5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 172

Türk Ceza Kanunu 172. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 172- (1) Bir başkasını, sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutan kişi, üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkradaki fiilin belirsiz sayıda kişilere karşı işlenmiş olması halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (3) Bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olacak biçimde radyasyon yayan veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine etkide bulunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) Radyasyon yayılmasına veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine, bir laboratuvar veya tesisin işletilmesi sırasında gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak neden olan kişi, fiilin bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2023/562 E., 2024/83 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi).
Ceza Genel Kurulu         2023/562 E.  ,  2024/83 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1179-261 I. HUKUKİ SÜREÇ Katılanlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesince 17.01.2017 tarih ve 3-11 sayı ile; sanıkların anılan suçtan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanıklar ...... hakkında hak yoksunluğuna, sanık ...'in cezasının aynı Kanun'un 58/6. maddesi uyarıca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; sanıklar ..... hakkında kurulan hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca açıklanmalarının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanık ...'in TCK'nın 86/2, 29, 62, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca kesin nitelikte 660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar .....'in ise 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir. Katılanlar ....ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ..... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Cumhuriyet savcısı ile sanıklar müdafii ve katılanlar vekili tarafından; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar .... ... hakkında verilen beraat hükümlerinin ise katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 01.06.2018 tarih ve 648-983 sayı ile; katılanlar ......'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ....hakkında ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıkların TCK'nın 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna, sanık ...'in cezasının aynı Kanun'un 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin kaldırılmasına ve "...mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına," karar verilmiştir. Hüküm kurulmasına yer olmadığına dair kararların katılanlar vekili, mahkûmiyet hükümlerinin ise sanıklar .... ve müdafiileri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.09.2022 tarih ve 16529-12956 sayı ile; "... 5- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mağdur ...'ye yönelik yaralama suçundan kurulan hükme yönelik incelemede; Sanıklar ... ve kardeşi...., katılan ... ve...yi katılan ....'nın kocasından özür dilemeleri için bağ evine götürdükleri, burada darbedip alıkoyma eylemi gerçekleştirdikten sonra mağdurları cezalandırmak amacıyla dövmeye devam ettikleri olayda, mevcut dövme eyleminin ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olduğundan bahisle atılı suçtan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi, ... 6- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde; Sanıkların mağdura yönelik hürriyetten alıkoyma eylemlerini, katılan ...'nın olay günü sanık ...'ın kızı ve ...'in de eşi olan ....'yı telefonla arayıp rahatsız etmesi ve evli olduğunu söylemesine rağmen HTS kayıtlarına göre aynı gün içinde birden fazla kez arayıp rahatsız etmeye devam etmesinden kaynaklanan hiddetin etkisiyle gerçekleştirdikleri anlaşılmakla haklarında TCK'nın 29. maddesi gereğince haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesince 17. Ceza Dairesi ise 15.02.2023 tarih ve 1179-261 sayı ile; "Sanıklardan .....ye karşı yaralama suçundan cezalandırılması hem Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesinin hem ... Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamalarına aykırı hem dosya kapsamına ve hukuka aykırı olduğundan bu husustaki bozma ilamına eylemin birden çok mağdura karşı tek fiille gerçekleştirilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temadi ettiği sırada işlenmesi nedeniyle müstakil kasten yaralama suçu oluşturmayacağı kabul edildiğinden direnilmiştir. ... Yargıtay 8. Ceza Dairesinin sanıklar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına ilişkin bozma nedeni incelendiğinde mağdurlardan ...nın ....ın kızı ve....'in eşi olan ....'yı arayıp rahatsız ettiği, mağdurlardan ....'den sanıklara yönelen herhangi bir haksız tahrik oluşturacak eylem bulunmadığı, sanıkların TCK'nın 43/2. maddesi uygulanarak birden çok mağdura karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, iki kez cezalandırılmaları gerekirken zincirleme suç (aynı neviden fikri içtima) kuralları uygulanarak bir kez cezalandırıldıkları, zincirleme suçun sonuçları dikkate alındığında cezası daha ağır olan mağdur ...'ye yönelik haksız tahrik içermeyen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyet kararı verilip TCK'nın 43/2. madde yoluyla TCK'nın 43/1. madde uyarınca cezalarında artırım yapılması gerektiği ayrıca TCK'nın 29/1. maddesi uyarınca artırım yapılması durumunda sanıklar lehine 43/2. maddenin yanında TCK'nın 29/1. maddesinin uygulanmasının ikinci kez atıfet sonucu doğuracağı dikkate alınarak Dairemiz kararı dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu," gerekçesiyle direnilerek, sanıklar ....'in katılanlar .....'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan önceki hüküm gibi mahkûmiyetlerine, sanıklar .... ve ...in katılan ...'ye yönelik kasten yaralama eylemleri bakımından ise önceki karar gibi hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hüküm ve kararların da katılanlar vekili ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.05.2023 tarihli ve 51198 sayılı onama-bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.11.2023 tarih ve 1621-8384 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Sanıklar ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve hakaret, katılan ...'ya yönelik eziyet, sanıklar ..., ... ve ... hakkında ise katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar mercilerince itirazın reddine karar verilmesi, sanık ... hakkında katılan ...'ya yönelik özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar ile sanık ... hakkında katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan verilen mahkûmiyet kararı ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik hakaret, sanık ... hakkında ise katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan kesin nitelikte adli para cezaları verilmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...’ye yönelik basit kasten yaralama suçundan verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin kararlar ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı, 2- Katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu tek bir fiil ile işledikleri kabul edilen ve haklarında TCK'nın 43/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanan sanıklar ..., ..., ... ve ...'e yönelik katılan ...'nin haksız tahrik oluşturacak herhangi bir eyleminin bulunmadığı anlaşılmakla, anılan sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Niğde Cumhuriyet Başsavcılığının 20.12.2015 tarihli ve 2552-2357 sayılı iddianamesi ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a-b, 43, 29/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açıldığı, anılan iddianamede katılan ...'ye yönelik gerçekleştirilen kasten yaralama eyleminin TCK'nın 109/2. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olarak nitelendirilip ayrıca cezalandırılmasının istenilmediği, Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 17.01.2017 tarih ve 3-11 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in katılanlar ... ve ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına; sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca açıklanmalarının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine; sanık ...'in katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/2, 29, 62, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca kesin nitelikte 660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verildiği, Sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara Cumhuriyet savcısı ile sanıklar müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesince 17.02.2017 tarih ve 2017/156 değişik iş sayı ile itirazın reddine; sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan kurulan hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ise Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesince 28.02.2017 tarih ve 3-11 sayı ile bahse konu adli para cezasının kesin nitelikte olması nedeniyle istinaf talebinin reddine karar verildiği, Katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, Cumhuriyet savcısı, sanıklar müdafii ve katılanlar vekili tarafından; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat hükümlerinin ise katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 01.06.2018 tarih ve 648-983 sayı ile; katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıkların TCK'nın 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, sanık ...'in cezasının aynı Kanun'un 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıklar hakkında "...mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına," karar verildiği, Hüküm kurulmasına yer olmadığı kararının katılanlar vekili, mahkûmiyet hükümlerinin ise sanıklar ..., ..., ..., ... ve müdafiileri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.09.2022 tarih ve 16529-12956 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralama eyleminden verilen hüküm kurulmasına yer olmadığı dair kararın anılan sanıkların darp eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturduğunun; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin ise anılan sanıklar hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin ise 15.02.2023 tarih ve 1179-261 sayı ile bozma kararına direndiği, Katılan ... hakkında Niğde Devlet Hastanesince 22.08.2015 tarihinde düzenlenen rapora göre; alkolsüz olan katılanın sağ yanağında kulak ön kısmında ... ve kızarıklık bulunduğu, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde olduğu, Katılan ... hakkında Niğde Devlet Hastanesince 22.08.2015 tarihinde düzenlenen rapora göre; alkolsüz olan katılanın burun üst kısmında şişlik, morluk, her iki dudak iç kısmında laserasyon ve morluk bulunduğu, burun kemiğinde kırık olduğu, şişeye oturtulması iddiası ile ilgili bir bulguya rastlanılmadığı, Katılan ... hakkında Niğde Devlet Hastanesince düzenlenen 24.08.2015 tarihli ve 1604-15 sayılı raporda; katılanın sol göz altında 3x2 cm'lik ekimoz, alt dudak iç yüzde 1 cm'lik abrazyon, burun sırtında ödem saptandığı, katılana ilişkin düzenlenen olay tarihli 1 adet radyogramın incelenmesinde burun kemiği ucunda ayrıksız kırık saptandığı, söz konusu yaralanmanın katılanın yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek nitelikte hafif olmadığı, burun kemiği ucundaki ayrıksız kırığın kişinin yaşam fonksiyonlarını 1 (Hafif) derecede etkileyeceği, yüzünde sabit iz bulunmadığı, Kolluk tarafından düzenlenen 23.08.2015 tarihli tutanağa göre; sanık ...'nin kullanmakta olduğu cep telefonu üzerinde yapılan incelemede katılan ...'ya ilişkin görüntüye rastlanılmadığı, Kolluk tarafından düzenlenen CD izleme ve çözümleme tutanağına göre; Yenice Mahallesi, Kemali Ümmiye Caddesi üzerinde bulunan Kömürcülük isimli iş yerine ait güvenlik kamera görüntülerinin incelenmesinde, kamera saatinin güncel saate göre bir saat ileri olduğu, 22.08.2015 tarihinde sanıklar ... ve ...'ın ... Antika isimli iş yerinin önünde oturdukları esnada saat 20.02.14 sıralarında katılanlar ... ve ... ile tanık ...'in yanlarına geldikleri, söz konusu şahısların hep birlikte saat 20.02.35 sıralarında bahse konu iş yerine girip kamera görüş açısından çıktıkları, aynı gün saat 20.04.06 sıralarında iş yerinden çıkan şahısların hep birlikte Bankalar Caddesi istikametine doğru yürüyerek kamera görüş açısından çıktıkları, bir daha da dönmedikleri, Kolluk tarafından düzenlenen 23.08.2015 tarihli telefon inceleme tutanağına göre; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in cep telefonları üzerinde yapılan incelemede katılan ...'ya ait görüntüye rastlanılmadığı, Kolluk tarafından düzenlenen 23.08.2015 tarihli tutanağa göre; katılan ... ile birlikte olay yerinin tespiti amacıyla Gümüşler kasabasına gidildiği, katılan ...'nın kolluk görevlilerine Eski Gümüş Mahallesi, Özyurt Caddesi, Göl Mevki bila sayılı yerdeki bağ evini göstererek bu evin bahçesinde söz konusu olayın gerçekleştiğini, bahçeye açık olan yeşillik alandan girdiklerini, bahçe içerisinde bulunan ikamete ise hiçbir şekilde girilmediğini söylediği, olay yerinde yapılan araştırmada bahse konu bahçenin içerisinde bulunan evin kilitli olduğu ve bu eve girilebilecek açık bir yerin bulunmadığı, bahçe ön tarafında bir adet demir kapı bulunduğu ancak bahçenin diğer cephelerinin açık olduğu, herhangi bir tel örgü veya duvarla örtülü olmadığı, bahçenin açık olan yerlerinden bahçeye girilmek suretiyle olay yeri ve çevresinde yapılan araştırmalarda olaya konu olan cam şişe veya başkaca herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığı, bahçe içerisinde bulunan ikametin dış cephesinde güvenlik kamerası bulunduğu görülerek mahalle muhtarı vasıtasıyla ikamet sahibi olduğu tespit edilen ... isimli şahsın arandığı, yapılan görüşmede güvenlik kamerasının çalışmadığının, sadece caydırıcı amaçla takılı olduğunun öğrenildiği, Anlaşılmıştır. Katılan ... kollukta; oğlu olan katılan ... ile birlikte inşaat işleri yaptıklarını, 22.08.2015 tarihinde saat 15.25 sıralarında uzaktan akrabası olan sanık ...'ın kendisini telefonla arayıp dükkânına çağırdığını, saat 15.30 sıralarında söz konusu dükkâna gittiğini, orada sanıklar ... ve ...'i gördüğünü, kendisinden bir süre sonra ise kaynı olan tanık ...'in de aynı dükkâna geldiğini, sanık ...'ın; "Kızıma senin oğlun ... telefon açmış." dediğini, hemen katılan ...'yı telefonla arayıp telefonun sesini de dışarıya vererek sanık ... ile görüştürdüğünü, oğlunun sanık ...'a bir arkadaşının söz konusu numarayı verdiğini, art niyeti olmadığını söylediğini, bunun üzerine sanık ...'ın katılan ...'dan yanına gelip özür dilemesini istediğini, daha sonra dükkândan ayrıldığını, saat 19.00 sıralarında oğlunu alıp sanık ...'ın dükkânına gittiklerini, bahse konu iş yerinde sanık ... ve ...'in bulunduğunu, sanık ...'ın bağda olduğunu belirttiği sanık ...'ten katılan ...'nın özür dilemesini istediğini, bunun üzerine katılan ... ve sanıklar ... ve ... ile birlikte plakasını bilmediği bir araçla Gümüşler kasabasında bulunan yerini bilmediği fakat gösterebileceği bağ evine gittiklerini, söz konusu yerde sanıklar ..., ..., ... ve ...'in alkol aldıklarını gördüğünü, kendilerini bağ evinin girişinde sanık ...'in karşıladığını, sonrasında sanıklar ..., ... ve ...'in de yanlarına geldiklerini, katılan ...'nın özür dilemek için sanık ...'in yanına gittiğini, ardından sanık ...'in doğrudan katılan ...'nın suratına kafası ile vurduğunu, daha sonra sanık ...'in yumrukla katılan ...'nın yüzüne vurup katılan ...'ya küfür ettiğini, sanık ...'ın kendisini tuttuğunu, sanık ...'in de yüzüne yumrukla vurduğunu, sanık ...'den küfür etmemesini istediğinde kendisine hitaben sinkaflı küfür ettiğini, "Özür dilemek için geldik, niye vuruyorsunuz?" dediğinde sanık ...'in; "Daha dur, ne yapacağımızı sandın." şeklinde cevap verdiğini, sanık ...'in sanık ...'den şişe getirmesini istediğini, sanıklara ne yapacaklarını sorduğunda sanıklar ... ve ...'in kendisini kollarından tutup bahçe içerisinde ıssız bir yere götürdüklerini, ancak bulunduğu yerden katılan ... ile sanıkların aralarında geçen konuşmaları duyduğunu, sanık ...'in katılan ...'ya; "Kafana mı sıkayım şişeye mi oturtalım avradını s....ğim, çıkar lan pantolonunu a.... koduğumun çocuğu." dediğini, katılan ...'nın ise; "Yapmayın." dediğini duyduğunu, fakat katılan ...'ya ne yaptıklarını görmediğini, sanık ...'in sanık ...'den telefonunu getirmesini isteyip; "Resimlerini çekelim, internete verelim." dediğini duyduğunu, kendisini götürdükleri bahçe içinde ...'in kendisini darbettiğini, bu sırada sanık ...'in katılan ...'ya; "Giy lan elbiseni p...venk." dediğini, sonrasında sanıklar ... ve ...'in kendisini oğlunun yanına götürdüklerini, bu sırada katılan ...'nın pantolonunu çektiğini gördüğünü, bağ evine gittiklerinde üzerinde bulunan telefonu kimseyi aramaması için sanık ...'ın elinden alıp kapattığını, sonrasında ise telefonunu kendisine geri verdiğini, ardından sanık ...'in kendilerine hitaben; "S..tir olun gidin." dediğini, katılan ... ile birlikte yaya olarak Niğde merkeze doğru giderken 3 araçla arkalarından gelen sanıklardan ...'in kendisine hitaben; "Daha bu yetmez, görüşeceğiz, şimdi git, emniyete şikâyet et." dediğini, yaya olarak gelirken kaynı olan tanık ...'ı arayıp kendilerini almasını istediğini, onun da aracı ile kendilerini alıp hastaneye götürdüğünü, 17.03.2016 tarihli oturumda kolluk ifadesine ek olarak; sanık ...'in elinde silah olduğunu, 17.11.2016 tarihli oturumda önceki ifadelerine ek olarak; olay tarihinde kendisine silah doğrultan kişinin sanık ... olduğunu, silah zoruyla kendisini katılan ...'nın yanında biraz uzağa götürdüklerini; yine aynı tarihte önceki ifadelerinden farklı olarak; biraz uzakta olsa da oğluna yapılanları da gördüğünü, oğluna sanık ...'in silah doğrulttuğunu, Katılan ... aşamalarda benzer şekilde; babası olan katılan ... ile birlikte inşaat işleri yaptığını, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in uzaktan akrabaları olduğunu, 22.08.2015 tarihinde saat 12.30 sıralarında çalışmış olduğu inşaatta arkadaşı olan ... isimli şahsın hatırlamadığı ve telefon arama kaydından da sildiği bir numara verip bu numaranın ... isimli birine ait olduğunu belirterek; "Ara konuş arkadaşlık et." dediğini, bunun üzerine 0 541 * 27 78 numaralı telefonundan arkadaşının verdiği numarayı aradığını, telefonu açan tanık ...'ne; "Merhaba ben ... konuşabilir miyiz?" dediğini, tanık ...'nın evli olduğunu kendisini aramamasını söyleyerek telefonu kapattığını, sonrasında ise bu kişinin kendisine numarasını kimden aldığına yönelik daha sonradan sildiği bir mesaj gönderdiğini, bunun üzerine tanık ...'yı tekrar aradığını ve "Kimden aldığımı boş ver." dediğini, tanık ...'nın kendisine küfür etmesi üzerine bir daha aramayacağını belirtip telefonu kapattığını, aynı gün saat 14.00 sıralarında katılan ...'nin kendisini telefonla aradığını; "Oğlum sen kimi aradığını farkında mısın?" demesi üzerine bilmediğini söylediğini, aradığı kişinin sanık ...'ın kızı olduğunu söyleyen babasının akşam gelip özür dilemesini istediğini, sonrasında sanık ...'in kendisini telefonla arayıp dükkâna çağırarak orada görüşmek istediğini belirttiğini, saat 19.00 sıralarında katılan ... ile birlikte bahse konu dükkâna gittiklerini, orada sanıklar ... ve ...'in bulunduğunu, her ikisinden de özür dilediğini, sanık ...'ın kendisinden sanık ...'ten de özür dilemesini istediğini, ardından katılan ... ve sanıklar ... ve ... ile birlikte sanık ...'ın kullandığı plakasını bilmediği bir araçla Gümüşler kasabasına doğru gittiklerini, Gümüşler barajını geçtikten sonra ıssız bir yerde bulunan bağ evine ulaştıklarında kendilerini sanık ...'in karşıladığını, onun yanına giderek özür dilediğini, sanık ...'in ise kendisine küfür ederek kafa attığını, bunun üzerine yere düştüğünü, bu sırada yanlarına sanıklar ..., ... ve ...'nin de geldiğini, sanık ...'in kendisine sinkaflı küfürler ederek yüzüne yumrukla vurduğunu, babasının; "Neden vuruyorsunuz?" demesi üzerine sanık ...'in katılan ...'ye yumrukla vurduğunu, sanık ...'in; "Bunu cezalandıralım." dediğini, sanıklar ... ve ...'in katılan ...'nin kollarından tutup bahçe içinde başka bir yere götürdüklerini, katılan ...'nin polisi arayacağını söylemesi üzerine elinde bulunan telefonunu sanık ...'ın aldığını, sanıklar ..., ..., ... ve ...'in kendisini hırpaladıklarını, sanık ...'in diğer sanık ...'ye; "Silahı getirin." dediğini, sanık ...'in yanına gelip belinden çıkardığı siyah renkli markasını bilmediği bir tabancayı kafasına dayadığını, diğerlerine; "Şişeyi getirin." dediğini, sanık ...'nin siyah renkli bir şarap şişesi getirip yere dik bir şekilde koyduğunu, sanık ...'in kendisine; "Ya kafana sıkayım ya da şişenin üzerine oturacaksın." demesi üzerine; "Yapmayın bizler akrabayız." dediğini, sanık ...'in; "Boş verin şişeyi, vurun öldürün şerefsizi." dediğini, sanık ...'in kafasına silah dayayıp şişenin üzerine oturmasını istediğini, bunun üzerine pantolonunun kemerini çözdüğünü, iç çamaşırlarını ayak ucuna kadar indirdiğini, söz konusu şişenin bacak arasına gelecek şekilde oturduğunu, şişenin kalçasına temas ettiğini ancak anüsüne girmediğini, bu sırada sanık ...'nin cep telefonu ile fotoğraflarını çektiğini, bu fotoğrafları internete vereceğini, kendisini rezil edeceğini söylediğini, ayağa kalkıp pantolonunu giyerken babasını yanına getirdiklerini, ardından kendilerini hitaben; "S..tirin gidin." dediklerini, daha sonra katılan ... ile birlikte yaya olarak Niğde merkeze doğru yürüdüklerini, bu sırada sanıkların; "Anca gidersiniz." diyerek yanlarından peş peşe araçlarla geçtiklerini, akabinde katılan ...'nin cep telefonu ile tanık ...'ı aradığını, tanık ...'ın gelip kendilerini hastaneye götürdüğünü, Tanık ...aşamalarda benzer şekilde; akrabası olan sanık ...'ın 22.08.2015 tarihinde saat 15.30 sıralarında kendisini arayıp işlemekte olduğu antika dükkânına çağırdığını, bunun üzerine saat 16.00 sıralarında söz konusu iş yerine gittiğini, bahse konu dükkânda sanık ...'ın dışında katılan ... ile diğer sanık ...'in bulunduğunu, sanık ...'ın kendisine katılan ...'nin oğlu olan diğer katılan ...'yı kastederek; "Vurayım mı, öldüreyim mi, ne yapayım." dediğini, sanık ...'a ne olduğunu sorduğunda katılan ...'nın telefon numarasını göstererek; "... benim kızımı bu numaradan arayarak rahatsız etmiş, bu konu namus işi oldu." dediğini, bir yanlışlık olduğunu, akraba olduklarını ve büyütmeye gerek olmadığını söylediğini, gerekirse ... ile konuşup özür dileteceğini belirttiğini, kendisinin yanında yeğeni olan katılan ...'yı aradığını, katılan ...'nın kendisine; "Dayı ...'ın kızı olduğunu bilmiyordum, bana kızın numarasını bizim köylü olan ... ... verdi, ben kıza kesinlikle hiçbir şekilde kötü söz söylemedim ve sarkıntılık etmedim, ben ... abinin kızı olduğunu bilseydim kesinlikle böyle bir şey yapmazdım, gerekirse gelir elini öper özür dilerim." dediğini, sonra sanık ...'dan olayı büyütmemelerini istediğini, ardından katılan ... ile dükkândan ayrıldıklarını, aynı gün saat 18.00 sıralarında sanık ...'ın kendisini arayıp; "... benim telefonuma bakmıyor, oğlu ... ile benim dükkânıma gelsinler, damadım olan ... ile kendilerini barıştırayım." dediğini, akabinde katılanlar ... ve ...'yı arayarak durumu kendilerine anlattığını, onları sanık ...'ın dükkânına gönderdiğini, aradan biraz zaman geçtikten sonra aynı gün 19.30 sıralarında katılan ...'nın kendisini telefonla arayarak imam hatip okulunun yanına çağırdığını, oraya vardığında katılanlar ... ve ...'yi gördüğünü, katılan ...'nın ağlayarak; "Dayı bana pusu kurmuşlar, ..., ..., ..., ... ve ... beni ve babamı Gümüşler tarafında ıssız bir yere götürdüler, bunlar benim kafama silah dayadılar, babamı benim yanımdan uzaklaştırdılar ve beni şişeye oturttular." dediğini, kendilerine; "Bu akrabalığa sığmaz, oturup düşünün gerekirse polise şikâyetçi olun." diyerek onları evlerine bıraktığını, katılanların ne zaman, ne şekilde hangi araç ile nereye götürdüklerini görmediğini, bu şahıslarda silah olup olmadığını bilmediğini, Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; isminin ... olmasına rağmen etrafında Sair ismi ile bilindiğini, 22.08.2015 tarihinde saat 21.30 sıralarında 0 537 * 01 63 numaralı telefonunu 0 532 * 74 52 numaralı hattan arayan bir erkek şahsın kendisine hitaben; "Sair abi, olanları duydun mu, haberin var mı?” dediği, telefondaki şahsa kim olduğunu sorduğunda kendisinin sanık ... olduğunu söylediğini, bu şekilde şahsı tanıdığını, sanık ...'e ne olduğunu sorduğunda kendisine; "... gelinimi telefonda rahatsız etmiş, ben de ... ve babası ...'yi silah zoruyla aldım, eski Gümüşlerdeki bahçeye götürdüm, kafasına silah dayadım. ...'yı öldüresiye dövdüm ve şişeye oturttum, hatta fotoğrafını çektim yarın internete yayınlayacağım." dediğini, katılan ...'nın böyle bir şey yapmayacağını, eğer böyle bir şey yapmış ise şerefsiz olduğunu, ancak katılan ... böyle bir şey yapmamış ise kendisinin şerefsiz olduğunu söyleyip telefonu kapattığını, katılanların ne zaman, ne şekilde, hangi araç ile nereye götürdüklerini görmediğini, bu şahıslarda silah olup olmadığını bilmediğini, olaydan sanık ...'in kendisini araması üzerine haberdar olduğunu, Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; 22.08.2015 tarihinde saat 13.00 sıralarında çalışmış olduğu inşaatta öğle yemeği yedikleri esnada amcasının oğlu olan katılan ...'nın ismini ... olarak bildiği şahsı telefonla aradığını, bu sırada katılan ...'nın telefonuna bir numara yazdığını gördüğünü, sonrasında katılan ...'nın 2 ya da 3 kez telefonuna yazdığı numarayı aradığını, telefonu açan şahsa; "Sesin çok tatlı." dediğini, telefonu açan kişinin; "Sen salak mısın?" diyerek telefonu kapattığını, 5 dakika sonra katılan ...'nın telefonunun çaldığını, arayan şahsın katılan ...'nın kim olduğunu sorması üzerine katılan ...'nın kendisini tanıtıp telefondaki kişiye evli olup olmadığını sorduğunu, telefondaki şahsın evli olduğunu söylemesi üzerine katılan ...'nın özür dileyerek telefonu kapattığını, bir süre sonra katılan ...'nin katılan ...'yı arayarak; "Lan çocuk senin aradığın kız kimdi biliyor musun? ... amcanın kızını aramışsın." dediğini, yine telefonda sanık ...'ın katılan ...'ye; "...'nın kalemini kırdım" dediğini duyduğunu, saat 16.00 sıralarında tanık ...'ın katılan ...'yı arayıp ona bir yanlışlık yaptığını, özür dilemesi için sanık ...'ın kendisini dükkânında beklediğini ve sanık ... ile damadından özür dilemesi gerektiğini söylediğini, aynı gün saat 18.00 sıralarında işlerinin bittiğini, katılan ...'nin yanlarına gelip kendilerini aldığını, doğruca sanık ...'ın işletmiş olduğu antika dükkânına gittikleri, katılan ...'nın orada bulunan sanık ...'dan özür dilediğini, daha sonra sanık ...'ten özür dilemek için sanıklar ... ve ...'in katılanlar ... ve ... ile birlikte araçla yanından ayrıldıklarını, Tanık ... savcılıkta; sanık ... ile 20 gündür evli olduğunu, olay tarihinde öğle saatlerinde 0 531 * 75 85 numaralı telefonunun 0 541 * 27 78 hattan arandığını, o sırada Ankara ilinde bulunduğunu, kendisini ... olarak tanıtan şahsın tanışmak istediğini söylediğini, evli olduğunu belirtip; "Beni ne yüzle arıyorsunuz." dediğini, bu kişinin; "Evliysen bile konuşalım, beni kocandan daha çok seversin." diyerek kendisini taciz ettiğini, söz konusu şahsı tersleyip telefonu kapattığını, ardından yine arayan şahsın evli olduğunu bilmediğini belirtip özür dilediğini, ancak yine de; "Rica ediyorum benimle konuş." dediğini, bu şahsa bir daha ararsa kendisini babasına şikâyet edeceğini söylemesi üzerine şahsın; "Beni ailene söylersen ben de senin annen ve babanla konuşurum, aileni senin üzerine kışkırtırım, seni öldürttürüm." diyerek kendisini tehdit ettiğini, bunun üzerine telefonu kapattığını, bir süre sonra yanındaki şahıslar aracılığıyla yakınlarının kendisine ulaşması üzerine telefonunu açtığını, ardından söz konusu kişinin 3-4 kez daha aradığını ancak telefonu açmadığını, bu arada Niğde ilindeki annesini telefonla arayıp kendisini arayan numarayı verdiğini, bahse konu numaranın kendisini rahatsız ettiğini, bu nedenle telefonu kapattığını söylediğini, ailesinin numarayı sorgulamaları üzerine uzaktan akrabaları olan katılan ...'ya ait olduğunu öğrendiklerini, bu aşamadan sonra gerçekleşen olaylardan bilgisi olmadığını, mahkemede savcılık ifadesine ek olarak; telefonla rahatsız edildiğini olay sonrası annesine anlattığını, annesinin de babasına söylediğini, ayrıca eşine de haber verdiğini, eşinin ise arayan kişinin akrabaları olduğunu belirtip konuyu halledeceklerini söylediğini, Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; eşi olan tanık ... ile birlikte 22.08.2015 tarihinde saat 17.30 sıralarında sanıklar ... ve ...'in evlerine akşam yemeğine geldiklerini, beraber yemek yediklerini, ardından tanık ... ile sanıklar ... ve ...'in alkol almaya başladıklarını, kendisinin saat 21.00 sıralarında çocuğunu alarak dışarıya yürüyüşüye çıktığını, saat 22.30 sıralarında tekrar evine döndüğünü, söz konusu kişilerin o sırada hâlen evlerinde bulunduklarını, kendilerine kahve yapıp birlikte içtiklerini, saat 23.30'a kadar birlikte oturduklarını, daha sonra ise sanıklar ... ve ...'in evlerinden ayrıldıklarını, suça konu olayla ilgili bilgisinin bulunmadığını, Tanık ... kollukta; komşuları olan sanıklar ... ve ...'i 22.08.2015 tarihinde saat 17.30 sıralarında akşam yemeği için evine davet ettiğini, birlikte oturup yemek yediklerini, alkol aldıklarını, saat 23.30'a kadar sohbet ettiklerini, bu süre zarfında sanıklar ... ve ...'in hiç yanından ayrılmadıklarını, bu sırada tanık ...'nin de yanlarında olduğunu, ancak saat 21.00 sıralarında çocuklarını alarak çarşıya gittiğini, saat 22.30 sıralarında ise eve döndüğünü, suça konu olayla ilgili bilgisinin bulunmadığını, mahkemede kolluk ifadesinden farklı olarak; olay tarihinde sanık ... ve eşi ile kendisi ve eşinin saat 20.00 sıralarında mangal yaptıklarını, takriben 1,5 saat oturduklarını, alkol aldıklarını, daha sonra bu kişilerin evlerinden ayrıldıklarını, çelişki üzerine sorulunca; mahkeme huzurundaki beyanının esas alınmasını istediğini, bu olayın hatırladığı kadarıyla saat 20.00 sıralarında gerçekleştiğini, sanık ...'in de yanlarında olduğunu ifade sırasında hatırladığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta; antika eşya üzerine iş yeri bulunduğunu, tanık ...'nın kızı, sanık ...'in damadı, sanık ...'in dünürü, sanıklar ... ve ...'in kardeşleri, sanık ...'nin ise oğlu olduğunu, katılanlar ... ve ...'nın uzaktan akrabaları olsa da fazla bir samimiyetleri olmadığını, zaman zaman görüştüklerini ancak aralarında husumet bulunmadığını, 22.08.2015 tarihinde saat 10.00 sıralarında iş yerini açtığını, aynı gün saat 15.00 sıralarında sanık ...'nin dükkânına gelmesi üzerine bir süre oturduklarını, bu sırada kendisine sanık ...'i sorduğunu, bunun üzerine aralarında bir sorun varsa kendisini karıştırmamalarını ve aralarında hâlletmelerini istediğini, sonrasında katılan ...'nin dükkândan ayrıldığını, nereye gittiğini bilmediğini, gün içerisinde katılan ... ile ne yüz yüze ne de telefonda görüştüğünü, saat 16.30 sıralarında katılanlar ... ve ...'nın dükkânının önünden geçtiklerini ancak içeri girmediklerini, asabi tavırları olduğunu, ardından oradan ayrıldıklarını, aynı gün saat 18.30 sıralarında evine gittiğini, suçlamaları kabul etmediğini, ruhsatlı veya ruhsatsız silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda ve mahkemede kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde katılan ...'nın tanık ...'yı birkaç kere cep telefonu ile arayarak taciz ettiğini öğrendiğini, bunun üzerine akrabası olan tanık ...ile konuyu konuştuğunu, olayı tatlıya bağlamaya karar verdiklerini, katılanlar ile ... Antika isimli iş yerinde buluştuklarını, katılan ...'nın kendisinden özür dilediğini, ancak kızının ve annesinin içlerinin rahat etmesi amacıyla Gümüşler kasabasında oturan diğer kişilerin de yanına giderek özür dilemesi gerektiğini katılan ...'ya söylediğini, bunu üzerine saat 19.00 sıralarında kendi kullandığı araçla katılanlar ..., ... ve sanık ... ile birlikte Gümüşler kasabasına doğru yola çıktıklarını, yolda katılan ...'nın ileri geri konuşması üzerine sinirlenip ani fren yaptığını, bunun üzerine katılan ...'nın başını camı açık olan kapıya çarptığını, ardından Gümüşler sapağında katılanları aracından indirip Gümüşler kasabasındaki evlerine gittiklerini, sanıklar ... ile ...'in katılanlar ... ve ... ile buluşmadan önce iş yerine geldiklerini, onlarla bu konuyu konuştuklarını, onlara olayı tatlıya bağlayacağını söyleyerek evlerine gönderdiğini, sanıklar ... ve ...'in de diğer sanıklar ... ve ...'den önce iş yerine uğradıklarını, onları da aynı şekilde iş yerinden gönderdiğini, Sanık ... kollukta; Mersin ilinde tır şoförü alarak çalıştığını, Niğde ilinde bulunan ve ağabeyi olan sanık ...'ın yanına ziyaret amaçlı olarak geldiğini, yaklaşık bir aydır Niğde ilinde bulunduğunu, bu süre içerisinde küçük kardeşi olan sanık ...'in Gümüşler kasabasında bulunan bağ evinde kaldığını, katılanlar ... ve ...'nın akrabaları olduğunu, ancak bu şahıslarla görüşmediğini, 22.08.2015 tarihinde saat 12.30-13.00 sıralarında sanık ...'ın işletmiş olduğu Niğde merkezde bulunan antika dükkânına gittiğini, akşama doğru dükkân önünde oturduğu esnada katılan ...'nin geldiğini, selamlaştıktan sonra dükkân içinde bulunan sanık ...'ın yanına gittiğini, kendisinin ise dışarıda oturmaya devam ettiğini, bir süre sonra da oradan ayrılıp çarşı merkezine gittiğini, sanık ... ile katılan ...'nin aralarında ne konuştuklarını bilmediğini, sanık ...'ın gün içinde kendisine herhangi bir olaydan bahsetmediğini, aralarında ne geçtiğini bilmediğini, çarşıda işi bittikten sonra saat 20.00 sıralarında kendi kullandığı aracı ile tek başına Gümüşler kasabasında bulunan bağ evine gitttiğini, evde yeğenleri ile gelinin bulunduğunu, katılan ...'yi dükkân dışında başka bir yerde görmediğini, katılan ...'yı ise hiç görmediğini, suçlamaları kabul etmediğini, sanık ... ile dünürü olan diğer sanık ...'in katılanları bağ evine getirmediklerini, ruhsatlı veya ruhsatsız bir silahı bulunmadığını, sulh ceza sorgusunda kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde akşam saatlerinde katılanlar ..., ... ve sanık ... ile birlikte konuşmak amacıyla sanık ...'ın Gümüşler beldesindeki evine giderken aracın arka koltuğunda oturan katılan ...'nın ileri geri sözler söylemesi üzerine aracı kullanan sanık ...'ın bu sözlere sinirlenip ani fren yaptığını, bu fren nedeniyle katılan ...'nın başını arabanın kapısına çarptığını, aynı şekilde konuşmaya devam etmesi üzerine ise Eski Gümüşler sapağını geçer geçmez araçtan katılanlar ... ve ...'yi indirip Niğde merkeze döndüklerini, istinabe olunan mahkemede sulh ceza sorgusuna ek olarak; olay tarihinde katılan ...'nın tanık ...'yı telefon ile rahatsız ettiğini öğrendiklerini, kendisi akrabaları olduğundan sanık ...'ın iş yerine çağırdıklarını, katılanlar ... ve ... ile bu konuda görüştüklerini hatta bu konuşmalarla ilgili kamera görüntülerinin dosya da mevcut olduğunu, Sanık ... kollukta; katılanlar ... ve ...'nın uzaktan akrabaları olduğunu, aralarında geçmişten gelen bir husumet bulunduğunu, bu nedenle katılanlar ile konuşmadığını, kendi eşi ile oğlunun eşi olan tanık ...'nın Ankara ilinde olmaları nedeniyle oğlu olan sanık ...'in geçici olarak yanında kaldığını, 22.08.2015 tarihinde saat 08.00 sıralarında sanık ... ile birlikte eski sanayide bulunan iş yerine gittiklerini, saat 17.00'ye kadar da orada bulunduklarını, sonrasında sanık ... ile birlikte evlerine gittiklerini, saat 17.30 sıralarında oğlu ile birlikte soy ismini bilmediği ... isimli komşularına gittiklerini, bu kişinin evinin bahçesinde akşam saat 21.00 ya da 22.00'ye kadar beraber alkol aldıklarını, ardından oğlu ile birlikte evlerine döndüklerini, gece saat 02.40 sıralarında kapı çalındığını ve kapıyı açtığında karşısında polisleri gördüğünü, sanık ...'ın gelininin babası ve aynı zamanda uzaktan akrabaları olduğunu, diğer sanıklar ile 22.08.2015 tarihinde yüz yüze görüşmediğini, fakat sanık ... ile telefonda araba alım satımı ile ilgili olarak görüştüğünü, hiç kimsenin kendisine ne telefonda ne de yüz yüze katılan ...'nın tanık ...'yı telefonda rahatsız ettiğini söylemediğini, bu olaydan haberi olmadığını, katılanları kimin nerede darbettiklerini bilmediğini, suçlamaları kabul etmediğini, kendisinin veya oğlunun ruhsatlı ya da ruhsatsız silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda ve mahkemede kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde iş yerinde çalışırken sanık ...'in eşi olan tanık ...'nın taciz edildiğini söylediğini, bu konuyu konuşmak için dünürü olan sanık ...'ın iş yerine akşam saatlerinde gittiklerini, yaklaşık yarım saat kadar iş yerinde oturduklarını, sanık ...'ın; "Ben ...'ya özür dilettireceğim, siz bu işe karışmayın." dediğini, ardından oğlu ile birlikte evlerine gittiklerini, katılanlar ... ve ...'nin uzaktan akrabaları olduklarını, bu olaydan önce aralarında husumet oluşturacak herhangi bir olay yaşanmadığını, olay günü evlerine gittikten sonra evden çıkmadıklarını, Sanık ... kollukta ve mahkemede; tanık ...'nın eşi olduğunu, katılanlar ... ve ... ile uzaktan akraba olduklarını, katılan ... ile babası olan sanık ... arasında bilmediği meselelerden dolayı daha öncesinde husumet bulunduğunu, bu şahıslarla hiçbir şekilde görüşmediklerini, organize sanayide bulunan Pozitif Makine isimli iş yerinde çalıştığını, 22.08.2015 tarihinde kendisine araba alacağı için izin isteyerek işe gitmediğini, gün içerisinde sabah saatlerinde Galericiler Sitesine gittiğini, ancak kendisine uygun araba bulamadığı için araba alamadan döndüğünü, babası ile birlikte babasının eski sanayi içerisindeki demirci dükkânına gittiklerini, babasının hazırladığı demirleri araca yükleyip aynı gün saat 11.00-12.00 sıralarında Toprak Mahsulleri Ofisi karşısında yer alan bir adrese gittiklerini, orada çalışırken saat 12.30 sıralarında tanık ...'nın kendisini arayarak 0 541 * 28 78 numaralı telefon hattının kendisini arayıp; "Ben senin kim olduğunu biliyorum, tanışalım, görüşelim." diyerek rahatsız ettiğini, kendisinin de tersleyerek telefonu kapattığını, ancak aynı numaranın yarım saat sonra tekrardan aradığını ve "Ben senin kim olduğunu biliyorum, seni tanıyorum, benim ... Kurt isimli facebook adresim var istersen gir bak." dediğini, bunun üzerine eşinin tekrardan telefonu kapattığını, eşinin vermiş olduğu bu numarayı kendi cep telefonundan aradığını, telefona çıkan erkek şahsa kim olduğunu sorduğunu ancak bu kişinin kendisini tanıtmadığını, bunun üzerine şahsa rahatsız ettiği kadının eşi olduğunu belirtip bir daha rahatsız etmesini istediğini, bu şahsa ayrıca küfür edip telefonu kapattığını, eşinin babası olan sanık ...'ın daha sonra eşini rahatsız eden kişinin katılan ... olduğunu öğrendiğini, bu olayla ilgili telefon ile görüştüğü kayınbabasının kendisine; "Sen bu konunun üzerine düşme, bu olaya karışma." dediğini, işleri bittikten sonra babası ile birlikte eski sanayideki dükkâna gittiklerini, babasının orada tekrardan galericiler sitesine arabaya bakmaya gittiğini, plakasını hatırlayamadığı beyaz renkli Tempra marka bir araç alıp geldiğini, birlikte saat 17.00 sıralarında iş yerini kapatarak ikametlerine gittiklerini, annesi ve eşinin Ankara ilinde bulunduklarını, karşı komşuları olan tanık ...'nin kendilerini akşam yemeğine davet ettiğini, babası ile birlikte akşam 18.00 sıralarınla komşularına yemeğe gittiklerini, aynı evde babası ile birlikte saat 22.00 ya da 23.00'e kadar oturduklarını, buradan başka hiçbir yere gitmediklerini, suçlamaları kabul etmediğini, kendisine ait ruhsatlı veya ruhsatsız bir silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda kolluk ve mahkeme ifadesinden farklı olarak; eşinin katılan ... tarafından rahatsız edildiğini öğrendikten sonra aynı gün saat 17.00-17.30 sıralarında babası ile birlikte sanık ...'ın sahibi olduğu ... Antika isimli iş yerine gittiklerini, burada sanık ...'ın, eşini taciz eden kişinin katılan ... olduğunu, olayı tatlıya bağlayacağını söyleyip kendilerinden bir şey yapmamalarını istediğini, uzaktan akrabaları olan katılanlar ... ve ... ile aralarında hiçbir sorun bulunmadığını, Sanık ... kollukta; inşaat işleri ile uğraştığını, sanıklar ... ve ...'ın kardeşleri, tanık ...'nın sanık ...'ın kızı, sanıklar ... ve ... ile katılanlar ... ve ...'nın ise uzaktan akrabaları olduğunu, 22.08.2015 tarihinde 06.00 sıralarında inşaat işlerini takip etmek için evden çıkıp Altunhisar ilçesinde bulunan inşaatına işçileri ile birlikte gittiğini, bu sırada sanık ...'nin de yanında bulunduğunu, aynı gün saat 18.00-19.00 sıralarında Niğde il merkezine geldiklerini, işçilerini evlerine bıraktıklarını, saat 20.00'ye kadar bürosundaki işleri hallettiğini, ardından sanık ... ile birlikte Gümüşler kasabasında bulunan evlerine gittiklerini, sanık ...'yi evine bıraktığını, daha sonra kendi evine geçtiğini, gece boyunca evinden dışarı hiç çıkmadığını, Gümüşlerde ikamet eden sanık ...'ın evine sadece sanık ...'yi bıraktığını sonrasında ise hiç gitmediğini, katılanlar ... ve ... ile aralarında herhangi bir husumet olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, ruhsatlı veya ruhsatsız bir silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde sanık ... ile birlikte Altunhisar ilçesindeki inşaatlarında çalışırken uzaktan akrabası olan katılan ...'nın sanık ...'ın kızı olan tanık ...'yı arayarak taciz ettiğini öğrendiğini, saat 17.30'a kadar çalıştıktan sonra sanık ... ile birlikte Niğde merkeze döndüklerini, sanık ...'ın yanına giderek konuyu konuştuklarını, sanık ...'ın; "Ben gerekeni yaparım, siz bir şey yapmayın" dediğini, sanık ... ile birlikte kendi iş yerine uğrayıp bir süre orada çalıştıklarını, ardından sanık ...'yi Gümüşler beldesindeki evine bıraktığını, kendisinin de aynı yerde bulunan yazlık evine gittiğini, bir daha o gece dışarı çıkmadığını, mahkemede sulh ceza sorgusuna ek olarak; katılan ...'ya silah dayamadığını, ondan şişeye oturmasını istemediğini, Sanık ... kollukta; amcası olan sanık ...'in Altunhisar ilçesi, Akçaören köyünde almış olduğu inşaata çalıştığını, sanık ...'in de aynı köyde temel kazdırdığını, 22.08.2015 tarihinde saat 06.30 sıralarında sanık ...'e ait araçla, işçiler ile birlikte çalışmak üzere Akçaören köyüne gittiklerini, gün boyu inşaatta amcası ile birlikte çalıştıklarını, saat 17.30 sıralarında işten ayrılarak aynı araç ile amcası ile birliktte Niğde merkezden geçerek, ikametlerinin bulunduğu Eski Gümüşler'e gittiklerini, sanık ...'in Niğde merkezde de evi bulunduğunu ancak yaz aylarında genelde Gümüşler'de kaldıklarını, araçtan indikten sonra amcasının kendi evine gittiğini, evden hiç dışarı çıkmadığını, katılanlar ... ve ...'yi tanıdığını, ancak fazla bir samimiyetleri olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, ruhsatlı veya ruhsatsız tabancası olmadığını, sulh ceza sorgusunda ve mahkemede kolluk ifadesinden farklı ve ek olarak; olay tarihinde saat 17.30'da Akçaören köyündeki işi bırakarak sanık ... ile birlikte yola çıkıp saat 18.00 civarında Niğde il merkezine geldiklerini, burada sanık ... ile konuyu görüştüklerini, ardından hiçbir şey yapmadan Gümüşler kasabasındaki evlerine sanık ... ile birlikte gittiklerini, katılanlar ... ve ...'nin uzaktan akrabası olduklarını, aralarında herhangi bir sorun bulunmadığını, Savunmuşlardır. IV. GEREKÇE A- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir. İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir. 5235 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de istinaf incelemesi yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin adli yargı ikinci derece mahkemeleri olduğu açıkça belirtilmiştir. İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemesinin hükmü, hem delillerin tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki hatalar yönünden hem de sabit kabul edilen olaylara hukuk normları uygulanırken hata yapılıp yapılmadığı yönünden incelenir. Maddi sorunun incelenmesinin kapsamına göre istinaf geniş anlamda istinaf ve dar anlamda istinaf olarak ikiye ayrılmaktadır. Klasik istinaf da denilen geniş anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmakta iken dar anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmaz, yalnızca gerekli görülen hususlarda öğrenme muhakemesi yapılmak suretiyle ilk derece mahkemesi tarafından yapılan tespitler kontrol edilir. Günümüzde genel eğilimin dar anlamda istinaftan yana olduğu görülmektedir. CMK'nın 282. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenmesine ve keşfin yapılmasına karar vereceğinden, CMK'nın dar anlamda istinafı kabul ettiği söylenebilir. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararları düzenleyen CMK'nın 280. maddesine değinilmesi gerekmektedir. CMK'nın uygulama tarihi itibarıyla yürürlükte olan "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi; "(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra; a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, c) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, d) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, Karar verir. (2) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar. (3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar." şeklindedir. Görüldüğü üzere; CMK'nın 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar; istinaf başvurusunun esastan reddine, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, hükmün bozulmasına ve davanın yeniden görülmesine olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Hükümler ise CMK'nın 223. maddesinde; "beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi kararı" olarak sınırlı şeklinde sayılmıştır. Buna göre; davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesince duruşma sonunda ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına karar verilmesi hâlinde anılan maddede sınırlı olarak sayılan hükümlerden birisinin kurulması gerekmektedir. Öte yandan, CMK'nın "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir." şeklinde hüküm altına alınan 225. maddesi uyarınca, hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak bir karar verilebilecek, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil ya da olaydan dolayı yargılama yapılıp açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık teşkil edecektir. İddianamede anlatılan aynı fiilin farklı hukuki nitelendirilmesi nedeniyle hem mahkûmiyet hem de beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi de usul ve kanuna aykırı olacaktır. Yine iddianamede iki ayrı suç şeklinde vasıflandırılan eylemlerin bir bütün olarak tek bir suçu oluşturduğunun kabulü hâlinde de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail ile bağlı olmasına karşın hukuki nitelendirmeyle bağlı olmayan mahkemece CMK'nın 223. maddesinde sayılan ve yargılamayı sonlandıran hükümlerden birisi kurulacaktır. 2. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 01.06.2018 tarih ve 648-983 sayı ile; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıklar hakkında; "...mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına," karar verildiği, hüküm kurulmasına yer olmadığı kararının katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.09.2022 tarih ve 16529-12956 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralama eyleminden verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına dair kararın anılan sanıkların darp eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin ise 15.02.2023 tarih ve 1179-261 sayı ile bozma kararına direndiği anlaşılan olayda; Gerek ilk derece mahkemesi gerekse Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından katılan ...'ye yönelik gerçekleştirilen kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cebir unsurunu oluşturduğunun kabul edildiği, bu kabul doğrultusunda da anılan her bir sanık hakkında sadece TCK'nın 109/2. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması gerektiği, ancak usul ve kanuna aykırı olarak ilk derece mahkemesince fiil nitelik yönünden ikiye bölünüp aynı fiilden dolayı hem mahkûmiyet hem de beraat kararı verildiği, kaldı ki iddianamede katılan ...'ye yönelik olarak gerçekleştirildiği belirtilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama eylemlerinin iki ayrı suç olarak dahi nitelendirilmediği, söz konusu beraat kararlarının katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine de davanın yeniden görülmesi kararını veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince söz konusu aykırılık nedeniyle kasten yaralama eyleminden ayrıca hüküm kurulmadığının belirtilmesi amacıyla; "...hüküm kurulmasına yer olmadığına" dair karar verildiği ve bu kararın da CMK'nın 223. maddesinde sayılan bir hüküm çeşidi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın temyiz incelemesine konu edilemeyeceği kabul edilmelidir. Ulaşılan sonuç itibarıyla sanıklar ... ve ... hakkında temyiz incelemesine konu olabilecek bir hüküm bulunmadığından inceleme, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmış, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına dair kararların temyiz incelemesine konu edilemeyeceği göz önüne alındığında da Özel Dairenin 26.09.2022 tarihli kararında yer alan sanıklar ..., ... ve ...'in katılan ...'ye yönelik darp eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olmadığına, bu suçun yanında ayrıca kasten yaralama suçunun oluştuğuna ilişkin bozma gerekçesinin anılan sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik olduğu kabul edilmiştir. Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus diğer uyuşmazlık konularından önce değerlendirilmiştir. B- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'da hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak; kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu Raporu'nda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. Bu aşamada uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan fıkra; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın birinci fıkraya göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 492). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi. TCK’da bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun aynı suç olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme 22.08.2015 tarihinde katılan ...'nın tanık ...'nın cep telefonunu tanışmak amacıyla aradığı, tanık ...'nın evli olduğunu belirtip tekrar aramamasını istediği hâlde katılan ...'nın bu konuda ısrarcı olduğu; "Evliysen bile konuşalım, beni kocandan daha çok seversin." şeklinde sözler söylediği, bu durumdan rahatsız olan tanık ...'nın olayı annesine ve sanık ...'e anlattığı, ayrıca annesinin sanık ...'a haber verdiği, sanık ...'in bilinmeyen numaralar servisinden yaptığı araştırma sonucunda arayan kişinin akrabaları olan katılan ... olduğunu öğrendiği, bunun üzerine sanık ...'ın olayı görüşmek için katılan ...'nın babası olan katılan ...'yi Niğde Merkezde bulunan dükkânına çağırdığı, aynı gün saat 15.00 sıralarında katılan ...'nin dükkânda inceleme dışı sanık ... de olduğu hâlde sanık ... ile görüştüğü, sanık ...'ın katılan ...'nın bizzat gelerek kendisinden özür dilemesini istediği, aynı gün saat 19.00 sıralarında katılan ... ile katılan ...'nın sanık ...'ın dükkânına gittikleri, o sırada inceleme dışı sanık ...'in de dükkânda bulunduğu, katılan ...'nın sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'den özür dilediği, ancak sanık ...'ın katılan ...'dan sanıklar ... ve ...'ten de özür dilemesini istediği, katılan ...'nın bunu kabul etmesi üzerine sanık ...'ın kullandığı araçla katılanlar ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'in ... isimli şahsa ait olan, Eski Gümüş Mahallesi, Özyurt Caddesi, Göl Mevki, bila sayılı yerde bulunan, kilitli vaziyette olup bahçesinin ön cephesi dışında diğer cepleri açık olan bağ evine gittikleri, söz konusu bağ evinin bahçesinde o sırada sanıklar ..., ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'nin de bulunduğu, gelen kişilerin sanık ... tarafından karşılandıkları, katılan ...'nın sanık ...'ten özür dilediği, ancak sanık ...'in sinkaflı sözlerle söverek katılan ...'nın yüzüne kafası ile vurduğu, bu olay sonucunda katılan ...'nın hayat fonksiyonlarını 1. derecede etkileyen kemik kırığına sebep olacak şekilde burnundan yaralandığı, katılan ...'nin; "Neden vuruyorsunuz?" demesi üzerine sanık ...'ın onu tuttuğu, o sırada sanık ...'in katılan ...'ya sinkaflı sözlerle söverek yüzüne yumruk attığı, itiraz etmesi nedeniyle sanık ...'in katılan ...'ye sinkaflı sözlerle sövdüğü, sanık ...'in ise katılan ...'nin yüzüne yumruğu ile vurduğu, katılan ...'nin; "Biz özür dilemek için geldik, neden vuruyorsunuz." demesi üzerine sanık ...'in; "Ne yapacağımızı sandın." diye karşılık verip inceleme dışı sanık ...'den şişe getirmesini istediği, katılan ...'nin ne yapacaklarını sorması üzerine sanıklar ... ve ...'in katılan ...'yi kollarından tutarak bulundukları bağ evinin bahçesinde ıssız bir bölgeye götürdükleri, katılan ...'nin bulunduğu yerden katılan ...'yı göremediği ancak katılan ...'nın bulunduğu yerdeki konuşmaları duyabildiği, katılan ...'nin götürüldüğü yerde de ayrıca sanık ... tarafından darbedildiği, ardından sanıkların katılan ...'nın kafasına niteliği tespit edilemeyen tabanca dayayıp soyunmasını ve getirdikleri şişeye oturmasını istedikleri, bu eylemleri yaparken de sinkaflı sözlerle hakaret ettikleri, katılan ...'nın pantolonunu ve iç çamaşırını ayaklarına kadar indirip şişenin kalçasına temas edeceği şekilde oturduğu, daha sonra inceleme dışı sanık ...'nin cep telefonu ile fotoğraf çekiyor gibi yapıp çektiği fotoğrafları internette yayınlayacağını söylediği, akabinde hakaret ederek katılan ...'dan elbisesini giyinmesini istedikleri, bu sırada katılan ...'yi katılan ...'nın yanına getiren sanıklar ve inceleme dışı sanıkların katılanlar ... ve ...'ya; "S..tir olun gidin!" diyerek söz konusu bağ evinden kovdukları, ardından katılanlar ... ve ...'nın yürüyerek Niğde il merkezine doğru gittikleri, bu olay sonucunda katılan ...'nin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı anlaşılan olayda; Zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için fiilin yani hareketin tek olması ve bu fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerektiği cihetle, hile kullanılarak suça konu bağ evine getirilen katılanlar ... ve ...'nin darbedilmelerinden sonra katılan ...'nın çıplak fotoğraflarının çekileceğinden bahisle katılan ...'nin söz konusu bağ evinin bahçesinde ıssız bir bölgeye götürülüp katılan ...'dan ayrı bir yerde bir süre tutulması, bu yerde ayrıca sanık ... tarafından tekrar darbedilmesi, bu sırada da katılan ...'ya yönelik olarak ayrıca silah kullanılması fiillerinin gerek doğal anlamda gerekse hukuki anlamda tek olmadığı, dolayısıyla inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile fikir ve eylem birliği içinde hareket eden sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, anılan sanıkların her bir katılana yönelik eylemleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği kabul edilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu tek bir fiil ile işledikleri kabul edilen ve haklarında TCK'nın 43/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanan sanıklar ..., ..., ... ve ...'e yönelik katılan ...'nin haksız tahrik oluşturacak herhangi bir eyleminin bulunmadığı anlaşılmakla, anılan sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. C- Sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak"tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-... Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Hürriyetten yoksun kılma suçu genel kastla işlendiğinden, bir kişinin yaralama suçu işlenmesi maksadıyla da olsa hile veya tehditle bir yere götürülmesi, tutulması ya da gitmesine engel olunması suretiyle dövülmesi biçimindeki olaylarda eylem anılan maddenin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmeli, ancak kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ise ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir (Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 1. Baskı, Ankara-2021, Cilt: 3, s. 4294). Bu aşamada anılan maddenin ikinci fıkrasında nitelikli hâl olarak sayılan cebir, tehdit ve hile kavramlarına değinilmesinde yarar bulunmaktadır. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğü'ne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde; "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebrin oluşması için mağdurun irade oluşturma ve iradi hareket serbestisini ihlale elverişli bir fiziki kuvvet kullanımı yeterlidir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 387). Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, "gözdağı verme" anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk-A.Gökcen-M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873). Hile ise, söz, hareket veya diğer davranışlarla bir kişinin bilerek aldatılması ve yanıltılmasıdır. Hile ile kendisinde yanlış düşünce uyandırılan kişi belli bir davranışa sürüklenmekte ve buna zorlanmaktadır. Hilenin alıkoyma veya kaçırmaya yönelik olması gerekir. Ayrıca hile aldatıcı nitelikte de olmalıdır. Vaad ile hile birbirine karıştırılmamalıdır. Ancak mağdurun yaşı, tecrübesizliği, içinde bulunduğu korku ve endişe hâli gibi nedenlerle esasen hür iradesi ile kabul etmeyeceği bir hususun vaad edilerek iradesinin kırılması durumunda hilenin varlığı kabul edilmelidir. Bu nedenle bir şeyin hile olup olmadığı her somut olaydaki koşullara göre değerlendirilmeli ve mağdurun kandırılarak direncinin kırılıp kırılmadığı belirlenip sonuca ulaşılmalıdır. Öğretide; "Hile, kişiyi kandırmak için kullanılan bir yöntemdir. Hile, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi göstererek failin kandırılmasını sağlar. Kandırılmış olan kişi de, gerçeği bilseydi yapmayacağı bir davranışı yapar. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda kullanılan hileyle kandırılan kişi, bir yerden diğer bir yere kendi iradesiyle gider veya gitmez. Ancak, bu irade, kandırılmış olduğundan özgür irade değildir." şeklinde görüşlere yer verilmiştir (Serap Keskin Kiziroğlu, Özel Ceza Hukuku, 3. Cilt, On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı, 2018, s. 86-87). Cebir, tehdit veya hilenin kişiyi hürriyetten yoksun kılma suçunu işlemek için veya bu suçun işlendiği sırada, en geç temadinin sona erdiği zamana kadar gerçekleştirilmesi gerekir. Suçtan önce veya suçun tamamlanmasından veya diğer bir deyişle failin serbest kalmasından sonra cebir veya tehdit kullanılması kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan bağımsız yaralama veya tehdit suçlarını oluşturacaktır. Öte yandan "Kasten yaralama" suçu TCK’nın 86. maddesinde; "(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Silâhla, İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiş, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle anılan maddenin üçüncü fıkrasına "canavarca hisle" şeklinde (f) bendi eklenmiş ve canavarca hisle işlenen kasten yaralama suçunda verilecek cezanın bir kat artırılacağı hüküm altına alınmış, 14.07.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle söz konusu maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan "eşe" ibaresi "eşe, boşandığı eşe" şeklinde değiştirilmiş, 27.05.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle de bahse konu maddenin ikinci fıkrasına "Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı altı aydan az olamaz." ibaresi eklenmiş ve anılan madde son şeklini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır. Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp bu sonuçları doğurmaya elverişli her türlü hareketle kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme (2) numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun genel kast ile işlenebilen ve temadi eden bir suç olduğu, bir kişinin kasten yaralama suçunun işlenmesi maksadıyla da olsa hile ile bir yere götürülmesinin ardından temadinin devam ettiği süre içinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde darbedilmesi hâlinde söz konusu yaralama eyleminin TCK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacağı ve aynı Kanun'un; "Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz." şeklinde düzenlenen 42. maddesi uyarınca da unsur olan bu suçtan faile ayrıca ceza verilemeyeceği cihetle, sanık ... ve inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile TCK'nın 37. maddesi kapsamında birlikte hareket eden ve başta hile kullanarak bahse konu bağ evine getirmek suretiyle hürriyetinden yoksun bıraktıkları katılan ...'ye yönelik temadinin devam ettiği süre içinde cebir kullanılıp onun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olan sanıklar ..., ... ve ...'in bu eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin bu uyuşmazlık konusu bakımından isabetli olduğuna karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik eylemlerin nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus da ayrıca değerlendirilmiştir. D- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun yek diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme (2) numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; Katılan ...'den kaynaklanan ve sanıklara yönelen haksız fiil oluşturabilecek herhangi bir söz ve eylem bulunmadığından sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ye yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı ancak katılan ...'nın aralarında yakın hısımlık ilişkisi bulunan tanık ...'ya yönelik gerçekleştirdiği cinsel taciz eyleminin oluşturduğu hiddetin etkisi altında söz konusu suçu işledikleri anlaşılan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ya yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; katılan ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından sanıklar ..., ... ve ... hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın TEMYİZ İNCELEMESİNE KONU EDİLEMEYECEĞİNE, sanıklar ... ve ... hakkında temyiz incelemesine konu olabilecek bir hüküm bulunmadığından incelemenin sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile SINIRLI OLARAK YAPILMASINA, 2- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturmayacağına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 3- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 15.02.2023 tarihli ve 1179-261 sayılı direme kararına konu olan ve sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığının, anılan sanıkların her bir katılana yönelik eylemleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmaları ve katılan ...'ya yönelik eylemleri nedeniyle de haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede, sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı ile katılan ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından sanıklar ..., ... ve ... hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına yönelik uyuşmazlık konuları bakımından oy çokluğuyla, ön sorun ve diğer uyuşmazlık konuları bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2019/612 E., 2022/341 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi).
Ceza Genel Kurulu         2019/612 E.  ,  2022/341 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ... Zenginoğlu ve...Gülmez’in üç ayrı mağdura yönelik olarak TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 51/3 ve 62. maddeleri uyarınca üç kez 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin ... Çocuk Mahkemesince verilen 24.09.2013 tarihli ve 106-529 sayılı hükümlerin suça sürüklenen çocuk müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 8957-4546 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.06.2019 tarih ve 46522 sayı ile; "Hükümlü ... Zenginoğlu, kız arkadaşı...'ün mağdur ... ile arkadaş olduğundan şüphelenmesi üzerine, ... ile yüzleşmek için buluşma yerine çağırdığında, ... yanında mağdur ... olduğu halde gelir. ... ayrıca yüzleşmek için...'ü ve kendisine yardım etmesi için sanık... ... de yanında sanık ... olduğu halde buluşma yerine arabasıyla gelir. Burada ...'in kullandığı arabaya mağdurlar ..., ...ve... istekleri dışında alınıp, tenha bir yere götürülürler. Olay yerine geldiklerinde ..., ...'a kafa atarak darp eder. Diğer mağdur ...'a da ... atar. Sanıklar (Hükümlüler) ... ile...u haydi gidin diyerek kovarlar, mağdurlar kendi olanaklarıyla evlerine ulaşırlar, Nurgül'ü ise arabaya alan sanıklar evinin önüne kadar getirip serbest bırakırlar. ...mahkemedeki ifadesinde, sanık ...'in kendisini önce götürme amacının olmadığını, aracın plakasını tespit etmeye çalışması nedeniyle onu da arabaya aldığını beyan etmiştir. Dosyadaki ifadelerden açıkça anlaşılacağı üzere sanıkların mağdure...'ün hürriyetini kısıtlama kastı, hiç olmamıştır. Nurgül de tüm aşamalarda kendisinin hürriyetinin kısıtlanmadığını, sanıkların kendisine karşı eylemlerinin bulunmadığını, salimen evinin önüne getirildiğini beyan etmiştir. Kaldı ki bu şahıs suçun mağduru kabul edilmiş olsa bile, Nurgül'e karşı eylemde TCK 110 maddesinin koşulları oluşmuş bulunmaktadır. Mağdurlara yönelik eylemde TCK 43/2 maddesinin koşulları da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Mağdur ...'un mahkeme ifadesinde de belirttiği gibi, sanık ...'in bu mağduru arabaya alma niyeti yoktur. ...'in asıl amacı mağdure... ile mağdur ...'ı yüzleştirmektir. Bir eylem ile hürriyeti kısıtlama suçu gerçekleştirilmiştir. Yukarıda açıkladığımız nedenlere göre yaşı nedeniyle davası ayrı görülen hükümlü ...'un mağdure...'ün hürriyetini kısıtlamak suçundan verilen mahkumiyet kararının kaldırılarak, beraatlerine karar verilmesi ve diğer iki mağdura karşı eylemlerinin ayrı ayrı suç teşkil etmemesi nedeniyle TCK 43/2. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilerek bozulması," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.11.2019 tarih ve 5600-12580 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı, oluştuğunun kabulü hâlinde ise TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, diğer mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından ise zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu uyuşmazlık konusu da ayrıca değerlendirilmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihinde mağdure... (Karataş) ... ile katılan mağdur ...’nın 17, mağdur ...'ın ise 16 yaşlarında ve sınıf arkadaşı oldukları, mağdure... ile hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ... arasında suç tarihinden geriye doğru yaklaşık 5 yıldır devam eden bir gönül ilişkisinin bulunduğu, hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı diğer sanık...Gülmez ile suça sürüklenen çocuk ...’un da arkadaş oldukları, Katılan mağdur ...’nın olaydan hemen sonra kendi imkânlarıyla evine dönerek durumu ailesiyle paylaşması üzerine olayla ilgili olarak adli makamlara müracaatın gerçekleştiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından katılan mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; üst ve alt dudakta muhtelif sayıda eziklerin ve kanamalı alanların bulunduğunun, sağ göz altında maksilla üzerinde 1x1 ve 0,5x0,5 cm uzunluklarında ekimozların mevcut olduğunun, söz konusu bulguların katılan mağdurun yaşamını tehlikeye sokmadığının ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtildiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdure... ... ve mağdur ... hakkında düzenlenen raporlarda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirildiği, 22.01.2013 tarihli cep telefonu inceleme tutanağından; katılan mağdur ...’nın cep telefonu üzerinde yapılan incelemede; katılan mağdurun kullanmakta olduğu 05 249 numaralı telefon hattına sanık ... tarafından kullanılmakta olan 05 767 numaralı hattan 13 adet kısa mesaj gönderildiği, mesaj içeriklerinin; 22.01.2013 tarihinde saat 15.00 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nurgul", 22.01.2013 tarihinde saat 15.03 sıralarında "Tam olarak", 22.01.2013 tarihinde saat 15.05 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.06 sıralarında "Bisd olmadi itfaiye park oraya gelsene bulusalim", 22.01.2013 tarihinde saat 15.07 sıralarında "Bi olmadı tamam neyse gelmiyosan gelme", 22.01.2013 tarihinde saat 15.08 sıralarında "Ne zamana", 22.01.2013 tarihinde saat 15.09 sıralarında "Tam nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.10 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.15 sıralarında "Nerde kaldin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.19 sıralarında "Nerde kaldin" şeklinde olduğu, 22.01.2013 tarihinde saat 15.21 sıralarında ise bir adet içeriği boş mesaj gönderildiği, 22.01.2013 tarihinde polis memurları tarafından tanzim edilen tutanağa göre; 22.01.2013 tarihinde meydana geldiği iddia olunan olayla ilgili olarak olayın gerçekleştiği park ve olayın son bulduğu yerler ile olay yerlerini gösteren mobese ve güvenlik kamerasının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından mağdurlar ... ve ... ile gerçekleştirilen yer gösterme işleminde; mağdurların ... Paşa Mahallesinde bulunan ... Temizer Parkını işaret ettikleri ancak parkın dış kapılarının kilitli olması nedeniyle içeride güvenlik kamerası olup olmadığının anlaşılamadığı, mağdurların...Sultan ... Bulvarı üzerinde itfaiye kavşağı istikametinde bulunan mezarlığın yanında araca bindirildiklerini belirtmeleri üzerine yapılan araştırmada burayı gösteren güvenlik kamerası olmadığı ancak itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 numaralı mobese kamerasının bu mevkiyi gösterebileceği, mağdurların araçla Sugözü Yedigözü mevkiine götürüldüklerini belirttikleri ancak bu yerin sorumluluk bölgesi dışında kalması nedeniyle belirtilen adrese gidilemediği, yapılan mobese ve güvenlik kamerası araştırmasında itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 ve Doğukent Mahallesi Mimar Sinan Caddesi ile Doğukent ... Temizer Caddesinin kesiştiği kavşakta bulunan EL2 045 numaralı mobese kameralarının olduğu, Güvenlik kamerasındaki görüntülerin incelenmesine ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi raporunda; herhangi bir görüntü elde edilemediğinin belirtildiği, 08.04.2013 tarihinde mağdure ... tarafından dosyaya sunulan dilekçede; olayla ilgili olarak Kollukta ifade verdiği sırada babasının yanında olması sebebiyle korkarak doğruları söyleyemediğini, Kollukta verdiği ifadesini değiştirmek istediğini, olay tarihinde...Gülmez'in aracına zorla ve tehditle binmediklerini, araca kendi istekleriyle bindiklerini ve daha sonra konuşacakları yere birlikte gittiklerini, konuştuklarını ve şahısların, kendisini tekrar itfaiye parkına getirerek araçtan indirdiklerini, hiç kimseden şikâyetçi olmadığını bildirdiği, 10.04.2013 tarihli celsede hazır bulunan pedagog bilirkişinin beyanından; mağdurların yaşları ve gelişimleri itibarıyla kendilerini ifade edebilecek durumda oldukları, mağdurlar ... ve ...'nın herhangi bir baskı altında kalmadan beyanlarını verdikleri ancak mağdure...'ün şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle çelişkili beyanda bulunduğu kanaatinde olduğu, Hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanıklar...... üç ayrı mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2013 tarih ve 154-358 sayılı kararı ile TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca üç kez 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 4554-4545 sayı ile onanmak suretiyle kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur ... Kollukta; "Ben ... Kısaparmak Anadolu İletişim Meslek Lisesi 11/E sınıfında öğrenim görmekteyim, yaklaşık bir hafta önce sınıf arkadaşım olan... Karataş benden kullanmış olduğum cep telefon numaramı istedi, ben de kendisine kullanmış olduğum 05 249 nolu Turkcel numaramı verdim, bugün yani 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında kullanmış olduğum telefona 05 790*7 nolu telefondan mesaj geldi ve 'Nerdesin' dedi, ben de kim olduğunu sordum, bana 'Nurgül' diye cevap geldi, sonra aynı telefon üzerinden mesaj olarak 'İtfaiye parkının oraya gelebilir misin' diye mesaj gelince ben de mesaj olarak ne olduğunu sorunca tekrar aynı numaradan 'Gelince anlatırım.' diye mesaj geldi, yanımda aynı sınıfta okuduğum ... isimli arkadaşım vardı, ...da mesajları gördü ve birlikte itfaiyenin olduğu yerde bulunan ... Temizer parkının içerisine çarşıdan yürüyerek yaklaşık yarım saatte gittik, parkın içerisine girdiğimde etrafa baktım, Nurgül'ü göremedim, bana mesaj atan numaraya 'Ben parktayım, nerdesin?' diye mesaj atınca yanıma daha önceden hiç görmediğim ancak görsem tanıyabileceğim, ismini ... olarak söyleyen, soy ismini söylemeyen, 18-19 yaşlarında, 170-175 boylarında, esmer tenli, düz normal saçlı, hafif sakallı, kulaklarında soğuktan korunmak için kulaklık bulunan, üzerinde siyah kumaşa benzer mont, altında siyah keten pantolon ve siyah kundura bulunan bir şahıs yaklaştı ve bana adımı sordu, ben de ... diye cevap verdim, şahıs bana ve...a 'Gel şöyle oturun' dedi, parkta bulunan banka oturduk, şahıs bana 'Nurgül ile aranızda ne var?' dedi, ben de bir şey olmadığını, sınıf arkadaşım olduğunu söyledim, şahıs bana 'Sınıf arkadaşın haa, şimdi görürsün.' dedi, elinde bulunan telefon ile...’ü aradı, aradan 3-4 dakika sonra... geldi, ...'in elinde...'ün sınıf içerisinde benden numaramı alarak yazmış olduğu kağıt bulunuyordu, ... isimli şahıs kağıdı...' e göstererek 'Bu numarayı sen mi aldın?' dedi, Nurgül de ...’e 'Sen bilmiyorsun, bu benim kardeşim gibidir.' diyerek beni savunmak istedi, ... elinde bulunan telefon ile arkadaşlarını arayarak 'Nerde kaldınız, dolu gelin.' dedi, aradan 5-6 dakika sonra açık mavi renkli yeni kasanın bir alt kasası olan Toyota Corolla marka bir araç ile üç erkek şahıs geldi, gelen şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak görsem tanırım, gelenlerden birincisi; aracı kullanıyordu, 18-19 yaşlarında, 175-180 boylarında, beyaz tenli, siyah saçlı, saçının ense kısmı uzun olan, sakalsız, üzerinde siyah kumaş türü mont bulunan bir şahıstı. İkinci şahıs; esmer tenli, 18-19 yaşlarında, normal siyah saçlı, 175-180 boylarında, üzerinde siyah deri ceket bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı. Üçüncü şahıs ise; 20-25 yaşlarında, 180-185 boylarında, biraz göbekli, sarışın, gözlüklü, kumral saçlı, üzerinde kahverengi bir mont bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı, şahıslar üçü birlikte arabadan inerek bizim bulunduğumuz yere geldiler, arabanın plakasını hatırlamıyorum, ... isimli şahıs ve ikinci olarak tarif ettiğim esmer tenli şahıs benim koluma girdiler ve 'Hadi arabaya bin.' dediler, ben gitmek istemeyerek direndim, ancak şahıslar beni çektirerek arabanın arka kapısını açtılar ve başımdan eğerek arabanın içerisine ittiler, arkamdan... yürüyerek geldi, arabanın başında bulunurken...’a da 'Hadi arabaya bin.' dediler, ...binmek istemeyince ikinci şahıs arabadan indi ve...’un kafasından ittirerek arabaya bindirdi, sonra ... isimli şahıs...’ü çağırdı, Nurgül gelmeyi kabul etmeyince ... 'Arabaya bin.' diyerek bağırdı, Nurgül korktuğu için arabanın arka kısmına yanımıza bindi, böylece arka koltuğa ben, Yusuf, Nurgül ve ... bindik, ön koltuğa ise sonradan gelerek isimlerini bilmediğim üç kişi bindi, daha sonra aracı kullanan şahıs arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladı, araç içerisinde önde bulunan şahıslardan ikinci şahıs '... hanginiz?' dedi, ben olduğumu söyleyince 'Göreceğiz' diye cevap verdi, bu sırada... ...' e yalvararak 'Bunları bırak. Bunların bir suçu yok.' diyordu, Doğukent’i geçtikten sorra Sugözü diye tabir edilen bir mevkiye geldik, arabayı boş bir alanda kimsenin olmadığı bir yerde durdurdu, ... araçtan indi ve kapıyı açtı, ... kolumdan tuttu ve 'Gel bakalım.' dedi, bu sırada ... isimli şahıs...u göstererek 'Vurun onun anasını .....in.' dedi, bu sırada...un yanında bulunan şahıslar...a vurmaya başladı, ... beni biraz ileri yürüyerek götürdü, bu sırada ikinci eşkâlini vermiş olduğum şahıs da yanımızda geldi, ... bana vurmaya başladı, benim burnuma, gözüme, dudağıma yururuk vurdu, burnuma kafa attı, tekmelerle yüzüme vurdu, ikinci şahıs bana bir şey yapmadan yanımdan gitti, birinci şahıs olan ve arabayı kullanan şahıs yanımıza geldi ve benim yüzüme iki kez tekme attı, daha sonra şahıslar bana vurmayı bıraktılar, ben hemen...un yanına gittim, ...ile koşarak kaçmaya başladım, yoldan inip bir tarlanın kenarına geldiğimde yolda bir kamyon gördüm ve kamyona el kaldırdım, kamyonu kullanan tanımadığım şahıs arabayı durdurdu ve bizi arabaya aldı, bu sırada ... isimli şahıs...'e arabanın içerisinde tekme ... vuruyordu, biz korkumuzdan kamyona bindik ve kamyon sahibi bizi alarak Saklı Bahçe isimli ... yerinde bıraktı, benim telefonumun şarjı bittiği için çevrede telefon aradım ancak bulamadım, daha sonra gelen dolmuş ile ikametime gittim, ...da oradan kendi ikametine gitti, ikametime gidince olanları aileme anlattım, ailem de ifade vermek üzere beni çocuk şubesine getirdi, ben bu şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak ... isimli şahıs konuşmalarında 'Beni sanayide herkes zengo veya cango olarak bilir.' diye söylüyordu, ben ifadeye gelmeden önce bana mesaj atan 05 767 nolu hattı kendi telefonumdan aradım. Telefona beni darp eden ... isimli şahıs çıkarak 'Kimsin?' dedi, ben de ... olduğumu söyledim, daha sonra gülerek telefonu kapattı, ayrıca bana atmış olduğu mesajları kendi rızam ile size vermek istiyorum, ben bu olan olaylar ile ilgili olarak ... isimli şahıstan ve sonradan gelen eşkal bilgilerini vermiş olduğum 3 şahıstan davacı ve şikâyetçiyim, arkadaşım olan ... ve... Karataş’tan herhangi bir şikâyetim yoktur, yanımda bulunan öz babam ...’ya teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "Yusuf''un anlattığı gibi biz okuldan çıkmıştık, 'Nerdesin?' diye mesaj geldi, 'Kimsin?' diye sorunca 'Ben....' diye cevap geldi, ne olduğunu sorunca mesajda 'Acilen ... Temizer parkına gelmen lazım.' diyordu, ne olduğunu sorunca cevap gelmedi, bunun üzerine... ile birlikte söylenen yere gittik, Nurgül yoktu, ... oradaydı, ... Nurgül ile aranızda ne var dedi, ben bir şey yok dedim, bunun üzerine... gelsin karşılaştıralım dedi, daha sonra... geldi, konuştuk, sonra beklememizi söyledi, daha sonra bir araba geldi, ... koluma girerek arabaya doğru yönlendirdi, daha sonra araba ile gittik, arabadan indirip beni darbetti, şikayetçiyim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım doğrudur, aynen tekrar ederim.", Katılan ... Kollukta: "1996 doğumlu ... benim öz oğlum olur. ... ... Kısaparmak İletişim Lisesinde okumaktadır. 22.01.2013 günü saat 17.00 sıralarında öz oğlum ... ikametimize gelmeyince kendisini merak ederek telefonla aradım. Telefonda bana Hürriyet Caddesinde olduğunu, tanımadığı üç erkek şahıs tarafından darp edildiğini söyledi. Bunun üzerine ben de oğlum ...'a orada beklemesini kendimin yanına geleceğini söyledim. Hürriyet Caddesinde buluşarak Çocuk Şube Müdürlüğüne gittik. Olayın ayrıntılarını oğlumun ifadesi sırasında öğrendim. Çocuk Şube Müdürlüğündeki yasal işlemler sonrası polis merkezinize geldim. ...'ın ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak öz oğlum ...'yı darp eden, tehdit ve hakaretlerde bulunan tanımadığım şahıslardan davacı ve şikayetçiyim.", Mahkemede; "Mağdur ... oğlum olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur ancak oğlumun beyanlarında huzurda bulunan sanıklar dahil 4 kişi tarafından zorla araca bindirilip boş bir alana götürülüp oğlum olan mağdur ... darp edilmiştir, sanıklardan şikayetçiyim, olay nedeniyle maddi bir zararım meydana gelmemiştir, davaya katılma talebim vardır, katılma talebimin kabulüne karar verilmesini talep ederim.", Mağdur ... Kollukta; "22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında ... isimli arkadaşımla,,, üzerinde geziyorduk, Elliler çarşısı önüne geldiğimizde ... isimli arkadaşımın telefonuna benim tanımadığım bir kişiden mesaj geldi 'Nerdesin?' şeklinde, arkadaşım 'Kimsin?' diye mesajla karşılık verdi, 'Ben.... ... Temizer Parkına gel.' diye mesaja cevap geldi, ben mesajları görmedim, yanımdaki arkadaşım bana okudu. Arkadaşım yalnız gitmesin diye kendi imkanlarımızla yürüyerek ... Temizer Parkına doğru gittik, ... Temizer parkına arka kapıdan girdik, park içindeki bankta daha önce görmediğim, görsem tanıyacağım, 18-20 yaşlarında, 160-170 boylarında, zayıf yapılı, kulağında sağuktan korunmak için kulaklık olan, siyah montlu, siyah kundura ayakkabılı, kirli sakallı, esmer renkli, kısa siyah saçlı bir kişi vardı. Biz şahsın yanma yaklaşınca 'Sen ... mısın?' dedi, ... kendini tanıttı, şahıs 'Oturun konuşalım.' dedi, üçümüz birlikte oturduk, ...'a bağırmaya başladı, 'Nurgül ile aranda ne var?' diye sordu, ben, Nurgül, ... üçümüz sınıf arkadaşıyız, bu nedenle ben '...’la... sınıf arkadaşı oluyorlar, aralarında hiçbir şey olmaz bunların.' diye söyledim, kendisi isminin ... olduğunu söyledi, ayrıca 'Nurgül'ün ben erkek arkadaşıydım, 4-5 yıl birlikte olduk, daha önce sevgiliydik.' diye söyledi, biz... ile ...'in birbirinden ayrılmış olduğunu anlamış olduk, ... isimli şahsa telefon geldi, ... karşısındaki şahsa 'Parka gel.' diye söyledi, aradan 15-20 dakika geçti, Nurgül isimli sınıf arkadaşımız parka geldi, Nurgül ...'e hitaben '... ile aramızda bir şey olamaz.' diye kendisini savundu, Nurgül'e ... isimli şahıs 'Sesini kes' diye bağırdı, ...'e tekrar telefon geldi, karşısındaki şahsa parkta olduğunu söyledi. ... bizlere 'Kalkın önüme düşün.' diye bağırdı, üçümüzü önüne aldı, parkın Mezarlık tarafındaki çıkışına götürdü, bizlere 'Yürüyün' dedi, bizler de yürüdük, bu esnada sadece ...'ın kolundan tutuyordu, bizler istemeden yürüdük, parkın çıkışında ..... renkli tahminimce 2005-2006 model plakasını görmediğim araba duruyordu, aracın içinde tanımadığım, 18-20 yaşlarında, üç erkek şahıs vardı, şahısların ikisini görsem tanırım. Bu şahıslar arabadan indi. 1. şahıs; esmer renkli, kısa siyah saçlı, 18 yaşlarında, 160 boylarında, görsem tanıyabileceğim erkek şahıstı. 2. şahıs; 180 boylarında, kilolu, uzun siyah sakallı, 20 yaşlarında, siyah giyimli, görsem tanıyabileceğim şahıstı. 3. şahsı görsem tanımam, 18 yaşlarındaydı hatırlamıyorum. 1. şahıs ...'ın koluna girdi, arka koltuğa zorla bindirdi, içlerinden birisi benim kolumdan tuttu ama hangisi tuttu hatırlamıyorum, benim de kolumdan zorla tutarak aracın arka koltuğuna bindirdiler, Nurgül'ü ... arabaya arkaya yanımıza bindirdi, ... Nurgül'e bağırıyordu, 'Bin lan arabaya.' diye bağırıyordu, arkaya yanımıza ... de bindi, arkada 4 kişi olduk, ön sağa iki kişi bindi, aracı üçüncü şahıs kullanmaya başladı, kolumdan tutarak araca bindirmekten başka bana bir şey yapmadılar, Doğukent yoluna gittik ... 'Kırktut’a doğru sür.' dedi, Hanedan düğün salonundan geri döndük, Saklı bahçeye doğru gittik, araç içinde... 'Yapma.' diye ağlıyordu, bana hiçbir şey söylemediler, Saklı bahçeden ileriye gittik. İki üç tane ev olan bilmediğim bir mahalleye gittik, ...'ı arabadan çıkardılar. ... ...'a aracın dışında tekme ... vurdu, beni de ikinci şahıs arabadan indirdi, 'Senin ne işin var burda?' diye bağırmaya başladı, Üçüncü şahıs beni arabaya bindirdi. ... yanıma geldi, 'Ne bakıyorsun' diye bana bağırdı, arabanın içinde ... yüzüme bir ... vurdu, bize 'Defolun gidin' dediler, Nurgül arabada kaldı, ...'la ikimiz koşarak kaçmaya başladık, geriye baktığımızda...'ü ... dövüyordu, ... vuruyordu, yoldan tarlaya indik, yoldan geçen kamyonu durdurduk, tanımadığımız kamyoncu vasıtasıyla ...'la ikimiz Saklı bahçeye geldik. Kamyondan indik, kendi imkanlarımızla evlerimize gittik. Ben olayı aileme anlatmamıştım, aynı gün akşam saatlerinde polisler babama telefon açtılar, babama konuyu anlatmak zorunda kaldım, daha sonra ifade vermek için babamla birlikte Çocuk Şube Müdürlüğüne geldik. Anlattığım olaydan başka bir şey görmedim, yaşamadım, olayla ilgili olarak hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim.", Mahkemede; "Ben ve ... okuldan çıkmıştık, ...'a...'ün adına mesaj geldi, mesajda 'Çabuk ... temizer parkına gel, ben....' şeklindeydi, biz ne için çağırdığı konusunda mesaj attık, ancak mesaj cevabı gelmedi, söylediği yere gittiğimizde çağıranın huzurda bulunan sanık ... olduğunu gördük, ...'a küfür ederek... ile aranızda ne var diye sordu, ... da aralarında bir şey olmadığını söyledi ancak inanmadı, bende söze katılarak aralarında bir şeyin olmadığını söyledim, bunun üzerine bana da küfür etti, sonra telefon açarak arkadaşlarına gelin dedi, arkadaşları geldikten sonra zorla arabaya attılar, kolumuzdan çekip zorla soktular, ondan sonra Sugözü tarafına gittik, ...'ı arabadan indirdiler, ben arabada kaldım, ...'ı dövdüler, bana da sadece bir ... attılar, ...'ı huzurda bulunan sanık ... dövdü, bana da huzurda bulunan sanık ... eliyle ... attı, sonrasında ... ile ben koşarak uzaklaştık, olay nedeniyle şikayetçi değilim.", sorulması üzerine; "Olay sırasında sanık ... Zenginoğlu araçla gitmeden önce bana git demişti, ben de gitmeden önce aracın plakasını almak için yaklaştığımda sanık ... Zenginoğlu beni kolumdan tutarak sen de arabaya bin dedi, ben de kendisine bana gitmemi söylediğini hatırlattığım halde bana 'Yok sen de geleceksin.' şeklinde cevap verdi, o şekilde beni araca bindirdi.", Müşteki ... Kollukta; "1997 doğumlu ... benim öz oğlum olur. 22.01.2013 günü saat 17.30 sıralarında oğlum...un sınıf arkadaşı olan ...'nın babası beni cep telefonu ile aradı. Bana her ikimizin oğlunun bir olaya karıştığını, Çocuk Şube Müdürlüğüne gelerek ifade vermem gerektiğini söyledi, bunun üzerine bende oğlum...u alarak Çocuk Şube Müdürlüğü'ne gittim. Oğlum olay hakkında ifade verdikten sonra ben de polis merkezinize yasal işlemler için geldim, olayı oğlum...’un ifadesinde beyan ettiği şekilde biliyorum. Yusuf'un ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Benim olaya ilişkin herhangi bir görgüm yoktur, olayla ilgili soruşturma safhasında ayrıntılı olarak beyanda bulunmuştum, olay nedeniyle herhangi bir şikayetim yoktur.", Mağdure ... Kollukta; "..., ... benim sınıf arkadaşım olur, 18 yaşlarındaki, açık adresini bilmediğim ancak Kırklar Mahallesinde oturduğunu bildiğim, telefon numarasını bilmediğim, şuan nerede olduğunu bilmediğim, daha önceleri sanayide araba tamiri işinde çalıştığı şeklinde bildiğim ... Zenginoğlu benim erkek arkadaşım olur. 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında Çayda Çıra kavşağı yakınındaki İletişim Lisesinden çıktım, okul çıkışında ..., ... isimli şahısları 50-60 metre mesafeden gördüm, yanlarında tanımadığım 2-3 kişi vardı, aralarında tartışıyorlardı ancak erkek oldukları için dikkatli bir şekilde bakmadım. Ancak yanlarında ... Zenginoğlu yoktu. Olsa tanırım. Daha sonra kendi imkânlarım ile 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında okulumdan çıktım. Karayolları yakına kadar yürüdüm, Karayolları yakınından minibüse bindim, çarşı durağında indim, vakit kaybetmeden Doğukent minibüsüne bindim, evime yakın yerde indim, daha sorra evime gittim. Başka hiçbir yere uğramadım dolayısıyla 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında evdeydim, evimden dışarıya çıkmadım, 22.01.2013 günü saat 20.00 sıralarında babam ile birlikte kendi migrenimden dolayı sigorta hastanesine gittim. Babamla tekrar eve gittik. aynı gün saat 21.00 sıralarında polisler babamı aradı. Bizi Çocuk Şube Müdürlüğüne davet ettiler, Çocuk Şube Müdürlüğünde ..., ...’nın anlatmış olduğu olayları bana anlattılar, polislerin bana anlatmış olduğu ... Temizer parkı içinde ..., ..., ... isimli şahıslarla buluşma olayı, Toyota marka araca zorla bindirilme olayı, beni ...'in darp etme olayını ilk kez polisler bana anlatınca duydum. Ben bu olayların hiçbirini yaşamadım. ..., ... benim ismimi kullanarak kaçırılmışım şeklinde niye ifade vermiş bilmiyorum. 22.01.2013 günü belirttiğim saatte okulumdan çıktım. Anlattığım şekilde vakit kaybetmeden evime gittim. Ben hiçbir şekilde mağdur olmadım. Hiç kimse tarafından kaçırılmadım, alıkonulmadım, darp edilmedim, hiç kimsenin özel arabasına da binmedim, ... Zenginoğlu’nun daha önceki kullanmış olduğu numarayı da bilmiyorum. Benim başıma kötü bir olay gelmedi. Daha önceki zamanlarda da böyle bir şey yaşamadım. Anlatılan olaylar hakkında bilgi sahibi değilim, bu konu hakkında hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim. Babama teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "Huzurda bulunan sanık ... itfaiye parkında bana mesaj atarak itfaiye parkına gelmemi söyledi, o sırada evdeydim, markete gidiyorum diye çıktım, yanlarına gittim, huzurda bulunan sanık ... ile diğer mağdurlar oturmuşlardı, huzurda bulunan sanık ... aranızda birşey var mı diye sordu, ben de olmadığını söyledim, ondan sonra...a dönerek 'Sen gitmek istiyorsan git' dedi, ...da yok diyerek ...'ın yanında kaldı.", mağdur ...'un 'Yok demedim, yanlış bilgi veriyorsun.' diyerek müdahalede bulunması üzerine devamla "Sonra araba geldi, arabanın yanına gittik, sanık ... arabaya binin dedi, biz de bindik, öyle çekiştirme falan olmadı, mobese kameraları da var zaten, o anda çekiştirme zorlama olmadı, ... ...'a kafa attı galiba, bu esnada ben ve... arabadaydık, ... sonra geldi, Yusuf'u da indirdi, daha sonra beni tekrar aldıkları yere itfaiye parkının önüne bıraktılar, ben zaten ... Zenginoğlu'nu tanıyorum, kendim arabaya bindim, zorla bindirme olayı olmadı, ... ve yanındakiler üç kişilerdi, bizimle birlikte altı kişiydik, şikayetçi değilim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım daha doğrudur, karakolda iken babam yanımda olduğu için böyle bir olayın olmadığını söylemiştim.", celse arasında sunmuş olduğu şikâyetten vazgeçmeye ilişkin dilekçesinin okunarak sorulması üzerine; "Sunmuş olduğum dilekçe içeriğini de aynen tekrar ederim, beni itfaiye parkında bıraktılar, diğer mağdurları ise araçla gittiğimiz ve durduğumuz yerde bıraktılar.", Mağdur ... Kollukta; "1996 doğumlu... Karataş benim öz kızım olur. 22.01.2013 günü saat 09.00 sıralarında kızım almış olduğu istirahat raporunu okula götürmek için çıktı. Aynı gün saat 15.00 sıralarında ikametimize geri .... Saat 15.30 sıralarında ikametimizden 30 dakika kadar giyim mağazasına gitmek için ayrıldı. Nurgül olayla ile ilgili Çocuk Şube Müdürlüğünde ifade verdi. İfadesinde beyan ettiği şekilde bana olay ile ilgisi olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söyledi. Ben ifade beyanlarında geçen hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili ayrıntılı şekilde siz görevlilerin söylediği şekilde bilgi sahibi oldum. Olay ile ilgili kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Mağdur ... Karataş kızım olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur, kızım olan... Karataş'ın kendisinin zorla araca bindirildiği ve alıkonulduğu yönünde herhangi bir beyanı olmamıştır, benim herhangi bir şikayetim yoktur.", Hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ... Zenginoğlu Kollukta; "Nurgül Karataş benim kız arkadaşım olur, kendisiyle 5 yıllık devam eden duygusal bir arkadaşlığımız bulunmaktadır. Ancak aramızda herhangi bir cinsel ilişki yaşanmadı. 22.01.2013 günü saat 10.00 sıralarında Mustafapaşa Mahallesi Ceyhun sokak üzerinde bulunan parkta buluştuk. Konuşurken kız arkadaşımım çantasına bakıyordum. Bu sırada çanta içerisinde kağıtta aşkım yazan ve üzerinde 05 249 yazan kağıdı buldum. Kız arkadaşıma numaranın kime ait olduğunu sordum, kendisi bana arkadaşı olduğunu söyledi. Bunun üzerine kız arkadaşıma bir şey söylemeden evine gönderdim, daha sonra kullanmış alduğum 05 767 numaralı telefonumdan kağıtta yazan numaraya mesaj gönderdim ve buluşma teklif ettim. Kırklar Mahallesinde bulunan İtfaiye kavşağının bulunduğu yerdeki parka çağırdım, Ben de itfaiye parkına gittim. Gittiğimde isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... bulunuyordu. ... kim diye sorduğumda şahıslardan bir tanesi ...'ın kendisi olduğunu söyledi, kız arkadaşıma telefon numarasını kendisinin mi verdiğini sorduğumda şahıs alaycı bir şekilde ben vermedim kız arkadaşın bana numarasını yazıp verdi dedi. Bu olaylar sırasında aramızda herhangi bir kavga ve tartışma yaşanmadı. Daha sonra ben de olayın doğruluğunu anlamak için kız arkadaşımı telefonla aradım ve parka çağırdım. Kız arkadaşım ... isimli şahsın mumarasını kendisinin yazdığını ancak aşkım diye kendisinin yazmadığını söyledi. Bu sırada şahısla aramızda tartışma yaşandı. Bunun üzerine ben de telefonla arkadaşım...Gülmez'i aradım, yaklaşık beş dakika sonra arkadaşım...Gülmez ve ..., 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araç ile geldiler, arabayı arkadaşım...kullanıyordu. Şahıslara arabaya binin konuşalım dedim, şahıslar da kendi istekleri ile arabanın arka koltuğuna oturdular, ben ve kız arkadaşım... de aracın arka koltuğuna oturduk, ...aracın ön koltuğuna oturdu. Arkadaşıma boş bir yere git konuşalım dedim. Araç ile birlikte Doğukent yolunda boş bir araziye gittik. Yol boyunca da şahıslarla herhangi bir konuşmamız yaşanmadı. Boş araziye gelince arkadaşım aracı durdurdu, ... isimli şahısla birlikte araç içerisinden indik, şahısla konuşuyorduk. Bu sırada araç içerisinde bulunanlar da araçtan aşağı indiler, biz ... ile birlikte biraz ilerledikten sonra konuşmaya başladık, ...'a bu kağıdın açıklamasını yap dedim ancak ... bana herhangi bir cevap vermedi, ben de sinirlenerek kendisine bir tane kafa altım, atmış olduğum kafa şahsın burnuna geldi, bu sırada arkadaşlarım araya girdiler ve bizi ayırmaya çalıştılar. Ayırdıkları sırada şahsa tekme attım ancak değip değmediğini bilmiyorum. Arkadaşlarım bizi ayırdıktan sonra ... ve... isimli şahıslara kaybolun gidin buradan dedim ve şahısları gönderdim. Biz de arkadaşlarım olan ..., ...ve kız arkadaşım... ile birlikte tekrar araç ile şehir merkezine geldik, kız arkadaşımı ikametine bıraktım, daha sonra da arkadaşlarım ile ayrıldık, ben de evime gittim. Daha sonra da 22.01.2013 günü çalışmak için ...’a gittim. Ertesi sabah yani 23.01.2013 günü şahsın hakkımda şikayetçi olduğunu öğrendim ve tekrar ... iline geldim, 24.01.2013 günü de ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamaları öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamaları kabul etmiyorum. Suçlamalar asılsız ve yalandır. Ne ben ne de arkadaşlarım şahıslara arabaya binmeleri konusunda baskı kurmadık ve zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Olay ... isimli şahısla benim aramda yaşandı, diğer arkadaşlarım olan... ve...olaya karışmadılar, ...isimli şahıs da olaya taraf olmadı. Şahıslarla aramızda herhangi bir tehdit ve hakaret konusu yaşanmadı, yalnızca ben ...’a bir tane kafa attım, olay bir anda gelişti, şahısları alıkoymak ve darbetmek gibi bir amacım yoktu, Benim amacım şahısla konuşmaktı, başka bir amacım yoktu, konuyla ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben daha önce söylediklerimi tekrar ederim. Başka söyleyecek bir şeyim yoktur.", Mahkemede; "Üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu kabul etmiyorum, olay sırasında mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendilerinin isteği doğrultusunda araca bindik, daha sonra boş yere gittik, orada mağdur Tayfun'a diğer mağdur ... ile aralarında ne olduğunu sordum, bana herhangi bir cevap vermeyince bende o anki sinirle kendisine kafa attım, yaralama suçunu bu şekilde kabul ediyorum, üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık...Gülmez Kollukta; "... Zenginoğlu ve ... benim mahalleden arkadaşım olurlar. 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında arkadaşım ... beni telefonla aradı ve babanın arabası sende mi dedi, ben de arabanın bende olduğunu söyledim. ... bana hemen İtfaiye kavşağındaki parka gel seni bekliyorum dedi, ne olduğunu sorduğumda sen gel dedi, ben de babama ait olan 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araca bindim yol üzerinde mahalleden arkadaşım olan ...'u gördüm, kendisine ... çağırdı gel birlikte gidelim dedim. Birlikte İtfaiye parkına gittiğimizde ...’in yanında kız arkadaşı... ve isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... isimli şahıslar bulunuyordu. Yanlarına gittiğimde ... hadi arabayla gezelim biraz dedi, birlikte araç içerisine bindik, ...aracın ön koltuğuna, ..., kız arkadaşı..., ... ve... isimli şahıslar da aracın arka koltuğuna oturdular. Araç ile Doğukent Mahallesindeki boş araziye gittik. Buraya geldiğimizde ... ve ... araçtan indiler, yaklaşık 20 metre ilerde konuşmaya başladılar. Furkan, Nurgül ve... isimli şahısla birlikte araçtan inerek sigara içmeye başladık. Bu sırada ... ve ...’in birbirlerini iteklediklerini gördüm, yanlarına gittiğim sırada ... şahsa bir tane kafa attı, hemen kendilerini ayırdım ve kavga etmelerini engelledim, ...’i araç içerisine aldım, ...ve...’ü de alarak olay yerinden ayrıldık. ...ve ... isimli şahıslar olay yerinde kaldılar. Araç içerisinde...’e, ... isimli şahsın telefon numarasını verdiğini, bu yüzden ... ile kavga ettiklerini öğrendim. Daha sonra arkadaşlarımı evlerine bıraktım. Şahısların hakkımızda şikayetçi olduklarını öğrendim ve ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamayı öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamalar asılsız ve yalandır. Olay sırasında şahısları araç içerisine bindirmek için zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Ben ...’in kavga etmek için bizi çağırdığını bilmiyordum. Zaten ne ben ne de... olaya taraf olmadık, ...isimli şahıs da olaya karışmadı. ... ve ...'ın birbirlerine küfür ettiklerini ben duymadım, Yalnızca ...’in ...'a kafa attığını gördüm. Daha önceki yaşanan olaylardan benim haberim yok, benim konuyla ilgili olarak söyleyeceklerim bundan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben bu olaya arkadaşım ... 'nun beni olay yerine çağırmış olması nedeni ile karıştım. Babam ait araçla olay yerine gittim. Müştekiler ve ... Zenginoğlu ve onun kız arkadaşı araca bindiler, kimse kimseyi araca binmesi için zorlamadı. Doğukent tarafına gittik, araçtan indikten sonra ... ve ... kavga etti. Ben onları ayırdım. Söyleyeceklerim bundan ibarettir tutuksuz yargılanmayı isterim.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, olay sırasında iddia edildiği gibi mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendi isteğiyle araca bindiler, daha sonra boş bir alana gittik, orada ... ... konuştular, kavga ettiler, biz de araya girdik, üzerime atılı suçtan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Suça sürüklenen çocuk ... Savcılıkta; "22.01.2013 günü öğleden sonra...Gülmez beni arayarak ... Zenginoğlu'nun kendisini aradığını ve birileri ile kavga ettiğini söylediğini söyledi, araba ile...gelerek beni aldı, beraber ... Temizer parkının oraya gittik, orada ... Zenginoğlu'nun iki erkek bir kızı tuttuğunu gördük, ... zorla bunları arabaya bindirdi, ne ben ne de...kesinlikle olaya müdahale etmedik. Arabaya bindirdikten sonra ...'e arabayı Sugözü denilen mevkiye sür dedi, ... de bir şey demeden dediği yere sürdü. Arabada bize daha önce 4-5 yıl birlikte olduğu kız arkadaşı...'ün çantasında bu şahısların telefonu olduğunu söyledi. Bunları anlatırken sinirli bir şekilde anlatıyordu ancak arabada herhangi bir olay olmadı, daha sonra Sugözü denilen yere vardığımızda arabayı durdurmasını söyledi, ... de arabayı durdurdu, ... arabadan indi, ... ve... isimli çocukları çağırdı, Nurgül arabada kaldı. bu sırada ...'in ...'a yumrukla vurması üzerine biz arabadan indik yapma dedik ayırmaya çalıştık, kesinlikle vurmadık, ... arabada da ...'in...a vurduğunu söyledi ancak ben görmedim. ... arabada bu kez...’e de vurdu. Daha sonra ... ... ve...a arabadan inmelerini ve gitmelerini sert bir şekilde söyledi. Onlar indikten sonra araba ile geri döndük. Nurgül'ü ... Temizer parkının orada bıraktık, ...'i de çarşıda bıraktık, kesinlikle ben ve...mağdurları zorla arabaya bindirmedik ve onları darp etmedik. Biz gittiğimizde zaten ..., ... ve...un kolundan tutmuş getiriyordu, üzerime atılı suçu kabul etmiyorum, ... beni aldığında yanında gözlüklü biri daha vardı, o da bizimle geldi ancak ben o şahsı tanımıyorum.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmem. Ben zorla hiçbir şey yapmadım. Olaya ilişkin daha önce ifade vermiştim. Aynı ifadem doğru ve geçerlidir.", Şeklinde savunmada bulunmuştur. Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 1- Suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı; TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile; TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiş olup anılan madde son hâlini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Çetin Özek-Sahir Erman, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, , ... 1994, .... 130; Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, ... 1994, .... 31; Durmuş Tezcan-... Ruhan Erdem-... Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, ... 2008, .... 363; ... Emin Artuk-... Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... 2018 ... Yayınevi, 17. Baskı, .... 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk- A.Gökcen- M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Kitabevi, ... 2019, 18. Bası, .... 405.). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, ....127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, .... 517 ve 873.). Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından "müşterek faillik" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklindeki hüküm ile müşterek faillik düzenlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmış ise suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira müşterek faillikte aranan en önemli unsurlardan birisi, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmasıdır. Müşterek faillik, suçun birden fazla suç ortağı tarafından "birlikte suç işleme kararına bağlı olarak" ve "fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulmak suretiyle" müştereken gerçekleştirilmesidir. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı "fail" statüsündedir. Müşterek faillerin hareketleri bir bütün olarak adeta tek kişinin fiili gibi değerlendirilir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, Kasım 2013, .... 440). Bu nedenle müşterek faillerin her biri kanunda o suç için öngörülmüş temel ceza ile cezalandırılmalı, ancak bu ifadeden müşterek faillerin mutlaka aynı miktarda ceza ile cezalandırılmalarının zorunlu olduğu şeklinde bir sonuç da çıkarılmamalıdır. Kusurun ağırlığı, amaç ve saik gibi faile göre farklılık gösteren kriterlere dayanılarak her bir fail yönünden temel cezanın farklı şekilde belirlenmesi mümkün ise de, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi her fail için geçerli ortak kriterlere dayanılarak temel cezanın farklı şekilde belirlenmesinin eşitlik ilkesine aykırı olacağı ve ayrıca çelişkiye neden olacağı açıktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mağdure... ile hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ...’in suç tarihinden önce yaklaşık 5 yıldır devam eden bir duygusal arkadaşlıklarının bulunduğu, olay günü sabah saatlerinde... ile buluşan ...’in...’ün çantasında üzerinde bir telefon numarası ile "Aşkım" ibaresi yazılı kağıt parçası bulduğu, Nurgül’den ayrıldıktan sonra bu telefon numarasının kime ait olduğunu öğrenmek maksadıyla söz konusu numaraya kendini... olarak tanıtarak buluşmak istediğini belirten mesajlar gönderdiği, telefon numarasını kullanan katılan mağdur ...’ın da... ile buluşacağı düşüncesiyle yanında sınıf arkadaşı olan diğer mağdur ... da olduğu hâlde parka gittiği, parkta... ile ...’ı gören ...’in, yanlarına yaklaşarak ...’ın kim olduğunu sorduğu, ...’ın kendini tanıtması üzerine ...’in bu defa...’le aralarındaki ilişkiyi sorguladığı, gerek ... gerek...’un ... ile... arasında yanlış anlaşılmaya neden olabilecek bir ilişkinin bulunmadığını, yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını anlatmalarına rağmen bu beyanlara itibar etmeyen ...’in yüzleştirme yapmak maksadıyla...’ü telefonla arayarak bulundukları parka davet ettiği, kısa bir süre sonra parka gelen...’ün de ... ile yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını bildirdiği, o esnada ...’in hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık...i telefonla arayarak babasının arabasının...te olduğunu öğrendikten sonra...i de parka çağırdığı, ...’in de suça sürüklenen çocuk ... ile birlikte parka gittiği, burada ..., ... ve...’ın önce ...’ı rızasına aykırı olarak kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle aracın arka koltuğuna bindirdikleri, devamında ...’in olay yerinden ayrılmasını söylediği...’un, araca yaklaşarak plakayı almak istediği sırada ...’in...’un kolundan tutarak araca binmesini söylediği, Yusuf’un binmek istemediğini, daha önce gidebileceğini söylediğini hatırlatması üzerine ...’in "Yok. Sen de geleceksin." diyerek...’u zorla aracın arka koltuğuna bindirdiği, sonrasında da... ile ...’in arka koltuğa oturdukları, ...’in aracı kullandığı, Furkan’ın ise onun yanındaki ön koltuğa oturduğu, Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde aracı hiçkimsenin olmadığı boş bir arazide durdurdukları, araçtan inen ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tuttuğu ...’ı aracın dışına çıkardığı, araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra orada tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle ...’ın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralanmasına neden olduğu, akabinde aracın içinde bulunan...’un yanına giden ...’in "Ne bakıyorsun?" diyerek...’un yüzüne bir ... attığı, "Defolun gidin." biçimindeki sözler üzerine ... ile...’un koşarak olay yerinden uzaklaştıkları, yol üzerinde bir kamyonu durdurarak bu kamyona bindikleri ve bu şekilde şehir merkezine döndükleri, Nurgül’ün ise ..., ... ve...’la beraber araca tekrar bindiği ve parkın yakınında araçtan inerek evine döndüğü, yaşadıklarını ailesiyle paylaşan ...’ın babasıyla birlikte adli makamlara müracaat etmesi üzerine intikalin gerçekleştiği anlaşılan dosyada; Mağdure...’ün Kollukta alınan beyanında böyle bir olayın yaşanmadığını, kendisinin de herhangi bir şekilde karışmadığını anlatmasına rağmen Mahkemede; Kollukta ifadesinin alınması sırasında yanında bulunan babasından korkarak o şekilde ifade verdiğini, esasen hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı sanık ...’in olay günü kendisini katılan mağdur ... ile yüzleştirmek istediğini, bu sebeple parka gittiğinde ...’in yanında ... ile diğer mağdur ...’un olduğunu ve hep beraber bankta oturduklarını gördüğünü, ...’la aralarında bir gönül ilişkisi olmadığını ...’e söylediğini, devamında araçla hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı diğer sanık...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın geldiklerini, ...’in arabaya binmelerini söylemesi üzerine araca bindiklerini, o esnada herhangi bir çekiştirme ya da zorlama yaşanmadığını, araca binmesi konusunda tehdit de edilmediğini, gittikleri yerde araçtan inen ... ile ... arasında bir kavga başladığını, daha sonra araca dönen ...’in...’a da araçtan inmesini söylediğini, ...ile ...’ın olay yerinden ayrıldıklarını, ..., ... ve...’ın kendisini de olay yerine geldikleri araçla parkın önüne bıraktıklarını, olay sırasında kendi rızasıyla araca bindiğini beyan etmesi, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından... hakkında düzenlenen raporda darp ve cebir izine rastlanmadığının bildirilmesi, suça sürüklenen çocuğun da savunmasında...’ü araca zorla bindirmediklerini, olaydan sonra da evinin yakınına araçla getirdiklerini belirterek suçlamayı kabul etmemesi, Nurgül’ün, ...’in tehditleri neticesinde korkarak araca binmek zorunda kaldığına dair ... ile...’un soyut iddiaları dışında bir delil bulunmaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuk ...'ın inceleme dışı sanıklar ... ve ...'le beraber mağdure...’e yönelik eylemlerini, onun rızasına aykırı olarak gerçekleştirdiği hususunun şüphede kalması ve bu şüphenin suça sürüklenen çocuk lehine değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle suça sürüklenen çocuğun mağdure...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına dair uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. 2-Suça sürüklenen çocuk hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus ... Komisyonu raporunda da "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir. Burada "aynı zaman" ve "değişik zaman" kavramları üzerinde durulmalıdır. Kanunda bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin belirlemelerin yapılması mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın ve suçun özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin "değişik zamanlarda" işlenip işlenmediği tespit edilmelidir. Bu bağlamda "aynı zamanda" kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarihli ve 98-143 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da bu hususlar vurgulanmıştır. TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Öte yandan, Kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir. Aynı suç işleme kararının varlığının olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlâl edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan düzenleme; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun’un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, ..., 2016, .... 492.). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi. TCK’da bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için fiilin hukuki anlamda tek olması ve bu fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerektiği, inceleme dışı sanıklar ... ve...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek önce katılan mağdur ...’ı kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle araca bindirerek hürriyetini cebren kısıtlamaları, devamında önce olay yerinden uzaklaşmasını söyledikleri mağdur ...’u, aracın yanına yaklaşarak plakayı almak istediği esnada bu defa zor kullanmak suretiyle araca bindirmeleri, inceleme dışı sanık...in yönetiminde olan, suça sürüklenen çocuk ...’ın da bulunduğu araçla Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde inceleme dışı sanık ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tutup aracın dışına çıkardığı katılan mağdur ...’ı araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralaması, akabinde aracın içinde bulunan mağdur ...’un yanına gelip "Ne bakıyorsun?" diyerek...’un yüzüne bir ... atması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuğun inceleme dışı sanıklar...ve ...'le birlikte, hürriyetleri cebir kullanılmak suretiyle kısıtlanan iki ayrı mağduru ayrı ayrı tutarak araca bindirme, olay yerinde darbetme şeklindeki fiillerinin doğal anlamda tek olmadığı gibi hukuki anlamda da tek olmaması, bu bağlamda suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla kez işlenmesi..." veya aynı Kanun’un aynı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fille işlenmesi..." kapsamına girmemesi nedenleriyle suça sürüklenen çocuk hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 3- Suça sürüklenen çocuk hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması halinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları" bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ... 2015, 8. Baskı, .... 351.). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır. TCK'da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini "etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK'nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293.) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir. (TCK'nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2.) Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, ... 2013, .... 22.). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu'ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelenip öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler birlikte değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının; 1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, 2- Suçun tamamlanmış olması, 3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi, 4- Failin bu davranışın iradi olması, Şeklinde belirlenmesi mümkündür. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin TCK'nın 168. maddesinde mal malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörüldüğü hâlde suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu maddede sayılmadığından, bu suç açısından anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir. Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme," "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma," "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme," "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme," "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama," "İftiradan dönme," "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; "Tätige Reue," "Repentir actif," "Arrepentimiento activo eficaz," "Active Repentance" şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, "Bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu" şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, ... Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, ... 2005, .... 697.) Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir. Örneğin Türk Ceza Kanunu'nun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir. TCK'nın "etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; "yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir" biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak "etkin pişmanlık" düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır. Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Suç tamamlanmalıdır. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır. 2- Fail, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakmalıdır. Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir. 3- Fail, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakmalıdır. Failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır. 4- Mağdur fail tarafından serbest bırakılmalıdır. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru "Halkın içine çıkabilecek bir hâlde" serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir. 5- Fail mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakmalıdır. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır. 6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir. Somut olayda, sanıkların mağdurları soruşturma başlamadan önce güvenli bir yerde kendiliğinden serbest bırakmaları karşısında haklarında etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, "Mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olma" şartı üzerinde durulmalıdır. Kanun'da "Mağdurun şahsına zarar verilmemiş olma" şartından söz edildiğine göre, mağdurun malvarlığına ya da başka birisine zarar verilmiş olması, etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Zararın hafif veya ağır, maddi ya da manevi olması arasında fark bulunmamaktadır. Öte yandan mağdurun şahsına zarar verilmesi, onun bedensel olarak herhangi bir zarar görmemiş olmasını ifade eder (Prof. Dr. Mahmut Koca-Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Dördüncü Baskı, ... Yayınevi, ... 2017, .... 419.). Örneğin, mağdura karşı cebir kullanılması, mağdurun yaralanması, aç, susuz ya da uykusuz bırakılması, cinsel arzuların tatmini amacıyla birtakım eylemlere maruz bırakılması hâlinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacaktır. Failin mağduru, şahsına zarar verdikten sonra fakat hakkında soruşturma başlamadan önce kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması durumunda da etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacak, ancak bu durum temel cezanın tayininde ya da takdiri indirim nedenlerinin uygulanması sırasında göz önünde bulundurulabilecektir. TCK'nın 109. maddesinin altıncı fıkrasında; "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" düzenlemesine yer verilip, gerekçesinde de "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla ya da sırasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanır; bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, maddenin ikinci fıkrasına istinaden cezaya hükmedilmelidir" denilerek, suçun işlenmesi amacıyla ya da suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden birinin meydana gelmesi hâlinde ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmek suretiyle, anılan neticenin gerçekleşmesi durumunda, mağdurun şahsına zarar verilmiş olması nedeniyle, etkin pişmanlık için aranan "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın serbest bırakma" şartı oluşmadığından, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağının kabulü gerekmektedir. 109. maddenin altıncı fıkrasının "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" hükmü göz önünde bulundurulduğunda, bu suçun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında mağdurun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacak ve kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerine ulaşmayacak şekilde yaralanması hâlinde, diğer şartların da var olması kaydıyla etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Her ne kadar katılan mağdur ...'ın yaralanması basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte ise de; inceleme dışı sanıklar ... ve...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek ...'ı cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...'le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, söz konusu darp eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun doğal sonucu olmaması, suça sürüklenen çocuk ve inceleme dışı sanıklar...ve ...'in bu eylemleri ile ayrıca katılan mağdurun şahsına da zarar vermeleri ve mağdurun şahsına zarar verilmemesi hâlinin TCK'nın 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlığa ilişkin hükmün uygulanma koşulları arasında bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocuğun katılan mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdiği eylemler yönünden hakkında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 4- Suça sürüklenen çocuk hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; İnceleme dışı sanıklar ... ve...ile suça sürüklenen çocuk ...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek mağdurlar ... ve...u cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...'le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, daha sonra araca dönüp "Ne bakıyorsun?" diyerek araç içerisinde bulunan...a ... atması, ...'in "Defolun gidin." biçimindeki sözleri üzerine ... ile...’un koşarak olay yerinden uzaklaşmaları, yol üzerinde durdurdukları bir kamyon vasıtasıyla şehir merkezine dönmeleri, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirilmesi, ...'in...a ... atması eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında meydana gelmesi ve dolayısıyla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturması hususları birlikte gözetildiğinde, suça sürüklenen çocuğun inceleme dışı sanıklar...ve ... ile fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdiği eylemler yönünden hakkında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; suça sürüklenen çocuk hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşmediği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, 1) İkinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından REDDİNE, 2) Birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından KABULÜNE, A) Suça sürüklenen çocuk ...'un mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdiği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 21.06.2018 tarihli ve 8957-4546 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, B) Suça sürüklenen çocuk ...'un mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdiği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... Çocuk Mahkemesince 24.09.2013 tarih ve 106-529 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığının ve mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleştiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, C) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından kabul edilip Özel Daire onama kararının kaldırılararak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, suça sürüklenen çocuk ...'un mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdiği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalarının İNFAZININ DURDURULMASINA, bu suçlardan suça sürüklenen çocuğun cezaevine alınmış olması hâlinde TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 3) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede birinci, ikinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle, 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamayan dördüncü uyuşmazlık konusu bakımından ise 11.05.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi. 19.04.2022 tarihli oturum:
Ceza Genel Kurulu, 2019/611 E., 2022/340 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi).
Ceza Genel Kurulu         2019/611 E.  ,  2022/340 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ... ve ...’in üç ayrı mağdura yönelik olarak TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca üç kez 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.05.2013 tarihli ve 154-358 sayılı hükümlerin sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 4554-4545 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.12.2018 tarih ve 81223 sayı ile; "Hükümlü ..., kız arkadaşı...ün mağdur ... ile arkadaş olduğundan şüphelenmesi üzerine, ... ile yüzleşmek için buluşma yerine çağırdığında, ... yanında mağdur ... olduğu halde gelir. ... ayrıca yüzleşmek için...ü ve kendisine yardım etmesi için sanık ...'i çağırır. Fatih de yanında sanık... Coşkun olduğu halde buluşma yerine arabasıyla gelir. Burada Fatih'in kullandığı arabaya mağdurlar ..., ... ve Nurgül istekleri dışında alınıp, tenha bir yere götürülürler. Olay yerine geldiklerinde ..., ...'a kafa atarak darp eder. Diğer mağdur ...'a da ... atar. Sanıklar (Hükümlüler) ... ile ...'u haydi gidin diyerek kovarlar, mağdurlar kendi olanaklarıyla evlerine ulaşırlar, Nurgül'ü ise arabaya alan sanıklar evinin önüne kadar getirip serbest bırakırlar. ... mahkemedeki ifadesinde, sanık ...'in kendisini önce götürme amacının olmadığını, aracın plakasını tespit etmeye çalışması nedeniyle onu da arabaya aldığını beyan etmiştir. Dosyadaki ifadelerden açıkça anlaşılacağı üzere sanıkların mağdure...ün hürriyetini kısıtlama kastı, hiç olmamıştır. Nurgül de tüm aşamalarda kendisinin hürriyetinin kısıtlanmadığını, sanıkların kendisine karşı eylemlerinin bulunmadığını, salimen evinin önüne getirildiğini beyan etmiştir. Kaldı ki bu şahıs suçun mağduru kabul edilmiş olsa bile, Nurgül'e karşı eylemde TCK 110 maddesinin koşulları oluşmuş bulunmaktadır. Mağdurlara yönelik eylemde TCK 43/2 maddesinin koşulları da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Mağdur ...'un mahkeme ifadesinde de belirttiği gibi, sanık ...'in bu mağduru arabaya alma niyeti yoktur. ...'in asıl amacı mağdure Nurgül ile mağdur ...'ı yüzleştirmektir. Bir eylem ile hürriyeti kısıtlama suçu gerçekleştirilmiştir. Yukarıda açıkladığımız nedenlere göre hükümlüler ..., ... ve... Coşkun'un mağdure...ün hürriyetini kısıtlamak suçundan verilen mahkumiyet kararının kaldırılarak, beraatlerine karar verilmesi ve diğer iki mağdura karşı eylemlerinin ayrı ayrı suç teşkil etmediği nedeniyle TCK 43. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilerek bozulması," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.11.2019 tarih ve 10320-12579 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı, oluştuğunun kabulü hâlinde ise TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, diğer mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından ise zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanıklar hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu uyuşmazlık konusu da ayrıca değerlendirilmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihinde mağdure Nurgül (Karataş) ... ile katılan mağdur ...’nın 17, mağdur ...'ın ise 16 yaşlarında ve sınıf arkadaşı oldukları, mağdure Nurgül ile sanık ... arasında suç tarihinden geriye doğru yaklaşık 5 yıldır devam eden bir gönül ilişkisinin bulunduğu, diğer sanık ... ile yaş küçüklüğü nedeniyle hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen suça sürüklenen çocuk... Coşkun’un da arkadaş oldukları, Katılan mağdur ...’nın olaydan hemen sonra kendi imkânlarıyla evine dönerek durumu ailesiyle paylaşması üzerine olayla ilgili olarak adli makamlara müracaatın gerçekleştiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından katılan mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; üst ve alt dudakta muhtelif sayıda eziklerin ve kanamalı alanların bulunduğunun, sağ göz altında maksilla üzerinde 1x1 ve 0,5x0,5 cm uzunluklarında ekimozların mevcut olduğunun, söz konusu bulguların katılan mağdurun yaşamını tehlikeye sokmadığının ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtildiği, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdure Nurgül ... ve mağdur ... hakkında düzenlenen raporlarda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirildiği, 22.01.2013 tarihli cep telefonu inceleme tutanağından; katılan mağdur ...’nın cep telefonu üzerinde yapılan incelemede; katılan mağdurun kullanmakta olduğu 05 249 numaralı telefon hattına sanık ... tarafından kullanılmakta olan 05 767 numaralı hattan 13 adet kısa mesaj gönderildiği, mesaj içeriklerinin; 22.01.2013 tarihinde saat 15.00 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.02 sıralarında "Nurgul", 22.01.2013 tarihinde saat 15.03 sıralarında "Tam olarak", 22.01.2013 tarihinde saat 15.05 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.06 sıralarında "Bisd olmadi itfaiye park oraya gelsene bulusalim", 22.01.2013 tarihinde saat 15.07 sıralarında "Bi olmadı tamam neyse gelmiyosan gelme", 22.01.2013 tarihinde saat 15.08 sıralarında "Ne zamana", 22.01.2013 tarihinde saat 15.09 sıralarında "Tam nerdesin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.10 sıralarında "Tamam", 22.01.2013 tarihinde saat 15.15 sıralarında "Nerde kaldin", 22.01.2013 tarihinde saat 15.19 sıralarında "Nerde kaldin" şeklinde olduğu, 22.01.2013 tarihinde saat 15.21 sıralarında ise bir adet içeriği boş mesaj gönderildiği, 22.01.2013 tarihinde polis memurları tarafından tanzim edilen tutanağa göre; 22.01.2013 tarihinde meydana geldiği iddia olunan olayla ilgili olarak olayın gerçekleştiği park ve olayın son bulduğu yerler ile olay yerlerini gösteren mobese ve güvenlik kamerasının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından mağdurlar ... ve ... ile gerçekleştirilen yer gösterme işleminde; mağdurların ... Paşa Mahallesinde bulunan ... Temizer Parkını işaret ettikleri ancak parkın dış kapılarının kilitli olması nedeniyle içeride güvenlik kamerası olup olmadığının anlaşılamadığı, mağdurların...Sultan ... Bulvarı üzerinde itfaiye kavşağı istikametinde bulunan mezarlığın yanında araca bindirildiklerini belirtmeleri üzerine yapılan araştırmada burayı gösteren güvenlik kamerası olmadığı ancak itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 numaralı mobese kamerasının bu mevkiyi gösterebileceği, mağdurların araçla Sugözü Yedigözü mevkiine götürüldüklerini belirttikleri ancak bu yerin sorumluluk bölgesi dışında kalması nedeniyle belirtilen adrese gidilemediği, yapılan mobese ve güvenlik kamerası araştırmasında itfaiye kavşağında bulunan EL2 043 ve Doğukent Mahallesi Mimar Sinan Caddesi ile Doğukent ... Temizer Caddesinin kesiştiği kavşakta bulunan EL2 045 numaralı mobese kameralarının olduğu, Güvenlik kamerasındaki görüntülerin incelenmesine ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi raporunda; herhangi bir görüntü elde edilemediğinin belirtildiği, 08.04.2013 tarihinde mağdure ... tarafından dosyaya sunulan dilekçede; olayla ilgili olarak Kollukta ifade verdiği sırada babasının yanında olması nedeniyle korkarak doğruları söyleyemediğini, Kollukta verdiği ifadesini değiştirmek istediğini, olay tarihinde sanık ...'in aracına zorla ve tehditle binmediklerini, araca kendi istekleriyle bindiklerini ve daha sonra konuşacakları yere birlikte gittiklerini, konuştuklarını ve şahısların, kendisini tekrar itfaiye parkına getirerek araçtan indirdiklerini, hiç kimseden şikâyetçi olmadığını bildirdiği, 10.04.2013 tarihli celsede hazır bulunan pedagog bilirkişinin beyanından; mağdurların yaşları ve gelişimleri itibarıyla kendilerini ifade edebilecek durumda oldukları, mağdurlar ... ve ...'nın herhangi bir baskı altında kalmadan beyanlarını verdikleri ancak mağdure...ün şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle çelişkili beyanda bulunduğu kanaatinde olduğu, Yaş küçüklüğü nedeniyle hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı suça sürüklenen çocuk... Coşkun’un üç ayrı mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... Çocuk Mahkemesinin 24.09.2013 tarih ve 106-529 sayılı kararı ile TCK’nın 109/2, 109/3-b,f, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca üç kez 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlerin suça sürüklenen çocuk müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 8957-4546 sayı ile onanmak suretiyle kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur ... Kollukta; "Ben Necip Güngör Kısaparmak Anadolu İletişim Meslek Lisesi 11/E sınıfında öğrenim görmekteyim, yaklaşık bir hafta önce sınıf arkadaşım olan Nurgül Karataş benden kullanmış olduğum cep telefon numaramı istedi, ben de kendisine kullanmış olduğum 05 249 nolu Turkcel numaramı verdim, bugün yani 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında kullanmış olduğum telefona 05 790*7 nolu telefondan mesaj geldi ve 'Nerdesin' dedi, ben de kim olduğunu sordum, bana 'Nurgül' diye cevap geldi, sonra aynı telefon üzerinden mesaj olarak 'İtfaiye parkının oraya gelebilir misin' diye mesaj gelince ben de mesaj olarak ne olduğunu sorunca tekrar aynı numaradan 'Gelince anlatırım.' diye mesaj geldi, yanımda aynı sınıfta okuduğum ... isimli arkadaşım vardı, ... da mesajları gördü ve birlikte itfaiyenin olduğu yerde bulunan ... Temizer parkının içerisine çarşıdan yürüyerek yaklaşık yarım saatte gittik, parkın içerisine girdiğimde etrafa baktım, Nurgül'ü göremedim, bana mesaj atan numaraya 'Ben parktayım, nerdesin?' diye mesaj atınca yanıma daha önceden hiç görmediğim ancak görsem tanıyabileceğim, ismini ... olarak söyleyen, soy ismini söylemeyen, 18-19 yaşlarında, 170-175 boylarında, esmer tenli, düz normal saçlı, hafif sakallı, kulaklarında soğuktan korunmak için kulaklık bulunan, üzerinde siyah kumaşa benzer mont, altında siyah keten pantolon ve siyah kundura bulunan bir şahıs yaklaştı ve bana adımı sordu, ben de ... diye cevap verdim, şahıs bana ve ...'a 'Gel şöyle oturun' dedi, parkta bulunan banka oturduk, şahıs bana 'Nurgül ile aranızda ne var?' dedi, ben de bir şey olmadığını, sınıf arkadaşım olduğunu söyledim, şahıs bana 'Sınıf arkadaşın haa, şimdi görürsün.' dedi, elinde bulunan telefon ile Nurgül’ü aradı, aradan 3-4 dakika sonra Nurgül geldi, ...'in elinde...ün sınıf içerisinde benden numaramı alarak yazmış olduğu kağıt bulunuyordu, ... isimli şahıs kağıdı Nurgül' e göstererek 'Bu numarayı sen mi aldın?' dedi, Nurgül de ...’e 'Sen bilmiyorsun, bu benim kardeşim gibidir.' diyerek beni savunmak istedi, ... elinde bulunan telefon ile arkadaşlarını arayarak 'Nerde kaldınız, dolu gelin.' dedi, aradan 5-6 dakika sonra açık mavi renkli yeni kasanın bir alt kasası olan Toyota Corolla marka bir araç ile üç erkek şahıs geldi, gelen şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak görsem tanırım, gelenlerden birincisi; aracı kullanıyordu, 18-19 yaşlarında, 175-180 boylarında, beyaz tenli, siyah saçlı, saçının ense kısmı uzun olan, sakalsız, üzerinde siyah kumaş türü mont bulunan bir şahıstı. İkinci şahıs; esmer tenli, 18-19 yaşlarında, normal siyah saçlı, 175-180 boylarında, üzerinde siyah deri ceket bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı. Üçüncü şahıs ise; 20-25 yaşlarında, 180-185 boylarında, biraz göbekli, sarışın, gözlüklü, kumral saçlı, üzerinde kahverengi bir mont bulunan, altında mavi kot pantolon bulunan şahıstı, şahıslar üçü birlikte arabadan inerek bizim bulunduğumuz yere geldiler, arabanın plakasını hatırlamıyorum, ... isimli şahıs ve ikinci olarak tarif ettiğim esmer tenli şahıs benim koluma girdiler ve 'Hadi arabaya bin.' dediler, ben gitmek istemeyerek direndim, ancak şahıslar beni çektirerek arabanın arka kapısını açtılar ve başımdan eğerek arabanın içerisine ittiler, arkamdan ... yürüyerek geldi, arabanın başında bulunurken ...’a da 'Hadi arabaya bin.' dediler, ... binmek istemeyince ikinci şahıs arabadan indi ve ...’un kafasından ittirerek arabaya bindirdi, sonra ... isimli şahıs Nurgül’ü çağırdı, Nurgül gelmeyi kabul etmeyince ... 'Arabaya bin.' diyerek bağırdı, Nurgül korktuğu için arabanın arka kısmına yanımıza bindi, böylece arka koltuğa ben, ..., Nurgül ve ... bindik, ön koltuğa ise sonradan gelerek isimlerini bilmediğim üç kişi bindi, daha sonra aracı kullanan şahıs arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladı, araç içerisinde önde bulunan şahıslardan ikinci şahıs '... hanginiz?' dedi, ben olduğumu söyleyince 'Göreceğiz' diye cevap verdi, bu sırada Nurgül ...' e yalvararak 'Bunları bırak. Bunların bir suçu yok.' diyordu, Doğukent’i geçtikten sorna Sugözü diye tabir edilen bir mevkiye geldik, arabayı boş bir alanda kimsenin olmadığı bir yerde durdurdu, ... araçtan indi ve kapıyı açtı, ... kolumdan tuttu ve 'Gel bakalım.' dedi, bu sırada ... isimli şahıs ...'u göstererek 'Vurun onun anasını .....in.' dedi, bu sırada ...'un yanında bulunan şahıslar ...'a vurmaya başladı, ... beni biraz ileri yürüyerek götürdü, bu sırada ikinci eşkâlini vermiş olduğum şahıs da yanımızda geldi, ... bana vurmaya başladı, benim burnuma, gözüme, dudağıma yumruk vurdu, burnuma kafa attı, tekmelerle yüzüme vurdu, ikinci şahıs bana bir şey yapmadan yanımdan gitti, birinci şahıs olan ve arabayı kullanan şahıs yanımıza geldi ve benim yüzüme iki kez tekme attı, daha sonra şahıslar bana vurmayı bıraktılar, ben hemen ...'un yanına gittim, ... ile koşarak kaçmaya başladım, yoldan inip bir tarlanın kenarına geldiğimde yolda bir kamyon gördüm ve kamyona el kaldırdım, kamyonu kullanan tanımadığım şahıs arabayı durdurdu ve bizi arabaya aldı, bu sırada ... isimli şahıs...e arabanın içerisinde tekme ... vuruyordu, biz korkumuzdan kamyona bindik ve kamyon sahibi bizi alarak Saklı Bahçe isimli ... yerinde bıraktı, benim telefonumun şarjı bittiği için çevrede telefon aradım ancak bulamadım, daha sonra gelen dolmuş ile ikametime gittim, ... da oradan kendi ikametine gitti, ikametime gidince olanları aileme anlattım, ailem de ifade vermek üzere beni çocuk şubesine getirdi, ben bu şahısları daha önceden hiç görmedim, ancak ... isimli şahıs konuşmalarında 'Beni sanayide herkes zengo veya cango olarak bilir.' diye söylüyordu, ben ifadeye gelmeden önce bana mesaj atan 05 767 nolu hattı kendi telefonumdan aradım. Telefona beni darp eden ... isimli şahıs çıkarak 'Kimsin?' dedi, ben de ... olduğumu söyledim, daha sonra gülerek telefonu kapattı, ayrıca bana atmış olduğu mesajları kendi rızam ile size vermek istiyorum, ben bu olan olaylar ile ilgili olarak ... isimli şahıstan ve sonradan gelen eşkal bilgilerini vermiş olduğum 3 şahıstan davacı ve şikâyetçiyim, arkadaşım olan ... ve Nurgül Karataş’tan herhangi bir şikâyetim yoktur, yanımda bulunan öz babam ...’ya teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "...''un anlattığı gibi biz okuldan çıkmıştık, 'Nerdesin?' diye mesaj geldi, 'Kimsin?' diye sorunca 'Ben Nurgül.' diye cevap geldi, ne olduğunu sorunca mesajda 'Acilen ... Temizer parkına gelmen lazım.' diyordu, ne olduğunu sorunca cevap gelmedi, bunun üzerine ... ile birlikte söylenen yere gittik, Nurgül yoktu, ... oradaydı, ... Nurgül ile aranızda ne var dedi, ben bir şey yok dedim, bunun üzerine Nurgül gelsin karşılaştıralım dedi, daha sonra Nurgül geldi, konuştuk, sonra beklememizi söyledi, daha sonra bir araba geldi, ... koluma girerek arabaya doğru yönlendirdi, daha sonra araba ile gittik, arabadan indirip beni darbetti, şikayetçiyim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım doğrudur, aynen tekrar ederim.", Katılan ... Kollukta: "1996 doğumlu ... benim öz oğlum olur. ... Necip Güngör Kısaparmak İletişim Lisesinde okumaktadır. 22.01.2013 günü saat 17.00 sıralarında öz oğlum ... ikametimize gelmeyince kendisini merak ederek telefonla aradım. Telefonda bana Hürriyet Caddesinde olduğunu, tanımadığı üç erkek şahıs tarafından darp edildiğini söyledi. Bunun üzerine ben de oğlum ...'a orada beklemesini kendimin yanına geleceğini söyledim. Hürriyet Caddesinde buluşarak Çocuk Şube Müdürlüğüne gittik. Olayın ayrıntılarını oğlumun ifadesi sırasında öğrendim. Çocuk Şube Müdürlüğündeki yasal işlemler sonrası polis merkezinize geldim. ...'ın ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak öz oğlum ...'yı darp eden, tehdit ve hakaretlerde bulunan tanımadığım şahıslardan davacı ve şikayetçiyim.", Mahkemede; "Mağdur ... oğlum olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur ancak oğlumun beyanlarında huzurda bulunan sanıklar dahil 4 kişi tarafından zorla araca bindirilip boş bir alana götürülüp oğlum olan mağdur ... darp edilmiştir, sanıklardan şikayetçiyim, olay nedeniyle maddi bir zararım meydana gelmemiştir, davaya katılma talebim vardır, katılma talebimin kabulüne karar verilmesini talep ederim.", Mağdur ... Kollukta; "22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında ... isimli arkadaşımla Gazi Caddesi üzerinde geziyorduk, Elliler çarşısı önüne geldiğimizde ... isimli arkadaşımın telefonuna benim tanımadığım bir kişiden mesaj geldi 'Nerdesin?' şeklinde, arkadaşım 'Kimsin?' diye mesajla karşılık verdi, 'Ben Nurgül. ... Temizer Parkına gel.' diye mesaja cevap geldi, ben mesajları görmedim, yanımdaki arkadaşım bana okudu. Arkadaşım yalnız gitmesin diye kendi imkanlarımızla yürüyerek ... Temizer Parkına doğru gittik, ... Temizer parkına arka kapıdan girdik, park içindeki bankta daha önce görmediğim, görsem tanıyacağım, 18-20 yaşlarında, 160-170 boylarında, zayıf yapılı, kulağında sağuktan korunmak için kulaklık olan siyah montlu, siyah kundura ayakkabılı, kirli sakallı, esmer renkli, kısa siyah saçlı bir kişi vardı. Biz şahsın yanma yaklaşınca 'Sen ... mısın?' dedi, ... kendini tanıttı, şahıs 'Oturun konuşalım.' dedi, üçümüz birlikte oturduk, ...'a bağırmaya başladı, 'Nurgül ile aranda ne var?' diye sordu, ben, Nurgül, ... üçümüz sınıf arkadaşıyız, bu nedenle ben '...’la Nurgül sınıf arkadaşı oluyorlar, aralarında hiçbir şey olmaz bunların.' diye söyledim, kendisi isminin ... olduğunu söyledi, ayrıca 'Nurgül'ün ben erkek arkadaşıydım, 4-5 yıl birlikte olduk, daha önce sevgiliydik.' diye söyledi, biz Nurgül ile ...'in birbirinden ayrılmış olduğunu anlamış olduk, ... isimli şahsa telefon geldi, ... karşısındaki şahsa 'Parka gel.' diye söyledi, aradan 15-20 dakika geçti, Nurgül isimli sınıf arkadaşımız parka geldi, Nurgül ...'e hitaben '... ile aramızda bir şey olamaz.' diye kendisini savundu, Nurgül'e ... isimli şahıs 'Sesini kes' diye bağırdı, ...'e tekrar telefon geldi, karşısındaki şahsa parkta olduğunu söyledi. ... bizlere 'Kalkın önüme düşün.' diye bağırdı, üçümüzü önüne aldı, parkın Mezarlık tarafındaki çıkışına götürdü, bizlere 'Yürüyün' dedi, bizler de yürüdük, bu esnada sadece ...'ın kolundan tutuyordu, bizler istemeden yürüdük, parkın çıkışında Toyota Corolla turkuvaz renkli tahminimce 2005-2006 model plakasını görmediğim araba duruyordu, aracın içinde tanımadığım, 18-20 yaşlarında, üç erkek şahıs vardı, şahısların ikisini görsem tanırım. Bu şahıslar arabadan indi. 1. şahıs; esmer renkli, kısa siyah saçlı, 18 yaşlarında, 160 boylarında, görsem tanıyabileceğim erkek şahıstı. 2. şahıs; 180 boylarında, kilolu, uzun siyah sakallı, 20 yaşlarında, siyah giyimli, görsem tanıyabileceğim şahıstı. 3. şahsı görsem tanımam, 18 yaşlarındaydı hatırlamıyorum. 1. şahıs ...'ın koluna girdi, arka koltuğa zorla bindirdi, içlerinden birisi benim kolumdan tuttu ama hangisi tuttu hatırlamıyorum, benim de kolumdan zorla tutarak aracın arka koltuğuna bindirdiler, Nurgül'ü ... arabaya arkaya yanımıza bindirdi, ... Nurgül'e bağırıyordu, 'Bin lan arabaya.' diye bağırıyordu, arkaya yanımıza ... de bindi, arkada 4 kişi olduk, ön sağa iki kişi bindi, aracı üçüncü şahıs kullanmaya başladı, kolumdan tutarak araca bindirmekten başka bana bir şey yapmadılar, Doğukent yoluna gittik ... 'Kırktut’a doğru sür.' dedi, Hanedan düğün salonundan geri döndük, Saklı bahçeye doğru gittik, araç içinde Nurgül 'Yapma.' diye ağlıyordu, bana hiçbir şey söylemediler, Saklı bahçeden ileriye gittik. İki üç tane ev olan bilmediğim bir mahalleye gittik, ...'ı arabadan çıkardılar. ... ...'a aracın dışında tekme ... vurdu, beni de ikinci şahıs arabadan indirdi, 'Senin ne işin var burda?' diye bağırmaya başladı, Üçüncü şahıs beni arabaya bindirdi. ... yanıma geldi, 'Ne bakıyorsun' diye bana bağırdı, arabanın içinde ... yüzüme bir ... vurdu, bize 'Defolun gidin' dediler, Nurgül arabada kaldı, ...'la ikimiz koşarak kaçmaya başladık, geriye baktığımızda...ü ... dövüyordu, ... vuruyordu, yoldan tarlaya indik, yoldan geçen kamyonu durdurduk, tanımadığımız kamyoncu vasıtasıyla ...'la ikimiz Saklı bahçeye geldik. Kamyondan indik, kendi imkanlarımızla evlerimize gittik. Ben olayı aileme anlatmamıştım, aynı gün akşam saatlerinde polisler babama telefon açtılar, babama konuyu anlatmak zorunda kaldım, daha sonra ifade vermek için babamla birlikte Çocuk Şube Müdürlüğüne geldik. Anlattığım olaydan başka bir şey görmedim, yaşamadım, olayla ilgili olarak hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim.", Mahkemede; "Ben ve ... okuldan çıkmıştık, ...'a...ün adına mesaj geldi, mesajda 'Çabuk ... temizer parkına gel, ben Nurgül.' şeklindeydi, biz ne için çağırdığı konusunda mesaj attık, ancak mesaj cevabı gelmedi, söylediği yere gittiğimizde çağıranın huzurda bulunan sanık ... olduğunu gördük, ...'a küfür ederek Nurgül ile aranızda ne var diye sordu, ... da aralarında bir şey olmadığını söyledi ancak inanmadı, ben de söze katılarak aralarında bir şeyin olmadığını söyledim, bunun üzerine bana da küfür etti, sonra telefon açarak arkadaşlarına gelin dedi, arkadaşları geldikten sonra zorla arabaya attılar, kolumuzdan çekip zorla soktular, ondan sonra Sugözü tarafına gittik, ...'ı arabadan indirdiler, ben arabada kaldım, ...'ı dövdüler, bana da sadece bir ... attılar, ...'ı huzurda bulunan sanık ... dövdü, bana da huzurda bulunan sanık ... eliyle ... attı, sonrasında ... ile ben koşarak uzaklaştık, olay nedeniyle şikayetçi değilim.", sorulması üzerine; "Olay sırasında sanık ... araçla gitmeden önce bana git demişti, ben de gitmeden önce aracın plakasını almak için yaklaştığımda sanık ... beni kolumdan tutarak sen de arabaya bin dedi, ben de kendisine bana gitmemi söylediğini hatırlattığım halde bana 'Yok sen de geleceksin.' şeklinde cevap verdi, o şekilde beni araca bindirdi.", Müşteki ... Kollukta; "1997 doğumlu ... benim öz oğlum olur. 22.01.2013 günü saat 17.30 sıralarında oğlum ...'un sınıf arkadaşı olan ...'nın babası beni cep telefonu ile aradı. Bana her ikimizin oğlunun bir olaya karıştığını, Çocuk Şube Müdürlüğüne gelerek ifade vermem gerektiğini söyledi, bunun üzerine bende oğlum ... 'u alarak Çocuk Şube Müdürlüğü'ne gittim. Oğlum olay hakkında ifade verdikten sonra ben de polis merkezinize yasal işlemler için geldim, olayı oğlum ...’un ifadesinde beyan ettiği şekilde biliyorum. ...'un ifadesinde beyan ettiği hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili olarak kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Benim olaya ilişkin herhangi bir görgüm yoktur, olayla ilgili soruşturma safhasında ayrıntılı olarak beyanda bulunmuştum, olay nedeniyle herhangi bir şikayetim yoktur.", Mağdure ... Kollukta; "..., ... benim sınıf arkadaşım olur, 18 yaşlarındaki, açık adresini bilmediğim ancak Kırklar Mahallesinde oturduğunu bildiğim, telefon numarasını bilmediğim, şuan nerede olduğunu bilmediğim, daha önceleri sanayide araba tamiri işinde çalıştığı şeklinde bildiğim ... benim erkek arkadaşım olur. 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında Çayda Çıra kavşağı yakınındaki İletişim Lisesinden çıktım, okul çıkışında ..., ... isimli şahısları 50-60 metre mesafeden gördüm, yanlarında tanımadığım 2-3 kişi vardı, aralarında tartışıyorlardı ancak erkek oldukları için dikkatli bir şekilde bakmadım. Ancak yanlarında ... yoktu. Olsa tanırım. Daha sonra kendi imkânlarım ile 22.01.2013 günü saat 14.00 sıralarında okulumdan çıktım. Karayolları yakına kadar yürüdüm, Karayolları yakınından minibüse bindim, çarşı durağında indim, vakit kaybetmeden Doğukent minibüsüne bindim, evime yakın yerde indim, daha sonra evime gittim. Başka hiçbir yere uğramadım dolayısıyla 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında evdeydim, evimden dışarıya çıkmadım, 22.01.2013 günü saat 20.00 sıralarında babam ile birlikte kendi migrenimden dolayı sigorta hastanesine gittim. Babamla tekrar eve gittik. aynı gün saat 21.00 sıralarında polisler babamı aradı. Bizi Çocuk Şube Müdürlüğüne davet ettiler, Çocuk Şube Müdürlüğünde ..., ...’nın anlatmış olduğu olayları bana anlattılar, polislerin bana anlatmış olduğu ... Temizer parkı içinde ..., ..., ... isimli şahıslarla buluşma olayı, Toyota marka araca zorla bindirilme olayı, beni ...'in darp etme olayını ilk kez polisler bana anlatınca duydum. Ben bu olayların hiçbirini yaşamadım. ..., ... benim ismimi kullanarak kaçırılmışım şeklinde niye ifade vermiş bilmiyorum. 22.01.2013 günü belirttiğim saatte okulumdan çıktım. Anlattığım şekilde vakit kaybetmeden evime gittim. Ben hiçbir şekilde mağdur olmadım. Hiç kimse tarafından kaçırılmadım, alıkonulmadım, darp edilmedim, hiç kimsenin özel arabasına da binmedim, ...’nun daha önceki kullanmış olduğu numarayı da bilmiyorum. Benim başıma kötü bir olay gelmedi. Daha önceki zamanlarda da böyle bir şey yaşamadım. Anlatılan olaylar hakkında bilgi sahibi değilim, bu konu hakkında hiç kimseden davacı ve şikâyetçi değilim. Babama teslim edilmek istiyorum.", Mahkemede; "Huzurda bulunan sanık ... itfaiye parkında bana mesaj atarak itfaiye parkına gelmemi söyledi, o sırada evdeydim, markete gidiyorum diye çıktım, yanlarına gittim, huzurda bulunan sanık ... ile diğer mağdurlar oturmuşlardı, huzurda bulunan sanık ... aranızda birşey var mı diye sordu, ben de olmadığını söyledim, ondan sonra ...'a dönerek 'Sen gitmek istiyorsan git' dedi, ... da yok diyerek ...'ın yanında kaldı.", mağdur ...'un "Yok demedim, yanlış bilgi veriyorsun." diyerek müdahalede bulunması üzerine devamla "Sonra araba geldi, arabanın yanına gittik, sanık ... arabaya binin dedi, biz de bindik, öyle çekiştirme falan olmadı, mobese kameraları da var zaten, o anda çekiştirme zorlama olmadı, ... ...'a kafa attı galiba, bu esnada ben ve ... arabadaydık, ... sonra geldi, ...'u da indirdi, daha sonra beni tekrar aldıkları yere itfaiye parkının önüne bıraktılar, ben zaten ...'nu tanıyorum, kendim arabaya bindim, zorla bindirme olayı olmadı, ... ve yanındakiler üç kişilerdi, bizimle birlikte altı kişiydik, şikayetçi değilim.", soruşturma safhasında alınan beyanı okunarak kısmi çelişki nedeniyle sorulması üzerine; "Benim huzurda vermiş olduğum beyanlarım daha doğrudur, karakolda iken babam yanımda olduğu için böyle bir olayın olmadığını söylemiştim.", celse arasında sunmuş olduğu şikâyetten vazgeçmeye ilişkin dilekçesinin okunarak sorulması üzerine; "Sunmuş olduğum dilekçe içeriğini de aynen tekrar ederim, beni itfaiye parkında bıraktılar, diğer mağdurları ise araçla gittiğimiz ve durduğumuz yerde bıraktılar.", Müşteki ... Kollukta; "1996 doğumlu Nurgül Karataş benim öz kızım olur. 22.01.2013 günü saat 09.00 sıralarında kızım almış olduğu istirahat raporunu okula götürmek için çıktı. Aynı gün saat 15.00 sıralarında ikametimize geri .... Saat 15.30 sıralarında ikametimizden 30 dakika kadar giyim mağazasına gitmek için ayrıldı. Nurgül olayla ile ilgili Çocuk Şube Müdürlüğünde ifade verdi. İfadesinde beyan ettiği şekilde bana olay ile ilgisi olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söyledi. Ben ifade beyanlarında geçen hiçbir şahsı tanımıyorum. Olay ile ilgili ayrıntılı şekilde siz görevlilerin söylediği şekilde bilgi sahibi oldum. Olay ile ilgili kimseden davacı ve şikayetçi değilim.", Mahkemede; "Mağdur ... Karataş kızım olur, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgim yoktur, kızım olan Nurgül Karataş'ın kendisinin zorla araca bindirildiği ve alıkonulduğu yönünde herhangi bir beyanı olmamıştır, benim herhangi bir şikayetim yoktur.", Yaş küçüklüğü nedeniyle hakkındaki soruşturma ve yargılama ayrı yürütülen inceleme dışı suça sürüklenen çocuk... Coşkun Savcılıkta; "22.01.2013 günü öğleden sonra ... beni arayarak ...'nun kendisini aradığını ve birileri ile kavga ettiğini söylediğini söyledi, araba ile...gelerek beni aldı, beraber ... Temizer parkının oraya gittik, orada ... Zenginoğlu'nun iki erkek bir kızı tuttuğunu gördük, ... zorla bunları arabaya bindirdi, ne ben ne de...kesinlikle olaya müdahale etmedik. Arabaya bindirdikten sonra Fatih'e arabayı Sugözü denilen mevkiye sür dedi, Fatih de bir şey demeden dediği yere sürdü. Arabada bize daha önce 4-5 yıl birlikte olduğu kız arkadaşı...ün çantasında bu şahısların telefonu olduğunu söyledi. Bunları anlatırken sinirli bir şekilde anlatıyordu ancak arabada herhangi bir olay olmadı, daha sonra Sugözü denilen yere vardığımızda arabayı durdurmasını söyledi, Fatih de arabayı durdurdu, ... arabadan indi, ... ve ... isimli çocukları çağırdı, Nurgül arabada kaldı. bu sırada ...'in ...'a yumrukla vurması üzerine biz arabadan indik yapma dedik ayırmaya çalıştık, kesinlikle vurmadık, Fatih arabada da ...'in ...'a vurduğunu söyledi ancak ben görmedim. ... arabada bu kez Nurgül’e de vurdu. Daha sonra ... ... ve ...'a arabadan inmelerini ve gitmelerini sert bir şekilde söyledi. Onlar indikten sonra araba ile geri döndük. Nurgül'ü ... Temizer parkının orada bıraktık, ...'i de çarşıda bıraktık, kesinlikle ben ve...mağdurları zorla arabaya bindirmedik ve onları darp etmedik. Biz gittiğimizde zaten ..., ... ve ...'un kolundan tutmuş getiriyordu, üzerime atılı suçu kabul etmiyorum, Fatih beni aldığında yanında gözlüklü biri daha vardı, o da bizimle geldi ancak ben o şahsı tanımıyorum.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmem. Ben zorla hiçbir şey yapmadım. Olaya ilişkin daha önce ifade vermiştim. Aynı ifadem doğru ve geçerlidir.", Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Sanık ... Kollukta; "Nurgül Karataş benim kız arkadaşım olur, kendisiyle 5 yıllık devam eden duygusal bir arkadaşlığımız bulunmaktadır. Ancak aramızda herhangi bir cinsel ilişki yaşanmadı. 22.01.2013 günü saat 10.00 sıralarında Mustafapaşa Mahallesi Ceyhun sokak üzerinde bulunan parkta buluştuk. Konuşurken kız arkadaşımım çantasına bakıyordum. Bu sırada çanta içerisinde kağıtta aşkım yazan ve üzerinde 05 249 yazan kağıdı buldum. Kız arkadaşıma numaranın kime ait olduğunu sordum, kendisi bana arkadaşı olduğunu söyledi. Bunun üzerine kız arkadaşıma bir şey söylemeden evine gönderdim, daha sonra kullanmış alduğum 05 767 numaralı telefonumdan kağıtta yazan numaraya mesaj gönderdim ve buluşma teklif ettim. Kırklar Mahallesinde bulunan İtfaiye kavşağının bulunduğu yerdeki parka çağırdım, Ben de itfaiye parkına gittim. Gittiğimde isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... bulunuyordu. ... kim diye sorduğumda şahıslardan bir tanesi ...'ın kendisi olduğunu söyledi, kız arkadaşıma telefon numarasını kendisinin mi verdiğini sorduğumda şahıs alaycı bir şekilde ben vermedim kız arkadaşın bana numarasını yazıp verdi dedi. Bu olaylar sırasında aramızda herhangi bir kavga ve tartışma yaşanmadı. Daha sonra ben de olayın doğruluğunu anlamak için kız arkadaşımı telefonla aradım ve parka çağırdım. Kız arkadaşım ... isimli şahsın mumarasını kendisinin yazdığını ancak aşkım diye kendisinin yazmadığını söyledi. Bu sırada şahısla aramızda tartışma yaşandı. Bunun üzerine ben de telefonla arkadaşım ...'i aradım, yaklaşık beş dakika sonra arkadaşım ... ve... Coşkun, 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araç ile geldiler, arabayı arkadaşım...kullanıyordu. Şahıslara arabaya binin konuşalım dedim, şahıslar da kendi istekleri ile arabanın arka koltuğuna oturdular, ben ve kız arkadaşım Nurgül de aracın arka koltuğuna oturduk, Furkan aracın ön koltuğuna oturdu. Arkadaşıma boş bir yere git konuşalım dedim. Araç ile birlikte Doğukent yolunda boş bir araziye gittik. Yol boyunca da şahıslarla herhangi bir konuşmamız yaşanmadı. Boş araziye gelince arkadaşım aracı durdurdu, ... isimli şahısla birlikte araç içerisinden indik, şahısla konuşuyorduk. Bu sırada araç içerisinde bulunanlar da araçtan aşağı indiler, biz ... ile birlikte biraz ilerledikten sonra konuşmaya başladık, ...'a bu kağıdın açıklamasını yap dedim ancak ... bana herhangi bir cevap vermedi, ben de sinirlenerek kendisine bir tane kafa altım, atmış olduğum kafa şahsın burnuna geldi, bu sırada arkadaşlarım araya girdiler ve bizi ayırmaya çalıştılar. Ayırdıkları sırada şahsa tekme attım ancak değip değmediğini bilmiyorum. Arkadaşlarım bizi ayırdıktan sonra ... ve ... isimli şahıslara kaybolun gidin buradan dedim ve şahısları gönderdim. Biz de arkadaşlarım olan Fatih, Furkan ve kız arkadaşım Nurgül ile birlikte tekrar araç ile şehir merkezine geldik, kız arkadaşımı ikametine bıraktım, daha sonra da arkadaşlarım ile ayrıldık, ben de evime gittim. Daha sonra da 22.01.2013 günü çalışmak için ...’a gittim. Ertesi sabah yani 23.01.2013 günü şahsın hakkımda şikayetçi olduğunu öğrendim ve tekrar ... iline geldim, 24.01.2013 günü de ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamaları öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamaları kabul etmiyorum. Suçlamalar asılsız ve yalandır. Ne ben ne de arkadaşlarım şahıslara arabaya binmeleri konusunda baskı kurmadık ve zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Olay ... isimli şahısla benim aramda yaşandı, diğer arkadaşlarım olan... ve...olaya karışmadılar, ... isimli şahıs da olaya taraf olmadı. Şahıslarla aramızda herhangi bir tehdit ve hakaret konusu yaşanmadı, yalnızca ben ...’a bir tane kafa attım, olay bir anda gelişti, şahısları alıkoymak ve darbetmek gibi bir amacım yoktu, Benim amacım şahısla konuşmaktı, başka bir amacım yoktu, konuyla ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben daha önce söylediklerimi tekrar ederim. Başka söyleyecek bir şeyim yoktur.", Mahkemede; "Üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu kabul etmiyorum, olay sırasında mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendilerinin isteği doğrultusunda araca bindik, daha sonra boş yere gittik, orada mağdur Tayfun'a diğer mağdur ... ile aralarında ne olduğunu sordum, bana herhangi bir cevap vermeyince bende o anki sinirle kendisine kafa attım, yaralama suçunu bu şekilde kabul ediyorum, üzerime atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Sanık ... Kollukta; "... ve... Coşkun benim mahalleden arkadaşım olurlar. 22.01.2013 günü saat 15.00 sıralarında arkadaşım ... beni telefonla aradı ve babanın arabası sende mi dedi, ben de arabanın bende olduğunu söyledim. ... bana hemen İtfaiye kavşağındaki parka gel seni bekliyorum dedi, ne olduğunu sorduğumda sen gel dedi, ben de babama ait olan 2* L* 9 plaka sayılı Toyota marka araca bindim yol üzerinde mahalleden arkadaşım olan... Coşkun'u gördüm, kendisine ... çağırdı gel birlikte gidelim dedim. Birlikte İtfaiye parkına gittiğimizde ...’in yanında kız arkadaşı Nurgül ve isimlerini olay nedeniyle öğrendiğim ... ve ... isimli şahıslar bulunuyordu. Yanlarına gittiğimde ... hadi arabayla gezelim biraz dedi, birlikte araç içerisine bindik, Furkan aracın ön koltuğuna, ..., kız arkadaşı Nurgül, ... ve ... isimli şahıslar da aracın arka koltuğuna oturdular. Araç ile Doğukent Mahallesindeki boş araziye gittik. Buraya geldiğimizde ... ve ... araçtan indiler, yaklaşık 20 metre ilerde konuşmaya başladılar. Furkan, Nurgül ve ... isimli şahısla birlikte araçtan inerek sigara içmeye başladık. Bu sırada ... ve ...’in birbirlerini iteklediklerini gördüm, yanlarına gittiğim sırada ... şahsa bir tane kafa attı, hemen kendilerini ayırdım ve kavga etmelerini engelledim, ...’i araç içerisine aldım, Furkan ve Nurgül’ü de alarak olay yerinden ayrıldık. ... ve ... isimli şahıslar olay yerinde kaldılar. Araç içerisinde Nurgül’e, ... isimli şahsın telefon numarasını verdiğini, bu yüzden ... ile kavga ettiklerini öğrendim. Daha sonra arkadaşlarımı evlerine bıraktım. Şahısların hakkımızda şikayetçi olduklarını öğrendim ve ifade vermek için Polis Merkezine geldim. Polis Merkezinde hakkımda yapılan suçlamayı öğrendim. Hakkımda yapılan suçlamalar asılsız ve yalandır. Olay sırasında şahısları araç içerisine bindirmek için zorlamadık, şahıslar kendi rızaları ile araç içerisine bindiler. Ben ...’in kavga etmek için bizi çağırdığını bilmiyordum. Zaten ne ben ne de... olaya taraf olmadık, ... isimli şahıs da olaya karışmadı. ... ve ...'ın birbirlerine küfür ettiklerini ben duymadım, Yalnızca ...’in ...'a kafa attığını gördüm. Daha önceki yaşanan olaylardan benim haberim yok, benim konuyla ilgili olarak söyleyeceklerim bundan ibarettir.", Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben bu olaya arkadaşım ...'nun beni olay yerine çağırmış olması nedeni ile karıştım. Babam ait araçla olay yerine gittim. Mağdur, katılan mağdur, ... ve onun kız arkadaşı araca bindiler, kimse kimseyi araca binmesi için zorlamadı. Doğukent tarafına gittik, araçtan indikten sonra ... ve ... kavga etti. Ben onları ayırdım. Söyleyeceklerim bundan ibarettir tutuksuz yargılanmayı isterim.", Mahkemede; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, olay sırasında iddia edildiği gibi mağdurları zorla araca bindirmiş değiliz, konuşmak amacıyla kendi isteğiyle araca bindiler, daha sonra boş bir alana gittik, orada ... ile Tayfun Elmacı konuştular, kavga ettiler, biz de araya girdik, üzerime atılı suçtan beraatime karar verilmesini talep ederim.", Şeklinde savunmada bulunmuşlardır. Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 1- Sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı; TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile; TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiş olup anılan madde son hâlini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Çetin Özek-Sahir Erman, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, , ... 1994, .... 130; Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, ... 1994, .... 31; Durmuş Tezcan-... Ruhan Erdem-... Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, ... 2008, .... 363; ... Emin Artuk-... Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... 2018 ... Yayınevi, 17. Baskı, .... 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk- A.Gökcen- M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Kitabevi, ... 2019, 18. Bası, .... 405.). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, ....127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, .... 517 ve 873.). Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından "müşterek faillik" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklindeki hüküm ile müşterek faillik düzenlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmış ise suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira müşterek faillikte aranan en önemli unsurlardan birisi, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmasıdır. Müşterek faillik, suçun birden fazla suç ortağı tarafından "birlikte suç işleme kararına bağlı olarak" ve "fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulmak suretiyle" müştereken gerçekleştirilmesidir. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı "fail" statüsündedir. Müşterek faillerin hareketleri bir bütün olarak adeta tek kişinin fiili gibi değerlendirilir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, Kasım 2013, .... 440). Bu nedenle müşterek faillerin her biri kanunda o suç için öngörülmüş temel ceza ile cezalandırılmalı, ancak bu ifadeden müşterek faillerin mutlaka aynı miktarda ceza ile cezalandırılmalarının zorunlu olduğu şeklinde bir sonuç da çıkarılmamalıdır. Kusurun ağırlığı, amaç ve saik gibi faile göre farklılık gösteren kriterlere dayanılarak her bir fail yönünden temel cezanın farklı şekilde belirlenmesi mümkün ise de, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi her fail için geçerli ortak kriterlere dayanılarak temel cezanın farklı şekilde belirlenmesinin eşitlik ilkesine aykırı olacağı ve ayrıca çelişkiye neden olacağı açıktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mağdure Nurgül ile sanık ...’in suç tarihinden önce yaklaşık 5 yıldır devam eden bir duygusal arkadaşlıklarının bulunduğu, olay günü sabah saatlerinde Nurgül ile buluşan ...’in Nurgül’ün çantasında üzerinde bir telefon numarası ile "Aşkım" ibaresi yazılı kağıt parçası bulduğu, Nurgül’den ayrıldıktan sonra bu telefon numarasının kime ait olduğunu öğrenmek maksadıyla söz konusu numaraya kendini Nurgül olarak tanıtarak buluşmak istediğini belirten mesajlar gönderdiği, telefon numarasını kullanan katılan mağdur ...’ın da Nurgül ile buluşacağı düşüncesiyle yanında sınıf arkadaşı olan diğer mağdur ... da olduğu hâlde parka gittiği, parkta ... ile ...’ı gören ...’in, yanlarına yaklaşarak ...’ın kim olduğunu sorduğu, ...’ın kendini tanıtması üzerine ...’in bu defa Nurgül’le aralarındaki ilişkiyi sorguladığı, gerek ... gerek ...’un ... ile Nurgül arasında yanlış anlaşılmaya neden olabilecek bir ilişkinin bulunmadığını, yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını anlatmalarına rağmen bu beyanlara itibar etmeyen ...’in yüzleştirme yapmak maksadıyla Nurgül’ü telefonla arayarak bulundukları parka davet ettiği, kısa bir süre sonra parka gelen Nurgül’ün de ... ile yalnızca sınıf arkadaşı olduklarını bildirdiği, o esnada ...’in sanık ...’i telefonla arayarak babasının arabasının Fatih’te olduğunu öğrendikten sonra Fatih’i de parka çağırdığı, Fatih’in de inceleme dışı suça sürüklenen çocuk... ile birlikte parka gittiği, burada Fatih, ... ve...’ın önce ...’ı rızasına aykırı olarak kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle aracın arka koltuğuna bindirdikleri, devamında ...’in olay yerinden ayrılmasını söylediği ...’un, araca yaklaşarak aracın plakasını almak istediği sırada ...’in ...’un kolundan tutarak araca binmesini söylediği, ...’un binmek istemediğini, daha önce gidebileceğini söylediğini hatırlatması üzerine ...’in "Yok. Sen de geleceksin." diyerek ...’u zorla aracın arka koltuğuna bindirdiği, sonrasında da Nurgül ile ...’in arka koltuğa oturdukları, Fatih’in aracı kullandığı, Furkan’ın ise onun yanındaki ön koltuğa oturduğu, Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde aracı hiçkimsenin olmadığı boş bir arazide durdurdukları, araçtan inen ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tuttuğu ...’ı aracın dışına çıkardığı, araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra orada tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle ...’ın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralanmasına neden olduğu, akabinde aracın içinde bulunan ...’un yanına giden ...’in "Ne bakıyorsun?" diyerek ...’un yüzüne bir ... attığı, "Defolun gidin." biçimindeki sözler üzerine ... ile ...’un koşarak olay yerinden uzaklaştıkları, yol üzerinde bir kamyonu durdurarak bu kamyona bindikleri ve bu şekilde şehir merkezine döndükleri, Nurgül’ün ise ..., Fatih ve...’la beraber araca tekrar bindiği ve parkın yakınında araçtan inerek evine döndüğü, yaşadıklarını ailesiyle paylaşan ...’ın babasıyla birlikte adli makamlara müracaat etmesi üzerine intikalin gerçekleştiği anlaşılan dosyada; Mağdure Nurgül’ün Kollukta alınan beyanında böyle bir olayın yaşanmadığını, kendisinin de herhangi bir şekilde karışmadığını anlatmasına rağmen Mahkemede; Kollukta ifadesinin alınması sırasında yanında bulunan babasından korkarak o şekilde ifade verdiğini, esasen sanık ...’in olay günü kendisini katılan mağdur ... ile yüzleştirmek istediğini, bu sebeple parka gittiğinde ...’in yanında ... ile diğer mağdur ...’un olduğunu ve hep beraber bankta oturduklarını gördüğünü, ...’la aralarında bir gönül ilişkisi olmadığını ...’e söylediğini, devamında araçla diğer sanık ... ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın geldiklerini, ...’in arabaya binmelerini söylemesi üzerine araca bindiklerini, o esnada herhangi bir çekiştirme ya da zorlama yaşanmadığını, araca binmesi konusunda tehdit de edilmediğini, gittikleri yerde araçtan inen ... ile ... arasında bir kavga başladığını, daha sonra araca dönen ...’in ...’a da araçtan inmesini söylediğini, ... ile ...’ın olay yerinden ayrıldıklarını, ..., Fatih ve...’ın kendisini de olay yerine geldikleri araçla parkın önüne bıraktıklarını, olay sırasında kendi rızasıyla araca bindiğini beyan etmesi, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından Nurgül hakkında düzenlenen raporda darp ve cebir izine rastlanmadığının bildirilmesi, sanıklar ... ile Fatih’in de savunmalarında Nurgül’ü araca zorla bindirmediklerini, olaydan sonra da evinin yakınına araçla getirdiklerini belirterek suçlamayı kabul etmemeleri, Nurgül’ün, ...’in tehditleri neticesinde korkarak araca binmek zorunda kaldığına dair ... ile ...’un soyut iddiaları dışında bir delil bulunmaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanıklar ... ile Fatih’in mağdure Nurgül’e yönelik eylemlerini, onun rızasına aykırı olarak gerçekleştirdikleri hususunun şüphede kalması ve bu şüphenin sanıklar lehine değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle sanıkların mağdure Nurgül’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK’nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına dair uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. 2-Sanıklar hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus ... Komisyonu raporunda da "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir. Burada "aynı zaman" ve "değişik zaman" kavramları üzerinde durulmalıdır. Kanunda bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin belirlemelerin yapılması mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın ve suçun özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin "değişik zamanlarda" işlenip işlenmediği tespit edilmelidir. Bu bağlamda "aynı zamanda" kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarihli ve 98-143 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da bu hususlar vurgulanmıştır. TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Öte yandan, Kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir. Aynı suç işleme kararının varlığının olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlâl edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan düzenleme; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun’un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, ..., 2016, .... 492.). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi. TCK’da bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için fiilin hukuki anlamda tek olması ve bu fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerektiği, sanıklar ... ve...ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek önce katılan mağdur ...’ı kollarından tutmak ve kafasına bastırmak suretiyle araca bindirerek hürriyetini cebren kısıtlamaları, devamında önce olay yerinden uzaklaşmasını söyledikleri mağdur ...’u, aracın yanına yaklaşarak aracın plakasını almak istediği esnada bu defa zor kullanmak suretiyle araca bindirmeleri, sanık ...’in yönetiminde olan, içinde inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın da bulunduğu araçla Sugözü olarak bilinen mevkiye geldiklerinde sanık ...’in "Gel bakalım." diyerek kolundan tutup aracın dışına çıkardığı katılan mağdur ...’ı araçtan biraz uzaklaştırdıktan sonra tekme ve yumruklarla vurmak, kafa atmak suretiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralaması, akabinde aracın içinde bulunan mağdur ...’un yanına gelip "Ne bakıyorsun?" diyerek ...’un yüzüne bir ... atması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanıkların, hürriyetleri cebir kullanılmak suretiyle kısıtlanan iki ayrı mağduru ayrı ayrı tutarak araca bindirme, olay yerinde darbetme şeklindeki fiillerinin doğal anlamda tek olmadığı gibi hukuki anlamda da tek olmaması, bu bağlamda sanıkların eylemlerinin TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla kez işlenmesi..." veya aynı Kanun’un aynı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fille işlenmesi..." kapsamına girmemesi nedenleriyle sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında mağdurlar ... ile ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 3- Sanıklar hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması halinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları" bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ... 2015, 8. Baskı, .... 351.). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır. TCK'da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini "etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK'nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293.) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir. (TCK'nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2.) Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, ... 2013, .... 22.). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu'ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelenip öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler birlikte değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının; 1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, 2- Suçun tamamlanmış olması, 3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi, 4- Failin bu davranışın iradi olması, Şeklinde belirlenmesi mümkündür. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin TCK'nın 168. maddesinde mal malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörüldüğü hâlde suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu maddede sayılmadığından, bu suç açısından anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir. Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme," "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma," "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme," "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme," "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama," "İftiradan dönme," "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; "Tätige Reue," "Repentir actif," "Arrepentimiento activo eficaz," "Active Repentance" şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, "Bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu" şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, ... Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, ... 2005, .... 697.) Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir. Örneğin Türk Ceza Kanunu'nun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir. TCK'nın "etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; "yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir" biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak "etkin pişmanlık" düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır. Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Suç tamamlanmalıdır. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır. 2- Fail, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakmalıdır. Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir. 3- Fail, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakmalıdır. Failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır. 4- Mağdur fail tarafından serbest bırakılmalıdır. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru "Halkın içine çıkabilecek bir hâlde" serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir. 5- Fail mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakmalıdır. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır. 6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir. Somut olayda, sanıkların mağdurları soruşturma başlamadan önce güvenli bir yerde kendiliğinden serbest bırakmaları karşısında haklarında etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, "Mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olma" şartı üzerinde durulmalıdır. Kanun'da "Mağdurun şahsına zarar verilmemiş olma" şartından söz edildiğine göre, mağdurun malvarlığına ya da başka birisine zarar verilmiş olması, etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Zararın hafif veya ağır, maddi ya da manevi olması arasında fark bulunmamaktadır. Öte yandan mağdurun şahsına zarar verilmesi, onun bedensel olarak herhangi bir zarar görmemiş olmasını ifade eder (Prof. Dr. Mahmut Koca-Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Dördüncü Baskı, ... Yayınevi, ... 2017, .... 419.). Örneğin, mağdura karşı cebir kullanılması, mağdurun yaralanması, aç, susuz ya da uykusuz bırakılması, cinsel arzuların tatmini amacıyla birtakım eylemlere maruz bırakılması hâlinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacaktır. Failin mağduru, şahsına zarar verdikten sonra fakat hakkında soruşturma başlamadan önce kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması durumunda da etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacak, ancak bu durum temel cezanın tayininde ya da takdiri indirim nedenlerinin uygulanması sırasında göz önünde bulundurulabilecektir. TCK'nın 109. maddesinin altıncı fıkrasında; "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" düzenlemesine yer verilip, gerekçesinde de "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla ya da sırasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanır; bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, maddenin ikinci fıkrasına istinaden cezaya hükmedilmelidir" denilerek, suçun işlenmesi amacıyla ya da suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden birinin meydana gelmesi hâlinde ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmek suretiyle, anılan neticenin gerçekleşmesi durumunda, mağdurun şahsına zarar verilmiş olması nedeniyle, etkin pişmanlık için aranan "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın serbest bırakma" şartı oluşmadığından, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağının kabulü gerekmektedir. 109. maddenin altıncı fıkrasının "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" hükmü göz önünde bulundurulduğunda, bu suçun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında mağdurun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacak ve kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerine ulaşmayacak şekilde yaralanması hâlinde, diğer şartların da var olması kaydıyla etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Her ne kadar katılan mağdur ...'ın yaralanması basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte ise de; sanıklar ... ve...ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek ...'ı cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra sanık ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, söz konusu darp eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun doğal sonucu olmaması, sanıkların bu eylemleri ile ayrıca katılan mağdurun şahsına da zarar vermeleri ve mağdurun şahsına zarar verilmemesi hâlinin TCK'nın 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlığa ilişkin hükmün uygulanma koşulları arasında bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların katılan mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdikleri eylemler yönünden haklarında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında katılan mağdur ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 4- Sanıklar hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; Sanıklar ... ve...ile inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...’ın fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek mağdurlar ... ve ...'u cebirle araca bindirip Sugözü olarak bilinen mevkiye götürdükten sonra sanık ...'in ...'ı araçtan indirmesi, bir müddet uzaklaştıktan sonra da mağdure...le aralarındaki ilişkiyi sorgulamak amacıyla ...'ı tekme ... atmak suretiyle darp etmesi, daha sonra araca dönüp "Ne bakıyorsun?" diyerek araç içerisinde bulunan ...'a ... atması, sanık ...'in "Defolun gidin." biçimindeki sözleri üzerine ... ile ...’un koşarak olay yerinden uzaklaşmaları, yol üzerinde durdurdukları bir kamyon vasıtasıyla şehir merkezine dönmeleri, 22.01.2013 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdur ... hakkında düzenlenen raporda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının bildirilmesi, sanık ...'in ...'a ... atması eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında meydana gelmesi ve dolayısıyla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturması hususları birlikte gözetildiğinde, sanıkların mağdur ...'a yönelik gerçekleştirdikleri eylemler yönünden haklarında TCK'nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıklar hakkında mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşmediği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, 1) İkinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından REDDİNE, 2) Birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından KABULÜNE, A) Sanıklar ... ve ...'in mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 21.06.2018 tarihli ve 4554-4545 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, B) Sanıklar ... ve ...'in mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 21.05.2013 tarih ve 154-358 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar hakkında mağdure ...’e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığının ve mağdur ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleştiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, C) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının birinci ve dördüncü uyuşmazlık konuları bakımından kabul edilip Özel Daire onama kararının kaldırılararak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle, sanıklar ... ve ...'in mağdurlar ... ve ...'a yönelik gerçekleştirdikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalarının İNFAZLARININ DURDURULMASINA, bu suçlardan sanıkların cezaevine alınmış olmaları hâlinde TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA, 3) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede birinci, ikinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle, dördüncü uyuşmazlık konusu bakımından ise 19.04.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 11.05.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2020/402 E., 2022/670 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314 ve 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172). TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç, bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır.
Ceza Genel Kurulu         2020/402 E.  ,  2022/670 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ceza Dairesi Anayasayı ihlal suçundan sanıklar ... ve ...'in TCK'nın 309/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.04.2018 tarihli ve 122-276 sayılı hükme yönelik sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 18.10.2018 tarih ve 2404-1747 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 10.12.2019 tarih ve 2843-8437 sayı ile; "Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda savunmaya yeterli imkânın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşaması ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, I-) Müşteki Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, "müşteki Milli Savunma Bakanlığının sanıklara atılı bulunan suçların niteliği de dikkate alındığında suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılmasına imkan bulunmadığından CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine" dair vermiş olduğu karar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, bu bakımından gereğinin merciince yapılmak üzere dosyanın mahalline iadesine, II-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'e yönelik kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan beraat hükmü ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, TBMM'yi ortadan kaldırma veya görevini engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik katılanlar ... ve Türkiye Cumhuriyeti ... vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde; 1-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'e yönelik kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçu yönünden, nitelikleri itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri ve bu nedenle davaya katılma hakları bulunmadığından, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, TBMM'yi ortadan kaldırma veya görevini engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf incelemesinde CMK'nın 10/1. maddesi uyarınca verilen tefrik kararları CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyizi kabil hüküm niteliğinde kararlardan olmadığından, Katılanlar ... ve Türkiye Cumhuriyeti ... vekilinin temyiz taleplerinin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, III-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin katılan ...'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs etme ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde; Temyizin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; 1-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan ...'in temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan kurulan temyiz incelemesinde; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında TCK'nın 311. maddesinde düzenlenen yasama organına karşı suç ve TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen hükûmete karşı işlenen suçlardan dolayı 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken fikrî içtima hükümlerine göre eylemin tek suç oluşturacağı kabul edilerek yazılı şekilde uygulama yapılması sonuca etkili görülmediğinden bozma sebebi yapılmamıştır. Ayrıntıları Dairenin 22.03.2019 tarih, 2018/7103 Esas, 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir ... bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir.TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B).Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay ve bu çerçevede yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince:Silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensubu olup Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçunu işlemek amacıyla önceden yapılan planlama ve ... bölümü çerçevesinde Özel Kuvvetler Hareket Üssü Kurmay Başkanı olan sanık ...'nın darbe teşebbüsü sırasında vurularak öldürülen .'den aldığı emirler doğrultusunda katılan ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanı ...'in darbeye direnmesini önlemek maksadıyla derdest edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi ile darbe teşebbüsünün ilerleyen saatlerinde karargah yönetimini teslim almak ile görevlendirilen ...'ın; Habur sınır kapısından yurda sokulmaması görevlerinin icrası için gerekli tüm hazırlıkları koordine ettiği, ... Terz'nin nihai olarak ...'ya intikal edebilmek için helikopterle ...'a gidişine ve katılan ...'in derdest edilmesi için kalkan helikopterin resmi uçuşuna dair kayıt tutulmasını engellediği, olay günü karargahtaki rütbelilerle peyderpey toplantılar yaparak onlara sadece ... Terzi'den emir alabileceklerini söyleyip mevcut hükumeti kötülemek suretiyle algı çalışması yaptığı, ...'ın karargahı teslim almak için gelmesi üzerine direnerek emir komutayı vermemek için çaba gösterdiği, baştan itibaren katılan ...'e yönelik derdest etme eylemini gerçekleştireceğini bilmesine rağmen helikopterin kalkışına engel olmadığı gibi tam aksine helikopterin ve içindeki personelin uçabilmesi için gerekli tüm gayreti gösterdiği, aynı birlikte 15. Tabur Komutanı olan sanık ...'in ilk önce ...'e gitmek için havalanan sonra ...'a iniş yapan helikopter personelini bizzat seçtiği, teçhizatlanmalarını sağladığı, plastik kelepçe alınması talimatı verdiği, ... Terzi'den aldığı talimat doğrultusunda; ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığı kurmay başkanı olan ve ...'e yönelik gerçekleştirilecek eylemin ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığındaki organizasyon ve koordinasyonunu sağlamaya çalışan sanık ... ile sürekli irtibat kurmaya çalıştığı, söz konusu helikopter ...'da kolordu pistine iniş yaptıktan sonra kendilerine niçin geldikleri sorulmasına rağmen "apandisti patlamış hastamızı getirdik" şeklinde beyanda bulunarak planlarını gizlemeye çalıştığı, girişimlerinin başarısız olduğunu anlar anlamaz Kolordu Komutanının kalkış yapmamaları gerektiği yönündeki talimatına ve tanıklar ... ve ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikoptere binerek pistten kalkış yaptıkları, sanık ...'in helikopterin kalkmasından sonra yeniden talimat almak amacıyla sanık ... ile görüştüğü, bu sırada 1. Pilot sanık ...'ten helikopteri bir süre havada bekletmesini istediği, daha sonra yakıt almak üzere .../.ya gittikleri, burada helikoptere yakıt ikmali yaptıktan sonra Silopi Özel Kuvvetler Hareket Üssüne döndükleri, sanık 1. Pilot ...'in uçuşların yasak olmasına ve havada iken güzergah değiştirmelerine rağmen ... Terzi'den ve ...'dan başka bir makama bilgi vermeden ya da emir almadan uçtuğu, iniş sırasında kule ile irtibata geçmediği, inişten sonra niçin geldiklerini soran tanıklara makul bir izahatta bulunamadığı, girişimin başarısız olması üzerine tanık ... ve tanık ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikopteri çalıştırarak getirdiği, birliğin kaçmasını da sağladığı, helikopterde bulunan diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin olay günü ve öncesi kapalı alandan rehine kurtarmak gibi spesifik bir konuda özel olarak eğitim aldıkları, sanık ... tarafından personel listesi kontrolü ile seçildikleri, sanıklardan ...'ın helikopterin 2. Pilotu, ...'in de helikopterin teknisyeni olduğu, sanıkların ...'a iniş yaptıktan sonra olağanüstü bir durum olduğunu, darbeye teşebbüs eyleminin icrası kapsamında faaliyette bulunulduğunu fark etmelerine rağmen; ...'da ya da yakıt ikmali için indikleri Otluca'da işlenen suça iştirak etmedikleri yönünde irade göstermedikleri ve diğer sanıklarla birlikte hareket ederek tekrar Silopi'ye gittikleri olayda; a-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümler yönünden;Yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanıkların üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs amacına yönelik olarak vahamet arz eden eylemleri gerçekleştirdiği, sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğe göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip, kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasıfları tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan; sanık müdafileri, sanıklar ... ve ..., katılanlar ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri sair nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;3713 sayılı Kanunun 3. maddesi gereğince mutlak terör suçu sayılan ve TCK'nın 309. maddesinde tanımlanan suçla ilgili olarak hüküm kurulurken belirlenen temel cezadan sonra anılan Kanunun 5/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi;Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ..., sanıklar müdafileri ile katılanlar ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeple BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususların 5271 sayılı CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükmün 4-A fıkrasının ikinci paragrafının hükümden çıkarılarak yerine "Sanıkların üzerine atılı suçun 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarından olması nedeniyle verilen ceza aynı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca yarı oranında artırılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına" paragrafının eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,b-Sanıklar ... ve ...'in Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümler yönünden; Oluşa ve dosya kapsamına göre, örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği gözetilmeden sanıklar hakkında hatalı değerlendirme ile doğrudan fail olarak mahkumiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı BOZULMASINA," karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.02.2020 tarih ve 2802 sayı ile; "İtirazın konusu, sanıklar ... ve ...'in de eyleme iştiraklerinin fail sıfatı ile olduğuna ve haklarında kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiğine dairdir.İlamın Başsavcılığımıza teslim tarihi 20/02/2020'dir. İTİRAZ NEDENLERİ: İncelenen dosya kapsamı ile; Yüksek dairenin oluşa dair "Silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensubu olup Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçunu işlemek amacıyla önceden yapılan planlama ve ... bölümü çerçevesinde Özel Kuvvetler Hareket Üssü Kurmay Başkanı olan sanık ...'nın darbe teşebbüsü sırasında vurularak öldürülen ... Terzi'den aldığı emirler doğrultusunda katılan ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanı ...'in darbeye direnmesini önlemek maksadıyla derdest edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi ile darbe teşebbüsünün ilerleyen saatlerinde karargah yönetimini teslim almak ile görevlendirilen ...'ın; Habur sınır kapısından yurda sokulmaması görevlerinin icrası için gerekli tüm hazırlıkları koordine ettiği, ... baştan itibaren katılan ...'e yönelik derdest etme eylemini gerçekleştireceğini bilmesine rağmen helikopterin kalkışına engel olmadığı gibi tam aksine helikopterin ve içindeki personelin uçabilmesi için gerekli tüm gayreti gösterdiği, aynı birlikte 15. Tabur Komutanı olan sanık ...'in ilk önce ...'e gitmek için havalanan sonra ...'a iniş yapan helikopter personelini bizzat seçtiği, teçhizatlanmalarını sağladığı, plastik kelepçe alınması talimatı verdiği, ... Terzi'den aldığı talimat doğrultusunda; ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığı kurmay başkanı olan ve ...'e yönelik gerçekleştirilecek eylemin ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığındaki organizasyon ve koordinasyonunu sağlamaya çalışan sanık ... ile sürekli irtibat kurmaya çalıştığı, söz konusu helikopter ...'da kolordu pistine iniş yaptıktan sonra kendilerine niçin geldikleri sorulmasına rağmen "apandisti patlamış hastamızı getirdik" şeklinde beyanda bulunarak planlarını gizlemeye çalıştığı, girişimlerinin başarısız olduğunu anlar anlamaz Kolordu Komutanının kalkış yapmamaları gerektiği yönündeki talimatına ve tanıklar ... ve ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikoptere binerek pistten kalkış yaptıkları, sanık ...'in helikopterin kalkmasından sonra yeniden talimat almak amacıyla sanık ... ile görüştüğü, bu sırada 1. Pilot sanık ...'ten helikopteri bir süre havada bekletmesini istediği, daha sonra yakıt almak üzere .../Otluca'ya gittikleri, burada helikoptere yakıt ikmali yaptıktan sonra Silopi Özel Kuvvetler Hareket Üssüne döndükleri, sanık 1. Pilot ...'in uçuşların yasak olmasına ve havada iken güzergah değiştirmelerine rağmen ... Terzi'den ve ...'dan başka bir makama bilgi vermeden ya da emir almadan uçtuğu, iniş sırasında kule ile irtibata geçmediği, inişten sonra niçin geldiklerini soran tanıklara makul bir izahatta bulunamadığı, girişimin başarısız olması üzerine tanık ... ve tanık ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikopteri çalıştırarak getirdiği, birliğin kaçmasını da sağladığı, helikopterde bulunan diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin olay günü ve öncesi kapalı alandan rehine kurtarmak gibi spesifik bir konuda özel olarak eğitim aldıkları, sanık ... tarafından personel listesi kontrolü ile seçildikleri, sanıklardan ...'ın helikopterin 2. Pilotu, ...'in de helikopterin teknisyeni olduğu, sanıkların ...'a iniş yaptıktan sonra olağanüstü bir durum olduğunu, darbeye teşebbüs eyleminin icrası kapsamında faaliyette bulunulduğunu fark etmelerine rağmen; ...'da ya da yakıt ikmali için indikleri Otluca'da işlenen suça iştirak etmedikleri yönünde irade göstermedikleri ve diğer sanıklarla birlikte hareket ederek tekrar Silopi'ye gittikleri" şeklindeki kabulünde Başsavcılığımız ve Yüksek Daire arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. İtilaf, olayın başından beri diğer sanıklarla birlikte hareket eden sanıklar ... ve ...'in eylemelerinin nitelendirilmesi hakkındadır. TCK'nın 309.maddesi "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) ...." hükmün haizdir. Yüksek Dairenin pek çok kararında da vurguladığı üzere, "TCK'nın 309.maddesinde anlamını bulan Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçu ile korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cazalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu hususun Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir." Yine Yüksek Daire içtihadına göre "Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır." Somut olayda Yüksek Daire sanıklar ... ve ...'in örgütsel bağı olduğunun kanıtlamamış olmasına dikkat çekerek, sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs suçu oluşabilmesi için failin/faillerin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olmasının gerekmediği, failin örgütsel koordinasyon gereğince veya örgüt üyesi değilse iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunması, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmasının yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Olay günü diğer sanıklarla beraber, işlenen suçun icrası bakımından engel teşkil edeceği düşünülen Korgeneral ...'i derdest ederek etkisiz hale getirmek amacıyla oluşturulan timin bir parçası olan, eylemin başından sonuna kadar diğer sanıklarla birlikte hareket eden, bulundukları yer ve konumlarına uygun ... bölümüne bağlı olarak amaç suçun işlenmesi için elverişli nitelikteki eylemlere iştirak eden sanıkların, kendilerine tevzi edilen görev de gözetildiğinde atılı suç üzerinde fiili hakimiyetlerinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile her iki sanığın da TCK'nın 37.maddesi delaletiyle üzerilerine atılı suçun faili olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, örgütsel bağlarının bulunup bulunmamasının atılı suçun faili ya da yardım edeni olmaları üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. " görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 07.07.2020 tarih ve 2263-3300 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında Anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkumiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar ... ve ...'in sübutu kabul olunan eylemleri itibarıyla Anayasayı ihlal suçuna TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olarak mı yoksa aynı Kanun'un 39/2-c maddesine göre yardım eden olarak mı iştirak ettiklerinin belirlenmesine ilişkindir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi esnasında ülkede yaşananlara genel olarak yer verildikten sonra Anayasayı ihlal suçunun, faillik ve suça iştirak kavramlarının ve bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğunun izah edilmesi ve somut dosya kapsamında Silopi'de konuşlu Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığında (ÖKHÜ) meydana gelen gelişmelerin ele alınması gerekmektedir. I) 15.07.2016 TARİHİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN DARBE GİRİŞİMİ ESNASINDA ÜLKE ÇAPINDA YAŞANAN OLAYLAR a) Hazırlık safhası: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne müzahir Empati Danışmanlık isimli şirket adına örgüt mensupları tarafından kiralanan ... Taner Kışlalı Mahallesi 2880 Sokak No:3 ... adresindeki bir villada 2016 yılının Temmuz ayı başında başlayan ve 10.07.2016 Pazar gününe kadar süren toplantıların gerçekleştirildiği, söz konusu bu toplantıların katılımcıları arasında örgütün üst düzey TSK imamlarından firari durumdaki Adil Öksüz ve Hava Kuvvetlerindeki sözleşmeli subayların imamı olan Birol Kurubaş isimli sivil şahıslar ile ... 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 Esas sayılı dosyasında görülen Genelkurmay Çatı davasının sanıklarından olan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürü Kurmay Albay Bilal Akyüz, Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü Kurmay Albay ... ... ., Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğamiral ., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, ... Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık, Jandarma İstihbarat Okul Komutanı Kurmay Albay. Genelkurmay Personel Başkanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral ., Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde görev yapan Kurmay .ve Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay .'ın olduğu, bu toplantılarda her kuvvetten askerin kendi aralarında oluşturduğu grupların çalışmalar yaparak darbe girişiminin detayları ile bu eylemlerde görev alacakların görev ve sorumluluklarının belirlendiği, Yıllık izinde olan Kurmay Yarbay ... .'ın, ... ...'taki 28. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı 2. Mekanize Piyade Taburu Komutanı Kurmay Yarbay.tarafından çağrılması üzerine 11.07.2016 günü ...'ya geldiği, firari bir örgüt mensubu tarafından kiralanan .Mahallesi .. Cadde . ... adresindeki eve aynı gün akşam saatlerinde .'yle birlikte gittikleri, burada asker kişiler ., ., ., ., ., ., ... . ve .'ın yer aldığı bir toplantıya katıldıkları, bu toplantıda Tuğgeneral ... .'nun yönetime el koyacaklarını söylediği ve ...'daki kritik noktalarla kamu kurum ve kuruluşlarına nasıl konuşlanacakları gibi hususları konuşup darbe girişimine ilişkin planlamalar yapıldığı, bu plan çerçevesinde harita üzerinde ...'nın ikiye bölünüp hangi birliklerin kontrolünde olacağının belirlendiği, Kurmay Yarbay .'ın ...'daki birliğine katılışını henüz yapmamış olması nedeniyle eski çalıştığı yer olan ...'da görevli olduğu söylenip darbe girişiminin ... ayağıyla ilgili planlama yapan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Proje Yönetim Şube Müdürü Kurmay Albay . .'nin yanına götüreceklerinin söylendiği, akabinde Kurmay Yarbay.'ın Kurmay Albay . tarafından Kurmay Albay.'nin olduğu ve firari Kurmay Albay . .'in ikamet ettiği .semtindeki bir eve götürüldüğü,12.07.2016 günü akşam saatlerinde Kurmay Yarbay . ile firari Kurmay Albay .ve Kurmay Binbaşı ... .'nun katıldığı ve Kurmay Albay . tarafından yönetilen bir toplantının bu evde gerçekleştirildiği, söz konusu toplantıda Kurmay Albay Muzaffer Düzenli'nin ...'a ilişkin planlamaların yapıldığını, hangi birliklerin nereleri kontrol altına alacağını, enterne edilecek askeri personelin kimler olduğunu, aralarındaki haberleşme için bir WhatsApp grubu kurulması gerektiğini ve ... Maltepe'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığından gelişmeleri takip ederek ...'daki Genelkurmay Silahlı Kuvvetler Komuta Harekat Merkezine bilgi aktarımında bulunmalarını söylediği, Bu toplantıyı müteakiben Kurmay Yarbay . ile firari Kurmay Albay . ve Kurmay Binbaşı ... .nun, kendilerine verilen görevi yerine getirmek amacıyla 13.07.2016 günü saat 04.00 sıralarında ...'a doğru hareket ettikleri,Darbe girişiminin ... ayağındaki eylem ve faaliyetlerin koordine edilmesi noktasında görevli Kurmay Albay .'nin de 13.07.2016 günü ...'dan ...'a geldiği,13.07.2016 günü saat 19.00 ile 14.07.2016 günü saat 01.30 arasında ... .'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yaptıkları toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Tugay Komutanı Tuğgeneral. Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... Kapan, Tugay Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ., 1. Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ., 1. ... Komutanlığı Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral ., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay . 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay .., firariler 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ., 2. Tank Tabur Komutanı . ... 172. Zırhlı Tugay Komutanlığı Komutan Yardımcısı Kurmay Albay .,. Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay . 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Harekat Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı. ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay.'nin katıldığı, Kurmay Albay.'nin koordinesinde geçen bu toplantıda darbe girişimine yönelik hazırlıkların ne seviyede olduğu, ne kadar personel, ... ve gereç sevk edileceği, ifşa olunmaması için personelin hangi gerekçelerle birliklerine çağrılmaları ve görev alanlarına sevk edilmeleri gerektiği gibi konuların konuşulduğu ve sorumluluk alanlarının belirlendiği, Kurmay Albay .'nin darbe girişiminin 15 Temmuz gecesinde gerçekleşeceğini söylediği, Tuğgeneral .'nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları yönünde talimat verdiği ve Kurmay Albay. tarafından "ateş açana ateşle karşılık verileceği"nin tebliğ edildiği,Kurmay Yarbay. ile firariler Kurmay Albay .ve Binbaşı ... .'nun, 14 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde ...'deki .Kışlasında bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında firari Tugay Komutanı Tuğgeneral ..'in ev sahipliğinde tugayın birlik komutanlarının da katıldığı ve aynı konuların gündemde olduğu bir toplantı daha gerçekleştirdikleri, Bu toplantı sonrasında Kurmay Yarbay .'ın, Kara Harp Akademisi Komutanlığına giderek firari Baş Hoca Kurmay Albay ... . ile görüşüp yönetime el konulacağını ve bu kapsamda Hava Harp Okulunda saat 21.00'de koordinasyon toplantısı icra edileceğini bildirdiği, akabinde . Kışlasındaki 6. Motorize Piyade Alayına giderek alayın eski ve yeni alay komutanları olan Kurmay Albay . ile .i'ye toplantının yerini ve zamanını söylediği ve Kurmay Albay. ile birlikte Hava Harp Okuluna gittiği,Toplantı öncesinde Cumhurbaşkanına suikast girişimi davasının sanığı Hava Kuvvetleri Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral .'in, Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral .'ın makam aracıyla hava alanından alınarak saat 19.47'de okula geldiği ve Tuğgeneral .ın makam odasında toplantıyı beklemeye başladığı,14.07.2016 günü saat 21.00'de Hava Harp Okulundaki şeref salonunda başlayan ve katılımcılarının nizamiye girişinde ".'in misafiriyiz" demeleri üzerine kayıt yaptırmaksızın içeri alındıkları bu toplantıya Kurmay Yarbay. firariler Kurmay Albay . ve Binbaşı ... ., 1. ... Komutanlığı Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral ., Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral ., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ., 6. Motorize Piyade Alayının eski ve yeni alay komutanları Kurmay Albay. ile ., 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ., firariler 172. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ., Tuzla Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay Albay ., Kara Harp Akademileri Komutanlığında Baş Hoca Kurmay Albay .ile öğretim görevlisi Kurmay Binbaşı . ve ayrıca Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay . ile Tuğgeneral .'in katıldığı, Toplantının koordinatörlüğünü Tuğgeneral ., Tuğgeneral . ve Kurmay Albay .nin yaptığı, toplantıda darbe girişiminin 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03.00'te icra edileceğinin tebliğ edildiği, Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin takviye personel olarak görevlendirilmesine karar verildiği,Alınan bu karar uyarınca Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin, 15.07.2016 günü öğle saatlerinde firari Baş Hoca Kurmay Albay .tarafından başlarında öğretim görevlisi subaylar olmak üzere gruplara ayrılarak ...'daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı ve .Kışlası gibi çeşitli birliklere görevlendirildikleri,Kurmay Albay .nin gerçekleştirilen toplantılar sonrasında ...'ya döndüğü ve darbe girişimi esnasında Akıncı Üssünde olduğu, b) Eylem safhası: Ailesiyle birlikte askeri bir kampta tatilde bulunduğu esnada telefonla aranıp birliğine çağrılması üzerine ...'da konuşlu Kara Havacılık Komutanlığına gelen Binbaşı O.K.'ya 15.07.2016 günü saat 10.30 sıralarında Tabur Komutanı Binbaşı .'in arabayla alay komutanına gittikleri esnada telefonunu kapattırarak ve aracın radyosunun sesini açarak "Ben senin hizmetten olduğunu biliyorum ama uzatmayacağım, bu gece faaliyetimiz olacak. Mesela ben.helikopteriyle .'ı alacağım, sen de .'la uçacaksın. Çok kan akacak" dediği, akabinde Binbaşı O.K'nın öğleden sonra mesaiyi terk ederek ticari bir taksiye binip Milli İstihbarat Teşkilatına gittiği, burada kendisiyle ön görüşme yapan görevlilere "bir helikopter .ı alacak, diğer helikopterin ne yapacağını bilmiyorum" diye söylediği, akabinde MİT Müsteşarı .'ın Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral .'i arayıp durumu aktardığı ve teferruatını anlatması için bir yardımcısını gönderdiği, MİT Müsteşar Yardımcısı ile görüşen Orgeneral .'in konuyu Genelkurmay Başkanı Orgeneral .'a aktardığı, konunun önemine binaen MİT Müsteşarı .'ın Genelkurmay Başkanlığına davet edildiği, yapılan toplantıda söz konusu durumun daha büyük bir olayın parçası olabileceğine kanaat getirildiği, bunun üzerine Genelkurmay Başkanı .'ın Cari Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral .a "., Türk hava sahasını her türlü askeri uçuşa yasaklıyorum" dediği ve bu emrin Hava Kuvvetleri Harekat Merkezine iletildiği, ayrıca Kara Havacılık Komutanlığını denetleme görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral.'a, . Zırhlı Birliklerini denetleme görevini ise ... Garnizon Komutanı ve 4. Kolordu Komutanı Korgeneral .'a verdiği,Saat 21.30'da ... . civarında bir grup askerin, sivil araçların önünü keserek "Darbe yaptık, kimlik soruyoruz" dedikleri ve bazı araçları da geri gönderdikleri, Saat 22.00 civarında Boğaziçi ve . ... Köprülerinin bir grup asker tarafından tek taraflı olarak trafiğe kapatıldığı, Harp Akademileri Komutanı Korgeneral . ile Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral .'in derdest edilip askeri cezaevine konulduğu,. Kulübünde bir düğünde bulunan aralarında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral .'ın da olduğu çok sayıda üst düzey komutanın rehin alınıp darbe girişiminin komuta merkezi konumundaki Akıncı üssüne götürüldüğü,Saat 21.00 sıralarında Tümgeneral .'nin "Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz" diyerek darbe girişimini tebliğ ettiği Genelkurmay Başkanı Orgeneral.'ın söylenenlere tepki göstermesi üzerine makamında rehin alındığı, ...'daki birçok üst düzey komutanın, ... Genel Sekreteri .'nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanı .'ın da rehin alındığı,...'da Valilik binası, İl Emniyet Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Afet Koordinasyon Merkezi, Sabiha Gökçen Havalimanı, Borsa ... binası, Ak Parti İl Başkanlığı, Taksim Meydanı, Digitürk binası, Hürriyet Gazetesi ile CNN Türk ve Kanal D televizyonu binalarının; ...'da ise ... Külliyesi, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı, İl Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türksat ve Türk Telekom Ulus binasının işgal edilmeye çalışıldığı, ... Atatürk Havaalanının giriş ve çıkışlara kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilip uçuşların durdurulduğu, ... ve ...'da yerleşim yerleri üzerinde alçaktan uçan savaş uçaklarının sonik patlamalara neden olduğu, ...'da bulunan İncirlik üssünden kalkan tanker uçakların F-16 uçaklarına yakıt ikmali yaptığı, ayrıca keşif ve koordinat belirleme görevi ifa eden uçakların da kullanıldığı, Saat 23.02'de Başbakan Binali Yıldırım'ın bir televizyon kanalındaki açıklamasında yaşananları kalkışma olarak nitelendirerek hükûmetin ... başında olduğunu ve bu kanunsuzluğa iştirak edenlerin cezalandırılacağını belirttiği, Saat 23.18 ve 00.00 sıralarında ... ...'ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığı ve Polis Havacılık Daire Başkanlığının iki farklı saldırıyla F-16 uçakları tarafından bombalandığı,16.07.2016 günü saat 00.02 sıralarında MİT yerleşkesinin helikopterle ateş açılarak tarandığı, ...'daki TRT yerleşkesinin bir grup asker tarafından ele geçirildiği, saat 00.13'te olağan yayın akışı kesilerek TRT spikeri tarafından "Sevgili seyirciler, bu metnin tüm Türkiye Cumhuriyeti kanallarında yayımlanması Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir emridir" denildikten sonra; "Türkiye Cumhuriyetinin değerli vatandaşları,Sistematik bir şekilde sürdürülen Anayasa ve kanun ihlalleri, devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri de dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hâle getirilmiştir. Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan Cumhurbaşkanı ve hükûmet yetkilileri tarafından temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır. Devletimiz uluslararası ortamda hak ettiği itibarını yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı, otokrasiyle yönetilen bir ülke hâline getirilmiştir. Siyasi idarenin, aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur. Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hâle getirilmiştir. Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk'ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinden hareketle; Vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, Hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak, Millî güvenlik tehdidi hâline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek, Terörizm ve terörün her türlüsüyle etkin mücadele yolunu açmak, Temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak, Laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek, Devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak, Uluslararası ortamda ..., istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur. Devletin yönetimi, teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından deruhte edilecektir. Yurtta Sulh Konseyi; Birleşmiş Milletler, NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır. Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir. Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir. Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir. Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir.Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. Hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir. Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, evrensel temel hak ve hürriyeti Yurtta Sulh Konseyinin teminatı altındadır. Yurtta Sulh Konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapılmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır. Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı Anayasal düzen tesis edilene kadar Yurtta Sulh Konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır. Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur. Yurtta Sulh Konseyi" şeklindeki ifadelerin yer aldığı bir bildirinin okunduğu, Saat 00.24'te Cumhurbaşkanı .'ın, internet vasıtasıyla . kanalına verdiği demeçte darbe girişimini silahlı güçler içerisindeki küçük bir azınlığın kalkışması olarak niteleyip vatandaşlardan hükûmete destek için sokağa çıkmalarını istediği, Saat 00.52'de 1. ... Komutanı Orgeneral .'ın bir televizyon kanalına bağlanarak askeri kalkışmaya ilişkin "Bu, TSK tarafından desteklenen bir hareket değildir. Bu olaylar meydana geldiği andan itibaren Sayın Valimizle bir araya gelip ... üzerine yoğunlaştık. Buradaki problemi çözmek için çalışıyoruz" şeklinde açıklama yaptığı, Saat 01.10 sıralarında Sikorsky tipi askeri helikopter tarafından ...'daki TÜRKSAT uydu istasyonunun ve aynı sıralarda ... Emniyet Müdürlüğünün uçak ve helikopterlerden atılan mühimmatla vurulduğu, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgeneral ... Terzi ve beraberindeki rütbeli personelin uçakla ...'dan hareket edip ... ...'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığına saat 02.00 civarında geldiği, Saat 02.15'te Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş komutasına giren ve içinde MAK ve SAT timlerinde yer alanların da olduğu askeri personeli taşıyan üç helikopterin Cumhurbaşkanının bulunduğu ...'e gitmek üzere Çiğli üstünden kuleyle temas kurmadan ve gerekli izinleri almadan kalktıkları, Saat 02.50 sıralarında F-16 uçakları ve askeri helikopterlerle TBMM binasının vurulmaya başlandığı, aralıklarla olmak üzere 4 bomba atıldığı, bu nedenle milletvekilleri ve basın mensuplarının sığınağa geçmek zorunda kaldığı, Saat 06.19 sıralarında ... Külliyesinin önünün F-16 uçakları tarafından bombalandığı, Darbe girişimi teşebbüsünün ilk anları olan saat 21.15'te Binbaşı ... .tarafından kurulan, katılımcıları ... ve ...'da görevli bazı subaylar olan, darbe girişimi esnasındaki gelişmelerin birbirlerine aktarılmasında ve buna göre gerekli eylemlerin icra edilmesine yönelik olarak "E5 ve TEMden ... disina cikan trafik serbest birakilacak, ... icine giren trafik engellenecek ve geri cevirilecek; AKOM'a müdahale edildi; 1.koprunun avrupa istikameti durduruldu; Alademi takviye ekibi hadimkoyde; Tanklar b.paşada; Ataturk hava limani tamam. Hava limanina girisler yasaklandi. Cikislar serbest; geçirmeyin ateş serbest; .dan bir tane bile polis cikmayacak; tüm zırhlı unsurlar sahaya insin; AKP ... il teşkilatı kontrol altında; sakın tereddüt etmeyin çakın; ... moda deniz kulübüne müdahale lazım. Generaller var.derdest edilecek; Taksime takviye istiyoruz kalabalik toplanıyor; toplanan kitlelere ve askeri kuvvetlere karşı duran polislere silahla, tanklarla sert şekilde müdahale edilecek; bu tvlerin susturulması gerekiyor; Çengelköy de direnen 4 kişiyi vurduk; arıcılar camisini susturuyoruz" şeklinde mesajlar paylaşılan ve darbe girişiminin başarısızlıkla neticeleneceğinin anlaşılması üzerine saat 05.48'de "faaliyet iptal, hayatta kalın" şeklindeki mesajla sona eren "Yurtta Sulh Biziz" isimli bir Whats App grubunun mevcut olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları da dahil olmak üzere 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanıldığı darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edildiği, TBMM ve ... Külliyesi gibi birçok stratejik merkezin bombalandığı, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirildiği, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılması sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil 250'den fazla kişinin şehit edildiği, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere 2.735 kişinin de yaralandığı, Dosya kapsamı ile başka dava dosyalarındaki bilgilerden ve açık kaynaklardan tespit edilmiştir. II) ANAYASAYI İHLAL SUÇU a) Genel olarak: İnceleme konusu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur" şeklinde, Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinde ise "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur. 65'inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. (Ek: 6/7/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" biçiminde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinin gerekçesinde "Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" şeklindeki ifadeyle siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır.5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinde ifadesini bulan "bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek" tabiriyle mülga 765 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki ifadesiyle "tağyir", "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak" tabiriyle "ilga" ve "bu düzen yerine başka bir düzen getirmek" tabiriyle de "tebdil" kastedilmek istenmiştir. Dolayısıyla yönelik olduğu hareketler bakımından mülga 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK arasında esaslı bir farklılık yoktur, ancak mülga 765 sayılı Kanun'un 146/2. fıkrasında ifade olunan "...gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer’i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" hükmüne 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddelerinde haklı olarak yer verilmemiştir. Bu hüküm, özel iştirak hükümleri koymasının yanı sıra maddenin ikinci fıkrası gereği, "yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur" ifadesiyle kalkışma suçunun "hazırlık hareketini" kalkışma suçunun cezasıyla cezalandırmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak "Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzen" ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için cebir veya tehdit kullanarak Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs edilmesi gerekir. Bu nedenle, cebir ve tehdit bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği bilinen bir husustur. Bu itibarla, Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir veya tehdit kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, mezkur 146. maddede olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde cebir unsuru suç tanımından çıkartılmıştı. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir.Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi cezalandırma için yeterlidir. Suç, hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişliliğin, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir.1982 Anayasası'nın 2. maddesi ile Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliği "hukuk devleti" olarak tayin edilmiştir. "Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan devlettir." (Anayasa Mahkemesinin 11.10.1963 tarih ve 124-243 sayılı kararı)Meşruluk, sitenin/devletin gözle görünmeyen ... meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı, hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıklarıyla değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak, hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnasına tabi tutmaksızın, hukuk denetime alır. Anayasal düzenin zorla değişmesiyle sonuçlanan eylem, hukuki açıdan bir darbe mi yoksa ihtilal midir ? Darbe ya da ihtilal olması suç vasfını değiştirecek midir? "İhtilal, toplum düzenini değiştirmek için zor kullanılarak yapılan yaygın ... hareketi, hükümet darbesi ise demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ... gücü ile ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) olarak tanımlandığına göre, sanıkların eylemlerinin ihtilal değil, Anayasal düzene karşı yapılmış açık bir darbe olduğunda kuşku yoktur. Kaldı ki her iki fiilde de Anayasayı ihlal suçu oluşacaktır. Öğretide atıf yapılan görüşlerde suçun "ihtilal" olarak isimlendirilmesi neticeye etkili olmayacaktır. Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, unvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetlerinin ve ayrıca mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 128) Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, 7. Bası, s. 327)Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığını tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himaye edilmesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Siyasi İktidar Düzeni ve Foksiyonları Aleyhine Cürümler, Özek, 1976, s. 50) Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. (5237 sy. TCK'nın 309.) maddesi, siyasi iktidar ve Anayasal düzeni himaye etmektedir. Düzen aleyhine maddi fiillerde icra hareketlerinin mevcudiyetini aramaktadır. Siyasi iktidar düzeni aleyhindeki fiiller, mevcut müesseseleşmiş prensiplere ve düzene karşıdır. Anayasal düzen aleyhine yapılacak bir fiil, tabii olarak ideolojik prensibin de ihlali anlamını taşıyacaktır. İktidarı ele geçirmek için yapılacak bir ihtilal, hem Anayasa'nın kabul ettiği iktidara geliş müessesesini ve hem de demokratik hayat ideolojisini ihlal etmiş olacaktır. (Özek, age, s. 51)Anayasayı değiştirici kuvvet başarı kazanmış bir darbe olduğu takdirde durum ne olacaktır ? Mahkemelerin darbeyle gelmiş iktidarları iktidarda bulundukları müddetçe yargılayabilmeleri imkanı yoksa da iktidarın sona ermesinden sonra bunların yargılanması mümkündür. (Özek, age, s. 71) Askerî darbenin maddi cebir içerdiği tartışmasız bir gerçektir. Bu itibarla darbe sonrası suçun tamamlanması yani zarar suçuna dönüşmesinde de eylem suç olma vasfını korur. Devletin kudret ve kuvvetini kullananlar da bu suçun faili olabilirler. Anayasal düzenin öngördüğü demokratik teamüller dışında sistemin değiştirilip yeni bir düzen kurulması hâlinde darbe yapanların, kendilerini hukukî yönden de takip edilmez kılmaya çalıştıkları bir vakıa olduğu gibi devlet kudretini kullanarak iktidarı ele geçirenleri yargılayamamak fiili bir durum oluştursa da eylemi suç olmaktan çıkarmayacaktır. Yargılama önündeki hukuki ve fiili engellerin kalkması hâlinde pekala yargılanmaları mümkündür. (Aynı görüş için bknz. Özek, age, s. 126) b) Suçla Korunan Hukuki Değer: Bu suçla korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (Prof. Dr. İ. Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 224) Bu husus, madde gerekçesinde de siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. c) Suçun Maddi Unsurları: aa) Suçun konusu: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve devletin siyasi biçimini ve kuruluşunun dayandığı ideolojik esasları ifade eden temel ilkelerdir. bb) Fiil: Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de bu hususun Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir. (Kangal s. 40; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 509; Yard. Doç. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 75) Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde yer alan amaçları gerçekleştirmeye yönelik ... suç, bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olmak kaydıyla icrai ya da ihmali hareketle işlenebilir. (Eren-Toroslu, Özel Hükümler, s. 73; Soyaslan, Özel Hükümler, s. 582; Akdoğan s. 25; Akbulut s. 135; Vural-Mollamahmutoğulları, Türk Ceza Kanunu Yorumu, s. 1775; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 561; Yard. Doç. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 91) Ancak, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi, sanığın gerçekleştirilmekte olan icraî fiiller yönünden görevi gereği önleme yükümlülüğünün mevcudiyedine, başka bir deyişle garantör sıfatının bulunmasına bağlıdır. Demokratik yöntemlere uygun seçim sistemini ve özgürlükler rejimini hukuk dışı yöntemlerle değiştirmeye yönelik her türlü cebrî fiilin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı birçok hareketle Anayasa'nın öngördüğü düzeni, doğrudan doğruya, tanımlanan biçimde değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suç işlenmiş, yani suç yolu tüketilmiş olmaktadır. (Manzini, Trattato, IV, s. 489; Fiandaca-Musco, Diritoo penale, Ps., s. 11; Antolisei, Manuale, Ps., II, s. 1011; Erem, Ceza Hukuku, HH., s. 78; Yaşar-Gökcan-Artunç, Ceza Kanunu, VI, s. 8468, Z. Hafızoğulları-M. Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 373) Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan, sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.1999 tarihli ve 9-274/284 sayılı kararı) Suç, bir teşebbüs suçu ise de gerek yargısal kararlarda gerekse doktrinde duraksamasız biçimde kabul edildiği üzere fiilin, hazırlık hareketlerinden çıkıp icra aşamasına ulaşması gerekir. Korunan değerlere matuf tehlike oluşturmaya elverişli eylemlerin bu fiil kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle suçun bir somut tehlike suçu olduğunun kabulü gerekir. cc) Tipik eylemin amaç suç yönünden elverişlilik sorunu: İşlenen ... suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suç olan TCK'nın 309. maddesinden de cezalandırılabilmesi için eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, yasa maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Cezalandırılan hareket, Anayasal düzeni tehlikeye koyan icra hareketleridir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de Devletin birliği ve bütünlüğü ile Anayasal düzenine karşı gerçekleştirilen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin ... fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme gibi fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşmasının ve kutuplaşmasının yolunu açmak ve toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen ... suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği ... fiillerle devlet otoritesinin ülkede yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremeyerek zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışmak suretiyle devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamıyla toplumda ortaya çıkan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da Anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90; Dönmezer, Tedhişçilik, s. 56) Söz konusu düzenlemeyle esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik ... fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, ... fiilin işlenmesiyle suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Yasa koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik ... fiillerin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Anılan düzenlemenin içeriği dikkate alındığında ... fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki ... fiilin (TCK'nın 309. maddesinin 2. fıkrası) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK'nın 309. maddesinin 1. fıkrası) "fiil" unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90) Kanuni tanımda yer alan ... fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstakar uygulamaya göre ... suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD'nin 26.06.2012 tarihli ve 2012/2855-8069 sayılı kararı; 15.01.2014 tarihli ve 2013/12441-2014/614 sayılı kararı; 30.03.2010 tarihli ve 2009/8654-2010/3632 sayılı kararı; 09.06.2011 tarihli ve 2011/4202-2011/3296 sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak, suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, Devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak Devletin Anayasal düzeni bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrı muayyen olmasının da bir önemi yoktur. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebrî eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilirse mülga TCK'nın 146. maddesinin de hiçbir olaya uygulanamayacağı ortaya çıkar. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin ve bu eylemlerde kullanılan vasıtaların tehlikeyi doğuracak eylemin yapılmasına elverişli olup olmadığının takdiri yeterli kabul edilmiştir. (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 25.03.1983 tarihli ve 70-73 sayılı kararı) dd) Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu: Elverişli/vahim eylemin diğer tabirle ... suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması yani "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir." (Yargıtay CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 2009/9-103, 2010/22 sayılı kararı) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir. ...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ve ayrıca Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarihli ve 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ee) Suçun ihmali davranışla işlenmesi: Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması hâlinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icraî bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Türk Ceza Kanunu'nun özel kısmında suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur. "İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69) Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği, iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuki yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle (Gössel, 323). Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanısıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da söz konusu olabilir. (Hakeri, age, s. 70) İhmal, Türkçe sözlükte "gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme" olarak, Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat'ta da "ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek" şeklinde açıklanmaktadır. İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup, gerçek ihmali suçlar olup "ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır". Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranış sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Gerçek olmayan ihmali suçlar ise "tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır". Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar "gerçek özgü suçlar"dır. Ceza kanununda düzenlenen her suç, hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine "gerçek olmayan ihmali suç" denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar, neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülügün bulunması gereklidir. Öğretide icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla da işlenebildiğinin kabulü için, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk olduğu görüşü şu gerekçe ile ileri sürülmüştür: "...icrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir. Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir." (Koca-Üzülmez, TCK. Genel Hükümler, 9. baskı, s. 381-382; atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK, s. 180; Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler. 12. basım, s. 145) Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, netice de faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet, failin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde, ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır. Neticenin önlenmesi hususundaki yükümlülük, "koruma yükümlülüğü" veya "gözetim yükümlülüğü" olarak adlandırılmaktadır. Garantörlük kavramı olarak ifade edilen bu durum; kanundan, sözleşmeden ve kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan kaynaklanabilir. TCK'nın 83. maddesinde gerçek ihmali suç olarak yer verilen ihmali davranışla ölüme sebebiyet verme suçu yönünden ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer kabul edilebilmesi için; failin, kanuni düzenlemelerden ya da sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması gerekmekte, önceden gerçekleştirilen davranışın başkalarının hayatıyla ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekliliğine işaret edilmektedir. Ayrıca sorumluluk için nedensellik bağının da bulunması gereklidir. Yani fail, yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen neticeyi önleyemeyecek idiyse ihmali davranış sonrası gerçekleşen neticeden sorumlu tutulamayacaktır. ff) Sanığın eylemi/... suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu: Türk Ceza Hukuku uygulamasında kabul edilen ve uygun illiyet teorisini esas alan "karma uygunluk teorisi"ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli ve fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eylemin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, "failin eseri olmalıdır". Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullar ile üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif olarak ise failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır. Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değilse eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus fail tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda failin kusuru mevcut ise neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi hâlde neticenin tahmininde failin kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır. İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her hâlde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Kanun koyucu, TCK'nın 20/1. maddesinde yer alan "cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek, örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yapmak suretiyle ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir. Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün "Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da Anayasal düzenini ortadan kaldırmak" şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı hâlde, örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK'nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. gg) Tipik eylemde cebrilik sorunu: Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda Fransız, İtalyan, Alman ve Türk hukukunda hiçbir hukukçunun itirazı yoktur. (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) Amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğu takdirde silahlı bir örgütün veya silahlı kuvvetlere mensup unsurların Türkiye Büyük Millet Meclisini, Cumhurbaşkanlığını ya da benzer kurumları kuşatması hâlinde silah kullansın ya da kullanmasın fiziki cebrin mevcudiyetinde tereddüt edilemez. Harpte ülkeyi korumak veya gereğinde siyasi iktidarın inisiyatifiyle kamu düzenini sağlamak amacıyla verilen devlete ait silah, tank ve uçağın kanuna aykırı bir şekilde, Anayasal düzeni yıkmak amacıyla kullanılması hâlinde tipik eylem gerçekleşmiş olacaktır. Müsnet suçun, devlete ait kamu gücünün kullanılarak işlenmesi olarak ifade edilen "manevi cebir"le işlenip işlenemeyeceğine gelince; Türk doktrininde Özek, Erem, Toroslu ve Soyaslan (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) tarafından benimsenen görüşe göre; cebir, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesindeki suçun "müstakil bir maddi unsur"unu oluşturmamaktadır. Suçun oluşumu için "failin hukuka aykırı usullere veya cebre matuf bir iradesinin mevcudiyeti" yeterli olacaktır. Bu fikre göre cebir "faildeki kusurlu iradede de mevcut bulunabilir". "Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesinin cezalandırmak istediği husus, Anayasa iradesine aykırı iradelerdir". Buna göre, "Anayasa iradesine aykırı, netice olarak, hukuka aykırı bulunan her türlü vasıta ve usul cebir unsuruna dahil olmak gerekir". Mesela Anayasa'nın 4. maddesine göre Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü ile laiklik ve demokratik olma gibi Cumhuriyetin nitelikleri ayrıca resmi dilin Türkçe olduğuna dair Anayasa hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Anayasa'daki bu hükümlerin değiştirilmesine yönelik olarak bir milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir kanun teklif vermesi 146. maddedeki suçu oluşturmayacaktır. Ancak bu değişiklik teklifinin "gündeme alınarak meclis müzakerelerine konu yapılması, 146. maddeyi ihlal edecek bir icra hareketi olur". Bu görüşe göre, suçun oluşması için cebrin bilfiil tahakkuk etmesine de gerek yoktur. Suçun oluşabilmesi için "failin gayri hukuki vasıtalarla neticeye erişmek hususundaki kastının mevcudiyeti yeterlidir". Hatta kastın varlığını tespit için "objektif bir takım emarelerin, maddi delillerin mevcudiyeti dahi şart değildir". Daha da ileri gidilerek, Anayasal düzeni değiştirmek hususundaki "gayeye erişilmesi için cebrin mevcudiyeti veya düşünülmesi dahi gerekli görülmemiştir". Gayenin tahakkukunu engelleyebilecek reaksiyonları kırmak için kullanılacak hukuka aykırı usuller dahi yeterli sayılmaktadır.Cebir kavramını bu şekilde geniş yorumlayan anlayışa göre, Anayasa'da öngörülmüş olan usule riayet etmeksizin bir anayasa veya kanun değişikliğinin yapılması teşebbüsünde bulunulması dahi, mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki suçu oluşturacaktır. Anayasal düzeni değiştirmek için başvurulan yolun Anayasa'da öngörülen usul ve esaslara aykırı olması, söz konusu suçun oluşumu açısından yeterli görülmektedir. Keza, "Anayasaya aykırılığı açık olan bir kanunun meclisçe çıkarılması da" 146. maddedeki suçu oluşturmaktadır. Bu anlayışa göre, 146. madde kapsamında düzenlenen suç, "görevin suistimali, yetki gaspı, hile, keyfi işlemler" yolu ile işlenebilir.Bu görüşte olan yazarlardan Soyaslan, Anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs suçunun ihmali bir davranışla da gerçekleşebileceği düşüncesindedir. Yazara göre, "Cumhurbaşkanının Anayasaya alenen aykırılığı sabit olan bir kanuna karşı Anayasa Mahkemesine gitmeyişi bu suçun ihmal suretiyle icra yoluyla işlenişinin tipik" örneğidir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 228, 229, 230, 231) Doktrinde Prof. Dr. Doğan Soyaslan karşılaştırmalı hukuk açısından durumun, Fransız ve Alman hukukçuları için tartışmalı, İtalyan hukuku için tartışmasız olduğunu; Alman hukukunda Merkel, Haelshner, Von Liszt’in cebir şiddet terimini maddi cebir, Binding'in hukuka aykırılık olarak; Frank, Köhler, Von Calker’in tehdidin şiddetle yapılması olarak tanımlandığını (Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) nakletmektedir. Ancak mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. madde de olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 Faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkarılmıştır. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan bu 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek, suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. (Madde gerekçesinden) 5237 sayılı TCK'nın hazırlık çalışmaları sürecinde de Hükûmet tasarısının Anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesinin "koruyucu doktrin"in benimsediği görüş doğrultusunda şu şekilde formüle edildiği görülmektedir: "Madde 363- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis ceza ile cezalandırılırlar". Madde gerekçesi ise şöyledir: "Anayasanın müsaade ettiği usul ve yollarla Anayasa düzenine aykırı bir netice doğduğunda Anayasa Mahkemesine başvurulmak suretiyle düzeltilmesi mümkün olan bu hallerin suç oluşturmayacağı göz önüne alınarak, yürürlükteki maddedeki (cebir) unsuru yerine (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle) ibaresi kullanılmış, böylece cebri de içine alan hukuka ve kanuna aykırı her türlü yollar ifade edilmiştir. Bu suretle ayrıca cebir unsurunun var olup olmadığı, maddi ve manevi cebir gibi, 27 Mayıs 1960'dan sonra ortaya çıkan tartışmaların da giderilmesi arzulanmıştır" Ancak Meclis çalışmaları sırasında bu görüşten vazgeçilerek yasa metninde açıkça "cebir ve şiddet" unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturulmuştur. Manevi cebir kavramı, mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek ... Divanı'nın eseridir. (Bknz. madde gerekçesi ve Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı s. 779, 780, 781, 782) Bu nedenledir ki, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yoktur. d) Fail ve Mağdur: Bu suçun faili, yöneten/yönetilen herkes olabilir. Suçun mağduru ise demokratik toplumu oluşturan her bir ferttir. Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibariyle ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.07.1998 tarihli ve 9-187/272 sayılı kararı) Bu suçun, bu amaçla kurulmuş örgütün faaliyeti çerçevesinde örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ve üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen bir kişi tarafından da işlenmesi mümkündür (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.11.2014 tarihli ve 5688-11080 sayılı kararı). TCK'nın 220/5. maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle örgüt yöneticisinin bu suçun faili olması bakımından elverişli fiilleri bizzat işlemesi zorunlu değildir. e) Suçun Manevi Unsuru: Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. f) Suça teşebbüs sorunu: Bu suç, düzenleniş itibariyle teşebbüs suçu olduğundan niteliği gereği teşebbüs mümkün değildir. g) İçtima sorunu: ... fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem ... suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle Türk Ceza Kanunu'nun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan ... ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi hâlinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hâllerinin işlendiği ... suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. ... suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla ... suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur. Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi hâlinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince; Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesinde "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır" denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir. Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. Örneğin "...fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlementonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükümet darbesi halinde parlementoyu fesh eden ve parlementer sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlementonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlementoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icrai hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK'nın 312, 313 maddeleri) bakımından da varmak gereklidir". (Özek, age, 1967 İst. bası, s. 160) III) SUÇA İŞTİRAK a) Genel olarak: Anayasayı ihlal suçuna ilişkin olarak 5237 sayılı TCK'da getirilmiş özel iştirak hükümleri yoktur. Bu sebeple TCK'da yer alan genel iştirak hükümleri bu suç yönünden de uygulanma kabiliyetini haizdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş; azmettirme ve yardım etme, şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK'nın 37. maddesi; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını ... olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde ... olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" Şeklinde olup maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanun'da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: i) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. ii) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarıyla tamamlanması açısından yapılan ... bölümü doğrultusunda fiili bizzat icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmiş ise bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması hâlinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında faile telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir. (Roxin, 2 s. 25; kn 200 Atfen, Koca - Üzülmez, age, s. 440; Özgenç, Gazi şerhi, Genel Hükümler, 3. baskı, s. 493) Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaret ise suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır. (Özgenç, age, s. 499) 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde de suça asli iştirak ve feri iştirak ayrımındaki kriterler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Ceza Dairelerinin kararlarına konu teşkil etmiştir. Benzer nitelikteki bazı kararlarda; "Suça asli olarak iştirak etmek ile feri şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, feri maddi faillerin durumları sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru ne de şiddet sebebi olmayıp feri niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Feri iştirakte ise suça ikinci derece katılma söz konusu olup asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki feri failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır" (Yargıtay CGK'nın 23.11.1981 tarihli ve 214-385 sayılı kararı) "Feri faillik hâlleri yasa metninde tek tek sayılmıştır. Yasaya göre, suçun işlenmesinde asli maddi faile vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımda bulunmak feri fail olarak cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu anlamda destekleme (müzaharet) ve yardım (muavenet) suçun icrasını kolaylaştırıcı hareketler yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Yeni yapılan düzenleme ile suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hakereti yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan herbirisi de fail sayılabilecektir". (Yargıtay CGK'nın 20.01.2009 tarihli ve 1/232-2 sayılı kararı) "Yasada suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla kişi tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir; a) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. b) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurulmalıdır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem gözönünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır". (Yargıtay CGK'nın 10.05.2011 tarihli ve 1/59-85 sayılı kararı) Denilmiştir. Suça iştirak şekillerinden olan faillik ile yardım etme şeklinde gerçekleşen şeriklik arasındaki önemli farklardan birisi mahiyetindeki suç işlenmezden önce alınan birlikte suç işleme kararı önem arz etmektedir. "Mağdur ...'nın cep telefonlarını yağmalama eylemleri sırasında mağdura yönelik herhangi bir davranışta bulunmamaları ve olay öncesinde yağma suçunu işleme konusunda aralarında anlaştıkları yolunda bir kanıtın olmaması karşısında birlikte suç işleme kararının olmaması ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmaması nedeniyle sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olarak kabulü olanaklı değildir...Ancak suçu icra eden sanıkların yanlarında bulunmaları, yağma eylemini gerçekleştiren sanıkların bu eylemlerine taraftar olmadıklarını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememeleri ve bu yönde bir davranışta bulunmamaları, aksine olayın başından itibaren sanıkların yanında yer almaları göz önüne alındığında suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiklerinden TCK'nın 39/2-c maddesi gereğince sorumlu tutulmaları gereklidir". (Yargıtay CGK'nın 17.05.2011 tarihli ve 6/76-100 sayılı kararı) Yardım etme, 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2)Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" Şeklinde düzenlemiş ve seçimli hareketlere yer verilmiştir. Bağlılık kuralı da aynı Kanun'un 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" Biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup 5237 sayılı TCK'da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre yardım etme, maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; i)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, ii)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış; Manevi yardım ise; i) Suç işlemeye teşvik etmek, ii) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, iii)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, iv)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığının, ulaşması hâlinde suça katılma düzeyinin belirlenmesi için eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay CGK'nın 2014/l-558-480 sayılı kararı) b) Örgütlü suçlarda iştirak: Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Bu suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkıları göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. TCK'nın 220/5. maddesinde "Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır" denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesiyle TCK'nın 20. maddesindeki "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ve faillik bakımından "fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma" ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur. TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" ile aynı Kanun'un 220/7. maddesinde tanımlanan "örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme" nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK'nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir. c) Anayasayı ihlal, Hükûmete karşı suç ve TBMM'ye karşı suçlar yönünden iştirak sorunu: Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200) Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nun 10.12.1990 tarihli ve 9-301/329 sayılı kararı; Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarihli ve 869-187; 15.07.2009 tarihli ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları) elverişli nitelikteki belirli bir ..., fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda feri iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir (Özgenç İzzet, age, s. 332). 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yönetici ile serbest iradesiyle hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren/azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. Bu suçlarla ilgili iştirak hükümlerinin uygulanmasına dair Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.03.1987 tarihli ve 41/49 sayılı kararı şöyledir: "İtiraz tebliğnamesine göre sanıkların durumları ayrı ayrı incelendiğinde, Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile 3. Daire arasında sanık S.N. ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlık, bu sanığın işlediği ve yüklenen suçu oluşturma yönünden elverişli vasıta niteliğinde bulunan eylemlerinin suça ilişkin TCK'nun 146'ncı maddesinin hangi fıkrası içinde mütalaa edileceği noktasında toplanmaktadır. TCK'nun 146'ncı maddesi "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler..." hükmünü taşımaktadır. Maddenin açık ifadesinden anlaşılacağı üzere suçun en belirgin özelliği; ceza hukukunun suçun tamamlanması için neticenin tahakkukunun gerekli olduğuna dair olan kuralından ayrılıp teşebbüs halinde dahi suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesindedir. Kazai ve ilmi içtihatlarda aynı doğrultuda olmakla birlikte gayeye matuf maddi bir hareketin TCK'nun 146'ncı maddesinin 1 inci veya 3 üncü fıkralarından hangisine göre cezalandırılması gerekeceği başka bir ifade ile 146'ncı maddenin 3 üncü fıkralarının uygulanma şartları tartışma konusu olmaktadır. Anılan fıkranın uygulama şartlarını sıhhatli bir biçimde tesbit edebilmek için 15 Sayılı Kanunla146'ncı maddeye eklenen bu fıkranın, TCK'nun 65 inci maddesinin varlığına rağmen kabulündeki nedenleri araştırmakta fayda vardır. 15 sayılı Kanunun gerekçesini teşkil eden ilmi heyet raporu aynen "Türk Ceza Kanununun 146'ncı maddesi birinci fıkrasında Anayasaya tedbil, tağyir kısmen veya tamamen ilga suçlarını, 2'inci fıkrasında ise bu suça gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda veya halkın toplandığı mahallerde nutuk irad, yafta talik veya neşriat icra ederek teşvik eden kimseleri cezalandırmaktadır. Ceza Kanunun 146'ncı maddesinde yazılı ceza ölüm cezası olduğuna göre bu suça 65'inci maddeye göre uygun olarak fer'an iştirak edenler hakkında tatbik edilecek ceza 65'inci maddeye göre uygun olarak yani feri faile 10 seneden az olmamak üzere ve 24 seneye kadar verebilmek üzere ağır hapis cezası verilecektir. Suç ile ceza arasındaki adil bir nisbetin temini, hukuk nizamını temelinden sarsan, demokratik müesseleri yok etmeye müncer olan "Anayasanın tedbil tağyir ve ilgası" gibi en ağır suçlarda dahi gözetilmesi gereken bir esastır. 146'ncı maddede yazılı suç, bünyesi itirabiyle tek kişi tarafından işlenmesine imkan olmayan bir suçtur. Bu itibarla iştirak halinde işlenen her suçta olduğu gibi, bu suçta da asli failler ile fer'i arasında imkan nisbetinde derecelendirme yapılması adalete uygun düşecektir. TCK'nunda yapılmış olan değişiklikle maddeye bir fıkra eklenerek fer'i şerikler hakkında 5 seneden 15 seneye kadar ağır hapis cezası getirilmiştir" Maddenin kabulündeki nedenleri açıklayan bu ilmi rapor incelendiğinde; TCK'nun 146/3. maddesinin anılan kanunun 65'inci maddesinde yazılı fer'i iştirak koşullarında bir değişiklik getirmediği sadece cezanın yeniden belirlenmesine gayesine matuf olduğu tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır. Hal böyle olunca TCK'nun 146/3 üncü maddesinin uygulanabilmesi için TCK'nun 65'inci maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi gerekecektir. Bazı devletlerin kanunlarında suça fer'i iştirak, genel olarak tarif edilmiş ve böylece failin hareketinin suça katılma olup olmadığının takdirini mahkemeye bırakmış olmasına karşın; Kanunumuz fer'i iştirak hallerini sayma usulünü kabul etmiştir. Bu kabul tarzına göre kanunda sayılan hallere uymayan bir hareketi fer'i iştirak olarak kabul etmek mümkün olmayacaktır. TCK'nın 65'inci maddesinin ifadesi ve ceza hukukunun genel ilkelerine göre bir suça fer'i iştirakten söz edebilmek için; a. Failin birden fazla olması, b. Kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmiş bulunması, c. 65 inci maddede sayılan; (1) Suç işlemeye teşvik veya suça irtikap kararını takviye etmek, yahut işlendikten sonra müzaharet ve muavenette bulunmayı vadeylemiş olmak, (2) Suçun ne şekilde işleneceğine dair talimat vererek yahut fiilin işlenmesine yarayacak ... ve vasıtaları tedarik etmek. (3) Suçun işlenmesinden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştırmak gibi icrai bir hareketin varlığı, d. Şerikin bu fiilleri ile işlenen suç arasında illeyet bağının bulunması. Bu hukuki nedenler karşısında, yasadışı Dev-Yol isimli silahlı çete mensubu olduğu tartışmasız bulunan sanık S.N.'ın ayrıca sabit olan öldürmeye teşebbüs eylemine göre durumu incelendiğinde;Birkaç arkadaşı ile birlikte postane önünde toplanmış olan kalabalığı hedef ittihaz ederek birden ziyade ateş edip bir kişinin yararlanmasına sebebiyet veren sanığın eyleminin TCK'nun 146/3 değil 146/1. maddesi kapsamı dahilinde mütalaa edilmesi gerekir." Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre suçun işlenişine bulunulan katkının arz ettiği önem ve zaruret göz önünde bulundurularak hâkim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik, suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir (Özgenç İ, Suç örgütleri, s. 332; Türk Ceza Hukuku s. 490). Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece ... fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir ... fiil bakımından hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ... suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Yard. Doç. Dr. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202). Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda ... 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 05.09.1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyetinin ve fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15.01.1964 tarihli ve 1963/2548 Esas 1964/1 Karar sayılı kararı ile "icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle mülga 765 sayılı TCK 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314 ve 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172). TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç, bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemler ile amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her hâlükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.15.07.2016 tarihindeki somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir ... bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin eylemlerinin ise 5237 sayılı TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilerek hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir. IV) BAĞLAYICI EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ KAPSAMINDA ASTLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun benimsediği suç teorisine göre tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması hâlinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her davranış haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkân ve yeteneği varken hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi hâlidir. Şu hâlde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich, l kn, s. 305), onunla çatışma hâlinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma hâlinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) Hukuka aykırılık, tipe uygunluktan sonra suçun yapısında ikinci aşamayı oluşturur. Başka bir anlatımla, işlenen fiil ile tipik haksızlığın gerçekleştiğinin tespitinden sonra yine bu fiille hukuka aykırılık yönünden bir değerlendirme yapılacaktır. Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka da aykırı olacak ve suç teşkil edecektir. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. (Roxin 1, s. 14) Klasik suç teorisine göre objektif olarak bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması hâlinde failin bunu bilip bilmemesi yani iradesinin hukuka uygunluğu kapsayıp kapsamaması önemsizdir. Hareketin hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Hukuka aykırılık neticeye göre belirlenecektir. Hukuka uygunluk sebeplerinden biri objektif olarak mevcut ise fiil hukuka uygundur. 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK'nın 24/1. maddesi), meşru savunma (TCK'nın 25/1. maddesi), hakkın kullanılması (TCK'nın 26/1. maddesi) ve ilgilinin rızası (TCK'nın 26/2. maddesi)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetleyip sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak, Anayasa'nın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır.Anayasa'nın 137/2. maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi hâlinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa Anayasa'nın 137/2 ve TCK'nın 24/3. maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, s. 331). Bir hukuk devletinde kural olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasası'nın 137/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24/3. maddeleri). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise maduna da failin müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından "askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum" olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır ? Amirin emrini icra suretiyle işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, askeri ceza hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler; hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesinde "Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur" denilmektedir. İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, "kanunsuz emir" kenar başlığını taşıyan 137. maddesinde, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra "Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır" dediği gibi, Askeri Ceza Kanunu'nda amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere "Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise" hükmü yer almıştır. Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast, emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeye yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanunu'na göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (madde 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (madde 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması hâlinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibariyle hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir.Ast, kendisine verilen emrin bir suç işlemek maksadıyla verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir; zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (Askeri Ceza Kanunu'nun 41. maddesinin 2 ve 3. fıkraları) (Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku, s. 176). Emrin hukuka uygunluğu konusunda yanılgı olabilir. Hata (yanılma), genel olarak kişinin tasavvuru, zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata, kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey, olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde "unsur yanılgısı"ndan (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise "yasak hatası"ndan bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata hâlleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi) Yargıtay, geçmişteki uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir (Yargıtay CGK'nın 24.12.1996 tarihli ve 1996/8-286 Esas 1996/296 Karar sayılı kararı). Doktrin ve uygulamadaki bu görüş, 2003 tarihli TCK tasarısına da aynen yansıyarak "kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde "fiili hata" ifadesi kullanılmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata kurumuyla ilgili olarak madde gerekçesinde "...işlenen fiilin esasen bir haksızlık oluşturduğu hususunda hataya düşmüş olabilir. Bu hatanın kişi açısından kaçınılmaz olması halinde, kişi gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla kınanamaz. Kişi sakınamayacağı bir hata nedeniyle bu bilinçten yoksunsa onu sorumlu tutmak bir evrensel hukuk prensibi olan kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırılık oluşturur. Ancak kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmesi gerekmez. Kişi, her ne kadar işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmiyorsa da bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre bakımından, bu fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini kavrayabilecek durumda olabilir. Bu husustaki hatanın kaçınılabilir olduğu durumlarda kişi gerçekleştirdiği fiil açısından kasten hareket etmemiştir. Ancak, düştüğü bu hatanın kaçınılabilir olması nedeniyle kusurunun azalmış olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu hatanın kaçınılabilir olduğunun kabul edilmesi halinde, bu kaçınılabilirliğin derecesine göre kusurun da derecelendirilmesinden bahsedilebilir. Bu durumda kişinin cezasında suçun kanundaki cezasının alt sınırına kadar indirim yapılabilecektir. Bu indirim zorunlu değil, ihtiyari bir indirim olmalıdır..." denilmiştir. Alman Federal Mahkemesi Büyük Ceza Kurulunun 18.03.1952 tarihli kararında "hukuka aykırılık bilinci; failin, davranışının hukuken tasvip edilmediğini, yasaklandığını bilmesidir. Suçun yasal tanımında yer alan unsurlar haksızlık bilincinin konusunu oluşturmaz; bunlar kast kapsamındadırlar. Failin suçun yasal tanımında yer alan unsurların somut olayda gerçekleştiğini bilmemesi unsur yanılgısıdır. Unsur yanılgısında, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleştirilmesine yönelik değildir. Bu nedenle failin kasten hareket ettiği söylenemez. Failin yanılgısı taksire dayanıyorsa, bu suç taksirle işlenebiliyorsa sorumlu tutulabilir. Buna karşılık haksızlık yanılgısında fail somut olayda ne yaptığının bilincindedir. Fakat davranışını yasaklayan normun varlığında veya yorumunda yahut hukuken tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin varlığında veya hukuki sınırında hataya düşmekte, böylece davranışının meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Yasak yanılgısı, fiilin hukuka aykırılığı hakkındaki yanılgıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmadığı, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışla haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail ondan beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail ondan beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hukuka aykırılık bilinci ne davranışın cezalandırılabilir olduğunun, ne de yasak normu ihtiva eden kanun hükmünün bilinmesini gerekli kılar; davranışın teknik hukuk bakımından doğru şekilde nitelendirilmiş olması da şart değildir. Bununla birlikte davranışın münhasıran ahlaka aykırı olduğunun bilinmesi de kafi değildir. Kasten işlenen bir suç, haksızlık yanılgısı içinde işlenebilir. Yasak yanılgısı suç kastını ortadan kaldırmaz; kast varlığını muhafaza eder. Hukuka aykırılık bilinci ya da fiilin hukuka aykırılığının fail tarafından idrak edilebilir olması kusurun bir unsurudur. Kast teorisinin benimsenmesi sakıncalıdır. Kusur teorisinin öngördüğü çözüm kusur ilkesi ile de uyumludur" şeklindeki ifadelerle hata, unsur hatası ve haksızlık yanılgısı olarak değerlendirilmiştir Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) ile ilgili olarak TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, suçun maddi unsurları; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağıdır. Suçun oluşması için failin, bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur (unsur yanılgısı), failin kastını kaldırır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Esasen unsur yanılgısında kaçınabilirlik önemli değildir. Zira her iki hâlin de kastı bertaraf edici etkisi bulunmamaktadır. Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail, somut olayda ne yaptığını bilmekte fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur, failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksız olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirle işlenen suçtan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail, somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir (Göktürk, age, s. 76,77). TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır" denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen hâller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yararlanmak için hatanın kaçınılmaz olması gereklidir. Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurunun değerlendirilmesiyle ilgilidir. Failin; yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü ve somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) bulunduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK'nın 30/4. maddesi) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün, haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeniyle kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaatiyle hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda failin haksızlık bilinciyle hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı hâlinde kusur tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK'nın 30/4. maddesi, CMK'nın 223/3-d maddesi) (Neslihan Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, s.125). Failin gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi, haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (Koca-Üzülmez, age, s. 344). Astın, konusu suç oluşturan bir emri haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz hataya düşerek yerine getirmesi, somut olay çerçevesinde bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübesi, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4. maddesi bağlamında değerlendirilmelidir. Keza astın, emrin askeri hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi hâlinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1. maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir (Prof. Dr. F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz, TCK'nın Genel Hükümler Şerhi, s.480-482). Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirmeyle failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları ile somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Yukarıda yer alan bölümlerde yapılan açıklamalar ışığında; 15.07.2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde, suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunanlar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı Kanun'un 37 ve 39. maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran; sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda, bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan söz konusu bu fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail"; kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan ve somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, ancak darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise 5237 sayılı TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna "yardım eden" olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Söz konusu sorumluluğun tespiti için; a) Anılan kalkışma Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, b) Hatanın kaçınılmazlığı belirlenirken olağan dönemlerde de aranmakta olan failin bilgi düzeyi, eğitimi, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibariyle darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihinde yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmeli, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirmeyle ortaya konulmalı, c) Askeri hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin "ast" kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı gözetilmeli, Bu şekilde elde edilen neticeye göre de; a) Fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edilenlerin doğrudan fail sıfatıyla TCK'nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 309. maddesi gereğince; fiil üzerinde somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde ve müşterek hakimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımamakla birlikte darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise yardım eden sıfatıyla TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri gereğince cezalandırılmalarına, b) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, bu fiili somut olayda hukuka aykırı olmaktan çıkaran bir maddi sebebin varlığı hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kanaatine varılanların, hukuka uygunluk sebebi olarak yetkili amir tarafından verilen ve yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan hizmete ilişkin emrin ifasının (TCK'nın 24. maddesi) maddi şartlarında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, söz konusu hatanın TCK'nın 30/3. maddesi delaletiyle 30/1. maddesi kapsamında kastı kaldırması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine, c) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, esasen hukuk düzeninde kabul edilmeyen konusu suç teşkil eden emrin ifasının, askeri hiyerarşi içinde mutlak itaat ve emrin muhtevasını sorgulayamama ilkelerinin sonucu olarak bağlayıcı olduğu hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğüne kanaat getirilenler hakkında ise hukuka uygunluk nedenlerinin varlığında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, kaçınılmaz izin yanılgısının kusuru tamamen ortadan kaldırması nedeniyle TCK'nın 30/4. maddesi delaletiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. V) SİLOPİ'DE KONUŞLU ÖZEL KUVVETLER HAREKAT ÜS KOMUTANLIĞINDA (ÖKHÜ) 15.07.2016 TARİHİNDE MEYDANA GELEN GELİŞMELER İncelenen dosya kapsamına göre; Şırnak ilinin Silopi ilçesinde konuşlu bulunan Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığının 15.07.2016 tarihindeki komutanının darbe girişimi esnasında ...'da öldürülen ve tuğgeneral rütbesiyle görev yapan ... Terzi, kurmay başkanının ise inceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ... olduğu, İnceleme kapsamındaki sanıklardan ...'ın üsteğmen rütbesiyle yardımcı pilot, sanık ...'in astsubay başçavuş rütbesiyle helikopter teknisyeni olarak görev yaptığı, Söz konusu komutanlık bünyesindeki 15. Taburun gündüz eğitimi programında 15.07.2016 günü için yer alan iç güvenlik eğitiminin, inceleme dışı sanıklardan Tabur Komutanı Binbaşı ... tarafından değiştirilerek odaya giriş teknikleri ve rehine kurtarma eğitimi şeklinde gerçekleştirildiği, eğitimde kullanılmak üzere Tabur Komutanı Binbaşı ...'in emri üzerine dışarıdan plastik kelepçe temin edilip kullanıldığı ve silahlara namlu ağız alevinin dışarıdan görülmesini engellemek için kullanılan bastırıcı cihazı takılarak eğitimin icra edildiği, Harekat merkezinde görev yapan tanık Astsubay Kıdemli ... ...'yı saat 18.20'de ...'daki Özel Kuvvetler Komutanlığından arayan bir astsubay başçavuş tarafından birinci başkanın emri ile bütün uçuşların iptal edildiğinin ve bu nedenle helikopter kalkmamasının bildirildiği, bunun üzerine tanık Astsubay Kıdemli ... ...'nın söz konusu bu durumu inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'ya söylediği, ...'daki Özel Kuvvetler Komutanlığına ... üzerinden askeri uçakla gitmeyi amaçlayan .'nin, saat 22.15'te tanık Yüzbaşı ...'ın birinci pilotluğunu yaptığı 10056 kuyruk numaralı helikopterle ...'a doğru hareket ettiği, normalde bu helikopterin ikinci pilotu olan sanık ...'ın, ... Terzi tarafından tanık Yüzbaşı ...'a "...'ı tanımıyorum, .'la uç" denilmesi üzerine bu uçuşta yer almadığı, sanık ...'ın yerine inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'in yardımcı pilotu olan tanık Üsteğmen .p'un yardımcı pilot olarak görev yaptığı, .'nin .den ayrılmadan önce inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'ya .'ın . kentinde bulunan mağdur. Garnizon Komutanı Tuğgeneral ...'ın Türkiye'ye girişinin Habur sınır kapısının kapatılması suretiyle engellenmesini emrettiği, ayrıca inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'e de katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'i derdest etme görevini verdiği ve bu görev kapsamında ...'da irtibat kuracakları kişi olarak inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'in cep telefonunun numarasını söylediği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in de bu cep telefonu numarasını kendi telefonuna "... ... Alb" olarak kaydettiği, ... Terzi'nin 10049 kuyruk numaralı helikopterin birinci pilotu olan inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'e de "Senin de bir görevin var, ...'yı gör" dediği, bunun üzerine önce inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'nın, sonrasında inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in yanına giden ...'in uçuşu planlaması için gerekli bilgileri alamaması üzerine tekrar odasına gittiği ...'nın "... olabilir, ... olabilir, ... olabilir, planlamalarını buna göre yap" dediği, koridorda karşılaşması üzerine kendisine de uçuş çıkabileceğini belirttiği 10056 numaralı helikopterin birinci pilotu tanık Yüzbaşı ...'ın "Ben gelmeden kalkmayacaksın, gece tek helikopterin uçması emniyetli değil, ben gelmeden önce uçuş çıkarsa Şırnak'tan bir tane Skorky isteyeceksin, Skorsky yerde veya havada senin ambulansın olacak" diye söylediği, verilen bu emri aktardığı inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'le birlikte kalkmak üzere olan helikopterdeki ... Terzi'nin yanına gittiği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in pilotun uçmak istemediğini söylemesi üzerine ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'e "Bu görev gizli, Şırnak'a söyleyemeyiz, uçuş çıkarsa uçacaksın, al sana iki tane şahit" diyerek ...'yı ve ...'i gösterdiği,İnceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ...'nın harekat merkezi nöbetçisi tanık Astsubay ...'a "6 adet heliktopter görev istek fişi hazırla, istikametleri boş olsun, gerekirse ben yazarım" şeklinde emir verdiği, 10049 kuyruk numaralı helikopterin .. tarafından imzalanan Görev İstek Formu'nda görevin yapılacağı bölge olarak "Silopi-...-...-Silopi" ibaresinin yazılı olduğu ve personel intikali maksadıyla görevlendirildiğinin belirtildiği,İnceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in tabur yoklama listesinden timde görev yapacak olanları belirlediği, bunun üzerine görev verilenlerin hazırlık yapmaya başladıkları, durumu gören tanıklar ..., Haktan Kahveci, ..., ... ve ...'nın nereye gittiklerini sormaları üzerine içlerinden bazılarının yüksek değerlikli bir hedef olduğunu belirttikleri, 10049 kuyruk numaralı helikopterin, birinci pilot Yüzbaşı ..., ikinci pilot Üsteğmen ..., teknisyen Astsubay Başçavuş ... ve silahçı Astsubay ... ...'dan oluşan 4 kişilik uçuş ekibi ile 15. Tabur Komutanı Binbaşı ..., Tim Komutanı Üsteğmen ..., sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ..., uzman nişancı Astsubay Kıdemli ... ..., silah uzmanı Astsubay Kıdemli ... ..., silah uzmanı Astsubay Kıdemli ... ..., sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ... ve sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ...'den oluşan 8 kişilik tim ekibi olmak üzere toplam 12 kişiyle saat 22.40'ta Silopi'den havalandığı, 10049 numaralı helikopter hareket ettikten sonra cep telefonlarının önce kapatılması sonrasında ise toplanması yönünde inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ... tarafından emir verildiği, bu emir üzerine toplanan cep telefonlarının inceleme dışı sanıklardan Tim Komutanı Üsteğmen ...'ün sırt çantasına konulduğu, bununla birlikte HTS kayıtlarına göre sanık ...'ın 16.07.2016 günü saat 00.40'ta tanık Yüzbaşı ...'dan mesaj aldığı ve ayrıca sanıklar ... ile ...'in uçuş süresince GPRS bağlantısı gerçekleştirdikleri, İnceleme dışı sanık 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in, kulenin hangi maksatla geldiklerini sorması hâlinde ne söyleyeceğini soran inceleme dışı sanık birinci pilot Yüzbaşı ...'e "Bir yerlerle görüşürsen hastamız olduğunu söylersin" dediği, İlk helikopterin pistten ayrılmasından sonra harekat merkezine giden inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'nın harekat merkezi nöbetçisi tanık Astsubay ...'ya saat 22.00 civarında "Helikopterlerin faaliyeti hiçbir yere bildirilmeyecek, resmi kayıt tutulmayacak, haberci programına faaliyetler yazılmayacak" dediği ve faaliyetlerin yazılmasında kullanılan tablet bilgisayarı aldığı ve aynı mahiyetteki emri ikinci helikopterin kalkışından sonra tanık Harekat Eğitim Şube Müdür Vekili Yüzbaşı ...'e de verdiği, ancak harekat merkezi personeli tarafından gerek not tutularak gerekse cerideye işlenerek gelişmelerin kayıt altına alındığı, 15 Temmuz 2016 günü ... valisiyle görüşmek ve sorumluluk alanındaki birliklerden tayini çıkan personelle vedalaşmak için önce Şemdinli Durak Karakoluna ve Esendere Hudut Taburuna, ardından da ...'ya ve ...'e gitmek için planlama yapan katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in, normalde günlük planını ve nereye gideceğini paylaşmamasına rağmen inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'e ...'e gideceğini söylediği, katılanın Esendere Hudut Taburunda programına devam ettiği esnada henüz gün batmamışken hava sahasının kapatıldığını öğrendiği ve tanık Pilot Yüzbaşı ...'un ...'de konuşlu Birleşmiş Hava Harekat Merkezi ile irtibat kurarak hava sahasının kendileri için açılmasını sağlaması üzerine tanık Pilot Yüzbaşı ...'un kullandığı helikopterle saat 22.00'ye doğru ...'daki Jandarma filoya ulaştığı, Silopi'den saat 22.40'ta kalkıp ...'e doğru ilerleyen ve içinde sanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanıkların olduğu 10049 kuyruk numaralı helikopterin kalkışından yaklaşık 1 saat sonra ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'e haberci programı üzerinden ...'a geçmeleri gerektiğini emrettiği, ...'in ... Terzi tarafından verilen ve kendi telefonuna "... ... Alb" olarak kaydettiği şahsı aramasına rağmen telefon çekmediği için görüşemediği, 10049 kuyruk numaralı helikopterin 16 Temmuz 2016 günü saat 00.15 sıralarında ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığının pistine indiği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in pilotlara hiçbir yerle irtibat kurmamalarını söylediği ve inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'le saat 00.20'de 114 ... ve 00.29'da 74 ... olmak üzere iki kez görüştüğü,Ülkede yaşananlardan bir darbe girişiminde bulunulduğunu anlayan ve haber vermeksizin birliğine bir helikopterin indiğini öğrenen katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in tanıklar koruma polisi ... ile makam şoförü ...'yı piste gönderdiği, bu esnada 8 kişilik timin pistin yanındaki ağaçlık alanda beklediği, bu grubun arasından gelen ve kendisini tanıtmayan bir şahsın niçin geldiklerini soran tanık ...'a "Apandisiti patlayan bir yaralımız var" diye cevap verdiği, tanık ...'ın bu şahsın telefonla konuşmak üzere yanından ayrılması üzerine arkasına doğru yaklaştığı esnada telefonda konuştuğu şahsa kendisini "İsmail binbaşı" diye tanıttığını duyduğu, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in "Yaralınız varsa ambulans isteyelim veya araçlarla hastaneye götürelim" diyen ve helikopterde yaralı biri olduğunu görmeyen tanık ...'ya "Gidin buradan, helikopter kalkacak" dediği, bu esnada tanık ... ile inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ... arasında itişme yaşandığı, akabinde timin diğer mensuplarının da ağaçlık alandan gelip helikoptere binerek pistten ayrıldıkları, Timin ağaçlık alanda beklediği esnada aralarında konuşurlarken inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ...'in ...'da köprülerin kapatıldığından bahsettiği, bunun üzerine inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ...'ın "Arkadaşlar, bizi ...'a getirdiler. Bir şeyler dönüyor ama ne olduğunu anlayamadım. Bunlar ya bizi vurduracaklar ya da birini vurmamızı isteyecekler, darbe bile olmuş olabilir. Karşımıza asker-polis kim gelirse gelsin kimseye ateş etmeyeceğim, bizi YDH için getirmişlerdi" dediği, inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ... ile Astsubay Kd. Çvş. ...'nin de "Yıl 2016, ne darbesi?" diye söyledikleri, bu konuşmalar neticesinde timdekilerde hiçbir şekilde silah kullanmama yönünde bir kararın oluştuğu, ...'dan kalkan 10049 kuyruk numaralı helikopter ... üzerindeyken inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in inceleme dışı sanıklardan Pilot Yüzbaşı ...'e "Havada bekleyelim, komutandan talimat bekliyorum" dediği, Haberci programı üzerinde yapılan inceleme neticesinde inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ile ... Terzi arasında geçen mesajlaşmaların; "...: Eleman bizi karşılamadı, havadayız. ...: Hazırlıklıydılar olmadı Silopiye dönüyoruz. ... Terzi: İnan, Öz. Kuv. emir komutası Gnkur. emriyle bende" şeklinde olduğunun tespit edildiği, Slince programı üzerinden ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ... ile gerçekleştirdiği mesajlaşmasının; "... Terzi: Celal, ... Paşa ile ... ile irtibatta mısın? ...: İsmail alamadı, Otluca'ya dönüyor" şeklinde olduğu, ... Terzi'nin ayrıca WhatsApp programı üzerinden tanık ... Dağ ve Komanda Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ile; "... Terzi: Bizim adamlar ... için çıktı, havadalar kimse karşılamadı diyorlar. ...: Adam uyandı. ... Terzi: Bizim Silopi'ye dönseler daha iyi olur. ...: Bizim buraya gelecekler" biçiminde mesajlaştığı, Havada 10-15 dakika kadar oyalandıktan sonra inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in "... Otluca'ya gideceğiz" demesi üzerine uçuşa devam edilip saat 01.10 sıralarında bilgilendirmede bulunmaksızın Otluca Kışlasındaki piste inildiği, yakıt ikmali noktasına giden tanık Uzman ... ...'in harekat merkezine iletmek için nereden geldiklerini ve kayıtlara geçirmek amacıyla da kuyruk numarasını helikopterin teknisyenine sorduğu, bunun üzerine teknisyenin Jandarma'dan olduklarını söyleyip kuyruk numarasını vermek istemediği, tanık Uzman ... ...'in kuyruk numarasını yazmak için baktığında o bölgenin siyah boyayla kapatıldığını gördüğü ve pilotun da "Kurmay başkanınızın haberi var, pistteki Skorsky helikopterlerden birinin kuyruk numarasını yaz" dediği, yakıt ikmalini kayıt defterine yazmak isteyen tanık Uzman ... ...'ın da helikopterin kuyruk numarasının gizlenmiş olduğunu gördüğü ve helikopter teknisyeninin defteri imzalamayacağını söylediği, Yakıt Teslim Defterinin 37. sırasındaki kayıtta "Kuyruk numarası yazılmasına izin verilmedi" ibaresinin yer aldığı ve Günlük Hava Takip Çizelgesi'nin kuyruk numarası kısmında ise "Özel Kuvvetler" ibaresinin yazılı olduğu, Silopi Özel Kuvvetler Üs Komutanlığının müzekkeresinde helikopterin kuyruk numarası üzerinde herhangi bir değişiklik, silme veya boyama yapılmadığının belirtildiği, Yakıt ikmalinin tamamlanmasının ardından Otluca'dan kalkan 10049 kuyruk numaralı helikopterin Silopi'deki birliğine saat 02.22'de geri döndüğü, inceleme dışı sanıklardan Pilot Yüzbaşı ...'in telefonla aradığı kıdemlisi konumundaki tanık Pilot Yüzbaşı ...'ın helikopteri uçamaz hâle getirmesini söylemesi üzerine mürettebatıyla görüştüğünde sanık ...'in teklifiyle helikopterin ESU bağlantısını söktükleri, nereye gittiklerini ve ne yaptıklarını soran birlikteki meslektaşlarına gerek helikopter mürettebatının gerekse timdeki personelin herhangi bir açıklamada bulunmadan geçiştirici cevaplar verdikleri, 29.07.2016 tarihli tutanağa göre; 10049 kuyruk numaralı helikopterin uçuş güzergahını kaydeden üç cihazdan biri olan ve pilot inisiyatifinde kullanılan DVD-R cihazının 15-16 Temmuz 2016 günü gerçekleştirilen uçuş esnasında pilot tarafından açılmadığı ve kayıt tutulmadığı, Bir diğer kayıt cihazı olan CCU'nun Aselsan'da yaptırılan incelemesi neticesinde 13-16.07.2016 tarihleri arasındaki döneme ilişkin kayıt dosyası tespit edilemediğinin ve helikopter kullanılmış olsa bile CCU biriminin açılmadığının anlaşıldığı, Bir başka kayıt cihazı olan DTU cihazının TUSAŞ tarafından incelenmesi neticesinde 15.07.2016 tarihinde saat 23.54'te oluşturulan veya değiştirilen uçuş planının olduğu ve ... ili Başkale ilçesinden Bağışlı'ya oradan da ...'ye uçuş planının yapıldığı, 16.07.2016 tarihinde saat 01.04'te oluşturulan veya değiştirilen planın da ... ilinden Silopi'deki ÖKHÜ Komutanlığına oradan da İdil-... arasındaki Şırnak Havaalanına yakın bir bölgeye yapıldığının tespit edildiği, Tanık Tuğgeneral ... tarafından ÖKHU komutanı sıfatıyla onaylanan 16.07.2016 tarihli tutanakta "Saat 22.40'ta 10049 kuyruk numaralı helikopter, emir komuta çerçevesi içerisinde Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı ... tarafından ...'dan ...'e intikal için istenmiş ancak uçuşların tamamen yasaklanması nedeniyle geri ÖKHÜ Kışlasına gönderilmiştir." ibaresine yer verildiği, ... İl Jandarma Komutanı Albay ...'un tanık sıfatıyla savcılıkta alınan beyanında bu hususa ilişkin olarak "Kolordu komutanının yanında ben ve Kurmay Başkanı Albay ... ile oturuyorduk. İçeriye bir personel girdi 'Helikopter pistine bir helikopter inmiş' dedi. Bu sırada saat 00.00 veya 10-15 dakika sonrasıydı. Komutanımız 'Helikopter beklemiyorduk' dedi, Albay ...'e dönerek sen biliyor musun gibi bir işaret yaptı, o da 'Hayır' dedi, sonra kolordu komutanı 'Gönderin bir adam baksınlar' dedi." şeklinde anlatımda bulunduğu, katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in mahkemede talimatla alınan beyanında "Silopi'de bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığında olan herhangi bir rütbeliyle irtibatım olmadı. Kendilerinden herhangi bir helikopter ve destek istemedim. Bu birlik bana bağlı bir birlik olmadığı gibi onların birliğinden herhangi bir birlik benim emrimde değildir." dediği, tanık Tuğgeneral ...'ın da mahkemedeki ifadesinde böyle bir tutanağı hatırlamadığını beyan ettiği, Anlaşılmıştır.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi kapsamında katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'i derdest etmek amacıyla ... Terzi'nin emri üzerine Silopi'de konuşlu Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığından saat 22.40'ta hareket eden ve amacı gerçekleştiremeden ...-... güzergahını takiben saat 02.22'de üsse geri dönen 10049 kuyruk numaralı helikopterin yardımcı pilotu sanık ... ile teknisyeni sanık ...'in, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile örgütsel bağları olduğunun ve darbe girişiminden haberdar olup suçun planlama faaliyetlerine katıldıklarının ortaya konulamadığı, ancak verilen emrin kanuna aykırı olduğunu konumları, eğitim düzeyleri ve rütbeleri itibarıyla bilebilecek durumda olmalarına rağmen söz konusu emre riayet etmek suretiyle zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşımakla birlikte vahamet arz etmeyen ve fiilin işlenişi üzerinde hakimiyet kurduklarını da göstermeyen eylemleri gerçekleştirerek darbe girişimine ilişkin elverişli nitelikteki icra hareketlerinin işlenmesi sırasında yardımda bulunup icrasını kolaylaştırmak suretiyle TCK'nın 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla TCK'nın 309 ve 39/2-c maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine ilişkin Özel Dairenin bozma kararı yerinde bulunmuştur. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf, sanıklara atılı Anayasayı ihal suçuna TCK’nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olarak mı yoksa aynı kanunun 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden olarak mı katıldıklarına ilişkindir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanıklar hakkında atılı suçtan kamu davası açıldığı, ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararı ile sanıkların müsnet suçtan asli fail olarak cezalandırılmasına karar verildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nce istinaf başvuruları esastan reddedildiği, yapılan temyiz sonucu Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10.12.2019 tarihli ilamı ile sanıkların atılı suça TCK 39/2-c kapsamında katıldığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verildiği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün onanması gerektiği görüşü ile itiraz edildiği anlaşılmıştır. Anayasayı ihlal suçu TCK’nın 309. maddesinde düzenlenmiş olup madde metni; "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur” şeklindedir. TCK'nın 309. maddesinde anlamını bulan Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçu ile korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cezalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Dava konusu olayda ilgili Daire sanıklar ... ve ...'in örgütsel bağı olduğunun kanıtlamamış olmasına dikkat çekerek, sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs suçu oluşabilmesi için failin/faillerin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olmasının gerekmediği, failin örgütsel koordinasyon gereğince veya örgüt üyesi değilse iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunması, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmasının yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar ışığında sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesinde; sanık ...’in teknisyen astsubay, sanık ...’ın ise pilot üsteğmen olup profesyonel asker oldukları, Genelkurmay Başkanlığından gelen uçuş yasağı emrine rağmen olay günü diğer sanıklarla beraber, atılı suçun icrası bakımından engel teşkil edeceği düşünülen Korgeneral ...'i derdest ederek etkisiz hale getirmek amacıyla oluşturulan timin bir parçası olarak helikopterin kuyruk numarası boyanmış halde ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına gece yarısını geçen bir saatte gittikleri, burada indikten sonra ağaçlık alanda gizlendikleri, olay gecesi saat 22.00 sıralarında FETÖ terör örgütünün darbe girişiminde bulunduğunu bırakın askeri personeli, ülkedeki tüm sivil halkın dahi bildiği, sanıkların bundan haberdar olmadıklarına ilişkin savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu, başarısız olan eylemin başından sonuna kadar diğer sanıklarla birlikte hareket eden, bulundukları yer ve konumlarına uygun ... bölümüne bağlı olarak amaç suçun işlenmesi için elverişli nitelikteki eylemlere iştirak eden sanıkların, kendilerine tevzi edilen görev de gözetildiğinde atılı suç üzerinde fiili hakimiyetlerinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile her iki sanığın da TCK'nın 37. maddesi delaletiyle üzerilerine atılı suçun faili olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, örgütsel bağlarının bulunup bulunmamasının atılı suçun faili ya da yardım edeni olmaları üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/911 E., 2021/291 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi).
Ceza Genel Kurulu         2017/911 E.  ,  2021/291 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın TCK’nın 204/1, 43/1, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Milas 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.10.2011 tarihli ve 694-581 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 22.10.2015 tarih ve 4008-4243 sayı ile; "Sanığın yokluğunda 11.10.2011 tarihli duruşmada verilen mahkumiyet kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içerisinde mahkemeye verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine beyanda bulunmak sureti ile Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşıldığından, anılan karara karşı başvuru yolu, mercii, süresi ve şekli tereddüte yer vermeyecek şekilde belirtildiği anlaşıldığından tebliğnamedeki temyizin süresinde olduğuna dair düşünceye iştirak olunmamıştır. Sanığın yokluğunda verilip 22.03.2012 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilen hükmü yasal süresi geçtikten sonra 06.04.2012 havale tarihli dilekçeyle temyiz ettiği anlaşıldığından vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 317. maddesi uyarınca reddine" karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir. Kesinleşen bu hükme yönelik Adalet Bakanlığının 05.01.2017 tarihli ve 11813-2016 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16.01.2017 tarihli ve 2888 sayılı ihbarnamede; "Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık ...’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204/1, 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, Milas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2011 tarihli ve 2010/694 esas, 2011/581 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Dosya kapsamına ve mahkemenin kabulüne göre, sanığın Milas Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna alındığı sırada yapılan üst aramasında 3’ü aldatma kabiliyetine haiz 4 sahte sürücü belgesi ele geçirilmesinden ibaret, mağduru kamu olan eylemin, tek bir suç oluşturacağı gözetilmeden, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesinin tatbik edilerek fazla ceza tayininde isabet görülmediği" gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 27.02.2017 tarih ve 1205-1372 sayı ile; "5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin uygulanabilmesi için 'bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi' ya da 'aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi' gerektiği, farklı yıllarda gerçekleştirilen sahtecilik eylemlerin de ise zaman aralığı dikkate alınarak failin yenilenen suç işleme kararı ile hareket ettiğinin kabul edilebileceği cihetle; İncelenen dosya içeriğine göre; sanıktan aynı anda ele geçirilen suça konu sürücü belgelerinden 3 adedinin, farklı gerçek kişiler adına düzenlenen sürücü belgelerindeki fotoğrafların sonradan tahrifen yapıştırılmak sureti ile oluşturulduğu, 1 adet sürücü belgesinin ise renkli fotokopi veya renkli yazıcı yardımıyla tamamen sahte olarak oluşturulduğu kabul edilen olayda suça konu sürücü belgelerinin farklı zamanlarda düzenlendiğine veya kullanıldığına dair kesin delilin bulunmaması karşısında; sanığın eyleminin aynı neviden fikri içtima kuralı gereğince zincirleme şekilde tek resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, bu nedenle sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi hükümlerinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından; Milas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2011 tarihli 2010/694 esas, 2011/581 karar sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki istem yerinde görülmediğinden reddine, mahalline gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine" karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.05.2017 tarih ve 2888 sayı ile; "...İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; Hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup, bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hakim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur. 5271 sayılı Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle ‘karar’ ve ‘hüküm’ ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür. Bozma nedenleri; 5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, ‘tekriri muhakeme’ yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. 4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken 'karar' ve 'hüküm' ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür. Bozma nedeni, netice itibariyle hükümlüye daha az bir cezanın verilmesini ya da cezanın kaldırılması gerektiriyorsa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, bu hafif cezaya veya cezanın kaldırılmasına doğrudan Özel Dairece karar verilmesi gerekmektedir. Somut olayda, sanığın Milas Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna alındığı sırada yapılan üst aramasında, 3'ü aldatma kabiliyetine haiz, 1'i ise renkli fotokopi veya renkli yazıcı yardımıyla tamamen sahte olarak oluşturulan toplam 4 adet sahte sürücü belgesi ele geçirilmesinden ibaret eylemde, suça konu sürücü belgelerinin farklı zamanlarda düzenlendiğine veya kullanıldığına dair kesin delilin bulunmaması karşısında, mağduru kamu olan eylemin, tek bir suç oluşturacağı gözetilmeden, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinin tatbik edilerek fazla ceza tayin edilmesinin usül ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından, Milas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2011 tarihli ve 2010/694 esas, 2011/581 sayılı kararına yönelik 'kanun yararına bozma isteminin reddine' ilişkin Yüksek 11. Ceza Dairenizin bu kararının isabetli olmadığı" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 01.06.2017 tarih ve 13228-4127 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 09.07.2010 tarihli tutanağa göre; 08.07.2010 tarihinde saat 19.00 sıralarında Milas Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna hükümlü olarak getirilen sanık ...’ın yapılan üst aramasında, üzerinde sanığın fotoğrafları bulunan fakat İsmet Türker, Muharrem Argün, Fatih Yarbaşı, İsmail Yılmaz isimli şahısların kimlik bilgilerine düzenlenmiş dört adet sürücü belgesi ile Kadriye Oral isimli kadın adına düzenlenmiş bir adet sürücü belgesine rastlandığı, bahse konu sürücü belgelerinin Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine Milas İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerine teslim edildiği, Sanık hakkındaki soruşturmanın bu şekilde başladığı, İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 12.10.2010 tarihli ekspertiz raporunda özetle; tetkik konusu Kadriye Oral adına düzenlenmiş “H369064”, İsmet Türker adına düzenlenmiş “L 900425”, Muharrem Argün adına düzenlenmiş “P 423845” ve Fatih Yarbaşı adına düzenlenmiş “AA813294” seri numaralı sürücü belgelerinin orijinal sürücü belgeleri ile yapılan karşılaştırılmalarında, aralarında uygunluklar bulunduğu gözlemlenmiş olup söz konusu sürücü belgelerinin orijinal oldukları, ancak inceleme konusu sürücü belgelerinden İsmet Türker adına düzenlenmiş “L 900425”, Muharrem Argün adına düzenlenmiş “P 423845” ve Fatih Yarbaşı adına düzenlenmiş “AA813294” seri numaralı sürücü belgelerinin şeffaf yapışkan bant ile kaplı oldukları, fotoğraf kenarlarının düzensiz kesilmiş oldukları, söz konusu belgelerdeki fotoğrafların bulundukları yerlere sonradan tahrifen yerleştirilmiş oldukları, Kadriye Oral adına düzenlenmiş “H369064” seri numaralı sürücü belgesi üzerinde tahrifat yapıldığını gösterir bulguya rastlanılmadığı, İsmail Yılmaz adına düzenlenmiş “V 894217” seri numaralı sürücü belgesinin orijinal sürücü belgeleri ile karşılaştırılmasında, aralarında farklılıklar bulunduğu gözlenmiş olup belgenin renkli fotokopi veya renkli yazıcı yardımıyla tamamen sahte olarak elde edildiği, bu belgenin aldatma kabiliyetini haiz olmadığı, İsmet Türker adına düzenlenmiş “L 900425”, Muharrem Argün adına düzenlenmiş “P 423845” ve Fatih Yarbaşı adına düzenlenmiş “AA813294” seri numaralı sürücü belgelerinin ise bu tip belgeleri tanzim ve denetim ile görevli kişilerin dikkatini çekeceklerinden bu kişilere karşı aldatma kabiliyetini haiz olmadıkları, hüsnüniyetli kişilerin dikkatini çekmeyeceklerinden sürücü belgelerinin bu kişilere karşı aldatma kabiliyetini haiz oldukları kanat ve görüşüne varıldığı, Sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece TCK’nın 204/1, 43/1, 53 ve 58. maddeleri uyarınca sanığın 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 21. Ceza Dairesince yasal süresinden sonra yapılan temyiz istemin reddine karar verildiği ve böylece sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği, Kesinleşen hükme yönelik Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname ile; mağduru kamu olan eylemin, tek bir suç oluşturacağı gözetilmeden, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının yerinde olmadığı düşüncesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince “Sanığın eyleminin aynı neviden fikri içtima kuralı gereğince zincirleme şekilde tek resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, bu nedenle sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi hükümlerinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı” gerekçesiyle ihbarnamedeki istemin reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise “...Suça konu sürücü belgelerinin farklı zamanlarda düzenlendiğine veya kullanıldığına dair kesin delilin bulunmaması karşısında, mağduru kamu olan eylemin, tek bir suç oluşturacağı gözetilmeden, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinin tatbik edilerek fazla ceza tayin edilmesinin usül ve yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurduğu, Anlaşılmaktadır. Sanık 12.07.2010 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda; İsmet Türker, İsmail Yılmaz, Muharrem Argün ve Fatih Yarbaşı isimli şahısların sürücü belgesindeki fotoğrafların kendisine ait olduğunu, hepsini kendisinin yapıştırdığını, Çorlu'da 2005 senesinde Babacan Birahanesinde çalıştığını, İsmet Türker isimli kişinin kendisinden içki istediğini, içkisini verdiğini, ancak parasını ödeyemediği için sürücü belgesini bıraktığını, daha sonra sürücü belgesini gelip almadığını, kendisinin de ehliyeti olmadığı için bu belgeye fotoğrafını yapıştırdığını, ancak bu belgeyi kullanmadığını, 2006 yılının Ocak ayında bahsettiği iş yerinden ayrıldığını, 5-6 ay sonra da söz konusu sürücü belgesine fotoğrafını yapıştırdığını, Muharrem Argün isimli şahsın sürücü belgesi ile ilgili olarak sorulduğunda; geçen yılın beşinci ayından dokuzuncu ayına kadar Bodrum ilçesi Yahşi Beldesindeki Akua Otel’de çalıştığını, bu otelin Gümüşlük’te Dragut Otel isimli ayrı bir iş yerinin olduğunu, buranın su tesisatlarını yaptığı sırada Muharrem Argun isimli şahsın sürücü belgesini bulduğunu, sahibini araştırdıklarını ancak bulamadıklarını, geçen yılın yaz aylarında fotoğrafını bu sürücü belgesine yapıştırdığını, bu belgeyi hiçbir yerde kullanmadığını, Fatih Yarbaşı isimli şahsın sürücü belgesi ile ilgili olarak sorulduğunda; geçen yılın Mayıs, Haziran aylarında Fethiye ilçesinin Ölüdeniz Beldesinde bulunan Ölüdeniz Pansiyon’da Fatih Yarbaşı isimli şahsın sürücü belgesini bulduğunu, araştırdığında kimlik sahibinin arkadaşı olduğunu ve kimliği kaybettiği için gerekli ilanı verdiğini öğrendiğini, arkadaşının suça konu kimliğin kendisine gönderilmesini istediğini, ancak ihmal ettiği için sürücü belgesini göndermediğini, 2009 yılının Ağustos ayında Fatih Yarbaşı'nın sürücü belgesine fotoğrafını yapıştırdığını, bu şekliyle sürücü belgesini kullanmadığını, İsmail Yılmaz isimli şahsın sürücü belgesi ile ilgili olarak sorulduğunda; İsmail Yılmaz’ın yeğeni olduğunu, İsmail’in 2007 yılında Bolu'da kızının düğününe geldiğini, cüzdanını ve çantasını yatağın altında unuttuğunu, İsmail’e ait cüzdanın içerisinde bulunan sürücü belgesinin renkli fotokopisini çektirdiğini, kendi fotoğrafını yapıştırdığını, sürücü belgesini ve diğer eşyalarını kendisine gönderdiğini, fotokopi şeklinde oluşturduğu sürücü belgesini herhangi bir yerde kullanmadığını, Kadriye Oral'ın sürücü belgesi ile ilgili olarak sorulduğunda; Kadriye Oral’ın ablası olduğunu, geçen yıl kendi köyleri olan Sazakkınık Köyüne geldiğini, ablasının sürücü belgesini köyde unuttuğunu, sürücü belgesini teslim etmek üzere İstanbul'a gidemediği için bu belgenin kendisinde kaldığını, sürücü belgesinde hiçbir şekilde oynama yapmadığını, suçta ya da başka yerde kullanmadığını, ablası Kadriye’nin İstanbul'da oturduğunu, Fatih Yarbaşı, İsmet Türker, Muharrem Argün isimli şahısların sürücü belgesine yapıştırdığı kendi fotoğrafına ne şekilde mühür izi verdiği hususu sorulduğunda; mühürleme işi yapmadığını, belgelerin dış jelatinini yani kabını kullanmaya devam ettiği için kaba geçmiş olan mühür izinin fotoğrafın üzerine düştüğünü, olayın bundan ibaret olduğunu, Kovuşturma evresinde; Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, Savunmuştur. Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Mağdurun belirlenmesi, suçun unsurlarının veya nitelikli hâllerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ile özellikle TCK yönüyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının çözümü konusu başta olmak üzere birçok ceza hukuku hükmünün doğru ve isabetli uygulanabilmesi açısından önemli olmasına rağmen, TCK'da ve diğer kanunlarımızda mağdurun bir tanımı yapılmamıştır. Öğretide de kabul olunduğu üzere kanun koyucunun bu tercihi öncelikle kapsayıcı bir tanım yapmanın zorluğundan kaynaklanmakta, diğer taraftan kavramın bazen dar bazen de geniş yorumlanmasına duyulan ihtiyaç bu yönde bir tercihi zorunlu kılmaktadır. Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan "suçtan zarar görme" kavramı ise gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 08.11.2016 tarihli ve 830-412, 03.05.2011 tarihli ve 155–80, 04.07.2006 tarihli ve 127–180, 22.10.2002 tarihli ve 234–366 ile 11.04.2000 tarihli ve 65–69 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez" şeklinde açıkça belirtilmiştir. Mağdur ile suçtan zarar gören kavramları aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilecektir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 214-217; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.106 - 107). Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır. 5237 sayılı TCK'nın belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü hâlinde, birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK'nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir." şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır. Öğretide, belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde bir kısım görüşler (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2007, s.205-206) olmakla birlikte, çoğunluk itibarıyla, bu suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin bir kabul vardır (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, 2012, s. 759). Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır." şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiş, üçüncü fıkrasında da zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir. TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir. Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan düzenleme; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun’un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 492.). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi. TCK’da bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 08.07.2010 tarihinde saat 19.00 sıralarında Milas Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna hükümlü olarak getirilen sanık ...’ın, yapılan üst aramasında, İsmet Türker, Muharrem Argün, Fatih Yarbaşı ve İsmail Yılmaz isimli şahısların kimlik bilgilerine düzenlenmiş fakat üzerinde sanığın fotoğrafları bulunan dört adet sürücü belgesi ile Kadriye Oral adına düzenlenmiş üzerinde herhangi bir tahrifat bulunmayan bir adet sürücü belgesine rastlandığı olayda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca “...Suça konu sürücü belgelerinin farklı zamanlarda düzenlendiğine veya kullanıldığına dair kesin delilin bulunmaması karşısında, mağduru kamu olan eylemin, tek bir suç oluşturacağı gözetilmeden, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin tatbik edilerek fazla ceza tayin edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulmuş ise de sanığın Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ayrıntılı ifadesinde, farklı kişiler adına düzenlenmiş suça konu sürücü belgeleri üzerindeki sahteleştirme eylemlerinin her birini farklı tarihlerde gerçekleştirdiğini ikrar etmesi karşısında, mağduru toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu kabul edilen resmî belgede sahtecilik suçunu, aynı suç işleme kararıyla değişik zamanlarda birden fazla kez işleyen sanığın eylemlerini bir bütün hâlinde değerlendirerek TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen zincirleme suç hükümlerini uygulayan Yerel Mahkeme hükmünün isabetli olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı bir nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.