kız arkadaşımı ikametine bıraktım, daha sonra da arkadaşlarım ile ayrıldık, ben de evime gittim. Daha sonra da 22.01.2013 günü çalışmak için ...’a gittim. Ertesi sabah yani 23.01.2013 günü şahsın hakkımda şikayetçi olduğunu öğrendim ve tekrar ... iline geldim, 24.01.2013 günü de ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamaları öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamaları kabul etmiyorum. Suçlamalar asılsız ve yalandır. Ne ben ne de arkadaşlarım şahıslara arabaya binmeleri konusunda baskı kurmadık ve zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Olay ... isimli şahısla benim aramda yaşandı, diğer arkadaşlarım olan... ve...olaya karışmadılar, ...isimli şahıs da olaya taraf olmadı. Şahıslarla aramızda herhangi bir tehdit ve hakaret konusu yaşanmadı, yalnızca ben ...’a bir tane kafa attım, olay bir anda gelişti, şahısları alıkoymak ve darbetmek gibi bir amacım yoktu, Benim amacım şahısla konuşmaktı, başka bir amacım yoktu, konuyla ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben daha önce söylediklerimi tekrar ederim. Başka söyleyecek bir şeyim yoktur.", Mahkemede; "Üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu kabul etmiyorum, olay sırasında mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendilerinin isteği doğrultusunda araca bindik, daha sonra boş yere gittik, orada mağdur Tayfun'a diğer mağdur ... ile aralarında ne olduğunu sordum, bana herhangi bir cevap vermeyince bende o anki sinirle kendisine kafa attım, yaralama suçunu bu şekilde kabul ediyorum, üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık...Gülmez Kollukta; "... Zenginoğlu ve ... benim mahalleden arkadaşım olurlar. 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında arkadaşım ... beni telefonla aradı ve babanın arabası sende mi dedi, ben de arabanın bende olduğunu söyledim. ... bana hemen İtfaiye kavşağındaki parka gel seni bekliyorum dedi, ne olduğunu sorduğumda sen gel dedi, ben de babama ait olan 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araca bindim yol üzerinde mahalleden arkadaşım olan ...'u gördüm, kendisine ... çağırdı gel birlikte gidelim dedim. Birlikte İtfaiye parkına gittiğimizde ...’in yanında kız arkadaşı... ve isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... isimli şahıslar bulunuyordu. Yanlarına gittiğimde ... hadi arabayla gezelim biraz dedi, birlikte araç içerisine bindik, ...aracın ön koltuğuna, ..., kız arkadaşı..., ... ve... isimli şahıslar da aracın arka koltuğuna oturdular. Araç ile Doğukent Mahallesindeki boş araziye gittik. Buraya geldiğimizde ... ve ... araçtan indiler, yaklaşık 20 metre ilerde konuşmaya başladılar. Furkan, Nurgül ve... isimli şahısla birlikte araçtan inerek sigara içmeye başladık. Bu sırada ... ve ...’in birbirlerini iteklediklerini gördüm, yanlarına gittiğim sırada ... şahsa bir tane kafa attı, hemen kendilerini ayırdım ve kavga etmelerini engelledim, ...’i araç içerisine aldım, ...ve...’ü de alarak olay yerinden ayrıldık. ...ve ... isimli şahıslar olay yerinde kaldılar. Araç içerisinde...’e, ... isimli şahsın telefon numarasını verdiğini, bu yüzden ... ile kavga ettiklerini öğrendim. Daha sonra arkadaşlarımı evlerine bıraktım. Şahısların hakkımızda şikayetçi olduklarını öğrendim ve ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamayı öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamalar asılsız ve yalandır. Olay sırasında şahısları araç içerisine bindirmek için zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Ben ...’in kavga etmek için bizi çağırdığını bilmiyordum. Zaten ne ben ne de... olaya taraf olmadık, ...isimli şahıs da olaya karışmadı. ... ve ...'ın birbirlerine küfür ettiklerini ben duymadım, Yalnızca ...’in ...'a kafa attığını gördüm. Daha önceki yaşanan olaylardan benim haberim yok, benim konuyla ilgili olarak söyleyeceklerim bundan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben bu olaya arkadaşım ... 'nun beni olay yerine çağırmış olması nedeni ile karıştım. Babam ait araçla olay yerine gittim. Müştekiler ve ... Zenginoğlu ve onun kız arkadaşı araca bindiler, kimse kimseyi araca binmesi için zorlamadı. Doğukent tarafına gittik, araçtan indikten sonra ... ve ... kavga etti. Ben onları ayırdım. Söyleyeceklerim bundan ibarettir tutuksuz yargılanmayı isterim.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, olay sırasında iddia edildiği gibi mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendi isteğiyle araca bindiler, daha sonra boş bir alana gittik, orada ... ... konuştular, kavga ettiler, biz de araya girdik, üzerime atılı suçtan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Suça sürüklenen çocuk ... Savcılıkta; "22.01.2013 günü öğleden sonra...Gülmez beni arayarak ... Zenginoğlu'nun kendisini aradığını ve birileri ile kavga ettiğini söylediğini söyledi, araba ile...gelerek beni aldı, beraber ... Temizer parkının oraya gittik, orada ... Zenginoğlu'nun iki erkek bir kızı tuttuğunu gördük, ... zorla bunları arabaya bindirdi, ne ben ne de...kesinlikle olaya müdahale etmedik. Arabaya bindirdikten sonra ...'e arabayı Sugözü denilen mevkiye sür dedi, ... de bir şey demeden dediği yere sürdü. Arabada bize daha önce 4-5 yıl birlikte olduğu kız arkadaşı...'ün çantasında bu şahısların telefonu olduğunu söyledi. Bunları anlatırken sinirli bir şekilde anlatıyordu ancak arabada herhangi bir olay olmadı, daha sonra Sugözü denilen yere vardığımızda arabayı durdurmasını söyledi, ... de arabayı durdurdu, ... arabadan indi, ... ve... isimli çocukları çağırdı, Nurgül arabada kaldı. bu sırada ...'in ...'a yumrukla vurması üzerine biz arabadan indik yapma dedik ayırmaya çalıştık, kesinlikle vurmadık, ... arabada da ...'in...a vurduğunu söyledi ancak ben görmedim. ... arabada bu kez...’e de vurdu. Daha sonra ... ... ve...a arabadan inmelerini ve gitmelerini sert bir şekilde söyledi. Onlar indikten sonra araba ile geri döndük. Nurgül'ü ... Temizer parkının orada bıraktık, ...'i de çarşıda bıraktık, kesinlikle ben ve...mağdurları zorla arabaya bindirmedik ve onları darp etmedik. Biz gittiğimizde zaten ..., ... ve...un kolundan tutmuş getiriyordu, üzerime atılı suçu kabul etmiyorum, ... beni aldığında yanında gözlüklü biri daha vardı, o da bizimle geldi ancak ben o şahsı tanımıyorum.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmem. Ben zorla hiçbir şey yapmadım. Olaya ilişkin daha önce ifade vermiştim. Aynı ifadem doğru ve geçerlidir.", Şeklinde savunmada bulunmuştur. Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 1- Suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı; TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile; TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiş olup anılan madde son hâlini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Çetin Özek-Sahir Erman, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, , ... 1994, .... 130; Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, ... 1994, .... 31; Durmuş Tezcan-... Ruhan Erdem-... Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, ... 2008, .... 363; ... Emin Artuk-... Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... 2018 ... Yayınevi, 17. Baskı, .... 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk- A.Gökcen- M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Kitabevi, ... 2019, 18. Bası, .... 405.). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, ....127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, .... 517 ve 873.). Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından "müşterek faillik" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklindeki hüküm ile müşterek faillik düzenlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmış ise suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira müşterek faillikte aranan en önemli unsurlardan birisi, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmasıdır. Müşterek faillik, suçun birden fazla suç ortağı tarafından "birlikte suç işleme kararına bağlı olarak" ve "fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulmak suretiyle" müştereken gerçekleştirilmesidir. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı "fail" statüsündedir. Müşterek faillerin hareketleri bir bütün olarak adeta tek kişinin fiili gibi değerlendirilir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, Kasım 2013, .... 440). Bu nedenle müşterek faillerin her biri kanunda o suç için öngörülmüş temel ceza ile cezalandırılmalı, ancak bu ifadeden müşterek faillerin mutlaka aynı miktarda ceza ile cezalandırılmalarının zorunlu olduğu şeklinde bir sonuç da çıkarılmamalıdır. Kusurun ağırlığı, amaç ve saik gibi faile göre farklılık gösteren kriterlere dayanılarak her bir fail yönünden temel cezanın farklı şekilde belirlenmesi mümkün ise de, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi her fail için geçerli ortak kriterlere dayanılarak temel cezanın farklı şekilde belirlenmesinin eşitlik ilkesine aykırı olacağı ve ayrıca çelişkiye neden olacağı açıktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mağdure... ile hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ...’in suç tarihinden önce yaklaşık 5 yıldır devam eden bir duygusal arkadaşlıklarının bulunduğu, olay günü sabah saatlerinde... ile buluşan ...’in...’ün çantasında üzerinde bir telefon numarası ile "Aşkım" ibaresi yazılı kağıt parçası bulduğu, Nurgül’den ayrıldıktan sonra bu telefon numarasının kime ait olduğunu öğrenmek maksadıyla söz konusu numaraya kendini... olarak tanıtarak buluşmak istediğini belirten mesajlar gönderdiği, telefon numarasını kullanan katılan mağdur ...’ın da... ile buluşacağı düşüncesiyle yanında sınıf arkadaşı olan diğer mağdur ... da olduğu hâlde parka gittiği, parkta... ile ...’ı gören ...’in, yanlarına yaklaşarak ...’ın kim olduğunu sorduğu, ...’ın kendini tanıtması üzerine ...’in bu defa...’le aralarındaki ilişkiyi sorguladığı, gerek ... gerek...’un ... ile... arasında yanlış anlaşılmaya neden olabilecek bir ilişkinin bulunmadığını, yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını anlatmalarına rağmen bu beyanlara itibar etmeyen ...’in yüzleştirme yapmak maksadıyla...’ü telefonla arayarak bulundukları parka davet ettiği, kısa bir süre sonra parka gelen...’ün de ... ile yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını bildirdiği, o esnada ...’in hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık...i telefonla arayarak babasının arabasının...te olduğunu öğrendikten sonra...i de parka çağırdığı, ...’in de suça sürüklenen çocuk ... ile birlikte parka gittiği, burada ..., ... ve...’ın önce ...’ı rızasına aykırı olarak kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle aracın arka koltuğuna bindirdikleri, devamında ...’in olay yerinden ayrılmasını söylediği...’un, araca yaklaşarak plakayı almak istediği sırada ...’in...’un kolundan tutarak araca binmesini söylediği, Yusuf’un binmek istemediğini, daha önce gidebileceğini söylediğini hatırlatması üzerine ...’in "Yok. Sen de geleceksin." diyerek...’u zorla aracın arka koltuğuna bindirdiği, sonrasında da... ile ...’in arka koltuğa oturdukları, ...’in aracı kullandığı, Furkan’ın ise onun yanındaki ön koltuğa oturduğu, Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde aracı hiçkimsenin olmadığı boş bir arazide durdurdukları, araçtan inen ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tuttuğu ...’ı aracın dışına çıkardığı, araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra orada tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle ...’ın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralanmasına neden olduğu, akabinde aracın içinde bulunan...’un yanına giden ...’in "Ne bakıyorsun?" diyerek...’un yüzüne bir ... attığı, "Defolun gidin." biçimindeki sözler üzerine ... ile...’un koşarak olay yerinden uzaklaştıkları, yol üzerinde bir kamyonu durdurarak bu kamyona bindikleri ve bu şekilde şehir merkezine döndükleri, Nurgül’ün ise ..., ... ve...’la beraber araca tekrar bindiği ve parkın yakınında araçtan inerek evine döndüğü, yaşadıklarını ailesiyle paylaşan ...’ın babasıyla birlikte adli makamlara müracaat etmesi üzerine intikalin gerçekleştiği anlaşılan dosyada; Mağdure...’ün Kollukta alınan beyanında böyle bir olayın yaşanmadığını, kendisinin de herhangi bir şekilde karışmadığını anlatmasına rağmen Mahkemede; Kollukta ifadesinin alınması sırasında yanında bulunan babasından korkarak o şekilde ifade verdiğini, esasen hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ...’in olay günü kendisini katılan mağdur ... ile yüzleştirmek istediğini, bu sebeple parka gittiğinde ...’in yanında ... ile diğer mağdur ...’un olduğunu ve hep beraber bankta oturduklarını gördüğünü, ...’la aralarında bir gönül ilişkisi olmadığını ...’e söylediğini, devamında araçla hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı diğer sanık...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın geldiklerini, ...’in arabaya binmelerini söylemesi üzerine araca bindiklerini, o esnada herhangi bir çekiştirme ya da zorlama yaşanmadığını, araca binmesi konusunda tehdit de edilmediğini, gittikleri yerde araçtan inen ... ile ... arasında bir kavga başladığını, daha sonra araca dönen ...’in...’a da araçtan inmesini söylediğini, ...ile ...’ın olay yerinden ayrıldıklarını, ..., ... ve...’ın kendisini de olay yerine geldikleri araçla parkın önüne bıraktıklarını, olay sırasında kendi rızasıyla araca bindiğini beyan etmesi, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından... hakkında düzenlenen raporda darp ve cebir izine rastlanmadığının bildirilmesi, suça sürüklenen çocuğun da savunmasında...’ü araca zorla bindirmediklerini, olaydan sonra da evinin yakınına araçla getirdiklerini belirterek suçlamayı kabul etmemesi, Nurgül’ün, ...’in tehditleri neticesinde korkarak araca binmek zorunda kaldığına dair ... ile...’un soyut iddiaları dışında bir delil bulunmaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuk ...'ın inceleme dışı sanıklar ... ve ...'le beraber mağdure...’e yönelik eylemlerini, onun rızasına aykırı olarak gerçekleştirdiği hususunun şüphede kalması ve bu şüphenin suça sürüklenen çocuk lehine değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle suça sürüklenen çocuğun mağdure...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına dair uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. 2-Suça sürüklenen çocuk hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus ... Komisyonu raporunda da "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir. Burada "aynı zaman" ve "değişik zaman" kavramları üzerinde durulmalıdır. Kanunda bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin belirlemelerin yapılması mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın ve suçun özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin "değişik zamanlarda" işlenip işlenmediği tespit edilmelidir. Bu bağlamda "aynı zamanda" kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarihli ve 98-143 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da bu hususlar vurgulanmıştır. TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Öte yandan, Kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir. Aynı suç işleme kararının varlığının olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlâl edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan düzenleme; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun’un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, ..., 2016, .... 492.). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi. TCK’da bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için fiilin hukuki anlamda tek olması ve bu fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerektiği, inceleme dışı sanıklar ... ve...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek önce katılan mağdur ...’ı kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle araca bindirerek hürriyetini cebren kısıtlamaları, devamında önce olay yerinden uzaklaşmasını söyledikleri mağdur ...’u, aracın yanına yaklaşarak plakayı almak istediği esnada bu defa zor kullanmak suretiyle araca bindirmeleri, inceleme dışı sanık...in yönetiminde olan, suça sürüklenen çocuk ...’ın da bulunduğu araçla Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde inceleme dışı sanık ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tutup aracın dışına çıkardığı katılan mağdur ...’ı araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralaması, akabinde aracın içinde bulunan mağdur ...’un yanına gelip "Ne bakıyorsun?" diyerek...’un yüzüne bir ... atması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuğun inceleme dışı sanıklar...ve ...'le birlikte, hürriyetleri cebir kullanılmak suretiyle kısıtlanan iki ayrı mağduru ayrı ayrı tutarak araca bindirme, olay yerinde darbetme şeklindeki fiillerinin doğal anlamda tek olmadığı gibi hukuki anlamda da tek olmaması, bu bağlamda suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla kez işlenmesi..." veya aynı Kanun’un aynı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fille işlenmesi..." kapsamına girmemesi nedenleriyle suça sürüklenen çocuk hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 3- Suça sürüklenen çocuk hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması halinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları" bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ... 2015, 8. Baskı, .... 351.). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır. TCK'da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini "etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK'nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293.) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir. (TCK'nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2.) Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, ... 2013, .... 22.). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu'ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelenip öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler birlikte değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının; 1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, 2- Suçun tamamlanmış olması, 3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi, 4- Failin bu davranışın iradi olması, Şeklinde belirlenmesi mümkündür. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin TCK'nın 168. maddesinde mal malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörüldüğü hâlde suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu maddede sayılmadığından, bu suç açısından anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir. Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme," "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma," "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme," "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme," "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama," "İftiradan dönme," "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; "Tätige Reue," "Repentir actif," "Arrepentimiento activo eficaz," "Active Repentance" şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, "Bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu" şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, ... Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, ... 2005, .... 697.) Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir. Örneğin Türk Ceza Kanunu'nun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir. TCK'nın "etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; "yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir" biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak "etkin pişmanlık" düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır. Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Suç tamamlanmalıdır. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır. 2- Fail, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakmalıdır. Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir. 3- Fail, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakmalıdır. Failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır. 4- Mağdur fail tarafından serbest bırakılmalıdır. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru "Halkın içine çıkabilecek bir hâlde" serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir. 5- Fail mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakmalıdır. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır. 6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir. Somut olayda, sanıkların mağdurları soruşturma başlamadan önce güvenli bir yerde kendiliğinden serbest bırakmaları karşısında haklarında etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, "Mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olma" şartı üzerinde durulmalıdır. Kanun'da "Mağdurun şahsına zarar verilmemiş olma" şartından söz edildiğine göre, mağdurun malvarlığına ya da başka birisine zarar verilmiş olması, etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Zararın hafif veya ağır, maddi ya da manevi olması arasında fark bulunmamaktadır. Öte yandan mağdurun şahsına zarar verilmesi, onun bedensel olarak herhangi bir zarar görmemiş olmasını ifade eder (Prof. Dr. Mahmut Koca-Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Dördüncü Baskı, ... Yayınevi, ... 2017, .... 419.). Örneğin, mağdura karşı cebir kullanılması, mağdurun yaralanması, aç, susuz ya da uykusuz bırakılması, cinsel arzuların tatmini amacıyla birtakım eylemlere maruz bırakılması hâlinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacaktır. Failin mağduru, şahsına zarar verdikten sonra fakat hakkında soruşturma başlamadan önce kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması durumunda da etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacak, ancak bu durum temel cezanın tayininde ya da takdiri indirim nedenlerinin uygulanması sırasında göz önünde bulundurulabilecektir. TCK'nın 109. maddesinin altıncı fıkrasında; "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" düzenlemesine yer verilip, gerekçesinde de "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla ya da sırasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanır; bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, maddenin ikinci fıkrasına istinaden cezaya hükmedilmelidir" denilerek, suçun işlenmesi amacıyla ya da suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden birinin meydana gelmesi hâlinde ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmek suretiyle, anılan neticenin gerçekleşmesi durumunda, mağdurun şahsına zarar verilmiş olması nedeniyle, etkin pişmanlık için aranan "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın serbest bırakma" şartı oluşmadığından, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağının kabulü gerekmektedir. 109. maddenin altıncı fıkrasının "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" hükmü göz önünde bulundurulduğunda, bu suçun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında mağdurun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacak ve kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerine ulaşmayacak şekilde yaralanması hâlinde, diğer şartların da var olması kaydıyla etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Her ne kadar katılan mağdur ...'ın yaralanması basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte ise de; inceleme dışı sanıklar ... ve...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek ...'ı cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...'le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, söz konusu darp eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun doğal sonucu olmaması, suça sürüklenen çocuk ve inceleme dışı sanıklar...ve ...'in bu eylemleri ile ayrıca katılan mağdurun şahsına da zarar vermeleri ve mağdurun şahsına zarar verilmemesi hâlinin TCK'nın 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlığa ilişkin hükmün uygulanma koşulları arasında bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocuğun katılan mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdiği eylemler yönünden hakkında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 4- Suça sürüklenen çocuk hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; İnceleme dışı sanıklar ... ve...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek mağdurlar ... ve...u cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...'le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, daha sonra araca dönüp "Ne bakıyorsun?" diyerek araç içerisinde bulunan...a ... atması, ...'in "Defolun gidin." biçimindeki sözleri üzerine ... ile...’un koşarak olay yerinden uzaklaşmaları, yol üzerinde durdurdukları bir kamyon vasıtasıyla şehir merkezine dönmeleri, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirilmesi, ...'in...a ... atması eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında meydana gelmesi ve dolayısıyla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturması hususları birlikte gözetildiğinde, suça sürüklenen çocuğun inceleme dışı sanıklar...ve ... ile fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdiği eylemler yönünden hakkında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; suça sürüklenen çocuk hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşmediği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, 1) İkinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından REDDİNE, 2) Birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından KABULÜNE, A) Suça sürüklenen çocuk ...'un mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdiği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 21.06.2018 tarihli ve 8957-4546 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, B) Suça sürüklenen çocuk ...'un mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdiği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... Çocuk Mahkemesince 24.09.2013 tarih ve 106-529 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığının ve mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleştiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, C) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından kabul edilip Özel Daire onama kararının kaldırılararak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, suça sürüklenen çocuk ...'un mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdiği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalarının İNFAZININ DURDURULMASINA, bu suçlardan suça sürüklenen çocuğun cezaevine alınmış olması hâlinde TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 3) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede birinci, ikinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle, 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamayan dördüncü uyuşmazlık konusu bakımından ise 11.05.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi. 19.04.2022 tarihli oturum:

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2019/611 E., 2022/340 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Kaldı ki bu şahıs suçun mağduru kabul edilmiş olsa bile, Nurgül'e karşı eylemde TCK 110 maddesinin koşulları oluşmuş bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulu         2019/611 E.  ,  2022/340 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ... ve ...’in üç ayrı mağdura yönelik olarak TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca üç kez 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.05.2013 tarihli ve 154-358 sayılı hükümlerin sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 4554-4545 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.12.2018 tarih ve 81223 sayı ile; "Hükümlü ..., kız arkadaşı...ün mağdur ... ile arkadaş olduğundan şüphelenmesi üzerine, ... ile yüzleşmek için buluşma yerine çağırdığında, ... yanında mağdur ... olduğu halde gelir. ... ayrıca yüzleşmek için...ü ve kendisine yardım etmesi için sanık ...'i çağırır. Fatih de yanında sanık... Coşkun olduğu halde buluşma yerine arabasıyla gelir. Burada Fatih'in kullandığı arabaya mağdurlar ..., ... ve Nurgül istekleri dışında alınıp, tenha bir yere götürülürler. Olay yerine geldiklerinde ..., ...'a kafa atarak darp eder. Diğer mağdur ...'a da ... atar. Sanıklar (Hükümlüler) ... ile ...'u haydi gidin diyerek kovarlar, mağdurlar kendi olanaklarıyla evlerine ulaşırlar, Nurgül'ü ise arabaya alan sanıklar evinin önüne kadar getirip serbest bırakırlar. ... mahkemedeki ifadesinde, sanık ...'in kendisini önce götürme amacının olmadığını, aracın plakasını tespit etmeye çalışması nedeniyle onu da arabaya aldığını beyan etmiştir. Dosyadaki ifadelerden açıkça anlaşılacağı üzere sanıkların mağdure...ün hürriyetini kısıtlama kastı, hiç olmamıştır. Nurgül de tüm aşamalarda kendisinin hürriyetinin kısıtlanmadığını, sanıkların kendisine karşı eylemlerinin bulunmadığını, salimen evinin önüne getirildiğini beyan etmiştir. Kaldı ki bu şahıs suçun mağduru kabul edilmiş olsa bile, Nurgül'e karşı eylemde TCK 110 maddesinin koşulları oluşmuş bulunmaktadır. Mağdurlara yönelik eylemde TCK 43/2 maddesinin koşulları da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Mağdur ...'un mahkeme ifadesinde de belirttiği gibi, sanık ...'in bu mağduru arabaya alma niyeti yoktur. ...'in asıl amacı mağdure Nurgül ile mağdur ...'ı yüzleştirmektir. Bir eylem ile hürriyeti kısıtlama suçu gerçekleştirilmiştir. Yukarıda açıkladığımız nedenlere göre hükümlüler ..., ... ve... Coşkun'un mağdure...ün hürriyetini kısıtlamak suçundan verilen mahkumiyet kararının kaldırılarak, beraatlerine karar verilmesi ve diğer iki mağdura karşı eylemlerinin ayrı ayrı suç teşkil etmediği nedeniyle TCK 43. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilerek bozulması," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.11.2019 tarih ve 10320-12579 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı, oluştuğunun kabulü hâlinde ise TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, diğer mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından ise zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanıklar hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu uyuşmazlık konusu da ayrıca değerlendirilmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihinde mağdure Nurgül (Karataş) ... ile katılan mağdur ...’nın 17, mağdur ...'ın ise 16 yaşlarında ve sınıf arkadaşı oldukları, mağdure Nurgül ile sanık ... arasında suç tarihinden geriye doğru yaklaşık 5 yıldır devam eden bir gönül ilişkisinin bulunduğu, diğer sanık ... ile yaş küçüklüğü nedeniyle hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen suça sürüklenen çocuk... Coşkun’un da arkadaş oldukları, Katılan mağdur ...’nın olaydan hemen sonra kendi imkânlarıyla evine dönerek durumu ailesiyle paylaşması üzerine olayla ilgili olarak adli makamlara müracaatın gerçekleştiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından katılan mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; üst ve alt dudakta muhtelif sayıda eziklerin ve kanamalı alanların bulunduğunun, sağ göz altında maksilla üzerinde 1x1 ve 0,5x0,5 cm uzunluklarında ekimozların mevcut olduğunun, söz konusu bulguların katılan mağdurun yaşamını tehlikeye sokmadığının ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtildiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdure Nurgül ... ve mağdur ... hakkında düzenlenen raporlarda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirildiği, 22.01.2013 tarihli cep telefonu inceleme tutanağından; katılan mağdur ...’nın cep telefonu üzerinde yapılan incelemede; katılan mağdurun kullanmakta olduğu 05 249 numaralı telefon hattına sanık ... tarafından kullanılmakta olan 05 767 numaralı hattan 13 adet kısa mesaj gönderildiği, mesaj içeriklerinin; 22.01.2013 tarihinde saat 15.00 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nurgul", 22.01.2013 tarihinde saat 15.03 sıralarında "Tam olarak", 22.01.2013 tarihinde saat 15.05 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.06 sıralarında "Bisd olmadi itfaiye park oraya gelsene bulusalim", 22.01.2013 tarihinde saat 15.07 sıralarında "Bi olmadı tamam neyse gelmiyosan gelme", 22.01.2013 tarihinde saat 15.08 sıralarında "Ne zamana", 22.01.2013 tarihinde saat 15.09 sıralarında "Tam nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.10 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.15 sıralarında "Nerde kaldin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.19 sıralarında "Nerde kaldin" şeklinde olduğu, 22.01.2013 tarihinde saat 15.21 sıralarında ise bir adet içeriği boş mesaj gönderildiği, 22.01.2013 tarihinde polis memurları tarafından tanzim edilen tutanağa göre; 22.01.2013 tarihinde meydana geldiği iddia olunan olayla ilgili olarak olayın gerçekleştiği park ve olayın son bulduğu yerler ile olay yerlerini gösteren mobese ve güvenlik kamerasının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından mağdurlar ... ve ... ile gerçekleştirilen yer gösterme işleminde; mağdurların ... Paşa Mahallesinde bulunan ... Temizer Parkını işaret ettikleri ancak parkın dış kapılarının kilitli olması nedeniyle içeride güvenlik kamerası olup olmadığının anlaşılamadığı, mağdurların...Sultan ... Bulvarı üzerinde itfaiye kavşağı istikametinde bulunan mezarlığın yanında araca bindirildiklerini belirtmeleri üzerine yapılan araştırmada burayı gösteren güvenlik kamerası olmadığı ancak itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 numaralı mobese kamerasının bu mevkiyi gösterebileceği, mağdurların araçla Sugözü Yedigözü mevkiine götürüldüklerini belirttikleri ancak bu yerin sorumluluk bölgesi dışında kalması nedeniyle belirtilen adrese gidilemediği, yapılan mobese ve güvenlik kamerası araştırmasında itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 ve Doğukent Mahallesi Mimar Sinan Caddesi ile Doğukent ... Temizer Caddesinin kesiştiği kavşakta bulunan EL2 045 numaralı mobese kameralarının olduğu, Güvenlik kamerasındaki görüntülerin incelenmesine ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi raporunda; herhangi bir görüntü elde edilemediğinin belirtildiği, 08.04.2013 tarihinde mağdure ... tarafından dosyaya sunulan dilekçede; olayla ilgili olarak Kollukta ifade verdiği sırada babasının yanında olması nedeniyle korkarak doğruları söyleyemediğini, Kollukta verdiği ifadesini değiştirmek istediğini, olay tarihinde sanık ...'in aracına zorla ve tehditle binmediklerini, araca kendi istekleriyle bindiklerini ve daha sonra konuşacakları yere birlikte gittiklerini, konuştuklarını ve şahısların, kendisini tekrar itfaiye parkına getirerek araçtan indirdiklerini, hiç kimseden şikâyetçi olmadığını bildirdiği, 10.04.2013 tarihli celsede hazır bulunan pedagog bilirkişinin beyanından; mağdurların yaşları ve gelişimleri itibarıyla kendilerini ifade edebilecek durumda oldukları, mağdurlar ... ve ...'nın herhangi bir baskı altında kalmadan beyanlarını verdikleri ancak mağdure...ün şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle çelişkili beyanda bulunduğu kanaatinde olduğu, Yaş küçüklüğü nedeniyle hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı suça sürüklenen çocuk... Coşkun’un üç ayrı mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... Çocuk Mahkemesinin 24.09.2013 tarih ve 106-529 sayılı kararı ile TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca üç kez 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlerin suça sürüklenen çocuk müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 8957-4546 sayı ile onanmak suretiyle kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur ... Kollukta; "Ben Necip Güngör Kısaparmak Anadolu İletişim Meslek Lisesi 11/E sınıfında öğrenim görmekteyim, yaklaşık bir hafta önce sınıf arkadaşım olan Nurgül Karataş benden kullanmış olduğum cep telefon numaramı istedi, ben de kendisine kullanmış olduğum 05 249 nolu Turkcel numaramı verdim, bugün yani 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında kullanmış olduğum telefona 05 790*7 nolu telefondan mesaj geldi ve 'Nerdesin' dedi, ben de kim olduğunu sordum, bana 'Nurgül' diye cevap geldi, sonra aynı telefon üzerinden mesaj olarak 'İtfaiye parkının oraya gelebilir misin' diye mesaj gelince ben de mesaj olarak ne olduğunu sorunca tekrar aynı numaradan 'Gelince anlatırım.' diye mesaj geldi, yanımda aynı sınıfta okuduğum ... isimli arkadaşım vardı, ... da mesajları gördü ve birlikte itfaiyenin olduğu yerde bulunan ... Temizer parkının içerisine çarşıdan yürüyerek yaklaşık yarım saatte gittik, parkın içerisine girdiğimde etrafa baktım, Nurgül'ü göremedim, bana mesaj atan numaraya 'Ben parktayım, nerdesin?' diye mesaj atınca yanıma daha önceden hiç görmediğim ancak görsem tanıyabileceğim, ismini ... olarak söyleyen, soy ismini söylemeyen, 18-19 yaşlarında, 170-175 boylarında, esmer tenli, düz normal saçlı, hafif sakallı, kulaklarında soğuktan korunmak için kulaklık bulunan, üzerinde siyah kumaşa benzer mont, altında siyah keten pantolon ve siyah kundura bulunan bir şahıs yaklaştı ve bana adımı sordu, ben de ... diye cevap verdim, şahıs bana ve ...'a 'Gel şöyle oturun' dedi, parkta bulunan banka oturduk, şahıs bana 'Nurgül ile aranızda ne var?' dedi, ben de bir şey olmadığını, sınıf arkadaşım olduğunu söyledim, şahıs bana 'Sınıf arkadaşın haa, şimdi görürsün.' dedi, elinde bulunan telefon ile Nurgül’ü aradı, aradan 3-4 dakika sonra Nurgül geldi, ...'in elinde...ün sınıf içerisinde benden numaramı alarak yazmış olduğu kağıt bulunuyordu, ... isimli şahıs kağıdı Nurgül' e göstererek 'Bu numarayı sen mi aldın?' dedi, Nurgül de ...’e 'Sen bilmiyorsun, bu benim kardeşim gibidir.' diyerek beni savunmak istedi, ... elinde bulunan telefon ile arkadaşlarını arayarak 'Nerde kaldınız, dolu gelin.' dedi, aradan 5-6 dakika sonra açık mavi renkli yeni kasanın bir alt kasası olan Toyota Corolla marka bir araç ile üç erkek şahıs geldi, gelen şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak görsem tanırım, gelenlerden birincisi; aracı kullanıyordu, 18-19 yaşlarında, 175-180 boylarında, beyaz tenli, siyah saçlı, saçının ense kısmı uzun olan, sakalsız, üzerinde siyah kumaş türü mont bulunan bir şahıstı. İkinci şahıs; esmer tenli, 18-19 yaşlarında, normal siyah saçlı, 175-180 boylarında, üzerinde siyah deri ceket bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı. Üçüncü şahıs ise; 20-25 yaşlarında, 180-185 boylarında, biraz göbekli, sarışın, gözlüklü, kumral saçlı, üzerinde kahverengi bir mont bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı, şahıslar üçü birlikte arabadan inerek bizim bulunduğumuz yere geldiler, arabanın plakasını hatırlamıyorum, ... isimli şahıs ve ikinci olarak tarif ettiğim esmer tenli şahıs benim koluma girdiler ve 'Hadi arabaya bin.' dediler, ben gitmek istemeyerek direndim, ancak şahıslar beni çektirerek arabanın arka kapısını açtılar ve başımdan eğerek arabanın içerisine ittiler, arkamdan ... yürüyerek geldi, arabanın başında bulunurken ...’a da 'Hadi arabaya bin.' dediler, ... binmek istemeyince ikinci şahıs arabadan indi ve ...’un kafasından ittirerek arabaya bindirdi, sonra ... isimli şahıs Nurgül’ü çağırdı, Nurgül gelmeyi kabul etmeyince ... 'Arabaya bin.' diyerek bağırdı, Nurgül korktuğu için arabanın arka kısmına yanımıza bindi, böylece arka koltuğa ben, ..., Nurgül ve ... bindik, ön koltuğa ise sonradan gelerek isimlerini bilmediğim üç kişi bindi, daha sonra aracı kullanan şahıs arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladı, araç içerisinde önde bulunan şahıslardan ikinci şahıs '... hanginiz?' dedi, ben olduğumu söyleyince 'Göreceğiz' diye cevap verdi, bu sırada Nurgül ...' e yalvararak 'Bunları bırak. Bunların bir suçu yok.' diyordu, Doğukent’i geçtikten sorna Sugözü diye tabir edilen bir mevkiye geldik, arabayı boş bir alanda kimsenin olmadığı bir yerde durdurdu, ... araçtan indi ve kapıyı açtı, ... kolumdan tuttu ve 'Gel bakalım.' dedi, bu sırada ... isimli şahıs ...'u göstererek 'Vurun onun anasını .....in.' dedi, bu sırada ...'un yanında bulunan şahıslar ...'a vurmaya başladı, ... beni biraz ileri yürüyerek götürdü, bu sırada ikinci eşkâlini vermiş olduğum şahıs da yanımızda geldi, ... bana vurmaya başladı, benim burnuma, gözüme, dudağıma yumruk vurdu, burnuma kafa attı, tekmelerle yüzüme vurdu, ikinci şahıs bana bir şey yapmadan yanımdan gitti, birinci şahıs olan ve arabayı kullanan şahıs yanımıza geldi ve benim yüzüme iki kez tekme attı, daha sonra şahıslar bana vurmayı bıraktılar, ben hemen ...'un yanına gittim, ... ile koşarak kaçmaya başladım, yoldan inip bir tarlanın kenarına geldiğimde yolda bir kamyon gördüm ve kamyona el kaldırdım, kamyonu kullanan tanımadığım şahıs arabayı durdurdu ve bizi arabaya aldı, bu sırada ... isimli şahıs...e arabanın içerisinde tekme ... vuruyordu, biz korkumuzdan kamyona bindik ve kamyon sahibi bizi alarak Saklı Bahçe isimli ... yerinde bıraktı, benim telefonumun şarjı bittiği için çevrede telefon aradım ancak bulamadım, daha sonra gelen dolmuş ile ikametime gittim, ... da oradan kendi ikametine gitti, ikametime gidince olanları aileme anlattım, ailem de ifade vermek üzere beni çocuk şubesine getirdi, ben bu şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak ... isimli şahıs konuşmalarında 'Beni sanayide herkes zengo veya cango olarak bilir.' diye söylüyordu, ben ifadeye gelmeden önce bana mesaj atan 05 767 nolu hattı kendi telefonumdan aradım. Telefona beni darp eden ... isimli şahıs çıkarak 'Kimsin?' dedi, ben de ... olduğumu söyledim, daha sonra gülerek telefonu kapattı, ayrıca bana atmış olduğu mesajları kendi rızam ile size vermek istiyorum, ben bu olan olaylar ile ilgili olarak ... isimli şahıstan ve sonradan gelen eşkal bilgilerini vermiş olduğum 3 şahıstan davacı ve şikâyetçiyim, arkadaşım olan ... ve Nurgül Karataş’tan herhangi bir şikâyetim yoktur, yanımda bulunan öz babam ...’ya teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "...''un anlattığı gibi biz okuldan çıkmıştık, 'Nerdesin?' diye mesaj geldi, 'Kimsin?' diye sorunca 'Ben Nurgül.' diye cevap geldi, ne olduğunu sorunca mesajda 'Acilen ... Temizer parkına gelmen lazım.' diyordu, ne olduğunu sorunca cevap gelmedi, bunun üzerine ... ile birlikte söylenen yere gittik, Nurgül yoktu, ... oradaydı, ... Nurgül ile aranızda ne var dedi, ben bir şey yok dedim, bunun üzerine Nurgül gelsin karşılaştıralım dedi, daha sonra Nurgül geldi, konuştuk, sonra beklememizi söyledi, daha sonra bir araba geldi, ... koluma girerek arabaya doğru yönlendirdi, daha sonra araba ile gittik, arabadan indirip beni darbetti, şikayetçiyim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım doğrudur, aynen tekrar ederim.", Katılan ... Kollukta: "1996 doğumlu ... benim öz oğlum olur. ... Necip Güngör Kısaparmak İletişim Lisesinde okumaktadır. 22.01.2013 günü saat 17.00 sıralarında öz oğlum ... ikametimize gelmeyince kendisini merak ederek telefonla aradım. Telefonda bana Hürriyet Caddesinde olduğunu, tanımadığı üç erkek şahıs tarafından darp edildiğini söyledi. Bunun üzerine ben de oğlum ...'a orada beklemesini kendimin yanına geleceğini söyledim. Hürriyet Caddesinde buluşarak Çocuk Şube Müdürlüğüne gittik. Olayın ayrıntılarını oğlumun ifadesi sırasında öğrendim. Çocuk Şube Müdürlüğündeki yasal işlemler sonrası polis merkezinize geldim. ...'ın ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak öz oğlum ...'yı darp eden, tehdit ve hakaretlerde bulunan tanımadığım şahıslardan davacı ve şikayetçiyim.", Mahkemede; "Mağdur ... oğlum olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur ancak oğlumun beyanlarında huzurda bulunan sanıklar dahil 4 kişi tarafından zorla araca bindirilip boş bir alana götürülüp oğlum olan mağdur ... darp edilmiştir, sanıklardan şikayetçiyim, olay nedeniyle maddi bir zararım meydana gelmemiştir, davaya katılma talebim vardır, katılma talebimin kabulüne karar verilmesini talep ederim.", Mağdur ... Kollukta; "22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında ... isimli arkadaşımla Gazi Caddesi üzerinde geziyorduk, Elliler çarşısı önüne geldiğimizde ... isimli arkadaşımın telefonuna benim tanımadığım bir kişiden mesaj geldi 'Nerdesin?' şeklinde, arkadaşım 'Kimsin?' diye mesajla karşılık verdi, 'Ben Nurgül. ... Temizer Parkına gel.' diye mesaja cevap geldi, ben mesajları görmedim, yanımdaki arkadaşım bana okudu. Arkadaşım yalnız gitmesin diye kendi imkanlarımızla yürüyerek ... Temizer Parkına doğru gittik, ... Temizer parkına arka kapıdan girdik, park içindeki bankta daha önce görmediğim, görsem tanıyacağım, 18-20 yaşlarında, 160-170 boylarında, zayıf yapılı, kulağında sağuktan korunmak için kulaklık olan siyah montlu, siyah kundura ayakkabılı, kirli sakallı, esmer renkli, kısa siyah saçlı bir kişi vardı. Biz şahsın yanma yaklaşınca 'Sen ... mısın?' dedi, ... kendini tanıttı, şahıs 'Oturun konuşalım.' dedi, üçümüz birlikte oturduk, ...'a bağırmaya başladı, 'Nurgül ile aranda ne var?' diye sordu, ben, Nurgül, ... üçümüz sınıf arkadaşıyız, bu nedenle ben '...’la Nurgül sınıf arkadaşı oluyorlar, aralarında hiçbir şey olmaz bunların.' diye söyledim, kendisi isminin ... olduğunu söyledi, ayrıca 'Nurgül'ün ben erkek arkadaşıydım, 4-5 yıl birlikte olduk, daha önce sevgiliydik.' diye söyledi, biz Nurgül ile ...'in birbirinden ayrılmış olduğunu anlamış olduk, ... isimli şahsa telefon geldi, ... karşısındaki şahsa 'Parka gel.' diye söyledi, aradan 15-20 dakika geçti, Nurgül isimli sınıf arkadaşımız parka geldi, Nurgül ...'e hitaben '... ile aramızda bir şey olamaz.' diye kendisini savundu, Nurgül'e ... isimli şahıs 'Sesini kes' diye bağırdı, ...'e tekrar telefon geldi, karşısındaki şahsa parkta olduğunu söyledi. ... bizlere 'Kalkın önüme düşün.' diye bağırdı, üçümüzü önüne aldı, parkın Mezarlık tarafındaki çıkışına götürdü, bizlere 'Yürüyün' dedi, bizler de yürüdük, bu esnada sadece ...'ın kolundan tutuyordu, bizler istemeden yürüdük, parkın çıkışında Toyota Corolla turkuvaz renkli tahminimce 2005-2006 model plakasını görmediğim araba duruyordu, aracın içinde tanımadığım, 18-20 yaşlarında, üç erkek şahıs vardı, şahısların ikisini görsem tanırım. Bu şahıslar arabadan indi. 1. şahıs; esmer renkli, kısa siyah saçlı, 18 yaşlarında, 160 boylarında, görsem tanıyabileceğim erkek şahıstı. 2. şahıs; 180 boylarında, kilolu, uzun siyah sakallı, 20 yaşlarında, siyah giyimli, görsem tanıyabileceğim şahıstı. 3. şahsı görsem tanımam, 18 yaşlarındaydı hatırlamıyorum. 1. şahıs ...'ın koluna girdi, arka koltuğa zorla bindirdi, içlerinden birisi benim kolumdan tuttu ama hangisi tuttu hatırlamıyorum, benim de kolumdan zorla tutarak aracın arka koltuğuna bindirdiler, Nurgül'ü ... arabaya arkaya yanımıza bindirdi, ... Nurgül'e bağırıyordu, 'Bin lan arabaya.' diye bağırıyordu, arkaya yanımıza ... de bindi, arkada 4 kişi olduk, ön sağa iki kişi bindi, aracı üçüncü şahıs kullanmaya başladı, kolumdan tutarak araca bindirmekten başka bana bir şey yapmadılar, Doğukent yoluna gittik ... 'Kırktut’a doğru sür.' dedi, Hanedan düğün salonundan geri döndük, Saklı bahçeye doğru gittik, araç içinde Nurgül 'Yapma.' diye ağlıyordu, bana hiçbir şey söylemediler, Saklı bahçeden ileriye gittik. İki üç tane ev olan bilmediğim bir mahalleye gittik, ...'ı arabadan çıkardılar. ... ...'a aracın dışında tekme ... vurdu, beni de ikinci şahıs arabadan indirdi, 'Senin ne işin var burda?' diye bağırmaya başladı, Üçüncü şahıs beni arabaya bindirdi. ... yanıma geldi, 'Ne bakıyorsun' diye bana bağırdı, arabanın içinde ... yüzüme bir ... vurdu, bize 'Defolun gidin' dediler, Nurgül arabada kaldı, ...'la ikimiz koşarak kaçmaya başladık, geriye baktığımızda...ü ... dövüyordu, ... vuruyordu, yoldan tarlaya indik, yoldan geçen kamyonu durdurduk, tanımadığımız kamyoncu vasıtasıyla ...'la ikimiz Saklı bahçeye geldik. Kamyondan indik, kendi imkanlarımızla evlerimize gittik. Ben olayı aileme anlatmamıştım, aynı gün akşam saatlerinde polisler babama telefon açtılar, babama konuyu anlatmak zorunda kaldım, daha sonra ifade vermek için babamla birlikte Çocuk Şube Müdürlüğüne geldik. Anlattığım olaydan başka bir şey görmedim, yaşamadım, olayla ilgili olarak hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim.", Mahkemede; "Ben ve ... okuldan çıkmıştık, ...'a...ün adına mesaj geldi, mesajda 'Çabuk ... temizer parkına gel, ben Nurgül.' şeklindeydi, biz ne için çağırdığı konusunda mesaj attık, ancak mesaj cevabı gelmedi, söylediği yere gittiğimizde çağıranın huzurda bulunan sanık ... olduğunu gördük, ...'a küfür ederek Nurgül ile aranızda ne var diye sordu, ... da aralarında bir şey olmadığını söyledi ancak inanmadı, ben de söze katılarak aralarında bir şeyin olmadığını söyledim, bunun üzerine bana da küfür etti, sonra telefon açarak arkadaşlarına gelin dedi, arkadaşları geldikten sonra zorla arabaya attılar, kolumuzdan çekip zorla soktular, ondan sonra Sugözü tarafına gittik, ...'ı arabadan indirdiler, ben arabada kaldım, ...'ı dövdüler, bana da sadece bir ... attılar, ...'ı huzurda bulunan sanık ... dövdü, bana da huzurda bulunan sanık ... eliyle ... attı, sonrasında ... ile ben koşarak uzaklaştık, olay nedeniyle şikayetçi değilim.", sorulması üzerine; "Olay sırasında sanık ... araçla gitmeden önce bana git demişti, ben de gitmeden önce aracın plakasını almak için yaklaştığımda sanık ... beni kolumdan tutarak sen de arabaya bin dedi, ben de kendisine bana gitmemi söylediğini hatırlattığım halde bana 'Yok sen de geleceksin.' şeklinde cevap verdi, o şekilde beni araca bindirdi.", Müşteki ... Kollukta; "1997 doğumlu ... benim öz oğlum olur. 22.01.2013 günü saat 17.30 sıralarında oğlum ...'un sınıf arkadaşı olan ...'nın babası beni cep telefonu ile aradı. Bana her ikimizin oğlunun bir olaya karıştığını, Çocuk Şube Müdürlüğüne gelerek ifade vermem gerektiğini söyledi, bunun üzerine bende oğlum ... 'u alarak Çocuk Şube Müdürlüğü'ne gittim. Oğlum olay hakkında ifade verdikten sonra ben de polis merkezinize yasal işlemler için geldim, olayı oğlum ...’un ifadesinde beyan ettiği şekilde biliyorum. ...'un ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Benim olaya ilişkin herhangi bir görgüm yoktur, olayla ilgili soruşturma safhasında ayrıntılı olarak beyanda bulunmuştum, olay nedeniyle herhangi bir şikayetim yoktur.", Mağdure ... Kollukta; "..., ... benim sınıf arkadaşım olur, 18 yaşlarındaki, açık adresini bilmediğim ancak Kırklar Mahallesinde oturduğunu bildiğim, telefon numarasını bilmediğim, şuan nerede olduğunu bilmediğim, daha önceleri sanayide araba tamiri işinde çalıştığı şeklinde bildiğim ... benim erkek arkadaşım olur. 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında Çayda Çıra kavşağı yakınındaki İletişim Lisesinden çıktım, okul çıkışında ..., ... isimli şahısları 50-60 metre mesafeden gördüm, yanlarında tanımadığım 2-3 kişi vardı, aralarında tartışıyorlardı ancak erkek oldukları için dikkatli bir şekilde bakmadım. Ancak yanlarında ... yoktu. Olsa tanırım. Daha sonra kendi imkânlarım ile 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında okulumdan çıktım. Karayolları yakına kadar yürüdüm, Karayolları yakınından minibüse bindim, çarşı durağında indim, vakit kaybetmeden Doğukent minibüsüne bindim, evime yakın yerde indim, daha sonra evime gittim. Başka hiçbir yere uğramadım dolayısıyla 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında evdeydim, evimden dışarıya çıkmadım, 22.01.2013 günü saat 20.00 sıralarında babam ile birlikte kendi migrenimden dolayı sigorta hastanesine gittim. Babamla tekrar eve gittik. aynı gün saat 21.00 sıralarında polisler babamı aradı. Bizi Çocuk Şube Müdürlüğüne davet ettiler, Çocuk Şube Müdürlüğünde ..., ...’nın anlatmış olduğu olayları bana anlattılar, polislerin bana anlatmış olduğu ... Temizer parkı içinde ..., ..., ... isimli şahıslarla buluşma olayı, Toyota marka araca zorla bindirilme olayı, beni ...'in darp etme olayını ilk kez polisler bana anlatınca duydum. Ben bu olayların hiçbirini yaşamadım. ..., ... benim ismimi kullanarak kaçırılmışım şeklinde niye ifade vermiş bilmiyorum. 22.01.2013 günü belirttiğim saatte okulumdan çıktım. Anlattığım şekilde vakit kaybetmeden evime gittim. Ben hiçbir şekilde mağdur olmadım. Hiç kimse tarafından kaçırılmadım, alıkonulmadım, darp edilmedim, hiç kimsenin özel arabasına da binmedim, ...’nun daha önceki kullanmış olduğu numarayı da bilmiyorum. Benim başıma kötü bir olay gelmedi. Daha önceki zamanlarda da böyle bir şey yaşamadım. Anlatılan olaylar hakkında bilgi sahibi değilim, bu konu hakkında hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim. Babama teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "Huzurda bulunan sanık ... itfaiye parkında bana mesaj atarak itfaiye parkına gelmemi söyledi, o sırada evdeydim, markete gidiyorum diye çıktım, yanlarına gittim, huzurda bulunan sanık ... ile diğer mağdurlar oturmuşlardı, huzurda bulunan sanık ... aranızda birşey var mı diye sordu, ben de olmadığını söyledim, ondan sonra ...'a dönerek 'Sen gitmek istiyorsan git' dedi, ... da yok diyerek ...'ın yanında kaldı.", mağdur ...'un "Yok demedim, yanlış bilgi veriyorsun." diyerek müdahalede bulunması üzerine devamla "Sonra araba geldi, arabanın yanına gittik, sanık ... arabaya binin dedi, biz de bindik, öyle çekiştirme falan olmadı, mobese kameraları da var zaten, o anda çekiştirme zorlama olmadı, ... ...'a kafa attı galiba, bu esnada ben ve ... arabadaydık, ... sonra geldi, ...'u da indirdi, daha sonra beni tekrar aldıkları yere itfaiye parkının önüne bıraktılar, ben zaten ...'nu tanıyorum, kendim arabaya bindim, zorla bindirme olayı olmadı, ... ve yanındakiler üç kişilerdi, bizimle birlikte altı kişiydik, şikayetçi değilim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım daha doğrudur, karakolda iken babam yanımda olduğu için böyle bir olayın olmadığını söylemiştim.", celse arasında sunmuş olduğu şikâyetten vazgeçmeye ilişkin dilekçesinin okunarak sorulması üzerine; "Sunmuş olduğum dilekçe içeriğini de aynen tekrar ederim, beni itfaiye parkında bıraktılar, diğer mağdurları ise araçla gittiğimiz ve durduğumuz yerde bıraktılar.", Müşteki ... Kollukta; "1996 doğumlu Nurgül Karataş benim öz kızım olur. 22.01.2013 günü saat 09.00 sıralarında kızım almış olduğu istirahat raporunu okula götürmek için çıktı. Aynı gün saat 15.00 sıralarında ikametimize geri .... Saat 15.30 sıralarında ikametimizden 30 dakika kadar giyim mağazasına gitmek için ayrıldı. Nurgül olayla ile ilgili Çocuk Şube Müdürlüğünde ifade verdi. İfadesinde beyan ettiği şekilde bana olay ile ilgisi olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söyledi. Ben ifade beyanlarında geçen hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili ayrıntılı şekilde siz görevlilerin söylediği şekilde bilgi sahibi oldum. Olay ile ilgili kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Mağdur ... Karataş kızım olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur, kızım olan Nurgül Karataş'ın kendisinin zorla araca bindirildiği ve alıkonulduğu yönünde herhangi bir beyanı olmamıştır, benim herhangi bir şikayetim yoktur.", Yaş küçüklüğü nedeniyle hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı suça sürüklenen çocuk... Coşkun Savcılıkta; "22.01.2013 günü öğleden sonra ... beni arayarak ...'nun kendisini aradığını ve birileri ile kavga ettiğini söylediğini söyledi, araba ile...gelerek beni aldı, beraber ... Temizer parkının oraya gittik, orada ... Zenginoğlu'nun iki erkek bir kızı tuttuğunu gördük, ... zorla bunları arabaya bindirdi, ne ben ne de...kesinlikle olaya müdahale etmedik. Arabaya bindirdikten sonra Fatih'e arabayı Sugözü denilen mevkiye sür dedi, Fatih de bir şey demeden dediği yere sürdü. Arabada bize daha önce 4-5 yıl birlikte olduğu kız arkadaşı...ün çantasında bu şahısların telefonu olduğunu söyledi. Bunları anlatırken sinirli bir şekilde anlatıyordu ancak arabada herhangi bir olay olmadı, daha sonra Sugözü denilen yere vardığımızda arabayı durdurmasını söyledi, Fatih de arabayı durdurdu, ... arabadan indi, ... ve ... isimli çocukları çağırdı, Nurgül arabada kaldı. bu sırada ...'in ...'a yumrukla vurması üzerine biz arabadan indik yapma dedik ayırmaya çalıştık, kesinlikle vurmadık, Fatih arabada da ...'in ...'a vurduğunu söyledi ancak ben görmedim. ... arabada bu kez Nurgül’e de vurdu. Daha sonra ... ... ve ...'a arabadan inmelerini ve gitmelerini sert bir şekilde söyledi. Onlar indikten sonra araba ile geri döndük. Nurgül'ü ... Temizer parkının orada bıraktık, ...'i de çarşıda bıraktık, kesinlikle ben ve...mağdurları zorla arabaya bindirmedik ve onları darp etmedik. Biz gittiğimizde zaten ..., ... ve ...'un kolundan tutmuş getiriyordu, üzerime atılı suçu kabul etmiyorum, Fatih beni aldığında yanında gözlüklü biri daha vardı, o da bizimle geldi ancak ben o şahsı tanımıyorum.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmem. Ben zorla hiçbir şey yapmadım. Olaya ilişkin daha önce ifade vermiştim. Aynı ifadem doğru ve geçerlidir.", Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Sanık ... Kollukta; "Nurgül Karataş benim kız arkadaşım olur, kendisiyle 5 yıllık devam eden duygusal bir arkadaşlığımız bulunmaktadır. Ancak aramızda herhangi bir cinsel ilişki yaşanmadı. 22.01.2013 günü saat 10.00 sıralarında Mustafapaşa Mahallesi Ceyhun sokak üzerinde bulunan parkta buluştuk. Konuşurken kız arkadaşımım çantasına bakıyordum. Bu sırada çanta içerisinde kağıtta aşkım yazan ve üzerinde 05 249 yazan kağıdı buldum. Kız arkadaşıma numaranın kime ait olduğunu sordum, kendisi bana arkadaşı olduğunu söyledi. Bunun üzerine kız arkadaşıma bir şey söylemeden evine gönderdim, daha sonra kullanmış alduğum 05 767 numaralı telefonumdan kağıtta yazan numaraya mesaj gönderdim ve buluşma teklif ettim. Kırklar Mahallesinde bulunan İtfaiye kavşağının bulunduğu yerdeki parka çağırdım, Ben de itfaiye parkına gittim. Gittiğimde isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... bulunuyordu. ... kim diye sorduğumda şahıslardan bir tanesi ...'ın kendisi olduğunu söyledi, kız arkadaşıma telefon numarasını kendisinin mi verdiğini sorduğumda şahıs alaycı bir şekilde ben vermedim kız arkadaşın bana numarasını yazıp verdi dedi. Bu olaylar sırasında aramızda herhangi bir kavga ve tartışma yaşanmadı. Daha sonra ben de olayın doğruluğunu anlamak için kız arkadaşımı telefonla aradım ve parka çağırdım. Kız arkadaşım ... isimli şahsın mumarasını kendisinin yazdığını ancak aşkım diye kendisinin yazmadığını söyledi. Bu sırada şahısla aramızda tartışma yaşandı. Bunun üzerine ben de telefonla arkadaşım ...'i aradım, yaklaşık beş dakika sonra arkadaşım ... ve... Coşkun, 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araç ile geldiler, arabayı arkadaşım...kullanıyordu. Şahıslara arabaya binin konuşalım dedim, şahıslar da kendi istekleri ile arabanın arka koltuğuna oturdular, ben ve kız arkadaşım Nurgül de aracın arka koltuğuna oturduk, Furkan aracın ön koltuğuna oturdu. Arkadaşıma boş bir yere git konuşalım dedim. Araç ile birlikte Doğukent yolunda boş bir araziye gittik. Yol boyunca da şahıslarla herhangi bir konuşmamız yaşanmadı. Boş araziye gelince arkadaşım aracı durdurdu, ... isimli şahısla birlikte araç içerisinden indik, şahısla konuşuyorduk. Bu sırada araç içerisinde bulunanlar da araçtan aşağı indiler, biz ... ile birlikte biraz ilerledikten sonra konuşmaya başladık, ...'a bu kağıdın açıklamasını yap dedim ancak ... bana herhangi bir cevap vermedi, ben de sinirlenerek kendisine bir tane kafa altım, atmış olduğum kafa şahsın burnuna geldi, bu sırada arkadaşlarım araya girdiler ve bizi ayırmaya çalıştılar. Ayırdıkları sırada şahsa tekme attım ancak değip değmediğini bilmiyorum. Arkadaşlarım bizi ayırdıktan sonra ... ve ... isimli şahıslara kaybolun gidin buradan dedim ve şahısları gönderdim. Biz de arkadaşlarım olan Fatih, Furkan ve kız arkadaşım Nurgül ile birlikte tekrar araç ile şehir merkezine geldik, kız arkadaşımı ikametine bıraktım, daha sonra da arkadaşlarım ile ayrıldık, ben de evime gittim. Daha sonra da 22.01.2013 günü çalışmak için ...’a gittim. Ertesi sabah yani 23.01.2013 günü şahsın hakkımda şikayetçi olduğunu öğrendim ve tekrar ... iline geldim, 24.01.2013 günü de ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamaları öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamaları kabul etmiyorum. Suçlamalar asılsız ve yalandır. Ne ben ne de arkadaşlarım şahıslara arabaya binmeleri konusunda baskı kurmadık ve zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Olay ... isimli şahısla benim aramda yaşandı, diğer arkadaşlarım olan... ve...olaya karışmadılar, ... isimli şahıs da olaya taraf olmadı. Şahıslarla aramızda herhangi bir tehdit ve hakaret konusu yaşanmadı, yalnızca ben ...’a bir tane kafa attım, olay bir anda gelişti, şahısları alıkoymak ve darbetmek gibi bir amacım yoktu, Benim amacım şahısla konuşmaktı, başka bir amacım yoktu, konuyla ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben daha önce söylediklerimi tekrar ederim. Başka söyleyecek bir şeyim yoktur.", Mahkemede; "Üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu kabul etmiyorum, olay sırasında mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendilerinin isteği doğrultusunda araca bindik, daha sonra boş yere gittik, orada mağdur Tayfun'a diğer mağdur ... ile aralarında ne olduğunu sordum, bana herhangi bir cevap vermeyince bende o anki sinirle kendisine kafa attım, yaralama suçunu bu şekilde kabul ediyorum, üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Sanık ... Kollukta; "... ve... Coşkun benim mahalleden arkadaşım olurlar. 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında arkadaşım ... beni telefonla aradı ve babanın arabası sende mi dedi, ben de arabanın bende olduğunu söyledim. ... bana hemen İtfaiye kavşağındaki parka gel seni bekliyorum dedi, ne olduğunu sorduğumda sen gel dedi, ben de babama ait olan 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araca bindim yol üzerinde mahalleden arkadaşım olan... Coşkun'u gördüm, kendisine ... çağırdı gel birlikte gidelim dedim. Birlikte İtfaiye parkına gittiğimizde ...’in yanında kız arkadaşı Nurgül ve isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... isimli şahıslar bulunuyordu. Yanlarına gittiğimde ... hadi arabayla gezelim biraz dedi, birlikte araç içerisine bindik, Furkan aracın ön koltuğuna, ..., kız arkadaşı Nurgül, ... ve ... isimli şahıslar da aracın arka koltuğuna oturdular. Araç ile Doğukent Mahallesindeki boş araziye gittik. Buraya geldiğimizde ... ve ... araçtan indiler, yaklaşık 20 metre ilerde konuşmaya başladılar. Furkan, Nurgül ve ... isimli şahısla birlikte araçtan inerek sigara içmeye başladık. Bu sırada ... ve ...’in birbirlerini iteklediklerini gördüm, yanlarına gittiğim sırada ... şahsa bir tane kafa attı, hemen kendilerini ayırdım ve kavga etmelerini engelledim, ...’i araç içerisine aldım, Furkan ve Nurgül’ü de alarak olay yerinden ayrıldık. ... ve ... isimli şahıslar olay yerinde kaldılar. Araç içerisinde Nurgül’e, ... isimli şahsın telefon numarasını verdiğini, bu yüzden ... ile kavga ettiklerini öğrendim. Daha sonra arkadaşlarımı evlerine bıraktım. Şahısların hakkımızda şikayetçi olduklarını öğrendim ve ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamayı öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamalar asılsız ve yalandır. Olay sırasında şahısları araç içerisine bindirmek için zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Ben ...’in kavga etmek için bizi çağırdığını bilmiyordum. Zaten ne ben ne de... olaya taraf olmadık, ... isimli şahıs da olaya karışmadı. ... ve ...'ın birbirlerine küfür ettiklerini ben duymadım, Yalnızca ...’in ...'a kafa attığını gördüm. Daha önceki yaşanan olaylardan benim haberim yok, benim konuyla ilgili olarak söyleyeceklerim bundan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben bu olaya arkadaşım ...'nun beni olay yerine çağırmış olması nedeni ile karıştım. Babam ait araçla olay yerine gittim. Mağdur, katılan mağdur, ... ve onun kız arkadaşı araca bindiler, kimse kimseyi araca binmesi için zorlamadı. Doğukent tarafına gittik, araçtan indikten sonra ... ve ... kavga etti. Ben onları ayırdım. Söyleyeceklerim bundan ibarettir tutuksuz yargılanmayı isterim.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, olay sırasında iddia edildiği gibi mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendi isteğiyle araca bindiler, daha sonra boş bir alana gittik, orada ... ile Tayfun Elmacı konuştular, kavga ettiler, biz de araya girdik, üzerime atılı suçtan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Şeklinde savunmada bulunmuşlardır. Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 1- Sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı; TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile; TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiş olup anılan madde son hâlini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Çetin Özek-Sahir Erman, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, , ... 1994, .... 130; Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, ... 1994, .... 31; Durmuş Tezcan-... Ruhan Erdem-... Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, ... 2008, .... 363; ... Emin Artuk-... Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... 2018 ... Yayınevi, 17. Baskı, .... 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk- A.Gökcen- M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Kitabevi, ... 2019, 18. Bası, .... 405.). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, ....127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, .... 517 ve 873.). Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından "müşterek faillik" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklindeki hüküm ile müşterek faillik düzenlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmış ise suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira müşterek faillikte aranan en önemli unsurlardan birisi, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmasıdır. Müşterek faillik, suçun birden fazla suç ortağı tarafından "birlikte suç işleme kararına bağlı olarak" ve "fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulmak suretiyle" müştereken gerçekleştirilmesidir. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı "fail" statüsündedir. Müşterek faillerin hareketleri bir bütün olarak adeta tek kişinin fiili gibi değerlendirilir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, Kasım 2013, .... 440). Bu nedenle müşterek faillerin her biri kanunda o suç için öngörülmüş temel ceza ile cezalandırılmalı, ancak bu ifadeden müşterek faillerin mutlaka aynı miktarda ceza ile cezalandırılmalarının zorunlu olduğu şeklinde bir sonuç da çıkarılmamalıdır. Kusurun ağırlığı, amaç ve saik gibi faile göre farklılık gösteren kriterlere dayanılarak her bir fail yönünden temel cezanın farklı şekilde belirlenmesi mümkün ise de, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi her fail için geçerli ortak kriterlere dayanılarak temel cezanın farklı şekilde belirlenmesinin eşitlik ilkesine aykırı olacağı ve ayrıca çelişkiye neden olacağı açıktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mağdure Nurgül ile sanık ...’in suç tarihinden önce yaklaşık 5 yıldır devam eden bir duygusal arkadaşlıklarının bulunduğu, olay günü sabah saatlerinde Nurgül ile buluşan ...’in Nurgül’ün çantasında üzerinde bir telefon numarası ile "Aşkım" ibaresi yazılı kağıt parçası bulduğu, Nurgül’den ayrıldıktan sonra bu telefon numarasının kime ait olduğunu öğrenmek maksadıyla söz konusu numaraya kendini Nurgül olarak tanıtarak buluşmak istediğini belirten mesajlar gönderdiği, telefon numarasını kullanan katılan mağdur ...’ın da Nurgül ile buluşacağı düşüncesiyle yanında sınıf arkadaşı olan diğer mağdur ... da olduğu hâlde parka gittiği, parkta ... ile ...’ı gören ...’in, yanlarına yaklaşarak ...’ın kim olduğunu sorduğu, ...’ın kendini tanıtması üzerine ...’in bu defa Nurgül’le aralarındaki ilişkiyi sorguladığı, gerek ... gerek ...’un ... ile Nurgül arasında yanlış anlaşılmaya neden olabilecek bir ilişkinin bulunmadığını, yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını anlatmalarına rağmen bu beyanlara itibar etmeyen ...’in yüzleştirme yapmak maksadıyla Nurgül’ü telefonla arayarak bulundukları parka davet ettiği, kısa bir süre sonra parka gelen Nurgül’ün de ... ile yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını bildirdiği, o esnada ...’in sanık ...’i telefonla arayarak babasının arabasının Fatih’te olduğunu öğrendikten sonra Fatih’i de parka çağırdığı, Fatih’in de inceleme dışı suça sürüklenen çocuk... ile birlikte parka gittiği, burada Fatih, ... ve...’ın önce ...’ı rızasına aykırı olarak kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle aracın arka koltuğuna bindirdikleri, devamında ...’in olay yerinden ayrılmasını söylediği ...’un, araca yaklaşarak aracın plakasını almak istediği sırada ...’in ...’un kolundan tutarak araca binmesini söylediği, ...’un binmek istemediğini, daha önce gidebileceğini söylediğini hatırlatması üzerine ...’in "Yok. Sen de geleceksin." diyerek ...’u zorla aracın arka koltuğuna bindirdiği, sonrasında da Nurgül ile ...’in arka koltuğa oturdukları, Fatih’in aracı kullandığı, Furkan’ın ise onun yanındaki ön koltuğa oturduğu, Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde aracı hiçkimsenin olmadığı boş bir arazide durdurdukları, araçtan inen ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tuttuğu ...’ı aracın dışına çıkardığı, araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra orada tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle ...’ın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralanmasına neden olduğu, akabinde aracın içinde bulunan ...’un yanına giden ...’in "Ne bakıyorsun?" diyerek ...’un yüzüne bir ... attığı, "Defolun gidin." biçimindeki sözler üzerine ... ile ...’un koşarak olay yerinden uzaklaştıkları, yol üzerinde bir kamyonu durdurarak bu kamyona bindikleri ve bu şekilde şehir merkezine döndükleri, Nurgül’ün ise ..., Fatih ve...’la beraber araca tekrar bindiği ve parkın yakınında araçtan inerek evine döndüğü, yaşadıklarını ailesiyle paylaşan ...’ın babasıyla birlikte adli makamlara müracaat etmesi üzerine intikalin gerçekleştiği anlaşılan dosyada; Mağdure Nurgül’ün Kollukta alınan beyanında böyle bir olayın yaşanmadığını, kendisinin de herhangi bir şekilde karışmadığını anlatmasına rağmen Mahkemede; Kollukta ifadesinin alınması sırasında yanında bulunan babasından korkarak o şekilde ifade verdiğini, esasen sanık ...’in olay günü kendisini katılan mağdur ... ile yüzleştirmek istediğini, bu sebeple parka gittiğinde ...’in yanında ... ile diğer mağdur ...’un olduğunu ve hep beraber bankta oturduklarını gördüğünü, ...’la aralarında bir gönül ilişkisi olmadığını ...’e söylediğini, devamında araçla diğer sanık ... ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın geldiklerini, ...’in arabaya binmelerini söylemesi üzerine araca bindiklerini, o esnada herhangi bir çekiştirme ya da zorlama yaşanmadığını, araca binmesi konusunda tehdit de edilmediğini, gittikleri yerde araçtan inen ... ile ... arasında bir kavga başladığını, daha sonra araca dönen ...’in ...’a da araçtan inmesini söylediğini, ... ile ...’ın olay yerinden ayrıldıklarını, ..., Fatih ve...’ın kendisini de olay yerine geldikleri araçla parkın önüne bıraktıklarını, olay sırasında kendi rızasıyla araca bindiğini beyan etmesi, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından Nurgül hakkında düzenlenen raporda darp ve cebir izine rastlanmadığının bildirilmesi, sanıklar ... ile Fatih’in de savunmalarında Nurgül’ü araca zorla bindirmediklerini, olaydan sonra da evinin yakınına araçla getirdiklerini belirterek suçlamayı kabul etmemeleri, Nurgül’ün, ...’in tehditleri neticesinde korkarak araca binmek zorunda kaldığına dair ... ile ...’un soyut iddiaları dışında bir delil bulunmaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanıklar ... ile Fatih’in mağdure Nurgül’e yönelik eylemlerini, onun rızasına aykırı olarak gerçekleştirdikleri hususunun şüphede kalması ve bu şüphenin sanıklar lehine değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle sanıkların mağdure Nurgül’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına dair uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. 2-Sanıklar hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus ... Komisyonu raporunda da "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir. Burada "aynı zaman" ve "değişik zaman" kavramları üzerinde durulmalıdır. Kanunda bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin belirlemelerin yapılması mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın ve suçun özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin "değişik zamanlarda" işlenip işlenmediği tespit edilmelidir. Bu bağlamda "aynı zamanda" kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarihli ve 98-143 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da bu hususlar vurgulanmıştır. TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Öte yandan, Kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir. Aynı suç işleme kararının varlığının olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlâl edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan düzenleme; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun’un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, ..., 2016, .... 492.). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi. TCK’da bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için fiilin hukuki anlamda tek olması ve bu fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerektiği, sanıklar ... ve...ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek önce katılan mağdur ...’ı kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle araca bindirerek hürriyetini cebren kısıtlamaları, devamında önce olay yerinden uzaklaşmasını söyledikleri mağdur ...’u, aracın yanına yaklaşarak aracın plakasını almak istediği esnada bu defa zor kullanmak suretiyle araca bindirmeleri, sanık ...’in yönetiminde olan, içinde inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın da bulunduğu araçla Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde sanık ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tutup aracın dışına çıkardığı katılan mağdur ...’ı araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralaması, akabinde aracın içinde bulunan mağdur ...’un yanına gelip "Ne bakıyorsun?" diyerek ...’un yüzüne bir ... atması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanıkların, hürriyetleri cebir kullanılmak suretiyle kısıtlanan iki ayrı mağduru ayrı ayrı tutarak araca bindirme, olay yerinde darbetme şeklindeki fiillerinin doğal anlamda tek olmadığı gibi hukuki anlamda da tek olmaması, bu bağlamda sanıkların eylemlerinin TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla kez işlenmesi..." veya aynı Kanun’un aynı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fille işlenmesi..." kapsamına girmemesi nedenleriyle sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 3- Sanıklar hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması halinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları" bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ... 2015, 8. Baskı, .... 351.). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır. TCK'da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini "etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK'nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293.) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir. (TCK'nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2.) Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, ... 2013, .... 22.). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu'ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelenip öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler birlikte değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının; 1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, 2- Suçun tamamlanmış olması, 3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi, 4- Failin bu davranışın iradi olması, Şeklinde belirlenmesi mümkündür. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin TCK'nın 168. maddesinde mal malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörüldüğü hâlde suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu maddede sayılmadığından, bu suç açısından anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir. Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme," "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma," "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme," "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme," "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama," "İftiradan dönme," "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; "Tätige Reue," "Repentir actif," "Arrepentimiento activo eficaz," "Active Repentance" şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, "Bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu" şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, ... Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, ... 2005, .... 697.) Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir. Örneğin Türk Ceza Kanunu'nun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir. TCK'nın "etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; "yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir" biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak "etkin pişmanlık" düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır. Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Suç tamamlanmalıdır. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır. 2- Fail, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakmalıdır. Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir. 3- Fail, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakmalıdır. Failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır. 4- Mağdur fail tarafından serbest bırakılmalıdır. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru "Halkın içine çıkabilecek bir hâlde" serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir. 5- Fail mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakmalıdır. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır. 6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir. Somut olayda, sanıkların mağdurları soruşturma başlamadan önce güvenli bir yerde kendiliğinden serbest bırakmaları karşısında haklarında etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, "Mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olma" şartı üzerinde durulmalıdır. Kanun'da "Mağdurun şahsına zarar verilmemiş olma" şartından söz edildiğine göre, mağdurun malvarlığına ya da başka birisine zarar verilmiş olması, etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Zararın hafif veya ağır, maddi ya da manevi olması arasında fark bulunmamaktadır. Öte yandan mağdurun şahsına zarar verilmesi, onun bedensel olarak herhangi bir zarar görmemiş olmasını ifade eder (Prof. Dr. Mahmut Koca-Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Dördüncü Baskı, ... Yayınevi, ... 2017, .... 419.). Örneğin, mağdura karşı cebir kullanılması, mağdurun yaralanması, aç, susuz ya da uykusuz bırakılması, cinsel arzuların tatmini amacıyla birtakım eylemlere maruz bırakılması hâlinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacaktır. Failin mağduru, şahsına zarar verdikten sonra fakat hakkında soruşturma başlamadan önce kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması durumunda da etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacak, ancak bu durum temel cezanın tayininde ya da takdiri indirim nedenlerinin uygulanması sırasında göz önünde bulundurulabilecektir. TCK'nın 109. maddesinin altıncı fıkrasında; "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" düzenlemesine yer verilip, gerekçesinde de "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla ya da sırasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanır; bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, maddenin ikinci fıkrasına istinaden cezaya hükmedilmelidir" denilerek, suçun işlenmesi amacıyla ya da suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden birinin meydana gelmesi hâlinde ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmek suretiyle, anılan neticenin gerçekleşmesi durumunda, mağdurun şahsına zarar verilmiş olması nedeniyle, etkin pişmanlık için aranan "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın serbest bırakma" şartı oluşmadığından, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağının kabulü gerekmektedir. 109. maddenin altıncı fıkrasının "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" hükmü göz önünde bulundurulduğunda, bu suçun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında mağdurun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacak ve kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerine ulaşmayacak şekilde yaralanması hâlinde, diğer şartların da var olması kaydıyla etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Her ne kadar katılan mağdur ...'ın yaralanması basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte ise de; sanıklar ... ve...ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek ...'ı cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra sanık ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, söz konusu darp eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun doğal sonucu olmaması, sanıkların bu eylemleri ile ayrıca katılan mağdurun şahsına da zarar vermeleri ve mağdurun şahsına zarar verilmemesi hâlinin TCK'nın 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlığa ilişkin hükmün uygulanma koşulları arasında bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların katılan mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdikleri eylemler yönünden haklarında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 4- Sanıklar hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Sanıklar ... ve...ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek mağdurlar ... ve ...'u cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra sanık ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, daha sonra araca dönüp "Ne bakıyorsun?" diyerek araç içerisinde bulunan ...'a ... atması, sanık ...'in "Defolun gidin." biçimindeki sözleri üzerine ... ile ...’un koşarak olay yerinden uzaklaşmaları, yol üzerinde durdurdukları bir kamyon vasıtasıyla şehir merkezine dönmeleri, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirilmesi, sanık ...'in ...'a ... atması eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında meydana gelmesi ve dolayısıyla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturması hususları birlikte gözetildiğinde, sanıkların mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdikleri eylemler yönünden haklarında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıklar hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşmediği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, 1) İkinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından REDDİNE, 2) Birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından KABULÜNE, A) Sanıklar ... ve ...'in mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 21.06.2018 tarihli ve 4554-4545 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, B) Sanıklar ... ve ...'in mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 21.05.2013 tarih ve 154-358 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığının ve mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleştiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, C) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından kabul edilip Özel Daire onama kararının kaldırılararak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, sanıklar ... ve ...'in mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalarının İNFAZLARININ DURDURULMASINA, bu suçlardan sanıkların cezaevine alınmış olmaları hâlinde TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA, 3) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede birinci, ikinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle, dördüncü uyuşmazlık konusu bakımından ise 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 11.05.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1086 E., 2021/146 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza (CMK'nın 250. maddesi ile görevli)
tam metni aç
Mağdur ...'na cebir uygulandığına yani hürriyeti tahdit suçunda etkin pişmanlığı düzenleyen TCK'nın 110. maddesinde belirtildiği şekilde 'şahsına bir zarar verildiğine' dair bir doktor raporu veya bilgi, belge görülmemekte, hükümlüler tarafından alındığı evine aynı gece bırakıldığı ise sübuta ermiş bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulu         2017/1086 E.  ,  2021/146 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) Sanık ...'nun suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgütün yöneticisi olmak suçundan TCK’nın 220/1-3. maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası; TCK’nın 220/5. maddesi delaletiyle mağdur ...’a yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit ve mağdur ...’e yönelik tehdit suçlarından aynı Kanun’un 106/2-d maddesi uyarınca üç kez 2 yıl hapis cezası; katılan ...’na yönelik tehdit suçundan TCK’nın 106/2-a-d. maddesi uyarınca 3 yıl hapis cezası; mağdur ...’a yönelik tehdit suçundan 106/2-c-d. maddesi uyarınca 2 yıl hapis; katılan ...’na yönelik mala zarar verme suçundan TCK’nın 151/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, tüm suçlar yönünden TCK’nın 53 ve 58/9. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın katılan ...’na yönelik kişiyi hürriyetten yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2,3-b, 53 ve 58/9. maddeleri uyarınca 6’şar yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) verilen 21.11.2013 tarihli ve 321-148 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı, sanıklar ..., ... ve ... ile diğer sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 15.04.2015 tarih, 11079-39622 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.09.2017 tarih ve 50819 sayı ile; "...1- Yargılama konusunu oluşturan somut olayda; ... il merkezinde ... Alışveriş Merkezinde çeşitli küçük iş kollarında ticaretle iştigal eden hükmlü ... 20.04.1976 doğumlu olup bu ticari faaliyetlerini, 02.10.1972 doğumlu ve kendisinden 4 yaş büyük olan diğer hükümlülerden ağabeyi ... nezaretinde yürütmektedir. Dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler ile beyanlardan açıkça anlaşıldığı şekilde, hükümlülere ait görünen tüm ticari işletmelerde işleri kuran, iş kollarının ve faaliyet alanlarının seçimini yapan, personeli sevk ve idare eden diğer hükümlü ... olup ...'nun ondan bağımsız olarak karar verme yetkisinin bulunmadığı görülmektedir. Suç teşkil eden eylemler incelendiğinde de hükümlü ...'nun mağdurlar ... ve ...’a yönelik hürriyeti tahdit ve tehdit, ... ve ...’na yönelik yağma suçlarından başka bir suça doğrudan katılımı söz konusu değildir. Diğer tüm eylemlerden suç örgütünün yöneticisi olarak kabul edildiği için TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle sorumlu tutulmuş ve tecziyesi cihetine gidilmiştir. TCK'nın 220. madde metnindeki düzenlemede, maddenin 1. fıkrasında yer alan 'örgüt kuranlar veya yönetenler' ibaresi ile örgütün kurulup ortaya çıkmasına ve sevk ve idaresi ile varlığının devam etmesine sebep olanların örgüt üyelerinden farklı olarak ayrıca örgüt adına işlenen suçlardan sorumlu tutularak örgütlü suçlarla etkin mücadele amaçlanmış ve ayrıca aynı maddenin 5. fıkrasında doğrudan katılmamış oldukları eylemler yönünden de cezalandırılmalarının sağlanması düşünülmüştür. Doktrinde bu düzenlemenin, kişilerin kusuru bulunmadığı eylemlerden sorumlu tutulması suretiyle objektif sorumluluk ilkesinin benimsendiği yolunda eleştiriler varsa da, Yargıtay uygulamalarında istikrarlı bir şekilde 'örgüt yöneticisi'nin örgüt ve örgüt mensupları üzerinde kurduğu hâkimiyet, kontrol, talimat, hiyerarşi ve emir komutanın önemli olduğu, örgüt yöneticisi olarak kabul edilecek kişinin sevk ve idare yetkisi ve yeteneğinin bulunması, örgüt üye ve mensupları üzerinde etki ve gücünün bulunması aranmaktadır (Bkz. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 23.12.2015 tarihli, 2014/4531 Esas, 2015/46343 Karar). Somut olaya bakıldığında ise, hükümlü ...'nun mahkûm olan diğer örgüt üyelerine tek başına verdiği bir talimat, örgüt üyelerini yönlendirdiği bir eylem görülmemektedir. Dolayısıyla; hükümlü ...'nun örgüt üyeliği yerine örgüt yöneticiliğinden mahkûm edilmesine yetecek derecede dosyada bilgi ve belge bulunmamaktadır. Nitekim, Yerel Mahkemede duruşma savcısının değişmesinden önceki iddia makamının esas hakkında mütalaası da bu yöndedir. Tüm bu nedenlerle hükümlü ...'nun örgüt yöneticiliği yerine örgüt üyeliğinden mahkûmiyetine karar verilmesi ve buna bağlı olarak TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle müşteki ...’a yönelik tehdit, ...’na yönelik mala zarar verme, ...’na yönelik tehdit, ...’ye yönelik tehdit, ...’a yönelik tehdit, ...’e yönelik tehdit suçlarından kurulan hükümlerin bozulması gerektiği düşünülmektedir. ... 2- Müşteki ...’na yönelik hürriyeti tahdit suçuna ilişkin somut olay incelendiğinde ise; hükümlülerle arasında önceye dayanan anlaşmazlık bulunan ... isimli şahsın tanıdığı olan mağdur ...'nun olay gecesinde hükümlüler tarafından evinden geceleyin alınarak ... Center isimli hükümlülerin iş yerinin bulunduğu iş merkezine arkadaşı ... ile birlikte getirildiği ve burada hükümlülerden ...'na ait ... marka aracın meçhul kişilerce yakılması olayının ... tarafından yaptırıldığı yolunda ifade vermeleri için karakola götürülmek istendikleri kabul etmemeleri üzerine tehditler sonucunda ve diğer müşteki ...‘e hükümlü ... tarafından kafasına ve bacaklarına ... ve tekme vurulması suretiyle cebir uygulanmasının etkisiyle bu yönde ifade vermek üzere hükümlüler tarafından ... Karakoluna götürülerek ifadeleri aldırılıp bilahare evlerine bırakıldıkları anlaşılmaktadır. Müşteki ...'nun kolluk aşamasındaki asıl ve ek beyanları, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki tüm beyanlarına ve dosya kapsamına bakıldığında; mağdur ...'na karşı fiziksel şiddet ve cebir uygulandığına dair kendi beyanlarında dahi bir delil bulunmamaktadır. Mağdur ..., tehditlerin etkisiyle ifade vermeyi kabul ettiğini beyan etmekte hükümlüler ise suçlamayı kabul etmemektedirler. Mağdur ...'na cebir uygulandığına yani hürriyeti tahdit suçunda etkin pişmanlığı düzenleyen TCK'nın 110. maddesinde belirtildiği şekilde 'şahsına bir zarar verildiğine' dair bir doktor raporu veya bilgi, belge görülmemekte, hükümlüler tarafından alındığı evine aynı gece bırakıldığı ise sübuta ermiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında, hükümlüler ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında etkin pişmanlığı düzenleyen TCK'nın 110. maddesi hükmünün uygulanması yasal bir zorunluluktur. Bu sebeplerle; hükümlü ... hakkında TCK'nın 220/1-3. maddesi uyarınca örgüt yöneticiliği suçundan kurulan hükmün, eylemin suç örgütüne üye olmak suçunu oluşturduğu ve TCK'nın 220/2 ve 3. fıkralarına nü’mas olduğu gerekçesiyle; bu itiraz sebebi doğrultusunda hükümlü ... hakkında TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle sorumlu tutulup tecziyesine karar verilen müşteki ...’a yönelik tehdit, müşteki ...'na yönelik mala zarar verme, ...’na yönelik tehdit, ...’ye yönelik tehdit, ...’a yönelik tehdit, ...’e yönelik tehdit suçlarından kurulan hükümler ile müşteki ...’na yönelik hürriyeti tahdit suçundan kurulan hükmün hükümlüler ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.10.2017 tarih ve 2746-3491 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'na yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri; sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgütün yöneticisi olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile buna bağlı olarak hakkında TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle kurulan mağdur ...’a yönelik tehdit, katılan ...’na yönelik mala zarar verme, katılan ...’na yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit, mağdur ...’a yönelik tehdit ve mağdur ...’e yönelik tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ...'nun eyleminin suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüt yöneticisi olma suçunu mu yoksa suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Yerel Mahkeme hükmünün Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin, 2- Birinci uyuşmazlık konusunun sonucuna göre sanık ...'nun TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle mağdur ...’a yönelik tehdit, katılan ...’na yönelik mala zarar verme, katılan ...’na yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit, mağdur ...’a yönelik tehdit ve mağdur ...’e karşı tehdit suçlarından sorumlu tutulup tutulamayacağının, 3- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'na yönelik işledikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanıklar ... ve ...’nun, inceleme dışı katılan ...'den para alabilmek için daha önceden yakılan arabalarını katılan ...'in yaktırdığına ilişkin katılan ...'na yalan tanıklık yaptırmak istedikleri, bu kapsamda sanık ...’in sanıklar ... ve ... aracılığıyla katılan ...'nu ikametinden aldırarak ... Center Alışveriş Merkezine getirttiği, sanık ...'in arabasını katılan ...'in yaktırdığına ilişkin yalan tanıklık yapması için katılan ...'ın sanıklar ..., ..., ... ve ... tarafından baskı yapılarak tehdit edildiği ve sanık ... ve adamları tarafından ... Karakoluna götürülerek istedikleri şekilde ifade verdirildiği, bu şekilde katılan ...'ın baskı ve tehdit altında yalan beyanda bulunmak zorunda kaldığı iddiası ile kamu davası açıldığı, 06.11.2008 tarihli katılan ...’na ilişkin düzenlenen teşhis tutanağında; 1. sırada bulunan ...’nun, katılan ... ...’in ... Center’da darbedildiği gün yalan ifade vermesi konusunda kendisini tehdit eden, kendileriyle karakola gelen, polislerle görüşüp konuşan, ifadelerini ayarlayan ve polislerden mermi alan kişi olduğunu; 3. sırada bulunan ...’ın, ... Center’da gördüğü, karakola giderken ..., ..., ... ve ... ile aynı araçta bulunduklarını, karakolda yalan ifade vermesi konusunda kendisini tehdit ettiğini, karakolda ifade verdikten sonra çıkışta kendilerini eve götüren şahıslar arasında bulunan kişi olduğunu; 5. sırada bulunan ...’nun, her şeyi yöneten ... Center’da kendisini tehdit eden, ifade vermesi konusunda kendisini zorlayan, ifade vermeyeceğini söylediğinde kendisini odaya alan, oda da kendisine darp girişiminde bulunan, karakolda ifadeyi kendi ağzından yazdıran ve polislerden mermi alan şahıs olduğunu; 6. sırada bulunan ...’ın, emekli polis olduğunu, ... Center’da güvenlik şefi olduğunu, sürekli ..., ..., ... ve ... ile birlikte gördüğü şahıs olduğunu; 7. sırada bulunan ...’ın, ...’nun koruması ve şoförü olduğunu, ... Center’da tehdit edildiğinde ...’in yanında bulunan, ifade verdirmek üzere karakola götürenlerin içerisinde bulunan şahıslardan birisi olduğunu teşhis ettiği, 06.11.2008 tarihli inceleme dışı katılan ...’a ilişkin düzenlenen teşhis tutanağında; 1. sırada bulunan ...’nun, ... Center’da darbedilmesi olayında orada olduğunu, karakola ifade verdirtmek için götürdüklerinde kendisini istedikleri gibi ifade vermesi için tehdit eden kişi olduğunu; 2. sırada bulunan ...’ın ... Center’da darbedildiği gün şark köşesinde ...’in yanında bulunan, sürekli çevresinde dolaşan, onun talimatlarını yerine getiren şahıs olduğunu; 3. sırada bulunan ...’ın, ... ve ... tarafından ... Center’a götürüldüğünde masada tek başına oturan şahıs olduğunu; 4. sırada bulunan ...’ın, ... Center’da darbedilmeden önce ...’in yanında duran şahısların içerisinde gördüğü ve ...’in talimatlarını yerine getiren şahıs olduğunu; 5. sırada bulunan ...’nun, her şeyin başı, olayı organize eden, adamları aracılığıyla istememesine rağmen ... Center’a getirten, orada kendisini darbeden, tehdit eden, zorla alıkoyan, tehditle karakolda ifade verdirten, ... ile karakoldaki ifadesini ayarlayan, telefonla tehdit eden, hakaret eden şahıs olduğunu; 6. sırada bulunan ...’ın, ... Center’dan alınıp karakola götürüleceği esnada ... Center’a gelen, karakoldaki polislerle diyaloğa giren, oradaki ifadelerini ayarlayan şahıs olduğunu; 7. sırada bulunan ...’ın ...’nun şoförü olduğunu, onun talimatlarını yerine getiren ve ...’den birebir emir alan, ... Center’da üzerini arayan, ...’in talimatı ile cep telefonunu alıp içerisindeki kayıtları çıkarıp kaydeden ve darbedilmesi esnasında odada bulunan şahıs olduğunu teşhis ettiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... aşamalarda; toptan gömlek imalathanesi işlettiğini, inceleme dışı katılan ...’un 2007 yılında bir yıl kadar işçi olarak yanında çalıştığını, bu kişinin yakını olmadığını ancak samimiyetinden dolayı kendisine “Enişte” diye hitap ettiğini, ... aracılığıyla tanıdığı inceleme dışı katılan ... ile araç kiralama işletmeciliği yaptıklarını, kendi işini kurduktan sonra ise ortaklıktan ayrıldığını, hatta bu ortaklık sırasında ...’in bir ev aldığını ve bu evin alımında kendi çeklerini evi aldığı müteahhide verdiğini, ... ödeme yapmayınca da kendi çeklerinin takibe girdiğini, bu nedenle aralarında sorun çıktığını, müteahhittin bu çekleri ...’da iş yaptığı birine verdiğini, çeklerin kaşelenmiş ancak takibe girmemiş olduğunu, bu sorunu çözmesini istediği ...’in müteahhide olan borçlarını sıralı hat minibüslerini satarak ödediğini ve çeklerden dolayı herhangi bir sıkıntı yaşamadığını, fakat aralarında kısa süreli bir anlaşmazlık vuku bulduğunu, daha sonra da ortalıktan ayrılarak kendi tekstil işini kurduğunu, 19.11.2007 tarihinde saat 00.00 sıralarında ikametinde bulunduğu esnada kapı zilinin çaldığını, megafondan gelenin kim olduğunu sorduğunda zile basanın ... olduğunu anladığını, ...’in megafondan “Abi aşağıya gel görüşmemiz gerekiyor.” demesi üzerine binanın önüne indiğini, ...’in yanında kendilerini daha önceden tanımadığı fakat sonradan isimlerini ... ve ... olarak öğrendiği sanıkların olduğunu, “Abi gel işimiz var” diyen ...’in o an bir şeylerden korktuğunu anladığını, çünkü panik olduğunu, daha sonra sanıklar ... ve ...’ın koluna girerek “Gel aracın içerisinde konuşacağız.” deyip ... marka bordo ya da kırmızı renklere yakın bir arabaya kendisini zorla bindirdiklerini, arabayı sanık ...’in çalıştırarak hareket ettirdiğini ve ikametinin önünden ayrıldıklarını, ...’in içinde bulundukları aracı ... marka bir aracın takip ettiğini söylediğini, bu arabanın içerisinde kimler olduğunu görmediğini, “Nereye götürüyorsunuz, benimle ne konuşacaksınız?” diye sorduğu sanıklar ... ve ...’in “Bir yere gidip konuşacağız.” dediklerini, araç içerisinde ne oluyor gibisinden konuştuğu ...’in “Abi beni ... çok dövdü, bizi yine onun yanına götürüyorlar, bu ...’in olayı ile ilgili” dediğini, sanıklar ... ve ...’in araba içerisinde daha fazla konuşmalarına müsaade etmediklerini, ancak ...’in konunun ... ile alakalı olduğunu söylemesi sonrası ... ile sanık ... arasındaki bir anlaşmazlıktan dolayı kendisini ikametinden alarak sanık ...’in yanına götürdüklerini anladığını, bildiği ve ...’ten duyduğu kadarı ile sanık ... ile ... arasında bir anlaşmazlık olduğunu, ...’in ikametinin bulunduğu binada ikamet eden sanık ...’in “Benim ... Center’da bir dükkanım var ve kuyumcu dükkanı açacağım, altın ve pırlanta almam gerekiyor, bana bu konuda yardım et.” dediğini, ...’in de komşu olmalarından dolayı güven duyarak sanık ...’e yardımcı olmak için toptan altın ve pırlanta alımı yaptığını, bildiği kadarıyla toptancıdan 70.000-80.000 TL'lik altın alarak sanık ...’e verdiğini, sanık ...’in bu altın ve pırlantaların parasını birkaç gün sonra vereceğini belirtmesine rağmen yerine getirmediğini, ...’in ... dışında tatilde iken ikametini ve kendisini tanımadığı bir erkek şahsın arayarak tehdit ettiğini, bu durumu sanık ...'e bildirdiğini, sanık ...’in de ...’ten arayan şahsın numarasını istemesi üzerine ...’in arayan meçhul şahsın telefonunu sanık ...’e verdiğini, daha sonra sanık ...’in ...’i arayan ve tehdit eden şahsı aradığında sözde bu şahsın sanık ...’e telefonda hakaret ettiğini, sanık ...’in ...’e “Seni tehdit eden şahsı aradım bana küfretti, bana kimse küfredemez, bunun diyetini sana ödeteceğim.” diyerek ...’e olan 70-80.000 TL’lik borcunu ödemeyeceğini belirtip üstüne 100.000 TL istediğini, bu nedenle ... ile ... arasında anlaşmazlık oluştuğunu ...’in kendisinden öğrendiğini, bu anlaşmazlıkların bulunduğu sırada bazı şahıslar tarafından sanık ...’in arabasının yakıldığını yine ... ile yaptığı sohbetlerden dolayı bildiğini, sanık ...’i o an sadece ismen ...’in anlatımları ile sınırlı olarak tanıdığını, sanıklar ... ve ...’in ... ile sanık ... arasındaki anlaşmazlıktan dolayı kendisini evinden aldıklarını anladığını, sanıklar ... ve ...’in kendilerini ...’ta ... mevkisinde bulunan ... Center isimli iş merkezine getirdiklerini, iş merkezinin orta tarafında bulunan kahvehane gibi bir yere kendilerini götürdüklerini, burada ismini sonradan öğrendiği sanıklar ..., ..., sonradan resimlerinden teşhis ettiği ..., ..., ..., ... ve ...’nun olduğunu, burada otururken sanık ...’in kendisine hitaben “... ile karakola giderek bizim istediğimiz şekilde ifade vereceksiniz, ...’ya biz konuyu anlattık, sen de gidip aynı şekilde ifadeni vereceksin.” dediğini, kendisinin de konunun ne olduğunu ve hangi konuda ifade vereceğini sorduğunda “Karakola gidince biz seni yönlendiririz, benim yakılan aracım ile ilgili karakolda vereceğin ifadede benim aracımı yakan şahsın ... olduğunu belirteceksin, ...’i suçlayıcı ifade vereceksin.” dediğini, kendisinin asla böyle yalan bir ifade vermeyeceğini ısrarla söylediğini, bunun üzerine sanık ...’in kendisine “Seni kağıt gibi ezerim.” dedikten sonra yanında bulunan adamlarına “Alın bunu götürün.” dediğini, kendisini ... Center içerisinde depo gibi kullanılan bir dükkan içerisine götürdüklerini, burada sanık ...’in kendisini “Bizim söylediğimiz gibi ifade vereceksin, yoksa seni de aileni de her türlü yakarız.” diyerek tehdit ettiğini, depo içerisinde tehdit edildiğinde sanık ...’in yanında sanıklar ..., ... ve ...’ın da bulunduğunu, sanık ...’in tehdit etmesi üzerine kendisine ve ailesine bir zarar gelmesinden korktuğu için sanık ...’in söylediği şekilde ifade vermeyi kabul ettiğini ve ... Polis Karakoluna sanık ..., şoförü olan uzun boylu esmer şahıs, ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile hep beraber gittiklerini, Karakolda iki üç tane polis memurunun olduğunu, sanıklar ... ve ...’in karakol içerisinde görevli polisler ile konuştuklarını ve aşırı bir samimiyetlerinin olduğunu fark ettiğini, sanık ...’in sanki karakolun sahibi gibi hareket ettiğini, hatta ...’in oradaki muhabbet sırasında polislere “Sizi de az doyurmadım.” dediğini, polisler ile sanıklar ... ve ...’in birbirlerine tabanca fişeği alıp verdiklerini gördüğünü, sanık ...’in karakol içerisinde belindeki tabancasını çıkartarak doldur boşalt yaptıktan sonra ifadesini alan polisin yanındaki başka bir polisten birkaç tabanca fişeği istediğini, onun da verdiğini, karakolda ifadesini alan polis memurunun kendisine bir şey sormadığını, sadece kimlik bilgilerini aldığını, daha sonra da ifade odasında bulunan sanık ... ve Mahir’in söyledikleri şeyleri kendi ifadesiymiş gibi yazdığını, bu ifadeyi de kendisine imzalattığını, ifadenin kendisine ait olmamasına rağmen tehdit etmelerinden dolayı korkusundan ifadeyi imzalamak zorunda kaldığını, karakola getirildiğinde sanıklar ..., ... ve ... ile karakolda görevli polisler arasındaki aşırı samimiyeti görünce, yine ifadesinin alınması aşamasında... ve ...’in ifadeyi polis memuruna yazdırdıklarını görünce susmak zorunda kaldığını, öyle ki ...’in cüretkar bir şekilde karakolda bulunan polislere şaka yollu da olsa “Az karnınızı doyurmadım.” diye bir söz sarf ettiğini, tüm bunların gerçekleri anlatamamasına neden olduğunu, Karakolda bu şekilde ifadesi alınıp imza altına alındıktan sonra kendisini ikametinden alan sanıklar ... ve ...’in getirdikleri araç ile tekrar evine bıraktıklarını, arabada ...’in de olduğunu, önce kendisini bıraktıklarını, ertesi gün ...’in ...’i arayarak sanık ...’in tehdit ve baskıları ile karakolda alınan ifadeler ile ilgili konuyu ona anlatmış olduğunu, bunun üzerine ...’in kendisini aradığını, ...’e yaşanan tüm olayları yani sanık ...’in kendilerini tehdit ettiğini ve gerçek ile alakası bulunmayan şekilde ifadesinin alındığını ayrıntıları ile ...’e anlattığını, ... ile yaptıkları bu görüşme sonucu kendisi ile ortak oldukları dönemde avukatları olan ...’a gidip konuyu anlatma kararı aldıklarını ve durumu ona anlattıklarını, Avukat ile birlikte Emniyet Müdürlüğüne giderek Asayiş Şube Gasp Bürosunda bulunan ... Başkomiser ile görüştüklerini, konuyu detaylı şekilde anlatarak sanık ... ve adamları tarafından tehdit edildiklerini belirttiklerini, emniyet müdürlüğünde şikâyetlerini dile getirdikleri esnada ... numaralı (şu an bu numara iptal edilmiş) cep telefonuna ... numaralı hattan “... akıllı ol, aklını alırım, yanlış görürsün, ... amcığı seni kurtaramaz.” şeklinde bir mesaj geldiğini, bu mesajın gasp büro amirliğinde alınan ifadesinde tarihi ve saati de yazılmak suretiyle geçtiğini, bu tehdit mesajının da ... ve ... kardeşlerden geldiğine emin olduğunu, ifadeleri alındıktan bir gün sonra tekrar gasp bürosuna çağrıldıklarını, burada şikâyetleri doğrultusunda bazı şahısların resimlerinin gösterildiğini, yaptığı teşhiste ... ve... ile birlikte birkaç kişiyi daha teşhis ettiğini, sanık ...’in ...’in aracını yaktığı iddiası ile ilgili kamu davasının açıldığını bildiğini, bu konuyla ilgili mahkemeden kendisine celp gelmesine rağmen Gasp Büroda şikâyeti bulunması nedeniyle duruşmalara katılmadığını, davacı ve şikâyetçi olduğunu, İnceleme dışı katılan ... aşamalarda; inceleme dışı katılan ...'in yanında araç kiralama işinde çalıştığını, o dönemler işsiz olduğu için katılan ...’ın gömlekçi atölyesine takılarak onlara yardım edip bazen günlük harçlığını da aldığını, söz konusu yerde işçi olarak çalışmadığını sadece katılan ...'a yardım maksatlı dükkanına uğradığını, yine katılan ...'a ait Aktepe’de bulunan imalathanede vakit geçirmek için bulunduğu sırada sanık ...'in adamı olan sanık ...’in kendisini cep telefonundan arayarak katılan ...'den araba kiralamaya gittiğini ancak bu kişinin canını sıktığını ve kendisiyle görüşmek istediğini söylediğini, kendisinin de kabul ederek ... Pide Salonunun yanında buluşmayı teklif ettiğini, bir müddet sonra sanık ...’in yanında sanık ... ile birlikte kırmızı ... marka bir araçla geldiklerini, daha sonradan kendilerinden öğrendiği kadarıyla söz konusu aracı Üçyol'da bulunan bir araç kiralama şirketinden kiraladıklarını, sanık ...’in işinin olup olmadığını sorduğunu, olmadığını söylemesi üzerine “Birlikte çıkalım, bir yerlerde oturup birer bira içelim, gezelim.” dediğini, herhangi bir işi olmadığı için teklifi kabul ettiğini, araca binerek ...’den ayrıldıklarını ve ... Center Alışveriş Merkezine geldiklerini, yolda bulundukları sırada sanık ...’ın "... senin arkadaşın olduğunu ispatladı, şimdi sen de ...'in arkadaşı olduğunu ispatlayacaksın." dediğini, bu sözlerin ne anlama geldiğini merak ettiğini ancak neden böyle bir söz söylediğini sormadığını, birlikte ... Center'in içinde bulunan bir Kafeye gittiklerini, Kafe içerisinde sanık ...’in masada tek başına oturmakta olduğunu, sanık ...’i daha önce ...'e ait araç kiralama şirketinde çalışırken sanık ... ile birlikte birkaç kez araba kiralamaya geldiği için tanıdığını, yanına gittiklerinde sanık ...’in sanıklar ... ile ...'a hitaben “... diye bahsettiğiniz şahıs bu muydu?” diye sorduğunu, kendisinin de “Ben sizi daha önceden tanıyorum.” dediğini ve hep beraber yanına oturduklarını, aynı Kafenin içerisinde bulunan şark odası kısmında daha önceden Karabağlar’da kuaförlük yaptığı sırada tıraş ettiği için tanıdığı ve eski Buca ... Ocakları Başkanı olarak bildiği sanık ...’ın ve yanında ismini bu olaylar sonucu öğrendiği sanıklar ... ve ...’in olduğunu, onların etrafında da üç dört kişinin sürekli ayakta durduğunu, bu sırada sanık ...’in kendisine onları göstererek "Biraz sonra seni odaya alacağız, ... bizim ... abinin arabasını yakmış, sen de bunu biliyorsun, şimdi her şeyi anlatacaksın." dediğini, kendisinin de hiçbir şey bilmediğini, olayla hiçbir bağlantısının olmadığını ve buraya nasıl getirildiyse aynı şekilde gitmek istediğini söylediğini, bu sırada karşı taraftan kendilerinin olduğu masaya işaret verildiğini ve sanık ...’in "Hadi kalk gidiyoruz" diyerek kendisini alıp Kafenin yan tarafında bulunan bir odaya götürdüklerini, içeride bulunan bir sandalyeye oturmasını söylediklerini, bu sırada içeriye sanıklar ..., ... ve ...’ın girdiğini, sanık ...’in üzerinin aranmasını söylediğini ve kimliğini sorduğunu, kimliğinin ceketinde olduğunu üzerinde olmadığını söylediğinde “Neden kimliğini yanında taşımıyorsun?” diyerek kimlik bilgilerini istediğini, kimlik bilgilerini kendisinden aldıktan sonra orada bulanan şoförüne hitaben “Bunun GBT'sine bakın” dediğini, akabinde cep telefonunu aldıklarını ve sanık ...’in, “Cep telefonunda bulunan bilgileri bir yere kaydedin.” diye söylediğini, ardından da üzerinde bulunan ceketini, kol saatini ve yüzüğünü çıkararak kendisine “Anlat” dediğini, kendisinin de hiç bir şey bilmediğini söylediğini, bu sırada yanına gelerek üç dört kez kafasına yumruk vurduğunu, sonra sigara yakıp kendisine verdiğini ve “Sigara bitene kadar bize her şeyi anlat” dediğini, bir şey bilmediğini söyleyince kendisine tekme ve yumrukla vurmaya başladığını, hatta bu sırada sanık ...’in gizli numaradan ...'i aramasını ve kendisine "Abi ne yapıyorsun, ben Agora da misafirlikteyim, burada arkadaşlar arabayı senin yaktığını, bunu da ...'in bildiğini söylediler. Böyle bir şey var mı?" diye sormasını istediğini, kendisi de baskı ile ...’i gizli numaradan aradığını ve sanık ...'in kendisinden istediklerini ...'e söylediğini, ...’in de kendisine "Öyle bir şey yok, kim söylüyorsa ortalık karıştırmak istiyordur, benim işim var." diyerek telefonu kapattığını, bu sırada sanık ...’in görüşmeyi kayda aldığını, ardından katılan ...'ın ... ile daha samimi olduğunu, bu yüzden bu konuda kendisi ile görüşmelerini söylediğini, bunun üzerine orada bulunan sanıklar ... ve ... ile kendisini katılan ...'ı almaya gönderdiğini, katılan ...'ın evine kırmızı ... marka bir arabayla gittiklerini, bu sırada arkalarından kırmızı renkli, ... marka bir araçla iki kişinin takip ettiğini, vardıklarında katılan ...'ı evinden çağırdığını, katılan ...'ı evinden alarak aynı araç ile ... Center'e geri döndüklerini, bu sefer ayrı odada değil şark köşesinde oturduklarını, bu sırada sanık ...’in arabayı katılan ...'in yaktığını söylediğini, katılan ...'ın da “Biz ... ile ortaklık yaptık, kendisini iyi tanırım ancak ne yaptığı beni ilgilendirmez, bu konudan bilgim yoktur.” dediğini, sanık ...’in de "Ortaksın lan, ... yaptığı şeyleri sana söyler, bilgin olur, söyle yoksa seni alırım odaya kapatırım, konuştururum, şimdi gidip karakola ifade vereceğiz." dediğini, bu sırada yanlarına müdür diye hitap ettikleri inceleme dışı sanık ...’ın geldiğini, sanık ...’in “Nasılsın Müdürüm, nerelerdesin, görüşemiyoruz.” gibi laflar ettiğini ve kendilerinden bahsederek “Bunlar şimdi karakola gidip ifade verecekler.” dediğini, ...'in de “Bunlar şimdi ifadeyi böyle verir sonra gidip değiştirirse ne yapacağız?” diye sorduğunu, sanık ...’in de “Değiştirirse değiştirirler, kendileri bilir, bizde başka türlü hâllederiz.” dediğini, akabinde sanık ...’in kendilerinden biraz uzağa giderek telefonla birilerini aradığını ve biz geliyoruz gibisinden birisi ile konuştuğunu, bu görüşmeden sonra tekrar araçlara binerek yola çıktıklarını ve ... Karakoluna gittiklerini, karakola girdiklerinde odanın kapısında beklemelerini söylediklerini, bu sırada yanlarında sanıklar ... ve ...'in adamlarının beklediğini, sanık ... ve...’in odaya girerek içeride bulunan polis memuru ile görüştüklerini, bu sırada sanık ...’in yanına gelip "Biz çakalla çukalla muhatap olmayız, biz milletvekili Oktay Vural'larla muhatap oluyoruz, Devlet gibi bir maşa varken niye gidip biz adam vuralım adam kaldıralım." diye ...'i imâ ettiğini ve kendisine "İstesek biz gecenin bu saatinde de adamı evinden alırız, istesek seni alır götürürüz araziye çırılçıplak soyar şişe sokarız ve fotoğrafını çeker piyasaya veririz." şeklinde tehditlerde bulunduğunu, akabinde katılan ... ile kendisini içeriden çağırdıklarını, içeriye girdiklerinde sanık ...’in odada bulunan iki polis memuru ile muhabbet etmekte olduğunu, ismini bilmediği bir polis memurunun, "Daha önce doğuda sorgu timinde çalıştım, nasıl insana işkence yapılar, nasıl ifade alınır, konuşturulur çok iyi bilirim, bir insanın testislerini sıkıp parmağı ile tık tık yaptığın zaman konuşmayacak insan yoktur, ayrıca adamın penisinin içerisine at kılı soktuğun zaman konuşmayacak adam yoktur." dediğini ve bu şekilde muhabbet ettiklerini, bu sırada sanık ...’in muhabbet ettiği polis memuruna mermisinin bittiğini söylediğini, polis memurunun da şarjöründen mermi çıkartıp ona verdiğini, bu sırada diğer polis memurunun da bilgisayar başında sürekli yazı yazmakta olduğunu, sadece bir ara kendilerinden ev adresleri ile telefon numaralarını sorduğunu ve bunları yazdığını, daha sonra bilgisayardan ifadelerini çıkartarak imzalamaları için verdiğini, bu sırada kendilerine olayın ne olduğunu ve nasıl olduğunu bile sormadıklarını, kendileri odaya girmeden önce sanık ...’in içeride nasıl ifade vereceklerinin hepsini anlattığını, hatta sanık ...’in polislerin yanında odada bulundukları sırada dahi nasıl ifade verecekleri yönünde sürekli kendilerini yönlendirdiğini, ifadeleri okumadan kendilerine yapılan tehditten korktukları için imzalamak zorunda kaldıklarını, sanık ...’in karakolda işleri bittikten sonra polislere yemek göndereceklerini söyleyip sayı aldığını, çorbacıya gideceklerini söylediklerinde katılan ... ve kendisinin çorbacıya gitmek istemediklerini, eve gitmek istediklerini söylemeleri üzerine kendilerini evlerine bıraktıklarını, eve geldiğinde hâlâ bu olayın şokunu yaşadığı ve çok kötü durumda olduğu için bu konuda kimseyle görüşmek istemediğini, ertesi gün ...'e giderek konuyu olduğu gibi anlattığını ve tehdit altında bu şekilde ifade vermek zorunda kaldığını söylediğini, katılan ...’in kendisine "Tamam bu şekilde ifade verdiğini anlat" dediğini, bu şahıslardan korktuğu için ifadesini değiştirmesi hâlinde bu şahısların kendisine kötülük yapabileceklerini söylediğini, ancak katılan ...’in bu hususta kendisinin çok mağdur olacağını ve ifade vermesi gerektiğini söylediğini, kendisinin de "Ne olacaksa olsun, ben doğru ifade vereceğim." dediğini ve katılan ... ile birlikte ...'in avukatı ile konuyu görüştüklerini ve daha sonra birlikte Asayiş Şube Müdürlüğüne ifade vermeye gittiklerini, bu durumu öğrenen sanık ...’in kendisine tehdit içerikli mesaj gönderdiğini, bir gün sonra da sanık ...'in kendisini arayarak "Sen ... ile gitmişsin ifadeni değiştirmişsin" dediğini, kendisinin de "Böyle bir şey olmadı, ben karakolda nasıl ifade vermiş isem aynı ifademi yine tekrarlarım." diye cevap verdiğini ve telefonu kapattığını, akabinde bu sefer sanık ...’in kendisini sanık ...'in aradığı numaradan arayarak "... bir şey varsa gel bize sığın, biz seni ...’ten koruruz, sana kimse hiçbir şey yapamaz." dediğini, kendisinin de bir şeyin olmadığını ve ifadesini değiştirmediğini söylediğini, ancak kendisine inanmadığını ve "Biliyorum ...'in yanındasın, o.. çocuğu kendisine saklanacak yer arasın, her şey kanun değil Polis molis hikaye, ... seni koruyamaz, onu da alırım seni de alırım." dediğini, kendisinin de "Git ne işin varsa ... ile hâllet, beni bir daha aramayın." dediğini, hatta sanık ...'e kendisince göz dağı vermek için "Benim de arkam sağlam, bana yaptıklarınızı unutmuyorum, benim de akraba çevrem geniş, ben bu olaylardan kimseye bahsetmedim, onlar duyarsa iyi olmaz." gibisinden şeyler ima ettiğini ve telefonu kapattığını, bir müddet ...'den ayrılarak şehir dışına çıktığını, anlattığı olaylar nedeniyle sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve... ile gasp büroda teşhis ettiği ancak şuan isimlerini hatırlamadığı kişilerden şikâyetçi olduğunu, Tanık ... Mahkemede; sanık ...’in teyzesinin oğlu olduğunu, birlikte ofiste oturdukları sırada isimlerini ... ve ... olarak söyleyen iki kişinin gelerek para istediklerini, sanık ...’in ise "Bu parayı size veremem." dediğini, bu kişilerin de araba yakma olayından bahsederek "Bu iş tam tersine dönecek!" diyerek tehdit edip gittiklerini, olayın karakol ifadesinden önce mi yoksa sonra mı olduğunu bilmediğini, parayı arabayı yakanları getireceklerini söyleyerek istediklerini, Tanık ... Mahkemede; sanık ...’in patronu olduğunu, bir gün sanık ... ve tanık Yılmaz ile birlikte büroda oturdukları sırada iki kişinin gelerek sanık ...’den araba yakma olayı ile ilgili para istediklerini, hatırladığı kadarı ile araba yakılması olayı ile ilgili olarak kendi istedikleri şekilde ifade verilmiş olduğunu ve bundan dolayı parayı istediklerini, sanık ...’in ise bunu kabul etmediğini ve "Kendi isteğiniz ile gidip ifade verdiniz." dediğini, Tanık ... Mahkemede; olayı kısmen hatırladığını, eski çalıştığı karakolda olayın meydana geldiğini, ifadeleri alan memurun kendisi olduğunu, kimin ne ifade verdiğini şu an hatırlamadığını, ne beyan edilmiş ise onu yazdığını, gösterilen 20.11.2007 tarihli ifade tutanağının altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ifade alınma sırasında katılanların darbedilmiş, korkutulmuş bir hâllerinin olmadığını, kendilerine müracaatın oto yakma olayı ile ilgili olduğunu, kendi mıntıkalarında meydana geldiği için ifade aldıklarını, İfade etmişlerdir. Sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; suçlamaları kabul etmediğini, sanık ...’i tanımadığını, sanıklar arasında sadece ...'ı tanıdığını, Karabaglar Sanayi Sitesinde oto elektrikçisi olarak çalıştığı sırada sanık ...’in arabasını getirdiğini, birkaç defa iş yerinin karşısında bulunan çay ocağına gelip gittiğini, ... ile katılan ...’nu tanımadığını, bu şahısları yalancı tanıklıkta bulunmaları için sanık ...'in yanına götürmediğini, örgüt üyesi olmadığını, suçlamayla ilgisinin olmadığını, isminin bu olaya nasıl karıştırıldığını bilmediğini, sanıklarla telefon görüşmesi de yapmadığını, Mahkemede; örgüt kurduğu iddia edilen sanıklar ... ve ...’i araba yakma olayından dolayı tanıdığını, daha önceden tanımadığını, bu kişilerin kurduğu örgütün üyesi olmadığını, inceleme dışı katılan ... ...’in inceleme dışı katılan ...’in yanında çalıştığını, sanık ...’in arabası yanınca ...’in arabayı patronu olan ...’in yaktırdığını söylediğini, bu kişinin ...’den 5.000 TL alacağının olduğunu, bunun üzerine karakola gidip bildiklerini anlattığını, katılan ...’ın da ...’in eniştesi olduğunu, ... ile birlikte karakola giderken yanlarında onun da olduğunu, katılan ...’ı bu sırada tanıdığını, bu şahısların hürriyetlerini kısıtladığı ve tehdit ettiği hususlarının doğru olmadığını, karakola bu kişilerle birlikte gittiğini ancak işleri uzun sürdüğü için onları beklemeden geri döndüğünü, ne şekilde ifade verecekleri konusunda herhangi bir baskı yapılmadığını, bu olaylarla alakasının olmadığını, Sanık ... Kaçar müdafisi huzurunda Kollukta; beş yıldır tanıdığı sanıklar ... ve ...’in çalışmış olduğu ... Özel Güvenlik şirketinin sahipleri olduğunu, sanık ...’in şirketin şoförü olduğunu, sanık ...'ı da sanık ...'in yanına gelip gitmesinden dolayı tanıdığını, bu kişiyle samimiyetinin olmadığını, sanık ...’in ... Center'da otoparkta çalıştığını, sanık ...’ün ... Center'in yönetim kurulu üyesi olduğunu, ayrıca güvenlik şirketinin de çalışanı olduğunu, sanıklar ..., ... ve...’i tanımadığını, ... ile katılan ...’ı da tanımadığını ve verdikleri ifadeler hakkında bilgisinin, söz konusu olaylarla kendisinin alakasının bulunmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, sanık ...’in arabasının kim tarafından yakıldığını, kimin kim tarafından tehdit edildiğini bilmediğini, Mahkemede; ... Şirketinin muhasebe işlerine baktığını, üzerine atılı suçu kabul etmediğini, örgüt üyesi olmadığını, sanık ...’in iki kişiyi getirdiğini ve kendisinin bulunduğu yerde konuşulduğunu, herhangi tehdit veya zorlama gibi bir şeyin olmadığını, sanık ...’in ifadesindeki hususların doğru olmadığını, patronunun usulsüz işlerini yapsaydı şikâyetlerde kendisinden de bahsedilmesi gerektiğini, Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; Buca ... Ocakları bölge başkanlığı yaptığı zamanlarda sanık ...’in ... ocağına parasal yardım yaptığını, onun ile bu vesileyle tanıştıklarını, on yıllık bir dostluklarının olduğunu, bu kişinin güvenlik şirketinin ve temizlik şirketinin olduğunu, sanık ...’in sanık ...'in kardeşi olduğunu ve ara sıra yanına gelip gittiğini, sanıklar ... ve ...’i tanımadığını, sanık ...’i ... ocaklarından tanıdığını, bu kişinin şuan işinin olmadığını, ...’ın sanık ...'in sahibi olduğu ... Güvenlik Şirketinin güvenlik müdürü olduğunu, sanık ...’i ... Temizlik Şirketinde tanıdığını, bu kişinin arabaların temizlik işlerine baktığını, ...’ü de sanık ...’in yanında tanıdığını, bir sene kadar önce sanık ...’in kendisini saat 18.00-19.00 sıralarında cep telefonundan arayarak “Abi ... Center'e gel, bir görüşelim konu var.” dediğini, kendisinin de arabasına binerek ... Center’a geldiğini ve burada bulunan kafeteryaya gittiğini, burada sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve isimlerini bilmediği ama görse tanıyabileceği iki erkek şahsın daha olduğunu, kendisi vardığında bu kişilerin oturmakta olduklarını, sanık ...’in kendisine "Aracımı yakan şahıslardan birisi bu olabilir." diyerek ismini bilmediği ancak görse tanıyabileceği bir erkek şahsı gösterdiğini, sanık ...’ın da bu şahsı göstererek "Bu ...'ın aracını yakanları tanıyormuş, bize söyleyecek" dediğini, kendisinin de orada oturan şahıslara hitaben "Bu arkadaşı alalım eğer bildiği bir şey varsa karakola götürelim, bildiklerini anlatsın." dediğini, bu bahsettiği şahıs ve yanında bulunan eniştesi ya da abisi olduğunu sandığı bir erkek şahıs ile birlikte saat 22.00-23.00 sıralarında kafeteryadan kalkarak ... Karakoluna gittiklerini, ... Karakoluna gittiklerinde yanlarında sanıklar ..., ..., ... ve...’in de olduğunu, bu şahısların ... Karakolunda ifade verdiklerini ve daha sonra saat 02.00 sıralarında ayrılarak yemek yemeye gittiklerini, kafeteryada oturdukları sırada katılanların kendisi veya bir başkası tarafından tehdit edilmediklerini, bu kişileri kafetaryada tanıdığını, bu kişileri kendisinin tehdit etmediğini ancak kendisi gelmeden önce neler olduğunu bilmediğini, Mahkemede; üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, örgüt üyesi olmadığını, inceleme dışı katılan ... ... ile katılan ...’ın ... Center’a geldiklerinde kendisinin de orada olduğunu, katılanları tehdit etmediğini ya da zorla alıkoymadığını, kendisinin ... Şirketi ile herhangi bir alışverişinin olmadığını, sanık ...’in yakın arkadaşı olduğunu, ... Center’a gittiğinde de katılanların kafeteryada olduklarını, birlikte çay içtiklerini, katılanların tehdit edilmiş ya da zorla alıkonulmuş olmadıklarını, Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; TCK’nın 221. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini, sanıklar ... ve ...’in patronu olduklarını, iki yıldır bu kişilerin yanında çalıştığını, işe ilk başladığında BMW X5 marka aracı kullandığından meblağını hatırlamadığı boş teminat senedi imzaladığını, bu senedin hâlâ bu kişilerde olduğunu, şoförlük ile ilgili görevini dürüst bir şekilde yaptığından dolayı bu kişilerde kendisine karşı güven duygusunun oluştuğunu, sanık ...’in talimatı ile sanık ...’in, saat 22.00 sıralarında inceleme dışı katılan ... ... ve katılan ...’ı ... Center'a getirdiğini, ... Center'ın altında bulunan Kafenin vaktin geç olduğundan dolayı çalışanlarının gittiğini ve boş olduğunu, kendisinin danışmada kaldığını ve yanlarına inmediğini, kafede sanıklar..., ... ve ... ile yakınlarında sanık ...’in olduğunu, sanık ...’in katılanlar ... ve ...’a yüksek sesle bağırarak bir şeyler anlattığını, yaklaşık 45 dakika kadar sonra katılanların ... Center'dan çıkarak gittiklerini, katılanların yanında başka şahısların gidip gitmediğini hatırlamadığını, katılanlar çıkarken hâllerinden çok korktuklarının belli olduğunu, çalışanlar olarak kendilerinin de bir müddet sonra oradan ayrıldıklarını, sanık ...’in katılanları neden silahla tehdit ettiğini ve bağırdığını bilmediğini, ...’in şirkette koruma adı altında çalışıp sanık ...'ın ayak işlerini yaptığını, onun verdiği talimatları yerine getirdiğini ve tehdit edilmesini istediği şahısları tehdit ettiği, sanık ...’in ... Center'ın elektrik işlerine baktığını ve sanık ...’in talimatlarını yerine getirdiğini, katılanları getiren kişinin de o olduğunu, ...’ın güvenlikten sorumlu müdür olup kendi hâlinde çalışan emekli polis memuru olduğunu, ... ...’ın güvenlik koruması olarak çalışan ve ayak işlerini yapan şahıs olduğunu, ...’ün ... Center'ın kontrolörü olduğunu ve ... Center'da sanıklar ... ve ...’in adamı olarak yer aldığını, sanık ...’ı sanık ...’in arkadaşı olmasından dolayı tanıdığını, sanıklar ... ve ...’i tanımadığını, Mahkemede; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, örgüt üyesi olmadığını, sadece suç örgütü kurdukları iddia olunan sanıkların şirketinde başşoför olarak çalışan birisi olduğunu, şirkete ait 11 aracın olduğunu, bu araçların hepsi ile kendisinin ilgilendiğini, sanıklar ile patron işçi ilişkilerinin olduğunu, örgütsel anlamda herhangi bir ilişkilerinin olmadığını, ayrıca sanıkların üzerilerine atılı suçlar ile ilgili herhangi bir bilgisinin ve görgüsünün olmadığını, kolluk beyanının doğru olmadığını, okumadan imzaladığını, söylemediği hususların tutanağa geçildiğini, ...’in ... Center’daki esnafları sindirdiğini söylemediğini, ancak ... Center’da iş yeri sahiplerinden aidatlarını ödemeyenlerin olduğunu, bundan dolayı sıkıntı yaşandığını, ancak iş yeri sahiplerine yönelik bir olumsuz hareketini görmediğini, sanık ...’in arabasının yakılması olayından dolayı katılan ...’i sorumlu tutup onu silahla tehdit ettiğini görmediğini, ayrıca kolluk ifadesinde belirttiği diğer olayları da görüp duymadığını, ifadesi alınırken polislerin önünde ifadelere benzer şeylerin olduğunu, onlara bakarak yazdıklarını, kendisinin de okumadan imzaladığını, şimdiki ifadesinin doğru olduğunu, Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; ... Güvenlik Şirketinin sahibi olan sanık ...'ın yanında bir ay kadar çalıştığını, bir buçuk yıldır hiçbir şekilde sanık ... ile görüşmediğini, bu kişinin yanında işe başladığı dönemde kendisinden 5.000 TL tutarında senet aldıklarını ve hâlâ bu senedi geri alamadığını, en kısa zamanda vereceklerini söylediklerini, sanık ...’i sanık ...’in kardeşi olarak tanıdığını ve samimiyetinin olmadığını, bu kişinin çalıştığı dönemde şirketin yöneticisi olduğunu, esnaf olan sanık ...'ı tanıdığını, bu kişinin çocukluk arkadaşı olduğunu, hemen hemen her gün görüştüklerini, arkadaşı olan sanık ... ile samimiyetlerinin olduğunu, sanık ...’ı ismen tanıdığını, bu kişinin ... Ocakları başkanlığı yaptığını duyduğunu, ...'ın ... Güvenlikte müdür olarak çalıştığını, kendisi ile birkaç defa Pınarbaşı'nda yapılan oto yarışına güvenlik olarak birlikte gittiklerini, samimiyetlerinin olmadığını, sanık ...’in ...’in şoförü olduğunu, ...’ü ... Center'in yönetim sorumlusu olarak tanıdığını, ...'ın da ... Center'da sanık ...’in yanında çalıştığını bildiğini ancak görevinin ne olduğunu bilmediğini, 2007 yılı içerisinde sanık ...'in yanında işe başlamadan önce sanık ...'in bir aracının yakıldığını kendisinden öğrendiğini, işe başladıktan sonra sanık ...’in kendisine "Benim aracımı kim yaktı, neden yaktı, bu şahısların kim olduğunu araştırana ve bulana benden ne dilerse dilesin yapacağım." diyerek mükafatlandıracağını söylediğini, kendisinin de tahsilat konularından sabıkalı olduğunu bildiği arkadaşı sanıklar ... ve ...'e bir sohbetlerinde "Benim patronum ...'nun ikametinin önünde aracını yakmışlar, sizin bir bilginiz var mı?" diye sorduğunu, sanıklar ... ve ...’in "Bakarız araştırırız" dediklerini ve konunun orada kapandığını, bu olaydan sonra o tarihler arasında ... Güvenlik isimli şirketten ayrıldığını, tahminen aradan geçen iki ay gibi bir süre sonra sanık ...'in ikametinde misafir olarak bulunduğu sırada sanık ...’in kendisine ... isimli bir arkadaşının sanık ...'in arabasını yaktığına dair kendisi ile görüştüğünü söylediğini, yine sanık ...'in kendisine ...’in her yerde "Ben ...'nun arabasını yaktım." diyerek konuştuğunu anlattığını, bu görüşmeden birkaç gün sonra sanık ...’in kendisini arayarak ikametine çağırdığını, gittiğinde sanık ...'in yanında ... isimli Balıkesirli olduğunu bildiği şahsın da olduğunu, sanık ..., ... ve kendisi birlikte otururken sanık ...’in ...'e "Anlatsana bilader" diyerek sanık ...’in arabasının yakılması olayını anlatmasını kastettiğini, bunun üzerine ...'in kendisine "Sizin ... Güvenliğin aracı minibüs tarzı bir araç mı?" diye sorduğunu, kendisi de bilmediğini, aracı hiç görmediğini belirterek "Sizin yaktığınız araç Evkal tarafında mı?" diye sorması üzerine ...'in sanık ...’in aracını kendisinin yakmadığını, ama ... isimli bir şahsın Ödemiş'ten ya da ... ilinden iki adam getirterek sanık ...'in aracını yaktırdığını kendisine anlattığını, bunları neden kendisine anlattığını sorduğunda ...'ten 5.000 TL alacağının olduğunu, bu nedenden dolayı ... ile aralarında anlaşmazlık olduğunu, ...'in eşi adına borçlu olarak kendisine senet verdiğini, ...'ten aldığı senedin de ödenmediğini, bu yüzden öç almak için ...'in sanık ...'in arabasını yaktırdığını anlattığını söylediğini, kendisinin de ...'e "Bunu gidip ...'na sen anlatır mısın? ... Bey seni bu konuda ödüllendirir." dediğini, onun da kabul ettiğini, bu görüşmenin aynı günü ya da bir gün sonra ... marka kiralık bir araç ile yanlarına ...'i de alarak sanık ...'in yanına doğru yola çıktıklarını ve ... Center'a gittiklerini, ... Center'ın içerisinde bulunan kafeteryada sanıklar ..., ..., ... ve...’in hep birlikte oturduklarını, birlikte geldikleri sanıklar ... ve ... ile ...'i bu kişilerin yanlarına götürerek, bu kişilerle tanıştırdığını, bu sırada kendilerinin de sanık ...'in bulunduğu masaya oturduklarını ve ...'in olayı kendisine aktardığı şekli ile sanık ...'e de anlattığını, ... ile sanık ...'in konuşmasının arasına girerek sanık ...'e "Abi ... böyle anlatıyor ama sağda solda da ...'nun aracını ben yaktım diye konuşuyormuş." dediğini, bu sözü üzerine sanık ...’in ...'e "Bak benim aracımı senin yaktığını söylüyorlar." dediğini, ...'in de "Bana inanmıyorsanız eniştemi çağırın." dediğini, sanık ...’in de "Senin enişten kim?" diye sorduğunu, ...'in de eniştesinin ... isimli şahısla ortak iş yaptıklarını anlattığını, sanık ...'in de "Peki enişten ve sen benim aracımın yakılması hususunda karakola gidip ifade verir misiniz?" diye sorduğunu, ...'in de "Ben ifade veririm, eniştemi de ikna ederim, zaten eniştemin de ... ile arasında sorun var" dediğini, aynı gün saat 22.30 sıralarında sanıklar ... ve ...'in ... ile birlikte sanık ...'in kullandığı ... marka araba ile ...'in eniştesi olan ismini sonradan öğrendiği ... isimli şahsın ikametine gittiklerini, arkalarından sanık ...'in adamlarından birisinin ya da aracının kendilerini takip ettiği ya da etmediği yönünde bir bilgisinin olmadığını, ...’in binanın önünde kapı ziline basarak eniştesi katılan ...'ı aşağı çağırdığını, katılan ...’ın eşofmanlı bir hâlde bina önüne indiğini, ...’in "Enişte ... aracının ... tarafından yaktırıldığını öğrenmiş, bunu bizim de bildiğimizi biliyor, karakola gidip ifade vermemizi istiyor." dediği katılan ...'ın da "Benim için fark etmez, zaten ... şerefsizin biri" diyerek kendi rızası ile geldikleri arabaya bindiğini ve hep birlikte ... Center'e sanık ...'in yanına gittiklerini, sanık ...'in yanında bulunan...’in "Arabanın yakıldığı bölge karakolu neresi ise dosya hangi karakolda ise oraya gidip ifade vermeniz gerekir." demesi üzerine sanık ...’in dosyanın ... Karakolunda olduğunu belirttiğini ve hep birlikte ... Karakoluna gittiklerini, kendi araçlarında sanıklar ... ve ... ile ... ve katılan ...’ın olduğunu, sanıklar ..., ..., ... ve ...’in başka bir araç ile ... Karakoluna geldiklerini, karakola geldikten sonra karakol içerisine ..., ..., ... ve katılan ...’ın girdiklerini, kendisi ile sanıklar ... ve ...’in karakol önünde bekledikleri sırada sanıklardan ... veya ...’in "Tamam siz gidin, yaptığınız bu iyiliğin altında kalmayacağız." dediğini, bunun üzerine karakol önünden ayrıldıklarını, karakol içerisinde ... ve katılan ...'ın ne yönde ve nasıl ifade verdiklerini bilmediğini, konu ile ilgili bildiklerinin bunlardan ibaret olduğunu, sanık ...’in yaptıkları iyiliğin altında kalmayacağını ve aracı yakanları bulanları mükafatlandıracağını söylediğinden ertesi gün sanık ...’ın sanık ...’i aradığını, ancak sanık ...’in olumsuz cevap verdiğini, yine birkaç gün sonra ... Center'a mükafatlarını almak için gittiklerinde sanık ...’in "Çok sık boğaz ediyorsunuz, bu işler sık boğaz edilmez." diyerek kendilerini başından savdığını, bunun üzerine sanıklar ... ve ... ile kendisinin sanık ...’e "Sizden para pul istemiyoruz." diyerek yanından ayrıldıklarını ve o günden sonra sanıklar ... ve ... ile hiç görüşmediğini, ...'i iş yerinden almadıklarını, sanık ...'in ikametinde bulunduğunu, sanık ... kendisini ikametine çağırdığında ... ile bizzat kendisinin görüştüğünü, sanık ...’ın da muhtemelen sanık ...'in evinde olduğunu, bu görüşme sonrası ...'in kendi rızası ile ... Center'a sanık ...’in yanına gittiğini, yine aynı şekilde katılan ...’ın zorlama olmadan kendi isteği ile ... Center'a geldiğini, Mahkemede; 2007 yılında gazete ilanında gördüğü ... Şirketinin elektrik işinde bir ay kadar çalıştığını, maaş az geldiği için işten ayrıldığını, çalıştığı sırada sanık ...’in yanına gelerek “Sen Buca’da oturuyorsun değil mi?” diye sorduğunu, doğru olduğunu söylemesi üzerine "Ben de Buca’da oturuyorum, evka-1 de arabam yandı, bu olayla ilgili bir şey duyduğunda haber ver." dediğini, iş çıkışında kahvehanede oturduğu sırada sanıklar ... ve ... ile bu olayı konuştuğunu, işten çıktıktan sonra kargo şirketinde çalışmaya başladığını, iki ay kadar geçtikten sonra sanık ...’in kendisini arayarak evine çağırdığını, evine gittiğinde inceleme dışı katılan ... ... ile sanıklar ... ve ...’in evde olduğunu, sanık ... kendisine ...’in bir araba yaktığını, sağda solda o şekilde konuştuğunu söylediğini, bunun üzerine ...’in, kendisinin yakmadığını, patronu ...’in Ödemiş’ten ve ...’dan getirttiği kişilere yaktırdığını söylediğini, kendisinin de "Karakolda ifade verir misin?" diye sorduğunu, onun da verebileceğini söyleyerek eniştesinin de şahit olduğunu onu da çağırabileceklerini söylediğini, kendisinin de sanık ...’i arayarak arabasını yakan kişileri bulduklarını bildirdiğini, onun da ... Center’da olduğunu, şahısları getirmesini söylediğini, bunun üzerine ..., sanık ... ve kendisinin aynı gün ... Center’a gittiklerini, herhangi bir tehdit etme veya başka bir olayın yaşanmadığını, ...’in eniştesi olan katılan ...’ı tanımadığını, bu kişileri tehdit etmediklerini, Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; çalışmış olduğu ... Güvenlik Şirketi adına kayıtlı olan ... marka arabanın akşamları arkadaşları tarafından evlerine bıraktıktan sonra kendisinde kaldığını, sanık ...’in ... Center Alışveriş Merkezinin Yönetim Kurulunda başkan, sanık ...’in ise ... Güvenlik Şirketinin ortağı olduğunu, sanıklar ... ve ...’i tanımadığını, sanık ...’ın ara sıra sanık ...’in yanına gelip gittiğini, sanık ...’in hatırladığı kadarıyla şirkette şoförlük yaptığını, 1-1.5 yıl kadar önce işten ayrıldığını, işten ayrıldıktan sonra şirkete gelip gittiğini görmediğini, ...’ın ... Güvenlik Şirketinde güvenlik koordinatörlüğü yaptığını, bu kişinin emniyetten emekli olduğunu bildiğini, sanık ...’in sanık ...’in şoförlüğünü yaptığını, ...’in ... Güvenlik isimli şirkette güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, sanık ...’in dışarıda işi olduğu zamanlar yanına gittiğini, çantasını filan taşıdığını, kendisinin inceleme dışı katılan ... ile herhangi bir ticari ilişkisinin olmadığını, ...’in sanık ... ile 2007 yılının Mart ya da Nisan aylarında ... Center Alışveriş Merkezinde ortak kuyumcu açtıklarını, vergi levhasının sanık ...'in adına kayıtlı olduğunu, ...’in kağıt üzerinde herhangi bir ortaklığının olmadığını, iş yerini açtıkları zaman ilk altınları ...’in getirdiğini, yaklaşık 3-4 ay kadar birlikte çalıştıktan sonra aralarında anlaşamayarak ortaklıktan ayrıldıklarını, Mahkemede; üzerine atılı suçları kabul etmediğini, örgüt üyesi olmadığını, ... Şirketi ile bir ilişkisinin olmadığını,... Temizlik Firmasında müdür olarak çalıştığını, iki firmanın birbiri ile bağlantısının olmadığını, ... Center’da temizlik işi yaptıkları için daha önce çalışmış olduğu şeklinde bahsettiğini, poliste verdiği ifadesine eklemeler yapıldığını, o şekilde ifade vermediğini, avukat çıktıktan sonra kendisine imzalatıldığını, daha sonra da avukata imzalatıldığını, okumasına bile fırsat verilmediğini, çocuğu rahatsız olduğu için bir an önce oradan çıkmak istediğini, Sanık ... Mahkemede; üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, sanık ... ile arkadaş olduklarını, kahvehanede otururken iş yeri sahibinin Buca’da arabasının yandığını söylediğini, bir gün sanık ...'in evinde otururken inceleme dışı katılan ... ...’in de geldiğini, daha doğrusu gittiğinde orada olduğunu, kendisi gelmeden önce araba yakılma olayının konuşulmuş olduğunu, zaten kendisini o olaydan dolayı çağırmış olduklarını, orada ... diye birinden bahsederek ... tarafından bir iki kişiyi getirterek arabayı yaktırdığını söylediğini, daha sonra sanıklar..., ... ve kendisi ile ...’in ... Center’a gittiklerini, ... Center’a gittikten sonra tekrar çıkarak ...’in eniştesi olan ismini bilmediği birini daha Yeşilyurt’tan aldıklarını ve tekrar ... Center’a döndüklerini, sanık ...’in bu kişilere "Konuşulan konuları karakolda söyler misiniz?" diye sorduğunu, onların da kabul etmesi üzerine karakola gittiklerini ve dağıldıklarını, kendilerini zorla alıkoymadıklarını ve karakoldan sonra şahısları kendisinin bıraktığını, Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; ... Center Alışveriş Merkezinde 6 adet dükkanının, Bornova semtinde üç adet dairesinin olduğunu, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini, ...’in yaklaşık üç dört yıldır ... Özel Güvenlikte çalışan işçisi olduğunu, bankalara evrak ve para götürüp getirme işlerini yaptığını, ...’ın tarihten yaklaşık yedi ay kadar önce şirketinde bir ay kadar çalışıp işten kendi isteği ile ayrılan bir kişi olduğunu, işten ayrıldıktan sonra onu bir daha görmediğini, çalıştığı dönemde şirkette şoförlük yaptığını, sanık ...'ı tanımadığını, kendisini bir kez sanık ...'in yanında gördüğünü, ne iş yaptığını bilmediğini, aracının yakılması olayının akabinde sanık ... ile birlikte sanık ...'in yanında gördüğünü, arabasını yakan kişileri bildiğini söylemek için geldiğini, sanıklar ... ve ...'ı hemşehrisi olan sanık ... aracılığı ile tanıdığını, aracının yakılması konusunda yakan kişileri söylemek için geldikleri gün tanıdığını, sanık ...’ı Buca ilçesinde oturduğu için mahalleden tanıdığını, zaman zaman yanına ziyarete geldiğini, sanık ...’i hemşehrisi olmasından ve bir ay kadar yanında hizmetli bölümünde çalışmasından dolayı tanıdığını, yaklaşık beş altı aydan buyana görüşmediklerini, ne iş yaptığını bilmediğini, ...’ın ... Özel Güvenlik şirketinde güvenlik işlerini takipte görevli çalışanı olduğunu, işçi işveren ilişkisi dışında başka bir ilişkilerinin olmadığını, sanık ...’in, yanında şoför olarak çalışan ve şirket araçlarının bakımını yapan yani araçlarla ilgilenen sigortalı çalışanı olduğunu, ...’ün, ... Center Alışveriş Merkezinde bulunan iş yerlerinin ve şahsının işlerini yaptığını, iş yerlerinin teknik ve idari konularında görevli olduğunu, ...’ın daha önce ... Center'da hizmetli olarak çalışan altı ay kadar işten ayrılıp giden şahıs olduğunu, işten ayrıldıktan sonra bir daha görmediğini, iddia edildiği gibi örgüt lideri olmadığını, böyle bir örgütten haberinin olmadığını, suçlamaların hiç birisini kabul etmediğini, 2007 yılının yaz aylarında ... Özel Güvenliğe ait, gri renkli, ... marka arabasının park hâlinde iken gece yarısı saat 03.30 sıralarında kundaklandığını, kundaklandığına dair itfaiyenin ve bilirkişinin raporunun olduğunu, olay akabinde ... Polis Karakoluna olayın faillerinin bulunması ve yakalanması için müracaata bulunduğunu, ifadesi esnasında aracını yakan şahısları görmediğini ve kimlerin yapmış olabileceğini bilmediğini söylediğini, bu olayın üzerinden 6 ya da 8 ay geçtikten sonra bir dönem yanında çalışan sanık ...’in iş yerine gelerek aracı yakan kişileri bilen kişilerin olduğunu, bu şahısların kendisiyle görüşmek istediklerini söylediğini, görüşmeyi kabul ettiğini, sanık ...’in yanında bu şahısları arayarak ... Center’ın kafeterya kısmına gelmelerini söyleyip telefonu kapattığını, bir müddet sonra daha önceden kendilerini tanımadığı, isimlerini daha sonradan sanık ...’in tanıştırması ile öğrendiği sanıklar ... ve ...’ın saat 18.00 sıralarında yanlarında aracının yakılması olayı ile ilgili olarak ifade verecek olan yine isimlerini sonradan öğrendiği inceleme dışı katılan ... ... ve katılan ...'ı getirdiklerini, bu sırada sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... ile birlikte Kafeteryada oturup çay içmekte olduklarını, sanık ...’in bu şahısları yanına getirerek "Abi sana bahsettiğim şahıslar bunlar, seninle görüşmek istiyorlar." dediğini, kendisinin de "Aramızda yabancı yok, ne anlatacaksanız burada anlatın." dediğini, gelen şahıslardan katılan ...’ın ... ile araç kiralama şirketinde ortak olarak çalıştıklarını, ancak aralarındaki sorunlar nedeni ile ortaklıktan ayrıldıklarını, kendisinin ... tarafından dolandırıldığını, alacağı olan parasını alamadığını söylediğini, yanlarında gelen ...'in de ...'in yanında araç kiralama şirketinde çalıştığını söylediğini, katılan ...’ın, araç kiralama şirketinde ortak oldukları ve aralarının açık olmadığı dönemde ...'in kendisine söz konusu arabanın kendisi tarafından kundaklandığını anlattığını söylediğini, katılan ...’ın anlattığına göre ...’in beyaz renkli Şahin marka arabayla olay yerine gelerek araçta bulunan iki şahsı aşağı indirip arabasını yaktırdığını, bu sırada ortamda bulunan ...’in olayı ...'in kendi ağzından duyduğunu, aracı ...'in kendisinin yaktırdığını söylediğini, hatta ...’in kendisini bu konuda ikna etmek için yanında ...'i 541 ile başlayan cep telefonundan arayarak telefonun megafonunu açıp görüşmeyi dinlemelerini istediğini, ... ile yaptığı görüşmede aracın yakılması olayı ile ilgili olarak olayı öğrendiklerini şikâyetçi olacaklarını söylediğinde ...’in "Sus konuşma, telefonu kapat, ben seni sonra ararım." dediğini, bu konuşmaya tanık olduktan sonra katılanlara bu hususta ifade verip vermeyeceklerini sorduğunu, onların da verebileceklerini söylemeleri üzerine karakola gitmeyi teklif ettiğini ve şirketine ait iki araçla kafeteryada yanında bulunan bütün şahıslarla birlikte ... Karakoluna gittiklerini, yanında gelen diğer şahısların dışarıda karakolun bahçesinde beklediklerini, kendisi tek başına içeriye girerek grup amiri Hüseyin Bey ile konuyu görüştüğünü, bu kişinin dosyanın adliyeye intikal ettiğini, bu nedenle bu olay hakkında ifade alamayacaklarını, ancak bu hususta Savcı Bey ile görüşeceğini söylediğini ve akabinde durumu Savcı Bey ile görüştüğünü, Savcının, katılan ... ve ... ile kendisinin ifadelerinin alınarak gönderilmeleri talimatı verdiğini, önce katılan ...’ın içeriye girerek ifadesini verdiğini, daha sonra ...’in ifadesini verip çıktığını, ardından kendisinin içeri girerek ek ifade verdiğini, ifadeler bittikten sonra dışarı çıktıklarını, katılan ... ve ...’in arabaları olmadığı için kendilerini diğer araç ile saat 01.30 sıralarında evlerine bıraktırdığını, karakolda ifade alındığı esnada kesinlikle kendisinin veya yanında bulunan kişilerin baskı yapmadıklarını, karakolda bulunan görevli polislere şahısların ifadesinin nasıl alınacağı yönünde yönlendirme yapmadığını, zaten orada tanıdığı veya samimi olduğu bir polis memurunun olmadığını, hatta ifade verdikleri esnada karakolu denetlemek için Nöbetçi Müdür’ün de geldiğini ve yaklaşık yarım saat kadar orada kaldığını, iddia edildiği gibi bu şahıslara zorla ve baskı altında ifade verdirmiş olsalardı neden orada bulunan polislere konuyu anlatmamış olduklarını, katılan ... ve ...’in ifadeleri alınırken kendisi veya bir başkasının kesinlikle içeriye girmediklerini, tek başlarına ifade verdiklerini, yukarıda yanlış hatırladığı bir konuya açıklık getirmek istediğini katılanların yanına geldikleri sırada saatin tahminen 22.00-23.00 sıralarında olduğunu, hatırladığı kadarı ile katılan ...’ın üzerinde eşofman, ...’in üzerinde normal elbise olduğunu, hatta katılan ... eşofmanla geldiği için üzerinde kimlik olmadığını, bu şahısları baskı ve tehdit ile ifade vermeye zorlamadığını, başka bir odaya aldırıp darbetmediğini, tamamen kendi özgür iradeleri ile ifade vermeyi kabul ettikleri için karakola götürdüklerini, katılanların bu olayla ilgili olarak tanık sıfatı ile ifade vermeleri için mahkemeye celplerine rağmen duruşmalara katılmadıkları için şahıslar hakkında zorla getirme kararı çıktığını, mahkemeye çıkmamaları nedeni ile bu şahısların da araç yakma olayında bulunduklarından şüphelendiğini, bu kişilerden davacı ve şikâyetçi olduğunu, ... numaralı GSM hattını kimin kullandığını bilmediğini, sanık ...’in bu numaralı bir hattının olmadığını, mesaj gönderip göndermediğini bilmediğini, Mahkemede; iddia edildiği gibi silahlı bir örgütün söz konusu olmadığını, yargılanan kişilerin çoğunun çalışanları ya da daha önce yanlarında çalışmış kişiler olduğunu, sanık ...’in de kardeşi olduğunu, silahların tamamının ruhsatlı olup bulunması gereken yerlerde muhafaza edildiklerini, suçlamaların tamamen hukuki yargılamayı gerektiren ticari ilişkilere dayandığını ya da hiçbir delile dayanmayan beyanlar olduğunu, ticari itibarını bozmaya yönelik iftiralar olduğunu, mağdur ... ...’ü tehdit etmediğini veya hürriyetini kısıtlamadığını, ...’in kardeşinin iş yerinde çalıştığını, mağdur ...’i tehdit etmediğini, onun da karmaşıklık yaratmak amacıyla olaya dahil edildiğini, ... ile herhangi bir alışverişlerinin olmadığını, borcunun ya da alacağının bulunmadığını, belki personel adına dikim yaptırılmış olabileceğini ancak bu kişiyle şahsi olarak ilişkisinin olmadığını, mağdur ...’ın ... A.Ş.’nin vekili olduğunu, önce bu kişinin ... ile birlikte iş yerine geldiğini, normal konuştuklarını, daha sonra kendilerini çağırdıklarını, sanık ... ile birlikte gittiklerini, onu tehdit etmediklerini, mağdur ...’nin ifadesinde de kendisinin tehdit ettiğine yönelik herhangi bir suçlama olmadığını, bu kişiyi tehdit etmediğini, iddia edildiği şekilde sözler söylemediğini, mağdur ...’ı da tehdit etmediğini, tehdit etmiş olsaydı bu durumun kameralardan ortaya çıkacağını, bu kişinin kendisini mağdur etmek amacıyla şikâyette bulunduğunu, ... ve katılan ...’ı da tehdit etmediğini ve zorla alıkoymadığını, özgür iradeleri ile ifade verdiklerini, daha önceden görüp tanımadığını, bu kişileri sanık ...’in getirdiğini, daha önceden arabasının yakılması olayı ile ilgili konuşmuş olduklarını, bunu da yine kendisine önceden yanında çalışan sanık ...’in gelip söylediğini, kendisinin de bu kişileri yanına getirmesini söylediğini, bu şahısların kendi rızalarıyla geldiklerini, ... Center’ın kafeterya bölümünde konuştuklarını, sanık ...’in ifadesinin diğerlerinin beyanları ile çelişkili olduğunu, katılanların böyle beyanlarının olmadığını, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak ve iki aracına alkollü iken zarar verdiği için bunlardan kurtulmak amacıyla bu şekilde ifade verdiğini, bu olaydan bir iki gün sonra kendisinden para talep etmek için yanına geldiklerini, bununla ilgili tanıklarının olduğunu, kendisinden 5.000’er TL istediklerini, parayı vermeyince gidip şikâyet ettiklerini, inceleme dışı katılan ...’i karalamak isteseydi aracı yakıldığında bu kişinin ismini verebilecek olduğunu, 26. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılamalarının devam ettiğini, ...’i tanımadan önce de kuyumculuk yaptığını, bu kişiden altın almadığını, altınları ... Dövizden aldığını, altınları alırken ...’in aracılık yapmadığını, peşin para ile kendisinin aldığını, borçları nedeniyle evini göstermesi nedeniyle bu kişinin kendisine husumet duyduğunu ve arabasını yaktığını, sanıklar ... ve ... ile hiçbir ilişkisinin olmadığını, bu kişiler ile tanışıklığı veya telefon görüşmesinin de olmadığını, ...’in telefonundan kendi telefonuna tehdit mesajları atıldığını, 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki davada bunu da bildirdiğini, kendisinin tehdit ettiği iddia edilen telefonun tanık ... adına kayıtlı olduğunu, ilgisinin bulunmadığını, tanık ...’nın yanında çalışmadığını, bu kişiyi tanımadığını, ...’ın da ...’in alt komşusu olduğunu, ... tarafından olaya dahil edildiğini, "Zannedersem, gibi duydum" şeklinde ifadelerinin olduğunu, bu kişiyi tehdit etmesini gerektirir hiçbir husumetinin bulunmadığını, katılan ...’nun ifadelerinin de hayal ürünü olduğunu, ... A.Ş. yönetiminde bulunan 4-5 kişinin aynı ifadeleri kullanarak hakkında şikâyette bulunduklarını, katılan ...’i tehdit etmediğini, dolandırmadığını ve aracına zarar vermediğini, böyle bir şey olsaydı 100 metre ileride bulunan karakola şikâyet edebilecek olduğunu, katılan ...’ın eski yönetici olup paraları zimmetine geçirdiği için hakkında dava açıldığını, bu nedenle şikâyetçi olduğunu ve kendisini yönetimden atmak için komplo kurduklarını, bu kişiye terzi göndermediğini, ... ile ilgili olayın hukuki itilaf olduğunu, bu kişiye borcunun olmadığını, ...’ı görse tanımayacağını, bu kişi ile iş yapılmış olsa bile kendisiyle bire bir görüşmesinin olmadığını, teknik bölümün ilgilendiğini, ... ile ilgili olarak da 4 yıl önceki bir olayın söz konusu olduğunu, hiçbir resmî yerde şikâyetinin bulunmadığını, bu kişi ile akraba olduklarını, yemek yeyip parasını gasbetmediğini, ...’ün şirketinde çalışmadığını, ... Center’dan 125.000 TL’ye üç adet dükkan satın aldığını, 25.000 TL’sini peşin olarak ödediğini, 100.000 TL için ise çekler verdiğini, çeklerin ödenmesine rağmen tapuların devredilmediğini, bu konuda dava açtığını, daha sonra da imzası taklit edilerek sahte sözleşme düzenlenmiş olduğunu, bununla ilgili şikâyette bulunduğunu, parayı da tanık ... ...’a ödediğini, baskı ile çekleri geri almadığını, almış olsaydı 100 metre ilerideki karakola şikâyet edebilecek olduklarını, Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; ..., ... ve ... numaralı hatları kullandığını, üzerine kayıtlı Buca semtinde kredi ile aldığı ve hâlâ ödemesi devam eden bir dairesinin olduğunu, bunun dışında başkaca bir mal varlığının olmadığını, inceleme dışı sanık ...’in ... Güvenliğin yani işletmelerinin muhasebe ve banka işlerine bakan çalışanları olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın bir yıl kadar önce işletmelerinde şoför olarak çalıştığını, bir yıla yakındır da görüşmediğini, sanık ...'ı şahsen tanımadığını ama sanık ... vasıtası ile tanıştığını, öncesinde kendisini kesinlikle tanımadığını, araçlarının yakılması olayından dolayı sanık ...’in kendilerini tanıştırdığını, ... Karakolunda ifade verdikten sonra kendisini hiç görmediğini, sanık ... ile de sanık ...'ı tanıdığını, ortamda sanık ... vasıtası ile tanıştırıldığını, bu şahsı da bir yıla yakındır görmediğini, sanık ...'ı daha önceden Buca'da elektronik üzerine mağazaları olduğu dönemde müşterileri olmasından dolayı tanıdığını, arada bir ziyaretine gelip gittiğini, aşırı samimiyetinin olmadığını, sanık ...’in tahminen bir yıl kadar ... Center'de temizlik işlerinde temizlik elamanı olarak çalışıp ayrıldığını, çalışanı olmasından dolayı bu şahsı tanıdığını, inceleme dışı sanık ...'in ... Güvenlik Şirketinde güvenlik müdürü olarak çalıştığını, bu kişinin emekli polis memuru olduğunu, sanık ...'in yaklaşık bir yıldır ...'ın yerine işletmelerinde şoför olarak çalışan bir elaman olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ün temizlik şirketlerinin işlerine bakan, banka işlerini takip eden, 3 yıldır birlikte oldukları, kısaca finansman müdürleri diyebileceği bir şahıs olduğunu, inceleme dışı sanık ...'ın yaklaşık 7-9 ay önce işletmelerinden ayrılan çalışanları olduğunu, işletmelerinde danışma görevlisi olarak çalışmakta olduğunu, 9 aya yakındır kendisi ile görüşmediğini, tarafına isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini, bir suç örgütü içerisinde bulunmadığını, 150'ye yakın işçi kadrosu bulunan bir işletmenin sahibi olduğunu, herhangi bir suçtan sabıkasının olmadığını, inceleme dışı katılan ...’i tanıdığını, bu kişinin ağabeyi olan sanık ...'e ait olan ... Center'da bulunan Köroğlu Kuyumculuk isimli iş yerine altın yani ticari mal getiren toptancı bir şahıs olduğunu, aynı zamanda ağabeyinin ikamet komşusu olduğunu ve bu vesile ile tanıştıklarını ağabeyinden duyduğunu, ... ile ağabeyi arasındaki altın alış verişinden kendisinin bilgisinin olmadığını, sadece ...’in ticari mal anlamında toptancı olarak ağabeyine altın getirip götürdüğünü bildiğini ama hesaplarını bilmediğini, inceleme dışı katılan ...’u yanında çalışan sanık ... vasıtası ile tanıdığını, sanık ...'in Buca'da oturmasından dolayı 2007 yılında Mercedes marka araçlarının yakılması olayı ile ilgili olarak kendisine "Abi sizin arabayı yakan şahısları bilen bir arkadaşım var." dediğini, kendisinin de...'e "Eğer aracımızı yakan şahısları ... isimli arkadaşın biliyorsa çağır getir konuşalım." dediğini, sanık ...'in de telefonla ... ile görüşmüş olacak ki katılanlar ... ve ...'ın sanıklar ... ve ... ile birlikte geldiklerini, sanık ...’in bu şahısları yanlarına getirerek ağabeyi ve kendisiyle tanıştırdığını, bu esnada kendilerinin ... Center'da bulunan halka açık kafe içerisinde çay içmekte olduklarını, katılanlara da çay ikram ederek konuşmaya başladıklarını, bu görüşmede öncelikle araçlarını yakan şahısların kim olduğunu, bunu nereden ve nasıl öğrendiklerini sorduklarını, ...’in daha önceden ...'in yanında çalıştığını, ...'ten 5.000 TL alacağının olduğunu fakat alamadığını, hatta ...'in eşinden senet aldıklarını, ... ile ortak araç kiralama işi yaptıklarını, öz eniştesi olan katılan ... ile ...'in Karabağlar'da ortak kuyumcu dükkanı işlettiklerini ve katılan ...'ın arabalarının yakılması olayına bizzat tanık olduğunu söyleyerek arabayı ...'in yaktığını söylediğini, katılan ...’ın da bu durumu onayladığını, kendilerinin de arabalarını neden yaktığını sorduğunu, katılan ...’ın söze katılarak araçlarının ... tarafından yakıldığını, nedenin ise aralarındaki ticari anlaşmazlık olduğunu söylediğini, bu bilgileri alması üzerine emekli polis olmasından dolayı...'i yanlarına çağırdığını ve katılanların kendisine anlattıklarını ona aktararak ne yapmaları gerektiğini ağabeyiyle birlikte sorduklarını, arabalarının yakılması sonrası bunu kimin yaktığını bilmedikleri için herhangi bir adli makama müracaat ederek şikâyetçi olmadıklarını, fakat aracın yakıldığı gün ... Karakolu ve İtfaiye tarafından gerekli raporların tanzim edildiğini, sanık ...'e bu durumu anlattıktan sonra bu konu ile ilgili olarak hangi karakol rapor tutmuş ve dosyayı takip ediyor ise katılanların bu karakola giderek tanık olarak ifade vermelerinin iyi olacağını söylediğini, ağabeyiyle birlikte katılanlara "Bize anlattıklarınızı aynı şekilde polise de anlatır mısınız?" diye sorduklarında katılanların "Tabi gider polise de bildiklerimizi anlatırız." diye cevap verdiklerini, bunun üzerine ... Karakolunu katılanlara tarif ettiklerini, katılanların kendi araçları ile kendilerinin de araçları ile ... Karakoluna gittiklerini ve karakolda durumu görevli memurlara anlattıklarını, buradaki görevlilerin durumu Nöbetçi Cumhuriyet savcısına ilettiklerini, Savcı Bey’in katılanların ifadelerine başvurulması talimatı vermesi üzerine karakolda ağabeyi ...'in ek ifadesinin alındığını, katılanların da tanık olarak ifadelerine başvurulduğunu, ifade bittikten sonra yaptıkları tanıklıktan ötürü katılanlara bizzat polislerin yanında teşekkür ettiklerini ve karakoldan herkesin evine ayrılarak gittiğini, o günden sonra katılanlar ile sanıklar ... ve ...'ı hiç görmediğini, bu şahısların ne iş yaptıklarını dahi bilmediğini, kendisi ve ağabeyinin kesinlikle katılanları darbetmediklerini, anlattığı gibi sanık ...’in araçlarını yakan şahısları tanıyan arkadaşlarının olduğunu söyleyerek kendilerini bilgilendirmesi üzerine yine sanık ...'in tanıştırması sonucu tanıdığı şahıslar olduğunu, katılanların darbedilmediğine dair ... Karakolunda ifade alan memur ve diğer memurların tanık olduğunu, şahısların darbedildiğine yönelik bir görüntünün de olmadığını, ... ile şahsen ticari bir ilişkisinin de olmadığını, kuyumculuk yapan sanık ... ile kuyumculara toptan mal satımı yapan ... arasında bu nedenden dolayı ticari ilişki bulunduğunu, bu ilişkinin boyutunu bilmediğini fakat bir keresinde ...'in sanık ...'i ve ailesini tehdit ettiğini, hatta tehdit mesajları gönderdiğini bildiğini ve bizzat gördüğünü, aralarında borç alacak konusunun boyutu nedir, kim kime ne kadar borçludur bilmediğini ancak bu ticari ilişkiden dolayı aralarında sıkıntı olduğunu bildiğini, sanıklar ... ve ... ile katılanlar ... ve ...’i ... Center'da yanlarına geldiklerinde tanıdığını, sanık ...’in kendisine "Abi sizin aracı yakan şahısları tanıyan ... adında biri var, bu şahıs içki masasında arkadaşım olan ... ve ...'e yakılan aracı kimin yaktığına dair bir şeyler anlatmış" dediğini, bunun üzerine de sanık ...’e "Gelsinler görüşelim" dediklerini, sanıklar ... ve ... ile tanışmasının o gün sanık ...’in daveti sonucu olduğunu, ayrıca sanık ...'in de katılanları tanımadığını, arkadaşları sanıklar ... ve ...'in tanıdığını kendisine söylediğini, bu nedenden katılan ..., ..., ... ve ...’in birlikte gelmiş olabileceklerini, kendisi ya da ağabeyinin herhangi bir şekilde sanıklar ... ve ...'e talimat vererek katılan ... ve ...'i zorla getirmelerini söylemediklerini, eğer ...'in birileri tarafından tehdit edildiğini kendisine ya da ağabeyine iletmiş olsa idi durumu polise haber vermesini söyleyecek olduklarını, kesinlikle ...'in tehdit edildiğine dair bir bilgisinin olmadığını, tehdit eden şahsa ait numarayı ...'ten alarak telefon ile görüşmediğini, ağabeyinin de böyle bir görüşme yaptığına şahit olmadığını ve bu suretle de kesinlikle ...'ten bir kuruş para istemediğini, bunun iftira olduğunu, ağabeyi ile ... arasındaki borç alacak konusunu detaylı olarak bilmediğini, kimseye talimat vermediğini, zorla getirildiği belirtilen katılanlar ... ve ... ile sanıklar ..., ... ve...’in birbirlerinin arkadaşları olduğunu, zorla getirilme gibi bir durumun söz konusu olmadığını, bunun polislere yapılmış bir hakaret olduğunu, ... Karakolundaki bu polisleri tanımadıklarını ve bir ilişkilerinin olmadığını, araçlarının yakılmasından dolayı raporun tutulduğu karakola giderek görevliler ile görüştüklerini, böyle bir samimiyet içerisine girmediklerini, bahsi geçen ... telefon numarasının kendisine ait olmadığını, böyle bir mesaj göndermediğini, bunun tespitinin yapılabileceğini, katılan ...’i ve tanık ... ...'ı ... Center'in yönetim kurulu üyeleri olmalarından dolayı tanıdığını, katılan ... ile sanık ... arasında dükkan alış verişi olduğunu, fakat alış verişler ile ilgili detaylı bilgi sahibi olmadığını, bu konuda katılan ... ile herhangi bir pazarlık yapmadığını, herhangi bir çek vermediğini, alım satım işini ağabeyi ile yapmış olduklarını, ancak sonradan ağabeyinden duyduğuna göre, satın aldığı ve karşılığında çek verdiği dükkanların ödemesini yaptığını, çeklerini geri aldığını, fakat dükkan devirleri ile ilgili ... A.Ş.'nin yurt dışındaki ortaklarından birinin satışa razı olmamasından dolayı tapuyu üzerine alamadığını kendisine söylediğini, yine ağabeyinin satın aldığı son iki dairenin tapularının devri için beklenirken tanık ... ...'ın ağabeyine dükkanın tapusu için biraz beklemesini söyleyerek satın alınan iki dükkan içerisinde istedikleri şekilde tadilat yapabileceklerini söylemiş, hatta kendisi tarafından hazırlanmış ve imzalanmış bir kira sözleşmesini ağabeyine vermiş olduğunu, bu dükkanların alım konusunu yani ağabeyi ile adı geçen şahıslar arasında ne şekilde pazarlık yapıldığını bilmediğini, yalnız ağabeyinden öğrendiği kadarı ile ağabeyinin bu üç dükkanı pazarlık neticesi satın aldığını, hatta karşılığında çek verdiğini ve çekleri sonradan ödediğini, yurt dışında bulunan ... A.Ş'nin ortağı ve akrabaları olan şahsın satışa rıza göstermediğinden tapu kayıtlarını üzerine alamadığını, ... A.Ş. ile ağabeyi arasında meydana gelen anlaşmazlığın şu şekilde olduğunu, ağabeyinin son üç dükkanı satın aldığı dönemde tanıklar ... ..., ... ve ağabeyinin ... Center'in yönetim kurulunda olduklarını, ağabeyinin yönetim kurulu başkanı olduğunu, katılan ... ve diğer ortaklarının yönetim kuruluna yüklü miktarda aidat borçlarının olduğunu, ... A.Ş. yetkililerinin yönetim kurulu başkanı olan ağabeyine ödemedikleri aidatları ödemiş gibi göstermesini istediklerini, ağabeyinin de "Yönetim kurulu başkanı olarak böyle bir sorumluluk alamam, biz nasıl ödüyorsak sizde aidat borçlarını ödeyin, ödemediğiniz takdirde de gerekli yasal işlemleri yönetim kurulu başkanı olarak yapmak zorundayım." şeklinde cevap verdiğini, bu nedenden dolayı ... A.Ş.’nin ağabeyinin parasını vererek satın aldığı dükkanların devrini yapmaya yanaşmadıklarını ve ağabeyi ile ... A.Ş. arasında küskünlük oluştuğunu, yine bu olayların üzerine yönetim kurulunda olan tanıklar ... ... ile ...’in yönetime gelmemeye başladıklarını, bu arada ... A.Ş.'nin biriken aidat borçları nedeniyle tanık ... ...'a aidat borçlarının ödenmesi hususunda bilgi verildiğini, yine ödenmeyince şirket yönetim kurulu avukatlarına bilgi verilerek yasal işlemler başlatıldığını, bunun üzerine tanık ... ... ve ...'in noter vasıtası ile yönetimden istifa ettiklerini bildirdiklerini, yine ... A.Ş.’nin son üç dükkanın satın alınması sonrası yaşanan anlaşmazlıklar sırasında ... Kaymakamlığına müracaat ederek bu dükkanların tahliye edilmesi için başvuruda bulunduğunu, bunun üzerine Kaymakamlıktan bir heyet geldiğini, gerekli incelemeleri yerinde yaptıktan bir hafta sonra ... A.Ş.'nin tahliye isteğinin reddedildiğini, bunun hukuki bir süreç olduğu yönünde de görüş bildirdiklerini, yaklaşık bir yıldır ...'ı görmediğini, böyle bir talimat vermediğini ve tanık olmadığını, iftira niteliğinde olduğunu, bu iftiranın sebebinin de yukarıda bahsi geçen dükkanların satın alınıp devrinin yapılmaması olduğunu, kesinlikle katılan ...'i arayarak tehditle para istemediğini, sayısal loto bayisinden ... Center'a doğru giderken bir kalabalığın olduğunu gördüğünü ve kalabalığın neden oluştuğunu öğrenmek için yaklaştığında katılan ...'in arabasına tuğla düştüğünü gördüğünü, buradan iş yerine doğru girerken iş merkezi girişinde gördüğü tanık ... ... ve ...'a araçlarına tuğla düşmesinden dolayı geçmiş olsun dileklerini sunduğunu, bu esnada ...’un kendisine "Şerefsizler" diye hitap ettiğini, kendisinin de neden böyle konuştuğunu sorması üzerine araya esnafların girdiğini ve münakaşa fazla büyümeden oradan ayrıldığını, ...’un bu sözünden bir gün sonra ağabeyinin yanına giderek kendisine şerefsiz dediğinden dolayı özür dilediğini ağabeyinden öğrendiğini, katılan ...’in aracına tuğla atılması yönünde kimseye bir talimat vermediğini, tuğlanın aracın üzerine nasıl düştüğünü bilmediğini ve görmediğini, ...’in eski yönetim kurulu başkanı olduğunu, mağdur ...'nin de iş merkezinde esnaf olduğunu, bu kişilerin ... Kaymakamlığından gelen görevliler tarafından alınan ifadelerinin kendi hür beyanları olduğunu, bu beyanlara bir etkilerinin olmadığını, yönetim kurulunda herhangi bir üyeliğinin olmadığını, yönetim kurulu başkanın ağabeyi olduğunu, karar defterinin kimin tarafından, ne zaman, nasıl ve ne şekilde yazıldığını bilmediğini, bu konunun muhataplarından sorulması gerektiğini, ... Center'da bir çok iş kolunda faaliyet gösterildiğinden dolayı ağabeyinin bütün iş kollarını ayrı ayrı belirtmek yerine sadece "Köroğlu" adıyla reklam tabelası astıklarını, bu reklam tabelasının ... yazısının yanına eklenmesin tesadüfü bir durum olduğunu, Mahkemede; suçlamaların asılsız olduğunu, üzerine atılı suçları kabul etmediğini, eğer zamanında ifadeleri alınmış olsaydı ... Center’daki kayıtları ibraz edebilecek olduklarını, örgüt üyesi ya da yöneticisi olmadığını, kimseyi dolandırmadığını ve tehdit etmediğini, kimseye mesaj gönderip para istemediğini, Savunmuşlardır. Bir ve iki numaralı uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 1- Yerel Mahkemece suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüt yöneticisi olma suçundan sanık ... hakkında kurulan hükmün, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği ve buna bağlı olarak sanık ...'nun TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle mağdur ...’a yönelik tehdit, katılan ...’na yönelik mala zarar verme, katılan ...’na yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit, mağdur ...’a yönelik tehdit ve mağdur ...’e karşı tehdit suçlarından sorumlu tutulup tutulamayacağı; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.", "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise; "(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır. (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.", Hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. "Başlık" bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53. ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-9 ve 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33.). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.). AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (... Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan "kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama" yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (... ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (... ve diğerleri, § 35.). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "ilgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (... ve diğerleri, § 39.). Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında bir ve iki numaralı uyuşmazlık konularına ilişkin yapılan değerlendirmede; Sanık ...'nun suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgütün yöneticisi olma suçunu işlediğinin iddia olunduğu olayda; Yerel Mahkemece "İletişim tespitleri, sanık savunmaları, müşteki beyanları, tanık anlatımları sanıkların soruşturma konusu yapılmış eylemleri, eylemlerin niteliği, eylemlerin sürekliliği, örgütsel faaliyet çerçevesinde gerçeleştirilen eylemler, örgütün korkutucu gücünün varlığı birlikte değerlendirildiğinde çıkar amaçlı bir suç örgütünün var olduğu kanaatine varılmıştır. Örgütün eylemlerinde silahı etkin olarak kullanılması, silahla tehditin var olması, insanlar üzerinde bu şekilde korku ve baskı yaratılması, insanların yıldırılması birlikte gözetildiğinde 5237 sayılı TCK'nun 220. maddesi anlamında cebir ve tehdite dayalı silahlı bir örgütün var olduğu, sanık ...'nun çıkar amaçlı silahlı suç örgütünü kurduğu, sanık ...'nun Kanunun Suç Saydığı Fiilleri İşlemek Amacıyla Kurulan Çıkar Amaçlı Silahlı Suç Örgütünde yönetici olduğu, bu örgüte sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın kurulan çıkar amaçlı silahlı bu suç örgütüne üye oldukları, örgütün kurucusu olan ... ve örgüt yöneticisi olan ...'nun talimatları doğrultusunda örgüt üyelerinin sürekli olarak örgüte çıkar sağlamak amacıyla ve örgüt faaliyetleri kapsamında dolandırıcılık, yağma, hürriyetten yoksun kılma, silahla tehdit, tehdit, mala zarar verme suçlarını işledikleri, bu şekilde sanık ...'nun kanunların suç saydığı fiileri işlemek amacıyla çıkar amaçlı silahlı suç örgütünü kurduğu, sanık ...'nun bu örgütte yönetici olduğu, örgüt kurucusu ve yöneticisi sanıklar ile örgüt üyesi sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... arasında sürekli bir irtibat olduğu anlaşılmakla; sanık ...'nun Çıkar Amaçlı Silahlı Suç Örgütü Kurmak ve Liderliğini Yapmak, sanık ...'nun Çıkar Amaçlı Silahlı Suç Örgütünde Yönetici Olmak suçundan 5237 sayılı TCK'nun 220/1-3 maddeleri gereğince," şeklindeki gerekçe ile sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütün yöneticisi olma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, kararda örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen ...'nun talimatları doğrultusunda örgüt üyelerinin sürekli olarak örgüte çıkar sağlamak amacıyla ve örgüt faaliyetleri kapsamında dolandırıcılık, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahla tehdit, tehdit ve mala zarar verme suçlarını işlediklerinin iddia edilmesine rağmen örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar anlatılırken buna yönelik herhangi bir anlatıma yer verilmediği, söz konusu eylemlerin ve buna ilişkin delillerin neler olduğunun gerekçede belirtilmediği, sanık ...’in üzerine atılı suç ile delillerin ilişkilendirilip tartışılmadığı, esas alınan ve reddedilen delillerin neler olduğunun, delillerle sonuç arasındaki bağın ne olduğunun ve niçin bu sonuca varıldığının gösterilmediği, bu nedenle 5271 sayılı CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi," düzenlemesine muhalefet edildiği, dolayısıyla itiraza konu hükümlerin, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği kabul edilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında sanık ... hakkında TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle mağdur ...’a yönelik tehdit, katılan ...’na yönelik mala zarar verme, katılan ...’na yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit, mağdur ...’a yönelik tehdit ve mağdur ...’e karşı tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin de bozulması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bir numaralı uyuşmazlık konuları bakımından değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir. 2- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'na yönelik işledikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı; 5237 sayılı TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, "gözdağı verme" anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması olanaklı olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterlidir. Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir" şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebileceği gibi serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Bu nedenle mağdurun bir yere gitme veya kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yer, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mağdurun mutlaka bir yere kapatılmış olmasına gerek yoktur, aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurların gerçekleşmesi durumunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez, mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun bitme zamanıdır, tamamlandıktan sonra kısa sürede bitirilebileceği gibi, günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığının, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Hürriyetten yoksun kılma süresi konusunda öğretide de; "Türk Hukukunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılmanın süresinin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Mağdurun bir yere gitmek veya bir yerde kalmak serbestisi ortadan kaldırıldığında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşur. Bununla birlikte failin gerçekleştirdiği eylemin belirli bir önemi olması gerekir. Nitekim birini bir an için tutma bu suçu oluşturmaz. Engellemenin suçu oluşturacak ağırlıkta olup olmadığını somut olayın durumuna göre hâkim takdir eder." şeklinde görüşlere yer verilmiştir (... Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, ..., 2019, s.425.). Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesi ve bilmesi, yani genel kasttır. Kanunun metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, s.130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, s.31; Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, ...-2008, s.363 vd.; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ...-2009, cilt:3, s.2830 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, ...-2002, s.87.) ve yargısal kararlarda da (CGK’nın 29.06.2010 tarih ve 110-161, 23.01.2007 gün ve 275-9, 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir. Bu aşamada etkin pişmanlık üzerinde de durulmalıdır. Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması hâlinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları" bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ... 2015, 8. Baskı, s. 351.). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır. TCK'da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini "etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK'nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293.) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir (TCK'nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2.). Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, ... 2013, s. 22.). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu'ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelendiğinde ve öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler de değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının; 1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, 2- Suçun tamamlanmış olması, 3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi, 4- Failin bu davranışın iradi olması, Şeklinde belirlenmesi mümkündür. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin; TCK'nın 168. maddesinde malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmüştür. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu bu suçlar arasında sayılmadığından, bu suç da malvarlığına yönelik bir suç olmasına karşın TCK'nın 168. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir. Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme", "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma", "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme", "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme", "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama", "İftiradan dönme", "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; "Tätige Reue","Repentir actif", "Arrepentimiento activo eficaz", "Active Repentance" şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, "Bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu" şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden ...; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir" şeklinde açıklamalarda bulunmuştur (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, ... 2005, s. 697.). Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir. Örneğin Türk Ceza Kanunu'nun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir. TCK'nın "etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; “Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir” biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak "etkin pişmanlık" düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır" açıklamalarına yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yere serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır. Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 1- Suçun tamamlanmış olması gerekir. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır. 2- Failin, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakması gerekmektedir. Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir. 3- Failin, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakması gerekir. Failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır. 4- Mağdurun fail tarafından serbest bırakılması gerekmektedir. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru "Halkın içine çıkabilecek bir halde" serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir. 5- Failin mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakması gerekmektedir. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır. 6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 19.11.2007 tarihinde akşam saatlerinde sanık ...’in talimatıyla sanıklar ... ve ...’ın yanlarında inceleme dışı katılan ... ... de olduğu hâlde katılan ...’ın evine gittikleri, ...'in katılan ...'ın evinin zilini çalarak görüşmek için aşağıya çağırdığı, aşağı inen katılan ...’ın koluna giren sanıklar ... ve ...'ın katılanı zorla arabaya bindirdikleri, ... Center Alışveriş Merkezinde bulunan kafe gibi bir yere götürdükleri, burada sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın da bulundukları, sanık ...’in, katılana hitaben "... ile karakola giderek bizim istediğimiz şekilde ifade vereceksiniz, ...’ya biz konuyu anlattık, sen de gidip aynı şekilde ifadeni vereceksin." dediği, katılan ...’ın hangi konuda ifade vereceğini sorması üzerine de "Karakola gidince biz seni yönlendiririz, benim yakılan aracım ile ilgili karakolda vereceğin ifadede benim aracımı yakan şahsın ... olduğunu belirteceksin, ...’i suçlayıcı ifade vereceksin." dediği, katılanın asla bu şekilde yalan beyanda bulunmayacağını ısrarla söylemesi üzerine de "Seni kağıt gibi ezerim." diyerek tehdit ettiği ve yanında bulunan sanıklara "Alın bunu götürün" diye talimat verdiği, sanıkların katılanı alışveriş merkezi içerisinde depo gibi kullanılan bir yere götürdükleri, burada sanık ...’in katılan ...’ı "Bizim söylediğimiz gibi ifade vereceksin, yoksa seni de aileni de her türlü yakarız." diyerek tehdit ettiği, bunun üzerine katılan ...’ın kendisine ve ailesine bir zarar gelmesinden korktuğu için sanık ...’in söylediği şekilde ifade vermeyi kabul ettiği ve sanıklarla birlikte ... Polis Karakoluna gittikleri, burada katılan ...’ın istenilen şekilde ifade verdiği, daha sonra da sanıklar ... ve ...’in katılanı aldıkları eve arabayla bıraktıkları olayda; sanıkların hile ve tehditle hürriyetinden yoksun kıldıkları katılan ...’ı, haklarında soruşturma başlamadan önce kendiliğinden serbest bırakmaları, katılanın bırakıldığı yer olan evinin önünün güvenli bir yer olması, katılanın şahsına zarar vermemeleri ve manevi zararların TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen zarar kapsamında bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma şartlarının gerçekleştiği kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının iki numaralı uyuşmazlık konusu bakımından kabulüne karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a- Bir numaralı uyuşmazlık konuları bakımından değişik gerekçeyle KABULÜNE, b- İki numaralı uyuşmazlık konusu bakımından KABULÜNE, 2- Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgütün yöneticisi olma ve buna bağlı olarak TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle mağdur ...’a yönelik tehdit, katılan ...’na yönelik mala zarar verme, katılan ...’na yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit, mağdur ...’a yönelik tehdit ve mağdur ...’e karşı tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'na yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 15.04.2015 tarihli ve 11079-39622 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- ... (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 21.11.2013 tarihli ve 321-148 sayılı hükümlerinin; a- Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgütün yöneticisi olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden, buna bağlı olarak hakkında TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle mağdur ...’a yönelik tehdit, katılan ...’na yönelik mala zarar verme, katılan ...’na yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit, mağdur ...’a yönelik tehdit ve mağdur ...’e karşı tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin diğer yönleri incelenmeksizin, b- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'na yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin ise TCK'nın 110. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden, BOZULMASINA, 4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip Özel Daire onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkemenin sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüt yöneticisi olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, buna bağlı olarak hakkında TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle mağdur ...’a yönelik tehdit, katılan ...’na yönelik mala zarar verme, katılan ...’na yönelik tehdit, mağdur ...’ye yönelik tehdit, mağdur ...’a yönelik tehdit ve mağdur ...’e karşı tehdit suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'na yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi nedeniyle bu suçlar yönünden sanıkların cezalarının İNFAZLARININ DURDURULMASINA ve TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 30.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2019/2688 E., 2020/7630 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
r sayılı ilamı gereğince tüm dosya içeriğine göre, sanığın, mağduru bir süre tuttuktan sonra, soruşturma başlamadan önce, nitelikli bir yaralamaya sebebiyet vermeden kendiliğinden serbest bıraktığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK.nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümler kurulması neticesinde fazla ceza tay
8. Ceza Dairesi         2019/2688 E.  ,  2020/7630 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : Mahkumiyet Gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki beraate yönelik bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.12.2015 tarihli 2014/14-710 Esas, 2015/502 Karar sayılı ilamı gereğince tüm dosya içeriğine göre, sanığın, mağduru bir süre tuttuktan sonra, soruşturma başlamadan önce, nitelikli bir yaralamaya sebebiyet vermeden kendiliğinden serbest bıraktığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK.nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümler kurulması neticesinde fazla ceza tayini, Yasaya aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddeleri gereğince BOZULMASINA, 04.02.2020 gününde oyçukluğuyla karar verildi. (KD) (KD) KARŞIOY GEREKÇESİ "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nun maddelerinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için: 1- Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun tamamlanmış olması, 2- Failin mağduru soruşturmaya başlanılmadan serbest bırakılması, 3- Failin, mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması, 4- Failin, mağduru 'kendiliğinden' serbest bırakılması, 5- Failin mağduru 'güvenliği bir yerde' serbest bırakmış olması koşullarının tamamının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Uyuşmazlığa konu olayda, diğer koşulların gerçekleştiği konusunda bir duraksama bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, 'mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olma' koşulu üzerinde durulmalıdır. Öğretide, 5237 sayılı TCK'nun 110. maddesinde geçen 'mağdurun şahsına zarar' ifadesinden, mağdurun vücut bütünlüğüne ve cinsel dokunulmazlığına yönelik davranışların anlaşılması gerektiği baskın görüş olarak ortaya konulmuştur. (M. Emin Artuk–Ahmet Gökçen–Caner Yenidünya, TCK Şerhi, s. 2887; İlhan Üzülmez, G.Ü.H.F. Dergisi, yıl: 2007, sayı:1-2, s. 1203-1204; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan–Mustafa Artuç, TCK, C.III, s. 3681) Kaldı ki kanun koyucu TCK'nun 109/6. maddesinde; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacağı belirtilmiş ancak kanun koyucu iradesi aynı yasanın 110. maddesinde 'neticesi sebebiyle ile ağırlaşmış yaralama hallerinde' deyimi yerine bu kez 'şahsına zararı dokunmaksızın' deyimini tercih etmiştir. Kanun koyucunun suçun işlenmesi süresinde ve işlenen suçun doğal sonucu olarak oluştuğu kabul edilen BTM ile giderilebilir nitelikteki yaralanmaların TCK'nun 110. maddesi kapsamında değerlendirilmesine ilişkin bir gerekçesi ya da iradesi söz konusu değildir. Aksinin kabulü kanun koyucunun iradesinin önüne geçmek olur. Kanunun cebiri, 109/2. maddede suçun unsuru sayması tek başına BTM niteliğindeki yaralanmaların aynı kanunun 110. maddesinde belirtilen 'şahsa zarar' kavramı içinde kalmadığı şeklinde yorumlanamaz. Bu genişletici bir yoruma yol açar. Keza bu yaralanmanın suçun işlenmesi sırasında ve işlenen suçun doğal sonucu olarak' oluşması da basit yaralanmaların TCK'nın 110. maddesinde belirtilen zarar kavramı kapsamı dışında tutulması için yeterli bir gerekçe değildir. Aksinin kabulü halinde bir kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak amacıyla kaçırma, alıkoyma gibi eylemler sırasında işin fıtratından kaynaklanan yaralanmaların mağdur yönünden doğal ve katlanılması gereken sanık yönünden sorumluluk yaratmayan yaralanmalar olarak kabulü sonucunu doğuracaktır. Oysa zararlar mağdurun isteği ile değil sanığın haksızlık oluşturan hukuka aykırı eylemiyle gerçekleşmiştir. Yine nitelikli yaralanmalara neden olanlar ile basit yaralama gerçekleştiren ve mağdurları serbest bırakan failler arasındaki adaletsizliğin giderilmesi gerektiği ileri sürülebilirse de bu kez basit de olsa hiçbir zarara neden olmadan mağdurları bırakanlar ile basit de olsa yaralamaya neden olan failler arasında adaletsizlikten bahsedilecektir. Çoğunluk kararında göz ardı edilen bir hususta, hırsızlığa konu eşya ve para yönünden TCK'nun 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlıkta, mağdurun tüm maddi zararlarının giderilmesi beklenmekte, kısmi giderme halinde ise mağdurun rızasının aranmasıdır. Kanun koyucunun, mal varlığına yönelik suçlar yönünden tüm zararın tamamiyle giderilmesini (rıza ile kısmen giderme hariç) ararken kişinin vücut ve ruh sağlığı bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen bir eylem için basit yaralanmaların etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına engel görmemesi söz konusu olamaz ve iradesinin bu şekilde yorumlanması yasanın ruhuna aykırıdır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; somut olayla 'mağdurenin şahsına zarar vermeksizin' serbest bırakma şartının gerçekleşmediği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. 04.02.2020 ... Muhalif Üye KARŞI DÜŞÜNCE Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, hürriyetinden yoksun bırakılan bireyi basit tıbbi müdahale (BTM) derecesini aşmayan şekilde yaralayan sanık hakkında TCK.nın 110. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir. Hukuk devletinde ve demokratik toplumlarda öncelikli olarak korunan değerin bireyin yaşam hakkı olduğu kuşkusuzdur. Yaşam hakkı ile birlikte kişinin vücut bütünlüğü ve bu bütünlüğe yönelik her türlü saldırı da koruma kapsamındadır. Bu itibarla bireyin vücut bütünlüğüne yönelmiş fiili saldırı, BTM ile iyileştirilebilecek düzeyde bile olsa hukuk düzeninde korunmaz. Bir diğer ifadeyle hukuk devleti hiç kimseye basit nitelikte de olsa kimsenin vücut bütünlüğünü hukuka aykırı olarak ihlal etme hakkı tanımaz. Öte yandan, anılan maddenin ikinci fıkrasındaki, fiilin “cebir ve şiddet” kullanılarak işlenmesi olarak tanımlanan nitelikli halinin basit nitelikteki yaralamaları kapsayacağı veya bu tür yaralanmaların atılı fiilin unsurlarına dahil olduğuna dair ne ilgili maddede ne de gerekçesinde bir dayanak bulunmadığı gibi, böyle bir kabul TCK.nın benimsediği suç teorisine de aykırıdır. Anılan gerekçelerle sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine dair sayın çoğunluğun düşüncesine katılmıyorum.04.02.2020
Ceza Genel Kurulu, 2016/55 E., 2020/104 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
maddesindeki suçu oluşturduğunun gözetilmemesi ve bu mağdura yönelik şahsına zarar verme durumu gerçekleşmeden bırakılması nedeniyle de sanıklar ile suça sürüklenen çocuk haklarında koşulları oluştuğu hâlde TCK'nın 110. maddesinin uygulanmaması,
Ceza Genel Kurulu         2016/55 E.  ,  2020/104 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 607-481 Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ... ve ...'ün TCK'nın 109/2, 109/3-b-f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca üç kez 3 yıl 4 ay, sanık ...'ın ise aynı Kanun'un 109/2, 109/3-b-f, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca üç kez 2 yıl 3 ay 23 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve sanıklar ... ile... yönünden hak yoksunluğuna ilişkin Isparta 1. Asliye Ceza Mahkemesince 13.09.2012 tarih ve 607-481 sayı ile verilen hükümlerin, sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 30.03.2015 tarih ve 6144-5037 sayı ile sanıklar ... ve... hakkında katılan mağdurlar ... ve ...'e yönelik gerçekleştirdikleri eylemler yönünden kurulan hükümlerin onanmasına, adı geçen sanıkların katılan mağdur ...'e yönelik gerçekleştirdikleri eyleme ilişkin kurulan hükümler ile sanık ... hakkındaki tüm hükümlerin ise; "Mağdur ...'in aşamalardaki ifadeleri de dikkate alındığında, diğer mağdurları bulmak için araca bindiğinde ve sonrasında parktan araçla götürüldüğünde kendisine karşı gerçekleşen eylemin cebir, tehdit veya hile ile gerçekleştiğine ve olay yerinde dövüldüğüne yönelik bir beyanının bulunmadığı anlaşılmakla, bu mağdur yönünden sanıkların eylemlerinin TCK'nın 109/1, 3b-3f. maddesindeki suçu oluşturduğunun gözetilmemesi ve bu mağdura yönelik şahsına zarar verme durumu gerçekleşmeden bırakılması nedeniyle de sanıklar ile suça sürüklenen çocuk haklarında koşulları oluştuğu hâlde TCK'nın 110. maddesinin uygulanmaması, Suça sürüklenen çocuk müdafisinin 06.03.2012 tarihli celsede lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmesine karşın objektif şartları bulunduğu hâlde, hakkında tayin olunan hapis cezasının ertelenmeme nedenlerinin karar yerinde tartışılmaması, Suça sürüklenen çocuk hakkında TCK'nın 109/2, 3b-3f maddesi uyarınca belirlenen 4 yıl hapis cezası üzerinden, aynı Kanun'un 31/3. maddesi uyarınca 1/3 oranında indirim yapılırken 2 yıl 8 ay hapis cezası yerine, 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası tayini ile bu ceza üzerinden takdiri indirim maddesinin tatbiki ile 2 yıl 2 ay 20 gün yerine yazılı şekilde 2 yıl 3 ay 23 gün hapis cezasına hükmedilmesi sonucunda fazla ceza tayini," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.09.2015 tarih ve 259636 sayı ile; "... Yargıtay 14. Ceza Dairesinin kararına aşağıda açıklanan nedenlerle itiraz etmekteyiz. 1) TCK'nın 110. maddesinin uygulanmaması sorunu: TCK 109/2 maddesi 'suçun işlenmesi için ya da işlenmesi sırasında cebir kullanılması' hâlini düzenlemekte ve ağırlaştırıcı neden saymaktadır. Yüksek Daire'nin ilamında da belirttiği gibi mağdur ...'e karşı cebir kullanılmaması nedeniyle aynı şekilde gelişen olayda sanıklar lehine TCK 110. maddede düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden sanıkların yararlanması gerektiğine karar verilmiştir. Diğer mağdurlar olan ... ve ... ise basit tıbbi müdahale ile iyileşir şekilde de olsa darp edildikleri için 110. madde içeriğinde yer alan 'mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın' unsuru gerçekleşmediğinden bahisle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmamışlardır. Darp eylemini kanun koyucu suçun ağırlaştırılmış nedeni olarak saymış ve eylemi daha ağır ceza ile cezalandırmıştır. Ayrıca aynı maddenin (TCK 109) altıncı fıkrasında darp eyleminin ağırlaşmış hâlinin gerçekleşmesi hâlinde darp eyleminden dolayı da ceza verileceği düzenlenmiştir. Buna göre atılı suçun unsuru niteliğinde olan hafif darp eyleminin TCK 110. maddenin uygulanmasına engel olacağına dair kanun koyucunun açık iradesi yok iken yorum yolu ile suçun unsuru niteliğindeki basit darp eylemini 'mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın' ibaresinin içine dahil ederek tamamına yakını bu şekilde gerçekleşen hürriyeti tahdit suçlarında sanıklara etkin pişmanlıktan yararlanma olanağı tanınmaması ve suçun daha ağır görünüm şekilleriyle aynı cezalandırılmasını hakkaniyete aykırı görmekteyiz. Zira olayımızda olduğu gibi sanıklar hafif darp edip ıssızda mağdurları terk edip gitselerdi de TCK 110'dan yararlanamayacaklardı, mağdurları aldıkları yere bırakarak da TCK 110'dan yararlanamamışlardır. Yüksek Yargıtayın hürriyeti tahdit suçunda TCK 110. maddesinin uygulanmasına engel teşkil eden darp eyleminin sınırlarını tanımlaması gereksinimi vardır. Zira otomobile bindirirken mağdura bir tekme atmak da hürriyetini tahdit ederken mağduru TCK 87. maddenin kapsamına girmeyecek şekilde ağır darp etmek de aynı maddeler ile cezalandırılmaktadır. Kanaatimiz TCK 86/2 maddesi kapsamındaki darp eyleminin TCK 109/2 maddesinde sayılan suçun işlenmesi için kanun koyucunun aradığı unsur olduğu ve diğer şartları da varsa TCK 110. maddede düzenlenen etkin pişmanlıkdan sanıkların yararlanmasına engel olmayacağı, daha ağır darp eyleminin ise artık mağdurun şahsına zararı dokunmak kapsamında değerlendirilip sanıkların etkin pişmanlıktan yararlandırılmasına engel olacağı yönündedir. İtirazımıza konu dosyada vuku bulan olay da bu kapsamda olmakla, sanıkların TCK 110. maddede düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmaması yönündeki Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına dair ilamın usul ve yasalara aykırı olduğu düşüncesindeyiz. 2) TCK 43/2 maddesinin uygulanmaması sorunu: Yerleşik içtihatlarımıza ve doktrine göre sanıklar fiillerini birden çok kişiye karşı aynı suç işleme kararıyla gerçekleştirdiği takdirde müteselsil suç oluşur (Erol Cihan, Kişisel Özgürlüğü Sınırlama Cürmü, İÜHFM, C.XLI, s. 1-2, sayfa 65; Artuk, Hürriyeti Tahdit Cürmü, Halid Kemal Elbir'e armağan, İstanbul 1996, sayfa 79; Artuk, Gökçen, Ceza Özel Hükümler, Ankara, 2000, sayfa 172; ... Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2002, sayfa 138). Bilindiği gibi hukuktaki hareket fizikteki hareket gibi olmayıp hukukta birden çok hareket sanığın amacına, yere ve zamana göre tek olarak kabul edilebilir ve hatta ihmali suçlarda olduğu gibi hareketsizlik dahi suçun temel unsuru olan hareket kavramında değerlendirilebilir. Sanıklar aynı amaçla aynı yerden birden fazla mağduru aynı arabaya bindirip aynı yere götürmek suretiyle hürriyetlerini tahdit etmişler ve aynı yerde serbest bırakmışlardır. Açıklanan nedenle sanıkların suç işleme kararındaki teklik, işlenme zamanı, şekli ve yeri dikkate alındığında sanıkların üç kez değil, müteselsilen cezalandırılmaları gerektiği kanaati ile yüksek Yargıtay Dairesinin ilgili kararına itiraz ediyoruz. 3) TCK 29 maddesinin iddia olmasına karşın araştırılmaması: Sanıklar atılı suçu mağduru oldukları hırsızlık suçunda çalınan eşyalarını bulabilmek amacıyla işlediklerini iddia etmektedirler. Dosya içeriği de iddiayı desteklemektedir. Atılı hırsızlık suçlarını mağdurların işlemesi hâlinde hürriyeti tahdit suçunun sanıklarının haksız tahrik indiriminden yararlanmaları söz konusu olabilecektir. Yerel Mahkemece bu husus hiç araştırılmamıştır. Bu yönüyle eksik inceleme olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Dairesince 07.12.2015 tarih ve 7407-11369 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanıklara atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden; 1- Katılan mağdurlar ... ve ...'e yönelik gerçekleştirdikleri eylemler açısından TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, 2- Zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, 3- Haksız tahrik hükmünün uygulanma koşulları bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Kolluk görevlilerince düzenlenen 07.09.2010 tarihli tutanağa göre; aynı tarihte saat 13.00 sıralarında Çocuk Şube Müdürlüğünde kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma olaylarından dolayı mağdur olarak ifadeleri alınan, Dargeçit 1999 doğumlu ... oğlu ... ile katılan mağdurların kendilerini kasten yaralayan ve hürriyetlerinden yoksun kılan şüpheli şahsıların; 18-20 yaşlarında... adresinde ikamet eden sanıklar ... ve ..., aynı sokakta oturan sanık ... ve Karaağaç... adresinde ikamet eden Sebahattin isimli kişiler olduklarını belirttikleri, Isparta Gülkent Devlet Hastanesince düzenlenen 07.09.2010 tarihli raporlara göre; Katılan mağdur ...'in her iki dirseğinde ve sağ ayağında sıyrık, katılan mağdur ...'in sağ diz ve sağ kalçasında sıyrık katılan mağdur ...'in sol diz üstünde kesici delici aletle yapılan sütur atılmış 10 cm'lik kesi bulunduğu ve katılan mağdurların yaralanmalarının basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği, Sanık ...'ün, katılan mağdur ... tarafından kendisine gönderildiğini belirterek hükümden sonra 23.09.2014 tarihinde dosyaya sunduğu üzerinde ... yazılı ve altında imza bulunan yazıda; kimsenin suçsuz yere ceza almasını istemediğinden ifadesini düzeltmek istediği, sanıkların kendilerini hiçbir şekilde dövmedikleri, zorla arabaya bindirip götürmedikleri, olay günü başka şahıslarla tartıştıkları, sanıklar ... ve ...'ın katılan mağdur ...'i dövmedikleri, sanık ...'ın çalınan bisikleti ile ilgili olarak kendilerine sorular sorduklarını, bilmediklerini söyleyince sadece birer tokat attıkları, kesinlikle arabaya bindirip kum ocağına götürmedikleri, olayların parkta olduğu, katılan mağdur ...'in de yalan söylediği, hiçbir şekilde baskı altında kalmadan bu yazıyı yazdığı hususlarına yer verildiği, Anlaşılmıştır. Katılan mağdur ... kollukta 07.09.2010 tarihinde; 29.08.2010 tarihinde gece saat 01.00 sıralarında akrabası olan katılan mağdur ... ile birlikte stadyum civarında dolaşıkları esnada önde siyah arkasında ise lacivert renkli bir arabanın önlerinden geçtiğini, siyah renkli araç içerisinde üç şahsın bulunduğunu, bu şahısların üçünü de tanıdığını, aracı kullananın sanık ..., arkada oturanların ise sanıklar ... ve ... olduğunu, sanıklar ... ve ...'ın araçtan inerek yanlarına geldiklerini, kollarından tuttuklarını, sanık ...'ın ''Girin lan arabanın içerisine.'' dediğini, girmek istemeyince kendisini ve katılan mağdur ...'i araca bindirip Cünür mevkisinde bulunan üst geçitten geçerek ağaçlık bir yere götürdüklerini, bu esnada araç içerisindeyken sanık ...'ın ''Altınları siz mi aldınız?'' diye sorduğunu, "Almadık." şeklinde cevap vermelerine karşın kendilerine inanmadıklarını, ağaçlık yere gittiklerinde hem kendisini hem de katılan mağdur ...'i araçtan indiren sanıklar ... ve ...'ın bellerindeki kemerleri çıkartarak kendilerini dövmeye başladıklarını, kafasına ve sırtına kemer ile vurduklarını, daha sonra sanıklar ... ve ...'ın kendisini tekme tokat dövmeye devam ettiklerini, sanık ...'ın ise katılan mağdur ...'i dövdüğünü, ayrıca sanık ...'ın kemer ile üç dört kez katılan mağdur ...'e vurduğunu, ardından sanıkların kendilerini tekrar arabaya bindirip gece saat 02.30 sıralarında Davraz Mahallesinde bulunan...İnternet Kafe'nin önünde indirdiklerini, kendilerini kaçıran ve her türlü eziyeti gösteren sanıkların "Polislere giderseniz sizi daha beter ederiz." diye tehdit de ettiklerini, korktuğundan dolayı durumu polise anlatamadığını, ancak babasına söylediğini, buna karşın babasının da müracaatta bulunmadığını, ifade tarihine kadar evden dışarıya çıkamadığını, Mahkemede; sanık ...'ın evinin soyulmuş olduğunu, bunu kendilerinin yaptığını zanneden sanıkların kendilerini alarak Diyadin Köyüne götürdüklerini, burada dövdüklerini, sanıkların 3-4 kişi olduklarını, duruşmada hazır bulunan sanıklar ... ve ...'ın kendilerini götüren kişiler arasında olduğunu, Katılan mağdur ... kollukta 07.09.2010 tarihinde; Isparta Yetiştirme Yurdunda kaldığını, zaman zaman yurttan ayrılıp dışarıda yattığını, 29.08.2010 tarihinde amcasının oğlu olan katılan mağdur ... ile birlikte gece saat 01.00 sıralarında stadyum civarında dolaşırken yanlarına marka ve modelini seçemediği iki ayrı araç ile gelen sanıklar ..., ... ve...'ın kendisini ve katılan mağdur ...'i zorla arabaya bindirdiklerini, arabanın içerisinde arkadaşları olan katılan mağdur ...'in de bulunduğunu, sanık ...'ın kendisini arabaya bindirmek isterken tekme ile vurduğunu, "Ne oluyor?" diye sorduğunda ise küfür etmeye başladığını, daha sonra araçla kendilerini Davraz Mahallesinde kum ocaklarının bulunduğu alana götürdüklerini, burada sanık ...'ın "5.000 TL değerinde altınları siz çaldınız, altınları veya 5.000 TL'yi getirin." dediğini, hırsızlık yapmadıklarını söylemelerine rağmen kendilerine küfür ettiklerini, bu sırada sanık ...'ın kemerle sırtına ve vücudunun çeşitli yerlerine vurduğunu, bu durumun saat 02.30'a kadar devam ettiğini, daha sonra kendilerini Davraz Mahallesinde bulunan...İnternet Kafe'nin önünde araçtan indirerek kaçtıklarını, sanıkların "Eğer polise giderseniz sizi daha beter ederiz." şeklindeki tehditlerinden dolayı polise ve yurt görevlilerine bu olayı anlatmadıklarını, Mahkemede; olay tarihinde katılan mağdur ... ile birlikte gezdiklerini, katılan mağdur ...'in ise sanıkların arabasında olduğunu, kendilerini alarak kum ocağına götürüp dövdüklerini, kendisinin bisiklet hırsızlığından dolayı dayak yediğini, dövdükten sonra sanıkların kendilerini bıraktıklarını, Katılan mağdur ... kollukta 07.09.2010 tarihinde; 29.08.2010 tarihinde saat 23.30 sıralarında...İnternet Kafe'de bulunduğu sırada sanık ...'ın yanına gelerek katılan mağdurlar ... ve ...'i tanıyıp tanımadığını sorduğunu, kendisinin de "Her ikisini de tanıyorum." diyerek cevap verdiğini, ardından kendisini Murat 131 marka araca bindirdiğini ve "Çabuk bu şahısları bul ve yerlerini bana göster." dediğini, birlikte araçla ... ve ...'in gidebilecekleri yerleri araştırırken sanık ...’ın kardeşi olan sanık ...'ın, ... ve ...'i bularak Davraz Mahallesindeki parka götürmüş olduğunu öğrendiklerini, söz konusu parka gittiklerinde sanık ...'ın ... ve ...'i dövdüğünü, daha sonra sanıklar ..., ... ve...'ın yanlarında... ile ... isimli şahıslar ile birlikte lacivert ve siyah renkli Murat 131 marka araçlarla kendilerini Diyadin tarafındaki kum ocaklarına götürdüklerini, sanık ...'ın evinden altınlar ile bakır kazanı ... ve ...'in çaldığını iddia etmesinden dolayı onlara "5000 TL'yi bulun." dediğini, ardından sanıkların bellerinden çıkarmış oldukları kemer ve sopalarla ... ve ...'i dövdüklerini, daha sonra kendilerini sanık ...’ın evine götürdüklerini, evin önünde de kendilerine yine "5000 TL'yi bulun." diyerek saat 03.30 sıralarında bıraktıklarını, Mahkemede; olay tarihinde Davraz Mahallesinde yaralı bir hâlde bulunduğu sırada sanık ... ile karşılaştığını, sanık ...'ın evinden altın kaybolduğunu söylediğini, kendisinin de ona "Belki ... ile ... almıştır." dediğini, sanığın kardeşinin ... ve ...'i getirdiğini, ardından Diyadin yolundaki arsaya götürdüklerini, burada ... ile ...'i dövdüklerini, kendilerini alıkoyarak "Altınları ve paraları bir hafta içinde geri vereceksiniz." dediklerini, daha sonra kendilerini bıraktıklarını, Katılan ... kollukta; Sosyal Hizmetler Müdürlüğü Çocuk Esirgeme Kurumunda grup sorumlusu öğretmen olarak görev yaptığını, katılan mağdur ...'in yurtta kaldığını, 07.09.2010 tarihinde Çocuk Şube Müdürlüğünden aranması üzerine olayı öğrendiğini, katılan ...'in bu olaylarla ilgili daha önceden kendisine herhangi bir şey söylemediğini, Katılan ... kollukta 07.09.2010 tarihinde; 30.08.2010 tarihinde sabah saat 07.30 sıralarında kapıyı açtığında öz oğlu olan katılan mağdur ...'i kapıda çok kötü bir şekilde gördüğünü, sağ gözünün kapalı ve boynu ile suratının çizik bir hâlde olduğunu, vücudunun değişik yerlerinde yaralar bulunduğunu, "Oğlum ne oldu sana böyle?" diye sorduğunu, ancak hiçbir şey söylemediğini, daha sonra annesi ile konuşan katılan mağdur ...'in kendisini bu hâle getiren şahısların 40-45 yaşlarında bir baba ve 24 yaşlarında oğlu olduğunu, kendisini kemerle dövdüklerini, sağ kalçası ve alt tarafında derin yaralar olduğunu anlattığını, katılan mağdur ...'in söylediğine göre sanıkların altınları ile bakır kazanını başka şahısların çaldığını, ancak suçun kendisi ve arkadaşlarının üzerine atıldığını, bu nedenle kendilerinin darbedildiğini, aynı günün akşamında Davraz Mahallesinde ikamet ettiğini bildiği bir baba ve oğlunun evlerine gelip "Sizin çocuğunuz üç güne kadar almış oldukları altınlar ile bakır kazanı getirmedikleri takdirde bu üç çocuğu da toprağın altına gömeceğim." diyerek tehdit ettiklerini, bir gün sonra da yani 31.08.2010 tarihinde çocukları döven şahsın akşam teravih namazından sonra kendisini kahvehaneye çağırdığını, oraya gittiğinde bu şahsın çocukları kendisinin dövdüğünü, birini de bıçakladığını söyleyerek "Almış oldukları altınlar ile bakır kazanı üç gün içerisinde getirmedikleri takdirde polislerin yapamadığını ben yapacağım ve üçünü de toprağa gömeceğim." dediğini, bunun üzerine kendisinin de "Çocukların üzerine fazla gelme, bu işte tanık yok, ben giderim davacı olurum başına iş alırsın." diyerek cevap verdiğini, ancak şahsın "Ben çok adam dövdüm beni etkilemez." dediğini, olayın etkisi ile katılan mağduru doktora götürüp rapor almayı ve şikâyetçi olmayı düşünemediğini, ancak daha sonra bu şahısların kendisine ve ailesine zarar verebilecekleri endişesiyle kolluk birimlerine müracaat ettiğini, Mahkemede; olayı görmediğini, ancak katılan mağdur ...'in ertesi gün eve gelerek kum ocağının orada dövüldüğünü söylediğini, katılan mağdur ...'i doktora götürmek istediğini ancak kabul etmediğini, daha sonra sanık ...'ın babasının gelip çocukları dövdürttüğünü söylediğini, hatta "Üç gün içinde malzemelerimi bulmazlarsa toprağa gömeceğim. Altın çalındı." dediğini, Şikâyetçi ... kollukta 07.09.2010 tarihinde; oğlu olan katılan mağdur ...'in sürekli evden kaçtığını, bir hafta kadar önce yine evden ayrıldığı için polis merkezine müracaat ettiğini, ifade günü polislerin katılan mağdur ...'i bularak kendisini şubeye çağırdıklarını, katılan mağdur ... on gün önce eve geldiğinde onu kaçmasın diye evin banyosuna kilitlediğini, ancak banyonun camını kırarak yine kaçtığını, bacağındaki yarayı sorduğunda önce başka birisinin kendisine düz kontak yaptırmak istediğini, yapmayınca bıçakla yaraladığını anlattığını, daha sonra ise başka şahısların arkadaşları ile beraber kendilerini götürüp dövdükleri şeklide çelişkili ifadeler verdiğini, ona güvenmediği için polise gidip şikâyetçi olmadığını, sonradan sanıklar ... ve ... olduğunu öğrendiğini, bu sanıkların 04.09.2010 tarihinde evine gelerek...'i çağırdıklarını, kendisinin de "Sizinle oğlumun ne işi olacak." dediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... savcılıkta 29.11.2010 tarihinde; ... ayı içerisinde saat 23.00 sıralarında sanıklar... ve ... ile birlikte Davraz Mahallesindeki parkta bulundukları esnada, katılan mağdurların parka geldiklerini, daha önce kendi evlerinden altın bileziklerinin, sanık ...'ın da bisikletinin çalındığını, bunları katılan mağdurlara sorduklarını, bilezikleri almadıklarını söylemeleri üzerine abisi olan sanık ... ile oradan ayrıldıklarını, sanık ... ve katılan mağdurların parkta kaldıklarını, katılan mağdurları dövmediklerini, onları Çünür tarafına ya da başka bir yere götürmediklerini, parka geldiklerinde katılan mağdurların dayak yemiş gibi bir hâlde olduklarını, kendilerinin parktan ayrılmasından sonra sanık ...'ın ne yaptığını bilmediğini, olay sırasında araçlarının olmadığını, Mahkemede; her ne kadar katılan mağdurlarla aralarında anlaşmazlık var ise de onları herhangi bir şekilde araca bindirip kum ocağına götürmediklerini, darp etmediklerini, katılan mağdurlarla Davraz Mahallesinde bulunan parkta arkadaşının bisikletinin çalınmasıyla ilgili konuştuklarını, Sanık ... kollukta 05.11.2010 tarihinde; 29.08.2010 tarihinde saat 23.30 sıralarında Davraz Mahallesinde bulunan parkta arkadaşları ile kola içtiği sırada yanlarına gelen üç çocuğun kendilerine "Bir saat önce ayağı bıçaklanmış bir çocuk geldi kavga etti gitti." dediklerini, bir süre sonra ayağından bıçaklanan katılan mağdur ...'in yanlarına geldiğini, ona "Seni kim bıçakladı?" diye sorduğunu, "Çingene bıçakladı." dediğini, ardından "Türker Marketi soyan bizdik." demesi üzerine şüphelenerek "Bizim evden kazan ve altın çalındı kim etti?" diye sorması üzerine direk olarak "... çaldı." dediğini, sonra "Nerede bulunur?" diye sorduğunu, onun da "Ya köy garajındaki kasapların orada ya da stadyum yanında olabilir." diyerek cevap verdiğini, bunun üzerine konudan haberdar ettiği sanık ... ile buluştuklarını, sanık ...'ın kullandığı araçla stadyum yanına gittiklerini, burada iken kardeşi olan sanık ...'ın kendisini telafonla arayarak "Biz bulduk." dediğini, bunun üzerine Davraz Mahallesindeki parka gittiklerini, parkta katılan mağdurlar ..., ... ve...'in bulunduğunu, ...'in "Kazanı çalan benim.", ...'in de "Bisikleti çalan benim." dediklerini, katılan mağdur ...'in sadece bu kişilerin ismini verdiğini, aralarında kavga olayı yaşanmadığını, sanık ...’ın üzerine atılan bisiklet hırsızlığını çözmek ve evlerinden çalınan kazanı bulmak için bu kişileri aradığını, katılan mağdurları Çünür mevkisine götürmediğini, Mahkemede; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, olay günü katılan mağdur ...'in yaralı bir vaziyette yanlarına geldiğini, ona "Hastaneye gitmedin mi?" diye sorduğunu, onun da kimsesinin olmadığını söylediğini, konuşurken Türker Alışveriş Merkezini soyduklarını anlattığını, kendi evlerinden de hırsızlık yapıldığı için bu durumu...'e sorunca ...'in yapabileceğini ve ...'in de bisiklet çalmış olabileceğini söylediğini, bu sırada Davraz Mahallesindeki parkta bulunduklarını, katılan mağdurları alıkoymayıp kum ocağına götürmediklerini, Sanık ... kollukta ve mahkemede; sanık ... ile komşu olduklarını, 29.08.2010 tarihinde saat 24.00 sıralarında sanık ...'ın kendisini telefonla arayıp bisiklet çalınması olayı ile ilgili olarak "Bisikleti çalan kişiyi buldum." dediğini, bu sırada Burdur'da olduğunu hemen Isparta’ya gittiğini, kendisinin yanında sanık ...'ın bulunduğunu, sanık ... ile yanında katılan mağdurlar ... ve ...'i Davraz Mahallesindeki parkta gördüğünü, sanık ...'ın ... ile ...’i tuttuğunu ve kendisine hitaben "Bisikletini çalan kişiler bunlar." dediğini, kendisinin de onlara bisikletin yerini sorduğunu, ...'in "Bisikletini ben çaldım, ismini bilmediğim kişiye sattım." dediğini, aynı gece katılan mağdur ...'in de yanlarında olduğunu, Yasin'in dizini göstererek bıçaklanmış olduğunu söylediğini, sanıklar ... ve ...'ın katılan mağdurlar ... ve ...'e "Altınlarımızı, kazanımızı siz çaldınız, onları getirin." dediklerini, kendisinin katılan mağdurlar ... ve ...’i darbetmediğini, aralarında sadece itekleşme yaşandığını, Savunmuşlardır. Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 1-Sanıkların, katılan mağdurlar ... ve ...'e yönelik gerçekleştirdikleri eylemler açısından TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir" şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018 Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk- A.Gökcen- M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405.). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan ko

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.