Türk Ceza Kanunu 109. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 109- (1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı,[52]
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Etkin pişmanlık
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
591 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2023/2992 E., 2025/1577 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 109/2., 109/3-f-e, 62., 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
8. Ceza Dairesi 2023/2992 E. , 2025/1577 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1142 E., 2022/2709 K.
SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Mağdur ...'ın dosyada katılan sıfatının bulunmadığı, bu nedenle mağdurun temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece Mahkemesi Kararı
Çerkezköy 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.07.2021 tarihli ve 2020/327 Esas, 2021/513 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-c maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi'nin 12.12.2022 tarihli ve 2022/1142 Esas, 2022/2709 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun kabulü ile, duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 109/2., 109/3-f-e, 62., 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri; suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, sanığın eylemini gerçekleştirirken mağdurun rızasıyla hareket ettiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Mağdur ...'ın temyiz istemi yönünden :
Mağdurun 29.04.2021 tarihli duruşmada alınan beyanında, şikayetçi olmadığını belirtmesi karşısında katılan sıfatını kazanmadığından cihetle hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmayan mağdurun temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Sanık ... ve müdafiinin temyiz istemleri yönünden :
Dava dosyası kapsamına göre, mağdurenin psikojik rahatsızlıklarının olduğu, uçucu madde kullandığı, ebeveynlerinin rızası dışında, çocuklar için tehlikeli olan saatlerde evini terk ettiği, olay günü ise sanığın, on beş yaşından küçük olan kızı mağdurenin kendisine zarar veren davranışlarına engel olmak için ellerini ve ayaklarını zircirle bağladığı, bu şekilde mağdureyi hürriyetinden yoksun bıraktığı iddiasına ilişkin olarak;
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ( 4721 sayılı Kanun ) 339. maddesinde velayet kapsamında çocuğun, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemeyeceği düzenlenmiş olup sanığın mağdur çocuktan evini terk etmemesini isteme hakkının yasadan ... bir hak olduğu, 5237 sayılı Kanun'un 26/1. maddesi uyarınca hakkını kullanan kimseye ceza verilemeyeceği hususları dikkate alındığında sanığın mağdureyi zincirle bağlamak suretiyle yasal hak ve yükümlülük sınırını aştığı kabul edilerek sanığın eyleminin kötü muamele (TCK. m. 232/1) suçunu oluşturduğu ve bu suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
A) Mağdur ...'ın temyiz istemi yönünden :
Gerekçe bölümünde yer alan (1) numaralı paragrafta açıklanan nedenle mağdurun temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B) Sanık ... ve müdafiinin temyiz istemleri yönünden :
Gerekçe bölümünde yer alan (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenle, sanık ve sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi'nin 12.12.2022 tarihli ve 2022/1142 Esas, 2022/2709 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak , oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdîren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.02.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Sanığın kendisinden izin almaksızın arkadaşları ile görüşmek için dışarı çıkan ve olay tarihinde de yine arkadaşlarıyla buluştuktan sonra gece yarısı eve dönen kızı mağdure ...'ın sabah saatlerinde elini ve ayağını zincirle bağladığı, yaklaşık 1 saat bu şekilde kaldıktan sonra jandarmanın gelmesi ile evde bulunan annesinin elindeki ve ayağındaki zinciri açtığı olayda sanığın eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 109/2. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmuştur.
Türk Ceza Kanunu'nun 109. maddesinde düzenlenen suçtaki korunan hukuki değer kişilerin kendi arzusu ve iradesi ile hareket edebilme hürriyetidir.
Her ne kadar yüksek heyetçe eylem Türk Ceza Kanunu'nun 232/1 maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğu kabul edilmiş ise de; eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 232. maddesinde düzenlenen 'aç bırakma, çıplak bırakma' gibi kötü muamele sınırını aştığı Türk Ceza Kanunu'nun 109/2. maddesinde düzenlenen suçun unsurlarını oluşturduğu anlaşılmakla sayın çoğunluğun görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. 26.02.2025
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2022/82 E., 2025/98 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis; sanık ...'nin ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, her iki sanık hakkında aynı Kanun'un 51/1-a-b, 51/3 ve 53/1.
Ceza Genel Kurulu 2022/82 E. , 2025/98 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2014/14941
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 353-756
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık ...'in kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna azmettirmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis; sanık ...'nin ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, her iki sanık hakkında aynı Kanun'un 51/1-a-b, 51/3 ve 53/1. maddeleri uyarınca ertelemeye ve hak yoksunluğuna ilişkin Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.11.2013 tarihli ve 353-756 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.07.2021 tarih, 3113-17308 sayı ve oy çokluğu ile; "Sanıkların atılı suçu birden fazla kişiyle birlikte işlemelerine karşın haklarında TCK'nın 109/3-b maddesi gereğince artırım yapılmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." eleştirisine yer verildikten sonra onanmasına karar verilmiştir.
Daire Başkanı ... ile Daire Üyesi ...; "... katılan ... ve olayın tek görgü tanığı olan ...'ın beyanına uygun olarak mahkemenin kabul ettiği oluşa göre; sanık ...'in Çeşme Altınkum plajında kiraladığı ... isimli işletmenin ön tarafında bulunan alana şezlong atarak kiraya verdiği, katılan ve tanığın bu şezlongların önünde havlu sererek denize girmek istemeleri üzerine, sanık ...'in işçisi olan temyiz dışı sanık ...'in müdahale ederek havlularını buraya sermemesini, başka yerden denize girmesini istediği, tartışma üzerine diğer sanık ...'ın olay yerine gelerek katılana 'Seni de havlunu da denize atarım, doktor olmuşsun ama bir şey bilmiyorsun.' dediği, bu arada tanıkların haber vermesi üzerine kolluk kuvvetinin müdahalesiyle olayın son bulduğu anlaşılmaktadır.
Sanıklardan ... tarafından tartışma sırasında sarfedilen sözlerin basit tehdit niteliğinde olduğunda kuşku yoktur. Ancak katılan ile sanıklar arasında şezlonglar önüne havlu serip-sermeme konusunda tartışma yaşandığı, tartışmanın fiili bir müdahale boyutuna ulaşmadığı açıktır.
Kişiyi özgürlüğünden alıkoyma suçunun oluşumu için fail tarafından, katılanın bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması gereklidir. Her ne kadar somut olayda, sanıklar tarafından katılana başka bir yerden denize girmesi gerektiği ve buradan denize giremeyeceği söylenmiş ise de; kolluk kuvvetinin erken müdahalesi ile tartışmanın eyleme dönüşmediği anlaşılmaktadır. Herhangi bir filili müdahale olmaksızın başka bir yerde denize girilmesi veya girilmemesi şeklindeki tartışmaların suç kastı taşımaması nedeniyle unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesi," gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 06.10.2021 tarih ve 14941 sayı ile karşı oyda yer alan görüş doğrultusunda itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.01.2022 tarih, 15179-229 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna azmettirmeden, sanık ... hakkında ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat edilen suçların unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Çeşme İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen 05.09.2012 tarihli fezleke üst yazısında olayın kısa özeti bölümünde; "01.09.2012 tarihinde saat 16.30 sıralarında komutanlığımız sorumluluk bölgesinde bulunan Altınkum Plajinda ... diye tabir edilen plajda ücret vermeden sadece sahilinden denize girmek isteyen ... adındaki şahsa işletmede çalışan ...'in 'İşletmeye ait şezlongların önünde denize girmeyin, yan tarafta bulunan kayalık bölgede girebilirsiniz.' diyerek tartışmaya başlamaları üzerine ...'ın olay yerine gelerek ...'ya 'Burada tatile gelen şahıslar şezlonglara ücret vererek tatil yapmaktalar, onları rahatsız etmeyin, eğer burada denize girerseniz sizi de eşyalarınızı da denize atarım.' diyerek hakaret ve tehdit etmesi olayı ile ilgili ... tanzim edilen tahkikat evraklarının muameleten gönderildiğini arz ederim." açıklamasının bulunduğu, olaya kolluk kuvvetlerince nasıl müdahale edildiğine yönelik bir bilgiye yer verilmediği,
Kolluk tarafından düzenlenen 22.06.2013 tarihli tutanağa göre; ... isimli işletme yöneticisi olan ... isimli şahısla yapılan görüşmede söz konusu işletmenin idaresinin sanık ... tarafından yapıldığını beyan ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan kollukta; 01.09.2012 tarihinde saat 15.30 sıralarında iki çocuğu ile birlikte Altınkum Plajı'nda faaliyet gösteren ... isimli işletmenin önünde bulunan halka açık kumsalda kısa bir süreliğine denize girmek istediğini, plaj çantasını kumsala koyduğunu, denize girmek için hazırlanırken ... isimli işletme çalışanlarından ismini karakolda öğrendiği inceleme dışı sanık ...'in yanına gelerek "Burada denize giremezsiniz, az ileride bulunan kayalık alanda denize girebilirsiniz." dediğini, bu kişiye bulundukları yerin halka açık bir plaj olduğunu söylediğini, inceleme dışı sanık ile konuşurken yanlarına ismini karakolda öğrendiği sanık ...'nin gelerek kendisine "Burada denize giremezsiniz, az ileride bulunan kayalık alanda denize girin." demesi üzerine bu sanığa da "Burada denize girmek benim hakkımdır. Sahiller özel mülkiyet değildir." dediğini, bunun üzerine sanık ...'nin kendisine "Seni de eşyalarını da denize atarım, doktor olmuşsun da bir şey bilmiyorsun!" diyerek üzerine yürüdüğünü, olay sırasında yanında 11 ve 14 yaşında olan çocuklarının bulunduğunu ve bu olay nedeniyle korktuklarını, Mahkemede; olay tarihinde söz konusu işletmenin müşterilerini engellememeye dikkat ederek uzak bir noktada havlusunu serip denize girmeye çalıştığını, ancak kendilerinden şezlong kiralamayan şahısların söz konusu yerde denize girmesini engellemeyi amaçladıklarını düşündüğü sanıkların iddianamede anlatıldığı şekilde davrandıklarını,
Tanık ... (...) kollukta; denize girmek amacıyla olay tarihinde saat 16.30 sıralarında Altınkum Plajı'nda bulunan ... isimli işletme önünde yer alan kumsala gittiğini, eşyasını kumsala bıraktığını, bu sırada yan tarafında ismini karakolda öğrendiği katılan ile bahse konu işletme çalışanlarından inceleme dışı sanığın tartıştıklarını gördüğünü, inceleme dışı sanığın katılana "Burada oturamazsınız. Az ileride bulunan kayalık alanda oturun ve denize girin." dediğini, ardından işletme çalışanlarından ismini karakolda öğrendiği sanık ...'nin gelip katılana "Burada insanlar şezlonglara para vererek oturuyorlar. Siz şezlongların önünde oturamazsınız. Önlerini kapatamazsınız." dediğini, katılanın ise bulundukları yerin halka açık bir alan olduğunu, bunu yasaklayamayacaklarını söylediğini, bunun üzerine sanık ...'nin katılanın üzerine yürüdüğünü, bu sırada kendisinin sanık ...'ye "Tartışmanıza gerek yok, gerekiyorsa jandarmayı çağıralım, yasal olarak burada durmamız yasaksa gideriz." dediğini, tartışmanın devam ettiği sırada sanık ...'nin katılana "Seni de eşyalarını da denize atarım!" dediğini, Mahkemede; olay tarihinde çocukları ile birlikte denize girmek için havlularını ve diğer eşyayı şezlongların ön tarafına koyduklarını, eşyasını koyduğu yer ile şezlonglar arasında iki metre kadar mesafe bulunduğunu, bulundukları yerin denize uzaklığının da yaklaşık iki metre olduğunu,
İnceleme dışı sanık kollukta; 01.09.2012 tarihinde ... adlı işletmede çalışmakta iken işletmede bulunan müşterilerinin, ismini sonradan öğrendiği katılanı şikâyet ettiklerini, müşterilerin yanına gittiğinde katılanın eşyasını başka müşterinin kalmış olduğu şezlongun yanına bıraktığını gördüğünü, katılanı uyarmak üzere yanına gittiğini, ardından katılana "Efendim, müşteriler rahatsız oluyor, lütfen denize yakın bir yerde denize girin, duşakabinden, tesisten yararlanın." dediğini, daha sonra yanlarına aynı işletmede çalışan sanık ...'nin geldiğini, sanık ...'nin de katılanı nazikçe uyararak ileride bir yerde denize girebileceğini söylediğini, sanık ...'nin katılanı tehdit etmediğini, Mahkemede; olay tarihinde katılanın ailesi ile birlikte gelerek müşterilerinin hemen yanına havlusunu serdiğini, müşterilerin rahatsız olup şikâyet etmeleri üzerine sanık ...'nin konuşmak için katılanın yanına gittiğini, sanık ...'nin biraz sert çıkış yaptığını görmesi üzerine yanlarına giderek katılana "Havlunuzu alın ve buradan gidin." dediğini, herkesin kumsaldan ve denizden yararlanma hakkı olduğunu, ancak şezlong kiralayan müşterilerinin güvenliğinden ve memnuniyetlerinden de sorumlu olduklarını, o gün kadın müşterilerinin rahatsız olmaları üzerine katılanı uyardığını, kesinlikle kendisinin kumsaldan yararlanmasına engel olmadığını, "Seni de eşyalarını da denize atarım, sen doktor olmuşsun da bir şey bilmiyorsun!" şeklinde bir söz söylemediğini, yalnızca "Havlunuzu alın ve gidin." dediğini, bu olaydan sanık ...'in haberi olmadığını, bu sanığın kendilerini yönlendirmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... kollukta; ... isimli işletmede plaj sorumlusu olarak çalıştığını, olay tarihinde saat 16.30 sıralarında müşterilerden gelen şikâyetler üzerine ismini karakolda öğrendiği katılanın yanına giderek müşterisine ait olan şezlongun önüne açmış olduğu havluyu bir metre kadar uzağa açmasını kendisinden rica ettiğini, katılanın kendisine "Sen kim oluyorsun, ben istediğim yere istediğim şekilde otururum!" dediğini, daha sonra katılana işletmenin kendisine verdiği talimatlar doğrultusunda oraya eşyasını bırakamayacağını, olası bir hırsızlık ve çevreye zarar verecek bir durum karşısında sorumluluk kabul edemeyeceğini, ancak denize girebileceğini, işletmeye ait olan duşu ücretsiz kullanabileceğini söylediğini, ardından katılanın, müşterilerinin karşısında kendisini rencide edecek şekilde bağırarak "Sen kim oluyorsun, ben istediğim yerde dururum. Rahatsız olan müşterin varsa onlar gitsin!" dediğini, katılana "Burada denize girme, yoksa seni ve eşyalarını denize atarım!" demediğini, kendisini kayalık bölgede denize girmesi konusunda tehdit etmediğini, Mahkemede; 2012 yılında bahse konu işletmede plaj sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, olay günü ismini bilmediği ve tanımadığı katılanın yine aynı yerde plaj sorumlusu olarak kendi gözetimi altında çalışan inceleme dışı sanık ile tartıştığını görüp yanlarına gittiğini, konunun ne olduğunu sorduğunda, katılanın "Ben burada denize girerim, eşyalarımı da bu şekilde serebilirim." dediğini, kendisine müşterilerin rahatsız olduğunu, denizi kullanabileceğini, ancak eşyasını orada bu şekilde bırakamayacağını, çünkü daha önce bu şekilde bırakılan bir çantada bulunan bombanın patladığını söylediğini, kendisine yönelik herhangi bir kötü sözü ve tehdidi olmadığını, inceleme dışı sanığın da kendisi gibi katılanı sadece ikaz ettiğini, denizi kullanabileceğini, ancak eşyasını belirtilen şekilde bırakamayacağını, ifade ettiğini, ancak kendisinden önceki konuşmalara dair bilgisinin olmadığını, katılanın kendilerini rencide edecek şekilde "Siz kim oluyorsunuz, ben burada denize girerim, mafya mısınız?" şeklinde beyanlarda bulunduğunu, katılana yönelik tehdit ve fiilî müdahalede bulunmadıklarını, iş yeri sahibi olan sanık ...'in olay sırasında iş yerinde bulunduğunu, daha sonra yanlarına geldiğini, katılan ile aralarında bir tartışma olmadığını, katılanın "Ben jandarma alıp geleceğim!" diyerek iş yerinden ayrıldığını, daha sonra jandarma ile birlikte geldiğini, kendisine verilen talimatlar doğrultusunda işini yapmasının dışında başka bir amacı olmadığını, çünkü iş yeri sahibinin kendisine "Ben burayı devletten kiraladım, buraya ücretini vermeyen oturamaz, eşyasını koyamaz, ancak denize girmesine karışmayın." dediğini, daha önceki bomba olayı nedeniyle de katılana sadece eşyasını söz konusu yere koyamayacağını söylediğini, tehdit edici herhangi bir şey söylemediğini,
Sanık ... kollukta; yaklaşık 16 yıldır aynı işletmeyi çalıştırdığını, bu süre içerisinde kesinlikle iddia edildiği gibi şezlong parası ödemeyen şahısların plajdan yararlanmaması konusunda çalışanlarına talimat vermediğini, işletmelerinin etrafında vatandaşların giriş ve çıkışlarını engelleyecek herhangi bir önlem bulunmadığını, çalıştırdığı işletmenin Çeşme Belediyesinin belirlemiş olduğu şekilde plajdan 12 metre içeride bulunduğunu, bu 12 metrelik alanın tüm vatandaşlara açık olduğunu, sadece işletmelerine ait olan şezlonglarda oturanlardan kiralama bedeli aldıklarını, Mahkemede; deniz kenarında, şezlongların önünde denize girenlerin engellenmesi konusunda çalışanlarına yönelik bir talimatı olmadığını, sadece şezlongları kullanmayan kişilerin şezlongların arasına oturmalarına ya da orayı kullanmalarına izin vermediğini, çünkü hırsızlık olayları olduğunu, ayrıca müşterilerin rahatsız olduklarını, olay sırasında bulunmadığını, diğer sanık ve inceleme dışı sanığın katılanın yanına kendisinin göndermediğini,
Savunmuşlardır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi şöyledir;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.".
14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi, üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğraması olarak ifade edilen netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Suçla korunan hukuki değer, bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğüdür. Bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyeti.." olarak zikredilmiştir.
Suçun temel şeklinin tipik eylemi, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmaktır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Netice ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılmış olmasıdır. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır.
Özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir.
Mütemadi/kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak kısıtlama devam ettikçe suç da işlenmeye devam eder. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir.
Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları). Doktrin de (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) aynı görüştedir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle anılan maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen tehdit kavramına ve üçüncü fıkrasının (b) düzenlenen birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâline değinilmesinde yarar bulunmaktadır.
Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, "gözdağı verme" anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk - A. Gökcen - M.Emin Alşahin - Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405).
Tehdit, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olmalı, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelmelidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, s.127; A. Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873).
Diğer taraftan Kanun koyucu, mağdurun mukavemetini kırmasını, mağdur üzerindeki etkisini ve suçun icrasını kolaylaştırmasını dikkate alarak, hürriyeti sınırlamanın birden fazla kişi tarafindan birlikte işlenmesini, yani suçun iştirak hâlinde gerçekleştirilmesini nitelikli hâl olarak kabul etmiştir. Ancak bentte geçen "suçun birden fazla kişi tarafindan birlikte işlenmesi" ibaresini, müşterek failliği düzenleyen TCK'nın 37. maddenin birinci fikrasındaki "suçun kanuni tarifindeki fiili birlikte gerçekleştirenler" olarak anlamak gerekir. Bu nedenle, nitelikli hâlin uygulanabilmesi bakımından, birden fazla kişinin müşterek faillik statüsü içinde suçun icrasına katılmış olmaları gerekmektedir (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, 7. Baskı. s. 460). Bu durum madde gerekçesinde ise "Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi de bu fıkra kapsamında bir seçimlik nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Suçun icra hareketlerinin birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi gerekir. Yani suçun işlenişi açısından müşterek faillik durumunun varlığı hâlinde, bu nitelikli unsur oluşur. Ancak, suçun icra hareketlerinin bir kişi tarafından gerçekleştirilmesine karşılık, diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâlinde, bu fıkraya göre ceza artırılamaz." şeklinde açıklanmıştır.
Diğer taraftan Anayasa'nın "Kıyılardan yararlanma" başlıklı 43. maddesi ise şöledir;
"Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir."
Bu düzenleme ile kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği ve kişilerin kıyılarla sahil şeritlerinden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenleneceği anayasal teminat altına alınmıştır.
Öte yandan amacı "... deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmek ..." şeklinde açıklanan 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; kıyı çizgisi deyiminin; "Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi,", kıyı kenar çizgisi deyiminin; "Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,", kıyı deyiminin ise; "Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı," ifade ettiği belirtildikten sonra aynı Kanun'un "Genel Esaslar" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır." şeklinde düzenlenerek Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğu hüküm altına alınmıştır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
İzmir ili, Çeşme ilçesi, Altınkum Plajı'nda bulunan ve şezlong kiralama işi yapan ... isimli iş yerinin sanık ... tarafından işletildiği, bu iş yerinin çalışanları olan sanık ... ile inceleme dışı sanığın şezlong kiralamayan kişilerin deniz kıyısına oturmalarına ve eşya koymalarına müsaade edilmemesi hususunda olay öncesinde sanık ...'den talimat aldıkları, 01.09.2012 tarihinde saat 16.30 sıralarında denize girmek amacıyla Altınkum Plajı'na gelen katılanın, ... isimli işletme tarafından kiralanan şezlonglar ile kıyı çizgisi arasında bulunan kumsala eşyasını bıraktığı, söz konusu yer ile şezlonglar arasında iki metre kadar mesafe bulunduğu, bu yerin kıyı çizgisine olan uzaklığının ise yine yaklaşık iki metre olduğu, katılanın denize girmek için hazırlık yaptığı sırada yanına gelen inceleme dışı sanığın, kendisine "Burada oturamazsınız. Az ileride bulunan kayalık alanda oturun ve denize girin." dediği, katılanın bu kişiye eşya koyduğu yerin halka açık bir plaj olduğunu belirtip bulunduğu yerden gitmek istemediği, tartışma sırasında yanlarına gelen sanık ...'nin de katılana "Burada insanlar şezlonglara para vererek oturuyorlar. Siz şezlongların önünde oturamazsınız. Önlerini kapatamazsınız." demesi üzerine katılanın anılan sanığa da bahse konu yerin halka açık bir alan olduğunu ve bunu yasaklayamayacaklarını söylediği, bunun üzerine sanık ...'nin "Seni de eşyalarını da denize atarım, doktor olmuşsun da bir şey bilmiyorsun!" diyerek katılanın üzerine yürüdüğü, ardından katılanın "Ben jandarma alıp geleceğim." diyerek bulunduğu yerden ayrıldığı kabul edilen olayda;
Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğuna ilişkin Anayasanın 43. ve Kıyı Kanunu'nun 5/1 maddelerine aykırı olarak bahse konu iş yerini işleten sanık ...’in azmettirmesi sonucunda sanık ...’nin inceleme dışı sanık ... ile birlikte tehdit etmek suretiyle işletmenin hizmet ve eşyalarından faydalanmayan katılanın deniz kıyısında oturmasına ve eşyasını bu alana koymasına engel olduğunun anlaşılmasına, zikredilen anayasal ve yasal düzenleme kapsamına giren kıyı dışında kalan yerlerle ilgili olarak özel hukuk sözleşmesi ve/veya idari işlemlerden doğan tasarruf ve işletme haklarının, kıyıda bulunan katılana müdahalelerini hukuka uygun hâle getirmeyeceği de nazara alındığında, katılanı hukuka aykırı olarak bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan sanıklara isnat edilen suçun unsurları itibarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sanık ...'nin müsnet suçu inceleme dışı sanık ... ile birlikte işlemesine rağmen sanıklar hakkında TCK'nın 109/3-b maddesinin uygulanma şartlarının oluştuğunun gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/81 E., 2024/135 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
hakkında TCK'nın 109/5. maddesi uygulanmayarak eksik ceza tayini," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2021/81 E. , 2024/135 K.
"İçtihat Metni"
DİRENME
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 248-298
I. HUKUKİ SÜREÇ
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/1-2, 109/3-b, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2013 tarihli ve 526-225 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 29.05.2014 tarih ve 3499-7168 sayı ile; "Sanık ...'in üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu cinsel amaçla işlediği ve bu suçu sanık ...'la birlikte gerçekleştirdikleri anlaşıldığı hâlde, sanık ... hakkında TCK'nın 109/5. maddesi uygulanmayarak eksik ceza tayini," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 06.11.2014 tarih ve 248-298 sayı ile; "Sanık ...'ın diğer sanık ... ile birlikte mağdureyi Yahyalı ilçesine kaçırdıkları, sanık ...'ın burada mağdure ve ...'i bırakarak tekrar geri döndüğü, sanık ...'in daha sonra cinsel eylemlerini gerçekleştirdiği, sanığın bulunduğu ortamda katılana yönelik herhangi bir cinsel davranışının söz konusu olmadığı, bu hâliyle sanık ... hakkında TCK'nın 109/5. maddesinin uygulanması için yasal koşulların oluşmadığı, zira sanığın eylemini cinsel amaçla gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi hâlinde, sanık ...'ın diğer sanık ...'in cinsel saldırı suçuna zemin hazırlamak suretiyle aynı zamanda sanık ...'in cinsel saldırı suçuna da iştirak ettiğini kabul etmek gerekeceği, oysa bu yönden açılmış kamu davası bulunmadığı gibi böyle bir değerlendirmenin ne mahkememizce ne de Yargıtay 14. Ceza Dairesinin kararında yer almadığı," gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.01.2018 tarihli ve 89809 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesine gönderilmiş, anılan Dairece verilen ve sadece Daire Başkanı tarafından imzalanan 15.02.2019 tarihli ve 1192-5234 sayılı karar ile de iş bölümü uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.03.2021 tarih ve 6858-3413 sayı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş, açılanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 109/5. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Kolluk tarafından 05.08.2012 tarihinde saat 01.45'te düzenlenen tutanağa göre; 04.08.2012 tarihinde saat 23.45 sıralarında Yahyalı Devlet Hastanesinde adli vaka olduğunun bildirilmesi üzerine kolluk görevlilerince anılan Hastanenin acil polikliğine gidildiği, söz konusu yerde bulunan katılanın kolluk görevlilerine inceleme dışı sanık ... ...'yı sevdiğini, bu nedenle anlaşarak birlikte kaçtıklarını, Yahyalı ilçesinde bulunan akrabalarının yanına geldikten sonra da hatırladığı kadarıyla Dikme köyünün alt tarafında, yol kenarında inceleme dışı sanık ... ile ilişkiye girdiklerini beyan ettiği,
Kolluk tarafından 05.08.2012 tarihinde saat 05.00'te düzenlenen olay yeri görgü ve tespit tutanağına göre; 05.08.2012 tarihinde saat 03.30 sıralarında inceleme dışı sanık ... ile birlikte Yahyalı-Dikme Karayolunda bulunan olay yerine gidildiği, yapılan araştırmada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, ardından İlçe Jandarma Komutanlığı binası önünde bulunan ve inceleme dışı sanık ...'ye ait olan 01 R 5\*\*\* plaka sayılı araç üzerinde yapılan incelemede ise aracın arka koltuğunun orta kısmında yaklaşık 20 cm çapında kan lekesinin olduğu, aynı kan lekesinin koltuğun iç kısmına sızdığı, ayrıca yine arka koltuk kaldırıldığında metal aksamda yaklaşık olarak 25 cm çapında kurumuş kan lekesi görüldügü, arka koltuk kısmında bulunan kan lekesinin inceleme dışı sanık ... tarafından silinmek suretiyle temizlendiği öğrenilse de kan izlerinin görülebilecek durumda olduğu,
Katılan ... hakkında Yahyalı Devlet Hastanesince düzenlenen 04.08.2012 tarihli ve 799 sayılı geçici doktor raporuna göre; çene kemiği altında morluk, sol kol ve ön kolda 1x1 cm'lik ve 2x5 cm'lik boyutlarda 10-20 adet ekimoz, sağ el bileğinin üstünde 3x3 cm'lik ısırık izi, sol omuzda 4x4 cm'lik ısırık izi, sol diz çevresinde 2-3 adet ısırık, soyulma ve ekimoz, her iki bacak ön ve lateral yüzlerinde ekimozlar, sol alt ve üst dudakta eski ekimoz bulunduğu, aktif vajinal kanaması olduğu,
İnceleme dışı sanık ... hakkında Yahyalı Devlet Hastanesince düzenlenen 05.08.2012 tarihli ve 800 sayılı rapora göre; sağ omuz ön yüzde 4-5 cm'lik sıyrık ve ekimoz, göğüs ön bölgede, köprücük kemiği üzeri ve alt bölgedelerinde ekimozlar, sağ kürek kemiği üzerinde 3-4 cm sıyrık, çevresinde ise 1 cm'lik ekimoz bulunduğu, söz konusu yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu,
Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 14.11.2012 tarihli ve A7310 sayılı sağlık kurulu raporuna göre; sol diz üst dış kısmına yakın 2 cm'lik skar izi bulunan katılanda post travmatik stres bozukluğu olduğu ve bu hastalığın yaşadığı olaydan sonra başlayıp hâlen devam ettiği, bu bağlamda katılanın ruh sağlığının bozulduğu,
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 22.01.2013 tarihli ve 136 sayılı sağlık kurulu raporda; cinsel saldırı olayından dolayı katılanın ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği,
Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından katılan hakkında düzenlenen 17.04.2013 tarihli ve 2622 sayılı rapora göre; meydana gelen yaralanmanın yaşamsal tehlike oluşturmadığı ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı,
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesince 17.05.2013 tarih ve 526-225 sayı ile inceleme dışı sanık ...'in TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/1-2, 109/3-b, 109/5, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükmün de katılan vekili ile inceleme dışı sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 29.05.2014 tarih ve 3499-7168 sayı ile onanmasına karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan aşamalarda benzer şekilde; Bilecik ilinde bulunan konfeksiyon atölyesinde işçi olarak çalıştığını, inceleme dışı sanık ...'i Adana ilinde ikamet eden ailesinin komşusu olması sebebiyle yaklaşık üç ay önce tanıdığını, ardından arkadaş olduklarını, bu süre içinde inceleme dışı sanık ...'in kendisi ile evlenmek istediğini söylediğini, kendisinin ise bu teklifi kabul etmediğini, olaydan yaklaşık bir hafta önce de kendisi ile ayrılmak istediğini söylemesi üzerine inceleme dışı sanık ...'in; "Sen nasıl beni istemezsin, ben oraya gelir, seni de öldürürüm, kendimi de öldürürüm." dediğini, olay günü sabah saatlerinde işe gittiği sırada inceleme dışı sanık ...'in birden karşısına çıktığını, kolunu tuttup konuşmak istediğini söylediğini, kendisi ile konuşmak istemediğini söylemesi üzerine ise zorla kendisini arabaya bindirdiğini, arabayı isminin ... olduğunu sonradan öğrendiği sanığın kullandığını, arabanın içinde inceleme dışı sanık ...'in kafasını zorla koltukların arasına sıkıştırdığını, bu sırada da kendisini ısırdığını, hem arabaya binerken hem de arabanın içinde bağırsa da sesini kimsenin duymadığını, Yahyalı ilçesine doğru giderken kurtulamayacağını anlayınca inceleme dışı sanık ...'i ikna etmeye çalıştığını, ona; "Seninle evleneceğim." dediğini, yolda giderken yine bağırdığını ancak sesini kimseye duyuramadığını, bunun üzerine inceleme dışı sanık ...'in tekrar kendisini koltukların arasına sıkıştırdığını, üzerindeki elbiseleri yırtmaya çalıştığını, bir süre sonra inceleme dışı sanık ...'in kendisine; "Seni evine geri götüreceğim." dediğini, ardından İznik çıkışında bulunan bir akaryakıt istasyonunda durduklarını, inceleme dışı sanık ...'in sözüne güvenerek istasyondaki lavaboya gittiğinde kimseye herhangi bir şey söylemediğini, lavabodan döndükten sonra aracın ön koltuğuna oturduğunu, yolda lastikleri patlayınca değiştirdiklerini, bu esnada kaçmaya çalışsa da inceleme dışı sanık ...'in kendisini yakalayarak; "Nereye gidiyorsun, zaten seni evine bırakacağız." dediğini, ardından da kendisini zorla arabaya bindirdiğini, Yahyalı ilçesine geldiklerinde sanığın; "Bu araba oraya kadar gitmez." diyerek kendilerini bıraktığını, daha sonra inceleme dışı sanık ...'in inceleme dışı sanık ...'yı arayarak; "Biz ... ile kaçtık, evlenmek istiyoruz." dediğini, bir süre sonra inceleme dışı sanık ...'nın yanlarına geldiğini, bu kişiye; "Beni ... zorla kaçırdı." demesi üzerine inceleme dışı sanık ...'nın; "Zorla güzellik olmaz, ...'yı geri götür." dediğini, ardından birlikte inceleme dışı sanık ...'nın aracı ile söz konusu kişinin Yahyalı ilçe merkezinde bulunan evinin önüne kadar gittiklerini, burada inceleme dışı sanık ...'in, kardeşi olan inceleme dışı sanık... Beydilli'den kendisini evlenmeye ikna etmesini istediğini, daha sonra inceleme dışı sanıklar ... ve... ile birlikte inceleme dışı sanık ...'ya ait araçla akaryakıt istasyonuna benzin almak için gittiklerini, bu sırada inceleme dışı sanık ...'in sanık ile görüştüğünü, ancak ne konuştuklarını duymadığını, ardından sanığın aracı ile bulundukları yerden ayrıldığını, benzin aldıktan sonra inceleme dışı sanık...'yı evine bıraktıklarını, ardından inceleme dışı sanık ...'in benzinliğin olduğu yöne doğru aracı sürmeye başladığını, bir süre sonra karanlık bir bölgede aracı durdurduğunu, ardından dışarı çıkıp aracın arka kısmına doğru yöneldiğini, bunun üzerine aracın kapılarını kilitlemeye çalıştığını ancak başaramadığını, ardından inceleme dışı sanık ...'in arabanın arka kapısını açarak yanına geldiğini, dışarı çıkmaya çalışsa da inceleme dışı sanık ...'in izin vermediğini, "Zorla ya da güzellikle bu iş olacak." dediğini, ardından pantolonunu çıkartıp iç çamaşırını yırttığını, bacaklarını birbirinden ayırması amacıyla bacağını ve kollarını ısırdığını, yüzüne tokat attığını, boğazını sıktığını, dudaklarını ısırdığını, daha sonra parmağını cinsel bölgesine soktuğunu, bunun üzerine kan gelmeye başladığını, kanama durmayınca; "Gitmek istiyorsan istediğin yere gidebilirsin, bu hâlde seni kimse istemez." dediğini, kanaması devam edince inceleme dışı sanık ...'in inceleme dışı sanık ...'yı aradığını, bu kişiye ilişkiye girdiklerini, ancak cinsel bölgesindeki kanamanın durmadığını söylediğini, inceleme dışı sanık ...'nın da evlerine gelmelerini istediğini, birlikte bahse konu kişinin evine gittiklerini, oradan ilk olarak Yahyalı Devlet Hastanesine, daha sonra da Kayseri Kadın Doğum Hastanesine götürüldüğünü,
İnceleme dışı sanık ... kollukta; Adana ili, Pozantı ilçesinde maden işçisi olarak çalıştığını, eniştesi olan inceleme dışı sanık ... ile katılanın aynı köyden olduklarını, bu şekilde katılan ile yaklaşık üç ay önce tanıştığını, birbirlerinin telefonlarını aldıklarını, sürekli telefonda görüştüklerini, ayrıca fırsat buldukça katılanın köyüne onu görmek için gittiğini, 04.08.2012 tarihinde katılan ile cep telefonu ile görüşüp kaçmaya karar verdiklerini, katılana Yahyalı ilçesinde bulunan eniştesinin yanına kaçabileceklerini söylediğini, onun da kabul ettiğini, katılanın olay tarihinde Bilecik ilinde ablasının yanında bulunduğunu, katılanı almak için inceleme dışı sanık ...'nın aracı ile 03.08.2012 tarihinde Bilecik iline gittiğini, 04.08.2012 tarihinde de katılanı ablasının evinin önünden aldığını, birlikte kendi kullandığı ve eniştesine ait olan araçla yola çıktıklarını, 04.08.2012 tarihinde saat 22.00 - 23.00 sıralarında Yahyalı ilçesine geldiklerini, inceleme dışı sanık ...'yı cep telefonu ile arayıp katılan ile birlikte geldiklerini söylediğini, eniştesinin evlerinde misafir olduğunu ve biraz daha geç gelmelerini istediğini, bunun üzerine vakit geçirmek için Yahyalı - Dikme karayoluna girdiğini, yol kenarında geniş bir alana geldiklerinde otomobili park ettiğini, ailelerinin kendilerini ayırmalarından korktukları için daha öncesinde katılan ile ilişkiye girmeye karar verdiklerini, yol kenarında otomobil içerisinde aralarında şakalaşmaya başladıklarını, katılanın kendisini ısırdığını, ardından kendisinin de katılanı ısırdığını, daha sonra aracın arka koltuğuna geçip ilişkiye girdiklerini, bu konuda kesinlikle katılanı zorlamadığını, katılan ile ilişkiye girerken darp ve cebir uygulamadığını, ilişki sonrası katılanın kanamasının durmadığını, bunun üzerine inceleme dışı sanık ...'yı arayıp saat 22.30 sıralarında onun evine gittiklerini, oradan da katılanı Yahyalı Devlet Hastanesine götürdüklerini, kolluk ifadesinden farklı olarak daha sonraki aşamalarda benzer şekilde; 03.08.2012 tarihinde sanığa ait plakasını tam olarak hatırlamadığı bir araç ile katılanı aldığını, sanığın kendilerini Yahyalı ilçesine götürdükten sonra kardeşinin kaza yaptığını öğrenmesi nedeniyle yanlarından ayrıldığını, bunun üzerine inceleme dışı sanık ...'yı aradığını, bu kişinin arabasını kendilerine verdiğini, söz konusu arabada katılanın rızası doğrultusunda parmağını katılanın cinsel bölgesine soktuğunu, kanama olması üzerine de katılanın önce inceleme dışı sanık ...'nın evine oradan da hastaneye götürüldüğünü,
İnceleme dışı sanık... aşamalarda benzer şekilde; inceleme dışı sanık ...'in ağabeyi olduğunu, katılanın ise eşi olan inceleme dışı sanık ...'nın teyzesinin torunu olduğunu, ayrıca katılanı aynı köyden komşusu olması sebebiyle de tanıdığını, ağabeyinin olay günü 19.00 sıralarında inceleme dışı sanık ...'yı aradığını, ardından inceleme dışı sanık ...'in tek başına evlerine gelip eşine ait aracı aldığını, arabayı neden aldığını bilmediğini, bu esnada evde misafirleri bulunduğu için yemek hazırladığını, bundan yaklaşık üç - dört saat kadar sonra saat 23.00 sıralarında inceleme dışı sanık ... ile katılanın birlikte evlerine geldiklerini, katılanın belden aşağısında elbise bulunmadığını ve cinsel bölgesinde kanama olduğunu, katılana kendi giysilerini verdiğini, daha sonra da katılanı Yahyalı Devlet Hastanesine götürdüklerini, katılanı evlenmesi için iknaya çalışmadığını, ayrıca söz konusu kişilerle birlikte benzinliğe gitmediğini, çünkü o saatlerde evinde misafirleri bulunduğunu,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; katılanın babası olan ... isimli şahsın kuzeni olduğunu, eşi olan inceleme dışı sanık...'nın erkek kardeşi olan inceleme dışı sanık ...'in 04.08.2012 tarihinde saat 18.30 - 19.00 sıralarında kendisine ait olan 01 R 5\*\*\* plaka sayılı aracı işinin olduğunu söyleyerek istediğini, kendisinin de aracını verdiğini, aynı gün saat 22.30 - 23.00 sıralarında inceleme dışı sanık ...'in cep telefonundan kendisini arayıp; "Enişte ben ...'yı kaçırdım, biz ilişkiye girdik ve ...'nın kanaması durmadı. Ne yapmam lazım?" dediğini, hemen evlerine gelmesini ve katılanı hastaneye götürmeleri gerektiğini söylediğini, bir müddet sonra inceleme dışı sanık ... ve katılanın ikametine geldiklerini, yaklaşık olarak evde 10 - 15 dakika kadar oturduklarını, ardından Yahyalı Devlet Hastanesine kendisine ait olan araç ile gittiklerini, daha sonra katılanın Kayseri iline sevk edildiğini, katılan ve inceleme dışı sanık ...'in kesinlikle kendi evinde ilişkiye girmediklerini, olayın öncesi ve sonrası ile ilgili bir bilgisi bulunmadığını, sadece inceleme dışı sanık ... ile katılanın daha önceden tanıştıklarını ve konuştuklarını bildiğini,
Tanık .... istinabe olunan mahkemede; olay tarihinde Yahyalı İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, adli vaka ihbarı üzerine iki ekip olarak hastaneye gittiklerini, hastanede hem inceleme dışı sanık ... ile hem de katılanla yüz yüze görüştüklerini, olayı anlatmalarını istediğini, özellikle katılana olayın zorla mı ya da rızayla mı olduğunu sorduğunu, katılanın inceleme dışı sanık ...'i uzun zamandır sevdiğini, arkadaş olduklarını ve birlikte o gün kaçmaya karar verdiklerini söylediğini, katılanın Dikme köyü yakınlarında bir yerde, araç içerisinde, yol kenarında birlikte olduklarını anlattığını, bu ilişkinin tamamen rızası ile gerçekleştiğini söylediğini, olayın ayrıntısını sorsa da katılanın sadece rızası ile cinsel ilişkiye girdiğini belirttiğini, cinsel ilişkinin nasıl gerçekleştiğini anlatmadığını, 05.08.2012 tarihinde saat 01.45'te düzenlenen tutanağın altındaki imzanın kendisine ait olduğunu,
Tanık ... istinabe olunan mahkemede; olay tarihinde Yahyalı İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, adli vaka ihbarı üzerine iki ekip olarak hastaneye gittiklerini, o sırada hastanede tedavisi yapılan katılanın kanlar içinde bulunduğunu, ekip arkadaşlarının katılana durumunu sorduklarında rızası ile kaçtığını ilişkiye de yol kenarında bir araç içerisinde rızası ile girdiğini söylediğini, ancak ilişkinin nasıl olduğuna dair detaylı beyanda bulunmadığını, tedavisi de devam ettiği için fazla soru soramadıklarını, daha sonra olay jandarma bölgesinde olduğu için jandarmaya olayı devrettiklerini, 05.08.2012 tarihinde saat 01.45'te düzenlenen tutanağın altındaki imzanın kendisine ait olduğunu,
Tanık ... istinabe olunan mahkemede; olay tarihinde Yahyalı İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, adli vaka ihbarı üzerine iki ekip olarak hastaneye gittiklerini, o sırada hastanede katılanın tedavisinin yapıldığını ve sedyede yattığını, acı içerisinde bulunduğunu, ekip arkadaşları ile birlikte kadına durumunu sorduklarını, rızası ile kaçtığını ilişkiye de rızası ile girdiğini, zorla kaçırılmadığını söylediğini, ancak ilişkinin nasıl olduğuna dair detaylı beyanda bulunmadığını, katılanın tedavisi devam ettiği için de fazla soru soramadıklarını, ardından katılanın Kayseri iline sevk edildiğini, daha sonra olay jandarma bölgesinde olduğu için jandarmaya olayı devrettiklerini, 05.08.2012 tarihinde saat 01.45'te düzenlenen tutanağın altındaki imzanın kendisine ait olduğunu,
Tanık ... istinabe olunan mahkemede; olay tarihinde Yahyalı İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, adli vaka ihbarı üzerine iki ekip olarak hastaneye gittiklerini, o sırada hastanede katılanın tedavisinin yapıldığını ve sedyede yattığını, acı içerisinde bulunduğunu, ekip arkadaşlarının katılana durumunu sorduklarını, katılanın rızası ile kaçtığını ilişkiye de yol kenarında bir araç içerisinde rızası ile girdiğini, zorla kaçırılmadığını söylediğini, ancak ilişkinin nasıl olduğuna dair detaylı beyanda bulunmadığını, katılanın tedavisi devam ettiği için de fazla soru soramadıklarını, ardından katılanın Kayseri iline sevk edildiğini, daha sonra olay jandarma bölgesinde olduğu için jandarmaya olayı devrettiklerini, 05.08.2012 tarihinde saat 01.45'te düzenlenen tutanağın altındaki imzanın kendisine ait olduğunu,
İfade etmişlerdir.
Sanık kollukta ve 22.01.2013 tarihinde istinabe olunan mahkemede benzer şekilde; Adana ili, Kozan ilçesi, Yanalerik köyünde ikamet ettiğini, yaklaşık 3 aydır da Eskişehir ilinde çalıştığını, arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...'in yaklaşık iki hafta kadar önce kendisini cep telefonundan aradığını, Eskişehir'de olduğunu söylediğini, ardından yanına gelip; "Bilecik'te bir arkadaş var, onu almaya gideceğiz." dediğini, ardından kendisine ait 01 D 9\*\*\* plaka sayılı araç ile Bilecik iline gittiklerini, burada ismini hatırlamadığı bir otelde bir gece kaldıklarını, ertesi gün saat 08.00 sıralarında otelden ayrılıp inceleme dışı sanık ...'in tarifi ile daha önceden bilmediği bir adrese gittiklerini, inceleme dışı sanık ...'in; "Sen arabada bekle, ben geleceğim." diyerek araçtan indiğini, yaklaşık 5-10 metre uzaklaştığını, katılanın o sırada aracın bulunduğu yöne doğru geldiğini, inceleme dışı sanık ...'in katılanın elinden tutarak zorla araca bindirdiğini, katılanın yardım isteyip bağırdığını, "Beni kaçırmayın, zorla güzellik olmaz!" dediğini, o ana kadar inceleme dışı sanık ...'in katılanı kaçıracağını bilmediğini, o an öğrendiğini, ayrıca katılanın ağladığını, inceleme dışı sanık ...'in ise; "Ben seni seviyorum, seninle evleneceğim." şeklinde cevap verdiğini, inceleme dışı sanık ...'in tarifi üzerine aracı ile Kayseri ili, Yahyalı ilçesine kadar geldiklerini, burada inceleme dışı sanık ...'in eniştesini aradığını, bulundukları yeri söyleyip gelmesini istediğini, kendisinin ise inceleme dışı sanık ... ve katılanı Yahyalı ilçe merkezinde bırakarak Adana ili, Kozan ilçesinde bulunan evine gittiğini, daha sonra meydana gelen olayları sonradan öğrendiğini, inceleme dışı sanık ... ve katılanın kendisi ile birlikte iken hiçbir sekilde cinsel olarak bir araya gelmediklerini, katılanı daha öncesinde görmediğini ve tanımadığını, inceleme dışı sanık ... ile katılanın bildiği kadarıyla yaklaşık bir yıldır arkadaş olduklarını, daha önceki ifadelerinden farklı olarak 30.10.2014 tarihinde istinabe olunan mahkemede; önceki savunmalarını kabul etmediğini, rızası doğrultusunda katılanı Bilecik ilinden Kayseri iline götürdüklerini, katılanın babası ile amcasının baskısı nedeniyle daha önce o şekilde ifade verdiğini savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğüne giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır.
Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak"tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yer, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesini yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, fiilin hukuken kabul edilebilecek bir müddet devamı gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığını somut olayın özelliğine göre hâkim takdir edecektir.
Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek - Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik - Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan - Mustafa Ruhan Erdem - Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, Ankara 2018 Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368.) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin TCK'nın 109. maddesinin beşinci fıkrasında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde cezanın artırılacağı belirtilmiştir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şeklinin oluşması için kast yeterli iken, maddenin beşinci fıkrasının uygulanabilmesi için failin "cinsel amaçla" hareket etmesi, başka bir anlatımla kastın yanında bu saikin de gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu husus madde gerekçesinde de; "Suçun cinsel amaçla işlenmesi, söz konusu suç açısından failin güttüğü amaç itibarıyla ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır." şeklinde açıklanmıştır.
TCK'nın 109/5. maddesindeki düzenlemede belirtilen cinsel amaçtan maksat, failin eylemi işlerken cinsel arzularını tatmin gayesi ile hareket etmesidir. Amaçlanan cinsel davranışın gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değildir. Bunu dışında fail cinsel amacını gerçekleştirmiş ise ayrıca bu fiillerden de sorumlu tutulacaktır. Nitekim öğretideki görüşler de bu yöndedir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, Ankara-2014, Cilt: 3, s. 3753 vd; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Bası, Ankara, 2015, s. 417; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2015, s. 403 vd.).
Failin iç dünyasını ilgilendiren cinsel amacın varlığı; olayın oluşum ve gelişimi, suçun işleniş şekli, olay sırasında failin söylediği sözler ve sergilediği davranışlar ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmelidir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Katılan ile inceleme dışı sanık ...'in olay tarihinden yaklaşık üç ay önce tanışıp arkadaş oldukları, bir süre sonra inceleme dışı sanık ...’in katılan ile evlenmek istediğini söylediği, ancak katılanın bu teklifi kabul etmediği, olay tarihinden bir hafta önce de katılanın inceleme dışı sanık ... ile olan arkadaşlığına son verdiği, bunun üzerine inceleme dışı sanık ...'in o sırada Eskişehir ilinde bulunan ve arkadaşı olan sanığın yanına geldiği, ardından yaptıkları plan doğrultusunda katılanı kaçırmak amacıyla 03.08.2012 tarihinde sanık ile inceleme dışı sanık ...'in sanığa ait olan 01 D 9\*\*\* plaka sayılı araçla Eskişehir ilinden Bilecik iline geldikleri, burada bir gece otelde kaldıkları, 04.08.2012 tarihinde ise evine yakın bir yere giderek katılanı beklemeye başladıkları, bir süre sonra işe gitmekte olan katılanın karşısına çıkan inceleme dışı sanık ...'in katılanı kolundan tutup konuşmak istediğini söylediği, konuşmak istememesi üzerine katılanı zorla sanığın kullandığı 01 D 9\*\*\* plaka sayılı araca bindirdiği, bu sırada katılanın yardım isteyip bağırdığı, ağlayarak; "Beni kaçırmayın, zorla güzellik olmaz!
8. Ceza Dairesi, 2023/2023 E., 2024/5914 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 07.09.2020 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2023/2023 E. , 2024/5914 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/690 E., 2022/1913 K.
SUÇLAR : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesi'nce verilen hüküme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; karar tarihi itibariyle temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 07.09.2020 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2.Tekirdağ 4.Asliye Ceza Mahkemesi'nin, 09.12.2021 tarihli kararı ile sanığın üzerine atılı suçlardan beraatine karar verilmiştir.
4.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi'nin, 03.10.2022 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının e bendi uyarınca 1 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile mahkumiyetine, kararı verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafinin temyiz isteği, suçun unsurlarının oluşmadığına ve delil yetersizliğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Dava konusu olay, mağdurlardan ...'nın sanık ... ile karı koca, diğer mağdur ... ile kardeş olduğuna, ...'nın sanık ile boşanma aşamasında olduğu için ayrı yaşadığına, bu sebeple ...'nın sanığın yaşadığı evden eşyalarını almak amacıyla diğer mağdur ... ile birlikte sanığın yaşadığı eve gittikleri, sanığın ...'yi eve almak istememesi üzerine ...'nın ısrarı sonucu eve girdikleri ve eşyaları toplamaya başladıkları, yanlarında sanık ... ile ...'nın olay tarihinde üç buçuk yaşında olan müşterek kızları ...'nun da bulunduğu, bu esnada sanığın evin kapısı ile balkonun kapılarını kilitleyerek mağdurları alıkoyduğu iddiasına ilişkindir.
IV. GEREKÇE
1.5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin, 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin birinci fıkrası ile belirlenen ... cezanın 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının e bendi uyarınca artırılmasıyla bulunan ceza miktarı üzerinden uygulanması ve 5237 sayılı Kanun'un 110 uncu maddesi kapsamında etkin pişmanlık hükmünden sonra, sonuç olarak 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı biçimde eksik ceza tayini, aleyhe temyiz bulunmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.
2. Mağdurlar ve tanıkların beyanları ile sanığın ikrar içerikli savunması karşısında, sanık ... müdafiinin bu yöndeki temyiz gerekçeleri yerinde görülmemiştir.
3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ... müdafinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi'nin, 03.10.2022 tarihli, 2022/690 Esas, 2022/1913 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden eleştiri konusu husus dışında hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2024 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2021/17237 E., 2024/649 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; suçun kanuni unsurlarının oluşmadığına, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasının uygulanamayacağına, mağdurenin çelişkili beyanlarda bulunduğuna, mağdurenin 18 yaşından büyük gösterdiğine, sanığın, mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediğine, sanığa verilen cezada 5237 sayılı Kanun' un 109 uncu madd
8. Ceza Dairesi 2021/17237 E. , 2024/649 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/3107 E., 2020/950 K.
SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Saray (Tekirdağ) Cumhuriyet Başsavcılığının 15.08.2018 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
2. Saray (Tekirdağ) Asliye Ceza Mahkemesinin 05.02.2019 tarihli kararıyla sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 9 yıl hapis cezası ile mahkûmiyetine karar verilmiştir.
3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20.Ceza Dairesinin 07.07.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükme yönelik sanık
müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; suçun kanuni unsurlarının oluşmadığına, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasının uygulanamayacağına, mağdurenin çelişkili beyanlarda bulunduğuna, mağdurenin 18 yaşından büyük gösterdiğine, sanığın, mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediğine, sanığa verilen cezada 5237 sayılı Kanun' un 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi ve 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası uyarınca artırım yapılamayacağına, alt sınırdan uzaklaşıldığına, ceza adaletine ve 5237 sayılı Kanunun 61 inci maddesine aykırı karar verildiğine, usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
Dava konusu olay, sanığın, uzaktan akrabası ve köylüsü olan mağduru arayarak anne ve babasının yanında olduğunu, kendisi ile görüşmek istediklerini söyleyerek mağduru evine davet ettiği, mağdurun sanığın evine gitmek üzere dışarı çıktığı sırada, mağduru zorla aracına bindirerek ... Tekstil isimli işyerine götürdüğü, mağduru araçtan indirerek lavabo kısmına götürüp cinsel amaçla hürriyetini kısıtladığı iddiasına ilişkindir.
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince; "...suç tarihinde, sanığın, katılanı gece vakti telefon ile arayarak anne babasının bilgisi varmış gibi çağırdığı, katılanın, anne ve babasının sanığın yanında bulunması nedeniyle ikna olarak çağrıya uyduğu, katılan, sanığın evinin civarına geldiğinde sanığın dışarı çıkarak katılana beraberce dolaşmayı teklif ettiği, katılanın bunu kabul etmemesi üzerine sanığın cebren, katılanın ağzını kapatarak ve kendisini sürükleyerek katılanı araca bindirdiği, daha sonra katılanı ... Tekstil isimli iş yerine götürdüğü, sanığın eylemlerinin bu haliyle sabit olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 22.06.2012 tarihli, 2010/442 Esas ve 2012/254 Karar sayılı Kararında gösterildiği üzere sanığın olayların akabinde katılana cinsel istismarda bulunduğu, maddi bir vakıa olarak sabittir. Anılan ilamda sanığın yukarıda gösterilen sübut dairesinde hareket ederek katılanı hürriyetinden yoksun bıraktığı da maddi bir vakıa olarak sabit görülmüştür..." şeklindeki gerekçeyle sanığın 18 yaşından küçük mağdura, cinsel saikle, cebir ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği kabul edilerek atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü;
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmiş ve istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Dava dosyası içeriği, katılanın aşamalardaki beyanları, Adli Tıp Kurumu raporu, olayın kolluğa intikal şekli, kolluk görevlileri tarafından hazırlanan tutanaklar, tanık beyanları, sanık savunmaları, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/442 Esas sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın davaya konu eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmediği, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin, suçun kanuni unsurlarının oluşmadığına, 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasının uygulanamayacağına, mağdurenin çelişkili beyanlarda bulunduğuna, mağdurenin 18 yaşından büyük gösterdiğine, sanığın, mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediğine, sanığa verilen cezada 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi ve 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası uyarınca artırım yapılamayacağına, usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerektiğine yönelik yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
2 .Mahkemesince gerekçesi gösterilmek suretiyle temel hapis cezasında teşdit uygulandığı anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış ve sanık müdafiinin bu hususa ilişkin temyiz sebebi reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 07.07.2020 tarihli kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Saray (Tekirdağ) Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.01.2024 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Fail Kerem, mağdur Pelin’i borcunu ödemeye zorlamak amacıyla Pelin'in ofisinin kapısını kilitlemiş ve Pelin’in dışarı çıkmasına 12 saat boyunca izin vermemiştir. Ancak Kerem, Pelin’in yalvarmaları üzerine pişman olmuş, hiçbir zarar vermeden kapıyı açmış ve Pelin’in serbestçe gitmesine izin vermiştir.
Bu olayda "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçu bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Eylem tamamlandığı için pişmanlık sonucunda ceza verilmemesi mümkün değildir.
B) Kerem, eylemi 24 saatten az sürdürdüğü için hiçbir durumda cezalandırılamaz.
C) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, mağdurun serbestçe hareket etmesinin engellenmesiyle tamamlanır.
D) Fail, mağdurun şahsına zarar vermeksizin, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakırsa cezası indirilir.
E) Eylem sadece tehdit suçu kapsamında değerlendirilir.
Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.