5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 181

Türk Ceza Kanunu 181. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 181- (1) İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır. (4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Bu maddenin iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Çevrenin taksirle kirletilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

22 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2023/17021 E., 2024/7048 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hakimliği
anlaşılması karşısında, ihbar tarihinde tespiti yapılan ve dere yatağına bırakılan bahse konu atık ve tozların, üniversitelerin çevre mühendisliği bölümüne mensup öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 181/1 inci maddesinde düzenlendiği şekilde, söz konusu atıkların teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde,
4. Ceza Dairesi         2023/17021 E.  ,  2024/7048 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 2019/1799 Değişik iş SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi KARAR :İtirazın reddi KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN :... Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Çevrenin kasten kirletilmesi suçundan şüpheliler ..., ..., ..., ...ve ...haklarında yapılan soruşturma evresi sonunda, Yatağan Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 16.07.2019 tarihli ve 2019/1583 soruşturma, 2019/1132 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Muğla 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.08.2019 tarihli ve 2019/1799 değişik iş sayılı kararının ... Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2023 gün ve 2023/122661 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160 ıncı maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2 nci maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172 nci maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3 üncü maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Somut dosyada, Muğla İli, Yatağan İlçesi, ... Mahallesinde bulunan şüphelilerin mermer tozu ve mermer atıklarını yol kenarına stoklayıp, yol içinde yükleme ve boşaltma yaparak çevreyi kasten kirlettiklerinden bahisle başlatılan soruşturmada, şikayete konu yerler ve eylemler açısından iddialar doğrultusunda herhangi bir bulgunun belirlenemediği ve ilgili yerlerde önceki senelerden kalan atıkların temizlenmesi kapsamında Devlet Su işleri ve diğer birimlerce dere yatağı temizleme ve ıslah çalışmalarının sürdüğünden bahisle şüpheli mermer fabrikaları hakkında suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmış ise de; Dosya içinde yer alan 20.06.2019 ve 16.06.2019 tarihinde düzenlenen tutanaklarda, yol kenarında bulunan boş arazide paletler halinde mermerlerin bulunduğu ve dere yatağında yapılan incelemede ise dere kenarında mermer atıklarının ve mermer tozlarının olduğu, bu atık ve tozların geçmiş yıllardan kalma olduğu, yeni dökülen toz ve atık olmadığı şeklinde tespitin yapıldığı, Yatağan Kaymakamlığının 09.07.2019 tarihli ve 5 nolu kararı ile şüpheli firmalar hakkında mermer paleti koymak, mermer molozu dökmek ve çakıl dökmek suretiyle Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin 12 nci maddesindeki tecavüzü gerçekleştirdiklerinden bahisle 1 inci kez tecavüzün men'ine dair karar verildiğinin anlaşılması karşısında, ihbar tarihinde tespiti yapılan ve dere yatağına bırakılan bahse konu atık ve tozların, üniversitelerin çevre mühendisliği bölümüne mensup öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 181/1 inci maddesinde düzenlendiği şekilde, söz konusu atıkların teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, toprağa, suya veya havaya verilip verilmediği, atıkların alıcı ortamı kirlettiği ya da kirletme ihtimali taşıyıp taşımadığı hususlarında rapor aldırılıp, sonucuna göre şüphelilerin hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken, eksik soruşturmaya ve değerlendirmeye dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz hakkında belirtilen gerekçelerle soruşturmanın genişletilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 160 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar." ikinci fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." 170 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." 172 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükümleri düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonraki “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173 üncü maddesinde ise; “(3) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, O Yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.” hükümleri yer almaktadır. Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Bir fiilin işlendiği haberinin alınması üzerine, suçu takibe yetkili makamlar tarafından derhal hazırlık soruşturmasına başlanmasını ifade eden ilkeye "araştırma mecburiyeti ilkesi"; hazırlık soruşturmasının neticesinde fiilin takibini gerektirecek hususlarda fiilin ve failin belli olması, yeterli emareler teşkil edecek vakıaların bulunması, başka bir ifade ile, şüphelerin ciddi olduğunun tespit edilmesi ve dava şartlarının gerçekleşmiş olması durumunda, yetkili makam tarafından kamu davasının açılmasını ifade eden ilkeye ise "kamu davasını açma mecburiyeti ilkesi" denilmektedir. Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) onüçüncü maddesi uyarınca da, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere etkili bir başvuru yapma ... tanınması zorunlu olup, anılan hükmün uygulanmasına ilişkin AİHM kararlarında, (Örn: Vilko Esas - Finlandiya kararı 2007; Sürmeli - Almanya kararı 2006) etkili başvuru yolunun hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması gerektiği belirtilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3 maddesinin (a) bendinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama ...” başta bu Kanun'un 181 ilâ 184 üncü maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 181 inci maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, Kanunlar'da belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2 inci maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanunu'nun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181 inci maddesinin birinci fıkrasında, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182 nci maddesinin birinci fıkrası ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun sekizinci maddesinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, Kanun'da tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin dördüncü fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. İnceleme konusu somut olayda; şüpheliler hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan suç duyurusunda bulunulması üzerine Yatağan Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2019 tarih 2019/1583 soruşturma 2019/1132 karar numaralı ilamı ile "Bozüyük Jandarma Karakol Komutanlığı tarafından yapılan tespit çalışmalarında şikayete konu yerler ve eylemler açısından iddialar doğrultusunda herhangi bir bulgunun belirlenemediği ilgili yerlerde önceki senelerden kalan atıkların temizlenmesi kapsamında Devlet Su işleri ve diğer birimlerce dere yatağı temizleme ve ıslah çalışmalarının sürdüğünün tutanakla belirlendiği, bu haliyle yukarıda ismi geçen şüpheli mermer fabrikaları açısından atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı..." gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan itiraz, mercii Muğla 2. Sulh Ceza Hakimliğince reddolunmuş ise de; Yatağan Kaymakamlığının 09.07.2019 tarihli ve 5 nolu kararı ile şüpheli firmalar hakkında mermer paleti koymak, mermer molozu dökmek ve çakıl dökmek suretiyle Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un Uygulama Şekli ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin 12 nci maddesindeki tecavüzü gerçekleştirdiklerinden bahisle 1 inci kez tecavüzün men'ine dair karar verilmesi, 20.06.2019 ve 16.06.2019 tarihli jandarma tutanaklarında yol kenarında bulunan boş arazide paletler halinde mermerlerin bulunduğu ve dere yatağında yapılan incelemede ise dere kenarında mermer atıklarının ve mermer tozlarının olduğu, atık ve tozların geçmiş yıllardan kalma olduğu, yeni dökülen toz ve atık olmadığı şeklinde tespitin yapılması karşısında, atıkların niteliği,bırakıldığı tarih ve çevreyi kirletme etkilerinin bulunup bulunmadığına ilişkin bilirkişi raporu alınmadan ve soruşturma dosyası kapsamında yeterli ve etkili soruşturma işlemi yapılmadan bu karar verilmiştir. Şüphelilere yüklenen suçun oluşup oluşmadığının tespiti bakımından, üniversitelerin ziraat fakültesi toprak bilimi ve bitki besleme, çevre ve kimya mühendisliği bölümlerinde çalışan öğretim üyesi bilirkişilerden oluşacak heyete dosya tevdii edilerek, suç tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmelikler ve ekleri ile birebir ilişki kurmak suretiyle ve Yargıtay denetimine imkân sağlayacak nitelikte bilirkişi raporu alındıktan sonra rapor içeriğine göre; şüphelilerin yüklenen eylemden kast ya da taksir şeklindeki kusurluluk türlerinden hangisinden sorumlu olduğu tartışılarak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek etkin bir soruşturma yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ve bu karara yapılan itirazın reddedilmesi hukuka aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR 1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Muğla 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.08.2019 tarihli ve 2019/1799 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2024 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Ceza Dairesi, 2021/25890 E., 2024/3942 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
ı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, dosya kapsamında alınacak bilirkişi raporu doğrultusunda sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının uygulanması halinde zamanaşımı süresinin dolmayacağı anlaşılarak yapılan ön inceleme ne
4. Ceza Dairesi         2021/25890 E.  ,  2024/3942 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/13 E., 2016/403 K. SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibariyle 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, dosya kapsamında alınacak bilirkişi raporu doğrultusunda sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının uygulanması halinde zamanaşımı süresinin dolmayacağı anlaşılarak yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile çevrenin kasten kirletilmesi suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ( 5237 sayılı Kanun) 181 inci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 4.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteğinin; müvekkilinin atılı suçu işlemediğine, dosya kapsamında alınan raporun objektiflikten uzak ve yetersiz olduğuna, bu nedenle de hüküm kurmaya elverişli olmadığına, lehe hükümlerin uygulanmadığına, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna, bu nedenlerle ve resen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Sanığın sorumlusu ve sahibi olduğu hayvan çiftliğinden, bu çiftliğin yakınında bulunan dereye hayvan dışkılarını boşalttığı ve bu şekilde çevreye zarar verdiği, ayrıca Türen Tarım Hayvancılık Limited Şirketine yönelik Altınyayla Toplum Sağlığı Merkezi tarafından yapılan denetimle hayvan dışkı ve idrar artıklarının Derin Dere'ye boşalttığı ve bu durumu toplum sağlığına zarar verdiğinin tespiti üzerine sanık hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan davada, 06.05.2015 ve 12.06.2015 tarihli tutanaklar ile 18.02.2016 tarihli Çevre Mühendisinden alınan bilirkişi raporuna göre sanığın atılı suçu işlediği Yerel Mahkemece kabul olunmuştur. 2. Sanığın atılı suçlamayı kabul etmediği anlaşılmıştır. 3. 06.05.2015 ve 12.06.2015 tarihli tutanaklar ile 18.02.2016 tarihli bilirkişi raporu dosyada mevcuttur. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; bozma sebepleri dışındaki temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak, 1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3 maddesinin (a) bendinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanun'un 181 ilâ 184 üncü maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 181 inci maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanun'un “Tanımlar” kenar başlıklı 2 nci maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanunu'nun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181 inci maddesinin birinci fıkrasında, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182 nci maddesinin birinci fıkrası ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun sekizinci maddesinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin dördüncü fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. Yerel Mahkemece çevre mühendisi’nden rapor alınmış ve sözkonusu raporda çevrenin kasten kirletildiği tespiti yapılmış, ancak, dosyada bulunan bilirkişi raporunda, davaya konu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakıp bırakmadığı yönünden 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile dördüncü fıkraları uyarınca değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından, Yargıtay denetimine imkan tanımadığından karar vermeye yeterli görülmemiştir. Ayrıca sanığın aşamalarda, Altınyayla ilçesi Çörten köyünde besi çiftliği olduğu burada yaklaşık 400 civarında büyükbaş hayvanı bulunduğu bu hayvanların dışkılarının yine çiftliğe ait 3 adet kuyuya borularla boşaltıldığı bu boruların zaman zaman çatlayıp dışkıların dışarılara ve yine derin dere ismiyle bilinen dereye de sızabildiği ancak bu devamlılık arz eden bir durum olmadığı şikayet tarihinde yine bu şekilde boru patladığı için dışkıların dereye sızmış olabileceği yönünde savunmada bulunduğu anlaşılmıştır. Bu suretle, sanığa yüklenen suçun oluşup oluşmadığının tespiti ve suça konu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakıp bırakmadığı yönünden 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile dördüncü fıkraları uyarınca dosyanın üniversitelerin ziraat fakültesi toprak bilimi ve bitki besleme, su ürünleri, çevre ve kimya mühendisliği bölümlerinde çalışan öğretim üyesi bilirkişilerden oluşacak heyete dosya tevdii edilerek, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan yönetmelikler ve ekleri ile birebir ilişki kurmak suretiyle ve Yargıtay denetimine imkân sağlayacak nitelikte bilirkişi raporu alındıktan sonra rapor içeriğine göre sanığın, yüklenen eylemden kast ya da taksir şeklindeki kusurluluk türlerinden hangisinden sorumlu olduğu tartışılarak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken sanık hakkında yetersiz gerekçe ve eksik kovuşturma ile mahkûmiyet kararı verilmesi, 2. Kabule göre de, 17.10.2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 5271 sayılı Kanun'a 7188 sayılı Kanun'la eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararıyla "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38 inci maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suç yönünden; Anayasa'nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanunun 7 ve 5271 sayılı Kanun'un 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması, Nedenleriyle karar hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son bendi uyarınca cezayı aleyhe değiştirme yasağının gözetilmesine, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.03.2024 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2023/16129 E., 2023/25903 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanıklar hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun)181 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmaların
4. Ceza Dairesi         2023/16129 E.  ,  2023/25903 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2014/94 E., 2015/322 K. SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibariyle 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun ) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, suç tarihinin suçtan zarar gören ... Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'nce yapılan denetim sonucunda düzenlenen 12.11.2012 tarihli tutanak tarihi olması nedeniyle, gerekçeli karar başlığındaki suç tarihinin mahallinde düzeltilebilecek maddi hata olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanıklar hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun)181 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanıklar müdafiinin temyiz isteğinin; müvekkillerinin atılı suçu işlemediğine, şikayet tarihi itibariyle sorumluluklarının ve alınan bilirkişi raporlarına göre kusurlarının bulunmadığına, hatalı ve subjektif değerlendirmeler içeren bilirkişi raporuna göre karar verildiğine, atılı suçun unsurlarının oluşmadığına ve resen tespit edilecek sebeplerle hükümlerin bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Mağdur Ş.D.'nin 05.06.2012 tarihli şikayet dilekçesinde, sanıkların yetkilisi olduğu ... Madencilik Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'de yürütülen madencilik faaliyetleri esnasında maden sahasından çıkan molozlar ile taş toprakların rastgele dökülmekte olduğu, bu şekilde tarım arazilerinin genel olarak zarar gördüğü, ormandaki ağaçların molozlar altında kaldığı ve çevre güzelliğini bozduğu, su kaynaklarının zarar gördüğü yönünde yapılan ihbar üzerine sanıklar hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan davada, Çevre Mühendisi, Maden Mühendisi ile Kimya Mühendisi'nden alınan 01.10.2012 tarihli bilirkişi raporu ile fen bilirkişisinden alınan 08.06.2015 tarihli ve orman mühendisi, ziraat mühendisi, çevre mühendisi maden mühendisi ve jeoloji mühendisi tarafından düzenlenen 24.07.2015 tarihli raporlarda, pasa döküm sahasının 2-3 kademe ile oluşturulması gerekirken buna uyulmadığı, yollarda çok miktarda tozun olduğu, tozun çevreye yayılmış olup hava emisyonu esas ve sınır değerleri yönetmeliğine göre tesis içi yolların düzenli olarak temizlenmesi, toz oluşumuna karşı her türlü önlemin alınması gerekirken buna aykırı olarak yolların kullanıldığı, atık havuzun yönetmeliklere uygun olmayıp havuz duvarlarında su kaçağı bulunduğu, havuzun bir sebeple yıkılması durumunda ağır metallerin tarım alanlarında ve su havzalarında çevre felaketine sebebiyet vereceği, firmanın bu konuda ilgili yönetmeliklere uymadığı, maden sahasında oluşan tozlar ve yeraltı sularına geçebilecek kirlilik nedeniyle hem tesis içinde çalışan toza bağlı meslek hastalıklarına yakalanma, aynı zamanda çevredeki yaşam alanlarına, tarım arazilerine ve su havzalarına yönelik tespitlere karşı önlem alınmadan çalışmanın sürdürüldüğü yönündeki tespitlere göre sanıkların atılı suçu işledikleri Yerel Mahkemece kabul olunmuştur. 2. Sanıklar atılı suçlamayı kabul etmemiştir. 3. 12.11.2012 tarihli denetim tutanağı, 01.10.2012 tarihli ve 24.07.2015 tarihli bilirkişi raporları dosyada mevcuttur. IV. GEREKÇE A. Sanıklar Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden, Tüm dosya kapsamına, sanıkların savunmalarına, 12.11.2012 tarihli denetim tutanağı ile 01.10.2012 tarihli ve 24.07.2015 tarihli bilirkişi raporlarına göre sanıkların atılı suçu işlediklerine ve kirliliğin ortada kaldırılmasının, suçtan meydana gelen veya meydana gelebilecek olan zararların karşılanması anlamına gelmeyeceği, çevre kirliliğine neden olan eylemlerin ekosistemler üzerinde bırakacağı etki de düşünüldüğünde, maddi olarak karşılığı tespit edilebilecek bir zarardan çok daha fazlasının meydana geldiği veya meydana gelme ihtimalinin bulunduğu değerlendirildiğinden ve sanıkların yeniden suç işlemeyecekleri yönünde olumlu kanaat oluşmaması nedeniyle, haklarında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin uygulanmaması yönünde Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılılık bulunmadığı anlaşılmıştır. B. Sair Temyiz Sebepleri Yönünden, Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; bozma sebepleri dışındaki temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak, 1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasa'da yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3 maddesinin (a) bendinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanun'un 181 ilâ 184 üncü maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 181 inci maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanun'un “Tanımlar” kenar başlıklı 2 inci maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanunu'nun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181 inci maddesinin birinci fıkrasında, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182 nci maddesinin birinci fıkrası ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun sekizinci maddesinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin dördüncü fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. Somut olayda; sanıkların yetkilisi oldukları maden firmasının faaliyetleri nedeniyle çevrenin kirletildiğinin tespiti üzerine, sanıklar hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda sanıkların atılı suçtan cezalandırılmalarına karar verilmiştir. 5237 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca alıcı ortamda kalıcı özellik gösterip göstermediğinin ve anılan Kanun'un 181 inci maddesinin dördüncü fıkrasında bahsedilen “insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek” nitelikte olup olmadığının belirlenebilmesi için suça konu faaliyetlerin atığın nitelik, miktar ve yoğunluğunun örnekleme ve diğer bilimsel yöntemlerle tespitine ilişkin Yargıtay denetimine imkân sağlayacak nitelikte mevzuat ve düzenleyici işlemlere dayanılarak oluşturulmuş ek rapor alınarak sonucuna göre, sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 2. Kabule göre de; 17.10.2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 5271 sayılı Kanuna 7188 sayılı Kanunla eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararıyla "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38 inci maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suç yönünden; Anayasa'nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 7 ve 5271 sayılı Kanun'un 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğu belirlendiğinden, Karar bu yönleriyle hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıklar müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.12.2023 tarihinde karar verildi.
18. Ceza Dairesi, 2016/13661 E., 2017/4864 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve hav
18. Ceza Dairesi         2016/13661 E.  ,  2017/4864 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Çevrenin kasten kirletilmesi, iftira HÜKÜMLER : Beraat KARAR Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: 1-) Müştekiler , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’nun çevrenin kasten kirletilmesi ve iftira suçlarına yönelik temyiz istemi ile katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği, ..., , ...’in iftira suçu açısından temyizinde, doğrudan doğruya zarar görmedikleri ve bu nedenle davaya katılma hakkı bulunmadığından, Kanun yoluna başvurmak hak ve yetkisi bulunmadıkları anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca çevrenin kasten kirletilmesi ve iftira suçları açısından müştekiler Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi vekili, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... vekilinin ile iftira suçu açısından katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği, ..., , ...’in tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan kurulan hükümlerin temyizine gelince; Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Genel İlkeler: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. II – Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler: 2872 sayılı Kanunun ek 1/a maddesi “Toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine, giderilmesine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” hükmünü içermektedir. Aynı Kanun’un 20. maddesinin (j) bendine göre Kanunda ve yönetmelikte öngörülen yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya gerekli önlemleri almadan atıkları toprağa vermek yaptırım gerektiren bir eylem olarak tanımlanmıştır. Alıcı ortam olan toprağın kirlenmesinin önlenmesi, kirliliğin giderilmesi, arıtma çamurlarının ve kompostun toprakta kullanımında gerekli tedbirlerin alınması esaslarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde ortaya koymak amacıyla önce 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesine istinaden 31.05.2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. 08.06.2010 tarihinde ise aynı amaçlar için bu kez 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun ek 1/a maddesine dayanılarak Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik kabul edilerek uygulamaya konulmuş ve 2005 tarihli Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. 2005 tarihli Yönetmeliğin 7/a, 2010 tarihli Yönetmeliğin ise 6/b maddesiyle, genel ilke olarak her türlü atık ve artığın, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standart ve yöntemlere aykırı olarak ve toprağa zarar verecek şekilde, doğrudan veya dolaylı biçimde toprağa verilmesi, depolanması gibi faaliyetlerde bulunmak yasaklanmıştır. Her iki Yönetmelik de, “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddelerinde atık tanımı yapmak suretiyle, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların neler olduğunu belirlemiştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu iki Yönetmeliğin, atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılmasına ilişkin düzenlemelerinde farklılıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda; A) 2005 tarihli Yönetmelik, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4., Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddelerinde atık olarak tanımlanmış unsurları toprak kirliliğine neden olacak atıklar olarak kabul etmiştir. B) 2010 tarihli Yönetmelik ise “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddenin; a) 4/(b) bendindeki düzenleme ile 05.07.2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-1’inde yer alan sınıflardaki maddeleri, b) 4/(n) bendindeki düzenleme ile kendi ekindeki Ek-1 listesinde yer verilen maddeleri, c) 4/(z/ğğ) bendindeki düzenleme ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek IV listesinde (A) ve (M) ile işaretlenmiş atıklarla, Ek-III/B’de yer alan eşik konsantrasyonu üzerinde değere sahip olan atıkları, d) 4/(z/hh) bendindeki düzenleme ile Tehlikeli Maddelerin ve Müstahzarların Sınıflandırılması, Ambalajlanması ve Etiketlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (II) bendinde tanımlanan tehlikeli maddeler ve müstahzarlar ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3. maddesinde yer alan tehlikeli maddeler tanımına giren tüm maddeleri, Toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali olan atık olarak kabul etmiş, (u) bendindeki düzenleme ile de kendi eklerinden olan Ek-2 Tablo 2’de yer alan faaliyetleri potansiyel kirletici faaliyetler olarak belirlemiştir. 2005 tarihli Yönetmeliğin 4. maddesinde stabilize arıtma çamurunun; “Fermente edilebilirliğini ve kullanımından kaynaklanan sağlık tehlikelerini önemli ölçüde azaltmak üzere, biyolojik, kimyasal ya da ısıl işlemden, uzun süreli depolama ya da diğer uygun işlemlerden geçirilmiş arıtma çamurları” olduğu ifade edilmiş, 10 ilâ 13. maddelerinde bunların toprakta kullanım koşulları belirlenmiştir. Yine 4. maddedeki tanımlamaya göre “ham çamur”; “evsel ya da kentsel atıksuları işleyen arıtma tesislerinden ve evsel ve kentsel atıksulara benzeyen bileşimdeki atıksuları arıtan diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları, fosseptik tanklarından ve evsel ya da kentsel atıksuları arıtmak için kullanılan diğer tesislerden gelen arıtma çamurları ve bunların dışındaki diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları” olup, bunların toprakta kullanımı da 12. maddedeki düzenleme ile yasaklanmıştır. Doğrudan toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine hizmet eden bu yönetmeliklerin yanısıra, “atıkların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetimlerinin sağlanmasına yönelik esasları” belirleyen 2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ile “Her türlü atık ve artığın çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama verilmesi, depolanması, taşınması vb faaliyetleri düzenleyen” 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin de toprak kirliliğine ilişkin yasaklamalarına değinmek gerekir. 05.07.2008 tarihinden itibaren yürürlükte olan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 4/a ve 6. maddelerine göre, Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıkların, toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, dolgu yapılması yasaktır. Anılan Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıklar, 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 4/b maddesinde de toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atık olarak benimsenmiştir. Dolayısıyla 05.07.2008 tarihinden itibaren Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-I listesinde yer verilen atıklar, toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atıklar olarak kabul edilmelidir. Öte yandan, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 18. maddesi, “evsel ve evsel nitelikli endüstriyel atıksuların, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlemleri sonucunda ortaya çıkan, suyu alınmış, kurutulmuş çamuru” ifade eden ve katı atık sınıfında kabul edilen “arıtma çamurunun”, denizlere, göllere ve benzeri alıcı ortamlara, caddelere, ormanlara ve çevrenin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacak yerlere dökülmesini yasaklamıştır. Görüleceği üzere; toprak kirliliğine ilişkin 2005 ve 2010 tarihli yönetmeliklerin her ikisi de, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan her türlü atık ve artığın doğrudan toprağa verilmesini yasaklamakla birlikte, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılması hususunda farklı düzenlemelere yer vermiştir. Bu durumda, alıcı ortamlardan toprağa verilmesi suç oluşturacak olan atığın, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında bulunması, bu kapsamda değilse; A) 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nin yürürlüğe girme tarihi olan 31.05.2005 ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin yürürlüğe girme tarihi olan 05.07.2008 tarihleri arasında gerçekleşen eylemler bakımından, 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddesinde diğer Yönetmeliklere atıf suretiyle belirlenen atıklardan olması, B) Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 05.07.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi, 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin anılan yönetmeliğe yollama yapmış olması ve 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alındığında, 05.07.2008 ile 08.06.2010 tarihleri arasında işlenen eylemler yönünden Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek-1 listesinde belirtilen atık türlerinden olması, C) 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi, toprağı kirleten, kirletme ihtimali bulunan atıklara ilişkin önceki yönetmelikten farklı nitelikte atık gruplarını oluşturması nedeniyle de 08.06.2010 tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından, 4/b maddesinde bahsedilen kirletici unsurlara ilaveten, atığın; - (n) bendi ile kendi ekindeki Ek-1’de tablo halinde gösterilen jenerik kirletici sınır değerlerini aşması, - z/ğğ bendinde belirtilen nitelikte tehlikeli atık veya z/hh bendinde tanımlanan tehlikeli madde sınıfına ilişkin koşulları taşıması, Gerekmektedir. Farklı tarihlerde farklı atık listeleri benimsenmiş olması karşısında, zaman bakımından uygulama ilkesinin zorunlu sonucu olarak suç tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelikte toprağı kirlettiği yahut kirletme ihtimali taşıdığı kabul edilen atığa, sonradan yürürlüğe giren yönetmelikte de yer verilmiş olmalıdır. Bu itibarla, yargılama sırasında öncelikle suça konu atığın cinsi ve alıcı ortam olan toprağa bırakıldığı tarihe göre tabi olduğu yönetmelik belirlenerek, ilgili yönetmeliğin hangi maddesinde veya ekinde bahsedilen atık kapsamına girdiği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmalı, ayrıca bütün bu hususlar Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde kararda açıkça gösterilmelidir. III - Yargılamaya Konu Olay Sanık ... hakkında düzenlenen İzmir C.Başsavcılığınca düzenlenen 28.02.2008 gün ve 2008/6685-375 sayılı iddianame ile; atık akümülatörlerden kurşun geri kazanımı konusunda faaliyet gösteren ... Tic.A.Ş. nin Çevre ve Orman Bakanlığınca belirtilen bertaraf yönetmeliğine aykırı davranarak beyan edilen günlük atık miktarının çok üzerinde fabrika atıklarını araziye gömerek atılı suçu işlediğinin ihbar olunduğu, ihbar üzerine yapılan soruşturmada ve alınan raporlar çerçevesinde söz konusu yerde cüruf, baca tozu, kirli toprak ve separatör atığı olarak dört farklı atık buluduğu tespit edildiği, atıkların çevreye zarar verecek nitelikte olduğu ve atıkların TCK nun 181/3. Maddesinde belirtildiği gibi toprakta kalıcı özellik göstereceği ve TCK.nun 181/4. Maddesine belirtildiği gibi söz konusu atıkların insanlar ve hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olacağı, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirebilecek niteliklere sahip olduğu alınan bilirkişi raporunda belirlendiği, sanığın iddianamedeki yasa maddeleri uyarınca 5237 sayılı TCK nun 181/1,181/3,181/4. Maddeleri uyarınca cezalandırılması istenmiştir. Çevreyi kasten kirletmek suçundan sanık ... hakkında verilen 03/06/2009 tarih ve 2008/98 Esas -2009/195 Karar sayılı kararın temyiz incelemesi için gönderildiği, Yargıtay 4.Ceza Dairesi'nin 28/05/2013 tarih ve 2011/7234- 2013/16347 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. İzmir C.Başsavcılığının 22.09.2009 tarih ve 2009/25649 ve 2009/827 esas sayılı iddianamesi ile; Sanık ...’nın, şikayetçinin Dedesi olan ve aynı isim ve soyadını taşıyan ve vefat etmiş olan ...'a ait işyerinde 1987 yılında çalışmaya başladığı, çalışmasına kimya mühendisi ve Şirket yöneticisi-sorumlusu olarak ... Varisleri Adi Ortaklığı Şirketinde devam ettiği, keza, ... Sanayii Ticaret Anonim Şirketinde de çalışmasını aynı görevden ve Şirketlerin sorumlusu sorumlusu olarak sürdürdüğü, bu işyerlerinin çalışma alanının hurda aküden geri kazanım yöntemiyle alaşımlı ve saf külçe kurşun üretimi olduğu, sanığın ailevi sorunlar nedeniyle, iş akdinin 28/12/2006 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinin ise 22/1/2007 tarihinde sona erdiği, sanığın yukarıda sayılan şirketlerin yönetim kurulu üyeliğini, şirketin sorumlu müdürlüğünü yaptığı ve kimya mühendisi olduğu ve bu sorumlulukları nedeniyle atıklara ilişkin önlemleri almak kendi yetki ve sorumluluğunda olduğu halde, 26/03/2007 tarihinde şikayetçi hakkında ihbarda bulunarak soruşturmaya ve kovuşturmaya başlanılmasına neden olduğu(İzmir 3. Ağır ceza Mahkemesi), halen şikayetçi hakkında yargılamanın sürmekte olduğu, yapılan soruşturma sonucunda elde olunan Çevre İl Müdürlüğünce tutulan tutanaklardan sanığın bizzat imzaladığı "ibraname ve feragatname"den ,"emisyon izin başvuru formu"ndan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yazıları ve tanıkların beyanlarından son olarak da İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında bulunan belgelerden, sanığın bizzat kendisinin sorumlu olduğu Çevre ve Orman Bakanlığınca belirlenen tehlikeli atıkların bertarafına ilişkin yönetmeliğe aykırı bir şekilde ve kasten çevreye zarar verdiğini bilerek beyan edilen günlük atık miktarının çok üzerine fabrika atıklarını araziye gömdüğü, bu atıkların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olacağı, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirebilecek nitelikte olduğu bilirkişi raporları ile İzmir 3. Ağır Ceza Mah.2008/98 Esas ve aynı dosyanın 2007/34175 soruşturma evrakı ile saptandığı gibi kendisinin de kimya mühendisi olması nedeniyle bildiği halde eylemini sürdürdüğü anlaşılmakla: Türk Ceza Kanunu 181/1, 181/3, 181/4, 53, 268/1 yollamasıyla 267/1, 53 maddeleri gereğince tecziyesi istemi ile İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/216 Esasına kayden yapılan yargılamada İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ile temyize konu yargılama arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan bahisle 04.11.2013 gün ve 2009/216 Esas- 2013/372 Karar sayılı ilamıyla her iki dava dosyasının İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. İzmir C.Başsavcılığınca düzenlenen 20.12.2013 gün ve 2013/45948-2356 sayılı iddianame ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında İzmir Gaziemir ilçesinde bulunan ... Sanayi ve Tic. A.Şirketinin yönetim kurulu üyeleri ve sorumlu müdürü oldukları, şirketin faaliyetini 1940 yıllardan bu yana hurda akü ve diğer malzemelerden kurşun elde etme faaliyetinde bulunduğu, 2010 yılında şirketin faaliyetlerini durdurduğu, 2003 yılında İzmir Valiliğinde alınan izinle, fabrika arazısi içinde atık depolama alanı kurulduğu, 2005 yılında yürürlüğe giren Tehlike Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine göre, İzmit'te bulunan İZELBAŞ atık bertaraf merkezine atıkların zaman zaman gönderildiği, 16 Nisan 2007 yılında İzmit İZEYBAŞ tesisinde tesislerinde cürüf atımının getirildiği sırada, tesis girişinde bulunan sabit radyasyon ölçüm cihazının alarm vermesi üzerine durumun Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna (TAEK) bildirildiği, bunun üzerine Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine olay yerine giden ekip tarafından cürüf yüklü aracın tesis dışına alınarak ölçümler yapıldığı ve radyasyon tespit edilmesi üzerine aracın Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine nakledildiği, burada atık malzemenin ayıklandığı, radyoaktifite bulaşığı tespit edilen cürüf malzemede yapılan analiz sonuçlarına göre, EUROPİUM elementinin tespit edildiği, 19-20 Nisan 2007 tarihlerinde Aslan Avcı tesislerinde radyoaktif ölçümlerin yapıldığı, bulaşma olmadığının tespit edildiği, cürüfün bulunduğu koruma sahasında ise yer yer doğal seviyelerin üzerine radyasyonun ölçüldüğü, radyoaktif bulaşmanın tespit edildiği cürüf depolama sahasının güvenlik altına alınarak sahanın giriş çıkışı önlemek amacıyla tel örgüyle çervildiği, diğer alanların kullanımında sakınca bulunmadığının tespit edildiği, 30 Nisan -1 Mayın 2007 tarihleri arasında Çekmece Nükleer Araştırma Eğitim Merkezinin uzmanlarınca firma tesislerinde gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde, yeni üretilen gerek kurşun mamüllerinde gerekse cürüflarda doğal düzeyin üzerinde radyasyon doz hızı gözlenmediği, buna karşılık 6 aydır atık depolarında bekletilen ve İzeldaş atık depolarına gönderilen yaklaşık 1.100 ton cürüf üzerinde yapılan incelemelerde, doğal radyasyon seviyesinin üzerinde artışların tespit edildiği, bu malzemelirin yaklaşık 200 tonu kepçe vasıtasıyla geniş bir alana serilerek yapılan ölçümler sonucunda, 15 ton malzeme Çekmece Nükleer Araştırma Merkezine gönderilmek üzere ayrıldığı, 22-23 Mayıs 2008 tarihinde, Türkiye Atom Enerjisi Kurumundan yeni bir ekibin tesislere intikal ederek ölçümler yaptığı, ölçümler sonucunda, radyasyon seviyelerinin doğal düzeylerde olduğunun tespit edildiği, alınan numünelerin Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine gönderilerek analizlerinin yapıldığı, iki tanesinde radyoaktife rastlanıldığı, 26-21 Haziran tarihleri arasında TAEK ekibinin yeniden ilgili firmaya geldiği, radyasyon bulaşmış cürüf içeren 17 adet konterynır (21.300 kg) cürüfün Çekmece Nükleer Araştırma Eğitim Merkezine gönderildiği, yeniden alınan numünelerin Sarayköy Nükleer Araştırma Merkezine gönderilerek yaptırılan analizinde, radyoaktife analizde sadece bir numünede radyoaktife bulaşığının tespit edildiği, 25-31 Ağustos 2008, 1 Eylül 2008, 3 Eylül 2008 tarihinde, 4-5 Eylül 2008, 8-12 Eylül, 5 Kasım 2008 tarihlerinde de yapılan analizlerde herhangi bir radyoaktife artığının tespit edilmediği, 22-24 Ekim 2008 tarihlerinde, yapılan inceleme firmanın geçici depolama yeri inşaa ettiği, karantina sahası oluşturduğunun tespit edildiği, 29 Eylül- 1 Ekim 2010 ve 12-15 Ekim 2010 tarihleri arasında firma tesislerinde TAEK görevlileri tarafından yeniden inceleme yapıldığı, yapılan kontrollerde herhangi bir radyoaktif bulaşma tespit edilemediği, 11 Aralık 2012 tarihinde adı geçen fabrika sahasının önüne Türkiye Radyasyon Erken Uyarı Sisteminin parçası olarak bir radyasyon ölçüm istasyonunun kurulduğu, otomatik olarak yapılan ölçüm sonuçlarının TAEK Afet ve Acil Durum Yönetimi Merkezine anlık olarak iletilmesinin sağlandığı, alınan ölçüm sonuçlarının tamamen doğal seviylerde radyasyon tespit edildiği, 25-29 Aralık 2012 tarihinde, yeniden analizlerin yapıldığı herhangi bir radyoaktif bulaştığının tespit edilemediği, 10-15 Şubat 2013 tarihinde jeofizik etüd çalışmaları yapılmış, bu sırada kuyulardan ve yüzey suyundan alınan suların analizlerinin yapıldığı, herhangi bir radyoaktif bulaşmanın tespit edilemediği, yine 2-12 Haziran 2013 tarihleri arasında, sondaj yaptırılmış, alınan analiz sonuçlarına göre, yeraltı sularına herhangi bir radyoaktifitenini sızmasının söz konusu olmadığı, toprak örneklerinden alınan sonuçlarına göre, atık alanın oldukça sınırlı bir bölgesinde radyoaktif bulaşmaya rastlanıldığı, sanıkların alınan ifadelerinde, atılı suçları kabul etmedikleri, söz konusu atıkların çok eski zamanlarda kalma olduğunun, söz konusu işletmeyi ölen babalarının fiilen işlettiğini, kendilerinin fiili olarak yönetime katılmadıklarını belirttikleri, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığnın 28/02/2008 tarih, 2007/34175 soruşturma, 2008/6685 esas, 2008/375 iddianame numaralı iddianamesi ile ... hakkında çevreyi kasten kirletmek suçu nedeniyle açılan kamu davasının İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 esas sayılı dosyasında derdest bulunduğu, bu dosya içeriğinde de, Tubitak raporu ve bilirkişi raporunun bulunduğu, tüm soruşturma evrakı kapsamından sanıkların atılı suçu işledikleri anlaşıldığından, yargılamalarının yapılması ile eylemlerine uyan 5237 Sayılı TCK’nun 181/1, 3,4, 53/1-2, 58 Maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi talep ve dava olunmuştur. İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/13 Esasına kayden açılan kamu davasında yine İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 E.sayılı dava dosyası ile arasında fiili ve hukuki irtibat bulunması nedeniyle 13.03.2014 gün ve 2014/13-160 E.K. sayılı karar ile her iki dava dosyasının İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 E. sayılı dava dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamında temin edilen Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 17 Mart 2014 tarihli yazıda; “2007 yılında ... A.Ş.nin eski yönetim kurulu üyesi olan ...'nın İzmir Valiliğine fabrika sahasına atık gömüldüğü yönünde şikayette bulunduğu, bunun üzerine 01.05.2007 tarihinde Çevre ve Orman İl Müdürlüğü ile İzmir Büyükşehir Belediyesi temsicileri ile birlikte komisyon oluşturularak sahada yerinde inceleme yapılıp iş makinesiyle kazılar da yapıldığı, şikayet dilekçesinde yer alan cüruf atıklarının fabrika sahasında gömülü olduğunun tespitinin yapıldığı; alınan numunelerde yapılan analiz sonucunda da bu cüruf atıklarının tehlikeli atık olduğunun belirlendiği; ancak alandaki atıkların miktarının çok fazla olması nedeniyle hangi atığın hangi tarihte alana atıldığıyla ilgili herhangi bir tespit yapılamadığı; valilikçe yapılan incelemeler sonucunda yapılan tespite göre söz konusu şirket hakkında 12.04.2007 tarihinde TCK.nun 181.maddesine muhalefet suçundan İzmir C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulup şirkete de 13.03.2008 tarihinde 321.000 TL.idari para cezası uygulandığı; Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün 15.01.2004 tarihli yazısı ile ... Varisleri Adi Ortaklığı firmasına hurda aküden külçe kurşun, kurşun monoksit ve alaşımlı kurşun üretmek amacıyla geri kazanım tesisi lisansı ve faaliyet sonucu oluşan atıkların o tarihlerde İzmir ilinde lisanlı nihai bertaraf tesisi bulunmaması nedeniyle bu atıkları 1 yıl süre ile depolamak üzere ara depolama lisansı verildiği; ancak söz konusu ara depolama lisansının belli koşullara bağlandığı ve müdürlükleri tarafından uygulanan idari yaptırıma esas atıkların depolandığı kısmın bu koşulları sağlamadığı; tesiste Çevre Orman Müdürlüğü yetkililerince defaatle denetimler yapıldığı ve bu denetimlerde bakanlıkça izin verilen geçici depolama alanının da denetlendiği; bahsedilen ihbar dilekçesiyle konunun müdürlüklerine iletilmesi haricinde alana atık bırakıldığı veya görüldüğüne dair yapılmış herhangi bir ilave tespit bulunmadığı” bildirilmiştir. Yine dosya kapsamında yapılan incelemede, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetim Dairesi Başkanlığının ... Varisleri Adi Ortaklığı firmasına 15 Ocak 2004 tarihinde Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin ek 6 listesinde bulunan akülerin geri kazanımı ile ilgili olarak R4350007 lisans numaralı 3 yıl süreyle geçerli olmak üzere işletme lisansı verdiği, buna dayalı olarak da adı geçen firmaya cüruf ve hurda akünün dökme şeklinde depolanması için 28.07.2006 tarihinde aynı müdürlükçe geçici atık depolama izin belgesi verildiği, tehlikeli atık taşıyan firma sıfatıyla adı geçen firmanın araçlarına usulüne uygun araç lisans belgelerinin verildiği, A grubu emisyon izin belgelerinin dosya içinde bulunduğu, yazıda bahsedilen komisyon vasıtasıyla yapılan inceleme sonucunda TUBİTAK MAM Kimya ve Çevre Enstitüsünün rapor ve analiz dökümlerinin de bulunduğu görülmektedir. 2009 yılında Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde maden mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda, uydu görüntüleri, alınan örnekler ve fotoğraflar değerlendirildiğinde, suça konu alanın topoğrafyasında değişiklik olmadığı, iddianameye konu kirliliğin 2004 yılı öncesinde meydana geldiği belirtilmiştir. Yargılama aşamasında ifadesine başvurulan tanıklar tarafından verilen beyanlarda özetle, yargılamaya konu eylemin 2004 yılı öncesinde gerçekleştiği ifade edilmiştir. TCK’nın 344. maddesine göre, Kanunun 181/1 ve 182/1 maddelerinin 12.10.2006 tarihinde, maddelerin diğer fıkralarının ise 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği görülmektedir. Dosya kapsamı değerlendirildiğinde, suça konu eylemin gerçekleştiği tarihte, TCK’nın 181 ve 182.maddelerinin yürürlükte olmadığı, eylemin bu tarihlerden önce meydana geldiği anlaşılmıştır. Suç tarihine göre, 765 sayılı TCK açısından yapılan değerlendirmede, sanıklara yükletilen eylemin, aynı Kanunun 383.maddesi kapsamında kaldığı görülmektedir. Bu suretle suçun oluştuğu belirlenen 2004 yılına göre hükümden sonra, sanıklar yararına olan 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmıştır. IV – Sonuç ve Karar Açıklanan gerekçelerle, katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü vekili, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği vekili, ..., , ...’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak CMK'nın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan KAMU DAVALARININ DÜŞÜRÜLMESİNE, 02.05.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2010/31681 E., 2012/32675 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
TCK'nın 181/1. maddesinde düzenlenen suçun oluşması için atık veya atıkların, ilgili kanunlarda belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, toprağa suya veya havaya verilmesi gerekir.
4. Ceza Dairesi         2010/31681 E.  ,  2012/32675 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe içeriğine göre, usul ve Kanuna uygun bulunmayan duruşmalı inceleme isteği reddedilerek yapılan incelemede: A- ... AŞ. hakkında tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri uygulanması istemine ilişkin temyiz davasının incelenmesinde: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun bulunmadığı kabul edilmiş, ancak tüzel kişi yararına suç işlenmesi durumunda, 60. madde uyarınca tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunması esası benimsenmiştir. Bu düzenleme uyarınca her ne kadar sanık sıfatını alamayacak ise de, iddianame ile hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmesi talep edilen tüzel kişinin bu sıfatla yargılamada yer almasının ve duruşma günü tebliğ edilerek şirketi temsilen savunmanın alınması da zorunlu bulunmakla birlikte, Ticaret Sicil Memurluğu yazısı ile münferiden her türlü işlem yapmaya yetkili olduğu belirtilen şirket yönetim kurulu üyesi ...'e duruşma gününün tebliğ edilmesi ve yapılan savunmanın bu konuyu da kapsaması karşısında belirtilen yasal gereklerin yerine getirildiği düşünülmüş ve mahkemece TCK'nın 60/3. maddesi uyarınca yapılan değerlendirme, takdir ve gerekçeler yerinde görüldüğünden; Yükletilen eyleme ve ... A.Ş. hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmesine yer olmadığına ilişkin hükme yönelik O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak temyiz davasının esastan reddiyle HÜKMÜN ONANMASINA, B- Sanıkların, çevrenin kasten kirletilmesi eylemlerine yönelik temyize gelince: Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; TCK'nın 181/1. maddesinde düzenlenen suçun oluşması için atık veya atıkların, ilgili kanunlarda belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, toprağa suya veya havaya verilmesi gerekir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde çevre kavramının; "canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı" ifade ettiği belirtilmiştir. İnsanlığın müşterek yaşam hazinesini oluşturan çevrenin korunmasına yönelik gelişmeler, çağdaş toplumlarda "çevre hakkının üçüncü kuşak insan hakları arasında yer almasıyla sonuçlanmış ve bu hakkın devlete bazı pozitif yükümlülükler öngördüğü kabul edilmiştir. TCK'nın 181. maddesinde düzenlenen "çevrenin kasten kirletilmesi suçu"; Anayasanın 56. maddesi ile güvence altına alınan "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama" hakkını korumakta ve bu hakkı ihlal eden eylemleri yaptırıma bağlamaktadır. Suçun oluşması için bir zararın meydana gelmesi aranmamış, fiilin çevreye zarar verecek şekilde işlenmesi yeterli görülmüş, bu nedenle tehlike suçu olarak düzenlenmiş, ancak belirli kişi veya kişilere değil, topluma yönelik tehlikenin önlenmesi amaçlandığından genel tehlike yaratan suç tipleri içerisinde yer almıştır. Diğer taraftan suç tanımında fiilin yarattığı tehlikenin; "çevreye zarar verecek şekilde" (181/1.f) veya "kalıcı özellik göstermesi" (181/3.f) ya da eylemin maddede belirtilen etkilere neden olabilecek "niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi" (181/4.f) aranmakla, suçun somut tehlike suçu" vasfında olduğu anlaşılmaktadır. 2872 sayılı Kanunun 2. maddesinde atık terimi; herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde" şeklinde tanımlanmış, Kanunun 8. maddesinde; "her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır" hükmüyle kirletme yasağı getirilmiş ve kirliliğe yol açacak her türlü atık ve artığın kanunda belirlenen temel esaslara uygun olarak düzenlenen yönetmeliklerde öngörülen standart ve yöntemlere uygun olarak alıcı ortama verilebileceği hükme bağlanmıştır. 2872 sayılı Kanunun 11/1. maddesinde de; "üretim, tüketim ve hizmet faaliyetleri sonucunda oluşan atıklarını alıcı ortamlara doğrudan veya dolaylı vermeleri uygun görülmeyen tesis ve işletmeler ile yerleşim birimleri atıklarını yönetmeliklerde belirlenen standart ve yöntemlere uygun olarak arıtmak ve bertaraf etmekle veya ettirmekle ve öngörülen izinleri almakla yükümlüdürler" denilerek, tesis ve işletmeler ile yerleşim birimlerine yasal yükümlülükler getirilmiş, aynı maddenin 9. fıkrasında atıkların üretimi, zararlarının önlenmesi veya azaltılması ile atıkların geri kazanılması ile ilgili esasların yönetmelikte düzenleneceği, 13. fıkrasında ise, tehlikeli atık üreticilerinin yönetmelikte belirtilecek esaslara göre atıklarını bertaraf etmek veya ettirmekle yükümlü oldukları belirtilmiştir. Böylece, çevreye zarar verebilecek atık veya artıkların alıcı ortama katılmasına ilişkin temel esaslar 2872 sayılı Çevre Kanununda açıklanmış, bu esaslara uygun olarak düzenlenen yönetmeliklerde de ilgili standart ve yöntemler belirlenmiş, atık ve artıkların anılan standart ve usullere aykırı olarak çevreye zarar verecek şekilde kasten toprağa, suya veya havaya verilmesi TCK'nın 181. maddesi ile yaptırıma bağlanmıştır. Bu kapsamda katı atıklarla ilgili ayrıntılı düzenleme 14.03.1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde, tehlikeli atıklar hakkında ise 14.03.2005 tarih ve 25755 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği'nde düzenleme yapılmış, bu Yönetmeliğin "Atık Üreticisinin Yükümlülükleri" başlıklı 9. maddesinin birinci bendinde, "Atık üreticisi,... Atıklarını bu Yönetmelikteki esaslara uygun olarak kendi imkanları ile veya kurulmuş atık bertaraf tesisinde gerekli harcamaları karşılayarak veya belediyelerle yada gerçek ve tüzel kişilerle kurulacak ortak atık bertaraf tesislerinde bertaraf etmek veya ettirmekle,...yükümlüdür" hükmüne yer verilmiş, 6. maddede ise Yönetmeliğin uygulanmasıyla ilgili olarak bakanlık görevlendirilmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde dosyada incelenen uyuşmazlığa gelince: 1- Her ne kadar dosyada mevcut bilirkişi raporunda kullanılmış akü geri kazanım işlemi sonucu ortaya çıkan cüruf şeklindeki atıkların, analiz gerekmeksizin Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin Ek-7 Listesinde (A) kategorisinde 'tehlikeli atık" niteliğinde bulunduğu belirtilmekte ise de, sanıklar ve müdafilerinin savunmalarında; ...'deki fabrikada yapılan üretim sonucu ortaya çıkan atıkların bir kısmının evsel atıklarla aynı yere atılabileceğinin, diğer kısmının ise tehlikeli atık olması nedeniyle rutin olarak yıllardır ...'te bulunan ... firmasındaki lisanslı depoya gönderildiğini ve bu gönderilerle ilgili belgeleri dosyaya ibraz ettiklerini, evsel atık türündeki cürufun ise ... bölgesinde belediye atık alanına dökülmekte olduğunu, nitekim bu yöndeki uygulama nedeniyle Çevre İl Müdürlüğünce önce idari para cezası uygulanmış ise de, yaptıkları itiraz üzerine Bakanlıktan alınan görüş doğrultusunda ... İl Çevre ve Orman Müdürlüğünün 15.1.2007 tarihli ve 124 sayılı yazısı ile işletmenin atıklarının tehlikesiz olarak depolanabilme özelliğine sahip bulunması sebebiyle evsel atık düzenli depo tesislerinde ayrı olarak depolanabileceğinin belirtilmesi nedeniyle uygulamalarının bu yönde devam ettiğini, şirketin aldığı malları getirmek üzere Ankara'ya gidecek kamyonları ile Çevre İl Müdürlüğü yazısında belirtilen nitelikteki atıkların, ... Belediyesi tarafından gösterilen alana ücreti ödenip makbuz alınarak ve diğer atıklarla karışmayacak şekilde depo edildiği, ancak numune alınan son kamyondan boşaltılan atıklar üzerinde yapılan incelemede tehlikeli atık niteliğinde bulunduğunun belirlenmesi üzerine yaptıkları araştırma neticesinde, son kamyonun yüklenmesi sırasında, lisanslı şoförlerin yükleme için aracı depo önüne bırakıp yemeğe gittikleri sırada yakında bulunan bir kısım tehlikeli atığın yanlışlıkla işçiler tarafından kamyona yüklendiğinin taraflarınca sonradan anlaşılması karşısında, önceki kamyonlarca dökülen atıkların Çevre İl Müdürlüğünce uygun bulunan yöntemle belediyenin evsel atıklar alanına ve diğer atıklarla karışmayacak şekilde dökülmesi nedeniyle suç kastının bulunmadığını, son kamyondaki atıkların ise taksirle depo alanına döküldüğünü ileri sürmeleri ve dosyada mevcut ... İl Çevre ve Orman Müdürlüğünün sanıkların çalıştıkları ... A.Ş. adlı şirkete hitabeden 15.01.2007 tarihli ve 124 sayılı yazısında, "işletmenin atıklarının Ek-11 A'ya göre tehlikesiz olarak depolanabilme özelliğine sahip atık olması sebebiyle, Katı atıkların Kontrolü Yönetmeliği beşinci bölümünde yer alan teknik standartları ve alt yapıyı haiz evsel atık düzenli depo tesislerinde ayrı olarak (tek tür) depolanarak nihai bertarafının sağlanabileceğinin belirtilmesi karşısında; ... İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'nden, anılan bu yazıdan sonra suç tarihine kadar ilgili şirketin belediye çöplüğüne dökme şeklinde yaptığı uygulamanın yasaklanmasına yönelik bir işlem yapılıp yapılmadığı da araştırılarak, idarenin yönlendirmesiyle bu şekilde bir uygulamanın ortaya çıktığı sonucuna ulaşılması durumunda suç kastının oluşmayabileceğinin gözetilmesi ve maddi olgunun savunmadaki gibi son kamyonda tehlikeli atıkların özensizlikle toprağa bırakıldığı biçiminde kabul edilmesi durumunda da çevrenin taksirle kirletilmesi suçunun tartışılması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle TCK'nın 181. maddesi ile hüküm kurulması, 2- Kabule göre de; Mahkemece hükme dayanak yapılan ve çevre mühendisi ve kimyager bilirkişiler tarafından hazırlanan 12.12.2007 ve 16.06.2008 tarihli raporlarda, yukarıda açıklanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümlerinde öngörülen esas ve usullere aykırı olarak, ... San. Ve Tic. A.Ş. tarafından Ankara İli ... köyünde bulunan belediyeye ait hafriyat döküm alanına atılan ve ... Test ve Analiz Laboratuvarı sonucuna göre içinde 24.09 mg/Lt kurşun olduğu belirlenen, hurda akü geri dönüşümü sırasında ortaya çıkan tehlikeli atığın (cürufun) TCK'nın 181/4. maddesi kapsamında "insan ve hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye" neden olup olmayacağı konusunda bilimsel verilerle desteklenmiş kesin ve net açıklamaların yer almaması karşısında, aralarında Genetik ve Metalürji mühendislerinin de bulunduğu üniversitelerden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulundan geçerliliği ulusal veya uluslararası düzeyde bilimsel olarak verilere dayalı yeni bir rapor alınması ve sanıkların eylemlerinin anılan fıkra kapsamında kalıp kalmayacağının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanması ve sonucuna göre sanıkların hukuksal durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, b) Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği EK-7'de "Tehlikeli Atık Listesi" verilmekte ve bu listeye ilişkin olarak "Bu ekte (A) işareti ile belirlenmiş atıklar tehlikeli özelliklerine bakılmaksızın kesinlikle tehlikeli atıktır" değerlendirmesi yer almaktadır. Bu çerçevede, kurşun ışıl işlemlerinden kaynaklanan tüm cüruf atıkları (A) kategoridir. Bu kategorideki atıklar analiz yapılmasına gerek olmaksızın "tehlikeli" görülmektedir. Bu açıklamalar karşısında; aynı şirket tarafından aynı suç işleme kararı ile aynı hafriyat döküm alanına kısa aralıklarla atılan cürufun analiz yapılmasına gerek olmaksızın sözü edilen listedeki (A) kategorisinde yer alan "tehlikeli atık '"kapsamında olması nedeniyle TCK'nın 43/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, Yasaya aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısı, sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 27/12/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

"Gürültüye Neden Olma" suçu hangi başlık altında düzenlenmiştir?

A) Kamu Barışına Karşı Suçlar
B) Çevreye Karşı Suçlar
C) Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma
D) Genel Tehlike Yaratan Suçlar
E) Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol