5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 170

Türk Ceza Kanunu 170. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 170- (1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda; a) Yangın çıkaran, b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan, c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan, kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle:24/12/2025-7571/19 md.) Suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş etmek suretiyle işlenmesi halinde kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Ek:24/12/2025-7571/19 md.) Birinci fıkrada tanımlanan suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (3) Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

115 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2022/2227 E., 2024/3754 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 22.10.2012 tarihli iddianamesi ile hükümlü hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 170 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde Tekirdağ 2.
8. Ceza Dairesi         2022/2227 E.  ,  2024/3754 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2012/563 E. 2013/113 K. SUÇ : Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması İNCELEME KONUSU KARAR: Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 22.10.2012 tarihli iddianamesi ile hükümlü hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 170 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.02.2013 tarihli kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, temyiz edilmeksizin 25.02.2013 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 21.04.2022 tarihli ve 2022/1588 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 26.05.2022 tarihli ve KYB-2022/63108 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 26.05.2022 tarihli ve KYB-2022/63108 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesinde belirtildiği üzere, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılması gerektiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230. maddesinde; (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.” hükmüne yer verildiği ve anılan Kanun’un 289/1-g maddesinde de hükmün 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesinin hukuka kesin aykırılık halleri arasında sayıldığı nazara alındığında; Sanık hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan açılan kamu davasına ilişkin yapılan yargılama sonucunda, anılan kararın gerekçe kısmında sanığın nitelikli mala zarar verme suçundan cezalandırılmasına karar verildiği halde, hüküm kısmında sanığın genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 230. maddesine aykırı şekilde, hüküm ve gerekçe arasında açık çelişki oluşturduğunun gözetilmemesinde, Kabule göre de, Dosya kapsamına göre, sanık hakkında hükmün gerekçe kısmında Türk Ceza Kanunu'nun 58. maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulandığı belirtilmesine rağmen, kısa kararda tekerrür hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek, bu şekilde hüküm ve gerekçe arasında çelişki oluştuğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir. ” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin davadan el çektikten sonra dava dosyasını yeniden ele alarak 18.03.2013 tarihli, hükmün tavzihine ilişkin ek kararının hukuki değerden yoksun olduğu gözetilerek yapılan incelemede; Hükümlünün, 01.10.2012 tarihinde ...Kavşağında av tüfeği ile havaya ateş etmesi şeklindeki eylemine ilişkin Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 22.10.2012 tarihli iddianamesi ile hükümlü hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca dava açıldığı, yapılan yargılama neticesinde Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.02.2013 tarihli kararında hükümlünün eyleminin yakarak kamu malına zarar verme suçunu oluşturduğu belirtilerek 5237 sayılı Kanun'un 152 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca cezalandırılmasına ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği halde hüküm kısmında 5237 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve koşulları oluşmadığından 5237 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmek suretiyle hükmün karıştırılması Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.02.2013 tarihli ve 2012/563 Esas, 2013/113 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.05.2024 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2017/1145 E., 2021/24 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli)
tam metni aç
maddeleri uyarınca ayrı ayrı iki kez 6 yıl 3 ay hapis ve 25.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye; 5237 sayılı TCK’nın 170/1-a-c, 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı iki kez 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına;
Ceza Genel Kurulu         2017/1145 E.  ,  2021/24 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli) Sayısı : 287-407 Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla birlikte meskun mahalde patlayıcı madde atma ve yangın çıkarmaya teşebbüs etme suçlarından cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturduğu kabul edilerek lehe olan 5237 sayılı TCK’nın 174/1-2 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca ayrı ayrı iki kez 6 yıl 3 ay hapis ve 25.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye; 5237 sayılı TCK’nın 170/1-a-c, 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı iki kez 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına; her iki suç bakımından 5237 sayılı TCK'nın 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul (Kapatılan)11. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli) verilen 05.10.2007 tarihli ve 287-407 sayılı hükümlerin sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.02.2010 tarih ve 9481-1600 sayı ile tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçları bakımından 5237 sayılı TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanması gerektiği açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.05.2017 tarih ve 11980 sayı ile; “... 1- Sübutu kabul edilen 26.09.2000 tarihinde molotof kokteyli atılması olayı bakımından raporlar da dikkate alındığında; TCK'nın 170/1. maddesi kapsamında mütalaa edilebilecek bir yangın bulunmadığının anlaşıldığı ve bu sebeple suçun teşebbüs aşamasında kaldığının kabulü gerektiği hâlde tamamlanmış suç gibi tatbike esas alınması, 2- ‘Patlayıcı madde bulundurma’ suçunun temadi eden suçlardan olduğunun kabulüyle sanık hakkında bu suçtan bir kez cezalandırılması yerine ayrı ayrı iki kez cezaya hükmedilmesi, 3- Kabul ve uygulamaya göre ise lehe olan mevzuat hükümlerinin tespiti sırasında 5237 sayılı TCK'nın 174/1. maddesinin tatbikinden sonra TCK'nın 174/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5/2. maddesi gereği temel cezada 2/3 oranında artırım yapılması gerektiği ve yine TCK'nın 170/1a-c maddesi gereğince tayin olunan temel cezanın, olayın mahiyetine göre 3713 sayılı Kanun’un 5/1. maddesi gereğince 1/2 oranında artırılması gerektiği ve bu durumda 765 sayılı TCK'nın 264/6 maddesinin tatbikinin sanığın lehine sonuç verdiğinin gözden kaçırılıp kararda yazılı olduğu şekilde uygulama yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu” düşünceleriyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 23.06.2017 tarih ve 1749-4575 sayı ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (1) ve (2) numaralı itirazların kabulüne karar verilmiş (3) numaralı itiraz nedeninin yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme, sanığın tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından cezalandırılmasına ilişkin lehe kanun tespiti bakımından yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 20.02.2003 tarihli iddianame ile “meskun mahalde patlayıcı madde atma” ve “yangın çıkarmaya teşebbüs etme” suçlarından açılan kamu davasında mahkûmiyet hükmünün belirlenmesinde; 765 sayılı Kanun’un mu yoksa 5237 sayılı Kanun’un mu lehe olduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından, İstanbul (Kapatılan) Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 23.11.2000 tarihli ve 1223-1223 sayılı iddianamesi ile başka dava dosyasında yargılanan sanıklar...’ın beyanlarında sanık ...'nın “Enver” veya “Haydar” kod adları ile Nurtepe DHG (Devrimci Halk Güçleri) sorumlusu olarak örgüt adına birtakım eylemler gerçekleştirdiğinin ya da eylem talimatları verdiğinin ifade edilmesi üzerine, sanık ...’nın 14.11.2000 tarihinde Kağıthane ilçesi, Gültepe Mahallesinde yakalandığı, sanığın Balıkesir Otelcilik Yüksek Okulundayken 1997-1998 yıllarında DHKP-C silahlı terör örgütü ile ilişkiye girdiğini, örgütün üniversite içindeki yapılanması olan TÖDEF öğrenci örgütlenmesi içinde faaliyet gösterdiğini, bu nedenle işlediği suçlardan tutuklandığını, bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiğini, İstanbul ili, Sirkeci bölgesinde çıkartılan Vatan dergisinin merkezine giderek burada dergiyi çıkartanlar ile bağlantı kurduğunu ve dergi merkezinde bir süre kalarak örgütsel çalışmalara katıldığını, bilahare ... tarafından Nurtepe Mahallesi sorumlusu olarak görevlendirildiğini, bu bölgede DHKP-C silahlı terör örgütüne bağlı “DHG” örgütü içinde sorumlu kişi hâline geldiğini, "Enver" kod adını kullanmaya başladığını, bu sırada örgüt adına imzalı pankart asılması 01.10.2000 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Mahallesi, ...numaralı adresinde bulunan Sohbet Ocakbaşı adlı dükkânın yakılması, silah tehdidi ile cep telefonu ve kimliğin gasbedilmesi olaylarına bizzat katıldığını, 26.09.2000 tarihinde Kağıthane Sanayi Mahallesi, Büyükdere Caddesi, 25/A numaralı yerde bulunan 4. Levent Akbank Şubesine molotof kokteylinin atılması eylemlerinin talimatını verdiğini ifade etmesi üzerine sanığın 765 sayılı TCK’nın 168/1, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, 765 sayılı TCK’nın 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca cezalandırılması; İstanbul (Kapatılan) Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 20.02.2003 tarihli ve 1223-1223 sayılı ek iddianamesi ile de 01.10.2000 tarihli ve 26.09.2000 tarihli eylemler bakımından sanığın 765 sayılı TCK'nın 264/6-8 ve 65/3. maddesi delaletiyle 369 ve 62. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesi uyarınca yapılan lehe-aleyhe değerlendirme neticesinde sanığın 26.09.2000 ve 01.10.2000 tarihli eylemler bakımından tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan 5237 sayılı TCK’nın 174/1-2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca ayrı ayrı iki kez 6 yıl 3 ay hapis ve 25.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirilmeye, TCK’nın 170/1-a-c ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı iki kez 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her iki suç bakımından TCK'nın 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğunda ve mahsuba ilişkin hükümlerin sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusunun ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi için mülga 765 sayılı TCK’nın 264. maddesinde düzenlenen, "meskun mahalde patlayıcı madde atma ve yangın çıkarmaya teşebbüs etme", 5237 sayılı TCK’nın 174. maddesinde düzenlenen "tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi" ile 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinde düzenlenen "genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlarına ilişkin yasal düzenlemelerden bahsedilmesinde fayda bulunmaktadır. Mülga 765 sayılı TCK’nın sekinci faslında düzenlenen “Hükümete karşı şiddet veya mukavemet ve kanunlara muhalefet” başlıklı 264. maddesinin uyuşmazlık konusuyla bağlantılı 1. fıkrası; “Her kim ait olduğu merciden ruhsat almaksızın dinamit veya bomba veya buna benzer yıkıcı veya öldürücü alet veya barut ve benzeri ateşli ecza yapar veya bunları yabancı bir ülkeden Türkiye'ye sokar veya sokmaya aracı olur veya ülke içinde bir yerden diğer bir yere götürür veya yollar veya götürmeye bilerek aracılık ederse, beş yıldan sekiz yıla kadar hapsolunur ve kendisinden onbeşbin liradan altmışbin liraya kadar ağır para cezası alınır.”, 6. fıkrası; “Birinci fıkrada yazılı şeyleri, meskün yerde veya çevresinde ya da halkın gelip geçtiği bir yerde ateşleyenler veya patlatanlar yahut bırakanlar, eylemleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde beş yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası ve onbin liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Suçun halkın toplu olarak bulunduğu yerlerde veya kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış binalarda işlenmesi halinde, suç daha ağır bir cezayı gerektirse bile ayrıca bu eylemden dolayı aynı cezaya hükmolunur.”, 7. fıkrası ; “Her kim korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde her ne amaç ve nedenle olursa olsun, meskün bir yerde veya çevresinde veya özel veya resmi veya genel yapılara ya da her türlü taşıt araçlarına ya da halkın toplu olarak bulundukları diğer yerlere silahla ateş ederse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca iki yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve beşbin liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılır.” 8. fıkrası ise; “Yukarıdaki iki fıkrada yazılı eylemler, iki veya daha çok kişi tarafından birlikte veya taşıt aracı veya suçun icrasını kolaylaştırıcı başkaca araçlar kullanarak işlenirse cezalar üçte birden yarıya kadar artırılarak hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın hüküm tarihinde yürürlükte bulunan “Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması veya El Değiştirilmesi” başlıklı 174. maddesi; “(1) Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddelerin imalinde, işlenmesinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden kişi de aynı ceza ile cezalandırılır. (2) Bu fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (3) Önemsiz tür ve miktarda patlayıcı maddeyi satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, kullanılış amacı gözetilerek, bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup, 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "üç yıldan" ibaresi "dört yıldan" şeklinde, "maddelerin imalinde, işlenmesinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden" ibaresi "maddeleri imal etmek, işlemek veya kullanmak amacıyla, gerekli olan malzeme ve teçhizatı ithal eden, ihraç eden, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden veya bulunduran" şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan "yarı oranında" ibaresi "bir kat" , ikinci fıkrasında yer alan "yarı oranında" ibaresi "bir kat" olarak değiştirilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın “Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu” başlıklı 170. maddesi ise; “(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda; a) Yangın çıkaran, b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan, c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan, Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından kesinleşmiş hükümlerde lehe yasanın uygulanmasına ilişkin yargılamanın niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde; “İşlendiği zamanın kanununa göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hükmolunmuşsa icrası ve kanunî neticeleri kendiliğinden ortadan kalkar. Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur.”, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde ise; "1- İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar. 2- Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. 3- Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır. 4- Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.”, şeklinde düzenlenmiştir. Her iki maddede de; ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması, “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınacaktır. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda; “Adli para cezasını öngören kanunun, hapis cezasını kabul eden kanuna göre”, aynı nev’i ceza içeren kanunlardan; “Üst sınırların aynı olması hâlinde alt sınırı az olan kanunun”, “alt sınırları aynı olması hâlinde üst sınırı az olan kanunun” “alt ve üst sınırlarının farklı olması durumunda ise üst sınırı az olan kanunun” lehe olduğu kabul edilmektedir. Lehe kanunun tespiti açısından bu ölçütlere yeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısal kararlara da konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi hâlen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 tarihli ve 23–9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da, “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması hâlinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe kanunun tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir. Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilke benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm kanunların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren kanunun belirlenip hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür (S. Dönmezer–S. Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, c. 1, 11. Bası, s. 167; S. Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64; M. E. Artuk- A. Gökçen– A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, c. 1, s. 221.). Hukukumuzda lehe kanunun tespiti yöntemine ilişkin herhangi bir pozitif hukuk normunun bulunmaması nedeniyle, lehe kanun, 1412 sayılı CMUK'nın, mahkûmiyet hükmünün yorumunda doğan tereddüdün giderilmesi bakımından hâkimden karar istenmesi yöntemini düzenleyen 402. maddesi uyarınca yapılmakta iken, her ikisi de 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 04.11.2004 tarihli ve 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98 vd. maddelerinde, lehe kanunun saptanması ve uygulanmasında başvurulacak yöntemle ilgili ayrıntılı hükümler getirilmiştir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98. maddesinin birinci fıkrasında; “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun'un 101. maddesinde ise, cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100. maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği ve bu kararların itiraza tabi olacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi, herhangi bir ceza normunun, hükmün kesinleşmesinden sonra değişmesi hâlinde yapılacak uyarlama yargılamasına ilişkin genel bir düzenlemeyi içermektedir. 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeyle, bir kanunun tamamen yürürlükten kaldırılıp yerine başka bir kanunun yürürlüğe girmesinden sonra lehe olan kanunun tespiti bakımından, sabit kabul edilen olaya, suçtan önceki ve sonraki kanunların ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın bir bütün hâlinde uygulanıp ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesi ve bunların karşılaştırılması gerektiği yönünde özel bir düzenleme yapılmıştır. Ancak bu karşılaştırmada, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlarla, hükmün infazına ilişkin normlar birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu değerlendirmede hüküm tesisi aşamasında uygulanması gereken düzenlemelerin aynı kanun kapsamında bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, sadece bir kanun değil bir müesseseyle ilgili düzenlemelerin yer aldığı kanunlar birlikte değerlendirilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İstanbul (Kapatılan) Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 20.02.2003 tarihli sayılı ek iddianamesi ile 01.10.2000 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Mahallesi, ...numaralı adreste bulunan Sohbet Ocakbaşı adlı dükkânın yakılması, silah tehdidi ile cep telefonu ve kimliğin gasbedilmesi olaylarına bizzat katılan ve 26.09.2000 tarihinde Kağıthane Sanayi Mahallesi, Büyükdere Caddesi, 25/A numaralı yerde bulunan 4. Levent Akbank Şubesine molotof kokteylinin atılması eylemlerinin talimatını verdiği belirtilen sanık ...’nın meskun mahalde patlayıcı madde atma, yangın çıkarmaya teşebbüs etme suçlarından 765 sayılı TCK’nın 264/6-8, 65/3. maddesi delaletiyle 369 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması talep edildiği; eylemlere ilişkin ikrarı ve başka dava dosyasında yargılanan sanıkların ifadeleri de dikkate alınarak sanığın 26.09.2000 tarihli eylem bakımından olaydaki atılan molotofun imalatında ve atılmasından azmettiren olarak sorumlu olduğu, 01.10.2000 tarihli eylem bakımından molotof yapılmasına azmettirmeden dolayı sorumlu ve ayrıca atmadan dolayı da bizzat fail olarak sorumlu olduğu gerekçeleriyle sanığa atılı suçların sabit olduğuna karar verilmiştir. Sanık ...'nın 26.09.2000 tarihinde İbrahim isimli, açık kimliği tespit edilemeyen örgüt üyesine eylem talimatı vererek, Kağıthane Sanayi Mahallesi, Büyükdere Caddesi 4. Levent adresinde bulunan Akbank Şubesi'ne molotof kokteyli atılması talimatını verdiği böylece bu olaydaki atılan molotofun imalatından ve atılmasından azmettiren olarak sorumlu olduğu, 01.10.2000 tarihinde Sarıyer ilçesi, Armutlu, Fatih Sultan Mehmet Mahallesi, ... Caddesi üzerinde bulunan Sohbet Ocakbaşı isimli işyerine molotof kokteyli atılması eyleminin yapılması amacıyla yine molotof kokteyllerinin hazırlanması ve atılması talimatını verdiği ve bizzat molotof kokteyllerinin atılmasına katıldığı anlaşıldığından, molotof kokteyli yapılmasına azmettirmeden dolayı sorumlu ve ayrıca atmadan dolayı da bizzat fail olarak sorumlu olduğu, Sanığın eyleminin toplumda doğuracağı tehlike dikkate alınarak hakkaniyet kurallarına uygun olması amacıyla Yerel Mahkemece hakkında bu maddeden hüküm kurulurken alt sınırdan uzaklaşılarak 765 sayılı TCK’nın 264. maddesinin 6. fıkrası uyarınca 12 yıl üzerinden ceza verilip, 765 sayılı TCK’nın 59. maddesine göre 1/6 oranında indirim yapıldığında 10 yıl hapis cezasına karar verilmesi gerektiği, 5237 sayılı TCK’nın 174/1. maddesin uyarınca yine alt sınırdan uzaklaşılarak sanık hakkında 5 yıl hapis cezası verilip TCK'nın 174/2. maddesi gereğince yarı oranında artırıldıktan sonra TCK'nın 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirilmesi hâlinde sonuç olarak 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesi gerektiği, Molotof kokteyli atılması eyleminden dolayı da genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı TCK’nın 170/1-a-c maddeleri gereğince Yerel Mahkemece alt sınırdan uzaklaşılarak 3 yıl hapis cezasına ve TCK’nın 62. maddesi gereğince de 1/6 oranında indirim yapılarak hüküm kurulduğunda sanık hakkında ayrıca 2 yıl 6 ay hapis cezasına karar verilmesi gerektiği, sonuç olarak her iki cezanın toplamının 8 yıl 9 ay hapis cezası olduğu ve bu hâlde, sanığın 5237 sayılı TCK uyarınca tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesinin sanığın lehine olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.02.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/127 E., 2019/174 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık ...'nun TCK'nın 170/1-c, 62/1, 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye, CMK'nın 231/5.
Ceza Genel Kurulu         2017/127 E.  ,  2019/174 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 413-438 Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık ...'nun TCK'nın 170/1-c, 62/1, 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye, CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına ilişkin Karapınar Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.04.2011 tarihli ve 15-78 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyayı ele alan Karapınar Asliye Ceza Mahkemesince 12.06.2014 tarih ve 138-226 sayı ile, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması suretiyle sanığın TCK'nın 170/1-c, 62/1, 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.04.2016 tarih ve 14395-4538 sayı ile; “Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 gün ve 2013/830 esas, 2014/502 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere CMK'nın 231/11. maddesine göre hükmün açıklanmasına yönelik kararda; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3, CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanığın suç oluşturduğu veya oluşturmadığı sabit görülen fiilin belirtilmesi ve bu fiilin nitelendirilmesinin yapılması suretiyle infazı kabil bir hüküm kurulması gerekirken, gerekçesiz olarak ve açıklanması geri bırakılan karara atıf yapılmak suretiyle hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Karapınar Asliye Ceza Mahkemesi ise 12.07.2016 tarih ve 413-438 sayı ile; "...hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile belirlenen denetim süresi içinde kasten yeni suç işleyen sanık hakkında mahkemece verilecek hükmün açıklanması kararının hukuki niteliğinin ne olduğunu tespit etmek gerekirse; bu kararın da yukarıda belirtilen kararlar gibi açıklanması geri bırakılan kararın infazı için verilen bir karar olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Burada mahkeme şeklen sanığın denetim süresi içinde kasten suç işlediğini tespit ettiğinde açıklanması geri bırakılan karara hiç bir müdahalede bulunmadan hükmü açıklamaktadır. Dolayısı ile bu karar esasen yargılama yapılan dosya ve verilen cezaya ilişkin bir karar olmayıp, şekli bir karar niteliğindedir. Mahkemenin önceden gerekçesi ile açıklanmasını geri bıraktığı hükmün infazını sağlamaya yönelik bu karar ile dosya kapsamındaki iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanığın suç oluşturduğu veya oluşturmadığı sabit görülen fiilin belirtilmesi ve bu fiilin nitelendirilmesinin yapılması suretiyle infazı kabil bir hüküm kurulması mümkün değildir. Zira sanığın denetim süresinde kasten suç işlemesi ile yapılan ihbar sonrasında suçun sübutuna dair bir yargılama yapılmadığı gibi teknik anlamda sanığın cezalandırılmasına ilişkin bir mahkûmiyet hükmü kurulmamakta, mahkemenin önceden açıklanmasını geri bıraktığı hüküm sanığın kasten suç işlemesi nedeniyle açıklanmaktadır. Verilen bu kararın yukarıda değinmiş olduğumuz ertelenen ve seçenek yaptırım uygulanan cezaların denetimli serbestlik hükümlerine yahut denetimin gereklerine aykırı davranılması nedeniyle kısmen veya tamamen infazı için verilen kararlardan bir farkı bulunmamaktadır. Zira bu kararlarda da mahkeme yalnızca denetimli serbestlik yükümlülüklerinin veya denetim yükümlülüğünün gereğinin ihlal edilip edilmediği ile sınırlı bir inceleme yapmakta ve neticeten sadece cezanın kısmen veya tamamen infazına dair bir karar vermekte ve bu kararlarda dosya kapsamındaki iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanığın suç oluşturduğu veya oluşturmadığı sabit görülen fiilin belirtilmesi ve bu fiilin nitelendirilmesinin yapılması aranmamaktadır. Bu nedenle de hükmün açıklanması kararının niteliği gereği 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesinde aranan şartları taşıması beklenilmemelidir. Verilen hükmün açıklanması karar metnine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının gerekçesinin aynen eklenmesi hâlinde ise teknik anlamda bir gerekçenin varlığını kabul etmek mümkün değildir. Zira bu durumda yapılan işlem atıf yapılan kararın içeriğini kopyalamaktan ibarettir. Bu hâl ise kanunun aradığı anlamda kararın gerekçesi olmayacaktır. Zira mahkeme burada dosya içeriğine göre iddia ve savunma ile diğer delilleri tartışarak bir kanaate vardığını belirtmemektedir. Anayasa'nın 141/3. maddesi gereği mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olmalıdır. Bu husus 5271 sayılı CMK'nın 34. maddesinde de belirtilmiştir. Mahkememizin 2014/138-226 E.K. sayılı kararında ise 'sanığın denetim süresi içerisinde yeniden suç işlediği anlaşıldığından hakkındaki dosya yeniden ele alınmış, sanığa meşruhatlı davetiye gönderilmiş ancak sanık duruşmaya gelmemiş fakat Yargıtayın son zamanlardaki yerleşmiş uygulamaları dikkate alındığında CMK'nın 231/11. maddesinin hükmü doğrultusunda sanığın beyanının alınması zorunluluğu bulunmadığından denetim süresi içerisinde yeniden suç işlemesi nedeniyle' hakkındaki hükmün açıklanmasına karar verildiği belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 141/3. ve CMK'nın 34. maddesinin gözetildiği anlaşılmaktadır." şeklindeki gerekçe ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2016 tarihli ve 353400 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 10372-1259 sayı ile; Yerel Mahkeme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi nedeniyle açıklanan Yerel Mahkeme hükmünün Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihinde devriye görevi ifa eden kolluk görevlileri tarafından silah sesi duyulması üzerine Konya ili Emirgazi ilçesi Akmescit Mahallesi Yüksel Caddesi No: 12 sayılı ikametinin önünde suça konu av tüfeği ve altı adet boş fişek ile birlikte yakalanan sanık hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Karapınar Asliye Ceza Mahkemesince 07.04.2011 tarih ve 15-78 sayı ile sanığın TCK'nın 170/1-c, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığın denetim süresi içinde işlediği silahla kasten yaralama suçundan Karapınar (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 25.03.2014 tarih ve 195-123 sayı ile TCK'nın 86/2, 86/3-e, 29, 62 ve 52 maddeleri uyarınca kesin nitelikte 740 TL adli para cezası ile mahkûmiyetine karar verilmesi üzerine dosyayı ele alan Yerel Mahkemece 12.06.2014 tarih ve 138-226 sayı ile açıklanması geri bırakılan karara atıf yapılmakla yetinilip sadece sanığın denetim süresi içinde suç işlediğinden bahsedilmek suretiyle CMK'nın 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasına, sanığın TCK'nın 170/1-c, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, sanık tarafından temyiz edilen bu hükmün de Özel Dairece; gerekçesiz olarak ve açıklanması geri bırakılan karara atıf yapılmak suretiyle hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasından sonra Yerel Mahkemenin 12.07.2016 tarih ve 413-438 sayı ile bozma kararına direndiği anlaşılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.", "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise; "(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır. (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.", Hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53. ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-9 ve 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85). AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39). Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükümde; Yerel Mahkemece başka bir kararın varlığını gerektirmeyecek nitelikte bir hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle açıklanmasına karar verildiğinin belirtilmesi ile yetinilip delillerin tartışılarak değerlendirilmemesi suretiyle CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine, ulaşılan kanaat ile sanığın suç oluşturduğu kabul edilen fiili gerekçeli kararda belirtilmeyerek aynı fıkranın (c) bendine muhalefet edildiğinin anlaşılması karşısında; direnme kararına konu hükmün, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Karapınar Asliye Ceza Mahkemesinin 12.07.2016 tarihli ve 413-438 sayılı direnme kararına konu hükmünün Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2017/7539 E., 2017/13929 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 170/1-c ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5.
8. Ceza Dairesi         2017/7539 E.  ,  2017/13929 K. "İçtihat Metni" Genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 170/1-c ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Tekirdağ 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.11.2011 tarihli ve 2011/188-386 sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde yeniden suç işlediğinden bahisle hakkında verilen hükmün açıklanmasına, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 170/1-c ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Tekirdağ 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/10/2015 tarihli ve 2015/228-448 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Dosya kapsamına göre, sanığın kişiler üzerinde korku, kaygı ve panik yaratacak şekilde kurusıkı tabanca ile havaya ateş etmek şeklinde kabul edilen eylemi sebebiyle mahkûmiyet hükmü kurulmuş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.06.2007 tarihli ve 2007/8-143 esas, 2007/155 sayılı kararında da belirtildiği üzere, silâh vasfında bulunmayan kuru sıkı tabanca ile havaya ateş etme eyleminin, 5237 sayılı Kanun’un 170/1-c maddesinde tanımlanan, içinde silâh öğesi bulunan suç tipine uygun bulunmadığından, korku, kaygı veya panik yaratacak şekilde ateş etme eyleminin oluşmayacağı, eylemin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 36/1. maddesi kapsamında idari para cezasını gerektirdiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 24.02.2017 gün ve 2016/13269 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 03.03.2017 gün ve KYB/2017-13827 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize tevdii kılınmakla incelendi. TÜRK MİLLETİ ADINA Gereği görüşülüp düşünüldü: Kurusıkı tabanca ile havaya ateş etme eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 170/1-c madde ve fıkrasında tanımlanan ve içinde silah öğesi bulunan suç tipine uygun bulunmadığı, eylem 5236 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36/1 madde ve fıkrasında tanımı yapılan gürültüye neden olma kapsamında olup idari yaptırımı gerektirmekte ise de; oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; sanık ile mağdurlar arasında çıkan tartışma sırasında sanığın suça konu silah ile mağdurları korkutmak amacıyla havaya ateş etmesi şeklindeki eyleminin belirli kişiler olan mağdurlara yönelik olması nedeniyle zincirleme şekilde silahla tehdit suçunu oluşturduğu ve suç vasfında yanılmanın sanık lehine hükmün bozulmasını gerektirmediği anlaşılmakla; Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na düzenlenen ihbarname içeriği açıklanan nedenle yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığı'na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine, 07.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2012/2927 E., 2012/7611 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
c)...'e karşı korku ve panik yaratacak şekilde ateş etmek suçundan TCK.nun 170/1-c, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası.
1. Ceza Dairesi         2012/2927 E.  ,  2012/7611 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Kasten öldürme, silahlı örgüt kurma ve yönetme, çıkar amaçlı örgüte üye olmak, silahla tehdit, yağmaya kalkışma, korku ve panik yaratacak şekilde ateş etme, 6136 sayılı Yasaya aykırılık, yaralama HÜKÜM : 1-..., maktul ... 'ı öldürmek suçundan TCK.nun 81/1, 29/1, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası. 2-..., a)Silahlı çıkar amaçlı örgüt kurma ve yönetme suçundan TCK.nun 220/1-353/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası. b)Mağdur ...'in nitelikli yağma suçuna kalkışmak suçundan TCK.nun 149/1-a-c-f-g-son, 35/1-2, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 9 yıl 9 ay hapis cezası. c)...'e karşı korku ve panik yaratacak şekilde ateş etmek suçundan TCK.nun 170/1-c, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası. d)Mağdur ...'e karşı korku ve panik yaratacak şekilde ateş etmek suçundan TCK.nun 170/1-c,-d-son, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası. e)Mağdur ... ...'in hürriyetini sınırlamak suçundan TCK.nun 109/2, 109/3-a-b-son, 63/1-2-3, 58/6-9 maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası. f)6136 sayılı Yasanın 13/1, 53/1-2-3,58/6-9. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 450 TL adli para cezası. .../... g)Korku ve panik yaratacak şekilde ...'in iş yerine ateş etmek suçundan TCK.nun 170/1-c, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası. h)Mağdur ... ...'i silahla tehdit etme suçundan TCK.nun 106/2-c, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası. ı)Katılan ...'a karşı tokat atarak yaralama suçundan TCK.nun 86/2, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 4 ay hapis cezası. j)Katılan ...ü tehdit etmek suçundan 106/2-a-c-d-son, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası. 3-..., a)Çıkar amaçlı örgüte üye olmak suçundan TCK.nun 220/2, 220/3, 62/1, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası. b)Mağdur ... ...'i yağmalamaya kalkışmak suçundan TCK.nun 149/1-a-c-f-g-son, 35/1-2, 62/1, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası. c)Korku ve panik yaratacak şekilde ateş etmek suçundan TCK.nun 170/1-c-son, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası. 4-..., a)Çıkar amaçlı örgüte üye olmak suçundan TCK.nun 220/2, 220/3, 62/1, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası. b)Mağdur ... ...'i yağmalamaya kalkışmak suçundan TCK.nun 149/1-a-c-f-g-son, 35/1-2, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 9 yıl 9 ay hapis cezası. c)Korku ve panik yaratacak şekilde ... 'in iş yerine ateş etmek suçundan TCK.nun 170/1-c, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası. d)Katılan ...'a karşı tokat atarak yaralama suçundan TCK.nun 86/2, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri .../... uyarınca 4 ay hapis cezası. 5-..., a)Çıkar amaçlı örgüte üye olmak suçundan TCK.nun 220/2, 220/3, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası. b)Katılan ...'a karşı tokat atarak yaralama suçundan TCK.nun 86/2, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 4 ay hapis cezası. c)Katılan ...ü tehdit etmek suçundan 106/2-a-c-d-son, 53/1-2-3, 58/6-9. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası. TÜRK MİLLETİ ADINA 1-Sanık ...'in, "6136 sayılı Kanuna muhalefet" suçu yönünden, 5271 sayılı CMK.nun 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hüküm, aynı Kanunun 231/12 maddesi uyarınca itiraz yoluna tabi olup, temyiz kabiliyeti bulunmadığından, sözkonusu hükmün itiraz merciince incelenmesi mümkün görülmüş; temyiz edenlerin sıfatları ve dilekçelerinin içeriklerine göre temyiz incelemesi, sanık ...'in "kasten öldürme"; sanık ...'ın "suç işlemek için örgüt kurma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'yi tehdit", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "rnağdur ...'i yağma", "mağdur ...'e karşı hürriyetini sınırlama", "6136 sayılı Kanuna muhalefet"; sanık ...'in "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'i yağma"; sanık ...'nın "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "rnağdur ...'i yağma" ve sanık ...'in "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama" suçlarından kurulan hükümlerle, sanık ...'ın "01/11/2007 tarihli silahlı eylemleri" nedeniyle kurulan hükümler yönünden yapılmıştır. 2-Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ...'in "kasten öldürme"; sanık ...'ın "suç işlemek için örgüt kurma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'yi tehdit", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "mağdur ...'i yağma", "mağdur ...'e karşı hürriyetini sınırlama", "6136 sayılı Kanuna muhalefet"; sanık .../... ...'in "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'i yağma"; sanık ...'nın "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "mağdur ...'i yağma" ve sanık ...'in "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama" suçları ile sanık ...'ın "01.11.2007 tarihli silahlı eylemlerinin" sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde sanık ...'in "kasten öldürme"; sanık ...'ın "suç işlemek için örgüt kurma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye Sokulması", "mağdur ...'yi tehdit", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "mağdur ...'i yağma", "mağdur ...'e karşı hürriyetini sınırlama", "6136 sayılı Kanuna muhalefet"; sanık ...'in "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'i yağma"; sanık ...'nın "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "mağdur ...'i yağma" ve sanık ...'in "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama" suçlarının niteliği tayin, cezayı azaltıcı takdiri indirim nedenlerinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ... müdafiinin sübuta; sanık ... müdafiinin meşru savunmaya; sanıklar ... ve ... müdafiinin suçların unsurlarının oluşmadığına; sanık ... müdafiinin suç örgütünün unsurlarının bulunmadığına; Cumhuriyet Savcısının sanık ...'ın mağdur ...'ye karşı eyleminde suçun niteliğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, A.Sanık ...'in "kasten öldürme"; sanık ...'ın "suç işlemek için örgüt kurma", " 2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'yi tehdit", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "mağdur ...'i yağma", "mağdur ...'e karşı hürriyetini sınırlama", "6136 sayılı Kanuna muhalefet"; sanık ...'in "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'i yağma"; sanık ...'nın "suç işlemek için kurulan örgüte üye olma", "2006 yazındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması", "mağdur ...'ı kasten yaralama", "mağdur ...'i yağma" ve sanık ...'in "suç işlemek için kurulan .../... örgüte üye olma", "mağdur ...'u tehdit", "mağdur ...'ı kasten yaralama" suçlarından kurulan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, B.Sanık ...' ın "01/11/2007 tarihli silahlı eylemleri" yönünden, Dosya kapsamına göre sanığın, belirli bir süre boyunca hürriyetini sınırlayıp kendisinden kaçan mağdur ... ve sonradan olay yerine gelen mağdur ...'in de bulunduğu bir ortamda havaya birden fazla kez ateş etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın eyleminin "birden fazla mağdura karşı tek bir fiille işlenen tehdit" suçunu oluşturduğu gözetilmeden, TCK.nun 106/2-a, d, 43/2 maddelerinden hüküm kurulması yerine, suçun niteliğinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde sanığın eylemlerinin hem "mağdurları yaralamaya teşebbüs", hem de "genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" suçunu oluşturduğu kabul edilip, TCK.nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı gereğince en ağır cezayı gerektiren fiil olan "genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, hükümlerin değişik gerekçeyle, tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, CMUK.nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, 16/10/2012 gününde oybirliği ile karar verildi. ...

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Aşağıdakilerden hangisi "Tehlike Suçu" olarak nitelendirilebilir?

A) Kasten Öldürme
B) Kasten Yaralama
C) Mala Zarar Verme
D) Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması
E) Hırsızlık

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol