5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 202

Türk Ceza Kanunu 202. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 202- (1) Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Başbakanlık tarafından kullanılan mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi, iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kamu kurum ve kuruluşlarınca veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca kullanılan onaylayıcı veya belgeleyici mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi, bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Mühür bozma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

16 karar eşleşti
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 2014/103 E., 2014/139 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıkların 5237 sayılı TCK'nun 202/2, 204/1, 43. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde, İstanbul 12.
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu         2014/103 E.  ,  2014/139 K. "İçtihat Metni" Görevsizlik Kararı Veren Yargıtay Daireleri : 11 ve 8. Ceza Daireleri Mahkemesi :Asliye Ceza Günü : 04.03.2010 Sayısı : 280-198 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıkların 5237 sayılı TCK'nun 202/2, 204/1, 43. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde, İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesince 04.03.2010 gün ve 280-198 sayı ile; mühürde sahtecilik suçundan 5237 sayılı TCK'nun 202/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis, resmi belgede sahtecilik suçundan ise aynı kanunun 204/1 ve 43. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 17.12.2012 gün ve 29673-21790 sayı ile; "İddianamedeki tavsife, temyizin kapsamına, Yargıtay Kanunu’nun 14. maddesine göre temyiz inceleme görevi Yüksek 8. Ceza Dairesine ait olduğu", Dosyanın gönderildiği Yargıtay 8. Ceza Dairesince de 30.01.2014 gün ve 661-1940 sayı ile; "Sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede; Asayiş şube müdürlüğü ekipleri tarafından oto hırsızlığı ile ilgili yapılan araştırma sonucunda sanıkların kullanmış olduğu araçtan şüphelenilmesi üzerine araç, plaka ve araca ilişkin belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucunda aracın görünüşte '34 HCZ 08' plakalı olduğu ancak, gerçekte 13.02.2007 tarihinde Pendik bölgesinden çalınma müşteki ...'a ait '34 Z 2208' plakalı araç olduğunun tespit edildiği, araçta ele geçen 2 adet plaka, trafik ve tescil belgesi ve sigorta poliçesinin ekspertiz raporuna göre sahte ve aldatma kabiliyetinin bulunduğu, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı suçları işlediği belirtilerek sahte plaka, sahte trafik tescil belgesi ve sahte sigorta poliçesi düzenletip kullanmak suçlarından kamu davası açıldığı, sanıkların sahte mühür ürettiğine veya kullandığına ilişkin herhangi bir iddia bulunmadığı anlaşılmış olup, sevk maddesinin TCK'nun 204/1 ve 202/2. maddeleri olarak yanlış gösterilmiş bulunması niteleme karşısında, sonuca etkili olmadığından, iddianamedeki suçun anlatımına ve temyizin kapsamına, Yargıtay Kanununun 14. maddesi ve Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 18.02.2012 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 09.02.2012 gün ve 2012/1 sayılı kararına göre inceleme görevi Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesine ait olduğu" gerekçesiyle karşılıklı görevsizlik kararları verilmiştir. Oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözülmesi için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI Yargıtay 11. ve 8. Ceza Daireleri arasında oluşan ve çözülmesi gereken uyuşmazlık, mühürde sahtecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarından açılan kamu davası sonucunda verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz incelemesinin hangi Özel Daire tarafından yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede sanıkların fiili; "Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından oto hırsızlığı ile ilgili yapılan araştırma sonucunda şüphelilerin kullanmış olduğu araçtan şüphelenerek araç, plaka, araca ilişkin belgeler üzerinde inceleme yaptıkları, aracın görünüşte 34 HCZ 08 plakalı olduğu, ancak gerçekte 13.2.2007 tarihinde Pendik Bölgesinden çalınma müşteki ...'a ait 34 Z 2208 plakalı araç olduğunun tespit edildiği, araçta ele geçen 2 adet plaka, trafik ve tescil belgesi ve bu plaka ve belgeye düzenlenmiş sigorta poliçesinin 17.4.2007 tarihli espertiz raporuna göre sahte ve aldatma yeteneğinin bulunduğunun belirtildiği, Yapılan hazırlık soruşturması sonucunda, şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşıldığı" şeklinde anlatılmış olup, iddianamede ve yerel mahkeme kararında belirtildiği üzere 5237 Sayılı TCK'nun 202/2 ve 204/1. maddeleri uyarınca kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 6110 sayılı Kanunla değişik 14. maddesinin üçüncü fıkrası; "Ceza dairelerinde; a) Daireler arasındaki iş bölümünün belirlenmesinde dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda, açıklamaya itibar edilir, b) Çeşitli suçlara ait davalarda, suçların en ağırını incelemeye yetkili olan daire görevlidir" şeklinde düzenlenmiştir. Yargıtay Başkanlar Kurulunun istikrarlı kararlarıyla sürdürülen uygulamaya göre, çeşitli suçlara ilişkin açılan davalardan en ağırı saptanırken, hapis cezasının üst sınırı daha fazla olan suça ilişkin dava daha ağır olarak kabul edilmeli, üst sınırların eşit olması halinde bu kez alt sınırı daha fazla hapsi gerektiren suça ilişkin davanın daha ağır olduğu sonucuna varılmalıdır. Hapis cezası ile birlikte öngörülen adlî para cezaları ise, her iki suça ilişkin hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının eşit olması halinde dikkate alınmalıdır. Temyiz incelemesine konu suçlardan iddianamede kamu davası açıldığı kabul edilen mühürde sahtecilik suçunun cezası, 5237 sayılı TCK’nun 202/2. maddesi uyarınca bir yıldan altı yıla kadar hapis, resmi belgede sahtecilik suçunun cezası aynı kanunun 204/1. maddesi uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasından ibaret olup, mühürde sahtecilik suçu daha ağır yaptırım içerdiğinden, hükmü temyizen inceleme görevi 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 6110 sayılı Kanunla değişik 14. maddesine dayalı olarak hazırlanan iş bölümü kararı gereği, mühürde sahtecilik suçlarını temyizen incelemekle görevli Yargıtay 8. Ceza Dairesine aittir. Diğer yandan, sanıkların eyleminin 5237 sayılı Kanunun 202/2 ve 204/1. maddesindeki suçları mı oluşturduğu, yoksa bir bütün halinde 204/1. maddesindeki suçu mu oluşturduğunun, daha ağır yaptırım içeren mühürde sahtecilik suçunun temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince belirlenmesi gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay 11. Ceza Dairesince verilen görevsizlik kararı isabetli olup, yargılama konusu suçlarla ilgili temyiz incelemesinin Yargıtay 8. Ceza Dairesince yapılması gerektiğinden, 8. Ceza Dairesi görevsizlik kararının kaldırılmasına, dosyanın anılan Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 30.01.2014 gün ve 661-1940 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Dosyanın Yargıtay 8. Ceza Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 27.03.2014 günü oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
"TCK.nun 202. maddesinde belirtilen ağır para cezasının tazmin esasına dayalı olup TCK.nun 19.
Ceza Genel Kurulu 2004/5-119 E., 2004/142 K. Ceza Genel Kurulu 2004/5-119 E., 2004/142 K. - AĞIR PARA CEZASININ NİTELİĞİ- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 202 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 19 ] "İçtihat Metni" Zimmet suçundan sanık Ahmet P.....'ın TCY.nın 202/1-3, 19, 219/3-son ve 59/2. mad-deleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün ağır hapis cezası ve 16.900.000 lira ağır para cezası ile cezalan-dırılmasına ve müebbeten memuriyetten mahrumiyetine ilişkin Kütahya Ağır Ceza Mahke-mesince 19.03.2002 gün ve 156-46 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üze-rine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 05.04.2004 gün ve 3543-2610 sayı ile; "TCK.nun 202. maddesinde belirtilen ağır para cezasının tazmin esasına dayalı olup TCK.nun 19. maddesinde belirtilen ağır para cezası niteliğinde olmadığı ve ödenmemesi durumunda hürriyeti bağlayıcı cezaya da dönüştürülemeyeceği gözetilmeden, sanığa fazla ağır para cezası tayini" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay C.Başsavcılığı ise 02.06.2004 gün ve 67289 sayı ile; "Para cezası, bir hukuk normunu ihlal eden kişinin yasa hükümlerine göre Devlete veya yasada belirlenen bir yere ödemek zorunda olduğu belirli bir miktar paradır. Para cezaları türlerine göre; maktu-nisbi, kamu-tazminat kabilinden olmak üzere ayırımlara tâbi tutulmaktadır. Yasa bazı hallerde, para cezalarının aşağı ve yukarı sınırlarını belirlemiştir ki, bu tür para cezaları "maktu"dur. Eğer yasa, para cezasının belirli bir oran dairesinde ve olayın niteliğine gö-re artmasını amaçlıyorsa; bu tür cezalara da "nisbi" para cezası denilmektedir. TCK.nun 202. maddesinin bir ve ikinci fıkralarında yer alan para cezaları da bu tanıma göre, nisbi nitelikte para cezasıdır. Nisbi para cezaları genelde ve nitelikleri itibariyle tazminat kabilinden değil, amme para cezalarından bulunmaktadır. Nisbi para cezalarının, olayların niteliğine göre belirli bir oran da-hilinde artması özellikleri nedeniyle, maktu para cezalarını suç tarihlerine göre misil artırımına tâbi tutan 5435 sayılı Yasa ve bu yasayı yürürlükten kaldıran 3506 sayılı Yasada, misil art-tırılmasına tâbi tutulmadıkları ancak Ek.3 ve Ek.4 maddeleri gereğince alt veya üst sınırlarından birinin veya her ikisi gösterilmeyen hallerde, para cezalarının alt ve üst sınırlarının tesbitinde TCK.nun 19 ve 24. maddelerdeki sınırların esas alınacağı ve bu maddeler gereğince tesbit edilen miktardan da az olamayacağı gerek öğretide ve gerekse Yargıtayın kararlılık gösteren içtihat-larında kabul edilmektedir. (CGK.nun 20.11.1989 gün ve 287/356 esas sayılı, 13.12.1993 gün ve 315/318 esas sayılı ve 24.09.2002 gün ve 6-184/320 esas sayılı kararları ile 5. Ceza Dairesinin 22.05.2003 tarih 2002/9389 esas 2003/3303 kararı) Ayrıca, Dairece TCK.nun 202. maddesinde belirtilen ağır para cezasının tazmin esasına dayalı olduğu kabul edilmiş ise de TCK.nun 202/4. maddesinde meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece ödettirilmesine re'sen karar verileceği düzenlenmiş olmakla bu yöndeki Daire kabulünün de hatalı olduğu, Dairenin kabulü şeklinde uygulama yapılması halinde ey-lemin teşebbüs aşamasında kalması, zarar miktarının tesbit edilememesi veya zararın sanık tara-fından tazmin edilmiş olması halinde sanığa para cezası tayin edilmeme durumu ortaya çıkacak olup bu husus ise kanuna aykırıdır. Bu nedenle zimmet suçundan dolayı sanığa para cezası tayin edilirken, zimmete geçirilen ve para cezasına esas alınan miktarın suç tarihi itibariyle TCK.nun 19. maddesine göre tesbit edilen para cezasının altında kalması nedeniyle bu miktara çıkartılması suretiyle yapılan mah-keme uygulaması kanuna uygundur." görüşü ile itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. CEZA GENEL KURULU KARARI Sanığın, zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığının görüşleri arasında suçun sübutu, sanığın eyleminin hangi suç niteliğine uyduğu hususu ile diğer uygulamalar yönünden ayrılık bulunmamakta, itirazın kapsamına göre çözülmesi gereken hukuki uyuşmazlık, TCY.nın 202 maddesinde hapis cezasıyla birlikte hük-medilmesi gereken ağır para cezasının tazmini nitelikte bir ceza olup olmadığının, dolayısıyla da aynı Yasanın 19. maddesinde ağır para cezaları için öngörülen alt sınıra tabi bulunup bulunma-dığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Para cezaları, yasalar ile uygulama ve öğretide kamu para cezaları, tazminat kabilinden para cezaları, medeni para cezaları, disiplin para cezaları, idari para cezaları, nispi para cezaları, ağır ve hafif para cezaları biçiminde ayrımlara tabi tutulmuştur. Türk Ceza Yasasında ise, ağır ve hafif para cezaları şeklinde nitelendirilmiştir. Para cezasının miktarı yasada belirtilmiş ise maktu olup alt ve üst sınırları, ağır para cezalarında TCY.nın 19. ve hafif para cezalarında ise 24. maddesine göre belirlenecektir. Para cezasının miktarı belirli bir oran dahilinde, olaya bağlı olarak azalabilir veya çoğalabilir nitelikte ise, nispidir. TCY.nın 19. maddesi gereğince nispi para cezalarının üst sınırı bulunmayıp, alt sınır ise bu maddeye göre belirlenecektir. Tazminat niteliğindeki para cezaları ise, ceza yasalarında tanımlanmamış, bu cezaları diğer para cezalarından ayıran ölçütlere yer verilmemiş, yalnızca TCY.nın 92. maddesinde tazmini nitelikteki para cezalarının ertelenemeyeceği kuralının getirilmesiyle yetinilmiştir. Öğretide, bu yaptırımlar Devletin ekonomik ve mali zararını karşılayan ve bunun yanında suç işleyeni de cezalandırmak amacını güden para cezaları olarak tanımlanmaktadır. Dönmezer-Erman; tazminat kabilinden para cezalarının hem ceza hem de tazminat niteliğini taşıyan para cezaları olduğunu, genellikle "mali suçlar" karşılığı konulduğunu, bu cezalarla hazineye verilen zararları önlemek amacının güdüldüğünü belirttikten sonra "kanun koyucunun sözü geçen amacı hedef tutup tutmadığı ise, bu nevi para cezalarını benimseyen kanunlarda yer alan cezanın infazı biçimine ilişkin hükümlerden anlaşılır." şeklinde, ayrımdaki kriterin infaz rejimi olduğunu belirtmişler (Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt 2, S.694,418,419); S.Donay, A.Önder, F.Erem, A.Danışman, M.Emin Artuk ve T.T.Yüce de eserlerinde aynı görüşlere yer vermişlerdir. 13.2.1935 gün ve 75-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise, bu konudaki ölçüt, "Hususi kanunlarda yazılı para cezalarının nev'ini tayinde kanun koyucunun bu cezaları koymaktaki gayesi esastır. Hazinenin bu yüzden uğrayacağı zararları ödetmek ve mali menfaati korumak amacına dayanmak suretiyle konmuş cezalar tazminat kabilindendir." şeklinde belirtilmiştir. Öte yandan, 19.06.1929 gün ve 25-14 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, tazminat niteliğinde olan para cezalarının, özel yasalarında açık hüküm olmadığı takdirde, infazlarında ki-şisel hak kuralları yürüyeceğinden özgürlüğü bağlayıcı cezaya çevrilmelerine karar verileme-yeceği esası kabul edilmiştir. Bu ölçütler nazara alınarak TCY.nın 202 maddesinde öngörülen ağır para cezasının niteliği incelendiğinde; Anılan maddede, "Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli kadar ağır para cezası verilir. Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezası verilir. Zararın, kovuşturma yapılmadan önce tamamiyle ödenmiş olması halinde yukarıdaki fıkralarda yazılı cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte biri indirilir. Meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece ödettirilmesine re'sen hükmolunur. Bu fiiller kamu bankaları aleyhine işlenmiş ise faile verilecek ceza üçte bir oranında artırılır." hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü gibi maddede, özgürlüğü bağlayıcı ceza ile birlikte ağır para cezasına da hükmolunacağı belirtilmiş, ancak para cezasının miktarı maktu biçimde gösterilmeyip meydana gelen zarara bağlı olarak tayin esası kabul edilmiştir. Ancak, para cezasının miktarının belir-lenmesi bakımından meydana gelen zarar ölçüt olarak alınırken, bunun yanında meydana gelen zararın ödettirilmesi hususu da madde de ayrıca düzenlenmiştir. Yukarıda açıklanan ölçütler gö-zetildiğinde, maddede öngörülen para cezasının nispi nitelikte olduğu açıktır. Anılan para ceza-sının infazı için herhangi bir ayrık düzenleme getirilmemesi, meydana gelen zararın ödettirilmesi hususunun maddede ayrıca düzenlenmiş olması nazara alındığında artık buradaki para cezasının tazmini para cezası olarak nitelendirilmesi olanaksızdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 15.12.1998 gün ve 311-386 sayılı kararında da TCY.nın 202. maddesinde öngörülen ağır para cezasının, nispi nitelikte ve kamu para cezası olduğu kabul edilmiştir. Öğretide de Erman-Özek, zimmet suçlarındaki yaptırımın niteliğini, "3679 sayılı kanunla getirilen ağır para cezası "nispi" olduğundan zararın miktarına bağlı bulunmaktadır... Kanun, ağır hapis ve para cezalarından başka, medeni bir müeyyide niteliğinde olan " meydana gelen zararın" faile ödettirilmesini de kabul etmiştir." şeklinde açıklamışlardır. (Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, sh.44-45) Doç. Dr. İzzet Özgenç de zimmet suç-larında yaptırımın niteliğini açıklarken, ağır para cezasının nispi nitelikte olduğunu belirtmiştir. (Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, sh. 159) Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde; Sanığın, 09.05.2000-25.07.2000 tarihleri arasında 46.300.000 lira parayı zimmetine geçirdiği kabul edilmekle, TCY.nın 202/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilirken, zimmet miktarının bir misli olan 46.300.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılması ve suç ta-rihi itibariyle TCY.nın 19. maddesinde ağır para cezasının alt sınırının 91.260.000 lira olduğu nazara alınarak, ağır para cezasının bu miktar üzerinden hükmedilmesi yasaya uygundur. Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 05.04.2004 gün ve 3543-2610 sayılı bozma kararının KALDI-RILMASINA, usul ve yasaya uygun olan Kütahya Ağır Ceza Mahkemesinin 19.03.2002 gün ve 156-46 sayılı hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 22.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 2016/100 E., 2016/100 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
'nin 2006 yılına ait KDV beyannamesi, Muhtasar beyanname ve Geçici vergi beyannamelerini düzenleyip vergi dairesine verdiği, alınan rapora göre kaşelerin sahte olduğu ve imzaların ise şikayetçiye ait olmadığının tespit edildiği iddiasıyla, 5237 sayılı TCK'nun 204/1 ve 202/2. maddelerinde öngörülen ‘resmi belgede sahtecilik ve mühürde sahtecilik’ suçları tavsif edilerek dava açılmıştır.
Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu         2016/100 E.  ,  2016/100 K. "İçtihat Metni" Görevsizlik Kararı Veren Yargıtay Daireleri : 21 ve 8. Ceza Daireleri Mahkemesi :Asliye Ceza Özel belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda sanık hakkında vergi usul kanununa muhalefet suçundan düşme kararı verilmiştir. Katılanın temyizi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince Daire Başkanı tarafından imzalanan 13.02.2015 gün ve 2596-12238 sayılı tevdi kararı ile; "2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na 6572 sayılı Kanunu'nun 27. maddesi ile eklenen geçici 14. maddesi ile 22.01.2015 tarih, 29244 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 02.02.2015 tarihinde yürürlüğe giren Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun işbölümüne ilişkin 19.01.2015 tarih ve 8 sayılı kararı gereğince; bu dava dosyasının Yargıtay 21. Ceza Dairesi'ne Gönderilmesine", Dosyanın gönderildiği Yargıtay 21. Ceza Dairesince 25.06.2015 gün ve 112-2368 sayı ile; "13.05.2008 tarihli iddianamede, sanığın bir süre yanında çalıştığı şikayetçiye ait serbest muhasebeci mali müşavirlik kaşesinin sahtesini yaptırarak şikayetçinin imzasını da taklit etmek suretiyle muhasebe işini yaptığı... Deri Teks. Konfeksiyon San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin 2006 yılına ait KDV beyannamesi, Muhtasar beyanname ve Geçici vergi beyannamelerini düzenleyip vergi dairesine verdiği, alınan rapora göre kaşelerin sahte olduğu ve imzaların ise şikayetçiye ait olmadığının tespit edildiği iddiasıyla, 5237 sayılı TCK'nun 204/1 ve 202/2. maddelerinde öngörülen ‘resmi belgede sahtecilik ve mühürde sahtecilik’ suçları tavsif edilerek dava açılmıştır. TCK'nun 202/2. maddesinde belirtilen suçun üst sınırının TCK'nun 204/1. maddesinde belirtilen suçun üst sınırına göre daha yüksek olduğundan; İddianamedeki sevk ve tavsife, temyizin kapsamına, Yargıtay Kanununun 14. maddesine göre temyiz inceleme görevinin Yüksek 8. Ceza Dairesine ait olduğu", Dosyanın gönderildiği Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.02.2016 gün ve 11847-2201 sayı ile; "Katılanın kaşesini kullanarak Nuruosmaniye Vergi Dairesine verilen şirkete ait 2006 yılına ilişkin KDV beyannameleri, muhtasar beyannamesi ve geçici vergi beyannamelerinin sahte düzenlendiğinden bahisle açılan davada; sahte mühür ele geçtiğine ve kullanıldığına yönelik bir iddia bulunmadığının anlaşılması karşısında, iddianamedeki anlatıma, mahkemenin kabulüne ve temyizin kapsamına göre Yargıtay Yüksek (21.) Ceza Dairesinin 25.06.2015 tarih, 2015/112-2368 esas-karar numaralı temyiz incelemesinde Dairemiz görevli görülerek görevsizlik kararı verilmiş olmakla; görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için dosyanın yüksek Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine" gerekçesiyle karşılıklı görevsizlik kararları verilmiştir. Oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçe ile karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI Yargıtay 21 ve 8. Ceza Daireleri arasındaki uyuşmazlık temyiz incelemesinin hangi Özel Dairece yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir. Yargıtay Kanununun Ceza Dairelerinin görevini düzenleyen 14/3. maddesinin (a) bendi; "Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde dava açılan belgedeki nitelendirme esas alınır. Açıklama ile sevk maddelerinin uyumsuz olduğu durumlarda açıklamaya itibar edilir" şeklinde iken, 28.06.2014 gün ve 29044 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 31. maddesiyle; "Daireler arasındaki iş bölümünün belirlenmesinde mahkeme kararındaki nitelendirme, mahkûmiyet dışındaki kararlarda ise iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeki nitelendirme esas alınır" şeklinde değiştirilmiştir. Yargıtay Kanununa 6545 sayılı Kanunun 37. maddesi ile eklenen geçici 13. maddenin 5. fıkrasında; "Yargıtay Büyük Genel Kurulunun iş bölümünün onaylanmasına ilişkin kararı uygulanmaya başlayıncaya kadar bu kanunla yapılan değişiklikten önceki iş bölümüne ilişkin hükümler uygulanmaya devam olunur" düzenlemesi yapılmış, madde gerekçesinde; "Yargıtay Büyük Genel Kurulunun işbölümünün onaylanmasına ilişkin kararı yayımlanıp yürürlüğe girinceye kadar bu kanunla yapılan değişiklikten önceki işbölümüne ilişkin hükümler uygulanmaya devam olunacaktır" açıklamasına yer verilmiştir. 02.12.2014 gün ve 6572 sayılı Kanunun 27. maddesiyle eklenen geçici 14. madde uyarınca da; "Yeni oluşan Birinci Başkanlık Kurulu iş durumunu dikkate alarak daireler arasındaki iş bölümünü yeniden belirler ve buna ilişkin karar derhâl Resmî Gazete'de yayımlanır. Bu karar, yayım tarihinden itibaren on gün sonra uygulanmaya başlanır. ... Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun iş bölümü kararı uygulanmaya başlayıncaya kadar bu kanunla yapılan değişiklikten önceki iş bölümüne ilişkin hükümler uygulanmaya devam olunur." Bu maddeye dayanılarak Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca hazırlanıp 22.01.2015 gün ve 29244 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 02.02.2015 tarihinde yürürlüğe giren 19.01.2015 gün ve 8 sayılı işbölümü kararının "Ceza Daireleri İşbölümü Ortak Hükümler" başlıklı bölümünde; "Daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde 28.06.2014 tarihinden önce düzenlenen tebliğnameler bakımından iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeki nitelendirmeye göre görevli daire belirlenir. Bu tarihten sonra düzenlenen tebliğnameler bakımından ise mahkeme kararındaki nitelendirme, mahkûmiyet dışındaki kararlarda da iddianame veya iddianame yerine geçen belgedeki nitelendirme esas alınır" düzenlemeleri hüküm altına alınmıştır. 21.01.2013 olan tebliğname tarihi itibarıyla ceza dairelerinin görevinin belirlenmesinde esas alınması gereken iddianamede eylemin; "...Müştekinin 19.4.2007 tarihinde vermiş olduğu şikayet dilekçesi ve alınan ifadelerinde, şüphelinin 2, 3 ay kadar işyerinde muhasebe elemanı olarak çalıştığını, daha sonra haber vermeden ayrıldığını, beraberinde kendisine ait kaşeyi götürdüğünü, daha sonra yapmış olduğu araştırmada, kaşe ve ismini kullanarak çeşitli şirketlerin işlerini yaptığını öğrendiğini, bu konuda şikayet edildiğini, şüphelinin... Deri Tekstil Konfeksiyon San. ve Tic. Ltd. Şti'nin beyannamelerini, kendi kaşesini kullanarak düzenlediğini, yine yapmış olduğu araştırmada Nuruosmaniye Vergi Dairesine verilen bu şirkete ait 2006 yılına ilişkin KDV beyannameleri, muhtasar beyannamesi ve geçici vergi beyannamelerinin sahte düzenlendiğini, isminin , kaşesinin ve imzasının kullanıldığını, davacı ve şikayetçi olduğunu belirttiği; Şüphelinin alınan savunmasında, müştekinin yanında bir süre ortak olarak çalıştığını, daha sonra ayrıldığını, kendisinin kaşesini kullanabileceğini söylediğini, muhasebecilik belgesinin olmadığını, ancak firmaların muhasebesini tuttuğunu, kullanmış olduğu kaşenin müştekiye ait olduğunu, müştekinin bunu bildiğini, kaşe kullanmanın dışında sahtecilik yapmadığını, bazen müştekinin evraklarını da imzaladığını, ancak ayrıntısını hatırlamadığını belirttiği; Müştekinin iddia ettiği,... Deri Tekstil şirketinin 2006 yılına ait geçici gelir vergisi KDV ve Stopaj beyannamelerinin asıllarının istendiği, bu beyannamelerde, beyannameyi düzenleyen bölümde ...'e ait kaşenin bulunduğu, kaşe ve imzaların incelemesinin yaptırıldığı; Bilirkişi tarafından düzenlenen 5.5.2008 tarihli rapora göre, 3 adet belgedeki kaşelerin müştekinin kaşelerine benzeyen farklı kaşeler olduğu, imzaların ise , müşteki ...'in eli ürünü olmayıp, takliden atılmış imzalar oldukları, ayrıca aldatma yeteneğinin de bulunduğunun belirtildiği; Şüphelinin bu şekilde müştekinin kaşesinin sahtesini yapıp, yine müştekinin imzasını taklit etmek suretiyle muhasebe işini aldığı,... Deri Tekstil Konfeksiyon San. ve Dış Tic. Ltd. Şti'nin 2006 yılına ait KDV Beyannamesi, Muhtasar Beyannamesi ve Geçici Vergi Beyannamelerini düzenleyip bunları Nuruosmaniye Vergi Dairesine verdiği..." şeklinde anlatılması karşısında, sanık hakkında TCK'nun 207/1 maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı kabul edilmelidir. Buna göre hükmü temyizen inceleme görevi ise Yargıtay 21. Ceza Dairesine aittir. Bu itibarla, temyiz incelemesinin Yargıtay 21. Ceza Dairesi tarafından yapılması gerektiğinden, dosyanın anılan Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 21. Ceza Dairesinin 25.06.2015 gün ve 112-2368 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA, 2- Dosyanın, Yargıtay 21. Ceza Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 19.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar veri
1. Ceza Dairesi, 2022/12791 E., 2024/60 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
1.Araç Asliye Ceza Mahkemesinin 24.12.2020 tarihli ve 2018/129 Esas, 2020/352 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mağdurlara karşı taksirle yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Esas No : 2022/12791 Kanun) 89 uncu maddesinin dördüncü fıkrası, 22 nci maddesinin altıncı fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca ceza veril
1. Ceza Dairesi         2022/12791 E.  ,  2024/60 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ :Temyiz isteminin reddi, temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde belirtildiği üzere ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen mahkûmiyet kararlarının; aynı Kanun’un 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen kesin hüküm niteliğindeki kararlardan biriyle sonuçlanmaması hâlinde temyiz edilebilir olduğu, mağdur ...'e yönelik kasten yaralama suçundan verilen mahkumiyet kararının kararın ilk defa bölge adliye mahkemesince verildiği ve anılan Kanun’un 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen kesin hüküm niteliğindeki kararlardan olmadığı anlaşıldığından temyiz edilebilir olduğu, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü : I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Araç Asliye Ceza Mahkemesinin 24.12.2020 tarihli ve 2018/129 Esas, 2020/352 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mağdurlara karşı taksirle yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Esas No : 2022/12791 Kanun) 89 uncu maddesinin dördüncü fıkrası, 22 nci maddesinin altıncı fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 2. ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 11.02.2022 tarihli ve 2021/379 Esas, 2022/358 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere ilişkin Cumhuriyet Savcısının istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek, 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında; a. Mağdur ...'e yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (a) ve (e) bentleri, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesi uyarınca 3.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, b. Mağdur ...'ye yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (a) ve (e) bentleri, 87 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 6 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ...'nın temyiz sebepleri; suç kastı bulunmadığına dair suç vasfına ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1. Mağdurlar ... ve ...'nin sanık ...'nın öz anne babası oldukları, olay tarihinde taraflar arasında para yüzünden tartışma çıktığı, tartışmanın ardından sanığın mağdurlara kendisini İğdir Köyüne bırakmasını istediği, mağdur ...'in aracın direksiyonuna geçtiği sırada sanığın aracı kullanmak istemesi nedeni ile 34 XX 3714 plakalı aracın direksiyonuna geçtiği, sanığın kullandığı aracın yolu alamaması nedeni ile takla attığı, sanığın taksirli eylemi sonucunda mağdurların yaralandığı sabit görülmüş, olayın ve oluşun bu şekilde gelişip sonuçlandığı değerlendirilerek sanık hakkında mağdurlara karşı taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan uygulama yapıldığı, anlaşılmıştır. 2. Sanık savunmaları, mağdur ve tanıkların beyanları, ... Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 23.12.2021 tarihli raporu, olay yeri inceleme raporları, nüfus ve adli sicil kayıtları ile tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Bölge Adliye Mahkemesince Cumhuriyet Savcısının istinaf talebi hakkında yapılan istinaf incelemesinde, sanığın mağdurlarla tartışmasından sonra mağdurların da bulunduğu aracın şoför koltuğuna geçerek tartışmanın verdiği sinirle aracı hızlı sürmeye devam edip bir anda yolda hiçbir şey yokken direksiyonu sola kırarak ağaçlık yerde bulunan meşe ağacına kasten çarpmak suretiyle aracın takla atmasına ve kaza yapmasına sebebiyet verdiği ve kasten mağdurları yaraladığı değerlendirilerek, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlerin kaldırılmasına ve yeniden hükümler kurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1. İleri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin belirlendiği anlaşılmakla, sanığın temyiz sebeplerinin incelenmesinde bozma nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Dosya kapsamına göre ; mağdurların sanığın anne ve babası oldukları, olay tarihinde sanığın mal paylaşımından sonra sanığın ilave para istemesi üzerine aralarında tartışma yaşandığı, sanığın duyduğu kızgınlıkla mağdurlara "siz göreceksiniz" şeklinde hitaplarda bulunduktan kısa bir süre sonra, sanığın mağdurların da bulunduğu aracın sürücü koltuğuna geçtiği ve tartışmanın verdiği sinirle aracı hızla sürmeye başladığı, yol ve araç şartlarına göre aşırı şekilde hızlı kullanmak suretiyle ve devamında nasıl olduğu kesin olarak anlaşılamayacak şekilde yoldan çıkıp ağaçlık yerde bulunan meşe ağacına çarparak kazaya, aracın takla atmasına ve mağdurların adli muayene raporlarında belirtilen biçimde yaralanmalarına neden olduğu olayda, öncesinde yaşanan tartışmanın etkisi altında kontrolsüz bir şekilde kullandığı aracın kaza yapabileceğini, araçtakilerin yaralanabileceklerini veya ölebileceklerini öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek eylemine devam etmek suretiyle mağdurların yaralanmalarına neden olan eyleminin olası kastla silahla yaralama suçlarını oluşturacağı, mağdurların ölmesi halindeyse olası kastla öldürme suçunun oluşacağı, bu nedenle sanık hakkında mağdurlara yönelik yaralama eylemlerinde olası kast hükümleri uygulanmak suretiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde doğrudan kastla silahla yaralama suçundan hükümler kurulması suretiyle fazla cezalar tayin edilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanığın temyiz sebebi yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 11.02.2022 tarihli ve 2021/379 Esas, 2022/358 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak üyeler ... ve ...'ın sanığın aracı ağaca çarptırması halinde mağdurların mutlaka yaralanacaklarını bilerek yaralanmalarına sebep olduğundan, hükümde isabetsizllik bulunmadığından kararının onanmasına ilişkin karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Araç Asliye Ceza Mahkemesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.01.2024 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2020/4753 E., 2023/1739 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Boğazlıyan Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2016 tarihli kararı ile sanıklar hakkında 5237 sayılı Esas No : 2020/4753 Kanun’un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 62 nci maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası, sanık ...
8. Ceza Dairesi         2020/4753 E.  ,  2023/1739 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/247 E., 2016/93 K. SUÇLAR : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 ... maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 ... maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Boğazlıyan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 28.04.2015 tarihli iddianamesi ile sanıklar hakkında kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 37 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi, 58 ... maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle dava açılmıştır. 2. Boğazlıyan Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2016 tarihli kararı ile sanıklar hakkında 5237 sayılı Esas No : 2020/4753 Kanun’un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 62 nci maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası, sanık ... hakkında ise aynı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 58 ... maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Sanık ...'ın temyiz isteği, usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması gerektiğine, 2. Sanık ...'in temyiz isteği, suçun unsurlarının oluşmadığına, 3. Sanık ...'un temyiz isteği ise, cezanın haksız olduğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Dava konusu olay, sanıklar ..., ... ve ...'in, müştekinin ortağı olduğu gazinoda oturdukları sırada sanık ...'in yan masada oturan müştekiye sataştığı, müştekinin gazinodan ayrılmak üzere dışarı çıkacağı sırada sanık ...'un müştekinin ensesine yumrukla vurduğu, ardından sanık ...'ın "Siz karışmayın, ...'ı ben eve bırakacağım." diyerek birlikte yürüdükleri sırada sanık ...'ın müştekiyi alnından ısırdığı, sanıklar ... ve ...'in gelerek müştekiyi darp ettikleri, müştekinin kaçarak uzaklaştıktan sonra temyiz dışı sanık ...'nin kullandığı araçla sanık ... ile tanık ...'ın müştekinin yanında durdukları, araca binen müştekinin temyiz dışı sanık ...'den kendisini Polis Merkezi'ne götürmesini istediği, sanık ...'ın başka bir yere gitmeleri için temyiz dışı sanık ...'yi yönlendirmesi üzerine müştekinin araçtan atlayarak kaçtığı iddiasına ilişkindir. 2. Görevlilerce düzenlenen 20.05.2014 tarihli adli muayene raporunda, alın ortasında 3 (santimetre) cm'lik skar izi olan müştekinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralandığı, ... tehlikesinin bulunmadığı, yüzde ... ... yönünden 6 ay sonra değerlendirmesi gerektiği, 3. Görevlilerce düzenlenen 03.11.2014 tarihli adli muayene raporunda ise, müştekinin yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu, yüzde ... ... bulunduğu, 4. Görevlilerce düzenlenen 05.03.2014 tarihli tutanakta, Yakamoz Gazinosu adlı işyerine ait kamera görüntüleri incelendiğinde, ..., ..., ...'in birlikte oturdukları masadan kalkarak ..., ... ... ve görüntülerin dışında bulunan şahsın masasına geldikleri, sanık ...'ın masaya oturduğu, ...'in agresif tavırlar sergilediği, gazino içerisinde bir olay olmadığı, ancak gazino dışında, ...'ın ...'ün koluna girdiği, 4-5 şahsın daha geldiği, iki dakika sonra ... ve yüzü tespit edilemeyen iki şahsın ...'ü sürükledikleri, bir süre sonra darp etmeye başladıkları, bir şahsın darp olayının olduğu yere gitmeye çalıştığı, ancak iki kişi tarafından tutulduğu, saat 02:36 da ... bir araca birkaç kişinin binerek uzaklaştıkları, 02:42'de ise altı şahsın darp olayının olduğu yere doğru geldiği, içlerinde ...'in de olduğu, 5. Görevlilerce düzenlenen 26.02.2014 tarihli tutanağa göre, ... adlı şahsın darp edildiğini beyan ederek 155 İhbar Hattı'nı aradığı, belirtilen yere gidildiğinde ...'ün bulunamadığı, aynı ... 02:45 sıralarında bir bayanın arayarak gazino işleten ...'ün darp edilerek bir araca bindirilip götürüldüğünü beyan ettiği belirtilmiştir. 6. Müşteki kovuşturma aşamasındaki beyanlarında, kendisini darp edenin sanık ... olduğunu, sanıklar ... ve ...'in vurup vurmadıklarını hatırlamadığını beyan etmiş ise de, Boğazlıyan Cumhuriyet Başsavcılığındaki 24.12.2014 tarihli ifadesinde, gazinoda ... ... ve Esas No : 2020/4753 ... ile oturduklarını, yanlarına ..., ..., ... ve tanımadığı iş yeri çalışanlarından bazılarının geldiğini, ... ve ...'un sözlerle sataştıklarını, daha sonra ...'ın koluna girerek "siz karışmayın ben bunu evine götüreceğim" diyerek iş yerinin çıkışına kadar götürdüğü sırada ...'un iki defa ensesine vurduğunu, ... ile beraber yaklaşık 20 metre kadar yürüdükten sonra ...'ın, kafasını tutup alnını ısırdığını, "Ben et yerim yamyamım." şeklinde sözler söylediğini, bu sırada yanlarına gelen ... ve ...'in vurduğunu, 15-20 metre kadar uzaklaştıktan sonra 155 İhbar Hattını arayarak ihbarda bulunduğunu, yolda yürüdüğü sırada temyiz dışı sanık ...'nin kullandığı araç ile yanında durduğunu, rızasıyla bindiği araçta ... ile tanık ... ...'ın olduğunu, araca binince ...'ye karakola gitmesini söylemesi üzerine ...'ın "karakola gitmeyeceksin buradan sapacaksın" dediğini, ...'nin aracı pazar yerine doğru sürdüğünü görünce araç hareket halindeyken atlayıp kaçtığını, IV.GEREKÇE Kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden yapılan incelemede; Olaylar olgular bölümünde belirtilen hususlar ile tüm dava dosyası kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar ..., ... ve ... hakkında kasten yaralama, sanık ... hakkında ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından Mahkemenin suçun sübutu ve kabulünde isabetsizlik görülmemiş olup yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar ..., ..., ...'in yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Boğazlıyan Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2016 tarihli kararında sanıklar ..., ... ve ... tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanıklar ..., ... ve ...'in temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.