Türk Ceza Kanunu 171. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 171- (1) Taksirle;
a) Yangına,
b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına,
Neden olan kişi, fiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Radyasyon yayma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
107 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2023/4679 E., 2024/557 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.04.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında taksirle bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ, sel, taşkına neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması
8. Ceza Dairesi 2023/4679 E. , 2024/557 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/2296 E., 2023/1283 K.
SUÇ : Taksirle bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ, sel, taşkına neden olma
HÜKÜM : Düzeltilerek İstinaf başvurusunun esastan reddi ile sanığın beraati kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü;
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 03.01.2019 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında taksirle bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ, sel, taşkına neden olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 170 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Ankara Batı 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.04.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında taksirle bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ, sel, taşkına neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
3. Sanığın denetim süresi içinde işlemiş olduğu suç nedeniyle yapılan ihbar üzerine Ankara Batı 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.09.2022 tarihli kararı ile hüküm açıklanmış, sanık hakkında taksirle bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ, sel, taşkına neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 24.05.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine,sanığın 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz istemi ilk derece mahkemesince sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına kararı verilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğine sanık tarafından istinaf yoluna başvurulan hükmün daha önce kesinleşen mahkeme kararının yalnızca açıklanmasına ilişkin olduğuna, istinaf mahkemesince kesinleşen bu hükmün bozulmasına karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Dava konusu olay sanığın ... Isı Sistemleri firmasının sahibi olduğu, ...'e ait ... Mahallesi Sakarya Caddesi No:9/5 Sincan adresindeki adreste bina içi doğalgaz tesisat imali işini gerçekleştirdiği bu işlemi yaparken yangın tehlikesini doğuracak şekilde doğalgaz kaçağını önlemek için uygun malzeme yerine japon yapıştırıcısı kullanmak suretiyle taksirle genel güvenliği tehlikeye soktuğu iddiasına ilişkindir.
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın olay tarihinde sahibi olduğu .... Isı Sistemleri firmasında görev yaptığı sırada ..... Mah. Sakarya Cad. No:9/5 ...adresinde doğalgaz tesisatını kurarken sızdırmazlık maddesi olarak japon yapıştırıcısı kullanılmasına sebebiyet verdiği anlaşıldığından bina çökmesi tehlikesine neden olmak suretiyle genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunu işlediği kabul edilerek mahkûmiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Sanığın Şenol Isı Sistemleri Firmasının sahibi olarak kendisine başvuran Kadir Çelen isimli kişinin bina içi doğalgaz tesisat imali işini yaptığı, iş bittikten sonra yapılan işin projeye uygun olarak yapılıp yapılmadığının kontrolü için daireye gelen yetkili kuruluş olan Başkent Doğalgaz A.Ş. görevlilerince yapılan kontrolde usulsüz bir şekilde japon yapıştırıcısı kullanıldığının belirlenmesi üzerine yapılan yanlışlığın düzelttirildiği, doğalgaz tesisatının japon yapıştırıcısı ile birlikte kullanılmadığı, dolayısıyla
ortada tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu 5237 sayılı Kanun'un 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen bina çökmesi tehlikesine neden olmak suretiyle genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunu oluşturan bir eylem olmadığı anlaşıldığından sanığın beraatine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Taksirle bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ, sel, taşkına neden olma suçu tehlike suç olup tehlike gerçekleşmedikçe cezalandırmanın olmayacağı, 5271 sayılı Kanun'un 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen bina çökmesi toprak kayması çığ düşmesi sel veya taşkın olaylarının gerçekleşmesinin suçun oluşabilmesi için birinci koşul olduğu maddede sayılı olayların gerçekleşmediği, sanığın doğalgaz tesisatı imalatı yaparken uygun olmayan sızdırmazlık maddesini kullanma şeklindeki eyleminin atılı suçun unsurlarını taşımadığı anlaşılmakla bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 24.05.2023 tarihli ve 2022/2296 Esas, sayılı kararında katılan vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara Batı 6. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2024 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
8. Ceza Dairesi, 2020/11270 E., 2023/2406 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2015 tarihli ve 2015/462 Soruşturma, 2015/137 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2020/11270 E. , 2023/2406 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması
HÜKÜM : Beraat
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. ... Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2015 tarihli ve 2015/462 Soruşturma, 2015/137 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca dava açılmıştır.
2. ... Asliye Ceza Mahkemesinin 15.01.2016 tarihli ve 2015/174 Esas, 2016/12 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği;
Ağaçları kesmeyerek ihmal göstermesi nedeniyle açık kusurunun olmasına rağmen bu durum yeterince değerlendirilmeden ya da üç kişilik bir kurul oluşturularak yeni bir bilirkişi raporu aldırılmadan eksik araştırma sonucu cezalandırılması yerine beraat kararı verilmesine, ilişkindir.
B. Katılan vekilinin temyiz isteği;
Söz konusu yerde arıza ve bakımlardan sorumlu olan sanığın, tellerin altından geçen ağaçların kesilmemesi durumunda uzayarak tellere temas edeceğini ve bunun da yangına neden olacağını bilebilecek durumda olduğundan taksir derecesinde sorumluluğunun bulunduğuna, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Dava konusu olay, FEDAŞ isimli elektrik dağıtım kurumunda elektrik teknisyeni olarak görev yapan katılanın bakım ve onarımıyla sorumlu olduğu bölgede yangının meydana gelmesinde gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine ilişkindir.
2. 31.07.2015 tarihli olay yeri inceleme raporu ile ... ilçesi ... Köyü ... Tatil Köyü bölgesinde meydana gelen yangının başlangıç noktasında, elektrik direğine ait kabloların uzun kavak ağacının dalları arasında kaldığı, yaprakların ve dalların tele temas ettiğinin görüldüğü, vatandaşlar ile yapılan görüşmede yangının hemen kavak ağacı ve teller altında başladığını beyan ettikleri, bölgede yangın başlatıcı veya hızlandırıcı bir maddeye rastlanılmadığı, olay anında havanın rüzgarlı olması ve zemindeki otların kuru olması nedeniyle ateşin çevreye hızla yayıldığı, kontrol altına almanın imkansız hale geldiği, olay sonrası bölgede 150 hektar arazinin yandığı, olay bölgesinde bahçesi bulunan katılan Şuayip'in 4 dönümlük ekili arazisinin 1 dönümü, zarar gören alanda çeşitli meyve ağaçlarının ve sebzenin ekili olduğu, mağdur ...'a ait istiflenmiş saman yığını olduğu ve tamamının yandığı, mağdurlar ..., Vahap ve Mehmet Zülfü isimli şahıslara ait üzüm bağlarının tamamının yandığının tespit edildiği belirlenmiştir.
3. Katılan ve mağdurlara ait tarlalarda bulunan ve yangında zarar gören meyve ağaçları ve zirai ürünler, arı kovanları ve buğday samanlarının miktarı ve zarar tutarına ilişkin İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 03.08.2015 tarihli raporu dava dosyasında mevcuttur.
4. 08.09.2015 tarihli bilirkişi raporu ile yangının bahse konu yerde bulunan Elektrik Dağıtım Şirketinin TRP4-B13 (Branşman direği) ile TRP4-B12 ağaç direkleri arasında meydana geldiği, bu iki direk arasındaki iletkenlerin, şebekenin altında bulunan ve uzayan kavak ağaçlarına yatay ve düşey emniyet uzaklık mesafelerini kaybettiği, ağaç dallarının ve yapraklarının içinden geçtiği, ağaçların bu kısımlarının alevlerden dolayı sararmış olduğu, 04.09.2015 tarihi itibariyle yangın yerinde yapılan incelemede bahse konu ağaçların yakın zamanda kesilmiş olduğunun görüldüğü, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 44 üncü maddesinin (h) ve (i) bentlerine göre, hava hattı iletkenlerinin en büyük salınımlı durumda yapılara ve ağaçlara en küçük yatay uzaklığı 1 metre, düşey uzaklığı ise ağaçlara 1,5 metre ve damlı yapılara 2,5 metre olması gerektiği, yangının, ağaçların altından başlayıp tek yönlü ve açılarak yayıldığı, AG şebekesi olan bu hatta, yukarıda numaraları yazılı direkler arasında iletken sehimleri normal görüldüğü ve fakat iki direk arasındaki iletkenlerde, Yönetmelik'e aykırı olarak 2-3 noktada ekler yapıldığının görüldüğü, buna karşılık Yönetmelik'in 43-a) maddesinin ikinci fıkrasında "İki direk arasında eklerden olabildiğince kaçınılmalıdır. Artık teller eklenerek kullanılamaz. Zorunlu durumlarda iki direk arasında her iletken için ancak bir ek yapılabilir." şeklindeki düzenlemenin yer aldığı, TRP4-B13 Branşman direğinin iletkenlerin cer kuvveti dolayısıyla eğildiği, TRP4-B12 direğinin ise yangın esnasında alt kısmı büyük ölçüde yanarak çok küçük bir tepe kuvvetinde devrilecek kadar inceldiği ve potansiyel tehlike arz ettiği, sonuç olarak ilgili Elektrik Dağıtım Şirketinin, söz konusu iki direk arasındaki iletkenler şebekenin altında uzayan ağaç dallarıyla iç içe geçecek şekilde Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 44 üncü maddesindeki emniyet mesafelerini kaybettiği halde, ağaçları kesmeyerek ihmal ettiği için ağaç dalları arasında bulunan gerilim yüklü iletkenlerin rüzgarın da etkisi ile birbirine temas etmesi ile oluşan elektrik arkının, ağaç yapraklarında ve yere düşerek kuru otlarda yangın meydana getirdiği ve yayıldığı belirlenmiştir.
5. Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin 29.09.2015 tarihli cevabi yazısı ile TRP4-B13 ile TRP4-B12 direkler arası bölgedeki bakım ve onarımdan sorumlu elektrik teknisyeninin sanık olduğu belirtilmiştir.
6. Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin 02.11.2015 tarihli yazısı ile sanığın görev tanımının ekip şefi olduğu, kendi ekibindeki personelleri çalıştırmak ve gerekli olan arıza bakım ve onarımları yaptırmak ile görevli olduğu belirlenmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş.'de elektrik teknisyeni olarak görev yapan ve yangının çıktığı ... ilçesi ... Köyü ... Tatil Köyü bölgesindeki elektrik arıza, bakım ve onarımından sorumlu olan sanığın, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 44 üncü maddesine aykırı olacak şekilde iki direk arasındaki iletkenlerin şebekenin altında uzayan ağaç dallarıyla iç içe geçerek rüzgarın da etkisi ile birbirine temas etmesi sonucu elektrik arkının yere ve ağaç yapraklarına düşerek kuru otlarda yangın meydana getirmesinde, mesleğinin gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemesi şeklindeki eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen suçu oluşturduğu, bu suçun 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı sayılı Kanun'un 12 nci maddesiyle değişik 5237 sayılı Kanun'un 75 inci maddesi uyarınca önödeme kapsamına alındığı nazara alınarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2. Önödemeye uyulmaması halinde ise; Dairemizin 2020/2463 Esas sayılı dosyasında 01.10.2020 tarihli kararla, somut norm denetimi yoluyla iptal istemli başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı Kararı ile 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin "01.01.2020 tarihi itibariyle... hükme bağlanmış ve kesinleşmiş dosyalarda .... basit yargılama usulü uygulanmaz" bölümündeki "hükme bağlanmış" ibaresinin Anayasa'nın 38 inci maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38 inci maddesinde suçun kanuniliği ve cezanın kanuniliği güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında da aynı güvencelere yer verilerek "lehe kanunun uygulanması ilkesi" benimsenmiştir. Maddi ceza hukukuna ilişkin hükümler içeren basit yargılama usulünün "hükme bağlanmış dosyalarda" uygulanmasını engelleyen 5271 sayılı Kanun'un geçici 5 inci maddesinin (d) bendindeki "hükme bağlanmış" ibaresinin basit yargılama usulü yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle temyiz davasına
konu dosyalarda lehe hükümler içeren Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması imkanının doğması ve bu konuda mahkemesince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu, Nedenleriyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Asliye Ceza Mahkemesinin 15.01.2016 tarihli ve 2015/174 Esas, 2016/12 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısı ve katılan Şuayip vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.04.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/442 E., 2022/86 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon
Ceza Genel Kurulu 2018/442 E. , 2022/86 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Sayısı : 115-99
Sanık ...'in silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan ... Ağır Ceza Mahkemesince 12.06.2015 tarihli ve 115-99 sayılı kararla TCK’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri yollamasıyla TCK'nın 314/2, 220/6, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu karara karşı sanık müdafisi tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 16.04.2018 tarihli ve 3878-1193 sayılı karar ile;
''...
2-Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;
Olay, iddia ve mahkemenin kabulüne göre, cenaze töreni esnasında PKK/KCK terör örgütünün kurucusu olan ...'ın resminin yer aldığı büyük boy pankartı grubun önünde taşıdığı anlaşılan sanığın eyleminin, görünüşte hem 2911 sayılı Kanunun 33/1 maddesinde, hem de 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesinde düzenlenen suçları oluşturduğu görülmekte ise de; eylemin bir bütün halinde sanığın her türlü yasa dışı gösteri yürüyüşünde uygulama imkanı bulunan genel norm niteliğindeki 2911 sayılı Kanunun 33/1 maddesine göre özel norm olan ve fiilin haksızlık muhtevasını tamamen tüketen 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturacağı cihetle, silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun, 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanunun 7. maddesinin 4. fıkrasında sayılı suçlardan olduğu, dolayısıyla örgütün çağrısıyla örgütün faaliyeti doğrultusunda işlenecek suçlardan olmadığı gözönünde bulundurularak, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA'' karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.05.2018 tarih ve 296060 sayı ile;
''... ... Cumhuriyet Başsavcılığının 08/06/2015 gün ve 2015/78 sayılı iddianame ile; "26/05/2015 tarihinde ... iline yaklaşık 40 araçlık bir konvoyla getirilen Gabar Dersim (K) ...'ın cenazesinin doğrudan Cemevi yerine Cemevini geçtikten sonra ileride bulunan ... il merkezdeki Sanat Sokağına götürüldüğü, burada cenazeyi beklediği anlaşılan kalabalık grubun cenaze ile birlikte Cemevine doğru yürüyüşe geçtiği, Gabar Dersim (K) ...'ın cenazesinin terör örgütüne ait (sözde) bayrağa sarılı tabut içerisinde nakledildiği, yürüyüş sırasında PKK terör örgütünün (sözde) bayrağı ile üzerinde teröristbaşı ...'ın resimlerinin bulunduğu flamaların taşınıp, PKK terör örgütü lehine sloganlar atıldığı, cenaze töreni bahane edilerek yapıldığı tespit edilen toplantı ve gösteri yürüyüşünde silahlı terör örgütü PKK'nın yoğun bir şekilde propagandasının yapılması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasaya aykırı hale geldiği,
MOBESE kameralarından elde edilen kayıtların incelenmesinden; şüphelinin, üzerinde PKK terör örgütünün kurucusu ...'ın resminin bulunduğu anlaşılan posteri taşıdığının anlaşıldığı," belirtilerek, sanığın eylemlerinin bu haliyle 2911/ s.Y.nın 33/1, 3713 s. ...nun 7/2-b-1, ...nun 314/3 ve 220/6 maddeleri delaletiyle 314/2 maddelerine uyan suçları oluşturduğu, 2911 s.Y.nın 33/1 ve 3713 s. ...nun 7/2-b-1 maddelerine uyan suçlardan ...nun 44/1 maddesi gereğince ...nun 7/2-b-1 maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği iddia edilmiş ve sanığın 2911 sayılı yasanın 33/1.b md. ve 3713 sayılı yasanın 2/2, 3/1, 7/4 maddeleri uyarınca 5237 sayılı yasanın 220/6 ve 314/3. maddeleri delaletiyle aynı kanunun 314/2. maddesi ve 3713 sayılı yasanın 5/1 maddesi ve 3713 sayılı yasanın 7/2-b-1 maddeleri gereğince cezalandırılması talepli kamu davası açılmıştır.
... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/06/2015 gün ve 2015/115 Esas, 2015/99 Karar sayılı kararı ile "Terör Örgütü Propagandası Yapmak" suçundan hükmüm açıklanmasının geri bırakılmasına, "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme" suçundan ise ...nın 314/3 ve 220/6 madde ve fıkraları yollamasıyla 314/2, 220/6-2.cümle, 3713 sayılı kanunun 5, ...nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyete karar verilmiştir.
Yüksek Daire ve Başsavcılığımız arasında oluşa ilişkin bir ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilafın konusu 2911 s.Y.nın 33/1 maddesine ve 3713 s.Y.nın 7/2-1-b maddelerine uyan eylemde, sanık hakkında uygulanacak yasanın belirlenmesinde fikri içtimayı düzenleyen ...nun 44.maddesinin mi yoksa özel norm- genel norm ayrımının esas alınacağı, buna bağlı olarak 2911 s.Y.nın 33/1 maddesine aykırılık teşkil eden eylemin varlığını devam ettirip ettirmeyeceği ve varlığını devam ettirdiği kabul edildiğinde sanığın "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme" suçundan cezalandırılıp cezalandırılmayacağına dairdir.
27/03/2015 tarihli ve 6638 sayılı Yasa ile değişik 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 33/1-b. maddesinde; "Yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar ile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılırlar." şeklindedir.
"Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri" başlıklı 23. maddesinin (b) bendinde ise; "yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez ve sair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak" şeklindeki düzenleme ile Yasa'nın 33/1-b. maddesinde sözü edilen araçların nelerden ibaret olduğu sayılmıştır.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesinin 2. fıkrasının (b-1) bendinde; "Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması"nın yasaya aykırı olduğu belirtilmiştir.
...nun 44/1 maddesi "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." hükmüne yer vermiştir.
5237 s. ...nda özel norm - genel norm (özel kanun - genel kanun) ilişkisini düzenleyen kanunlar arasında çıkabilecek çatışmayı -fikri içtima kuralları dışında- çözüme kavuşturan bir düzenleme yapılmamıştır.
Öğretide özel norm- genel norm ilişkisinden bahsedilebilmesi için ilk şartın her iki normun aynı hukuki değeri koruması gerektiği, ikinci olarak özel normun, genel normun özelliklerinin yanı sıra başka özelliklere de sahip olması gerektiği kabul edilmiştir. Bir normun özel oluşu ve böylece genel norm karşısında önceliğe sahip bulunuşu, bazı ek özellikleri, unsurları bünyesinde taşımasından doğmaktadır. “Özellik unsurları” şeklinde isimlendirebileceğimiz bu unsurlar o norma özgü niteliklerdir. Eylem bu özellik unsurlarının kapsama alanına girmiyorsa genel norm uygulanabilecektir. Özel norm farklı özelliklere de sahip bir norm olduğu için, onun önceliğinde daha ağır bir ceza içerip içermemesinin hiç bir önemi yoktur. Özel nitelikteki norm kapsamına giren bütün durumlarda tek norm olarak uygulanır.
Özel-genel norm ilişkisi yönünden görünüşte içtimaın diğer ilkelere dayanan görünüşte içtima hallerinden en büyük farkı, bunun ancak tek eylem yönünden söz konusu olmasıdır. Bu açıdan fikri içtima ile yakınlık gösterdiği halde, özel-genel norm ilişkisinde gerçekten tek suçun varlığına karşılık, fikri içtimada suçlar daima birden çok olup, kanun koyucu ceza politikası gereği faili en ağır cezayı gerektiren suçtan sorumlu tutmaktadır. (Kayıhan İçel, ... Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl: 7, Sayı 14, Güz 2008 s. 35-49)
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21/02/2017 gün ve 2015/15-393 Esas, 2017/74 karar sayılı kararında da benzer hukuki kurumlar tartışılmış, özel norm - genel norm ilişkisi hakkında "Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli halleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir. (M. Emin Artuk-A. Gökçen- A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, ..., 2014, s. 636; Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, ..., 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, ..., 2015, s.520). Örneğin, 5237 sayılı Kanunda zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK'nun 247. maddesi değil Bankacılık Kanununun ilgili hükmü uygulanmalıdır." açıklaması karar gerekçesinde yer almıştır. Aynı kararda GSM abolnelik sözleşmelerinin sahte düzenlenmesi halinin, bu belgeler özel belge niteliğinde olmasına rağmen, ...nun 207. Maddesi kapsamında değil fakat özel norm niteliğinde olan 5809 s. Elektronik Haberleşme Kanununun 56 ve 63/10 maddesi kapsamında kaldığının kabul edilmiştir.
Sanığın eylemine uyan her iki yasa hükmü de özel yasalar içinde yer almakla birlikte Yüksek Daire 2911 s. Yasayı daha genel bir yasa olarak kabul etmiş, 3713 s.Y //2 maddesindeki düzenlemenin özel nitelikte olduğu ve 2911 s.Y 33/1 maddesinde yazılı suçun haksızlık içeriğini tamamen tükettiği, böylece ortada iki ayrı suçun değil fakat tek bir suçun bulunduğunu kabul etmiştir.
Her iki yasa hükmünün özel nitelikli yasalar kapsamında düzenlenmiş olduğu, bu yasalardan birinin diğerine göre daha genel nitelikte olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı, bu bağlamda aynı fiile bu iki yasaya ait farklı yasa maddelerinin uygulanması imkanının bulunduğu hallerde hangi yasa hükmünün ...nun 44/1 maddesinde belirlenen fikri içtima hükmüne başvurmak gerektiği, ...nun 44/1 maddesine uygun şekilde uyuşmazlık çözümlendiğinde, uygulanmayan yasa hükmünde yazılı suçun varlığını devam ettireceği, ancak bir cezalandırma politikasının sonucu olarak tek ceza verileceğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15/01/2015 tarihli ve 2013/16585 esas, 2015/188 sayılı kararı da bu yöndedir.
Somut olayda da ...nun 44/1 maddesi gereğince daha ağır cezayı içeren 3713 s.Y.nın 7/2 maddesi ile hüküm kurulurken, 2911 s.Y 33/1 maddesinde yazılı olan ve sübutunda herhangi bir ihtilaf bulunmayan suçun da varlığını koruduğu, böylece 3713 s.Y.nın 7/son maddesinin uygulama alanının olmadığı, 2911 s.Y 33/1 maddesine uyan ancak TCK..nun 44/1 maddesi nedeniyle cezalandırılmayan eylemden dolayı verilen "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme" suçundan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği düşüncesi ile aksi yöndeki kabule dayanan Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir'' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 09.07.2018 tarihli ve 2524-2319 sayılı kararıyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; PKK silahlı terör örgütünün propagandasının yapıldığı gösteride örgüt liderine ait posteri taşıyan sanığın, 2911 sayılı Kanun’un 33/1-b ve 3713 sayılı Kanun’un 7/2-1-b maddelerine uyan eylemi nedeniyle uygulanacak yasanın belirlenmesinde fikri içtimayı düzenleyen TCK’nın 44. maddesinin mi yoksa özel norm-genel norm ayrımının mı esas alınacağının, bu bağlamda silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan ayrıca cezalandırılıp cezalandırılmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
İnceleme itiraz kapsamına göre sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanık ...'in; "Üzerinde PKK terör örgütünün kurucusu ...'ın resminin bulunduğu anlaşılan posteri taşımakla "Terör Örgütü Propagandası Yapmak" ve "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme" suçlarını işlediği anlaşılmakla yargılamasının mahkemenizce yapılarak delillerin takdiri ve değerlendirilmesi mahkemenize ait olmak üzere eyleminine uyan yukarıda belirtilen sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasına,şüphelinin tutuklu geçirdiği sürenin alacağı cezadan mahsubuna karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan cezalandırılması istemiyle TCK’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri yollamasıyla TCK'nın 314/2, 220/6, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince dava açılmıştır.
Sanık ... savunmalarında aleyhine olan hususları kabul etmediğini, önceki savunma ve beyanlarını aynen tekrar ettiğini, 22 yaşında Kamu yönetimi bölümü 3. sınıfta okuyan bir öğrenci olduğunu, hukuk alanı ile ilgili dersler de aldığını, iddianameyi incelediğinde hukukun zorlandığını ve aleyhine saptamalara gidildiğini gördüğünü, belirttiği şekilde aleyhine olan isnat ve iddiaları, saptamaları, internet tespit tutanaklarını da kesinlikle kabul etmediğini, Facebook ve Twitter adresi olmadığını, herhangi bir çağrı üzerine sözü edilen toplantıya katılmadığını, internet tespit tutanağındaki hususlarla ilgili olarak olay öncesinde bilgi sahibi olmadığını, sorumluluk sahibi bir öğrenci olduğunu, sözü edilen cenaze törenine toplantı ve gösteri yürüyüşü anlamında değil bir cenaze töreni olduğu için katıldığını, bu itibarla toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına da muhalefet etmiş olmadığını, sözü edilen olay zamanında Sanat sokağı üzerindeki kaldığı eve doğru gittiğini, kalabalık grup olduğunu ve cenaze töreni yapılacağını öğrendiğini, cenazeye katılmak için topluğun içine girdiğini, bu aşamada arka taraftan sözü edilen poster çıkartılarak kapalı vaziyette verildiğini, posteri tutmasının dayatıldığını, tanımadığı bayan şahıs ile birlikte söz konusu posteri tuttuğunu, kalabalık topluluğun ön tarafında olduklarını, posterin üzerindeki ... resmini görünce bırakmak istediğini, ancak arkasındaki yaklaşık bin kişilik gruptan çekindiğini, bu şekilde yürüyerek grup ile birlikte ve grubun ön tarafında olacak şekilde cemevine kadar geldiklerini, terör örgütü mensubu olduğu söylenen ve iddianamede belirtilen cenazesi yapılan şahıs ile ilgili bilgisinin olmadığını, cenazeye katıldığı aşamada veya öncesinde kimin cenazesi olduğu hususunda da bilgisi olmadığını,
İfade etmiştir.
... Ağır Ceza Mahkemesince; "somut olayda sanığın mahkememizce sabit görülen eylemlerinin dosya kapsamında bulunan görüntü kayıtlarına ve buna dayalı olarak düzenlenen görüntü inceleme ve tespit tutanaklarına göre sübut bulduğu kanaatine ulaşılmıştır. ... il merkezinde, aleniyet unsuru taşıyan caddelerde ve meydanda gerçekleşen yasadışı toplantı ve gösteri yürüyüşü esnasında kolluğun önleyici kolluk faaliyeti çerçevesinde elde ettiği, başlangıçta sanığa veya belirli başka bir şüpheli şahsa yönelmeyen mobese kayıtlarının veya benzeri yöntemlere dayalı olarak elde edilen kamera görüntü kayıtlarının elde ediliş yöntemi itibariyle hukuka aykırı delil olarak kabulünü ve bu delilin dosyadan çıkarılmasını gerektirir hal bulunmamaktadır. Delil serbestisinin geçerli olduğu ceza muhakemesi hukukunda hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmemesi kaydıyla her türlü bilgi, belge ve delilin sübut vasıtası olarak hükme esas alınması mümkündür. Mevcut dosya kapsamında sübut vasıtası olarak mahkememiz hükmüne esas alınan görüntü kayıtlarının önleyici kolluk faaliyeti çerçevesinde ve kolluğun bilgi toplama görevi doğrultusunda elde edildiği, il merkezindeki cadde ve meydanda gerçekleştirilen yasadışı faaliyete yönelik olduğu, özel hayatın gizliliğine, Anayasanın 13. maddesinde öngörülen orantılılık ilkesine aykırı düşecek ve delilin hukuka uygunluğunu etkileyecek tarzda müdahalenin bulunmadığı, yasadışı toplantı ve gösteri yürüyüşü öncesinde ve eylemin devam ettiği aşamada CMK'nun 140. maddesi kapsamında sanığa yüklenen suçlara ilişkin olarak başlatılan soruşturma bulunmadığı, bu itibarla kolluğun önleyici kolluk faaliyeti ile bilgi toplama görev ve yetkisi kapsamında elde ettiği verinin elde ediliş yöntemi itibariyle CMK'nun 140. maddesinde öngörülen teknik araçla izlemeye ilişkin koruma tedbirine dayalı olarak elde edilmediği, aleni olarak kabul edilen cadde ve meydanlarda kamu güvenliği, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi gibi amaçlarla somut anlamda belli bir bireyi hedef almayacak şekilde mobese kayıtlarına dayalı görüntü tespitine gidilmesine ve bu yolla elde edilen delilin sübut vasıtası olarak ele alınmasına esasen delil serbestisinin geçerli olduğu ceza muhakemesi hukukunda engel hal bulunmadığı gözetilerek sanık müdafiinin hükme esas alınan delilin elde ediliş yöntemine, hukuka aykırılığına ve bu nedenle dosyadan dışlanmasına yönelik talep ve savunmaları mahkememizce yerinde görülmemiş ve yukarıda ayrıntısıyla belirtilen gerekçeye dayalı olarak sanığın sabit görülen silahlı terör örgütü propagandası yapmak ve ayrıca silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçları nedeniyle ayrı ayrı tecziyesine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle aşağıdaki hükmü kurmak gerekmiştir'' şeklinde açıklanan gerekçeyle sanığın silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
Sanık müdafisi temyizinde; sanığın eyleminin düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında olduğunu, cenaze töreninin toplantı ve gösteri yürüyüşü olmadığını, görüntülerin hukuka aykırı delil olduğunu, örgütsel bir çağrı bulunmadığı hâlde TCK'nın 314/2 ve 220/6. maddelerinde ve ayrıca hem 2911 hem de 3713 sayılı Kanun'lardan aynı eylem nedeniyle birden fazla cezalandırma hükmü kurulduğunu, mahkemenin kabulünün hatalı olduğunu, ...'ın resminin taşınmasının suç olmadığını, kararın AİHM içtihatlarına aykırı olduğunu,
Beyan etmiştir.
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
a) Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348)
b) Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir.
c) Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
d) Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf. 383 vd.)
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
PKK silahlı terör örgütün propagandasının yapıldığı gösteride ...'ın resminin bulunduğu posteri taşıyan sanığın eylemine ilişkin uyuşmazlığın konusu, 3713 sayılı Yasa'nın 7/2. maddesi ile 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesi arasında ilk derece mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kabul ettiği şekilde TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralları gereğince mi yoksa Özel Daire kararında açıklandığı şekilde özel norm-genel norm ilkelerine göre mi ceza tayin edileceğine ilişkindir. Bu uyuşmazlığın çözümüne göre sanık hakkında 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesi dayanak alınarak TCK'nın 220/6 ve 314/3. maddeleri yollamasıyla TCK'nın 314/2. maddesi gereğince ayrıca silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan ceza tayin edilip edilemeyeceği belirlenecektir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturabilmesi için yukarıda yapılan açıklamalar yanında sırasıyla; silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçu, 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesine aykırılık suçu, fikri içtima ve görünüşte içtima, özel-genel norm ilişkisi, örgüt, silahlı örgüt ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçuna değinmek gerekmektedir.
a) Silahlı Terör Örgütünün Propagandasını Yapma Suçu;
Türk Dil Kurumu sözlüğünde “propaganda” kavramı, “Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca” olarak tanımlanmıştır. Propaganda, bir düşünce açıklamasıdır ancak her düşünce açıklamasını propaganda olarak kabul etmek mümkün değildir. Bir düşünce açıklamasının propaganda olarak kabul edilebilesi için, pasif düşünce açıklaması şeklinde değil, sistematik, yoğun, taraftar kazanmak ve başka kişilerin düşüncelerini etkilemek amacıyla düşünce aşılama şeklinde olması gerekir (İbrahim Şahbaz, Karşılaştırmalı Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü, Yetkin Yayınları, ... 2007, s.22).
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.12.1990 tarihli ve 263-336 sayılı kararında propaganda, "Toplumun bütününü veya belirli bir kesiminin inanç, tutum ve davranışlarını yönlendirmek maksadıyla bilinçli olarak seçilen bilgi, olgu ve savları sistematik bir gayret ve muhtelif araçlarla yayma etkinlikleri, geniş bir kitleyi, muayyen hedefler doğrultusunda ikna etme çabası" olarak tanımlanırken Anayasa Mahkemesi ise propagandayı, "Belli bir maksada ulaşmak ve taraftar kazanmak adına düşüncelerin birden çok kişinin bilgisine ulaştırılmasını sağlayan bir etkileme eylemi ve şekli, bir fikri yayma, tanıtma, benimsetme maksadına matuf eylemler" şeklinde tanımlamıştır. Örgüt propagandası ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.2017 tarihli ve 383-60 sayılı kararında "Terör örgütünün düşüncesini yaymak amacıyla slogan atarak; bildiri, gazete, dergi dağıtarak ya da satarak; resim, yazı, bayrak, pankart asarak, taşıyarak, basın açıklaması yaparak bu düşünceyi övmek, yüceltmek, haklı ve meşru göstermeye çalışmak şeklindeki eylemler" olarak ortaya konmuştur.
3713 sayılı Kanun’un “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu düzenleyen 2. fıkrası;
“Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş yüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin gerekçesi ise; "Maddede, bu Kanun'un 3 ve 4. maddesi ile Türk Ceza Kanunu'nun 168, 169, 171, 313, 314 ve 315. madde hükümleri saklı kalmak üzere baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini benimseyerek Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini ve Devletin siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla örgüt kurma, bu şekilde kurulmuş örgütlerin faaliyetlerini düzenleme veya bu örgütleri yönetme ve bu örgütlerin propagandalarının yapılması ve her ne suretle olursa olsun yardım edilmesi fiilleri cezalandırılmaktadır.
Maddede, yardımların belirtilen mahallerde yapılması ağırlatıcı sebep sayılmaktadır. Ayrıca dernek, vakıf, sendika ve benzeri kurumların teröre destek olduklarının tespiti hâlinde bu yerlerin faaliyetlerinin durdurulacağı, mahkemece kapatılacakları ve mal varlıklarının müsaderesine karar verileceği belirtilmektedir.
Örgütle ilgili propagandanın Basın Kanunu'nun 3. maddesinde belirtilen mevkutelerle işlenmesi hâlinde verilecek ceza, maddenin son fıkrasında gösterilmektedir.” olarak ifade edilmiştir.
29.06.2006 tarihli 5532 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile yapılan değişiklikle 3713 sayılı Kanun’un 7/2. maddesi;
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beş bin gündür. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.
b) Terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması, slogan atılması veya ses cihazları ile yayın yapılması ya da terör örgütüne ait amblem ve işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.” hâline getirilmiş olup, yapılan değişikliğin gerekçesi; “Maddenin ikinci fıkrasında terör örgütünün veya bu örgütün suç işlemek yönündeki amacının propagandasının yapılması suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu fıkranın ilk iki cümlesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220. maddesinin sekizinci fıkrası hükümlerinden ibarettir. Dikkat edilmelidir ki, bu tanıma göre suç oluşturan fiillerden birisi, terör örgütünün amacının propagandasının yapılmasıdır. Buradaki amacı, suç işlemek yönündeki amaç olarak anlamak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasının (a) ile (c) bentlerinde bu kapsamda cezalandırılacak fiil ve davranışlar gösterilmiştir. Yapılan değişiklikle, terör örgütünün veya amacının propagandası suçuyla bağlantılı olarak da basın ve yayın organlarının sahiplerine dikkat ve özen yükümlülüğü yüklenmiştir. Bu yükümlülüğün ceza hukuku sorumluluğuna etkisi ile ilgili olarak, Kanunun 6. maddesinin değiştirilen dördüncü fıkrası hükmünün gerekçesi göz önünde bulundurulmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında terör örgütünün veya amacının propagandasının belli yerlerde yapılması, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsuru olarak tanımlanmıştır.” olarak ifade edilmiştir.
3713 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrası 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile;
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a)Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.
b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;
1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2. Slogan atılması,
3. Ses cihazları ile yayın yapılması,
4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Maddede yapılan değişikliğin gerekçesi ise; “AİHM, şiddeti teşvik edici nitelikte olmayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek, içeriğinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan ya da kişileri silahlı isyana teşvik edici nitelikte olmayan açıklamalar nedeniyle bireylerin Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde cezalandırılmasını ifade özgürlüğüne aykırı bulmaktadır.
Yapılan düzenlemeyle, maddenin ikinci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden belirlenmekte, maddeye 'cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde' ibaresi eklenerek suçun kapsamı AİHM standartlarına uyumlu hale getirilmektedir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 18/6/2009 tarihli ve E.:2006/121, K.:2009/90 sayılı iptal kararının neticesinde ortaya çıkan mükerrerliğin önlenmesi ve söz konusu Karara uyum sağlanması amacıyla maddede teknik bir düzenleme yapılmaktadır.
Ayrıca, maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklikle, bent kapsamındaki suçların unsurları daha somut hâle getirilmiştir.” olarak ifade edilmiştir.
3713 sayılı Kanun’un “Terör tanımı” başlıklı 1. maddesi “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklindedir.
b) 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesinde düzenlendiği şekliyle Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na Aykırılık Suçu;
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre toplantı; “Birden çok kimsenin belirli amaçlarla bir araya gelmesi, içtima”, gösteri ise; “bir istek veya karşı görüşün, halkın ilgisini çekecek biçimde topluca ve açıkça yapılması, nümayiş" şeklinde tanımlanmış,
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinde toplantının; "Belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen açık ve kapalı yer toplantılarını", gösteri yürüyüşünün; "belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzel kişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen yürüyüşleri" ifade ettiği açıklanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlıklı 34. maddesinde; “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir...” biçiminde,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü” başlıklı 11. maddesinde; “Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapma, dernek kurma, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma haklarına sahiptir” şeklinde düzenlemelere yer verilmiş,
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 3. maddesinde ise; herkesin, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre şiddet veya silah kullanmadan kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebileceği hüküm altına alınmıştır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, çoğulcu bir demokrasinin kurulması, farklı siyasi, kültürel, dini, sanatsal ve benzeri fikirlerin oluşabilmesi ve bir arada yaşayabilmelerinin içselleşmesi bakımından önemlidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 34. maddesine göre; “…Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir...”, AİHS'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre de; “Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca bu hakların kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir” şeklinde sınırlamalar öngörülmek suretiyle bu hakkın sınırsız bir hak olmadığı ortaya konulmuştur.
Görüldüğü gibi gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gerekse AİHS, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, “demokratik bir toplumda gerekli olma” kriteri gözetilmek şartıyla kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlanabileceğini düzenlemektedir. Bununla birlikte soyut bir kamu düzeni ve kamu güvenliği tehlikesine dayanarak toplantı ve gösteri yürüyüşü yasaklanmamalı, göstericilerin saldırgan ve tehdit edici herhangi bir davranış sergileyip sergilemedikleri de tespit edilmelidir.
Uyuşmazlığa konu;
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne Silahla Katılanlar başlıklı 33. maddesi;
"Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine;
a) Ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar,
b) Yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar ile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Toplantı ve gösteri yürüyüşünün kanuna aykırı olması halinde ve dağılmamak için direnildiği takdirde, ayrıca 32 nci madde hükümlerine göre cezaya hükmolunur’’ şeklindedir.
c) Fikri İçtima, Özel Norm-Genel Norm İlişkisi;
5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise 5237 sayılı TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve Kanun'un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde düzenlenmiştir.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemini" benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Bu bağlamda, “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de benzer nitelikte görüşler ileri sürülmüştür. (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, ..., 2016, s.492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, ..., 2013, s. 462 vd., Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Bası, ..., 2013, s.653 vb.)
5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim TCK'nın 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.
Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir.
Görüldüğü gibi, kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir.
Tek fiille birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi yukarıda açıklandığı şekilde ya "farklı neviden fikri içtima" ya da "görünüşte içtima" kapsamında kalmaktadır.
Görünüşte içtima ise çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, ..., 1972, s. 167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ... Eylül 2015, 8. Bası, s. 519.).
Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği fiilin tek ve aynı olmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlâl edilmekte olup diğer normların ihlâli sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, ... 2013, s. 73-74.).
Görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "yardımcı (tali) normun sonralığı" ve "özel normun önceliği" gibi ilkelere göre belirlenmektedir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından "özel normun önceliği" ilkesi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli hâlleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir (M. Emin Artuk-A. Gökçen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, ..., 2014, s. 636; Veli Özer Özbek- Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, ..., 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, ..., 2015, s. 520.). Örneğin, 5237 sayılı Kanun'da zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesi değil Bankacılık Kanunu’nun ilgili hükmü uygulanmalıdır.
d) Örgüt, Terör Örgütü ve Örgüt Adına Suç İşleme;
TCK’nun 220. maddesinde ‘’Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’’ başlığı altında;
‘’ Madde 220-(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.
(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.(Ek cümle: 11/4/2013-6459/11 md.) Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.
(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.
(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır’’ düzenlemelerine yer verilmiştir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar, kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir.
Bu suçun mağduru ise öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan Devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir.
TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir.
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arzeden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur.
Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir.
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.
TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir.
3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.
TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silahlı örgüt" suçu ise;
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın ikinci kitap dördüncü kısmının dördüncü bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile beşinci bölümünde yer alan anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir.
Kişiler örgüt hiyerarşisinde yer almamakla beraber örgüte duydukları sempatinin etkisiyle örgüt adını kullanarak suç işleyebilirler. Bu halde örgüt üyesi olmayan kişinin örgüt adına suç işlemesinden söz edilebilir. Bu konudaki ilk düzenleme TMK’nın 2/2 maddesinde yer almıştır. ”Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensubu gibi cezalandırılırlar.” Bu hükümde 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunla değişiklik yapılarak ”ve örgüt mensubu gibi cezalandırılırlar” ibaresi metinden çıkarılmıştır.
Yerleşik yargısal uygulamalara göre, örgüt üyesi olmayan bir kişinin örgüt adına suç işlediğinin kabulü için, bu suçun işlenmesinin örgüt tarafından istenmesi ya da örgütün bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Doğal olarak böyle bir suçu işleyenin de bu bilinçle işlemesi aranır. Kişinin suçu örgüt adına işleyip işlemediği suçun işlendiği koşullar irdelenerek her olayda ayrı ayrı belirlenmelidir. Örgütün çağrısına istinaden, örgütün bilgisi, çıkarları ve stratejisi kapsamında ve bunlara uygun olarak işlenen suçlar örgüt adına işlenmiş suçlar kabul edilebilir. Örgüt adına işlenen suç karşılıksız olabileceği gibi bir menfaat karşılığında da işlenmiş olabilir. TCK’nın 220/6. maddesinde düzenlenen suçun cezalandırma koşulu öncelikle söz konusu suçu işleyen kişinin terör örgütü üyesi olmaması gerekmesidir. Örgüt üyeleri bakımından bu maddenin uygulanması mümkün değildir. Kural olarak bu suç örgüt üyesi olmayan herkes tarafından işlenebilir ve her suç için söz konusu olabilir.
Örgüt adına sürekli suç işleyen ya da belirsiz sayıda suç işleme iradesinde olan kişinin hukuki durumunun örgütle arasında kurulan bağın niteliğine göre örgüt üyesi suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekecektir
5237 sayılı TCK'nın 220/6.maddesinde, "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.” denilerek, TMK'nın 2/2. maddesindeki düzenlemeye paralel bir suç tipine yer verilmiştir.
Her iki düzenlemenin de uygulamada çok ağır cezalar ortaya çıkardığı yönündeki eleştiriler, özellikle çocuklar hakkındaki cezaların olumsuz etkisinin giderilebilmesi için kanun koyucu tarafından 22.07.2010 tarih ve 6008 sayılı Kanun'la 2911 sayılı Kanuna 34/A maddesi eklenerek, çocuklar hakkında TMK'nın 2/2 maddesinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Böylece 2911 sayılı Yasa kapsamındaki suçları işleyen çocukların örgüt üyeliğinden cezalandırılmasının önüne geçildiği gibi örgüt adına bu kapsam dışındaki suçları işlemeleri halinde cezayı artırıcı hali düzenleyen TMK'nın 5/1. maddesi de uygulanmayacaktır. Diğer taraftan TCK'nın 220. maddesinin 6. fıkrasında 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle hakime örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, örgüt üyeliğinden alacağı cezanın yarısına kadar indirebilme yetkisi tanınmıştır.
11.04.2013 tarih, 6459 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile değişik TCK'nın 220/6. maddesi gereğince ancak silahlı örgütler adına suç işleyenler örgüt üyeliğinden cezalandırılabilir.
TCK'nın 220/6. maddesinin uygulanmasında 3713 sayılı Kanun'un 7/4. maddesinde yer alan istisna hükmünü dikkate almak gerekir, bu fıkra hükmünde;
''Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına;
a) İkinci fıkrada tanımlanan suçu,
b) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu,
c) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu,işleyenler hakkında, 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez’’ şeklindeki düzenleme gereğince bu suçları işleyen kişilere ayrıca TCK’nın 220/6. maddesinde yer alan atıf gereğince ceza tayin edilemeyecektir.
Bu açıklamalar kapsamında uyuşmazlığın incelemesine gelince;
PKK (Partiya Karkeren Kürdistan—Kürdistan İşçi Partisi) adlı yasa dışı silahlı terör örgütü Türkiye Cumhuriyeti'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ile Suriye, İran ve Irak ülke topraklarının bir kısmını da içine alacak şekilde Marksist-Leninist ilkeler doğrultusunda Kürt Devleti kurma amacı taşıyan ve bu amacı doğrultusunda 1984 yılından beri yurt içinde çok sayıda öldürme, yaralama, soygun, gasp, yol kesme, köy ve karakol basma, kundaklama v.b. eylemler yapan bir terör örgütü olduğu, örgütün zamana ve konjoktüre paralel olarak ideolojisinde, stratejisinde, eylem metodlarında ve yapılanma biçiminde bazı değişikliklere gittiği, Nisan 2002'de KADEK, Kasım 2003'te KONGRA/GEL, Mayıs 2007 yılından itibaren de örgütün yeni yapılanmasının KCK olduğunun duyurulduğu ve KCK yapılanmasının, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28.12.2011 tarihli ve 10371-30790 sayılı kararı ile silahlı terör örgütü olarak tanımlandığı, örgütün Suriye'deki faaliyetlerini YPG adı altında yürüttüğü,
Dosya kapsamındaki delillere göre; PKK/YPG silahlı terör örgütü üyesi olan Gabar Dersim (K) ...'ın 20.05.2015 tarihinde Suriye'de öldüğü, 26.05.2015 tarihinde örgüte ait internet sitelerinde cenaze töreni için duyurular yapıldığı, cenaze için kortej oluşturulduğu, kalabalık tarafından PKK silahlı terör örgütünü ve cebir, şiddete dayanan yöntemlerini öven sloganlar atıldığı, yasadışı gösteride kortejin en önünde ...'ın büyük bir resminin açıldığı ve taşındığı, sanık ...'in posteri taşıyan kişilerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Sanığın eyleminin hem 3713 sayılı TMK'nın 7/2. maddesine hem de 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesine uygun bulunduğu, TCK'nın 44. maddesi gereğince cezalandırmanın ağır cezayı içeren TMK'nın 7/2. maddesi gereğince yapılacağı, nitekim bu kabule göre mahkemece bu madde gereğince hüküm kurulduğu, mahkemece ayrıca TMK'nın 7/4. maddesi nedeniyle TCK'nın 220/6. maddesinde bulunan suçtan ayrıca ceza verilemeyecek ise de 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesinde düzenlenen suçun varlığını koruduğu ve bu madde temel alınarak TCK'nın 220/6. maddesi gereğince cezalandırma yapılabileceği düşüncesiyle TCK'nın 220/6 ve 314/3. maddelerindeki atıf nedeniyle TCK'nın 314/2. maddesi gereğince de mahkumiyet kararı verilmiş ise de;
2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesindeki ''yasadışı örgüt'' ibaresinin yukarıda açıklandığı şekilde suç örgütleri ile terör örgütlerini de kapsayacak genel bir ifade olduğu, bahse konu eylem için TMK'nın 7/2. maddesinde yapılan düzenlemenin bünyesinde özel unsurlar ihtiva eden özel bir düzenleme olarak kabul edilmesi gerektiği, bu kapsamda her iki düzenleme arasındaki ilişkinin görünüşte içtima ilişkisi olduğu, bu ilişki kapsamında uygulanacak normun "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "yardımcı (tali) normun sonralığı" ve "özel normun önceliği" gibi ilkeler gereğince belirlenmesi gerekeceği, bu kapsamda sanığın eylemine ilişkin olarak 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesinde düzenlenen suçun unsurlarına göre daha özel unsurları ihtiva eden ve olaya ilişkin özel bir cezalandırma iradesi içeren TMK'nın 7/2. maddesinin uygulanması gerektiği, ulaşılan bu sonuca göre 2911 sayılı Yasa'nın 33/1. maddesinin olayda uygulanma imkanı bulunmadığı anlaşılmakla, bu maddedeki suç dayanak alınarak TCK'nın 220/6. maddesinde düzenlenen suçun oluşuğu da kabul edilemeyecektir. TMK'nın 7/4. maddesi gereğince TCK'nın 220/6. maddesinin propaganda suçu dayanak yapılarak uygulanma imkanı bulunmadığından ve Özel Daire bozma kararı isabetli olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmiştir.
SONUÇ;
Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.02.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2020/6449 E., 2020/4606 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin karara karşı itiraz süresi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/9, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171/2 ve 173/1. maddeleri uyarınca 15 gün olarak belirlenmiş iken, Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/11/2015 tarihinde verilen erteleme kararında bu sürenin 7 gün olarak belirtilerek suça sürüklenen çocuk müdafiine anılan kararın tebliğ edilmes
10. Ceza Dairesi 2020/6449 E. , 2020/4606 K.
"İçtihat Metni"
Adalet Bakanlığı'nın, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık ... hakkındaki Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/09/2016 tarihli, 2016/369 esas ve 2016/433 sayılı kararının kanun yararına bozulması istemi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 28/01/2020 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A-)Konuyla İlgili Bilgiler:
1- Şüpheli ... hakkında 29/08/2015 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda, 19/11/2015 tarihli, 2015/9592 soruşturma ve 2015/232 sayılı karar ile; üç yıl süre ile kamu davası açılmasının ertelenmesine, bir yıl süre ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, aynı Kanun'un 191/4. maddesi gereğince erteleme süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi ya da tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması durumunda hakkında kamu davası açılacağının ihtarına karar verildiği, kararda itiraz yasa yolu ve merciinin gösterildiği, ancak itiraz süresinin 7 gün olarak belirtildiği, kararın, 11/01/2016 tarihinde sanık müdafiine tebliğ edildiği, kararın tebliği ve kesinleşmesi beklenmeden 23/11/2015 tarihinde infazı için Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,
2- Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 27/11/2015 tarihli ve 2015/1869 DS sayılı çağrı yazısının tebliğ edilmesi üzerine 24/12/2015 tarihinde müdürlüğe başvurduğu, uyulması gereken kurallar formu imzalatılarak denetim planı hazırlandığı, 14/01/2016 ve 04/02/2016 tarihli bireysel görüşmelerine ve vaka sorumlusu ile olan görüşmelerine katıldığı, hastaneye sevkedildiği, 08/03/2016 tarihli grup/seminer çalışmasına katılmaması ve hastane randevularına gitmemesi nedeniyle İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonunun 28/03/2016 tarihli kararı ile uyarılmasına karar verildiği, 28/03/2016 tarihli ve 2015/1869 DS sayılı uyarı yazısının 30/03/2016 tarihinde müdürlükte elden tebliğ edildiği, aynı tarihte yeniden hastaneye sevkedildiği, ayaktan tedavi takip programına alındığı, 19/04/2016 tarihli SAMBA grup çalışmasının 4. oturumuna, 03/05/2016 tarihli SAMBA grup çalışmasının 5. oturumuna katıldığı, 17/05/2016 tarihli SAMBA grup çalışmasının 6. oturumuna katılmadığı, 18/05/2016 tarihinde mazeret dilekçesi sunduğu, İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonunun 23/05/2016 tarihli kararı ile; mazereti geçerli ve belgeye dayanmaması nedeniyle reddedilerek dosyanın kapatılmasına karar verildiği ve 25/05/2016 tarihinde Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına bila infaz gönderildiği,
3- Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca erteleme kararı kaldırılarak 10/06/2016, 2015/9592 soruşturma, 2016/2026 esas ve 2016/1815 sayılı iddianame ile, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,
4- Kanun yararına bozma istemine konu Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/09/2016 tarihli, 2016/369 esas ve 2016/433 sayılı kararı ile, suça sürüklenen çocuğun topluma kazandırılması, uyuşturucudan kurtarılması ve zararlarını öğrenmesi için Tedavi ve Denetimli serbestlik tedbiri vermenin daha uygun olacağı gerekçesiyle “denetimli serbestlik tedbirinin infazına devam olunmasına” karar verildiği, kararın 20/10/2016 tarihinde itiraz edilmeden kesinleşmesini takiben infazı için Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,
5- Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce infaz işlemlerine başlandığı, 25/10/2016 tarihli ve 2016/12 ÇDS sayılı çağrı yazısının 27/10/2016 tarihinde tebliğ edildiği, sanığın müdürlüğe başvurduğu, 04/11/2011 tarihinde yükümlü ön bilgilendirme formu imzalatılarak denetim planı hazırlandığı, 18/11/2016 tarihli 1. bireysel görüşmesine ve 05/12/2016 tarihli seminer çalışmasına katıldığı, 19/12/2016 tarihli grup/seminer çalışmasına katılmaması nedeniyle İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonunun 22/12/2016 tarihli kararı ile dosyanın kapatılmasına karar verilerek 23/01/2017 tarihinde bila infaz Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,
6- Dosyanın Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/110 esas sırasına kaydedilerek yapılan yargılama sonucunda, Uşak 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 09/05/2019 tarihli, 2017/110 esas ve 2019/209 sayılı kararı ile, “ceza verilmesine yer olmadığına, sanık hakkında uyuşturucu madde kullanmak suçundan gereğinin takdir ve ifası için Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına, 20/09/2016 tarihli karara karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulması için Cumhuriyet savcılığına ihbarda bulunulmasına” karar verildiği, kararın 04/07/2019 tarihinde istinaf edilmeden kesinleştiği,
anlaşılmıştır.
B-) Kanun Yararına Bozma İstemi:
Kanun yararına bozma istemi ve ihbar yazısında;
“Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan suça sürüklenen çocuk ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 19/11/2015 tarihli ve 2015/9592 soruşturma, 2015/232 sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve suça sürüklenen çocuk hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair kararın 11/06/2016 tarihinde tebliğ edilip itiraz edilmeksizin kesinleşmesini müteakip, suça sürüklenen çocuğun yükümlülüklerine uymamakta ısrar ettiğinden bahisle kamu davası açılması üzerine yapılan yargılama sonunda, suça sürüklenen çocuğun topluma kazandırılması ve uyuşturucunun zararlarını öğrenmesi bakımından tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin devamına ilişkin Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/09/2016 tarihli ve 2016/369 esas, 2016/433 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
1-Dosya kapsamına göre,
Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin karara karşı itiraz süresi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/9, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171/2 ve 173/1. maddeleri uyarınca 15 gün olarak belirlenmiş iken, Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/11/2015 tarihinde verilen erteleme kararında bu sürenin 7 gün olarak belirtilerek suça sürüklenen çocuk müdafiine anılan kararın tebliğ edilmesi ile kararın kesinleştirildiği anlaşılmış ise de, Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nün 27/11/2015 tarihli ve 2015/1869 DS sayılı çağrı yazısının suça sürüklenen çocuğa 10/12/2015 tarihinde usulünce tebliğ edilmesini müteakip 10 günlük yasal süreden sonra 24/12/2015 tarihinde kendisinin bizzat başvurması üzerine anılan erteleme kararı hakkında bilgilendirildiği ve gerekli uyarıların yapıldığı, buna karşın suça sürüklenen çocuğun denetim süresince 04/03/2016 ve 18/03/2016 tarihlerindeki tedavi denetim yükümlülükleri ile gençler için madde bağımlılığı müdahale programının 08/03/2016 tarihindeki birinci oturumuna katılma yükümlülüğüne uymaması üzerine bu defa anılan Müdürlüğün 28/03/2016 tarihli ve DS-2015/1869 sayılı 30/03/2016 tarihinde bizzat suça sürüklenen çocuğa tebliğ edilen yazı ile uyarıldığı, bu uyarıya rağmen gençler için madde bağımlılığı müdahale programının 05/04/2016 tarihli üçüncü oturumuna da katılmadığı ancak buna ilişkin doktor raporu ibraz ettiğinden mazereti kabul edilerek denetime devam edildiği ancak bu kez de aynı programın 17/05/2016 tarihli altıncı oturuma da katılmayarak yükümlülük ihlalinde bulunduğu ve bu ihlale ilişkin ise her ne kadar 18/05/2016 tarihli dilekçesi ile yaşı küçük eşi ile resmi nikah yapmadan evlendiğinden gelemediğine yönelik mazeret ileri sürmüş ise de, geçerli bir belge de sunamadığından mazereti kabul edilmeyip denetimli serbestlik dosyası kapatılarak Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği; yapılan soruşturma sonunda açılan kamu davası üzerine de mahkemesince tedavi ve denetim serbestlik tedbirinin devamına ilişkin karar verildiği anlaşılmış ise de, açıklandığı üzere suça sürüklenen çocuğun yükümlülüklere uymamakta ısrarcı olduğu ve yargılamanın sonucuna göre 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesi kapsamında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
2-Kabule göre de;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/1. maddesinde yer alan, “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.” ve aynı maddenin 8. fıkrasında yer alan, "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklinde hüküm çeşitlerinin tahdidi olarak sayıldığı üzere, yükümlülük ihlalinde ısrar şartının gerçekleşmediğinin düşünüldüğü durumlarda, açılan kamu davası hakkında durma kararı verilerek, tekrar denetimli serbestlik tedbirine uygun davranılmaması halinde yargılamaya devamla işin esasına girmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken, durma kararı verilmeksizin yazılı şekilde tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin devamına karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilerek Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/09/2016 tarihli ve 2016/369 esas, 2016/433 sayılı kararının 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca bozulması istenilmiştir.
C-) Konunun Değerlendirilmesi:
Suça sürüklenen çocuk ... hakkında “Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonucunda Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 19/11/2015 tarihli ve 2015/9592 soruşturma, 2015/232 sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve suça sürüklenen çocuk hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın infazı aşamasında, suça sürüklenen çocuğun yükümlülüklerine uymamakta ısrar ettiği gerekçesi ile kamu davası açılması üzerine yapılan yargılama sonunda, Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/09/2016 tarihli ve 2016/369 esas, 2016/433 sayılı kararı ile, suça sürüklenen çocuğun topluma kazandırılması ve uyuşturucunun zararlarını öğrenmesi bakımından tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin devamına karar verildiği anlaşılmıştır.
1- Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin karara karşı itiraz süresi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/9, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171/2 ve 173/1. maddeleri uyarınca 15 gün olarak belirlenmiş iken, Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/11/2015 tarihinde verilen erteleme kararında bu sürenin 7 gün olarak belirtilerek suça sürüklenen çocuk müdafiine anılan kararın tebliğ edilmesi ile kararın kesinleştirildiği, kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın suça sürüklenen çocuk müdafiine 11/01/2016 tarihinde tebliğ edildiği, kararın tebliği ve kesinleşmesi beklenmeden 23/11/2015 tarihinde infazı için Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,
6545 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191. maddesinde, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ve bu kararla birlikte verilebilecek olan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararlara yönelik herhangi bir kanun yolu öngörülmemiş ise de; kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile bu karara bağlı olarak verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararlara yönelik TCK'nın 191/2. maddesinin 2. cümlesinde yer alan "Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır." şeklindeki düzenleme gereği, "Kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı ve bu karar ile birlikte verilen “tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” ilişkin kararların, şüpheliye tebliğ edilerek kesinleştirilmesi gerektiği, şüpheli hakkında verilen "Kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı ve bu karar ile birlikte verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına
ilişkin kararların, şüpheliye tebliğ edilmeden ve kesinleşmeden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı, incelemeye konu dosyada ise; sanık hakkında 6545 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 191/2. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verildiği ve 191/3. maddesi uyarınca bir yıl denetimli serbestlik süresi belirlendiği, söz konusu karar 11/01/2016 tarihinde sanık müdafiine tebliğ edilmesine karşılık infazı için kararın tebliği ve kesinleşmesi beklenmeden 23/11/2015 tarihinde Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne gönderildiği, bu nedenle müdürlükçe gönderilen çağrı kağıdının herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı, şüpheli hakkında Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılarak kamu davası açılabilmesi için şüphelinin erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi gerekmekte olup şüphelinin fiilinin ısrar olarak değerlendirilebilmesi için en az 2 kez ihtar yapılmış olması ve şüphelinin usulüne uygun 2 haklı ihtara rağmen ısrarla denetime uymaması gerektiği, somut olayda sanık adına çıkarılan çağrı kağıdının hukuki sonuç doğurmaması nedeniyle sanığın kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar ettiğinin kabul edilemeyeceği, anlaşıldığından kanun yararına bozma istemi ve ihbar yazısında belirtilen (1) nolu kanun yararına bozma istemi yerinde görülmemiştir.
Ancak;
2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/1. maddesinde yer alan, “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.” ve aynı maddenin 8. fıkrasında yer alan, "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklinde hüküm çeşitlerinin tahdidi olarak sayıldığı, mahkemece yükümlülük ihlalinde ısrar şartının gerçekleşmediği kabul ediliyor ise, açılan kamu davası hakkında durma kararı verilerek, tekrar denetimli serbestlik tedbirine uygun davranılmaması halinde yargılamaya devamla işin esasına girmek suretiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden durma kararı verilmeksizin yazılı şekilde tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin devamına karar verilmesi,
kanuna aykırı olup (2) nolu kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.
D-)Karar:
Açıklanan nedenlerle, kamu davası hakkında durma kararı verilerek, denetimli serbestlik tedbirinin infazının beklenmesi, tedbirin gereklerine uygun davranılmaması halinde yargılamaya devamla işin esasına girmek suretiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden durma kararı verilmeksizin yazılı şekilde tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin devamına karar verilmesi, kanuna aykırı olup (2) nolu kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden; Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/09/2016 tarihli ve 2016/369 esas, 2016/433 sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanun'un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı'na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine,
30/09/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
2. Ceza Dairesi, 2020/6706 E., 2020/6912 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
tarafından fark edilen alevin bir yangına neden olmadan söndürüldüğünün iddia edilmesi karşısında; dosya kapsamına göre, tehlikenin ulaştığı boyut itibariyle bir yangından da söz edilemeyeceğinden, TCK’nın 171/1-a maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
2. Ceza Dairesi 2020/6706 E. , 2020/6912 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Konut dokunulmazlığının ihlali, genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1- Sanık hakkında konut dokunulmazlığını bozma suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,
2- Sanık hakkında genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a- Sanığın, alkollü bir halde katılana ait eve rızası dışında girerek, çekyat üzerinde sigara içerken, çekyatın kısmen yanmasına sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı olayda, tanık ... tarafından fark edilen alevin bir yangına neden olmadan söndürüldüğünün iddia edilmesi karşısında; dosya kapsamına göre, tehlikenin ulaştığı boyut itibariyle bir yangından da söz edilemeyeceğinden, TCK’nın 171/1-a maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
b- Kabule göre de;
Hükümden sonra 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK.nın 75. maddesi uyarınca sanığa yüklenen genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunun temas ettiği, TCK.nın 171/1-a madde ve fıkrasında düzenlenen suçun ön ödeme kapsamına alındığı nazara alınarak, sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 25/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.