5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 113

Türk Ceza Kanunu 113. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 113- (Değişik: 2/3/2014-6529/13 md.) (1) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla; a) Bir kamu faaliyetinin yürütülmesine, b) Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılmasına, engel olunması hâlinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) (Ek:12/5/2022-7406/7 md.) Suçun konusunun sağlık hizmeti olması hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranına kadar artırılır. Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

29 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2014/3976 E., 2016/11085 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
gan atarak ayrıca hazırlık çalışmasını yapan personele sataşarak engelleme neticesinde hazırlıkların tamamlanamadığı ve trenin işi bırakma eyleminin bitimine kadar hareket edemediği bu şekilde kamu kurumunun faaliyetini engellemek suçundan TCK.113/1,119/1.maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
4. Ceza Dairesi         2014/3976 E.  ,  2016/11085 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi HÜKÜMLER : Beraat Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan ... vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, KARŞIOY: İddianame ile sanıklar hakkında ...ya gidecek olan ... Treninin yola çıkış için yapması gereken hazırlıkların yapılmasını engellemek amacıyla trenin önüne oturarak, slogan atarak ayrıca hazırlık çalışmasını yapan personele sataşarak engelleme neticesinde hazırlıkların tamamlanamadığı ve trenin işi bırakma eyleminin bitimine kadar hareket edemediği bu şekilde kamu kurumunun faaliyetini engellemek suçundan TCK.113/1,119/1.maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. İş bırakma eylemi 25.11.2009 günü saat 00:00'da başlayıp saat 24:00'a kadar devam etmiştir. 25.11.2009 günü saat 19:30'da ...'ya gitmesi gereken tarifeli yolcu treni sanıkların iddianamede anlatılan eylemi sebebiyle, yapılamamıştır. Sözkonusu tren için "Trenlerin Hazırlanması ve Trafiğine ait Yönetmelik" (01.03.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.) 14.vd.maddelerine göre treni hazırlayacak 30.maddesine göre trende görevlendirilecek personellerin isimleri ve görevleri TCDD 6.Bölge Müdürlüğünün 25.08.2010 tarihli yazıları ile ...Asliye Ceza Mahkemesine bildirilmiştir. Görevlilerden sadece birisi Kondüktör ... iş bırakma eylemine katılmış olup diğer görevlilerin trenin seferinde görev almaya hazır durumda olduğu anlaşılmaktadır. Yani Kondüktör olarak görevli 2 kişiden birisi eyleme katılmıştır. Kondüktörün olmadığında kimin bu görevi yapacağı da ilgili yönetmelik 30/1/a bendinde düzenlenmiş olup telafisi mümkün olduğu ve sefere engel olmadığı açıktır. Sonuç olarak trenin hazırlanması ve seferini yapması için gerekli personellerin tamamının görevde ve hazır olduğu anlaşılmaktadır. Aksine bir delil dosyada bulunmamaktadır. Sanıkların sözkonusu trenin önünde ayakta durdukları ve oturdukları kamera kayıtları ile sabittir. Sanıklarda savunmalarında bunu kabul etmektedir. Ancak treni sefere hazırlayıp seferi yapacak personelin olmadığını bu nedenle eylemleri olmasada seferin yapılamayacağını bildirerek eylemlerinin suç oluşturmayacağını savunmaktadırlar. 6.Bölge müdürlüğü yazısı ve hatta beyanı alınan bir kısım tren görevlilerinin beyanı ile bu savunmanın doğru olmadığı açıklık kazanmıştır. Sanıklar hakkında iş bırakma eylemine katılmaktan açılmış bir dava yoktur. İş bırakma eylemi muhtelif sebeplerle kamu görevlisinin tepkilerini dile getirmek adına görevine gitmemesi veya görevini belli sürelerde icra etmemesidir. Bu haliyle iş bırakma pasif bir eylemdir. Ancak sanıklar kamu hizmeti olan, demiryolu tarifeli tren seferlerinin yapılması için hazırlık yapılması ve akabinde trenin sefere çıkmasını engellemek için tren raylarının üstünde ayakta durmuş ve oturmuşlardır. Bu hukuka aykırı davranışları ile vatandaşın kamu hizmetinden yararlanma hakkını engellemişler, kamu faaliyetinin yürütülmesine engel olmuşlardır. Bu haliyle eylemleri sebebiyle TCK.113/1, 119/1/c., 53/1. maddeleri gereğince cezalandırılmaları gerekmektedir. Mahkemece ise eylem TCK. 223.madde kapsamında değerlendirilerek ve yukarıda açıklandığı şekilde delillerle sabit olan hususlar delil durumuna göre yerinde olmayan gerekçe ve hatalı niteleme ile beraat kararı verilmiştir. Açıklanan sebeplerle ...Asliye Ceza Mahkemesince sanıklar hakkında verilen beraat kararının onanmasına dair sayın çoğunluk kararına katılmadığımı bildiririm.

Diğer kararlar (4)

4. Ceza Dairesi, 2021/29238 E., 2024/9733 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
hakkında kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 113 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 119 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, sanıklar ...
4. Ceza Dairesi         2021/29238 E.  ,  2024/9733 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/677 E., 2016/525 K. SUÇ : Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi HÜKÜMLER : Mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı TEMYİZ EDENLER : Sanıklar ..., ..., Ali Murat Topaloğlu, ..., ..., ..., ..., ..., O yer ve Üst Cumhuriyet savcıları TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama, bozma 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 310/3 üncü maddesine göre, Cumhuriyet savcılarının temyiz süresi hüküm tarihinden itibaren bir aydır. Üst Cumhuriyet savcısının 17.05.2016 tarihinde verilen hükmü süre geçtikten sonra 17.08.2016 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Sanık ...'ın 06.06.2016 tarihinde tebliğ edilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 15.06.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunduğu tespit edilmiştir. Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanıklar ... ve ... hakkında kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 113 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 119 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, sanıklar ... ve ... hakkında cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanıkların temyiz isteklerinin, suçu işlemediklerine, usul ve yasaya aykırı olan hükümlerin re'sen tespit edilecek sebeplerle bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir. O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin, sanıklar ... ve ...'in beyanına itibar edilerek beraat kararı verilemeyeceğine mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine, diğer sanıklar hakkında ise hapis cezasının alt sınırdan uzaklaşarak verilmesi gerektiğine yönelik olduğu belirlenmiştir. Üst Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin, sanıklar ... ve ... hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine yönelik olduğu belirlenmiştir. III. OLAY VE OLGULAR Sanıklar hakkında Sarp Sınır Kapısı gümrük sahası önündeki giriş ve çıkışı kapatarak eylem yaptıkları, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçunu işledikleri iddiası ile açılan davada, sanıklar ... ve ...'in tehdit altında suçu işledikleri kabul edilerek ceza verilmesine yer olmadığına, diğer sanıkların suçu işlediklerinden mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği, Mahkemece kabul edilmiştir. IV. GEREKÇE A. Üst Cumhuriyet Savcısının Temyiz Talebi Yönünden 1412 sayılı Kanun'un 310/3 üncü maddesine göre, Cumhuriyet savcılarının temyiz süresi hüküm tarihinden itibaren bir aydır. Üst Cumhuriyet savcısının 17.05.2016 tarihinde verilen hükmü süre geçtikten sonra 17.08.2016 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu bu nedenle temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. B.Sanık ...'ın Temyiz Talebi Yönünden Sanığın 06.06.2016 tarihinde tebliğ edilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 15.06.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu, sanığın temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi gereği, reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. C. Sanıklar ... ile ... Hakkında Verilen Beraat Hükümleri Yönünden 1. O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyizi Yönünden Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde, tüm dosya kapsamında sanıkların suçu tehdit altında işlediklerini savunmaları ve kamera görüntülerinde birileri tarafından yönlendirildiklerinin anlaşılması nedeniyle Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Sair Yönlerden Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, O yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. D. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Verilen Mahkumiyet Hükümleri Yönünden 1.Sanıkların, Gürcistan'a geçişlerde sınır kapısında Türk şoförlerine sürekli sıkıntı çıkarıldığını, günlerce sebep gösterilmeden bekletildiklerini, ihtiyaçlarını karşılayamayacakları bir yerde beklemek zorunda kaldıklarını, bu sorunlarını ve seslerini yetkililere duyurmak için araçlarını sınır kapısının önüne park ederek eylem yaptıklarını savunmaları, kamera görüntülerinde saat 15.20 ile 18.10 aralığında eylem yaptıkları ve yetkililerle görüşülerek eyleme son verildiğinin anlaşılması karşısında, sanıkların eyleminin temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kapsamında olduğu, kamu kurumunun faaliyetini engelleme kastı bulunmadığı gözetilmeden, yerinde olmayan gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, 2.Kabule göre de; Sanıklar ... ve ... hakkında tekerrüre esas alınan ilamlara konu 4733 sayılı Kanun'a aykırılık suçu yönünden; hükümden sonra 15.04.2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a getirilen düzenlemelerin lehe hükümler içermesi karşısında sanıklar hakkında tekerrüre esas alınan ilamlar nedeniyle uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmemesi, Nedenleriyle karar hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A. Üst Cumhuriyet Savcısının Temyiz Talebi Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin, kararına yönelik Üst Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin, 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Sanık ...'ın Temyiz Talebi Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, C. Sanıklar ... ile ... Hakkında Verilen Beraat Hükümleri Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararında O yer Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık olmadığından temyiz sebeplerinin reddiyle HÜKÜMLERİN, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, D. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Verilen Mahkumiyet Hükümleri Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıklar ve O yer Cumhuriyet savcısının temyiz istekleri yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2024 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2021/9501 E., 2023/7188 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Cumhuriyet savcısının temyiz isteği, olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 154 üncü maddesinin uygulama yeri bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi ve eylemin 5237 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinde düzenlenen kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılmaması usûl ve Kanun'a aykırı olduğuna,
8. Ceza Dairesi         2021/9501 E.  ,  2023/7188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/117 E., 2016/470 K. SUÇLAR : Hakkı olmayan yere tecavüz etme HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanıklar hakkında kurulan hükümler; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usûl hükümlerine göre temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 28.01.2016 tarihli iddianamesi ile sanıklar hakkında hakkı olmayan yere tecavüz etme suçundan cezalandırılmaları istemiyle dava açılmıştır. 2. Antalya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.05.2016 tarihli kararı ile sanıkların hakkı olmayan yere tecavüz etme suçundan 3.740,00 TL adli para cezası ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Sanıklar müdafiinin temyiz isteği, sanıkların üzerlerine atılı suçu işlemediklerine, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, hukuka ve kanuna aykırı karar verildiğine, 2. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği, olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 154 üncü maddesinin uygulama yeri bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi ve eylemin 5237 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinde düzenlenen kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılmaması usûl ve Kanun'a aykırı olduğuna, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Dava konusu olay, katılanların kiracı olarak oturduğu taşınmazı satın alan Akel Turizm Organizasyon Güzellik Merkezi Tekstil İthalat İhracat Sanayi limited şirketinin yetkilisi sanıkların kira sözleşmesi devam etmesine rağmen sanıkları evden çıkarmak için birden fazla kez elektrik aboneliğini iptal ettirip kendi adlarına abonelik tesisi yaptırdıkları iddiasına ilişkindir. IV. GEREKÇE Sanıklar hakkında kurulan hükümlerde, sanıkların suça konu taşınmazda kiracı olan katılanları satın aldıkları taşınmazdan çıkarmak birden fazla kez elektrik aboneliğini iptal ettirmeleri şeklinde gerçekleşen olayda, sanıkların üzerine atılı hakkı olmayan yere tecavüz suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden 5237 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi birinci fıkrası gereğince beraatleri yerine mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Antalya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.05.2016 tarihli kararına yönelik Cumhuriyet savcısını ve sanıklar müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2023 tarihinde karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/502 E., 2022/1861 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
Yine aynı maddedeki avukatlığın yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 5237 sayılı TCK'nın 6/1-c maddesindeki tanım, 1136 sayılı Kanun'un 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri düşünüldüğünde avukatların kamu görevlisi old
Hukuk Genel Kurulu         2022/502 E.  ,  2022/1861 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı Yargıtay 4. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın esastan reddine karar verilmiştir. 2. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı dava dilekçesinde; Ankara hâkimi olarak görev yapmaktayken 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 13.02.2017 tarihli ve 2017/35 sayılı kararıyla meslekten çıkarıldığını, avukatlık yapmak için baroya kaydolmak istediğini ve Ankara Barosu Yönetim Kurulunun 06.09.2017 tarihli kararıyla bu talebinin kabul edildiğini, Adalet Bakanlığının yeniden değerlendirme için kararı geri göndermesi üzerine Baronun mesleğe kabul kararında ısrar ettiğini, bu karara karşı Adalet Bakanlığınca idari yargıda yürütmeyi durdurma istemli olarak iptal davası açıldığını, Ankara 5. İdare Mahkemesinin 08.02.2018 tarihli ara kararıyla yürütmeyi durdurma kararı verildiğini ve 28.02.2018 tarihinde baro levhasından kaydının silindiğini, Mahkemenin 04.05.2018 tarihli kararıyla baroya kayıt işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle Ankara Barosunun işleminin iptal edildiğini, bu kararın istinaf incelemesi yapan Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi kararıyla kesinleştiğini, yargı yollarının tüketilmesi üzerine Türkiye Barolar Birliğinin yanında müdahil olarak Anayasa Mahkemesine başvurduklarını, Anayasa Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli kararıyla bireysel başvuru talebinin haklı görüldüğünü ve ihlâl kararı verilerek dosyanın Ankara 5. İdare Mahkemesine gönderildiğini, Mahkemenin yeniden yargılaması sonucunda 30.12.2020 tarihli kararla davanın reddine hükmedildiğini ve sonuç olarak 25.02.2021 tarihinde yeniden baroya kaydının yapıldığını, bu süreçte 28.03.2018-25.02.2021 tarihleri arasında avukatlık mesleğini yapamamasından dolayı maddi ve manevi zarara uğradığını, ilgili hâkim ve istinaf üyelerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesi kapsamında sorumlu olduklarını ileri sürerek belirsiz alacak davası olarak 10.000TL maddi tazminat ile 40.000TL manevi tazminatın davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, HMK’nın 46. maddesi koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Özel Daire Kararı: 6. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21.12.2021 tarihli ve 2021/27 E., 2021/132 K. sayılı kararı ile; “…DAVA : Davacı dava dilekçesinde özetle; Ankara 5. İdare Mahkemesinin 04/05/2018 tarihli ve 2017/3174 Esas, 2018/1103 Karar sayılı yürütmeyi durdurma ve iptal kararı ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 12/02/2019 tarihli ve 2018/911 E, 2019/241 K sayılı istinaf başvurusunun reddi kararlarının; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46. maddesinin (e) bendinde düzenlenen farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması düzenlemesiyle örtüşdüğünü anılan kararlar sebebiyle 28/03/2018 tarihi ile 25/02/2021 tarihleri arasında avukatlık mesleğini icra edemediğini belirterek uğradığı maddi ve manevi zararlarının tazminini istemiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin dolduğunu, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, Ankara 5. İdare Mahkemesinin ikinci kararına karşı Adalet Bakanlığının istinaf yoluna başvurduğunu, davanın derdest olduğunu, kesinleşmiş bir zarardan söz edilemeyeceğini, HMK’nun 46. maddesindeki koşulların oluşmadığını, tüm delillerin toplandığını, yeterli inceleme ve irdeleme yapılarak belirlenmiş kurallar çerçevesinde yargılama yapıldığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. GEREKÇE : Dava, hakimin hukuki sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamından davacının Ankara hakimi olarak görev yapmakta iken 667 sayılı KHK kapsamında Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun 13.02.2017 tarih ve 2017/35 sayılı kararı ile meslekten çıkarıldığı, 22/06/2017 tarihli dilekçe ile baro levhasına yazılmak için Ankara Barosuna başvurduğu, Ankara Barosu Yönetim Kurulunun 06.09.2017 tarih ve 50/5 sayılı kararı ile talebinin kabul edildiği, 15.09.2017 tarih ve 90243 sayılı Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu kararı ile kabulün uygun bulunduğu, kararın Adalet Bakanlığı tarafından bir daha görüşülmek üzere geri gönderilmesi üzerine 03.11.2017 tarih ve 93280 sayılı Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu kararı ile ilk kararda ısrar edildiği, bu ısrar kararı sonrasında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümleri uyarınca yemin ederek Ankara Barosuna 30608 Baro Sicil numarası ile kaydının yapıldığı, 03/11/2017 tarih ve 93280 sayılı Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun ısrar kararına karşı, 14/11/2017 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından, hukuka aykırı olduğu ve anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesinin ikinci fıkrasında bu Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden meslekten veya kamu görevinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği yönündeki düzenleme gereği kamu hizmeti olan avukatlık mesleğini icrasının mümkün olmadığı ileri sürülerek yürütmeyi durdurma istemli olarak Ankara 5. İdare Mahkemesinde iptal davası açıldığı; Ankara 5. İdare Mahkemesinin 08/02/2018 tarih 2017/3174 Esas sayılı ara kararıyla “667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesinin 2. fıkrasında yer alan birinci madde gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceklerine, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceklerine yönelik düzenleme karşısında hakimlik mesleğinden ve kamu görevinden çıkarılan kişinin avukat olarak baro levhasına yazılmasına ve avukat unvan sıfatını kullanmasına olanak bulunmadığı" şeklindeki gerekçe ile yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, yürütmeyi durdurma kararına yapılan itiraz üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 27/03/2018 tarih YD itiraz No: 2018/246 sayılı kararıyla itirazın reddine karar verildiği, bu kararlara istinaden Ankara Barosu Yönetim Kurulunun 28/03/2018 tarih ve 81/12 sayılı kararı ile davacının baro levhasından çıkarılması yönünde işlem tesis edildiği, yargılama sonucunda Ankara 5. İdare Mahkemesinin 04/05/2018 tarihli ve E:2017/3174, K:2018/1103 sayılı kararıyla ve aynı gerekçeyle davacının baro levhasına yazılmasına ilişkin kararın iptaline karar verildiği, istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 12/02/2019 tarihli ve E:2018/911, K:2019/241 sayılı kararıyla işlemin iptalinin onanarak kesinleştiği, İdari yargı yollarının tüketilmesi üzerine, Türkiye Barolar Birliği yanında müdahil sıfatı bulunan davacının Anayasa Mahkemesi'ne 2019/17499 numaralı bireysel başvuruda bulunduğu, bu başvurunun 2018/12324 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü'nün 04/11/2020 tarihli ve 2018/12324 numaralı "A.K. ve Diğerleri" bireysel başvuru kararında kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceklerine ilişkin kuraldaki istihdam kavramının bağımlı çalışmayı gerektirdiği, anılan kuraldan Devlete bağlı olarak çalışmayı gerektirmeyen avukatlık mesleğini de kapsadığı hususunun açıkça anlaşılamadığı, serbest çalışan avukatlar ile Devlet arasında Devlet memurununkine benzer bir güven ilişkisi aramanın Anayasa ile oluşturulan demokratik hukuk düzeninde anlamlı olmadığı, hak ve özgürlükleri sınırlandıran hükümlerin kamu makamlarınca geniş yorumlanmasının bireyler açısından öngörülemez sonuçlar doğurabileceğinden hukuk devletine aykırılık teşkil etmenin yanında adil yargılanma hakkını da zedeleyeceği, somut olayda da kamu görevinden çıkarılan başvurucuların baro levhası staj listesine kaydedilmelerine ilişkin işlemlerin mahkeme tarafından avukatlık mesleğinin kamu görevi olduğu ve ilgili KHK'lar gereği kamu görevinden ihraç edilen başvurucuların bir daha kamu görevinde istihdam edilemeyecekleri gerekçesiyle iptal edildiğinin tespit edildiği, yukarıda anılan kararlarda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır." gerekçesi ile yeniden yargılama yapılması yönünde karar verildiği, gereğinin yapılması ve ihlalin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması için kararın Ankara 5. İdare Mahkemesine gönderildiği, ihlal kararının mahkemeye ulaşması üzerine ihlal kararı doğrultusunda dosyanın yeni bir esasa kayıt edildiği ve Ankara 5. İdare Mahkemesinin 30/12/2020 tarih 2020/2270 E, 2020/2186 K. sayılı kararıyla 04/05/2018 tarihli ve E:2017/3174, K.2018/1103 sayılı kararın tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kaldırılmasına, davanın reddine karar verildiği, Ankara Barosu Başkanlığı Yönetim Kurulunun 25/02/2021 tarih ve 149/4 sayılı yeniden baro levhasına yazılması kararı verilmesi neticesinde davacının avukatlık mesleğini icra etmeye başladığı, Ankara 5. İdare Mahkemesin 30/12/2020 tarih 2020/2270 E, 2020/2186 K. sayılı kararının derecattan geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. İstenen Ankara 5. İdare Mahkemesinin dosyasının örnekleri getirtilerek incelenmiştir. 6100 sayılı HMK’nun 46 maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK 46. maddesine göre Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a)Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b)Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c)Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç)Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. d)Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. e)Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması. Somut olayda, sorumluluk sebebine dayanak yapılan olgu, 667 sayılı KHK’nın 4/2 maddesinde yer alan kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri şeklindeki düzenlemede geçen “kamu hizmetinde istihdam” kavramının, ihbar olunan hakimlerce avukatlık mesleğini de kapsar şekilde yorumlanmasının açıkça hukuka aykırı olduğu, anılan hakimlerce verilen kararların HMK’nın 46/1-c madde ve bendindeki farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği iddiasıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1. maddesinde avukatlığın açıkça kamu hizmeti olduğu belirtilmiştir. Yine aynı maddedeki avukatlığın yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 5237 sayılı TCK'nın 6/1-c maddesindeki tanım, 1136 sayılı Kanun'un 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri düşünüldüğünde avukatların kamu görevlisi oldukları da yargı kararları ile kabul edilmiştir(Yargıtay 9. CD 03/06/2021 tarih ve 2020/731-2021/2802). ihbar olunan hakimlerce, 667 sayılı KHK da geçen “kamu hizmetinde istihdam” kavramı kamu hizmeti yapan bütün kamu görevlilerini (avukatları da) kapsayacak şekilde geniş yorumlanmış, Anayasa Mahkemesi ise “kamu hizmetinde istihdam” kavramında geçen istihdam kelimesinin devlete bağlı çalışma olarak yorumlanması gerektiğini, devlete bağlı olmayan çalışma yönünden 667 sayılı KHK daki yasağın geçerli olmayacağını belirtmiştir. Derece mahkemeleri ile Anayasa Mahkemesi kararları arasındaki farklılık “kamu hizmetinde istihdam” kelimesinin farklı şekilde yorumlanmasından kaynaklanmış olup, buna göre, derece mahkemelerince farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olmasından bahsedilmesi mümkün değildir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de ihlal kararında anılan kuraldan devlete bağlı olarak çalışmayı gerektirmeyen avukatlık mesleğinin de kapsama dahil olduğunun açıkça anlaşılamadığı vurgulanmıştır. Kapsamı açıkça anlaşılamayan bir kuralın derece mahkemelerince yeni yeni uygulanması sırasında farklı şekilde yorumlanması olağandır. HMK 46/1-c maddede belirtilen sorumluluk sebebinin bu gibi durumları kapsamadığından şüphe etmemek gerekir. Davacının iddiası ve gelişim biçimi itibariyle hukuki süreç işlemiştir. Davacı, HMK 46. maddede sayılan sınırlı hukuki sorumluluk nedenlerinin eldeki davada gerçekleştiğini kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Öte yandan HMK’nun 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasına hükmedilmesi gerektiğinden, bu konuda dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde bulundurulmuş, 1.000,00-TL disiplin para cezasının verilmesinin uygun olacağı değerlendirilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda gösterilen nedenlerle; 1-HMK'nun 46. maddesindeki şartlar oluşmadığından davanın esastan reddine, 2-HMK'nun 49.maddesine göre takdiren 1.000,00-TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline ve hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Alınması gereken 59,30-TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 853,90-TL'den mahsubuna, kalan 794,60 -TL'nin istek halinde davacıya iadesine, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 5.940,00-TL maddi tazminat, 5.940,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 11.880,00-TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, 5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına…” karar verilmiştir. Kararın Temyizi: 7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmiştir. II. GEREKÇE 8. Dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 9. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK’nın 46. maddesinde “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması” düzenlemesi bulunmaktadır. 10. Somut olayda HMK'nın 46. maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi yerindedir. 11. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. III. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacının temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 27.12.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
5. Ceza Dairesi, 2018/7953 E., 2022/892 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddelerindeki baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olduğuna ilişkin hükümler ile 5237 sayılı TCK’nin 6/1-c maddesindeki tanım ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; avukatların, 1136 sayılı Kanun'un 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barol
5. Ceza Dairesi         2018/7953 E.  ,  2022/892 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma HÜKÜM : Eylemin nitelikli zimmet suçunu oluşturduğu kabulüyle mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü: Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17/06/2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile katılan arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paraların teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı, hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nin 7/2. maddesinin ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nin 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 01/02/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1. maddesindeki avukatlığın kamu hizmeti ve yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 2. maddesinde yazılı amacı, 76/1 ve 109/1-2. maddelerindeki baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olduğuna ilişkin hükümler ile 5237 sayılı TCK’nin 6/1-c maddesindeki tanım ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; avukatların, 1136 sayılı Kanun'un 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden kamu görevlisi oldukları kabul edilmelidir (Gökcan, Hasan Tahsin/Artuç, Mustafa. Ceza Hukukunda Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri, 4. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2016, s.57). Öğretide de kabul edildiği üzere; TCK’nin 6. maddesi kapsamında, kamusal faaliyet yaptıkları, dolayısıyla kamu görevlisi oldukları konusunda, anılan maddenin gerekçesi karşısında bir kuşku bulunmayan avukatın, görevi sebebiyle kendisine teslim edilen müvekkiline ait parayı veya başka bir eşyayı müvekkiline vermemesi durumunda, zimmet suçunun oluşacağı ifade edilmektedir (Akçin, İhsan. Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar, 2.Baskı, Adalet Yayınevi Ankara (2019), s.50-51; Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Alşahin, M.Emin/Çakır, Kerim. Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18.Baskı, Ankara, (2019), s. 976-977; Artuç, Mustafa. Malvarlığına Karşı Suçlar, 3.Baskı, Adalet Yayınevi Ankara (2018), s.732; Mahmutoğlu, Fatih Selami. Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi. Beta İstanbul (2017), s. 66 (Dipnot 14); Aldemir, Hüsnü. Uygulamada Avukatlık Hukuku, Adalet Yayınevi Ankara (2018), s.700; Gökcan, Hasan Tahsin. Açıklamalı Avukatlık Yasası, 3.Baskı, Adalet Yayınevi Ankara (2012), s.181). Bu nedenle öğreti ve uygulamada kabul edildiği, TCK'nin 247. maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, zimmete geçirilen malın Devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı, kamu görevlisi olan avukatların 01/01/2009 tarihinden sonra görevleri nedeniyle zilyetliği kendilerine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü oldukları malları uhdelerinde tutmaları halinde 5237 sayılı TCK’nin 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun faili olabilecekleri kabul edilmelidir. Bu itibarla işin esası incelenerek bir karar verilmesi görüşünde olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk kabulüne iştirak edilmemiştir.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Kamu hastanelerinin özelleştirilmesi politikasını protesto etmek amacıyla yasal bir gösteri düzenleyen bir grup aktivist, eylemlerini hastane önüne taşıyarak, acil servis girişini insan zinciri oluşturmak suretiyle kapatmıştır. Bu eylem sonucunda, durumu kritik olan bir hastayı taşıyan ambulansın hastaneye girişi engellenmiş ve araç hareket edemez hale gelmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, faillerin cezai sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Failer, TCK m. 223 uyarınca ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçundan sorumludur; ancak fiilin yasal bir gösteri esnasında işlendiği kabul edileceğinden TCK m. 223/5 uyarınca ceza verilmez.
B) Failerin eylemi, hem TCK m. 113'teki kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi hem de TCK m. 223'teki ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçlarını oluşturduğundan, failler hakkında gerçek içtima kuralları uygulanır.
C) Eylemin TCK m. 113 kapsamında suç teşkil edebilmesi için cebir veya tehdit unsurunun bulunması zorunludur; olayda sadece pasif direniş söz konusu olduğundan, bu suçun unsurları oluşmamıştır.
D) Protestonun temel amacı hükümetin bir politikasını hedef aldığından, faillerin eylemi TCK m. 312'de düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı suç kapsamında değerlendirilmelidir.
E) Eylem, TCK m. 113'te tanımlanan kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçunu oluşturur ve suçun konusunun sağlık hizmeti olması nedeniyle aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca cezanın artırılması gerekir.