Türk Ceza Kanunu 132. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 132- (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 2/7/2012-6352/79 md.) İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
(4) (Mülga: 2/7/2012-6352/79 md.)
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması[58]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
91 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/582 E., 2024/34 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
Sanığın haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 132/2 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna;
Ceza Genel Kurulu 2019/582 E. , 2024/34 K.
"İçtihat Metni"
DİRENME
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 698-129
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 132/2 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; hakaret suçundan ise aynı Kanun’un 125/1-4, 43, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 9.150 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 31.05.2016 tarihli ve 296-352 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 10.10.2018 tarih ve 1722-9484 sayı ile;
"...1- Bir gazeteci ve televizyoncu olan sanık ...’ın, Galatasaray teknik direktörlüğünden ayrılarak milli takım teknik direktörlüğüne geçen ve AİHM kararlarına göre eleştiriye katlanma sınırı daha geniş olan katılan ile Galatasaray başkanı olan diğer sanık ...’ın eylem itibariyle gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak zıt açıklamaların yapıldığı bir ortamda sanık tarafından kimin doğru söyleyip söylemediği yönünde kamuyu aydınlatmak için katılan ile diğer sanık arasında geçen mesajlaşma içeriklerini haber verme kurgusu ve ağır eleştiri sınırları içerisinde katılana doğrudan hakaret etme, küçük düşürme amacı taşımadan, değer yargıları içerisinde kamuoyuna sunması eyleminde basın özgürlüğü kapsamında hareket ettiği gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
2- Sanık ...’ın katılan ile yapmış olduğu mesajlaşma içeriklerini katılanın rızası dışında diğer sanık ...’a vermesi eyleminde aleniyet unsurunun gerçekleşmesi nedeniyle haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği, şartları bulunması durumunda özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de konuşma içeriklerinin günlük hayata ilişkin olup içeriği itibariyle özel hayat kapsamında olmaması nedeniyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında da değerlendirilemeyeceği, öte yandan sanık ...’ın diğer sanık ...’ın mesajlaşma içeriklerini yayınlamasına iştirak etme eylemi nedeniyle de sanık ...’ın basın özgürlüğü kapsamında kalan ve suç oluşturmayan eylemi nedeniyle de mahkumiyetine karar verilemeceği göz önüne alındığından beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesince 19.02.2019 tarih ve 698-129 sayı ile; "Sanığın sözlerindeki ifadelerin rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte, bu ifadelerin, Anayasa ve AİHS ve AİHM içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi noktasında sorun oluşmaktadır. Sanık ...'nın 'Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir... Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır...', '... gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi...' ve 'Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak' şeklinde beyan ve sözlerle, yine aynı twitter hesabından 28.09.2013 tarihinde paylaşmış olduğu 'Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa ...'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar' şeklinde beyan ve sözlerle, yine twitter hesabından 30.09.2014 tarihinde paylaşmış olduğu '... ile ... arasındaki tapelere ulaştım...İkisinden biri yalancı ve sahtekâr, söyleyin o bilmem ne... Yöneticilerine gelmesinler' dediğini" beyan ettiği, yine 'darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun...'i' şeklindeki yazılarının hicvin ötesinde, incitici, küçük düşürücü ve katılanın toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette olması, alenen katılanı hedef alan hakaret içeren 'sahtekar, yalancı, alçak, Adana genelevinin çaycısı, darbe planlarını inkar eden' kelimelerini kullanması, keza yazıların bütünlüğü içinde de atılı suçun unsurlarından olan olgu isnadında bulunması karşısında Yerel Mahkeme hükmümüzün bu suç açısından onanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Aksi düşünce suçla korunmak istenen değeri hiçe saymak, ifade özgürlüğünü ön plana çıkarmak suretiyle ve evrensel hukuk düşüncesi ile bağdaşmayacak şekilde insanların kamuoyunu tarafından takip edilmelerinden ve görevlerinden dolayı her türlü hakarete maruz kalmaları gerektiğini kabul etmek anlamına gelir ki bu durum hukuk devleri ilkesi ile bağdaşmayacaktır. Netice olarak ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
...
Sanık ... diğer sanık ...'dan aldığı katılan ile yapılan görüşmelere dair mesajları alenen katılanın rızası olmaksızın yayınlamıştır. Bu kabulde de bir sorun olmadığına göre bozma ilamındaki sanık ... yönünden ne şekilde suçun oluşmadığı da açıklanmadığından unsurları oluşan suç yönünden önceki kararımızdaki gerekçelerle bozma ilamına direnme yoluna gidilmiştir. Bozma gerekçesinde sanık ...’ın basın özgürlüğü kapsamında kalan ve suç oluşturmayan eylemi nedeniyle de mahkumiyetine karar verilemeceği şeklinde gerekçe belirtilmiş ise de mahkememizce zaten hakaret suçunun da oluştuğu kabul edildiğinden ve söylemler 'basın özgürlüğü' kapsamında değerlendirilmediğinden Yargıtay ilamına katılmak mümkün olmamıştır. Yine bu suç yönünden de bozma ilamındaki gibi bir kabul ve 'sanığın gazetecilik saiki ile ikisi arasındaki ilişkiyi, durumu tespitle kamuoyunun merakını gidermiş olması' şeklindeki bir yorum, basın özgürlüğü kalkanı kullanılarak yine haberleşmenin gizliliği suçu ile korunmak istenen değeri hiçe saymak, suçu ortadan kaldırmak anlamına gelecektir.
Yargıtay 12. CD'nin süregelen içtihatları uyarınca, öncelikle kişiler arasında vasıta bulunmaksızın gerçekleşen iletişimin (konuşma, mesajlaşma), haberleşme içeriklerinin, haberleşmenin muhatabı olan diğer kişi tarafından, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında alenen ifşa edilmesi eyleminin TCK'nın 132/3. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceği, yine Yargıtay 12 CD'nin içtihatları gereğidir (örneğin bkz. 12.CD, 28.03.2018, 2017/6442- 2018/3602), TCK 132. maddenin gerekçesinde vurgulandığı üzere, maddede ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulandığından 'telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır' Yargıtay 12.CD'ne göre, 'ses kayıtlarını, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlayıp, daha sonra açacağı boşanma davasına sunarak, aile içi geçimsizliğin kaynağının, katılanın olumsuz tutum ve davranışları olduğunu ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından' beraat kararı verilmesinde isabetsizlik görmemiştir (12.CD, 25.04.2018, 2017/9753-2018/4830; 21.03.2018, 2017/4667-2018/3187) şeklindeki kararları da nazara alındığında burada sanık ...'in sadece televizyoncu olmasından dolayı hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı kabul edilemeyeceği şeklinde bir yorum yapmak mümkün olmamıştır. Katılanın sanık ...'a göndermiş olduğu mesajları ele geçiren sanık ...'in bu mesajları katılanın rızası olmaksızın televizyondan yayınlaması nedeniyle unsurları oluşan suçtan sanığın cezalandırılmasına dair kararın hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." gerekçeleriyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hükümler gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Direnme kararına konu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2019 tarihli ve 46622 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 14.10.2019 tarih ve 9524-10109 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İnceleme dışı sanık ... hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hakaret ve haberleşme gizliliğinin ihlali suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
İddia, katılan vekili tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 02.10.2013 havale tarihli şikâyet dilekçesi, dilekçe içeriği ile aynı doğrultudaki katılan vekili beyanları ve sanığa ait sosyal medya hesabından 25.09.2013, 28.09.2013 ve 30.09.2014 tarihlerinde yapılan suça konu paylaşımlara ilişkin suretler ile sanığın 30.09.2013 tarihinde konuşmacı ve yorumcu olarak katıldığı Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programın kayıtlarını içeren DVD ve bu programa ilişkin konuşma dökümleri içeren bilirkişi raporu, sanığın suç kastı ile olmasa dahi söz konusu paylaşımların ve açıklamaların kendisi tarafından yapıldığına, gazetecilik görevini yaparak kamuoyunu aydınlattığına dair savunması ve tüm dosya kapsamından; sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda Twitter isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden, "...@....._K" kullanıcı ismiyle 25.09.2013 tarihinde; "Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir... Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır...", "... gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi..." ve "Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak.", 28.09.2013 tarihinde "Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa ...'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar." 30.09.2014 tarihinde "... ile ... arasındaki tapelere ulaştım...İkisinden biri yalancı ve sahtekâr...." şeklindeki ifadelerle paylaşımlarda bulunduğu, 30.09.2013 tarihinde Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programda ise "...'in göstere göstere alenen yalan söylediğini öğrendim.", "Galatasaray ile sözleşme imzalamamasının nedeni, milli takım ile 4 yıllık anlaşma imzalamasıdır, bu ahlaka uygun mu?", "...bu Galatasaray'ı satışa getirmektir.", "... mi yalancı, sahtekâr yoksa ... mı yalancı.", "Olimpiyat Stadı güvenlikçilerine 'söyleyin o bilmem ne... Yöneticilerine gelmesinler.' dediğini.", "darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun...'i." şeklinde sözler söylediği ve aynı televizyon programı sırasında katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı inceleme dışı sanık ile arasındaki özel görüşmenin dökümünü tarafların muvafakati olmadan açıkladığı hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
IV. GEREKÇE
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
A. Sanığa atılı haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı
1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Anayasamızın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesi;
"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir." şeklinde olup, anılan düzenleme ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmış ve bu hak haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hâller belirtilmek suretiyle bu özgürlük anayasal güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. maddesinde;
"1- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.
2- Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.";
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde;
"1- Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2- Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.";
Ülkemiz tarafından onaylanarak, 21.07.2003 tarihli 25175 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 17. maddesinde ise;
"1- Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz.
2- Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır." hükümlerine yer verilmiştir.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde "Özel hayatın gizliliği ve korunması" başlığı altında haberleşme özgürlüğü hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin TCK’da suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu üzerinde durulmalıdır.
TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesi;
"(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle; maddenin birinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla kadar hapis veye adli para" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis"; maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" ibaresi "verilecek ceza bir kat artırılır" şeklinde; maddenin ikinci fıkrasında yer alan "bir yıldan üç yıla kadar hapis" ibaresi "iki yıldan beş yıla kadar hapis" şeklinde; üçüncü fıkrada yer alan "altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya "rızası olmaksızın" ibaresinden sonra gelmek üzere "hukuka aykırı olarak" ibaresi ve fıkranın sonuna "ifşa edilen bu verilerin basın veya yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur" cümlesi eklenmiş; "(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır" şeklindeki dördüncü fıkra ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin gerekçesinde de;
"Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır..." açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğunu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan; "Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklindeki ibareyi "verilecek ceza bir kat artırılır" şeklinde değiştirmek suretiyle de gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin bu suçun nitelikli hâli olduğunu yönündeki iradesini ortaya koymuştur.
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlanmıştır. Kanun koyucu teknolojik gelişmeleri göz önünde tutarak, haberleşmenin yapıldığı araçları tek tek saymak yerine sadece gizliliğin ihlali bakımından haberleşmeden söz etmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; haberleşme kelimesi, "iletişim, yazışma"; iletişim kelimesi; "duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon"; teknik anlamda iletişim ise; "telefon telgraf, televizyon, radyo vb. gibi araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon" şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi haberleşmeden söz edebilmek için bir araç kullanılması şart değildir. Haberleşme ya da iletişim iki kişi arasında herhangi bir haberleşme aracı bulunmadan da söz konusu olabilir. Bu anlamda yüz yüze konuşmak da bir tür haberleşme şeklidir. Ancak hükmün konuluş amacı göz önüne alındığında, suçun hukuki konusunun haberleşme vasıtaları ile yapılan haberleşme olduğu kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde yer alan, "Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir." şeklindeki açıklama da esasen dolaylı olarak haberleşmenin araya vasıta sokularak yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle kişilerin yüz yüze iletişimine dinleme vb. şekillerde müdahale edilmesi, TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen "Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması" ya da TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen "Özel hayatın gizliliğini ihlal" suçları kapsamında değerlendirilmelidir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, 14. Bası, Seçkin Yayınevi, s. 547-548).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçu haberleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi işleyebilir. Suçun mağduru haberleşmenin tarafları olan kişi veya kişilerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili haberleşmenin tarafı, mağduru ise haberleşmenin diğer tarafı yani haberleşmenin yapıldığı diğer kişi veya kişilerdir.
Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlalidir. Gizliliğin ihlali haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesini ifade eder. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizliliğin ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir.
Uyuşmazlıkla ilgili maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan ifşa kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içeriğinin ifşa edilmesi, haberleşme içeriğinin üçüncü bir kişiye aktarılması, haberleşme içeriği konusunda üçüncü kişiye bilgi verilmesi anlamına gelir. Haberleşme içeriğinin aleni bir şekilde ifşa edilmesi gerekli değildir. Bu bakımdan haberleşme içeriğinin açıklanmasının herkesin duyup görebileceği bir yerde yapılması şart değildir. Haberleşme içeriğinin bir kişiye açıklanması da ifşa anlamındadır. Bu suç, haberleşme içeriklerinin açıklanması ve yayılmasıyla, başka bir deyişle yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Haberleşme içeriğini öğrenme şeklinin hukuka uygun veya aykırı olması bu suç bakımından önemli değildir. Herhangi bir şekilde öğrenilen haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak başkasına veya başkalarına açıklanması veya yayılması hâlinde kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin ifşası söz konusu olur. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın hukuka aykırı olması gerekmektedir.
Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz.
TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu haberleşme, ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçların maddi konusu ise haberleşmenin içeriğidir.
TCK'nın 132. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukukî yarar; genel olarak kişilerin özel yaşamına saygı hakları, özel olarak da bireysel haberleşme özgürlüğüdür. Bu nedenle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm arasında genel-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması amacıyla TCK’da düzenlenen "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler" üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
TCK'nın esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. Kanun’da bazı suç tanımlarında "hukuka aykırı olarak", "hukuka aykırı başka bir davranışla", "hukuka aykırı diğer davranışlarla", "hukuka aykırı yolla", "hukuka aykırı yollarla" gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1),
b- Meşru savunma (m.25/1),
c- İlgilinin rızası (m.26/2),
d- Hakkın kullanılması (m.26/1),
Olarak kabul edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu ile yakın ilgisi nedeniyle sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden "Hakkın kullanılması" üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
Dar anlamıyla basın, belirli zamanlarda yayımlanan gazete ve dergileri kapsamaktayken; geniş anlamda basın, belirli zamanlarda basılıp, her çeşit haber ve fikirleri topluma ulaştıran tüm yayın ürünlerini ifade eder. Haber ajansları, gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar ve internet geniş anlamda basın kavramı içine girer.
Basın özgürlüğü genel anlamıyla haberlerin, düşüncelerin, yorumların ve eleştirilerin hiçbir engel ile karşılaşmadan serbestçe basılması, yayımlanması ve dağıtılmasını ifade etmektedir. Basın özgürlüğü, bir sistemin temel hak ve hürriyetleri teminat altına alıp almadığının en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Basın özgürlüğünün varlığından bahsedebilmek için birtakım şartların varlığı aranmaktadır. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan ilki, haber, düşünce ve bilgilere ulaşma hakkıdır. Basının, basın özgürlüğünden kaynaklanan haklarını kullanabilmesi için öncelikle haber ve düşünceleri serbestçe toplaması gerekmektedir. Bu nedenle, haber toplama hakkı basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan bir diğeri haber, düşünce ve bilgileri yorumlama ve eleştirme hakkıdır. Basının özgürlüğünü kullanabilmesi için bu bilgileri topluma aktarabilmesi gerekmektedir. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan bir diğeri de haber, düşünce ve bilgileri basabilme ve dağıtabilme hakkıdır.
Anayasa'mızın "Basın Hürriyeti" başlıklı 28. maddesinde basın özgürlüğü; "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır…" şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar basın özgürlüğü Anayasa'nın 28. maddesinde bağımsız bir hak olarak ele alınmışsa da maddedeki; "Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat şartına bağlanamaz" şeklindeki düzenleme, 26. maddede yer verilen; "Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema ve benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." şeklindeki düzenleme bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; koruma altına alınan basın özgürlüğünün yalnızca basılmış eserler açısından geçerli olduğunu; görsel-işitsel basın olarak isimlendirilebilecek yayın organları vasıtasıyla veya internet ve sosyal medya aracılığıyla gerçekleştirilen faaliyetlerin 26. maddede düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığını söylemek mümkündür.
Bu nedenle Anayasa’nın 26 ve 28. maddelerindeki düzenlemeler birlikte ele alınmalıdır. Anayasa'daki bu iki düzenleme bir bütün olarak her türlü yazılı, görsel, işitsel yayınlar ile internet aracılığıyla basın tarafından gerçekleştirilen tüm faaliyetleri diğer koşulların varlığı hâlinde ifade özgürlüğü başlığı altında koruma altına almaktadır. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün etkin olarak kullanılabilmesi için zorunlu olduğundan bu hakkın ayrılmaz bir parçasıdır (Sulhi Dönmezer, Yeni Anayasamızda Basın Hürriyeti, İÜHFM, C. 28, S. 3-4, 1962, s. 569). Bu hakka Anayasa'da ayrı bir maddeyle yer verilmesi, ifade özgürlüğü ile arasında bir farklılık bulunduğu anlamına gelmemektedir. Anayasa koyucu ayrı bir maddede bağımsız olarak düzenlemek suretiyle bu hakka verdiği önemi vurgulamak istemiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir görünüm şekli olduğunu ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olduğunu değerlendirmektedir.
Sonuç olarak haber verme hakkı nın anayasal dayanağı ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan basın özgürlüğüdür. Dolayısıyla haber verme hakkı, Anayasa’nın 26 ve 28. maddeleri gereğince anayasal güvenceye sahip bir hak olarak kabul edilmelidir.
Öte yandan Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen 28. maddesinin yaptığı atıf nedeniyle basın özgürlüğü Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ve 27. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlandırılabilir. Ancak Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme uyarınca bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenleme amacı taşıyan 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde Anayasa'daki düzenlemeler ile uyumlu bir şekilde basın özgürlüğünün kullanılmasının sınırlanmasına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Basın özgürlüğünden açıkça söz etmemekle birlikte, basın özgürlüğünü düzenleyen diğer uluslararası belgeler ile uyumlu olarak AİHS’de basın özgürlüğünü ifade özgürlüğü ile bir bütün olarak ele almıştır. AİHM’nin "İfade Özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde bulunan; "Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini de bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir" şeklindeki düzenleme ile basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir görünümü olarak ele alındığını görmekteyiz.
AİHS’nin ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün ne şekilde sınırlanabileceği ortaya konmuştur. Düzenlemeye göre; "Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."
Günümüzde çağdaş demokratik toplum olgusunu ortaya koyan önemli unsurlardan biri de haber verme hakkı ve bu hakkı kullanabilme olanağının bulunmasıdır. Basın mensubu açısından en etkin ve en önemli hak olan haber verme hakkı aslında basın özgürlüğünün sonuçlarından biridir.
Doktrinde genellikle basın özgürlüğünün içeriği ve doğurduğu haklar, haber verme hakkı, eleştiri-inceleme hakkı ve yaratma hakkı olarak üç başlık altında incelenmektedir. Haber verme hakkı haberlere ulaşmayı ve elde edilen haberleri yayınlamak ve dağıtabilmek hakkına sahip olabilmeyi ifade eder. Haber verme hakkı, basının kendine tanınmış sübjektif bir hakkı ifade etmekle birlikte, aynı zamanda kamunun da olayları öğrenmek ve değerlendirmek hususunda kamusal bir haber alma hakkı da ifade etmektedir.
Haber verme hakkı aynı zamanda hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin de bir görünümüdür. Nitekim basın özgürlüğünün sağladığı imkânların ceza hukuku alanındaki anlamı da zaten budur. Ceza hukukunda öngörülen bir suç tipinin ihlâl edilmesine sebebiyet verebilecek bir eylemin basın özgürlüğünün sınırları içerisinde kalması durumunda ilgili basın mensubu açısından hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin varlığını kabul etmek gerekir. Haber verme hakkı; haberi öğrenme ve toplama hakkı, haber verme ve yorumlama hakkı ile haberi yazıya dökme ve yayma hakkı gibi hakları içerisinde barındırır. Basının haber verme hakkından söz edebilmek için birtakım koşulların gerçekleşmesi aranmaktadır. Buna göre; haberin gerçek olması, haberin güncel olması, haberi vermede kamusal ilgi ve yararın bulunması, verilen haberle işlenen suç arasında düşüncel bir bağ bulunması gerekmektedir.
Haberin gerçek olup olmadığı verildiği andaki koşullara göre değerlendirilmelidir. Sonradan değişen koşulların haberi gerçek olmaktan çıkarması durumu değiştirmez. Haberi veren kişi haber verdiği andaki durumu araştırmakla yükümlüdür. Ancak bu kişi mutlak gerçeği bulmakla yükümlü değildir. Önemli olan haberin verildiği andaki olgulara ve görünüme göre gerçek sayılan haberin verilmesidir. Doktrindeki bir görüşe göre haberi veren kişinin gerçek olmayan bir haberi gerçek olarak algılayarak vermesi durumunda, ceza hukukunun genel hükümler kısmında düzenlenen hata kurumu doğrultusunda değerlendirme yapılması gerekecektir.
Güncelliğini kaybetmiş bir olay haber olmaktan çıkar. Bu haberi vermekte kamunun menfaati kalmadığı gibi, haber verme hakkı da söz konusu olmaz. Bununla birlikte zamana yayılmış bir haber güncelliğini korumaya devam eder. Habere konu olan olay unutulduktan sonra duyurulmasında haberin objektifliğinden söz edilemez. Bu durumda haber verme hakkına ilişkin hukuka uygunluk nedeninin bulunduğu iddia edilemez.
Yine haber verilirken paylaşılan bilgiler, bir kişi veya kişilerin haklarına zarar verilmesine sebebiyet verebilir. Bu durumda fiili hukuka uygun hale getiren şey, böyle bir haberi vermedeki kamu yararının kişinin ihlâl edilen haklarından daha değerli olduğunun kabulüdür. Dolayısıyla bu haberin verilişinin hukuka uygunluk nedeninin sınırları içerisinde olduğunu kabul edebilmek için, haberin verilmesinde kamu yararı bulunması gerekir. Kamu yararı bulunmayan durumda, haberin kamunun ilgisini çekici mahiyette olması eylemin hukuka uygun sayılması için yeterli olmaz. Kamu yararının varlığı verilen haberin belirli bir dönemde ve belirli bir toplumda geçerli olan ahlaki ve hukuki değerlerin korunmasına yönelik olup olmadığına göre belirlenir.
Uyuşmazlık konusu suç bakımından değerlendirme yapılacak olursa, hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin bir eylemi suç olmaktan çıkarmasında esas alınabilecek üstün yarar kuramı bu suç tipi bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Eğer somut olayda haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun koruduğu hukuki değerler haber verme hakkı nın dayandığı kamu yararından daha üstün kabul edilirse haber verme sınırlarının aşılması nedeniyle eylem hukuka aykırı olacaktır. Aksi durumda haber verme hakkının kaynağı olan kamu yararı üstün tutularak eylemin haber verme sınırları içerisinde olduğu değerlendirilecek ve yapılan haber hukuka uygun olacağından söz konusu suç oluşmayacaktır.
Haber verilirken birtakım değerlendirmeler eklenmesi doğaldır. Ancak bu değerlendirmeler verilen haber açısından bir fayda sağlamayan küçültücü ibareler niteliğinde ise, verilen haberle işlenen suç arasında fikri bir bağ kalmamış olur. Yine haber konusu ile ilgisi olmayan başlık veya fotoğraflara yer verilmesi gibi durumların haber verme hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu durumda haber verme hakkının sınırları aşılmış olur. Bu nedenle haber veren kişinin konunun açıklanması için gerekli ve yararlı olmayan kişilerin haklarını ihlal edecek ifadeleri kullanmaktan kaçınması gerekir. Özellikle kişilerin özel hayat alanı ile ilgili bilgi vermemesi gerekir. Kişilerin hukuken koruma altına alınan özel hayatına ilişkin bilgilerin sadece başkalarının merak duygularını gidermek için haber konusu yapılması hukuken meşru görülemez.
Haber verme hakkına ilişkin hukuka uygunluk nedeninin sınırlarını belirlerken öncelikle bu hakka ilişkin koşulların oluşup oluşmadığını belirlemek gerekmektedir. Somut olayda haber verme hakkının koşullarının varlığı kabul edildiği takdirde, işlenen fiil nedeniyle suç tipinde korunmak istenen haklardan hangisi veya hangilerinin ihlal edildiğini tespit etmek gerekmektedir. Son olarak somut olayda yapılan haberin niteliğine göre toplumun söz konusu haberi öğrenmesine ilişkin kamu yararı ile ihlal edilen hukuki değer arasında bir değerlendirme yapılarak, fiilin hukuka uygun olup olmadığına karar verilmelidir. Söz konusu değerler arasında karşılaştırma yaparken özellikle haber verme hakkının varlık sebebi olan kamu yararı amacına uygun olarak kullanıp kullanılmadığı göz önünde tutulmalıdır.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda 30.09.2013 tarihinde konuşmacı ve yorumcu olarak katıldığı Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli televizyon programı sırasında bir şekilde ulaştığı katılan ile inceleme dışı sanık arasındaki özel görüşmenin dökümünü tarafların muvafakati olmadan açıkladığı olayda;
İddianameye konu haberin konusunun güncel ve kamuoyunca tanınan kişiler ile ilişkili olması nedeniyle toplumsal ilginin bulunduğu düşünülerek konunun ana hatları ile haber yapılmasının kamuoyunu yakından ilgilendirdiğinden bahisle katılan ile inceleme dışı sanık tarafındaki günlük hayata ilişkin mesajlaşma içeriklerinin açıklanmasının basın özgürlüğü ve haber verme hakkı kapsamında kaldığı ve bu nedenle atılı haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun hukuka aykırılık unsuru itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, isabetli bulunmayan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. B- Sanığa atılı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı;
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.",
AİHS'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasa'mıza bakıldığında;
25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."
26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu bağlamda TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi;
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430).
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek yeterli bir altyapının mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda "Twitter" isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden, "...@....._K" kullanıcı ismiyle 25.09.2013 tarihinde; "Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir... Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır...", "... gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi..." ve "Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak.", 28.09.2013 tarihinde "Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa ...'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar." 30.09.2014 tarihinde "... ile ... arasındaki tapelere ulaştım...İkisinden biri yalancı ve sahtekâr...." şeklindeki ifadelerle paylaşımlarda bulunduğu, 30.09.2013 tarihinde Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programda ise "...'in göstere göstere alenen yalan söylediğini öğrendim.", "Galatasaray ile sözleşme imzalamamasının nedeni, milli takım ile 4 yıllık anlaşma imzalamasıdır, bu ahlaka uygun mu?", "...bu Galatasaray'ı satışa getirmektir.", "... mi yalancı, sahtekâr yoksa ... mı yalancı", "Olimpiyat Stadı güvenlikçilerine 'söyleyin o bilmem ne... Yöneticilerine gelmesinler.' dediğini.", "darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun...'i." şeklinde sözler söylediği olayda;
Sanığın kullanmış olduğu ifadelerin bir bütün hâlinde herhangi bir düşünce açıklaması niteliğinde olmadığı, eylemin şekli, yapıldığı yer ve ortam gözetildiğinde katılanın saygınlığına zarar vermeyi amaçlayıp küçültücü nitelikte olduğu, dolayısıyla eylem sonucu katılanın onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli olup dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 698-129 sayılı direnme kararına konu;
a- Hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluştuğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
b- Haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluştuğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,
2- İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 698-129 sayılı direnme kararına konu haberleşmenin gizliliği ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, unsurları itibarıyla oluşmayan suçtan sanığın beraati yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, hakaret suçu bakımından uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu bakımından 26.12.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede oy birliğiyle, hakaret suçu bakımından ise birinci müzakerede çoğunluk sağlanamadığından 24.01.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2022/40464 E., 2024/4329 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43, 53. maddeleri gereğince 10 kez 5 yıl hapis,
3. Ceza Dairesi 2022/40464 E. , 2024/4329 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/125 E., 2022/578 K.
SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, Silahlı terör örgütüne üye olma, Silahlı terör örgütüne yardım etme, Resmi belgede sahtecilik, Haberleşmenin gizliliğinin ihlali, İftira, Soruşturmanın gizliliğinin ihlali
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi, istinaf başvurusunun düzeltilerek
esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red, Mahalline İadesine, Onama, Bozma
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulundukları, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz taleplerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Bir kısım sanık ... sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin; sonuç cezası on yılın altında olan sanıklar yönünden hükmolunan cezaların süresine göre şartları bulunmadığından, sonuç cezası on yılın üstünde olan sanıklar yönünden ise; sanık ... müdafiilerin duruşmalı inceleme istemlerinin CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşamasında ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 04.06.2021 tarihli ve 2016/62 Esas, 2021/98 Karar sayılı kararının hüküm kısmı;
1-Sanık ... hakkında: TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
2-Sanık Abdulmuttalip Özmen hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
3-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına,
4-Sanık ... hakkında:
a-) Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden açılan davanın tefrik edilmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına,
b-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43, 53. maddeleri gereğince 155 kez 7 yıl 6 ay hapis
5-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43, 53. maddeleri gereğince 10 kez 5 yıl hapis,
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 53. maddeleri gereğince 24 kez 4 yıl hapis,
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 53. maddeleri gereğince 17 kez 7 yıl 6 ay hapis,
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 53. maddeleri gereğince 40 kez 6 yıl hapis
e-) TCK’nın 267/1, 43/1, 53. maddeleri gereğince 12 kez 2 yıl 6 ay hapis,
f-) TCK’nın 267/1, 53. maddeleri gereğince 22 kez 2 yıl hapis
6-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
7-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
8-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
9-Sanık ... hakkında: Sanığın üzerine atılı örgüt üyeliği hariç diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
10-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
11-Sanık ... hakkında:
a -) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b -) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
12-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
13-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
14-Sanık ... hakkında: Üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
15-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
16-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
17-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
c-) TCK 309/1. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
18-Sanık ... hakkında:
a-) Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden açılan davanın tefrik edilmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
19-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
20-Sanık Ethem Taşbulut hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
21-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
22-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
23-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 221/4, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 14 kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 15 kez 1 yıl 3 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 21 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 34 kez 3 yıl 9 ay hapis
f-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 14 kez 1 yıl 15 gün hapis
g-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 19 kez 10 ay hapis
24-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 10 ay hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis
25-Sanık ... hakkında: TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
26-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
27-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 18 kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 23 kez 1 yıl 3 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 28 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 43 kez 3 yıl 9 ay hapis
f-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 16 kez 1 yıl 15 gün hapis
g-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 25 kez 1 yıl 15 gün hapis
28-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 6 kez 1 yıl 3 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 4 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 10 kez 3 yıl 9 ay hapis
f-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 15 gün hapis
g-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 10 ay hapis
29-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
30-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 53. maddeleri gereğince 76 kez 1 yıl 6 ay hapis
b-) TCK’nın 204/1, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 53. maddeleri gereğince 166 kez 6 yıl hapis
c-) TCK’nın 267/1, 53. maddeleri gereğince 91 kez 2 yıl hapis
31-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
32-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 10 yıl 6 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 53. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 53. maddeleri gereğince 7 kez 3 yıl hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 53. maddeleri gereğince 3 kez 7 yıl 6 ay hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 53. maddeleri gereğince 6 yıl hapis
f-) TCK’nın 267/1, 53. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis
g-) TCK’nın 267/1, 53. maddeleri gereğince 19 kez 2 yıl hapis
33-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 15 kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 28 kez 1 yıl 3 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 27 kez 5 yıl 7 ay 15 gün hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 50 kez 3 yıl 9 ay hapis
f-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 14 kez 1 yıl 15 gün hapis
g-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 31 kez 10 ay hapis
34-Sanık ... Yıdırım hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis,
b-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis,
c-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 10 ay hapis
35-Sanık ... hakkında:
a-) Beraat
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
36-Sanık ... hakkında: TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
37-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
38-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 9 kez 1 yıl 3 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 15 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
d-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 7 kez 10 ay hapis
39-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 4 kez 1 yıl 3 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 5 kez 3 yıl 9 ay hapis
d-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 3 kez 10 ay hapis
40-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/3, 220/7 yollaması ile 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 63. maddeleri gereğince 5 yıl hapis
b-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 5 yıl hapis
41-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın TCK 285. maddesine tanımlanan "gizliliğin ihlali" suçundan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
42-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 3 kez kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 4 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis
f-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 3 kez 1 yıl 1 ay 15 gün hapis
g-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 23 kez 10 ay hapis
43-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
44-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
45-Sanık ... hakkında: Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
46-Sanık ... Kaya hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 3 kez 3 yıl hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 64 kez 3 yıl 9 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 117 kez 7 yıl 6 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 14 kez 6 yıl hapis
e-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 8 kez 2 yıl hapis
f-) TCK’nın 267/1, 43/1,62, 53. maddeleri gereğince 62 kez 2 yıl 6 ay hapis
47-Sanık ... Kuş hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
48-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
49-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 7 yıl 6 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
50-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 7 yıl 6 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 4 kez 1 yıl 3 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 6 kez 3 yıl 9 ay hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
f-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 3 kez 10 ay hapis
g-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 15 gün hapis
51-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
52-Sanık ... hakkında: Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
53-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
54-Sanık ... hakkında:
a-) Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden açılan davanın tefrik edilmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına,
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 53. maddeleri gereğince 70 kez 5 yıl 7 ay 15 gün hapis
c-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 53. maddeleri gereğince 4 kez 4 yıl 6 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 53. maddeleri gereğince 134 kez 9 yıl 4 ay 15 gün hapis
e-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 53. maddeleri gereğince 13 kez 7 yıl 6 ay hapis
f-) TCK’nın 267/1, 53. maddeleri gereğince 17 kez 2 yıl hapis
g-) TCK’nın 267/1, 43/1, 53. maddeleri gereğince 69 kez 2 yıl 6 ay hapis
55-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
56-Sanık ... hakkında: Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden açılan davanın tefrik edilmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına
57-Sanık ... (Önem) hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
58-Sanık ... hakkında: Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
59-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
60-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 11 kez 1 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 43 kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 21 kez 3 yıl 9 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 65 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
e-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 6 kez 10 ay hapis
f-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 43 kez 1 yıl 15 gün hapis
61-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 37 kez 5 yıl hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 81 kez 6 yıl 3 ay hapis
62-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
63-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
64-Sanık ... hakkında: Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
65-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
66-Sanık Sedar Othan hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
67-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
68-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 4 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
d-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 10 ay hapis
69-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
70-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
71-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 10 yıl 6 ay hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 53. maddeleri gereğince 2 kez 5 yıl 7 ay 15 gün hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 53. maddeleri gereğince 3 kez 7 yıl 6 ay hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 53. maddeleri gereğince 32 kez 6 yıl hapis
72-Sanık ... hakkında: Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden açılan davanın tefrik edilmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına
73-Sanık ... Özgül hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
74-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
75-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 6 kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 16 kez 1 yıl 3 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 10 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 36 kez 3 yıl 9 ay hapis
e-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 5 kez 1 yıl 15 gün hapis
f-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 22 kez 10 ay hapis
76-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
77-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
78-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
79-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 5 kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 35 kez 1 yıl 3 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 10 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 53 kez 3 yıl 9 ay hapis
e-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 8 kez 1 yıl 15 gün hapis
f-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 30 kez 10 ay hapis
80-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
81-Sanık ... hakkında:
a-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 6 kez 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
b-) TCK’nın 132/1-2. cümle, 137/1-a, 62, 53. maddeleri gereğince 25 kez 1 yıl 3 ay hapis
c-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 10 kez 4 yıl 8 ay 7 gün hapis
d-) TCK’nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 4/1-a, 5, TCK’nın 62, 53. maddeleri gereğince 47 kez 3 yıl 9 ay hapis
e-) TCK’nın 267/1, 43/1, 62, 53. maddeleri gereğince 15 kez 1 yıl 15 gün hapis
f-) TCK’nın 267/1, 62, 53. maddeleri gereğince 22 kez 10 ay hapis
82-Sanık ... hakkında:
a-) TCK 314/2. maddesine tanımlanan suçtan CMK’nın 223/2-e. maddesi uyarınca beraat,
b-) Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
83-Sanık ... hakkında: Sanığın üzerine atılı diğer suçlardan TCK’nın 30/4 maddesi uyarınca CMK’nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesinin, 22.04.2022 tarihli ve 2022/125 Esas, 2022/578 Karar sayılı kararı
Sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanıklar ve müdafilerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 10.11.202 tarihli ve bozma, onama, düzelterek onama görüşlerini içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur."
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanıklar ve Sanık Müdafiileri temyiz dilekçelerinde özetle;
Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
Sanıkların üzerlerine atılı suçların oluşmadıkları,
Sanıkların Amirlerinin ve Cumhuriyet Savcısının emirlerini yerine getirdikleri
Dosyanın içeriğinden ve amacından haberdar olmadıkları
Tanık beyanlarında aleyhe hususları kabul etmedikleri,
Bylock tespit edilen sanıkların bylock kullanmadıkları ve bu hususun delil olamayacağı
Veri İnceleme Raporunun delil olmayacağı
Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına,
Temyiz dilekçesinde belirtilen Sair Temyiz sebepleri ve sair hususlara ,
İlişkindir.
Katılan vekilinin temyiz dilekçelerinde özetle;
Sanıkların üzerine atılı tüm suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği,
Beraat eden tüm sanıkların üzerine atılı suçları işledikleri sabit olduğu,
Temyiz dilekçesinde belirtilen Sair Temyiz sebepleri ve sair hususlara ,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İncelemeye konu dosyanın hacmi itibariyle, her bir sanık için ilk derece mahkemesinin kabulü ve dairemizce yapılan değerlendirme kararın GEREKÇE kısmında ayrıca belirtilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kısa kabulü;
"....
Tüm bu izah edilenler bir arada düşünüldüğünde, rütbeli personelin usulsüz bir şekilde soruşturma başlatarak soruşturmayı sürdürdüğü, dinlemeci ve yazıcı bir kısım personelin usulsüzlükleri fark etmelerine ve bu durumu amirlerine bildirmelerine rağmen işlemleri yapmaya devam ettikleri, bir kısım sanık anlatımlarında da anlaşıldığı üzere büro amirinin ise suç işleme saiki ile süreci kesintiye uğratmamak adına bürosuna hukuka aykırı talimat verdiğinin anlaşıldığı, yürütülen soruşturmanın işlenen bir suçu ortaya çıkarmak amacı ile değilde FETÖ/PDY'nin örgütsel saikleri doğrultusunda, belirli bir hedefe ulaşmak amacı ile yapılan bir soruşturma olduğu, soruşturmanın ilk başlangıcında sanık ... tarafından tutulan raporda yer alan olayların Giresun İlinde olmasına rağmen ve normal şartlar altında bu olayların Giresun İlindeki adli makamlar tarafından soruşturulması gerekirken özel bir çaba ile soruşturmanın İstanbul İlinden yürütüldüğü, ...'ın amiri konumunda bulunan ... ve ...'un da tanık olarak verdikleri beyanlarında ...'ın bu raporun işleme konulması hususunda özel bir çaba sarf ettiği yönündeki beyanlarının da bunu doğruladığı, Mahkememizce yapılan değerlendirme de soruşturmanın başlangıcında FETÖ/PDY'nin ulaşmak istediği kişi ve kurumların belli olduğu, bu kişi ve kurumlara ulaşabilmek adına bir dinleme ağı oluşturulduğu, bu hali ile de asıl hedef olan kişi ve kuruluşlara ulaşabilmek adına Giresun İlindeki olayların da bu soruşturmanın bir parçası olması gerektiği, buradan yola çıkılarak asıl hedef şahıslara dinleme ağı sayesinde ulaşıldığı, asıl hedef seçilen şahıs ve kurumların doğrudan soruşturma konusu yapılmadığı çünkü bu şahıslara atfedilen eylemlerin o dönem yürürlükte bulunan kanunlar gereğince ya suç olmadığı ya da CMK 135 ve CMK 140 kapsamına girebilecek eylemler olmadığı, bu hali ile de soruşturmanın asıl hedef kişi ve kurumlarla bağlantısı kurulabilecek ve dinleme ağı sayesinde asıl hedeflere ulaşılabilecek kişiler üzerinden başlatıldığı, bu gerekçe ile de Giresun İlinde yaşanan adli olayların araç olarak kullanıldığı, yukarıda anlatıldığı üzere soruşturmanın burada yaşanan olaylar sebebi ile başlamasına rağmen soruşturmanın operasyona dönüştüğü 3 Temmuz 2011'den bir ay kadar öncesine kadar Giresun İlinde yaşandığı raporlarda belirtilen eylemler hakkında bu soruşturma kapsamında herhangi bir işlem yapılmadığı, soruşturmaya çok kısa bir zaman kala bu işlemlerin yapıldığı ancak hayatın olağan akışı içerisinde normal bir soruşturmada yapılması gerekenin ilk önce soruşturmaya konu olayların teyit edilmesi ve bu kapsamda çalışmalar yapılması olduğunun açık olduğu,
2010/2287 sayılı soruşturma kapsamında soruşturma ve kovuşturma aşamalarında görev yapan kamu görevlilerine bakıldığında, soruşturmayı yürüten emniyet amirleri, komiserler, polis memurları, yargı aşamasında görev almış hakim ve savcıların çok büyük bir kısmı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği bakımından işlemler yapıldığı, büyük bir kısmının FETÖ/PDY üyesi oldukları gerekçesi ile kamu görevinden ihraç edildiği, büyük bir kısmının FETÖ PDY terör örgütü üyesi ya da yöneticisi oldukları gerekçesi ile ceza aldıkları, bir kısmının firari olduğu, bir kısmı hakkında FETÖ/PDY üyesi ya da yöneticisi oldukları gerekçesi ile ceza almalarına rağmen başkaca yargılamalarının da sürdüğü, tüm bunların da bir tesadüf ile açıklanamayacağı,
Soruşturmanın amacının bir suçu ortaya çıkarmak olmadığı, asıl amacın yaşanan olaylar üzerinden, ülkemizde bulunan bir kısım futbol kulüpleri ile taraftar gruplarını karşı karşıya getirmek ve bunun üzerinden doğacak olan tartışmaları ve yaşanacak kargaşayı FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda kullanmasını sağlamak olduğu, tanık MİT Mahrem İmamlarından ...'nın verdiği "kendisinin detayları bilmemekle birlikte üstü kapalı olarak söylenen şeylerin aslında o dönem Başbakan olan şimdiki Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın yıpratılması olduğunu, yani buradan yola çıkarılarak hükümetin yıpratılmasının amaçlandığını, kendisinin böyle düşündüğünü, birçok kulüp olmasına rağmen Fenerbahçe'nin bu konuda çok büyük ses getireceği için seçilmiş olabileceğini, yani Fenerbahçe'yi ele geçirmek gibi değilde Fenerbahçe üzerinden bir algı yükseltip hükümet üzerine bir operasyon gibi düşündüğünü," belirttikten sonra kendilerinden kamuoyunda askeri casusluk davası olarak bilenen dava da benzer şekilde istemlerde bulunulduğu şeklindeki beyanlarından da anlaşılacağı üzere bu soruşturmanın örgütsel bir saik ile gerekleştirildiği, nitekim soruşturmanın operasyona dönüştüğü günden günümüze birçok kulüp ve taraftar grupları arasında bu tartışmaların devam ettiğinin izahtan vareste olduğu,
Dava dosyasında sanıkların 3 kişi hariç polis memuru statüsünde kamu personeli olduğu, sanıkların genel hatlarıyla:
I. Rütbeli Polis Memurları
II. Dinlemeci Polis Memurları
III. Tapeci Polis Memurları
IV. Fiziki Takipçi Polis Memurları
V. Yazıcı Polis Memurları
olarak tasnif edilebileceği, bu tasnif bakımından sanıkların örgüt üyeliği/yöneticiliği haricinde kalan diğer suçlar bakımından sorumlulukları açısından yapılan değerlendirme de;
I. Rütbeli Polis Memurları Hakkında: Söz konusu polis memurlarının gerek soruşturmanın başlanmasında ve gerekse dinleme ağının genişletilmesinde aktif rol üstlendikleri, yapılan tüm yazışmalar ve alınan tüm kararlardan bilgi sahibi oldukları, sanıkların attıkları paraf ve imzalar ile hazırlanan raporlar ve üst yazılardan bu durumun anlaşıldığı, gerek rütbesiz polis memurlarının amiri olmaları sebebiyle yapılan işlerden bilgi sahibi olmaları, gerek paraf atma sürecinde doğrudan görüşmedikleri ve bilmedikleri raporlar üzerinde bilgi sahibi olmaları ve gerekse rütbeli polis memurlarının bylock, hts, emniyet için toplantı vs. gibi sürekli irtibatlı olduklarının dava dosyasının tüm safahatından ve emniyet içi işleyişten anlaşıldığı, bu haliyle tüm rütbeli polis memuru sanıkları, fetö silahlı terör örgütü üyeliklerine ilişkin delil durumları kendi içlerinde ayrı olmak üzere dava dosyası kapsamında mağdur ... katılanlara yönelik gerçekleştirilen yan suçlardan mağdur sayısı kadar, evrak çokluğu, dinleme süreleri ve sayısı da dikkate alındığında TCK'nun 43/1 maddesi uyarınca zincirleme suç olarak cezalandırılmaları gerektiği,
II. Dinlemeci Polis Memurları Hakkında: Söz konusu polis memurlarının soruşturmanın genişletilmesinde en önemli görevi aldığı, hazırlanan rapor içeriklerine göre çok sayıda kişinin sadece iletişimin tespiti kapsamında dinleme ağına dahil edildiği, tutulan raporların şekil ve içerik eksiklerinin bulunduğu, suç unsuru ve örgütsel eylem ve bağlılık hususlarının dinlemeci polis memurlarının raporlarında bulunmadığı, bir kısım raporlarda dinleme içerikleri yazılmadan kişilerin bulunduğu, suç unsuru değerlendirmesi yapıldığı, yapılan eylemlerin görevinin gereklerinden ziyade örgütsel saikle ve soruşturmanın hukuki zemininin dışında örgütsel dinleme sayısının arttırılmasına yönelik olarak subjektif olarak yapıldığı, yukarıda örgütsel bir saik ile FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiği açıklanan bu soruşturmada görev alan örgüt üyesi olduğuna karar verilen polis memuru sanıkların, fetö silahlı terör örgütü üyeliklerine ilişkin delil durumları kendi içlerinde ayrı olmak üzere dava dosyası kapsamında mağdur ... katılanlara yönelik gerçekleştirilen yan suçlardan mağdur sayısı kadar, evrak çokluğu, dinleme süreleri ve sayısı da dikkate alındığında TCK'nun 43/1 maddesi uyarınca zincirleme suç olarak cezalandırılmaları gerektiği, ancak hakkında örgüt üyesi olduğuna dair delil bulunmayan polis memuru konumundaki sanıkların örgütsel saik ile hareket edemeyecekleri değerlendirildiğinden yan suçlardan sanıkların soruşturma sürecinde eylemde bulundukları sabit olmakla birlikte suç kastlarının olmadığı, eylemin icrasında hataya düştükleri kanaatiye TCK'nun 30/4. maddesinin uygulanması gerektiği,
III. Tapeci Polis Memurları Hakkında: Söz konusu polis memurlarının alınan dinleme kararları kapsamında kendilerine verilen bilgisayar programı aracılığıyla dinlemiş oldukları sesleri yine çıktı almaksızın bilgisayar programı içinde yazı haline dökmek suretiyle görev tanımları içinde eylemde bulundukları, sanıkların yaptığı tapelere yönelik eksik yazı yazılması, seslerden farklı bir yazıya çevrilme veya tapelerin silinmesi veya ekleme yapılması gibi bir suç isnadının bulunmadığı, iddianame kapsamında sanıklara bu tip bir eylemin isnat edilmediği, sanıkların soruşturmanın başından sonuna kadar tape haline getirdikleri dinlemeler ile soruşturmanın seyrini değiştiren, fetö silahlı terör örgütünün örgütsel saiki ile tape aşamasında hukuki zeminin dışına çıkmak ve katılan-mağdurlara yönelik bir eylemde bulunmak gibi durumlarının olmadığı, sanıkların soruşturmanın örgütsel saikini bilseler dahi tape yapmaktan ibaret eylemleri ile kendilerine isnat olunan yan suçlar işleme imkanlarının olmadığı, mahkeme kararı olmaksızın alınan bir dinlemeyi tape yapmadıkları yada kendilerinin bilgisi dahilinde karar alınmadan bir dinleme tapesinin sanıklara verilme durumunun olmadığı, bu haliyle tüm tapeci polis memuru sanıkların, fetö silahlı terör örgütü üyeliklerine ilişkin delil durumları kendi içlerinde ayrı olmak üzere dava dosyası kapsamında mağdur ... katılanlara yönelik gerçekleştirilen diğer yan suçlardan sanıkların soruşturma sürecinde eylemde bulundukları sabit olmakla birlikte suç kastlarının olmadığı, eylemin icrasında hataya düştükleri kanaatiye TCK'nun 30/4. maddesinin uygulanması gerektiği,
IV. Fiziki Takipçi Polis Memurları Hakkında: Söz konusu polis memurlarının alınan mahkeme kararları sonrasında amirleri tarafından verilen emirler kapsamında belli bir yerde bulunan kişilerin görüntülerinin ve/veya seslerinin kayda alınması işlemlerini yaptıkları, söz konusu planlanan buluşmanın gerçekleşmemesi halinde ise eylemin gerçekleşmediğine dair tutanak tutulduğunun anlaşıldığı, gerek ilk yargılama faaliyeti ve gerekse söz konusu dava dosyasında görüntü ve seslerde herhangi bir oynama veya montaj iddiası, veyahut ekleme, çıkarma bir müdahalenin olduğuna ilişkin bir delilin bulunmadığı, sanık fiziki takipçi polis memurlarının mevcut olan durumu kayıt altına alma veya tutanak tutmaktan ibaret eylemlerinin kişi özelinde farklılık arz etmeyecek bir hukuki işlem olduğu, samıkların subjektif bir değerlendirme ile, suç saiki ile tutanak tutma durumlarının olmadığı, suça konu eylemlerinin kendilerine amirleri tarafından verilen emirler ile sınırlı kaldığı, fiziki takip öncesi ve sonrasında yapılan eylemin bir başka hukuksuz faaliyete sebebiyet vermediği, dinlemeci polis memurları gibi dinleme ağının genişletilmesi, içerik ve şekil açısından eksik rapor veya tutanak tanzimi ile başka istem ve kararlara sebebiyet vermedikleri, bu haliyle tüm fiziki takipçi polis memuru sanıkların, fetö silahlı terör örgütü üyeliklerine ilişkin delil durumları kendi içlerinde ayrı olmak üzere dava dosyası kapsamında mağdur ... katılanlara yönelik gerçekleştirilen diğer yan suçlardan sanıkların soruşturma sürecinde eylemde bulundukları sabit olmakla birlikte suç kastlarının olmadığı, eylemin icrasında hataya düştükleri kanaatiye TCK'nun 30/4. maddesinin uygulanması gerektiği,
V. Yazıcı Polis Memurları Hakkında: Söz konusu polis memurlarının gerek yazılan raporlar kapsamında yeni veya uzatma istem yazılarının oluşturulmasında ve gerekse ilk soruşturmaya başlanması ve sonlandırma işlemlerinin yapılması safhasında görev aldıkları, soruşturmanın ilk başlama talebinden operasyon aşamasına, savcılık istemlerinden, mahkeme kararlarının icrası için KOM ve TİB ile yazışmalara ve fezleke hazırlanma sürecine kadar tüm safahatlardan bilgi sahibi oldukları, tapeci ve fiziki takipçi polis memurları gibi sınırlı bir işlem ile soruşturmanın sınırlı bir safhasında bulunmadıkları, gerek yapılan eksik ve usule aykırı tutulan raporlardan bilgi sahibi olunması ve gerekse hukuka aykırı ve gerçeği yansıtmayan 118 kaydı gibi ilave işlemler yapmak suretiyle eksik ve suç saiki ile tutulan raporların aynı suç saikinin devamı ile ve bilgileri olmak kaydıyla üst yazıya dönüştürülüp, emniyet safahatını yargı safahatına taşıdıkları, yine bir kısım sanıkların bu durumdan haberdar olup, amirleri ile bu durumun paylaşıldığı, kimliği olmayan hat sahibine 118 kaydında şirket hattı çıkıp gerçek bir kişi bile olmayan verilerle raporları düzgün göstermeye çalışarak suç kastı içeren hukuka aykırı istemlerde bulunulduğu, yazıcı polis memurlarının subjektif olarak yapılan hukuka aykırı eylemlere iştirak ettiği, işlem yaparken yazılan yazıların eksik veya yanlış olduğunun bilindiği, bu kapsamda hataya düşme durumlarının olmadığı, amirlerinin emirlerini sorgulayıp itiraz ve toplantı yapma gibi sair durumların olduğu, kaldı ki sanıklar özelinde fetö silahlı terör örgütü üyeliği delilleri bulunan kişilerin bu yazıları yazarken soruşturmanın asıl saikini anlayabilecek düzeyde olup, alınan emirleri de sorgulamadığı, uzatma talep sürelerinin kontrol edilmesi, eksik raporların şeklen düzgün hale getirilmeye çalışılması, cumhuriyet başsavcılığı müzekkereleri ve mahkeme kararlarındaki yazı şeklindeki yüksek orandaki benzerlik, benzer yazım hatalarının hem yargı ayağında hem de emniyet ayağında yapılması gibi birçok husus göz önünde bulundurulduğunda FETÖ/PDY üyesi yazıcı polis memurlarının aktif ve suç saiki ile eylemde bulundukları ve soruşturmanın yürütülmesinde ve/veya sekteye uğramamasında bilerek ve isteyerek, hataya düşmeksizin görev aldıkları, yukarıda örgütsel bir saik ile FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiği açıklanan bu soruşturmada görev alan örgüt üyesi olduğuna karar verilen polis memuru sanıkların, fetö silahlı terör örgütü üyeliklerine ilişkin delil durumları kendi içlerinde ayrı olmak üzere dava dosyası kapsamında mağdur ... katılanlara yönelik gerçekleştirilen yan suçlardan mağdur sayısı kadar, evrak çokluğu, dinleme süreleri ve sayısı da dikkate alındığında TCK'nun 43/1 maddesi uyarınca zincirleme suç olarak cezalandırılmaları gerektiği, ancak hakkında örgüt üyesi olduğuna dair delil bulunmayan polis memuru konumundaki sanıkların örgütsel saik ile hareket edemeyecekleri değerlendirildiğinden yan suçlardan sanıkların soruşturma sürecinde eylemde bulundukları sabit olmakla birlikte suç kastlarının olmadığı, eylemin icrasında hataya düştükleri kanaatiye TCK'nun 30/4. maddesinin uygulanması gerektiği, kanaatine ulaşılmıştır.
Tüm sanıklar bakımından; hakkında iddianame kapsamında yer verilen ancak yukarıda detayları açıklanan İstanbul 13. ACM'deki beraat şekilleri üzerinden suçun hukuki unsurlarının oluşmaması sebebiyle TCK'nun 267/4. maddesi delaletiyle TCK'nun 109/1. maddesindeki suçlar açısından ve genel norm-özel ayrımı kapsamında genel olarak kalan ve sanıklara özel norm olarak uygulanan TCK'nun 134/1. maddesinin uygulanması yerine TCK'nun 132/1. maddesinin uygulanması, TCK'nun 134/1-2. cümlenin uygulanması yerine TCK'nun 132/1-2. cümlenin, TCK'nun 134/2-1. cümlenin yerine 132/2. maddenin uygulanması sebebiyle suçların hukuki nitelendirmesi değişen sanıklar hariç olmak üzere UYAP kayıtlarında mükerrir suç olarak yazılan sanıklar açısından TCK'nun 134/1, 134/1-2. cümle, 134/2, 267/4. ve 109/1. maddelerinin suçların hukuki unsurlarının oluşmaması sebebiyle sanıkların bu suçlardan CMK 223/2-a maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine, karar vermek gerekmiştir.
Haklarında 5237 sayılı yasanın 133 maddesi uyarınca cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...' ın eylemlerinin 5237 sayılı yasanın 132 maddesinin 1.fıkrası ve kapsamında eridiği dikkate alınmakla iş bu sanıklar hakkında bu suçtan karar verilmesine yer olmadığına kararı vermek gerekmiştir.
Tüm sanıklar bakımından; İstanbul CMK 250. madde ile yetkili 16. ACM tarafından yargılanan ve yukarıda isimleri tek tek sayılan 91 mağdur-müşteki-katılan dışında diğer mağdur-müşteki-katılanlara yönelik isnat edilen iftira suçunun hukuki unsuru olan ''soruşturma ve kovuşturma'' şartının birlikte gerçekleşmemesi sebebiyle TCK'nun 267/1. maddesi isnat edilen sanıklardan adı geçen 91 kişi dışında kalan diğer mağdur-müşteki-katılanlara yönelik olarak sanıkların üzerine atılı bulunan bu suçtan CMK 223/2-a maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine, karar vermek gerekmiştir." şeklindedir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir.
IV. GEREKÇE
Resmi belgede sahtecilik, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, gizliliğin ihlali, iftira ve ifşa suçlarından kurulan, katılanlara karşı birden fazla kez olacak şekilde sanıkların mahkûmiyetine karar verildiği ve temyize konu olmayan bu hükümlerin, sanıkların adli sicil kaydına göre kesinleştiği; ancak, aynı suç işleme kararı kapsamında, aynı saikle ve örgütsel amaçla gerçekleştirilen eylemlerin hukuki anlamda tek bir fiil olması nedeniyle sanıklar hakkında söz konusu suçlardan tek bir mahkumiyet hükmü kurulup, TCK'nın 43/2 maddesi yollamasıyla TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanması gerekirken, ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması suretiyle fazla cezaya hükmolunduğu belirlenmekle; esası, CMK'nın 286/2-a maddesi gereği temyizen incelenemeyen bu hukuka aykırılığın, sanıklar lehine olması nedeniyle süre şartı da bulunmadığından, CMK'nın 308/A hükmü kapsamında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ile mahallinde giderilmesi mümkün görülmüştür.
A) CMK’nın 298/1maddesi kapsamında temyize incelemesine tabi olmayan kararlar yönünden;
İlk Derece Mahkemesi kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığından, sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden kurulan mahkumiyet hükümlerinin bozulması yönündeki tebliğnamede bozma isteyen düşüncelere ve sanık ...’ün resmi belgede sahtecilik suçundan 5 yıldan fazla hapis cezası aldığından bahisle onama isteyen düşünceye sanığa hükmedilen cezanın 5 yılın altında olması nedeniyle iştirak edilmemiştir.
1) Katılanlar Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği, Fenerbahçe Futbol A.Ş., Fenerbahçe Spor Ürünleri San. Tic. A.Ş vekili Av. ...’nın; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, resmi belgede sahtecilik, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, gizliliğin ihlali, haberleşmenin gizliliğinin ihlali, iftira, ifşa suçlarına ilişkin temyiz talepleri yönünden;
Suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği, Fenerbahçe Futbol A.Ş., Fenerbahçe Spor Ürünleri San. Tic. A.Ş’nin davaya katılmalarına ilişkin kararlar hukukî değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden; temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
2) Sanık ... müdafilerinin;
2.1) Bir kısım sanık ... müdafililerinin karar verilmesine yer olmadığına ve resmi belgede sahtecilik, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, gizliliğin ihlali, haberleşmenin gizliliğinin ihlali, iftira, ifşa suçlarından kurulan ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlara yönelik temyiz talepleri yönünden;
2.1.1) “Karar verilmesine yer olmadığına” dair kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223 üncü maddesinde sayılan hüküm niteliğindeki kararlardan olmadığı görüldüğünden İNCELENMEKSİZİN MAHALLİNE İADESİNE,
2.1.2) İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının CMK’nın 286/2-h maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğu anlaşılmakla; temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
2.2) Resmi belgede sahtecilik, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, gizliliğin ihlali, haberleşmenin gizliliğinin ihlali, iftira, ifşa suçlarından 5 yıl ve altı ceza hükmedilen sanıklar hakkında sanık ... müdafililerinin temyiz talepleri yönünden;
Anılan suçların 7188 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkrada tahdidi olarak sayılan suçlardan olmadığı, cezaların tür ve miktarına göre CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin nitelikte olup temyizi kabil bulunmadığından, sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin CMK'nın 298 inci maddesi gereğince REDDİNE,
Karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B) Somut olay hakkındaki değerlendirmeler;
Dosya kapsamında yapılan incelemede;
Kamuoyunda futbolda şike kumpası olarak bilinen soruşturmanın başlangıcı, spor şubede çalıştığını ve sahada görev yaptığını, tribünlere, taraftar gruplarına ve burada yaşanan olaylara hakim olduğunu aşamalardaki savunmalarında belirten dosya sanıklarından ...'ın eski Giresunspor başkanı ... ile yapmış olduğunu belirttiği görüşme sonrası tuttuğu rapor nedeniyle olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu 14.11.2010 tarihli raporun;
“Türkiye’de sporun özellikle futbolun 1980’li yıllardan sonra birçok iş adamı, devlet görevlisi ve vatandaşı etkisi altına aldığı gibi illegal suç örgütlerini de devasa para trafiği yönünden cezp etmiş, zamanla bu suç örgütleri sporun özellikle futbolun içerisine girmişlerdir. Öncelikle tribün amigoluğundan başlayıp zamanla spor camiası içinde bulunan etkili kişilerin referansları ile çeşitli alanlara yönelip ekonomik menfaat sağlayarak büyük paralar kazanmışlar, hem de illegal işlerini örtecek itibarlı konumlara gelmişlerdir. Örneğin; Türkiye’deki en büyük suç örgütü liderlerinden olan ... Fenerbahçe tribünlerinde amigo iken hızla mafya lideri olmuştur. Yine aynı suç örgütü liderlerinden ... Sivasspor Başkanı, ... Giresunspor Başkanı olmuşlardır. ... grubuna bağlı birçok kişi çeşitli kulüplerde ve özellikle TFF içinde kendi örgütlerinin açıklarını kapatabilecek konumda oldukları değerlendirilmektedir. Yine yapılan istihbarı çalışmalarda İstanbul ilinde kurulu bulunan Anadolu Hisar Futbol kulübünün ... grubu tarafından yönetildiği, bu kulüp çatısı altında suç örgütü üyesi birçok kişiye askerlikle ilgili sorunlarının çözülmesi için Futbolcu lisansı çıkartıldığı, bazılarının da bu lisanlarla Futbol oynamadıkları halde futbolcu gibi denetimi altında tuttukları, diğer kulüplere ... gibi gösterdikleri istihbar edilmiştir.
... grubuna bağlı örgüt liderlerinden ... Türkiye’de legal veya illegal yöntemlerle örneğin kendilerine ve örgütlerine bağlı bir çok spor adamı adına açılmış 26 ayrı futbolcu menajerliği şirketi, direkt veya endirekt bağlantılarının olduğu çeşitli liglerde futbol kulübu bulunduğu, bu şirketlerle sözleşmeli yüzlerce futbolcu çeşitli liglerde birçok futbol kulübunde faaliyette bulundukları duyumu alınmıştır.
Bu futbolculardan bir çoğunun örgüt liderleri adına futbol oynadıkları lig müsabakalarda şike olaylarını gerçekleştirdikleri istihbar edilmiştir. Örgüt liderleri adına bu suç unsuru işleri yaparken de kendi adlarına müsabakalarda yasadışı bahis oynadıkları hem basın yayın organlarından hem de çevreden alınan bilgilerden anlaşılmış, bir çok vasat futbolcu, çeşitli büyük kulüplerdeki kendilerine bağlı hareket eden teknik direktör ve menajer vasıtası ile kulüp başkanlarını kandırılarak veya ortak hareketle fahiş fiyatlara satıldıkları istihbaratına ulaşılmıştır.
Yukarıda izahı yapılan konularla ilgili herhangi bir örnek veya mağdur/müşteki konumunda kişilerin olup olmadığı araştırılmış; yapılan istihbarı çalışmalarda bu konulardan en cok mağdur olan kulüplerden birinin de Giresunspor kulübü olduğu görülmüştür. İlimiz sınırlarında ikamet eden ve Zeytinburnu ilçesinde Ticaretle uğraşan Giresunspor başkanı ... ile yapılan resmi olmayan görüşmede;
Kendisinin 2010 yılı içinde Giresunspora başkan olduğunu ancak başkanlık seçimi sürecinde eski başkan ... den ve adamlarından tehdit, kendisine yakın olan bir çok kişilerden de uyarı aldığını belirtmiştir. Seçimden 1 gün önce ... ve adamları 170 kongre üyesini üyelikten ihraç edip kendi adamlarını üye yapmalarına rağmen seçimi kendisinin altı oy farkla kazandığını belirtmiş, ancak seçim ertesi ... in menajerlik şirketine bağlı ve Giresunsporda futbol oynayan tüm futbolcuların şehri terk ettiğini, bu konuyu araştırdığında futbolcularla etik olmayan ve Türk Futbol Federasyonu kanun ve yönetmeliklerine aykırı şekilde yapılan sözleşme gereği seçim sonrası serbest kaldığını belirtmiştir. Giresunspor kulübünün hesap hareketlerini araştırdığında bir çok kanun dışılığı görmesi üzerine Giresun ilindeki bir Mali Müşavirlik şirketine yetki vererek araştırma yaptırmış şirket sahibi araştırma sonucunu sözlü olarak eski yönetimin bu hesaplara göre cezaevine gireceğini belirtmesine rağmen resmi olarak rapor hazırlamamış neden rapor hazırlamadıkları sorulduğunda ... ve adamları tarafından tehdit edildiğini ...’a belirtmiştir. Kulübe kendi yönetimleri dönemine kadar giren tüm futbolcular araştırıldığında mevcut futbolcular haricinde futbol camiasında adı bilinmeyen ve futbol oynayıp oynamadığı bilinmeyen onlarca kişiyle sözleşme yapılıp para ödenmiş ancak hiç biri Giresunsporda futbol oynamadığı kendilerince tespit edilmiştir. Giresun ilinde kulübe gelir getirmek için faaliyet gösteren Giresun limanı otoparkında 1 milyon 200 bin TL lik gelir. olmasına rağmen kulüp defterlerinde yıllık gelirin 70 bin TL gösterildiğini belirtmiştir. Yönetimi devraldıktan sonra futbolcuların üst üste müsabaka kaybetmeleri üzerine bazı futbolcularla yapılan görüşmelerde ... ve adamlarının çeşitli defalar kulübü bastıklarını ve futbolcular yeni yönetimi zor duruma düşürmek adına tehdit edip oynamamaya zorladıklarını belirtmiştir, yine 10.11.2010 kulüp basın sözcüsü ... ... basında eski yönetim hakkındaki beyanları nedeniyle bazı şahıslar tarafından ağır şekilde darp edilmiş, şikayetçi olması halinde çocuklarına zarar verileceği tehdidinde bulunulduğunu beyan etmiştir. Kulüp Başkanı kendi imkanları ile meydana gelen konuları araştırdığında ... ve adamlarının TFF deki etkili kişiler tarafından korunduğunu ve bu kişiler tarafından tehdit edilerek uyarıldığım belirtmiştir.
Yukarıda izahı yapılan konular ve mağdurlarla ilgili olaylar araştırıldığında adı geçen ... grubunun liglerdeki birçok futbol kulübünde buna benzer suç oluşumunda olduğu istihbarat edilmiştir.” Şeklinde olduğu görülmüştür.
İlk derece mahkemesinin 6-17/01/2020 tarihleri arasında düzenlenen 14. Celsesinde tanık olarak dinlenen ve yukarıda bahsi geçen raporun süjesi konumunda olan ...'ın bu konu ile alakalı olarak özetle "...'ın kendi iş yerine geldiğini, kendisini polis olarak tanıttığını, birlikte çay içip sohbet ettiklerini, bu sohbet esnasında kendisine neden Giresunspor başkanlığını bıraktığını sorduğunu, ...'ın Giresunspordaki adli olayları ve süreci basın yoluyla takip ettiğini söylediğini, daha sonra ...'ın Organizeye gelerek ifade vermesi gerektiğini söylediğini, ...'ın kendisine söyledikleri hakkında bir tutanak tuttuğunu bununla ilgili ifade vermesi gerektiğini söylediğinde kendisine neyi tutanağa dönüştürdüğünü sorduğunu, avukatı ile birlikte organize şubeye gittiğini, kendilerini ...'ın karşıladığını, burada kendisine şikayetçi misin diye sorduğunda bana kimse tehdit, baskı hiçbir şey yapmadı ki, şikayetçi olmamı gerektiren bir şey yok dediğini, bundan sonra ...'ın kendisine serzenişte bulunduğunu, ondan sonra yukarı çıktıklarını, yukarıda, kendisine bir şeyler okuduklarını, bir sürü mizansen hazırlanmış olduğunu, kendisinin bu anlatılanları orada da reddettiğini, kendisinin kimseye ben maruz kaldığım bu şekilde olayları anlatayım ama beni hiç karıştırmayın, imzamı almayın şeklinde bir beyanda bulunmadığını, kendisinin böyle bir sorunla karşılaşsa çözebilecek çevresi olduğunu, bu sebeple bir polis memuru arkadaşa gidip de onu arayıp bulma gereği duymayacağını, sonrasında ...'ın biraz kızdığını, niye bu avukat ile geldin buraya dediğini, ...'ın raporunda bahsettiği mülakatın hiç olmadığını" şeklinde beyanda bulunduğu, ...'ın avukatı olan ve bahsettiği olayda yanında bulunan ve tanık olarak dinlenilen Kaya Kabacığolu'nun da ...'ı doğrulayıcı yönde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Bununla birlikte ...’ın 2010/2287 soruşturmanın operasyona dönüştürüldüğü 03.07.2011 tarihinden 4 (dört) gün sonra 07.07.2011 tarihinde İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde alınan ifadesinde özetle; “2010 yılında Giresunspor Kulübüne Başkan seçildiğini, devam eden süreçte takımın puan kaybetmesi sebebiyle taraftar ve yerel basın tarafından istifa etmesi yönünde kötü tezahürat ve yayınlar yapılması üzerine kulübü kongreye götürerek başkanlık seçimi yapılmasını sağladığını, kendisinin başkanlığa aday olmadığını ve seçimin ... tarafından kazanıldığını, taraftar ve medya baskısının da futbol camiasında olağan şeyler olduğunu, başkanlık seçimleri öncesinde ... veya ... ile birlikte hareket eden şahıslar tarafından seçime girmemesi yönünde baskı veya tehdit görmediğini, kimseden davacı ... şikayetçi olmadığını” beyan ettiği izlenmiştir.
Sanık ...'ın tutmuş olduğu bu raporu İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne sunmadan önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği'nde görevli olan Gasp Büro Amiri olan ... ile bir görüşme yaparak konu yaptığı çalışmalardan ve ... ile olan görüşmesinden bahsederek, bu konudaki talimatlarını sorduğu, 6-17/01/2020 tarihleri arasında düzenlenen 14. Celsesinde tanık olarak dinlenen ...'ün bu konu ile alakalı olarak özetle "...'ın Gasp Büro Amirliği'nde çalıştığını, spor suçlarına baktığını, ...'ın bir gün gelerek, ... isminde Giresunspor Kulübü eski yöneticisi ...'ın, Giresun ilinde darp ve tehdit edildiği ile ilgili bilgi verdiğini, kendisinin ise Ya ..., bunca işin arasında, Giresun'daki adam gitsin Giresun'daki Savcılığa müracaat etsin dediğini, ...'ın gittiğini, daha sonra tekrar geldiğini, amirim bu konu çok önemli bir konu mutlaka bu adamla görüşmemiz lazım dediğini, kendisinin ...'a benim adamla görüşecek bir şeyim yok. Bu adam bir zahmet gitsin Giresun'daki Savcılığa veya İstanbul Savcılığına gitsin dediğini, LokmanYanık'ın iki üç defa daha git gel yaptığını, ...'ın şube Müdürümüzün mutlaka bilmesi gerekiyor bu konuyu dediğini, kendisinin ..., bu Şube Müdürünün bilmesi gereken bir konu değil, kim bu adam, çok önemli bir adam mı dediğini, ...'ı gönderdiğini, bir süre sonra ...'ın tekrar geldiğini, bununla ilgili mutlaka şube Müdürümüzün bilgisinin olması gerekiyor dediğini, bunun üzerine hadi kalk o zaman gidelim dediğini, ...'ın dört-beş defa gelmesi üzerine belki önemli bir konu olabilir diye düşündüğünü, Şube Müdürlerinin ... olduğunu, şube müdürünün odasına girdiklerinde ...'ın aynı şekilde konuyu arz ettiğini, şube müdürünün ... buna biz mi bakacağız dediğini, kendisinin ise bu bizim bakacağımız bir konu değil Giresun savcılığının konusu bu dediğini, ...'a amirlerin ne diyorsa onu yap diyerek odadan çıkardığını, sonrasında kendisinin olmadığı bir dönemde, duyduğuna göre ...'ın, ya iş çıkısı, ya iş gelişi, şube Müdürünü kapıda yakalayarak, müdürüm beni organizeden aradılar, ... ile ilgili yapmış olduğum mülakatı yazılı bir hale getirip, rapor haline getirip, onlara göndermemiz gerekiyormuş şeklinde müdüre bilgi arz ettiğini, Şube Müdürünün de sen böyle bir görüşme yaptın mı kardeşim. O zaman mülakatı yazıya dök, gönder dediğini, yazının bu şekilde gittiğini, kendisinin, yazıyı hiç görmediğini, ...'ın, Organizeden ... isminde bir Müdür ile görüştüğünü söylediğini, ...'ın mesleki anlamda sokakta çok iyi oldugunu düsünmediğini ...'ın ancak tribünlere hakim bir yapısı olduğunu, ...'ın tribüne, sahaya girdiğinde, tek tek kim nerede, hangi grupların nerede olduğunu bildiğini, her hangi bir olay vuku buldugunda da elinden geldiği bir sekilde de en güzel sekilde süphelileri yakalamaya çalıştığını, ...'ın bu dosya ile alakalı olarak özel bir gayret sarfettiğini düşündüğünü, ...'ın kasıtlı olabileceğini tüm bu anlattıkları neticesinde düşündüğünü, ...'ın, ... ile görüşme yaptığında, yanlarında bir MİT mensubunun olduğunu o günün şartlarında söylemediğini, daha sonra 3 yıl sonra söylediğini” beyan etmiştir.
Yine yukarıda tanık beyanında da ismi geçen dönemin İstanbul Asayiş Şube Müdürü ...’un 6-17/01/2020 tarihleri arasında düzenlenen 14. Celsesinde tanık olarak alınan beyanında özetle: "Bahse konu raporla ilgili olarak ... ve ...'ün bir gün yanına geldiklerini, ...'ün ... bir şey diyecekmiş dediğini, ne diyeceğini sorduğunda ...'ın Giresunspor Baskanı ...'ı ... tehdit ediyormuş dediğini, tehdit vakasının yerini sorduğunda Giresun'da olduğunu öğrendiğini, kendisinin burayla ne alakası seni bulana söyle, burada seni nasıl bulduysa, Giresun Adliyesine gitsin, varsa bir şikayeti orada yapsın dediğini, daha sonra ...'ı odadan çıkardığını, tam hatırlamamakla birlikte ama bir hafta on gün, on beş gün kadar sonra, Asayis Şubesinden gece çıkarken, merdivenlerde ... ile denk geldiklerini, ...'ın Organizeden ... müdürüm beni aradı, ... ile ilgili bilgi, belge, görüşme tutanağını istedi dediğini, kendisinin ...'a sen bir görüsme tutanağı yaptın mı, görüştün mü adamla diye sorduğunu, ...'ın görüştüm demesi üzerine, kendisinin o saniyelerde yani bu bize(anlasılamadı) Asayis Şubesini, her halde Giresun Savcılıgına bu şekilde bir şikayette bulundu, Giresun Savcılığı talimatla ifade verdi. Oradan istenen bir belge olarak ayak üstü gönderin dediğini, çok sonra bu operasyonun temelinin, ...'ın yazdığı rapor olduğunu gördüğünü, buna çok şaşırdığını, o zaman çok da görüşülecek bir konu olarak gelmediği için Organize Şubeden bir müdür ile bu konuda görüşmediğini, ...'ın oldu bittiye getirir gibi göründüğünü...” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Yukarıda ki tanık anlatımlarından, ...'ın, ...'ın kendisine ait olduğunu kabul etmediği beyanlarını da içerir raporu yazdığı, ...'ın anlattığını iddia ettiği rapora konu olan olayların Giresun İlinde geçtiği, bu hali ile de soruşturmanın Giresun ilindeki adli mercilerce yapılması gerektiği, ...'ın tuttuğu raporu Organize Şubeye göndermeden önce görüştüğü ... ile ...'un bu durumu fark ettiği, ...'a bu olayın kendilerinin işi olmadığını, Giresun İlindeki adli mercileri ilgilendirdiğini beyan ettikleri ve ilk başta bu konuda işlem yapmadıkları, sonrasında ise ...'ın ısrarlı çabaları, dosya sanıklarından olan ancak firari olması sebebi dosyası tefrik edilen ... ile irtibata geçmesi sonucunda raporun organize şubeye gönderildiği, bu hali ile esasen Giresun İlindeki adli merciler tarafından yapılması gereken soruşturmanın özel bir çaba ile İstanbul'da yapılmasının amaçlandığı anlaşılmıştır.
Sanık ...'ın 20/02/2017 tarihinde düzenlenen ilk derece mahkemesinin 1. Celsesinde yaptığı savunmada, "Milli İstihbarat Teşkilatı'nda görevli olan ... ... ismindeki şahıs ile 2007 yılında tanıştığını, Bu şahsın Milli İstihbarat Teşkilatında cemaat ve tarikatlara bakan MİT görevlisi olduğunu kendisine söylediğini, 2010 yılında ... BurakArat'ın, raporunda ismi geçen ...’la birlikte Galatasaray maçına geldiğini, Galatasaray maçında ...’la kendisini tanıştırdığını, raporuna konu olan olayları anlattığını" ifade ettiği, mahkemece yazılan müzekkereye cevaben MİT görevlisi olan ... ... ... isimli şahsın Milli İstihbarat Teşkilat'ından 667 sayılı KHK ile ihraç edilmiş personel olduğu, şahsın Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nden FETÖ silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezası aldığı ve19.06.2020 tarihi itibariyle de tutuklu olduğu bilgisinin paylaşıldığı, yine dosya kapsamında ilk derece mahkemesinin 18. celsesinde tanık olarak dinlenilen ve Milli İstihbarat Teşkilatı Mahrem İmamlarından olan ve ismi geçen ... ... ... isimli şahsında mahrem abisi olduğunu beyan eden ... isimli şahsın özetle " o dönem kendisinin MİT'in mahrem yapısında çalıştığını, Talip kod ...'un Ankara Sincan'da yaptıkları bir toplantıda şike davası adı altında bir operasyon yapılacağı, bu operasyonda Fenerbahçe Başkanı ile alakalı olarak gözaltına alınacağı, Fenerbahçe'nin küme düşürüleceğini, bu süreçte diğer bazı kulüpler ile alakalı olarak da bunların gerçekleştirileceğini, yani 3 Temmuz'da gerçekleşen operasyonu kaba hatlarıyla operasyonda kimlerin gözaltına alınacağı şeklinde beyanlarının olduğunu, bu toplantının 3 Temmuz'dan yaklaşık 2-3 ay kadar önce olduğunu, bu konuşmanın MİT'in mahrem imamları toplantısında konuşulduğunu, kendisinin MİT'in mahrem imamları yapılanması içerisinde temsilci konumunda olduğunu, bu operasyonu hangi polislerin yapacağı ya da yargıda hangi ekibinin kim olduğu şeklinde bir bilgisi olmadığını ancak operasyonun yapılacağının o dönem MİT mahrem imamı olan Talip kod ... tarafından anlatıldığını, kendisinin bu şahıstan talimat aldığını, kendisinin bu toplantıya bizzat katıldığını, bu toplantıda MİT mahrem yapılanması içerisinde bulunan diğer arkadaşların da olduğunu, bu toplantıda dosya sanıklarından kimsenin yer almadığını, bu toplantıda anladığına göre kendilerinin bilgisi olmamasına rağmen ...'un şike soruşturmasından haberdar olduğunu, soruşturmanın devam edip etmediğini bildiğini, bu toplantıda en çarpıcı isim olarak gözaltına alınacaklar arasında ...'ın isminin geçtiğini, Fenerbahçe yöneticilerinin olacağını ve net olmamakla birlikte Beşiktaş ve Sivasspor ile alakalı olacağının söylendiğini ancak ... ismini net olarak hatırladığını, bu toplantıda emniyet imamının olmadığını, kendisinin detayları bilmemekle birlikte üstü kapalı olarak söylenen şeylerin aslında o dönem Başbakan olan şimdiki Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın yıpratılması olduğunu, yani buradan yola çıkarılarak hükümetin yıpratılmasının amaçlandığını, kendisinin böyle düşündüğünü, birçok kulüp olmasına rağmen Fenerbahçe'nin bu konuda çok büyük ses getireceği için seçilmiş olabileceğini, yani Fenerbahçe'yi ele geçirmek gibi değilde Fenerbahçe üzerinden bir algı yükseltip hükümet üzerine bir operasyon gibi düşündüğünü, bu toplantıda dosyadaki mağdurlardan ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın isimlerinin geçtiğini hatırladığını, yaptıkları toplantının bu konuda kararların alındığı bir toplantı olmadığını, bu toplantıda söylenenlerin böyle bir operasyon olacağını bilin şeklinde olduğunu, yine kamuoyuna yansıyan askeri casusluk davasında kendilerinden çalışma yapmalarının istenmiş olduğunu ancak bu toplantıda şike soruşturması ile alakalı kendilerinden bir çalışma istenmediğini, bu konularda karar alıcıların emniyet imamı, MİT imamı, TSK içerisinde Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Jandarma imamı gibi imamların kendi aralarında yaptıkları aylık toplantılarda alındığını, bunların yaptığı toplantılarda muhtemelen bu tip kararların alındığını, bu ekibin düzenli olarak Amerika'ya gitmek suretiyle Pensilvanya'da Fethullah Gülen'in olduğu ortamda toplantılar yaptıklarını, Amerika'da Fethullah Gülen'in bulunduğu kamp denilen bir yer olduğunu, burada günlük işlerin Fethullah Gülen'e arz edildiğini, burada bir karar mekanizmasının işlediğini, karar mekanizmasının gerek Türkiye'de gerekse Amerika'ya giderek Fethullah Gülen ile yaptığı toplantılar çerçevesinde bu tarz operasyonun kararlarını aldıklarını, ... ile alakalı olarak herhangi bir bilgisinin olmadığını, ... ismini daha önce hiç duymadığını, Fethullah Gülen'in ile bizzat kendisinin de görüştüğünü, Fethullah Gülen'in bu tarz operasyonlarda operasyonun örgüte ucu dokunmayacak şekilde yapılsın dediğini, böyle bir operasyonu bu sebeple müdür seviyesindeki emniyet mensuplarının bilmemesi gibi bir durumun olamayacağını çünkü bu operasyonun bizzat onların yapacağını, o dönem İstanbul emniyet imamı kimse muhtemelen onunla görüşmüş olacağını, kendisinin bunu bilmediğini, bu anlattıklarının normal işleyiş olduğunu, kendisinin şike operasyonu özelinde kimin kiminle görüştü bu kararları nasıl aldı konusunda bir bilgisinin olmadığını sadece yukarıda anlattığı toplantıda duyduklarını bildiğini, kendisine göre bunun Fenerbahçe ya da ...'a yönelik yapılan bir kumpas soruşturması olduğunu, ... ... tanıdığını, bu şahsın İstanbul'da MİT şube dedikleri yerde cemaat ile alakalı bir masada çalıştığını, 7 Şubat krizinden sonra kendisinin Konya gönderildiğini, Konya'ya gönderildiği süreç içerisinde de kendisiyle ilgili takibini yaptığını, bu şahsın kendi tabirleri ile öğrenci diye tabir edilen bir şahıs olduğunu, bu şahsın fetö'ye dahil olduğu...” şeklinde beyanda bulunduğu, dosya kapsamında yer alan Gizli ...'in ifadelerindeki iddialar, Sanık ...'ın kendisi ile ...'ı tanıştırdığını belirttiği eski MİT çalışanı ... ... ... isimli şahsın FETÖ/PDY üyesi olmaktan ceza alması ile ... ... ... isimli şahsın mahrem imamı olan ... isimli şahsın yukarıda detayları verilen ifadesinde şike operasyonundan 2-3 ay kadar önce bu operasyondan haberdar olduğu, operasyonda kimlerin gözaltına alınacağı hangi kulüplere işlem yapılacağı şeklindeki bilgilerin kendileri ile paylaşıldığına yönelik beyanları, MİT mahrem imamlarından Talip kod ...'un kendileri ile bunları paylaştığı, bu şahsın bu operasyondan çok önceleri haberdar olduğunu düşündüğü anlamına gelecek ifadeleri bir arada değerlendirildiğinde, söz konusu soruşturmanın başlangıcında FETÖ/PDY'nin etkisi olduğunun açık olduğu, sonuç olarak ...'a bu konuda bir rapor tutarak soruşturmanın başlatılması hususunda bir misyon yüklendiği, bu şekilde de sanık ...'ın ısrarlı çabaları ile tuttuğu raporun organize şubeye gönderilmesini sağlayarak soruşturmanın başlatılmasında aktif rol aldığı,
...’ın yukarıda belirtilen raporunun, Asayiş Şube Müdürlüğünden, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne gönderildiği, konuya ilişkin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli Komiser sanık ... tarafından Soruşturma İzin Talebine gerekçe olarak Asayiş Şube Müdürlüğünce 23.11.2010 tarihli Organize Şube Müdürlüğüne gönderilen raporda; Konunun, Şike ve Bahis iddiaları olarak belirtildiği, özetle raporda ”2009 yılı içerisinde Almanya adli makamlarınca yürütülen şike ve bahis soruşturmasının ülkemizde oynanan müsabakaları da içine alacak şekilde genişlediği, sonucunda Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) da şikayeti ile Sarıyer Cumhuriyet Başsavcılığınca da konu hakkında soruşturma başlatıldığı, bir çok futbolcu, teknik direktör, kulüp yöneticisi hakkında adli işlem yapıldığı, bir kısmının ise tutuklandığı, yaşanan olaylar üzerine Asayiş Şube Müdürlüğü görevlilerince istihbari mahiyette çalışmalar yapıldığı belirtilmiştir.
Bahse konu raporun devamında ise; “Türkiye’de futbolun 1980 sonrasında suç örgütlerini devasa para trafiği yönünden cezp etmeye başladığı, suç örgütlerinin de zamanla futbol camiası içerisinde yerini aldığı, örneğin suç örgütü lideri ... ’in Fenerbahçe tribünlerinde amigo iken hızla mafya lideri olduğu, yine ... grubu içinde bulunan ...’ ınSivas Spor Başkanı, ...’ in ise Giresunspor Başkanı olduğu, bunun yanında birçok kulüpte yine bu gruba bağlı şahısların bulunduğu, özellikle TFF içinde de etkin oldukları, ... liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan kaydı bulunan ... ’in, kendisine veya örgütüne bağlı bir çok spor adamı adına açılmış 26 ayrı futbolcu menajerliği şirketi bulunduğu, doğrudan veya dolaylı bağlantılarının olduğu, çeşitli liglerde futbol kulüplerinin olduğu, belirtilen menajerlik şirketlerine bağlı yüzlerce futbolcunun farklı liglerde oynadıkları, bu futbolculardan bir çoğunun örgüt liderleri adına futbol oynadıkları, lig müsabakalarında şike olaylarını gerçekleştirdiklerinin istihbar edildiği, örgüt liderleri adına bu suç unsuru işleri yaparken de kendi aralarında yasa dışı bahis oynadıklarının hem basın yayın hem de çevreden alınan bilgilerden anlaşıldığı, bir çok vasatfutbolcunun çeşitli büyük kulüplerdeki kendilerine bağlı hareket eden teknik direktor ve menajer vasıtası ile kulüp başkanlarının kandırılarak veya ortak hareketle fahiş fiyatlara satıldıkları istihbaratına ulaşıldığı, Giresunspor Kulübu Başkanı ... ile resmi olmayan bir görüşme yapıldığı, bu görüşmede ...’ın; 2010 yılında Giresunspor'a başkan olduğunu, başkanlık seçimi sürecinde eski başkan ... ve adamlarından tehdit ve uyarı aldığını belirttiği,seçimden bir gün önce ... ve adamlarının 170 kongre üyesini üyelikten ihraç edip kendi adamlarını üye yaptıklarını, buna rağmen seçimi kendisinin altı oy farkla kazandığını, ancak seçim sonrasında ...’in menajerlik şirketine bağlı ve Giresunsporda futbol oynayan tüm futbolcuların şehri terk ettiğini, bu konuyu araştırdığını, futbolcularla TFF Yönetmeliklerine aykırı şekilde yapılan sözleşmeler gereği seçim sonrasında serbest kaldığını, kulübün hesap hareketlerini incelediğinde bir çok kanun dışılıkla karşılaşması üzerine Giresun ilinde bir mali müşavirlik şirketine yetki vererek araştırma yaptırdığını, mali muşavirlik şirketinin sahibinin sözlü olarak kulüp hesaplarında kanun dışı işler olduğunu bu durumda şahısların cezaevine girmesi gerektiğini beyan ettiğini, ancak mali müşavirin ... ve adamları tarafından tehdit edilmesi nedeni ile resmi olarak rapor hazırlamadıklarını kendisine söylediğini, yönetimi devir aldıktan sonra futbolcuların üst üste müsabaka kaybetmeleri üzerine bazı futbolcularla yapılan görüşmelerde ... ve adamlarının çeşitli defalar kulübü bastıklarını ve futbolcuların yeni yonetimi zor duruma düşürmek için tehdit edilip oynamamaya zorlandıklarını belirttiklerini, 10.11.2010 günü ise kulüp basın sözcüsü ... ...’ın basında eski yönetim hakkındaki beyanları nedeni ile bazı şahıslar tarafından darp edildiğini, şikayetçi olması durumunda çocuklarına zarar verileceği tehdidinde bulunulduğunu, kendi imkanları ile olayları araştırdığında ... ve adamlarının TFF deki etkili kişiler tarafından korunduğunu ve bu kişiler tarafından tehdit edilerek uyarıldığını belirttiği” yer almaktadır. Bu bilgilerin yanı sıra ilimizde bulunan Anadolu Hisar Futbol kulubunun ... grubu tarafından yönetildiği, bu kulüp çatısı altında suç örgütü üyesi bir çok kişiye askerlikle ilgili sorunlarının çözülmesi için Futbolcu lisansı çıkarıldığı, bazılarının da bu lisanslarla Futbol oynamadıkları halde futbolcu gibi denetimi ltında tuttukları diğer kulüplere ... gibi gösterildiğinin istihbar edildiği belirtilmektedir.
Konu ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda:
-...’ in (T.C.………………) ... ve ... oğlu, Giresun …………1973 doğumlu, Giresun ili Bulancak ilcesi nüfusuna kayıtlı olduğu, 2004 yılındaki ... liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik olarak gerçekleştirilen operasyon kapsamında, kendisini çevresine ... ’in manevi oğlu olarak tanıttığı bilgilerinin yer aldığı, bu nedenle de 12.11.2003 tarihinde “...” olan soyadını “...” olarak değiştirdiği, 12.06.2010 tarihine kadar Giresunspor Kulübünün Başkanlığını yürüttüğü, ... Şirketinin ise ortağı olduğu, İlimiz Beşiktaş İlcesi Ulus semti Nispetiye A.... Saygun cad. Gümüş Sok. ... Apt. No:6 A-Blok Daire: 1 sayılı adreste faaliyet gösteren ... Sportif Faaliyetler ve Turizm Limited Şirketi’nin 2002 yılında çalışmaya başladığı, ... ve ...’ın şirketin ortakları olduğu, ...’un 2010 yılı Ağustos ayına kadar şirket ortağı konumunda bulunduğu;
-...’ ın; (T.C. ………………….) ... ve ... oğlu, ……………1971 doğumlu, Bursa ili İnegol ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu;
-...’un (T.C. …………….) ... ve ... oğlu, Adapazarı ………….1971 doğumlu, Sakarya ili Adapazarı ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu, Fenerbahçe Spor Kulübünde futbolcu olarak oynayıp gol kralı olduktan sonra Teknik Direktörlüğe başladığı, bir dönem menajerlik yaptığı, Sivas Spor Kulübünü çalıştırdıktan sonra halen Eskişehir Sporda teknik direktörlük görevine devam ettiği, Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Temsilcileri Talimatına göre TFF nezdinde profesyonel futbolcu sözleşmesi müzakerelerinin yalnızca menajerler (futbol temsilcileri) aracılığı ile yürütülebileceği, menajerlerin ise bu faaliyetleri gerçek kişi olarak yapabileceklerinin belirtildiği, adı geçen ..., ..., ... ’un ise menajerlik yetkilerinin bulunmaması nedeni ile şirketleri aracılığı ile yaptıkları transferleri 0053 Futbol Temsilcisi Lisans nolu ... üzerinden yaptıkları,
... ’in de ... Şirket calışanı olduğu,
-...’ in (T.C. ……………..) ...-... oğlu, ………..1981-Amsterdam doğumlu, Trabzon ili Araklı ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu, hali hazırda TFF tarafından da yetkisiz menajerlik ile ilgili bir soruşturma yürütüldüğü, ... Şirketinin de bu soruşturma kapsamında bulunduğu tespit edilmiştir.
Adı geçen şahısların yapılan GBT-ARŞİVsorgulamasında:
01- ... isimli şahsın;
-1 adet Gebze-1994/228 Esas 196/926 Karar Numarasına kayden 6136 SKM suçundan;
-1 adet ...-2000-01-01/302 sayısına kayden Resmi Belgede Sahtecilik TCK204 suçundan;
-1 adet Uskudar-2000/737Esas sayısına kayden Huv. Cuz. Nuf. Tez. Pas. Ruh. İlm. Sah.
Ve Bey. Sah. Suçundan;
-1 adet Şişli-1999-01-01-302 sayısına kayden Resmi Belgede Sahtecilik suçundan olmak üzere Toplam DÖRT (4) adet YAKALANDI kaydının bulunduğu,
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü arşiv kayıtları incelendiğinde;
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 1995/CR-024 sayısına kayden ... liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 1998/CR-036 sayısına kayden ... liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 1998/CR-145 sayısına kayden ... liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 1999/CR-023 sayısına kayden ... liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 2000/CR-011 sayısına kayden ... liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 2001/CR-147 sayısına kayden ... liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 2006/CR-081 sayısına kayden Gerceğe Aykırı belge tanzim Etmek ve Gıyabi Tevkifli Olarak Aranan Şahsa yardım ve Yataklık etmek suçundan olmak üzere toplam YEDİ (7) adet suç kaydının olduğu;
02- ... isimli şahsın,
-1 adet Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 2002/CR-048 sayısına kayden Cürüm İşlemek Amacıyla Teşekkül Oluşturmak, Teşekkülde Görev Almak suçundan kaydının olduğu tespit edilmiştir.
Adı geçen diğer şahıslar ... ve ... hakkında ise her hangi bir kayda rastlanılmamıştır.
2004 yılında ... liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonda ... grubunun; Futbol camiasında bir hakimiyet kurmak amaçlı olarak, kendi aralarında ve futbol camiasından bir takım şahıslarla telefon görüşmeleri yaptıklarının tespit edildiği, bu tespitlerde daha çok ... ’in adının geçtiği, ... ve Gökdeniz KARADENİZ isimli futbolcuların 2006yılında araçlarının kurşunlanması konusu ile ilgili olarak da ...’ in azmettirici olarak adının geçtiği, bu nedenle geçmiş dönemlerde de ... 'in futbol camiasında söz sahibi olmak için çalışmalarının olduğunun görüldüğü, ülkemizde Süper Lig takımlarından birçoğu için ... Şirketi tarafından futbolcu transferleri yapıldığı, ... ’in şirketine bazı büyük kulüplerinin yetki vererek transfer çalışmalarını bu şirket aracılığı ile yürüttüğü, ... 'in ... dışında gayri resmi olarak başka şirketlerinin de bulunduğu, ... ’in ... Şirketi ve kendi kontrolünde olan bir takım Menajerlik Şirketleri bünyesinde bulunan şahısları da etrafına toplayarak bir suç örgütü yapılanması içerisine girdiği, bu şirketler aracılığı ile futbolcu transferlerinde örgütün etkin olduğu, bu transferlerde vasat durumda olan oyuncular icin değerinden yüksek miktarlarda transfer ücretleri ödendiği daha sonra ise bu şirketlere bağlı futbolcuların örgüt adına futbol oynadığı, futbolcunun oynayacağı müsabakalarda iyi oynamaması yönünde talimat verilerek müsabakalarda şike yapıldığı, bu yolla örgütün yüksek miktarlarda haksız kazanç elde ettiği, vasat durumda olan oyunculara değerinden yüksek meblağlar ödenerek transfer yapılması ile ilgili basın yayın kuruluşlarında bir çok haberin yer aldığı, Beşiktaş Spor Kulübünde ... ve ... transferlerinde bu durumun yaşandığı, Beşiktaş Spor Kulubunun Menajeri ... ’in de örgüt ile bağlantılı olduğu, hatta transfer döneminde ... şirketi ile birlikte hareket ettiği yolunda basın yayın kuruluşlarında haberlerin yer aldığı, ...' in, soyadı vasıtası ile ... liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütü yapılanması ile bağlantılı olduğunun kamu nezdinde bilindiği, örgüt tarafından da ... adının bir baskı aracı olarak kullanıldığı, örgütün gayrimeşru alemdeki ününü kullanarak kimi futbolculara baskı yapıldığı, özellikle ... 'in suç geçmişi nedeni ile bazı futbolcuları direk tehdit etmenin yanında müsabakada nasıl oynaması gerektiği konusunda söz söylemesinin dahi futbolcular açısından zımni bir tehdidin varlığını oluşturduğu, futbolcuların bu durumda örgüte karşı gelemedikleri, futbolcuların oynadıkları maçta kaybetmeleri veya iyi oynamamalan yönünde örgüt tarafından tehdit edildiği, futbolcuların maçta oynamaması ve takımın kaybetmesi sonucunda bahis yolu ile bahse konu suç örgütünün yüksek miktarlarda haksız kazanç temin ettiği değerlendirilmektedir ” denilmekte olduğu,
Söz konusu rapor incelendiğinde ...'in 2000'li yıllarda ... üzerinden menajerlik şirketi yönettikleri, bu menajerliği de yetkisiz olarak yürüttüğünden bahisle soruşturma yürütüldüğü ancak ... hakkında yakın bir zamanda bir suç kaydının olmadığı, söz konusu rapora ... ve diğer şahıslara ilişkin duyumların yazıldığı, raporda suç örgütü yapılanmasına girildiği, haksız kazanç elde edildiği, basın ve yayında haberlerin yer aldığı ve ... soyadını baskı aracı olarak kullandığının belirtildiği, yine raporda ... ile resmi olmayan bir görüşmeye dayandırılarak Giresunspor içerisinde gerçekleştiği iddia edilen olaylara değinildiği ancak sanık ...'un söz konusu ithamları somut olarak delillendiremediği, soyut nitelikte kaldığı, ilave delil, tanık veya tutanakla raporun desteklenmediği, netice olarak ...'ın raporu, ...'un raporu, menajerlik şirketi belgeleri ve GBT sorgu sonuçlarıyla beraber İstanbul C. Başsavcılığından soruşturma talimatı istendiği, söz konusu evrakın ..., kısım amiri ..., büro memuru ..., büro amiri ..., şube müdür yardımcısı ... ve şube müdürü ...'ın imzalarıyla birlikte soruşturmaya bakan C. Savcısı ...'e gönderildiği,
Şüpheli ...’un düzenlediği söz konusu rapora istinaden İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 01.12.2010 gün ve B. 05.1. EGM.4.34.33022- 2010/8090-529514 sayılı yazıları ile (Kapatılan CMK 250. Maddesi ile Yetkili) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından Soruşturma izni talep edildiği Bu talebe ilişkin olarak (Kapatılan CMK 250. Maddesi ile Yetkili) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından Cumhuriyet Savcısı ... imzalı 02.12.2010 gün ve 2010/2287 sayılı talimatta “İlgi sayılı yazınıza konu soruşturma evrakı Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2010/2287 Soruşturma sırasına kayıt olunmuştur. İlgi sayılı yazınıza konu soruşturma evrakındaki hususların araştırılması, gerektiğinde Cumhuriyet Başsavcılığımızdan teknik takip kararı talep edilmesi hususları rica olunur ” denildiği,
Sonuç olarak ...'ı raporunun 14/11/2010 tarihinde, Asayiş Şubeden, Organize Şubeye, üst yazının 23/11/2010 tarihinde, ...'un raporunun 30/11/2010 tarihinde, Organize Şubeden İstanbul CBS'ye, üst yazının 01/12/2010 tarihinde ve İstanbul CBS'den organize şubeye, soruşturma talimatının 02/12/2010 tarihinde gönderildiği, illegal bir oluşum adı altında, çıkar amaçlı bir suç örgütünün kurulduğu, bu örgütün yapısı ve faaliyetleri, örgütün eylemleri ve örgüt adına hareket eden kişilerin 1995 ile 2001 tarihleri arasındaki yapmış olduğu eylemler ve bunlara ilişkin deliller belirtilerek, suç şüphesi saikiyle soruşturma izninin alındığı, ancak rapora konu olan güncel olaylar ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmadığı, ...'ın raporunun içeriğinin teyidine yönelik herhangi bir çalışma yapılmadığı, asayiş şubenin üst yazısında suç örgütleri tabirinin denmediği, sadece şike ve bahis iddialarından bahsedildiği ancak bu evrakın organize şubeye gönderilmesinin suç örgütleriyle mi alakalı yoksa salt evrakın bir kişi tarafından istenmesi sebebiyle mi gönderildiği hususlarının çelişki arz ettiği, aksine organize şubede ise şike ve bahis iddialarından bahsedilmediği, teknik takip ve dinleme yapılabilmesi için suç örgütü hususunun vurgulandığı,
07/12/2010 tarihli sanık ...'in raporunda ilk dinleme talebinde bulunulduğu, bu raporun "İstanbul C.Başsavcılığının Soruşturma No 2010/2287 sayılı soruşturması kapsamında yapılan istihbari çalışmalar sonucu, ... isimli şahsın Giresunspor Başkanlığı yaptığı dönemde bazı yolsuzluklara göz yumduğu, Giresunspor Kulübüne yapılan bağışlar ile bazı futbolcu alım satımları ile kulüp başkanlığı seçimlerinden kısa bir sure önce kulübe usulsüz üyelikler yapıldığı, Giresun Bulancak’ta bulunan ismi henuz tespit edilemeyen bir kuyumcudan 750 000 TL borç adı altında para aldığı ancak geri ödemediği, kuyumcunun da tehdit edildiğinden dolayı parasını almak için kanuni yollara baş vuramadığı, ayrıca ... isimli müteahhitten 2 daire aldığı, karşılığından Kocaelispor Kulübüne ait çekleri verdiği, çekler karşılıksız çıkınca da ...’in hiçbir sorumluluğu kabul etmediği ve daireleri geri vermediği bu durumdan da ... isimli şahsın mağdur olduğu ancak yine korkudan dolayı şikayetci olamadığı, ... isimli şahsın, ... -... - ... ve isimleri şimdilik tespit edilemeyen 2 erkek kardeşi -... - ... -... ve ... isimli şahıslar ile birlikte hareket ettiği, Hakan KARAHAMET’in Giresun Tempo Tv’nin sahibi olduğu, Şener KAÇMAZ isimli şahıstan almış olduğu 100 000 TL tutarındaki parayı geri ödemediği ve Şener KAÇMAZ’ı tehdit etiği, Tempo Tv’nin Giresun’da yayın yaptığı binanın yine 100 000 TL tutarındaki kira borcunu da ödemediği, bina sahiplerinin korkudan icraya baş vuramadıkları, ...’nün 2009 yılında Giresun’da silahla adam yaraladığı ancak adliyeye çıkmadan karakoldan serbest kaldığı, bu durumu da ... ve adamlarınca organize edildiği, ... isimli şahsın 3 erkek kardeş oldukları, Giresun’da çeşitli suçlardan sabıkalı oldukları, tehdit ve haraç alma faaliyetlerini yürüttükleri ve ... adına bu tip illegal faaliyetlerde bulundukları, ... ve ... isimli şahısların, ... adına legal alanda faaliyet gösterdiği, Giresun’da yayın yapan bazı yerel basını ... adına yönlendirdiği, ... isimli şahsın da yine Giresun’da yayın yapan bazı yerel basını ... adına yönlendirdiği, ayrıca Öncu Gazetesini finanse ettiği, Adil ŞAHÎNisimli şahsın Giresun’da çeşitli suçlardan sabıkalı olduğu, tehdit ve haraç alma faaliyetleri yürüttüğü ve ... adına bu tıp illegal faaliyetlerde bulunduğu, Giresun Aktüel Gazetesinde yazı yazan ... ... isimli şahsın, ... ve adamları hakkında yazmış olduğu bir yazı sonrası, ... ...’nin işyerinin ... ve adamları tarafından basıldığı, ... ...’nin önce şikayetci olduğu, daha sonra gelen tehdit ve baskılardan dolayı şikayetini geri aldığı, Gıresunspor’da ... başkanlığındaki yönetimde basın sözcüsü olan ve ... ... isimli şahsın 2010 yılı içerisinde, ... ve ...’in azmettirmesi ile ... ve ... ile adamlarınca dövüldüğü, şikâyetçi olması durumunda hiç ilgisi olmamasına rağmen, aynı zamanda ... isimli şahsın bayan arkadaşı olan Demet isimli bir bayana yapmış olduğu tacizden dolayı dövüldüğü şeklinde kamuoyuna söylenti yayarız tehdidiyle şikayetci olmasının önlendiği, ... isimli şahsın, 2010 yılında yapılan kongre ile ...’den Giresunspor’dan başkanlığı devraldıktan sonra kulüpte defterlerin denetlenmesi için yeminli mali müşavir ... ile 5 000 TL karşılığında anlaştıkları, ...’in bir süre sonra ...’a geri dönerek, kulüpte çok yolsuzluk olduğu, raporlaması halinde geçmiş dönemin büyük sorumlulukları ve hatası olduğu, ancak aldığı tehditlerden dolayı bu raporu tanzim edemeyeceğini söylediği, Giresunspor’da 11 Aralık 2010 tarihinde olağanüstü kongre kararı alındığı, şuanki başkan ...’a ... ve adamlarınca tehdit ve şantajla başkanlığı bırakması yolunda baskılar yapıldığı teyide muhtaç bilgiler elde edilmiştir.
Yapılan calışmalar sonucu,
... in 532 …………., ...’m 532 ……….., ... ‘nün 530 ………., ... isimli şahsın 541 ………., ... isimli şahsın 532 ……….., ... isimli şahsın 532 ……….., ... isimli şahsın 544 …………. ve ... isimli şahsın 536 ……….. numaralı telefonları kullandıkları belirlenmiştir, gereğim arz ederim ” şeklinde olduğu, sanık ...'in raporu ile ilk dinleme talebinde bulunulduğu, rapor içeriğinde "Hem tehdit ve şantajın suçlarının olduğundan bahsedildiği, hem de teyide muhtaç" denmek suretiyle raporun kendi içinde çelişki arz ettiği, ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... isimli şahısların karıştığı eylemlerden bahsedildiği, raporda birden çok şahsın birlikte hareket ettiğinin belirtildiği, sonrasında ise birbirleriyle bağlantılı olmayan münferit olaylardan bahsedilerek bu olayların da teyide muhtaç olduğunun belirtildiği, bu şahısların hangi eylemleri birlikte yaptığı, birbirlerini nasıl tanıdıklarının, soruşturma konusu olayla nasıl alakalı olduklarının, haklarında ne tür bir araştırma yapıldığının ve akabinde bu şahısların nasıl bir araya getirildiğinin açıklanmadığı,
Soruşturma tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 135. Maddesinin 1. fıkrasının "Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhal Hakimin onayına sunar ve hakim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır." şeklinde olduğu, bu hali ile söz konusu raporda bahsi geçen olaylar hakkında öncelikle başkaca soruşturma usulleri ve delil toplama yöntemleri kullanılarak olayın araştırılması gerektiği ancak tüm uğraşlara rağmen başkaca delil elde edilme imkanı olmadığı durumlarda CMK 135'in uygulanabileceği, ancak rapor içeriğine bakıldığında başka suretle nasıl delil elde edilemediği hususları raporda belirtilmeden adı geçen şahıslara ait kayıtlı bulunan cep telefonları üzerinden dinleme talep edildiğinin anlaşıldığı,
Söz konusu raporun sanık ... tarafından hazırlanmadığı, öncesinde bilinmeyen bir şahıs tarafından hazırlanarak çıktı alındığı, ardından sanık ...'in kendi el yazısıyla isim, tarih ve imza atmak suretiyle ve hatta numara hatalarını düzeltmek suretiyle raporu tanzim ettiği, şike, bahis, TFF ve diğer kulüplerle alakalı tek suç örgütü liderinin ..., diğer şahısların ise suç örgütü adına hareket eden kapsamında nasıl bir araya getirildiğinin, hangi delillerin kullanıldığının, kuvvetli suç şüphesinin ne olduğunun anlaşılmadığı, rapora konu eylemlerin olduğu yerin Giresun ili olduğu, bir kısım eylemlerin tarihinin belirtilmediği ancak tüm eylemlerin teyide muhtaç olarak yazıldığı, bu haliyle teyit yapılmadan teknik takip talebinde bulunulduğu, kulüplerin yolsuzluklarıyla alakalı mali inceleme, tehdit ve şantaj iddiaları için HTS analizi, darp, cebir olaylarıyla alakalı adli doktor raporları, basın yayınla alakalı örnek haber başlıkları, kira borcuyla alakalı kira sözleşmesinin temini, adliyeye veya kolluğa yansıyan olaylarla alakalı ilgili dosya numaralarının temin edilebileceği ancak bu hususların hiçbirinin yapılmadığının anlaşıldığı, Sanık ...’in tanzim etmiş olduğu rapor içeriğinde bulunan hususlarla alakalı soruşturmanın en başında araştırma yapılması gerektiği ancak yaklaşık 7 ay boyunca iletişim tespiti ve kayıt altına alınma çalışmaları ve gizli izleme faaliyetlerinin sürdürüldüğü, operasyondan önceki ay Giresun İl Emniyet Müdürlüğüne KOM Şube Müdürlüğüne 2010/2287 sayılı soruşturmaya istinaden 02.06.2011 tarih ve “Bilgi Talebi” konulu yazı ile "a-) 2009-2010-2011 yıllarında adli mercilere intikal etmiş bütün dosyaların onaylı birer suretinin gönderilmesi,
b-)... isimli şahsın 2009 yılı içerisinde herhangi bir silahla yaralama eylemine karışıp karışmadığının tespiti, var ise dosyanın onaylı birer suretinin gönderilmesi,
c-)... CİCİ (Giresun Aktüel Gazetesi Yazarı) isimli şahsa yönelik meydana gelen herhangi bir adli vakanın olup olmadığının tespiti, var ise dosyanın onaylı bir suretinin gönderilmesi,
d-)... ... (Giresunspor Kulübü Basın Sözcüsü) isimli şahsa yonelik meydana gelen herhangi bir adli vakanın olup olmadığının tespiti, var ise dosyanın onaylı birer suretinin gönderilmesi,
e-)Bulancak ilçesinde kuyumculuk yaptığı değerlendirilen Turgay DEMİRCİ’nin (müşteki konumunda olabilir) Sayısal Loto’dan 1.500.000 TL para kazanması sonrası ... tarafından 750.000 TL yağmalandığı yönünde istihbari bilgi toplanılması,
f-)...’in ...’dan (müşteki konumunda olabilir.) 100.000 TL para alarak yağmaladığı yönünde istihbari bilgi toplanılması,
g-)Hakan KARAAHMETisimli şahsm ev ve/veya işyeri sahiplerini tehdit etmek suretiyle kira ödemediği yönünde istihbari bilgi toplanılması, (müşteki konumunda olabilir.)
h-)Giresunspor Kulübünde malzemeci olarak görev yapan ......?’ın (müşteki konumunda olabilir) maaşını istemesi sonrasında tehdit edildiği yönünde istihbari bilgi toplanılması ve şahsın acık kimlik bilgilerinin tespitine yönelik çalışmanın yapılması ” istendiği,
Sanık ...’in tanzim etmiş olduğu rapor içeriğinde bulunan hususlarla alakalı soruşturmanın en başında araştırma yapılması gerektiği, yukarıda kanun maddesinde de belirtildiği üzere CMK 135 tedbirine başvurulmadan önce başkaca usullerin kullanılarak raporda yer alan hususların aydınlatılmaya çalışılması gerektiği, bu yönde bir çalışma yapılabilmesinin önünde hiçbir engel yokken soruşturma başlangıcında bu hususlarda herhangi bir çalışma yapılmadığı, yaklaşık 7 ay boyunca iletişim tespiti ve kayıt altına alınma çalışmaları ve gizli izleme faaliyetlerinin sürdürüldüğü, operasyondan önceki ay Giresun İl Emniyet Müdürlüğüne KOM Şube Müdürlüğüne soruşturmanın en başındaki raporda yer alan hususların araştırılması için yazı yazıldığı, oysa ki soruşturmanın ilk başlangıç aşamasında yazılan raporlara bakıldığında bu konudaki araştırmaların öncelikle yapılarak teyit edilmesi gerektiği ancak operasyondan 1 ay önce soruşturma başlangıcındaki hususların araştırılmasının, burada yaşanan ve soruşturulması gereken olayların FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda örgütsel saik ile asıl yapacağı operasyonda kullanmak için FETÖ/PDY tarafından bir basamaktan ibaret olarak görüldüğünü destekler mahiyette olduğu, teyide muhtaç bilgiler kullanılarak CMK 135 ve CMK 140 kararlarının alınmasının sağlandığı,
Şike ve teşvik fiillerinin ceza mevzuatına ilk olarak 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6222 sayılı yasa ile girdiği, bu yasanın 23. Maddesi ile şike ve teşvik suçlarının katalog suçlar arasına alındığı, bu gerekçe ile de bu suçlar bakımından usulüne uygun olarak bir dinleme yada teknik takip kararı alınması gerektiği, Soruşturmanın başlangıç tarihlerindeki CMK 135 ve CMK 140 maddelerine bakıldığında şike ve teşvik suçlarının katalog suçlardan olmaması sebebi ile bu suçlar bakımından CMK 135 ve 140 kararlarının alınamayacağı, yapılan taleplere ve alınan kararlara bakıldığında ise kararlar ve taleplerinin TCK'nın 220. Maddesi kapsamında alındığı, alınan kararlarda şahsın örgüt içerisindeki konumu değerlendirilmeden örgüt üyesi ya da yöneticisi olması bakımından herhangi bir ayrım yapılmadan taleplerde bulunulduğu, oysa ki soruşturma tarihinde TCK 220/2 bakımından örgüte üye olmak suçunun katalog suç dışında tutulduğunun anlaşıldığı, tüm dinlemelerin bu yüzden suç işlemek amacı ile örgüt kurmak suçu bakımından yapıldığı, sanık savunmalarında kendilerinin yargı makamı olmadıklarını, bir şahsın örgüt yöneticisi mi yoksa üyesi mi olduğu hakkında adli makamların yargılama sonucunda karar vereceğini, bu hususun o aşamada anlaşılamayacağı şeklinde savunma yaptıkları, ancak böyle bir kabulün yasanın TCK 220/2 de düzenlenen örgüt üyesi olmak suçunu katalog suçlar kapsamı dışında bırakmak amacı ile örtüşmeyeceği, bu şekilde ki yorum ile herkesin suç işlemek amacı ile örgüt kurmak suçu bakımından CMK 135-140 kapsamında sokulabileceği sonucunun doğacağı, bunun ise yasanın amacı ile örtüşmeyeceğinin izahtan vareste olduğu, soruşturma aşamasında da yapılan taleplerde şahıs ile ilgili eldeki delillerin değerlendirilmesi sonucunda soruşturmayı yürüten makamların şahsın örgüt içindeki konumu hakkında değerlendirme yapabileceği,
FETÖ/PDY'nin örgütsel saiki ile gerçekleştirilen bu soruşturma bakımından yukarıda açıklandığı üzere soruşturma başlangıcında şike ve teşvik eylemleri bakımından CMK 135 ve CMK 140 kararları alınamayacağı için ...'ın tuttuğu ilk rapor ve bağlantılı olarak devam eden sonraki raporlarda belirtilen ve Giresun İlinde yaşanan olaylar ile ilgili olarak TCK 220 kapsamında CMK 135 ve CMK 140 taleplerinin yapılarak kararların alındığının değerlendirildiği, Giresun ilinde yaşanan olayları, şike ve teşvik olaylarına bağlamak için bir çaba gösterildiği ve dinleme ağının genişletilerek asıl amaçlana kişilere bu şekilde ulaşıldığı, bu hususta dosya sanıklarından ...'ın 20.04.2016 Tarihli Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde vermiş olduğu ifadede özetle ”2010 yılının kış aylarına kadar bahse konu soruşturmanın giriş raporu ile ilgili çok net suçlara rastlamadıklarını bu şekilde dinlemeye devam ettiklerini, hatırlamadığı bir ayda soruşturma bürosunun federasyon başkanı ... hakkında iletişim dinleme kararı aldırarak soruşturmaya dahil ettiğini, aynı soruşturma bürosunun ... hakkında da iletişim dinleme kararı aldırdığını, soruşturmanın bundan sonra değiştiğini, ... ile diğer iki şahıs arasında ki dinleme raporunun konusunun farklılık arz ettiğini, ... hakkında iletişimin dinlenmesine başlandıktan sonra, karşı numaralardan düşen şahısların iletişim dinleme kararı alınmasının hızlandığını, büro amiri ile grup amirlerinin emirleri ile bir çok şahıs hakkında iletişim dinleme kararı alındığını ve soruşturmanın bir anda şike konusuna döndüğü” şeklinde ifade verdiği, aynı şanığın mahkememiz de yaptığı savunmasında bu hususta önceki beyanlarını tekrarlar nitelikte "soruşturmanın ilk giris raporunu okuyup iletişimi dinleme çalışmalarına başladım, dosya ... ve diğer şüphelilerin spor camiasında bahis, şike gibi konularda illegal faaliyetleri ile ilgiliydi. Şüphelilerin görüşmeleri ilk giriş raporu ile kısmen örtüşüyordu. Dinleme görevlisi açısından rutin bir soruşturma olarak hatırlıyorum. Bu soruşturmanın seyri ve konusu ... ve ... hakkında iletisim tespit kararı alınması yönünde rapor tanzim edilmesi ile değişmeye başladı. İlk giriş raporu ile bu şahısların konumu çok örtüşmüyordu, daha önceki dosyalarda da elde edilen delillerle o anda soruşturmayla çok ilgisi olmayan şahıslar şüpheli yapılarak farklı konuda genişleyen ve sonradan ayrılan çok sayıda soruşturma yasadığım için o şartlarda diğer soruşturmalardan farklı rutin bir dışı durum olarak görmedim sadece şahısların kamuoyunda tanınmış bir sima olmaları dikkatimi çekti. Emniyet ifademde ...'in raporunun ilgisli suç örgütü bürosu tarafından yazıldığını söyledim, karşı numaradan düşmeyen şahıslarla ilgili raporları suç örgütleri bürosu yazdığı için o görüşmede de karşı numara düşmeyip şahsın gıyabında yazılmasından dolayı bu şekilde hatırladım; bunu düzeltiyorum iddianame eklerinde gördüm, rapor bizim büromuzca yazılmıstır. Şüpheliler hakkında gıyabında geçen konuşmalara göre rapor tanzim edilmesi az rastlanan bir durum olduğu için aklımda kalmıştır. ... hakkında iletişim tespit kararı alınması için düzenlenen raporu ilgili suç örgütü bürosu yazmıştır. Bu aşamadan sonra ilgili suç örgütleri bürosunun da katkısıyla ilgili amirlerin emri ile birçok şahsa ve spor camiasına yönelik iletişim tespit kararları alınınca sorusturma hızlı şekilde genişledi ve ilk rapor konusu dışına çıkıp iki farklı konu haline geldi. Bu durumla ilgili ilerleyen günlerde grup amirine örgüt lideri konumundaki şahısla, sonradan soruşturmaya dahil edilen şahısların irtibatlı olmadığı bilgisini verdik. İlgili grup amiri soruşturmanın şike konusunun gelişimine göre kovuşturma aşamasına ayrılacağını, dinleme kararlarını yine bu sorusturma üzerinden alacaklarını söyledi, ben de görev tanımım gereği olan emirleri yerine getirmeye devam ettim.” şeklinde savunma yaptığı, anlatılanların dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilmesi neticesinde, soruşturma sonucunda ulaşılması gereken hedef kişilerin soruşturma başında belirlendiği, soruşturmanın asıl amacının suçu ortaya çıkarmak değilde örgütsel saikler doğrultusunda kamuoyunda kargaşa meydana getirebilecek ve çeşitli kulüpleri ve taraftar gruplarını karşı karşıya getirebilecek bir araç olacak şekilde şike ve teşvik iddialarını gündeme getirerek bu iddiaların FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda kullanılmak istendiği, anlaşılmaktadır.
Dinlenmek istenen ... şirketinin İstanbul adresi olduğu ancak diğer teknik takip talebinde bulunulmak istenilen kişilerin Giresun ve Amasya ilinden olduğu, bu kapsamda söz konusu kişilerin Giresun'da bulunup eylemlerinin Giresun'da gerçekleştirip sadece menajerlik şirketinin ofisinin İstanbul'da olması sebebiyle suç örgütünün İstanbul üzerinden hareket ettiği şeklinde çıkarımın çelişki arz ettiği, bu durumun mahkememizce operasyonun İstanbul İlinden yürütülmek istendiği şeklinde değerlendirildiği, soruşturmanın bu şekilde başlatılarak CMK 135 ve CMK 140 kararları ile sürdürüldüğü,
Soruşturma kapsamında yapılan bir kısım işlem ve eylemlere bakıldığında;
-Cumhuriyet Savcısı ...'ün yazdığı müzekkere içeriğinde İstanbul CBS'den organize şubeye yazılan yazının dosyaya ve kişiye özel bir müzekkere olmadığı, bir şablon çıkartılıp veya söz konusu yazının emniyet tarafından yazılıp adliyeye getirildiği, sadece değişiklik yapılacak olan kısımlarının son anda alınacak evrak numaraları kısımları olduğu, emniyet müzekkeresinin yazıldığı aynı gün organize şubeden İstanbul CBS'ye, oradan nöbetçi mahkemeye, kararın alınmasından sonra yine İstanbul CBS üzerinden organize şubeye evrak silsilesinin tamamlandığı, söz konusu yazışmaların 1 gün içerisinde ve İstanbul şartlarında çok hızlı bir şekilde ikmal edildiği, dinleme numara kısımlarının boş bırakıldığı, söz konusu şablonda bu boşlukların sonradan elle yazılmak suretiyle tamamlandığı, emniyet müzekkeresinden gelecek "8405" sayılı evrak numarası ile yine mahkemeden alınacak "2539" sayılı karar numaralarının önceden bilinemeyeceği, bu haliyle şablona sonradan elle yazıldığı, zira bu yazışmaların UYAP'tan oluşturulmayarak gizlilik ve CMK'nun 250. maddesi adına görevli birimler olarak elle sistem dışı yazıldığı, benzer şekilde İstanbul C. Savcısının müzekkeresinin de aynı formatta bir bilgisayar çıktısı olduğu, cumhuriyet savcısının kim olduğu bilinemeyeceği için elle yazıldığı, aynı gün gelen ve katip tarafından yazılacak bir evrakın içeriğinde Cumhuriyet Savcısının isminin elle yazılmasının adliye işleyiş içerisinde olağan bir durum olmadığı, aksine emniyet tarafından yazılan bir yazı içeriğinde söz konusu yerin boş bırakılmasının öngörülebileceği, zira adliye içinde sistem dışı yazılsa dahi söz konusu katip tarafından Cumhuriyet Savcısının sonradan elle eklenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu,
-Yine dosya sanıklarından birinin mahkemeye sunmuş olduğu 2010/2287 sayılı soruşturma dosyasının 18.07.2011 tarihli Savcı ... Berk imzalı organize şube müdürlüğüne hitaben müzekkeresinin bulunduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kolluk birimine yazılan sistem içi veya sistem dışı (UYAP) savcılık müzekkeresinde tarih kısmının ''...707/2011'' şeklinde, ilgi yazısının ''Şube müdürlüğü ..../07/2011 tarih ve....'' şeklinde gün kısımlarının boş bırakıldığı ve sonradan el yazısı ile doldurulduğu, yine Cumhuriyet savcısının adı, soyadı ve imzasının olduğu bir evrakta sol üst köşede el yazısı ile ''...'' şeklinde not düşüldüğü, adliye içinde katip tarafından yazılan bir müzekkerede emniyet ilgi tarih ve sayı yazılı evrakın tarihinin tam olarak bilgisayar ile yazılacağı, zira evrakın emniyetten çoktan gelmiş olacağı, yine yazılan müzekkerelerde tarih kısmının bilgisayar ile tam olarak yazılıp cumhuriyet savcılarına imzaya fiziken veya UYAP üzerinden gönderileceği, kaldı ki kendi imzasına açılan ve adı-soyadı müzekkere sonunda yazılı olan bir savcılık evrakının üstüne ayrıca savcı isminin yazılmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı, aksine savcılık evraklarının dahi kolluk birimleri tarafından önceden hazırlanmak suretiyle adliyeye getirilmesi halinde emniyet ilgi sayılı yazısının bilgisayardan hazırlanabileceği, ancak amirlerinin hangi gün imza atacağı belli olmadığı için "...707/2011" şeklinde gün kısmının boş bırakılıp sonradan elle doldurulduğu, yine cumhuriyet savcısı tarafından müzekkerenin hangi tarihte imzalanacağı belli olmadığı ve tarihsel sıralamada hata olmaması için yine ''..707/2011'' şeklinde müzekkere gün kısmının boş bırakıldığı,
-Örgüt tarafından emniyet birimlerinin yargı birimlerinin de yerine geçerek tüm yazışma faaliyetini kontrolünde bulundurduğu, tüm davaya konu soruşturma faaliyeti kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kolluk birimlerinden bağımsız, kolluktan istem olmaksızın hiçbir talepte bulunmadığı, red kararı verilen mahkeme kararının dahi kontrol edilmeksizin dinleme kararı verilmiş gibi kolluğa gönderildiği, bu haliyle sanıkların şekil şartlarının, hukuka uygunluğun denetimi gibi tüm sorumluluğu yargı yetkililerine bırakarak sorumluluklarının olmadığı şeklindeki savunmalarının suçtan kurtulmaya dönük savunmalar kapsamında kaldığı, kaldı ki tanık beyanlarıyla da sabit olmak üzere emniyet yapılanmasının yargı yapılanmasından bağımsız yada ayrı düşünülemeyeceği, tüm faaliyette bulunan kolluk personeli ile yargı personelinin fetö silahlı terör örgütü bünyesinde soruşturmanın yürütülebilmesi için kritik birimlerde, birbirlerinden haberdar ve yapılan görevlerde uyumlu çalıştığının anlaşıldığı,
-Benzer şekilde sistem dışı yazılan İstanbul 13. ACM dinleme kararında emniyet yazısı numarası olan ''8405'''in ve teknik takip numarası olan ''2539'''un önceden bilinememesi sebebiyle söz konusu yerlerin boş bırakıldığı ve sonradan şablon üzerinden elle yazıldığı ancak söz konusu soruşturmanın numarası olan 2010/2287 yazısının bilgisayardan yazılarak çıktısının alındığı, emniyet resmi yazısı gibi son anda yazılan, normal prosedür gereği bilinmesi gereken numaraların bilgisayardan yazılarak çıktı alınarak yazılması gerektiği ancak İstanbul CBS'de hangi soruşturma numarasına düştüğü emniyet tarafından önceden bilinmemesi üzerine söz konusu yerin boş bırakılarak elle yazılması gerektiği ancak önceden hazırlanan ve adliye açısından da bilgi sahibi olunan soruşturma dosyası hakkında sonrasında çok sayıda dinleme kararı istenilmesi düşünülen bir evrakta soruşturma numarasının da şablona eklendiği ve daha ilk dinleme talebinde savcılık ve mahkeme makamlarınca da soruşturma numarasının bilinip söz konusu talep ve karar şablonlarına eklendiği anlaşıldığı, bu haliyle soruşturmanın amacının genişleyeceği ve gideceği yönün emniyet tarafından yargı makamları gibi bilindiği, sonuç olarak 08/12/2010 tarihinde aynı gün içinde emniyet, savcılık, mahkeme, tekrar savcılık ve tekrar emniyet ve KOM daire başkanlığı yazılarının ikmal edildiğinin anlaşıldığı, mahkeme dosyası kapsamındaki yetersiz evraklar, raporlar ve kanaatlere rağmen başka suretle delil elde edilemeyeceği gerekçesi yapılmak suretiyle usulüne uygun olmayan dinleme sürecinin başladığının anlaşıldığı,
-Sanık ...'un 2. raporuyla ilk dinleme talebindeki gibi yeni cep telefon numaralarının bulunduğunu ancak bu yeni delile rağmen isnadın eski, soyut ve belgesiz olacak şekilde tekrar edildiği, söz konusu 10/12/2010 tarihli rapora istinaden üst yazının 11/12/2010 tarihinde emniyetten gönderildiği, aynı gün savcılık, mahkeme kararı, yeniden savcılık ve emniyet yazışmalarının tamamlandığı ancak savcılık müzekkeresinde C. Savcısı ...'e ait imzanın olmadığı ve ilk bakışta farklı olduğu değerlendirilen isimsiz bir imza ile müzekkere evrakı ile gönderildiği, bir önceki anlatılan yazışma şablonlarının ve boş bırakılan yerlerin benzer şekilde bu müzekkerede de doldurularak gönderildiği, söz konusu rapordaki kişilerin büyük çoğunluğunun İstanbul dışı kişiler ve yerler olduğu, menajerlik şirketi çalışanlarının örgüt üyeleri gibi gösterildiği, söz konusu yeni taleplerde aynı kişilere ait yeni numaralar odaklı dinleme faaliyeti ağının genişletildiği, sadece yeni numaralar tespit edilerek yeni bir delil ve yeni bir kişi eklenerek delillendirme yapılmadığı ve soruşturmanın genişletildiğinin anlaşıldığı,
-Örneğin 2010/2744 TTK numaralı dinlemede ... isimli kişinin cep telefon numarası diye rapora başlanıldığı, ... isimli şahsın bu numarayı kullandığının tespit edildiği ancak iletişimin tespitinde bu tespite yönelik tape kaydı veya bu hususun ne zaman belirlendiğine dair bir tarihin olmadığı, ancak farklı kişi tespit edildiği halde dinlemeye devam edilip suç unsuru da ayrıca bulunamaması sebebiyle sonlandırma raporu tanzim edildiğinin belirtildiği, bu haliyle yanlış kişinin dinlenmesi sebebiyle derhal sonlanması gereken dinlemenin usulsüz bir şekilde devam ederek suç delili bulunamaması üzerine bitirildiğinin anlaşıldığı, söz konusu raporun 115038 ve 117781 ve 114748 aidiyet numaralarıyla imzalandığı, sonrasında ..., ..., ..., ..., ... ve ... silsilesiyle sonlandırmanın istendiği,
-İstanbul 11. ACM'nin 2010/2214 TTK numaralı kararında 29/12/2010 tarihinde talebin reddi kararı çıktığı, ... Akar adına kayıtlı .... nolu açık kimlik bilgisi bilinmeyen telefon kullanıcısının dinleme talebinin reddine kararı verildiği, bu haliyle mahkemeler tarafından telefon kullanıcı bilgisi bilinmediğinde ret kararı verilebildiğinin anlaşıldığı, söz konusu kolluk raporunda bu kişinin X şahıs olarak geçtiği ancak ret kararı verilen mahkeme kararının bile İstanbul CBS'den organize şubeye müzekkere yazılmak suretiyle dinleme talebi yapılıyormuş gibi aynı gün gönderildiği, bu haliyle yargı birimlerinin soruşturma sürecinde aktif olarak bir rol almadığı, sadece emniyetin istemlerinin yerine getirilmesinde aracılık teşkil ettiği ve evrakların okunmadığının anlaşıldığı,
-01/01/2011 tarihli raporda ...'ın kim olduğunun belirtilmediği, kimlik bilgilerinin olmadığı, ustun_63@hotmail.com e-posta adresi hakkında eksik bilgilerine rağmen mahkemece takibine yönelik karar verildiği, bu bilginin hangi numaralar tarafından nasıl paylaşıldığı, suçla ilgisinin ne olduğu veya hangi görüşme tapesinde geçtiğinin yazılan raporda belirtilmediği, sadece şablon olarak yazılan yazının altına 2 paragraf ekleme yapılmak suretiyle yeni talep raporu tutulduğu, ..., ..., ..., F. ..., M. ..., A. ..., A. ..., N. ... imzalarıyla resmi yılbaşı tatili olmasına rağmen ve yine gecikmesinde sakıncalı hal olup olmadığı belirtilmeden evrakların istem olarak gönderildiği, yine 2011/2 TTK numaralı e-posta izlemesi istenen kişilerin dinleme bölümünde hali hazırda açık kimlik bilgilerinin bulunduğu ancak yine tapesi olmadan ve geçmişteki açık kimlik bilgileri belirtilmeden karar verildiği, genel olarak tutulan raporlarda dinlenen kişinin sadece yeni bir kişiyle bir kez konuşmasının yeni dinleme kararı alınması için yeterli olduğu, bu hususta yukarıda savunmaları anlatılan sanık savunmalarında 2. bir talimat almaksızın yeni tespit edilen tüm numaraların iletişimin dinlenmesi ağına dahil edilmesi talimatı aldığının beyan edildiği,
- ... isimli şahsın 29/12/2010 tarihinde ''yurt dışındayım'' şeklinde bir beyanda bulunduğu, 03/01/2011 tarihinde ise ...'in İstanbul'da bulunan ... şirketinin sabit numarası olan 0212 .... numaralı telefonun dinlenmesinin talep edildiği, bu haliyle yurt dışında bulunan bir şüpheli için hangi saikle ve ne amaçla dinlenme talep edildiğinin anlaşılamadığı, ... isimli şahsın yurt dışında olup, sabit hattı olan ... şirketinin dinlenmesi üzerine buradan şüpheli şahsın olmadığı bilindiği halde şirket çalışanı ...'ye ulaşıldığı ve buradan söz konusu kişinin dinleme ağına dahil edilmesi talebinde bulunulduğu,
-14/01/2011 tarihli raporda X isimli şahsın ... ile görüştüğü ama bu şahsın nasıl tespit edildiğinin belli olmadığı, akabinde bu şahsın raporda Veysel Bodur olduğu şeklinde bir tespitin yazıldığı ve dinlenilmesi istendiği, söz konusu şahsın hangi tape ile görüştüğü, kimlik bilgilerinin nasıl tespit edildiği, görüşmedeki suç içeriği ve delil durumunun rapordan anlaşılamadığı, ''........ olabileceği'' şeklinde genel geçer ve şablon yazılardan oluşan bir raporun tutulduğu,
-... isimli bir şahsın 0533 .... 80 numaralı hattı ile alakalı 2011/263 TTK numarası ile hakkında 25/01/2010 tarihinde tutanak tutulduğu, söz konusu tutanakta yanlış ... isimli şahsın farklı bir numarası üzerinden dinleme talep edildiği, rakam hatası olan bu talebin dahi kararının alınabildiği, savcılık ve mahkeme aşamalarından geçip TİB üzerinden nasıl dinleme kararı verildiğinin anlaşılamadığı, söz konusu hatanın sonlandırma talebi ile düzeltilmeye çalışıldığı,
-04/02/2011 tarihli tutanakta dinlemesi istenen ...'e ilişkin dinlenen şahıslardan birinin doğrudan bir iletişimin tespiti durumunun bulunmadığı, TFF başkanının yine dinlenen ... ile doğrudan bir irtibatının olmadığı ama telefonda bu şahsın ... ile görüştüğünün bildirildiği, kolluk tarafından bu görüşmenin yine delillendirilmediği, eğer ki görüşmemiş veya karşı tarafa görüşüldüğüne dair bir intiba verilmiş ise dinlenilmesi istenen kişinin yine ... ve suç örgütünün içinde nasıl yer aldığının delillendirilmediği, rapor yazılarak dinlenmesi istenenler üzerinde söz konusu ismin doğrudan ya da dolaylı olarak geçmesinin iletişimin tespiti ağına doğrudan irtibatı olmadığından dolayı dahil edilemediği ancak dolaylı olarak eklenmeye çalışıldığının anlaşıldığı, hazırlanan raporda bir delilin veya belgenin sunulmadığı, konuşmaların başka bir yerden teyit edilmediği, oluşturulan suç örgütüyle ilgili bir irtibatın sağlanmadığı, yorum veya başkaca iki kişinin kendi arasındaki diyaloğu üzerinden 3. bir kişinin dinlenmesine geçildiği ve somut ve doğrudan bir bağın raporda bulunmadığı, hukuki olmayan bir rapor tutulmak suretiyle kolluk tarafından istemde bulunulduğu,
-16/02/2011 tarihli raporda ... ile ...'in yakın ilişki içinde oldukları, bunun genel bir kabul gördüğünün belirtildiği, bu hususun tutanaklarda rutin olarak yer almaya başladığı ve kolluk istem raporlarında şablona eklendiği,
-Sanık ... tarafından 16/02/2011 tarihli tutanakta hali hazırda ...'in dinlendiği, bu kişinin ... ile görüştüğünün söylendiği ancak tarafların konuştuğu söylenen konuların bir suç örgütü oluşturup oluşturmadığı, ... ve Giresun ile alakalı ve soruşturmanın asıl başlangıç konularıyla alakalı olup olmadığı ve gerekiyorsa bir tefrik kararı verilip verilmeyeceği işlemlerine bakılmadığı, başkaca bir delil elde edilip edilemeyeceği ve doğrudan görüşme içeriğinde bir suç delilinin olup olmadığı hususlarının raporda yazılmadığı, aksine doğrudan iletişim tespit ağına dahil edilecek kişinin sadece bir telefon konuşması yapması veya iki şahıs arasında geçen bir konuşmada üçüncü bir kişinin adının geçmesinin yeterli görüldüğü, hangi suç örgütüne kimin liderlik yaptığı, kimin mağdur olduğu, delillerin neler olduğu ve bu şüphelerin de başkaca bir yerden teyit edilme durumlarının olmadığı, ilk dinlemeler ile son tespitler arasında illiyet bağı bulunmadığı, yer, kişi, zaman hususlarının soruşturma kapsamında karşılanmadığının anlaşıldığı,
-16/02/2011 tarihli tutanakta şube müdür yardımcısı ...'nun her iki şahıs hakkında ''....... şeklinde duyumlarının alındığı'' yazarak rapor düzenlendiği, bu dinlemeyi kimin yaptığının, duyumların nasıl alındığının ve şube müdür yardımcısı düzeyinde rapor tutulmasının ne derece olağan ve kolluk bünyesinde rutin bir işlem olduğunun anlaşılamadığı,
-06/03/2011 tarihinde ... ve yanındaki kişilerin iletişimin tespitinin uzatıldığı, ilk uzatma kararının C. Savcısı müzekkeresinde şablon yazılar şeklinde verildiği, içerik ve detay bilgisinin paylaşılmadığı "yapılmasına, uzatılmasına..." ibaresinin ortak olarak kullanıldığı, sadece tarih ve mahkeme kararlarının elle yazıldığı, yazı karakteri, renklendirme, koyulaştırma, paragraf giriş çıkışları gibi yazım şeklinin adliye içerisindeki UYAP veya UYAP dışı UYAP doküman editörüyle uyumlu olmadığı, kolluk birimleri tarafından yazılmış olabileceğinin değerlendirildiği, yine kolluk yazıları ile savcılık ve mahkeme yazıları arasında da "Ö, Ü, İ" harflerinin emniyet yazışmalarında olmadığı, "O, U, I" şeklinde benzer yazım hatalarının bulunduğu, aynı yazım şekillerinin emniyetten savcılık ve mahkeme kararlarına da sirayet ettiği, örnek olarak "ISTANBUL, Gıresun, Şuphelı, Itıbaren, Telekomunıkasyon Iletısım, Kanunı Dınleme" gibi hususların mahkeme dosyalarındaki aslı gibidir yaptırılan evraklar üzerinden görsel olarak tespit edildiği, yine emniyet raporunda da mahkeme kararında da "Ozden TUTUNCU" şeklinde yazıldığı, (İstanbul 10. ACM 2011/549 TTK) ILETİŞİMİN DINLENMESI KARARI, ... Yuksel EKŞİOĞLU gibi yine adres bilgilerinde kelimeler arası boşlukların, karakter bitişikliğinin ve rakamlar arasındaki boşlukların birebir aynı olduğu, (İstanbul 10. ACM 2011/550 TTK) kolluk müzekkerelerinin İstanbul CBS istem yazıları ile birebir aynı olduğunun görüldüğü,
-02/03/2011 tarihli rapor ve üst yazıda gerek Tamer, Mümtaz, Levent isimli şahısların kimlik bilgilerinin net olarak bulunmadığı ve gerekse sistemde kayıtlı numaraların başkaca kurum, şirket veya kişiler adına çıktığı dikkate alındığında sadece 1 kez dinlenen bu kişilerle görüşmenin bu tespit edilen isimdeki şahıslarla nasıl sağlandığı, hangi görüşmenin suç, hangi şüphelinin ne eylemde olduğunun birbirleriyle irtibatlanmadan sadece telefon görüşmelerine takılması sebebiyle dinleme ağının genişletildiği ve bu hususta savcılık ve mahkemece de karar verildiği, benzer şekilde İstanbul 14. ACM'nin 2011/546 TTK numaralı kararında da Halil isimli şahsın eksik bilgilerle dinlemesine karar verildiği,
-07/03/2011 tarihli tutanakta 14/01/2011 tarihli konuşmanın ve SMS'in sansürlenmediği ancak bir önceki raporda bu kısımların sansürlendiği, sinkaflı hareketlerin suç unsuru içermediği, yine yeni dinleme istenen kişi ve numaraların da uyumsuz olduğu ve görüşme ile yazılan rapor arasındaki sürenin 2 ay kadar bekletildiğinin anlaşıldığı,
-4/03/2011 tarihli raporda herhangi bir dinleme yapılmadan veya dinleme yapılan tapeyi delil olarak sunmadan eski şablon yazışmalar üzerindeki yazılarla kısa bir rapor hazırlandığı, Fenerbahçe kulübüne ait sabit bir hattın şüpheli bir kişi tarafından kullanıldığı, bu kişinin sadece kulüp başkanı sıfatıyla söz konusu hattı bireysel olarak nasıl kullandığının tespit edilmediği, aksine subjektif bir değerlendirme yapılmak suretiyle bütün bir kulüp kullanımında olan hattın bireysel numara gibi emniyetten istemde bulunmak suretiyle aynı gün dinleme ağına dahil edildiği,
-15/03/2011 tarihli raporda ... isimli şahsın X şahısla bir irtibatının olduğu, 0216 .... 77 nolu bir iş yeri numarasının söylendiği, bu numaranın KYBELE A.Ş isimli bir şirkete ait olduğu, bu hatta ait şirket bilgilerinin gerçekten şüpheliye ait olmadığına ilişkin araştırma yapılmadan ve şüphelinin geçici olarak mı yoksa kalıcı olarak mı bu şirket üzerinden görüşme yaptığı bilgisi teyit edilmeden söz konusu numaranın dinleme ağına dahil edildiği,
-06/04/2011 tarihli raporda ...'in Haldun isimli bir şahısla 0533 17 olan bir numaradan görüştüğü ancak söz konusu raporda bu numaranın yanında bir de 0533... 33 olan bir başka numaranın da bu şahıs ile ilişkilendirilip dinlenmek istendiği, bu hususla alakalı bir dinleme tapesinin bulunmadığı, delillerin ortaya konulmadığı, tarafların dinlenen bir numarası veya konuşma içeriğinden ikinci bir numaranın tespitinin yapılmadığı, aksine aranılan kişinin Haldun Şenman adına kayıtlıyken diğer dinleme talep edilen numaranın kaydının bulunmadığı, bu haliyle 0533 ... 33 numaralı gsm hattı üzerinden usulsüz talep ve istemle mahkeme kararı verildiği, (14 ACM 2011/1053 TTK no 07/04/2011 tarih) söz konusu numaranın süresi dolm
ce ...'nın Can Aratlı ile irtibatlı olduğu, ...'nın ... ile konuşmasında, İbo, ..., ... kelimelerinin geçtiği, bu isimlerden bir takımın futbolcuları denilerek tek bir telefon görüşmesi içeriğiyle 4 kişi hakkında dinleme talebinde bulunulduğu, bu haliyle bir olay hakkında doğrudan bir irtibatı veya bağı olmayan kişilerin doğrudan dinleme ağına dahil edilmesinin makul şüphe, başka suretle delil elde edilememesi, hukuki ve fiili irtibat ve dinlemeye dönük suç örgütü kapsamında olup olmadığı hususlarının değerlendirilemeyeceği, raporun ve devamındaki dinleme talebinin usule aykırı olduğu,
-16/04/2011 tarihli raporda menajerlik sınav sorularıyla alakalı 8 kişi hakkında dinleme talebinde bulunulduğu ancak 6 kişi hakkında iletişim irtibatı ve sınav sonuçları açısından şüpheli notlar almak suretiyle adlarının geçtiği tutulan rapordan anlaşılmaktayken ... ve ... isimli kişilerin kimler olduğu, nerede çalıştığı, ne eylemde bulunduğu, hangi iletişimin tespiti ya da tapesi ile delil olarak adlarının geçtiğinin anlaşılamadığı, raporda sadece ''.... anlaşılmıştır.'' şeklinde kapalı bir üslubun kullanıldığı, yine dinlemede ... isimli kişinin açık kimlik ve hat bilgileri bulunurken, ... isimli kişinin kimlik bilgilerinde ... adına kayıtlı bir kişiyle eşleştirildiği ve yine eksik gerekçelerle usulsüz istemde bulunulduğu (14/04/2011 tarih ve 11 ACM 2011/1087 TTK),
-16/04/2011 tarihli raporda ... isimli bir şahsın tespit edildiği, açık kimlik, adres vs. hiçbir bilgisinin olmadığı, 10/04/2011, 11/04/2011, 15/04/2011 tarihli görüşmeler ve dinlemeler üzerinden delil elde edildiği, maçın ve oyuncunun kim olduğunun değerlendirildiği ancak başka suretle delil elde etme imkanı varken yine bu kişinin usulsüz bir şekilde dinleme ağına dahil edildiği (17/04/2011 tarih 11 ACM 2011/1213 TTK),
-20/04/2011 tarihli raporda "... yapılan araştırmalarda ..." denilmek suretiyle hangi dinleme, hangi takip, hangi delil, şahıs veya sair suretle elde edildiği belli olmayan bir raporun tutulduğu, buna göre FİFA'dan 25/03/2011 tarihinde menajerlik sınav sorularının TFF'ye geldiği, ... isimli bir şahsın 01/04/2011 tarihinde bu soruları TFF hukuk müşavirliğine verdiği, DHL kargo ve sonrasında da herhangi bir kapak, zarf, ambalaj olmadan bu soruların hukuk müşavirliğine teslim edildiği hususlarının kolluk tarafından öğrenilip rapora yazıldığı ancak bunun öğrenilme şeklinin nasıl olduğunun rapordan anlaşılmadığı, herhangi bir iletişimin tespiti veya irtibatı olmayan, geçmişe dönük nasıl yapıldığı, tespit edildiği veya delillerle ilişkilendirildiği belli olmayan tutanak ile usulsüz istemde bulunulduğu (21/04/2011 tarih, 12 ACM 2011/1458 TTK),
-20/04/2011 tarihli raporda ... isimli ... Tekstil adına kayıtlı bir numaradan nasıl tespit edildiği anlaşılamayacak şekilde ...'ın konuştuğu, bu kişinin ... olduğu, hangi delil, tape veya belge ile bulunduğunun raporda belirtilmediği, tarafların konuşma içeriğinden de anlaşılmadığı, kimlik bilgisi olmayan ... isimli şahıs hakkında mahkemece dinleme kararı verildiği, söz konusu kişinin sistem kaydında şirket isminin görüldüğü, söz konusu şirketten belge vs. temin edilmeden usulsüz istemde bulunulduğu (21/04/2011 tarih, 12 ACM 2011/1459 TTK),
-22/04/2011 tarihli raporda ... ile ...'nın dinlemesinin yapıldığı, ligin son haftaları olduğu, her maçın önemli olduğu, şampiyonluk mücadelesi olduğu, buradan yola çıkarak ... ve ekibi atlanarak Cebir, Tehdit, Yağma ve bu kapsamdaki suç örgütü hususları atlanarak Fenerbahçe, TFF ve menajerlik şirketi oluşumları atlanarak Fenerbahçe'nin şampiyonluk yarışında olduğu, rakibinin Trabzonspor olduğu, bu haliyle "... Trabzonspor'un yöneticilerinin de şike ve teşvik faaliyetlerinde bulundukları şeklinde görüşmelerin olduğu anlaşılmıştır." denilmek suretiyle delil, tape, dinleme, fiziki takip, belge vs. hiçbir veri olmadan rapor tanzim edildiği, dinlemeler ağına Trabzonspor'un da genişletildiği, bu mantıkla ligin alt sıralarının da önemli olduğu, düşme potası ile alt liglerde bulunan liderlik ve üst lige yükselme mücadeleleri adı altında diğer tüm takım, yönetici, şahıs veya futbolcuların da dinlenilebileceği, bu genişletilmiş yorum ve tutulan rapor üzerine 5 kişinin 22/04/2011 tarih ve İstanbul 12. ACM 2011/1511 TTK kararı ile dinlemelere dahil edildiği, yine bu raporda "... ..." olarak yazdığı ancak emniyetin istem üst yazısı ile mahkemenin kararında ise "...'' şeklinde, aynı yerde, aynı yazım hataları yapılacak şekilde yazıların oluşturulduğunun bir kez daha görüldüğü, kaldı ki kolluk üst yazısına yazıcılar tarafından eklenen 118 bilgi notunda ''Kazancıoğlu Gıda San. Ve Kömür İşl. Tic. Lt'' olarak numara bilgilerinin eklendiği, yine şahsın gerçek adının UYAP kayıtlarında ''...'' olduğu, tüm İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı müzekkerelerinde şüpheli bazlı özel olarak hazırlanmış evrakların bulunmadığı, aksine kolluk tarafından bilinecek aidiyet numaralarının değiştirilmek suretiyle talep ve karar sonrası müzekkerelerin şablon şeklinde hazırlandığı, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde söz konusu yargı birimlerine ait yazıların kolluk tarafından hazırlandığının anlaşıldığı,
-26/04/2011 tarihli raporda dinlemesi yapılan ... isimli kişinin İskender isimli bir kişiyle konuştuğu, dinleme ağının ''irtibat var'' denilerek genişletildiği, 27/04/2011 tarih ve 13. ACM 2011/1355 TTK numaralı kararı ile yapılan dinlemede kimlik bilgilerinin olmadığı, İskender isimli şahsın ... adına kayıtlı bir numara kullandığı ancak söz konusu raporda bu hususun nereden tespit edildiğinin anlaşılamadığı, raporda söz konusu kişinin İBB futbolcusu olarak tespitinin yapıldığı ancak söz konusu şahsın belli bir takımda ve belli bir futbolcu olarak tespiti yapılabilir ise bu bilgilerin teyit edilebileceği, ayrıca raporda bu bilgilerin nasıl tespit edildiği anlaşılmamışsa da böyle bir futbolcunun kimlik bilgilerinin kolluk marifetiyle bulunabileceği, dinleme yönetmeliği içeriğinden başka suretle delil elde edilebilme imkanı var iken usulsüz rapor ve istemde bulunulduğunun anlaşıldığı,
-28/04/2011 tarihli raporda TFF adına kayıtlı bir cep telefonunun kullanılması sebebiyle irtibatlı olduğundan bahisle dinleme ağına dahil edildiği, söz konusu telefonun ... isimli bir şahıs tarafından kullanıldığı iddia edilmiş olup, raporda bu kişinin adının nasıl öğrenildiğinin anlaşılamadığı, raporda herhangi bir tape paylaşımının da bulunulmadığı, kimlik bilgileri olmadan söz konusu kişinin isminin nasıl temin edildiği anlaşılmadan usulsüz rapor ve istemde bulunulduğu (29/04/2011 tarih ve 13 ACM 2011/1520 TTK no),
-02/05/2011 tarihli raporda ... adına bir başka sabit hattın kullanıldığı, söz konusu hattın nasıl tespitinin yapıldığı, hangi dinleme ve tapede kullanılarak tespit edildiğinin anlaşılamadığı, raporun yine deliller gösterilmeden tutulduğu ve usulsüz istemde bulunulduğu (03/05/2011 tarih ve 14 ACM 2011/1339 TTK no),
-04/05/2011 tarihli tutanakta 8 kişi hakkında dinleme ağının genişletildiği ancak ... isimli kişi hakkında irtibat kurulmadan ...'nun söylemlerinde geçmesi üzerine "... kararları etkileyen bir şahıs olduğu değerlendirilmektedir." denildiği, kime, neye, hangi saikle etkilemede bulunduğu anlaşılmayan şahıs hakkında aleyhine bir suç ve örgüt içerisinde bir konum bulunmak suretiyle usulsüz istemde bulunulduğu (05/05/2011 tarih, 14 ACM 2011/1513 TTK),
-09/05/2011 tarihli raporda dinleme kapsamında bulunan ... isimli şahsın sabit bir hat kullandığının tespit edildiği, yine bu hususa ilişkin herhangi bir bilgi, belge veya tapenin delil olarak raporda yer almadığı, hattın TFF adına kayıtlı görüldüğü, söz konusu hattın kamuya açık bir hat mı, bu kişiyle alakalı özel bir hat mı olduğunun tespit edilmediği veya raporda açıklanmadığı, bu haliyle suç şüphesinin ne olduğu ve sınırları belli olmayan usulsüz rapor ve istemde bulunulduğu (09/05/2011 tarih ve 13 ACM 2011/1593 TTK),
-05/05/2011 tarihli raporda ...'nin sabit bir ev numarasının tespit edildiği ancak benzer şekilde hangi delil, tape veya belge ile bu tespitin yapıldığının raporda yazılmadığı, üst yazı aşamasında sanık ...'in telefon numarası üzerinde rakam hatası yapıldığı, bu haliyle sabit hattın başka bir şahıs adına ve adreste görüldüğü, bu hataya rağmen kolluk tarafından istem, talep ve mahkeme karar aşamalarının sorgulanmadan tamamlandığının anlaşıldığı,
-13/05/2011 tarihli raporda dinlemesi yapılan ... isimli şahsın ... ile olan bir konuşmasında bir amcadan bahsedildiği ancak tape içerisindeki orijinal konuşma metni içine "(...)" kelimesinin kullanıldığı, tape çözümünde söylenen kelimeler içinde parantez içinde ve büyük harfle yazı yazılamayacağı, bu kelimenin gerçekten söylenip söylenmediği veya dinlemeci tarafından özel olarak mı notlandığı hususunun anlaşılamadığı, varsa bir hususun orijinal konuşma metni dışına yazılması gerektiği, yine raporun devamında tespit edilen sabit hattın tapede geçen ... isimli ve soyadı tespit edilemeyen bir şahsın kullanıldığının belirtildiği ancak bu ismin tape içerisine nasıl konduğunun anlaşılamadığı, bu şahsın kimlik bilgisi belli olmadan, hangi suç ve kimlerle irtibatı olduğu tespit edilemeden, devamında 2 adet aynı şekilde tespitinin nasıl yapıldığı belli olmayan 2 gsm numarasının rapora eklendiği, toplamda 3 numaranın ... adına kayıtlı olduğu bilgisi ile üst yazıda paylaşılmak suretiyle usulsüz rapor ve istemde bulunulduğu,
-12/05/2011 tarihli raporda dinlemede bulunulan ...'ın ... isimli bir şahısla konuştuğu, kolluk tarafından tape içerisinde ... isminin geçmediği, raporda ... kelimesinin nereden öğrenildiğinin yazılmadığı, yine söz konusu numaranın başka bir adres ve başka bir şahıs adına çıktığı, suçu, şüphelisi, kimlik bilgisi, yeri, zamanı ve delilleri tespit edilmeyen ve nasıl yazıldığı anlaşılmayan rapor ile istem talebinde bulunulduğu, kaldı ki söz konusu rapor içeriğindeki tape konuşmalarında hali hazırda buluşulması düşünülen tarafların olduğu, bu taraflardan dinlemesi devam eden kişilerin olduğu, bu haliyle kolluğun başka surette delil elde etme imkanı olarak araştırma yapmak suretiyle görüşmeyi bulabileceği,
-13/05/2011 tarihli raporda ...'in e-posta adresinin nasıl temin edildiğinin rapora yansıtılmadığı, hangi tapeyle delillerin bulunduğunun anlaşılmadığı, zira birçok raporda e-posta paylaşımının tapeler ile ilişkilendirilerek rapor tutulduğu ancak bu raporun tutuluş şeklinde tape ile ilişkilendirme yapılmadığının anlaşıldığı,
-13/05/2011 tarihli raporda Recep isimli bir şahsın ... isimli şahıslar ile nasıl tespit edildiğinin, isimlerinin nasıl bulunduğunun raporda belirtilmediği, söz konusu numaraların başkaca şirketler adına kayıtlı olduğu, kimlik bilgisi tespit edilemeyen veya tespit edildiği halde nasıl temin edildiği anlaşılamayan raporlar ile istemde bulunulduğu, -16/05/2011 tarihli raporda benzer şekilde ...'nın ... isimli bir şahısla irtibat sağladığı, bu şahsın isminin ve telefonunun ne şekilde tespit edildiğinin raporda ve üst yazıda yazılmadığı, hatta 118 sorgusunda dahi şahsın isim, adres bilgileri bulunamayarak "Kayıt Bulunamadı" şeklindeki uyarıya rağmen bu ikazın kimlik ve adres bilgileri bölümüne yazılmak suretiyle kolluk tarafından istem olarak gönderildiği,
-17/05/2011 tarihli raporda Korcan isimli şahsın cep telefon numarasının tespit edildiği ancak bu hususa ilişkin tape, delil ve belgenin olmadığı, Korean ismine nasıl ulaşıldığının anlaşılmadığı, numaranın da şirket adına kayıtlı çıktığı,
-17/05/2011 tarihli bir başka raporda benzer şekilde ... isimli bir sabit hattın şirket adına görünmesine rağmen delilsiz, tapesiz rapor tutulduğu,
-X şahsın Şanı Ramadanoğlu olarak tespit edilip asıl dinlemesi yapılan hedefler olan ... ve ... Kara'nın nerede ve nasıl bir araya gelecekleri belliyken bir işletme sahibi ve yeri olarak arızi olarak kullanılan numaranın da dinleme ağına dahil edildiği, bu haliyle dinleme yönetmeliği kapsamındaki suç ve suçlu unsurlarına tutulan raporun uyumlu olmadığının anlaşıldığı,
-25/05/2011 tarihli raporda ...'in yurt dışı numarasının bulunduğu, tape paylaşımı yapılmadan bu numaranın dinlemede olan ... ile görüşülerek temin edildiğinin anlaşıldığı ve rapora yazıldığı, bu haliyle nasıl tespit edildiği anlaşılamayan usulsüz rapora istinaden istemde bulunulduğu, benzer şekilde 31/05/2011 tarihinde ...'i ile ...'ın bir başka numarasının irtibatı sebebiyle rapora bağlanarak numara tespiti yapıldığı,
-01/06/2011 tarihli raporda ...'nın 2. hattının nasıl temin edildiğinin açıklanmadığı, kiminle konuştuğu, ne zaman konuştuğu, 2. hattın nasıl ortaya çıktığı, hangi delil ve saiklerle dinleme ağına dahil edildiğinin anlaşılamayarak rapor tanzim edildiği ve istemde bulunulduğu,
-11/06/2011 tarihli raporda ... üzerinden ... isimli şahsın dinleme ağına dahil edildiği ancak konunun basketbol müsabakaları olduğu, genel olarak ... ve tehdit iddialarıyla gerek bugüne kadar dinlenen kişilerin TFF, futbolcu, Giresun ilindeki olaylar şeklinde dinleme ağının genişletilmesine rağmen bu kez başka bir soruşturma konusuna dahil olabilecek iddia ve eylemlerle birlikte basketbol federasyonu ve basketbol müsabakalarının soruşturmaya dahil edildiği, söz konusu olaylar arasındaki ortak bağın Fenerbahçe kulübü başkanı ... olduğu, aksine farklı eylem ve kişilerin bulunduğu, olayların soruşturma dosyasından tefrik edilmesi yerine eylem odaklı değil kişi odaklı subjektif soruşturmaya devam edildiği ve istemlerde bulunulduğunun değerlendirildiği,
-KDM sisteminin dinlemeye izin vermesi üzerine dinleme bitiminden itibaren 10 gün sonra seslerin sistemden kaldırıldığı ve dinleme işleminin yapılamayacağı ancak emniyet tarafından Tibnot adı altında bir sistem geliştirilerek seslerin kaydedildiği ve sonrasında geriye dönük dinlemeler ve tape işlemlerinin yapıldığı ancak bu kapsamda 28/06/2011 tarihli bir raporda 01/05/2011 tarihli bir konuşmanın çözümünün yapılmak suretiyle rapora yazıldığı, yine 28/04/2011 tarihli bir görüşmenin 26/06/2011 tarihinde rapora bağlandığı, yine 08/04/2011 tarihli bir dinlemenin de 28/06/2011 tarihinde raporunun yazıldığı, devamla söz konusu dinleme süresinin ve bunun tapeye çevrilerek ardından rapora dökülme süresinin normal ve makul soruşturma sürelerinin çok ötesine çıkarak devam ettiği, bu haliyle;
-...'nün 12/01/2011 tarihli ... tespiti, ...'nün 04/02/2011 tarihli ... tespiti, ...'nün 01/06/2011 tarihli ... tespiti, ...'nün 09/05/2011 tarihli ... tespiti, ...'nün 28/04/2011 tarihli ... tespiti, ...'ın 26/12/2010 tarihli ... tespiti, ...'nün 30/01/2011 tarihli ... Karakuş tespiti, ...'ın 18/12/2010 tarihli ... tespiti, ...'in 07/02/2011 tarihli ... tespiti, ...'nün 08/02/2011 tarihli ... tespiti, ...'nün 15/02/2011 tarihli ... tespiti, ...'nün 28/03/2011 tarihli ... tespiti şeklinde 5-6 ay öncesine dayanan tapelerin 30/06/2011 tarihinde rapor şeklinde düzenlemesinin yapıldığı, geçmişe dönük o kadar uzun ses kayıtlarının tape haline getirilerek rapor yapılmasının gerek soruşturmanın seyri, gerek mahkeme dinleme kararları süreleri açısından uyumlu olmadığı,
-Yine 02/07/2011 tarihli ...'nun kendisi adına kayıtlı bir hatta annesine haber verilmesinin istediği halde bu hattı kendisinin kullanmadığı sabit olduğu halde usulsüz şekilde rapor tutularak istemde bulunulduğu,
-Yapılan soruşturma döneminde iletişimin tespitine yönelik yayınlanan ilgili yönetmelikte yönetmeliğin dayanağını oluşturan, kanunlarda belirtilen amaç ve usul dışında kullanılamayacağının belirtildiği, aynı yönetmelik uyarınca kişinin kimlik bilgilerinin belirtilmesi gerektiği, buna göre ''Veli isimli şahıs ..., 05..., ......isimli şirket adına kayıtlı gsm hattı'' şeklinde veya ''kayıt bulunamadı'' şeklinde üst yazılar hazırlanarak rapor tutulamayacağı, kolluk tarafından istemde bulunulamayacağı,
-Şeklinde incelenen raporlar, üst yazılar ve diğer sair evrakları incelemesinin yapıldığı ve yukarıdaki birtakım hususların tespit edildiği,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 06.04.2011 tarihinde ''Nitelikli Yağma'' suçunda 2011/14858 soruşturma numarası ile genel soruşturma bürosuna bir evrakın kaydedildiği, ... ve ... adına kolluğa 06.04.2011 tarihinde bir e-posta ile ihbar yapıldığının bildirildiği, bu ihbar üzerine tehdit ve yağma suçlarının yanına savcılık müzekkeresi ile Uyap suç kayıtlarında olmadığı halde el ile sonradan eklenmek üzere ''suç örgütü oluşturmak'' suçunun eklendiği, bu haliyle arama yapacak kolluk biriminin aşayiş şube müdürlüğünden organize suçlarla mücadele şube müdürülüğüne olacak şekilde değiştirildiği ve görev verildiği, sulh ceza mahkemesinden alınan karar ile arama yapıldığı, söz konusu kararın icra ediliği gün ve saatte bir kısım sanıklar ve katılan vekillerinin beyanlarıyla da sabit olmak üzere fiziki takip cihazlarının yerleştirildiği, arama sonucu ele geçirilen dijital materyalerin imajlarının alınıp iadesi gerçekleşmediği için 20.05.2011 tarihinde kolluğa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müzekkere yazıldığı, bu müzekkerede asayiş şube müdürlüğü ile organize şube müdürlüğünün birlikte yazıldığı, söz konusu ihbar ve iş yeri aramasının konusu, şüphelisi ve eylemlerinin 2010/2287 soruşturma ile aynı kişi olduğu bilindiği halde, CMK 250 ile görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu ihbarın soruşturmaya kaydedilmediği, yine aramayı yapan organize şube tarafından ihbarın alınıp, iş yeri araması yapıldığı ve konusu şüphelilerinin asıl soruşturma dosyası bilindiği halde, genel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden soruşturmanın devam ettirildiği, ta ki davaya konu soruşturmanın operasyon aşamasının gerçekleştiği 03.07.2011 tarihinden hemen sonra 05.07.2011 tarihinde görevsizlik kararı ile soruşturma dosyalarının birleştirilmek üzere gönderilmesine karar verildiği, kolluk tarafından fiziki takibe konu cihazların yerleştirilmesi için başka bir suç veya soruşturma dosyası üzerinden iş yerine girilmeye çalışıldığı, Uyap kayıtlarında görevsizlik kararının ''Nitelikli Yağma'' suçu üzerinden verildiği, ancak arama karar talebinde suç örgütü kurmak suçunun eklendiği, aksi takdirde arama kararını organize şube tarafından değil asayiş şube tarafından yerine getirilmesi gerekeceği,
Yine mahkeme tarafından kovuşturma aşamasında Gizli ...'in beyanları kapsamında alınan hts analiz bilirkişi raporunda sanık ... ile bir başka sanık ... Dumanlı'nın 16.04.2011, 04.06.2011 ve 18.06.2011 tarihlerinde İstanbul ilinde münferit semtlerde aynı baz istasyonundan sinyal alarak birlikte olabileceklerinin değerlendirildiği,
Şüpheliler hakkında yapılan iletişimin tespitine yönelik kanun ve ilgili yönetmelik kapsamında başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması halinin ve diğer tedbirlere başvurulmuş olsa dahi sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka yöntemlerden birinin uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi halinde teknik araçlarla izleme veya dinleme yapılabileceği, sanıkların savunmaların dinleme talebinde bulunan ve soruşturmanın amiri olan cumhuriyet savcısının delil elde edilememe beklentisinde olmasının önemli olduğunun belirtildiği, kolluk tarafından yapılan başka suretle delil elde edilemeyeceğine dair raporun sadece bir bilgiden ibaret belge statüsünde olduğunun iddia edildiği, ancak somut olaydaki soruşturmada Cumhuriyet Savcısının kolluktan bağımsız istem olmaksızın mahkemeden dinleme talebinde bulunduğuna dair bir delil ve müzekkerenin olmadığı, yine soruşturmaya esas teşkil eden ilk raporların da kolluk tarafından tutularak Cumhuriyet Savcısına bilgi verildiği, sadece kolluk tarafından bilgi, belge, delil ve bunlara ulaşılıp ulaşılmayacağına dair raporlar vasıtasıyla dinleme ve fiziki takip taleplerine işlemlerine başlanıldığı, kaldı ki kolluk birimlerinin yargı birimlerini yönlendirmesiyle ve her iki taraftaki personelin örgüt mensubiyetinin bulunduğuna dair deliller ile tarafların birbirlerinden haberdar ve uyumlu bir şekilde çalıştığının anlaşıldığı, Dosya sanıklarında ...'in mahkeme aşamasındaki savunmasında yazıcı olarak görev yaparken üst yazıların hazırlanma aşamasında ilgili hatta ait sistemden alınan çıktıyı hazırlanan üst yazının altına mutlaka koyduklarını beyan ettiği, sonrasında 3 gsm operatöründen gelen hat bilgilerinin dosyasına gönderildiğini beyan ettiği, her ne kadar fiili kullanıcının tespitinde dinlemeci polis memuru tarafından hattı başka bir kullanan şahıs olması yada soruşturmayla ilgili suç olmaması halinde çıkış raporunun yazılacağından bahsedilmişse de, sistemden alınan bilgilerden fiili kullanıcının tespit edilememesine rağmen, kayıt bulunamadı yada şirket bilgileri olmasına rağmen, neden dinlenmesi istenen kişiyle alakası olmayan sistem çıktısının üst yazıya eklendiği yada neden fiili kullanıcısı henüz tespit edilememiş kişi hakkında dinlemecilerin yetersiz raporla dinleme devam ettiğinin veya yeni hattın dinlenmesinin istendiğinin açıklanmadığı, fiili kullanıcıya ait çıkış işlemlerinin anlatılırken giriş işlemlerinin suç örgütlerinin sürekli hat değiştiriyor denilmek suretiyle hukuka uygun olmayan dinleme işlemine gerekçe olarak ileri sürüldüğü, Sanık ...'ın kollukta müdafii eşliğinde vermiş olduğu ifadesinde söz konusu 2010/2287 sayılı soruşturmaya sanık Büro Amiri ... tarafından yönlendirmesinin yapıldığı, soruşturmanın giriş raporunda sanık ...'ın çok net suç bilgilerine rastlamadığı ancak büro amirinin emri ile dinlemeye ve uzatma kararları almaya devam ettiklerini beyan ettiği, devamında soruşturmanın ...'den ...'e, oradan da ...'a genişlediği, sanık tarafından bu kişiler arasında dinleme raporlarının konusunun farklılık arz ettiğinin anlaşıldığı, yine ...'ın dinleme faaliyeti sonrası karşı numaraların ve ilave dinlemelerin hızlandığını anladığı, soruşturmanın şike iddialarına döndüğü, büro amiri veya grup amirleri ile ilk dinleme, uzatma ve çıkış işlemlerinin yapıldığını, teknik takip büronun dışında bazı şahısların dinleme raporlarının proje bürosu tarafından yazıldığını beyan ettiği, bu beyandan olmak üzere örgüt üyesi olan görevli ve rütbeli personel olan sanıkların soruşturmanın her safhasında bilgi ve iradelerini ortaya koymak suretiyle soruşturmanın ve dinleme faaliyetlerinin içerisinde aktif bir şekilde bulunduklarının anlaşıldığı, ...'in yazıcı olarak görev yaptığı, müdafii eşliğinde kollukta vermiş olduğu ifadesinde ilk olarak dinleme bölümünde görev yapan memur tarafından rapor tutulduğu, bu raporun dinleme memurunun imzası ile grup amirinin ve büro amirinin imzası ile oluşturulduğu, rapor içeriğinde şahsın açık kimlik bilgisinin, T.C. Kimlik numarasının, iletişim aracının türünün kanun ve yönetmeliklere uygun olarak yazılması gerektiğini beyan ettiği, sanığın usulune uygun gelen rapora ekleme ve çıkarma yapmadan üst yazıya çevirdiğini, parafı ile grup amiri, büro amiri, şube müdür yardımcısı ve şube müdürü tarafından paraf ve imza sürecinin tamamlandığını beyan ettiği, devamında rapor içeriğinde bir eksiklik bulunması halinde durumu büro amiri ...'e durumu bildirdiklerini ve düzeltip gönderilmesini istedikleri, ancak bazı raporlarda iletişimin dinlenilmesi istenen kişinin sadece isminin olduğu, hiç isminin olmadığı veyahut isim-soyisim olup kimlik bilgilerinin olmadığı durumların olduğu, bu hususun yönetmeliğe aykırı olduğu, söz konusu durumun büro amiri ...'e bildirildiği, sanık büro amirinin durum hakkında soruşturma savcısının bilgisinin olduğunu veya bilmesi gereken prensibine göre raporu bu haliyle üst yazıya çevrilmesi hususunda talimat verdiği, üst üste birçok raporun bu şekilde geldiği dönemlerde sanığın diğer yazıcı arkadaşları ile büro amirine gittiği, toplantı yapıldığı, soruşturma bürosu veya dinlemeci memurların raporlarının bu haliyle üst yazıya çevrilemeyeceği söyledikleri halde, yine bu şekil istemlerin geldiği, raporların tutulduğu, büro amirinin işlerini yapmalarını gerektiğini ve soruşturmanın safahatinin engellememeleri gerektiğini söyleyip sanığın bu haliyle işini yapmaya devam ettiği, bu süreçten anlaşılacağı üzere dinleme işlemlerinin ve soruşturmanın bir süreçten sonra hızlandığı, raporların en baştan usulsüz ve eksik tutulduğunun bilindiği, sanık ...'ın müdafii eşliğinde kollukta vermiş olduğu ifadesinde tapelere yönelik beyanında tape programı üzerinden seslerin sanığın önüne geldiği, aidiyet numaraları alınmak suretiyle yetkilendirildiklerini bildiği, sanığın program üzerinde üzerinde seslerin tapesini yapıp, word programına yazdığı, çıktı almadığı, belgelerin ortak bir klasörde toplandığı, belgenin dönüştürme ve çıktı işlemlerini kendisinin yapmadığı, dinlemecilerin olduğu katta çıktıların alınıp, sadece kağıtlara kaşe yapmak için o birimde bulunduğunu beyan ettiği, bu beyandan da anlaşılacağı üzere tapeci olarak görevlendirilen personelin yetkilendirildiğini amirlerinden öğrendikleri, seslerin tape programı adı verilen emniyet için özel olarak hazırlanan bir programla yapıldığı, sanığa belge dönüştürme, çıktı alma gibi hiçbir görevin verilmediği, sadece yoğun iş gücü gereken klavye ile yazma ve kaşe basma eylemlerinde bulunduğu, bu doğrultuda bir başka tapede görevli sanık ...'in müdafii eşliğinde kollukta vermiş olduğu ifadesinde yetkisiz olarak tape yapma sürecinde kopyala yapıştır şekilde matbu halde dönüşen savcılık talimatında aidiyet numarasının bulunmadığını gördüğü, TİB sayfasında koordinatör aidiyet ile diğer numaraların yetkilendirildiği, büro amirinin koordinatör aidiyeti olduğu, TİB yetkilendirme sayfasına şifresi ile girip yetkilendirilmelerin yapıldığını beyan ettiği, bu beyandan anlaşılacağı üzere cumhuriyet başsavcılığı müzekkerelerinin şablon olarak önceden hazırlandığı, kişiye ve dinlemeye özel olarak düzenlenmediği, yine büro amiri yetkilendirmesinin tape yapmada etkili olduğu ancak evraklar arasındaki uyumsuzluk, savcılığın olaya vakıf olmayışı, insiyatifin büro amiri özelinde toplandığı dikkate alındığında raporlardaki hukuka aykırılık gibi tapede çalışacak personelin seçimi ve yetkilendirmesinde de rütbeli amirlerin ve yazılan evrakların hukuka aykırı olarak hazırlandığının anlaşıldığı,
Tüm bu izah edilenler bir arada düşünüldüğünde, rütbeli personelin usulsüz bir şekilde soruşturma başlatarak soruşturmayı sürdürdüğü, dinlemeci ve yazıcı bir kısım personelin usulsüzlükleri fark etmelerine ve bu durumu amirlerine bildirmelerine rağmen işlemleri yapmaya devam ettikleri, bir kısım sanık anlatımlarında da anlaşıldığı üzere büro amirinin ise suç işleme saiki ile süreci kesintiye uğratmamak adına bürosuna hukuka aykırı talimat verdiğinin anlaşıldığı, yürütülen soruşturmanın işlenen bir suçu ortaya çıkarmak amacı ile değilde FETÖ/PDY'nin örgütsel saikleri doğrultusunda, belirli bir hedefe ulaşmak amacı ile yapılan bir soruşturma olduğu, soruşturmanın ilk başlangıcında sanık ... tarafından tutulan raporda yer alan olayların Giresun İlinde olmasına rağmen ve normal şartlar altında bu olayların Giresun İlindeki adli makamlar tarafından soruşturulması gerekirken özel bir çaba ile soruşturmanın İstanbul İlinden yürütüldüğü, ...'ın amiri konumunda bulunan ... ve ...'un da tanık olarak verdikleri beyanlarında ...'ın bu raporun işleme konulması hususunda özel bir çaba sarf ettiği yönündeki beyanlarının da bunu doğruladığı, Mahkememizce yapılan değerlendirme de soruşturmanın başlangıcında FETÖ/PDY'nin ulaşmak istediği kişi ve kurumların belli olduğu, bu kişi ve kurumlara ulaşabilmek adına bir dinleme ağı oluşturulduğu, bu hali ile de asıl hedef olan kişi ve kuruluşlara ulaşabilmek adına Giresun İlindeki olayların da bu soruşturmanın bir parçası olması gerektiği, buradan yola çıkılarak asıl hedef şahıslara dinleme ağı sayesinde ulaşıldığı, asıl hedef seçilen şahıs ve kurumların doğrudan soruşturma konusu yapılmadığı çünkü bu şahıslara atfedilen eylemlerin o dönem yürürlükte bulunan kanunlar gereğince ya suç olmadığı ya da CMK 135 ve CMK 140 kapsamına girebilecek eylemler olmadığı, bu hali ile de soruşturmanın asıl hedef kişi ve kurumlarla bağlantısı kurulabilecek ve dinleme ağı sayesinde asıl hedeflere ulaşılabilecek kişiler üzerinden başlatıldığı, bu gerekçe ile de Giresun İlinde yaşanan adli olayların araç olarak kullanıldığı, yukarıda anlatıldığı üzere soruşturmanın burada yaşanan olaylar sebebi ile başlamasına rağmen soruşturmanın operasyona dönüştüğü 3 Temmuz 2011'den bir ay kadar öncesine kadar Giresun İlinde yaşandığı raporlarda belirtilen eylemler hakkında bu soruşturma kapsamında herhangi bir işlem yapılmadığı, soruşturmaya çok kısa bir zaman kala bu işlemlerin yapıldığı ancak hayatın olağan akışı içerisinde normal bir soruşturmada yapılması gerekenin ilk önce soruşturmaya konu olayların teyit edilmesi ve bu kapsamda çalışmalar yapılması olduğunun açık olduğu,
2010/2287 sayılı soruşturma kapsamında soruşturma ve kovuşturma aşamalarında görev yapan kamu görevlilerine bakıldığında, soruşturmayı yürüten emniyet amirleri, komiserler, polis memurları, yargı aşamasında görev almış hakim ve savcıların çok büyük bir kısmı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği bakımından işlemler yapıldığı, büyük bir kısmının FETÖ/PDY üyesi oldukları gerekçesi ile kamu görevinden ihraç edildiği, büyük bir kısmının FETÖ PDY terör örgütü üyesi ya da yöneticisi oldukları gerekçesi ile ceza aldıkları, bir kısmının firari olduğu, bir kısmı hakkında FETÖ/PDY üyesi ya da yöneticisi oldukları gerekçesi ile ceza almalarına rağmen başkaca yargılamalarının da sürdüğü, tüm bunların da bir tesadüf ile açıklanamayacağı,
Soruşturmanın amacının bir suçu ortaya çıkarmak olmadığı, asıl amacın yaşanan olaylar üzerinden, ülkemizde bulunan bir kısım futbol kulüpleri ile taraftar gruplarını karşı karşıya getirmek ve bunun üzerinden doğacak olan tartışmaları ve yaşanacak kargaşayı FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda kullanmasını sağlamak olduğu, tanık MİT Mahrem İmamlarından ...'nın verdiği "kendisinin detayları bilmemekle birlikte üstü kapalı olarak söylenen şeylerin aslında o dönem Başbakan olan şimdiki Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın yıpratılması olduğunu, yani buradan yola çıkarılarak hükümetin yıpratılmasının amaçlandığını, kendisinin böyle düşündüğünü, birçok kulüp olmasına rağmen Fenerbahçe'nin bu konuda çok büyük ses getireceği için seçilmiş olabileceğini, yani Fenerbahçe'yi ele geçirmek gibi değilde Fenerbahçe üzerinden bir algı yükseltip hükümet üzerine bir operasyon gibi düşündüğünü," belirttikten sonra kendilerinden kamuoyunda askeri casusluk davası olarak bilenen dava da benzer şekilde istemlerde bulunulduğu şeklindeki beyanlarından da anlaşılacağı üzere bu soruşturmanın örgütsel bir saik ile gerekleştirildiği, nitekim soruşturmanın operasyona dönüştüğü günden günümüze birçok kulüp ve taraftar grupları arasında bu tartışmaların devam ettiğinin izahtan vareste olduğu, dosya kapsamından belirlenmiştir.
Dosya Sanıkları hakkında yapılan değerlendirmeler:
...; 2010/2287 sayılı soruşturma kapsamında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev aldığı dinleme kararlarına esas olan 12 adet raporda imzası olduğu, bu raporlarda 12 adet iletişimin kayıt altına alınması talepli raporlarda, ..., ..., ..., ..., ... EKŞİOĞLU, ..., ...…?, ..., Emre KOÇAK, ..., ... Şekip MUSTOROĞLU isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporlarda sadece isim belirtildiği bu bağlamda yukarıda da bahsedildiği şekilde sanığın usulsüz dinleme ve kayıt almalara iştirak ettiği, yine sanığın örgütle bağlantısını gösterir, delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; 2010/2287 sayılı soruşturma kapsamında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev alan sanığın, 10 adet iletişim tespit tutanağında imzası olduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri ( 4. Sınıf Emniyet Müdürü ) olarak görev alan sanığın, usule aykırı olacak şekilde, iletişim tespit kararlarına gerekçe olan 211 adet raporda adının yer aldığı, 1 adet iletişimin kayıt altına alınması talepli raporlarda ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ... isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporlarda sadece isim belirtildiği, şüpheli diye bahsedilen kişi veya kişilerin suçla ilgisinin ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi ve belgeye yer verilmediği, ayrıca 7 adet savcılık, 3 adet KOM Daire Başkanlığına gönderilen evrakta imzası, yanı sıra savcılık ve daireye gönderilen evraklarda yaklaşık 430 adet parafı olduğunun tespit edildiği, bu bağlamda yukarıda da bahsedildiği şekilde sanığın usulsüz dinleme ve kayıt almalara iştirak ettiği, yine sanığın örgütle bağlantısını gösterir, delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığı ve 26 adet savcılık, 32 adet KOM Daire Başkanlığına gönderilen üst yazılarda parafı olduğunun tespit edildiği, bu bağlamda yukarıda da bahsedildiği şekilde sanığın usulsüz dinleme ve kayıt almalara iştirak ettiği, yine sanığın örgütle bağlantısını gösterir, delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olduğu, 13 adet fiziki takip ve tarassut tutanağında imzasının bulunduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olduğu ve 18 adet fiziki takip tarassut tutanağında imzasının olduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği anlaşılmıştır.
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde Komiser rütbesiyle görev yaptığı savcılık makamına gönderilen evraklarda 1 adet parafı olduğu ve 3 adet fiziki takip ve tarassut tutanağında imzasının bulunduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olup, 185 adet iletişim tespit tutanağında imzasının bulunduğu, sanığın örgüt üyeliğine dair dosyaya yansıyan delilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Soruşturma Bürosunun 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında ele geçirilen micro SD kart içeriğinde mevcut emniyet mahrem yapılanması kapsamında, ... personelinin fişlendiği listede, fişleme kodunun EA (FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan(himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği) şeklindeki kodlamadan ibaret olduğu,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olduğu ve 284 adet iletişim tespit tutanağında imzasının bulunduğu, iletişim tespit tutanaklarından 99 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak çalıştığı ve 165 adet iletişim tespit tutanağında imzasının olduğu, iletişim tespit tutanaklarından 63 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
Ethem taşbulut; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde çalıştığı ve 220 adet iletişim tespit tutanağında imzasının olduğu, sanığın örgüt üyeliğine dair dosyaya yansıyan delillerinin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Soruşturma Bürosunun 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında ele geçirilen micro SD kart içeriğinde mevcut emniyet mahrem yapılanması kapsamında, ... personelinin fişlendiği listede, fişleme kodunun SC (17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılmasıyla ilgili bir kod) şeklindeki kodlama, Bank Asya’ya para yatırma ve sanık hakkındaki anlatımı zaman mefhumundan yoksun tanık beyanından ibaret olduğu,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde görevli olup, 342 adet iletişim tespit tutanağında imzası olduğu, iletişim tespit tutanaklarından 1 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgüt üyeliğine dair dosyaya yansıyan delilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Soruşturma Bürosunun 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında ele geçirilen micro SD kart içeriğinde mevcut emniyet mahrem yapılanması kapsamında, ... personelinin fişlendiği listede, fişleme kodunun EA (FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan(himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği) şeklindeki kodlamadan ibaret olduğu,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memeru olarak görevli olup, iletişim tespit talepleri ile ilgili savcılık makamına gönderilen 42, Kom Daire Başkanlığına gönderilen 17 üst yazıda parafı olduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde komiser yardımcısı olarak görev yaptığı, İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde faaliyet gösteren ... adlı iş yerine teknik yerleşmeyi sağlayan atölye ekibinde görevli olup, bu cihaz üzerinden 6 adet mahkeme kararının ifası gerçekleştirdiğinin tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde komiser yardımcısı olarak görevli olduğu, soruşturmaya konu 5 adet raporda imzası olduğu, ..., ......?, ..., ..., ......?, ... isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporlarda sadece isim belirtildiği, şüpheli diye bahsedilen kişi veya kişilerin suçla ilgisinin ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi ve belgeye yer verilmediğinin tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir, delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olduğu, iletişim tespit talep konusu ile yazılan savcılık makamına 37, Kom Daire Başkanlığına 53 adet üst yazıda parafı olduğunun tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde grup amiri olarak komiser yardımcısı kadrosunda görev yaptığı, tanzim edilen 3 adet raporda parafı, savcılık makamına gönderilen 5 adet üst yazıda parafı ve 17 adet iletişim tespit tutanağında imzasının olduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Sanık hakkında Gizli ...’in ifadesinde geçtiği üzere Zaman Gazetesi'nde yapılan toplantıda bulunduğu, bu toplantıda alınan kararlarda etkisi olduğu, operasyonun medya ayağından sorumlu olacağının kararlaştırıldığı, Gizli ...,'in Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV’yi ziyareti sırasında kendisine “bu spor camiasını nasıl ele geçiririz” şeklinde soru yönelttiğini, ayrıca Şike Operasyonunun yapılacağından da bahsedildiğini, kulüplere yönelik bir operasyon yapılacağını ve operasyonun merkezinde de Fenerbahçenin olacağının söylediğini, bu operasyonun medya ayağının tamamen ... tarafından yürütüleceğinin söylendiğini, ...’nın da “layıkıyla” diye cevap verdiğini, ...’nın kendisine hitaben ... ile arasının nasıl olduğunu, cemaat yapısının ...’ya nasıl baktığını sorduğunu, kendisinin de bu konuşmadan kaynaklı olarak ...’nın da tutuklanacağını anladığını beyan ettiği , yine sanığın örgütle bağlantısını gösterir, delillerinin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde sanığın Emniyet Amiri rütbesi ile görev yaptığı, tanzim edilen evraklar içerisinde 1 adet raporda imzası, savcılık evrakında 5 adet paraf, KOM Daire Başkanlığına gönderilen 2 adet üst yazıda imzası, 6 adet parafı bulunduğunun tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olduğu, savcılık makamına gönderilen 27 adet üst yazıda parafı, KOM Daire Başkanlığına gönderilen 33 adet üst yazıda parafı olduğunun tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde grup amiri olarak komiser yardımcısı kadrosunda görev yaptığı, savcılık makamına hitaben yazılan 24 adet üst yazıda parafı olduğu ve 55 adet üst fiziki takip ve tarassut tutanağında imzasının olduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olup, 21 adet raporda imzasının olduğu, raporlarda 2 adet son verme, 2 adet ikinci kez uzatma, 17 adet ilk dinleme için olduğu ve ..., ..., ..., ...?, ..., ..., ..., ...?, ..., ..., ..., ..., ...?, ..., ..., .., ... , ..., ... isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporlarda sadece isim belirtildiği, şüpheli diye bahsedilen kişi veya kişilerin suçla ilgisinin ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi ve belgeye yer verilmediği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görevli olduğu, 6 adet raporda imzasının olduğu, bu raporlardan 1 adedi sonlandırma, 5 adedi yeni karar girişi için olduğu, bu raporlarda ... ..., ..., ... ..., ... isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporda sadece isim veya ad-soyad bilgilerinin belirtildiği, şüpheli diye bahsedilen kişinin suçla ilgisini ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi veya belgeye yer verilmediği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Asayiş Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görevli olup, 2010/2287 sayılı soruşturmanın başlamasına sebep ilk raporda imzasının olduğu, ayrıca 2010 yılı sonlarına denk gelen bir tarihte ...’ı arayarak Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne çağırdığı, şike soruşturmasının başlamasına gerekçe olan raporunda geçen hususlar ile benzer bir ifade vermesini istediği, ... ve avukatının buna karşı gelmeleri ve raporda belirtilen durumların yaşanmadığını belirtmeleri üzerine şahısları azarlayarak Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden gönderdiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığı, 25 adet raporda imzasının olduğu, bu raporlardan 2 adedi sonlandırma, 15 adedi yeni karar girişi, 8 adet uzatma talebi için olduğu, bu raporlarda ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ... ..., ... ..., ..., ... ... isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporda sadece isim veya adı soyadı bilgilerinin belirtildiği, şüpheli diye bahsedilen kişinin suçla ilgisini ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi veya belgeye yer verilmediği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Şike Soruşturmasında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde komiser kadrosunda görevli olduğu, iletişimin Dinlenmesi ve Kayıt Altına Alınmasına gerekçe teşkil eden 16 adet raporda imzasının olduğu, bu raporlardan 1 adedi sonlandırma, 9 adedi yeni karar girişi için olduğu, 6 adet uzatma kararı talebi olan bu raporlarda ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporda sadece isim veya adı soyadı bilgilerinin belirtildiği, şüpheli diye bahsedilen kişinin suçla ilgisini ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi veya belgeye yer verilmediği, bunların dışında 166 adet Savcılık üst yazısında parafı, 136 adet Daire Başkanlığı üst yazısında parafının bulunduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Mali Şube Müdürlüğü kadrosunda polis memeru olarak çalıştığı, Beşiktaş ilçesinde faaliyet gösteren ... adlı iş yerine teknik yerleşmeyi sağlayan, soruşturma sonrasında da bu cihazı söz konusu adresten söken atölye ekibinde görevli olup, bu cihaz üzerinden 6 adet mahkeme kararının ifası gerçekleştirdiği, sanığın örgüt üyeliğine dair dosyaya yansıyan delilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Soruşturma Bürosunun 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında ele geçirilen micro SD kart içeriğinde mevcut emniyet mahrem yapılanması kapsamında, ... personelinin fişlendiği listede, fişleme kodunun EA (FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan(himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği) şeklindeki kodlamadan ibaret olduğu,
...; Soruşturma kapsamında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığı, 1 adet savcılık evrakında parafının bulunduğu, 168 adet iletişim tespit tutanağında imzası olduğu, iletişim tespit tutanaklarından 49 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığı, 219 adet tape’de imzasının bulunduğu, iletişim tespit tutanaklarından 1 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Emniyet Amiri kadrosunda Suç Örgütleri -1- Büro Amiri olarak görev yaptığı süre içerisinde iletişimin dinlenmesi talep konulu 10 adet evrakta imzası ve 1 adet savcılık üst yazısında parafının olduğunun tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığı, 173 Adet Tape’de imzasının bulunduğu, iletişim tespit tutanaklarından 49 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Şike Soruşturmasında İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı süre içerisinde İletişimin Dinlenmesi ve Kayıt Altına Alınmasına ilişkin kararlara gerekçe teşkil eden 9 raporda imzası, 156 Savcılık üst yazısında imzası, ... Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına hitaben 68 üst yazıda imzası, İletişimin Dinlenmesi ve Kayıt Altına Alınmasına ilişkin alınan kararların ... Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bildirildiği 175 adet üst yazıda parafı ve 82 adet Karar Takip Formunda imzasının bulunduğunun tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Polis Memuru olarak görev yaptığı süre içerisinde 194 Adet Tape’de imzasının bulunduğu tespit edildiği, sanığın örgüt üyeliğine dair dosyaya yansıyan delilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Soruşturma Bürosunun 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında ele geçirilen micro SD kart içeriğinde mevcut emniyet mahrem yapılanması kapsamında, ... personelinin fişlendiği listede, fişleme kodunun EA (FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan(himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği) şeklindeki kodlamadan ibaret olduğu,
...; Şike Soruşturmasında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Komiser Yardımcısı olarak görev yaptığı süre içerisinde İletişimin Dinlenmesi ve Kayıt Altına Alınmasına gerekçe teşkil edilen 93 Adet Raporda isminin yer aldığı, bu raporlardan; ..., ... isimli şahıs, ..., ..., ..., ..., ..., ... isimli şahıs, ...., ..., ..., ..., ..., ..., ...., ... ..., ..., ..., ..., ..., isimli şahıslar adına düzenlenen 5 adet raporun 2. Uzatma karar girişi için olduğu, ..., ... , ... , , ..., ..., ..., ..., ..., Gamze UYGUN isimli şahıslar adına düzenlenen 9 adet raporun son verme için olduğu ve bu raporlarda şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporda sadece isim belirttiği, şüpheli diye bahsedilen kişinin suçla ilgisini ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi veya belgeye yer vermediği, bunlar haricinde 96 adet Savcılık üst yazısında da parafının bulunduğu, ayrıca 616 adet iletişim tespit tutanağında imzasının olduğu, 330 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Polis Memuru olarak görev yaptığı süre içerisinde 15 Adet Tape’de imzasının bulunduğu, iletişim tespit tutanaklarından 15 adet tutanağın tamamını yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgüt üyeliğine dair dosyaya yansıyan delilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Soruşturma Bürosunun 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında ele geçirilen micro SD kart içeriğinde mevcut emniyet mahrem yapılanması kapsamında, ... personelinin fişlendiği listede, fişleme kodunun EA (FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan(himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği) şeklindeki kodlamadan ibaret olduğu,
...; Soruşturma döneminde Teknik Takip İzleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığı, 20 adet fiziki takip tarassut tutanağında ve 81 adet iletişim tespit tutanağında imzası olduğu, iletişim tespit tutanaklarından 79 adet tutanağı yetkisiz olarak imzaladığının tespit edildiği, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde 4. Sınıf emniyet amiri rütbesi ile Organize Suç Örgütleri Büro Amiri olarak görev yapmış olup, 1 adet raporda imzasının olduğu, savcılık makamına gönderilen 6 adet üst yazıda ve KOM Daire Başkanlığına gönderilen 1 adet üst yazıda parafı olduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
...; Soruşturma döneminde polis memuru olan sanığın, 2010/2287 sayılı soruşturma talimatının alınmasına vesile olan raporu tanzim eden ve tahkikat kısmını yürüten kişi olduğu, toplamda 16 adet raporda imzasının olduğu ve bu raporlarda Battalgazi ÖZDEMİR, ... ve ... isimli şahısların açık kimlik bilgilerinin tespiti mümkün iken raporda sadece isim belirttiği, şüpheli diye bahsedilen kişinin suçla ilgisini ortaya çıkarmak amacıyla örgütle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduklarına dair açıklayıcı bir bilgi veya belgeye yer vermediği, bunun yanı sıra, 1 adet savcılık makamına 1 adet KOM Daire Başkanlığına gönderilen üst yazılarda ve operasyon dönemi savcılık makamına gönderilen fezlekede parafının olduğu, sanığın örgütle bağlantısını gösterir delillerin dosya içeriğinde usulüne uygun şekilde mevcut olduğu, söz konusu delillerin mahkeme huzurunda tartışıldığı ve sübuta erecek şekilde değerlendirildiği,
Anlaşılmıştır.
V. KARAR
SOMUT OLAY VE SANIKLARIN BELİRTİLEN EYLEMLERİ MUVACEHESİNDE HUKUKİ DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ;
Sanıklara müsnet suçların unsurları ve özel görünüm şekilleri, savunmalarında ileri sürülen hukuki kurumlar ile ilgili olarak yapılan açıklamalar, Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay çerçevesinde sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince;
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, resmi belgede sahtecilik, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, gizliliğin ihlali, suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ve sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince kurulan beraat hükümleri ile sanık ... hakkında temyiz talebinin süreden reddine dair 09.06.2022 tarihli ek karara yönelik yapılan incelemelerde;
Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkumiyet, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ve sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraat kararlarına yönelik ve sanık ... hakkında sanık müdafii Av. ... Korcu’nun istinaf talebinin reddine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesi’nin 09.06.2022 tarih ve 2022/96 D. İş sayılı kararına yönelik yapılan incelemede;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı; sanık ... ve ... hakkında mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, sanıkların üzerlerine atılı suçları işledikleri ispat edilemediği gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu ve Sanık ... müdafiinin istinaf için öngörülen yasal süre geçtikten sonra kararı istinaf ettiği anlaşılmakla; sanıklar ve sanıklar müdafiilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar ... ve ... hakkında TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında Zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan, sanıklar ..., ..., ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan ve TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında Zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında zincirleme şekilde haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan, resmi belgede sahtecilik suçundan ve TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında Zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümler ile sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik, suçundan kurulan hüküm yönünden
2-1) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında; "ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı"nın kabul edildiği gözetilmekle,
ByLock kullanmadıklarını beyan eden sanıkların, ByLock uygulamasını kullandıklarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, ByLock kullanıcısı olduklarına dair delilin atılı suçun vasfı açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, öncelikle ilgili birimlerden mümkün olması halinde ayrıntılı olarak ByLock tespit ve değerlendirme tutanaklarının getirtilmesi ile, sanıklara ait veri inceleme raporlarında sanıklardan sorumlu mahrem öğretmen ve zümre başkanı olarak görünen kişilerinin açık kimlik bilgilerinin tespiti ile ilgili kuruluşlar nezdinde araştırma yapılarak, haklarında soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının, yakalanıp yakalanmadıklarının, ifadelerinin alınıp alınmadığının tespit edilmesinden sonra şayet yakalanmış iseler ifade tutanaklarının onaylı örneklerinin dosyaya getirtilerek incelenmesi ile tanık sıfatıyla dinlenmeleri, ayrıca UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında sanıklar hakkında bilgi ve beyan olup olmadığı araştırılarak, varsa ilgili şahısların sanıklar hakkındaki beyanlarının aslı veya onaylı suretleri getirtilip gerektiğinde ilgili şahısların tanık sıfatıyla dinlenilmeleri ile, tüm dosya kapsamının bir bütün halinde değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken yetersiz belgelere dayanarak eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
2.2) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Sanıkların eylemlerinin tek suç işleme kararı kapsamında; bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda ve aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiile işlenmesi durumunda sanıkların eylemlerinin TCK’nın 43. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektiren tek suçu oluşturup oluşturmadığı karar yerinde tartışılarak hukuki durumun buna göre takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, katılanlar vekilleri ile sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı hükmün BOZULMASINA, tutuklu sanıkların üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, verilen ceza miktarları, bozma nedenleri ve tutuklulukta geçirdikleri süreler dikkate alındığında tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk hallerinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
21.03.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/546 E., 2023/356 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYARGITAY (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
tam metni aç
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek v
Ceza Genel Kurulu 2022/546 E. , 2023/356 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 3 - 2022/100720
İLK DERECE MAHKEMESİ : YARGITAY (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
Sanıklar A.. C.., A.. Ö.., A.. B.., H.. K.., M.. E.., M.. İ.., M.. Ç.., O.. K.., R.. I.. ve Y.. K..'nın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine; sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.., ..., M.. H.. M.. Ö.. ve M.. B..'in Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine; sanıklar A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. K.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.., D.. G.., M.. H.., M.. Ö.. (iki kez), M.. B.. (iki kez), M.. U.., S.. K.. ve S.. S.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ayrı iddianamelerle açılan ve ana dosya ile birleşen kamu davalarının 5271 sayılı 223/7. maddesi uyarınca reddine; sanık M.. U.. hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca (ayrı ayrı iki kez) beraatine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik (ayrı ayrı beş kez), görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine; sanık S.. S.. hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik (ayrı ayrı iki kez), resmî belgeyi bozmak ve yok etmek, görevi kötüye kullanma (iki kez ayrı ayrı), suç uydurma, suç delillerini gizleme, soruşturmanın gizliliğini ihlal, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suç delillerinin gizleme, yok etme veya değiştirme ve 3713 sayılı Kanun'un 6/1. maddesinde düzenlenen kimliği ifşa etme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine; sanık S.. K.. hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca (ayrı ayrı iki kez) beraatine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik (ayrı ayrı beş kez), görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ve görevi kötüye kullanma suçundan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda TCK’nın 257/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar A.. Ç.. ve M.. U..'ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar B.. B.., B.. K.., H.. Ş.., K.. K.., M.. İ.., R.. E.. ve Ü.. Ç..'ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 7 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar F.. U.., M.. E.. ve V.. D..'nın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar İ.. I.., N.. C.., S.. D.. ve M.. U..'ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar S.. K.. ve S.. S..'nın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 11 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 20.02.2017 tarihli iddianamesi ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda resmî belgede sahtecilik suçundan sanık A.. Ç..'in TCK’nın 204/1, 3713 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 5 ve TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ayrıca görevi kötüye kullanma suçundan Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.07.2016 tarihli son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda TCK’nın 257/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına; mahkûmiyetlere konu tüm suçlar yönünden TCK'nın 53/1-5, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; tüm sanıklar bakımından siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının tefrikine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 30.06.2021 tarih ve 2-1 sayı ile karar verilmiştir.
Hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılan T.C. C.. C.., M.. M.. Başkanlığı vekilleri, katılanlar R.. E.., H.. F.., B.. B.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.., L.. G.., F.. K.. vekili, M.. T.., M.. M.., Ö.. D.., E.. A.. vekili, H.. D.., S.. K.., H.. Ç.. vekili, M.. B.. vekili, H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.. vekili, A.. K.., C.. Y.. vekili, B.. Y.., H.. A.., M.. Ö.., İ.. K.., S.. T.., S.. Y.., M.. C.., K.. T.., İ.. Y.., .... M...... vekilleri ve katılan F.. I.. ile bir kısım sanıklar ve müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “temyiz talebinin reddi, onama ve bozma” istemli 14.11.2022 tarihli ve 100720 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Sanıklar A.. B.., İ.. I.. ve S.. D.. müdafilerinin, katılanlar H.. D.., S.. K.., H.. Ç.., M.. B.., F.. I.., A.. K.., C.. Y.., B.. Y.., M.. C.. ve K.. T.. vekilleri ile katılan S.. Y..'ın gerekçeli kararın kendilerine usulüne uygun olarak tebliğ edildikten sonra herhangi bir temyiz dilekçesi sunmadıkları gibi süre tutum dilekçelerinin de temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 295. ve 298. maddeleri uyarınca reddine,
Yargıtay Cumhuriyet savcısının, sanık M.. U.. hakkında (4 kez) resmî belgede sahtecilik suçundan beraatine ilişkin 30.06.2021 tarihinde tefhim edilen hükmü gerekçe içermeyen müddeti muhafaza dilekçesi ile temyiz ettiği ve 12.07.2021 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde ise bu suç yönünden temyiz talebinde bulunmadığı anlaşılmakla bu suç açısından temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca reddine,
Katılanlar M.. M.. Başkanlığı, R.. E.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.., L.. G.., M.. T.., M.. M.., Ö.. D.., E.. A.., H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.., H.. A.., M.. Ö.., İ.. K.., S.. T.., İ.. Y.. ve ... vekillerinin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, siyasal veya askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin temyiz talepleri bakımından; anılan suçların niteliği itibarıyla suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan kişilerin hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca reddine,
Sanıklar M.. Ö.. ve M.. B.. müdafilerinin sanıklar hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan açılan kamu davalarının mükerrer açılması nedeniyle CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine ilişkin temyiz istemlerinin, dilekçelerinde belirttikleri taleplerinin kararın gerekçesine yönelik olmadığı ve temyiz etmelerinde de hukuki yarar bulunmadığından, CMK’nın 298/1. maddesi gereğince reddine,
Bir kısım sanıklar ve müdafileri ile katılan ve vekillerinin duruşmalı inceleme istemlerinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine,
Oy birliğiyle karar verilmiştir.
Sanıklar K.. K.., M.. U.., F.. U.. ve Ü.. Ç.. müdafilerinin, sanıklar F.. U.., M.. E.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.. ile S.. D..'ın, CMK'nın 295 maddesinde belirtilen yasal süresinden sonra gerekçeli temyiz dilekçesini sundukları anlaşılmış ise de; hüküm fıkrasında ve gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligat belgesinde CMK'nın 295. maddesinde düzenlenen 7 günlük süreye ilişkin bir ihtaratın bulunmadığı, bu nedenle kanun yoluna başvuru süresi hususunda tereddüt oluştuğu anlaşıldığından temyiz başvurularının süresinde yapıldığı kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca sanıklar hakkında kurulan hükümlerin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır.
I) TEMYİZ KONUSU EYLEMLERE İLİŞKİN GENEL ANLATIM
2010-2014 yılları arasında sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü adı altında yüzlerce mağdur ve müşteki ile birlikte kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşu konumundaki dernek ve vakıfları hakkında terörle ilişkilendirilerek soruşturma yapıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1074 (2011/762) sayılı soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın, Mavi Marmara Gemisi'nin yola çıkma süreci ile eşzamanlı olarak 12.05.2010 tarihinde başlatıldığı,
Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılmasına "Kağıthane Gazze Gönüllüleri Platformu" tarafından, İsrail ablukası altındaki Gazze'ye dikkat çekmek ve Filistin zulmünü kamuoyunun gündemine taşımak maksadıyla "İstanbul'dan Gazze'ye Kardeşlik Köprüsü" adı altında düzenlenen programda N.. Ş..'in yaptığı, "Ümmet Bilinci, Kudüs Davası ve Gazze'nin Mesajı" ve "İHH'nın Batı Şeria sorumlusu İ.. Ş..'in İsrail tarafından tutuklanması" konulu 09.05.2010 tarihli konuşmasının gerekçe gösterildiği,
Nurettin Şirin’in, 10.05.2010 tarihinde "httt://www.......com" isimli internet sitesindeki Siyonist ve Yahudi karşıtı olduğuna, bunlara karşı kin ve nefret söylemlerinde bulunduğuna, yaptıklarından dolayı Siyonist ve Yahudilerden bir gün mutlaka hesap sorulacağına dair değerlendirmelerin de bulunduğu, geçmişte Türklüğü, Cumhuriyet Devletinin Kurum ve Organlarını Aşağılama ile Devletin Arşı Ulusal Şahsiyetine Karşı Cürüm İşleme suçlarından yargılandığı, terör amaçlı örgüte üye olma suçundan 2 yıl 12 ay hapis ve 120.000.000 TL ağır para cezasına mahkûm edildiği, 2004 yılında cezaevinden tahliye olduktan sonra eski kadrolarını bir araya getirmek amacıyla tekrar yapılanma içerisine girdiği gerekçeleriyle örgüt soruşturmasının başlatıldığı,
Kamile Yazıcıoğlu isimli şahsın, eşi H.. Y..’nun kolluk ve adli makamlarca bilinen geçmişine, toplantı ve faaliyetleri ile geçmişte ve hâlen birlikte olduğu kişilere dair değerlendirmelerinden yola çıkılarak, sonradan kendisi tarafından getirilen ve adının geçmediğini kolluk güçlerince bunların eklenmiş olduğunu belirttiği evraklardan Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'na atanan H.. F..'la İHH İnsani Yardım Vakfı arasında irtibat kurulmaya çalışıldığı, Mavi Marmara Yardım Gemisi'nin Gazze'ye yardım götürmesi eylemini birlikte organize ettikleri iddiasıyla yapılan soruşturmada,
a) Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 61. Hükümeti (AK Parti Hükümeti),
b) Türkiye Cumhuriyeti Milli İstihbarat Teşkilatı (M.. M..) Müsteşarlığı,
c) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT),
d) Anadolu Ajansı (AA),
e) Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK),
f) İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı,
g) Akabe Vakfı,
h) İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUM-DER),
ı) Ehlibeyt Alimleri Derneği (EHLA-DER),
i) Alülbeyt Vakfı,
j) Bab-ı Ali Vakfı,
k) El Mustafa Medresesi,
l) Kudüs Dayanışma Derneği (KUDÜS-DER),
m) Kanal On4’ un,
Hedef alındığı,
Toplam 239 kişinin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, 78 kişinin teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği, ayrıca 10 ayrı dernek, vakıf ve adresler ile ilgili olarak da kimin hakkında uygulanacağı belirtilmeksizin aynı tedbire başvurdukları, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tedbire başvurulan kişiler için toplam 1348 kez, teknik araçlarla izleme kararı verilen kişiler ile çeşitli dernek, vakıf ve adresler bakımından da toplam 950 kez uzatma kararı verdikleri, öte yandan iletişim tespiti tedbirine 5 kişi hakkında 5 defa, teknik araçlarla izleme tedbirine de 30 kişi hakkında toplam 63 kez yeniden başvurdukları,
Hedef şahıs olarak, A.. B.. (Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri), M.. V.., S.. T.., M.. D.. (Başbakanlık Danışmanı), ...... (Dışişleri Bakanlığı (hâlen Başbakanlık) Danışmanı), O.. S.. (Dışişleri Bakanlığı (Başbakanlık) Danışmanı), M.. A.. (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Basın Danışmanı), B.. C.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), Ş.. Ş.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), F.. T.. (HAS Parti Genel Başkanı) (hâlen Başbakan Yardımcısı N.. K..’ un Danışmanı), M.. K.. (Türkiye Cumhuriyeti Moritanya Büyükelçisi, Eski TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) Başkanı), ..... (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı), H.. D.. (Hazine Müsteşarlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdür Yardımcısı), O.. B.. (Gübretaş Genel Müdürü), M.. K.. (Gübretaş Eski Genel Müdürü), Y.. S.. (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Şube Müdürü), B.. S.. (SETA (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Analisti), N.. A.. (SGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanı), İ.. E.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), Z.. K.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), N.. G.. (TRT Haber ve Spor Yayınları Daire Başkanı), K.. Ö.. (Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı, Başbakanlık eski Basın Danışmanı), Ö.. E.. (Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni), F.. S.. (TRT Tahran Temsilcisi), K.. K.. (TRT Arapça Kanal Koordinatörü), M.. E.. (TRT Kahire Temsilcisi), M.. C.. (TCDD Refakat Müfettişi), A.. B.. (Tarım Kredi KooperatifleriAnkara Bölge Müdürü), Z.. K.. (KalkınmaBakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü), Y.. Ç.. (Türkiye Kalkınma Bankasında Uzman), L.. B.. (Halkbank Dış Operasyonlar Müdürü), F.. K.. (22. Dönem AK Parti Ankara Milletvekili), H.. Ç.. (23. Dönem AK Parti Bursa Milletvekili), S.. K.. (23. Dönem AK Parti Muş Milletvekili), M.. G.. (AK Parti Genel Merkez Sosyal Medya Koordinatörü), H.. B.. (Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı), T.. K.. (HAS Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı), Y.. E.. (Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Komisyonu Başkanı, SETAV (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü), E.. B.. (AK Parti Çatalca İlçe Başkan Yardımcısı), H.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi), H.. T.. (SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı) Genel Sekreteri, AK Parti Halkla ilişkiler Sorumlusu), T.. S.. (HAS Parti Kurucusu), K.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı), E.. D.. (HAS Parti Genel İdare Kurulu Üyesi), İ.. K.. (Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), H.. M.. (BBC (British Broadcasting) Ortadoğu Temsilcisi), S.. K.. (Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü), Y.. B.. (Sabah Gazetesi Ankara Haber Müdürü), E.. Ö.. (Sancaktar Dergisi Yayıncısı), ..... (İHH (İnsani Yardım Vakfı) Başkanı), F.. T.. (Radikal Gazetesi Yazarı), M.. İ.. (İlahiyatçı-Yazar, AKABE Vakfı Kurucusu), H.. A.. (İlahiyatçı-Yazar, EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi), B.. K.. (Yazar), H.. K.. (EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Genel Başkanı), A.. İ.. (Hilal TV Genel Müdürü), H.. Ç.. (Posta Gazetesi Yazarı), F.. O.. (Yazar, İslam Hukukçusu), K.. D.. (Gazeteci, SİSAR (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Genel Koordinatörü),.... (Aydınlık Gazetesi Yazarı), N.. İ.. (Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü), N.. Y.. (İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı), M.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreteri), V.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi), ......(İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi), H.. O.. (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı Başkanı), A.. Ç.. (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İİBF Dekan Yardımcısı), ..... (İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi), ..... (Irak Milli Reform Hareketi Türkiye Temsilcisi), S.. A.. (İşadamı, Som Petrol Yönetim Kurulu Başkanı), A.. C.. (ÇABA (Çağdaş ve Bağımsız Yardımlaşma Derneği) Derneği Başkanı, Fenerbahçe Kulübü eski Başkanı.......’ın gelini) gibi bürokrat, politikacı, gazeteci, akademisyen, sivil toplum yöneticisi ve iş adamı konumundaki kamuoyunda tanınan kişilerden oluştuğu, soruşturmanın ise 3 yıl 7 ay sürmesine rağmen esaslı bir işlem yapılmadığı,
21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun ile Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle görevlendirilen Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği ve savcılıklarının kaldırılmasından sonra soruşturmayla görevlendirilen ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği ile ilişkilendirilerek haklarında iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararı verilen, içlerinden bir kısmı kamuoyunda tanınan siyaset adamı, gazeteci-yazar, akademisyen, iş adamı, devlet yönetiminde görevli üst düzey bürokrat, bir kısmının da dernek ve vakıflar kanunları hükümleri uyarınca denetime tabi sivil toplum kuruluşları olduğu ve terörle ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetlerinin söz konusu olmadığı gerekçeleriyle silahlı terör örgütü kurma, örgüte üye olma ve örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunma iddialarına yönelik delil bulunmadığı kanaatiyle toplam 251 şüpheli hakkında 21.07.2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması kapsamında, 20 (yirmi) kişiden oluşan aidiyet numaralı TEM Şube personelinin dinleme işlemini yürüttüğü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınının 28.01.2015 tarihli ve 2014/41637 soruşturma sayılı yazısı ile Bilgi Teknolojileri Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına (TİB) aidiyet numaraları bildirilen 20 (yirmi) kişiden ibaret personelin dinleme işlemlerini hangi tarihlerde, hangi IP adresleri üzerinden yaptıklarının, bu IP adreslerinin nerelere kayıtlı olduğunun, söz konusu personelin bugüne kadar hangi soruşturmalar kapsamında, hangi numaraları hangi tarihlerde dinlediklerinin tespit edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesinin istendiği, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın 20.02.2015 tarihli ve 087102 sayılı cevabi yazısı ile CD ortamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen bilgilerin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce incelenmesi sonucunda; Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması kapsamında yapılan dinleme işlemlerinin, 10.34.242.xx, 10.34.244.xx IP blokları ile 10.220.140.109 ve 172.11.11.5 IP adresleri üzerinden yapıldığının belirlendiği,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06.04.2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında; işlemin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen biri Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı,
CMK'nın 135. maddesi çerçevesinde yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının yetkilendirmesi ve kontrolündeki Kanuni Dinleme Modülü (KDM) üzerinden yapıldığı, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bünyesinde de CMK'nın 135. maddesi kapsamında uygulanan dinleme tedbirinin, KDM ile birlikte bir arayüz programı olan TibNET programı üzerinden gerçekleştirildiği, TibNET programı üzerinde 2008 yılından bu yana Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nün CMK'nın 135. maddesi kapsamında yapmış olduğu adli dinlemelere ait telefon iletişim seslerinin, bu seslerin çözümlerinin (iletişim tespit tutanakları), bu sesler ve görüşmelerle ilgili notların ve açıklamaların bulunduğu ve bilgisayarlarda yapılan tüm işlemlerin kaydedildiği log kayıtlarıyla bu delillerin güvenliğinin sağlandığı, log kayıtlarının da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü sunucularında (server) saklandığının bildirildiği,
Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bilgisayar sistemlerinde TEMAS (Terörle Mücadele Analiz Sistemi) projesinin alt projelerinden TibNET programında usulsüzlük olabileceği değerlendirilen veriler bulunması sebebiyle yürütülen idari soruşturma kapsamında, İstanbul 1 No'lu TMK Hakimliğinin 10.02.2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) imajının alındığı ve 25.02.2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında ön inceleme raporu tanzim edildiği, tanzim edilen raporda, TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22.01.2014 tarihinde saat 03.14 itibari ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmadığının belirtildiği,
Yalnızca sunucu yöneticisinin (administrator) TibNET üzerindeki tüm log kayıtlarını görebilme, değişiklik yapabilme ve silme yetkisine sahip olduğunun, 2 yıla yakın süredir aktif olarak çalışan TibNET programında elektrik kesintisi veya başka bir teknik nedenden dolayı log kayıt tablolarında veri kaybının hiç görülmediğinin, 22.01.2014 tarihinde saat 03.14'te TibNET log kayıtlarının yeniden başlamasının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının tamamen yok olmasının teknik açıdan mümkün olmadığının, bu kayıtların tamamen yok olmasının ancak bir müdahale ile olabileceğinin, log tablosuna veya diğer tablolara bu tür bir müdahalenin ancak sunucu yöneticisi tarafından yapılabileceğinin, log kayıtlarının sunucu yöneticisi tarafından programlanmadığı veya müdahale edilmediği sürece yeniden başlamasının veye sıfırlanmasının mümkün olmadığının, kullanıcıların yapmış olduğu işlemleri kaydeden log kayıtlarının tutulduğu sunucunun tek yöneticisinin görevli ... olduğunun, ...'ın log kayıtlarının silindiği ve kayıtların yeniden tutulmaya başlandığı 22.01.2014 tarihinde saat 03.14'te Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde sunucuların bulunduğu katta olduğunun tespit edildiği, bu şekilde ...'ın 2011/762 sayılı sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması ve diğer soruşturmalara ait dinleme işlemlerine ilişkin log kayıtlarını sildiği,
Temyiz konusuna ilişkin yargılamada özetle; yukarıda belirtilen soruşturmada talepleri bulunan Cumhuriyet savcıları ve kararları bulunan hakimlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduklarına dair iz ve emarelerin olduğu gerekçeleri ile ana dava dosyasında TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Hükümete karşı suç, TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen siyasal veya askeri casusluk, TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen gizli kalması gereken bilgileri açıklama, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK'nın 204. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçlarından kamu davası açıldığı, ana dava dosyası dışında bir kısım sanıklar hakkında açılan 27 kamu davasının da iş bu dava dosyası ile yargılamanın belirli safhalarında birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
II) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkûmiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları halinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.
B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir.
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.
Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.
III- KANUNİ DÜZENLEMELER
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için sanıklara atılı suçlara ilişkin açıklamalarda bulunulacaktır.
1- HÜKÜMETE KARŞI SUÇ
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” kısmının beşinci bölümü olan “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında, anayasal düzenin işleyişini sağlayan organlara karşı işlenen suçlar arasında yer alan "Hükümete Karşı suç" 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde;
“(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi;
"Madde, Türkiye Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin, Anayasa hükümlerinin müsaade etmediği usullerle ve dolayısıyla Anayasa hükümlerine aykırı olarak ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edenleri cezalandırmakta ve bu suretle 363 ve 365 inci maddeler Anayasa düzeninin temel organlarının ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırmaktadır. Teşebbüsü meydana getirecek hareketlerin ne gibi bir nitelik taşıması gerektiği hususunda 363 üncü maddenin gerekçesine bakılmalıdır...." şeklinde olup maddenin uygulanmasına ilişkin gerekçe ise; "...soyut olarak Anayasa düzenine hâkim olan ilke ve sistemleri koruma amacını güderken bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirebilmesi yeteneğini korumaktadır..." olarak ifade edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etme Suçu güncel dilde kısaca “darbe” olarak belirtilmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde darbe; “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya ordu gücü ile demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ele geçirilmesi (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) veya cebir ve şiddetle hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi”, cunta ise; “bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul” olarak tanımlanmaktadır. Gerekçe içerisinde "cunta" terimi yönetimi ele geçirmek isteyenleri de kapsayan geniş anlamda kullanılmıştır.
Gerek 765 sayılı TCK'nın 147. maddesi gerekse 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi ile Bakanlar Kurulunun fonksiyonları ile devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumet, bir bütün olarak varlığına yönelen saldırılara karşı ağır cezai yaptırımlar getirilmek suretiyle korunmak istenmektedir.
Siyasi iktidar aleyhine işlenen cürümler, siyasi iktidarın ideolijik prensiplerinin, siyasi iktidar düzeninin, siyasi iktidarın hukuka uygun bir şekilde teşekkülünün, siyasi iktidarın prestijinin ve siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini sağlamaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi de siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini temin eden hükümlerdendir. Siyasi iktidarın mevcudiyeti, milli iradeye dayanarak müşterek menfaatler doğrultusunda anayasanın tayin ettiği fonksiyonları icra etmesine bağlıdır. Siyasi iktidar fonksiyonları, amme hizmeti/kamu hizmeti olarak tezahur eder. Fonksiyon organın varlığını, mevcudiyet sebebini veren şeydir. Fonksiyonlar organa anayasa tarafından tanınmıştır. Bu durumda maddenin koruma mevzuunun bir bütün olarak fonksiyon olduğu aşikardır.Bir organın fonksiyonu, onun mevcudiyetini ifade eder. 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi (mülga 765 sy. TCK'nın 146,147. maddesi), fonksiyonun gerçekleşebilmesi imkanını sağlamaya çalışmaktadır. Burada fonksiyon mücerret bir mahiyet taşımaktadır. Yani organın fonksiyonu serbestçe icra edebilme imkan ve hakimiyeti korunmaktadır (Çetin Özek a.g.e. syf. 214, 215). İcra/Yürütme organı hem idari hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Yani icra organının fonksiyonları hem siyasi hem de idari iktidarı ilgilendirmektedir. Anayasamıza göre siyasi icra fonksiyonunu kullanan heyet Bakanlar Kuruludur. İcra fonksiyonu hükumet mefhumu ile birleşmekte ise de bu fonksiyonun siyasi karakterleri ile idari karakterleri birbirinden ayrılmakta ve merkezi teşkilatın kontrolü altında ayrı bir idari teşkilat ortaya çıkmaktadır. Netice itibariyle siyasi iktidarın bir parçası olan icra fonksiyonu, idari fonksiyonundan farklı bir kavramdır. 5237 sayılı TCK'nın 312. (mülga 765 sayılı TCK'nın 147.) maddesinin konusunun, siyasi iktidarın icra fonksiyonları olduğu söylenmelidir. Yoksa idari fonksiyon kapsamında kalan bakanlıklar veya sair kamu kurumlarının idari işlem ve eylemleri/ kamu hizmetleri değildir. Bu faaliyetlere/fonksiyonlara karşı ika edilen eylemler, Devlet/kamu idaresinin işleyişi aleyhine suçların konusu olabilir. TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan suç yönünden önemli olan ölçüt, Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri 12. Bası, sh. 282). Fiilin bütün halinde Bakanlar Kurulu aleyhine işlenmesi gerekir. Bakanlar, Bakanlar Kurulunun birer üyesi olarak siyasi icra iktidarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde de idari fonksiyonu göstermektedirler. Bu mahiyetleri itibariyle de devlet kuvvetini devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Fakat iktidarın muhtevası idaridir ve (765 sy TCK md.147) 312. maddenin himaye sınırına girmez (Çetin Özek Age sayfa 253-262). 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde ifade edilen icra vekilleri heyetinden kasıt hükûmettir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 312. maddesi anlamında Hükûmet; suç tarihi itibariyle Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir (Anayasa madde 109). Ancak 21.01.2017 tarih, 6771 sayılı Kanunun 10 maddesi ile yapılan değişiklikten sonra ise Anayasanın 104 ve 106. maddeleri gereğince Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardır.
Suçun konusu, Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir.
Hukuki değer, kanun koyucunun suç tipini düzenlerken göz önünde bulundurduğu ve korunmasını istediği irade olarak da anlaşılabilecektir, bu nedenle "Hükümete karşı suç"u düzenleyen TCK’nın 312. maddesinin gerekçesi incelendiğinde söz konusu suç bakımından korunan hukuki değer, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunu meydana getiren üç güçten yönetim gücünü temsil eden hükümetin, ortadan kaldırılması veya görev yapmasının engellenmesinin önlenmesidir. Bu şekilde hükümetin (ya da Bakanlar Kurulunun), Anayasaya uygun olarak görevini yerine getirmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Söz konusu amaç 1982 Anayasasının 8. maddesinde, “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” şeklinde düzenlenmiştir. Düzenleme ile Hükümet ya da Bakanlar Kurulunu bir bütün hâlinde korunmaktadır. Bu nedenle tek bir bakanın ya da her biri ayrı görevler icra eden bakanlıkların, bu madde kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı söylenebilir. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilegelmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmaktadır.
Hükümete karşı suçun failinin, diğer suç tiplerinde olduğu gibi mutlaka gerçek kişi olması gerekir. Özgü suçlar olarak ifade edilen bazı suçlar bakımından ise failin insan olmasının yanında özel bir yükümlülük altında bulunması ve belli niteliklere sahip olması aranmaktadır. Hükümete karşı suçun faili olmak bakımından belli nitelikler (resmî veya siyasi sıfata sahip olmak, vatandaş olmak gibi) aranmamış olup, bu suçun faili herkes olabilir. Dolayısıyla hükümete karşı suç, özgü suç değil, genel suçtur. Hükümete karşı suçun faili, tek bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi de olabilir. Hükümete karşı suçun da aralarında bulunduğu bazı suçları işlemek amacıyla TCK'da “Silahlı örgüt” ve “Suç için anlaşma” başlıklarıyla düzenlenen 314 ve 316. maddelerdeki hükümlerin ihlali halinde failin tek bir kişi olamayacağını belirtmek gerekir. Suçun gerçekleştirilmesi için silahlı örgüt kurulması hâlinde TCK'nın 314/3. maddesinde de ifade edildiği gibi suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin hükümlerden yararlanılacaktır. Suç örgütlerini düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 220/1. maddesine göre, “örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması” gerekmektedir. Şu hâlde suçun işlenmesi için silahlı örgüt kurulması hâlinde en az üç failin varlığından söz edilebilecektir. Suç için anlaşma suçunu düzenleyen TCK'nın 316/1. maddesinde ise hükümete karşı suçun işlenmesi amacıyla iki veya daha fazla kişinin aralarında anlaşması ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bu durumda en az iki failin bulunması gerekmektedir.
Ceza hukuku bakımından bir suçun varlığı ve suçtan sorumluluğun söz konusu olabilmesi için suç tipinde öngörülen hareketin gerçekleştirilmesi yeterli değildir. Manevi unsur olarak ifade edilen, fail ile fiil arasındaki manevi (psikolojik) bağın da kurulması gerekmektedir. Bu bağ suçun kasten veya taksirle işlenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hükümete karşı suçun, manevi unsuru kast olup, taksirle işlenmesi mümkün değildir. Zaten TCK'nın 312. maddesinde de tamamlanmış suç gibi kabul edilen ancak teşebbüs aşamasında kalan bir suçtan bahsedildiğinden ve taksirle bir suça teşebbüs edilemediğinden, bu suçun taksirle işlenmesi söz konusu olamayacaktır. Failin, söz konusu hükümde öngörülen fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi gerekmektedir. Dolayısıyla hükümete karşı suçun genel kastla işlenebileceği, suçun oluşması bakımından herhangi bir amaç veya saikin önemli olmadığı ifade edilmelidir. Bu noktada TCK’nın 312. maddesindeki düzenleme göz önünde bulundurularak, amaç veya saik hususuna ayrıca değinmek gerekmektedir. Bazı suç tiplerinde failin, fiilini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesinin yanında belirli bir amaç veya saik doğrultusunda hareket etmesi, o suçun manevi unsuru kapsamında değerlendirilmektedir. Bu suçlar bakımından fail, kasten hareket etmekle birlikte suç tipinde belirtilen amaç veya saikle hareket etmedikçe o suçun varlığından söz edilmemektedir. Failin amaç veya saikle harekete geçmesi doktrinde “özel kast” şeklinde ifade edilmektedir. 5237 sayılı TCK, genel kast-özel kast ayrımını kaldırmakla birlikte, doktrinde ve yargı kararlarında bu ayrıma değinilmesi, hükümete karşı suçun bu anlamda açıklanmasını gerektirmektedir. Düzenleme ve gerekçeden de anlaşılacağı gibi, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir. Tipik eylem açısından yukarıda yer verilen madde gerekçesinde yapılan açıklamalar nazara alınmalıdır. Suçun bir teşebbüs suçu olduğu görüldüğünden neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Nihai amaca yönelen elverişli eylemlerin cebir veya tehdit kullanarak ika edilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Suç, cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi suretiyle işlenmektedir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı aranırken, 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde maddi bir neticenin doğumu aranmamış, teşebbüs edilmesi yeterli görülmüştür. Suç, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarındandır. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK’nın 314, 316 md. gibi). Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı arandığından suçun netice/zarar suçu olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir.(Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. "Tehlike suçunda ancak kast edilen neticenin gerçekleşebilme tehlikesini doğuran fiillerin teşebbüs kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Bu nedenle fiilin kast edilen neticeyi elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli vasıtalarla zorlayıcı fiillere girişilmiş bulunması gerekmektedir. Fiilin elverişli olup olmadığı ise genel ve soyut bir belirleme dışında fiilin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün şartları birlikte değerlendirmek suretiyle tespit etmek gerekir." (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 12.05.1987 tarih, 738/2514). "Burada önemli olan ölçüt Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır. Bu itibarla belirli bir bakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olmadığı için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükümete karşı suç oluşmaz. Bu durumda TCK'nın 106. maddesinde tanımlanan tehdit veya 108. maddesinde tanımlanan cebir suçu oluşacaktır. Buna karşılık başbakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olduğu için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükumete karşı suç oluşur. Zira başbakanın istifası Anayasayla düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan hükumetin istifasını sonuçlamaktadır." (Suç Örgütleri, İzzet Özgenç, 13. Basım, Sayfa 296). "Bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görev ifasına mani olacak mahiyette ise bu takdirde hükumet fonksiyonunun engellendiğini kabul etmek mecburiyeti mevcuttur." (Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, Sayfa 262). "Cebrin gayeye erişmek için vasıta olarak kabulü yeterlidir. Fakat cebri hareketin mevcudiyetinin failin esas fiilinde bulunması şart teşkil etmez. Cebrin faillerden her biri tarafından ika edilmiş olması da şart değildir. Bütün faillerin iradesinin zımnen veya sarahaten cebre matuf olması halinde birinin bilfiil cebri ika etmiş bulunması dahi cebir unsurunun tahakkuku yönünden yeterli sayılmak lazım gelir. ...Nihayet cebir hareketin ikaı sırasında veya ikaından sonra teşekkül etmemiş olabilir. Harekete tekaddüm eyleyebilir." (Çetin Özek, a.g.e. Sayfa 157). "Faildeki suç işlemek kastı ile cebir ve şiddete ilişkin elverişli vasıtaların sadece varlığını teşebbüs suçunun tamam olması bakımından yeterli gördüğümüzde, mağdur üzerinde cebir ve şiddet fiili olarak kullanılmaya başlanmasa bile suçun tamam olduğu kabul edilecektir..." (Prof. Dr. Ersan Şen, Dr. H. Sefa Eryıldız, Suç Örgütü, 4. Baskı, Sayfa 665). 5237 sayılı TCK'nın 312. Maddesindeki düzenlemede, teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılması nedeni ile suçun somut tehlike suçu olduğu söylenebilir. Ancak bu tespitin mutlak bir sınırlama olmadığı, cezalandırılabilir eylemin asgari aşamasına ilişkin bir belirleme olduğu gözetilmelidir. Amacın gerçekleşmesi halinde suçun bir zarar suçuna dönüşeceğinde kuşku yoktur. Teşebbüsü suç oluşturan fiilin, tamamlanmış halinin de evleviyetle/ a priori suç olacağı mantıki bir zarurettir. Azı suç olanın çoğunun suç olmayacağını ileri sürmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu bakımından ise, elverişli/vahim eylemin, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22). Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir... Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori- Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler Sayfa 503 ve devamı, s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). Hükumetin ortadan kaldırılması veya görevinin engellenmesi, failin suçla elde etmeye çalıştığı amaçtır. Amacını gerçekleştirmek için cebir ve şiddetle icraya başladığı takdirde suç oluşur. Fakat amaca yönelik olarak icrasına başlanılan hareketin, amaca yönelik tehlike oluşturmaya uygun ve elverişli bulunması gerekir. Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliğini değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekir. Failin korunan değeri tehlikeye düşürmeye elverişli bir hareketle icraya başlaması yeterlidir. Diğer yandan, suçun cebir ve şiddetle işlenmesi gerekliyse de icrasına başlanılan hareketin de mutlaka cebir ve şiddet içermesi zorunlu değildir. Failin amacına yönelik olarak başladığı icra hareketinden hareketi tamamlamaya yönelik biçimde devam edecek olan davranışlarının cebir ve şiddet içereceğinin anlaşılması yeterlidir.
Suçun mağduru bakımından ise bazı suçlarda toplumu oluşturan herkes gibi belirli kişi veya kişiler de mağdur olabilmektedir. Hükümete karşı suçu bu kapsamda ele almak gerekecektir. Zira yalnızca gerçek kişiler mağdur olduğundan, hükümet bu suçun mağduru olamayacaktır. Diğer yandan söz konusu suç bakımından, suçun konusunun belli bir kişi veya kişilere ait olduğu söylenebilir. Bu yönüyle, hükümete karşı suçun dar anlamda mağduru hükümet üyeleri olarak ifade edilebilir. Ancak hükümetin sadece belli kişilere ait olarak düşünülmesi ve mağdurun bu kişiler olarak görülmesi, bu suç bakımından korunan hukuki değerle bağdaşmamaktadır. Bu anlamda hükümete meşru olmayan müdaha¬lelerde bulunulması ve onun Anayasaya uygun olarak görevlerini yerine getirmesinin engellenmesi durumunda o toplumda yaşayan bireylerin tamamı mağdur olmaktadır. Dolayısıyla hükümete karşı suçun, geniş anlamda mağduru toplumda yaşama hakkına sahip olan herkestir.
Hükümete karşı suç bakımından TCK'da düzenlenen ve failin eylemini hukuka uygun hâle getiren bir nedenden bahsetmek mümkün görünmemekte, sadece TCK'nın 26. maddesinde düzenlenen hakkın kullanılması, anayasal bir kurum olan güvenoyu mekanizmasıyla hükümetin düşürülmesi bakımından değerlendirilebilir. Ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığı, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun suç tarihinde mer'i 35. maddesindeki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” şeklindeki düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiği savunulmakla, İç Hizmet Yasasındaki düzenlemenin, anayasal hükümler karşısındaki etkisinin değerlendirilmesi bakımından hukuka aykırılık ve uygunluk kavramları üzerinde durmak gerekecektir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma hâlinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252).
Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Bu davranışın, hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmasıyla hukuka uygun olup olmadığına da bakılmalıdır. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa, tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka aykırı olacaktır. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. Türk Ceza Hukukunda, kanunun hükmünü yerine getirme veya görevin ifası (Mülga 765 sayılı TCK’nın 49/1, 5237 sayılı TCK’nın 24/l maddesi) bir hukuka uygunluk nedeni olarak yer almıştır. Kanunun hükmünü yerine getirme hâlinde, yetki doğrudan doğruya kanundan alınmaktadır. “Kanun” deyiminden yazılı hukuk kuralının anlaşılması gerekir. Bu nedenle kanunlara uygun şekilde yürürlüğe konulan tüzük ve yönetmelikler gibi düzenleyici işlemlerin de kanun kapsamında olduğu kabul edilmelidir. (Önder Ceza Hukuku Dersler s. 228) Şüphesiz “kanun hükmü” kavramına ceza kanunları dışındaki kanunlar da dahildir. (Koca -Üzelmez a.g.e. s. 262) Ancak burada önemli olan herhangi bir kanunun verdiği yetkiden doğan görevin, gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş olmasıdır.
Türkiye'de idari yapının oluşmasında, tarihi gelişim ve deneyler sonucu merkezden yönetim ve yerinden yönetim biri birini tamamlayan ilkeler olarak ortaya çıkmış ve sürekli uygulama bulmuştur. Bunun sonucu olarak Devlet tüzelkişiliğinden başka, onun yanında, çeşitli kamu tüzelkişileri ortaya çıkmıştır. Bir başka deyimle, bugün kamu hizmetleri genel idare başta olarak üzere, mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları tarafından yürütülmektedir. (Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30.06.2021 tarihli ve 1223-4667 sayılı kararı). Maddede idarenin kuruluş ve görevleri bakımından bir bütün olduğu ilkesi getirilmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünün de bir sonucu olarak, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kuruluşlar arasında birlik sağlanmaktadır. Dolayısıyla, nitelikleri gereği bazı hizmetler ayrı tüzelkişiler eliyle görülmek yoluna gidilse de, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği olarak bunlar denetime bağlı kalacaklardır. Ayrıca, bu tür kamu tüzelkişileri için, Anayasa ve kanunlarda özel hüküm bulunmayan durumlarda, Anayasanın idareye ilişkin genel ilke ve hükümleri uygulanacaktır. Ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığı, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun suç tarihinde mer'i 35. maddesindeki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” şeklindeki düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiği savunulmakla, İç Hizmet Yasasındaki düzenlemenin, anayasal hükümler karşısındaki etkisinin değerlendirilmesi bakımından hukuka aykırılık ve uygunluk kavramları üzerinde durmak gerekecektir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252).
2- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348).
Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir.
Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkanına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanun'unda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları halinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi).
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:
a) Genel olarak:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve M.. M..'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, M.. M.. ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, C.. C.. Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar halinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarih ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve C.. C.. Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 1443-4758 sayılı kararı).
3- DEVLET SIRLARINA KARŞI SUÇLAR VE CASUSLUK
Gerçek kişilerin ve tüzel kişilerin sırları olduğu gibi ve bu kişilerin menfaati namına bu sırların gizli tutulması icap ediyorsa, benzer şekilde devletin de korunmaya muhtaç sırları vardır. Devlete ait sırların gizli kalması ve muhafazasına gösterilmesi gereken özen, kişilere ait sırların korunmasından çok daha önemlidir. Çünkü bir devletin sırlarının öğrenilmesi, o devletin zararına sebebiyet verip, muvaffakiyetine engel olmak suretiyle devleti oluşturan bireylerin tamamına zarar verebilir. Bu nedenle, devlete ait sırların çok iyi şekilde korunması ülke açısından hayati önemi haiz olup onun içindir ki, devletler bu sırların korunması hususunda büyük bir kıskançlık ve hassasiyet göstermekte ve kanunlarında bunların gizliliğini ihlâle teşebbüs edenlere şiddetli cezalar öngörmektedir.
Devlette yer alan en geniş teşkilat organ olan hükümet, ifşa edilinceye kadar en azından bir süreliğine, gizli tutmak istediği pek çok sayıda faaliyetle meşgul olabilir. Bu faaliyetler arasında, zamanı gelmeden açıklanmaması gereken belli başlı polis operasyonları, suçların incelenmesi, iç istihbarat, izleme ve denetleme faaliyetleri, parasal ve ekonomik planlar vb. vardır. Devlet sırrından ne anlaşılması gerektiğini tespit etmek ve herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir devlet sırrı tanımı yapmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü her devletin karşı karşıya bulunduğu tehditler farklı olduğu gibi, her devletin maruz kaldığı tehditler de zaman içerisinde değişebilmekte ve çeşitlenebilmektedir (Kaymaz, 2014, s.21). Bu nedenle, doktrin hâlâ herkesçe kabul edilebilir bir devlet sırrı tanımı vermenin sıkıntısı içindedir. Ancak, devletin gizli kalması gereken bilgi ve belgeleri, mahiyeti gereği, kendinden gizli kalması gereken bilgi ve belgeler ve yetkili makamların gizlilik verdiği bilgi ve belgeler olarak tasnif edilmektedirler (Hafızoğulları-Özen, 2010, s.24).
765 sayılı mülga TCK gibi 5237 sayılı TCK’da da devlet sırrı tanımı yapılmamıştır. Ancak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 327. maddesinin gerekçesinde; “yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler” olarak devlet sırrı tanımına yer verilmiştir. (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.573). Mukayeseli hukukta da devlet sırrının tanımında birlik bulunmadığı gibi İngiltere’de “official secret (resmî sır)” (http://www.legislation.gov.uk/ukpga/1989/6/section/1), Amerika Birleşik Devletleri’nde “classified information (tasnif edilmiş bilgi)” (https://www.law.cornell.edu/uscode/html/uscode18a/usc_sup_05_18_10_sq3.html), Fransa’da “National Defence Secret (Ulusal savunma sırrı) (http://www.legislationline.org/documents/section/criminal-codes) kavramları kullanılmıştır.
5237 sayılı TCK’nın 326, 327, 328, 329, 330, ve 331 inci maddelerinde Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler hakkında düzenleme yapılmış iken, Kanunun 334, 335, 336, 337, 339 uncu maddelerinde ise, yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgilerden söz edilmektedir. “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgiler” de Kanunun Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk bölümünde düzenlendiği için bu maddelerin temas ettiği bilgilerin de devlet sırrına ilişkin olması gerekmektedir. Her iki tür bilginin nitelikleri itibarıyla gizli kalması gerekmesi aranmıştır. Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler kendiliğinden devlet sırrı niteliğine sahip iken; yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgiler açısından kanunla ya da idarenin düzenleyici işlemleri ile bilgi devlet sırrı vasfını kazanmaktadır. Kaymaz’a göre, “niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgiler” ifadesiyle yetkili makamların yaptığı işlemin kurucu nitelikte değil, tespit niteliğinde olduğu vurgulanmak istemiş olup, bu makamların herhangi bir bilgiye devlet sırrı statüsü veremeyeceği ifade edilmiştir. (Kaymaz, (2014) s.29).
A- SIR KAVRAMI
Sır kelime anlamı olarak, “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey” anlamındadır (Türkçe Sözlük, 2009, s.1756). Sır, genel olarak, herkes tarafından bilinmeyen ve açıklanması sahibinin şeref ve menfaatine zarar verme tehlikesi gösteren hususlar olarak tanımlanabilir. Sırrın sadece sahibi tarafından bilinmesinde, saklı kalmasında onun yönünden yarar vardır. Öğretide çeşitli sır tanımları yapılmıştır. Sır; sahibinin açıklanmamasında yarar gördüğü ve başkaları tarafından daha önce bilinmeyen husustur (Donay, 1978, s.4-5). Sır, başkalarınca bilinmesinde sakınca görüldüğü için bir olayın, bir bilginin, bir durumun vb. dışarıya karşı korunmasıdır. Bu koruma ihtiyacı, sırrın içeriğini oluşturan konunun, başkalarınca bilinmemesinde yarar görüldüğünü açığa vurur. İnsan için bilginin ve bilme durumunun dereceleri varsa; sır, gizlilik açısından en üstte yer alır. Gizlenen bilgi, üçüncü kişilerden özenle sakınılan bilgi, bir mahremiyet içerir. Sır; başkalarına kapalı, alenileşmemiş, gizlenmesinde yarar görülen; bir bilgiye, bir olaya, bir duruma dair kapalı alandır (Akkaya, 2013, s.749). Hukuki anlamda sır, bir şeye veya bir şahsa ait olup kendisine tevdi olunan kimseden başka kimselere karşı gizli kalması lazım gelen bir işe veya şeye vukufiyet derecesine hukuken yetkili bir irade tarafından konulan sınırlamadır (Öğel, 1940, s.1024).
Kamu yönetimindeki açıklık ve şeffaflık kuralına rağmen, belirli olgulara, nesnelere veya tecrübelere ilişkin bilgilerin, devletin güvenliği ve milletlerarası ilişkileri bakımından gizli tutulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle, devletin işleyişiyle bağlantılı belirli olgulara, nesnelere veya tecrübelere ilişkin bilgilerin gizliliği, ancak istisnai hallerde kabul edilebilir. Bu çerçevede gizli tutulması gereken bilginin devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önem arz eden bilgi olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, gizli tutulmasının devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önemi varsa, bu bilgiye “devlet sırrı” niteliği izafe edilebilir. Bu nedenle, “devlet sırrı” niteliği kazandırılmış olan bir bilginin açıklanması, devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından en azından bir zarar tehlikesinin meydana gelmesine sebebiyet verir. Bu tehlike, soyut bir tehlikedir (Özgenç, 2011, s.191).
Yetkili makam veya merciler tarafından açıklanmak suretiyle aleniyet kazanmış olanlar veya mahiyeti bakımından aleniyet taşıyanlar hariç olmak üzere, askeri bilgiler, askeri faaliyetlere ilişkin bilgiler; devletin güvenliği ve milletlerarası ilişkileri bakımından önem taşımaları dolayısıyla, istihbarat faaliyetine ve bu faaliyet neticesinde elde edilen verilere ilişkin bilgiler; içeriğini başkaları öğrenmediği takdirde devletin güvenliği bakımından kullanılmasında yarar görülen uzay teknolojisi aracılığı ile ulaşılan veya belirli yeraltı zenginliklerine ilişkin bilimsel veriler gibi belirli bilimsel bilgiler, (Özgenç, 2011, s.191-192) açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, devletin ulusal ekonomik politikasının yürütülmesine zarar veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi ve belgeler ile diğer yetkili makamların faaliyetlerine ilişkin olarak özel kanunlarında gizli olduğu belirtilen bilgi ve belgeler de devlet sırrı niteliğinde kabul edilmelidir (Malkoç- Yüksektepe, 2008, s.316). Devletin gizli tuttuğu her bilgi devlet sırrı niteliğinde bir bilgi değildir. Uluslararası standartlara göre, devlet sırrı sadece açıklanması halinde devletin ulusal çıkarlarına zarar verebilecek bilgilere izafe edilmeli ve bu nedenle belli süreyle sınırlı kalmalıdır. Bir ülkenin ekonomik bakımdan güçlü olması, o ülkenin istikrarı ve güvenliği bakımından çok önemlidir. Ekonomik bakımdan zayıf olan bir ülkenin askerî bakımdan güçlü olması ve siyasi istikrarı sağlaması çok zordur. Bu nedenle, bazı devletlerde, devletin ekonomik çıkarlarına zarar verecek bilgiler de devlet sırrı kapsamında kabul edilmiştir. Ancak, ekonomiye ilişkin bilgi ve belgelerin devlet sırrı olarak kabul edilmesi devlet sırrının kapsamını oldukça genişletecektir. Bu nedenle, ulusal güvenlikle doğrudan bağlantılı olmayan bu gibi alanlara ilişkin bilgilerin devlet sırrı kapsamında kabul edilmemesi gerekmektedir (Mendel, 2011, s.11).
Bir bilginin sır olarak tespit edilebilmesi için, açıklanması halinde ulusal güvenlik veya devletin uluslararası ilişkileri bakımından zarar veya tehlikeye neden olabilecek nitelikte bulunması gereklidir. Meydana gelmesi ihtimal dâhilinde bulunan, tanımlanabilir, gerçek bir zarar olmalıdır. Bu zararın ciddi bir zarar olması gerekmektedir, aksi takdirde devlet sırrının kapsamı yönetilemez bir boyuta ulaşacaktır (Kaymaz, 2014, s.74).
Devletin siyasal yapısına yönelik tehdit ve tehlikeler, var olan siyasal rejime, devletin anayasal kurumlarına ve devletin ülkesine yönelik faaliyetlerden oluşmaktadır. Söz konusu tehlike ve tehditlerin gerçekleşmesiyle devletin siyasal sistemi, yasal organları ve ülke bütünlüğü bozulacak, yerine başkaları, tehlike ve tehditleri gerçekleştirenler tarafından konacaktır. Başka bir ifadeyle, devlet siyasal olarak ortadan kaldırılmaya ve coğrafi olarak parçalanmaya zorlanmaktadır. Devletin siyasal yapısına yönelik tehlike ve tehditler, çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Savaş, muharebe, iç savaş, istila, bölünme, isyan bunların başlıcalarıdır. İç savaş, bir devlette vatandaşlar arasında ortaya çıkan ve meşru devletin meşrutiyetini kaybettiği savaş ortamıdır. Bir devletin siyasal yapısına yönelik en tehlikeli tehdit türü olarak kabul edilir. Bu nedenle devlet vatandaşlar arasında ayrılıklara sebep olacak her türlü girişimi denetlemek zorundadır. Devletin siyasal yapısına yönelik başka bir tehlike ve tehdit istiladır. İstila, düşman kuvvetlerinin tamamen diğer ülkenin topraklarında kontrolü ele geçirmeleridir. Bundan sonra ülkenin bölünmesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, işgalci devlet farklı etnik, kültürel ve siyasal düşünceye uyan yeni bir devlet ya da devletler oluşturacaktır. Vatandaşların ülke içinde devlete karşı başkaldırısı olarak adlandırılan isyan başka bir silahlı tehlike ve tehdittir. İsyan, savaştan farklıdır. İsyan belli bir alanda, bölgede ya da bütün ülkeyi kapsayacak şekilde de olabilir. İsyancıların eylemlerinde başarılı olmaları sonucunda, devlet ya onlarla pazarlık yapmak zorunda kalır, ya da devlet isyancıların eline geçebilir. İsyanın, tamamen başarılı olamaması durumunda, devlet güçleri veya devlet adına hareket eden silahlı güçler ağır şiddete başvururlar. İsyancıların uzun süre direnebilmesi iç savaşı ortaya çıkarır.
Milli güvenlik kavramı, ülkelerin siyasi yapılanmaları içerisinde öncelikli bir öneme sahiptir. Ülkenin takip ettiği güvenlik politikalarının nihai hedefi de, algıladığı tehdit ve baskılar karşısında bağımsızlığını ve çıkarlarını korumak ve kollamaktır. Milli güvenlik politikasının üç temel unsuru bulunmaktadır: Bunlar; milli güvenliğin sağlanması, milli hedeflere ulaşılması ve bu iki unsur için iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasların (politika esasları) tespit edilmesidir. Ulusal güvenliğin sağlanması anayasal bir görev ve amaç olduğu için (Anayasa m.5) ulusal hedef olarak alınabilir.
Devletimizin iç ve dış olmak üzere genel güvenlik politikaları ve stratejilerini belirlemek üzere en üst yapı olarak Milli Güvenlik Kurulu görev yapmaktadır. 1982 Anayasasının 117 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Milli güvenliğinin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur. Bakanlar Kurulu, bu sorumluluğu yerine getirebilmek için Anayasamızın 118 nci maddesinde belirtilen Milli Güvenlik Kurulunu oluşturma ihtiyacı duymuştur. Anayasamızın 118 inci maddesi ile kuruluşu belirlenen Milli Güvenlik Kurulu’nun, kuruluş, görev, yetki ve çalışma esasları da 1983 tarih ve 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu ile belirlenmiştir.
1982 Anayasasının 3/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 32 nci maddesi ile değişik “Milli Güvenlik Kurulu” kenar başlıklı 118 inci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Anayasamızda 3/10/ 2001 tarihli yapılan değişikliğe paralel olarak, 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun “Görevler” kenar başlıklı 4 üncü maddesinde 30/7/2003 tarih ve 4963 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile yapılan değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulunun görevleri; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları alma ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit etme; bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirerek kanunlarla verilen görevleri yerine getirme olarak sayılmıştır.
Milli güvenliğin en önemli unsurlarından biri devleti bağımsızlığının dış saldırılardan korunmasıdır. Devletin kendisini ve ülkesini dış saldırılardan koruyabilmesi için güçlü bir askerî kuvvete ihtiyaç bulunmaktadır. Olası bir savaş veya çatışma durumunda karşı tarafın askeri gücü, yetenekleri ile planları hakkında bilgi sahibi olmak ciddi avantaj sağladığından askerî bilgilerin korunması önem arz etmektedir. Kullanılacak silah ve mühimmat miktarı, teknik özellikleri, yetenekleri, zayıf yönleri; asker ve bazı ağır silahların konuşlanma durumu, askeri personel sayısı, yetenekleri, zayıf yönleri hakkındaki bilgiler, askeri harita ve paftalar gizli olup, sır kapsamındadır.
Türkçe de “Haber alma” anlamına gelen istihbarat, yapı olarak Arapça kökenli bir kelimedir ve “yeni öğrenilen haber, bilgi” anlamına gelmektedir. Haber ve bilgi alma anlamına gelen “istihbar” kelimesinden türemiştir. Bu kelime içinde yine Arapça kökenli olan haber kelimesi temel oluşturmaktadır. (Özkan, 2003, s. 24). İstihbarat, bir devletin ya da herhangi bir kuruluşun güvenliği ile ilgili alanda devlet ya da özel kişiler tarafından toplanan, başka bir devlete, hükümete, siyasal bir gruba, partiye, askeriyeye ve herhangi bir harekete ait olan bilginin toplanması, analizi, üretimi, yayılması ve bu bilginin kullanımı olarak tanımlanabilir. İnsanlarda ve devletlerde gelecek endişesi ve başkaları hakkında kötü düşünme duygusu olduğu sürece, istihbarata her zaman ihtiyaç vardır. Başkalarının ne yaptıkları ve neleri sana karşı yaptıkları konusunda bilgi sahibi olunca rahat yaşanabilir ve ona göre karşı tedbirler alınabilir. Kısacası güvenlik endişesi devleti başkalarının (diğer devletler ve vatandaş örgütlerinin) ne düşündüklerini, neler planladıklarını bilmeye zorlamaktadır. Bu zorunluluk devlete, kendi güvenliğinden ve vatandaşlarının güvenliğinden sorumlu bir kurum olarak kendi sorumluluğunu yerine getirmesini sağlayacaktır. Devlet güvenliği ve istihbarat denildiğinde; uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde istihbarat üretimi, psikolojik savaş temelinde örtülü operasyonlar ve faaliyetler, propaganda ile koruyucu güvenlik fonksiyonlarının yer aldığı bir yapıyı ve uygulama alanlarını düşünmeliyiz. (Acar-Urhal, 2007, s. 161). Demokrasilerin politik ve ekonomik istikrarlarını koruyabilmek için istihbarata ve bu faaliyeti gerçekleştirecek istihbarat birimlerine ihtiyaçları vardır. Bu açıdan istihbarat birimleri demokrasinin garantörlerinden birisidir.
Devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından icra edilen istihbarat faaliyetine ilişkin bilgilerin gizliliği kuraldır. İstihbarat faaliyetinin, gizliliği ihlal edilmeden yargısal denetiminin mümkün kılınması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu faaliyetin toplumda bir fobi olarak algılanması kaçınılmazdır (Özgenç, 2011, s.191-192).
Devlet Sırrı Kanun Tasarısının Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen ve Genel Kurul’a sevk edilen 1 inci maddenin ikinci fıkrasında; “Birinci fıkra hükmü, hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Burada idarenin eylem ve işlemleri bakımından şeffaflığın sağlanması, gereksiz gizlilik kültürüne son verilmesi ve temel hak ve özgürlüklerinin kullanılmasının güvence altına alınması amacıyla uygulamada keyfiliğin önüne geçmek amaçlanmıştır. Devletlerde güvenlik ihtiyacı, sır olgusunu en yüksek değere taşır. Ama hangi bilginin, nasıl ve hangi hukuki dayanaklarla, bir bilginin devlet sırrı olduğuna karar verilecektir? Bir devlet sırrının açığa çıkmasında ya da açıklanmasında, büyük ve telafi edilemez zarar gören devlet olduğunda, o bilginin saklanmasında, “devletin yararı” yani kamu yararı olduğu düşünülür.
Bir bilginin “devlet sırrı” olarak koruma altına alınabilmesi, bunun devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önemli olmasına bağlıdır. Bu kapsama giren bilgilerin gizliliği ve “devlet sırrı” olarak koruma altına alınması hususunda ayrı bir karar alınmasına gerek bulunmamaktadır.
“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı Anayasa’nın 26. maddesi özel bir sınırlama sebebi olarak devlet sırrı kavramına yer vermiş; düzenlenme "Bu hürriyetlerin kullanılması millî güvenlik kamu düzeni kamu güvenliği cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması suçların önlenmesi suçluların cezalandırılması devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması başkalarının şöhret veya haklarının özel ve aile hayatlarının yahut Kanun ’un öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla sınırlandırılabilir." şeklindedir. Burada devlet sırrı olarak “usulünce belirtilmiş bilgiler”e yer verilmekle birlikte devlet sırrı anlamında neyin veya hangi tür bilgilerin kastedildiği açık değildir. Yine Anayasa’nın 28/5. maddesinde "... devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber ve yazıyı yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla basanlar başkasına verenler bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." şeklinde cezaî sorumluluk bakımından devlet sırrı kavramının yer aldığı görülmektedir.
Ülkemizin de kurucu üyeleri arasında bulunduğu Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanıp 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 10/2. maddesinde; “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, kanunyla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." şeklindeki düzenleme ile devlet sırrı ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır.
5271 sayılı CMK'nın 47/1. maddesinde, 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’ndaki tanımlamaya benzer şekilde, devlet sırrı tanımı yapılmıştır. Maddeye göre devlet sırrı; "... Açıklanması devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler devlet sırrı sayılır. ” şeklinde olup aynı maddenin 2. fıkrasında suç vasfına göre devlet sırrı bağlamında hem tanıklık yapma hem de tanıklıktan çekinme mecburiyeti bir arada düzenlenmiştir, düzenleme; "Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zabıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenir. Hâkim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir." şeklindedir ve maddeye göre, belli ağırlığa ulaşmamış suçların muhakemesi söz konusu olduğunda devlet sırrı mahiyetinde bir bilgiye sahip kişiler tanıklıktan çekinme mükellefiyetindedir. Buna karşın, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarda bilgi sahibi olan kişiler artık tanıklıktan çekinemezler. Maddenin 4. fıkrasında Cumhurbaşkanı bakımından istisnai bir duruma yer verilmiştir. Cumhurbaşkanının devlet sırrı vasfındaki bilgiler için tanıklığı söz konusu olduğunda anılan bilginin bir suç olgusuyla ilişkili olup olmadığı veyahut suçla ilişkili bir durum varsa bunu yargılama makamına bildirilip bildirilmemesi hususunu kendisi takdir edecektir.
Suç olgusu, devlet sırrı ilişkisi ile ilgili olarak TCK’nın 327. maddesinin gerekçesinde “Suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, bir hukuk toplumunda hiçbir surette devlet sırrı olarak koruma altına alınamaz.” denilmek suretiyle, suç ile devlet sırrı kavramının bağdaşamayacağı belirtilmiştir. Keza 5271 sayılı CMK’nın 125/1. maddesinde de “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” ifadesiyle suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin, maddi gerçeğe ulaşmak adına, mahkemeye karşı devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Fakat madde metninden suç olgusunun aynı zamanda devlet sırrı olabileceği gibi de bir sonuç çıkmaktadır.
Doktrinde TCK'nın 327. maddesinin gerekçesinde olan fakat madde metninde olmayan durum, gerekçenin bağlayıcı olmadığı da nazara alınarak, tartışılmıştır. Bir görüş, gerekçede ileri sürüldüğü gibi, suç ile devlet sırrının bir arada olamayacağını, suç teşkil eden veya suçlara ilişkin bir hususun devlet sırrı olarak korunamayacağını savunurken diğer bir düşünce ise, bir bilginin hem devlet sırrı hem de bir suç veya suça ilişkin olabileceği yönündedir. Ancak; “Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 125/3. maddesinde, birinci ve ikinci fıkraların, suçun gerektirdiği hapis cezasının alt sınırının 5 yıl veya daha fazla olması halinde uygulanabileceğinin belirtilmiş olması karşısında; bir suç olgusuna ilişkin delilin aynı zamanda sır olabileceğinin, suçla ilgili hususların devlet sırrı kapsamında kalabileceği...” şeklindeki düzenleme de dikkate alındığında bahse konu faaliyetlerin BM Antlaşması ve devletler hukuku kapsamında bir nevi meşru müdafaa hakkı olacağı; ayrıca TCK’nın 327. maddesinin gerekçesinde Kanun koyucu tarafından yapılan vurgu, maddi ceza hukuku bakımından devlet sırrına ilişkin olmayıp muhakeme hukukunu ilgilendirmektedir. Nitekim, suça konu bilgi, belge veya faaliyetlerin devlet sırrı olamayacağı madde metninde değil gerekçede yer almaktadır. Devlet sırrı niteliğindeki bilgi, belge ve olaylar da delil olarak ceza muhakemesinde kullanılabilir. Fakat gerek iç hukukta gerekse de karşılaştırmalı hukukta içeriğini devlet sırrının oluşturduğu delillerin muhakeme hukukunda delil olarak kullanılması bazı kayıtlamalar altnda mümkün olabilmektedir. Gerçekten, CMK’nın 182. maddesinde duruşmaların herkese açık olduğu düzenlenmiş, genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebileceği ifade edilmiştir. Keza CMK’nın 47. maddesi ile, CMK md. 182 ile koşut bir biçimde, aleniyet ilkesine istisna getirilmiş olmaktadır. Böylelikle tanıklık konusu bilgilerin devlet sırrı niteliğini taşıması halinde tanığın, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından dinlenebileceği ve bu açıklamalardan sadece isnat konusu suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte ve nicelikteki bilgilerin tutanağa kaydedileceği belirtilmiştir.
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nun 6. maddesinde demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesi, istihbarî amaçlı iletişime müdahale konusunda ortaya çıkan hukukî boşluğun doldurulması ve bu ihtiyacın karşılanması gibi gerekçelerle 2005 yılında yapılan değişiklikle, Teşkilata, devlet sırrının ifşasının tespiti ile ilgili, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Teşkilat Başkanı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespiti, dinleme, sinyal bilgileri değerlendirilmesi ve kayda alınması hususları düzenlenmiştir. Kanun’un 15.08.2017 tarihli 694 sayılı KHK ile değişik 29. maddesinde ise Teşkilatta görev yapmış olanların ve Teşkilat mensuplarının tanıklığı hususu düzenlenmiştir. Maddeye göre, devletin çıkarlarının veya görevin gizliliğinin zorunlu kıldığı hâllerde M.. M.. mensuplarının ve M.. M..’te görev yapmış olanların tanıklığı M.. M.. Müsteşarının, M.. M.. Müsteşarının tanıklığı ise Cumhurbaşkanının iznine bağlıdır. Bu madde ile Kanun’un 17.04.2014 tarihli ve 6532 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12’nci maddesi ile eklenen Ek 1. maddede Teşkilatın elindeki istihbarı nitelikteki bilgilerin adli mercilerce talep edilemeyeceği ve Teşkilat Başkanının başkanlığındaki Komisyonun Teşkilat uhdesindeki bilgi ve belgelerin gizlilik derecelerinin ve sürelerinin tespit edilmesine, birim ve kısımlara ayrılmasına, kullanıma veya paylaşıma açılmasına karar vereceği hususları düzenlenmiş; Ek 2. maddede ise Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna yer verilmiştir. Komisyon çalışmalarına ilişkin bilgi ve belgelerin saklanmasında ve korunmasında gizlilik esastır. Maddeye göre, Komisyon görüşmelerine katılanlar ile bu görüşmelere herhangi bir suretle vâkıf olanlar, Komisyon çalışmaları ve görüşülen konular hakkında hiçbir açıklama yapamaz ve bunları sır olarak saklamakla yükümlüdür:
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 16. maddesinde devlet sırrı kavramının TCK ve diğer kanunlardaki tanımına benzer bir tanımın yapıldığı görülmektedir. Bahse konu madde ile bilgi edinme hakkına getirilen istisnalar arasında devlet sırrı da sayılmış olup; "Açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.” şeklinde düzenlenmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 31. Maddesinde; "Devlet memurlarının kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri görevlerinden ayrılmış bile olsalar, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamaları yasaktır." şeklindeki düzenleme ile devlet memurlarının kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri, görevlerinden ayrılmış bile, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamalarının yasak olduğu ifade edilmektedir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tanıklığın izne bağlı olduğu haller” başlıklı 242. maddesinde kamu görevlilerin görevleri gereğince muttali oldukları ve sır vasfında olan hususlarla ilgili tanıklığı düzenlenerek bu kişilerin tanıklıkları resmî makamın yazılı iznine bağlanmıştır. Ayrıca 249. maddede de kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebileceği hükmüne amirdir.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Dosyaların incelenmesi” başlıklı 20/3. maddesinde sarih olarak devlet sırrı kavramından bahsedilmemiş ise de mahkemenin istediği belgelerin devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın, gerekçesini bildirmek suretiyle, anılan bilgi ve belgeleri vermeyebileceği düzenlenmiştir. 2575 Sayılı Danıştay Kanunu'nda da İYUK’a benzer biçimde “Evrak getirilmesi ve yetkililerin dinlenmesi" kenar başlıklı Danıştay Kanunu’nun 49. maddesinde, istenen bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, ilgili makam, gerekçesini bildirmek suretiyle söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebileceği hükmünü amirdir. İYUK’ta söz konusu belgelerin mahkemeye sunulmaması Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın takdirine bırakılmışken Danıştay Kanunu’nda “ilgili makam” denilerek yoruma açık bir düzenleme ihdas edilmiştir.
Devlet sırrının tanımı 5237 sayılı TCK md. 327’nin gerekçesinde yapılmıştır. Buna göre devlet sırrı; “...yetkili olmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç ve dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler”olarak tanımlanmıştır. Tanımın özelliği, doğal olarak, kavramın çerçevesinin millî güvenlik, anayasal düzen gibi mefhumların ön plana çıkarılarak çizilmesidir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi devlet sırrı yalnızca TCK’da değil, CMK, BEHK, 6216 sayılı Kanun’da tanımı yapılan bir kavramdır. Bu düzenlemelerden TCK ile aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47/1 maddesinde devlet sırrının konusu TCK’dan farklı olarak “Açıklanması Devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler” belirlenmiştir.
DSKT, CMK, 6216 sayılı Kanun ve BEHK’da, TCK’dan farklı olarak yapılan tanımlarda “dış ilişkiler”, “mili savunma” ve “tehlike yaratabilecek nitelikte bilgiler” ibareleri/kavramları yer almaktadır. TDK sözlüğünde tehlikenin tanımı; büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum; zarar ise, bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat olarak gösterilmiştir. Her ne kadar tehlike henüz vücut bulmamış bir durumu, zarar ise meydana gelmiş olumsuz bir durumu ifade eden kelimeler olsa da maddeden henüz vücut bulmamış husule gelmemiş durumların kastedildiği açıktır. TCK; CMK, BEHK, 6216 sayılı Kanun’dan faklı olarak, devlet sırrının tanımında “açıklanması" yerine “yetkili olmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları” hâlinde ibaresini kullanmıştır. Yine TCK’da “zarar verebilecek- tehlike yaratabilecek” şeklinde iki farklı ayrım yerine “tehlikeye düşme” şeklinde devlet sırrının çerçevesini çizmiştir. Dolayısıyla CMK, BEHK, 6216 sayılı kanunlardaki devlet sırrı tanımı TCK’ya göre daha geniştir.
Devlet sırrı kavramı sadece bilgi ve belge olarak değil devlet sırrının konusu oluşturan bilgi ve belge kavramları dışında “özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyet"ler de devlet sırrı olarak kabul edilmelidir. Nitekim karşılaştırmalı hukukta da eylem, olay ya da faaliyetlerin de devlet sırrı kapsamına değerlendirilmektedir.
Karşılaştırmalı Hukukta Devlet Sırrı
Devletlerin kendine özgü durumları, içinde bulunduğu şartlar ve demokrasi kültürü gibi hususlar devlet sırrına ilişkin yasal düzenlemelerine yansımıştır. Nitekim Fransa, Birleşik Krallık ve İspanya gibi ülkelerde devlet sırlarına ilişkin düzenlemeler sade bir yapı arz ederken; ABD, İtalya, Rusya Federasyonu, Estonya, Çin Halk Cumhuriyeti gibi devletlerde ise bunun oldukça ayrıntılı olarak düzenlenmiş, bazı ülkelerde devlet sırlarını belirleme yetkisi çoğunlukla yürütme organına verilmiş; bazı ülkelerde ise bu konuyla ilgili ihtisas kurulları oluşturulmuştur. Türk hukukunda gizli bilgilerinin derecelendirilmesi konusunda genele şamil olan bir kanunî düzenlemeden bahsetmek mümkün olmasa da Savunma Sanayi Güvenliği Yönetmeliği ve Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği"nde “çok gizli, gizli, özel” ve “hizmete özel ” şeklinde sınıflandırma derecelendirmeleri yapılmıştır. Mukayeseli hukukta ise devlet sırları ile ilgili olarak 3’lü veya 4’lü olarak sınıflandırmaya başvurulmaktadır. Mukayeseli hukukta içeriğinin önemine ve ifşa edilmesi halinde meydana gelebilecek zararın veya tehlikenin ağırlığına göre devlet sırları konusunda çok gizli, gizli ve özel gibi kategorilendirmeye gidildiği görülmektedir.
Alman Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch), Federal Bilgilere Erişimi Düzenleyen Kanun (Gesetz zur Regelung des Zugangs zu Informationen des Bundes), Almanya İdare Muhakeme Usul Kanunu ve Federal Almanya Ceza Muhakemesi Kanunu (StrafprozeBordnung - StPO) gibi müktesebatta devlet sırları, bunların ceza muhakemesi işlemlerinde kullanılması/kullanılamaması, devlet sırrı gerekçesiyle adli mercilere ilgili belgeleri vermekten resmi mercilerin imtina etmeleri ve devlet sırrı gerekçesiyle bilgi edinme hakkının sınırlandırılması ile ilgili birçok hüküm mevcuttur. Ayrıca mülga 95/46/EC sayılı Direktif in, Federal Almanya Cumhuriyeti iç hukukuna aktarılması amacıyla çıkarılan Federal Veri Koruma Kanunu (Bundesdatenschutzgesetz)’nda milli savunma, milli güvenlik gibi gerekçelerle kişisel verilerin rıza dahilinde işlenmesine istisna getirilmiştir.
İtalya'da 13 Ağustos 2007 tarihli ve 25 Ağustos 2012'den beri yürürlükte olan Cumhuriyetin Güvenliği İçin Bilgi Sistemi ve Yeni Bir Gizlilik Disiplini (Legge 124/2007, Sistema di Informazione Per la Sicurezza Della Repubblica e Nuova Disciplina del Segreto) başlıklı Kanun oldukça detaylı olarak devlet sırları, Cumhuriyet Güvenliği Bakanlık KoM.. M..esi ve Güvenlik Bilgi Bölümü gibi organları, sırrın ne müddet gizli yada çok gizli olarak muhafaza edileceği, gizlilik kategorileri, ceza yargılamasında gizli belgelere erişim prosedürleri gibi konuları ele almıştır. 124/2007 sayılı Kanun kapsamında, açıklanması Cumhuriyet’in güvenliğini tehlikeye düşürebilecek tüm belgeler, bilgiler, faaliyetler ve diğer hususlar devlet sırrı kapsamındadır. “Cumhuriyet’in güvenliği” kavramı İtalyan Devletinin bütünlüğü ve bağımsızlığı ve Anayasada belirlenen kuramların savunması anlamına gelmektedir. Nitekim İtalyan Anayasa Mahkemesi de 1977 yılında vermiş olduğu bir kararında gizliliğin ancak askerî savunma ve ulusal güvenlik gibi en yüksek Anayasal çıkarların korunması bağlamında meşru olduğunu onaylamıştır. 124/2007 sayılı Kanun’dan başka İtalya Ceza Kanunu’nda devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile ilgili cezaî hükümler bulunmaktadır. Yine İtalya Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ise yargılama işlemlerinde devlet sırlarına erişim ya da istihbarat personelinin tanık olarak dinlemesi vs. gibi hükümlere yer verilmiştir. İtalyan Ceza Kanunu'nda “Devlet Kişiliğine Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kitap Birinci Başlık’ta md. 241 ila 313 arasında “Devletin Uluslararası Kişiliğine Karşı Suçlar ” düzenlenmiştir. Kanun’un 245. maddesinde İtalya ile savaşta tarafsızlık antlaşması bulunan devletlerle bu antlaşmaları bozmak ve İtalyan devletini savaşa sokmaya neden olabilecek şekilde veya savaş ilanına neden olabilecek istihbarat bilgilerini elinde tutanlar 5 ila 15 yıl arasında hapis cezasına mahkûm edilecekleri düzenlenmiştir. İCK md. 255, TCK md. 326’nın muadili olarak, devletin uluslararası kişiliğine karşı işlenen suçlar bağlamında devletin güvenliğine ilişkin ve gizli kalması gereken belgelerin çalınması, tahribi, tahrifi suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde devletin gizliliği, iç ve dış siyasal yararları devletin güvenliği ile ilgili eylemler ve belgelerin ne olduğu açıkça tanımlanamamış bu husus özel kanunlara bırakılmıştır. Ayrıca maddede nitelikli hâl olarak failin eyleminin askerî operasyonları tehlikeye atması dorumunda müebbet hapis cezası ile cezalandırması öngörülmüştür. İtalyan Ceza Kanunu'nun 256. maddesinde yine TCK'nın 327 ve 334. maddelerine benzer şekilde, Devlet güvenliğine ilişkin bilgilerin ve yetkili makamların açıklanmasının yasakladığı bilgilerin temini cezalandırılmıştır. Maddeye göre, devletin siyasî, iç veya uluslararası çıkarlarında gizli kalması gereken bilgileri edinen herkes, üç ila on yıl hapis cezasıyla cezalandırılır. Suç konusu, yetkili otoritenin ifşa etmeyi yasakladığı bilgi olduğu takdirde iki ila sekiz yıl hapis cezası söz konusudur. Kanun'un 261. maddesi ve 256. maddesinde belirtilen sır niteliğindeki bilgileri açıklayanları cezalandırmaktadır. Suçun nitelikli hali olarak ise suçun savaş zamanında işlenmesini devletin savaş hazırlığını veya savaş etkinliğini veya askerî operasyonlarını tehlikeye sokması durumları gösterilmiştir. Öte yandan filin bu suçu casusluk amacıyla işlemesi durumunda faile müebbet hapis cezası verilecektir.
Devlet sırrı kavramı genel olarak; Fransa'da; "Açıklanması ulusal savunma üzerinde çok ciddi bir etkiye, ciddi bir zarara neden olması muhtemel veya ulusal savunma sırrının ortaya çıkmasına yol açabilecek bilgi.", Rusya'da; "Devletin askerî dış politikası alanındaki korunan bilgisi.", İspanya'da; "Yetkisiz kişilere ifşa olduğu takdirde devletin güvenliğini ve savunmasını tehlikeye atabilecek konular, eylemler, belgeler, bilgiler, veriler ve nesneler.", Birleşik Krallık'ta; "Açıklanması Kraliyet’in silahlı kuvvetlerinin görevlerinin icra etme kabiliyetinin tamamına veya bir kısmına, üyelerine, bu güçlerin teçhizatına ya da kurulumlarına zarar veren veya ciddi hasar verebilir mahiyette olan, İngiltere'nin yurtdışındaki çıkarlarını tehlikeye atan, İngiltere'nin bu çıkarlarının tanıtımını veya korunmasını ciddi şekilde engelleyen veya yurtdışındaki İngiliz vatandaşlarının güvenliğini tehlikeye atan bilgiler belgeler devlet sırrı sayılır.", Amerika Birleşik Devletleri'nde; "Yetkisiz olarak ifşa edilmesi halinde ulusal güvenliğin zarar görmesine neden olabilecek mahiyetteki bilgi." ve son olarak İsveç'te ise; "Ulusal güvenliğe zarar verebilecek her türlü bilgi." şeklinde düzenlenmiştir.
B- CASUSLUK KAVRAMI
İngilizce “espionage” kelimesi ile ifade edilen casusluk kavramı casus anlamına gelen “spy” kelimesinden, bu kelime de bakmak anlamına gelen eski Germanik kökenli ve eski Fransızca “espier” kelimesinden türemiş bir kavramdır. Türkçe'ye ise benzer şekilde gözetleyen, araştıran manasında Arapça tecessüs kökünden türeyerek girmiştir. Tecessüs kelimesi belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma; merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı anlamındadır. “Kamûs-ı Türk-i'de casusluk; "Şerre dair ahbâr ve ahvalin gizlice öğrenilip haber verilmesi, düşman tarafından bir devletin ahval-i askerîyesini ve kuvvetini öğrenmek üzere, tebdil-i kıyafetle onun ülkesine veya ordusuna sokulma yahut kendi vatanı aleyhine böyle bir hizmet verme" olarak tanımlanmıştır. Tanım olarak casusluk sahibinin izni olmadan gizlice, gizli nitelikteki bilgi/bilgileri elde etme veya bunları ifşa etme eylemidir. Casusluk, bir kişi, kurum, devlet veya örgüt gibi yabancı bir güç lehine gizli nitelikteki siyasî, askerî ve iktisadî bilgilerin, özel birtakım yöntemlerle ve hukuka aykırı olarak temin edilmesidir. Başka bir deyişle casusluk, bir devlet menfaatine bir başka devletin askerî, siyasî ve iktisadî durumuna ilişkin gizli bilgilerin veya belgelerin araştırılması, temin edilmesi ve yabancı devlete/yabancı örgüte ulaştırılmasıdır, ayrıca casusluğu, bir grubun veya kişinin lehine diğer bir grup veya kişinin aleyhine olarak, bir şeyin iç yüzünü öğrenmek için gözetlemek, araştırmak, tahkik etmek, gizlice öğrenmek gibi yöntemlerle icra edilen faaliyetler olarak tarif edebiliriz. Bu faaliyetlerin konusu ticarî, demografik, siyasî, teknolojik, coğrafî ve askerî olabilir. Casusların kullandıkları yöntemler çok farklı olabilir. Çeşitli entrikalar, çok gizli planların temini, suikastlar, ajan provokatörlük yaparak kitleleri harekete geçirme, sabotajlar bu kabilden eylemlerdir. Casusluk suçu askerî casusluk, siyasî casusluk, sanayi casusluğu, teknoloji casusluğu ve uluslararası casusluk gibi çeşitli alt başlıklar altında incelenmektedir. askerî bilgilerin asker kişi yani personel veçhesine matuf tanımlardır. Bu tanımlardan hareketle askerî şahısları; subay, askerî memur, astsubay, çalışan sivil personel, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrenciler veya resmî kıyafet taşıyan veya özel kanunlarla TSK’da görev yapan personel olarak tarif edebiliriz. Fakat bu şahısların hepsi harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetinde olan asker kişiler değildir. TCK'nın 328. maddesinin gerekçesinde bahsedilen askerî bilgiyi, harp sanatına matuf (savunma sanayi, harekât, sabotaja karşı koyma, askerî istihbarat, lojistik vb. gibi) ve bu bilgiyi öğrenip icra etmekle mükellef olan askerî personele dair bilgi biçiminde dar olarak tanımlamak icap eder. Sonuç olarak askerî casusluk suçunu; harp sanatı veyahut belirli sınıflardaki muvazzaf askerî personelle ilgili olan bilgileri gizlice elde etmeye yönelik faaaliyetler şeklinde tanımlayabiliriz. Silah teknolojisi, silah sistemleri, harekât planları, envanter dökümleri, personel bilgileri, konuş- kuruluş bilgileri, bu saydıklarımızı içeren haritalar, fotoğraflar, planlar vs. bilgiler bu kabilden sayılabilecektir. Siyasal casusluk kavramı ise; ticarî, askerî ve ekonomik sırların dışında kalan temin edilmesi durumunda yabancı devletlere avantaj sağlayacak, devleti diğer devletler karşısında zor duruma düşürebilecek siyasi bilgilerin temini veya açıklanmasıdır. Siyasal hareketliliği tetikleyebilecek ekonomik, sosyal ya da buna benzer gelişmeler, ülkenin tarihi, anayasal yapısı, hükümetin etkinliği, diplomatik faaliyetleri, siyasal partilerin durumu, ülkenin siyasal kültürü, baskı grupları, seçim süreci gibi konular, siyasal casusluk faaliyetlerinin ilgi alanları arasındadır. TCK'nın 328. maddeinin gerekçesinde ekonomik yani iktisadî casusluğun da siyasî casusluk içinde ele alındığı anlaşılmaktadır. Benzer biçimde, mülga 765 sayılı Kanun’un 133. maddesinde değişiklik yapan 3038 sayılı Kanun’un gerekçesinde de devletin siyasi sırları arasında mali ve iktisadi bilgiler sayılmıştır.
4- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BELGELER
Devletin güvenliği ve bekası, bunlara ilişkin varlıkların korunması ile mümkün olur. Bu varlıklar, bütün olarak nazara alınan devlete ait varlıklardır ve devletin iç veya dış ilişkileri yönünden nazara alınmasına göre, iç veya anayasal siyasal varlıklar ve dış veya milletlerarası siyasal varlıklar diye ikiye ayrılırlar. Birinciler, devletin mevcudiyetine, anayasal teşkilâtına ve yine devletin anayasal organlarının faaliyetine ilişkin varlıklardır. İkinciler ise, devletin milletlerarası mevcudiyetine, teşkilâtına ve yine devletin milletlerarası organlarının faaliyetlerine ilişkin varlıklardır (Toroslu, 1970, s.362). Devlet sırları ve devlet sırlarını içinde barındıran belge ve vesika gibi eşyalar ceza hukuku tarafından himaye edilen siyasal, anayasal ve milletlerarası varlıklardır.
Devletin güvenliğine ilişkin belgeler suçu 5237 sayılı TCK'nın 326. maddesinde;
“(1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
"Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerini cezalandırmaktadır. Böylece maddenin koruduğu hukukî yarar Ülkenin savunmasıdır.
'Devletin güvenliği' kavramı, Devletin varlığının korunması, tehlikeyle karşı karşıya bırakılmaması demektir. Devletin varlığını tehlikeye düşürebilecek nitelikteki eylemler Devletin güvenliğini ihlâl eder. 'Devletin iç ve dış yararları' ibaresine gelince; bir büyük örgütlenme olarak Devletin elbette ki, yararları ile güvenliği arasında da sıkı bir ilişki vardır. Yararlarını koruyamayan Devletin güvenliği de tehlikeye düşebilir. Madde, Devlet yararları arasında 'siyasal' olanları göz önüne almış bulunmakta, böylece ekonomik, kültürel ve benzerî nitelikteki yararlara ilişkin belge veya vesikalar dışarıda kalmaktadır. Söz gelimi Devletin dış ilişkilerinin iyi tarzda sürdürülmesi hususundaki yarar gibi.
Suçun oluşması için belge veya vesikaların bir sırrı içermesi hususunda zorunluluk yoktur. Zira madde belgenin içerdiği sırrı değil bizatihi Devletin güvenliği veya siyasal yararları ile ilgili olan belge veya vesikaları korumaktadır. Ancak fiillerin işlendiği sırada Devletin güvenliği veya siyasal yararlarıyla olan ilgisinin devam etmiş bulunması gerekir. Söz gelimi tarihi belge veya vesikalar hâlen bu niteliği korumuyorlarsa, onlar hakkında bu maddenin uygulanması söz konusu olmaz.
Maddede yazılı olan 'belge' sözcüğü her türlü evrak ve vesikaları kapsamaktadır. Resmî belge, genellikle hukukî işlemlerin doğruluğunu belirtme yetkisine sahip makam tarafından usulüne göre düzenlenmiş veya onaylanmış yazılar, Devlet memurlarınca görev gereği gerçekleştirilen işlemleri taşıyan resmî defter ve dosyalar, askerî plân ve haritalar ve bir olayın gerçeğe uygunluğunu gösteren her türlü yazılardır. Güvenilen, doğrulanan her türlü belge anlamındadır.
Maddenin ikinci fıkrası, cezayı ağırlaştırıcı nedenleri göstermektedir. Buna göre, birinci fıkrada yazılı fiiller, savaş etkinliğini veya askerî hareketleri tehlikeye koymuş ise ceza artırılacaktır. Dikkat edilmelidir ki, bu ağırlaştırıcı nedenin gerçekleşmiş sayılması için faildeki kastın ağırlaştırıcı nedeni de kapsamış bulunması bir koşul sayılmamıştır. Tehlikenin meydana gelmesi cezanın artırılması için yeterlidir." şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin gerekçesinde; madde ile Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerinin cezalandırıldığı, maddenin koruduğu hukukî değerin ülkenin savunması olduğu belirtilmiştir (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.572). Bu bakımdan, suçla korunan hukuki yarar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliği ve milli savunmasına ilişkin yararlardır.
Bu suçta casusluk maksadı bulunmamaktadır. Kanun devletin emniyet ve siyasi yararlarını korumak amacıyla bu hususlara müteallik belge ve vesikaları korumaktadır (Öğel, 1940, s.1031).
Birinci fıkrada tanımlanan suçun maddi unsuru, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların kısmen veya tamamen "yok edilmesi, tahrip edilmesi” veya bunlar üzerinde "sahtecilik yapılması” veya “geçici de olsa, bunların tahsis olundukları yerden başka yerde kullanılması” "hileyle alınması” veya "çalınması” dır. Bu seçimlik hareketlerden birinin işlenmesi yeterlidir. Maddede sayılan fiiller casusluk maksadıyla yapılmışsa TCK'nın 328. maddesindeki suç oluşacaktır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.6.2007 tarihli ve 83-81 sayılı kararında suç vasıfları; gizli kalması gereken bilgilerin Devletin güvenliği ve siyasal yararları ile ne şekilde ilgisinin bulunduğu, belgenin yetkili makamlar tarafından kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasının yasak olduğu belge niteliğinde mi olduğu, gizli olduğu değerlendirilen bilgilerin Devlet güvenliğini mi, siyasal yararlarını mı, yoksa her ikisini mi ilgilendirdiğinin net bir şekilde ortaya konması gerektiği ve bu konularda uzman bilirkişi yardımından faydalanmanın önemi belirtilmiştir. Türk Ceza Kanununun 326 ncı maddesinde düzenlenen suçun oluşması için belge veya vesikaların bir sırrı içermesi hususunda zorunluluk yoktur. Ancak, bu belge veya vesika genellikle mahiyetleri herkes tarafından bilinmeyen olaylara ilişkin olabilir. Bu itibarla bu belge veya vesikaların devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin olup olmadığını çoğu durumda kestirmek ve kesin teşhis koymak güçtür. Bu husus mahkemenin takdiri dışında olup, belge veya evrakın bu niteliği hakkında söz sahibi olan Hükümettir (Özütürk, 1970, s.380-381).
Suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden “tamamen yok etmek” ten söz edilebilmesi için belge veya vesikanın her şeyden önce varlığı ve fail tarafından yok edilmiş olmasının sübutu şarttır. Belgenin maddi varlığına son vermekle suç oluşur. Eylem belgenin tamamına karşı olabileceği gibi hukuki hüküm ifade eden herhangi bir kısmına karşı da olabilir (Taşdemir- Özkepir, 2009, s. 521). “Kısmen yok etmek” şeklindeki seçimlik hareket bakımından yok edilen kısmın madde ile korunan hukuksal değerler açısından bir sonuç doğuracak nitelikte olup olmadığının gözetilmesi ve araştırılması gerekir. Diğer bir anlatımla yok edilen kısmın Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin sonuç doğuracağının sübut bulduğu durumlarda suçun oluştuğunun kabulü gerekir (Özütürk, 1970, s. 381).
Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden veya tahrip eden kimseler için “kanun emrini yerine getirme” bir hukuka uygunluk halidir. Kanun hükmü kişiye herhangi bir konuda bir hak veya yetki vermişse, bunun öngörüldüğü şekilde uygulanması durumunda hukuka aykırılık söz konusu olamaz. Amirin emrinin hukuka aykırı olmasına rağmen, bu emir emredilen açısından bağlayıcı olabilir. Hukuka aykırı fakat bağlayıcı olan emir ifa zorunluluğu getiren hükümle emredilen açısından hukuka uygun hale getirilmemektedir. Bu durumda emrin ifası da hukuka aykırılık vasfını muhafaza etmektedir (Özgenç, 2005, s.362). Bu durum kusurluluğu ortadan bir hal olup, bu halde CMK’nın 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca kusurun bulunmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı vermek gerekecektir. Amirin emrinin hukuka aykırı olmasının yanında ayrıca suç da teşkil etmesi durumunda Anayasa’nın 137 nci maddesinin ikinci fıkrası ve TCK’nın 24 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilmeyecek, yerine getirilmesi hâlinde emredilen sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı şekilde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden veya tahrip eden kimseler için “zorunluluk hali” söz konusu olduğunda bu durum TCK’nın 25 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mazeret sebebi kabul edilecek, fiil, haksızlık teşkil etme niteliğini koruyacak ancak, söz konusu haksızlığı gerçekleştiren şahıs, zaruret halinin varlığı dolayısıyla, kusurlu addedilmeyecektir.
Suçun faili, maddede sayılan fiilleri işleyen herkes olabilir. Failin vatandaş veya yabancı olmasının bir önemi yoktur. Düzenlemede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, hangi sıfatla olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Fail, Türk ise devlet memuru veya memur sıfatı bulunmayan bir kimse olabileceği gibi asker kişi de olabilir.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir.
Suçun konusu, devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikalardır. Suçun konusunu oluşturan belge veya vesikaların, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin olması gerekmektedir.
Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde genel suç kastı bulunması gerekli ve yeterlidir. Manevi unsur bakımından saik veya maksat aranmamıştır. Maddede sayılan seçimlik hareketlerin bilerek ve isteyerek yapılması yeterlidir. Suçun konusuna ilişkin hata kastı ortadan kaldırır. Kastın casusluk özel kastıyla birlikte bulunmaması gereklidir. Aksi takdirde şartları bulunuyorsa casusluk suçlarına ilişkin hükümler uygulanacaktır. Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu bu suçun işlenmesi mümkün olmuş ya da kolaylaşmış ise, taksirli davranan kişi TCK'nın 338. maddesi gereğince cezalandırılacaktır.
Suçun maddi unsurunu oluşturan altı seçimlik hareketten (kısmen veya tamamen yok etme, tahrip etme, bunlar üzerinde sahtecilik yapma, geçici de olsa bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanma, hileyle alma veya çalma) herhangi birisinin gerçekleştirilmesiyle birlikte tamamlanır. Bu suçta netice kanuni tarifte yer almamıştır. Failin belgeyi kısmen veya tamamen yok ettiğinde, tahrip ettiğinde, sahtecilik yaptığında, hileyle aldığında ya da çaldığında, belgenin tamamından veya bir kısmından sürekli veya geçici olarak yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden herhangi birisini doğrudan icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler yüzünden suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulur. Örneğin, belgenin yakılmaya veya çalınmaya yönelik icra hareketleri tamamlanmadan failin yakalanması durumunda teşebbüs hükümleri uygulanacaktır.
Bu suça iştirakin her hâli mümkündür. Fiili birlikte gerçekleştirenler ile suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullananlar, başkasını suç işlemeye azmettirenler ile suçun işlenmesine yardım eden kişiler iştirakin türüne göre cezalandırılacaktır. Özel bir içtima kuralı öngörülmediğinden, suçların içtimaına ilişkin hususların genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Seçimlik hareketlerden birden fazlasının aynı eylemde birleşmesi, suçun tekliğine zarar vermez. Yine, aynı fiil sırasında yok edilen veya çalınan belge sayısının birden fazla olması da suçun tekliğini etkilemez, tek fiil işlenmiş sayılır.
5- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BİLGİLERİ TEMİN ETME
Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu; 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile 1990 tarihli ve 3679 sayılı Kanun'la değişik 765 Sayılı TCK’nın 132. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrasının karşılığı olup, yeni hükümde suçun unsurları aynen muhafaza edilmek suretiyle yeniden düzenlenmiş, suçun cezasının üst sınırı azaltılmıştır. 1990 tarih ve 3679 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle suçun nitelikli hâlinin yaptırımı ölüm cezası iken ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak değiştirilmiştir. 765 sayılı TCK’da yer alan ağırlatıcı nedenlere 5237 sayılı TCK’da da yer verilmiştir. Suçun meydana gelmesi için, kesin ve belirli bir zarar aranmadığından, tehlikeye neden olması yeterli görüldüğünden tehlike suçu niteliğinde düzenlenmiştir.
Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde;
“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
"Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırılmaktadır. Maddenin koruduğu yarar millî savunmadır.
Maddenin uygulanmasında dikkat edilmesi gerekli husus temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Demek oluyor ki, bilgi sır niteliğinde olacaktır. Eğer bilgi, temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş ise, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise, artık sır olmaktan çıkacağından, bunun temininden dolayı faile ceza verilemeyecektir.
Sırdan maksat yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde 'Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler'dir.
Maddede geçen 'temin' kelimesi gizli kalması gereken bilgilerin öğrenilmesi için çaba göstermek, bu hususta vasıtalara başvurma gereğini ifade etmektedir. Bilgilerin böylece temini yani öğrenilmesiyle suç oluşur; bunların açıklanmasına gerek yoktur. Bilgilerin açıklanması 390 ıncı maddedeki suçu oluşturmaktadır.
Elde edilen bilgilerin, Devletin güvenliği yahut iç ve dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının belirlenmesi için hâkim, bu hususta gerekli bütün incelemeleri yaparak 'sır' vasfında bir bilginin var olup olmadığına karar verecektir. Bu hususta Bakanlar Kurulunca gösterilecek gerekçeyi de inceleyebilecektir; ancak bununla bağlı değildir." şeklinde ifade edilmiştir.
Madde ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırıldığı, korunan hukuki yararın, millî savunma olduğu belirtilmiş. devletin birinci derece önemli menfaatleri yani özünde devlet sırrı olan bilgilerinin korunması amaçlanmıştır. Bu suçun koruduğu hukuksal menfaatler, “devlet güvenliği”, “devletin iç veya dış siyasal yararları” ve “milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir (Yayla, 2012, 122).
Bu suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmektir. Bu maddeye göre gizli kalması gereken bilgi, gizli tutulması zorunlu olan, sır mahiyetindeki bilgidir. “Devletin güvenliği” kavramı Devletin varlığı, bekası fikri ile izah edilebilir. Devletin iç veya dış (uluslararası) yararları, milli savunma bakımından birinci derecede önemli yararlarını ifade etmektedir. Maddede tanımlanan suçun oluşması bakımından önemli olan husus, temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Yargıtay 09.01.1973 tarihli ve 4640-19 sayılı ilâmında; "Devletin uluslararası şahsiyetine karşı işlenen cürümlerden (Devletin güvenliğine ve siyasi menfaatlerine karşı) olan suçu maddesinin 2. fıkrasında Devletin güvenliğine ve siyasi menfaatine ilişkin bilgileri elde etmek fiilleri yer almıştır. Bu maddenin uygulanması için belgelerin bir sırrı ihtiva etmesi zaruri değildir. Burada Kanunun koruduğu şey, belgenin ihtiva ettiği sır değil, Devletin güvenliği ve siyasi menfaatleri ile ilgili belge ve kağıtlardır. Gizli bilgiler kavramının bu maddenin 2 nci fıkrasındaki manası hükümet işlemlerinde yer alan ve fakat Milli veya Milletlerarası Devletlerde yayınlanmayan bilgileri kapsar. Devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgiler, Askerî, İktisadî, Sınaî veya diplomatik nitelikte olabilir ve ancak yetkililerce bilinip diğer kimselere gizli tutulan bilgiler, yazılar, resimler, planlar, fotoğraflar veya benzeri şeylerdir." şeklinde tanım yapmış; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.6.2007 tarihli ve 83-81 sayılı kararında da; "TCK'nın 4. kısım 7. bölümü içinde yer alan maddelerin, ardışık bir sistem içinde suçun önem, tehlike ve ağırlığı itibarıyla ağırdan hafif dereceye doğru sıralandığı görülmektedir. Bu itibarla, suçun ana maddi unsurları arasında yer alan suç konusunun, maddi olay içerisinde çok titiz ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması, diğer unsurların da varlığının belirlenmesi suretiyle, suçun temas ettiği maddenin isabetli bir şekilde saptanması gerekmektedir. Suç konusu belge veya bilginin niteliğinin 'gizli' olarak kabulü için bu belgenin sadece gizlilik derecesinin 'GİZLİ' olarak tayin edilmesinin yeterli olamayacağı, maddede öngörülen 'gizli' niteliğinin, madde gerekçelerinde de ayrıntılı olarak tanımlandığı üzere; 'Devletin güvenliğini, milli varlığını, bütünlüğünü, anayasal düzenini veya iç veya dış siyasal yararlarını tehlikeye düşürebilecek' nitelikte olması gerekmektedir. Bu nitelikte görülmeyen, ancak, yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgilere yönelik işlenen suçlar da farklı maddelerde düzenlenmiştir. Gizli olduğu değerlendirilen bu bilgilerin Devletin güvenliğini mi, siyasal yararlarını mı, yoksa her ikisini mi ilgilendirdiğinin belirtilmediği, kursiyer subayların dahi kaynakça olarak kullanabildikleri anlaşılan bu doküman ve bilgilerin; 'Devletin güvenliği' veya 'siyasal yararları' ile ne şekilde ilgisinin bulunduğu, nitelikleri Anayasada yazılı Devletin varlığının korunmasına, tehlikeye maruz bırakılmamasına yönelik olarak Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları ile ilgisinin somut şekilde irdelenip değerlendirilmeden ve ortaya konmadan özde sadece 'GİZLİ' gizlilik derecesi esas alınarak ve keza CD'lerde yer alan ve suça konu olan bilgilere ulaşabilme imkânının, söz konusu bilgilerin elde ediliş şeklinin, aynısı olmasa dahi benzeri bir takım bilgilerin açık kaynaklarda ve İnternet sitelerinde yer alması olguları dikkate alınmadan ve değerlendirilmeden...” şeklinde tanım yapılmıştır.
Bir hususun sır olması için böyle olduğunun önceden resmi makamlarca ifade edilmiş olması şart değildir, konunun mahiyeti onun sır olup olmadığını belirleyecektir. Bu bakımdan, elde edilen bilgilerin, ilgili mevzuat hükümlerine göre Devletin güvenliği yahut iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının her somut olayda mahkemece belirlenmesi gerekir (Parlar-Hatipoğlu, 2008, s.4286). Suç, bilgilerin temin edilmesiyle (öğrenilmesiyle) tamamlanır. Bilgiyi içeren vesikanın da elde edilmiş olması şart değildir (Erem, 1985, s.61). Vesikanın okunarak bilgiye vakıf olması yeterlidir. Keza, suçun tamamlanması için temin edilen bilginin başkasına verilmesi veya açıklanması da şart değildir, soyut alma veya temin etme suçun oluşumu için yeterlidir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20.4.1967 tarihli kararında; "Gizli kalması Devletin millî ve milletlerarası menfaatleri icabından olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanının Kıbrıs meselesi dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yazmış olduğu mektup 13.1.1966 tarihinde Hürriyet Gazetesinde yayınlanmak suretiyle bir yandan devlet sırrını sağlama (madde 132) ve öte yandan sağlanan devlet sırrını ifşa (madde 136) fiilleri işlenmiştir." şeklinde karar vermiştir.
Suçun faili, maddede sayılan fiilleri işleyen herkes olabilir. Failin vatandaş veya yabancı olmasının bir önemi yoktur. Düzenlemede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, hangi sıfatla olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Fail, Türk ise devlet memuru veya memur sıfatı bulunmayan bir kimse olabileceği gibi asker kişi de olabilir.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir.
Suçun konusu ise Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgilerdir.
Maddenin ikinci fıkrasında bu suç için özel ağırlatıcı nedenler kabul edilmiştir. Buna göre fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa faile müebbet hapis cezası verilecektir. 327 nci madde ile 326 ncı maddede yer alan ağırlaştırıcı nedenler birebir aynı olduğundan 326 ncı madde de yapılan açıklamalar bu maddenin nitelikli halleri için de geçerli olduğu madde gerekçesinde; "Maddenin ikinci fıkrasında yer alan ağırlaştırıcı nedenler için 386 ncı maddenin gerekçesine bakılmalıdır." şeklinde ifade edilmiştir.
Suçun manevi unsuru bakımından genel kast gerekmektedir. Eğer fiil siyasal veya askeri casusluk maksadıyla işlenmişse bu durumda TCK'nın 328. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç oluşur. Failin, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri bilerek ve isteyerek temin etmiş olması sonucunda manevi unsur gerçekleşmiş olur. İşlenen suç neticesinde zarar meydana gelmesi şart değildir. Bu suçlarda kanun tehlikeyi mevcut farzetmektedir. Çünkü devletin siyasi menfaatleri gereği gizli kalması gereken bilginin öğrenilmesinin devlete bir zarar doğurması daima ihtimal dâhilindedir (Akgüç, 1941, s.481). Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu bu suçun işlenmesi mümkün olmuş ya da kolaylaşmış ise, taksirli davranan kişi TCK'nın 338. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır.
Suç, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgilerin temin edildiği anda oluşacaktır. Elde etme şeklinde icra edilen hareketin bitirilmesi yeterlidir. Gizli bilginin öğrenilmiş olması suçun tamamlanması için yeterlidir. İşlenen suç neticesinde zarar oluşmasına gerek yoktur. TCK’nın 327. maddesinde düzenlenen suç, neticesi harekete bitişik bir suçtur. Fail, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketi doğrudan icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler yüzünden suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulur. İcra hareketlerinin kısımlara bölünebildiği durumlarda suça teşebbüs mümkündür. Gizli bir belgenin fotoğrafını veya fotokopisini çekerken yakalanan failin eylemi teşebbüs aşamasında kalacaktır.
Bu suça iştirakin her hâli mümkündür.
Suçların içtimai bakımından özel bir hüküm bulunmadığından bu hususta TCK'nın 42 ve 44. maddeleri uyarınca genel hükümler uygulanacaktır. 5237 sayılı TCK’nın, genel prensibinin gerçek içtima olduğunda tereddüt yoktur. Kanunun fikrî içtimaı düzenleyen 44. maddesine göre, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Anılan maddenin uygulanması için ön şart, olayda görünüşte içtima kurallarının tatbik imkanının bulunmaması ve fikri içtima yasağını öngören özel bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasıdır. Fiilin, hukuki anlamda tek bir fiil olması icap eder. Anılan suçlar bakımından, “temin etmek” ve “açıklamak” fiillerinin, suçların tehlike suçu olmaları nedeniyle ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi de aranmayacağından ayrı ayrı iki fiil olduğunda kuşku yoktur. Açıklamak eylemi için, kanunun 327. ve 328. maddesinin maddi unsurunu oluşturan “temin etmek” dışında herhangi bir biçimde (tesadüfen elde etmek gibi) de suç konusu bilgilerin ele geçmesi mümkün bulunduğundan görünüşte içtima kurullarının tatbiki de mümkün değildir. Değerlendirme konusu suçlar yönünden gerek mülga 765 sayılı gerekse mer’i 5237 sayılı TCK uygulamasında gerçek içtima kurallarının tatbiki gerektiği hususunda doktrin ve Yargıtay tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta ve kararlılıktadır. 5237 sayılı TCK'nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci Bölüm’de Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk adı altında, 327-330. maddelerinde yer alan suçlarla ilgili olarak fikri içtima ve bileşik suçtan bahsedilemez (Z. Hafızoğulları-M. Özen Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler shf. 459-470). Gizli bilgilerin temin edilmesiyle TCK’nın 327 ya da 328. maddelerindeki suç oluşur. Bu bilgilerin açıklanması ayrıca 329 veya 330. maddede düzenlenen suçu da oluşturur (Dr. H. Sarıgüzel Devlet Sırlarına Karşı Suçlar…syf. 243). Temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi/açıklanması şart değildir (Erem, a.g.e. Cilt. s. 50, 61). “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur.” (Dr. Mehmet Yayla a.g.e. s. 197. Siyasal veya Askeri Casusluk Suçu s. 81, 2018 baskı Doç. Dr. Murat BALCI). 5237 sayılı TCK ile benimsenen suç teorisine göre suç; kanuni tipe uygun, haksızlık içeren, kusurlu ve hukuka aykırı eylemleri ifade ettiğinden, anılan suçlar bakımından hukuka aykırılık unsuru üzerinde de durmak gerekir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e. s.252, Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, syf. 450)
6- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE VE SİYASAL YARARLARINA İLİŞKİN BİLGİLERİ AÇIKLAMA
5237 sayılı TCK'nın 329. maddesinde; “(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
"Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları gereği niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasını cezalandırmakta ve böylece ülke güvenliğini ve yararlarını korumaktadır.
Suçun maddî unsuru olan 'açıklama', yukarıda nitelikleri gösterilen Devlet sırlarının bir veya birden fazla kişiye her ne suretle olursa olsun bildirilmesini, naklini belirtmektedir.
İkinci fıkrada gösterilen, suça ait ağırlaştırıcı nedenler hususunda 388 inci maddenin gerekçesine bakılmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, failin taksiri sonucu fiilin işlenmesine neden olunması hâli cezalandırılmakta ve bu hâllerde birinci ve ikinci fıkraların ihlâl edilmiş olabileceği öngörülerek, ayrı ayrı yaptırım konulmaktadır.
Üçüncü fıkrasıyla cezalandırılan fiil, taksir sonucu Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bilgilerin, bunları açıklayan kimsenin eline geçmiş olmasıdır; o hâlde taksirin cezalandırılması, bilgilerin başkaları tarafından açıklanmış bulunmasına bağlıdır." şeklinde ifade edilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 329. maddesi, 765 sayılı TCK’nın 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile değişik 136. maddesinin 1., 2 ve 5. fıkralarında yer alan “devlet sırlarını ifşa” kenar başlıklı suç tipinin unsurları korunmak suretiyle aynen düzenlenmiştir. Kasten veya taksirle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacı olmaksızın açıklama suç sayılmıştır. Maddenin birinci fıkrasında suçun kasten işlenen basit hâli, ikinci fıkrasında ağırlaştırılmış hâli, son fıkrasında ise, suçun taksirle işlenen hâli düzenlenmiştir. Mülga 765 sayılı TCK’nın 136. maddenin birinci fıkrasında, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal menfaatleri bakımından gizli kalması gereken bilgilerin ifşa edilmesi suç sayılmış; üçüncü fıkrasında ise, bu bilgilerin askerî veya siyasi casusluk maksadıyla ifşası ağırlaştırıcı bir sebep kabul edilerek ceza fazlalaştırılmıştır.
Suçun faili herkes olabilir. Bu suçun faili gizli kalması gereken bilgileri kasten açıklayan veya taksirle anılan bilgilerin açıklanmasına yol açan kişilerdir. Fail yabancı veya Türk vatandaşı herkes olabilir. Failin kamu görevlisi olmasına gerek yoktur. Yani özgü/mahsus suç söz konusu değildir. Failin gazeteci veya milletvekili olması bir hukuka uygunluk sebebi olmamaktadır.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Öte yandan suç konusu bilgilerin belli bir kişiye ait olması durumunda bu kişi de mağdur olarak kabul edilerek kovuşturmaya müdahil sıfatıyla katılabilecektir. Failin kamu görevlisi olması durumunda failin mensubu olduğu idare de suçtan zarar gören olarak kabul edilebilir.
Suç konusunun suç tarihi itibariyle güncelliğini koruyor olması ve kanunî ya da kanundışı yöntemlerle kamuoyuna ifşa edilmemiş olması gerekir
Suçun oluşabilmesi için açıklamanın haksız olarak yapılması gerekir. Somut olayda hukuka aykırılığı yok eden bir neden varsa suç ortadan kalkar. Nitekim failin suç konusu bilgiyi kanunun hükmünü icra kabilinden açıklaması ile suç oluşmaz (TCK md. 24/1). Failin CMK 47 ve 125 gereğince devlet sırrı konusunda mahkemede tanıklık etmesi böyledir. Burada fail kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanarak tanıklıkta bulunmaktadır. Benzer biçimde açıklama yapılan kişi suç konusunu öğrenmeye yetkili ise açıklayan kişi bakımından eylem suç oluşturmaz. Ancak yasa dışı bir örgüte bağlı olduğu tespit edilen hâkim veya savcı örgüt adına bu sırları ele geçirdiyse TCK’nın 24/1. maddesindeki hukuka uygunluk sebebinden yararlanması söz konusu olamaz. Kamu görevlisinin görevi ifa ederken öğrenmiş olduğu bilgiyi TCK 279. maddesi muvacehesinde açıklaması suç oluşturmayacaktır.
Açıklama açık veyahut zımni yapılabilir Gerekçede ve madde metninde açıklama bakımından aleniyet unsuruna yer verilmemiştir. Dolayısıyla açıklamanın açık, gizlice veya sohbet ortamında üçüncü kişilere, basın yoluyla, sosyal medya veya TV üzerinden yapılması arasında suçun teşekkülü açısından fark yoktur. Şu hâlde yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde devletin güvenliğinin, millî varlığının bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yaralarının tehlikeye düşürebilen sır niteliğindeki bilgilerin bir veya birden fazla kişiye bildirilmesi, söylenmesi, intikal ettirilmesi, okutulması vs. ile anılan suç oluşur. Suç konusunun tamamen açıklanması şart olmayıp kısmi açıklama durumunda da bahse konu suç oluşacaktır. Hülasa gizliliği bertaraf eden açıklamaya matuf her nevi davranış suç kapsamında değerlendirilebilir. Suç konusuna tesadüfen muttali olan kişi uhdesindeki bu sırrı açıklamama yükümlülüğündedir. Aksi durumda tesadüfen öğrenen kişinin de Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu kapsamında sorumluluğu söz konusu olabilir.
Karşı konulamayan veya kurtulma olanağı olmayan cebir, şiddet ve muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdidin etkisiyle suç konusu bilgi açıklanırsa, cebir, şiddet, korkutma ve tehdit kullanan kişiler bizatihi suçun faili olup (dolaylı fail) tipikliğin maddi unsurunu gerçekleştiren fail hakkında kınama yargısında bulunulamayacağından bu kişi kusursuz sayılır ve ceza verilemeyecektir.
TCK'nın 329. maddesinde yer alan bu suç devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasıyla tamamlanır. Suçun oluşumu bakımından açıklanan bilgiyi 3. kişilerin öğrenmesi iktiza etmediğinden “açıklama” fiili ile suç tamamlanmış ve bitmiş olacaktır. Dolayısıyla sırf hareket suçu şeklinde bir formülasyon söz konusudur. İcra hareketleri başladıktan sonra engel bir neden yüzünden hareketin yarıda kalması durumunda teşebbüs konusu gündeme gelebilir. Bu bağlamda fail suçun maddi unsuru oluşturan hareketi ya da hareketleri (açıklama) doğrudan icraya başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulabilir.
İştirak bakımından genel kurallar geçerlidir. Dolayısıyla iştirakin her hâli Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu bakımından mümkündür. Suçun kanunî tanımında yer alan fiilleri (niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama) birlikte işleyen kişilerden her biri fail olarak sorumluluğu doğacaktır. Anılan suçu birden fazla kişi birlikte irtikâp etmişse bu şahıslardan her birini müşterek fail olarak cezaî sorumlulukları vardır (TCK'nın 37/1. maddesi). Suçun işlenmesine iştirak eden kişiler suçu birlikte işlemeye karar vermişler (birlikte suç işleme iradesi) ve her bir kişi de ayrı ayrı fiil üzerinde fonksiyonel hakimiyet kurmuş ise bu kişilerden her biri müşterek faildir.
Sonuç olarak; Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçu bakımından; açıklanan hedef suje suç konusuna muttali olmamışsa, fail suç konusunu bilmiyor sadece zilyedinde olan şeyin devlet sırrı olduğu bilincinde ise suç oluşmayacak fail yalnızca TCK'nın 327. maddesi kapsamında sorumlu olacaktır; açıklanan hedef suje suç konusuna muttali olmuşsa ya da fail suç konusunu biliyorsa sanıkların TCK'nın 329. maddesi kapsamında cezalandırılması gerekmektedir.
7- SİYASAL VEYA ASKERİ CASUSLUK
5237 Sayılı TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen Siyasal veya askerî casusluk suçu İCK’nın 257. maddesinden mülhem 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile değişik 765 sayılı mülga TCK'nın 133. maddesinin 1 ve 2. fıkrasının, unsurları itibariyle tekrar edilmiş hâlidir.
5237 sayılı TCK'nın 328. maddesi;
“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil;
a) Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse,
b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuşsa,
Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
" Madde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge ya da vesika içeriklerindeki bilgilerin 'siyasal veya askerî casusluk' maksadıyla temin edilmesini cezalandırmaktadır.
Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye'de oturmakta, ikâmet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir; kamu sağlığına ilişkin, malî veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken bütün bilgiler casusluğun kapsamı içindedir.
Askerî casusluktan maksat ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askerî bilgilerin toplanmasıdır.
Suçun maddî unsuru, bilgilerin temin edilmesidir. Maddî unsuru oluşturan hareket, esasen var olan bilgilerin ele geçirilmesi yani bu maksatla çaba gösterilerek teminidir.
Suçun oluşması için failde kastın yanı sıra, özel bir maksadın varlığı aranacaktır. Bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temini gerekmektedir.
Suçun konusunu oluşturan bilgilerin, 'nitelikleri itibarıyla' gizli kalması gerekli bilgiler olmalıdır. Vatandaşların haber alma, aydınlanma haklarını saklı tutmak için 'bilgilerin nitelikleri itibarıyla' gizli kalmaları zorunluluğuna işaret edilmiştir. Gizliliği gerekli kılan husus Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararlarıdır. Bu itibarla bilgilerin, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları ile yakından ilgili bulunma ve bunların elde edilmelerinin söz konusu değerleri tehlikeye sokabilecek nitelikte olması gereklidir.
Maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde suçun nitelikli hâlleri gösterilmiştir. Bunlardan birincisi fiilin Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devlet yararına işlenmesi yani failde Türkiye ile savaş hâlinde olan bir devlet yararına iş görme amacının varlığıdır.
İkinci nitelikli hâl ise, fiilin Devletin savaş hazırlıkları veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuş bulunması veya fiilin savaş sırasında işlenmiş olmasıdır.
'Devletin savaş etkinliği' ibaresi Devletin savaş bakımından bütün güç, kudret ve yeteneklerini, olanaklarını kapsamaktadır." şeklinde ifade edilmiştir.
TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen "Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme" suçunun oluşumu için genel kastın varlığı gerekli ve yeterli iken "Siyasal veya askeri casusluk" suçunun oluşumu için özel kast olarak failin yabancı bir devlet yararına ve ayrıca siyasal veya askerî casusluk maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir.
Suçun meydana gelmesi için, eylemin kesin ve belirli bir zarar veya zaafiyete neden olması aranmadığından, tehlikeye neden olması yeterli görüldüğünden, maddede düzenlenen suç tehlike suçu niteliğindedir.
TCK bakımından casus, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kişi; bu kişinin yürüttüğü faaliyete de casusluk denilebilir. Bu bağlamda casusluk suçu ve casusluk olgusu devletin güvenliği iç veya dış menfaatleri bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etmek veyahut açıklamak şeklinde tanımlanabilir.
Siyasal veya askeri casusluk suçu ile korunan hukukî değer devletin bekası, millî savunma, millî güvenlik, devletin siyasal veya askerî faaliyet ve avantajlarının korunması bunların sürdürülebilir olmasıdır. Nihai hedef, hasım devletlerce veya gruplarca elde edilmesi halinde devletin güvenliğini, savunmasını ve askerî faaliyetlerini zayıflatacak, zaafa uğratacak bilgilerin muhafazasının ve güvenliğinin sağlanmasıdır.
Vatandaş, özel kişi, kamu görevlisi veya yabancı herkes bu suçun faili olabilir. Failin mezkûr suçu maddi menfaat karşılığında yapması şart değildir. Suç yabancı bir devletin topraklarında da yabancı uyruklu şahıs tarafından Türkiye aleyhine işlenebilir. Yabancı bir şahıs tarafından yurtdışındaki bir temsilciliğimizde devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin edilmesi böyledir.
Suçun mağduru ise toplumu oluşturan bireylerdir.
Suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmektir. Esasen var olan bilgilerin bu maksatla çaba gösterilerek ele geçirilmesi ile suç tamamlanmaktadır. Bilgiyi temin etmek için kullanılan vasıtanın önemi yoktur. Temin edilen bilginin açıklanmasına gerek yoktur.
5237 sayılı TCK ve mülga 765 sayılı TCK’da askeri ve siyasal casusluğun tarifi yapılmamıştır. 5237 sayılı Kanun'un 328. madde gerekçesinde askeri ve siyasi casusluk tanımlarına yer verilmiştir. Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir. Siyasal casusluğun kapsamına, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarına etkili olan ve bu itibarla gizli kalması gereken kamu sağlığına ilişkin, mali veya milletin maneviyatına ilişkin bütün bilgiler dâhildir. Askeri casusluk ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askeri bilgilerin toplanmasıdır (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.574). Madde de aranan casusluk sadece siyasî ve askerî alanla ilgilidir. Devletin güvenliği ve savunması ile ilgili olmalıdır. Askeri sırlar genellikle Devletin güvenliği ile ilgili bilgileri kapsamaktadır.
Maddenin 2. fıkrasında bu suça özel ağırlatıcı nedenler gösterilmiştir. Buna göre, fiil; Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa, fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacaktır. Bu madde de, 326 ve 327. maddelerden farklı olarak, Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmesi hâli de nitelikli hâl olarak sayılmıştır.
Bu suça özgü cezayı hafifletici bir sebep öngörülmemiştir.
Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde kastın yanı sıra, bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme özel maksadının varlığı da aranmıştır. Suçun sadece genel kast ile işlenmesi mümkün değildir.
Bu suç şekli bir suç olup, suçun tamamlanması açısından herhangi bir zararın meydan gelmesine gerek yoktur. Suçun oluşması için devlet sırlarının askeri veya siyasi casusluk maksadıyla temin edilmesi yeterlidir. Failin bilgiyi öğrendiği anda yakalanması hâlinde suç tamamlanmış olacaktır. Bu suç şekli suç ise de hareketin parçalara bölünebildiği hâllerde teşebbüs söz konusu olabilecektir.
Eğer fail cebir kullanmak suretiyle bir başkasına suç işletmişse bu du¬rumda o suçtan dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Karşı koyamayacağı bir cebrin etkisiyle suç işleyen kimse, TCK'nın 28. maddesi uyarınca işlediği fiilden sorumlu tutulmayacaktır. Suçun işlenmesine azmettiren kimse de TCK'nın 38. maddesi uyarınca işlenen suçun cezası ile cezalandırılacaktır.
Failin bir fiiliyle birden fazla bilginin temin edilmesi hâlinde tek suç oluşacaktır. Failin temin ettiği devlet sırrı niteliğindeki bilgileri askeri veya siyasal casusluk amacıyla açıklanırsa ayrıca TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu ihlal edilmiş olacağından, fail daha ağır cezayı gerektiren TCK'nın 330. maddesinden cezalandırılacaktır. Gizli kalması gereken bir bilginin belgeye bağlanmış olması hâlinde bu belgenin çalınması durumunda fail ayrıca hırsızlık suçundan dolayı cezalandırılacaktır. Failin tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda devlet sırrı niteliğindeki bilgileri temin etmesi durumunda TCK'nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır.
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 6532 sayılı kanunun 7. maddesi ile değişik "Cezai Hükümler" başlıklı 27. maddesinde “Millî İstihbarat Teşkilatının görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak alan, temin eden, çalan, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan ve bunları yok eden kişiye dört yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir...” denilmiştir. Bu ihtimalde, fail tarafından temin edilen bilgiler salt olarak devletin istihbarat faaliyetlerine ilişkin bilgiler ise, özel yasa uygulanacak, fail 2937 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır . Ancak bu bilgiler aynı zamanda devlet sırrı mahiyetinde ise fail 5237 sayılı TCK’nın 328. maddesi uyarınca sorumlu olacaktır.
Son olarak fail, devlet sırrı niteliğindeki bilgiyi temin etmek amacıyla başka bir suçu işlerse bu durumda gerçek içtima söz konusu olacaktır.
8- GİZLİ KALMASI GEREKEN BİLGİLERİ AÇIKLAMA SUÇU
5237 Sayılı TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu 765 sayılı TCK'nın 136/1-2. maddelerinde yer alan "Devlet Sırrını İfşa" başlıklı suçların tekrar edilmiş hâlinden ibarettir. Anılan hüküm İCK’nın 261. maddesinin 3. fıkrasından alınmıştır. İki kanun karşılaştırıldığında ilgili maddedeler bakımından suçun unsurları arasında bir fark olmadığı ve temel cezanın alt sınırın yine müebbet hapis cezası olduğu görülmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 330. maddesi;
“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin, özel bir maksatla yani siyasal veya askerî casusluk için açıklanması cezalandırılmaktadır. Suçla korunmak istenen hukuki yarar, devlet güvenliği, devletin iç ve dış siyasal yararları ve milli savunmadır.Suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri “siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak”tır. Devlet sırrı niteliğindeki ülkenin savunması ile ilgili bilgileri yetkili veya yetkisiz olarak elinde bulunduran kişilerin casusluk amacıyla bunları başkalarına açıklamaları TCK'nın 330. maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmiştir. Bilgiler gizli mahiyette olmalı ve devletin güvenliği, iç ve dış siyasal yararlarına ilişkin bulunmalıdır. Maddede düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu ile TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama" suçlarının maddi unsurları birebir aynı olduğundan TCK’nın 329. maddesinde suçun maddi unsuru için yapılan açıklamalar bu madde için de geçerlidir.
Suçun konusu olan bilgilerin Devlet sırrı olma niteliği bakımından da yine sır başlığı ile TCK'nın 327 ve 328. maddelerinde anlatılan kavramlar aynen bu suç tipi için de geçerlidir.
Bu suçun faili vatandaş veya yabancı herhangi bir kimse olabilir. Failin belirli bir sıfatı örneğin kamu görevlisi sıfatını taşıması aranmamıştır. Maddede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, sıfatı ne olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Failin hiçbir sıfatı olmadığı halde veya hukuka aykırı surette öğrendiği sırları açıklaması durumunda da bu madde hükmü uygulanır.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir.
Suçun maddi konusu, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler"dir.
Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde kastın yanı sıra, bilgilerin siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama maksadının varlığı da aranmıştır. Siyasal veya askeri casusluk kastının tespit edilemediği takdirde TCK’nın 329. maddesinde yer alan suç oluşacaktır. Bu suç taksirle işlenemez.
Suçun oluşumu için, askeri veya siyasi casusluk kastının delillerle birlikte açıkça ortaya konması gerekmektedir. Özel kast, casus ile lehine casusluk yapılan ülke arasında yapılan hizmet kabulüne dair bir sözleşme ya da casusluğa karine olabilecek delillerin açıklığa kavuşturulması ile ortaya konmalıdır.
Suçta kullanılan araç ne olursa olsun, sırrı öğrenmek konusunda yetkili olmayan kişiye, sır açıklanmakla veya yayımlanmakla suç oluşur. Suçun oluşması için, açıklamanın yapılmış olması yeterlidir. Suç zarar suçu olmadığından Devletin bu açıklamadan zarar görmüş olması, suçun oluşması için aranan bir şart değildir. Kişi, işlemeyi kastettiği fiili elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise işlenen suça teşebbüsten dolayı sorumlu olacaktır.
Bu suça iştirakin her hâli mümkündür. Fiili birlikte gerçekleştirenler ile suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullananlar, başkasını suç işlemeye azmettirenler ile suçun işlenmesine yardım eden kişiler iştirakin türüne göre cezalandırılacaktır.
Özel bir içtima kuralı getirilmediğinden suçların içtimai hâlinde genel hükümler uygulanır. Eğer, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasi menfaatleri icabı gizli kalması gereken bilgi, bir belge veya vesikada bulunuyor ve bu belge veya vesika hileyle alındıktan veya çalındıktan sonra casusluk maksadıyla açıklanmış ise, fail gerçek içtima kuralları uygulanarak hem TCK’nın 326. maddesi hem de 330. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır.
9- GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. maddesi;
"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun'un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "Kazanç" ibareleri "Menfaat", birinci fıkrasında yer alan "Bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "Altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "Altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "Üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "Birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmek suretiyle,
"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hâlini almış, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.
Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.
Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen "kazanç" ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan "menfaat" olarak değiştirilmiştir.
Öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.).
Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.
Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle Mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.).
Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.
Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "Ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.
10- HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİNİ İHLAL ETME
Anayasamızın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesi;
“(1)Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. (2) Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar. (3) İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” şeklinde olup anılan düzenleme ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmış ve bu hak haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hâller belirtilmek suretiyle bu özgürlük anayasal güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. maddesinde;
“1- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.
2- Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.”,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde;
“1- Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2- Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.”;
Ülkemiz tarafından onaylanarak, 25175 sayılı 21.07.2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Birlişmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 17. maddesinde ise;
“1- Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz.
2- Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır.” hükümlerine yer verilmiştir.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş (Köksal Bayraktar, Keskin Kirizoğlu, Ali Kemal Yıldız, Hamide Zafer, Eylem Aksoy Retornaz, Güçlü Akyürek, Ali Hakan Evik, Hasan Sınar, Sinan Altuç, Aytekin İnceoğlu, Barış Erman, Fulya Eroğlu Erman, Özel Ceza Hukuku İstanbul, 2018, 1. bası, On İki Levha Yayınevi, Cilt III, s. 474), ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlığı altında haberleşme özgürlüğü hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından 5237 sayılı TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen "Haberleşmenin gizliliğini ihlal" suçu üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesi;
"(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle; maddenin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veye adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis”; maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” ibaresi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde; maddenin ikinci fıkrasında yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis” ibaresi “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklinde; üçüncü fıkrada yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya “rızası olmaksızın” ibaresinden sonra gelmek üzere “hukuka aykırı olarak” ibaresi ve fıkranın sonuna “ifşa edilen bu verilerin basın veya yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.” cümlesi eklenmiş; “(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.” şeklindeki dördüncü fıkra ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin gerekçesinde de;
“Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır...” açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğunu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeki ibareyi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde değiştirmek suretiyle de gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin bu suçun nitelikli hâli olduğunu yönündeki iradesini ortaya koymuştur.
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlanmıştır. Kanun koyucu teknolojik gelişmeleri göz önünde tutarak, haberleşmenin yapıldığı araçları tek tek saymak yerine sadece gizliliğin ihlali bakımından “haberleşme”den söz etmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; “haberleşme” kelimesi, "iletişim, yazışma"; “iletişim” kelimesi; “duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon”; teknik anlamda “iletişim” ise; “telefon telgraf, televizyon, radyo vb. gibi araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi haberleşmeden söz edebilmek için bir araç kullanılması şart değildir. Haberleşme ya da iletişim iki kişi arasında herhangi bir haberleşme aracı bulunmadan da söz konusu olabilir. Bu anlamda yüz yüze konuşmak da bir tür haberleşme şeklidir. Ancak hükmün konuluş amacı göz önüne alındığında, suçun hukuki konusunun haberleşme vasıtaları ile yapılan haberleşme olduğu kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde yer alan, “Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir.” şeklindeki açıklama da esasen dolaylı olarak haberleşmenin araya vasıta sokularak yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle kişilerin yüz yüze iletişimine dinleme vb. şekillerde müdahale edilmesi, TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen “Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” ya da TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen “Özel hayatın gizliliğini ihlal” suçları kapsamında değerlendirilmelidir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, 14. Bası, Seçkin Yayınevi, s. 547-548).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçu haberleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi işleyebilir. Suçun mağduru haberleşmenin tarafları olan kişi veya kişilerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili haberleşmenin tarafı, mağduru ise haberleşmenin diğer tarafı yani haberleşmenin yapıldığı diğer kişi veya kişilerdir.
Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlalidir. Gizliliğin ihlali haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesini ifade eder. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizlililiğin ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan "ifşa" kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içeriğinin ifşa edilmesi, haberleşme içeriğinin üçüncü bir kişiye aktarılması, haberleşme içeriği konusunda üçüncü kişiye bilgi verilmesi anlamına gelir. Haberleşme içeriğinin aleni bir şekilde ifşa edilmesi gerekli değildir. Bu bakımdan haberleşme içeriğinin açıklanmasının herkesin duyup görebileceği bir yerde yapılması şart değildir. Haberleşme içeriğinin bir kişiye açıklanması da ifşa anlamındadır. Bu suç, haberleşme içeriklerinin açıklanması ve yayılmasıyla, başka bir deyişle yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Haberleşme içeriğini öğrenme şeklinin hukuka uygun veya aykırı olması bu suç bakımından önemli değildir. Herhangi bir şekilde öğrenilen haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak başkasına veya başkalarına açıklanması veya yayılması hâlinde kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin ifşası söz konusu olur. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın hukuka aykırı olması gerekmektedir.
Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz.
TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu haberleşme, ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçların maddi konusu ise haberleşmenin içeriğidir.
Maddenin konumuza ilişkin birinci fıkrasının ilk cümlesinde suçun basit şekli tanımlanmış, ikinci cümlesinde ise gizliliğinin haberleşme içeriklerinin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâli olarak düzenlenmiştir.
TCK'nın 132. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukukî yarar; genel olarak kişilerin özel yaşamına saygı hakları, özel olarak da bireysel haberleşme özgürlüğüdür. Bu nedenle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm arasında genel-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması amacıyla TCK’da düzenlenen “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler” üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanun’da bazı suç tanımlarında “hukuka aykırı olarak”, “hukuka aykırı başka bir davranışla”, “hukuka aykırı diğer davranışlarla”, “hukuka aykırı yolla”, “hukuka aykırı yollarla” gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1),
b- Meşru savunma (m.25/1),
c- İlgilinin rızası (m.26/2),
d- Hakkın kullanılması (m.26/1),
Olarak kabul edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu ile yakın ilgisi nedeniyle sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden “İlgilinin rızası” üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
İlgilinin rızası, 5237 sayılı TCK'nın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26/2. maddesinde; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.” şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Rıza beyanı, sarih veya zımni, yazılı veya sözlü olabilir. Eğer rıza gösterildiğini anlamaya yarayan başkaca emareler de varsa fiile karşı koymamak veya sessiz kalmak da rıza açıklaması olarak değerlendirilebilir. Fakat açıklama mutlaka suçtan önce veya suçun icra hareketlerinin devam ettiği sırada olmalıdır. Rızanın suçun işlendiği sırada geri alınması, geri alınma anından itibaren fiili hukuka aykırı hale getirir (Sulhi Dönmezer, Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım, Cilt II, 12. Bası, İstanbul. 1999, s. 751; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A. Caner Yenidünya Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara. 2016, 10. Bası, Adalet Yayınevi, s. 464). Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Ankara. 2013, s. 285 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, Ankara. 2013, s. 252 vd.).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen fıkralar bakımından haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun faili haberleşen taraflar dışında bir kimse olabileceğinden, rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olabilmesi için haberleşen her iki tarafın da rızasının bulunması gerekmektedir. Suçun maddi konusu haberleşme olup bu hukuki konu üzerinde hak sahibi olan kimseler haberleşmenin taraflarıdır. Şu hâlde hukuka uygun bir rıza açıklamasından ve hukuka uygunluk sebebi olarak rızadan bahsedebilmek için, haberleşmenin her iki tarafının da rıza göstermesi gerekmektedir (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Baskı, Ankara. 2010, s. 327; Hamide Zafer, Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Ceza Hukukuyla Korunması, İstanbul 2010, s.112; Handan Yokuş Sevük, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019. s. 261).
Bu aşamada, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen “hata” hükmüne ilişkin açıklamalarda da bulunmakta fayda vardır.
5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;
"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.
Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup uyuşmazlık konusu itibarıyla TCK'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen "Haksızlık yanılgısı" kavramı üzerinde durulacaktır.
TCK'nın 30. maddesine 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan fıkranın gerekçesinde;
"Kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kişi işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır. Kişinin, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğunu bilmesine rağmen, bunun kanunda suç olarak tanımlandığını bilmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ceza hukuku bakımından sorumluluk için önemli olan, işlenen fiilin haksızlık oluşturduğunun bilinmesidir.
Ancak, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususundaki hatasının kaçınılmaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur.
Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu fıkrada, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kanuni tanımda yer alan tüm şartların bilgisi içinde hareket eden ve kastı bulunan fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise, artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
Ancak "Haksızlık yanılgısı" ilkesinin, TCK'nın "Kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 4. maddesinde yer alan "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz." hükmü ile çatışmayacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Adem Sözüer, Hukuki Hata, Yargıtay Dergisi, C. 21, S. 4, Ekim 1995, s. 489). Zira bu ilke, kişilerin suç işledikten sonra cezadan kurtulmak amacıyla sığınabilecekleri bir düzenleme niteliğinde değildir. Esasen, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, hukuk düzenince tasvip edilmeyen ve izin verilmeyen, hukuku ihlal eden bir hareket yaptığının farkında olmadığından "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz." kuralına da aykırı hareket etmemiş olacaktır. Bu anlamda failin, yetkili bir organ ya da resmî bir makamın açıklamasına güvenerek hataya düşmesi hâlinde kural olarak kendisine kusur isnat edilemeyecekken, töre cinayeti örneğinde olduğu gibi kişisel, siyasi, dini veya ahlaki düşüncelerine göre yaptığı hareketi doğru kabul etmesi durumunda, davranışının toplumsal normlara ve hukuk düzenine aykırı olduğunu bilmesi nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir.
Rızanın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edildiği suç tipleri bakımından fail, gerçekte bir hukuka uygunluk sebebi olmadığı hâlde, hukuka uygunluk sebebi var zannıyla hareket etmiş ise TCK’nın 30. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş sayılır ve cezalandırılmaz. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere rızanın hukuka uygunluk nedeni olduğu hâllerde ilgilinin rızasının varlığına ilişkin hatanın “kaçınılmaz” olması gerekmektedir.
Haberleşme hürriyetinin kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sebebiyle anne, baba veya bunlar gibi çocuk üzerinde velayet veya benzeri bir hakkı sahip olan kimselerin on beş yaşını tamamlayan ve ayırt etme gücüne sahip olan çocuğun haberleşme içeriklerine müdahale hakkı bulunmamaktadır. Bu yönüyle anne-babanın on beş yaşını tamamlamış olan çocuğunun haberleşme özgürlüğünü ihlal etmesi suç olmakla birlikte, anne baba bakımından TCK’nın 30/4. maddesi kapsamında yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Anne-baba çocuklarını tehlikeden korumak kaygısıyla haberleşme içeriğini kaydetmiş ise “fiilin haksızlığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş” olduğu kabul edilebilir.
Eşlerden her biri de diğerinin haberleşmesinin gizliliğine saygı duymak ile yükümlüdür. Evli olsa dahi bir kimsenin eşiyle paylaşmak istemediği bir “giz” veya “sır” alanı olabilir. Bu gerekçelerden hareketle, bir kimsenin haberleşme özgürlüğünün eşi tarafından ihlal edilmesi de hukuka uygun olarak nitelendirilemez. Ancak şartları oluşmuş ise, TCK'nın 30. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin fail hakkında uygulanabilmesi mümkündür.
11- KİŞİSEL VERİLERİN KAYDEDİLMESİ
5237 sayılı TCK’nun "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesi; "(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır",
"Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesi ise; "(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş, 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanunla da 135. maddesinin birinci fıkrasındaki suçun cezasının alt sınırı "bir yıla", 136. maddesindeki suçun cezanın alt sınırı ise “iki yıla” çıkartılmıştır.
Bu maddelerde geçen ve suçun konusunu oluşturan kişisel veriden ne anlaşılması gerektiğine ilişkin yürürlükte bulunan kanunlarda bir tanım yer almamaktadır. Bununla birlikte TCK'nın 135. maddesinin gerekçesinde; “Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir. Söz konusu suç tanımında kişisel verilerin bilgisayar ortamında veya kağıt üzerinde kayda alınması arasında bir ayırım gözetilmemiştir” denilmiş, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 3. maddesinde ise; “Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi …ifade eder” şeklinde tanım yapılmış, maddenin gerekçesinde ise; "Kişisel veriler, sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin aklî, psikolojik, fizikî, kültürel, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin verilerdir. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm halleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir" açıklamasına yer verilmiştir.
24.07.2012 gün ve 28363 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve bu tarihten 6 ay sonra yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Gizliliğin Korunması Hakkındaki Yönetmeliğin 3/1-h maddesinde kişisel veri; "belirli veya kimliği belirlenebilir gerçek ve tüzel kişilere ilişkin bütün bilgiler" olarak tanımlanmıştır.
28.01.1981 tarihli ve 108 nolu Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme'nin 2/a maddesinde ise; “Kişisel nitelikteki veriler; kimliği belirtilen veya belirtilebilen gerçek kişiyle ilgili tüm bilgileri ifade eder" denilmiş, 1995 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Topluluğu Veri Koruma Yönergesinin 2. maddesinde de kişisel veri; "doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bir gerçek kişi ile ilintili olabilecek ve onu belirlenebilir kılacak her türlü bilgi" olarak belirtilmiştir.
Öğretide de kişisel verilere ilişkin; "Bireyin şahsi, mesleki ve ailevi özelliklerini gösteren, o bireyi diğer bireylerden ayırmaya ve niteliklerini ortaya koymaya elverişli hertürlü bilgiyi ifade eder" (Ersan Şen, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, s.601), "Bir kişinin adı ve soyadı, yaşı, cinsiyeti, doğum yeri, dini, TC kimlik numarası, cinsel hayatı, cep telefonu numarası, medeni durumu, ailesi, işi, geliri, borçları, adresi, geçirdiği hastalıklar, özel zevkleri ve buna benzer bilgileri" (Volkan Sırabaşı, İnrternet ve Radyo- Televizyon Aracılığıyla Kişilik Haklarına Tecavüz, Adalet Yayınevi, Ankara, 2007, 2. Bası, s.195) şeklinde tanımlar yapılmıştır.
Kişilerin, sadece insan olması ve toplumdaki yeri, bazı değerleri kişisel veri haline getirmektedir, örneğin; kişinin adı, adresi, kimlik bilgileri, medeni durumu vb... Bunun yanında teknolojik gelişmeler nedeniyle gittikçe karmaşıklaşan toplum hayatındaki bir takım bilgiler de kişisel veri haline gelmiştir, örneğin; vatandaşlık numarası, banka hesap numarası, telefon numarası, elektronik posta adresi ve şifresi vb... Dolayısıyla farklı gruplandırmalar bulunmakla birlikte kişisel verilerin iki başlık altında toplanması mümkündür. Birinci grupta; insanın varoluşundan kaynaklanan kişiliğine ait bilgiler, ikinci grupta ise; teknolojinin gelişmesiyle insanın modern toplumda yer alması nedeniyle kendisine verilen ya da çeşitli hizmetlere ulaşmasında kullanılan bilgiler yer almaktadır. Ancak her iki grupta yer alan bilgilerin de kişisel veri olarak hukuk düzenindeki değeri ve korunmaları açısından bir fark bulunmamaktadır (Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 4. bası, s.577).
TCK'nın 136. maddesinde tıpkı 135. maddesinde olduğu gibi korunan hukuki değer genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer "sır" olmayıp, verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır (Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 4. bası, s.579, 588-593).
TCK'nın 136. maddesindeki "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçu, seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.
"Kişisel verileri bir başkasına verme" seçimlik hareketinde, maddede geçen "başkası" gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecek, veriler bu kişilere elden, posta ya da internet üzerinden elektronik posta ile vb. şekillerde verilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde "vermek"; "üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek, düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek" şeklinde açıklanmıştır. Bu seçimlik harekette verilerin hukuka uygun ya da aykırı yöntemle elde edilmiş olmasının önemi bulunmamakta olup, önemli olan husus verme eyleminin hukuka aykırı olmasıdır.
"Kişisel verileri yayma" seçimlik hareketi de çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilecektir; internet üzerindeki bir web sitesinde kişisel verileri yayınlamak, birçok kişiye elektronik posta ile ya da telefondan kısa mesajla göndermek, yazılı ya da görsel medyada yayınlamak gibi... Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde "yaymak"; "birçok kimseye duyurmak, çevreye dağılmasına sebep olmak" olarak açıklanmıştır.
"Kişisel verilerin ele geçirilmesi" seçimlik hareketi ise; kişisel verilerin kayıtlı olduğu belgelerin alınması ya da kayıtlı olduğu bilişim sisteminden ele geçirilmesi vb... şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Ele geçirme fiili, başkasının hakimiyeti altında bulunan bir kişisel verinin, failin hakimiyeti altına girmesi ile gerçekleşmiş olacaktır.
Bu suçta herhangi bir neticenin gerçekleşmesi aranmadığından maddede sayılan seçimlik hareketlerin yapılmasıyla suç oluşacaktır. Bu açıdan TCK'nun 136. maddesindeki "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" soyut bir tehlike suçudur.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi açısından, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma veya ele geçirme suçundaki hukuka uygunluk nedenleri üzerinde de durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nun esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanunda bazı suç tanımlarında “hukuka aykırı olarak”, “hukuka aykırı başka bir davranışla”, “hukuka aykırı diğer davranışlarla”, “hukuka aykırı yolla”, “hukuka aykırı yollarla” gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1)
b- Meşru savunma (m.25/1)
c- İlgilinin rızası (m.26/2)
d- Hakkın kullanılması (m.26/1)
Olarak kabul edilmiştir.
Sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden konumuzla ilgili olan kanunun hükmünü yerine getirme, ilgilinin rızası ve hakkın kullanılması hususlarının ayrıntılı olarak ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Nitekim TCK'nın 135. maddesinin gerekçesinde; "Bu suçun oluşabilmesi için, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması gerekir. Kişinin rızası ile kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağı muhakkaktır. Belirli nitelikteki kişisel verilerin kayda alınması kanun hükmünün gereği olarak yapılmaktadır. Bu bakımdan, çeşitli kamu kurumlarında verilen kamu hizmetinin gereği olarak kişilerle ilgili bazı bilgiler, ilgili kanun hükümlerine istinaden kayda alınmaktadırlar. Bu durumlarda, söz konusu suç oluşmayacaktır" denilmektedir.
TCK'nın 24. maddesinin birinci fıkrasındaki; "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez" şeklindeki düzenleme ile kanunla verilen görevin yerine getirilmesi bir hukuka uygunluk nedeni olarak öngörülmüştür. Maddede geçen kanun kelimesinden pozitif hukuk metinleri yani yazılı hukuk kuralları anlaşılmalıdır. Kanun hükmünün yerine getirilmesinde, belirli konularda kişiye verilen yetki aynı zamanda o kişinin görevidir. Bu nedenle sözü edilen hukuka uygunluk nedenini görevin ifası kapsamında değerlendirmek gerekir. Zira bir davranışın hukuka uygun olup olmadığını belirlerken yerine getirilen görevin mahiyeti gözönünde bulundurulmalıdır. Kanunun hükmünü yerine getirme çoğunlukla kamu görevlilerine ait olmakla birlikte bu görevin kamu görevlisi olmayan kişilere de verilmesi mümkündür. Örneğin; kolluk görevlilerinin dışında CMK'nın 90/1. maddesinde yazılı şartlar gerçekleştiğinde herkesin yakalama yetkisi bulunmaktadır(İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, Ankara, 2013, s. 301-302; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. bası, Ankara, 2013, s. 261-263).
Yazılı hukuk kuralları tarafından açıkça verilmiş bir yetki olmadığı sürece, kişisel verilerin kaydedilmesinde hukuka uygunluktan bahsedilemeyecek ve bu fiil suç teşkil edecektir.
Bir diğer hukuka uygunluk nedeni olan ilgilinin rızası, 5237 sayılı TCK'nın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26/2. maddesinde; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez” şeklindeki düzenleme ile hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, Ankara, 2013, s. 285 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. bası, Ankara, 2013, s. 252 vd.).
Konumuzla ilgili son hukuka uygunluk nedeni olan hakkın kullanılmasına gelince; basın hürriyeti Anayasamızın 28. maddesinde; "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır..." şeklinde düzenlenmiş, maddenin atıf yaptığı "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddede; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir" hükmüne yer verilmiş,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "İfade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde de;
"1-Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2-Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir" denilmiştir.
Basın özgürlüğü, 26.06.2004 tarihli ve 25504 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde; "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir" şeklinde düzenleme altına alınmış ve sınırları çizilmek istenilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 20.03.2007 tarihli ve 65-70 sayılı kararında da belirtildiği gibi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma haklarıdır.
Temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nun 25. maddenin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. bası, s.323; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. bası, s.336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. bası, s.279-282). Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.02.1998 gün ve 386-52 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
12- İLETİŞİMİN TESPİTİ, DİNLENMESİ VE KAYDA ALIMASI
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda ilk olarak yalnızca 30.07.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda sayılı örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135 ilâ 138. maddelerinde bir koruma tedbiri olarak yeniden düzenlenmiş; 135. maddede iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirine yer verilip söz konusu tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü hükme bağlanmış; bu konuya ilişkin olarak verilecek kararların kapsamına ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. CMK'nın 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına dair şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar hüküm altına alınmış, 137. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim muhtevasının yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi, iletişimin içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ve ilgililerine bilgi verilmesi düzenlenmiş, 138. maddesinde tesadüfen elde edilen deliller, 139. maddesinde gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, 140. maddesinde ise teknik araçlarla izleme konuları hükme bağlanmıştır.
CMK'nın "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı 135. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." şeklinde düzenlenmiş iken,
06.03.2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile maddenin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere ''Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.'' şeklinde ikinci fıkra ilave edilip madde fıkraları buna göre teselsül ettirilmiş, üçüncü fıkrada yer alan ''üç ay'', ''bir defa'' ve ''hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar'' ibareleri sırasıyla "iki ay'', "bir ay" ve "mahkeme yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere", dördüncü fıkrasında yer alan "üç ay" ve "bir defa" ibareleri sırasıyla "iki ay" ve "bir ay" şeklinde değiştirilmiş, mevcut altıncı fıkranın (a) bendinin (5) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere "6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149)," alt bendi eklenmiş ve diğer alt bentler buna göre teselsül ettirilmiş, mevcut (8) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmış, mevcut altıncı fıkranın (a) bendinin (10) numaralı alt bendinde yer alan ",fıkra 3" ibaresi madde metninden çıkarılmış; 12.12.2014 tarihli ve 29203 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "tespit edilebilir," ibaresi madde metninden çıkarılıp maddeye beşinci fıkradan sonra gelmek üzere "Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir." şeklinde altıncı fıkra ilave edilmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, mevcut yedinci fıkranın (a) bendinin (14) numaralı alt bendi "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302)" şeklinde değiştirilmiş, bu alt bentten sonra gelmek üzere "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316)" biçiminde (15) numaralı alt bent eklenmiş ve diğer alt bent buna göre teselsül ettirilmiş; 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi" ibaresi "hâkim" şeklinde, "mahkemenin" ibaresi "hâkimin" şeklinde, "mahkeme" ibareleri "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın son iki cümlesi yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "mahkeme" ibaresi "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, 135. maddenin altıncı fıkrasına "hâkim" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı" ibaresi eklenmiş; sekizinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendine "(madde 79, 80)" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile organ veya doku ticareti (madde 91)" ibaresi eklenmiş, aynı bendin (6) numaralı alt bendine "(madde 148, 149)" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158)" ibaresi eklenmiş, aynı bende (11) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere (12) numaralı bent eklenmiş ve diğer alt bentler buna göre teselsül ettirilmiş, yapılan bu değişiklikler sonucunda 135. madde;
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır
(2) Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir.
(6) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. Tefecilik (madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." biçiminde son hâlini almıştır.
BU AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA YAPILAN İNCELEME SONUCUNDA;
I- TEFRİK KARARLARI BAKIMINDAN TEMYİZ TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Mahkemenin duruşma sonunda verdiği ve uyuşmazlığı çözen, birinci derecede yargılamayı sona erdiren "Karar"dır. Kanun, bu karara "Hüküm" demektedir. Bu husus, 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrasında, "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir" biçiminde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin aynı fıkrasında, "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı"nın birer hüküm oldukları da belirtilmiştir. Mahkemece, CMK'nın 223. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hükümlerden birisinin verilmesiyle duruşma ve dolayısıyla yargılama bitecektir. Diğer bir ifadeyle hükmün bildirimi, duruşmanın ve birinci derece yargılamanın son işlemidir. Mahkemenin hükmü mutlaka yazılı biçimde saptanmalıdır. Bunun amacı, hükmü ve gerekçesini ilgililerin öğrenmesini sağlamak ve bunun değiştirilmesinin önüne geçmektir.
Hüküm, yargı organı adına varılan yargıyı ve bundan sonra o mahkemenin davaya devam edemeyeceğini ifade eder. Mahkemenin, hükmü verip bunu kanunda gösterildiği biçimde bildirdikten sonra, o işten elini çekmesi gerekir. Mahkeme artık kendi kararının üzerinde değişiklik yapamayacaktır. Ancak yargılamanın tarafları bu kararın değiştirilmesini istediklerinde, kanunun kendilerine tanıdığı "Kanun yollarından" yararlanmaları gerekir. Kanun yolları, bir karara karşı bunun denetlenmesi, değiştirilmesi ve düzeltilmesi isteminin gerçekleştirilmesi için tanınmış yasal çarelerdir. CMK'nın "Kanun yollarına başvurma hakkı" başlıklı 260. maddesinin birinci fıkrasında "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır" denilmek suretiyle, mahkemenin vermiş olduğu ve yargılamayı bitiren hükme yönelik kanun yollarına başvurma yetkisi tanınan sujeler belirtilmiştir. Kanun yoluna başvurmak yetkisinden söz edebilmek için, mahkemenin veya hâkimin kararını vermiş ve işten el çekmiş olması gerekir. (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul 1986, s. 349-362)
Bu açıklamalar ışığında tefrik kararları bakımından temyiz taleplerine ilişkin yapılan incelemede;
Katılan T. C. C.. C.. vekili, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisinin, sanık H.. K.. müdafisinin ve sanık İ.. I..'ın siyasal veya askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının tefrikine ilişkin temyiz talebinde bulunmuş iseler de; 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesine göre ancak hükmün hukuka aykırı olması hâlinde temyiz yoluna başvurabileceği, 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinde "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı"nın birer hüküm olduklarının belirtildiği, tefrik kararının ise yargılamayı sona erdirmediği anlaşılmakla temyiz kapsamında tefrik edilen suçlar bakımından inceleme yapılmasına yer olmadığına oy birliği ile karar verilmiştir.
II- ESASA İLİŞKİN YAPILAN İNCELEME
Kurulumuz kararının ilgili "Temyiz konusu eylemlere ilişkin genel anlatım" başlıklı bölümünde özetle anlatımı yapılan soruşturma konusunda talepleri bulunan ve suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanıklar ile kararları bulunan ve hâkim olarak görev yapan sanıklar hakkında Hükûmete karşı suçtan açılan tüm kamu davaları yönünden Özel Dairece beraat kararları verildiği ancak;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca;
- Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında Hükümete karşı suç uyarınca sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarında belirlenen ceza miktarlarının artırılması,
- Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., M.. E.. ve O.. K.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılmaları talebiyle açılan açılan kamu davası yönünden mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma (TCK 257/1) suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Sanık A.. Ç.. hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18936 soruşturma, 2017/5400 esas ve 2017/4165 iddianame numarasıyla açılan ve Bakırköy 39. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/163 esasına kayıtlı olarak görülürken bu dosya ile birleştirilen resmî belgede sahtecilik (TCK 204/1) suçundan verilen mahkûmiyet kararında belirlenen ceza miktarının artırılması,
- Sanık S.. S.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla açılan ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2019/7 esasına kayıtlı olarak görülürken Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2016/2 esas sayılı dosyası ile birleştirilen kamu davasından dolayı Oslo görüşmelerini basına sızdırarak devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklamak (TCK 330/1) soruşturmanın gizliliğini ihlal (TCK 285/1) M. Ö'nün hürriyetini tahdit ( TCK 109/2-d) ve kimliğini ifşa etme (3713 sayılı Kanunun 6/1) ve görevi kötüye kullanma ( TCK 257/1) suçlarından ayrı ayrı beraatine dair verilen kararların hukuka aykırı olduğu,
- Sanık S.. K.. ve müdafiince, hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ve 260-212 son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararının usul ve kanuna aykırı olduğu için bozulmasına karar verilmesi,
- Katılan C.. C.. vekilince Hükûmete karşı suç uyarınca tüm sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Katılanlar vekillerince tüm sanıklar bakımından özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi suçlarına ilişkin sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmesi,
- Sanık H.. K.. müdafisi, sanık Ü.. Ç.. müdafisi, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisi ile sanık M.. U.. tarafından özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından verilen beraat kararlarının gerekçesi bakımından CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi,
- Sanık H.. K.. müdafisince silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen beraat kararının gerekçesi bakımından CMK'nın 223/2-b madddesi uyarınca beraat kararı verilmesi,
Gerektiği belirtilerek temyiz yasa yoluna başvurulmuştur.
II-I- KURULUMUZCA YAPILAN İNCELEME SONUCUNDA VERİLEN ONAMA KARARLARI
A) Hükümete karşı suç bakımından yapılan incelemede;
Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunu oluşturan üç güçten, yönetim gücünü temsil eden Hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hâle getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. İşlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir.
Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliği değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığı önem taşıdığından fonksiyonlarının mahiyetine göre icrai kısmen veya tamamen engelleme niteliği arz etmeyen eylemleri nedeniyle unsurları itibarıyla oluşmayan Hükûmete karşı suç bakımından verilen beraat kararlarının isabetli olduğu anlaşılmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. yönünden, katılan Türkiye Cumhuriyeti C.. C.. vekilinin tüm sanıklar bakımından, sanık Ü.. Ç.. müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 298/1. maddesi gereğince temyiz taleplerinin reddiyle beraat kararlarının ONANMASINA oy birliği ile karar verilmiştir.
B) Silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin sanıklar A.. Ö.., A.. B.., M.. E.., H.. K.. ve O.. K.. hakkında verilen beraat kararları bakımından yapılan incelemede;
Sanık A.. Ö..'ün 15 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik karar verdiği ancak hakkında örgüt üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı,
Sanık A.. B..'ın 6 kez nöbetçi ağır ceza mahkemelerinden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik talepte bulunduğu, ByLock kaydı bulunmayan sanık hakkında örgüt üyesi üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı, etkin pişmanlıkta bulunan F.. B..'nun Denizli Cumhuriyet Başsavcılığında ve yargılama sırasında alınan beyanında sanık A.. B..'ı 1991 veya 1992 yıllarında Ankara Hukuk Fakültesi 1. sınıfta okuduğu sırada tanıdığını, sanıkla o zamanlar cemaat olarak bilinen örgüte ait bir evde bir süre birlikte kaldıklarını, sürenin yaklaşık 6 ay kadar olduğunu, daha sonra ayrıldıklarını, sanıkla irtibatının koptuğunu, sanığın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olup olmadığına dair başkaca bir bilgisinin olmadığını söylediği, etkin pişmanlıkta bulunan M.. H..'nin ise sanığın örgüt mensubu olup olmadığını bilmediğini ve sanıkla herhangi bir örgütsel faaliyete katılmadığını belirttiği,
Sanık M.. E..'ın 12 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik karar verdiği ancak örgüt üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı,
Sanık O.. K..'nın 29 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik karar verdiği, tanık M.. G..'un hâkimlik stajını eşinin memleketi olan Samsun'da yaptığını, sanığın da 3 ay kadar burada hâkimlik stajı yaptığını, adliyedeki tutum ve davranışlarından ve görüştüğü kişilerden sanığın örgüt üyesi olduğunu anladığını, ayrıca bir keresinde Samsun'a gittiğinde kalacak yer problemi olduğunda sanığın kaldığı örgüt evinde kaldığını, ancak 2011 yılına kadar örgüt içinde kalmasına rağmen sanığın herhangi bir örgütsel faaliyetine tanık olmadığını, sohbet ya da toplantılarda bir araya gelmediklerini, Adalet Akademisi son döneminde albüm kurulu üyeliği yaptığını söylediği, örgütün üyelerini yargı camiası içinde parlatmak ve bilinir kılmak için albüm kurulu üyesi olmaları yönünde teşvik ettiğinin bilindiği belirtilmiş ise de, yargılama sırasında sanık ve müdafii tarafından sunulan sanığın staj dönemine ait albüm duruşmada incelendiğinde sanığın düzenleme kurulu içinde yer almadığı,
Sanık H.. K..'nin 12 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik talepte bulunduğu ancak örgüt üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı,
Görülmüş olup yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanık H.. K.. müdafisinin gerekçeye yönelik temyiz talepleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 298/1. maddesi gereğince temyiz taleplerinin reddiyle beraat kararlarının sanıklar H.. K.., O.. K.. ve M.. E.. bakımından oy birliği, sanıklar A.. Ö.. ve A.. B.. bakımından ise oy çokluğu ile ONANMASINA karar verilmiştir.
Sanıklar A.. Ö.. ve A.. B.. bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıklar hakkında verilen kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
C) Özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini yok etme gizleme veya değiştirme ve resmî belgede sahtecilik suçlarına ilişkin olarak;
Katılanlara yönelik işlenmeyen temyize konu suçlara ilişkin temyiz talepleri yönünden katılan gerçek kişiler vekillerinin temyiz hak ve yetkisi müvekkillerine yönelik işlenen suçlar ile sınırlı olup diğer mağdur, müşteki veya katılanlara yönelik işlenen suçlar bakımından hükmü temyiz yetkileri bulunmadığından temyiz incelemesinin özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi suçları yönünden gerçekleştirileceği belirlenerek yapılan incelemede;
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1074 ve 2011/762 sayılı soruşturma numaraları üzerinden yürütülen Selam Tevhid örgütü iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında;
a) Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 61. Hükümeti (AK Parti Hükümeti),
b) Türkiye Cumhuriyeti Milli İstihbarat Teşkilatı (M.. M..) Müsteşarlığı,
c) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT),
d) Anadolu Ajansı (AA),
e) Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK),
f) İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı,
g) Akabe Vakfı,
h) İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUM-DER),
ı) Ehlibeyt Alimleri Derneği (EHLA-DER),
i) Alülbeyt Vakfı,
j) Bab-ı Ali Vakfı,
k) El Mustafa Medresesi,
l) Kudüs Dayanışma Derneği (KUDÜS-DER),
m) Kanal On4’ un,
Hedef alındığı,
Toplam 239 kişinin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, 78 kişinin teknik araçlarla izlenmesine karar verdikleri, ayrıca 10 tane çeşitli dernek, vakıf ve adresler ile ilgili olarak da kimin hakkında uygulanacağı belirtilmeksizin aynı tedbire başvurdukları, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tedbire başvurulan kişiler için toplam 1348 kez, teknik araçlarla izleme kararı verilen kişiler ile çeşitli dernek, vakıf ve adresler bakımından da toplam 950 kez uzatma kararı verdikleri, öte yandan iletişim tespiti tedbirine 5 kişi hakkında 5 defa, teknik araçlarla izleme tedbirine de 30 kişi hakkında toplam 63 kez yeniden başvurdukları,
Hedef şahıs olarak A.. B.. (Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri), M.. V.. (Başbakanlık Danışmanı), S.. T.. (Başbakanlık Danışmanı), M.. D.. (Başbakanlık Danışmanı), Ali Sarıkaya (Dışişleri Bakanlığı (hâlen Başbakanlık) Danışmanı), O.. S.. (Dışişleri Bakanlığı (hâlen Başbakanlık) Danışmanı), M.. A.. (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Basın Danışmanı), B.. C.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), Ş.. Ş.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), F.. T.. (HAS Parti Genel Başkanı) (hâlen Başbakan Yardımcısı N.. K..’un Danışmanı), M.. K.. (Türkiye Cumhuriyeti Moritanya Büyükelçisi, Eski TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) Başkanı), Erdal Celal Sumaytaoğlu (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı), H.. D.. (Hazine Müsteşarlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdür Yardımcısı), O.. B.. (Gübretaş Genel Müdürü), M.. K.. (Gübretaş Eski Genel Müdürü), Y.. S.. (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Şube Müdürü), B.. S.. (SETA (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Analisti), N.. A.. (SGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanı), İ.. E.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), Z.. K.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), N.. G.. (TRT Haber ve Spor Yayınları Daire Başkanı), K.. Ö.. (Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı, Başbakanlık eski Basın Danışmanı), Ö.. E.. (Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni), F.. S.. (TRT Tahran Temsilcisi), K.. K.. (TRT Arapça Kanal Koordinatörü), M.. E.. (TRT Kahire Temsilcisi), M.. C.. (TCDD Refakat Müfettişi), A.. B.. (Tarım Kredi KooperatifleriAnkara Bölge Müdürü), Z.. K.. (KalkınmaBakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü), Y.. Ç.. (Türkiye Kalkınma Bankasında Uzman), L.. B.. (Halkbank Dış Operasyonlar Müdürü), F.. K.. (22. Dönem AK Parti Ankara Milletvekili), H.. Ç.. (23. Dönem AK Parti Bursa Milletvekili), S.. K.. (23. Dönem AK Parti Muş Milletvekili), M.. G.. (AK Parti Genel Merkez Sosyal Medya Koordinatörü), H.. B.. (Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı), T.. K.. (HAS Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı), Y.. E.. (Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Komisyonu Başkanı, SETAV (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü), E.. B.. (AK Parti Çatalca İlçe Başkan Yardımcısı), H.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi), H.. T.. (SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı) Genel Sekreteri, AK Parti Halkla ilişkiler Sorumlusu), T.. S.. (HAS Parti Kurucusu), K.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı), E.. D.. (HAS Parti Genel İdare Kurulu Üyesi), İ.. K.. (Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), H.. M.. (BBC (British Broadcasting) Ortadoğu Temsilcisi), S.. K.. (Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü), Y.. B.. (Sabah Gazetesi Ankara Haber Müdürü), E.. Ö.. (Sancaktar Dergisi Yayıncısı), .... (İHH (İnsani Yardım Vakfı) Başkanı), F.. T.. (Radikal Gazetesi Yazarı), M.. İ.. (İlahiyatçı-Yazar, AKABE Vakfı Kurucusu), H.. A.. (İlahiyatçı-Yazar, EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi), B.. K.. (Yazar), H.. K.. (EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Genel Başkanı), A.. İ.. (Hilal TV Genel Müdürü), H.. Ç.. (Posta Gazetesi Yazarı), F.. O.. (Yazar, İslam Hukukçusu), K.. D.. (Gazeteci, SİSAR (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Genel Koordinatörü), Eren Erdem (Aydınlık Gazetesi Yazarı), N.. İ.. (Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü), N.. Y.. (İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı), M.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreteri), V.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi),..... (İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi), H.. O.. (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı Başkanı), A.. Ç.. (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İİBF Dekan Yardımcısı), Hasan Şabani (İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi), Ali Akbar Waly (Irak Milli Reform Hareketi Türkiye Temsilcisi), S.. A.. (İşadamı, Som Petrol Yönetim Kurulu Başkanı), A.. C.. (ÇABA (Çağdaş ve Bağımsız Yardımlaşma Derneği) Derneği Başkanı, Fenerbahçe Kulübü eski Başkanı ......n’ın gelini) gibi bürokrat, politikacı, gazeteci, akademisyen, sivil toplum yöneticisi ve iş insanı konumunda olan ve kamuoyunda tanınan kişilerden oluştuğu, soruşturmanın 3 yıl 7 ay sürmesine rağmen esaslı bir işlem yapılmadığı,
Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle görevlendirilen Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği ve savcılıkların 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'la kaldırılmasından sonra soruşturmada görevlendirilen Cumhuriyet savcısı tarafından, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği ile ilişkilendirilerek haklarında iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararı verilen ve içlerinden bir kısmının kamuoyunda tanınan siyasetçi, gazeteci-yazar, akademisyen, iş insanı, üst düzey bürokrat bir kısmının da dernek-vakıflar kanunları hükümleri uyarınca denetime tabi sivil toplum kuruluşları olduğu ve terörle ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetlerinin söz konusu olmadığı gerekçesiyle silahlı terör örgütü kurma, örgüte üye olma ve örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunma iddialarına yönelik delil bulunmadığı kanaatiyle toplam 251 şüpheli hakkında 21.07.2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
Dosya kapsamında talep ve kararları bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal etme, TCK'nın 135/1. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, TCK'nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik, TCK'nın 257/1. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davalarının yapılan yargılamasında Özel Dairece sanıkların atılı suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verildiği, sanıklar A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. S.., S.. D.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin verilen beraat kararları bakımından sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği belirtilerek temyiz talebinde bulunulduğu, katılan C.. C.. vekilince tüm sanıklar hakkında TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve TCK'nın 135/1. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarının isabetli olmadığı belirtilerek eylemlerinin TCK'nın 132. maddesi de gözetilmek suretiyle sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği, gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlığı altında hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır. Şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesinde gizliliğin ihlali, haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesi olarak ifade edilmiştir. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizliliği ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir. Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. 5237 sayılı TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesi ile "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesinde tıpkı 135. maddesinde olduğu gibi korunan hukuki değer genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer "sır" olmayıp verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır.
Kamuoyunda Selam Tevhid soruşturması olarak bilinen dosyada talepleri bulunan Cumhuriyet savcısı ve kararları bulunan hâkimler hakkında yapılan inceleme ve soruşturmada dosyamız sanıklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olduklarına ilişkin iz ve emarelerin bulunduğuna yönelik Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca gönderilen 28.11.2015 tarih ve 45599763.56586.(12216) 593-363/3966-155653 sayılı ve 30.05.2015 tarih ve 45599763.56586.(12220)480-282/1429-78529 sayılı cevabî yazı (EK:12/655-932) da gözetilerek kamu davası açıldığı ve sanıkların silahlı terör örgütüne üye olma suçunun yanında iletişimin tespiti karar ve talepleri uyarınca atılı suçlar nedeniyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de;
Cezalandırılması talep edilen sanıklar dışında başkaca hâkim ve savcıların da benzer mahiyette kararlarının bulunması, sanıkların kastları şüphe oluşturmakla birlikte cezalandırılmaları için yeterli kanaati oluşturmaması, dinlemelerin bizzat yapılmaması, dosya kapsamında tapelerin bulunmaması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06.04.2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında dinleme işleminin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirilmesi, İstanbul 1 No'lu TMK Hâkimliğinin 10.02.2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) alınan imajı üzerinden 25.02.2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında tanzim edilen rapor içeriğine göre TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22.01.2014 tarihinde saat 03.14 itibarıyla ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmaması, sanıkların talep ve karar dışında atılı suçlara ilişkin olarak özellikle suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların kolluk güçlerinin sunduğu maddi delillere istinaden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik takip yapılması yönünde talepte bulunmaları, suç tarihinde hâkim olan ve bu yönde karar veren sanıkların iletişimin tespiti sırasında kimin kim ile konuştuğuna ve hangi konuşmaların TAPE hâline getirildiğine dair bilgilerinin olmaması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde;
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar karşısında sanık S.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden, sanıklar A.. C.., A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. K.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. İ.., M.. B.., M.. Ç.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. I.., R.. E.., S.. S.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.. ve Y.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden verilen beraat kararlarına ilişkin olarak katılan vekilinin temyiz talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan, sanık H.. K.. müdafisi, sanık Ü.. Ç.. müdafisi, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisi ile sanık M.. U..'ın özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma ve suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından verilen kararlara ilişkin temyiz taleplerinin reddi ile Özel Dairece verilen beraat kararlarının onanmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.
Sanıklar hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilen izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi Aytekin Cenikli;
"M.. M.. Başkanı, yasama dokunulmazlığı bulunan milletvekilleri, diplomatik dokunulmazlığı bulunan yabancı misyon şeflerini hiçbir araştırma ve inceleme yapmadan kod isim kullanarak birden çok kez bazen elliyi aşar şekilde yasal dinleme sürelerini de geçirerek uzatma ve dinleme kararı veren sanıklar görevlerini kötüye kullanmışlar ve bu kararları sonucunda dinleme kararı verdikleri kişilerin özel hayatlarına müdahale edildiği gibi kişisel verileride ele geçirildinden sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma ve TCK 134, 135 ve 137 maddelerindeki suçları işledikleri" düşünceleriyle,
Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., H.. Ş.., İ.. I.., F.. U.., K.. K.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.. ve S.. S.. hakkında verilen beraat kararları bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ......;
"2010-2014 yılları arasında sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü adı altında yürütülen ve yüzlerce mağdur ve müşteki ile birlikte kamu kurum ve kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşu konumundaki dernek ve vakıflara ilişkin terörle ilişkilendirilerek soruşturma yapıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1074 (2011/762) sayılı soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın, Mavi Marmara Gemisi'nin yola çıkma süreci ile eşzamanlı olarak 12.05.2010 tarihinde başlatıldığı,
Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılmasına 'Kağıthane Gazze Gönüllüleri Platformu' tarafından, İsrail ablukası altındaki Gazze'ye dikkat çekmek ve Filistin zulmünü kamuoyunun gündemine taşımak maksadıyla 'İstanbul'dan Gazze'ye Kardeşlik Köprüsü' adı altında düzenlenen programda N.. Ş..'in yaptığı, 'Ümmet Bilinci, Kudüs Davası ve Gazze'nin Mesajı' ve İHH'nın Batı Şeria sorumlusu İ.. Ş..'in İsrail tarafından tutuklanması konulu 09.05.2010 tarihli konuşmanın gerekçe gösterildiği,
Temyiz konusuna ilişkin yargılamada özetle; belirtilen soruşturmada talepleri bulunan Cumhuriyet savcıları ve kararları bulunan hakimlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduklarına dair iz ve emarelerin olduğu gerekçeleri ile ana dava dosyasında TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Hükümete karşı suç, TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen siyasal veya askeri casusluk, TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen gizli kalması gereken bilgileri açıklama, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK'nın 204. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçlarından kamu davası açıldığı,
Özel Dairece ana davada tüm sanıklara atılı olan TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Hükümete karşı suç, TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen siyasal veya askeri casusluk suçları dışındaki TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen gizli kalması gereken bilgileri açıklama, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK’nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma eylemleri hakkında,
‘Görevi Kötüye Kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilebilmesi için sanıklarda Görevi Kötüye Kullanma kastının bulunması gerekir. Sanık savunmaları dikkate alındığında sanıkların görevi kötüye kullanma kastıyla hareket ettikleri ve suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların bu maksatla anılan kararları talep ettikleri suç tarihinde hâkim olan sanıkların da bu maksatla anılan kararları verdiklerine dair kesin, somut ve mahkumiyete yeter delil elde edilmemiştir. Yukarıda isimleri yazılı bir kısım sanıkların FETÖ/PDY terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet kararı almış olmaları, sanıkların Görevi Kötüye Kullanma suçu açısından bu suçu işleme kastıyla hareket ettikleri veya örgütsel bağlantı ve örgütsel saik ile Görevi kötüye kullandıkları sonucunu doğurmayacağı her suç açısından ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiği’
Yönündeki gerekçe ile beraat kararına hükmolunduğu ve yapılan temyiz incelemesinde de sayın çoğunluk tarafından anılan beraat kararlarının onanmasına karar verildiği anlaşılmış ise de;
Öncelikle sanıkların 3 yıl 7 ay süre ile devam eden soruşturma kapsamında FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan kolluk amirleri ve memurları ile sivil vatandaşlar ve onlarla işbirliği hâlinde hareket eden sanık hakim ve savcıların yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere birtakım faaliyetlerde bulundukları, bu kapsamda İHH Vakfı üyesi ve gönüllüsü olarak Mavi Marmara gemisiyle Filistin'e yardım götüren gemide yolcu olarak bulunan çok sayıda kişinin terör örgütü üyeliği kapsamında iletişimlerinin tespit edildiği, yine ......nun ifadeleri kurgulanarak H.. F..'ın isminin tutanaklara Emin kod adıyla yazılarak Kudüs Ordusu terör örgütüyle irtibatlandırılmaya çalışıldığı, FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir yayın organlarında yayınlanan yazılarla ve Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Kilis ilinde İHH Vakfı bürosunda yapılan arama sonunda bilgisayarlara el konularak bu bilgisayarlarda 'M.. M..'in İHH üzerinden El-Kaide'ye yardım ettiği' yönünde bilgiler edinildiği iddiasıyla örgüte yandaş medyada haberler yaptırılarak M.. M..'in El-Kaide terör örgütüne yardım ettiği algısının oluşturulmaya çalışıldığı, bunun sonucu şüpheli hakim ve savcıların 239 kişinin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, 78 kişinin teknik araçlarla izlenmesi ve 10 adet dernek ve vakıfla ilgili teknik takip tedbiri yönünde talepte bulundukları ya da karar verdikleri, bu kişiler arasında yüksek bürokrat ve siyasetçilerin bulunduğu, ve bu siyasetçilerin ve bürokratların iletişimlerinin tespit edildiği, yapılan inceleme sonunda iletişimin tespiti sonucu tape haline getirilen ve ses dosyası olarak saklanan görüşmeler üzerinde yapılan incelemede anılan tarihte Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan R.. E..'ın başmüşaviri S.. T.. adına kayıtlı telefonla 26.11.2013 tarihinde Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, 28.11.2013 tarihinde Filistin başbakanı İsmail Haniye, 03.12.2013 tarihinde Filistin Cumhurbaşkanı ..... ile yapmış olduğu ve devlet güvenliği açısından gizli kalması gereken görüşmelerin kayıt altına alındığı, yine başbakan R.. E..'ın başmüşavirleri S.. T.. ve M.. V..'a ait telefon ile 01.12.2013 tarihinde Enerji bakanı T.. Y.., Somali büyükelçisi Kani Torun, Tarım bakanı ....., E.. A.., Maliye bakanı M.. Ş.., Aile bakanı F.. Ş.. ile yapmış olduğu ve devlet politikası açısından önem arz eden birtakım görüşmelerin tespit edilerek kayıt altına alındığı, Yine Ak Parti milletvekili F.. K..'nın kullandığı telefon numaralarının iletişimlerinin tespitine karar verilerek Enerji bakanı T.. Y.. ile 101, M.. M.. müsteşarı H.. F..'la 34 ve özel kalemi E.. Y..'la yapmış olduğu 90 görüşmenin kayıt altına alındığı, Adalet Bakanlığı danışmanı olarak görev yapan A.. B..'nın iletişimin tespitine karar verilerek görevi gereği kullandığı telefon hatları üzerinden yapılan Adalet Bakanı S.. E.., CTE Genel Müdürü ....., HDP milletvekili.....ile yapmış olduğu görüşmelerin tespit edilip tape haline getirildiği, yine polis amir ve memurlarıyla işbirliği halinde olan şüphelilerin Akil Adamlar Marmara Heyeti başkan vekili M.. M......., Güneydoğu Anadolu Komisyon başkanı Y.. E..'nun iletişimlerinin tespit edilip kayda aldıkları, İran Devletinin İstanbul Başkonsolosluğunda görevli diplomatlar.......'nın diplomatik dokunulmazlıkları olmasına rağmen yasal prosedüre aykırı olarak soruşturmaya dahil edilip iletişimlerinin tespitine karar verdikleri, Türkiye ile İran arasında ticaret yapan H.. Ş.., T.. S.., S.. A.. gibi pek çok iş adamıyla bu ticareti kurumsal olarak yürüten Halkbank yönetim kurulu başkanı M.. Ö.., genel müdür S.. A.., dış operasyonlar daire başkanı L.. B.. gibi pek çok banka çalışanını Kudüs Ordusu terör örgütüyle irtibatlandırarak Türkiye ile İran arasındaki ticareti 17 Aralık soruşturmasıyla ilişkilendirmek için delil üretme kapsamında sahte gizli tanık ......'ın ifadesine eklemeler yapıldığı, böylece Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) terör örgütü kurdukları ve örgüt adına faaliyette bulundukları bahanesiyle başlatılan soruşturmada toplanan deliller itibarıyla yasal şartları bulunmadığı halde toplumun farklı kesimlerinde yer alan ve yukarıda isimleri ve makamları anlatılan çok sayıda ve önemli görevlerde bulunan kişilerin Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) terör örgütüyle ilişkilendirilerek doğrudan hedef şahıs yapılıp iletişimlerinin tespit edildiği, bu kişilerin doğrudan hedef şahıs yapılmaları dikkate alındığında gerektiğinde bu telefonlarla görüşme yapan başbakan ve bakanların iletişimlerinin tespitinin hedeflendiği kabulünde zorunluk bulunduğu, nitekim bu doğrultuda başbakan ve çok sayıda bakanın iletişimlerinin tespit edilip kayıt altına alındığı, bu görüşmelerin bir kısmının devlet yönetimi ve hükumet politikaları açısından önem arz ettiği, 2010/1074 sayılı soruşturmanın 2010 yılında, 2011/762 sayılı soruşturmanın ise 2011 yılında başlatılmasına karşılık bazı kişilerin eski yılları karşılayacak şekilde HTS kayıtlarının istenildiği,talep yazılarında yasal bir gerekçe gösterilmediği, dinleme kararlarının verilmesinde yasal mevzuata uyulmadığı,
Bu anlatımlar ışığında sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçunun yanında TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından kamu davası açılmış ise de;
Sanıkların vermiş oldukları kararlar ve talepleri tek tek incelenerek usul ve yasaya aykırı olan kararların ayrılması, vermiş oldukları kararların sayıları, sanıkların örgütle bulunan organik bağları açısından bir değerlendirme yapılması gerekirken bu eksiklikler tamamlanmadan Özel Dairece sanıklar hakkında beraat kararları verildiği görülmüştür.
765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve Kanun'un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde hüküm altına alınmıştır.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; ‘İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.’ şeklinde düzenlenmiş olup hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde ‘non bis in idem’ kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, Erime Sistemi’ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Bu bağlamda, ‘Tek fiil’ veya ‘Bir fiil’den ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu herhâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki ‘Tek bir fiil' i oluşturmaktadır.
Kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir.
Bu nedenle sanıklar hakkında TCK’nın 44.maddesi gözetilmeksizin ayrı ayrı hükümler kurulması hukuka aykırıdır.
Sanıkların eylemlerinin vasıflandırılması ve eksik araştırma sonucu hüküm kurulması yönünden yapılan değerlendirmede ise;
5237 sayılı TCK'nın 257. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen 'görevi kötüye kullanma' suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu davranışı nedeniyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına sebebiyet verilmesi ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacaktır.Bu suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yeterli olmamakta, norma aykırı hareketin yanında, bu davranış nedeniyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması da gerekmektedir. Yine belirtmek gerekir ki, tali norm olan TCK.nın 257 maddesinin uygulabilmesi için fiilin başka bir suç teşkil etmemesi gerekir.
Öte yandan;5237 sayılı TCK 132/1 maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu ile kanun koyucu,haberleşmenin başkalarının denetimi ve gözetiminden uzak bir şekilde yapılması hakkını koruyarak,başkalarının haberleşmenin gizliliğine saygı duymasını temin etmeyi amaçlamıştır.Bu hak hem Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinin 8. maddesi hem de Anayasanın 23. maddesi ile de güvence altına alınmıştır.
Yine TCK.nın 137/1-a maddesine göre,haberleşmenin gizliliğinin ihlali suçu kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işlenirse,burada görünüşte bir özgü suç olduğundan, suçun nitelikli hali söz konusu olacaktır.
Bununla birlikle, bu nitelikli halin uygulanabilmesi için failin yalnızca kamu görevlisi olması yeterli değildir (Yaşar, Gökcan ve Artuç. 2014). Bu fiili kamu görevinin vermiş olduğu yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirmiş olması gerekir. Eğer kamu görevlisinin yetkilerini kötüye kullanması kapsamında değilse söz konusu nitelikli hal uygulanmayacaktır.
Burada belirlenen görevinin vermiş olduğu yetkiyi kötüye kullanma ibaresi, TCK md.257'de düzenlenen görevi kötüye kullanma suçun özel bir görünümü olarak kabul edilmelidir (Korkmaz, 2019), Bu açıdan burada da tıpkı görevi kötüye kullanma suçunda olduğu gibi, görevin gereklerine aykırılık arandığı için bu fiilleri gerçekleştirirken kamu görevlisinin bu konuda bir yetkisinin de bulunması gerekir. Eğer bu ihlal fiili, kamu görevlisinin görev ve yetki alanına girmiyor ise bu nitelikli halin uygulanması mümkün olmaz.
TCK'nın 257.maddesi tali norm niteliğinde olduğundan, bu maddenin uygulanabilmesi için söz konusu fiilin başka bir suç teşkil etmemesi gerektiğini belirtmiştik. Bu nedenle kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle haberleşme gizliliğinin ihlali ve bu içeriklerin kaydı durumunda fiillere 5237 sayılı TCK md. 132/1 ve 137/1-a tatbik edileceğinden faillere ayrıca 5237 sayılı TCK md.257'den ceza verilmemelidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları haklarında hüküm verilerek kabul edilen sanıklar bakımından örneğin; sanık B.. K..’ınE.. B.. hakkındaki önceki uzatma kararının 08.03.2012 tarihli ve 2012/881 sayılı kararla 1 hafta için verilmesine rağmen bu sürenin 15.03.2012 tarihinde dolduğu dikkatten kaçırılarak, araya 19 günlük kesintinin girmesini müteakip ikinci kez uzatma kararı verdiği, sanık F.. U..’nun; tedbir kararının süresinin 12.09.2011 tarihinde bitmesine ve 13.09.2011 tarihinden itibaren uzatma kararının alınması gerektiği hâlde, kesintisizlik ilkesi göz ardı edilerek ve 1 günlük gecikmeyle 14.09.2011 tarihinde uzatma kararı verdiği, sanık H.. Ş..’in; S.. Ç.. hakkındaki teknik araçla izleme tedbirine ait ilk uzatmanın, 14.09.2011 tarih ve 2011/2977 teknik takip sayılı kararla 4 hafta için alınmasına ve 12.10.2011 tarihinde sürenin sona ermesine rağmen 11.11.2011 tarihinde 2. kez uzatma kararı talebinde bulunduğu ayrıca bir kısım sanıkların uluslararası düzenlemelere aykırı davranarak diplomatların dahi dinlenmesine şeklinde talepte bulundukları ve kararlar alındığı, yine usul ve yasaya aykırı olarak teknik araçlarla izleme kararları verildiği ve benzer pek çok örnek olduğu dosya kapsamından anlaşıldığından, örgüt üyesi olan sanıkların vermiş oldukları kararlar ve talepleri tek tek incelenerek usul ve yasaya aykırı olan kararların ayrılması ve buna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken anılan hususlar gözönüne alınmadan eksik araştırma ile hükümler kurulmuştur.
TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğu kabul edilmiştir. Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama da söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlandığı ve özellikle bu maddede düzenlenen suçun genel kastla işlenen bir suç olması nedeniyle, suçun oluşumu için saik aranmayacağı izahtan varestedir.
Sanıkların 3 yıl 7 ay süre ile yapılan soruşturmada suç soruşturması kastının aksine iddianame ve gerekçeli kararda da ifade edildiği üzere bilgi sağlamak amacıyla hareket ettiklerinin sabit olduğu ve sanıkların örgütle bulunan organik bağları dikkate alınarak sanıkların fiilleri hakkında ek savunma hakkı verildikten sonra kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle haberleşme gizliliğinin ihlali suçundan dolayı bir değerlendirilme yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik araştırma ve yetersiz gerekçeler ile sanıklar hakkında Özel Dairece ayrı ayrı beraat kararları verilmesi ve sayın çoğunluğun bu beraat kararlarını onama düşüncesine katılmamaktayım." düşünceleriyle,
Sanıklar M.. E.., Y.. K.., R.. I.., O.. K.., M.. Ç.., M.. İ.., A.. C.., H.. K.., A.. B.., A.. Ö.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilen izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar B.. B.. ve B.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilen izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar A.. Ç.., D.. G.., H.. Ş.., İ.. I.., F.. U.., K.. K.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K.. ve S.. S.. hakkında verilen beraat kararları bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar, A.. Ö.., A.. B.., M.. E.. ve O.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
D) Sanık A.. Ç.. hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18936 soruşturma, 2017/5400 esas ve 2017/4165 iddianame numarasıyla açılan ve Bakırköy 39. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/163 esasına kayıtlı olarak görülürken bu dosya ile birleştirilen resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararında belirlenen ceza miktarına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talepleri ile sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler ve birleşen Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/9 esas sayılı dosyasında sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak sanık A.. Ç.. ve müdafisinin temyizine ilişkin yapılan incelemede;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının açmış olduğu kamu davasında sanık A.. Ç..'in Bakırköy ilçesi, Cevizlik Mahallesi, Fahri Korutürk Caddesi üzerinde yakalandığı esnada üzerinde ele geçirilen Karaman ili, Merkez Kılbasan Kasabası nüfusuna kayıtlı .....adına düzenlenmiş "S09-871316" seri nolu nüfus cüzdanının incelenmesinde basımı, desenlerdeki detay ve ultraviyole ışık altındaki görünümü yönünden sahte olarak düzenlendiği, yapılan sahteciliğin ilk nazarda ve kolaylıkla fark edilebilecek nitelikte olmaması nedeniyle iğfal kabiliyetinin olduğu belirtilerek resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep ediliği ve yargılama sırasında Özel Dairece verilen muvafakat üzerine ana dava dosyası ile birleştirildiği,
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/9 esas sayılı dosyasında; katılan H.. A..'nın, .... ve..... hakkında iletişimini izinsiz şekilde dinleyip kaydettikleri ve bu şekilde görevi kötüye kullandıkları iddiasıyla vermiş olduğu şikâyet dilekçesi üzerine yapılan soruşturma sonunda verilen 01.11.2011 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmesi üzerine, Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesince kamu davası açılması için söz konusu kararın kaldırıldığı, kendisine tevzi edilen soruşturma dosyasında sanık A.. Ç..'in bir süre sonra yeniden kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği, bu kararın da itiraz üzerine Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince 16.11.2013 tarihinde "Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararında işin yargılamayı gerektirdiğinin belirtilmesi ve kararın kesin olması karşısında kamu davası açmak yerine yeniden kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesinin isabetsiz olduğu" gerekçesiyle kaldırılması üzerine sanığın karar gereğini yerine getirmeyerek Adalet Bakanlığına kanun yararına bozma yoluna gidilmesi için başvurduğu, böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla TCK'nın 257/1 ve 53. maddeleri uyarınca Yargıtay görevli ve yetkili ceza dairesinde yargılanmasına ve dosyanın ana dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,
Soruşturma aşamasında İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarının 19.02.2017 tarihli ve 17-1759 belge sayılı raporunda özetle; sanık A.. Ç..'in üzerinde ele geçirilen ...... adına düzenlenmiş olan "SO9-871316" seri nolu nüfus cüzdanının incelenmesinde basımı, desenlerdeki detay ve ultraviyole ışık altında görünümü yönünden sahte olarak düzenlendiğinin ve yapılan sahteciliğin ilk nazarda fark edilemeyecek nitelikte olması nedeniyle iğfal kabiliyetini haiz olduğunun belirtildiği, sanığın rapora itiraz etmediği gibi sahte olarak düzenlenen kimliğin yargılama sırasında Özel Dairece de incelendiği ve ilk bakışta sahteliğinin fark edilemediği, bu nedenle iğfal kabiliyetinin bulunduğu,
Sanık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılmasına karar veren Bakırköy 9 ve 6. Ağır Ceza Mahkemelerinin kararlarında açıkça söz konusu şikâyet üzerine yargılama yapılmak üzere kamu davası açılmasının gerektiği belirtilmesine ve bu kararların CMK'nın 173/4. maddesi uyarınca kesin olmasına rağmen sanığın bu kararların gereğini yerine getirmediği anlaşılmakla;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, mahkûmiyet kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararında belirlenen ceza miktarına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talepleri her iki suç bakımından verilen mahkûmiyet kararına ilişkin sanık A.. Ç.. ve müdafisinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden Özel Dairece verilen kararın resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin oy çokluğu, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin ise oy birliği ile onanmasına karar verilmiştir.
Resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararında belirtilen ceza miktarı bakımından sanığın teşdiden cezalandırılması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
E) Sanık S.. S.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla; Oslo görüşmeleri basına sızdırılarak devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama, soruşturmanın gizliliğini ihlal etme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 3713 sayılı Kanun'un 6/1. maddesine muhalefet etme ve görevi kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı beraatine dair verilen kararlara ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2019/7 esas sayılı dosyasında, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2018 tarihli iddianamesi üzerine Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile; Oslo görüşmelerini basına sızdırma ve M.. M.. görevlisi M.Ö'nün hürriyetini tahdit nedeniyle üzerine atılı suçlardan sanığın cezalandırılması için kamu davası açılmışsa da sanığın, 25.01.2011 tarihinden itibaren sahtecilik ve dolandırıcılık bürosunda görevlendirildiği ve Cumhuriyet savcısı....ın evraklarını devraldığı, 14.04.2011 tarihli iş bölümünde sahtecilik bürosundaki görevlendirmesine devam ettiği, 25.11.2011 tarihinden itibaren CMK'nın (mülga) 250. maddesiyle görevli Cumhuriyet savcısı olarak çalışmaya başladığı, 02.07.2012 tarihinde ise CMK'nın (mülga) 250. maddesinde düzenlenen yetkisinin kalktığı, 01.01.2012 ve 15.05.2012 tarihleri arasında yurt dışı istinabe işleriyle ve Cumhuriyet savcısı S.. D..'ın yedeği olarak görevlendirildiği, M.. M.. Müsteşarlığı adına çalışan M.Ö hakkındaki soruşturmayı Cumhuriyet savcısı .....'ın yürüttüğü, gözaltı emrini ......'ın verdiği ve M.Ö'yü 20.12.2011 tarihinde gözaltına aldırarak evinin aranmasını sağladığı, M.Ö'nün PKK ile işbirliği yaptığı iddiası ile sorgulandığı, bu sırada sanık....in dosyanın diğer bir kısım sanıklarının savunmasını aldığı, M.Ö'nün müdafisi olan Av. ÜM.. M.. ... beyanına göre de sanık.....ın kendisine vermek istediği ifade suretini almadığı, bunun üzerine sanık ....'in bu sureti çekmeceye koyduğu, M.. M.. Müsteşarlığının girişimleri sonucunda 23.12.2011 tarihinde M.Ö'nün serbest bırakıldığı, UYAP üzerinden yapılan incelemeye göre dosyayı sanık .....'den başka inceleyen kimsenin bulunmadığı belirlendiğinden, sanık hakkında atılı suçlardan verilen beraat kararlarının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin reddine ve verilen kararların ONANMASINA oy birliği ile karar verilmiştir.
F) Sanık S.. K.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ve 260-212 son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin sanık ve müdafisinin temyiz taleplerine ilişkin yapılan incelemede;
Sanık S.. K..'ün, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine tamamı 55 klasörden oluşan ve fezlekesi 1005 sayfa olan soruşturma evrakını incelemeden UYAP kayıtlarına göre evrakı açma ile kararı yazıp onaylaması arasında 24 dakikanın olduğu, şüpheli olduğu ileri sürülen kişilerin suçtan elde ettiği iddia edilen mal varlıklarına el konulmasına karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken tüm mal varlıklarına el koyduğu, ayrıca şirket ortağı olan gerçek şahısların eylemlerinden dolayı "Zirve Holding A.Ş." ve "Bosphorus 360 Ltd. Şti."ndeki hisselerine el konulması gerekirken şirketin tüm ortaklarının hisselerine ve mal varlıklarına tedbir koyduğu, böylece görevinin gereklerine aykırı hareket ederek kişilerin mağduriyetine neden olduğu somut olayda;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı anlaşılmakla; sanık ve müdafisinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden Özel Dairece verilen mahkûmiyet kararının oy birliği ile ONANMASINA karar verilmiştir.
G) Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarına ilişkin yapılan incelemede;
Yukarıda isimleri belirtilen sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarında belirlenen ceza miktarları bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıklar aleyhine temyiz talebinde bulunulduğu,
Sanık A.. Ç.. hakkında beyanda bulunan tanık M.. G..'un sanık A.. Ç..'in de Adalet Müfettişi olduğunu ve ailecek görüştüklerini, örgüte mensup olanların çalıştıkları birime göre Yargıtay, Teftiş, Bakanlık gibi gruplar oluşturduğunu, bir gruptakinin diğer grup içinde olan örgüt mensubunu tanımayabileceğini, ancak aynı grupta olanların birbirlerini tanıyacağını, kendisinin 2005-2011 yılları arasında Teftiş Kurulunda çalıştığını, birlikte 4-5 aylık Bursa denetimi yaptıklarını, bu süre içinde sanığın örgüte mensup olduğunu net bir şekilde öğrendiğini ve bildiğini, sanıkla aynı sohbet grubunda yer almadıklarını ancak hemşehri olmaları ve teftişte görev yapmaları nedeniyle ailecek görüştüklerini beyan ettiği, tanık olarak dinlenen O.. A..'ın Antalya Cumhuriyet Başsavcılığında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebi ile vermiş olduğu 24.10.2016 tarihli ifadesinde; sanık A.. Ç..'in 2014 HSYK seçimlerinde kendisinden cemaatçi adaylar için oy istediğini söylemiş ise de yargılamada alınan yeminli beyanında sanık Adnan'ın kendisini aramadığını, ancak başka bir hâkim ya da savcıdan "A.. Ç.. de beni aradı." şeklinde sözler duymuş olabileceğini söylediği, etkin pişmanlıkta bulunan M.. H.. ise beyanında; sanığın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğuna dair görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını, ancak İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde çalışırken burada çalışan diğer cemaatçi hâkim ve savcılardan sanığın cemaatçi olduğunu duyduğunu, aslında bu hususu tanık D.. G..'nun da bilmesi gerektiğini, çünkü teftiştekilerin genelde birbirlerini tanıdığını, ....'nin niçin o şekilde beyanda bulunduğunu bilmediğini belirttiği, sanık A.. Ç..'in İstanbul Cumhuriyet savcısı olarak görev yaparken örgütün üst düzey elemanlarından olan İstanbul İstihbarattan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı .... ve İstihbarat Şube Başkanı .... hakkında kendisinden önce verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararın, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince eylemin yargılamayı gerektirdiği belirtilerek kamu davası açılması için kaldırılmasına rağmen dosyayı 1 yıl kadar oyalayıp yeniden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiği,
Sanık B.. B..'in; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ByLock kullandığı, kullanıcı ID'sinin "91562", kullanıcı adının "erdal008", şifresinin "yusufeli.73", ilk tespit tarihinin 16.09.2014 olduğu, ayrıca tanık S.. S.. ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık B.. K..'ın; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; "0530 ... 44 63" nolu hat üzerinden "194322" ID numarası ile ByLock kullandığı, kullanıcı adının "bora5555" olduğu, sanığı ekleyen 11 kişinin sanığa herhangi bir isim vermedikleri, tespit edilen yazışma içeriklerinden ByLock'un sanık tarafından kullanıldığının anlaşıldığı, Selam Tevhid soruşturması nedeniyle açığa alınan 49 eski hâkim ve savcının kurduğu "49'lar platformu"ndan ve Selam Tevhid soruşturmasından bahsedildiği, sanığın aynı dosya sanığı Mehmet Karababa ile 04.09.2015 tarihinde yapmış olduğu yazışmada; örgütsel toplantı yapılacağından bahsedip toplantı adresini istediği, ayrıca etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık M.. H..'nin sanığın örgütle ilişkili olduğunu ifade ettiği,
Sanık F.. U..'nun; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ID numarasının "183746", kullanıcı adının "ank664ara" olduğu, sanığı ByLock sistemine ekleyen kişilerin "....a şeklinde isimler verdiği, BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta, sanığın ByLock serveriyle 654 kez bağlantı kurduğu ve böylece ByLock'un sanık tarafından kullanıldığının anlaşıldığı, ayrıca tanıklar...... ve A.. Ş.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık H.. Ş.. hakkında beyanda bulunan tanık A.. Ş..'in kendisinin daha önce cemaat olarak bildiği örgüt içinde yer aldığını, ancak daha sonra 2011 yılında gerçek yüzünü görerek örgütten ayrıldığını, sanıkla birlikte 1986 - 1989 yılları arasında örgüte ait Bursa ilinde Nilüfer Kolejinde birlikte okuduklarını, liseden sonra kendisinin 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini, sanığın ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığını, kendisinin örgütten ayrıldığı 2011 yılına kadar sadece birkaç kez telefonla görüştüklerini, hiç yüz yüze görüşmediklerini, sanığın örgütten ayrılıp ayrılmadığı konusunda bir bilgisi olmadığını, okudukları lisenin cemaate ait olduğunu ve burada cemaat sohbetleri yapıldığını, sanık ile birlikte bu sohbetlere birlikte katıldıklarını, okulda yatılı kaldıklarını, bu sırada belletmenlerin sohbet yapıp kitap okuduklarını ve cemaat propagandası yaptıklarını, Fetullah Gülen'in kasetlerinin dinlendiğini, sosyal medyadan takip ettiği kadarıyla o zamanki okul arkadaşlarının cemaat içinde kalmaya devam ettiğini, öğrenci iken yaz kampları yapıldığını ve bu kamplara gitmenin mecburi olduğunu tanık H.. P..'ın aşamalarda, kendisinin önceleri cemaat olarak tabir edilen FETÖ/PDY terör örgütü içinde yer aldığını ve örgütteki tabirle Marmara Bölgesi imamlığı görevini Selim kod adlı ..... ile birlikte yaptıklarını, sanık H.. Ş..'in üniversitede okurken .....'ya bağlı olan semt imamlarından biri olduğunu, haftalık veya aylık olarak semt imamlarına yönelik yetiştirme ve bilinçlendirme programları yapıldığını, sanığın da düzenli olarak bu programlara katıldığını, o dönem yakın bir teşriki mesaileri olduğunu, 1993-1994 yıllarından sonra sanıkla görüşmediği için sanığın ne yaptığını bilmediğini; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, kendisinin 2002-2004 yılları arasında Erzurum ili, Karaçoban ilçesinde hâkimlik yaptığını, bu sırada ilçede yeterli kişi bulunmadığı için civar ilçelerde görev yapan örgüt üyesi hâkim ve savcılarla sohbet toplantıları gerçekleştirdiklerini, sanık H.. Ş..'in de Erzurum ili, Köprüköy ilçesinde hâkimlik yaptığını, 2 yıl içinde birkaç defa bir araya gelerek sohbet toplantılarına katıldıklarını beyan ettikleri ayrıca sanığın 30.03.2018 tarihinde gaybubet olarak tabir edilen örgüte ait evde İlhan Samast adına düzenlenmiş olan nüfus cüzdanı ile yakalandığı,
Sanık İ.. I.. hakkında beyanda bulunan tanık M.. G..'un aşamalarda; Marmaris, Dalaman, Kuşadası ve Ortaca'da görev yapan cemaat mensubu hâkim ve savcıların belirli aralıklarla sohbet toplantıları yaptığını, Marmaris'te ......'la birlikte çalıştıklarını, o dönem Köyceğiz Cumhuriyet savcısı olan ......ile sanık İ.. I..'ı bu sohbet toplantılarından tanıdığını; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık M.. H..'nin Beşiktaş Adliyesinde çalıştığı dönemde cemaatçi olan diğer hâkim ve savcılardan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak çalışan .....'den sanığın cemaatçi olduğunu duyduğunu, yaşının ilerlemiş olmasının ve kabiliyetinin sıradan olmasının cemaatten olmasına engel olmadığını, KCK yargılamalarına duruşma savcısı olarak katıldığını; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, sanığı tanımadığını belirtmekle, 19.03.2018 tarihli celsedeki beyanında sonradan düşününce dosyamız sanığı M.. Ö..'in, sanık İ.. I..'ın önceleri cemaat mensubu iken sonradan ayrıldığını söylediğini hatırladığını beyan ettikleri,
Sanık K.. K..'nun; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ByLock kullandığı, ID numarasının "463530", kullanıcı adının "kemal3452", şifrenin "kemal1234567890" olduğu, sanığı ByLock listesine ekleyen bazı kimselerin "Kazım ve Kazım Bey" olarak kaydettiği, çözülebilen ByLock mesajları incelendiğinde; Selam Tevhid soruşturması sırasında nasıl hareket edileceğine dair yol haritası çıkarmaya çalıştıklarına dair konuşmaların yer aldığı, ayrıca tanıklar....ve M.. G.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık M.. U..'ın; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün şifreli haberleşme olan ByLock iletişim sistemine dahil olduğuna ilişin BTK'dan gelen yazıya göre 1254 kez CGNAT kaydının bulunduğu ancak tespit ve değerlendirme tutanağının olmadığı, ayrıca tanıklar H.. P.., B.. Ü..cü ve ..ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları, sanığın gaybubet olarak tabir edilen örgüte ait evde yakalandığı,
Sanık M.. U.. hakkında beyanda bulunan tanık B.. B..'un, Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan beyanında; kendisinin cemaat mensubu olduğunu ve Ordu Cumhuriyet savcısı olarak kura çektiğini, burada ..... isimli şahsın Karadeniz Bölgesindeki "Taşra 3"ün bölge abisi olduğunu öğrendiğini, bu şahıs askere gidince "Taşra 3"ün bölge abliğini kendisinin yaptığını, bu yüzden bu bölgede görev yapan cemaat mensubu hâkim ve savcıları tanıdığını belirterek Trabzon İdare Mahkemesi Başkanı...ın ve eşi olan hâkimin FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğunu belirtmiş, sanığın ismini.... olarak yanlış bildirmiş ise de...ın sanık .....'nin eşi olması nedeniyle sanığı kastettiğinin anlaşıldığı; tanık ...'ın, eşinin anlatmasından dolayı Selam Tevhid dosyasında görev alan ve Trabzon'da lojman komşuları olan M.. U.. ve eşi...ın cemaat mensubu olduğunu belirtmiş ise de yargılama aşamasında alınan beyanında önceki beyanını tahmin üzerine verdiğini ve sanığın örgüt üyesi olduğuna dair somut ve kesin bir bilgisinin olmadığını beyan ettikleri, başkasına ait ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve bu tutanaktaki yazışmalarda, Gaziantep bölge imamı olduğu anlaşılan ve Burak kod adını kullanan ...'ün "201087" ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında; "439230" ID kullanan ve örgüt üyesi olan .....le yine Gaziantep Bölgesinde sivil imam olan "481727" ID'yi kullanan "Emin" kod isimli şahısla sanık M.. U..'a gaybubet evi ayarlamak için yoğun yazışmalarının olduğu, ardından "413092" ID numarasını kullanan ve yine FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olup önceleri Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı olan ve daha sonra Elazığ Hâkimliğine atanan M.. A.. ile yapmış olduğu 16.01.2016 tarihinde saat 22.17'deki yazışmada; dosyamız sanığı N.. C..'a gaybubet evinde eşlik edecek kişi olarak "Trabzon'daki menekşe hanım olabilir. onunla irtibat kurup çözümlesek iyi olacak" şeklinde mesaj yazdığı ve 19.01.2016 tarihinde saat 19.12'de de M.. A..'ın ByLock üzerinden sanık N.. C..'ın eşi olan .....'ın, .....'a hitaben "abi ben hasan, hanımın yanına arkadaş bulma durumu nasıl oldu, bir gelişme var mı, ben günlük gelip gidiyorum, hafta sonuna kadar bu şekilde devam edebiliriz, ben hanımı cuma günü eve getirsem tekrar pazar akşamı götürsem nasıl olur, menekşe hanımdan bir haber var mı" şeklinde mesaj attığı, .....'ın da 19.01.2016 tarihinde saat 20.25'te M.. A.. tarafından kullanılan ByLock'a "sa abi, bilgiyi bekliyoruz, menekşe hanım konusu ve gidip gelme meselelerinini şemsi abiye soruyorum ben de" şeklinde mesaj attığı, FETÖ/PDY terör örgütünün kendisi için önemli olan sanık N.. C..'ın yakalanmaması için onu gaybubet evine yerleştirmeye çalıştığı, onun yalnız kalmaması için yanına güvenilir birini aradıkları ve sanık M.. U..'ı yerleştirmeye karar verdikleri, ayrıca sanığın gaybubet olarak tabir edilen örgüte ait evde yakalandığı,
Sanık M.. İ..'in; ByLock iletişim sistemini kullandığına dair bilginin olduğu, ancak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının bulunmadığı, tanık Y.. V..'ın aşamalarda, 2008 yılında Kars hâkimliğine atandığında Erzurum hâkimi olarak çalışan sanıkla katıldığı bir yemekte tanıştığını, sanığın ve .... isimli hâkimin kendisine cemaat mensubu olduklarını, Kur'an ve cevşen okumasını ve bunun çetelesini tutmasını belirtip, ayrıca sanık ...in kendisinden maaşının yüzde onunu himmet parası olarak vermesini istediğini, bunu kabul etmediğini, bu yüzden kendisine soğuk davrandıklarını, Kars'ta çalıştığı 2 buçuk 3 yıllık süre içerisinde belli periyotlarla Erzurum'da sohbet toplantılarına katıldığını; tanık S.. S..'ın aşamalarda, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğunu, Erzurum'da İnfaz Koruma Memurları Eğitim Merkezi başkanı olarak çalıştığı sırada Erzurum hâkimi olan sanık ...ile sohbet toplantılarında bir araya geldiklerini, bu toplantılarda himmet parası toplandığını ve himmeti sanık....e verdiğini; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık M.. H..'nin sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık N.. C..'ın; BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta ByLock iletişim sistemine 360 kez bağlandığına ilişkin CGNAT kaydı olduğu, ancak ID numarasının tespit edilememesi nedeniyle ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağının düzenlenemediği, sanık Nalan'ın babası ...... adına kayıtlı olan "0545 ... 01 24" nolu hat ile ByLock kullanıldığının anlaşılması üzerine .... hakkında soruşturma açıldığı ve savunmasında, bu hattı damadı olan .......'a verdiğini söylediği, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları, sanık M.. U..'a ilişkin kısa açıklamalarda da bahsedildiği üzere Gaziantep bölge imamı olan "Emin" isimli şahsın "481727" ID numaralı ByLock hattı üzerinden, "85090" numaralı ID'yi kullanan ve açık kimliği tespit edilemeyen şahısla "439230" ID numaralı ByLock hattını kullanan ve FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu bilinen .....'in "201087" nolu ID'yi kullanan yine Gaziantep Bölge imamı ... ve "413092" ID numarası kullanan M.. A.. arasında sanık N.. C..'ın adı ve soyadı yazılmak suretiyle güvenli bir gaybubet evine yerleştirilmesi konusunda 2015 Aralık ve 2016 Ocak aylarında yoğun yazışmalar yaptıkları ve ayrıca bu gaybubet evinde sanığa arkadaşlık edecek güvenilir bir örgüt mensubu ayarlamaya çalıştıkları,
Sanık R.. E..'ın; ByLock iletişim sistemini kullandığına dair BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta sanığın 124 kez bağlandığına ilişkin CGNAT kaydının bulunduğu, ancak ID numarasının tespit edilememesi nedeniyle sanık hakkında tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenemediği, dosya sanığı B.. K..'ın ByLock üzerinden yine dosyamız sanığı ...... ile yazışırken sanıktan "abi" diye bahsettiği, etkin pişmanlıkta bulunan K.. T..'un Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında müdafisi huzurunda 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ertesinde olayın sıcağı sıcağına vermiş olduğu beyanında sanığın da cemaat üyesi olduğunu ve birlikte dönem pikniğine katıldıklarını beyan ederken, yargılamada tanık olarak alınan beyanında ise sanığın cemaatçi olduğunu duyduğunu söylediği, sanığın örgütün önem verdiği kumpas davalarında görev yaptığı,
Sanık S.. S..'nın Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ByLock kullandığı ID'sinin "138224", şifresinin "39813.ss", kullanıcı adının "iso75" olduğu, ayrıca tanıklar A.. Ş.. ve M.. G.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları, yakalandığında ise sayfaları sökülmüş pasaportun ele geçirildiği,
Sanık S.. D..'ın Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre ByLock kullandığı "0505 ... 24 83" numaralı cep telefonu hattı üzerinden ByLock ağına katıldığı, ID numarasının "205914", kullanıcı adının"betülzeynep0648" olduğu, ayrıca tanık ....in, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanda bulunduğu,
Sanık S.. K..'ün Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre ByLock kullanıcısı olduğu, "201871" ID numarasını kullandığı, sanığı ByLock listesine ekleyen "206161" ID numarayı kullanan Hakan Ünlü, "15770"9 ID numarayı kullanan "Harun" kod adlı kişi, "83773" ID numarayı kullanan dosya sanığı .....'nın ByLock listelerine "slymnkrçl" şeklinde kaydettikleri, sanıktan elde edilen harici harddiske zarar verildiğinin görülmesi üzerine içindeki bilgilerin elde edilebilmesi için Emniyet Genel Müdürlüğü Veri Kurtarma Büro Amirliğine gönderilmesi sonucu düzenlenen 08.03.2018 tarihli raporda Samsung Marka "320gb" harici harddiskin veri okuma ve yazma kafasının sert bir cisimle vurularak kırıldığının belirtildiği, ayrıca tanıklar.....'in, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık Ü.. Ç..'ın; BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta ByLock iletişim sistemine 189 kez bağlandığına ilişkin CGNAT kaydının bulunduğu, ancak ID numarasının tespit edilememesi nedeniyle ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenemediği, tanık S.. A.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık V.. D.. hakkında beyanda bulunan tanık S.. S..'ın aşamalarda FETÖ/PDY terör örgütüne mensup olduğunu, 2014 yılında Hopa hâkimliğine atandığında burada yapıya mensup olan V.. D.. ve .... isimli hâkimlerin olduğunu, kendisi ile Hopa'da çalışırken örgüt bağlamında 2 veya 3 defa görüştüklerini, aralarının iyi olmadığını, 2007'den sonra ise sanığı hiç görmediğini belirtmiş, soru üzerine de; görüşmelerinin dışarıdan gelen..... isimli kişinin sohbet yapması ile yapıya ait kitaplar ve risale okumak şeklinde olduğunu, Cumhuriyet savcılığında sohbet yaptıklarından bahsetmediğinin hatırlatılıp sorulması üzerine, her iki ifadesinin de doğru olduğunu, ilk ifadesinin cezaevi koşullarında 4-5 saatlik sürede alındığını, herkes ile ilgili detaylı bilgi vermesinin mümkün olmadığını; tanık B.. Ü..cü'nün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/47856 soruşturma sayılı dosyasında 12.04.2017 tarihinde alınan beyanında, Polis Akademisine devam ederken bir taraftan da Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesine kayıt yaptırdığını, 1. sınıftayken bir sınav için Konya'ya gittiğinde sınav çıkışında aynı sınıfta öğrenci olan S.. M.. ve V.. D.. ile karşılaştıklarını ve ders notları hakkında konuştuklarını, bu kişilerin ders notlarının evde olduğunu, eve gelirse verebileceklerini söylemeleri üzerine birlikte kaldıkları eve gittiklerini, sanıkların elinde Zaman Gazetesi, evlerinde de Risalei Nur ve Fetullah Gülen kitaplarının bulunmasından ve şahısların hâl ve tavırlarından cemaat mensubu olduklarını anladığını, evde bulunan Hasan Herken isimli tıp fakültesi öğrencisine sanık Vedat'ın abi diye hitap etmesinden bu şahsın ev abisi olduğunu değerlendirdiğini, yargılamada tanık sıfatıyla alınan yeminli beyanında ise, sanığın herhangi bir örgütsel faaliyetine rastlamadığını, ancak savcılıkta anlattığı şekilde sınav sonrası evlerine gittiğinde sanıkların cemaat mensubu oldukları kanaatine vardığını, sanıkla herhangi bir samimiyetinin olmadığını, hatta televizyonda İlker Başbuğ'u tutukladığını öğrenene kadar hâkim olduğunu dahi bilmediğini belirttiği ve sanığı teşhis etmesi istendiğinde teşhis edemediği; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Bu kapsamda yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkûmiyetine karar verilen sanıklar ile ilgili olarak hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, mahkûmiyet kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. ile müdafilerinin ve ayrıca Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden mahkûmiyete ilişkin hükümlerin ONANMASINA oy birliği ile karar verildi.
II- KURULUMUZCA YAPILAN İNCELEME SONUCUNDA VERİLEN BOZMA KARARLARI
Sanık M.. E.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen mahkûmiyet; özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarına yönelik verilen beraat kararları ile sanık S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin verilen beraat kararına yönelik olarak katılanlar vekillerinin, sanıklar ve müdafileri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
A) Sanık M.. E.. bakımından yapılan incelemede;
Sanık M.. E..'nin 0505 ... 97 97 nolu hat üzerinden ByLock iletişim sistemini kullandığı, Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığına yazılan müzekkere cevabında sanık hakkında ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağının düzenlenmediğinin belirtildiği, BTK'ya yazılan yazı cevabında ise ByLock sunucusuna 217 kez bağlantı sağladığının bildirildiği, Mehmet Karababa'ya ait ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında...... ile yazışan "421433" ID numaralı ve "Şeref kod Celal Abi" olarak adlandırılan örgüt imamının, 20.12.2015 tarihinde saat 00.45'te ......ya yazdığı mesajda sanık M.. E..'nin, F.Ö. isimli bir avukatın yanında çalışmayı düşündüğünü duyduğunu, o adamın tam bir saray yalakası olduğunu, uzak durmasını, bu notu Serdar kod isimli şahsa da ilettiğini söylediği, tanık G.. B.. ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ile D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulunduğu ve bu deliller kapsamında Özel Dairece sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine; özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararındaki ceza miktarının teşdiden belirlenmesi ve görevi kötüye kullanma suçu bakımından sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi; temyiz dilekçeleri kabul edilen katılanlar vekillerince özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi; sanık ve müdafisince de örgüt üyeliği suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilerek temyiz talebinde bulunulmuştur.
Sanık temyiz aşamasında gönderdiği 02.06.2023 tarihli dilekçe de şahsına karşı açılmış ve devam eden dava kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin iddia ve yargı makamına bütün bildiklerini anlatmak istediğini belirterek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini ifade etmiştir.
Terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulması, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılması, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılması amacı taşıyan etkin pişmanlık;
5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde; "(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.
(5) Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir.
(6) (Ek: 6.12.2006 – 5560/8 md.) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri birden fazla uygulanmaz." şeklinde düzenlenmiştir.
Kurumun uygulama alanıyla ilgili gerekli açıklamayı içeren madde gerekçesi ise şu şekildedir:
"Madde metninde, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili olarak etkin pişmanlık hali düzenlenmiştir.
Birinci fıkrada, örgüt kurucu veya yöneticileri ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek dolayısıyla haklarında soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç ilenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kişiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
İkinci fıkrada, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olan kişilerle ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Örgütün üyesinin, etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilmesi için, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olması ve ayırca, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu koşulların gerçekleşmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Bu koşullar gerçekleştirten sonra, kişi hakkında örgüt üyesi olmaktan dolayı soruşturma başlatılmış olması veya örgütün faaliyeti çerçevesinde başkaları tarafından suç işlemiş olmasının, etkin pişmanlık yararlanma açısından bir önemi bulunmamaktadır.
Üçüncü fıkrada ise, yakalanan örgüt üyesi ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Yakalanmış olmasına rağmen, bu fıkrada belirlenen şartların gerçekleşmesi halinde örgüt üyesi cezalandırılmayacaktır. Bu şartlardan birisi, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suç işlenişine iştirak etmemiş olmak; diğeri ise, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi veriş olmaktır. Verilen bilginin, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli olup olmadığını takdir yetkisi mahkemeye aittir.
Kişi, suç işlemek için kurulmuş olan örgütün kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmamakla birlikte, örgütün ulaştığı yapılanma itibariyle dağılmasını sağlama imkanından yoksun olabilir. Bu durumda bile, söz konusu sıfatları taşıyan kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanması sağlanabilmelidir. Bu düşüncelerle maddenin dördüncü fıkrası düzenlenmiştir. Buna göre, suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkı örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmayacaktır.
Kurucu, yönetici veya üyenin, örgüt yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgileri yakalandıktan sora vermesi halinde, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı hakkında verilecek cezada belli oranda indirim yapılması kabul edilmiştir.
Etkin pişmanlıktan yararlanarak serbest bırakılan kişiler açısından güvenlik ve topluma uyum sorunu yaşandığı bilinmektedir. Bu nedenle, etkin pişmanlıktan yararlanana kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmedilir. Bu bir yıllık süre, kişinin serbest bırakıldığı andan itibaren işlemeye başlar. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması açısından, etkin pişmanlık nedeniyle kişi hakkında cezaya hükmolunmaması ile indirilmiş cezaya hükmolunması arasında bir fark gözetilmemiştir. Uygulanmasına başlanan denetimli serbestlik tedbirinin süresi hakim kararıyla uzatılabilecektir. Ancak süre üç yıldan fazla olamaz."
06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun'la madde metnine eklenen altıncı fıkranın gerekçesi de şöyledir:
"5237 sayılı Kanunun 221'inci maddesi bir fıkra eklenmek suretiyle örgütlü suçlulukta, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya sınırlama getirilmiştir." (İzzet Özgenç, Suç örgütleri, s. 34-35)
Hukuki niteliği itibarıyla cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplerden olan etkin pişmanlık, doktrinde, gönüllü vazgeçmenin tamamlanmış suçlardaki görünüm şekli (Koca-Üzülmez, Genel Hükümler, s. 385), suçun bütün unsurları ile tamamlanmasından sonra failin bazı pişmanlık gösteren hareketler yapması durumunda, bu hareketler dolayısıyla faile ceza verilmemesini veya cezasında indirim yapılmasını ifade eden kurum (Hakeri, Ceza Hukuku, s. 452) olarak tanımlanmaktadır. Bu hâliyle gönüllülük esasına dayanan ve etkin bir pişmanlık gerektiren kurumla, suçun bütün unsurları ile tamamlanmasından sonra faile gerçekleştirilen/gerçekleştirdiği haksızlığın sonuçlarını mümkün mertebe gidermeye çalışmasına imkan verilmektedir.
Etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak yeniden topluma kazandırmaktır.
Bu husus Genel Kurulun 08.04.2008 tarihli ve 18-78 sayılı kararında şu şekilde ifade edilmiştir:
"Terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılabilmesi, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılabilmeleri bakımından 05.06.1985 tarih, 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Yasa kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bu Yasanın 2 yıllık yürürlük süresinin bitmesi üzerine aynı amaçlara yönelik olarak 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Yasa çıkarılmış, Yasanın 1. maddesi süreli, diğer maddeleri ise süresiz olarak yürürlüğe girmiştir. Anılan 1. maddenin sona eren yürürlük süresi zaman içinde 3618, 3853, 4085, 4450, 4537 sayılı Yasalarla uzatılmış ve beklenen amaca ulaşmaması nedeniyle bu kez 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasası 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe konulmuştur."
Yargısal uygulamalar ve doktrindeki görüşler dikkate alındığında etkin pişmanlık düzenlemesi yapan yasaların, bir af yasası olmayıp terör örgütü mensubu sanıkların topluma kazandırılabilmesinin yanında esasen terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, örgütün etkisizleştirilip ortadan kaldırılması ve işlenen suçların aydınlatılabilmesi amacına yönelik düzenlemeler olduğu görülmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenleme ile daha önceki yasalarda olduğu gibi süreli değil, belli süreye bağlı olmaksızın kalıcı bir uygulama imkânı getirilmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nun 314/3. maddesindeki atıf nedeniyle, anılan Kanun'un 220. maddesine bağlı olarak düzenlenen 221. maddesindeki etkin pişmanlık hükmünün, TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan silahlı örgüt mensupları ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında kalan terör örgütleri bakımından da uygulanabileceğinde kuşku yoktur.
Özel Daire ve Genel Kurulca benimsenen istikrar kazanmış uygulamaya göre örgütle ilgili suçlamaları kabul etmeyen örgüt mensupları ve etkin pişmanlık olarak değerlendirilebilen önceki ifadelerinden rücu eden failler hakkında TCK'nın 221. maddesinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için failin, örgütün dağılmasına veya mensuplarının yakalanmasına, örgütün yapısına ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin elverişli bilgi vermesi gerekir. Bu bilginin elverişliliği; örgütün örgütlenme biçimi, failin örgüt yapılanmasındaki konumu ile örgütte geçirdiği süre ve katıldığı faaliyetler gibi kıstaslar göz önüne alınarak mahkemece takdir edilecektir. Tam bir gizlilik esasına ve hücre tipi yapılanmaya dayanan örgütlerde her örgüt mensubundan örgütü dağıtacak, yapılanma şemasını ortaya koyacak bilgiler vermesi beklenemez. Ancak, konumu gereği bilmesi beklenen bilgileri de samimi olarak ortaya koymalıdır.
Her hâlükarda elverişli bilgi; örgütte zafiyet yaratacak, örgüte önemli boyutta zarar verecek, örgüt faaliyetlerini belli ölçüde sekteye uğratacak boyutta olmalıdır.
Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği konusunda yeterli şüpheye ulaşsa dahi, cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlığın varlığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir (CMK'nın 171/1. maddesi). Bu karara karşı itiraz kanun yoluna başvurulamaz. (CMK'nın 173/5. maddesi)
TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlığın uygulanma koşulları:
I) Birinci fıkranın uygulanma şartları:
a) Örgüt kurma ve yönetme suçu tamamlanmış olmalıdır.
b) Örgütün amacı doğrultusunda henüz bir suç işlenmemiş olmalıdır.
c) Örgüt kurma suçu ile ilgili henüz bir soruşturmaya başlanmamış olmalıdır.
d) Örgüt kurucusu ya da yöneticisi örgütü dağıtmalı veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlamalıdır.
e) Dağıtma veya bilgi verme bizzat örgüt kurucusu ya da yöneticisi tarafından yapılmalıdır.
Bu şartlar gerçekleşmişse faile ceza verilemeyecektir.
II) İkinci fıkranın uygulanma şartları:
a) İşlenen suçun örgüt üyeliğinden ibaret olması,
b) Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suçun işlenişine iştirak etmemesi,
c) Gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara iletmesi gerekmektedir. İlgili makam, adli makamlar olabileceği gibi soruşturma mercisine haber vermekle yükümlü olan valilik veya kaymakamlık gibi idari makamlar da olabilir (CMK'nın 158/2. maddesi). Elçilik ya da konsolosluklar da olabilir (CMK'nın 158/3. maddesi). (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.04.2009 tarihli ve 2008/9-223 Esas 2009/87 Karar sayılı kararı)
Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suçun işlenişine iştirak etmemesinden anlaşılması gereken nedir?
İlgili Özel Daire ve Genel Kurulca benimsenen yerleşik uygulamaya göre; işlenen suçun, amaç suçlar (TCK'nın 302 ve 309. maddeleri) yönünden öldürme ve öldürmeye teşebbüs, nitelikli yaralama, yağma, işkence, bir kısım nitelikli hürriyeti tahdit suçları gibi vahim nitelikte eylemlerden olmaması gerekir.
Bu fıkranın uygulanabilmesi için örgüt mensubu hakkında suç soruşturmasının bulunmaması, bu kişinin suç işlediği yetkili mercilerce bilinmemesine rağmen örgüt üyesi olduğunu ve örgütten rızasıyla ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu kişilerin yasadan yararlanabilmesi için örgüt hakkında bilgi vermesi de zorunlu değildir.
"Örgüt üyesi olup örgütten kendiliğinden ayrılarak teslim olan ve pişman olduğunu beyan eden ve buna göre de konumu 5237 sayılı TCK'nın 221/2. maddesi kapsamında bulunan sanığın, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak edip etmediği İçişleri Bakanlığı’ndan da sorulup araştırılarak, 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesinin 3.fıkrasının 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümleri bu suç açısından da aynen uygulanır' amir hükmü karşısında, örgüt kurma suçu kapsamında bulunan 5237 sayılı TCK'nın etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinde 765 sayılı TCK'nın 170. maddesinin uygulanabilmesi için aranan silahlı örgüt tarafından amaç suçun işlenmemiş ya da amaç suçun işlenilmesine kalkışılmamış olması gerektiğine ilişkin bir koşul öngörülmediği de gözetilmek suretiyle, sanığın hukuki durumunun sonucuna göre tayin ve takdir edilmesi gerekir." (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 19.12.2006 tarihli ve 2006/5670 Esas 2006/7410 Karar sayılı kararı)
Bu şartlar gerçekleştiğinde örgüt üyesi hakkında soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma safhasında ise ceza verilmesine yer olmadığına karar verilecektir.
III) Üçüncü fıkranın uygulanma şartları:
a) Fail, örgüt üyesi olmalıdır. Kurucuya ve yöneticiye bu hak tanınmamıştır.
b) TCK'nın 221/2. maddesinde olduğu gibi örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suça iştirak etmeden yakalanmış bulunmalıdır.
c) Örgüt üyesi pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermelidir. Verdiği bilgi tek başına örgütü çökertecek nitelikte olmasa bile, zafiyete uğramasına ve önemli sayılabilecek miktarda üyesinin ya da silah veya malzemesinin ele geçirilmesini sağlaması gereklidir. Bu koşulların gerçekleşmesi cezasızlık sebebidir.
IV) Dördüncü fıkranın uygulanma şartları:
TCK'nın 221/4. fıkrası örgüt suçlarında etkin pişmanlığın en geniş şekilde uygulanma alanı bulduğu düzenlemedir.
Söz konusu fıkrada iki tür pişmanlık hükmüne yer verilerek failin gönüllü teslim olduktan sonra bilgi vermesi cezayı ortadan kaldıran, yakalandıktan sonra bilgi vermesi ise cezayı azaltan sebep olarak kabul edilmiştir.
a) Örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüt adına suç işleme veya örgüte yardım etme suçunun faili olmalıdır.
b) Kişi gönüllü olarak teslim olmalıdır. Örgüt mensupları ile anlaşmazlığa düşmesi veya ailevi nedenlerden dolayı teslim olmasının önemi yoktur. Önemli olan, teslim olmanın iradi olması ve dış etkenlerin zorlamasıyla olmamasıdır.
c) Failin, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi gerekir. Örgüt mensuplarının işlediği suçlar hakkında bilgi vermelidir. Sadece örgüt üyelerinin isimlerini söylemesi yeterli değildir. Genel olarak örgütün yapısı, kurucusu, yöneticisi, örgütün büyüklüğü, amaçları, faaliyetleri, gelir kaynakları, varsa silahları gibi hususlarda bilgiler vermelidir. Örgütün genişliği veya gizliliği nedeniyle bilgileri sınırlı ise verdiği bilgilerin samimiyeti çerçevesinde etkin pişmanlıktan yararlanabilir.
Bu açıklamalar ışığında; terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulması, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılması, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılması amacı taşıyan etkin pişmanlık hükümlerinin 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde düzenlendiği, anılan maddenin 4. fıkrasının son cümlesinde; “Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.” şeklinde yapılan düzenleme ile suç işlemek için kurulmuş olan örgütün kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmamakla birlikte, örgütün ulaştığı yapılanma itibarıyla dağılmasını sağlama imkânından yoksun olabileceği, bu durumda bile söz konusu sıfatları taşıyan kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanmasının sağlanabileceği anlaşılmakla, temyiz incelemesinden önce tüm bildiklerini samimi olarak anlatıp yardım etmek amacı taşıdığını belirten sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya ilişkin talebin kabul edilmesine ve bu nedenlerle de silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen mahkûmiyet ile özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılanlar vekilleri ile sanık ve müdafilerinin temyiz talepleri yönünden sair yönleri incelenmeksizin silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından oy çokluğu, diğer suçlar bakımından oy birliği ile BOZULMASINA karar verilmiştir.
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı .....;
"Sanık M.. E.. temyiz aşamasında gönderdiği 02.06.2023 tarihli dilekçe de şahsına karşı açılmış ve devam eden dava kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin iddia ve yargı makamına bütün bildiklerini anlatmak istediğini belirterek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini ifade etmiş ise de kendisini savunması ve bildiklerini anlatması için kendisine yeterli süre verilen sanığın tüm aşamalarda inkar niteliğinde beyanlarda bulunduğu, dosyanın bulunduğu aşamada ise özellikle dilekçesinde herhangi bir bilgi vermeyip yalnızca soyut ifadelerle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini beyan etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve bu suretle mahkûmiyet kararının onanmasına karar verilmesi gerekmektedir" şeklindeki görüşü ile,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi Aytekin Cenikli; "Sanık M.. E.. etkin pişmanlıktan faydalanmak istemiştir. Sanığın uzun yıllar hakimlik yapmış olması göz önüne alınarak mahkemeye sunmuş olduğu dilekçede etkin pişmanlık hükümlerini içeren mahkemenin işine yarayacak şekilde olmayan sadece etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği beyanı dışında hiçbir bilgi belge sunmadığından bu dilekçesinin yargılamayı uzatmaya yönelik olduğundan, sanığın etkin pişmanlıktan yararlanması amacıyla kararın bozulması yönünden oy kullanan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.", şeklindeki görüşü ile,
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın dilekçesinin ayrıntılı olmadığı, bu aşamada hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve bu suretle sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağı, düşünceleriyle
Karşı oy kullanmışlardır.
B) Sanık S.. K.. bakımından yapılan incelemede;
Ana dava dosyasındaki belirtilen soruşturma kapsamında sanık S.. K..'ün Hükûmete karşı suç, silahlı terör örgütüne üye olma, görevi kötüye kullanma, siyasal veya askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi, resmi belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından ve ayrıca Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ile de yine örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi için kamu davaları açılması üzerine Özel Dairece yapılan yargılama sonucunda, sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine; hükûmete karşı suç, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi, resmi belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ve görevi kötüye kullanma suçlarından beraatine; siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının ise tefrikine karar verilmiştir.
Kurulumuzca yapılan inceleme sonucunda sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı ile hükûmete karşı suç, özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin kaydedilmesi suçlarına yönelik verilen beraat kararlarının onanmasına, tefrike ilişkin verilen kararlara yönelik temyiz taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebine gelince;
Kurulumuz kararının ilgili "Temyiz konusu eylemlere ilişkin genel anlatım" başlıklı bölümünde özetle anlatımı yapılan soruşturma konusunda 413 kararı bulunan sanığın Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri A.. B.., Dışişleri Bakanı Danışmanı.... O.. S.., N.. K..'un danışmanı F.. T.., Tarım Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı .....(kart hts tespit), TRT Genel Müdür Yardımcısı N.. G.., Anadolu Ajansı Müdür Yardımcısı Ö.. E.., AK Parti Milletvekili F.. K.., İranlı diplomatlar İraj ve .....hakkında iletişim tespitine dair verdiği kararlar bakımından örgüt üyesi olduğu anlaşılan sanığın vermiş olduğu kararları ve talepleri incelenip usul ve yasaya aykırı olan kararları ayrılarak eyleminin değerlendirilmesi gerekirken eksik araştırma sonucunda ve ayrıca tüm sanıkların görevi kötüye kullanma kastıyla hareket ettiklerine ve suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların bu maksatla anılan kararları talep ettiklerine ve suç tarihinde hâkim olan sanıkların da bu maksatla anılan kararları verdiklerine dair kesin, somut ve mahkûmiyete yeter delil elde edilemediği şeklinde genel bir gerekçeyle beraat kararı verilmesi usul ve kanuna aykırı olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebinin kabulüne ve temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü taleplerinin reddi ile beraat kararının oy çokluğu ile BOZULMASINA karar verilmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı .....;
"Dosya kapsamında yargılanan ve soruşturmaya konu olayda kararları bulunan diğer hakim ve savcılar hakkında verilen beraat kararlarında açıklandığı üzere cezalandırılması talep edilen sanıklar dışında başkaca hâkim ve savcıların da benzer mahiyette kararlarının bulunması, sanıkların kastları şüphe oluşturmakla birlikte cezalandırılmaları için yeterli kanaati oluşturmaması, dinlemelerin bizzat yapılmaması, dosya kapsamında tapelerin bulunmaması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06.04.2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında dinleme işleminin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirilmesi, İstanbul 1 No'lu TMK Hâkimliğinin 10.02.2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) alınan imajı üzerinden 25.02.2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında tanzim edilen rapor içeriğine göre TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22.01.2014 tarihinde saat 03.14 itibarıyla ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmaması, sanıkların talep ve karar dışında atılı suçlara ilişkin olarak özellikle suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların kolluk güçlerinin maddi delillere istinaden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik takip yapılması yönünde talepte bulunmaları, suç tarihinde hâkim olan ve bu yönde karar veren sanıkların iletişimin tespiti sırasında kimin kim ile konuştuğuna ve hangi konuşmaların TAPE hâline getirildiğine dair bilgilerinin olmaması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde; amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Bu suretle sanık hakkında verilen beraat kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği," şeklindeki görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanık hakkındaki beraat kararın onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünceleriyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin 30.06.2021 tarihli ve 2-1 sayılı:
1- a) Sanıklar A.. B.., İ.. I.. ve S.. D.. müdafilerinin, katılanlar H.. D.., S.. K.., H.. Ç.., M.. B.., F.. I.., A.. K.., C.. Y.., B.. Y.., M.. C.. ve K.. T.. vekilleri ile katılan S.. Y..'ın gerekçeli kararın kendilerine usulüne uygun olarak tebliğ edildikten sonra herhangi bir temyiz dilekçesi sunmadıkları gibi süre tutum dilekçelerinin de temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 295. ve 298. maddeleri uyarınca OY BİRLİĞİ ile REDDİNE,
b) Katılanlar M.. M.. Başkanlığı, R.. E.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.., L.. G.., M.. T.., M.. M.., Ö.. D.., E.. A.., H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.., H.. A.., M.. Ö.., İ.. K.., S.. T.., İ.. Y.. ve ... vekillerinin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, siyasal veya askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin temyiz talepleri bakımından; anılan suçların niteliği itibarıyla suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan kişilerin hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, temyiz istemlerinin OY BİRLİĞİ ile CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
c) Sanıklar M.. Ö.. ve M.. B.. müdafilerinin sanıklar hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan açılan kamu davalarının mükerrer açılması nedeniyle CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine ilişkin temyiz istemlerinin, dilekçelerinde belirttikleri taleplerinin kararın gerekçesine yönelik olmadığı ve temyiz etmelerinde de hukuki yarar bulunmadığından, CMK’nın 298/1. maddesi gereğince OY BİRLİĞİ ile REDDİNE,
d) Katılan T. C. C.. C.. vekili, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisinin, sanık H.. K.. müdafisinin ve sanık İ.. I..'ın siyasal veya askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının tefrikine ilişkin temyiz taleplerinin OY BİRLİĞİ ile 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
e) Yargıtay Cumhuriyet savcısının, sanık M.. U.. hakkında (4 kez) resmî belgede sahtecilik suçundan beraatine ilişkin 30.06.2021 tarihinde tefhim edilen hükmü gerekçe içermeyen müddeti muhafaza dilekçesi ile temyiz ettiği ve 12.07.2021 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde ise bu suç yönünden temyiz talebinde bulunmadığı anlaşılmakla bu suç açısından temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca OY BİRLİĞİ ile REDDİNE,
2-a) Hükûmete karşı suç bakımından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanık Ü.. Ç.. müdafileri ile tüm sanıklar yönünden de katılan C.. C.. vekilinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİ ile anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
b) Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., M.. E.., H.. K.. ve O.. K.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararları bakımından sanık H.. K.. müdafisi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve hükümlerin sanıklar H.. K.., O.. K.. ve M.. E.. kurulan hükümlerin OY BİRLİĞİ, sanıklar A.. Ö.. ve A.. B.. bakımından kurulan hükümlerin ise OY ÇOKLUĞU ile ONANMASINA,
c) Sanık S.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden, sanıklar A.. C.., A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. K.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. İ.., M.. B.., M.. Ç.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. I.., R.. E.., S.. S.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.. ve Y.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden verilen beraat kararlarına ilişkin olarak katılanlar R.. E.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.. ve L.. G.. vekilinin, katılanlar R.. E.., H.. F.. ve B.. B.. vekillerinin, katılanlar M.. T.., M.. M.. ve Ö.. D.. vekillerinin, katılan E.. A.. vekilinin, katılanlar H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.. vekillerinin, katılanlar H.. A.., M.. Ö.. vekillerinin, katılanlar İ.. K.. ve S.. T.. vekillerinin, katılan İ.. Y.. vekilinin ve katılan Abdulhamid Gül vekilinin, sanıklar H.. K.., B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., Ü.. Ç.. müdafileri ile sanık M.. U..'ın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY ÇOKLUĞU ile ONANMASINA,
e) Sanık A.. Ç.. hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18936 soruşturma, 2017/5400 esas ve 2017/4165 iddianame numarasıyla açılan ve Bakırköy 39. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/163 esasına kayıtlı olarak görülürken bu dosya ile birleştirilen resmî belgede sahtecilik suçu ile birleştirilen Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/9 esas sayılı dosyasında görülen kamu davası bakımından sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talepleri ile her iki suç bakımından verilen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak sanık A.. Ç.. ve müdafisinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılıCMK'nın 302/1. maddesi uyarınca Özel Dairece verilen hükmün resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin esastan reddine OY ÇOKLUĞU; görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükmün ise esastan reddine OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
f) Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanıklar ve müdafilerinin temyiz taleplerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
g) Sanık S.. S.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla; Oslo görüşmeleri basına sızdırılarak devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama, soruşturmanın gizliliğini ihlal etme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 3713 sayılı Kanun'un 6/1. maddesine muhalefet etme ve görevi kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı beraatine dair verilen kararlara ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
h) Sanık S.. K.. hakkında 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ve 260-212 son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
3- a) Sanık M.. E.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen mahkûmiyet, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarına yönelik verilen beraat kararlarına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılanlar vekilleri ile sanık ve müdafilerinin temyiz talepleri bakımından sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğine yönelik talepleri dikkate alınarak sair yönleri incelenmeksizin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükmün OY ÇOKLUĞU ile diğer suçlardan verilen hükümlerin OY BİRLİĞİ ile BOZULMASINA,
b) Sanık S.. K.. hakkında ana dava dosyasında görevi kötüye kullanma suçunda verilen beraat hükmü bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın temyiz taleplerinin kabulü ile atılı suçun sabit olduğu gözetilmeden sanığın beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden anılan hükümlerin OY ÇOKLUĞU ile BOZULMASINA,
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden geçerli olarak kapatılmasına ve tüm işlerin Yargıtay 3. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,08.06.2023 tarihinde yapılan ilk müzakerede sanıklar S.. K.., M.. U.., D.. G.., B.. K.., B.. B.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükümleri bakımından yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.06.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede karar verilmiştir.
-TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.. F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
-TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
-A.. B.., A.. Ö.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu beraat bozma
-TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. B.., A.. Ç.., A.. Ö.., B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., H.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K.. )
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı ( A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
-Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
Gökhan KARABURUN
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
A.. Ö.., A.. B.., görevi kötüye kullanma suçu beraat bozma
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç.., B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç.., B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (M.. E.., O.. K.., A.. Ö.., H.. K.., M.. İ.., M.. Ç.., R.. I.., Y.. K.., A.. C.., A.. B.., A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., M.. E.., O.. K..)
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
B.. B.., B.. K.., D.. G.. M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
Sanık M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararının bozulması
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
3. Ceza Dairesi, 2021/4375 E., 2022/1552 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2018 tarih ve 2015/202 - 2018/196 sayılı kararı
tam metni aç
maddesi gereği diğer sanıkların üzerine atılı TCK'nın 244/1-2-3 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 5 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay, TCK'nın 244/2, 244/3, TMK'nın 5/1, 53, 58/9.
3. Ceza Dairesi 2021/4375 E. , 2022/1552 K.
"İçtihat Metni"
İlk Derece Mahkemesi : Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2018 tarih ve 2015/202 - 2018/196 sayılı kararı
Suç: Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya Askeri casusluk amacıyla temin etme, Silahlı terör örgütüne üye olma, Bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme olma suçundan mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden; 20.01.2015
Hüküm : Sanıklar ..., ... ve ...'un 5237 sayılı TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 314/2, 312, 3713 sayılı TMK'nın 5/1 maddelerinden; ...'ın TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 314/2, 312, 244/1-2-3, TMK'nın 5/1 maddelerinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine,
Sanıklar ..., ..., ..., ...'ın TCK'nın 312, TCK'nın 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 220/5. maddesi gereği diğer sanıkların üzerine atılı TCK'nın 244/1-2-3 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 5 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay, TCK'nın 244/2, 244/3, TMK'nın 5/1, 53, 58/9. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar ..., ...'ün TCK'nın 312, TCK'nın 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 220/5 maddesi gereği diğer sanıkların üzerine atılı TCK'nın 244/1-2-3 maddelerinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın TCK'nın 312. maddesinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar ..., ...'in TCK'nın 312. maddesinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53
maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın
5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay, TCK'nın 244/2, 244/3, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanık ...'in TCK'nın 312. maddesinden
CMK'nın 223/2-e maddesi gereği beraatine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay, TCK'nın 244/1, 244/3, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 6 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'in TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 312, TMK'nın 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanık ...'in TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 312, 244/2,3, TMK'nın 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği beraatine, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi
Temyiz edenlerin sıfatı, başvurularının süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Bir kısım sanıklar ve müdafiilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkan sağlanıp, bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında, savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
I-Katılanlar ..., Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ... vekilleri ile müştekiler ..., TÜBİTAK, ..., ... vekillerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
1-Katılan T.C. Cumhurbaşkanlığının, silahlı terör örgütüne üye olma, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından;
2-Katılan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından;
3-Katılan ...'in, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından;
4-Müştekiler ..., TÜBİTAK, ..., ...'ın, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından;
Bu suçların niteliği itibariyle doğrudan doğruya zarar görmedikleri, bu nedenle de davaya katılma hakları ve bu suçlar yönünden kurulan hükümleri temyiz yetkileri bulunmadığından, katılanlar vekilleri ile müşteki vekillerinin bu suçlara yönelik temyiz istemlerinin, CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 08.06.2020 ve 16.06.2020 tarihli temyiz istemlerinin reddine dair ek kararlarının ONANMASINA,
II-Katılan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu vekilinin bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından verilen beraat kararlarına; katılan ... vekilinin, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçundan verilen beraat kararlarına; sanıklar müdafilerinin, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
Sanıklar hakkında bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen beş yıldan az hapis cezalarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının CMK'nın 286/2-a maddesi ve on yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararlarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının CMK'nın 286/2-g maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğu anlaşılmakla, katılanlar vekillerinin ve sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 08.06.2020 ve 03.07.2020 tarihli temyiz istemlerinin reddine dair ek kararlarının ONANMASINA,
Temyiz istemlerinin reddi nedenleri belirlenmekle, işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
III-HUKUKİ AÇIKLAMALAR:
Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden, hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere ağır yaptırımlar öngörmektedir. 5237 sayılı Ceza Kanununda, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlığı altında, ikinci kitap, dördüncü kısım, yedinci bölümde 326. ile 339. maddeler arasında düzenlenmiştir.
Sır, sözlükteki kelime anlamı bakımından; “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen”, “gizli kalan, gizli tutulan şey”, “aklın erişmediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey”, “giz, gizem”, “bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem” olarak tanımlanmaktadır.
Ceza kanunu dışındaki yasalar ile uluslararası hukukta da devlet sırrına ilişkin tanımlara ve düzenlemelere yer verilmiştir.
AİHS'nin 10/2. maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “devlet sırrı” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır.
Anayasanın 26/2. maddesinde; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik; kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir” denilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceği belirtilirken, devlet sırrı kavramına da yer verilmiştir:
Yine, Anayasanın 28. maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilerek; "...Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir.
Ayrıca, mevzuatta devlet sırrına ilişkin çeşitli tanımlar da mevcuttur;
''Sır''dan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler"dir (TCK.m. 326 madde-gerekçesi).
Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek Anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m. 3).
Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı; "açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir."
Ceza Muhakemesi Kanununun 47. maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır.
Yine, aynı Kanunun 125. maddesine göre, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükmü yer almaktadır. Yani mahkeme hakiminin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır.
Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir;
1-"Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler."
2-"Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler."
3-"Devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler."
Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir.
TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330. maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler" kastedilmektedir.
Özünde devlet sırlarının, sırrın objektif ve sübjektif şartını birlikte taşıması gerekir. Bir şeyin sır olabilmesi için devletin bu şeyin sır olarak saklanması hususunda sübjektif iradesi olmalıdır. Bu bilginin sır niteliği taşıması için önceden resmi makamlarca açıklanması gerekmez. Devletin o bilginin gizliliği konusundaki zımni iradesi yeterlidir.
Objektiflik unsuru, başkaları tarafından bilinmesi ile ilgilidir. Sır olarak gizlenmek istenen şey başkaları tarafından biliniyor ya da bilinmesi gerekiyorsa sır niteliği taşımaz (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, Seçkin Yayınları, Ankara, 2018, 2. Baskı, s. 70).
Kamuya açıklanmış, gizli kalması gereken şey, herkesin bildiği şey haline gelmişse sır olmaktan çıkacaktır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken husus, “Rivayet, tahmin gibi hususlar bilginin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz" (Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt 2, Seçkin Yayınları, 1993, s. 1038).
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve haberleşme imkanlarının artması devlet sırlarını korumayı zorlaştırmaktadır. Her ne kadar devletlerin sırları konusunda çeşitli yayınlar yapılıyorsa da, doğruluğu herkesçe malum olmadıkça, gizli kalması gereken bilgilerin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz (Askeri Yargıtay 3. Dairenin 25972 ve 1972/5-21 sayılı kararı).
TCK'nın 334, 335, 336 ve 337. maddeleri, ''yetkili makamların, kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler''den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir.
Bunun haricinde, özünde devlet sırrı olmayan veya yetkili makamların açıklanmasını yasaklamadığı devlet güvenliğini ilgilendirmeyen, ancak devletin idaresine ilişkin olan, kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenilirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK'da İkinci kitap. Dördüncü kısımda, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında, 258. madde ile "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir.
Türk Ceza Hukuku yönünden, yetkililerce veya düzenleyici işlemlerle açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir.
Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir.
Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişiler veya bireylerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir.
Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye, açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz.
Devletin idari makamları veya organları, bilgi, belge veya şeylere, açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler.
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır.
a)Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
b)Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
c)Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
d)Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılmaktadır.
Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, siyasal veya askeri casusluk amacı ile temin edilmesi halinde, TCK'nın madde 328'de düzenlenen casusluk suçu; böyle bir amaç olmaksızın temin edilmesi halinde ise, TCK'nın 327. maddesinde tanımlanan suç oluşacaktır.
765 sayılı Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Ceza Kanununda "casusluk" açık bir şekilde tarif edilmiş değildir. Öğretide, "casusluk; bir bilgi ya da hedefe ulaşmak için yapılan gizli haber alma faaliyetine yönelik organizasyon ve metotların tümüne verilen addır. Casus ise bu faaliyeti yürüten kişidir” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 49).
Siyasi casusluk ise, yabancı devlet yararına Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet ekmekte olanların zararına olacak bilgilerin toplanması şeklinde tanımlanabilir. Casusluk suçları ile ilgili düzenlemelere
bakıldığında, tanımlama; “devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek veya açıklamak” şeklinde de yapılabilir.
Bu suç, soyut tehlike suçudur. Suçla korunan hukuksal menfaat; “devlet güvenliği, devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir. Suçun faili herkes olabilir. Suçun maddi konusu; devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibariyle, gizli kalması gereken bilgiler yani özünde devlet sırrı olan bilgiler olarak tayin edilmiştir. Mezkur maddelerde geçen belge ve vesikadan kasıt; “bir gerçeğe tanıklık eden yazı, resim, film vb. vesika, dökümandır. Evrak; “kağıt yaprakları, kitap sayfaları, resmi kurumlarda işlem gören belgeler, yazılmış kitaplar, mektuplar ve yazılar” anlamında kullanılan Arapça'dan gelen bir isimdir.
Suçun maddi unsuru; suça konu bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla “temin etmek” tir. Bilgiyi içeren belgenin elde edilmiş olması, keza temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi şart değildir. “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 220). Suçun tamamlanması için bilginin başkasına aktarılması şart değildir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24.02.1940 tarih ve 1940/828-477 sayılı kararıyla, “Malumatın tesadüfi olmaksızın casusluk kast ve niyetiyle gayret ve mesai sarf edilerek istihsalinin lüzumlu olduğuna” işaret edilmiştir.
Suçun manevi unsuru; genel kasttır. Ancak bazı hallerde, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının fail tarafından bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, suçun oluşumu için yeterli görülmeyebilir. Bu gibi hallerde, suç tipinde kişinin kastı dışında ayrıca belli bir saikle hareket etmesi aranmıştır. Saik; amaç ya da gaye, kasttan önce gelen, kastı hazırlayan bir duygu ve düşüncedir. Suçun işlenmesine neden olan gerekçedir. Saik, her ne kadar suçun unsuru değil ise de, manevi unsurun gerçekleşmesi bakımından aranan husus haline gelebilir. Bu bağlamda, siyasi ve askeri casusluk suçlarında özel saik aranmaktadır. Esasen Ceza Kanununun 327. maddesinde tanımlanan suç ile 328. maddede tanımlanan suçu ayıran en temel kriter “casusluk maksadı”dır.
Askeri Yargıtay'ın bir kısım kararlarında (Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 02.10.1997 tarih ve 1997/98-114 sayılı kararı gibi) “casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığı” suçun oluşumu için aranmakta ise de bu düşünce doktrinde yerinde görülmemiştir. “Fail, herhangi bir ülke ya da organizasyon ile anlaşma olmadan bilgi ve belgeleri temin edip, sonradan belirleyebileceği bir devlete servis edebilir” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 224). Bu itibarla, maddede olmayan bir şartın, suç tipinin oluşumu için aranması yerinde değildir. Madde metninde ve gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi siyasal ve askeri casusluk maksadı manevi unsur içinde değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Bilindiği üzere kast, kişinin iç dünyasıyla ilgili kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği hallerde iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara, bir başka deyişle eylemle birlikte ortaya çıkan duruma bakılarak belirlenmesi gerekir. Bu kapsamda kastın belirlenmesinde; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zaman ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amacı ve süreç içerisinde gerçekleştirdiği, gerçekleştireceği faaliyetleri gibi kriterlere bakılmalıdır. Özel olarak istihbaratta görevlendirilmiş kişilerin (MİT, Emniyet ve Jandarma istihbaratı) izinsiz bilgi paylaşımı halinde casusluk maksadının bulunduğu kabul edilmelidir. Zaman ve yer açısından ise, ülkeler arası ikili ilişkilerin gergin olduğu zamanlarda ya da terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemde sır niteliğindeki bilgilerin temin edilmesi halinde casusluk kastının varlığı kabul edilebilir.
Bu minvalde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu’nda görevli bulunan Bakanlar ve Kuvvet Komutanlarının milli güvenlikle ilgili gerçekleştirdikleri faaliyetler dolayısıyla dinlenilmeleri devlet sırrı kabul edilebilecek bilgiler bakımından siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmelidir.
Öğretide de kabul edildiği gibi, casusluk amacı ile bilginin temin edilmesi suçun oluşumu için yeterlidır. Başka bir ülkeye veya yapıya vermek zorunlu değildir. Aksine kabul, kanun koyucunun madde metni ve gerekçesinde yer vermediği bir unsurun içtihat yoluyla kanuna eklenerek kanun koyucunun iradesinden farklı bir kanun yapmak anlamına gelecektir.
IV-DOSYA KAPSAMI İTİBARİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN EYLEM VE FAALİYETLER:
Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan mahkumiyetlerine karar verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin TÜBİTAK'da görev yaptıkları, olay tarihlerinde ...'ın TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve BİLGEM Başkanı olduğu, ..., ..., ..., ... ve ...'nin MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarıyla ilgili projede görev alan TÜBİTAK çalışanları oldukları; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yaptıkları, olay tarihlerinde ...'in Telekomünikasyon İletişim Başkan Vekili, ...'nun Bilgi Sistemleri Daire Başkanı, ...'in Hukuk İşleri Daire Başkan Vekili, ...'ın Teknik İşler Daire Başkanı, ...'ün Veri İşlemleri Koordinatörü, ...'in Veri Tabanları Koordinatörü, ...'in Veri Eşleştirme Koordinatörlüğünde İletişim Uzmanı, ...'in Veri Eşleştirme Koordinatörlüğü İletişim Uzman Yardımcısı, ...'ın Veri İşlemleri Koordinatörlüğü İletişim Uzmanı, ...'ın Veri İşlemleri Koordinatörlüğü İletişim Uzman Yardımcısı olarak görev yaptıkları belirlenmiştir.
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin TÜBİTAK BİLGEM'de görev yaptıkları, herhangi bir kurumdan bu konuda bir talep olmadığı halde kriptolu oldukları ve dinlenilmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle MİLCEP K-2 model kriptolu cep telefonlarının üretimini, tüm yazılım ve donanım tasarımını gerçekleştirdikleri, sanık ...'ın TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve BİLGEM Başkanı olarak proje baş sorumlusu olduğu, sanık ...'ın proje yönetimi, donanım tasarımı, u-boot ilk yükleyici kodlarının geliştirilmesi, gömülü linux çekirdek kodlarının geliştirilmesi, işletim sistemi entegrasyonu sorumlusu olduğu, sanık ...'in telefon uygulama katmanı (Otopia) geliştirilmesi sorumlusu olduğu, sanık ...'in NATO SCIP kripto protokolünün gerçekleşmesi sorumlusu olduğu, sanık ...'nin telefon uygulamalarının geliştirilmesi ve sertifikalarının yüklenmesi sorumlusu olduğu, sanık ...'nin ise uygulama geliştirme laboratuvarının ağ ve sistem sorumlusu olduğu, sanıkların MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarını kullanıma hazır hale getirdikten sonra Başbakan, Başbakan Yardımcıları, TBMM Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve Başbakanlık Başmüşaviri gibi üst düzey devlet görevlilerinin hukuka aykırı olarak dinlenmelerini sağlamak amacıyla bu cep telefonlarının IMEI numaralarını ve şifreleme anahtarlarını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yapan diğer örgüt üyelerine verdikleri belirlenmiştir.
Yine, davaya konu olan MİLCEP-K2 kriptolu cep telefonları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde kriptografik açıdan çok büyük açıklar tespit edilmiştir. Bilirkişi raporundaki tespitlere göre; kriptografik kurallara uyularak gerçekleştirilmiş yüksek güvenlik düzeyli bir kriptolu cihazın en güncel bilgisayar teknolojisi ve en ileri teknik olanaklar ile kırılması pratik olarak mümkün değildir. Örneğin, gerçek anlamda bir kriptolu cihazın trilyonlarca yüksek kapasiteli bilgisayar kullanılsa dahi kırılması trilyonlarca yıldan fazla zaman gerektirmesine rağmen; MİLCEP-K2 kriptolu cep telefonlarının kriptografik açıdan çok zayıf olduğu uygulamalı testlerle tespit edilmiştir. Bu testlerde; standart bir dizüstü bilgisayar işlemci gücüyle standart bir dizüstü bilgisayardaki hafıza kapasitesiyle yaklaşık 45 saniye içinde kriptolu gönderilen kapalı metnin tamamen kırılabildiği belirlenmiştir.
Bu itibarla, güvenlik açığı bulunan MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarının 2011 yılı içinde üretimine başlanmış olup; üst düzey siyasetçilere, yargı mensuplarına ve güvenlik bürokrasisi mensuplarına 25.12.2012 tarihi itibarıyla teslim edilmiş ve bu telefonlar hukuka aykırı dinlemelerin ortaya çıktığı 26.06.2014 tarihine kadar kullanılmıştır.
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yapan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın TÜBİTAK BİLGEM'de görev yapan sanıklardan temin ettikleri IMEI numaralarını ve şifreleme anahtarlarını kullanarak devlete ait kriptolu telefonlarla yapılan iletişimleri 2013 yılı boyunca herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın hukuka aykırı şekilde dinledikleri, böylece elde ettikleri ses dosyalarını kurum dışına çıkartarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün arşivine aktardıkları, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporları ile doğrulandığı üzere Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı bilgisayarlarında dinlemelere ilişkin bulunan verileri silmek suretiyle yok ettikleri, bu itibarla Devletin üst düzey siyasetçi ve bürokratlarının iletişimlerini dinledikleri, ilgili Devlet kurumlarından gelen cevap yazıları ile de doğrulandığı üzere suç tarihlerinde Devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken devlet sırrı niteliğindeki bilgileri temin ettikleri, devlet sırrı niteliğindeki bu bilgileri örgütsel faaliyet ve müşterek birliktelik kapsamında siyasal veya askerî casusluk maksadıyla elde ettikleri konusunda kuşku bulunmadığı, büyük çoğunluğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne münhasır ByLock programı kullanıcısı olan sanıkların dosyada mevcut bilirkişi raporlarından da anlaşılacağı üzere örgütsel amaçla, planlı bir şekilde iş bölümü ve organizasyon dahilinde dinleme eylemlerini gerçekleştirdikleri, bu hukuka aykırı dinlemelerin ardından FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kamuoyunca da bilinen Türkiye Cumhuriyetinin Anayasal düzenine yönelik operasyonel eylemlerine başladığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, 17-25 Aralık 2013 kumpası ve 1-19 Ocak 2014 tarihlerinde Hatay Kırıkhan'da ve Adana-Ceyhan istikametinde seyreden MİT tırlarının hukuka aykırı şekilde durdurularak aranması eylemlerinin örgütsel organizasyon kapsamında gerçekleştirildiği ortaya çıkmış; bahsi geçen operasyonel eylemlerle amacına ulaşamayan örgüt nihayet 15 Temmuz 2016 tarihinde Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiştir.
Kanunun amaç, kapsam ve gerekçesi ile yukarıda değinilen, Dairemizce de benimsenen doktrindeki görüşler, yargısal kararlar, olay ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; TÜBİTAK'ta görev yapan ve örgüt mensubu olan sanıkların MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarını herhangi bir kurumdan üretilmelerine dair bir talep bulunmamasına rağmen ürettikleri ve kullanıma hazır hale getirdikleri, sonrasında Başbakan, Başbakan Yardımcıları, TBMM Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, Başbakanlık Başmüşaviri gibi üst düzey devlet görevlilerinin hukuka aykırı olarak dinlenmelerini sağlamak amacıyla bu kriptolu cep telefonlarının IMEI numaralarını ve şifreleme anahtarlarını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yapan diğer örgüt üyelerine verdikleri, bu sayede üst düzey devlet görevlilerinin 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonları ile yapmış oldukları görüşmelerin uzun bir süre zarfında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında o tarihlerde görev yapan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından hukuka aykırı şekilde dinlendiği, bu sayede FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yukarıda bahsedilen operasyonel eylemlerine başladığı, bu dinlemelere ilişkin delillere yönelik verilerin daha sonra bozulduğu ve yok edildiği anlaşılmakla, siyasi casusluk kastı ile hareket edildiğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
V-SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ:
Sanık ... hakkında açılan davada MEB eski Bakanı ...'in kullandığı 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonunun hukuka aykırı şekilde dinlenmesinin ardından 29.01.2013 tarihinde bu dinlemeye ilişkin hedef silme işleminin ... tarafından yapıldığının tespit edilmesi karşısında, TCK'nın 244/2. maddesinde düzenlenen bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçundan mahkemece zamanaşımı süresi boyunca suç duyurusunda bulunulmak suretiyle mahallinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.
1-Sanık ... haricinde diğer tüm sanıklar yönünden Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçu ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan verilen beraat kararlarına; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, ... yönünden devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma ve bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma suçlarından, sanıklar ..., ..., ..., ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
Dosyadaki mevcut diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olduğu görülmekle, sanıklar ..., ..., ... yönünden ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları beklenilmeden karar verilmesi sonuca etkili görülmemiştir.
a-Hakkında beraat kararı verilen sanıklar yönünden yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden;
b-Hakkında mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar yönünden yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, sanıklar ve müdafileri ile sanık ... hakkında bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden katılan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle mahkumiyet hükümlerinin ve beraat kararlarının ONANMASINA,
2-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme (4 kez); sanıklar ..., ..., ..., ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine; ayrıca, sanık ... yönünden Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
a-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile ilgili olarak;
aa-Her ne kadar katılanlar ..., ..., ... ve ...'a yönelik olarak 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonlarının hukuka aykırı şekilde dinlenmesi nedeniyle TCK'nın 132/2 maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçundan zincirleme şekilde 4 kez cezalandırılmalarına karar verilmişse de; sanıkların bu eylemlerinin TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla, ayrıca kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçundan zincirleme şekilde (4 kez) mahkumiyet hükmü kurulması,
bb-Kabul ve uygulamaya göre de;
Katılan ...'in kullandığı 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonunun 01.11.2013 tarihinde sadece 1 kez hukuka aykırı olarak dinlendiğinin anlaşılması karşısında, katılan ...'e yönelik eylem yönünden hüküm kurulurken cezanın zincirleme şekilde birden fazla kez işlendiğinden bahisle TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca arttırılması cihetine gidilmesi,
b-Sanıklar ..., ..., ... ile ilgili olarak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 E. 2017/370 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Dairemizin İlk derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 E. 2017/3 K. sayılı kararında; "ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağının kabul edildiği gözetilmekle, ByLock kullanıcısı olduklarını kabul etmeyen sanıkların, ByLock uygulamasını kullandıklarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, ByLock kullanıcısı olduklarına dair delilin atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları getirtilip; ayrıca, UYAP’ta oluşturulan Örgütlü Suçlar Bilgi Bankasında haklarında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılarak, bulunması halinde beyan veya ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilip, 5271 sayılı CMK’nın 217/1. maddesi uyarınca duruşmada sanıklar ve müdafilerine okunarak, gerekirse beyan yahut ifade sahipleri tanık olarak dinlenildikten sonra deliller bir bütün halinde değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
c-Sanık ... ile ilgili olarak;
UYAP kayıtları üzerinden yapılan kontrolde sanık hakkında Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/43 Esas sayılı dava dosyası üzerinden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme, Cumhurbaşkanına suikast, yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürme, terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet suçlarından devam eden kovuşturma bulunduğu anlaşılmakla, mükerrer yargılamanın ve cezalandırmanın önlenilmesi bakımından sanık hakkında açılan dava dosyasının aslı veya onaylı örneklerinin Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde getirtilip incelenerek öncelikle her iki dosyanın birleştirilmesi; mezkur dosya kesinleşmişse, incelenerek tüm deliller bir bütün halinde değerlendirilip, sonucuna göre hukuki durumunun takdir veya tayini gerektiğinin gözetilmesi lüzumu,
Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafiilerinin, sanık ... yönünden T.C. Cumhurbaşkanlığının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanıklar ... ve ...'in tutuklulukta geçirdikleri süre, atılı suçlar için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarları, mevcut delil durumu ve bozma nedenleri gözetilerek tutukluluk hallerinin DEVAMINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi gereğince dosyanın Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/868 E., 2020/442 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Sanığın, resmen kocası da olsa katılana ait facebook hesabına girerek katılanın annesiyle yaptığı yazışmaları okuması ve almasının TCK'nın 132. maddesinin birinci fıkrasındaki suçu oluşturduğunu ve Yerel Mahkemenin beraat kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun beraat kararının onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Ceza Genel Kurulu 2016/868 E. , 2020/442 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 64-231
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan sanık ... ...'ın beraatine ilişkin Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.04.2014 tarihli ve 64-231 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.11.2015 tarih, 2804-17576 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi İ. Ergün; "Sanığın, aralarındaki boşanma davası devam eden ve ayrı yaşadıkları kocası katılana ait facebook hesabının daha önceden bildiği şifresini kullanarak, katılanın facebook hesabına girip, katılanın annesi ile arasındaki yazışmaları önce kendi elektronik posta adresine aktarıp, sonra da gıyabında yapılan yazışmalardan haberder olduğunu bildirmek için, katılanın elektronik posta adresine gönderdiği olayda;
Sanığın, resmen kocası da olsa katılana ait facebook hesabına girerek katılanın annesiyle yaptığı yazışmaları okuması ve almasının TCK'nın 132. maddesinin birinci fıkrasındaki suçu oluşturduğunu ve Yerel Mahkemenin beraat kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun beraat kararının onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.01.2016 tarih ve 243049 sayı ile;
“...5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Haberleşmenin gizliliğini ihlâl başlıklı 132. maddesi; '(l) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykın olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın nzası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oramnda artırılır.' şeklinde düzenlenmiştir.
Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin, kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve nzası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve nzası dışında alenen okunması, başkalan tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır.
Dördüncü fıkrada, kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ikinci veya üçüncü fıkralara göre verilecek cezanın belli oranda artınlması öngörülmüştür.
5237 sayılı TCK’nm 132. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliğinin ihlal suçu, 765 sayılı TCK’nın 195 ve 197. maddelerin karşılığı olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK’nın 195 veya 197. maddesinde düzenlenen suçlann konusu olarak 'bir mektup veya telgraf veya kapalı bir zarf' gösterilmişken bu konuda herhangi bir sınırlama yapılmadan 'haberleşmenin gizliliği ve haberleşmenin içeriği' biçiminde genel ve kapsayıcı bir ifade kullanılmıştır.
Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 8. maddesiyle koruma altına alman özel hayatm gizliliği, Anayasanın 20. maddesinde de 'Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatm ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.' biçiminde genel olarak ifade edildikten sonra, Anayasanın 22. maddesinde de, 'Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır' şeklinde hüküm altına alınmıştır. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alman genelde; özel hayatın gizliliği, özelde ise; haberleşme hürriyeti, YTCK’nın 'Kişilere Karşı Suçlar' başlıklı 2. kısmında yer alan 'Özel Hayata ve Hayatm Gizli Alanına Karşı Suçlar' başlıklı 9. bölümünde cezayi korumaya kavuşturulmuştur. Bu açıklamalar karşısında YTCK’nın 132. maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suçuyla korunan hukuki yarar, genel olarak Anayasa'nın 20. maddesinde belirlenen özel yaşamın ve özelde de yine Anayasanın 22. maddesinde düzenlenen haberleşme özgürlüğünün dokunulmazlığıdır.
TCK’nın 132. maddesiyle düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suçunun hareket unsurunu da maddede düzenlenen suçlara göre, ayrı ayrı belirlemek gerekir.
Maddenin 1. fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliğini ihlaldir. Bu suçun oluşması için, kişiler arasında bir haberleşme olması gerekir. Bu haberleşmenin hangi araçlarla ve ne şekilde yapıldığının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Haberleşmenin gizliliğinin dinlemek veya okumak suretiyle ihlal edilmesi hâlinde, bu fıkra uygulanacaktır.
Gizliliğin ihlali başkasına gönderilen bir mektubun açılması, bir telefonun paralelden veya telefon dinleme aleti ile dinlenmesi, bir kamu kurumunda çalışan kişiler arasındaki bilgisayar aracılığıyla yapılan sohbetin bilgi işlem dairesi elemanları tarafından takip edilmesi, gönderilen e-maillerin açılması ve buna benzer değişik şekillerde olabilir.
TCK’nm 132/1. maddesinin ikinci cümlesine göre, gizliliğin ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, suçun nitelikli hâli işlenmiş olacaktır. Kaydetme, doktrinde 'haberleşmenin içeriğinin herhangi bir şekilde somutlaştırılması, yazı ya da sözlü olarak tekrar okunup, dinlenilebilecek hale getirilmesi' olarak tanımlanmıştır.
Burada önemli olan yapılan haberleşmenin daha sonra tekrar kullanılacak şekilde yazı, işaret, şekil, resim, görüntü ve sesin muhafaza edilecek şekilde kopyalanması suretiyle gerçekleştirilebilir. Haberleşmenin içeriğinin kayda alınması, doğal olarak onun gizliliğinin ihlal edilmesini de gerektirdiğinden, haberleşmenin gizliliğinin ihlal suçunun içeriğin kaydı suretiyle gerçekleşmesi halinde, aynca faile birinci fıkranın birinci cümlesi uyarınca haberleşmenin gizliliğinin ihlal suçundan ceza verilmeyecektir.
Bu suçun oluşması için, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesi yeterlidir. Gerçekleştirilen eylem sonucu mağdurun herhangi bir zarara uğraması aranmadığı gibi, faile kazanç sağlaması da aranmaz. Hatta fail, okuduğu veya dinlediği şeyi anlamasa, o husus yabancı dilde yazılmış veya konuşulanlar başka bir dilde olsa bile, yine de bu suç oluşacaktır. Çünkü burada önemli olan kişiler arasındaki konuşulanların birileri tarafından duyulması, anlaşılması olmayıp, haberleşme özgürlüğünün ve kişilerin kimsenin müdahalesi olmadan aralarında yapacakları haberleşmenin güvence altında olduğu fikrinin korunmasıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, sanık ve katılanın resmi nikahlı evli oldukları bu süreçte katılan ve sanığın birbirlerinin facebook adreslerini ve şifrelerini bilip, evlilik birliği içerisindeki güven ile birbirlerinin adreslerine giriş yapabildikleri, bu süreçteki kontrollerinin birbirlerinin rızası ile olduğu, taraflar arasında anlaşmazlık oluşup boşanma sürecine girildiğinde aynı şekilde bildiği şifre ile sanığın katılanın adresine girerek katılanın annesi ile kendisine dair yaptığı görüşmeleri boşanma davasına delil olarak sunmak için katılanın annesi ile arasındaki yazışmaları önce kendi elektronik posta adresine aktarıp, sonrada gıyabında yapılan yazışmalardan haberder olduğunu bildirmek için, katılanın elektronik posta adresine göndermek şeklindeki eyleminin TCK'nın 132/1 maddesinde yazılı suçu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Sanık ... ... ile katılan ... aralarında boşanma davası devam ettiği sırada, sanığın, katılanın fecebook sayfasına girmemesi gerekmektedir. katılanın buna izin verdiğini kabul etmek hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Sanık katılanın facebook sayfasına girerek katılanın özel alanına müdahale etmiştir. Sanığın, katılan ... ile kayınvalidesi olan müşteki ...'in birbirlerine gönderdiği, boşanma sürecine ilişkin açıklamaların ve şahsına hakaret içeren ibarelerin yer aldığı mesajları, önce kendi elektronik posta adresine, daha sonra da, gıyabında yapılan yazışmalardan haberdar olduğunu katılana bildirmek için, katılanın elektronik posta adresine göndermesi eyleminin haberleşmenin gizliliğinin ihlal suçunu oluşturduğu, sanığın hukaka aykırı nitelikteki bu eyleminin TCK'nın 132/1. maddesinin ikinci cümlesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden Yüksek Dairece yasal olmayan gerekçelerle sanık hakında beraat kararı verilmesi yasaya aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.03.2016 tarih, 802-4873 sayı ve oy çokluğuyla ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğuyla ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı haberleşme gizliliğini ihlal suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 28.01.2013 tarihli ve 4344-1559 sayılı iddianamesi ile; sanık ... ...’ın, boşanmak üzere olduğu eşi katılan ...’ın facebook profiline girerek, katılanın annesi ... ... ile yaptığı yazışma örneklerini, gıyabında yapılan yazışmalardan haberdar olduğunu bildirmek için katılanın elektronik posta adresine göndermek suretiyle atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu işlediği iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açıldığı ve sevk maddesi olarak TCK’nın 132/1. maddesinin gösterildiği,
Sanık ...’in, 27.11.2012 tarihinde katılan ...’ın elektronik posta adresine gönderdiği, iddianameye konu olan katılan ile katılanın annesi ... arasında geçen yazışma içeriklerinin;
“Katılan ...’ın ‘Dilekçede herşeyi belirtmem gerek ileride boşanma davasında kozum olur’ ,
...’in ‘mahkemede savunursun kendini’ ,
Katılanın ‘boşanmadan velayet olmuyormuş sadece ayrılık kararı çıkarsa 1 yıl geçici velayet veriyorlarmış’ ,
...’in ‘sakin düşün mağdur olan sensin. Allah yardımcın olur inşallah, yeter ki akıllı dur zaten ayrısın evden atıldın ya daha nasıl ayrılık olacakmış zaten bugün avukatı açmıştır davayı, bu karının neresi seni seviyor acaba şıllıklar’,
Katılanın ‘bekliyorum artık bir şey yapmayacağım ve iremin ailesinden kimseyi aramayacağım’ ,
...’in ‘kimseyi arama avukat tut’ ,
Katılanın ‘onlarda ısrarla bunu istiyor, blerina mesaj attımı’ ,
...’in ‘attı cevap vereceğini sanmıyorum’ ,
Katılanın ‘irem telefonu kapatmış mesaj geç gider ve bugün öldü’ ,
...’in ‘bırak üstüne düşme, bugün zaten olmaz, kuduruyorlar şimdi bekle ortalık düzelsin, bunların hesabı sorulacak, o zarife bunun bedelini ödeyecek şerefsiz mahalle sürtüğü yutturacam bu lafları ona... 90 milyar istiyor ha hakim güler buna, sanki zorla oturmuşun gasp etmişin gibi, akıl olsa bunu söylermi cahil köpekler, bence ALLAH SENİ VE ECEYİ ONLARDAN KURTARSIN, biz onlarla aşık atamayız’ ,
Katılanın ‘siteden arkadaşlarını şahit gösterip 8 yıllık kira isteyecekmiş ve 40 millyar adnana borcum varmış. Çünkü o evde adnanın hakı varmış ve kira bedelinin yarısı adnana gidecekmiş. Bu yüzden adnanın bana borcu yokmuş aksine beni borçlu çıkardı. Kendi aldığı altınlarda ireminmiş ve bana ait değildir yani tam çingene mantığı’ ,
...’in ‘sen sakin ol çık eve gel konuşuruz avukat tutarız senin uğraşmana gerek yok, bırak avukat halletsin senin yerine, para niye kazanılır bu gibi durumlarda harcamazsan zarar görürsün’ ,
Katılanın ‘evet görünen avukat tutmak, ona karar verdim, biraz pazarlık yapalım, sonra vekalet verelim, geldiğimde görüşürüz.’ ,
...’in ‘yani yarın okul çıkışı ya da bugün hemen hallet bence ara konuş’ ,
Katılanın ‘bakalım ben çıkıyorum, bye’
...’in ‘tamam öptüm sakin ol. ALLAH BÜYÜKTÜR BİR BOK TALEP EDEMEZ’ ” şeklinde olduğu,
Sanık ...’in 12.11.2012 tarihinde İstanbul Anadolu 8. Aile Mahkemesi nezdinde boşanma davası açtığı, anılan Mahkemece 27.11.2014 tarihinde sanık ile katılanın boşanmalarına karar verildiği,
İddianameye konu olan yazışmaların boşanma davasında delil olarak kullanıldığına ilişkin dosyaya yansıyan bilgi ya da belgenin bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; eşi olan sanığın hiçbir sebep yokken Eylül 2012 tarihinde boşanma davası açtığını ve bu tarihten itibaren birlikte yaşadıkları evden ayrıldığını, sanığın boşanma davasına sebep oluşturmak amacıyla facebook adresine girerek belge topladığını, yurt dışında yaşayan aile fertlerinin de mail adreslerine girerek deliller toplayıp açtığı davaya deliller oluşturduğunu, sanık ile kendisinin ayrı ayrı facebook adreslerinin olduğunu, birbirlerinin facebook şifrelerini bilmediklerini, sanığın şifresini kırmak suretiyle facebook adresine girerek özel görüşmelerine ulaştığını, sanığa “Facebook adresime girdiğine inanmıyorum.” dediğinde sanığın adrese girdiğini ispatlamak amacıyla davaya konu yazışmaları mail adresine gönderdiğini, facebook adresine bilgisi ve rızası dışı girildiğini, akademik çalışmalar yaptığını, şifrelerinin değiştirilmesi nedeniyle işini kaybettiğini, olay sebebiyle zarara da uğradığını,
Sanığın kendisine yönelik eylemi sebebiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ve yargılama evresinde şikayetçi sıfatıyla ifadesi alınan ... ...; sanığın, oğlu olan katılanın, kendisinin ve diğer oğlunun şifrelerini kırmak suretiyle facebook adreslerine girdiğini, sanığın şifreleri bilmediğini,
Yargılama aşamasında dinlenen tanık Sezgin ...; katılanın kardeşi olduğunu, yurt dışında yaşadığını, katılan ile sanığın boşanma aşamasına gelen geçimsizliklerinin olduğunu duyunca aralarını bulması için Türkiye’ye önce eşini gönderdiğini, eşinin sanık ile görüştüğünü, bu barışma görüşmelerinde sanıktan taraf olduklarını, kendisinin de onları barıştırmak için sanık ile konuşmaya çalıştığı dönemde sanığın, katılan ile annesi arasında facebook üzerinden yaptığı yazışmaları kendisine gösterdiğini, sanığın kendi facebook adreslerine de giriş yaptığını sonradan anladıklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... ... savcılıkta; söz konusu yazışmaların kendi mail adresinden gönderildiğini, ancak bu yazışmaları kendisinin göndermediğini, boşanma davası öncesinde eşi katılan ile birbirlerinin facebook şiflerini bildiklerini, katılanın boşanma davasında kullanmak için delil elde etmek amacıyla bu yazışmaları kendisine göndermiş olabileceğini, katılanın kendisine yönelik olarak tehdit ve hakaret suçlarından aile mahkemesince verilmiş tedbir kararı da bulunduğunu,
Mahkemede farklı olarak; katılanın ve kendisinin ayrı ayrı facebook adresleri olduğunu, birbirlerinin adreslerini ve şifrelerini bildiklerini, sürekli oturumu açık tut butonu ile de bilgisayarlarının açık olduğunu, bu hususta herhangi bir güvensizlikliklerinin olmadığını, şikâyet tarihlerinde bir kez katılanın şifresi ile facebook adresine girdiğini, katılanın annesi ile yapmış olduğu görüşmede kendisine ve ailesine hakaret içerir konuşmalar görünce bunu gördüğünü belli etmek için mail olarak kendi adresinden katılana bu yazışmaları gönderdiğini, bundan sonra başka hiç bir şekilde kullanmadığını, facebook adresini şifreyi kırarak girmediğini, bu konunun eşi tarafından aleyhine kullanıldığını,
Savunmuştur.
Anayasamızın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesi;
“(1)Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. (2) Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar. (3) İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” şeklinde olup, anılan düzenleme ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmış ve bu hak haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hâller belirtilmek suretiyle bu özgürlük anayasal güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. maddesinde;
“1- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.
2- Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.”;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde;
“1- Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2- Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.”;
Ülkemiz tarafından onaylanarak, 25175 sayılı 21.07.2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Birlişmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 17. maddesinde ise;
“1- Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz.
2- Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır.” hükümlerine yer verilmiştir.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş (Köksal Bayraktar, Keskin Kirizoğlu, Ali Kemal Yıldız, Hamide Zafer, Eylem Aksoy Retornaz, Güçlü Akyürek, Ali Hakan Evik, Hasan Sınar, Sinan Altuç, Aytekin İnceoğlu, Barış Erman, Fulya Eroğlu Erman, Özel Ceza Hukuku İstanbul, 2018, 1. bası, On İki Levha Yayınevi, Cilt III, s. 474). ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlığı altında haberleşme özgürlüğü hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından 5237 sayılı TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen "Haberleşmenin gizliliğini ihlal" suçu üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesi;
"(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle; maddenin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veye adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis”; maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” ibaresi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde; maddenin ikinci fıkrasında yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis” ibaresi “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklinde; üçüncü fıkrada yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya “rızası olmaksızın” ibaresinden sonra gelmek üzere “hukuka aykırı olarak” ibaresi ve fıkranın sonuna “ifşa edilen bu verilerin basın veya yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.” cümlesi eklenmiş; “(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.” şeklindeki dördüncü fıkra ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin gerekçesinde de;
“Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır...” açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğunu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeki ibareyi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde değiştirmek suretiyle de gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin bu suçun nitelikli hâli olduğunu yönündeki iradesini ortaya koymuştur.
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlanmıştır. Kanun koyucu teknolojik gelişmeleri göz önünde tutarak, haberleşmenin yapıldığı araçları tek tek saymak yerine sadece gizliliğin ihlali bakımından “haberleşme”den söz etmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; “haberleşme” kelimesi, "iletişim, yazışma"; “iletişim” kelimesi; “duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon”; teknik anlamda “iletişim” ise; “telefon telgraf, televizyon, radyo vb. gibi araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi haberleşmeden söz edebilmek için bir araç kullanılması şart değildir. Haberleşme ya da iletişim iki kişi arasında herhangi bir haberleşme aracı bulunmadan da söz konusu olabilir. Bu anlamda yüz yüze konuşmak da bir tür haberleşme şeklidir. Ancak hükmün konuluş amacı göz önüne alındığında, suçun hukuki konusunun haberleşme vasıtaları ile yapılan haberleşme olduğu kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde yer alan, “Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir.” şeklindeki açıklama da esasen dolaylı olarak haberleşmenin araya vasıta sokularak yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle kişilerin yüz yüze iletişimine dinleme vb. şekillerde müdahale edilmesi, TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen “Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” ya da TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen “Özel hayatın gizliliğini ihlal” suçları kapsamında değerlendirilmelidir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, 14. Bası, Seçkin Yayınevi, s. 547-548).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçu haberleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi işleyebilir. Suçun mağduru haberleşmenin tarafları olan kişi veya kişilerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili haberleşmenin tarafı, mağduru ise haberleşmenin diğer tarafı yani haberleşmenin yapıldığı diğer kişi veya kişilerdir.
Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlalidir. Gizliliğin ihlali haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesini ifade eder. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizlililiğin ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan "ifşa" kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içeriğinin ifşa edilmesi, haberleşme içeriğinin üçüncü bir kişiye aktarılması, haberleşme içeriği konusunda üçüncü kişiye bilgi verilmesi anlamına gelir. Haberleşme içeriğinin aleni bir şekilde ifşa edilmesi gerekli değildir. Bu bakımdan haberleşme içeriğinin açıklanmasının herkesin duyup görebileceği bir yerde yapılması şart değildir. Haberleşme içeriğinin bir kişiye açıklanması da ifşa anlamındadır. Bu suç, haberleşme içeriklerinin açıklanması ve yayılmasıyla, başka bir deyişle yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Haberleşme içeriğini öğrenme şeklinin hukuka uygun veya aykırı olması bu suç bakımından önemli değildir. Herhangi bir şekilde öğrenilen haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak başkasına veya başkalarına açıklanması veya yayılması hâlinde kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin ifşası söz konusu olur. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın hukuka aykırı olması gerekmektedir.
Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz.
TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu haberleşme, ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçların maddi konusu ise haberleşmenin içeriğidir.
Maddenin konumuza ilişkin birinci fıkrasının ilk cümlesinde suçun basit şekli tanımlanmış, ikinci cümlesinde ise gizliliğinin haberleşme içeriklerinin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâli olarak düzenlenmiştir.
TCK'nın 132. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukukî yarar; genel olarak kişilerin özel yaşamına saygı hakları, özel olarak da bireysel haberleşme özgürlüğüdür. Bu nedenle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm arasında genel-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması amacıyla TCK’da düzenlenen “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler” üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanun’da bazı suç tanımlarında “hukuka aykırı olarak”, “hukuka aykırı başka bir davranışla”, “hukuka aykırı diğer davranışlarla”, “hukuka aykırı yolla”, “hukuka aykırı yollarla” gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1),
b- Meşru savunma (m.25/1),
c- İlgilinin rızası (m.26/2),
d- Hakkın kullanılması (m.26/1),
Olarak kabul edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu ile yakın ilgisi nedeniyle sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden “İlgilinin rızası” üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
İlgilinin rızası, 5237 sayılı TCK'nın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26/2. maddesinde; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.” şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Rıza beyanı, sarih veya zımni, yazılı veya sözlü olabilir. Eğer rıza gösterildiğini anlamaya yarayan başkaca emareler de varsa fiile karşı koymamak veya sessiz kalmak da rıza açıklaması olarak değerlendirilebilir. Fakat açıklama mutlaka suçtan önce veya suçun icra hareketlerinin devam ettiği sırada olmalıdır. Rızanın suçun işlendiği sırada geri alınması, geri alınma anından itibaren fiili hukuka aykırı hale getirir (Sulhi Dönmezer, Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım, Cilt II, 12. Bası, İstanbul. 1999, s. 751; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A. Caner Yenidünya Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara. 2016, 10. Bası, Adalet Yayınevi, s. 464). Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Ankara. 2013, s. 285 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, Ankara. 2013, s. 252 vd.).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen fıkralar bakımından haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun faili haberleşen taraflar dışında bir kimse olabileceğinden, rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olabilmesi için haberleşen her iki tarafın da rızasının bulunması gerekmektedir. Suçun maddi konusu haberleşme olup bu hukuki konu üzerinde hak sahibi olan kimseler haberleşmenin taraflarıdır. Şu hâlde hukuka uygun bir rıza açıklamasından ve hukuka uygunluk sebebi olarak rızadan bahsedebilmek için, haberleşmenin her iki tarafının da rıza göstermesi gerekmektedir (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Baskı, Ankara. 2010, s. 327; Hamide Zafer, Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Ceza Hukukuyla Korunması, İstanbul 2010, s.112; Handan Yokuş Sevük, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019. s. 261).
Bu aşamada, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen “hata” hükmüne ilişkin açıklamalarda da bulunmakta fayda vardır.
5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;
"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.
Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup, uyuşmazlık konusu itibarıyla TCK'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen "Haksızlık yanılgısı" kavramı üzerinde durulacaktır.
TCK'nın 30. maddesine 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan fıkranın gerekçesinde;
"Kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kişi işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır. Kişinin, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğunu bilmesine rağmen, bunun kanunda suç olarak tanımlandığını bilmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ceza hukuku bakımından sorumluluk için önemli olan, işlenen fiilin haksızlık oluşturduğunun bilinmesidir.
Ancak, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususundaki hatasının kaçınılmaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur.
Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu fıkrada, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kanuni tanımda yer alan tüm şartların bilgisi içinde hareket eden ve kastı bulunan fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise, artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
Ancak, "Haksızlık yanılgısı" ilkesinin, TCK'nın "Kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 4. maddesinde yer alan "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz." hükmü ile çatışmayacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Adem Sözüer, Hukuki Hata, Yargıtay Dergisi, C. 21, S. 4, Ekim 1995, s. 489). Zira bu ilke, kişilerin suç işledikten sonra cezadan kurtulmak amacıyla sığınabilecekleri bir düzenleme niteliğinde değildir. Esasen, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, hukuk düzenince tasvip edilmeyen ve izin verilmeyen, hukuku ihlal eden bir hareket yaptığının farkında olmadığından "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz." kuralına da aykırı hareket etmemiş olacaktır. Bu anlamda failin, yetkili bir organ ya da resmî bir makamın açıklamasına güvenerek hataya düşmesi hâlinde kural olarak kendisine kusur isnat edilemeyecekken, töre cinayeti örneğinde olduğu gibi kişisel, siyasi, dini veya ahlaki düşüncelerine göre yaptığı hareketi doğru kabul etmesi durumunda, davranışının toplumsal normlara ve hukuk düzenine aykırı olduğunu bilmesi nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir.
Rızanın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edildiği suç tipleri bakımından fail, gerçekte bir hukuka uygunluk sebebi olmadığı hâlde, hukuka uygunluk sebebi var zannıyla hareket etmiş ise TCK’nın 30. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş sayılır ve cezalandırılmaz. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere rızanın hukuka uygunluk nedeni olduğu hâllerde ilgilinin rızasının varlığına ilişkin hatanın “kaçınılmaz” olması gerekmektedir.
Haberleşme hürriyetinin kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sebebiyle anne, baba veya bunlar gibi çocuk üzerinde velayet veya benzeri bir hakkı sahip olan kimselerin on beş yaşını tamamlayan ve ayırt etme gücüne sahip olan çocuğun haberleşme içeriklerine müdahale hakkı bulunmamaktadır. Bu yönüyle anne-babanın on beş yaşını tamamlamış olan çocuğunun haberleşme özgürlüğünü ihlal etmesi suç olmakla birlikte, anne baba bakımından TCK’nın 30/4. maddesi kapsamında yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Anne-baba çocuklarını tehlikeden korumak kaygısıyla haberleşme içeriğini kaydetmiş ise “fiilin haksızlığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş” olduğu kabul edilebilir.
Eşlerden her biri de diğerinin haberleşmesinin gizliliğine saygı duymak ile yükümlüdür. Evli olsa dahi bir kimsenin eşiyle paylaşmak istemediği bir “giz” veya “sır” alanı olabilir. Bu gerekçelerden hareketle, bir kimsenin haberleşme özgürlüğünün eşi tarafından ihlal edilmesi de hukuka uygun olarak nitelendirilemez. Ancak şartları oluşmuş ise, TCK m. 30/4 hükmünde yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin fail hakkında uygulanabilmesi mümkündür.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...'nın, katılan ...'le aralarındaki boşanma davasının devam ettiği ve fiilen ayrı yaşadıkları dönemde, katılana ait facebook hesabının şifresini bir şekilde ele geçirdiği, bu şifreyi kullanarak katılanın facebook hesabının özel kısmında yer alan mesajlar bölümüne girip katılanla kayınvalidesi olan ...'in birbirlerine gönderdiği boşanma sürecine ilişkin açıklamaların ve kendisine yönelik hakaret içeren ibarelerin yer aldığı mesajları, önce kendi elektronik posta adresine, daha sonra da gıyabında yapılan yazışmalardan haberdar olduğunu bildirmek için katılanın elektronik posta adresine gönderdiği olayda;
Sanığa atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun genel kastla işlenebilen suçlar arasında yer alması, somut olayda sanığın, katılan ile annesi arasındaki yazışmaları bilerek ve isteyerek öğrenip kaydettiği hususunda bir kuşku bulunmaması, her ne kadar sanık suça konu yazışma içeriklerini katılanın rızası ile kendisine verdiği şifreyi kullanmak suretiyle öğrendiğini savunmuş ise de sanığın facebook hesabına girebileceğini bilebilecek durumda olan katılanın, hayatın olağan akışına göre bu mesajları ya hiç yazmayacağı ya da yazmış olsa bile sileceği gözetildiğinde, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına değil katılanın aşamalarda değişiklik göstermeyen sanığa şifresini vermediği yönündeki beyanlarına itibar edilmesinin gerekmesi, kaldı ki katılanın bir şekilde facebook hesabının şifresini katılana vermiş olduğu kabul edilmiş olsa dahi bu durumun katılanın facebook mesaj içeriklerine her zaman ulaşılmasına rıza gösterdiği şeklinde yorumlanamaması ve sanığın suça konu mesaj içeriklerinden haberdar olması konusunda katılan ve annesinin birlikte rıza göstermemeleri nedeniyle somut olayda bir hukuka uygunluk sebebinin bulunmaması, öte yandan sanığın söz konusu mesajları boşanma davasına ilişkin yargılamada delil olarak sunduğuna ilişkin dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmadığı gibi sanığın da bu yönde bir savunmasının bulunmaması, sanığın mesajları delil olarak kullanması halinde dahi, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 tarihli ve 187-131 sayılı kararında da belirtildiği üzere sanığın kendisine karşı işlenmekte olan bir şuçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen bir olaydan da söz edilememesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığa atılı TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen nitelikli haberleşme gizliliğini ihlal suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11.11.2015 tarihli ve 2804-17576 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2014 tarihli ve 64-231 sayılı hükmünün, sanığın atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu (TCK) ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
A) Bu suçun oluşması için haberleşmenin mutlaka mektup yoluyla yapılması gerekir.
B) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini, taraflardan birinin rızası olsa dahi üçüncü bir kişinin öğrenmesi suçu oluşturmaz.
C) Haberleşme içeriklerinin basın ve yayın yoluyla ifşa edilmesi, suçun nitelikli halini oluşturur.
D) Bu suç sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilir.
E) Haberleşmenin içeriğini öğrenmeksizin sadece haberleşme yapıldığını tespit etmek bu suçu oluşturur.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.