Türk Ceza Kanunu 199. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 199- (1) Kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Sahte olarak üretilmiş kıymetli damgayı bilerek kabul eden kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği kıymetli damgayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, bir aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) Damgalı kağıtlar, damga ve posta pulları ve muayyen bir miktar vergi veya harcın ödendiğini belgelemek amacıyla kullanılan pullar, kıymetli damga sayılır.
Para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçlar
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2017/609 E., 2022/245 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler ..., 1993, sayfa:1823-1824) '403. maddede değişiklik yapılmazdan önce, yeni bulunan ve sürülen uyuşturucu maddelerin, Bakanlar Kurulu kararıyla cürmün konusuna alınabileceği hükmü vardı.
Ceza Genel Kurulu 2017/609 E. , 2022/245 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ...'ın, TCK'nın 188/3, 188/4-a-b, 43, 62, 52/2, 53, 54, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis ve 2.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.04.2016 tarihli ve 346-170 sayılı resen de temyize tabi hükmün, sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 30.11.2016 tarih ve 2536-3941 sayı ile;
"765 sayılı TCK'nın uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu düzenleyen 403. maddesinde yer alan;
'Esrar, müstahzar ... ve tıbbî ... ile müstahzarlarının ve morfin ve bütün milhlerin ve morfinin uzvî hamızlarla veya küûl cezriyle birleşmesinden mütahassıl bütün eserlerinin ve bunların milhlerinin ve koka yaprağı, ham kokain ve kokain ekgonin ve tropokokain ile bütün milhlerinin ve yüzde 1.20 gramdan fazla morfin ve milhlerinin ve yüzde 0.10 gramdan fazla kokain ve milhlerini muhtevi bütün müstahzarlarının ve ökodal, dikodit, dilloidit, asedikon ve bunların terkibi kimyevisinde bulunan maddelerle bu maddeler mahiyetinde olduğu icra vekilleri heyetince tayin ve ilan olunacak maddeleri ve bütün müstahzarlarını...' ibaresi 02.06.1941 tarih ve 4055 sayılı Kanun ile madde metninden çıkarılıp 'uyuşturucu maddeleri sayma ve uyuşturucu maddeleri ilan etme' ilkesinden vazgeçilerek, yeni madde metnine 'uyuşturucu maddeler' ibaresi eklenmiş, bu durum 4055 sayılı Kanun'un gerekçesinde şu şekilde izah edilmiştir:
'Bu vesile ile kanunun metninde uyuşturucu maddelerin sayılması ne dereceye kadar muvafık olduğu uzun münakaşayı mucip olmuş ve müzakere sırasında Adliye vekili her ne kadar teklif layihasında mer'i kanununda olduğu gibi uyuşturucu maddeler kanunun metninde sayılmış ve tasrih edilmiş olmakla beraber, bu tadattan sarfı nazar edilerek (uyuşturucu madde) diye bir cümlenin yazılmasıyla iktifa edilmesi muvafık olacağını beyan etmiş ve encümen de bu tabirin maksadı temine kafi olacağına ve çünkü mahkemelerce tereddüt hasıl olan hususlarda ehli hibreye işin havale edilerek fenni mütalâa alınmakta olduğuna ve bu işler çok defa adli tıp müessesesine kadar sevk edilerek meselenin mahiyetinin tamik edildiği görülmesine binaen, kimyevi terkipleri gösterilmek suretiyle maddede uzun boylu uyuşturucu maddelerin sayılması her bakımdan daha fazla bir faide memul bulunmadığı cihetle (uyuşturucu maddeler) tabirinin yazılmasiyle maddenin kabulüne ekseriyetle karar verilmiştir.
Bu arada merî maddede yazılı bulunan İcra Vekilleri heyetinin kanunun metninde yazılı olanlardan başka icat edilecek uyuşturucu maddelerin ilanına ait olan hükmün ipkası hususunda serdedilen mütalâa da tezekkür edilmiş, neticede gerek mevcut ve tanınmış ve gerekse yeni icat ve imal olunmuş herhangi bir uyuşturucu maddenin ilan suretiyle herkesçe bilinmesi zahiren lüzumlu ve faideli sayılabilirse de, men ve zecredilmek istenilen husus mutlak olarak uyuşturucu madde olduğundan bunu yapan, satan ve kullananlar tesirlerini bilerek yaptıklarına göre uyuşturucu halin mevcut olup olmadığını her vasıta ile araştırmak mahkemelerin kanuni salahiyetleri cümlesinden olduğundan, maddenin metninde ilan hakkında da bir hüküm bulunmasına lüzum görülmemiştir.'
5237 sayılı TCK'nın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunu düzenleyen 188. maddesinde ise uyuşturucu veya uyarıcı madde kapsamının ne anlama geldiği tanımlanmadığı gibi, bu maddelerin neler olduğu tek tek sayma yoluna da gidilmemiştir.
5237 sayılı TCK’da uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçunu düzenleyen maddenin TBMM ... Komisyonundaki görüşmeleri sırasında Hükümet Tasarısında yer alan 'Bakanlar Kurulu' ibaresinin madde metninden çıkarılmasına karar verilmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nun 188. maddesinin gerekçesinde, konuyla ilgili olarak şu açıklamalara yer verilmiştir:
'Burada uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin nelerden ibaret bulunduğu tanımlanmadığı gibi, bunların teker teker gösterilmesi yoluna da gidilmemiştir. Bunun nedeni, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ve aynı etkiyi yapan ilâç ve sentetiklerin kötüye kullanılmalarının yaptırım altına alınarak güçlü bir sosyal savunmanın sağlanmasıdır. Böylece, psikotrop madde olarak, uyuşturucu veya uyarıcı etkisi yapan ve kişilerde bağımlılık meydana getiren bütün maddelerin, bu suçun konusunu oluşturacağı kabul edilmiştir.'
Bu konudaki bilimsel görüşlerden bir kısmı şu şekildedir;
'Uyuşturucu maddelerin nelerden ibaret olduğunu, müeyyidelerin ağırlığı karşısında, saymak ve böylece âzami vuzuha varmak düşünülebilirdi. Nitekim TCK'nun 4055 sayılı Kanunla tadilinden evvel 403. maddede sayma usulü tercih edilmişti. Fakat bu usul terk edildi. Kanunun tadilinden evvel Bakanlar Kurulu kararı ile yeni icat edilmiş uyuşturucu maddelerin ilânı suretiyle madde hükmüne ithal edilebileceği yolunda mevcut usul terk edilmiştir. Bu husustaki gerekçede böylece yeniden icat edilmiş bir maddenin ilânında maddelerin uyuşturucu maddelerden olduğunun herkesçe bilinmesi zahiren lüzumlu ve faydalı görülebilirse de men ve zecredilmek istenilen husus mutlak olarak uyuşturucu madde olduğundan bunu yapan, satan ve kullananlar tesirlerini bilerek yaptıklarına göre herhangi bir ilân zarurî görülmemiştir.
O halde kanunumuza göre mühim olan maddenin uyuşturuculuğu ve sarhoşluk tevlit edici oluşudur. Bu bakımdan herhangi bir maddenin tabiî veya mamûl olması arasında fark bulunmaması icap eder.' (Prof. Dr. Faruk Erem. Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler ..., 1993, sayfa:1823-1824)
'403. maddede değişiklik yapılmazdan önce, yeni bulunan ve sürülen uyuşturucu maddelerin, Bakanlar Kurulu kararıyla cürmün konusuna alınabileceği hükmü vardı. Fakat yeni bulunan uyuşturucu maddeleri, bu maddelerin ticaretini yapanlarca bilmelerinin tabii olacağı cihetle, Bakanlar Kurulu karariyle ilanının gereksiz olduğu sonucuna varılarak 403. maddedeki ilan hükmü de kaldırılmıştır.' (Dr. ... Pulat Gözübüyük, Türk Ceza Kanunu Gözübüyük Şerhi, 3. cilt, sayfa: 620)
'Bir maddenin TCK'nın 188 ve devamı maddelerinin konusunu oluşturan uyuşturucu ve uyarıcı madde olup olmadığını belirlemek için, bunun herhangi bir listede yer almasından ziyade, kişinin algılama, muhakeme ve irade yeteneği üzerindeki etkisine bakmak gerekir. Somut bir madde ile ilgili bu bağlamda yapılacak olan değerlendirmenin, ancak bilirkişi (Adli Tıp Kurumu) tarafından yapılması gerekmektedir. Yapılacak olan değerlendirme sonucunda, somut maddenin kişinin algılama, muhakeme ve irade yeteneği üzerinde tahrip edici bir etki meydana getirdiği tespit edilmişse, ayrıca herhangi bir katalogda veya listede yer alıp almadığına bakılmaksızın, bu maddenin TCK'nın 188 vd. maddelerinde tanımlanan suçların konusunu oluşturacağının kabulü gerekir. Şayet bir maddenin Bakanlar Kurulunca kabul edilen ve yayımlanan listede yer alıp almadığına bakılarak TCK'nın 188 vd. maddelerinde tanımlanan suçların konusunu belirleme yoluna gidilecek olursa, ortaya ceza hukuku bakımından kabul edilemez sonuçlar çıkmaktadır. Şöyle ki:
1. Bir maddenin Bakanlar Kurulunun kabul ettiği listede yer alıp almamasına göre uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğunun kabulü, Anayasa'nın 38. maddesiyle güvence altına alınan ve TCK'nın 2. maddesinde düzenlenen suçta kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz.
2. Bir maddenin Bakanlar Kurulunun kabul ettiği listede yer alıp almamasına göre uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğunun kabulü, zaman bakımından uygulama ile ilgili olarak da ortaya önemli bir sorun çıkarmaktadır. Şöyle ki, böyle bir kabul, ancak bir maddenin Bakanlar Kurulunca uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabul edilmesinden ve bu kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra işlenen fiiller TCK'nın 188 vd. maddelerde tanımlanan suçu oluşturacaktır.
3. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunu işleyen kişiler, Bakanlar Kurulunun kabul ettiği listeyi dolanabilmek için bu alandaki sentetik maddelerin kimyasal terkibini sürekli olarak değiştirme yoluna gitmektedirler. Belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, yeni TCK'nın 188 ve devamı maddelerinde tanımlanan suçların konusunu oluşturan maddeler, ne kanunla belirlenmiş ne de bunların belirlenmesi hususunda Bakanlar Kurulu Kararına atıfta bulunulmuştur.' (Prof. Dr. İzzet Özgenç, Gazi Üniversitesi Türk Ceza Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Bilgi Notu, 14.10.2014)
'Kanunumuz uyuşturucu maddeyi tanımlamamıştır. Soyut olarak uyuşturucu nitelikte maddeleri belirlemek elbette kişi özgürlüklerini korumak açısından faydalıdır. Ancak kimya ve eczacılığın gelişmesi sonucu yeni bulunan sentetik uyuşturucuları bu kapsam içinde mütalaa etmek mümkün değildir. O zaman sık sık kanunun genişletilmesi yönünde yeni hüküm veya en azından yeni ibareler ilave etmek gerekecektir. Bu işin süratle yapılması mümkün olmadığından yeni geliştirilen uyuşturucu maddelerin imal, ithal ve kullanılması cezasız kalacak ve böylece toplum sağlığı tehdit altına alınmış olacaktır.
Türk Ceza Kanunu kullandığı ifade ile madde kapsamını genişletici yoruma açık tutmuş, böylece yeni geliştirilen sentetik uyuşturucuların madde kapsamına sokularak cezalandırılmasına açık kapı bırakılmıştır. O halde hakime düşen, bilirkişi aracılığı ile bir maddenin uyuşturucu madde olup olmadığını tesbit ettirmektir.
Kanaatimizce bir maddenin uyuşturucu madde sayılıp sayılmayacağı, o maddenin uyarıcı, keyif verici, hayal doğurucu, tahrik ve sarhoş edici olup olmadığına, insan irade ve muhakemesini ortadan kaldırıp kaldırmadığına bağlı olmalıdır.” (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2010, sayfa:463-464)
'Böylece kanun koyucu, uyuşturucu ve uyarıcı maddelere karşı toplum sağlığını etkin bir şekilde korumak amacıyla, sonradan keşfedilen ve uyuşturucu veya uyarıcı etki yaparak kişilerde bağımlılık yapan herhangi bir maddenin bu suçların konusunu oluşturacağını kabul etmiştir. Dolayısıyla bir maddenin belirtilen nitelikte olduğu Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesi tarafından belirlendikten sonra, bu maddenin TCK'da tanımlanan suçların konusunu oluşturabilmesi için, yukarıda anılan ulusal veya uluslararası herhangi bir metinde isminin geçmesine veya Bakanlar Kurulu kararıyla listeye alınmış olmasına gerek yoktur.' (Prof. Dr. Mahmut Koca, Adli Tıp Kurumu Yeni Nesil Psiko-Aktif Maddeler Sempozyumu, 26.11.2013)
'Kanımca, gelişen teknoloji karşısında hemen her gün yeni uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ortaya çıkması göz önüne alındığında Türk Ceza Kanunu'nda, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin tanımlanmaması ve tek tek gösterilmemesi yerindedir. Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarında korunan hukuksal değer toplumun sağlığı olup uyuşturucu ve uyarıcı madde başlı başına toplum için bir tehlike arz etmektedir. Bu nedenle uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ve aynı etkiyi yapan ilaç ve sentetiklerin kötüye kullanılmaları, yaptırım altına alınmak suretiyle güçlü bir sosyal savunma sağlanmalıdır. Bu bağlamda sırf kanunda sayılmadığı için bir maddenin kötüye kullanılmasının önlenememesi gibi bir olasılığa karşı, nelerin uyuşturucu ve uyarıcı madde olduğunu kanun metninde belirtmek yerine, diğer yasal düzenlemelerdeki ve bu hususa ilişkin sözleşmelerdeki maddelerin uyuşturucu madde veya uyarıcı madde olarak kabulü daha doğrudur.' ( Yrd. Doç. Dr. Handan Yokuş Sevük, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, ..., 2007, Sayfa:30)
Yukarıdaki açıklanan nedenlerle;
Somut olayda suça konu sarı açık yeşil bitki parçalarının MDMB-CHMICA etken maddesi içerdiği, MDMB-CHMICA'nın 3- numaralı konumda amid taşıyan indal türevi sentetik cannabinoid olup TCK'nın 188/4. maddesi kapsamındaki uyuşturucu veya uyarıcı maddelerden olduğu Adli Tıp Kurumu raporu ile tespit edilmiş olup uygulama yeri bulunmayan 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu Kararına gerek bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içerisindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenler dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın, haklarında 'kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak' suçundan ayırma kararı verilen ..., ... ve ...'a sentetik kanabinoidlerden MDMB-CHMICA etken maddesi içeren uyuşturucu maddeleri, yaşı küçük... Babuşçu'ya ise net 1,08 gram ağırlığında esrar sattığı ancak sanığın bu eylemleri bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlediği anlaşıldığından sanığın her bir eylemi için ayrı ayrı uygulama yapılarak cezaların somutlaştırılması ve ağır olan ceza belirlenip TCK'nın 43. maddesi ile artırım yapılarak ceza tayini yerine yazılı şekilde sanık hakkında fazla cezaya hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi M.İ.Yörük; "Sanık 11.10.2015 suç tarihinde...'e 1,08 gram esrar; ..., ise MDMB-CHMICA etken maddesi içeren toplam 1,170 gram madde satmıştır.
Adli Tıp Kurumu 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 11.04.2016 tarihli raporunda, MDMA-CHMICA'nın amid taşıyan indol türevi sentetik cannabinoid olduğu ve 08.03.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu'nun 16.02.2016 tarihli kararı ile 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakebesi Hakkında Kanun'un 19. maddesine göre uyuşturucu madde kapsamına alındığı (suç tarihinden sonra) belirtilmiştir.
Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınan bir maddenin bulundurulması veya alınıp satılması hâlinde;
1- 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan 'uyuşturucu madde satma veya bulundurma' suçu oluşur mu? Buna bağlı olarak aynı maddenin 4. fıkrası gereğince cezanın artırılması mümkün müdür?
2- 188. maddenin 3. fıkrasında tanımlanan suç oluşmadığı takdirde, aynı maddenin 6. fıkrasında tanımlanan 'üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran madde satma veya bulundurma' suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi için, suç konusu maddenin üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının araştırılması; buna bağlı olarak TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan 'esrar satma' suçu ile '188. maddenin 6. fıkrasında tanımlanan suç' arasında TCK'nın 43. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekli midir?
1- Bir maddenin, TCK'nın 188. maddesinin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan suçu oluşturması için;
a) Bilimsel analiz ve inceleme sonucu; 1961 Tek Sözleşmesi'nin I ve II numaralı cetvellerinde veya 2313 sayılı Kanun’un 1, 2 ve 3. maddelerinde veya 3298 sayılı Kanun’un 1 ve 4. maddelerinde ya da 2313 veya 3298 sayılı Kanun'ların verdiği yetkiye dayanan Bakanlar Kurulu kararlarında yer alan bir madde olduğunun belirlenmesi gerekir.
b) İmal, ithal ve ihraç edilmesi ya da satılması, satışa arz edilmesi, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması, satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması yasaklanmış ya da ruhsata bağlanmış olmalıdır. Sözü edilen maddeler, bu konuda alınan kararların Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren suçun konusunu oluşturur.
c) Ruhsata tabi ise, failin suç tanımında yer alan hareketleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapması gerekir.
d) Analizi yapılan maddenin imal, ithal ve ihraç edilmesi ya da satılması, satışa arz edilmesi, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması, satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması yasaklanmamış ve ruhsata tabi de kılınmamış ise (serbest ise), 'ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma' unsuru bulunmayacağından TCK'nın 188. maddesinin 1 ve 3. fıkraları ile 190 ve 191. maddelerinde yazılı suçlar oluşmaz.
e) 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasında sayılan uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ile 19. maddesi uyarınca bilimsel inceleme sonucu uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğu belirlenen ve Bakanlar Kurulu tarafından 2313 sayılı Kanun kapsamına alınan maddelerin ithal, ihraç ve satışı ... Bakanlığı'nın denetimine tabidir.
f) 3298 sayılı Uyuşturucu Maddelerle İlgili Kanun’un 1. maddesinin 1. fıkrasında sayılan uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ile aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca bilimsel inceleme sonucu uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğu belirlenen ve Bakanlar Kurulu tarafından 3298 sayılı Kanun kapsamına alınan maddelerin alımı, satımı, imali, ithali ve ihracı Bakanlar Kurulu'nun tespit edeceği esaslara göreve ... Bakanlığı'nın denetimine tabidir.
g) 2313 sayılı Kanun'un 19. maddesi ve 3298 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Bakanlar Kurulu bir maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğunu belirlememektedir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde, laboratuvar olanakları bulunan bir kurum veya kuruluş tarafından, bilimsel inceleme sonucu belirlenmekte, ... Bakanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından bu madde veya maddelerin 2313 ya da 3298 sayılı Kanun kapsamına alınmasına karar verilmekte, böylece bunların denetimi ... Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. ... Bakanlığı ise bunların imalini, ithalini, ihracını, alınıp satılmasını yasaklamakta veya ruhsata bağlamaktadır. Bu maddelerin yasaklanması veya ruhsata tabi olması ise bu suçların oluşumu için bir unsurdur.
2- Bir maddenin, TCK'nın 188. maddesinin 6. fıkrasında tanımlanan suçu oluşturması için;
a) Bilimsel analiz ve inceleme sonucu; 188. maddenin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan suçların konusunu oluşturmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğurduğunun belirlenmesi,
b) Suç tarihinden önce, üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye tabi kılınmış olması
Gerekir.
3- 'Zincirleme suç başlıklı' 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin 1. fıkrasında 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.' hükmü yer almaktadır.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde satma suçunun temel şekli 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında, daha az cezayı gerektiren şekli ise aynı maddenin 6. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu nedenle, diğer koşulları da bulunduğu takdirde bu iki suç arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür.
1- Sanığın üç kişiye sattığı MDMB-CHMICA etken maddesi içeren 'sentetik cannabinoid' maddesinin;
a) Suç tarihinde bulundurulması veya alınıp satılması yasaklanmış olmadığı gibi ruhsata tabi kılınmış da değildir. Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınmak suretiyle ruhsata tabi kılınmıştır. Bu nedenle 'ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma' unsuru gerçekleşmediği için TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında tanımlan suç oluşmamıştır. Buna bağlı olarak sanık hakkında aynı maddenin 4. fıkrası gereğince cezanın artırılması da mümkün değildir.
b) TCK'nın 188. maddesinin 6. fıkrasında tanımlanan suçu oluşturup oluşturmadığının ve buna bağlı olarak aynı maddenin 3. fıkrasında tanımlanan 'esrar satma' suçu ile birlikte zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi için, suç tarihi itibarıyla üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının ... Bakanlığı'ndan sorulması gerekir.
2- Sanık ... hakkındaki hükmün bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.02.2017 tarih ve 219639 sayı ile;
"...
... Ağır Ceza Mahkemesi, 28.4.2016 tarih ve 2015/346-2016/170 sayılı kararı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, sanık ...'ın TCK'nın 188/3-2, 4, 43/1, 62, 52, 53/1, 58/6, 7, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis ve 2.320 TL adli para cezası ile tecziyesine karar vermiştir.
11.10.2015 suç tarihinde, sanık; yaşı küçük...'e 1,08 gram esrar, ...'ye ise MDMB-CHMICA etken maddesi içeren toplam 1,170 gram madde satmıştır. Beşinci Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 11.04.2016 tarihli raporunda, MDMA-CHMICA'nın amid taşıyan indol türevi sentetik cannabinoid olduğu, 08.03.2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, Bakanlar Kurulu'nun 16.02.2016 tarihli kararı ile 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 19 uncu maddesine göre uyuşturucu madde kapsamına alındığı belirtilmiştir.
Sanığın eylemlerinde, suç tarihi 11.10.2015'tir.
Öncelikle şu hususların saptanması ve tartışılması gerekir.
Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınan bir maddenin satılması hâlinde; 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesinde tanımlanan uyuşturucu madde ticareti yapma suçu oluşur mu? 5237 sayılı TCK'nın 188/4. maddesi gereğince cezanın artırılması mümkün müdür?
5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesinde tanımlanan suç oluşmadığı takdirde, 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesinde tanımlanan suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesi için, suç konusu maddenin üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının araştırılması gerekir mi?
Buna bağlı olarak, 5237 sayılı TCK'nın 188/3 ve 188/6. maddelerinde tanımlanan suçlar arasında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi uygulanır mı?
5237 sayılı TCK'nın 188. maddesi uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak, imal, ithal, ihraç edenlerin yada satanların, satışa arz edenlerin, başkalarına verenlerin, sevk edenlerin, nakledenlerin, depolayanların, satın alanların, bulunduranların, kabul edenlerin cezalandırılacağını belirtmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesine göre, uyuşturucu maddelerin kapsamı belirlenirken, 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinde yer alan uyuşturucu maddeler kavramı ile ruhsatsız yada ruhsata aykırı olarak ibaresinin birlikte değerlendirilmesi zorunludur.
Bir maddenin, 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesi kapsamında uyuşturucu madde olup olmadığının belirlenmesi için; laboratuvar olanakları bulunan ve bilimsel çözümleme yapabilecek uzman kuruluşun incelemesi sonucunda, maddenin 1961 Tek sözleşmesinin I ve II numaralı cetvellerinde, 2313 sayılı Kanunun 1, 2 ve 3. maddelerinde, 3298 sayılı Kanun'un 1 ve 4. maddelerinde; 2313 ve 3298 sayılı Kanunların verdiği yetkiye dayanan Bakanlar Kurulu kararlarında yer alması, ayrıca yasaklanmış veya ruhsata bağlanmış olması gerekir. 2313 ve 3298 sayılı Kanunların verdiği yetkiye dayanan Bakanlar Kurulu kararlarında yer alan maddeler, bu konuda alınan kararların, Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren suçun konusunu oluşturur. Analizi yapılan madde, ruhsata tabi ise failin suç tanımında yer alan hareketleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapması gerekir. Analizi yapılan madde yasaklanmamış ve ruhsata tabi de kılınmamış ise ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma unsuru gerçekleşmediğinden 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinde yazılı suçlar oluşmaz. Maddelerin yasaklanması veya ruhsata tabi olması, TCK'nın 188. maddesi suçlarının oluşumu için bir unsurdur.
Bir maddenin, TCK'nın 188/6. maddesinde tanımlanan suçu oluşturması için; bilimsel analiz ve inceleme sonucunda, 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan suçların konusunu oluşturmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğurduğunun belirlenmesi, suç tarihinden önce, üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteysatışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye tabi kılınmış olması gerekir.
5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesi, suçun temel şeklini, 188/6. maddesi ise daha az cezayı içeren şeklini düzenlemektedir. Bu nedenle, diğer koşullar da bulunduğu takdirde bu iki suç arasında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
Açıklamalar sonrasında, somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın; ..., İbrahim ve Emre'ye sattığı MDMB-CHMICA etken maddesini içeren sentetik cannabinoid maddesinin, suç tarihinde bulundurulması, satılması yasaklanmış olmadığı gibi ruhsata tabi kılınmış da değildir. Suç tarihinden sonra Bakanlar Kurulu kararı ile 2313 sayılı Kanun kapsamına alınmak suretiyle ruhsata tabi kılınmıştır. Bu nedenle, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olma unsurunun gerçekleşmediği, 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesinde tanımlanan suçun oluşmadığı, buna bağlı olarak sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188/4. maddesinin uygulanamayacağı düşünülmüştür.
Ayrıca sanığın; yaşı küçük...'e sattığı 1,08 gram esrar sebebiyle, 5237 sayılı TCK'nın 188/3-2. cümlesinde tanımlanan çocuğa esrar satma suçu ile birlikte, ..., İbrahim ve Emre'ye sattığı MDMB-CHMICA etken maddesini içeren sentetik cannabinoid maddesinin, 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesinde tanımlanan suçu oluşturup oluşturmadığının tespiti için, suç tarihi itibarıyla MDMB-CHMICA etken maddesini içeren, sentetik cannabinoid maddesinin, üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının, ... Bakanlığından sorulması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle, eksik araştırma tamamlanıp, sonrasında sanığın hukukî durumunun belirlenmesi, 5237 sayılı TCK'nın 188/3-2. cümlesi yanında, 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesininde uygulanmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde, sanığın her bir eylemi için ayrı ayrı uygulama yapılarak cezaların somutlaştırılması, daha ağır olan ceza saptanıp, bunun üzerinden, 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi ile cezanın artırılması gerektiği kabul edilmiştir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Dairesince 31.03.2017 tarih, 120-1275 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece bozulmuş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığının ne şekilde tespit edileceğinin, bu bağlamda somut olayda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
11.10.2015 tarihli yakalama, üst arama ve muhafaza altına alma tutanaklarına göre; 11.10.2015 tarihinde saat 13.00 sıralarında ... İl Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezini arayan ve açık kimlik bilgilerini vermek istemeyen bir şahsın, “... Mahallesinde bulunan ... İlköğretim İlkokulu ile Esnaf Kefalet Düğün Salonu arasındaki parkta oturmakta olan ... ile ... Raka olarak tanınan şahıs ve yanlarındaki diğer dört ya da beş kişi arasında uyuşturucu madde satışı yapılıyor.” şeklinde ihbarda bulunduğu, bunun üzerine konunun doğruluğunun araştırılması amacıyla görevlilerce saat 13.10 sıralarında ihbarda belirtilen söz konusu yere gidildiği, çevrede ve parkta yapılan kontroller neticesinde; üç şahsın parkın hemen karşısındaki ...Sokağın girişinde beklediğinin, diğer üç şahsın ise parkın içindeki kamelyada oturduklarının görüldüğü, görevlilerce söz konusu şahısların yanlarına gidilip polis tanıtma kartları gösterildikten sonra yapılan kimlik kontrolleri sonucu, parkın içindeki kamelyada oturan şahısların tanıklar ..., ... ve ..., ...Sokağın girişinde bekleyen şahısların ise tanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanık ... olduğunun tespit edildiği, adı geçenlerin tedirgin davranışlar sergilemeleri ve sorulan sorulara çelişkili cevaplar vermeleri üzerine, görevlilerce tanıklara ve inceleme dışı sanık ...’ye üzerlerinde herhangi bir suç unsuru bulunup bulunmadığının sorulduğu, bunun üzerine tanıklar Ümit, ... ve... ile inceleme dışı sanık ...'nin ise üzerlerinde uyuşturucu madde bulunduğunu söyledikleri, ardından sırasıyla tanık Ümit'in pantolonunun sağ cebinden çıkardığı sarı renkli kâğıda sarılı hâldeki, daralı ağırlığı yaklaşık 1 gram gelen sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını, tanık ...'in pantolonunun sağ cebinden çıkardığı, her biri jelatin kâğıdına sarılı olan ve toplam daralı ağırlığı yaklaşık 0,30 gram gelen, 3 paket hâlindeki sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını, tanık...'in montunun sağ cebinden çıkardığı her biri jelatin kâğıdına sarılı olan ve toplam daralı ağırlığı yaklaşık 0,30 gram gelen, 3 paket hâlindeki sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını, inceleme dışı sanık ...'nin cebinden çıkardığı sigara paketinin içinde bulunan, her biri jelatin kâğıdına sarılı olan ve toplam daralı ağırlığı yaklaşık 0,30 gram gelen, 2 paket hâlindeki sarı ve yeşil renkli bitki parçalarını görevlilere teslim ettikleri, tanıklar Tunahan ve Cihan'ın ise üzerlerinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığını söyledikleri, toplam 9 paket hâlindeki suç konusu maddelerin görevlilerce muhafaza altına alınmasından sonra tanıklar ile inceleme dışı sanığın ... İl KOM Şube Müdürlüğüne getirildiği, burada adı geçenlerle yapılan mülakat neticesinde tanıklar ..., ... ve... ile inceleme dışı sanık ...'nin, suç konusu maddeleri ... isimli şahıstan satın aldıklarını, uyuşturucu madde alışverişi sırasında adı geçenin yanında ... adlı şahsın da bulunduğunu söyledikleri, bunun üzerine konu hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi verildiğinde söz konusu şahısların yakalanması tali
Diğer kararlar (2)
11. Ceza Dairesi, 2019/1262 E., 2021/3484 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte, ...; bu durumlarda TCK m. 243 vd. düzenlenen “Bilişim Alanında Suçlar” kapsamındaki suçların uygulanabileceğini de belirtmiştir.) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi, 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 38/A maddesi ile bir kısım özel yasalarda, elektronik verilerin belge sayılacağına ilişkin hükümlerin ispat hukuku açısından önem arz ettiği, yoksa bu tür ele
11. Ceza Dairesi 2019/1262 E. , 2021/3484 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği
Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışılarak değerlendirildiği, fiilin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı, incelenen dosyaya göre hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmış; sanık müdafinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün ONANMASINA, 07.04.2021 tarihinde Üyeler ... ve ...'ın karşı oylarıyla, oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dairemizin 07/04/2021 tarih, 2019/1262 Esas, 2021/3484 Karar sayılı çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebeplerden katılmıyorum.
Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık UYAP ortamında (fiziki belge düzenlenip ıslak imza ile imzalanmaksızın) düzenlenen reddiyat fişlerinin TCK’nin 204 veya 207 maddelerinde düzenlenen sahtecilik fiilleri kapsamında kalıp kalmadığı noktasındadır.
Uyuşmazlığa konu olayda ... 3. Aile Mahkemesi’nde zabıt katibi olarak görev yapmakta olan sanığın UYAP sistemi üzerinden farklı zamanlarda birden fazla gerçeğe aykırı reddiyat makbuzu düzenlediği böylece makbuzlara konu miktaları zimmetine geçirdiği iddia ve kabul olunduğu anlaşılmaktadır.
Bu şekilde düzenlenen reddiyat makbuzları, elektronik ortamda imzalanarak onaylanmış elektronik verilerden ibarettir.
Açık bir yasal düzenleme olmadığı takdirde TCK’nin 204 veya 207 maddeleri kapsamında cezai yaptırım uygulanması mümkün değildir.
Resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen TCK’nin 204 maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”
Yasa gerekçesine baktığımızda ise:
“....Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.
....Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.” denilmek suretiyle yazı ve rakamların kağıt, bez, plastik levha, metal plaka vs. gibi fiziki ortamlarda yazılması durumunda belgeden söz edilmesi mümkündür.
Herhangi bir özel yasada da UYAP ortamında düzenlenen elektronik veri niteliğinde ki işlemlerin TCK’nin 204 veya 207 maddeleri ile cezalandırılacağına dair bir yollama da yoktur.
Ceza hukukunda suçta ve cezada kanunilik ilkesi en temel prensiptir. Nitekim TCK’nin 2.maddesinde; “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” denilmek suretiyle öngörülebilirlik bağlamında kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması amaçlanmıştır.
Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere suç ve ceza içeren hükümlerin uygulanmasında genişletici örnekseme (kıyas) yapılması da mümkün değildir.
Ayrıca iç hukukumuzun bir parçası olan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 7/1.maddesinde de “Hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” denilerek birey hak ve özgürlükleri güvence altına alınırken buna paralel olarak Anayasamızın 38/1 maddesinde de “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” denilmek suretiyle suçta ve cezada kanunilik ilkesi benimsenmiştir.
Buna göre açık bir yasal düzenleme olmadığı için elektronik veri olarak hazırlanan işlemler elektronik imza ile imzalanıp onaylansalar dahi müstakilen sahtecilik suçunun konusu olamaz. Ancak başka suçların (somut olayda zimmet suçunun) maddi unsurunu oluşturması mümkündür.
Yukarıda belirttiğim gerekçelerle suç tipinde genişletici yoruma dayalı olduğunu düşündüğü sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 07.04.2021
KARŞI OY
Dairemizin, ... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.2018 tarih, 2017/523 Esas, 2018/543 Karar Sayılı Kararını onama yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum;
Gerek yerel mahkeme gerekse Dairimiz tarafından, sanığın sabit olduğu kabul edilen eylemi, zabıt kâtibi olan sanığın Uyap üzerinde usulsüz reddiyat makbuzu tanzim ederek elektronik imzası ile imzalamadıktan sonra bu reddiyat makbuzlarının uyap üzerinden mahkemeler vezne ekranına düşmesini sağlaması ve bu parayı bilahare vezneden alarak uhdesine geçirmesidir.
Tartışma konusu olan husus, “elektronik verilerin” TCK.’nunda düzenlenen belgede sahtecilik suçunun konusu olup olamayacağıdır. Başka bir anlatımla, bilişim sitemindeki “elektronik verilerin” TCK.’nın 204 ve 207 maddelerinde belirtilen “belge” mahiyetinde olup olmadığıdır.
Sorunun doğru bir şekilde cevaplandırılabilmesi için iki hususun vuzuha kavuşturulması gerekmektedir;
1- TCK. 204 ve 207. maddelerinde belirtilen sahtecilik suçlarının maddi konusu olan “belgeden” ne anlaşılması gerekir, kapsamı ve unsurları nelerdir?
2- Bilişim sistemindeki “elektronik veriler”, belge kavramının unsurlarını içerip içermediği ve evrakta sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge” kapsamında kalıp kalmadığıdır?
Türk Ceza Kanununda sahtecilik suçlarının konusu olan “belge”, Kanunda tanımlanmamıştır. Sözlük anlamı itibariyle “Bel” kökünden türetilmiş olan “Belge”, özü itibarıyla Türkçe bir kelime olup, eski Türkçe ’de "... - ..." şeklinde kullanılmıştır. Belge, sözlük anlamı itibariyle işaret, alamet, belir, nişan anlamlarını karşılamaktadır. “Bel-“ kökü, “bil-“ fiilinden üretilmiştir. Nitekim “belirti” anlamına karşılık gelmek üzere kullanılan “alam” ve “alâma” kelimeleri “ilm (bilme)” kökünden türetilmiştir. Belge kavramı, bilgi vermeye ya da kanıt olarak kullanılmaya elverişli yazı, resim, fotoğraf, vesika, doküman, bir gerçeği, bir olguyu gösteren, bir iddianın doğruluğunu açıkça kanıtlayan, tanıklık eden şey, delil olarak veya bir hak iddia etmek için kullanılabilecek yazılı bilgi, bir kimsenin niteliğini, bir şey üzerinde hakkını ya da kendisine verilen hakkı bildiren resmi kâğıt anlamlarını ihtiva eden geniş bir kavramdır. (Kamus-u Türkî, 2017, s. 738, Büyük ... Ansiklopedisi, s.1483, ..., 2007, s.7.) Bu anlamda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. Maddesinde; “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir” hükmünü ihtiva eden belge kavramı, belgenin kelime anlamı esas aldığı anlaşılmaktadır.
Ceza Hukukunda bir hukuk normunun içindeki bir kelime yorumlanırken, kanun koyucunun, yoruma konu kelimeyi hangi anlamda kullandığı dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır. Çünkü yoruma konu kelime, ilgili hukuk dalında başka, günlük dilde başka bir anlama gelmesi mümkündür. Bu farklılık, bazen ilgili kanuni düzenlemede o kelimeden ne anlaşılması gerektiğine dair bir hükme yer verilmek suretiyle açıklığa kavuşturulurken; bazen da ilgili kelimenin yer aldığı kanuni düzenlemenin bağlamından anlaşılır. TCK’nın belgede sahtecilik suçlarının konusu için tercih edilen “belge” kavramı bu çerçevede incelendiğinde; 5237 sayılı TCK’da “varaka” veya “evrak” yerine “belge” kavramının kullanılmış olduğu görülmektedir. Başka bir deyimle, Kanun koyucunun madde metinlerinde “varaka” veya “evrak” yerine “anlaşılır bir Türkçe” kullanmayı tercih etmesinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Bunun kanıtı da; TCK m. 204 gerekçesinde; “Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kâğıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kâğıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır” ifadelerine yer verilerek, 5237 Sayılı TCK. ’nunda belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belgenin”, 765 Sayılı TCK’daki “varaka” teriminin karşılığı olarak kullandığı hususu açıkça vurgulanmıştır. Bu husus hem öğreti hem de 5237 sayılı TCK tasarısına ilişkin komisyon raporunda teyit edilmiştir.
Bu bilgiler çerçevesinde, belgede sahtecilik suçları bağlamında belge kavramı, ceza hukukundaki yorum teknikleri de dikkate alındığında, belge, sözlükteki “bilgi vermeye ya da kanıt olarak kullanılmaya elverişli yazı, resim, fotoğraf, vesika, doküman, bir gerçeği, bir olguyu gösteren, bir iddianın doğruluğunu açıkça kanıtlayan, tanıklık eden şey” olarak değil; cismani varlığı haiz yazılı kâğıt anlamındaki “varaka” veya yazılı kâğıt topluluğu anlamına gelen “evrak” olarak anlaşılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Bu itibarla, “yazılılık” özelliğinden yoksun fotoğraf, resim, film, video veya ses kaydı gibi “belgeler”, belgede sahtecilik suçlarının konusu dışında kalırlar. Bu sayılan nesnelerin belgede sahtecilik suçunda maddi konusu olan “belgeden” sayılmadığı hususu, hem öğreti hem de yargısal kararlarda müteaddit kereler vurgulanmıştır.
Ord. Prof. Dr. ... başkanlığındaki Komisyon tarafından hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından 14.04.2003 tarihinde kabul edilerek Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 12.05.2003 tarih ve B.02.0.KKG.0.10/101-540/2902 sayılı yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen, Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin gerekçe kısmında; “Maddede, “belge”, “varaka”; “belgeler” ise “evrak” karşılığı olarak kullanılmıştır” ifadesine yer verilmek suretiyle belgeden ne anlaşılması gerektiği hususu orada da açıklanmıştır.
TCK’nın belgede sahtecilik suçlarını düzenleyen hükümler incelendiğinde, suçun konusu olarak sadece “belge” kavramına yer verildiğini görmekteyiz. 765 sayılı TCK’nın evrakta sahtekârlık suçlarını düzenleyen hükümlerine bakıldığında ise, suçun konusu bakımından kavram yeknesaklığının bulunmadığı; “varaka”, “evrak”, “vesika”, “senet” ve “belge” kavramlarına yer verildiğini görülmektedir. 765 sayılı TCK’da yer alan “evrakta sahtekârlık” suçları ile TCK’da düzenlenen belgede sahtecilik suçları arasında “konu unsuru” bakımından herhangi bir fark bulunmamaktadır. Nitekim TCK’nın resmi belge hükmünde belgeler başlıklı 210. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin 765 sayılı TCK’daki karşılığı olan 354. madde hükmünün ilk hâlinde, evrakta sahtekârlık suçlarının özel olarak düzenlendiği bazı düzenlemelerde “varaka” kavramı yerine “vesika” ifadesi kullanılmıştır. 26.08.1999 tarihli ve 4449 sayılı Kanun değişikliğiyle, 354. madde hükmünün kapsamı genişletilmiş ve birtakım Türkçeleştirme değişikliklerinde bulunulmuştur. Bu çerçevede, “vesika” yerine “belge” kavramı kullanılmıştır. Bu değişiklikten de anlaşılmaktadır ki, “belge” kavramı, 765 sayılı TCK’nın evrakta sahtekârlık suçlarının konusu için kullanılan kavramların Türkçe karşılığından ibaret olup, anlam ve kapsam bakımından bu kavramların karşılığıdır.
Belge terimi, 765 Sayılı TCK. ’da belgede sahtecilik suçlarında belirtilen “evrak” kelimesinin karşılığı olarak kullanıldığında göre, evrak kavramının ne anlama geldiğini tespit etmek gerekmektedir; evrak kelimesi, ... “yapraklar, kâğıtlar, arşiv; kitap sayfaları, yazılmış kâğıtlar, mektup veya tezkereler” anlamına gelmektedir. Evrak; “varak” ve “varaka” kavramlarının çoğul hâlidir. Görüldüğü üzere, “evrak” çoğul bir kelime olup, özü itibarıyla yazılı-yazısız birden fazla kâğıt veya yapraklar anlamına gelmektedir. Ancak daha ziyade “varaka” kavramının çoğulu şeklinde ele alınmış ve üzerinde yazı bulunan kâğıt toplulukları bağlamında kullanılmıştır. Bu anlamda “evrak”, anlam bakımından yazı ve toplu kâğıt unsurlarından oluşan bir kelimedir. (..., ..., Belgede Sahtecilik Suçları, 2.B.,(2019) s.5 vd., ..., ..., Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, s. 30)
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, belgede sahtecilik suçlarının maddi konusu olan ve Türk Ceza Kanununda belirtilen “belge”, sözlük anlamından ve özel hukukta ispat vasıtası olarak tarif edilen belge kavramından farklı olarak aşağıdaki unsurları taşıması gerekmektedir;
Belge,
• Yazılı olmalı,
• Hukuki değer taşıyan bir içerik ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmalı,
• Düzenleyenin belli ya da belirlenebilir olmalı,
• Taşınabilir (cismani) bir şey olmalıdır. ( çünkü varaka, evrak menkul mahiyetindedir.)
Yukardaki unsurları kısmen ya da tamamen taşımayan belgeler, ispat vasıtası olarak belge sayılsalar dahi, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgeden sayılmazlar. Bu nedenle, bir belgenin evrakta sahteciliğin maddi konusu olan belge mahiyetinde olduğunu kabul edebilmek için yukarıdaki unsurlarının tamamını taşıması gerekmektedir. Dairemiz uygulamasında da, bu güne kadar, bir belgenin belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olup olmadığı bu unsurlar çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Belge kavramından sonra açıklanması gereken ikinci husus, tartışma konusu olan “bilişim sistemindeki elektronik verilerin” sahtecilik suçunun maddi konusu olan belge mahiyetinde olup olmadığını belirleyebilmek için, yine belgenin yukarıda belirtilen unsurlarının tamamın taşıyıp taşımadığını incelemek gerekmektedir.
Bilişim sistemlerindeki elektronik verilerin belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturup oluşturamayacağının tespiti için, bilişim sistemleri ile bu sistemlerde işlem gören elektronik verilerin teknik olarak ne anlama geldiğinin belirlenmesidir.
Bilişim sistemi, anlamlı veya anlamsız herhangi bir bilgi veya olgunun, “veri” adıyla elektronik ortama alınmasını, bu ortamda saklanmasını, değiştirilebilmesini, kişiler tarafından algılanabilmesini ve başka bir bilişim sistemine nakledilebilmesini mümkün kılan elektromanyetik sistem olarak tarif edilebilir. Bu anlamda, günümüzde yaygın olarak kullanılan bilgisayarlar “bilişim sistemi” kapsamındadır. Ancak bilişim sistemi bilgisayarlardan ibaret olmayıp, ondan daha üst bir kavramdır. Bilişim sistemi tabirindeki “sistem” ile anlatılmak istenilen, sadece bilgisayarlar olmayıp, verilerin depolanmasını, işlenmesini, kullanılmasını ve nakledilmesini sağlayan her çeşit cihaz bu kapsamda yer almaktadır.
Bilişim sistemindeki elektronik veriler ise, içerisinde her türlü işlemin yapılabilmesini sağlayan, duyu organlarıyla algılanamayan (soyut) ve fakat sistem bünyesindeki donanım ve yazılımlar vasıtasıyla insan algısına konu olabilecek işaretlere dönüşebilen sayısal birimlerdir.
Bilişim sistemlerini insan beynine benzetmek gerekirse, insan hafızasına giren, saklanan ve yitirilen her türlü bilgi “veri” kavramıyla özdeşleştirilebilir. Bu anlamda, bilgisayar sistemlerindeki elektronik veriler, hücrelerarası etkileşim suretiyle insan beyninde işlem gören “soyut” bilgilere benzemektedir. Bilişim sistemlerinin sadece bilgisayar sistemlerinden oluşmadığı dikkate alındığında; veriler, her türlü bilgi ve olgunun bilişim sistemleri içerisinde aktarma, saklama ve iletme işlemlerinin yapılabilmesine yönelik üretilen, sadece bilişim sistemlerinde yüklü bulunan yazılımların okuyabildiği ve belli bir mantık silsilesi hâlinde sayısal karakterlerle temsil edilen “soyut” değerler olarak tanımlanabilir. Bilişim sistemi içerisinde her türlü işlemin yapılabilmesini sağlayan, duyu organlarıyla algılanamayan (soyut) ve fakat sistem bünyesindeki donanım ve yazılımlar vasıtasıyla insan algısına konu olabilecek işaretlere dönüşebilen sayısal birim olarak tarif edilen veriler, belgenin “yazılı irade beyanını içeren bir nesnenin varlığı” unsurunu sağlayamamaktadır. Zira bu unsurun sağlanması açısından yazılı irade beyanının cismani (nesnel, fiziki, somut) varlığı bulunan bir nesne üzerinde tecessüm etmesi gerekir. Elektronik ortamdaki verilerin ekranda görülebilmesi, gözle görülebilmesi ve hissedilebilmesi anlamına gelse de bir cisimleştirmeden bahsedilemez (..., ..., Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, s.127 vd.).
Elektronik ortamda yapılacak işlemlerin kim tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenebilmesi ve bu sayede bu işlemlerin hukuken güvence altına alınmasını temin etmek üzere 15.01.2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu (EİK) ihdas edilmiştir. Güvenli elektronik imzanın tek bir hukuki sonucu vardır, o da el yazılı imzanın hukuken muadili sayılmasıdır (EİK m. 5). Böylelikle, kamu ve özel alanda bilişim sistemleri aracılığıyla gerçekleşecek hukuki işlemlerin aidiyet sorunu çözüme kavuşturularak güvence fonksiyonu sağlanmaya çalışılmıştır. Güvenli elektronik imzanın ihdasıyla birlikte, başta UYAP olmak üzere, birçok kamusal nitelikteki bilişim sistemlerinde gerçekleşecek hukuki işlemlerin elektronik ortamda başlatılıp, sona erdirilmesi mümkün kılınmıştır. 6098 s. TBK m. 14/2; 6100 s. HMK m. 205/2; 6102 s. TTK m. 94/2, 1256/3, 5018 s. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu m. 6/4; 5941 s. Çek Kanunu m. 5/8 gibi birçok hukuki işlemin elektronik ortamda hukuki sonuç doğuracak şekilde yapılabilmesini mümkün kılan pozitif düzenlemeler ihdas edilmiştir.
Elektronik ortamda gerçekleşen irade beyanı, aidiyetini sağlamaya yönelik gerçekleştirilen elektronik beyanın, bizzat elektronik veriler aracılığıyla oluşturulduğu için, belgenin belli bir kişiye izafe edilebilme unsurundan yoksundur. Zira hangi ortamda ortaya konulursa konulsun, bir ifade veya işaretin “beyan iradesi” özelliğine sahip olabilmesi için, ifade veya işaret ile kişi arasında doğrudan bir ilişkinin kurulması gerekir. Doğrudan ilişkiden maksat ise, ifade veya işaretin, kişiden sâdır olması ve bunun nesnel olarak doğrulanabilmesidir. Elektronik ortamdaki veriler aracılığıyla oluşturulan ve çeşitli harf, rakam ve sair sembollerle tezahür eden alametler ile belli bir kişi arasında doğrudan ilişki kurulamamaktadır.
Her ne kadar elektronik imzayla, bilişim sistemindeki irade beyanını oluşturan veri ve kişi arasında aidiyet ilişkisi kuruluyor ise de, elektronik imza ile imzalanan bu veriler, bir bilişim sistemi (bilgisayar, veri okuyucu gibi) olmadan da doğrudan ulaşmak mümkün olmadığı gibi, elektronik ortamdan fiziki ortama aktarıldığı zaman da kişi ile imza arasındaki aidiyet ilişkisi kopmaktadır. Başka bir deyimle, elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin fiziki çıktısı alınarak yazılı belgeye dönüştürülmesi halinde, bu sefer de niteliği gereği ancak bir veri taşıyıcısı üzerinde bulunan yazılım aracılığı ile doğrulanabilen bir imzanın kâğıt üzerinde görünebilmesi mümkün olmamaktadır. Yani elektronik imza ile oluşturulan verideki kişi ile veri arasındaki doğrulanabilir aidiyet ilişkisi kopmaktadır.(..., Devrim; Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu, (2010). s.48).
Bilişim sistemi ve elektronik verilere ilişkin yapılan bu izahat özetlenecek olursa; bilişim sistemindeki veriler, sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin hukuki bir değer içermesi, yazılı olması gibi bir kısım unsurlarını taşısa dahi, belgenin tüm unsurlarını kapsamadığı görülmektedir. Bu eksikler, “elektronik veriler”; a- belgenin yazılı irade beyanını içeren, mücessem, fiziki, menkul bir nesnenin varlığı unsuru ile b- elektronik imza ile imzalananlar hariç, belgenin belli bir kişiye izafe edilebilme unsurunu karşılayamadığı görülmektedir.
Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, elektronik imza ile imzalanmış olsalar dahi, bilişim sisteminde oluşturulan veriler, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin tüm unsularını taşımadığından, bu tür veriler üzerindeki geniş anlamda hukuka aykırı müdahale ve işlemler belgede sahtecilik suçunu oluşturmamaktadır.
Karşılaştırmalı Ceza Hukuku açısından konuya bakıldığında, yukarıda açılanan gerekçelerden dolayı, gerek mehaz .... Ceza Kanununda gererekse İtalya Ceza Kanununda elektronik veriler üzerinde yapılan sahtecilik eylemeleri için ayrı yasal düzenlemeler yapıldığı görülmüştür.
... Ceza Kanunu’nda resmi ve özel belgede sahtecilik suçları, TCK’dan farklı olarak tek bir maddede § 267 maddesinde, teknik kayıtlarda sahtecilik § 268 maddesinde, elektronik verilerde sahtecilik ise § 269 maddesinde düzenlenmiştir. ...’da bilgisayar suçluluğuyla mücadele amacıyla ilk kez 1986 yılında, ispat için önemli nitelikteki elektronik veriler üzerinde gerçekleştirilen sahtecilik eylemleri, ... Ceza Kanunu § 269 da bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. ... Ceza Kanunu’na getirilen bu hükümle, klasik belgede sahtecilik (§ 267) kapsamında cezalandırılması mümkün olmayan bilişim alanındaki veriler üzerindeki bir kısım fiillerin cezalandırılabilme olanağı sağlanmıştır. Bir bilişim sistemine kaydedilen veri, henüz belirli bir nesne üzerinde tecessüm etmediğinden, bu haliyle “belge” olarak nitelendirilmemektedir. Bu nedenle, bilişim sistemindeki veriler üzerinde işlenecek sahtecilik fiilleri, ... Ceza Kanunu’nda belgede sahteciliğin düzenlendiği § 267 hükmü kapsamında değil § 269 hükmüne göre cezalandırılmaktadır.( GÖKCEN, Ahmet, Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), 5. Baskı, 2018, s. 19-20)
İtalyan Ceza Kanununda da, bilişim alanındaki veriler üzerinde yapılan sahtecilikler için ayrı bir yasal düzenleme yapıldığı görülmüştür. 23 Aralık 1993 tarih ve 547 Sayılı Kanunla İtalya Ceza Kanununa eklenen 491-bis maddesi ile belgede sahteciliği düzenleyen hükümlerin elektronik belgeler bakımından da geçerli olduğu hükme bağlanmıştır. (Güngör, Devrim; Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu. (2010). s.51)
Öğretide ileri sürülen görüşlere bakıldığında, az sayıda farklı görüşler bulunmakla birlikte, kabul gören yaygın görüş, ister güvenli elektronik imzalı olsun ister olmasın, elektronik verilerin nesnel, fiziki bir varlığı bulunmaması nedeniyle, bu veriler belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturamazlar. Belgede sahtecilik suçlarına ilişkin hükümlerin, elektronik ortamda oluşturulmuş verilerle ilgili olarak uygulanması mümkün olmayıp, aksi uygulama kıyas yasağını ihlali mahiyetinde olacaktır. (..., ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2020, 16. Baskı, s. 138; ..., .../..., ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2020, 7. Baskı, s. 764; ..., .... .../ ..., ....,..., .... ...., ..., ..., Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2017, 16. Baskı, s. 409; ..., ..., Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ... ... ... ... Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2019; ..., Devrim, Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu, 2010, s. 50., ..., ..., Ceza Hukukunda Belge Kavramı, Ceza Hukuku Dergisi, 2010, s. 53. ..., .... ..., Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, ... Barosu Dergisi, 67(3), 93-126, 2009, s. 97. ...; aynı gerekçeyle elektronik ortamdaki verilerin belge sayılamayacağını, ancak veriler üzerinde gerçekleştirilecek sahtecilik fiillerinin suç teşkil etmesi gerektiğini ve bu gerekliliğin TCK m. 244’te düzenlenen “sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçu ile karşılandığını belirtmiştir. Elektronik verilere duyulan güvenin (fiziki) belgelerde olduğu gibi hukuken korunması gerektiği düşünülerek, verilerin de ceza hukuku anlamında belge sayılması gerektiğini düşünen yazarlar için bkz: ..., .../..., ..., Belgede Sahtecilik Suçunun Konusu Olarak Elektronik Ortamdaki Veriler, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(2), 195-219, 2013, s. 206; ..., ..., Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), 5. Baskı, 2018, s. 52. Bununla birlikte, ...; bu durumlarda TCK m. 243 vd. düzenlenen “Bilişim Alanında Suçlar” kapsamındaki suçların uygulanabileceğini de belirtmiştir.)
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi, 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 38/A maddesi ile bir kısım özel yasalarda, elektronik verilerin belge sayılacağına ilişkin hükümlerin ispat hukuku açısından önem arz ettiği, yoksa bu tür elektronik verilen belgede sahtecilik suçunun konusu olan belge mahiyetinde olduğu anlamına gelmediği kanaatindeyiz. Nitekim 6100 Sayılı HMK.’nun 199. Maddesinde; “…vakıaları ispata elverişli…., çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” denilmesine rağmen gerek Dairemiz içtihatlarında gerekse öğretide; belgede sahtecilik suçları yönünden sayılan bu unsurların hiç birisinin belge olmadığı tartışmasızdır. Bu husus da göstermektedir ki, bir kısım özel yasalarda, ispat hukuku açısından, bazı nesnelerin ya da elektronik verilerin belge kabul edilmesi, aynı nesne ya da verinin, ceza hukukunda belgede sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belge olarak da kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bilişim alanındaki elektronik veriler, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin tüm unsurlarını taşımadığından, bu verileri, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belge olarak kabul etmek ve belgede sahtecilik suçu kapsamında değerlendirmek ceza hukukunun temel prensiplerinden olan kıyas yasağına aykırılık teşkil edeceği kanaatindeyiz.
TCK m. 2/3 maddesinde; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” hükmü dikkate alındığında, suçta ve cezada kanunilik prensibi gereği, ceza hukukunda “kıyas yasağı” temel bir ilke olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu bununla yetinmeyerek, ayrıca kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorum yapmayı da yasaklamıştır.
Kıyas, Ceza Kanununda yer alan bir suç tanımını, bu tanımın unsurlarından bir veya birkaçını taşımayan ancak söz konusu suçun amacıyla benzerlik taşıyan bir olaya uygulanmasıdır. Kıyastan farklı olarak, genişletici yorum, kanunda kullanılan kelimelerin anlama göre dar kalması durumunda bu kelimeyi genişleterek kanun koyucunun gerçek iradesini ortaya çıkarma faaliyetidir. Kanun hükümlerinin soyut ve genel biçimde düzenlenmesinin sonucu olarak, hükümde yer alan kelimeler, kanun koyucunun gerçek iradesine lafız ya da içerik bakımından uymuyor olabilir. Bu gibi hâllerde, kanun koyucunun gerçek iradesine uygun bir yorum benimsenerek kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlam ve kapsamları belirlenebilir. Ancak TCK.’nın 2/3 maddesinde, genişletici yorum yapılırken, kıyasın sonuçlarını doğuracak şekilde genişletici yorum faaliyetlerinden kaçınılmasının zorunlu olduğunu özellikle belirtmiştir. Yorum yapılırken özellikle, suç tanımında yer alan unsurların dışına çıkılmaması gerekir. Zira suç tanımlarında yer alan kelimeler aslında suçun maddî unsurlarını tespit etmeye yarayan araçlardır. Kelimelerin gerçek anlamı, suçla korunan hukuki değer göz önünde bulundurulmak suretiyle ve fakat suçun unsurlarının özellikleri dikkate alınarak ortaya konulması gerekir. Kanun koyucunun kastetmediği bir olgunun suç tanımında yer alan bir unsur kapsamına dâhil edilmesi genişletici yorumun değil, kıyasın yapıldığını gösterir.
Bu açıklamalar ışığında anlaşılmaktadır ki; bilişim sistemindeki veriler üzerinde geniş anlamda hukuka aykırı müdahaleler belgede sahtecilik suçlarını oluşturmaz. Her ne kadar, bilişim sistemindeki verilere hukuka aykırı bir kısım müdahaleler TCK.’nınn 243 ve 244. maddelerinde düzenlenmiş ise de, bu düzenlemelerin de yetersiz olduğu ve tüm ihtimalleri tüketecek şekilde düzenlenmediği gerekçesiyle eleştirilere konu olduğu görülmüştür. Bu nedenle Türk Ceza Kanununda bilişim sitemindeki elektronik veriler üzerinde gerçekleşen sahtecilik fiilleri bakımından bir “boşluğun” olduğu kabul edilmelidir. ... ve ... Ceza Kanunlarında olduğu gibi, bu “boşluk” yasama erki tarafından ancak bir kanuni düzenleme ile giderilebileceği kanaatindeyiz. Aksi takdirde, genişletici yorum ile bilişim alanındaki elektronik verileri Türk Ceza Kanunu’ndaki belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belgenin” kapsamına dâhil etmek ve bu verilere geniş anlamdaki hukuka aykırı müdahaleleri belgede sahtecilik suçu olarak kabul etmek, ceza hukukunun en önemli ilkelerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile kıyas yasağı ilkesinin ihlali anlamına gelecektir.
Yukarda açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı, sanığın Uyap üzerinde usulsüz reddiyat makbuzu tanzim ederek elektronik imzası ile imzalamadıktan sonra bu reddiyat makbuzlarının uyap üzerinden mahkemeler vezne ekranına düşmesini sağlaması ve bu parayı bilahare vezneden alarak uhdesine geçirmesi şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminin, elektronik verilerin belge olmaması nedeniyle belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, sanığın reddiyat makbuzu kesme hususunda bir görevinin bulunması halinde zimmet suçu, her hangi bir görevinin bulunmaması halinde ise görevi kötüye kullanmak suçuna vücut vereceği düşüncesi ile sayın çoğunluğun, sanığın eyleminin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu yönündeki görüşüne katılmıyorum.07.04.2021
11. Ceza Dairesi, 2011/11289 E., 2013/5768 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesi gereğince kurulan Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğince bastırıldıkları ve mevcut halleri itibariyle hukuki sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğinde olmadıkları cihetle; ele geçen trafik sigorta pullarının TCK.nun 199. maddesi kapsamındaki kıymetli damgalardan olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre sanığın eyleminin "kıymetli damgada sahtecilik" suçunu oluşturup oluşturmay
11. Ceza Dairesi 2011/11289 E. , 2013/5768 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 6136 sayılı Yasaya muhalefet ve resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : 6136 sayılı Yasanın 13/1, 62, 52/1-2. maddeleri uygulanmak suretiyle sanığın hapisten çevrilme 7.000 YTL ve 437 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nun 204/1, 62. maddeleri uygulanmak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçundan sanığın 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına
I- Sanık müdafiinin "6136 sayılı Yasaya muhalefet" suçundan sanığın mahkumiyetine dair karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK.nun 58. maddesi hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliği aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan duruşmaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Suç tarihi itibari ile sanık hakkında tayin edilen temel adli para cezasının 5252 sayılı Yasanın 4, 5/2. maddeleri uyarınca 450 TL'den fazla olamayacağının ve 5083 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulunun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirtilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden 6136 sayılı Kanunun 13/1. madde ve fıkrası uyarınca tayin edilen "525.00 YTL" ibaresinin çıkarılarak yerine "450 TL" yazılması, TCK.nun 62. maddesinin uygulanması sonucu bulunan "437.00 YTL" ibaresinin çıkarılarak yerine "375 TL" yazılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün istem gibi DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2
II- Sanık müdafiinin "resmi belgede sahtecilik" suçundan sanığın mahkumiyetine dair karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise:
1- Hakkında Sultanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığınca suç örgütüne üye olmak suçundan yürütülen soruşturma kapsamında suç tarihinde evinde arama yapılan sanıktan 119 adet boş trafik sigorta pulunun ele geçtiği somut olayda, suça konu trafik sigorta pullarının suç tarihinde yürürlükte bulunan ancak 25.02.2011 tarihli R.G'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Yasanın 58. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının 91/4. maddesi uyarınca 5684 sayılı Sigortacılık Yasasının 24. maddesi gereğince kurulan Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğince bastırıldıkları ve mevcut halleri itibariyle hukuki sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğinde olmadıkları cihetle; ele geçen trafik sigorta pullarının TCK.nun 199. maddesi kapsamındaki kıymetli damgalardan olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre sanığın eyleminin "kıymetli damgada sahtecilik" suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Dosya kapsamına göre; Sultanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/904 soruşturma sayılı tefrik kararından, suç tarihinde sanığın Tuzla İlçesindeki evinde yapılan aramada ele geçen 119 adet suça konu belge hakkındaki dosyanın 2007/4704 soruşturma sırasına kayıt ile Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğinin, aynı tarihte Pendik İlçesindeki işyerinde ele geçirilen ve içerisinde 36 adet boş trafik sigorta pulunun da yer aldığı sahte belgeler hakkındaki soruşturmanın ise 2007/4695 soruşturma sırasına kayıt edilerek Pendik Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği anlaşılmakla; mükerrer yargılamanın önlenmesi açısından, Sultanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/4695 sayılı soruşturma dosyasının akıbeti araştırılarak, kamu davası açılmış ise dava dosyasının celbi sağlanıp, derdest olması halinde davaların birleştirilmesi, birleştirme yapılamadığı takdirde ilgili dosyanın bu davayı ilgilendiren kısımlarının onaylı örneklerinin dosyaya intikali sağlanarak toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeye dayanarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
2- 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak yoksunluğunun, sanığın kendi alt soyu üzerindeki yetkileri açısından koşullu salıverilmeye, 1. fıkrada yer alan diğer hak yoksunluklarının ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
Matbaacı (J), Hazine ve Maliye Bakanlığı ile herhangi bir anlaşması olmamasına rağmen, tütün mamullerinde vergi ödendiğini belgelemek ve vergi güvenliğini sağlamak amacıyla 4733 sayılı Kanun uyarınca kullanılması zorunlu olan bandrolleri, ayırt edilemeyecek derecede benzer şekilde sahte olarak basmıştır. (J) daha sonra, bu sahte bandrolleri piyasaya sürmek üzere hazırladığı kaçak sigara paketlerinin üzerine yapıştırmıştır.
(J)'nin eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) açısından hukuki nitelendirmesine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) J'nin fiili, özel kanun niteliğindeki 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda daha ağır cezayı gerektiren özel bir kaçakçılık suçu olarak ayrıca düzenlendiğinden, TCK'da yer alan genel nitelikteki sahtecilik hükümleri bu olaya uygulanamaz.
B) TCK'nın 199. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca verginin ödendiğini belgelemek amacıyla kullanılan pullar kıymetli damga sayıldığından, (J)'nin sahte bandrol üretmesi ve kullanmaya hazırlaması, bu maddede düzenlenen kıymetli damgada sahtecilik suçunu oluşturur.
C) Sahte bandrollerin kullanılmasıyla vergi ziyaı henüz kesin olarak gerçekleşmediği için, (J)'nin fiili TCK kapsamında tamamlanmış bir suç değil, ancak vergi kaçakçılığı suçuna teşebbüs olarak cezalandırılabilir.
D) Söz konusu bandroller, para gibi bir ödeme aracı olmadığından ve yalnızca bir denetim aracını taklit ettiğinden, eylem TCK kapsamında sahtecilik suçlarının konusunu oluşturmaz.
E) J, eyleminin resmi makamlarca haber alınmasından önce durumu bildirirse, TCK m. 201'de düzenlenen etkin pişmanlık hükmünden yararlanarak cezasızlık sonucuna ulaşabilir.