5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 198

Türk Ceza Kanunu 198. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 198- (1) Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları, para hükmündedir. Kıymetli damgada sahtecilik

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
11. Ceza Dairesi, 2018/4004 E., 2019/2115 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Evrak kelimesi TCK sadece 198. maddede düzenlenen paraya eşit sayılan değerler içinde “Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve e
11. Ceza Dairesi         2018/4004 E.  ,  2019/2115 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan HÜKÜM : Beraat ... İnşaat isimli şirketin sahibi ve yetkilisi olan sanığın, gerçekte bu işyerinde çalışmayan şahısları çalışıyormuş gibi göstererek sahte işe giriş bildirgesi düzenlemek suretiyle resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu işlediğinin iddia olunması, sanığın suçlamaları kabul etmemesi, suça konu edilen işe giriş bildirgelerinin dosya kapsamında bulunmaması ve suça konu işe giriş bildirgesi üzerindeki imzaların aidiyetine ilişkin herhangi bir inceleme yaptırılmamış olması karşısında, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; öncelikle suça konu işe giriş bildirgelerinin kim tarafından verildiği, e-bildirge veya ıslak imzalı olarak verilip verilmediği Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sorulması, fiziki olarak verildiğinin, tespiti durumunda; suça konu belge asılları dosya arasına alınıp, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğundan, suça konu belge asılları incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve aldatıcılık niteliğinin olup olmadığının değerlendirilmesi, belge üzerindeki imzaların ve yazıların sanığa ait olup olmadığı hususunun sanıktan sorulması, kabul etmemesi durumunda, konusunda uzman bir kurum veya kuruluştan rapor alınması, adlarına işe giriş bildirgesi düzenlenen kişilerin idari soruşturma sırasında vermiş oldukları beyanları hatırlatılarak çelişkilerin giderilmesinden sonra, sonucuna göre, fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin içeriğinde sahtecilik bulunması ya da belgelerin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı; fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik bulunması halinde eylemin TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı da nazara alınarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ...'in değişik gerekçesi ile 28.02.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi. DEĞİŞİK GEREKÇE KARŞI OY SGK İşe Giriş Bildiriminin e-bildirge ile yapan sanığın iş yerinde çalışmadığı halde bir kısım şahısları iş yerinde çalışıyormuş gibi bildirim yapılmasının ilişkin eyleminin TCK 206 maddesine tanımlanan “Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyanda Bulunmak suçundan” açılan kamu davasının mahkemede yapılan yargılama sonucunda sanığın üzerine atılı suçun sübut bulmadığından sanığın Beraatine ilişkin hükmün Yüksek 11. Ceza Dairemiz de yapılan temyiz incelemesi sonucunda Sanık tarafından işe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK 206 maddesine düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu oluşturacağı; fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinde imza bulunması halinde ise TCK 207 maddesinde tanımlanan “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı şeklinde bozma gerekçesine aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmıyorum. Daire ile aramızdaki görüş ayrılığı özü SGK elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin bir belge vasfı taşıyıp taşımadığı hususunda ortaya çıkmaktadır. Bu konuyu açıklayabilmek için öncelikle e-bildirgeyi ve yasalarda geçerli bir belge olarak olup olmadığı açıklamak gerekir. Kanunlarımızda belgenin herhangi bir tanımı yapılmamıştır bu sebeple belgenin tanımı için yargıtay kararları ve doktrini incelememiz gerekir. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı bir irade beyanı olarak tanımlanabilir. Doktrinde de benzeri tanımlar yapılmıştır. Yerleşik Yargıtay uygulaması ve doktrinde belgenin unsurları; Belgenin Unsurları; A-)Yazılı Olma; Belgenin temel unsurlarının başında yazılı olması gelmektedir. Belgeyi oluşturan iradenin yazı ile belirlenmiş, tespit edilmiş olması halinde bu unsur gerçekleşir. Belgenin yazılı olması, irade beyanının kaydedilmesi anlamına gelmektedir. Belgeyi düzenleyenin muradının ne olduğunun anlaşılması için yazının okunur, anlaşılır olması zorunludur. Okunamayan yazılı veya karalama belge sayılamaz. Yazılı olma unsuru için, okunması ve anlaşılması mümkün herhangi bir dille yazılmış olması yeterlidir. Ancak bir belgenin Türkçe yazılması zorunlu görülmekte ise bu kurala uyulmaması, yazılan kaydın belge sayılmasını önler. -Yazının bir vasıtayla kaydedilmesi: Bir insan düşüncesinin uygun vasıtayla kaydedilmiş olması, belge sayılmak için yeterli değildir. Örneğin yazı içermeyen fotoğraf, film şeridi gibi nesneler de bir fikrin kaydını sağlamakta ve bunlar usul hukukunda belge sayılsalar bile konumuz yönünden belge niteliğinde değildirler. Bu bakımdan, düşüncenin yazı ile kayda geçirilmiş olması zorunludur. Yazının elverişli herhangi bir vasıtayla kaydedilmesi olanaklıdır. Baskı makinesi, daktilo, bilgisayar gibi araçlarla ya da mürekkepli veya kurşun kalemle ve hatta tebeşir gibi kolayca silinebilir bir malzemeyle yazılmaya elverişli bir cisme yazılmış olması yeterlidir. Fakat belirli konulardaki belgelerin belirli bir vasıtayla kaydedilmesi yasa gereği aranmakta ise (el yazısıyla vasiyetname gibi) bu koşula uyulması zorunludur. - Yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi : Yazının korunması ve daha sonra bir ispat aracı olarak kullanılmasının doğal sonucu olarak kanunda “belge “ vasfını taşıyabilmesi için yazının daha sonra ulaşılabilmesi ve varlığının kanıtlanabilmesi için bir cisme kaydı gerekmektedir. Buna göre, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya, bilgisayar, tablet vb yazılan ve hukuki sonuçlar doğurabilecek ulaşılması mümkün bir cisme yazılması yeterlidir. Ancak dairemiz aşağıda değişik kararlarında da görüldüğü üzere bu dosyada da olduğu gibi elektronik ortama yazılmış olmasını belge olarak kabul etmiyor ve yazının belirli taşınabilir bir cisme kaydedilmesi gerektiği yönünde uygulaması ve kabulü devam etmektedir. “Evrakta sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan belgenin, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden bir olayı kanıtlamaya yarayan yazı olduğu, 5237 Sayılı TCK. nun 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kâğıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceğinin vurgulanması karşısında, sahte olarak düzenlenen mührün kullanılması ile oluşturulan araç plakalarında yapılan sahteciliğin 5237 Sayılı TCK. nun 204/1 maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, mühürde sahtecilik suçunun gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırıdır.” 11.CD. 22.2.2007, 8681-1073 Dairemizin fiziken kağıt veya benzeri bir yere yazılmayan yazının belge vasfında olmadığı şekilde uygulamasının TCK gerekçesinde “belgenin” ne olduğunu açıklarken yapmış olduğu kendi içinde çelişkili ve yanlış bilgiye dayanan açıklamanın sonucu ortaya çıkan uygulamanın devamıdır. 5237 SK.204 madde gerekçesine göre “belge”; “Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir. “5237 Sayılı Kanun gerekçesi çelişkiler içeren bir yanlış yorum getirmiştir. Bu yanlış yorum nedeni ile nedeni ile doktrin ve yargıtay kararlarında sık sık “belge”nin “evrak” kelimesinin karşılığı olduğu bunun da ancak kağıt olabileceği kabul edilmekte ancak zaman zaman kağıt olmayabileceği kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK metni içinde 204. maddesi metninde “evrak” kelimesi geçmediği gibi Diğer 207, 206 ve diğer maddelerle birlikte belgeye dayalı suçlarda 48 defa “belge” kelimesi geçmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki “belge” kelimesi evrak kelimesinin karşılığı değildir. Orta Asyadan bugüne kadar Türk dilinde “belge” kelimesi değişmeden kullanılmaktadır. ”Belge” kelimesi Moğolcadan gelmiş bir kelimedir. Moğolca belge “işaret, alamet, resmi belge, ferman, berat” sözcüğünden yapılan alıntıdır. Moğolca ve eski Türkçe sözlük de “belgü” işaret, alamet, nişan ile ile aynı kök den gelmiştir.(Etimoloji Türkçe Sözlük) Türk Dil Kurumu sözlüğünde de “belge” Bir gerçeğe tanıklık eden yazı, fotoğraf, resim, film vb., vesika, doküman'a verilen isimdir. Evrak kelimesi TCK sadece 198. maddede düzenlenen paraya eşit sayılan değerler içinde “Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları, para hükmündedir.“ düzenlemesinde geçmiştir. Belgenin eski dilimizdeki “evrak” kelimesinden türediği yanlışıdır. Evrak kelimesi Arapça da yapraklar, (mecazen) sayfalar” sözcüğünden alıntıdır. Arapça kökünden gelen warak “yaprak” sözcüğünün çoğuludur. (Etimoloji Türkce Sözlük) Sadece TCK 198. maddede kullanılan “evrak” kelimesi gerçek anlamda Arapçadan gelen anlamı ile eş kullanılmıştır. Kanun koyucun yasa metnindeki korunan hukuki yarar “evrak” dır. Görüldüğü üzere kanun metnindeki “belge” kelimesinin karşılığı “evrak” olmadığı gibi belge her durumda bir kağıt da değildir. Kanunlar yorumlanırken kelimenin anlamının açık olduğu ve çelişkinin veya muğlaklığın olmadığı durumlarda kanun metninde kullanılan kelimeler neyi düzenliyorsa o anlam anlaşılır. Yorumla kanunda düzenlenirken kullanılan bir kelime anlamı dışına çıkarılamaz. Nitekim Roma hukukundan bugüne uyguladığımız ”Benignus leges interpretande sunt,quo voluntas earum conservatur” (kanunlar düzenleniş amaçlarına uygun olarak yorumlanır) - Yazının okunabilir olması : Belgenin düzenleniş amacını anlayabilecek bir düşünceyi yansıtması ve bu nedenle delil değeri taşıması nedeniyle, okunabilir olması gerekir. Anlam verilemeyen harf ve kelimelerin bir araya getirilmesi ile belge vasfı kazandırmaz. Ancak yasalar bazen belgelerin belirli bir şekil belirlemiş ise bu şekle uyulmaması o yasada belirlen en belge vasfını kazandırmaz. B-) Hukuki Değer Taşıyan Bir İçeriğinin Bulunması; Bir yazının belge olarak kabul edilebilmesi için; hukuken korunmaya değer bir içeriğinin bulunması gerekir. Yoksa, hukuki bir değeri bulunmayan yazının belge değeri yoktur. Belgenin belirli bir düşünce veya olayın aktarımını ya da bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunu gösterme gibi bir irade beyanını içermesi halinde hukuken korunduğu, delil niteliğinin bulunduğu kabul edilir. C-)Düzenleyenin Bilinmesi; Bir yazının belge olarak kabul edilebilmesi için, kim tarafından düzenlendiğinin belli olması gerekir. Kim tarafından düzenlediği bilinmeyen yazıların belge niteliği bulunmamaktadır. Yazının kim tarafından düzenleyenin bilinmesi o yazı ile yazan arasında fiili bağlantıyı sağlayan bir bağın olması gerekir, bu, düzenleyen kişinin adının ... içinde yazılması ile veya imza, remz, işaret gibi diğer bir unsur sayesinde gerçekleştirilebilir. SGK İşe Giriş Bildirimlerinin “Belge” vasfını sağlayan yasal düzenlemeler; Bir belgenin hukuki bir belge olmasını sağlayan belgenin kimin tarafından düzenlendiğini gösteren imza unsurudur. İmza ile belgenin kimin tarafından düzenlendiğinin belirleyen imza bulunan akitlerin oluşmaya başladığı yıllardan beri süren uzun yıllardır kabul edilmiş bir uygulamadır. Bu imzalı belge hukuki işlemlerde yasal sorumluluk yükleme için en önemli delil kabul edilmektedir. Gelişen dijital dünyada şahıslar arasında, şahıslar ile devlet arasında ve bankacılık sistemlerinde yapılan işlemlerin güvenliğini sağlamak amaçlı elektronik imzanın ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Elektronik imzanın hukuki anlamda bir belgede sonuç doğuracak bir hukuki işlem olabilmesi için bu imzanın belli bir kişiye izafe edilebilmesi gerekir. Nitekim gelişen elektronik çağın zorunlu sonucu ortaya çıkan E-İmza’nın hukuk dünyamızda sonuç doğurucu yasal düzenlemeler ve yargı kararları uygulanmaya başlamıştır. Bu kapsamda elektronik imzanın bir zorunluluk olarak ortaya çıkması bir çok ülkenin Elektronik imza mevzuatında ve Avrupa Parlamentosunun 1993/93/AT sayılı direktifinde tanımlanmıştır. Buna göre elektronik imza “başka bir elektronik veriye eklenen veya onunla mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmaktadır. Avrupa hukuk sistemine uyum amacı ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 3/b maddesinde de benzer bir düzenleme ile elektronik imzayı “başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı şekilde 15.01.2004 tarih ve 5070 sayılı elektronik imza kanununda güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanını düzenleyen 5070 sayılı kanun 5 mad. ”Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur“ şeklinde yasal düzenleme getirmiştir. HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı ..., senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere maddede elektronik veriler belge olarak kabul edilmiştir. HMK 205/2.maddede ise güvenli elektronik imzalı belgelerin senet olarak kabul edildiği belirtilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 38/A maddesine “kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir” hükmü getirilerek kanunun güvenli elektronik imzalı belgelere verdiği değer gösterilmiştir. Maddenin 5.fıkrasında elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi durumunda güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir, denilerek elektronik imzalı belgelere üstünlük tanınmıştır. İcra İflas Kanunu’nun (İİK), 8/A maddesinde güvenli elektronik imzalı belgelerin elle atılan imzalı belgeler gibi olduğu düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) tacirler arasındaki bazı işlemlerin güvenli elektronik imza vasıtasıyla kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağı düzenlenmiş ve bu verilere belge vasfı verilmiştir. Yine TTK’ya göre tacirler güvenli elektronik imza vasıtasıyla e-fatura düzenleyebilmektedirler. Diğer yandan tacirler güvenli elektronik imza ve zaman damgası vasıtasıyla e-defter tutmakta ve bu defterler denetlenmektedir. Yine elektronik ortamda şirket toplantısı yapılabilmesi de yeni TTK’nın güvenli elektronik imzaya verdiği değeri gösteren faktörlerden birisidir. Nitekim e-toplantıya katılan üyeler güvenli elektronik imza vasıtasıyla oylamalara katılmaktadırlar. Vergi Usul Kanunu’nda ise elektronik defter ve elektronik faturalarla ilgili düzenleme yapılmış olup Maliye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu tebliğlerde bu belgelerin güvenli elektronik imza ile imzalanmaları düzenlenmiştir. 6572 sayılı kanunla Aralık 2014’te Noterlik Kanunu’na eklenen 198/A maddesiyle noterlik işlemlerinin güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiştir. Aile Hekimleri Kanunu’nun (AHK), 5.maddenin 3.fıkrasında elektronik ortamda tutulan kayıtlar resmi evrak niteliğindedir. Kanunlarda düzenlenen e-belge ve e-imza ile ilgili düzenlemelerin Yargı mercilerince yasal koruması olduğunu düzenleyen kararlar vardır.Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu da e-imzanın elektronik belgeye belge vasfını kazandırdığına dair kararı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 E. , 2017/27 K. 24.01.2017 tarih ve sayılı kararında;Yargıtay Cumhuriyet Savcılığının yaptığı elektronik ortamda hazırlanmış belgede “elektronik imza olmaması”nın belge vasfı kazındırmayacağı şeklinde kararında da tartışılıp Ceza Genel Kurul Kararında açıklandığı üzere; “5070 Sayılı Kanunun 22. maddesi ile Türk Borçlar Kanununa yapılan atıf ile güvenli elektronik imzaların elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haiz olduğu kabul edilmiştir. Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda; “Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir. Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir. E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)” Bilişim sistemindeki veriler bakımından belgede sahtecilik hükümlerinin uygulanması halihazırdaki mevzuatla sadece güvenli elektronik imzalı e-belgeler bakımından mümkündür. Nitekim yukarıda değinildiği üzere birçok özel kanunda güvenli elektronik imzalar muteber kabul edilerek ıslak imzalı belgelerle çelişmeleri durumunda bu belgelerin geçerli kabul edilecekleri vurgulanmıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun nunun 8 maddesi son cümlesine göre Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğini belirtmiştir. 12 mayıs2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği İşe giriş bildirimlerinin nasıl yapılacağını düzenlemiştir. Yönetmeliğin 6 maddesi “Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır.“ Bu yönetmelikle SGK işe giriş bildirgelerin nasıl yapılacağı düzenlemesine göre; SGK işe giriş bildirgesi SGK’nın ilgili elektronik sayfasından yapılabilmektedir. Eskisi gibi, belgelerin fiziken bir kağıda doldurulup SGK’ya gönderilmesi gibi işlemlere gerek olmayan işe giriş bildirimleri SGK kanunu göre tamamen güvenli elektronik ortamda yapılmaktadır. İşe giriş bildirimleri için Sosyal Güvenlik Kurumu eloktronik güvenli hesabından giriş yapılır.Ancak bu sistemi kullanabilmek için öncelikle e-devlet şifresi olmak gerekir.Sisteme giriş T.C kimlik numarası ve e-devlet şifresi ile giriş yapıldıktan sonra e-devlet portalı güvenliği ve bilgileri teyit edilmiş şahsa ilişkin bilgileri onayladığı takdirde ancak “İşe Giriş Bildirgesi” butonuna tıklanarak personel işe giriş bildirgesinin yapılacağı asıl ekrana ulaşılır. Bu sayfada doğru ve eksiksiz doldurulan bilgiler sonunda son adım olarak “İşe giriş bildirgesini onaylamak için buraya basınız.” butonu ile çalışan işe giriş bildirgesi yapılmış olacaktır. Görüldüğü üzere yetkili kurumların güvenli elektronik ortamda bulunan ve güvenli e-imza ile imzalanan,bir hukuki sonuç doğuran yazılardan oluşan “e-belge”ile fiziki anlamda bir “kağıda” yazılmış belge arasında TCK ve diğer kanunlara göre belge vasfı açısından herhangi bir fark yoktur.Bu şekilde oluşan e-belgeler de sahtecilik suçunun konusudur. Dairemiz çoğunluğunun e-belge ile yazılan hukuki sonuç doğuran belgelerle “yalan beyanda bulunmak suçu olamayacağına dair kısaca açıklamak gerekirse; TCK 206 maddesinde düzenlenen “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan”suçu; Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu unsurları 1-Suç ancak bir “resmi belge”düzenleme anında olmalıdır. 2-Bu resmi belgeyi düzenleyebilecek bir kamu görevlisine yönelik olmalıdır. SGK işe elektronik ortamda yapılan e-bildirge ile giriş bildiriminde TCK 206 maddesindeki aranan unsurlardan hiç biri bulunmamaktadır. 1-Resmi belge düzenlenirken suç gerçekleşmemektedir. Nitekim dairemiz çoğunluğu belge fiziken bir kağıda yazılmış olan belgede gerçekleşmiş olsa bile TCK 207 maddede düzenlenen “özel belgede sahtecilik”suçu olduğunu kabul ederek belgenin resmi belge olmadığını ve yalan beyanda bulunmada aranan birinci unsurun bulunmadığını kabul etmektedir. 2-TCK 206 maddesi ancak bir kamu görevlisine yönelik olmalıdır.SGK elektronik ortamda yapılan e-bildirgede muhatap bir kamu görevlisi değil belirli güvenlik sağlanmış dijital elektronik bir ortamdır.Elektronik sayfayı bir yapay zeka sahibi bir kamu görevlisi kabul eden bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. SGK portalına yapılan sahte işe giriş bildiriminin ve TCK 207 maddesi uygunluğu; Özel belgede sahtecilik Madde 207- (1) Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. 5237 sayılı TCK 207 maddesinde düzenlenen "Özel belgede sahtecilik" Maddenin birinci fıkrası; -Bir özel belgeyi- Herhangi bir kişi tarafından düzenlenmiş bir belge olmalıdır.Güvenli elektronik ortamda hazırlanarak kamusal güvenlik sağlanan elektronik belgenin yasalar tarafından belge olarak kabul edildiğine dair yukarıda ayrıntılı açıklama yapıldığından burada TCK 207 anlamında işe giriş belgesinin yasada belirtilen belge olduğunu belirtmekle yetinelim. -sahte olarak düzenleyen- Burada özel belgede sahtecelik suçunun seçimlik hareketinin birinsinin düzenlendiği eylem açıklanmaktadır.Madde gerekçesine göre bu husus "Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir." şeklinde açıklanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus işe giriş bildirimi yapılmadan önce SGK portalında çalışanın lehine mali ve sosyal haklar doğuran herhangi bir belge yoktur.SGK güvenli elektronik portalına girme yetkisi verilen mükellef gerçekte olmayan bir belgeyi elektronik ortamda oluşturarak kamusal güvenliği olan kurum kayıtlarında çalışan biri gibi gösterilen bir belge oluşturulmaktadır.Gerçekte olmayan bir belge varmış gibi düzenlenmektedir. -veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren- Burada özel belgede sahtecilik eyleminin seçimlik hareketinden ikincisi düzenlenmektedir. Madde gerekçesinde "Suç, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek suretiyle de işlenebilir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan özel belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmakta­dır. Mevcut olan özel belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapı­lan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir." Burada önceden bir belgenin var olması ve bu belge üzerinde başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmelidir. Burada tanımlanan eylemde ilk defa kuruma yapılan işe giriş bildiriminde yapıldıktan sonra yapılan bu bildirim üzerinde başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmiş olması halinde suç gerçekleşir. -ve kullanan- Madde gerekçesinde kullanma eylemi "Söz konusu suçun tamamlanabilmesi için, bu iki seçimlik hareketten birinin gerçekleşmesinin yanı sıra, düzenlenen sahte belgenin kullanılması gerekir." "Suçun oluşması için, bir unsur olarak kullanmanın gerçekleşmesi ge­rekir. Kullanmadan maksat, bu sahte belgenin herhangi bir hukukî ilişkide veya herhangi bir hukukî işlem tesisinde dikkate alınmasını sağlamaya ça­lışmaktır."şeklinde açıklanmaktadır. İşe giriş bildirimin hazırlanışı ve kazandırdığı SGK hakları bakımından işe giriş bildirimini hazırlayan bildirimi yapmakla yükümlü olan mükellef ve ortaya çıkan sosyal güvenlik haklarını kullanan kişi açısından kullanma ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bildirimi yapmakla yükümlü olan iş veren veya temsilcisi SGK kendisine sağladığı güvenli elektronip portalına girme yetkisi ile hazırladığı elektronik belge tamamlanıp e-imza ile imzaladıktan sonra SGK kayıtlarında geçerli sonuç doğuran bir belge ortaya çıkarmaktadır.Bu durumda bildirimi yapan yükümlü gerçekte var olmayan bir belgeyi kamu güveni sağlanmış bir belge haline getirerek belge mükellef açısından kullanma eylemi tamamlanmış olur. Lehine işe giriş bildirimi yapılan gerçekte iş yerinde çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi görünen çalışan SGK haklarını lehine kullanmaya başladığı andan itibaren çalışan açısından kullanma eylemi gerçekleşir.Burada klasik olarak eylemin çalışanın SGK sağladığı sağlık yardımından kullanması şeklinde sıklıkla görülmektedir.Eylemin hiç bir sağlık kurumunda kullanılmasa bile en azından emeklilik prim günü hesaplamada çalışanın lehine doğurduğu sonuçlar dikkate alındığında elektronik belgenin hazırlandığı gün itibarı ile belgenin kullanıldığı kabul edilmesi kanaatindeyim. - bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Maddenin ikinci fıkrası açıklaması. 2-Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Madde gerekçesinde "Maddenin ikinci fıkrasında, başkaları tarafından sahte olarak düzen­lenmiş olan bir özel belgenin kullanılması, suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, kullanan kişinin, belgenin sahte olduğunu bilmesi gerekir. Yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir."şeklinde açıklanmıştır. Sahte işe giriş bildiriminde bu madde ancak üçüncü kişiler olarak kabul edebileceğimiz lehine SGK hakları sağlanmış olan kişinin yasa gereği bu hakları kullanma hakkı olan eşi,annesi,babası ve çoçukları için uygulanma ihtimali vardır.Ancak madde metninde de açıklandığı üzere lehine hakları kullanan kişilerin işe giriş bildirimin sahte olarak yapılmış olduğunu gerçekte çalışmayan ancak çalışıyormuş gibi gösterilen bir kişi olduğunu bilmesi gerekir,yani bu suç kasıtla işlenebilen bir suçtur. Yukarıda açıklanan gerekçelerle güvenli elektronik ortamda düzenlenen SGK portalında elektronik belge olarak kamu güvenliği sağlanan ve yetkili herkes tarafından ulaşılıp çalışan sigortalının çalışma durumu,kapsamı ve sonuçları anlaşılabilen elektronik belge oluşturularak ,yapılan “işe giriş “bildiriminin, SGK da yasal güvence ile yapılan özel düzenleme ve diğer genel kanunlarda açıkça düzenlenmiş yasal düzenlemeler ve yukarıda anlatılan ayrıntılı karşı oy gerekçemize göre; elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin yasalar tarafından “belge “vasfında kabul edilmesi gerektiği ve “işe giriş”belgesindeki sahteciliğin “özel belgede sahtecilik”suçu olacağından sayın çoğunluğun bu elektronik belgeninin fiziken bir kağıda yazılmadığı durumda yalan beyanda bulunma suçu olacağı hakkındaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (2)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 198 ]
8. Ceza Dairesi 2009/20187 E., 2011/9260 K. 8. Ceza Dairesi 2009/20187 E., 2011/9260 K. - SAHTE ALTIN- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 197 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 198 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 231 ] - 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ... [ Madde 8 ] - 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 321 ] "İçtihat Metni" Kasıtlı suçtan mahkumiyeti bulunması nedeniyle CMK.nun 231. maddesinin uygulanma olanağı bulunmayan sanık hakkında; yapılan yargılamaya, toplanan kanıtlara, hükmün dayandığı gerekçe ve takdire göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının (REDDİNE), İddianamede sanıkdan ele geçen sahte altınların Osmanlı Reşat altını olduğunun belirtilmesi karşısında, söz konusu altınların Milli Ziynet altını olup olmadıklarının Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden alınacak rapor ile saptanarak, suça konu altınların Milli Ziynet altını olup, sahte ve aldatma kabiliyetini haiz olduklarının tespiti haline sanığın eyleminin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK.nun 198. maddesi yollamasıyla 197/1. madde ve fıkrasında tanımlanan sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yazılı biçimde eksik soruşturmayla mahkumiyet hükmü kurulması, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 12.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/1435 E., 2019/624 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
5237 sayılı TCK'nın 198. maddesi de;
Ceza Genel Kurulu         2016/1435 E.  ,  2019/624 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 260-420 Parada sahtecilik suçundan sanık ...'nin TCK’nın 197/1, 62/1, 52/2 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sahte paraların 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 17 ve Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 16. maddeleri uyarınca işlem yapılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına gönderilmesine ilişkin İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.11.2012 tarihli ve 260-420 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 27.03.2014 tarih ve 16823-7943 sayı ile; "Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın, suçun sübutuna, manevi unsuruna, cezanın miktarına yönelik yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak: 1- Temel ceza belirlenirken hapis cezası alt sınırdan tayin edilmesine karşın hapis cezasının yanında hükmolunan adli para cezasının farklı bir gerekçe gösterilmeksizin alt sınırdan uzaklaşılarak tayini, 2- Suça konu emanete alınmış sahte paranın TCK'nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmeden, 5320 sayılı Yasa'nın 17. maddesi uyarınca Merkez Bankasına gönderilmesine karar verilmesi, Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, sanığa TCK'nın 197/1. maddesi uyarınca hapis cezası yanında adli para cezasına esas alınan 120 günün 5 güne, TCK'nın 62/1. maddesinin uygulanması ile belirlenen 100 günün 4 güne, aynı Yasa'nın 52/2. maddesinin uygulanmasına yönelik paragraftaki 100 günün 4 güne, 2.000 TL'nin 80 TL'ye indirilmesi; hükmün sahte paraların Merkez Bankasına gönderilmesine ilişkin bölümüne 'suça konu sahte paranın TCK'nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine' ibaresinin ilavesi," suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.06.2016 tarih ve 237098 sayı ile; "Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2008 tarih ve 2007/95 esas, 2008/232 sayılı kararı incelendiğinde; sanık hakkında parada sahtecilik suçundan, suç tarihi 17.05.2006 olan ve 22.06.2006 tarih ve 2007/1400(2006/158) esas sayılı iddianame ile dava açıldığı, TCK'nın 197/1, 52, 53, 54. maddeleri gereğince 2 yıl hapis, 100 TL adli para cezası ve müsadere ile mahkûmiyetine karar verildiği, karar temyiz edilmeden kesinleştiği, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.11.2012 tarih ve 2011/260 esas, 2012/420 sayılı kararı incelendiğinde; sanık hakkında parada sahtecilik suçundan, suç tarihi 13.03.2006 olan ve 16.06.2011 tarih ve 2011/24457 esas sayılı iddianame ile dava açıldığı, TCK'nın 197/1, 62, 52, 53. maddeleri gereğince, 1 yıl 8 ay hapis, 2.000 TL adli para cezası ve sahte paranın T.C. Merkez Bankasına gönderilmesi ile mahkûmiyetine karar verildiği, sanığın temyizi üzerine Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesince kararın düzeltilerek onanmasına karar verildiği, Temyiz edilmeden kesinleşen Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesine sanık hakkında dava açılmasını sağlayan, 2007/1400(2006/158) esas sayılı iddianamenin suç temadi ettiğinden ve hukuki kesinti de bulunmadığından, iki suç tarihini de kapsadığı ve tek suç oluştuğu hâlde, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesine mükerrer dava açıldığı ve mahkûmiyet kararı verildiği anlaşıldığından, mükerrer açılan bu davanın CMK'nın 223/7. madde ve fıkrası gereğince reddine karar verilmesi gerektiğinden, düzeltilerek onama kararının kaldırılarak mahalli mahkeme hükmünün bozulması gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 21.11.2016 tarih ve 8310-10567 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İnceleme dışı sanıklar ..., ... (...), ..., ... (...) ve ... hakkında parada sahtecilik suçundan verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin; sanık ... hakkında resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında parada sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dosya kapsamına göre sanık hakkında 13.03.2006 tarihinde, İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde işlediği sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak 16.06.2011 tarihinde parada sahtecilik suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince 29.11.2012 tarih ve 260-420 sayı ile sanığın mahkûmiyetine karar verildiği; yine sanık hakkında 17.05.2006 tarihinde, Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar Mahallesinde işlediği sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak 22.06.2006 tarihinde parada sahtecilik suçundan açılan kamu davası ile 21.02.2007 tarihli görevsizlik kararı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile verilen mahkûmiyet hükmünün ise 01.12.2008 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmış olup; sanık ...'nin 13.03.2006 tarihinde yakalanması nedeniyle sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak temadinin kesintiye uğrayıp uğramadığı ve buna bağlı olarak 16.06.2011 tarihli iddianame ile parada sahtecilik suçundan açılan itiraza konu kamu davasının mükerrer olduğundan bahisle reddine karar verilip verilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Üst arama tutanağında; 13.03.2006 tarihinde, İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde ... .. plaka sayılı araçla piyasaya sahte para sürülmesi olayı ile ilgili olarak yakalanan, Kemal oğlu, 1982 doğumlu, Erzurum/Karayazı/Göksu nüfusuna kayıtlı olduğu belirtilen sanık ... Yelken (Adıyeke) ile inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... (...) ve ...'nin (...) üzerlerinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanmadığı, inceleme dışı sanık ...’ın yapılan üst aramasında ise yaklaşık 2,5 gram hint keneviri tohumunun ele geçirildiği bilgilerine yer verildiği, Araç arama tutanağına göre; suça konu ... .. plaka sayılı araçta yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, Şüpheli ve sanık hakları formuna göre; sanık ... Yelken'in (Adıyeke) 13.03.2006 tarihinde saat 18.00’de gözaltına alındığı, Sanık ... Yelken (Adıyeke) hakkında Torbalı Devlet Hastanesi tarafından 14.03.2006 tarihinde saat 01.15’te darp ve cebir raporu düzenlendiği, Jandarma tarafından sanık ve inceleme dışı sanıkların serbest bırakılmalarına ilişkin düzenlenen 13.03.2006 tarihli tutanakta; piyasaya sahte para sürmek suçundan ifadeleri alınan, Kemal oğlu, 1982 doğumlu, Erzurum/Karayazı nüfusuna kayıtlı olduğu belirtilen sanık ... Yelken (Adıyeke) ile inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... (...) ve ... (...) hakkında yapılan tahkikat tamamlandığından Torbalı Devlet Hastanesinden raporları alındıktan sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısının sözlü talimatına istinaden serbest bırakıldıkları bilgisine yer verildiği, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından düzenlenen 06.10.2008 tarihli ve 2935 sayılı raporda; E15 047671 seri numaralı bir adet 20 TL’nin sahte olduğu, aldatma (iğfal, sürüm) kabiliyetinin bulunduğu, yapılışındaki özen ve ustalık derecesi nedeniyle sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacağı, para destesi veya paketi içinde yer alması durumunda sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılmasının mümkün olmadığı, uzmanlarca veya veznedarlar gibi para işinin bir parçası olan insanlarca sahte olduğunun anlaşılacağının belirtildiği, Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığınca, Torbalı İlçe Nüfus Müdürlüğüne hitaben düzenlenen 05.12.2007 tarihli ve 2006/888 sayılı müzekkere ile Kemal ve Antike oğlu 01.01.1982 doğumlu, Erzurum/Karayazı/Göksu nüfusuna kayıtlı Menderes Yelken'e ait nüfus kaydının istendiği ancak yapılan incelemede Menderes Yelken adına kayda rastlanılmadığı, bunun üzerine dinlenilen inceleme dışı sanıklar ...'in (...) 18.05.2010, ...'nin (...) 03.06.2010 ve sanık ...'nin 05.05.2011 tarihli kolluk ifadeleri sonucunda sanık ...'nin yakalandığı sırada kolluk görevlilerine "Adıyeke" olan soyadını "Yelken", "15.10.1987" olan doğum tarihini ise "01.01.1982" olarak belirttiğinin tespit edildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca parada sahtecilik suçundan sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... (...) ve ... (...) hakkında düzenlenen 16.06.2011 tarihli ve 24457-1259 sayılı iddianamenin İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince 24.06.2011 tarihinde kabulüne karar verildiği, Dosya arasında bulunan Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/95 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; sanık ...’nin 17.05.2006 tarihinde Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar Mahallesinde bulunan kırtasiye dükkanına gelerek 10 TL değerinde olan müzik kutusunu almak amacıyla mağdur Ali Top’a bir adet B692 44417 seri numaralı 50 TL verdiği, daha sonra 40 TL para üstü ile müzik kutusunu alarak iş yerinden ayrıldığı, mağdurun paranın sahte olduğunu tespit etmesi üzerine durumu polise bildirdiği, 18.05.2006 tarihinde yakalanan sanıktan aynı seriden bir adet daha sahte 50 TL'nin ele geçirildiği, Germencik Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında parada sahtecilik suçundan TCK'nın 197/3. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle düzenlenen 22.06.2006 tarihli ve 158-97 sayılı iddianamenin Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 07.07.2006 tarih ve 93 sayı iade edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine aynı mahkemenin 11.07.2006 tarihli ve 384 sayılı kararı ile itirazın kabulüyle iddianamenin iadesine dair karar kaldırılarak dosyanın esasa kaydının yapılmasına karar verildiği, yapılan yargılama sırasında eylemin TCK’nın 197/1. maddesinde düzenlenen parada sahtecilik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 21.02.2007 tarih ve 282-110 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile; sanığın TCK’nın 197/1, 52, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, söz konusu mahkûmiyet hükmünün ise temyiz edilmeksizin 01.12.2008 tarihinde kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur ... kollukta; olay tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde patates satmak için bulunduğu sırada yanına Menderes Yelken (Adıyeke) isimli şahsın gelerek 20 TL verip kendisinden bir torba patates istediğini, paranın sahte olduğunu anlayıp "Bu para bende geçmez." dediğini, sanığın başka bir 20 TL vermesi üzerine yine "Bu para da geçmez." diyerek iade ettiğini, sanık ...'in yanında başka parası olmadığını söyleyerek, araçta bulunan diğer arkadaşlarından patatesin ücretini almasını isteğini, bu şahısların kendisine verdikleri 20 TL’nin de sahte olduğunu anlayınca “Bu paralar sahte.” diyerek iade ettiğini, bu sırada Menderes isimli şahsın mağdur ...'in işlettiği bakkaldan geldiğini görünce hemen bakkal sahibi olan ...'in yanına giderek durumu anlattığını, yaptıkları kontrolde Menderes'in bakkala vermiş olduğu 20 TL’nin de sahte olduğunu tespit edince jandarmaya haber verdiklerini, Mahkemede; sanık ...’in 5 TL’lik bir torba patates karşılığı 20 TL verdiğini, sahte olduğunu anlayınca iade ettiğini, verdiği ikinci 20 TL’nin de sahte olduğunu tespit ettiğini, bunun üzerine hatırladığı kadarıyla araçta bulunan diğer bir şahsın kendisine 20 TL verdiğini ancak o paranın da sahte olduğunu anladığını, daha sonra şahısların geldikleri araçla yanından ayrılarak mağdur ...’ın bakkalının az ilerisinde durduklarını, araçtan inen erkek şahsın bakkala girdiğini gördüğünü, kısa bir süre sonra aynı şahsın geldikleri araca binerek uzaklaştığını, bakkala giderek mağdur ...’a durumu anlattığında söz konusu şahsın verdiği 20 TL’nin de sahte olduğunu tespit ettiklerini, Mağdur ... aşamalarda; olay tarihinde Menderes Yelken (Adıyeke) isimli şahsın kendisinden bir paket sigara alıp 20 TL verdiğini, daha sonra yanına gelen ...’in Menderes'in verdiği paranın sahte olabileceğini söylemesi üzerine parayı kontrol ettiklerinde sahte olduğunu anlayıp durumu jandarmaya bildirdiklerini, İnceleme dışı sanık ... (...) 13.03.2006 tarihinde kollukta; olay tarihinde kız kardeşi ... (...) ve arkadaşları olan Menderes, Nihat, Mehmet ile birlikte kendisine ait ... .. plaka sayılı araçla Torbalı ilçesinde bulunan diğer arkadaşı ...’ı ziyarette gittiklerini, daha sonra onu da alarak birlikte gezmeye başladıklarını, aynı gün saat 20.00 sıralarında Bozköy Mahallesine geldiklerini, burada bulundukları sırada sanık ...'in arabayı durdurarak tek başına bakkala sigara almaya gittiğini, Menderes'in üzerinden sahte para çıktığını daha sonra öğrendiğini, 03.06.2010 tarihinde kollukta; ablası Zeynep Yılmaz'ın eski eşi olan Menderes'in gerçek soyadının "Adıyeken" olduğunu ve Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar beldesi, Yeşiltepe Mahallesinde ikamet ettiğini, İnceleme dışı sanık ... 13.03.2006 tarihinde kollukta; olay tarihinde arkadaşları olan ... (...), ... (...), Menderes Yelken (Adıyeke) ve ... ile birlikte Yazıbaşı Mahallesine gezmeye gittikleri sırada yolda Menderes’in sigara aldığını, bu şahsın verdiği 20 TL’nin sahte olduğunu daha sonra öğrendiğini, Mahkemede; sanık ...'in bu sahte parayı mahalleden tanıdığı arkadaşı Selim Çalış’tan aldığını bildiğini, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; ... (...) ve ...’in (...) arkadaşları olduğunu, diğer şahısları tanımadığını, olay tarihinde Şükran’ın kendisini arayarak “Abi benim ehliyetim yok, yanımda arkadaşlarım var, bizi gezdir.” dediğini, Bozköy Mahallesinde sigara alacaklarını söylediklerini, alışverişin sahte para ile yapıldığını daha sonra öğrendiğini, Bozköy Mahellesinden çıktıktan sonra jandarma tarafından durdurularak karakola getirildiklerini, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; arkadaşları ile birlikte Torbalı ilçesine gezmeye gittiklerini, Bozköy Mahallesinde bulundukları sırada Menderes Yelken’in (Adıyeke) araçtan inerek bir bakkaldan sigara aldığını, ardından araçları ile birlikte Bozköy Mahallesinden uzaklaştıktan bir süre sonra jandarma tarafından durdurulduklarını, bunun üzerine Menderes’in bakkala sahte para verdiğini öğrendiğini, İnceleme dışı sanık ... (...) 13.03.2006 tarihinde kollukta; olay tarihinde Torbalı ilçesine gezmeye gittiklerini, Bozköy Mahallesinde bulundukları sırada Menderes Yelken’in (Adıyeke) araçtan inerek bir bakkaldan sigara aldığını, ardından araçları ile birlikte Bozköy Mahallesinde uzaklaştıktan bir süre sonra jandarma tarafından durdurulduklarını, bunun üzerine Menderes’in bakkala sahte para verdiğini öğrendiğini, 18.05.2010 tarihinde kollukta; olay tarihinde kendisi ile birlikte yakalanan şahsın adını Menderes Yelken değil Menderes Adıyeken olarak bildiğini, bu şahsı ablası olan Zeynep Yılmaz aracılığıyla tanıdığını ancak açık kimlik bilgilerini bilmediğini, Yakalama sonucu Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde; ablası ...'nin (...) aracı ile Bozköy Mahallesine gittiklerini bu sırada Menderes’in eve götürmek için patates almak istediğini, öncelikle markete gidip sigara aldığını, sonra da iki çuval patates aldığını, patates satan kişinin gelerek verdiği paranın sahte olduğunu söylediğini, sonra da market sahibinin gelerek paranın sahte olduğunu söylediğini, olay yerine jandarmanın geldiğini, birlikte karakola giderek ifade verdiklerini, ... isimli şahsın büyük ablasının gayri resmî eşi olduğunu, ...’nun ise o tarihlerde eşi olduğunu, Mehmet Baki Aktaş’ın olayla ilgisi bulunmadığını, ...’ın ise ...'nin arkadaşı olduğunu, sahte para ile ilgisi bulunmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ...’nin "Menderes Yelken" ismini kullanarak verdiği 13.03.2006 tarihli kolluk ifadesinde; olay tarihinde saat 18.00 sıralarında Torbalı ilçesi Bozköy Mahallesine geldiklerini, buradan sigara alıp daha sonra Yazıbaşı Mahallesine gezmek için gideceklerini, seyyar bir manav görünce patates almayı düşündüğünü ancak daha sonra vazgeçtiğini, bakkaldan sigara aldıktan sonra tekrar yola çıktıklarını, bakkala verdiği 20 TL'nin sahte olduğunu bilmediğini, bu parayı nereden aldığını da hatırlamadığını, 05.05.2011 tarihinde kollukta; 13.03.2006 tarihinde kollukta vermiş olduğu ifadesinin doğru olduğunu, ancak kimlik bilgilerinin kendisine ait olmadığını, bu bilgileri jandarmanın nereden bulduğunu bilmediğini, kimlik bilgileri hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmasının söz konusu olmadığını, olayın olduğu tarihte semt pazarlarında pazarcılık yaparak geçimini sağladığını, bu sahte parayı pazardaki müşterilerinden almış olabileceğini, Mahkemede; olay tarihinde inceleme dışı sanıklar ile birlikte Bozköy Mahallesine geldiklerini, meyve satın almak için orada bulunan satıcıya 20 TL verdiğini, söz konusu şahsın meyve satmadığını sadece patates sattığını söylemesi üzerine meyve almaktan vazgeçerek sigara almak için bakkala girdiğini, 20 TL verdikten sonra sigara ve para üstünü alarak araçla birlikte tekrar yola çıktıklarını, daha sonra jandarma tarafından durdurulduklarını, yapılan aramada üzerinden sahte para çıkmadığını, bakkala verdiği 20 TL’nin sahte olduğunu bilmediğini, okuma ve yazması olmadığını, inşaatlarda işçi olarak çalıştığını, paranın sahte olduğunu bilebilecek durumda olmadığını, jandarmanın üzerinde bulunan ikamet ilmuhabere göre kimlik tespiti yaptığını, kimliği ile ilgili yalan beyanda bulunmadığını, Savunmuştur. 1- Sanık ...'nin 13.03.2006 tarihinde yakalanması nedeniyle sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak temadinin kesintiye uğrayıp uğramadığı ve buna bağlı olarak 16.06.2011 tarihli iddianame ile parada sahtecilik suçundan açılan itiraza konu kamu davasının mükerrer olduğundan bahisle reddine karar verilip verilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkin olarak; Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşabilmesi için öncelikle parada sahtecilik suçuna ilişkin mevzuat hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamu Güvenine Karşı Suçlar"a ilişkin dördüncü bölümünde yer alan “Parada sahtecilik” başlıklı 197. maddesi; “1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş, Aynı maddenin gerekçesi ise; “Madde metninde parada sahtecilik suçu tanımlanmıştır. Suçun konusu paradır. Paranın, madeni veya kağıt para ya da millî veya yabancı para olması arasında fark gözetilmemiştir. Suç konusu paranın kanunen tedavülde bulunması gerekir. Bu nedenle, tedavülden kaldırılmış ve örneğin antika özellik taşıyan paranın sahte olarak üretilmesi, ancak dolandırıcılık suçu bağlamında değerlendirilebilir. Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, sahte olarak üretme, ülkeye sokma, nakletme, muhafaza etme ve tedavüle koyma olarak belirlenmiştir. Sahte paradan söz edebilmek için, üretilen paranın sahteliğinin beş duyu organıyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Başka bir deyişle, tecrübe sahibi olmayan ve parayı özel bir incelemeye tâbi tutmayan bir kimsenin bu parayı gerçek para olarak kabul etmesinin olanaklı bulunması gerekir. Gerçek para olmadığı ilk bakışta anlaşılabilen durumlarda, suçtan söz edilemez. Başka bir deyişle, para görüntüsü taşımakla birlikte aldatıcılık özelliği olmayan kağıt veya maden parçası, bu suçun konusunu oluşturmaz. Bu hususu vurgulamak için uygulamamızda sahte paranın ‘sürüm yeteneği’nden söz edilmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında sahte parayı kabul etmek, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, kabul edilen paranın sahte olduğunun bilinmesi gerekir; yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Üçüncü fıkrada ise, sahteliği bilinmeden kabul edilen paranın bu niteliğinin öğrenilmesine rağmen tedavüle konulması, birinci fıkraya göre daha az cezayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Bu durumda, kişi sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı, bu özelliğini öğrendikten sonra elinden çıkarmaya çalışmaktadır.” şeklinde açıklanmıştır. Parada sahtecilik suçu kamu güvenine karşı işlenen suçlardan olup zarar görme tehlikesi altında bulunan ve kamu güveni zedelenen tüm toplum suçun mağduru durumundadır. Sahte paranın tedavüle sürülmesi hâlinde ise kişilerde bu suçtan zarar görebilirler. Ancak suçun oluşması için mutlaka bir zararın meydana gelmesi şart olmayıp tedavülde bulunan paranın sahte olarak üretilmesi suçun oluşumu için yeterlidir. TCK'nın 197. maddesinde üç ayrı suç düzenlenmiş olup bu suçların faili olabilmek için belirli bir özellik aranmamıştır, diğer bir ifade ile bu suçlar özgü suç olmayıp herkes tarafından işlenebilen suçlardır. Suçun konusu paradır. Para, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; "Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kağıt veya metalden ödeme aracı." şeklinde tanımlanmıştır. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere suçun oluşumu için paranın, madeni veya kağıt para ya da millî veya yabancı para olması arasında fark gözetilmemiş, kanunen tedavülde bulunması yeterli kabul edilmiştir. Paranın tedavülde sayılabilmesi için ise Devlet tarafından basılıp üzerinde yazılı olan değeriyle herkes tarafından ödeme vasıtası olarak kabulünün kanunen emredilmiş olması gerekmektedir. Bu anlamda kanunen tedavülden kaldırılmış, örneğin antika niteliği taşıyan paraların bu suçun konusunu oluşturmayacakları kabul edilmelidir. 5237 sayılı TCK'nın 198. maddesi de; "Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları, para hükmündedir." şeklinde hüküm altına alınarak paraya eşit sayılan değerler belirlenmiştir. Bu anlamda para hükmünde sayılan söz konusu değerlerde sahtecilik hâlinde fail aynı Kanun'un 197. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Para ve paraya eşit sayılan değerlerde sahteciliğin suç teşkil edebilmesi için üretilen paranın sahteliğinin ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabilir olmaması diğer bir ifade ile aldatma yeteneğinin bulunması gerekmektedir. Öğretide aldatma yeteneği "...objektif olarak belirsiz (çok sayıda) kişinin suça konu şeyi gerçeğinden ayırt edemeyecek olması şeklinde anlaşılmalıdır. Aldatma yeteneği, tedavüle sunulması halinde çok sayıda kişinin sahte parayı gerçek zannetmesine elverişli bir sahteciliğin varlığı anlamına gelmektedir." şeklinde açıklanmıştır. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 5. cilt, Ankara, 2014, s. 6050.) 5271 sayılı CMK'nın "Sahte para ve değerler üzerinde yapılacak incelemeler" başlıklı 73. maddesi; "(1) Para ve Devlet tarafından çıkarılan tahvil ve Hazine bonosu gibi değerler üzerinde işlenen sahtecilik suçlarında, elkonulan para ve değerlerin hepsi, bunların asıllarını tedavüle çıkaran kurumların merkez veya taşra birimlerine incelettirilir. (2) Yabancı devletlerin paraları ve değerleri hakkında da, yetkili Türk makamlarının görüşlerinin alınmasına karar verilir.", Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in "İnceleme ve değerlendirme yapma yetkisi" başlıklı 7. maddesi; "Soruşturma veya kovuşturma evresinde, ele geçirilen sahteliğinden şüphe edilen banknotları inceleme ve değerlendirmeye Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası merkez ve taşra birimleri yetkilidir. Yabancı devletlerin banknotları hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır. ... Devlet tarafından çıkarılan tahvil ve Hazine bonosu gibi değerler üzerinde işlenen sahtecilik suçlarında, el konulan değerler üzerindeki inceleme ve değerlendirmeler, bunları tedavüle çıkaran kurumdan istenilir.", Sahte Madenî Paraların ve Sikkelerin İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in "İnceleme ve değerlendirme yapma yetkisi" başlıklı 7. maddesi ise; " (1) Soruşturma veya kovuşturma evresinde, ele geçirilen sahteliğinden şüphe edilen madenî para ve sikkeleri inceleme ve değerlendirmeye Darphane yetkilidir. (2) Yabancı devletlerce çıkarılan madenî para ve sikkeler hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır." şeklinde düzenlenerek suça konu banknotlar, madenî paralar veya paraya eşit sayılan değerlerin sahte olup olmadığının, sahte ise aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulacak yetkili kurumlar açıklanmıştır. TCK'nın 197. maddesinin birinci fıkrasında yer alan parada sahtecilik suçu sahte paranın üretilmesinden tedavüle koyulmasına kadarki her aşamada yer alan failin cezalandırılmasını sağlayacak şekilde, seçimlik hareketlerle işlenebilecek bir suç olarak düzenlenmiştir. Tahdidi olarak sayılan seçimlik hareketlerden birinin yapılması suretiyle suç oluşacaktır. Bu seçimlik hareketlerden biri olan tedavüle koyma eylemi, sahte paranın günlük hayatta ekonomik dolaşıma sokulması diğer bir anlatımla mal veya hizmet alımında kullanılarak piyasaya sürülmesi olarak tanımlanabilir. Sahte paranın piyasaya sürülmesi suretiyle failin egemenlik alanından çıkıp parayı alan muhatabın egemenlik alanına girmesiyle sahte paranın tedavüle koyulması suçu tamamlanır. Piyasaya sürülen tek bir sahte para olabileceği gibi birden fazla da olabilir. Tedavüle koyma eylemi niteliği itibarıyla süreklilik arz edip teselsülü bünyesinde barındırdığından aynı anda temin edilen sahte paraların değişik tarihlerde piyasaya sürülmesi hâlinde zincirleme suç veya gerçek içtima kuralları uygulanmayacak ve failin kesintisiz olarak gerçekleşen eylemleri tek suç olarak kabul edilecektir. Öğretide de bu husus; "Sahte paranın tedavüle sunulması fiilinin birden fazla hareketlerle icra edilmesi hâlinde de tek fiil bulunduğu kabul edilir. Örneğin failin Ankara'dan yola çıkıp İzmir hattındaki tüm il ve ilçelere uğrayarak sahte parayla çeşitli yerlerde alışveriş yapıp, tedavüle koyması hâlinde eylem kesintisiz olarak sürdüğünden tek suç oluşur, 43. madde uygulanamaz." şeklinde açıklanmıştır. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 5. cilt, Ankara, 2014, s. 6059.) Nitekim Yargıtayın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Parada sahtecilik suçuna ilişkin olarak yapılan açıklamalardan sonra bu aşamada kesintisiz suç kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Tipikliğin gerçekleşmesi ile tamamlanan ve aynı zamanda biten diğer bir ifade ile icrası devam etmeyen suçlara anî suç, suçun unsuru olarak gösterilen hareketin yapılmasıyla tamamlanan ancak icrası devam eden suçlara mütemadi suç adı verilmektedir. Kesintisiz suçlarda ihlal bir anda olup bitmemekte, zaman içinde failin iradesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda ise temadi bitmekte yani suç işlenmiş olmaktadır. Bu aşamadan sonra eyleme devam edilmesi ise yeni bir suç oluşturacak ve fail hakkında her iki eylemi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin mi yoksa gerçek içtima kurallarının mı uygulanacağı somut olayın özelliklerine göre belirlenecektir. Öte yandan, ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım "Olmazsa olmaz" (sine qua non) şartlar aranır. Bu bağlamda muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır. Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da uygulanan bir hukuk normu olarak doktrinde de kabul olunan ve muhakeme hukukunun ana ilkelerinden olan "Non bis in idem" ilkesi 1412 sayılı CMUK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir.", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir. "Non bis in idem" ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7 numaralı Ek Protokolü’nün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulune ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez." şeklinde ifade edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 13.03.2006 tarihinde saat 18.00 sıralarında inceleme dışı sanık ...'ye (...) ait olup inceleme dışı sanık ...’ın kullandığı ... .. plaka sayılı araçla yanında inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... (...) ve ... (...) ile birlikte İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesine gelen sanık ...’nin mağdur ...’den 5 TL değerinde bir çuval patates almak amacıyla 20 TL ibraz ettiği, mağdurun paranın sahte olduğunu anlaması üzerine, ikinci bir 20 TL daha verdiği, mağdurun bu paranın da sahte olduğunu belirtmesi üzerine sanık ... ile inceleme dışı sanıkların araçları ile birlikte mağdurun yanından ayrıldıktan sonra diğer mağdur ...’in işlettiği bakkalın az ilerisinde durdukları, araçtan inen sanık ...’nin mağdur ...’den bir paket sigara alıp karşılığında 20 TL sahte para verdiği, daha sonra da para üstü ile sigara paketini alarak geldiği araçla birlikte olay yerinden ayrıldığı, akabinde mağdur ...’in mağdur ...’in iş yerine gelerek durumu anlatması üzerine yaptıkları kontrolde sanık ... tarafından verilen bir adet 20 TL’nin sahte olduğunu tespit ettikleri ve ardından jandarmaya haber verdikleri, aynı gün saat 18.00 sıralarında sanık ... ve inceleme dışı sanıkların mahalle çıkışında araçlarının durdurulması suretiyle yakalandıkları, sanık ... ile inceleme dışı sanıkların yapılan üst aramaları ile araç aramasında sahte para elde edilemediği, hakkında yapılan soruşturma işlemleri tamamlanan sanık ...’nin 14.03.2006 tarihinde saat 01.15 sıralarında doktor raporunun alınmasına müteakip serbest bırakıldığı, bu olaya ilişkin sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.06.2011 tarihli ve 24457-1259 sayılı iddianame ile parada sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, yine sanık ...’nin 17.05.2006 tarihinde Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar Mahallesinde mağdur Ali Top’un işlettiği kırtasiye dükkanına gelerek 10 TL değerinde olan müzik kutusunu almak amacıyla bir adet B692.... seri numaralı 50 TL ibraz ettiği, daha sonra 40 TL para üstü ile müzik kutusunu alan sanığın iş yerinden ayrıldığı, mağdurun paranın sahte olduğunu tespit etmesi üzerine durumu polise bildirdiği, 18.05.2006 tarihinde yakalanan sanıktan aynı seriden bir adet daha sahte 50 TL'nin ele geçirildiği, Germencik Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında parada sahtecilik suçundan TCK'nın 197/3. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle düzenlenen 22.06.2006 tarihli ve 158-97 sayılı iddianamenin Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 07.07.2006 tarih ve 93 sayı iade edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine aynı mahkemenin 11.07.2006 tarihli ve 384 sayılı kararı ile itirazın kabulüyle iddianamenin iadesine dair karar kaldırılarak dosyanın esasa kaydının yapılmasına karar verildiği, yapılan yargılama sırasında eylemin TCK’nın 197/1. maddesinde düzenlenen parada sahtecilik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 21.02.2007 tarih ve 282-110 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile sanığın, TCK’nın 197/1, 52, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, söz konusu mahkûmiyet hükmünün temyiz edilmeksizin 01.12.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış olup; 13.03.2006 tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde mağdurlar ... ile ...'e verilmek suretiyle kesintisiz şekilde gerçekleşen ve niteliği itibarıyla süreklilik arz edip teselsülü bünyesinde barındıran sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak yakalanıp, araç ve üst araması yapılarak ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan sanığın sahte parayı tedavüle koyma eyleminin bu işlemler nedeniyle kesintiye uğradığı diğer bir anlatımla eylemlerine devam etme imkanı fiilen ortadan kaldırılmış olduğundan temadinin bittiği ve bu aşamadan sonra gerçekleşen eyleminin ise yeni ve ayrı bir suç oluşturacağının anlaşılması karşısında sanık hakkında 13.03.2006 tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde gerçekleşen sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak 16.06.2011 tarihli iddianame ile parada sahtecilik suçundan açılan kamu davasının mükerrer dava olmadığının ve bu anlamda reddine karar verilemeyeceğinin kabulü gerekmektedir. 2- Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu üyesince 13.03.2006 ve 17.05.2006 tarihli eylemlere ilişkin olarak sanığın TCK'nın 43/1. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerine göre mi yoksa ayrı ayrı mı cezalandırılacağı, zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağının kabulü hâlinde ise zincirleme suça dahil olan 17.05.2006 tarihli eylemine yönelik sanık hakkında Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile parada sahtecilik suçundan TCK'nın 43. maddesi uygulanmadan kurulan hükmün kesinleşmesi karşısında inceleme konusu suça ilişkin cezanın nasıl tayin edileceğinin belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmiştir. 5237 sayılı TCK’ya hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise 5237 sayılı TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin 2. fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nın 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasında ise "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı nev'iden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. Uyuşmazlığa konu olayda sahte paranın tedavüle koyulmasına ilişkin 13.03.2006 ve 17.05.2006 tarihli eylemlerin değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi ve suçların mağdurunun aynı olması şartlarının mevcut olduğu konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, (c) bendinde yer alan "suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi"ne ilişkin şartın gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır. Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir. Görüldüğü üzere, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi zaman aralığıyla işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır. Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "hukuki" ve "fiili" kesinti kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK'nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. Fiili kesinti ise failin eylemine ara vermesi veya tutuklanması, askere gitmesi, uzun bir süre hastanede yatması gibi nedenlerle eylemini sürdürememesi hallerinde meydana gelebilecektir. Ancak bu durumlarda eylemlerin gerçekleştirildiği yer ve araya giren zaman aralığı gibi somut olay özellikleri gözönünde bulundurularak suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği ve bu bağlamda fiili kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir. Hukuki veya fiili kesintinin söz konusu olmadığı durumlarda ise zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür. Bu aşamadan sonra uyuşmazlığın çözümü için zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının mevcudiyeti hâlinde cezanın nasıl belirlenmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır. Bir suçun zincirleme biçimde işlendiğinin kabulü hâlinde, faile her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmeyecek, tek bir ceza verilip bu ceza üzerinden TCK'nın 43/1. maddesi gereğince artırım yapılacaktır. Failin işlediği suçlar aynı nitelikte ise örneğin her biri suçun basit veya nitelikli hâli ise burada ceza bu basit veya nitelikli hâl üzerinden belirlenecektir. Failin işlediği suçlardan bir kısmı suçun basit bir kısmı da nitelikli hâli ise nitelikli hâl daha fazla ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hâl ise ceza bunun üzerinden belirlenmeli, ancak nitelikli hâl suçun basit şekline göre daha az ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hâl ise ceza suçun basit şekli üzerinden belirlenmelidir. Suçlardan birinin tamamlanmış diğerinin teşebbüs aşamasında kalmış olması durumunda, şayet suçlar aynı nitelikte ise örneğin ikisi de suçun basit şekli ise tamamlanmış suçtan hüküm kurulmalıdır. Tamamlanmış olan eylem suçun basit hâlini, teşebbüs aşamasında kalmış eylem ise suçun nitelikli hâlini oluşturuyorsa bu durumda her bir suç için ayrı ayrı uygulama yapılarak sonucuna göre hangi suç daha ağır cezayı gerektiriyor ise o suç üzerinden zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.03.1973 tarihli ve 388-265 sayılı; 21.05.2013 tarihli ve 1543-257 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Zincirleme suçlardan biri hakkında açılan kamu davası sonucunda zincirleme suç hükümleri uygulanmadan hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş ise henüz sonuca bağlanmayan zincirleme suça tabi diğer suç hakkında nasıl hüküm kurulması gerektiği meselesine gelince; Zincirleme suça dâhil olan suçlardan biri hakkında beraat kararı verilmiş ya da zamanaşımı, genel af, şikâyetten vazgeçme gibi ceza ilişkisini ortadan kaldıran bir sebebe dayalı olarak hüküm kurulmuşsa artık o suç bakımından zincirleme suç ilişkisi kalkacağından henüz sonuca bağlanmayan suçla ilgili kesinleşen hükme konu fiil gözetilmeksizin bağımsız hüküm kurulmalıdır. Zincirleme suça dâhil olan bir suçtan bu durum gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise zincirleme suça konu ikinci suçla ilgili olarak mahkemece; kesinleşen hükme konu eylem de göz önüne alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle hüküm kurulmalı, kesinleşen hükümdeki ceza sonuç cezadan indirilmeli, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin ceza belirlenmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.04.1999 tarihli ve 61-74 sayılı kararında bu şekilde yapılan uygulamanın isabetli olduğu belirtildiği gibi, Yargıtay Ceza Dairelerinin süregelen uygulamaları da aynı şekildedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 17.05.2006 tarihinde Aydın ili Germencik ilçesi Ortaklar Mahallesinde gerçekleşen sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin Germencik Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22.06.2006 tarihli iddianameden önce hukuki kesinti gerçekleşmemiş ise de 13.03.2006 tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde, 17.05.2006 tarihinde Aydın ili Germencik ilçesi Ortaklar Mahallesinde sahte para tedavüle koyan sanık ...'nin her iki eylemi arasında iki ay dört günlük bir zaman aralığının bulunması, her iki eylemde ele geçirilen sahte paraların farklı değerlerde olması, sanığın ikinci eylemini daha rahat hareket edebileceği düşüncesi ile ilk eylemine ilişkin yakalandığı İzmir ili sınırları dışına çıkarak farklı bir yerde gerçekleştirmesi ve ilk eylemine ilişkin suçu arkadaşları ile birlikte gezdiği görüntüsü vererek işlerken ikinci eyleminde tek başına sahte parayı tedavüle sürerek eylem tarzını değiştirmesi hususları bir bütün olarak göz önüne alındığında sanığın her iki eylemi arasında kastı da içine alıp ondan önce gelen bir suç işleme kararından, diğer bir deyişle eylemleri ortak bir zemine taşıyan subjektif bir bağdan söz edilemeyeceği, sanığın 17.05.2006 tarihli olayda yenilenmiş suç işleme kararı ile hareket ettiği diğer bir anlatımla her iki olay arasında fiili kesintinin oluştuğu, bu bağlamda sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı ve sanığın her iki eylemi nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuca göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağının kabulü hâlinde zincirleme suça dahil olan 17.05.2006 tarihli eylemine yönelik sanık hakkında Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile parada sahtecilik suçundan TCK'nın 43. maddesi uygulanmadan kurulan hükmün kesinleşmesi karşısında inceleme konusu suça ilişkin cezanın nasıl tayin edileceğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; 13.03.2006 ve 17.05.2006 tarihli eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı mağdura karşı değişik zamanlarda gerçekleştirdiği anlaşılan sanığın her iki eylemi nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılamayacağı bu anlamda sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.10.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.