Türk Ceza Kanunu 129. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 129- (1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Kişinin hatırasına hakaret
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
346 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2021/18495 E., 2023/26340 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
11.08.2015 tarihli eylemi yönünden ise, hakaret suçunun karşılıklı işlendiği anlaşıldığından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilmiştir.
4. Ceza Dairesi 2021/18495 E. , 2023/26340 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/344 E., 2016/580 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜMLER : Beraat, ceza vermekten vazgeçilmesine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı anlaşılarak, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Mahkeme kararı ile sanık hakkında;
1. 15.07.2015 tarihli eylemi yönünden, atılı suçun yasal unsurlarının oluşmaması, yüklenen suç yönünden sanığın kastının bulunmaması nedeniyle, 5271 sayılı Kanun'un 232 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince sanığın beraatine karar verilmiştir.
2. 11.08.2015 tarihli eylemi yönünden ise, hakaret suçunun karşılıklı işlendiği anlaşıldığından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilmiştir.
3. Tebliğname'de ceza vermekten vazgeçilmesi kararı yönünden bozma yönünde görüş bildirilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteğinin; atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olduğuna, 15.07.2015 tarihli eyleminde atılı suçun unsurlarının oluştuğuna, sanığın paylaşımları ile müvekkilinin onur, şeref ve saygınlığının rencide edildiğine, bu paylaşımları herkesin görebileceği ... sayfasında paylaşarak hakaret suçunu işlediğinin sabit olduğuna, sanığın 11.08.2015 tarihli eylemine ilişkin olarak ise, Mahkemece müvekkilinin paylaşımı hakaret kabul edilerek hakaretin karşılıklı olduğundan ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilmesinin usûl ve yasaya aykırı olduğuna, müvekkilinin hakaret içerir bir eyleminin bulunmadığına, müvekkilinin eylemi ile hakaret suçunun oluşmadığına, müvekkilinin mesajında geçen şarlatan kelimesinin sanığa yönelik olmadığına, hakaret suçunun mağdurunun belirli olması gerektiğine, sözünde hakaret olmadığına, açıklanan nedenlerle sanığın cezalandırılması yerine yazılı şekilde verilen hükümlerin usûl ve yasaya aykırı olduğuna bu nedenlerle ve resen görülecek nedenlerle hükümlerin bozulması talebine yönelik olduğu anlaşılmıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Katılanın suç tarihi olan 15 Temmuz 2015 tarihinde ... Partisi'nin ... İl Başkanlığı, sanığın ise ... Partisi İl Başkanlığı görevini yürüttükleri, sanığın ... ve ... isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden 15 Temmuz 2015 tarihinde yayınladığı paylaşımlarında "...'nin koruma bekçiliğini üstlenenlere tek cümle yeter.Rin Tin Tin ......'nin savunmasını yapanlar varmış.kimmiş.Rin Tin Tin ....." şeklinde, 11 Ağustos 2015 tarihinde yayınladığı "basın açıklaması niyetine" başlıklı paylaşımında ise "..Dangalağın biri,...seviyesi düşük,şereften yoksun, kaportası bozuk, embesilin biri..il başkanı olduğun parti değilmi...,sütsüz.." şeklinde yaptığı paylaşımları nedeniyle sanık hakkında hakaret suçundan açılan davada, sanığın ilk eyleminde hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı ve sanığın hakaret kastının bulunmaması nedeniyle beraatine, ikinci eyleminde ise aynı gün sanığın da katıldığı şehit cenazesinden sonra katılanın kendi ... adresinden şehit cenazesine katılanlar ile ilgili şarlatan ifadesini kullanması, yine şehit cenazesine katılıp slogan atan kişileri kardeşlik iklimine gölge düşürmekle suçladığının anlaşılması nedeniyle hakaretin karşılıklı olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilmiştir.
2. Sanık paylaşımlarında hakaret kastının bulunmadığı yönünde savunmada bulunmuştur.
3.Suça konu sözlere ilişkin ... hesabındaki paylaşımlara ait çıktı örnekleri dosya içinde mevcuttur.
IV. GEREKÇE
Katılanın ... paylaşımlarındaki sözlerin sanığın da içerisinde yer aldığı topluluğa yönelik haksız tahrik niteliğinde sayılacağından tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
A. Sanık Hakkında 15.07.2015 Tarihli Eylemi Nedeniyle Verilen Beraat Hükmü Yönünden
1. Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Olay günü sanığın ... hesabında katılana hitaben yazdığı kabul edilen sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından, sanığın beraatine yönelik Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2. Sair Temyiz Sebepleri Yönünden
Sanık hakkında kurulan hükme yönelik yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Sanık Hakkında 11.08.2015 Tarihli Eylemi Nedeniyle Verilen Ceza Vermekten Vazgeçilmesi Hükmü Yönünden
1. Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Tüm dosya kapsamı ile katılanın ... hesabındaki paylaşımlarındaki sözlerinin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olması nedeniyle, sanık hakkında hakaretin karşılıklı olduğunun anlaşılması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesine ilişkin Mahkemenin delilleri takdir ve değerlendirmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2. Sair Temyiz Sebepleri Yönünden
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Yerel Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine ve incelenen dava dosyası içeriğine göre, kurulan hükümde, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen 5237 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hakaretin karşılıklı olarak işlendiğinin kabul edilmesi halinde, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, “ceza verilmesinden vazgeçilmesine” şeklinde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.
V. KARAR
A. Sanık Hakkında 15.07.2015 Tarihli Eylemle İlgili Verilen Beraat Hükmü Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık Hakkında 11.08.2015 Tarihli Eylemi Nedeniyle Verilen Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünün (B-2) bendinde açıklanan nedenle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 1412 sayılı Kanun'un 322 nci maddesi uyarınca, hüküm fıkrasına ''5237 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası'' ibaresinden sonra gelmek üzere ''5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 4 üncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına" ibaresinin eklenmesi suretiyle, hükmün Tebliğname'ye aykırı olarak oybirliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.12.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2019/5 E., 2022/32 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
nlar ile görüşmeye gittiğini ancak müdür olarak görevli katılan ...'in kendisine sen dağdan mı indin niye bağırıyorsun?' biçiminde sözler söylediğini iddia etmesi karşısında, olayın çıkış nedeni ve gelişmesi değerlendirilerek sonucuna göre TCK’nın 129. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
Ceza Genel Kurulu 2019/5 E. , 2022/32 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Sanık ...’ın kamu görevlisine karşı hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 3-a, 43 ve 53. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 10.05.2011 tarihli ve 493-718 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 29.05.2014 tarih ve 5315-19451 sayı ile;
"1- Sanığın aşamalardaki savunmalarında, 'oğlunun nöbetçi öğretmen tarafından dövüldüğünü söylemesi üzerine okul yöneticisi katılanlar ile görüşmeye gittiğini ancak müdür olarak görevli katılan ...'in kendisine sen dağdan mı indin niye bağırıyorsun?' biçiminde sözler söylediğini iddia etmesi karşısında, olayın çıkış nedeni ve gelişmesi değerlendirilerek sonucuna göre TCK’nın 129. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
2- Adli sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında, TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak sanığın aynı suçtan TCK’nın 125/1, 3-a, 43 ve 53. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ... 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.04.2015 tarihli ve 755-515 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 14.05.2018 tarih, 7150-7330 sayı ve oy çokluğu ile TCK’nın 53. maddesi yönünden hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiş,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Daire Üyesi H
"Sanık hakkında görevli memura hakaret suçlamasıyla açılan kovuşturmada sanığın TCK'nın 125/3-a maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş ve dairemiz çoğunluğuyla bu karar onanmıştır.
Sanık oğlunun okuldan erken dönmesi üzerine eve gelen oğlunun okulda nöbetçi öğretmen tarafından dövüldüğünü söylemi üzerine okula gitmiş ve idareci olan müştekiyle tartışmış ve kendisine 'Sen PKK'lısın, dağdan inmesin senden öğretmen bile olmaz' şeklinde hakaret ettiğini mahkeme kabul etmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi bir önceki bozmasında katılanın sanığa 'Sen dağdan mı indin niye bağırıyorsun!' biçiminde sözler söylediğinin iddia edilmesi karşısında TCK 129 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadığı gerekçesi ile kararı bozmuş ancak mahkemece katılanın bu yönde sözünün olmadığı gerekçesiyle haksız tahrik hükümleri uygulanmamıştır. Sanığın oğlunun dövülmesini öğrenmesi üzerine okula gitmiştir. Çocuğunun okulda dövüldüğünü öğrenen bir kişininde ilk olarak okul idaresiyle muhatap olması en doğal sonuçtur. Bu sebeple sanık ile okul idareceleri ve öğretmenleriyle çıkan tartışmada sanığın hakaret etmesi eyleminde, çocuğunun dövülmesinden dolayı söylediği sözlere haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekir. Döven öğretmen kadar idareninde burda sorumluluğu vardır. Kaldı ki söylenilen sözlerde çocuğun şiddet görmesini kınayan ve eleştiren 'Siz dağdan mı indiniz PKK'lımısınız sizden öğretmen olmaz' sözleridir ve şiddeti eleştiren sözlerdir. Bu sebeplerle sanık hakkında TCK 129 maddesindeki haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.",
Daire Üyesi Ö. Cevahir ise;
"Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanık hakkında TCK 129/1. maddede yer alan özel haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediği noktasındadır.
Sanığın oğlunun dövülmesini öğrendikten sonra bu konuyu okul yönetimi ile görüşmek üzere okula gittiği, müdür yardımcıları ile konuyu görüşürken tartıştıkları sonrasında gelen okul müdürü olan müştekiye 'Sen PKK’lısın dağdan inmesin, senden öğretmen bile olmaz' şeklindeki hakaret içeren sözleri söylemesi karşısında sanık hakkında TCK 129 md’nin uygulanması gerektiği düşüncesindeyim.
TCK 129/1 fıkrasında düzenlenen özel tahrik hükmü cezayı hafifleten veya ortadan kaldıran bir nedendir. Yasanın 29. maddesinde düzenlenen genel haksız tahrikten farklı olarak 129/1. maddede özel bir haksız tahrik hali düzenlenmiştir. Cezai sonuçları yönünden her iki düzenleme birbirinden farklıdır. Yine her iki düzenlemenin koşulları da birbirinden farklıdır. Somut olayda TCK 129/1. maddenin uygulanabilirliğinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin daha sağlıklı tartışılabilmesi için 129/1 maddenin şartlarına bakarsak;
1- Haksız bir fiilin varlığı;
Özel haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesinin ilk şartı haksız bir fiilin bulunması gerekir. Yani fiilin hukuka uygun olmaması gerekir. Fiilin haksız olması yeterli olup suç olması gerekmez. Fiilin haksızlığının değerlendirilmesi toplumda geçerli değer yargılarına göre yargıç tarafından yapılacaktır.
Somut olayda sanığın oğlunun okulda dövülmesinin haksız bir fiil olduğu, birinci koşulun gerçekleştiği sabittir.
2- Hakaretin haksız fiile tepki olarak gerçekleştirilmesi;
Hakaretin haksız bir fiile tepki olarak yapılması, failin haksız fiilin etkisi altında hakaret etmesi, haksız fiil ile hakaret arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Haksız fiilin mutlaka hakaret suçunun failine karşı gerçekleştirilmiş olması gerekmez. Üçüncü bir kişiyi hedef alan bir haksız fiilden nesnel olarak etkilenip tepki göstermesi makul sayılabilecek kişinin tepki göstererek hakaret etmesi halinde de haksız fiile tepki olarak hakaret şartı gerçekleşmiş olur.
Somut olayda oğlunun okulda dövülmesine tepki olarak hakaret suçu işleyen sanık haksız fiil doğrudan kendisine yönelmemiş olsa dahi nesnel bir bakış açısıyla haksız fiilden etkilenerek tepki niteliğinde hakaret ettiğinin kabulü gerekir. Somut olayda ikinci şart gerçekleşmiştir.
3- Hakaretin haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olması;
Hakaretin haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olarak yapılması gerekir. Haksız fiili yapan kişinin arkadaşına, akrabasına yönelik tepki olarak hakarette bulunulması hâlinde TCK 129. maddenin uygulanma şartları gerçekleşmemiştir.
Somut olayımızda, hakaretin, haksız fiili yapan, öğrencisini döven öğretmen dışında okul müdürü olan müştekiye karşı yapılması nedeniyle bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerekir.
Oğlunun okulda görevli öğretmen tarafından dövülmesi nedeniyle öfkeye kapılan sanığın bu fiilden okul yönetimini sorumlu tutması, haksız fiilin okul yönetiminden kaynaklandığını düşünerek okul idaresiyle görüşmeye gitmesi, yaşamın olağan akışına uygundur. Öğrencinin okulda görevli bir öğretmen tarafından dövülmesi olayında okul yönetiminin de sorumluluğu olduğunu düşünen sanığın bu haksız fiile karşı duyduğu tepki nedeniyle ve okula gittikten sonra okul idarecileri ile çıkan tartışma sonucunda müştekiye hakaret etmesinde üçüncü şartın da gerçekleştiği düşüncesindeyim.
Sanık lehine TCK 129/1. maddesinin uygulunmaması nedeniyle mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne karşıyım.",
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da 15.09.2018 tarih ve 428362 sayı ile;
"...İtiraza konu uyuşmazlık, sanık ...'ın okul idareceleri ve öğretmenleriyle çıkan tartışmada sanığın katılanlara yönelik hakaret etmesi eyleminde, TCK 129 maddesinde yazılı tahrik hükümlerinin uygulama olanağının bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Maddi olayda, sanık ... 60. Yıl ilköğretim okulunda okuyan oğlu...'ın okulda öğretmeni tarafından saçının çekildiği ve kendisine ... atıldığı nedenle duyduğu öfke ve kızgınlık ile oğlunun öğrenim gördüğü okula gittiği ve okulda müdür yardımcısı olarak görev yapan ...'un odasında oğluna yönelik kötü muamelede bulunulması için sorumlu bulunan kişilerle görüşmek istediğini belirttiği ve sanığın müdür yardımcısı ... ve diğer müdür yardımcısı olan katılan ... ile konuştuğu sırada, bağırarak katılan ...'a hitaben 'Siz nasıl öğretmensiniz, sizden eğitimci olmaz.' demek suretiyle mağdura hakaret ettiği,
Aynı Okulda Okul Müdürü olarak görev yapan katılan ...'in müdür yardımcısı olan ...'un odasından gelen sesleri duyması üzerine odaya girdiği ve sanığın, kendisini okul müdürü olarak tanıtıp tartışma konusunun ne olduğunu sorduğunda, sanık ...ın bu kez lise müdürü olan ...'e 'Sen ne biçim müdürsün senden öğretmen bile olmaz ben hakaret edebilirim ben veliyim, sen dağdan inmesin.' diyerek hakaret ettiği şeklinde gerçekleşen eylemlerinde,
TCK 129/1 fıkrasında düzenlenen özel tahrik hükmü cezayı hafifleten veya ortadan kaldıran bir nedendir. Yasanın 29. maddesinde düzenlenen genel haksız tahrikten farklı olarak 129/1. maddede özel bir haksız tahrik hali düzenlenmiştir. Cezai sonuçları yönünden her iki düzenleme birbirinden farklıdır.
TCK 129 maddesinin uygulanabilmesinin koşulları,
1- Haksız bir fiilin varlığı;
Özel haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesinin ilk şartı haksız bir fiilin bulunması gerekir. Yani fiilin hukuka uygun olmaması gerekir. Fiilin haksız olması yeterli olup suç olması gerekmez. Fiilin haksızlığının değerlendirilmesi toplumda geçerli değer yargılarına göre yargıç tarafından yapılacaktır.
Somut olayda sanığın oğlunun okulda dövülmesinin haksız bir fiil olduğu, birinci koşulun gerçekleştiği sabittir.
2- Hakaretin haksız fiile tepki olarak gerçekleştirilmesi;
Hakaretin haksız bir fiile tepki olarak yapılması, failin haksız fiilin etkisi altında hakaret etmesi, haksız fiil ile hakaret arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Haksız fiilin mutlaka hakaret suçunun failine karşı gerçekleştirilmiş olması gerekmez. Üçüncü bir kişiyi hedef alan bir haksız fiilden nesnel olarak etkilenip tepki göstermesi makul sayılabilecek kişinin tepki göstererek hakaret etmesi hâlinde de haksız fiile tepki olarak hakaret şartı gerçekleşmiş olur.
Somut olayda oğlunun okulda dövülmesine tepki olarak hakaret suçu işleyen sanık haksız fiil doğrudan kendisine yönelmemiş olsa dahi nesnel bir bakış açısıyla haksız fiilden etkilenerek tepki niteliğinde hakaret ettiğinin kabulü gerekir. Somut olayda ikinci şart gerçekleşmiştir.
3- Hakaretin haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olması;
Hakaretin haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olarak yapılması gerekir. Haksız fiili yapan kişinin arkadaşına, akrabasına yönelik tepki olarak hakarette bulunulması hâlinde TCK 129 maddenin uygulanma şartları gerçekleşmemiştir.
Somut olayımızda, hakaretin, haksız fiili yapan, öğrencisini döven öğretmen dışında okul müdürü olan müştekiye karşı yapılması nedeniyle bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin karar yerinde tartışılması gerekmektedir.
Oğlunun okulda görevli öğretmen tarafından dövülmesi nedeniyle öfkeye kapılan sanığın bu fiilden okul yönetimini sorumlu tutması, haksız fiilin okul yönetiminden kaynaklandığını düşünerek okul idaresiyle görüşmeye gitmesi, yaşamın olağan akışına uygundur. Öğrencinin okulda görevli bir öğretmen tarafından dövülmesi olayında okul yönetiminin de sorumluluğu olduğunu düşünen sanığın bu haksız fiile karşı duyduğu tepki nedeniyle ve okula gittikten sonra okul idarecileri ile çıkan tartışma sonucunda müştekiye hakaret etmesinde üçüncü şartın da gerçekleştiği kabul edilmelidir.
Sanık hakkında verilen ilk hüküm, Yargıtay 4. Ceza Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonucunda, katılanın sanığa 'Sen dağdan mı indin niye bağırıyorsun!' biçiminde sözler söylediğinin iddia edilmesi karşısında TCK 129 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadığı gerekçesi ile kararı bozmuş ancak mahkemece katılanın bu yönde sözünün olmadığı gerekçesiyle haksız tahrik hükümleri uygulanmamıştır.
Sanığın oğlunun dövülmesini öğrenmesi üzerine, okula gitmiştir. Çocuğunun okulda dövüldüğünü öğrenen bir kişininde ilk olarak okul idaresiyle muhatap olması en doğal sonuçtur. Bu sebeple sanık ile okul idareceleri ve öğretmenleriyle çıkan tartışmada sanığın oğlunun şiddet görmesini kınayan ve eleştiren sözlerle hakaret etmesi eyleminde, çocuğunun kötü muameleye maruz kalması nedeniyle, atılı suçu işlediği ve sanığın, sarf ettiği sözlerin TCK 129/1 maddesi kapsamında bulunduğu ve sanık ... hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği açıkça görülmektedir..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 07.11.2018 tarih, 6235-14582 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 129. maddesinde düzenlenen özel haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de; yapılan müzakere sırasında bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince Yerel Mahkemece verilen hükmün yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece bozma sonrası kurulan hükmün "Delillerin Tartışılması ve Değerlendirilmesi" bölümünde; "Yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre: Sanık hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan kapatılan ... 1. Sulh ceza mahkemesinin 2010/493 esas - 2011/718 karar sayılı ilamı ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın temyiz üzerine Yargıtay 4. Ceza dairesine bozma ilamı ile sanık hakkında hükmünün uygulanmayacağının tartışılmaması nedeniyle bozulmasına karar verildiği, sanık aşamalardaki savunmalarında müdür olarak görevli katılan kendisine 'sen dağdan mı indin, niye bağırıyorsun' diye söylediğini beyan etmişse de tanık ve katılanların alınan beyanlarında bu hususta herhangi bir beyan olmadığı anlaşılmakla katılandan kaynaklanan haksız bir eylem bulunmadığı değerlendirilerek sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek sanığın sabit olan eylemi nedeniyle önceki hükümde aleyhe temyiz bulunmaması da dikkate alınarak TCK 58. maddesi yönünde sanığın kazanılmış hakkı korunarak sanık hakkında hüküm kısmında belirtilen diğer gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." açıklamalarına yer verilerek yalnızca bozma kararında değinilen hususlar değerlendirilmiş, CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde değinildiği üzere bir mahkûmiyet hükmünde bulunması gereken "Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi" zorunluluğuna uyulmadığı anlaşılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlığını taşıyan 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dâhil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde;
"1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir."
Hükümlerine yer verilmiştir.
Bu bağlamda, Anayasa'nın 141 ile CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur.
Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (AYM, B.N: 2013/7800, 18.6.2014, & 31; AİHM, Hadjianastassıou/Yunanistan Kararı, 16.12.1993, & 33).
Mahkemelerin davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir (AYM; B.N: 2013/7970, 10.06.2015, & 41). Böylece davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymaları da sağlanacaktır (AYM; B.N: 2012/1034, 20/3/2014, & 34).
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Yerel Mahkemece bozma sonrası kurulan hükmün "Delillerin Tartışılması ve Değerlendirilmesi" bölümünde; "Yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre: Sanık hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan kapatılan ... 1. Sulh ceza mahkemesinin 2010/493 esas - 2011/718 karar sayılı ilamı ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın temyiz üzerine Yargıtay 4. Ceza dairesine bozma ilamı ile sanık hakkında hükmünün uygulanmayacağının tartışılmaması nedeniyle bozulmasına karar verildiği, sanık aşamalardaki savunmalarında müdür olarak görevli katılan kendisine 'sen dağdan mı indin, niye bağırıyorsun' diye söylediğini beyan etmişse de tanık ve katılanların alınan beyanlarında bu hususta herhangi bir beyan olmadığı anlaşılmakla katılandan kaynaklanan haksız bir eylem bulunmadığı değerlendirilerek sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek sanığın sabit olan eylemi nedeniyle önceki hükümde aleyhe temyiz bulunmaması da dikkate alınarak TCK 58. maddesi yönünde sanığın kazanılmış hakkı korunarak sanık hakkında hüküm kısmında belirtilen diğer gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." açıklamalarına yer verilerek yalnızca bozma kararında değinilen hususlar değerlendirilmiş, CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtildiği üzere bir mahkûmiyet hükmünde bulunması gereken "Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi" zorunluluğuna uyulmadığı anlaşılmıştır.
Anayasa'mızın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34. maddeleri uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması ve gösterilen gerekçenin de dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi gerektiği, mahkemelerce yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesinin kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku bulunmadığı; bu bağlamda CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde değinildiği üzere bir mahkûmiyet hükmünde bulunması gereken "Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi" zorunluluğuna uyulmadan kurulan hükmün kanun koyucunun aradığı anlamda yasal ve yeterli gerekçe içermediği açıktır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Yerel Mahkeme hükmünün saptanan bu usuli nedenlerden dolayı diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 14.05.2018 tarihli ve 7150-7330 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- ... 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.04.2015 tarihli ve 755-515 sayılı mahkûmiyet hükmünün, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34 ve 230. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.01.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2022/11978 E., 2022/25216 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Hakaret suçundan suça sürüklenen çocuk ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 129/3, 31/3, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 400,00 Türk lirası adlî para cezası;
4. Ceza Dairesi 2022/11978 E. , 2022/25216 K.
"İçtihat Metni"
KARAR
Hakaret suçundan suça sürüklenen çocuk ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 129/3, 31/3, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 400,00 Türk lirası adlî para cezası; aynı suçtan suça sürüklenen çocuk ...'in, anılan Kanun'un 125/1, 125/4, 129/3, 31/2, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 300,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl denetim süresi belirlenmesine dair ... Asliye Ceza Mahkemesinin 30/01/2018 tarihli ve 2017/326 esas, 2018/33 sayılı kararının 19/03/2018 tarihinde kesinleşmesini müteakip, suça sürüklenen çocukların denetim süresi içerisinde 23/04/2018 tarihinde kasıtlı suç işlediklerinin ihbarı üzerine yapılan yargılamada, 5271 sayılı Kanun’un 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasına, suça sürüklenen çocuk ...'in, 5237 sayılı Kanunu'nun 125/1, 125/4, 129/3, 31/3, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 400,00 Türk lirası adlî para cezası; suça sürüklenen çocuk ...'in, anılan Kanun'un 125/1, 125/4, 129/3, 31/2, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 300,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmalarına dair ... Asliye Ceza Mahkemesinin 09/01/2020 tarihli ve 2019/365 esas, 2020/6 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/07/2022 gün ve 2022/100177 sayılı istem yazısıyla dava dosyaları Daireye gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında “... Asliye Ceza Mahkemesinin 09/01/2020 tarihli kararının kesinleşmesini müteakip, anılan karardaki ceza tayinine ilişkin hatalı kısımların düzeltilmesine ilişkin aynı Mahkemenin 20/02/2020 tarihli ve 2019/365 esas, 2020/6 sayılı ek kararının hukuki değerden yoksun olduğu gözetilerek yapılan incelemede,
Dosya kapsamına göre;
1-Kayden 27/10/2001 doğumlu olup, suçun işlendiği 09/03/2017 tarihinde 15-18 yaş grubu aralığında bulunduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuk ... hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1. maddesi uyarınca tayin olunan 90 gün karşılığı adli para cezası temel ceza üzerinden, aynı Kanun'un 125/4, 129/3, 31/3 ve 62/1. maddeleri gereğince sırasıyla 1/6 oranında artırım, 2/3, 1/3 ve 1/6 oranlarında indirim uygulanarak 19 gün adli para cezası yerine 20 gün adli para cezasına hükmedilip, anılan Kanun'un 52/2. maddesi uyarınca günlüğü 20,00 Türk lirası üzerinden 380,00 Türk lirası adli para cezası yerine fazla ceza tayini ile 400,00 Türk lirası adli para cezasına hükmedilmesinde,
2-Kayden 26/09/2003 doğumlu olup, suçun işlendiği 09/03/2017 tarihinde 12-15 yaş grubu aralığında bulunduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuk ... hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1. maddesi uyarınca tayin olunan 90 gün karşılığı adli para cezası temel ceza üzerinden, aynı Kanun'un 125/4, 129/3, 31/2 ve 62/1 maddeleri gereğince sırasıyla 1/6 oranında artırım, 2/3, 1/2 ve 1/6 oranlarında indirim uygulanarak 14 gün adli para cezası yerine 15 gün adli para cezasına hükmedilip, anılan Kanun'un 52/2. maddesi uyarınca günlüğü 20,00 Türk lirası üzerinden 280,00 Türk lirası adli para cezası yerine fazla ceza tayini ile 300,00 Türk lirası adli para cezasına hükmedilmesinde,
İsabet görülmemiştir." denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
Yerel Mahkeme'nin, 09/01/2020 tarihli kararı ile dosyadan el çektikten sonra vermiş olduğu kararda değişiklik yapamayacağı, bu nedenle 20/02/2020 tarihli ek kararın hukuki değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
1-Suça sürüklenen çocuk ... hakkında hakaret suçundan, TCK’nın 125/1 maddesi gereğince 90 gün adli para cezasına hükmedildiği, aynı Yasanın 125/4. maddesi gereğince 1/6 oranında artırım yapılırken yapılan hesap hatası sonucu 105 gün adli para cezası yerine 112 gün adli para cezasına hükmedildiği ve uygulamaya göre sonuç cezanın 380 TL yerine 400 TL adli para cezası olarak fazla belirlenmesi,
2-Suça sürüklenen çocuk ... hakkında hakaret suçundan, TCK’nın 125/1 maddesi gereğince 90 gün adli para cezasına hükmedildiği, aynı Yasanın 125/4. maddesi gereğince 1/6 oranında artırım yapılırken yapılan hesap hatası sonucu 105 gün adli para cezası yerine 112 gün adli para cezasına hükmedildiği ve uygulamaya göre sonuç cezanın 280 TL yerine 300 TL adli para cezası olarak fazla belirlenmesi kanuna aykırı bulunmuştur.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
I- Hakaret suçundan suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkında, ... Asliye Ceza Mahkemesinin 09/01/2020 tarihli ve 2019/365 esas, 2020/6 sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Karardaki hukuka aykırılık suça sürüklenen çocuklara daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmekle, aynı Yasa maddesinin 4-d fıkrası uyarınca,
1- Suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK'nın 125/1 maddesi gereğince 90 gün olarak belirlenen adli para cezasından, TCK’nın 125/4 maddesiyle 1/6 oranında artırım yapılarak sanığın 105 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 129/3 maddesi gereğince 2/3 oranında indirim yapılarak 35 gün adli para cezası ile cezalandırlmasına, TCK'nın 31/3 maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapılarak 23 gün adli para cezası ile cezalandırlmasına, bu cezadan TCK’nın maddesiyle 1/6 oranında indirim yapılmak suretiyle 19 gün adli para cezası ile cezalandırlmasına, TCK'nın 52/2. maddesi gereğince günlüğü 20 TL üzerinden sonuç cezanın 380 TL olarak belirlenmesine,
2-Suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK'nın 125/1 maddesi gereğince 90 gün olarak belirlenen adli para cezasından, TCK’nın 125/4 maddesiyle 1/6 oranında artırım yapılarak sanığın 105 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 129/3 maddesi gereğince 2/3 oranında indirim yapılarak 35 gün adli para cezası ile cezalandırlmasına, TCK'nın 31/2 maddesi gereğince 1/2 oranında indirim yapılarak 17 gün adli para cezası ile cezalandırlmasına, bu cezadan TCK’nın maddesiyle 1/6 oranında indirim yapılmak suretiyle 14 gün adli para cezası ile cezalandırlmasına, TCK'nın 52/2. maddesi gereğince günlüğü 20 TL üzerinden sonuç cezanın 280 TL olarak belirlenmesine,
II- İnfazın bu miktarlar üzerinden yapılmasına, kararda yer alan diğer hususların olduğu gibi bırakılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 13/12/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2021/466 E., 2021/11294 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2- 5237 sayılı Kanun'un 129/1. maddesinde yer alan “Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” şeklindeki hüküm ile hakaret suçlarına özel tahrik düzenlemesi yapıldığı,
4. Ceza Dairesi 2021/466 E. , 2021/11294 K.
"İçtihat Metni"
KARAR
Hakaret suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 43/2, 29, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.620,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/01/2020 tarihli ve 2019/161 esas, 2020/30 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre;
1- Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28/02/2017 tarihli ve 2014/4-757 esas, 2017/113 karar sayılı ilamında, “...5237 sayılı TCK'nın 125. maddesinin dördüncü fıkrasında hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun nitelikli bir şekli olarak kabul edilmiştir. Bu fıkraya ilişkin madde gerekçesinde, aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması şeklinde belirtilmiştir. Hakaret suçunun, belirsiz sayıdaki kişiler tarafından işitilebilecek, görülebilecek ve algılanabilecek bir ortamda veya çok sayıda kişinin öğrenmesini sağlayacak herhangi bir araçla işlenmesi halinde, aleniyet vardır. Aleniyetin varlığı için, çok sayıda insanın hakareti öğrenmesinin olanaklı olması yeterlidir; söylenenlerin fiilen duyulması şart değildir. Aleniyet halinde, mağdur, hakaretin az sayıda kişi önünde gerçekleşmesine oranla, daha fazla rencide olacağı için, bu nitelikli hal kabul edilmiştir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, 3. Baskı, 2016, s. 235). Suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde de alenen işlendiği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın hakaret fiilini apartman boşluğunda gerçekleştirdiği olayda; apartman boşluğunun herkese açık bir yer olmayıp, apartman sakinlerinin kullanımına mahsus olması ve apartman boşluğunda söylenen sözlerin herkes tarafından duyulma imkanının bulunmaması karşısında, aleniyet unsuru oluşmadığı halde hakaret suçunun alenen işlendiği kabul edilerek sanığın cezasında artırım yapılması yasaya aykırıdır. Belirtilen nedenlerle, hakaret suçunun işlendiği apartman boşluğunun aleni yer olmadığı gözetilmeden, sanığın cezasında TCK'nın 125. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca artırım yapılması yasaya aykırı olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu yönünden değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir....” şeklinde belirtildiği üzere, herkese açık olmayan apartman boşluğu gibi yerlerde suçun işlenmesi halinde aleniyet unsurunun gerçekleşmiş olmayacağı nazara alındığında, somut olayda müştekilerin ikametinin bahçesinde gerçekleşen eylem nedeniyle hakaret suçunun alenen işlendiğinin kabul edilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde sanığın cezasında artırım yapılmasında,
2- 5237 sayılı Kanun'un 129/1. maddesinde yer alan “Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” şeklindeki hüküm ile hakaret suçlarına özel tahrik düzenlemesi yapıldığı, somut olayda Mahkemece sanığın hakaret fiilini, müştekinin haksız eyleminden dolayı tahrik altında işlediğinin kabul edilmesine rağmen, yapılan haksız tahrik uygulamasında, hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren 5237 sayılı Kanun'un 129. maddesi yerine, aynı Kanun'un 29. maddesinin uygulanmasında,
İsabet görülmemiştir.” denilmektedir.
I- Hukuksal Değerlendirme:
A-Bir Numaralı Talep Açısından:
5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun’un 4. fıkrasında da “Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aleniyet hakaret eyleminin herkesin duyabileceği, görebileceği ve sayısı belli olmayan birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması anlamına gelmektedir. Aleniyet nedeniyle artırım yapılmasının amaçlarından biri mağdurun onur ve şöhretinin, fiili başkalarının duyması veya duymasına açık olması nedeniyle daha fazla zarar görmesi diğeri ise hukuka aykırılık teşkil eden fiilin bizatihi aleni olarak icra edilmesidir.
İnceleme konusu somut olayda; sanığın, hakaret içeren sözlerini tam olarak nerede söylediği tespit edilmeden sanık hakkında aleniyet artırımı yapılarak fazla ceza verilmesi hukuka aykırıdır.
B-İki Numaralı Talep Açısından:
Hakaret suçlarında özel tahrik hükümleri içeren TCK'nın 129. maddesinin 1. fıkrası: “Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” hükmünü içermektedir.
Genel bir tahrik hükmü olan TCK'nın 29. maddesi ise: “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
İncelenen somut olayda, mahkemece hakaret suçundan mahkum edilen sanığın, eylemini haksız tahrik altında işlediğinin kabulüyle, TCK'nın 29/1. maddesi uyarınca cezasından 1/4 oranında indirim yapıldığı ve sanığın neticeten 1.620 TL adli para cezasıyla cezalandırıldığı görülmektedir. Ancak yapılan haksız tahrik uygulamasında, hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren TCK'nın 129. maddesi yerine, aynı Kanun'un genel tahrike dair 29. maddesinin uygulanması, hukuka uygun görülmemiştir.
II-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1-Hakaret suçundan sanık ... hakkında, Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/01/2020 tarihli ve 2019/161 esas, 2020/30 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2-Aynı Kanun maddesinin 4-b fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Adalet Bakanlığı'na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 29/03/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/15 E., 2021/106 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
"1- Hakaret eyleminin, katılanın haksız davranışı nedeniyle gerçekleştiğinin kabul edilmesi karşısında, haksız tahrik uygulamasında, hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren TCK'nın 129. maddesi yerine, aynı Kanun'un genel tahrike dair 29.
Ceza Genel Kurulu 2018/15 E. , 2021/106 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 204-219
Sanık ...'in kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/3-a, 125/4, 29, 62, 50/1-a ve 52. maddeleri gereğince 5.240 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.04.2014 tarihli ve 204-219 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı, katılan ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 02.10.2017 tarih ve 39502-9975 sayı ile;
"1- Hakaret eyleminin, katılanın haksız davranışı nedeniyle gerçekleştiğinin kabul edilmesi karşısında, haksız tahrik uygulamasında, hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren TCK'nın 129. maddesi yerine, aynı Kanun'un genel tahrike dair 29. maddesinin uygulanması,
2- Seçimlik ceza öngören hakaret suçunda tercih edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilemeyeceği gözetilmeyerek TCK’nın 50/2. maddesine aykırı davranılması,
3- Sanığın adli sicil kaydında bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının mahkûmiyet hükmü sayılamayacağı ve sanığın duruşmada alınan savunmasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanmasına dair hükümlerin uygulanmasını talep ettiği dikkate alındığında, CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesine objektif koşullar bakımından engel hâli bulunmayan sanığın pişmanlığı, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda bir değerlendirme yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, hükmün açıklanmasının geri bırakılması dair hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.11.2017 tarih ve 64511 sayı ile;
"...Maddi olayda, İzmir Barosu avukatlarından olan sanık ...'in İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin duruşma salonununda kendisinin vekil sıfatıyla takip ettiği dosya dışında, başkasına ait duruşmanın yapıldığı sırada mahkeme salonuna girmek istediği ancak mahkeme mübaşirinin sanığa, duruşma devam ederken kimsenin salona alınmadığını ve ancak celse arasında içeri girilebileceğini söylemesine rağmen sanığın salona girmek istemesi üzerine Mahkeme Hâkimi olan katılan ... tarafından da bu durumun sanığa hatırlatılması üzerine, sanığın, Mahkeme Hâkimi olan katılana yönelik olarak 'Ben çıkmıyorum, beni buradan kimse çıkartamaz, duruşmalar açık değil mi? Gizlilik kararı mı var?' şeklinde sözler söylemek suretiyle duruşma salonundan çıkmak istememesi üzerine durumun polise bildirildiği, olay yerine gelen polis memurlarının sanığı dışarıya çıkarmaya çalıştıkları sırada da sanık ...'in, çıkmayacağını beyan ettikten sonra katılana yönelik olarak 'Sen kanun musun? Sen kimsin? Asıl seni o kürsüden indirip dışarı atmak lazım!' şeklinde sözler söylediği ayrıca polis memurlarınca koridora çıkartılmasından sonra ve koridorda bulunduğu sırada ise 'Sen beni dışarı çıkaramazsın, ben seni o kürsüden indireceğim!' şeklinde sözler söyledikten sonra yüksek sesle 'Serseri, serseri, serseri!' şeklinde sözler söylemek şeklinde gerçekleşen eylemde;
Sanığın sarf ettiği sözlerin, özellikle 'Serseri' sözünün hakaret suçunu oluşturduğu ve Yüksek Mahkemece sanığın görevli memura hakaret suçunu işlediği konusunda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak, duruşmanın düzeninin mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanacağına ve mahkeme başkanı veya hâkimin duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla, salondan çıkarılmasını emredeceğine ilişkin CMK'nın 203. maddesi nazara alındığında, katılanın bu yetkisini kullanmaya yönelik sarfettiği 'Çık dışarı!' şeklindeki sözlerinin sanık yararına haksız tahrik oluşturmayacağının nazara alınmaması hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
Kaldı ki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Üçüncü Dairesince 13.09.2012 tarihli ve 2012/5654 sayılı karar ile İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi ... hakkında soruşturma izin verilmesine yer olmadığına ilişkin kararda da belirtildiği üzere, duruşmanın disiplinini sağlamaya yönelik sarf edilen sözlerin sorumluluğu gerektiren bir yönünün bulunmadığı ve duruşmanın sevk ve idaresinin mahkeme hâkimine ait olduğu ve kendisinin takdirinde bulunduğu yönündeki açıklamaları da göz önüne alındığında; katılan hâkimin 'Çık dışarı!' şeklindeki sözlerinin haksız tahrik oluşturmadığının kabul edilmesi gerektiği.
.." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 04.12.2017 tarih ve 7253-14154 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenip işlenmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 27.11.2012 tarihli ve 35854 sayılı kararı ile sanık hakkında soruşturma izni, 11.03.2013 tarihli ve 9688 sayılı kararı ile de kovuşturma izni verildiği,
İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/636 esas sayılı dosyası kapsamında yapılan 14.06.2011 tarihli duruşmaya ilişkin tutanağa göre; sanık ...'in şikâyetçi ...'e yönelik silahla tehdit ve hakaret iddiaları ile açılan kamu davasının 14.06.2011 tarihli ikinci duruşmasına sanık ve şikâyetçinin geldikleri, sanığın savunmasının alındığı, şikâyetçinin beyanda bulunduğu, sanıktan son sözünün sorulduğu, bu sırada kimliği bilinmeyen bir şahsın duruşma salonunun kapısında yazılan talimatlara aykırı olarak duruşmanın devamı sırasında içeri girdiği, mübaşir ...'ın, duruşma salonuna giren şahsa, duruşma salonuna yalnızca celse arasında girilip çıkılabileceğini, duruşmanın devamı sırasında içeri girilip çıkılmaması gerektiğini söylediği, buna rağmen şahsın duruşma salonuna girdiği, mahkeme hâkiminin kendisine aynı kuralları hatırlattığı, şahsın "Ben çıkmıyorum, beni kimse buradan çıkaramaz, duruşmalar açık değil mi, gizlilik kararı mı var?" dediği, mahkeme hâkiminin şahsa, celse aralarında girip çıkması gerektiğini söylediği, şahsın "Ben çıkmıyorum!" dediği, duruşmanın yapılamayacak hâle geldiği, şahsın dışarı çıkmak istemediği, mübaşirin uyarılarını dikkate almadığı, direndiği, koridorda bekleyen Alsancak Karakolunda görevli polis memuru Ferzande Aydemir'in olaya müdahale ettiği, şahsa dışarı çıkmasını söylediği, şahsın "Çıkmıyorum!" dediği ve duruşma hâkimine hitaben "Sen kanun musun, sen kimsin? Asıl seni o kürsüden indirip dışarı atmak lazım!" dediği, polis memuru Ferzande Aydemir vasıtası ile şahsın dışarı çıkartıldığı, Adliye Karakolundan polis memurunun çağrıldığı, şahsın kimliğinin tespitine çalışıldığı, şahsın "Polis memurlarına kimliğimi vermiyorum!" dediği, polis memurlarına mahkeme hâkimi tarafından talimat verildiği, kimliğin tespit edilmesi, tutanağın tutulması ve getirilmesinin istendiği, duruşmanın bitirildiği, sanık hakkında hüküm tesis edildiği, başka bir hususun zapta geçirilmediği ve duruşmaya son verildiği,
İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/419 esas sayılı dosyasının incelemesinde; dosyanın sanığı ... hakkında dosyanın mağduru ...'e yönelik çocuğun basit cinsel istismarı, güveni kötüye kullanma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/96 esas sırasına kayden kamu davası açıldığı, Mahkeme Hâkimi (23640) ...'in 22.02.2011 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verdiği ve 22.02.2011 tarihinde aynı Hâkim tarafından hazırlanan tensip zaptı ile ilk duruşmanın 14.06.2011 tarihinde saat 10.15'de yapılmasına karar verildiği, 14.06.2011 tarihinde anılan Hâkimin çıktığı oturumda; dosyanın şikâyetçileri, mağduru ve vekilleri olan Avukat ... ile sanığın duruşmaya geldikleri, saatin 14.45 olduğu, iddianamenin ve iddianamenin kabulü kararının okunduğu, tanık yoklamasının yapıldığı, dosyanın tanığı Mustafa Kapar’ın hazır olduğunun görüldüğü, "Avukat ..." olduğunu söyleyen bir kişinin gelmesi üzerine kendisinden avukat kimliğinin istendiği, ancak anılan şahsın avukat kimliğini vermek istemediği, Baro Başkanı ...ın araya girdiği ve Avukat ...'den aldığı kimliği Mahkemeye sunduğu, Avukat ...’in söz aldığı, vekâletinin mevcut olduğunu, kimlik göstermeyeceğini beyan ettiği, Baro Başkanının kimliği alarak mahkemeye gösterdiği, Avukat ...'in söz alarak bu durumun çok komik olduğunu söylediği, fotokopisi alınan kimliğin Avukat ...'e iade edildiği, adı geçene, İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen bir dosyada avukat kimliği ile bir başka şahsın duruşmalara girdiğinin ve sahte avukatlık olayları olduğunun bildirildiği,
Sanık ile avukat olan tanıklar Mehmet Nuri Duygu ve Ümit İzmirli tarafından düzenlenen 14.06.2010 (2011) tarihli tutanakta aynen; "İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesi Salonuna duruşmamı beklemek için girdiğimde, duruşma yargıcı, 'mübaşiri dinle, dışarı çık' diye tarafıma uyarıda bulundu, ben 'Bu nereden çıktı? Duruşmalar alenidir, gizlilik kararı mı aldınız?' diye sorduğumda, ses tonunu yükselterek, içeride hazır olunan meslektaşlarımın ... huzurunda, 'Çık dışarı, atın bunu dışarı, polis çağırın!' tarafıma hakarete varan sözler söyledi. İş bu tutanak, ilgili yargıçla ilgili yasal haklarımı kullanmak üzere tutulmuştur." hususlarına yer verildiği,
Polis Memuru olan tanıklar Veysel Kaymaz ve Rahim Genç tarafından düzenlenen 14.06.2011 tarihli tutanakta aynen; "14.06.2011 günü saat 11.30 sıralarında 13. Asliye Ceza Mahkemesi mübaşirince görevli istenmesi üzerine anılan yere gidildiğinde, Hâkim ...’in dışarıda bir şahıs var kendisinin kimlik bilgilerinin alınmasını istemesi üzerine, anılan şahsa sorulduğunda kendisinin avukat olduğunu biz görevlilere de kimliğini veremeyeceğini ve kimlik göstermeyeceğini, yaptığımız işin yasal olmadığını onun için kimlik bilgilerimi de soramazsınız demesi üzerine, tekrar Hâkim ...’e durum anlatılmış, ancak ben emir veriyorum alacaksınız demesi üzerine anılan avukatın haricen Baro levhasından ismi ... olduğunun öğrenildi ve baro levhasıyla birlikte Hâkim beye gösterildi, ancak ben bu şekilde ismini istemiyorum, kimliğinin fotokopisini ve tutanakla birlikte getirilmesini istemesi üzerine şahsa konu tekrar anlatıldı, aynen yasal olarak savcının emri olmadan benden kimlik istemeniz ve kimlik bilgilerini de hâkim beyin emriyle alamayacağımızı söylemesi ve karakola da davet etmemize rağmen onun da yasal olmadığını beyan etmesi üzerine durumu görevli C.S.ına bildirilmek üzere iş bu tutanak tarafımızdan tanzimle imza altına alınmıştır." biçiminde,
Aynı tanıklarca düzenlenen diğer tutanakta ise, aynen; "14.06.2011 günü saat 11.30’da 13. A.S.M'sinde Hâkim ...’e kimliğini beyan etmeyen ve tarafından istenilmesine rağmen kimliğini ve görevli Avukatlık kimliğini ibraz etmeyen biz görevlilere de siz bana kimliğimi soramazsınız. Size de kimliğimi vermem demesi üzerine yapılan araştırmada Baro levhasından isminin ... olduğu bakıldığında resminin de anılan şahısla aynı olduğu biz görevlilerce de teyit edilmiş olup, İzmir Barosu ve sitesinde de şahsın kimlik bilgileri çıkartılarak ... sicilinin 6988 olduğu 1720 Sk. No: 33/3 Karşıyaka/İzmir olduğu tarafımızdan tespitle iş bu tutanağı tarafımızdan tanzim ile imza altına alınmıştır." şeklinde tespitlerin bulunduğu,
Yazı İşleri Müdürü Hülya Öz, Zabıt Kâtibi Elif Öztürk ve Avukat Çağdaş Atli tarafından düzenlenen 14.06.2011 tarihli tutanakta aynen; "14.06.2011 günü saat 11.15 sıralarında mahkeme duruşmalarının yapıldığı sırada mahkeme mübaşiri ... tarafından kaleme gelinerek duruşmanın devamının sağlanması açısından acele adliye karakolundan görevli polis memuru çağrılmasının istendiği bildirmiş, mahkeme yazı işleri müdürünce adliye karakoluna telefon edilerek çok acele duruşma salonuna görevli polis memuru gönderilmesi istenmiş, duruşma salonundan yükselen seslerin kaleme kadar duyulması üzerine kalem personelince kalemden çıkılıp duruşma salonunun kapısına doğru çıkıldığı sırada koridorda kimliğini bilmediğimiz bir şahsın mahkeme hâkimine hitaben 'Sen beni dışarı çıkaramazsın ben seni kürsüden indireceğim!' diyerek mahkeme hâkimine hitaben üç kez 'Serseri, serseri serseri!' diyerek yüksek sesle bağırmak suretiyle hakarette bulunmuş olduğuna ilişkin düzenlenen iş bu tutanak birlikte imza altına alınmıştır." ifadelerinin yer aldığı,
Katılan tarafından düzenlenen ve Kâtip 122660 ile Mübaşir 68007 tarafından da imzalanan 30.12.2013 tarihli tutanakta ise aynen; "2013/397 esas sayılı dosyanın kısa kararı yazıldığı sırada ve duruşmanın devamı sırasında, avukat cübbeli bir erkek şahsın sert bir şekilde duruşma salonundan içeri girdiği, duruşma salonunda mübaşire anormal şekilde göz işareti yaptığı, dinleyici yerine oturduğu, dinleyici yerinde bulunan ve duruşmasını bekleyen Av. Birben Özer ile konuşmaya başladığı, bir taraftan da sert bir şekilde elini uzatarak ve hâkimi göstererek mübaşire 'Kim bu arkadaş?' diye sorulduğu, bunun üzerine avukat cübbeli kişinin 'Bana telefon açtınız, ben onun için geldim, benim olduğum ortamda mübaşire kim bu arkadaş diye soruyorsunuz?' dediği, mahkeme hâkimi tarafından mübaşire 'Dosyasını çıkar!' denildiği, mübaşir tarafından dosyanın çıkarıldığı ve mahkeme hâkimi tarafından mübaşire sırayı bozma sırası gelince alacağız denildiği, anılan ve avukat olduğu tahmin edilen kişinin 'Siz telefon açarak beni çağırdınız.' dediği, Mahkeme Hâkimi tarafından kendisine 'Nezaket gösterdik, telefon açtık.' denildiği, avukat olduğu tahmin edilen kişinin 'Ben gidiyorum.' dediği, Mahkeme Hâkiminin de kendisine 'Duruşmanın inzibatını bozuyorsunuz, çıkın!' dediği, anılan kişinin çıktığı sırada 'Siz beni zaten buradan çıkartamazsınız, ben gidiyorum!' dediği, Mahkeme Hâkiminin de 'Biz gerektiğinde seni buradan çıkartırız!' dediği, anılan avukatın Mahkeme Hâkimine sert sert baktığı, tartışmanın burada bittiği ve anılan kişinin mahkeme salonunu kendiliğinden terk ettiği görüldü. Avukat Birben Özer’in de bu arada 'Maalesef Av. Ahmet beyin tarzı bu!' dediği görüldü…" açıklamalarının yazdığı,
Katılan tarafından duruşma salonunun kapısına asılan ve "Dikkat" başlığını taşıyan tamamı büyük harflerle yazılmış bila tarih yazıda;
"1- Duruşma salonuna duruşmanın devamı sırasında girilmemesi, celse aralarında girilip çıkılması,
2- Duruşma salonuna girildiği sırada cep telefonlarının kapatılması,
3- Duruşma salonuna yiyecek ve içecek maddeleri ile girilmemesi,
4- Duruşma salonuna TCK'da silahtan sayılan aletlerle girilmemesi,
5- Duruşma sırasında koridordaki panoya asılan duruşma listesinden takip edilerek mübaşirin bu nedenle meşgul edilmemesi,
6- Duruşma salonuna çocuklarla girilmemesi,
7- Duruşma salonunda dinleyici bölümünde sohbet edilmemesi,
8- Müzakere için duruşmalara ara verildiğinde çanta ve eşyaların duruşma salonunda bırakılmaması,
9- Dosyalar sıra ve saate göre alındığından dosyanın öncelikle alınma talebinde bulunulmaması,
10- Anılan kurullara avukatların da uyması,
Aksi takdirde anılan kuralları ihlal eden kişiler hakkında CMK'nın 203,204,205. maddeleri gereğince işlem yapılacaktır." şeklinde uyarıların bulunduğu,
Mimar bilirkişi tarafından düzenlenen 23.01.2014 tarihli rapora göre; 13. Asliye Ceza Mahkemesi duruşma salonunun kürsü kısmı dahil 55.90 metrekare, kürsü kısmı hariç 46.34 metrekare net kullanım alanlı olduğu,
Anlaşılmıştır.
Katılan ... yargılama evresinde; konuya ilişkin iddialarını yazılı olarak mahkemeye sunduğunu, duruşma devam ederken başka dosyaların tarafı olan kimselerin içeri girebilmelerini düzenlemek amacıyla duruşma salonunun kapısına bir uyarı astığını, içeri giren ve mübaşir tarafından ikaz edilmesine rağmen bu yazı gereğine riayet etmeyen sanığı uyardığını, sanığın kendisine herhangi bir soru sormadığını, talepte bulunmadığını, ısrarla içeri girmek istemesi üzerine de durumu başsavcıya bildirdiğini, onların da polislere gerekli talimatı vererek hâkimlerin vermiş olduğu talimata uymaları gerektiği hususunu bildirdiklerini, mahkemelerinde görevli polis olmadığını, ihtiyaç duyulduğunda polis memurlarının adliye dışından çağrıldığını, normalde avukatlara kimlik sormadığını, ancak sanık kendisine hakaret ettiği için durumundan şüphelenmesi ve daha önce İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinde sahte bir avukatın duruşmaya katıldığını öğrenmesi nedeniyle kimlik sorma gereği hissettiğini, sanık müdafisinin "Müvekkilimiz, o gün duruşma salonuna girdiğinde, yerine geçip otursaydı ve sizin müdahaleniz olmasaydı, bu durum sizin işinizin aksamasına yol açar mıydı?" şeklindeki sorusu üzerine bu soruya cevap vermek istemediğini, ancak sanığın duruşmanın devamı sırasında kapıya astıkları talimata aykırı olarak içeri girmesinin ve ikazlara rağmen çıkmamasının dikkatlerinin dağılmasına yol açtığını, yargılamaya konu olayın da bu sebeple meydana geldiğini, polis memurlarına sanığın nezarete götürülmesi şeklinde bir talimat vermediğini, olayın ayrıntılarının tutmuş olduğu tutanakta da belirtildiğini,
Tanık Ahmet Kurban İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca alınan ifadesinde; İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak görev yaptığını, yedi sene boyunca katılan ile birlikte çalıştığını ve duruşmalara çıktığını, katılanın titiz ve disiplinli bir hâkim olduğunu, duruşmaya başladıktan sonra o dosyanın duruşması bitmeden duruşma salonuna girilip çıkılmasına izin vermediğini, bu şekilde davranılması için de duruşma kapısının önüne ilan astığını, duruşma salonuna yalnızca duruşma aralarında girilip çıkılmasına izin verdiğini, incelemeye konu olayı hatırlamadığını, ancak Baro Başkanının da duruşma salonunda seyirci olduğu dava dosyasının duruşmasını hatırladığını, duruşma saati öğleden önce olan duruşmanın sonraya kaldığını, duruşma başladığında "Avukat ..." olduğunu söyleyen sanığın katılan tarafında yerini aldığını, avukat cübbesini giymiş olduğunu, katılanın sanıktan baro kimlik kartını göstermesini istediğini, ancak sanığın katılana; dosyada vekâleti olduğunu, cübbesi ile duruşma salonuna geldiğini, bu nedenle kimlik verme zorunluluğu olmadığını söyleyerek kimliğini vermek istemediğini, katılanın, avukat olmadığı hâlde duruşmalara avukat gibi giren kişiler olduğunu söyleyerek sanığın baro kimlik kartını vermesi konusunda ısrarcı olduğunu, hatta Ağır Ceza Mahkemesinde bir dosyanın duruşmasında sahte avukat yakalanması olayını örnek gösterdiğini, ancak sanığın böyle bir zorunluluğunu olmadığını ifade ederek ısrarla kimlik göstermek istemediğini, bunun üzerine seyirciler arasında bulunan Baro Başkanı ...ın, katılana göstermek üzere sanıktan kimliğini istediğini, sanığın da Baro Başkanına kimliğini uzattığını, Baro Başkanının mübaşir vasıtası ile kimliği katılana ilettiğini, katılanın, kimliği kontrol ederek iade ettiğini, sonrasında duruşmanın normal şekilde sürdüğünü, duruşma salonuna girmek isterken sanığın mübaşir tarafından engellendiğinden haberdar olmadığını, ancak katılanın mübaşire, "Duruşma başladıktan sonra duruşma salonunun seyirci kısmına kimseyi alma!" şeklinde bir talimatı olduğunu bildiğini, mübaşirin, birçok avukatı duruşma başladıktan sonra duruşma salonunun seyirci kısmına almadığını, bu sebeple bazı avukatlar ile mübaşir arasında tartışma yaşandığını, bu tartışmalar esnasında katılanın araya girdiğini, mübaşirin sözünün kendi sözü olduğunu söyleyerek ilgililere kapıdaki talimatı hatırlattığını,
Tanık ... İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca alınan ifadesinde; İzmir Barosu Başkanı olarak görev yaptığını, hatırlamadığı bir tarihte Baro Avukat Hakları Merkezine gelen bir şikâyet ile ilgili kendisine bilgi verildiğini, şikâyete konu olayı incelediğini, İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi olan katılanın duruşma salonunun kapısına "Dikkat edilmesi gereken kurallar" şeklinde beş altı maddelik bir duyuru astığını, katılan ile sanık arasında duruşma salonuna girip çıkma konusunda bir tartışma olduğunu öğrendiğini, Baro Yönetim Kurulu Üyesi Sefa Yılmaz ile bu konuyu birlikte görüşmek amacıyla katılanın yanına gittiklerini, katılan ile gayet düzeyli ve düzgün bir görüşme yaptıklarını, Baro Avukat Hakları Merkezine başvuran sanığın dosyasının duruşmasının öğleden sonraya sarktığını, bunun üzerine öğleden sonra duruşmaya sanığın da isteği üzerine gözlemci sıfatı ile katıldığını, duruşma başlamadan seyirci sıralarında yerini aldığını, yanında Avukat Betül Duran’ın da olduğunu, mübaşir olan tanık...'in duruşmanın taraflarını çağırdığını, sanığın müvekkili ile beraber yerini aldığını, katılanın, kimliğini görmek istediği sanığın "Ben avukatım, beni tanıyorsunuz, ben sizden kimlik soruyor muyum? Siz de benden kimlik soramazsınız, dosyada vekâletnamem var!" gibi beyanlarda bulunduğunu, katılanın kimliği görmek istediğini söylemesi nedeniyle aralarındaki tartışmanın uzadığını, bunun üzerine kendisinin seyirci sıralarından kalktığını, katılana hitaben, Baro Başkanı olduğunu, sanığı tanıdığını, Baroya kayıtlı avukat olduğunu söylediğini, ancak katılanın "Ben de tanıyayım, kimliğini göreyim!" dediğini, sanığın kimliğini vermeme tavrını devam ettirmesi üzerine "Ben başkanınızım, kimliğinizi bana verin!" dediğini ve sanığın kendisine verdiği kimliği katılana ilettiğini,
Tanık ... İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca alınan ifadesinde; olay tarihinde İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde mübaşirlik görevini yaptığını, isminin ... olduğunu sonradan öğrendiği sanığın duruşmaların devam ettiği esnada duruşma salonuna girmek istediğini, sanığa, katılanın duruşma sırasında düzenin bozulmaması için içeriye kimsenin alınmamasını istediğini söylediğini, kendisini ancak duruşma arasında içeri alabileceğini ifade ettiği sanığın "Nasıl olur?" diyerek duruşma salonuna girdiğini, duruşma esnasında sanık ile katılan arasında bir konuşma geçtiğini, net olarak hatırlayamadığı bu konuşmaların ilgili dosyanın duruşma zaptına geçtiğini, öğleden önce meydana gelen olay nedeniyle ortamın gerildiğini, katılanın istemi üzerine polis çağırdığını, sanığın duruşma salonundan ne şekilde ayrıldığını aradan zaman geçtiği için hatırlayamadığını, ancak bu konuda tutanak tutulduğunu İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdüründen duyduğunu, olay anında duruşma salonunun içerisinde olduğu için salonun önünde konuşulanları duymadığını, tutanak içeriğinden de bilgi sahibi olmadığını, sanığın vekili olduğu dosyanın sırası gelmediğinden duruşmanın öğleden sonraya kaldığını, öğleden sonra yapılan duruşmaya sanığın yanı sıra İzmir Baro Başkanı olarak tanıdığı tanık ... ile yanındakilerin de katıldığını, duruşmayı başlatan katılanın sanıktan avukat kimliğini istediğini, ancak sanığın kimliğini vermek istemediğini, araya tanık Sema’nın girmesi üzerine kimliğin katılana iletildiğini, katılanın duruşmaların sırası ve saati konusunda çok hassas olduğunu, duruşmanın düzenini sağlamak adına birtakım prensipler belirlediğini, duruşmanın tüm taraflarının ve avukatların talimatlarına uymasını istediğini, herkese eşit şekilde davrandığını, tanımadığı avukatlardan kimlik sorduğunu, ancak kimseyi kırmadığını,
Yargılama evresinde ise; İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde mübaşir olarak görev yaptığını, katılanın duruşma başladığında içeriye hiç kimseyi almaması konusunda kendisine talimat verdiğini, bu talimat doğrultusunda olay günü içeri girmek isteyen sanığa, katılanın söz konusu talimatından söz ederek içeri girmemesini söylediğini, ancak sanığın içeri girdiğini, bunun üzerine katılanın duruşma ahenginin bozulmaması konusunda sanığa bir şeyler söylediğini, sanığın da buna hatırlamadığı bir şekilde karşılık verdiğini, bu hususların tutanağa geçtiğini, katılanın talimatı üzerine polis çağırması için yazı işleri müdürü olan tanık Hülya’nın yanına gittiğini, polisler geldikten sonra onlarla birlikte duruşma salonuna geçtiklerini, sanığı polislerin dışarı çıkardıklarını, sanığın dışarı çıktıktan sonra herhangi bir şey söyleyip söylemediğini duymadığını, sorulması üzerine sanığın vekil olduğu dosyanın öğleden sonraki duruşmasına Baro Başkanının da geldiğini, sanığın içeri girerken üzerinde cübbe olmadığını, kolunda cübbe olup olmadığını ise hatırlamadığını, duruşma salonuna giren sanığın kendisine yönelik fiziksel bir temasını hatırlamadığını, sanığın içeri girmek istediği sırada zaten avukat olduğunu söylediğini, izleyici avukatların olduğu tarafa doğru yöneldiğinde katılanın dikkatinin dağıldığını, aralarındaki tartışmanın bu nedenle başladığını,
Tanık Ümit İzmirli İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca alınan ifadesinde; İzmir Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptığını, 14.06.2011 tarihinde saat 10.30 – 11.00 sıralarında İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde vekili olduğu bir dosyanın duruşmasına katılmak üzere salonun önüne gittiğini, mübaşir olan tanık...'in kendisine duruşmanın devam ettiği esnada duruşma salonuna girilip çıkılmasına katılanın izin vermediğini ve yalnızca duruşma aralarında duruşma salonuna girebileceğini söylediğini, kendisinin de devam eden duruşmanın sona ermesini beklediğini, duruşma bittikten sonra duruşma arasında mahkeme salonunun seyircilere ayrılmış sıralarına oturduğunu, dosyasının duruşma sırasını beklediğini, bir dosyanın duruşmasının devam ettiği esnada mübaşirin katılanın bulunduğu kürsüye doğru bir iş için yöneldiğini, bu sırada sanığın duruşma salonunun kapısından içeriye girdiğini, tanık...'in, sanığın yanına doğru gidip, alçak bir ses tonu ile fısıldayarak duruşma salonundan çıkması gerektiğini söylediğini, duruşma salonuna giren sanığın duruşmanın gizli olup olmadığını sorarak salondan çıkmak istemediğini, tanık...'in sanığı dışarı çıkmaya davet ettiğini, aralarındaki konuşmanın 15-20 saniye sürdüğünü, olaya katılanın müdahale ettiğini ve yüksek bir ses tonu ile sanığa dışarı çıkmasını söylediğini, sanığın da katılana hitaben "Duruşma gizli mi Efendim? Niye? Dışarı çıkmam!" dediğini ve duruşma salonunda seyircilerin bulunduğu kısma doğru dönerek duruşmanın gizli olup olmadığını sorduğunu, katılanın, dışarı çıkması için birkaç kez uyardığı sanığın ısrarla dışarı çıkmak istemediğini, bunun üzerine seyirci sıralarından kalkıp koluna girdiği sanığı dışarı çıkardığını, duruşma salonunda seyircilere ayrılmış sıralarda oturan başka bir avukatın da kendileri ile beraber dışarıya çıktığını, sanığın yüksek bir ses tonu ile bağırarak "Duruşma salonundan neden dışarı çıkarıldım? Neden dışarı çıkarılıyorum?" gibi sözler söylediğini, o esnada gelen iki polis memurunun sanığı duruşma salonunun önünden uzaklaştırmaya çalıştığını, kendisinin de polis memurlarına hitaben, sanığın duruşma salonundan dışarı çıkarılması için çağrıldıklarını, ancak sanığın duruşma salonundan zaten çıktığını, yapılabilecek bir şeyin kalmadığını söylediğini, sanığın, kendisine "Ne yapayım ben?" diye sorduğunu, kendisinin de Baroda bulunan Avukat Hakları Merkezine başvurabileceğini söylediğini, katılanın yaşanan olaydan dolayı sinirlerinin bozulduğunu ve duruşmalara ara verdiğini, sanığın olaya ilişkin tutanak tuttuğunu, rica etmesi üzerine oluşa kabaca uygun olduğunu gördüğü tutanağı kendisinin de imzaladığını,
Yargılama evresinde ise; olay günü İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde duruşması olması nedeniyle yanında ismini bilmediği başka bir avukat da olduğu hâlde duruşma salonunda beklediklerini, duruşma devam ederken sanığın içeri girdiğini, ancak kürsünün yanında bulunan mübaşirin sanığın yanına giderek kendisini dışarı davet ettiğini, buna rağmen sanığın çıkmayacağını söylediğini, bahsettiği olay bir iki kez tekrarlanınca katılanın duruşmayı keserek sanığın bulunduğu yöne bakıp kendisinden dışarı çıkmasını istediğini, sanığın da katılana hitaben "Niye çıkayım Hâkim Bey, duruşma gizli mi?" diye sorduğunu, bir yandan da kendilerine doğru baktığını, bunun üzerine kendilerinin de duruşmanın gizli olmadığını işaretle sanığa hissettirdiklerini, buna rağmen katılanın sanığa "Çık dışarı!" dediğini, sanığın çıkmamakta direnmesi üzerine katılanın mübaşire polis çağırması yönünde talimat verdiğini, bunun üzerine ayağa kalkıp sanığı duruşma salonundan dışarı çıkardığını, sanığın, yaşananlarla ilgili tutanak tutmak istediğini söyleyerek bu tutanağı imzalayıp imzalamayacağını kendisine sorduğunu, bu talebi kabul ederek sanık tarafından tutulan tutanağı imzaladığını, sanığa İzmir Barosu Avukat Hakları Merkezine gitmesini tavsiye ettiğini, sorulması üzerine sanığın elinde cübbe olduğunu hatırladığını, çantada taşıdığını, bu sebeple kendisini tanımadığı hâlde sanığın avukat olduğunu düşündüğünü, olay sırasında katılana veya bir başkasına "Serseri!" şeklinde hakaret edildiğini duymadığını, sanığın olay sırasında infial içerisinde olduğunu ve kendi kendine "Bir avukat nasıl çıkarılır?" diye söylendiğini, sorulması üzerine sanığı duruşma salonundan kendisinin çıkardığını,
Tanık Hülya Öz İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca alınan ifadesinde; İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde yazı işleri müdürü olarak görev yaptığını, olay günü zabıt kâtibi olan tanık Elif Öztürk ile birlikte kalemde çalıştıklarını, avukat olan tanık Çağdaş Atli’nin de kalemde dosya incelediğini, duruşmalar devam ederken mübaşir olan tanık...'in yanına geldiğini, duruşma düzeninin sağlanması için katılanın polis memuru istediğini söylemesi üzerine Adliye Karakolunu arayarak polis çağırdığını, bu sırada kalemin önündeki koridordan sesler geldiğini, tanıklar Elif ve Çağdaş ile birlikte kalemden çıktıklarını, duruşma salonunun önünde bulunan koridorda sanığın yüksek bir sesle diğer avukatlara hitaben "Duruşma salonuna girelim, hâkimi duruşma kürsüsünden indirelim!" şeklinde sözler söylediğini, avukat olduğunu sonradan öğrendiği sanığın üzerinde cübbe olmadığını, gelen polis memurlarının yüksek sesle konuşan sanığın kimliğini tespit etmeye çalıştıklarını, ancak şahsın polis memurlarına kimlik bilgilerini vermeyeceğini söylediğini, polis memurlarının, kimlik bilgilerini tespit edemedikleri sanığı duruşma salonunun önünden uzaklaştırdıklarını, bu sırada sanığın yüksek sesle "Sen beni dışarı çıkaramazsın, ben seni kürsüden indireceğim, serseri, serseri, serseri!" şeklinde bağırdığını duyduğunu, bu konuşmaları yanında bulunan tanık Elif ve kalemde dosya incelerken koridora kendileri ile birlikte çıkan tanık Çağdaş'ın da duyduğunu, duruşma bekleyen birçok kişinin de koridorda olduğunu, onların da bu konuşmalara tanık olduklarını, gördükleri olayı tanıklar Elif ve Çağdaş ile birlikte tutanak altına aldıklarını, tutanak içeriğinin doğru olduğunu,
Yargılama evresinde ise; konuyla ilgili olarak Adalet Komisyonu Başkanına vermiş olduğu ifadesini aynen tekrar ettiğini, olay günü tanıklar Elif Öztürk ve Çağdaş Atli ile birlikte dışarı çıktıklarını, salonun kapısının, duruşmanın sürmesi nedeniyle kapalı olduğunu, tanık oldukları olayları katılana anlatınca kendisinin de tutanak tutmaları gerektiğini söylediğini, tutanağı tutup imzalayarak katılana teslim ettiklerini,
Tanık Elif Öztürk İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca alınan ifadesinde; İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak görev yaptığını, olay günü Yazı İşleri Müdürü olan tanık Hülya Öz ile kalemde çalıştıklarını, bu sırada ismini bilmediği bir avukatın da dosya incelemek amacıyla kalemde bulunduğunu, bir süre sonra mahkeme mübaşiri olan tanık...'in kaleme gelerek tanık Hülya’dan polis çağırmasını istediğini, aynı anda koridordan yüksek sesler gelmeye başladığını, tanık...'e, ne olduğunu sorduklarını, kendisinin de bir avukatın sorun çıkardığını ve katılanla tartıştığını söylediğini, bunun üzerine tanık Hülya’nın Adliye Karakolunu arayarak polis istediğini, merak ettikleri için kalemin kapısının önüne çıktıklarını, kalemin kapısı ile duruşma salonunun kapısının aynı koridora baktığını, koridorun kalabalık olduğunu, cübbesi olmadığı için avukat olup olmadığını anlayamadığı ve sonradan sanık olduğunu öğrendiği bir erkek şahsın koridorda bekleyen avukatlara "Gelin, salona girelim, hâkimi kürsüden indirelim!" gibi sözler söylediğini, gelen polis memurlarının sanığın kimliğini tespit etmek istediklerini, ancak sanığın avukat olduğunu ifade ederek kimliğini vermediğini ve kendisini karakola davet eden polis memurlarına karşı çıktığını, bu esnada yüksek bir sesle ve duruşma salonuna doğru bakarak "Serseri, serseri, serseri!" şeklinde bağırdığını, bu nedenle anılan sözleri katılana hitaben söylediğini anladığını, gördüklerini tanıklar Hülya ve Çağdaş ile birlikte tutanağa bağladıklarını,
Tanık Çağdaş Atli İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca alınan ifadesinde; İzmir Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptığını, tarihini hatırlayamadığı bir gün İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesine bir dosyayı incelemek üzere gittiğini, dosyayı incelerken Mahkeme kaleminin dışında koridordan bazı bağrışmalar duyduğunu, kısa bir süre sonra tanık...'in kaleme gelerek yazı işleri müdürü olan tanık Hülya’dan adliye karakolunu arayıp polis çağırmasını istediğini, bu arada koridordan seslerin yükselmeye devam ettiğini, kalemde kendisinin, tanık Hülya’nın ve zabıt kâtibi olan tanık Elif’in bulunduğunu, merak ettikleri için önce tanıklar Hülya ve Elif’in kalem kapısının önüne çıktıklarını, daha sonra kendisinin de kalemden ayrıldığını, duruşma salonunun kapısının önünde bir şahsı bağırırken gördüğünü, sonradan sanık olduğunu öğrendiği şahsın "Sen o kürsüyü hak etmiyorsun, seni o kürsüden indireceğim!" diye bağırdığını duyduğunu, o esnada duruşma salonunun kapısının yarı açık olduğunu, duruşma salonunun bir metre yakınında bulunan sanığın yüzünün salona doğru dönük olduğunu, hitabının da duruşma salonundan içeriye doğru bakar şekilde olduğunu, sanığın daha sonra "Serseri, serseri, serseri!" diye bağırdığını, etrafta bulunan avukatlar ile vatandaşların sanığı sakinleştirmeye çalıştıklarını, tanıklar Hülya ve Elif’in konuya ilişkin tuttukları tutanağı imzalaması konusundaki ricaları üzerine olaya uygun olarak tutulduğunu belirlediği tutanağı imzaladığını,
Yargılama evresinde ise; olay günü 13. Asliye Ceza Mahkemesi kaleminde bir sanığın vekâletini üstlenip üstlenmeyeceği hususunda dosya incelediği sırada dışarıdan bazı gürültüler geldiğini, bir süre sonra tanık...'in bulundukları yere gelerek tanık Hülya'ya bir şahsın katılanla tartıştığını, bu nedenle duruşma yapılamadığını ve polis çağırmalarını isteğini, bunun üzerine yazı işleri müdürünün adliye karakolunu arayarak polis çağırdığını, bir süre bekledikten sonra önce tanık Hülya'nın sonra da tanık Elif'in çıkması üzerine kendisinin de dışarı çıktığını, o sırada bir şahsın katılana doğru bağırdığını gördüğünü, bağırırken "Sen o kürsüyü hak etmiyorsun, seni o kürsüden indireceğim!" şeklinde sözler söylediğini, bu sırada katılanın duruşma salonunda olduğunu, sanığın duruşma salonunun dışındaki bekleme salonunda üç kez "Serseri!" diye bağırdığını, daha sonra lavaboya gittiğini, döndüğünde yazı işleri müdürünün ve zabıt kâtibinin bir tutanak hazırladıklarını gördüğünü, kendisine imzalamak isteyip istemediğini sorduklarını, gözlemlediği hususların yer aldığı tutanağı imzaladığını, tutanak içeriğinin doğru olduğunu, sorulması üzerine; sanığın, "Kürsüden indireceğim!" sözünden hemen sonra koridorda üç kez "Serseri!" diye bağırdığını, bu sırada duruşma salonunun kapısının açık olduğunu ve sanığın kapıya dört beş metrelik mesafede bulunduğunu,
Tanık Mehmet Nuri Duygu yargılama evresinde; Hazine vekili olarak görev yaptığını, olay günü duruşması olduğu için adliyede bulunduğu sırada gürültüler duyduğunu, merak ederek 13. Asliye Ceza Mahkemesinin duruşma salonuna doğru gittiğini, içeriye girdiğinde katılanın ayağa kalkmış bir şekilde birine "Çık dışarı!" diye bağırdığını, sanığın ise "Ben avukatım, alenidir burası, dışarıya çıkmam!" diye karşılık verdiğini gördüğünü, bunun üzerine orada bulunanların sanığı dışarı çıkardıklarını, dışarıya çıkan bir şahsın olaya dair tutanak hazırlayacağını, imzalayıp imzalamayacağını sorduğunu, kendisinin de bu isteği kabul ederek hazırlanan tutanağı imzaladığını, tutanağı düzenledikten hemen sonra polislerin geldiğini, sorulması üzerine; sanığın katılana ya da başka bir kimseye hakaret ettiğini duymadığını,
Tanık Veysel Kaymak yargılama evresinde; polis memuru olarak görev yaptığını, 14.06.2014 tarihinde düzenlenen tutanak altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, sanığı duruşma salonundan kendilerinin çıkardığını, sanığın dışarı çıkartılmasını katılanın istediğini, dışarıya davet ettiği sanığın çıkmak istememesi ve katılanın bu yöndeki talimatı yinelemesi üzerine sanığı kolundan tutarak dışarıya çıkardığını, dışarıya çıktıktan sonra sanığın "Serseriler, bunları kürsüden indirmek lazım!" şeklinde konuştuğunu duyduğunu, kendisi gelmeden önce meydana gelen olaylar ile ilgili bilgisinin bulunmadığını, sanığın hakaret içerikli sözünü duyduğunu, ancak tutanağa geçmediğini,
Tanık Rahim Genç yargılama evresinde; olay tarihinde diğer tutanak mümzii arkadaşı ile birlikte İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin bulunduğu katta görevli olduklarını, duruşma salonunun olduğu yerde münakaşa olduğunun söylenmesi nedeniyle önce tanık Veysel Kaymak sonra da kendisi olmak üzere olay yerine yönlendiklerini, duruşma salonunun kapısına geldiğinde tanık Veysel’in sanığı duruşma salonundan dışarıya çıkarmak üzere olduğunu, kapıda karşılaştıklarını, onlar dışarı çıkarken katılana olayın mahiyetini sormak üzere kendisinin içeri girdiğini, katılanın da dışarı çıkartılan avukatın isminin öğrenilmesi ve kimliğinin getirilmesi talebinde bulunduğunu, kimlik sorduğu sanığın "O bana kimliğimi soramaz!" şeklinde beyanda bulunduğunu, bunun üzerine sanığa "Polis memuru olarak kimliğini soruyorum." dediğini, ancak sanığın "Senin sahte polis olmadığını nereden bileyim? Kimliğimi söylemem!" biçiminde karşılık verdiğini, olayı bir tutanağa bağladıklarını ve Cumhuriyet savcısına bildirdiklerini, Cumhuriyet savcısının Baro levhasını kontrol ettirmesi üzerine sanığın ismini tespit ettiklerini, olay sırasında hakaret içerikli bir söz duymadığını, hatırladığı kadarıyla sanığın üzerinde cübbesinin bulunmadığını,
Tanık Ferzande Aydemir yargılama evresinde; Alsancak Polis Merkezinde görevli olduğunu, olay tarihinde hakkında yakalama emri olan bir şahsı İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin duruşma salonuna getirdiğini, bekleme salonunda bulundukları sırada duruşma salonundan gürültüler gelmeye başladığını, bir süre sonra kapının açıldığını, mübaşir olan tanık...'in çıkarak "Polis yok mu?" diye seslenmesi üzerine duruşma salonuna yöneldiğini, ardından da resmî giyimli iki polis memurunun geldiğini, katılanın sanığı dışarı almalarını ve kimlik tespitini yapmalarını söylemesi üzerine sanığı dışarı çıkardıklarını, çıktıktan sonra artık kendi vazifesinin başına geçtiğini, resmî kıyafetli polislerin sanıktan kimlik sorduklarını, sanığın da bu sırada kendilerine zorluk çıkardığını, sanığın ne söylediğini bilmediğini, bağırma ya da hakaret duymadığını, sanığın direnmesi nedeniyle kolundan tutulmak suretiyle dışarı çıkarıldığını, üzerinde cübbe olmadığını,
Tanık Ramazan Terziler yargılama evresinde; olay günü İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde duruşması olduğunu, duruşmaya girmek için bekleme salonuna geldiklerini, vekilleri olan sanığı telefonla arayarak geldiklerini söylediğini, bir kaç dakika sonra sanığın geldiğini, geldikten sonra "Ben bir bakayım!" diyerek duruşma salonuna girdiğini, ardından sebebini anlamadığı bir gürültü duyduğunu, bir kaç dakika sonra kapının açıldığını, bu sırada sanığın "Efendim, siz bana bu şekilde davranamazsınız!" dediğini, ardından avukat olduğunu zannettiği bir şahsın sanığı dışarı çıkardığını, sanık tutanak düzenlerken iki polis memurunun gelerek kendisini alıp gittiklerini, olay sırasında sanığın herhangi bir kimseye hakaret içeren söz söylediğini duymadığını,
Tanık Şenol Karaaslan yargılama evresinde; Avukat Hakları Bürosunda görevli olduğunu, sanığın İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinde yaşamış olduğu olayla ilgili görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını, gelen polis memurlarına sanığın avukat olduğunu söyleyerek fotoğrafını gösterdiğini, memurların da gerekli notları alarak ayrıldıklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca şikâyetçi sıfatıyla alınan ifadesinde; İzmir Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptığını, İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/96 esas sayılı dosyasında mağdur vekili olduğunu, 14.06.2011 tarihli duruşmaya katılmak üzere İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin bulunduğu koridora gittiğini, duruşma saatinin 09.45 olduğunu, saat 11.30 olmasına rağmen duruşma sırasının gelmediğini, müvekkillerinin de kendisi ile birlikte uzun süre duruşma salonunun önündeki koridorda sıra beklediklerini, saat 11.30 sıralarında bir dosyanın duruşmasının bittiğini, tarafların dışarı çıktığını, beklediği dosyanın duruşmasına birkaç dosya kaldığını, ayakta beklerken yorulduğunu, duruşma salonuna girip seyirci sırasına oturmayı düşündüğü için duruşma salonunun kapısına gittiğini, duruşma salonunun kapısının açık olduğunu ve duruşması biten tarafların dışarıya yöneldiklerini gördüğünü, öncesinde duruşma salonuna girip çıkmadığını, duruşma salonuna girmek istediğinde tanık...'in fiziksel güç kullanarak kendisini durdurduğunu, o anda avukat cübbesinin de üzerinde olduğunu, tanık...'e duruşma salonunda bulunan seyirci koltuklarında bekleyeceğini söylediğini, birkaç avukatın da seyirci koltuklarında sıra beklediklerini gördüğünü, ancak tanık...'in, duruşma salonuna giremeyeceğini söylediğini, neden giremeyeceğini sorduğu esnada katılanın kürsüden kendisine doğru "Çık dışarı!" şeklinde bağırdığını, dosyada gizlilik kararı olup olmadığını sormasına karşın tanık...'in kendisine açıklama yapmadığını, yalnızca dışarı çıkmasını istediğini, katılanın kendisine hitaben "Kuralları dışarı astım, okumadın mı? Çık dışarı oku!" şeklinde bağırdığını, bunun üzerine bahsedilen kuralları okumadığını, duruşmaların aleni olduğunu söylediğini, gizlilik kararı olup olmadığını sorması üzerine katılanın "Polis çağırın, atın bunu dışarı!" diyerek bağırmaya başladığını, sesini iyice yükselttiğini, azarlar şekilde konuştuğunu, kendisinin de katılana yönelik bir avukatı bu şekilde duruşma salonundan çıkaramayacağını, duruşmaların aleni olduğunu söylediğini, duruşmanın düzenini bozup bozmadığını sorduğunu, ancak katılanın devamlı "Çık dışarı!" şeklinde bağırdığını, mübaşire de polis çağırması için talimat verdiğini, kısa bir süre sonra iki tane polis memurunun duruşma salonuna geldiğini, o esnada duruşma salonunda seyirci koltuklarında bekleyen beş altı avukatın bulunduğunu, tanıklar Ümit ve Mehmet Nuri ile birlikte duruşma salonunda gerçekleşen olaya ilişkin tutanak düzenlediklerini, duruşma salonunda tutanağı düzenledikleri esnada polis memurlarının kendisini fiziksel güç kullanarak dışarı çıkardıklarını, polislerin kendisine hitaben Hâkimin emri olduğunu, kimliğini vermesi gerektiğini, vermezse kendisini karakola götüreceklerini söylediklerini, polislere bu emrin kanuna aykırı olduğunu, kanuna aykırı emri yerine getirmenin de suç olduğunu söylediğini, Baroya doğru yöneldiğini, Baronun Avukatlık Yardımlaşma Birimine gittiğini, polis memurlarının da kendisinin peşinden Baroya geldiklerini, polislere, kimliğini vermeyeceğini, kendisini karakola götürmelerini söylediğini, Baro Başkanı ve Yönetim Kurulundan birkaç arkadaşının yanlarına geldiklerini, Baro Başkanı ve bir Yönetim Kurulu üyesinin katılan ile görüşmek üzere odasına gittiklerini, görüşmeden sonra Baro Başkanının duruşmaya izleyici olarak katılacaklarını kendisine söylediğini, polislerin o esnada dışarıda beklediklerini, dosyanın duruşmasına öğleden sonra başlandığını, Baro Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinden birinin izleyici koltuğunda yer aldığını, ancak katılanın "Ben senin avukat olduğunu nereden bileyim? Sahte avukatlar var." diyerek kendisine karşı olan tutumunu devam ettirdiğini, müvekkillerinin yanında kendisine kimlik sorulmuş olmasının mesleği adına aşağılayıcı bir tutum olduğunu düşündüğünü, katılana hitaben "Sayın Yargıcım, benim vekâletnamem dosyada, sabahtan bir diyalog yaşandı, Baro Başkanı gelip sizinle görüştü, Baro Başkanı avukat olmayan birisi için görüşmez, Baro Başkanı da seyirciler arasında, benim avukat olduğum konusunda şüphe yok, bu aşamada bana kimlik sormanız uygun değil, lütfen bana kimlik sormayın." dediğini, Baro Başkanının araya girdiğini, kendisinden avukatlık kimliğini rica ettiğini, bunun üzerine kimliğini Baro Başkanına verdiğini, onun da kimliği katılana gösterdiğini, katılanın aynı gün duruşması olan diğer avukatlardan kimlik sormadığını, kendisi ile katılan arasında herhangi bir husumetin bulunmadığını, katılanın tavrının avukatlık mesleğine yönelik aşağılayıcı bir tutum olduğunu,
Yargılama evresinde ise; duruşması olduğu için olay günü İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesine müvekkili ile geldiğini, müvekkili dışarıda iken duruşma salonuna giderek sırasını beklemek istediğini, hatta içeride duruşma sırasını bekleyen başka meslektaşları da olduğu, ancak içeri girmek isterken tanık... tarafından engellendiğini, avukat olduğunu söyleyerek duruşma saatini içeride beklemek istediğini belirtmesine karşın tanık...'in kendisini dışarı yönlendirdiğini, o sırada içeriden birinin "Çık dışarı!" şeklinde yüksek sesle bağırdığını, daha sonradan bu sözü söyleyenin katılan olduğunu anladığını, bunun üzerine katılana "Gizlilik kararı mı var Hâkim Bey?" diye sorduğunu, ancak ısrarla dışarı çıkmasının istendiğini, katılanın bu sözü defalarca ve masaya vurmak suretiyle söylediğini, daha dışarı çıkmadan iki polis memurunun gelerek kendisini dışarı davet ettiklerini, kimliğini istediklerini, vermemesi hâlinde nezarethaneye götüreceklerini belirttiklerini, bunun üzerine polis memurlarına avukat olarak görev yaptığını ve taleplerinin kanunsuz olduğunu, hâkimin talebinin kanunsuz olduğunu ve kanunsuz emre uymamaları gerektiğini bildirdiğini, durumu bağlı olduğu baro başkanlığına bildirdiğini, Baro temsilcilerinin de katılımıyla öğleden sonra tekrar duruşmanın yapıldığı yere geldiklerini, duruşma başladığında avukat olduğunu ve bu hususun zapta geçirilmesini istediğini, fakat katılanın kendisine kimlik sorduğunu, ilk başta kimliğini vermek istemediğini, sahte avukatlar olabileceğinin belirtilmesi üzerine ise kimliğini verdiğini, daha sonra katılanın, hakkında şikâyette bulunduğunu öğrendiğini, suçlamayı kabul etmediğini, sorulması üzerine; katılana yönelik "Serseri" şeklinde hitapta bulunmadığını,
Savunmuştur.
5271 sayılı CMK’nın "Duruşmanın açıklığı" başlıklı 182. maddesi;
"(1) Duruşma herkese açıktır.
(2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir.
(3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır." hükmünü içermektedir.
Anılan maddenin gerekçesinde de; "Duruşma aşamasının genel karakterleri, bütün karşılaştırmalı ceza usulü mevzuatında, açıklık, sözlülük (şifahîlik), tartışmalılık (diyalog) ve işi bir duruşmada bitirme (Fransızca deyimi ile concentation) dir. Açıklık, şifahîlik, tartışmalılık usulde egemen ithamî niteliğe bağlıdır.
Duruşmanın açıklığı; hem iyi bir adaletin güvencesidir ve hem de suç yönünden genel önlemeyi sağlar.
Madde, açıklık kuralını duruşmayı ilgilendiren bir kurum oluğu için sistematik açıdan duruşma bölümünün başına almıştır. 1412 sayılı Kanunun kaynağı Alman Kanunu, l929 yılında kabul edilirken, ayrıca Alman Mahkemeler Teşkilâtı Kanunu alınmadığı için, Almanya’da Mahkemeler Teşkilâtı Kanununda düzenlenmiş olan açıklık kuralı, 1412 sayılı Kanunun arkasına genel sistematiğe aykırı bir biçimde yerleştirilmişti.
Madde, başta Anayasanın ve uluslararası sözleşmelerin kabul ettiği bir esası tekrarlamakta ve açıklığı tanımlamaktadır: Açıklık duruşmanın herkese açık olması demektir; tabiî olarak maddî olanakların zorunlu kıldığı hâller saklıdır. Başka bir deyişle açıklık, mahkeme salonuna alabildiği kadar kişinin, kabul koşullarına tâbi tutulmaksızın girebilmesi demektir. Herkese açık olmak, bir kayda tâbi tutulmadan, mahkeme salonuna kişinin girebilmesi anlamını taşır.
İkinci fıkra, iki hâlde duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılabilmesine olanak vermektedir:
1. Genel ahlâk,
2. Kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kılması.
Maddeye göre bu iki hâlde kapalılığa mahkemece karar verilecektir. Bu karar mutlaka gerekçeli olacak ve hüküm herhâlde açık duruşmada açıklanacaktır.
Çocukların yargılanmasına ilişkin hükümler saklıdır. Duruşmanın kapalı olarak yapılabileceği diğer hâller 191 inci maddede gösterilmiştir. Bu maddenin gerekçesine de bakılmalıdır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Açıklık ilkesi ayrıca Anayasa’nın 141, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 10 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddelerinde de düzenlenmiştir.
Öte yandan CMK’nın "Hâkim veya başkanın yetkisi" başlığını taşıyan 203. maddesi;
"(1) Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır.
(2) Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder.
(3) Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz." düzenlemesini içermektedir.
Aynı maddenin gerekçesinde ise; "1412 sayılı Kanunun 379 uncu maddesinde yer alan disiplin cezaları değiştirilmiştir. Hâlen bir haftaya kadar olan 'disiplin hapsi' 4 güne indirilmiş ve 1412 sayılı Kanunun 379 uncu maddesinde öngörülmüş bulunan hafif para cezasına ilişkin hüküm Tasarının ilgili maddesine alınmamıştır. Çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmayacaktır.
Maddede, duruşmanın düzen ve disiplinin sağlanması konusunda getirilen hükümlerle duruşmanın düzen ve disiplinin bozulmasına neden olabilecek olayların önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Esaslar şöylece ifade olunabilir:
l. Mahkeme başkanı veya hâkim duruşmanın düzen ve disiplini sağlayacaktır; bu amaçla, hâlin gerekli kıldığı tedbirleri alabilecek ve uyarıları yapabilecektir.
2. Duruşma sırasında ne suretle olursa olsun düzeni bozan dinleyici, tanık, bilirkişi, katılan, malen sorumlu ve diğer kişilerin salondan çıkarılmasını görevlilere emredecektir.
3. Dışarı çıkarılması sırasında direnç gösteren veya karışıklıklara neden olanların yakalanmalarını emretmekle beraber bunların 4 güne kadar disiplin hapsine konulmalarına karar verecektir." hususları yer almıştır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması bakımından "Hakaret suçunda haksız tahrik" konusu üzerinde de durulmalıdır.
TCK’nın "Haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret" başlıklı 129. maddesi;
"(1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan hükmün uyuşmazlık konusuna ilişkin birinci fıkrasının gerekçesinde; "Birinci fıkraya göre, mağdur kendi haksız hareketleriyle hakarete neden olmuş ise, haksız hareketinin ağırlığını göz önüne almak suretiyle hâkim, failin cezasını azaltabileceği gibi gerektiğinde tümüyle kaldırabilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere TCK'nın 129. maddesinin ilk fıkrası uyarınca hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi hâlinde hâkim, faile verilecek cezayı üçte birine kadar indirebileceği gibi ceza vermekten de vazgeçebilir. Kanun koyucu burada TCK’nın 29. maddesinde düzenlenmiş olan genel haksız tahrikten farklı olarak hakaret suçuna özel bir tahrik düzenlemesi getirmiştir. TCK’nın 129. maddesinin uygulanma şartları oluştuğu durumda genel haksız tahrike ilişkin aynı Kanun’un 29. maddesinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
TCK'nın 129. maddesinin birinci fıkrasındaki hüküm, aynı Kanun'un 29. maddesinde düzenlenen "genel haksız tahrik" hâlinden öncelikle cezai sonuçları açısından farklıdır. 29. maddede haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen failin cezasında, maddede öngörülen oranda indirim yapılacağı düzenlenmişken 129. maddedeki "özel haksız tahrik" hâlinde, failin cezasında indirim yapılabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebileceği belirtilmiştir. Cezai sonuçlarının yanı sıra her iki düzenleme uygulanma koşulları bakımından da birbirinden farklılık arz etmektedir. TCK’nın 29. maddesinde "haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında" suçun işlenmiş olması aramışken, 129. maddede hakaret fiilinin haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi yeterli görülmüş, ayrıca fiilin hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenmiş olması aranmamıştır. Dolayısıyla 129. madde açısından Kanun'un gözettiği husus, somut olayın özelliğine göre fiilin ani bir öfkenin sonucu olarak işlenmesidir. Aradan uzunca bir süre geçtikten sonra gösterilen tepkinin bu düzenleme kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olmayacaktır.
Hakaretin haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi için her şeyden önce ortada haksız bir fiil söz konusu olmalıdır. Kanun haksız bir fiilden bahsettiği için bu fiilin hukuka aykırı olması yeterli olup mutlaka suç olması ya da özel hukuk anlamında bir "haksız fiil"in varlığı gerekmez. Bununla birlikte haksız olarak nitelendirilebilecek her türlü fiil de sanık lehine bu düzenleme kapsamında değerlendirilmemelidir. Aksi takdirde hakaret suçuyla korunmak istenen hukuki yarar aleyhine bir orantısızlık ortaya çıkacak, sanığın hukuk devletinin işleyiş süreci veya hayatın normal akışı içerisinde katlanmasının beklendiği hemen her durumda ölçüsüz bir koruma avantajından istifade etmesi söz konusu olacaktır.
Kanun'dan çıkan bir diğer sonuç, failin maruz kaldığı söz konusu haksız fiil kasten yaralama ya da hakaret olmamalıdır. Zira böyle bir durumda anılan düzenlemenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki suçun kasten yaralama suçuna tepki olarak veya hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesine ilişkin düzenlemelerin uygulanma imkânı doğacaktır. Diğer taraftan haksız fiile karşı hakaretin nedensellik bağı içerisinde işlenmiş olması gerekir. Genel haksız tahrik hükümlerinde olduğu gibi burada da haksız fiilin mutlaka faile yönelmiş olması gerekmemekte, ancak tepki mutlaka haksız fiili yapana yönelmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
İzmir Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın olay tarihinde katılanlar vekili sıfatıyla takip ettiği İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/96 esas sayılı dosyası kapsamında görülen kamu davasının 14.06.2011 tarihli duruşmasına katılmak üzere İzmir Adliyesine geldiği, Mahkemenin 2010/636 esas sayılı dosyasının yargılaması yapılırken duruşma salonundan içeri girmek istediği, mübaşir olarak görev yapan tanık ...’ın duruşma devam ederken kimsenin salona alınmadığını, ancak celse arasında içeri girilebileceğini söylediği, ancak sanığın salona girme konusunda ısrarcı olduğu, aynı hususun hâkim olan katılanca da sanığa hatırlatıldığı, buna rağmen sanığın "Ben çıkmıyorum! Beni buradan kimse çıkartamaz! Duruşmalar açık değil mi? Gizlilik kararı mı var?" şeklinde karşılık verdiği, çağrılan polis memurlarının kendisini dışarı çıkarmak istemesi üzerine ise sanığın çıkmayacağını ifade ederek katılana hitaben "Sen kanun musun? Sen kimsin? Asıl seni o kürsüden indirip dışarı atmak lazım!" şeklinde beyanlarda bulunduğu, dışarı çıkartılmasından sonra adliye koridorunda bulunduğu sırada ise katılana hitaben "Sen beni dışarı çıkaramazsın! Ben seni o kürsüden indireceğim!" diyerek yüksek sesle "Serseri, serseri, serseri!" şeklinde hakaret içerikli sözler söylediği Yerel Mahkemece kabul edilen ve eylemin sübut bulduğu hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlık bulunmayan olayda;
Sanığın duruşmasına girmek istediği İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/636 esas sayılı dosyada taraflardan birisinin vekili ya da müdafisi olmadığı, katılan hakimin duruşma salonunda düzenin sağlanması için yalnızca celse aralarında duruşma salonuna girilip çıkılabileceğine ilişkin kuralı da içeren duyuruyu kapıya astırma uygulamasının Anayasanın 159/8-9 maddesi gereğince hakim ve savcıların görevlerini; kanun ve diğer mevzuata uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri yapma sonucuna göre disiplin cezası uygulamakla görevli Hakim ve Savcılar Kurulu tarafından, görevi gereklerine aykırı görülmediğinden herhangi bir disiplin yaptırımı uygulanmadığı; esasen meydana gelen tartışma duruşmaların aleni yapılıp yapılmamasından da kaynaklanmadığı, zira mahkeme hakimi tarafından duruşmalar sırasında uyulması gereken kurallar olarak ilan edilen husus duruşmanın aleniyetini engelleyecek tarzda salona girmeyi yasaklamadığından duruşmaların aleniyet ilkesine aykırılık teşkil de etmediği, duruşma düzeninin sağlanmasına ilişkin yetki yargılama faaliyetinin sükun içinde yürütülmesi, tarafların iddia ve savunmalarını bildirme, tanık dinleme gibi faaliyetlerin dış etkilerden uzak bir ortamda yapılmasını temin edecektir. Hakimlerin sözlü ya da fiili saldırılardan diğer kamu görevlilerine nazaran daha fazla korunmasının amacı halkta yargı erkine olan güven ve saygının kaybolmamasının sağlanmasıdır. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da yer verildiği üzere "Görevdeki hakimlere yönelik, erklerin kullanımıyla ilgili eleştirilerde kabul edilebilirlik sınırı, bazı durumlarda, diğer bireylere göre daha geniş olabilir. Bununla birlikte, kamu görevlilerinin, siyasetçilerde olduğu gibi, isteyerek her iş ve hareketlerini sıkı bir denetime açık hale getirdiklerinden bahsedilemeyeceği gibi, eleştiriler konusunda da, siyasetçilerle aynı kompartımanda değerlendirilmeleri beklenemez. Bu nedenle kamu görevlilerinin, görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güveninden faydalanmaları gerekli olduğu gibi, görev başındayken sözlü saldırılara karşı korunmaları da gerekli olabilir". "...Söz konusu eleştirilerin, yargısal meseleyi tamamen medyatik zemine çekme veya görevli hakimlerle çatışma niyet veya stratejisinden başka bir amaca hizmet etmeyen temelsiz veya içi boş saldırılardan yargı erkini korumayı amaçlayan bazı sınırları geçmemesi gerektiği, bu kapsamda, avukatların sağlam bir olgusal temeli olmaksızın, kabul edilebilir yorum seviyesini geçen ağırlıkta ifadelerde bulunmamaları gereklidir" (Peruzzi V. İtalya Kararı, Başvuru No: 39294/09, Strasbourg, 30 Haziran 2015) şeklinde ifade edilmiştir.
Somut olayda; 23.01.2014 tarihli bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere duruşma salonunun oldukça küçük boyutlarda olması nedeniyle duruşma devam ederken içeri girilip çıkılmasının veya yüksek sesle konuşulmasının gerek Mahkeme Hâkimi olan katılanın gerekse ilgili dosyanın taraflarının dikkatini dağıtacak nitelikte bulunması, sanığın salona girmek isterken mübaşir olan tanık ... ile girdiği tartışmanın duruşma düzenini bozacak niteliğe ulaşması ve katılan tarafından dile getirilen bu olgunun tanık...'in, sanığın izleyici avukatların olduğu tarafa doğru yöneldiğinde katılanın dikkatinin dağıldığı ve tartışmanın bu nedenle başladığı yönündeki ifadesi ile de desteklenmesi hususları hep birlikte göz önüne alındığında; katılanın duruşma salonuna beklemek amacıyla girmek isteyen sanığa "Çık dışarı!" diyerek salondan çıkartması şeklindeki eyleminin CMK'nın 203. maddesinde düzenlenen duruşma düzeninin sağlanması yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve açıklanan sebeple sanığın hakaret suçunu katılanın haksız fiiline tepki olarak işlediğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla sanık hakkında TCK'nın 129. maddesinin ilk fıkrasındaki özel haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ..., ... ve ...; "İtiraza konu olayda genel kurulun sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş farklılığının temelini, kamu görevlisine hakaret suçundan yargılanan ve İzmir Barosuna kayıtlı olarak faaliyet gösteren sanık avukatın bu suçu İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/96 esas sayılı dosyası kapsamında yargılama görevini yerine getiren katılan hâkimin haksız hareketine bir tepki olarak işlediği, diğer deyişle sanığın TCK’nın 129/1. maddesindeki özel haksız tahrik indiriminden istifade etmesi gerektiğine yönelik düşüncemiz oluşturmaktadır.
Konuya ilişkin “Haksız Fiil Nedeniyle veya Karşılıklı Hakaret” başlıklı 5237 sayılı TCK’nın 129. maddesinde;
'(1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.' düzenlemesine yer verilmiştir.
Madde metni incelendiğinde, hakaret suçundan dolayı cezanın kaldırılması ve azaltılması bakımından üç ayrı duruma ilişkin hüküm içerdiği anlaşılmaktadır. Somut olayımızla ilgisi yönünden uygulanma koşullarının tartışılması gereken birinci fıkrada, hakaret suçunun mağdurunun kendi haksız hareketleriyle hakarete neden olması hâlinde, haksız hareketinin ağırlığı gözetilerek hâkimin failin cezasını azaltabileceği gibi gerektiğinde tümüyle kaldırabileceği hükme bağlanmıştır. Hakaret suçuna ilişkin özel bir tahrik düzenlemesi olan bu hüküm gereğince, koşulları bulunduğu takdirde TCK’nın 29. maddesindeki genel haksız tahrik hükmü yerine fail hakkında bu madde uygulanacaktır.
TCK’nın 129/1. maddesinin tatbiki açısından mağdurdan gelen hareketin haksız olması yeterli olup ayrıca suç teşkil etmesi gerekmez. Yine bu haksız hareketin kasten yaralama veya hakaret suçunu oluşturması hâlinde aynı maddenin ikinci ya da üçüncü fıkralarının uygulanması sözkonusu olacaktır.
Haksız fiilin, doğrudan hakaret suçunun failine yönelik olması gerekli değildir. Üçüncü kişilere karşı yapılan haksız fiillere tepki olarak işlenen hakaret suçu için de TCK’nın 129/1. maddesi uygulama yeri bulur. Bununla beraber, hakaretin haksız fiilde bulunan kişiye karşı işlenmesi gerekir.
Uyuşmazlığın ana noktasını oluşturması bakımından öncelikle Anayasanın 141. maddesi ve 5271 sayılı CMK’da duruşmaya hâkim olan ilkelerden biri olarak düzenlenen açıklık ilkesinin esaslarını belirten 182/1. madde ile, duruşmayı yöneten hakimin düzen ve disiplini sağlama konusundaki yetkilerini gösteren 203/1. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anayasa md. 141;
'Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.'
CMK 182 'Duruşmanın Açıklığı;
'(1) Duruşma herkese açıktır.
2) Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına karar verilebilir.
(3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.'
Duruşmanın açıklığı ilkesi iyi bir adalet işleyişinin güvencesidir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin kabul ettiği esaslara dayanmaktadır. Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde de temel ilkelerden biri olarak düzenlenmiştir. Açıklık, duruşmanın herkese açık olması demektir. Doğal olarak adliyenin maddi imkânları, fiziksel koşulları çerçevesindeki bir açıklığı ifade etmektedir. Açıklık, görülmekte olan davanın duruşmasına koşulların izin verdiği ölçüde her isteyenin kabul koşullarına tabi tutulmaksızın girebilmesi anlamına gelir. Bu ilke kamunun bilgi edinme ve yargı kararlarını denetleme hakkının olmazsa olmazıdır. Duruşmanın yapıldığı yere girebilme olanağı sağlanmışsa açıklığın gerçekleştiği kabul edilmelidir. Açıklık duruşmanın başlamasından hükmün tefhimi anına kadar sürmektedir. Ancak hâkimler arasındaki müzakere ve oylama gizlidir. CMK’nın 289/1. maddesi uyarınca açıklık ilkesine uyulmaması mutlak bozma nedeni olarak sayılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere açıklık ilkesinin istisnaları genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kılması hâlleridir ki, bu durumda duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına karar verilebilir.
CMK 203 'Hakim veya Başkanın Yetkisi;
'(1) Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hakim tarafından sağlanır.
(2)Mahkeme başkanı veya hakim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder.
(3) Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hakim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhal dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz.'
Madde gerekçesinde de belirtildiği gibi, görülmekte olan davanın duruşması sırasında mahkeme başkanı veya hâkim duruşmanın düzen ve disiplininin sağlanması amacıyla hâlin gerekli kıldığı tedbirleri alabilecek, uyarıları yapabilecek, yine bu yetkisi kapsamında duruşma sırasında ne suretle olursa olsun düzeni bozan dinleyici, tanık, bilirkişi, katılan, malen sorumlu ve diğer kişilerin salondan çıkarılmasını görevlilere emredebilecektir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise kişinin dışarı çıkarılması sırasında direnç göstermesi veya karışıklıklara neden olması hâlinde uygulanacak yaptırımlar belirtilmiş, ilgili kişiler hakkında 'avukatlar hariç' disiplin hapsinin uygulanabileceği de hüküm altına alınmış, bu bağlamda avukatların da duruşmanın düzenini bozabilecek ve dolayısıyla hakkında disiplin hapsi dışındaki diğer tedbirlerin uygulanabileceği kişilerden olduğu vurgulanmıştır.
Kuşkusuz duruşmada açıklık ilkesinin asıl, kısıtlama ve tedbirlerin ise bunun istisnası olduğu değerlendirildiğinde, yargı yetkisini kullanan makamların bu husustaki uygulamaları sırasında hassas davranmaları, alınan tedbirlerin ve yapılan işlemlerin dayanaklarını göstermeleri, ölçüsüz takdir hakkı kullanımından kaçınmaları gerektiği de anlaşılmaktadır.
Tüm bu hususlar ile beraber somut olay incelendiğinde;
Yapılan yargılama ve incelenen dosya içeriğine göre, sanık avukatın salt bir başka duruşmanın devamı sırasında duruşma salonuna girerek izleyici bölümüne oturmak istemesinden ibaret davranışının açıklık ilkesinin doğal sonucu olması yanında, CMK’nın 203/1. maddesi kapsamında duruşma düzenini bozan somut bir fiilinin de bulunmadığı, hakaret içeren sözlerin ise sanığın katılan hâkim tarafından polis çağrılarak duruşma salonundan çıkarılmak istenmesi sırasında ve bunun sonrasında sarf edilmiş olması karşısında, katılan tarafından kanunun yanlış yorumlanması ve uygulanmasına tepki olarak söylenen sözlerin TCK’nın 129/1. maddesi bağlamında 'haksız bir fiile karşı' ifade edildiği, bu itibarla sanık lehine özel tahrik hükmünün uygulanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan isabetli gördüğümüz özel daire bozma kararına yönelik itirazın reddi gerektiği...",
Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "İzmir Barosu avukatlarından olan sanık, İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin duruşma salonuna, kendisinin takip ettiği davanın duruşmasını beklemek için başka bir davanın duruşmasının yürütüldüğü sırada girdiği, bu sırada mahkeme mübaşirinin kendisine, celse aralarında içeriye girilebileceğini celse devam ederken salona giriş çıkış yapılamayacağını söylemesine rağmen, avukat olan sanığın ısrarla salona girmek istemesi üzerine, mahkeme hâkiminin de yürüttüğü duruşmayı keserek sanığı uyarmasına karşılık olarak 'Ben çıkmıyorum. Beni buradan kimse çıkartamaz, duruşmalar açık değil mi, gizlilik kararı mı var?' şeklindeki sözleriyle ısraren cevap veren avukat sanıkla, ayağa kalkıp bağırarak tartışan hâkimin talimatıyla polisin çağrıldığı, olay yerine gelen polislerin sanık avukatı duruşma salonundan dışarı çıkarmak isterken, sanığın mahkeme hâkimi katılana hitaben 'Sen kimsin, sen kanun musun, asıl seni o kürsüden indirip dışarı atmak lazım' ve akabinde de 'Serseri serseri serseri' sözlerini söylemek şeklinde gerçekleşen eylemde, sanığın görevli memura karşı hakaret suçunu işlediği konusunda bir isabetsizlik ve görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Ancak, duruşma düzenini sağlama ve yürütme görev ve sorumluluğunun mahkeme başkanına veya hakimine ait olduğuna ve duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla, dışarı çıkarılmasını emredeceğine dair CMK’nun 203. maddesi gözönüne alındığında, aleni yargılama yürütüldüğü sırada duruşma salonuna giriş çıkışı kısıtlamak yönünde kural koyarak, duruşma salon kapısına yazılı şekilde astıran hâkimin, bu disiplin kuralını ısrarla çiğneyen sanık avukata 'Çık dışarı' sözleriyle bağırmak şeklindeki eylemlerinin sanık yararına haksız tahrik oluşturup oluşturmayacağına dair görüş farklılığı vardır.
Suçun konusu, yapılan fiilden etkilenen şeydir. Buradaki suçun konusu sadece bir bireyin onuru, şerefi, saygınlığı değil, yapılan kamu görevinden dolayı toplum neznindeki itibarı, saygınlığı, onurudur.
Önemli bir nokta da şudur ki;
Hakaret, somut olayın özelliğine göre kişinin onur, şeref ve saygınlığına yönelik bir değer yargısını ifade eden her yolla işlenebilir. Bir kalıbı yoktur. Yani illa söz ile söylenmesine gerek olmadan, resim, yazı, işaret ve hakaretlerle de işlemek mümkündür. Yargının yerleşik içtihatlarından mağdur polisin yakasından tutma eylemi, ceza makbuzunu yırtıp mağdur polisin yüzüne atmak, hızlı gittiği için durduran ehliyet-ruhsat isteyen polisin üzerine ehliyet ve ruhsat bulunan çanta fırlatmak, el hareketi yapmak, tükürmek görevliye sövme suçu olarak kabul edilmiştir.
Anayasamızın 25. m.de temel hak ve hürriyetler arasında yer alan düşünce hürriyeti içinde kalan eleştiri hakkı, bir özgürlük hakkıdır. Ancak bir başkasının şöhretinin, itibarının ve haklarının korunması amacıyla sınırlanabilir. Bir düşünce açıklaması ya da eleştiri, başkalarının ve olaya özgülersek, kamu görevlisinin yaptığı görevden dolayı var olan şöhret, itibar ve saygınlığı ile bunların korunmasını talep hakkını ihlal etmediği sürece muteberdir ve düşünce açıklama serbestisi kapsamında kalabilir. İncelenen olayda da mahkeme hakiminin kendisine verilen görev, hak ve yetkilerini aşıp aşmadığı incelenmelidir.
CMK’nın 182. maddesinde;
'(1) Duruşma herkese açıktır.
(2) Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir.
(3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.' hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, ceza muhakemesinde duruşmanın karakterleri, açıklık, sözlülük, tartışmalılık ve bir oturumda davanın bitirilmesi üzerine kuruludur.
Açıklık (alenilik) kuralı duruşmalarla ilgili bir kurum olduğu için ceza Muhakemesi Kanununun sistematiğinde de 'duruşma' bölümünün başında yer almaktadır. Kanun bu düzenleme ile Anayasamızın ve kabul ettiğimiz Uluslararası sözleşmelerin kabul ettiği bir esası tekrarlamakta ve açıklığı tanımlamaktadır. Nitekim, kanunkoyucu madde devamında, yargılamanın kapalılık halini kısıtlayarak ancak bazı şartların varlığı halinde mahkeme kararı ile yapılabileceğini düzenlemektedir. Açıklık duruşmanın herkese açık olması demektir. Doğal olarak maddi olanakların zorunlu kıldığı haller saklıdır. Yargılamanın açıklığı (aleniliği), mahkeme salonunun alabildiği kadar kişinin, kabul koşullarına tabi tutulmaksızın girebilmesi izleyebilmesi demektir. Yanı, yargılamanın herkese açık olması demek, bir kayda tabi tutulmadan mahkeme salonunun kapasitesi kadar kişilerin içeri girebilmesi demektir.
Duruşmanın aleniliği, hem iyi bir adaletin güvencesi, hem de toplum açısından suçların genel önlenmesini sağlaması açısından da önemlidir. Açıklık sanığın kamuoyunda hesap vermesini ve adaletin dağıtımında millet adına harıket eden mahkemelerin halk tarafından denetlenmesini de sağlamaktadır. Alenilik, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkı kapsamında bir güvence oluşturduğu gibi, kapalı kapılar ardında yapılacak yargılamanın sakıncalarını da ortadan kaldırmaktadır. Açıklık, davayla ilgisi olsun olmasın isteyen herkesin yargılamayı izleyebilmesi, işlemlerden haberdar olabilmesi demektir.
Tabii olarak aleniyeti sağlanabilmesi için öncelikle yargılamanın yapılabilmesi gerekir. Yargılama faaliyeti yürütülebilmelidir ki alenilik sağlansın. Duruşma yürütülemiyorsa aleni yargılama hakkının değil korunması, varlığından dahi sözedilemez. Bu nedenle yargılama faaliyetinin doğal şartları önem kazanmaktadır. Yani salonun kapasitesi, tarafların haklarının korunması, savunma hakkının kısıtlanmaması, tanıkların rahatlıkla dinlenebilmesi ve hâkimin konsantresini kaybetmeden muhakemeyi yürütebilmesi şüphesiz öncelikli ve önemlidir. Ancak inceleme konusu mahkeme salonu İzmir Adliyesinde, fiziki ve teknik koşulları taşıyan, seyirciler, taraflar ve hâkim/savcıların kullandığı kapıların farklı olduğu ve taraflar ile seyirci bölümünün birbirinden ayrıldığı şekilde ve tabii şartların elverdiği ölçüde aleniliğin sağlanması gereken koşullarda olduğu kabul edilmelidir. Kapıları kapatarak yargılamanın yürütüldüğü, celse arasında girilebilen, celse başladıktan sonra içeride sükunetle izlemeye müsait yer olduğu hâlde girişlerin kısıtlandığı ahvalde aleniyetin sağlanamadığı açıktır.
Bununla birlikte hâkimlik mesleğinin nitelikleri de olayda önem kazanmaktadır. Mecelle’de hâkimin vasıfları belirtilmiştir. Mecelle 1792. maddesine göre 'Hakim, hakim(alim, bilgin, haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden), fehim (akıllı, zeki, anlayışlı), müstakim (doğru, eğri olmayan, hilesiz, temiz, dürüst), emin (emniyetli, kendine inanılan, itimat edilen, güvenilir), mekin (vakarlı, temkinli, yerleşmiş, oturmuş, sakin), metin (sağlam, kendine güvenilir olan, metanet sahibi, dayanıklı) olmalıdır.
Yoğun iş yükü altında büyük özverilerle çalışan hâkimlerimizin elbette bu vasıfları taşıdıklarını kabul etmekle birlikte, nezaket, sabır, hoşgörü ve bilgililiğin de hâkime ait olması ve ondan beklenmesi gerektiği görüşündeyiz. Bu nedenlerle maddi olayda mahkeme hâkimi olan katılanın yürüttüğü aleni yargılamayı haksızca engellediği hâlde, duruşma salonuna ısrarla girmek isteyen başka davada görevli avukat olan sanığa karşı nezaket ve hoşgörü kurallarıyla bağdaşmayacak şekilde bağırarak tepki vermesi sanık lehine haksız tahrik oluşturacağı kanaatinde olduğumdan tahrik hükümlerine yer olmadığına değinen sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.",
Üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Somut olayda sanık lehine TCK'nın 129. maddesinin uygulanma koşullarının oluşması nedeniyle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği"
Düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 02.10.2017 tarihli ve 39502-9975 sayılı bozma kararından "1- Hakaret eyleminin, katılanın haksız davranışı nedeniyle gerçekleştiğinin kabul edilmesi karşısında, haksız tahrik uygulamasında, hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren TCK'nın 129. maddesi yerine, aynı Kanunun genel tahrike dair 29. maddesinin uygulanması," şeklindeki bozma nedeninin ÇIKARILMASINA,
3- Yerine "Sanık hakkında koşulları oluşmadığı hâlde haksız tahrik hükmünün uygulanması" ibaresinin EKLENMESİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 16.02.2021 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 16.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Fail Mert, kendisine borcunu ödemeyen Canan'a sinirlenerek topluluk içinde "sen hırsızsın, herkesin parasını çalıyorsun" diyerek hakaret etmiştir. Canan da buna karşılık olarak Mert'e aynı anda "sen de dolandırıcısın" diyerek karşılık vermiştir.
"Hakaret" suçu bakımından bu durumun hukuki sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Karşılıklı hakaret halinde her iki tarafa da mutlaka tam ceza verilir.
B) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
C) İlk hakareti eden kişi her zaman daha ağır cezalandırılır.
D) Hakaret suçu her durumda uzlaştırmaya tabi olduğu için ceza verilmez.
E) İsnadın ispatı yapılmış sayılacağı için suç oluşmaz.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.