5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 182

Türk Ceza Kanunu 182. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 182- (1) Çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi, adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gürültüye neden olma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

14 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2024/1786 E., 2024/4324 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
1.Tekirdağ 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 17.07.2013 tarihli 2012/873 Esas 2013/534 Karar sayılı ilamı ile sanık hakkında çevrenin taksirle kirletilmesi suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 182 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırak
4. Ceza Dairesi         2024/1786 E.  ,  2024/4324 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/999 E., 2016/209 K. SUÇ : Çevrenin taksirle kirletilmesi HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Tekirdağ 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 17.07.2013 tarihli 2012/873 Esas 2013/534 Karar sayılı ilamı ile sanık hakkında çevrenin taksirle kirletilmesi suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 182 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. 2. Sanığın denetim süresi içerisinde suç işlediğinden bahisle yapılan ihbar üzerine Tekirdağ 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.02.2016 tarihli 2015/999 Esas 2016/209 Karar sayılı ilamı ile açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmış ve sanığın 5237 sayılı Kanun'un 181 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Sanık müdafiinin temyiz isteminin özetle; atık suyun ulaştığı yerin tespitinden sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken dosyada alıcı ortama ilişkin tespit yapılmadığı ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğu, aynı işletme ile ilgili daha önce de tutanak tutulduğu ve o dosyada beraat kararı verildiği emsal karar dikkate alınmadan hüküm kurulduğu, açıklanan hükmün hatalı olarak ertelenmediği ya da seçenek yaptırımlara çevrilmediği bu nedenlerle ve re'sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir. III. GEREKÇE Gerekçeli karar başlığında suç adının "çevrenin taksirle kirletilmesi" yerine "çevrenin kasten kirletilmesi" şeklinde ve hükmün açıklanması yargılamasında hüküm fıkrasında uygulama maddesinin "182/1" yerine "181/1" olarak gösterilmesinin mahallinde düzeltilir maddi hata niteliğinde olduğu belirlenmiştir. 1. Sanığın yargılamaya konu eylemi için, 5237 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst sınırına göre aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. 2. 5237 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 24.02.2016 tarihli mahkumiyet kararı olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.04.2024 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

18. Ceza Dairesi, 2016/13661 E., 2017/4864 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır.
18. Ceza Dairesi         2016/13661 E.  ,  2017/4864 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Çevrenin kasten kirletilmesi, iftira HÜKÜMLER : Beraat KARAR Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: 1-) Müştekiler , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’nun çevrenin kasten kirletilmesi ve iftira suçlarına yönelik temyiz istemi ile katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği, ..., , ...’in iftira suçu açısından temyizinde, doğrudan doğruya zarar görmedikleri ve bu nedenle davaya katılma hakkı bulunmadığından, Kanun yoluna başvurmak hak ve yetkisi bulunmadıkları anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca çevrenin kasten kirletilmesi ve iftira suçları açısından müştekiler Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi vekili, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... vekilinin ile iftira suçu açısından katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği, ..., , ...’in tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan kurulan hükümlerin temyizine gelince; Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Genel İlkeler: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. II – Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler: 2872 sayılı Kanunun ek 1/a maddesi “Toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine, giderilmesine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” hükmünü içermektedir. Aynı Kanun’un 20. maddesinin (j) bendine göre Kanunda ve yönetmelikte öngörülen yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya gerekli önlemleri almadan atıkları toprağa vermek yaptırım gerektiren bir eylem olarak tanımlanmıştır. Alıcı ortam olan toprağın kirlenmesinin önlenmesi, kirliliğin giderilmesi, arıtma çamurlarının ve kompostun toprakta kullanımında gerekli tedbirlerin alınması esaslarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde ortaya koymak amacıyla önce 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesine istinaden 31.05.2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. 08.06.2010 tarihinde ise aynı amaçlar için bu kez 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun ek 1/a maddesine dayanılarak Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik kabul edilerek uygulamaya konulmuş ve 2005 tarihli Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. 2005 tarihli Yönetmeliğin 7/a, 2010 tarihli Yönetmeliğin ise 6/b maddesiyle, genel ilke olarak her türlü atık ve artığın, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standart ve yöntemlere aykırı olarak ve toprağa zarar verecek şekilde, doğrudan veya dolaylı biçimde toprağa verilmesi, depolanması gibi faaliyetlerde bulunmak yasaklanmıştır. Her iki Yönetmelik de, “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddelerinde atık tanımı yapmak suretiyle, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların neler olduğunu belirlemiştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu iki Yönetmeliğin, atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılmasına ilişkin düzenlemelerinde farklılıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda; A) 2005 tarihli Yönetmelik, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4., Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddelerinde atık olarak tanımlanmış unsurları toprak kirliliğine neden olacak atıklar olarak kabul etmiştir. B) 2010 tarihli Yönetmelik ise “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddenin; a) 4/(b) bendindeki düzenleme ile 05.07.2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-1’inde yer alan sınıflardaki maddeleri, b) 4/(n) bendindeki düzenleme ile kendi ekindeki Ek-1 listesinde yer verilen maddeleri, c) 4/(z/ğğ) bendindeki düzenleme ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek IV listesinde (A) ve (M) ile işaretlenmiş atıklarla, Ek-III/B’de yer alan eşik konsantrasyonu üzerinde değere sahip olan atıkları, d) 4/(z/hh) bendindeki düzenleme ile Tehlikeli Maddelerin ve Müstahzarların Sınıflandırılması, Ambalajlanması ve Etiketlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (II) bendinde tanımlanan tehlikeli maddeler ve müstahzarlar ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3. maddesinde yer alan tehlikeli maddeler tanımına giren tüm maddeleri, Toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali olan atık olarak kabul etmiş, (u) bendindeki düzenleme ile de kendi eklerinden olan Ek-2 Tablo 2’de yer alan faaliyetleri potansiyel kirletici faaliyetler olarak belirlemiştir. 2005 tarihli Yönetmeliğin 4. maddesinde stabilize arıtma çamurunun; “Fermente edilebilirliğini ve kullanımından kaynaklanan sağlık tehlikelerini önemli ölçüde azaltmak üzere, biyolojik, kimyasal ya da ısıl işlemden, uzun süreli depolama ya da diğer uygun işlemlerden geçirilmiş arıtma çamurları” olduğu ifade edilmiş, 10 ilâ 13. maddelerinde bunların toprakta kullanım koşulları belirlenmiştir. Yine 4. maddedeki tanımlamaya göre “ham çamur”; “evsel ya da kentsel atıksuları işleyen arıtma tesislerinden ve evsel ve kentsel atıksulara benzeyen bileşimdeki atıksuları arıtan diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları, fosseptik tanklarından ve evsel ya da kentsel atıksuları arıtmak için kullanılan diğer tesislerden gelen arıtma çamurları ve bunların dışındaki diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları” olup, bunların toprakta kullanımı da 12. maddedeki düzenleme ile yasaklanmıştır. Doğrudan toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine hizmet eden bu yönetmeliklerin yanısıra, “atıkların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetimlerinin sağlanmasına yönelik esasları” belirleyen 2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ile “Her türlü atık ve artığın çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama verilmesi, depolanması, taşınması vb faaliyetleri düzenleyen” 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin de toprak kirliliğine ilişkin yasaklamalarına değinmek gerekir. 05.07.2008 tarihinden itibaren yürürlükte olan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 4/a ve 6. maddelerine göre, Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıkların, toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, dolgu yapılması yasaktır. Anılan Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıklar, 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 4/b maddesinde de toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atık olarak benimsenmiştir. Dolayısıyla 05.07.2008 tarihinden itibaren Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-I listesinde yer verilen atıklar, toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atıklar olarak kabul edilmelidir. Öte yandan, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 18. maddesi, “evsel ve evsel nitelikli endüstriyel atıksuların, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlemleri sonucunda ortaya çıkan, suyu alınmış, kurutulmuş çamuru” ifade eden ve katı atık sınıfında kabul edilen “arıtma çamurunun”, denizlere, göllere ve benzeri alıcı ortamlara, caddelere, ormanlara ve çevrenin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacak yerlere dökülmesini yasaklamıştır. Görüleceği üzere; toprak kirliliğine ilişkin 2005 ve 2010 tarihli yönetmeliklerin her ikisi de, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan her türlü atık ve artığın doğrudan toprağa verilmesini yasaklamakla birlikte, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılması hususunda farklı düzenlemelere yer vermiştir. Bu durumda, alıcı ortamlardan toprağa verilmesi suç oluşturacak olan atığın, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında bulunması, bu kapsamda değilse; A) 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nin yürürlüğe girme tarihi olan 31.05.2005 ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin yürürlüğe girme tarihi olan 05.07.2008 tarihleri arasında gerçekleşen eylemler bakımından, 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddesinde diğer Yönetmeliklere atıf suretiyle belirlenen atıklardan olması, B) Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 05.07.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi, 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin anılan yönetmeliğe yollama yapmış olması ve 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alındığında, 05.07.2008 ile 08.06.2010 tarihleri arasında işlenen eylemler yönünden Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek-1 listesinde belirtilen atık türlerinden olması, C) 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi, toprağı kirleten, kirletme ihtimali bulunan atıklara ilişkin önceki yönetmelikten farklı nitelikte atık gruplarını oluşturması nedeniyle de 08.06.2010 tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından, 4/b maddesinde bahsedilen kirletici unsurlara ilaveten, atığın; - (n) bendi ile kendi ekindeki Ek-1’de tablo halinde gösterilen jenerik kirletici sınır değerlerini aşması, - z/ğğ bendinde belirtilen nitelikte tehlikeli atık veya z/hh bendinde tanımlanan tehlikeli madde sınıfına ilişkin koşulları taşıması, Gerekmektedir. Farklı tarihlerde farklı atık listeleri benimsenmiş olması karşısında, zaman bakımından uygulama ilkesinin zorunlu sonucu olarak suç tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelikte toprağı kirlettiği yahut kirletme ihtimali taşıdığı kabul edilen atığa, sonradan yürürlüğe giren yönetmelikte de yer verilmiş olmalıdır. Bu itibarla, yargılama sırasında öncelikle suça konu atığın cinsi ve alıcı ortam olan toprağa bırakıldığı tarihe göre tabi olduğu yönetmelik belirlenerek, ilgili yönetmeliğin hangi maddesinde veya ekinde bahsedilen atık kapsamına girdiği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmalı, ayrıca bütün bu hususlar Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde kararda açıkça gösterilmelidir. III - Yargılamaya Konu Olay Sanık ... hakkında düzenlenen İzmir C.Başsavcılığınca düzenlenen 28.02.2008 gün ve 2008/6685-375 sayılı iddianame ile; atık akümülatörlerden kurşun geri kazanımı konusunda faaliyet gösteren ... Tic.A.Ş. nin Çevre ve Orman Bakanlığınca belirtilen bertaraf yönetmeliğine aykırı davranarak beyan edilen günlük atık miktarının çok üzerinde fabrika atıklarını araziye gömerek atılı suçu işlediğinin ihbar olunduğu, ihbar üzerine yapılan soruşturmada ve alınan raporlar çerçevesinde söz konusu yerde cüruf, baca tozu, kirli toprak ve separatör atığı olarak dört farklı atık buluduğu tespit edildiği, atıkların çevreye zarar verecek nitelikte olduğu ve atıkların TCK nun 181/3. Maddesinde belirtildiği gibi toprakta kalıcı özellik göstereceği ve TCK.nun 181/4. Maddesine belirtildiği gibi söz konusu atıkların insanlar ve hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olacağı, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirebilecek niteliklere sahip olduğu alınan bilirkişi raporunda belirlendiği, sanığın iddianamedeki yasa maddeleri uyarınca 5237 sayılı TCK nun 181/1,181/3,181/4. Maddeleri uyarınca cezalandırılması istenmiştir. Çevreyi kasten kirletmek suçundan sanık ... hakkında verilen 03/06/2009 tarih ve 2008/98 Esas -2009/195 Karar sayılı kararın temyiz incelemesi için gönderildiği, Yargıtay 4.Ceza Dairesi'nin 28/05/2013 tarih ve 2011/7234- 2013/16347 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. İzmir C.Başsavcılığının 22.09.2009 tarih ve 2009/25649 ve 2009/827 esas sayılı iddianamesi ile; Sanık ...’nın, şikayetçinin Dedesi olan ve aynı isim ve soyadını taşıyan ve vefat etmiş olan ...'a ait işyerinde 1987 yılında çalışmaya başladığı, çalışmasına kimya mühendisi ve Şirket yöneticisi-sorumlusu olarak ... Varisleri Adi Ortaklığı Şirketinde devam ettiği, keza, ... Sanayii Ticaret Anonim Şirketinde de çalışmasını aynı görevden ve Şirketlerin sorumlusu sorumlusu olarak sürdürdüğü, bu işyerlerinin çalışma alanının hurda aküden geri kazanım yöntemiyle alaşımlı ve saf külçe kurşun üretimi olduğu, sanığın ailevi sorunlar nedeniyle, iş akdinin 28/12/2006 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinin ise 22/1/2007 tarihinde sona erdiği, sanığın yukarıda sayılan şirketlerin yönetim kurulu üyeliğini, şirketin sorumlu müdürlüğünü yaptığı ve kimya mühendisi olduğu ve bu sorumlulukları nedeniyle atıklara ilişkin önlemleri almak kendi yetki ve sorumluluğunda olduğu halde, 26/03/2007 tarihinde şikayetçi hakkında ihbarda bulunarak soruşturmaya ve kovuşturmaya başlanılmasına neden olduğu(İzmir 3. Ağır ceza Mahkemesi), halen şikayetçi hakkında yargılamanın sürmekte olduğu, yapılan soruşturma sonucunda elde olunan Çevre İl Müdürlüğünce tutulan tutanaklardan sanığın bizzat imzaladığı "ibraname ve feragatname"den ,"emisyon izin başvuru formu"ndan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yazıları ve tanıkların beyanlarından son olarak da İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında bulunan belgelerden, sanığın bizzat kendisinin sorumlu olduğu Çevre ve Orman Bakanlığınca belirlenen tehlikeli atıkların bertarafına ilişkin yönetmeliğe aykırı bir şekilde ve kasten çevreye zarar verdiğini bilerek beyan edilen günlük atık miktarının çok üzerine fabrika atıklarını araziye gömdüğü, bu atıkların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olacağı, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirebilecek nitelikte olduğu bilirkişi raporları ile İzmir 3. Ağır Ceza Mah.2008/98 Esas ve aynı dosyanın 2007/34175 soruşturma evrakı ile saptandığı gibi kendisinin de kimya mühendisi olması nedeniyle bildiği halde eylemini sürdürdüğü anlaşılmakla: Türk Ceza Kanunu 181/1, 181/3, 181/4, 53, 268/1 yollamasıyla 267/1, 53 maddeleri gereğince tecziyesi istemi ile İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/216 Esasına kayden yapılan yargılamada İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ile temyize konu yargılama arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan bahisle 04.11.2013 gün ve 2009/216 Esas- 2013/372 Karar sayılı ilamıyla her iki dava dosyasının İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. İzmir C.Başsavcılığınca düzenlenen 20.12.2013 gün ve 2013/45948-2356 sayılı iddianame ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında İzmir Gaziemir ilçesinde bulunan ... Sanayi ve Tic. A.Şirketinin yönetim kurulu üyeleri ve sorumlu müdürü oldukları, şirketin faaliyetini 1940 yıllardan bu yana hurda akü ve diğer malzemelerden kurşun elde etme faaliyetinde bulunduğu, 2010 yılında şirketin faaliyetlerini durdurduğu, 2003 yılında İzmir Valiliğinde alınan izinle, fabrika arazısi içinde atık depolama alanı kurulduğu, 2005 yılında yürürlüğe giren Tehlike Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine göre, İzmit'te bulunan İZELBAŞ atık bertaraf merkezine atıkların zaman zaman gönderildiği, 16 Nisan 2007 yılında İzmit İZEYBAŞ tesisinde tesislerinde cürüf atımının getirildiği sırada, tesis girişinde bulunan sabit radyasyon ölçüm cihazının alarm vermesi üzerine durumun Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna (TAEK) bildirildiği, bunun üzerine Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine olay yerine giden ekip tarafından cürüf yüklü aracın tesis dışına alınarak ölçümler yapıldığı ve radyasyon tespit edilmesi üzerine aracın Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine nakledildiği, burada atık malzemenin ayıklandığı, radyoaktifite bulaşığı tespit edilen cürüf malzemede yapılan analiz sonuçlarına göre, EUROPİUM elementinin tespit edildiği, 19-20 Nisan 2007 tarihlerinde Aslan Avcı tesislerinde radyoaktif ölçümlerin yapıldığı, bulaşma olmadığının tespit edildiği, cürüfün bulunduğu koruma sahasında ise yer yer doğal seviyelerin üzerine radyasyonun ölçüldüğü, radyoaktif bulaşmanın tespit edildiği cürüf depolama sahasının güvenlik altına alınarak sahanın giriş çıkışı önlemek amacıyla tel örgüyle çervildiği, diğer alanların kullanımında sakınca bulunmadığının tespit edildiği, 30 Nisan -1 Mayın 2007 tarihleri arasında Çekmece Nükleer Araştırma Eğitim Merkezinin uzmanlarınca firma tesislerinde gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde, yeni üretilen gerek kurşun mamüllerinde gerekse cürüflarda doğal düzeyin üzerinde radyasyon doz hızı gözlenmediği, buna karşılık 6 aydır atık depolarında bekletilen ve İzeldaş atık depolarına gönderilen yaklaşık 1.100 ton cürüf üzerinde yapılan incelemelerde, doğal radyasyon seviyesinin üzerinde artışların tespit edildiği, bu malzemelirin yaklaşık 200 tonu kepçe vasıtasıyla geniş bir alana serilerek yapılan ölçümler sonucunda, 15 ton malzeme Çekmece Nükleer Araştırma Merkezine gönderilmek üzere ayrıldığı, 22-23 Mayıs 2008 tarihinde, Türkiye Atom Enerjisi Kurumundan yeni bir ekibin tesislere intikal ederek ölçümler yaptığı, ölçümler sonucunda, radyasyon seviyelerinin doğal düzeylerde olduğunun tespit edildiği, alınan numünelerin Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine gönderilerek analizlerinin yapıldığı, iki tanesinde radyoaktife rastlanıldığı, 26-21 Haziran tarihleri arasında TAEK ekibinin yeniden ilgili firmaya geldiği, radyasyon bulaşmış cürüf içeren 17 adet konterynır (21.300 kg) cürüfün Çekmece Nükleer Araştırma Eğitim Merkezine gönderildiği, yeniden alınan numünelerin Sarayköy Nükleer Araştırma Merkezine gönderilerek yaptırılan analizinde, radyoaktife analizde sadece bir numünede radyoaktife bulaşığının tespit edildiği, 25-31 Ağustos 2008, 1 Eylül 2008, 3 Eylül 2008 tarihinde, 4-5 Eylül 2008, 8-12 Eylül, 5 Kasım 2008 tarihlerinde de yapılan analizlerde herhangi bir radyoaktife artığının tespit edilmediği, 22-24 Ekim 2008 tarihlerinde, yapılan inceleme firmanın geçici depolama yeri inşaa ettiği, karantina sahası oluşturduğunun tespit edildiği, 29 Eylül- 1 Ekim 2010 ve 12-15 Ekim 2010 tarihleri arasında firma tesislerinde TAEK görevlileri tarafından yeniden inceleme yapıldığı, yapılan kontrollerde herhangi bir radyoaktif bulaşma tespit edilemediği, 11 Aralık 2012 tarihinde adı geçen fabrika sahasının önüne Türkiye Radyasyon Erken Uyarı Sisteminin parçası olarak bir radyasyon ölçüm istasyonunun kurulduğu, otomatik olarak yapılan ölçüm sonuçlarının TAEK Afet ve Acil Durum Yönetimi Merkezine anlık olarak iletilmesinin sağlandığı, alınan ölçüm sonuçlarının tamamen doğal seviylerde radyasyon tespit edildiği, 25-29 Aralık 2012 tarihinde, yeniden analizlerin yapıldığı herhangi bir radyoaktif bulaştığının tespit edilemediği, 10-15 Şubat 2013 tarihinde jeofizik etüd çalışmaları yapılmış, bu sırada kuyulardan ve yüzey suyundan alınan suların analizlerinin yapıldığı, herhangi bir radyoaktif bulaşmanın tespit edilemediği, yine 2-12 Haziran 2013 tarihleri arasında, sondaj yaptırılmış, alınan analiz sonuçlarına göre, yeraltı sularına herhangi bir radyoaktifitenini sızmasının söz konusu olmadığı, toprak örneklerinden alınan sonuçlarına göre, atık alanın oldukça sınırlı bir bölgesinde radyoaktif bulaşmaya rastlanıldığı, sanıkların alınan ifadelerinde, atılı suçları kabul etmedikleri, söz konusu atıkların çok eski zamanlarda kalma olduğunun, söz konusu işletmeyi ölen babalarının fiilen işlettiğini, kendilerinin fiili olarak yönetime katılmadıklarını belirttikleri, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığnın 28/02/2008 tarih, 2007/34175 soruşturma, 2008/6685 esas, 2008/375 iddianame numaralı iddianamesi ile ... hakkında çevreyi kasten kirletmek suçu nedeniyle açılan kamu davasının İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 esas sayılı dosyasında derdest bulunduğu, bu dosya içeriğinde de, Tubitak raporu ve bilirkişi raporunun bulunduğu, tüm soruşturma evrakı kapsamından sanıkların atılı suçu işledikleri anlaşıldığından, yargılamalarının yapılması ile eylemlerine uyan 5237 Sayılı TCK’nun 181/1, 3,4, 53/1-2, 58 Maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi talep ve dava olunmuştur. İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/13 Esasına kayden açılan kamu davasında yine İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 E.sayılı dava dosyası ile arasında fiili ve hukuki irtibat bulunması nedeniyle 13.03.2014 gün ve 2014/13-160 E.K. sayılı karar ile her iki dava dosyasının İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 E. sayılı dava dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamında temin edilen Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 17 Mart 2014 tarihli yazıda; “2007 yılında ... A.Ş.nin eski yönetim kurulu üyesi olan ...'nın İzmir Valiliğine fabrika sahasına atık gömüldüğü yönünde şikayette bulunduğu, bunun üzerine 01.05.2007 tarihinde Çevre ve Orman İl Müdürlüğü ile İzmir Büyükşehir Belediyesi temsicileri ile birlikte komisyon oluşturularak sahada yerinde inceleme yapılıp iş makinesiyle kazılar da yapıldığı, şikayet dilekçesinde yer alan cüruf atıklarının fabrika sahasında gömülü olduğunun tespitinin yapıldığı; alınan numunelerde yapılan analiz sonucunda da bu cüruf atıklarının tehlikeli atık olduğunun belirlendiği; ancak alandaki atıkların miktarının çok fazla olması nedeniyle hangi atığın hangi tarihte alana atıldığıyla ilgili herhangi bir tespit yapılamadığı; valilikçe yapılan incelemeler sonucunda yapılan tespite göre söz konusu şirket hakkında 12.04.2007 tarihinde TCK.nun 181.maddesine muhalefet suçundan İzmir C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulup şirkete de 13.03.2008 tarihinde 321.000 TL.idari para cezası uygulandığı; Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün 15.01.2004 tarihli yazısı ile ... Varisleri Adi Ortaklığı firmasına hurda aküden külçe kurşun, kurşun monoksit ve alaşımlı kurşun üretmek amacıyla geri kazanım tesisi lisansı ve faaliyet sonucu oluşan atıkların o tarihlerde İzmir ilinde lisanlı nihai bertaraf tesisi bulunmaması nedeniyle bu atıkları 1 yıl süre ile depolamak üzere ara depolama lisansı verildiği; ancak söz konusu ara depolama lisansının belli koşullara bağlandığı ve müdürlükleri tarafından uygulanan idari yaptırıma esas atıkların depolandığı kısmın bu koşulları sağlamadığı; tesiste Çevre Orman Müdürlüğü yetkililerince defaatle denetimler yapıldığı ve bu denetimlerde bakanlıkça izin verilen geçici depolama alanının da denetlendiği; bahsedilen ihbar dilekçesiyle konunun müdürlüklerine iletilmesi haricinde alana atık bırakıldığı veya görüldüğüne dair yapılmış herhangi bir ilave tespit bulunmadığı” bildirilmiştir. Yine dosya kapsamında yapılan incelemede, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetim Dairesi Başkanlığının ... Varisleri Adi Ortaklığı firmasına 15 Ocak 2004 tarihinde Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin ek 6 listesinde bulunan akülerin geri kazanımı ile ilgili olarak R4350007 lisans numaralı 3 yıl süreyle geçerli olmak üzere işletme lisansı verdiği, buna dayalı olarak da adı geçen firmaya cüruf ve hurda akünün dökme şeklinde depolanması için 28.07.2006 tarihinde aynı müdürlükçe geçici atık depolama izin belgesi verildiği, tehlikeli atık taşıyan firma sıfatıyla adı geçen firmanın araçlarına usulüne uygun araç lisans belgelerinin verildiği, A grubu emisyon izin belgelerinin dosya içinde bulunduğu, yazıda bahsedilen komisyon vasıtasıyla yapılan inceleme sonucunda TUBİTAK MAM Kimya ve Çevre Enstitüsünün rapor ve analiz dökümlerinin de bulunduğu görülmektedir. 2009 yılında Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde maden mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda, uydu görüntüleri, alınan örnekler ve fotoğraflar değerlendirildiğinde, suça konu alanın topoğrafyasında değişiklik olmadığı, iddianameye konu kirliliğin 2004 yılı öncesinde meydana geldiği belirtilmiştir. Yargılama aşamasında ifadesine başvurulan tanıklar tarafından verilen beyanlarda özetle, yargılamaya konu eylemin 2004 yılı öncesinde gerçekleştiği ifade edilmiştir. TCK’nın 344. maddesine göre, Kanunun 181/1 ve 182/1 maddelerinin 12.10.2006 tarihinde, maddelerin diğer fıkralarının ise 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği görülmektedir. Dosya kapsamı değerlendirildiğinde, suça konu eylemin gerçekleştiği tarihte, TCK’nın 181 ve 182.maddelerinin yürürlükte olmadığı, eylemin bu tarihlerden önce meydana geldiği anlaşılmıştır. Suç tarihine göre, 765 sayılı TCK açısından yapılan değerlendirmede, sanıklara yükletilen eylemin, aynı Kanunun 383.maddesi kapsamında kaldığı görülmektedir. Bu suretle suçun oluştuğu belirlenen 2004 yılına göre hükümden sonra, sanıklar yararına olan 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmıştır. IV – Sonuç ve Karar Açıklanan gerekçelerle, katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü vekili, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği vekili, ..., , ...’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak CMK'nın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan KAMU DAVALARININ DÜŞÜRÜLMESİNE, 02.05.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
18. Ceza Dairesi, 2017/4812 E., 2017/12766 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır.
18. Ceza Dairesi         2017/4812 E.  ,  2017/12766 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜMLER : Düşme KARAR Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Genel İlkeler: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. II – Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler: 1-) Toprak Kirliliği 2872 sayılı Kanunun ek 1/a maddesi “Toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine, giderilmesine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” hükmünü içermektedir. Aynı Kanun’un 20. maddesinin (j) bendine göre Kanunda ve yönetmelikte öngörülen yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya gerekli önlemleri almadan atıkları toprağa vermek yaptırım gerektiren bir eylem olarak tanımlanmıştır. Alıcı ortam olan toprağın kirlenmesinin önlenmesi, kirliliğin giderilmesi, arıtma çamurlarının ve kompostun toprakta kullanımında gerekli tedbirlerin alınması esaslarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde ortaya koymak amacıyla önce 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesine istinaden 31.05.2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. 08.06.2010 tarihinde ise aynı amaçlar için bu kez 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun ek 1/a maddesine dayanılarak Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik kabul edilerek uygulamaya konulmuş ve 2005 tarihli Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. 2005 tarihli Yönetmeliğin 7/a, 2010 tarihli Yönetmeliğin ise 6/b maddesiyle, genel ilke olarak her türlü atık ve artığın, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standart ve yöntemlere aykırı olarak ve toprağa zarar verecek şekilde, doğrudan veya dolaylı biçimde toprağa verilmesi, depolanması gibi faaliyetlerde bulunmak yasaklanmıştır. Her iki Yönetmelik de, “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddelerinde atık tanımı yapmak suretiyle, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların neler olduğunu belirlemiştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu iki Yönetmeliğin, atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılmasına ilişkin düzenlemelerinde farklılıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda; A) 2005 tarihli Yönetmelik, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4., Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddelerinde atık olarak tanımlanmış unsurları toprak kirliliğine neden olacak atıklar olarak kabul etmiştir. B) 2010 tarihli Yönetmelik ise “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddenin; a) 4/(b) bendindeki düzenleme ile 05.07.2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-1’inde yer alan sınıflardaki maddeleri, b) 4/(n) bendindeki düzenleme ile kendi ekindeki Ek-1 listesinde yer verilen maddeleri, c) 4/(z/ğğ) bendindeki düzenleme ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek IV listesinde (A) ve (M) ile işaretlenmiş atıklarla, Ek-III/B’de yer alan eşik konsantrasyonu üzerinde değere sahip olan atıkları, d) 4/(z/hh) bendindeki düzenleme ile Tehlikeli Maddelerin ve Müstahzarların Sınıflandırılması, Ambalajlanması ve Etiketlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (II) bendinde tanımlanan tehlikeli maddeler ve müstahzarlar ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3. maddesinde yer alan tehlikeli maddeler tanımına giren tüm maddeleri, Toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali olan atık olarak kabul etmiş, (u) bendindeki düzenleme ile de kendi eklerinden olan Ek-2 Tablo 2’de yer alan faaliyetleri potansiyel kirletici faaliyetler olarak belirlemiştir. 2005 tarihli Yönetmeliğin 4. maddesinde stabilize arıtma çamurunun; “Fermente edilebilirliğini ve kullanımından kaynaklanan sağlık tehlikelerini önemli ölçüde azaltmak üzere, biyolojik, kimyasal ya da ısıl işlemden, uzun süreli depolama ya da diğer uygun işlemlerden geçirilmiş arıtma çamurları” olduğu ifade edilmiş, 10 ilâ 13. maddelerinde bunların toprakta kullanım koşulları belirlenmiştir. Yine 4. maddedeki tanımlamaya göre “ham çamur”; “evsel ya da kentsel atıksuları işleyen arıtma tesislerinden ve evsel ve kentsel atıksulara benzeyen bileşimdeki atıksuları arıtan diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları, fosseptik tanklarından ve evsel ya da kentsel atıksuları arıtmak için kullanılan diğer tesislerden gelen arıtma çamurları ve bunların dışındaki diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları” olup, bunların toprakta kullanımı da 12. maddedeki düzenleme ile yasaklanmıştır. Doğrudan toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine hizmet eden bu yönetmeliklerin yanısıra, “atıkların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetimlerinin sağlanmasına yönelik esasları” belirleyen 2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ile “Her türlü atık ve artığın çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama verilmesi, depolanması, taşınması vb faaliyetleri düzenleyen” 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin de toprak kirliliğine ilişkin yasaklamalarına değinmek gerekir. 05.07.2008 tarihinden itibaren yürürlükte olan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 4/a ve 6. maddelerine göre, Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıkların, toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, dolgu yapılması yasaktır. Anılan Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıklar, 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 4/b maddesinde de toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atık olarak benimsenmiştir. Dolayısıyla 05.07.2008 tarihinden itibaren Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-I listesinde yer verilen atıklar, toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atıklar olarak kabul edilmelidir. Öte yandan, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 18. maddesi, “evsel ve evsel nitelikli endüstriyel atıksuların, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlemleri sonucunda ortaya çıkan, suyu alınmış, kurutulmuş çamuru” ifade eden ve katı atık sınıfında kabul edilen “arıtma çamurunun”, denizlere, göllere ve benzeri alıcı ortamlara, caddelere, ormanlara ve çevrenin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacak yerlere dökülmesini yasaklamıştır. Görüleceği üzere; toprak kirliliğine ilişkin 2005 ve 2010 tarihli yönetmeliklerin her ikisi de, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan her türlü atık ve artığın doğrudan toprağa verilmesini yasaklamakla birlikte, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılması hususunda farklı düzenlemelere yer vermiştir. Bu durumda, alıcı ortamlardan toprağa verilmesi suç oluşturacak olan atığın, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında bulunması, bu kapsamda değilse; A) 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nin yürürlüğe girme tarihi olan 31.05.2005 ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin yürürlüğe girme tarihi olan 05.07.2008 tarihleri arasında gerçekleşen eylemler bakımından, 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddesinde diğer Yönetmeliklere atıf suretiyle belirlenen atıklardan olması, B) Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 05.07.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi, 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin anılan yönetmeliğe yollama yapmış olması ve 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alındığında, 05.07.2008 ile 08.06.2010 tarihleri arasında işlenen eylemler yönünden Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek-1 listesinde belirtilen atık türlerinden olması, C) 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi, toprağı kirleten, kirletme ihtimali bulunan atıklara ilişkin önceki yönetmelikten farklı nitelikte atık gruplarını oluşturması nedeniyle de 08.06.2010 tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından, 4/b maddesinde bahsedilen kirletici unsurlara ilaveten, atığın; - (n) bendi ile kendi ekindeki Ek-1’de tablo halinde gösterilen jenerik kirletici sınır değerlerini aşması, - z/ğğ bendinde belirtilen nitelikte tehlikeli atık veya z/hh bendinde tanımlanan tehlikeli madde sınıfına ilişkin koşulları taşıması, Gerekmektedir. Farklı tarihlerde farklı atık listeleri benimsenmiş olması karşısında, zaman bakımından uygulama ilkesinin zorunlu sonucu olarak suç tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelikte toprağı kirlettiği yahut kirletme ihtimali taşıdığı kabul edilen atığa, sonradan yürürlüğe giren yönetmelikte de yer verilmiş olmalıdır. Bu itibarla, yargılama sırasında öncelikle suça konu atığın cinsi ve alıcı ortam olan toprağa bırakıldığı tarihe göre tabi olduğu yönetmelik belirlenerek, ilgili yönetmeliğin hangi maddesinde veya ekinde bahsedilen atık kapsamına girdiği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmalı, ayrıca bütün bu hususlar Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde kararda açıkça gösterilmelidir. 2-) Su Kirliliği 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (ı) ve (n) bentlerinde, denizler, içme ve kullanma suları (yapay ya da tabii göller, barajlar, akarsular, yer altı suları vs) ile içme ve kullanma suyu sağlama amacı dışındaki sular şeklinde üç grup su kaynağı belirlenmiş, tanker, gemi ve diğer deniz araçlarının kirletme faaliyetleri ayrıca düzenlenerek, sular her türlü kirlenmeye karşı koruma altına alınmıştır. Öte yandan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak “Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirleme” amacıyla kabul edilmiştir. Bu Yönetmeliğin 16 ilâ 21. maddelerinde içme ve kullanma suyu temin edilen yüzeysel sularla ilgili kirletme yasaklarına, 23. maddesinde denizlerle ilgili kirletme yasaklarına yer verilmiş, 25 ilâ 36. maddelerinde ise atıksuların boşaltım ilkeleri açıklanmıştır. Yine Yönetmeliğin 6. maddesinde alıcı su ortamını kirleten en önemli kaynaklar ve etkenler dokuz bent halinde örnekleme yoluyla sayılmış, sınırlayıcı bir belirleme yapılmamıştır. Buna göre, fekal atıklar, organik atıklar, kimyasal atıklar, aşırı üretim artışına neden olan besin  maddelerinin alıcı ortamın dengesini bozacak şekilde aşırı boşaltımı, atık ısı, radyoaktif atıklar, deniz dibinden taranan malzeme, çamur, çöp ve hafriyat artıklarının ve benzeri atıkların boşaltımı, gemilerden kaynaklanan petrol türevli katı ve sıvı atıklar (sintine suyu, kirli balast, slaç, slop, yağ ve benzeri atıklar), Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliğinin eklerinde belirtilen maddeler, örnekleme yoluyla sayılmış kirletici unsurlardır. Yönetmeliğin “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinde alıcı ortam; “Atıksuların deşarj edildiği veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu, kıyı ve deniz suları ile yeraltı suları gibi yakın veya uzak çevre” şeklinde tüm su kaynaklarını kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Aynı maddede atık; “Her türlü üretim ve tüketim faaliyetleri sonunda, fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özellikleriyle karıştıkları alıcı ortamların doğal bileşim ve özelliklerinin değişmesine yol açarak dolaylı veya doğrudan zararlara yol açabilen ve ortamın kullanım potansiyelini etkileyen katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerle atık enerji”, atıksu ise “Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş sular ile maden ocakları ve cevher hazırlama tesislerinden kaynaklanan sular ve yapılaşmış kaplamalı ve kaplamasız şehir bölgelerinden cadde, otopark ve benzeri alanlardan yağışların yüzey veya yüzeyaltı akışa dönüşmesi sonucunda gelen sular” şeklinde tarif edilmiştir. Suların korunması ile ilgili esasları düzenleyen Yönetmeliğin 4/j maddesinde belirtilen genel ilke, atıksuların arıtılmadan doğrudan alıcı ortama verilmemesidir. Keza Yönetmeliğin 16/a-b bentlerinde arıtılsa dahi atıksular ile her türlü atık ve artığın içme ve kullanma sularına deşarjına izin verilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. 21. maddesinde de, içme ve kullanma suyu temini dışındaki amaçlarla yapılmış göllere, göletlere ve set çekmek suretiyle biriktirilmiş sulara arıtılmamış evsel ve endüstriyel nitelikli atıksuların verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Yine “Alıcı Ortama Doğrudan Boşaltım Esasları” kenar başlıklı 26. maddenin (d) bendinde ise “her türlü katı atık ve artıklarla, arıtma çamurları ve fosseptik çamurlarının alıcı su ortamlarına boşaltılması” yasaklanmıştır. Burada önemle vurgulanması gereken husus şudur; Yönetmeliğin 21/1. maddesinde sözü edilen içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj izni, arıtılmış olma koşuluna bağlanmıştır. Atıksuyun arıtılmış su olduğunu kabul etmek için de, bunların Yönetmeliğin 31. maddesi ile ekinde 16 grup halinde belirlenerek tablolar halinde gösterilen sektör kapsamındaki tesis tipi için kabul edilen limit deşarj değerlerine uygun olması gerekir. Aksi durumda atıksuyun tam olarak arıtıldığından, içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj edilme koşulunu sağladığından bahsedilemez. Özetle; içme ve kullanma sularına arıtılmış olsa dahi her türlü atık ve artığın deşarjı yasaklanmış, içme ve kullanma dışındaki sulara deşarj, arıtılmış olma koşuluna bağlanmış, atıksuyun arıtılmış olma ölçütü de, atıksuyun oluşum kaynağı dikkate alınarak Yönetmeliğin ekindeki sektörlere göre limit değerlerle ifade edilmiştir. Görüleceği üzere; açıklanan mevzuatla, çevrenin kirletilmesinin önlenmesi amaçlanmış, kişilere, temiz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı sağlanması hedeflenmiştir. III - Yargılamaya Konu Olay Katılan ...'nun 28/07/2011 tarihinde vekili aracılığıyla sunduğu dilekçe ile; Geyve ilçesi, Ahibaba Köyü, İllet deresi mevkiinde bulunan taşınmazlarının ...Maden Geyve Taş Ocağı tarafından dereye maloz, mıcır, taş atığı, kum yığılmasına neden olmak suretiyle kullanılamaz hale getirildiğinin, arazinin doğal yapısının bozularak maddi zarara neden olunduğunu iddia ederek adı geçen şirket yetkilileri hakkında şikayetçi olduğu, Orman İşletme Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme neticesinde katılan ...'nun söz konusu arazisinin orman arazisi olmayıp ziraat arazisi olduğunun tespit edildiği, Adapazarı Orman Bölge Müdürlüğünün 06/04/2012 tarihli inceleme raporuna göre; maden sahasının orman işletme yetkililerince periyodik olarak kontrol edilmesi ve görevli memurların vatandaşlar arasındaki çelişkiye taraf olmaması gerektiğinin, görevlilerin bu konuyla ilgili herhangi bir kusurları olmadığının bildirildiği, Geyve Ziraat Odası Başkanlığı tarafından düzenlenen 27/04/2012 tarihli rapora göre; ...Maden Geyve Taş Ocağının faaliyet gösterdiği dere kenarındaki bahçelerin 20 metre sağı ve solu, yer yer 1 metre yüksekliğe ulaşan taş molozları görüldüğünün, bazı bölümlerde dere yatağında çalışmalar yapıldığının ve dereden çıkan taş, mıcır, kum gibi malzemelerin dere kenarındaki bahçelere yığıldığının, meyva ağaçlarının zarar gördünün ve kuruduğunun tespit edildiği, bu tespitlerin fotoğraflanarak görüntülendiği, DSİ 3.Bölge Müdürlüğü 32.Şube Müdürlüğünün 27/04/2012 tarihli raporuna göre; bölgede faaliyet gösteren ....Maden Taş Ocağının faaliyet gösterdiği alanda dere yatağının yer yer ocak malzemesiyle dolduğunun, arazilere yayıldığının görüldüğü, ilgili firmanın derede makineli yatak temizliği yaptığının ve malzemeyi dere kenarına bıraktığının, ancak dere sularının yükselmesi ile kenarda bulunan malzemelerin yer yer 2 metre ile 20 metre arasında tarım arazilerine ve meyva bahçelerine yayıldığının, malzemelerin yayıldığı arazilerde arazinin işlenemediğinden verim kaybına neden olduğunun, arazileri yer yer derenin taşıdığı ocak malzemesiyle kaplanan şahıslardan birinin de Mehmet Topaloğlu olduğunun tespit edildiği, 03/05/2012 olay yeri görgü ve tespit tutanağına göre; ....Maden Taş Ocağından itibaren devam eden illet deresi diye bilinen dere yatağının her iki tarafının da mıcır taşları ile dolu olduğunun, mıcır taşlarının yer yer dere kenarına taşmış olduğunun, ...'nun taşınmazların bulunduğu yerde ise, dere kenarından itibaren 50 cm kalınlığnda ve şahsın kiraz bahçesi yönünde yaklaşık 20 metrelik bir alanda mıcırla dolu olduğunun görüldüğü, olay yerindeki ağaçların fotoğraflarının çekildiği, durumun bu suretle de delillendirildiği, 09/05/2012 tarihli Ziraat Mühendisi raporuna göre; bahse konu taşınmazlarda yapılan incelemelerde; bir miktar kiraz ağacının biriken kalker tabakasından dolayı kuruduğunun, bu kalker tabakasının dere yatağı vasıtasıyla taşınan taş ocağına ait olduğunun, uzun vadede bölgedeki ayva ağaçlarında da kurumaların başlayacağının verim düşüklüğünün görüleceğinin ve kalitenin bozulacağının yerinde tespit olunduğu, 11/05/2012 tarihli İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğünün raporuna göre; 13/04/2012, 04/05/2012, 07/05/2012 tarihlerinde söz konusu ocakta ve illet deresinin kenarında bulunan meyva bahçelerinin dere ile sınırlı olan bölümlerdeki ağaçların moloz, taş, mıcır, taş atığı ve kum yığınları içinde kalmış olduğunun, ağaçların yapraklarında toz birikimi görüldüğünün tespit edildiği, Geyve Orman İşletme Şefliğinin 23/05/2012 tarihli raporuna göre; Ahibaba Köyü sınırlarında kalan ...'ye ait ....Maden Taş Ocağı faaliyetlerinin izin sahası içinde olduğunun, orman arazisine herhangi bir aşım olmadığının, İnci Maden Taş Ocağının gösterdiği faaliyet nedeniyle orman arazilerine herhangi bir zararlarının bulunmadığın tespit edildiği, İnci Maden Geyve Taş Ocağı firmasının Ahibaba Köyü, İllet Deresi mevkiinde faaliyet gösterdiği, adı geçen maden ocağının gösterdiği faaliyetler neticesinde yukarıda ayrı ayrı ve ayrıntılı olarak bahsedilen bilirkişi raporlarında vurgulandığı üzere çevresinde bulunan zirai arazilere zarar verdiğinin, arazilerin bir kısmını kullanılamaz hale getirdiğinin tespit edildiği, söz konusu taş ocağının faaliyetlerinden şirketteki konumları gereği sanıklar ... ve ...'nun sorumlu oldukları, sanıkların eylemlerinin TCK'nın 22.maddesinde tanımlanan taksir olarak nitelendirilebileceği, sanıkların kasten hareket ederek taş ocağının çevresindeki arazilere zarar verdiklerinin söylenemeyeceği, yine bahse konu taş ocağının faaliyetlerinin 5237 s. TCK'nın ve 6831 s. Orman Kanununun ormana zarar verme eylemine ilişkin maddeleri çerçevesinde de değerlendirildiği ancak, sanıkların kastlarından söz edilemeyeceği için ilgili kanunlarda düzenlenen suçların oluşmadığı, sanıkların toplanan delillere göre TCK'nın 182/1.maddesinde düzenlenen çevrenin taksirle kirletilmesi suçunu işledikleri iddiasıyla dava açılmıştır. Sanıklardan ... aşamalarda suçlamaları kabul etmemiş, sanık ... ise, şikayet tarihinden yaklaşık 1 yıl kadar önce yoğun yağışlar sebebiyle stoklardaki kum ve çakılın sadece kışın akmakta olan dereye karıştığını, ardından gereken temizleme işlemlerinin yapıldığını soruşturma aşamasında beyan etmiştir. Dosya kapsamında Sakarya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından jeofizik mühendisi, çevre mühendisi ve biyolog bilirkişilere hazırlatılan raporda tesisin yasal patlatma sınırlarını aşarak çalıştığını bildirmişlerdir. Hükme esas alınan Sakarya Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenmiş tespit raporunun, yalnızca bahse konu işletmenin toz emisyonu değerlerine yönelik olduğu görülmektedir. Yerel Mahkemece herhangi bir keşif işlemi icra edilmemiş, bilirkişi raporu temin edilmemiştir. Bu suretle, mahallinde keşif yapılmak suretiyle, dosya, üniversitelerin ziraat fakültesi toprak bilimi ve bitki besleme, su ürünleri, çevre mühendisliği, kimya mühendisliği bölümlerinde çalışan öğretim üyesi bilirkişilerden oluşacak heyete tevdii edilerek, atıkların alıcı ortamı kirlettiği ya da kirletme ihtimali taşıyıp taşımadığı yönünden, yukarıda (II) numaralı kısımda açıklanan yönetmelikler ya da ekleriyle birebir ilişki kurulmak suretiyle Yargıtay denetimine imkân sağlayacak içerikte rapor alınnması gerekir. Raporun sonucuna göre, dosya kapsamında temin edilen diğer bilirkişi raporları da göz önüne alınarak sanıkların, yüklenen eylemden kast ya da taksir şeklindeki kusurluluk türlerinden hangisinden sorumlu olduğu tartışılarak hukuki durumunun belirlenmesi gerekir. Ayrıca, suça konu eylemin çevre kirliliği meydana getirmeyeceği tespit edildiği takdirde; katılanın zarara uğradığına yönelik deliller göz önüne alınmak suretiyle olay kapsamında sanığın kast ve taksir açısından kusurluluk durumu tartışılarak TCK’nın 151/1. maddesinin oluşup oluşmadığının da değerlendirilmesi gerekirken, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır. IV – Sonuç ve Karar Açıklanan gerekçelerle katılan ... vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.11.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2020/32913 E., 2023/15553 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesinin kararı ile sanık hakkında çevrenin taksirle kirletilmesi suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 182 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 51 nci maddesi uyarınca erteli 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 1 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir.
4. Ceza Dairesi         2020/32913 E.  ,  2023/15553 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Çevrenin taksirle kirletilmesi Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu ... Asliye Ceza Mahkemesinin kararı ile sanık hakkında çevrenin taksirle kirletilmesi suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 182 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 51 nci maddesi uyarınca erteli 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 1 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ O yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemi, sanığın önceki mahkumiyetinin taksirle yaralama suçu olduğu gözetilmeksizin, sanık hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 nci maddesinin uygulanmama gerekçesi olarak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Sanığın turist teknesinin kaptanı olduğu, denizde köpük partisi verildiği, köpüklerin denize taştığı ve sahil güvenlik komutanlığı tarafından müdahale edilip tekne incelendiğinde köpüklü suyun tahliye deliğinin denize aktığının görüldüğü, alınan bilirkişi raporunda denizin kirletildiğinin, denize dökülen maddenin kimyasal içerikli olduğunun ve suya kalıcı zarar verdiğinin belirtildiği, sanığın çevrenin taksirle kirletilmesi suçunu işlediği, Mahkemece kabul edilmiştir. IV. GEREKÇE Sanığın çevrenin taksirle kirletilmesi suçunu işlediği, tutanak tanıklarının beyanı ve bilirkişi raporları ile birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemenin kararında bozma sebebi dışında hukuka aykırılık bulunmamış ve sanığın temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1.Sanığın eyleminin, çevre kirliliğinin tespitini yapan bilirkişi raporuna göre, köpük tahliye deliklerinin denize aktığının, olay tutanağı içeriğinde köpüklerin denize taştığının ve insanların üzerinde köpüklerle denize atladığının tespit edildiğinin belirtilmesi, olayın meydana geldiği yer ve eylemin işleniş biçimi dikkate alındığında sanığın çevrenin kasten kirletilmesi eylemini bilerek ve isteyerek işlediğinin anlaşılması karşısında; eylemin 5237 sayılı Kanun'un 181 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen çevrenin kasten kirletilmesi suçunu oluşturduğu halde sanık hakkında çevrenin taksirle kirletilmesinden dolayı mahkumiyet hükmü kurulması, 2. Kabule göre de; Sanığın suç tarihi itibarıyla sabıkasında görülen hükmün 5237 sayılı Kanun'un 89 ncu maddesinde düzenlenen taksirle yaralama suçuna ilişkin olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 231 nci maddesinin altıncı fıkrasında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için kasıtlı suçtan mahkumiyetinin olmaması gerektiği, sanığın sabıkasındaki taksirli suçtan mahkumiyetinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olmadığı gözetilmeden, 5271 sayılı Kanun'un 231 nci maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde açıklanan "kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları" irdelenip sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği yönünde nasıl bir kanaate varıldığı açıklanmadan "sanığın kasıtlı suçtan engel sabıkası bulunduğu" biçimindeki kanuni olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Nedenleriyle hukuka aykırılık görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanunun 8 nci maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca cezayı aleyhe değiştirme yasağının gözetilmesine, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/609 E., 2022/245 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler ..., 1993, sayfa:1823-1824) '403. maddede değişiklik yapılmazdan önce, yeni bulunan ve sürülen uyuşturucu maddelerin, Bakanlar Kurulu kararıyla cürmün konusuna alınabileceği hükmü vardı.
Ceza Genel Kurulu         2017/609 E.  ,  2022/245 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ...'ın, TCK'nın 188/3, 188/4-a-b, 43, 62, 52/2, 53, 54, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis ve 2.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.04.2016 tarihli ve 346-170 sayılı resen de temyize tabi hükmün, sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 30.11.2016 tarih ve 2536-3941 sayı ile; "765 sayılı TCK'nın uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu düzenleyen 403. maddesinde yer alan; 'Esrar, müstahzar ... ve tıbbî ... ile müstahzarlarının ve morfin ve bütün milhlerin ve morfinin uzvî hamızlarla veya küûl cezriyle birleşmesinden mütahassıl bütün eserlerinin ve bunların milhlerinin ve koka yaprağı, ham kokain ve kokain ekgonin ve tropokokain ile bütün milhlerinin ve yüzde 1.20 gramdan fazla morfin ve milhlerinin ve yüzde 0.10 gramdan fazla kokain ve milhlerini muhtevi bütün müstahzarlarının ve ökodal, dikodit, dilloidit, asedikon ve bunların terkibi kimyevisinde bulunan maddelerle bu maddeler mahiyetinde olduğu icra vekilleri heyetince tayin ve ilan olunacak maddeleri ve bütün müstahzarlarını...' ibaresi 02.06.1941 tarih ve 4055 sayılı Kanun ile madde metninden çıkarılıp 'uyuşturucu maddeleri sayma ve uyuşturucu maddeleri ilan etme' ilkesinden vazgeçilerek, yeni madde metnine 'uyuşturucu maddeler' ibaresi eklenmiş, bu durum 4055 sayılı Kanun'un gerekçesinde şu şekilde izah edilmiştir: 'Bu vesile ile kanunun metninde uyuşturucu maddelerin sayılması ne dereceye kadar muvafık olduğu uzun münakaşayı mucip olmuş ve müzakere sırasında Adliye vekili her ne kadar teklif layihasında mer'i kanununda olduğu gibi uyuşturucu maddeler kanunun metninde sayılmış ve tasrih edilmiş olmakla beraber, bu tadattan sarfı nazar edilerek (uyuşturucu madde) diye bir cümlenin yazılmasıyla iktifa edilmesi muvafık olacağını beyan etmiş ve encümen de bu tabirin maksadı temine kafi olacağına ve çünkü mahkemelerce tereddüt hasıl olan hususlarda ehli hibreye işin havale edilerek fenni mütalâa alınmakta olduğuna ve bu işler çok defa adli tıp müessesesine kadar sevk edilerek meselenin mahiyetinin tamik edildiği görülmesine binaen, kimyevi terkipleri gösterilmek suretiyle maddede uzun boylu uyuşturucu maddelerin sayılması her bakımdan daha fazla bir faide memul bulunmadığı cihetle (uyuşturucu maddeler) tabirinin yazılmasiyle maddenin kabulüne ekseriyetle karar verilmiştir. Bu arada merî maddede yazılı bulunan İcra Vekilleri heyetinin kanunun metninde yazılı olanlardan başka icat edilecek uyuşturucu maddelerin ilanına ait olan hükmün ipkası hususunda serdedilen mütalâa da tezekkür edilmiş, neticede gerek mevcut ve tanınmış ve gerekse yeni icat ve imal olunmuş herhangi bir uyuşturucu maddenin ilan suretiyle herkesçe bilinmesi zahiren lüzumlu ve faideli sayılabilirse de, men ve zecredilmek istenilen husus mutlak olarak uyuşturucu madde olduğundan bunu yapan, satan ve kullananlar tesirlerini bilerek yaptıklarına göre uyuşturucu halin mevcut olup olmadığını her vasıta ile araştırmak mahkemelerin kanuni salahiyetleri cümlesinden olduğundan, maddenin metninde ilan hakkında da bir hüküm bulunmasına lüzum görülmemiştir.' 5237 sayılı TCK'nın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunu düzenleyen 188. maddesinde ise uyuşturucu veya uyarıcı madde kapsamının ne anlama geldiği tanımlanmadığı gibi, bu maddelerin neler olduğu tek tek sayma yoluna da gidilmemiştir. 5237 sayılı TCK’da uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçunu düzenleyen maddenin TBMM ... Komisyonundaki görüşmeleri sırasında Hükümet Tasarısında yer alan 'Bakanlar Kurulu' ibaresinin madde metninden çıkarılmasına karar verilmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 188. maddesinin gerekçesinde, konuyla ilgili olarak şu açıklamalara yer verilmiştir: 'Burada uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin nelerden ibaret bulunduğu tanımlanmadığı gibi, bunların teker teker gösterilmesi yoluna da gidilmemiştir. Bunun nedeni, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ve aynı etkiyi yapan ilâç ve sentetiklerin kötüye kullanılmalarının yaptırım altına alınarak güçlü bir sosyal savunmanın sağlanmasıdır. Böylece, psikotrop madde olarak, uyuşturucu veya uyarıcı etkisi yapan ve kişilerde bağımlılık meydana getiren bütün maddelerin, bu suçun konusunu oluşturacağı kabul edilmiştir.' Bu konudaki bilimsel görüşlerden bir kısmı şu şekildedir; 'Uyuşturucu maddelerin nelerden ibaret olduğunu, müeyyidelerin ağırlığı karşısında, saymak ve böylece âzami vuzuha varmak düşünülebilirdi. Nitekim TCK'nun 4055 sayılı Kanunla tadilinden evvel 403. maddede sayma usulü tercih edilmişti. Fakat bu usul terk edildi. Kanunun tadilinden evvel Bakanlar Kurulu kararı ile yeni icat edilmiş uyuşturucu maddelerin ilânı suretiyle madde hükmüne ithal edilebileceği yolunda mevcut usul terk edilmiştir. Bu husustaki gerekçede böylece yeniden icat edilmiş bir maddenin ilânında maddelerin uyuşturucu maddelerden olduğunun herkesçe bilinmesi zahiren lüzumlu ve faydalı görülebilirse de men ve zecredilmek istenilen husus mutlak olarak uyuşturucu madde olduğundan bunu yapan, satan ve kullananlar tesirlerini bilerek yaptıklarına göre herhangi bir ilân zarurî görülmemiştir. O halde kanunumuza göre mühim olan maddenin uyuşturuculuğu ve sarhoşluk tevlit edici oluşudur. Bu bakımdan herhangi bir maddenin tabiî veya mamûl olması arasında fark bulunmaması icap eder.' (Prof. Dr. Faruk Erem. Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler ..., 1993, sayfa:1823-1824) '403. maddede değişiklik yapılmazdan önce, yeni bulunan ve sürülen uyuşturucu maddelerin, Bakanlar Kurulu kararıyla cürmün konusuna alınabileceği hükmü vardı. Fakat yeni bulunan uyuşturucu maddeleri, bu maddelerin ticaretini yapanlarca bilmelerinin tabii olacağı cihetle, Bakanlar Kurulu karariyle ilanının gereksiz olduğu sonucuna varılarak 403. maddedeki ilan hükmü de kaldırılmıştır.' (Dr. ... Pulat Gözübüyük, Türk Ceza Kanunu Gözübüyük Şerhi, 3. cilt, sayfa: 620) 'Bir maddenin TCK'nın 188 ve devamı maddelerinin konusunu oluşturan uyuşturucu ve uyarıcı madde olup olmadığını belirlemek için, bunun herhangi bir listede yer almasından ziyade, kişinin algılama, muhakeme ve irade yeteneği üzerindeki etkisine bakmak gerekir. Somut bir madde ile ilgili bu bağlamda yapılacak olan değerlendirmenin, ancak bilirkişi (Adli Tıp Kurumu) tarafından yapılması gerekmektedir. Yapılacak olan değerlendirme sonucunda, somut maddenin kişinin algılama, muhakeme ve irade yeteneği üzerinde tahrip edici bir etki meydana getirdiği tespit edilmişse, ayrıca herhangi bir katalogda veya listede yer alıp almadığına bakılmaksızın, bu maddenin TCK'nın 188 vd. maddelerinde tanımlanan suçların konusunu oluşturacağının kabulü gerekir. Şayet bir maddenin Bakanlar Kurulunca kabul edilen ve yayımlanan listede yer alıp almadığına bakılarak TCK'nın 188 vd. maddelerinde tanımlanan suçların konusunu belirleme yoluna gidilecek olursa, ortaya ceza hukuku bakımından kabul edilemez sonuçlar çıkmaktadır. Şöyle ki: 1. Bir maddenin Bakanlar Kurulunun kabul ettiği listede yer alıp almamasına göre uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğunun kabulü, Anayasa'nın 38. maddesiyle güvence altına alınan ve TCK'nın 2. maddesinde düzenlenen suçta kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz. 2. Bir maddenin Bakanlar Kurulunun kabul ettiği listede yer alıp almamasına göre uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğunun kabulü, zaman bakımından uygulama ile ilgili olarak da ortaya önemli bir sorun çıkarmaktadır. Şöyle ki, böyle bir kabul, ancak bir maddenin Bakanlar Kurulunca uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabul edilmesinden ve bu kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra işlenen fiiller TCK'nın 188 vd. maddelerde tanımlanan suçu oluşturacaktır. 3. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunu işleyen kişiler, Bakanlar Kurulunun kabul ettiği listeyi dolanabilmek için bu alandaki sentetik maddelerin kimyasal terkibini sürekli olarak değiştirme yoluna gitmektedirler. Belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, yeni TCK'nın 188 ve devamı maddelerinde tanımlanan suçların konusunu oluşturan maddeler, ne kanunla belirlenmiş ne de bunların belirlenmesi hususunda Bakanlar Kurulu Kararına atıfta bulunulmuştur.' (Prof. Dr. İzzet Özgenç, Gazi Üniversitesi Türk Ceza Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Bilgi Notu, 14.10.2014) 'Kanunumuz uyuşturucu maddeyi tanımlamamıştır. Soyut olarak uyuşturucu nitelikte maddeleri belirlemek elbette kişi özgürlüklerini korumak açısından faydalıdır. Ancak kimya ve eczacılığın gelişmesi sonucu yeni bulunan sentetik uyuşturucuları bu kapsam içinde mütalaa etmek mümkün değildir. O zaman sık sık kanunun genişletilmesi yönünde yeni hüküm veya en azından yeni ibareler ilave etmek gerekecektir. Bu işin süratle yapılması mümkün olmadığından yeni geliştirilen uyuşturucu maddelerin imal, ithal ve kullanılması cezasız kalacak ve böylece toplum sağlığı tehdit altına alınmış olacaktır. Türk Ceza Kanunu kullandığı ifade ile madde kapsamını genişletici yoruma açık tutmuş, böylece yeni geliştirilen sentetik uyuşturucuların madde kapsamına sokularak cezalandırılmasına açık kapı bırakılmıştır. O halde hakime düşen, bilirkişi aracılığı ile bir maddenin uyuşturucu madde olup olmadığını tesbit ettirmektir. Kanaatimizce bir maddenin uyuşturucu madde sayılıp sayılmayacağı, o maddenin uyarıcı, keyif verici, hayal doğurucu, tahrik ve sarhoş edici olup olmadığına, insan irade ve muhakemesini ortadan kaldırıp kaldırmadığına bağlı olmalıdır.” (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2010, sayfa:463-464) 'Böylece kanun koyucu, uyuşturucu ve uyarıcı maddelere karşı toplum sağlığını etkin bir şekilde korumak amacıyla, sonradan keşfedilen ve uyuşturucu veya uyarıcı etki yaparak kişilerde bağımlılık yapan herhangi bir maddenin bu suçların konusunu oluşturacağını kabul etmiştir. Dolayısıyla bir maddenin belirtilen nitelikte olduğu Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesi tarafından belirlendikten sonra, bu maddenin TCK'da tanımlanan suçların konusunu oluşturabilmesi için, yukarıda anılan ulusal veya uluslararası herhangi bir metinde isminin geçmesine veya Bakanlar Kurulu kararıyla listeye alınmış olmasına gerek yoktur.' (Prof. Dr. Mahmut Koca, Adli Tıp Kurumu Yeni Nesil Psiko-Aktif Maddeler Sempozyumu, 26.11.2013) 'Kanımca, gelişen teknoloji karşısında hemen her gün yeni uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ortaya çıkması göz önüne alındığında Türk Ceza Kanunu'nda, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin tanımlanmaması ve tek tek gösterilmemesi yerindedir. Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarında korunan hukuksal değer toplumun sağlığı olup uyuşturucu ve uyarıcı madde başlı başına toplum için bir tehlike arz etmektedir. Bu nedenle uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ve aynı etkiyi yapan ilaç ve sentetiklerin kötüye kullanılmaları, yaptırım altına alınmak suretiyle güçlü bir sosyal savunma sağlanmalıdır. Bu bağlamda sırf kanunda sayılmadığı için bir maddenin kötüye kullanılmasının önlenememesi gibi bir olasılığa karşı, nelerin uyuşturucu ve uyarıcı madde olduğunu kanun metninde belirtmek yerine, diğer yasal düzenlemelerdeki ve bu hususa ilişkin sözleşmelerdeki maddelerin uyuşturucu madde veya uyarıcı madde olarak kabulü daha doğrudur.' ( Yrd. Doç. Dr. Handan Yokuş Sevük, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, ..., 2007, Sayfa:30) Yukarıdaki açıklanan nedenlerle; Somut olayda suça konu sarı açık yeşil bitki parçalarının MDMB-CHMICA etken maddesi içerdiği, MDMB-CHMICA'nın 3- numaralı konumda amid taşıyan indal türevi sentetik cannabinoid olup TCK'nın 188/4. maddesi kapsamındaki uyuşturucu veya uyarıcı maddelerden olduğu Adli Tıp Kurumu raporu ile tespit edilmiş olup uygulama yeri bulunmayan 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu Kararına gerek bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içerisindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenler dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; Sanığın, haklarında 'kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak' suçundan ayırma kararı verilen ..., ... ve ...'a sentetik kanabinoidlerden MDMB-CHMICA etken maddesi içeren uyuşturucu maddeleri, yaşı küçük... Babuşçu'ya ise net 1,08 gram ağırlığında esrar sattığı ancak sanığın bu eylemleri bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlediği anlaşıldığından sanığın her bir eylemi için ayrı ayrı uygulama yapılarak cezaların somutlaştırılması ve ağır olan ceza belirlenip TCK'nın 43. maddesi ile artırım yapılarak ceza tayini yerine yazılı şekilde sanık hakkında fazla cezaya hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyesi M.İ.Yörük; "Sanık 11.10.2015 suç tarihinde...'e 1,08 gram esrar; ..., ise MDMB-CHMICA etken maddesi içeren toplam 1,170 gram madde satmıştır. Adli Tıp Kurumu 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 11.04.2016 tarihli raporunda, MDMA-CHMICA'nın amid taşıyan indol türevi sentetik cannabinoid olduğu ve 08.03.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu'nun 16.02.2016 tarihli kararı ile 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakebesi Hakkında Kanun'un 19. maddesine göre uyuşturucu madde kapsamına alındığı (suç tarihinden sonra) belirtilmiştir. Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınan bir maddenin bulundurulması veya alınıp satılması hâlinde; 1- 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan 'uyuşturucu madde satma veya bulundurma' suçu oluşur mu? Buna bağlı olarak aynı maddenin 4. fıkrası gereğince cezanın artırılması mümkün müdür? 2- 188. maddenin 3. fıkrasında tanımlanan suç oluşmadığı takdirde, aynı maddenin 6. fıkrasında tanımlanan 'üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran madde satma veya bulundurma' suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi için, suç konusu maddenin üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının araştırılması; buna bağlı olarak TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan 'esrar satma' suçu ile '188. maddenin 6. fıkrasında tanımlanan suç' arasında TCK'nın 43. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekli midir? 1- Bir maddenin, TCK'nın 188. maddesinin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan suçu oluşturması için; a) Bilimsel analiz ve inceleme sonucu; 1961 Tek Sözleşmesi'nin I ve II numaralı cetvellerinde veya 2313 sayılı Kanun’un 1, 2 ve 3. maddelerinde veya 3298 sayılı Kanun’un 1 ve 4. maddelerinde ya da 2313 veya 3298 sayılı Kanun'ların verdiği yetkiye dayanan Bakanlar Kurulu kararlarında yer alan bir madde olduğunun belirlenmesi gerekir. b) İmal, ithal ve ihraç edilmesi ya da satılması, satışa arz edilmesi, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması, satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması yasaklanmış ya da ruhsata bağlanmış olmalıdır. Sözü edilen maddeler, bu konuda alınan kararların Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren suçun konusunu oluşturur. c) Ruhsata tabi ise, failin suç tanımında yer alan hareketleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapması gerekir. d) Analizi yapılan maddenin imal, ithal ve ihraç edilmesi ya da satılması, satışa arz edilmesi, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması, satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması yasaklanmamış ve ruhsata tabi de kılınmamış ise (serbest ise), 'ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma' unsuru bulunmayacağından TCK'nın 188. maddesinin 1 ve 3. fıkraları ile 190 ve 191. maddelerinde yazılı suçlar oluşmaz. e) 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasında sayılan uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ile 19. maddesi uyarınca bilimsel inceleme sonucu uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğu belirlenen ve Bakanlar Kurulu tarafından 2313 sayılı Kanun kapsamına alınan maddelerin ithal, ihraç ve satışı ... Bakanlığı'nın denetimine tabidir. f) 3298 sayılı Uyuşturucu Maddelerle İlgili Kanun’un 1. maddesinin 1. fıkrasında sayılan uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ile aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca bilimsel inceleme sonucu uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğu belirlenen ve Bakanlar Kurulu tarafından 3298 sayılı Kanun kapsamına alınan maddelerin alımı, satımı, imali, ithali ve ihracı Bakanlar Kurulu'nun tespit edeceği esaslara göreve ... Bakanlığı'nın denetimine tabidir. g) 2313 sayılı Kanun'un 19. maddesi ve 3298 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Bakanlar Kurulu bir maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğunu belirlememektedir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde, laboratuvar olanakları bulunan bir kurum veya kuruluş tarafından, bilimsel inceleme sonucu belirlenmekte, ... Bakanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından bu madde veya maddelerin 2313 ya da 3298 sayılı Kanun kapsamına alınmasına karar verilmekte, böylece bunların denetimi ... Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. ... Bakanlığı ise bunların imalini, ithalini, ihracını, alınıp satılmasını yasaklamakta veya ruhsata bağlamaktadır. Bu maddelerin yasaklanması veya ruhsata tabi olması ise bu suçların oluşumu için bir unsurdur. 2- Bir maddenin, TCK'nın 188. maddesinin 6. fıkrasında tanımlanan suçu oluşturması için; a) Bilimsel analiz ve inceleme sonucu; 188. maddenin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan suçların konusunu oluşturmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğurduğunun belirlenmesi, b) Suç tarihinden önce, üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye tabi kılınmış olması Gerekir. 3- 'Zincirleme suç başlıklı' 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin 1. fıkrasında 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.' hükmü yer almaktadır. Uyuşturucu veya uyarıcı madde satma suçunun temel şekli 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında, daha az cezayı gerektiren şekli ise aynı maddenin 6. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu nedenle, diğer koşulları da bulunduğu takdirde bu iki suç arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür. 1- Sanığın üç kişiye sattığı MDMB-CHMICA etken maddesi içeren 'sentetik cannabinoid' maddesinin; a) Suç tarihinde bulundurulması veya alınıp satılması yasaklanmış olmadığı gibi ruhsata tabi kılınmış da değildir. Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınmak suretiyle ruhsata tabi kılınmıştır. Bu nedenle 'ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma' unsuru gerçekleşmediği için TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında tanımlan suç oluşmamıştır. Buna bağlı olarak sanık hakkında aynı maddenin 4. fıkrası gereğince cezanın artırılması da mümkün değildir. b) TCK'nın 188. maddesinin 6. fıkrasında tanımlanan suçu oluşturup oluşturmadığının ve buna bağlı olarak aynı maddenin 3. fıkrasında tanımlanan 'esrar satma' suçu ile birlikte zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi için, suç tarihi itibarıyla üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının ... Bakanlığı'ndan sorulması gerekir. 2- Sanık ... hakkındaki hükmün bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.02.2017 tarih ve 219639 sayı ile; "... ... Ağır Ceza Mahkemesi, 28.4.2016 tarih ve 2015/346-2016/170 sayılı kararı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, sanık ...'ın TCK'nın 188/3-2, 4, 43/1, 62, 52, 53/1, 58/6, 7, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis ve 2.320 TL adli para cezası ile tecziyesine karar vermiştir. 11.10.2015 suç tarihinde, sanık; yaşı küçük...'e 1,08 gram esrar, ...'ye ise MDMB-CHMICA etken maddesi içeren toplam 1,170 gram madde satmıştır. Beşinci Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 11.04.2016 tarihli raporunda, MDMA-CHMICA'nın amid taşıyan indol türevi sentetik cannabinoid olduğu, 08.03.2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, Bakanlar Kurulu'nun 16.02.2016 tarihli kararı ile 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 19 uncu maddesine göre uyuşturucu madde kapsamına alındığı belirtilmiştir. Sanığın eylemlerinde, suç tarihi 11.10.2015'tir. Öncelikle şu hususların saptanması ve tartışılması gerekir. Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınan bir maddenin satılması hâlinde; 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesinde tanımlanan uyuşturucu madde ticareti yapma suçu oluşur mu? 5237 sayılı TCK'nın 188/4. maddesi gereğince cezanın artırılması mümkün müdür? 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesinde tanımlanan suç oluşmadığı takdirde, 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesinde tanımlanan suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesi için, suç konusu maddenin üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının araştırılması gerekir mi? Buna bağlı olarak, 5237 sayılı TCK'nın 188/3 ve 188/6. maddelerinde tanımlanan suçlar arasında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi uygulanır mı? 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesi uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak, imal, ithal, ihraç edenlerin yada satanların, satışa arz edenlerin, başkalarına verenlerin, sevk edenlerin, nakledenlerin, depolayanların, satın alanların, bulunduranların, kabul edenlerin cezalandırılacağını belirtmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesine göre, uyuşturucu maddelerin kapsamı belirlenirken, 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinde yer alan uyuşturucu maddeler kavramı ile ruhsatsız yada ruhsata aykırı olarak ibaresinin birlikte değerlendirilmesi zorunludur. Bir maddenin, 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesi kapsamında uyuşturucu madde olup olmadığının belirlenmesi için; laboratuvar olanakları bulunan ve bilimsel çözümleme yapabilecek uzman kuruluşun incelemesi sonucunda, maddenin 1961 Tek sözleşmesinin I ve II numaralı cetvellerinde, 2313 sayılı Kanunun 1, 2 ve 3. maddelerinde, 3298 sayılı Kanun'un 1 ve 4. maddelerinde; 2313 ve 3298 sayılı Kanunların verdiği yetkiye dayanan Bakanlar Kurulu kararlarında yer alması, ayrıca yasaklanmış veya ruhsata bağlanmış olması gerekir. 2313 ve 3298 sayılı Kanunların verdiği yetkiye dayanan Bakanlar Kurulu kararlarında yer alan maddeler, bu konuda alınan kararların, Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren suçun konusunu oluşturur. Analizi yapılan madde, ruhsata tabi ise failin suç tanımında yer alan hareketleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapması gerekir. Analizi yapılan madde yasaklanmamış ve ruhsata tabi de kılınmamış ise ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma unsuru gerçekleşmediğinden 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinde yazılı suçlar oluşmaz. Maddelerin yasaklanması veya ruhsata tabi olması, TCK'nın 188. maddesi suçlarının oluşumu için bir unsurdur. Bir maddenin, TCK'nın 188/6. maddesinde tanımlanan suçu oluşturması için; bilimsel analiz ve inceleme sonucunda, 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan suçların konusunu oluşturmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğurduğunun belirlenmesi, suç tarihinden önce, üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteysatışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye tabi kılınmış olması gerekir. 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesi, suçun temel şeklini, 188/6. maddesi ise daha az cezayı içeren şeklini düzenlemektedir. Bu nedenle, diğer koşullar da bulunduğu takdirde bu iki suç arasında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür. Açıklamalar sonrasında, somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın; ..., İbrahim ve Emre'ye sattığı MDMB-CHMICA etken maddesini içeren sentetik cannabinoid maddesinin, suç tarihinde bulundurulması, satılması yasaklanmış olmadığı gibi ruhsata tabi kılınmış da değildir. Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınmak suretiyle ruhsata tabi kılınmıştır. Bu nedenle, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma unsurunun gerçekleşmediği, 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesinde tanımlanan suçun oluşmadığı, buna bağlı olarak sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188/4. maddesinin uygulanamayacağı düşünülmüştür. Ayrıca sanığın; yaşı küçük...'e sattığı 1,08 gram esrar sebebiyle, 5237 sayılı TCK'nın 188/3-2. cümlesinde tanımlanan çocuğa esrar satma suçu ile birlikte, ..., İbrahim ve Emre'ye sattığı MDMB-CHMICA etken maddesini içeren sentetik cannabinoid maddesinin, 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesinde tanımlanan suçu oluşturup oluşturmadığının tespiti için, suç tarihi itibarıyla MDMB-CHMICA etken maddesini içeren, sentetik cannabinoid maddesinin, üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının, ... Bakanlığından sorulması gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu nedenlerle, eksik araştırma tamamlanıp, sonrasında sanığın hukukî durumunun belirlenmesi, 5237 sayılı TCK'nın 188/3-2. cümlesi yanında, 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesininde uygulanmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde, sanığın her bir eylemi için ayrı ayrı uygulama yapılarak cezaların somutlaştırılması, daha ağır olan ceza saptanıp, bunun üzerinden, 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi ile cezanın artırılması gerektiği kabul edilmiştir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Dairesince 31.03.2017 tarih, 120-1275 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İnceleme dışı sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece bozulmuş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığının ne şekilde tespit edileceğinin, bu bağlamda somut olayda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 11.10.2015 tarihli yakalama, üst arama ve muhafaza altına alma tutanaklarına göre; 11.10.2015 tarihinde saat 13.00 sıralarında ... İl Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezini arayan ve açık kimlik bilgilerini vermek istemeyen bir şahsın, “... Mahallesinde bulunan ... İlköğretim İlkokulu ile Esnaf Kefalet Düğün Salonu arasındaki parkta oturmakta olan ... ile ... Raka olarak tanınan şahıs ve yanlarındaki diğer dört ya da beş kişi arasında uyuşturucu madde satışı yapılıyor.” şeklinde ihbarda bulunduğu, bunun üzerine konunun doğruluğunun araştırılması amacıyla görevlilerce saat 13.10 sıralarında ihbarda belirtilen söz konusu yere gidildiği, çevrede ve parkta yapılan kontroller neticesinde; üç şahsın parkın hemen karşısındaki ...Sokağın girişinde beklediğinin, diğer üç şahsın ise parkın içindeki kamelyada oturduklarının görüldüğü, görevlilerce söz konusu şahısların yanlarına gidilip polis tanıtma kartları gösterildikten sonra yapılan kimlik kontrolleri sonucu, parkın içindeki kamelyada oturan şahısların tanıklar ..., ... ve ..., ...Sokağın girişinde bekleyen şahısların ise tanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanık ... olduğunun tespit edildiği, adı geçenlerin tedirgin davranışlar sergilemeleri ve sorulan sorulara çelişkili cevaplar vermeleri üzerine, görevlilerce tanıklara ve inceleme dışı sanık ...’ye üzerlerinde herhangi bir suç unsuru bulunup bulunmadığının sorulduğu, bunun üzerine tanıklar Ümit, ... ve... ile inceleme dışı sanık ...'nin ise üzerlerinde uyuşturucu madde bulunduğunu söyledikleri, ardından sırasıyla tanık Ümit'in pantolonunun sağ cebinden çıkardığı sarı renkli kâğıda sarılı hâldeki, daralı ağırlığı yaklaşık 1 gram gelen sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını, tanık ...'in pantolonunun sağ cebinden çıkardığı, her biri jelatin kâğıdına sarılı olan ve toplam daralı ağırlığı yaklaşık 0,30 gram gelen, 3 paket hâlindeki sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını, tanık...'in montunun sağ cebinden çıkardığı her biri jelatin kâğıdına sarılı olan ve toplam daralı ağırlığı yaklaşık 0,30 gram gelen, 3 paket hâlindeki sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını, inceleme dışı sanık ...'nin cebinden çıkardığı sigara paketinin içinde bulunan, her biri jelatin kâğıdına sarılı olan ve toplam daralı ağırlığı yaklaşık 0,30 gram gelen, 2 paket hâlindeki sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını görevlilere teslim ettikleri, tanıklar Tunahan ve Cihan'ın ise üzerlerinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığını söyledikleri, toplam 9 paket hâlindeki suç konusu maddelerin görevlilerce muhafaza altına alınmasından sonra tanıklar ile inceleme dışı sanığın ... İl KOM Şube Müdürlüğüne getirildiği, burada adı geçenlerle yapılan mülakat neticesinde tanıklar ..., ... ve... ile inceleme dışı sanık ...'nin, suç konusu maddeleri ... isimli şahıstan satın aldıklarını, uyuşturucu madde alışverişi sırasında adı geçenin yanında ... adlı şahsın da bulunduğunu söyledikleri, bunun üzerine konu hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi verildiğinde söz konusu şahısların yakalanması tali

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Kimyasal üretim yapan bir fabrikanın sahibi olan (A), tesisin atık su arıtma sisteminin periyodik bakımını maliyetli bulduğu için birkaç yıldır ertelemektedir. Sistemin eskiyen bir parçasının arızalanması sonucu, arıtılmamış kimyasal atıklar, komşu tarım arazisine sızarak (B)'ye ait elma bahçesinin sulandığı yeraltı su kaynağına karışmış ve toprağın verimini uzun süreli olarak düşürmüştür. (A), sistemin eski olduğunu bilmekle birlikte, böyle bir arızanın meydana geleceğini ve çevreye zarar vereceğini öngörmemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, (A)’nın cezai sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Çevrenin kirletilmesi suçları, kanuni tanım gereği ancak kasten işlenebilen bir suç tipi olduğundan, olayda kast unsuru bulunmadığı için (A)'nın cezai sorumluluğu doğmaz.
B) (A)'nın fiili, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında bir haksız fiil teşkil ettiğinden, sorumluluğu yalnızca (B)'nin uğradığı zararı tazmin etmekle sınırlıdır ve ceza hukuku alanına girmez.
C) (A), dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı neticesinde öngörmediği bu sonuçtan dolayı, 5237 sayılı TCK m. 182'de düzenlenen çevrenin taksirle kirletilmesi suçundan sorumlu tutulacaktır.
D) Atıkların toprağın niteliğini bozması ve ekonomik değerini düşürmesi sebebiyle, (A)'nın eylemi öncelikli olarak TCK'da düzenlenen mala zarar verme suçunu oluşturur ve bu hükme göre cezalandırılması gerekir.
E) Fabrikanın atık sisteminin eski olduğunu bilmesine rağmen bakımını ihmal etmesi, neticenin öngörülüp istenmemesi anlamına geldiğinden, (A)'nın sorumluluğu TCK m. 22/3 uyarınca bilinçli taksir hükümlerine göre belirlenmelidir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol