Türk Ceza Kanunu 203. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 203- (1) Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Resmi belgede sahtecilik
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
72 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2020/1235 E., 2024/6909 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Maddeleri gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, mühür bozma suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 203/1, 53. Maddeleri gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
12. Ceza Dairesi 2020/1235 E. , 2024/6909 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2010/122 E. 2017/933 K.
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması,mükerrerlik nedeniyle davanın reddi, ceza verilmesine yer olmadığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, karar verilmesine yer olmadığı, onama, düzeltilerek onama, bozma
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda sanıklar hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından kurulan hükümlerin ve verilen kararların sanık ... müdafii, sanıklar ... ve ...müdafii, katılanlar ..., ..., ..., ... vekili, katılan ... vekili, katılan ... vekili, müşteki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan incelemede;
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.10.2013 tarih, 2012/775 Esas, 2013/886 Karar sayılı kararı ile sanık ...'ın imar kirliliğine neden olma suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 184/1, 53. Maddeleri gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, mühür bozma suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 203/1, 53. Maddeleri gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2.Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 10/02/2016 tarih, 2015/13911 Esas, 2016/2494 Karar sayılı bozma ilamında; "Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-TCK'nın 184/1. maddesindeki "yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran" kişilerin cezalandırılması öngörülmüş olup, İmar Yasasının 5. maddesinde de bina kavramı kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır." şeklindeki açıklanma karşısında, suça konu güneşlenme platformu ile falazler üzerinde inişi sağlamak için yapılan yolun babaları ile üzerine döşenen çelik profilin İmar Yasasının 5. maddesi kapsamında tanımı yapılan “bina” vasfında bulunup bulunmadığı hususunda uzman bilirkişiden rapor alınmaması,
2-Yapılan imalatların bulunduğu taşınmazın “sit alanında ve kıyı kenar çizgisi içerisinde” kaldığının anlaşılması nedeniyle 2863 sayılı Kanun ile 3621 sayılı Kıyı Kanununa aykırılıktan suç duyurusunda bulunulması, bu yönde davaların açılması halinde ise davaların birleştirilmesi, TCK'nın 44. maddesi gereğince daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve yerinde olmayan gerekçe ile hüküm kurulması,
3-Sanık müdafinin, “müvekkilimiz oteli işleten şirketin yönetim kurulu başkanıdır ancak otelin işletmesi yönetim kurulu tarafından atanan genel müdürü tarafından yapılmaktadır, mühürleme yapıldığından müvekkil haberdar değildir, bundan sonraki yapım aşamasından da haberi olmamıştır” şeklindeki savunması karşısında, suç tarihinde otelin genel müdürü olan Vefa Çelik'in tanık olarak bilgisine başvurularak, mühürleme olayından sanığın haberdar olup olmadığı ile haberdar olması halinde ise, suça konu imalatların devamı yönünde sanık tarafından kendisine talimat verilip verilmediği hususlarının tespit edilmesinden sonra mühür bozma suçu yönünden sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4-Kabule göre de;
TCK'nın 184/5. maddesinin uygulanabilmesi için kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi gerekir. Sanık müdafinin 24.10.2013 tarihli celse de, suça konu imalatlara dair izin alındığı yönündeki savunması, bu savunmayı destekleyen karardan sonra Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesine yaptırılan tespit neticesinde alınan bilirkişi raporu ile Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun “suça konu güneşlenme platformu uygulama projesinin falezlerin topografik doğal yapısına zarar vermeyecek şekilde yapılması ayrıca talep edilen alanın falezler üzerinde taşıyıcı görevi yapan temel alanlarındaki beton kütlelerin, falezlerin doğal yapısına uygun aynı taş malzeme ile gizlenmesi, çelik konstrüksiyon yapının falezlerin doğal rengine uygun olarak boyanması, platformun korkulukları, zemin kaplaması ile merdiven korkuluklarının ahşap malzemeden yapılması koşuluyla projenin tasdikinin uygun olduğu” yönündeki 07.05.2012 ve 21.05.2012 tarihli kararları karşısında, mahallinde yapılacak keşif neticesinde alınacak uzman bilirkişi raporuyla, yapılan imalatların Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 07.05.2012 ve 21.05.2012 tarihli kararlarına uygun hale getirilip getirilmediğinin tespit edilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile karar verilmesi, " gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
3.Bozma ilamı sonrasında dosya Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 esas numarasını almış olup, 20.12.2016 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
4. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2010 tarih, 2010/13037 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ...'ın mühür bozma suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas numarasını aldığı, 13.10.2010 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
5. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 22.11.2013 tarih, 2012/20976 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanık ...'ın Kıyı Kanunu'na aykırılık, 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve imar kirliliğine neden olma suçlarından cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/758 Esas numarasını aldığı, 18.11.2014 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
6. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 23.06.2011 tarih, 2011/2080 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ...'ın 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas numarasını aldığı, 20.10.2011 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
7. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2010 tarih, 2010/4562 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ..., ... ve ...'ın 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas numarasını aldığı, 29.12.2010 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
8. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 18.11.2015 tarih, 2014/77344 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ... 'in 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas numarasını aldığı, 02.09.2016 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
9. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2013 tarih, 2013/31714 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ...'in imar kirliliğine neden olma suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas numarasını aldığı, 15.02.2017 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
10. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2015 tarih, 2015/14303 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 Esas numarasını aldığı, 16.05.2016 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
11.Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.10.2017 tarih, 2010/122 Esas, 2017/933 Karar sayılı kararı ile;
- Sanık ...'ın;
- Ana dosyada; 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Ana dosyada; 5237 sayılı Kanun'un 203/1, 43/1, 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Ana dosyada; imar kirliliğine neden olma suçundan; ceza tayinine yer olmadığına,
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi gereğince beraatine,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
-Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında; imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
-Birleşen Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında; mühür bozma suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Sanık ...'ın;
- Ana dosyada; 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 51/1-3-7-8. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine,
-Ana dosyada; 5237 sayılı Kanun'un 203/1, 43/1, 62/1, 51/1-3-7-8. maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine,
-Ana dosyada; imar kirliliğine neden olma suçundan; ceza tayinine yer olmadığına,
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi gereğince beraatine,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında; mühür bozma suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Sanık ...'in;
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanun'un 9/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
- Sanık ...'ın
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanun'un 9/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
- Sanık ...'ın ;
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanun'un 9/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
- Sanık ...'ın;
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi gereğince beraatine,
-Sanık ...'ın;
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, 2863 sayılı Kanunun 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında,5237 sayılı Kanun'un 203/1, 5237 sayılı Kanun'un 43/1, 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, imar kirliliğine neden olma suçundan, ceza tayinine yer olmadığına,
- Sanık ...'in;
-Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Birleşen Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında; imar kirliliğine neden olma suçundan ceza tayinine yer olmadığına,
-Sanık ...'in;
-Birleşen Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında; imar kirliliğine neden olma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-b maddesi gereğince beraatine, karar verilmiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 17.06.2020 tarih, 2019/36189 sayılı ve ret, karar verilmesine yer olmadığı, onama, düzeltilerek onama ve bozma görüşlü tebliğname ile Dairemize tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Müşteki ... vekilinin temyiz isteği; kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmediğine, eksik inceleme ile karar verildiğine, aleyhe olan tüm hususları yönünden kararın bozulması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Katılan ... vekilinin temyiz isteği; sanıkların lehine verilen tüm hükümlerin bozulması gerektiğine, sanıkların cezalandırılması gerektiğine, ceza alan sanıklar yönünden cezanın ertelenmesinin yerinde olmadığına, sanıkların her birinin birleşen dosyadaki suçlar da dahil olmak üzere tüm suçlardan, cezaların azami haddi üzerinden ve indirim uygulanmaksızın ceza alması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Katılan ... vekilinin temyiz isteği; eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna, birleşen dosyalar açısından birleştirme kararları sonrası bilirkişi raporu alınmadığına ve değerlendirme yapılmadığına, sanıkların eylemlerine uyan suçlar nedeniyle cezalandırılmaları gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Katılan ..., ..., , ... vekilinin temyiz isteği;cezalandırılan sanıklar yönünden az ceza tayin edildiğine, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine, beraat, ceza tayinine yer olmadığı ve davanın reddi kararlarının yerinde olmadığına, katılanlar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Sanık ... müdafinin temyiz isteği; sanığın 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve mühür bozma suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümlerin yasaya aykırı olduğuna, eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna, her iki suçun da oluşmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Sanıklar ... ve ... müdafinin temyiz isteği; sanıklar ... ve ...'in cezalandırılmasına yönelik usul ve yasaya aykırı hükümlerin bozulması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece, " Sanıklar ... ve ...'ın ... Sanayi ve Ticaret AŞ Antalya şubesi temsilcisi olduğu, Ant Birlik ile Antalya ... Noterliğinin 02/10/2006 tarih ve 25488 Yevmiye nolu sözleşmesi ile Antalya ... caddesi 1259 ada 27 Parsel 1260 ada 20-28-29 parsel üzerinde kayıtlı taşınmaz üzerinde kat karşılığı veya mülkiyet ortaklığı şeklinde inşaat sözleşmesi yapıldığı, söz konusu sözleşme uyarınca sanıkların yetkilisi olduğu ... inşaat isimli firmanın yüklenici firma olarak Muratpaşa Belediyesinden inşaat ruhsatı alarak inşaata başladığı ve inşaatın yapı denetimini ... Yapı denetim İnşaat Ltd firması olduğu ve inşaatın yapımı sırasında Belediye Görevilerince yapılan projeye aykırılık tespiti üzerine inşaatın ilk olarak 19/10/2009 tarihinde mühürlendiği, 12/11/2009 tarihinde yapılan kontrolde mührün bozulduğunun tespiti üzerine 26/01/2010 tarihinde yeniden mühürlendiği, 01/02/2010 tarihinde yapılan kontrolde mührün yeniden bozulduğunun tespit edildiği, inşaat alanının 1. derecede doğal sit alanı olarak belirlenmiş falezlerde otel müşterilerine sunulmak üzere platform yapımı için çukur kazıldığı ve 1. derecede doğal sit alanı içerisinde gerekli izin alınmaksızın fiziki müdahale ve izinsiz uygulama yapıldığı, mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 7. Asliye ceza mahkemesinin 2015/ 827 esas sayılı dosyasında sanık ...'in de ... inşaat şirketinin yetkilisi olduğu, mahkememizin 2010/ 122 esas sayılı dosyasında yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda sanıkların 1. derecede doğal sit alanı içerisinde bulunan yerde koruma bölge kurulu izni olmadan projeye aykırı bir şekilde eylemleri olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği ve bu suretle sanıklar , ... ve ...'in üzerlerine atılı 2863 sayılı Yasa'nın 65. maddesinde düzenlenen suçu işledikleri, dosya kapsamında bulunan mevcut bilirkişi raporu, ilgili kurum yazıları ve tüm dosya kapsamı ile sabit görülerek sanıkların bu suç yönünden cezalandırılmaları yoluna gidildiği, sanıklar hakkında yargılama sürecindeki davranışları , cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak hükmolunan cezasından 5237 sayılı TCK’nun 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulandığı, sanıklardan ... ve ... hakkında belirlenen cezanın 2 yıldan az süreli hapis cezası olması, sanıkların duruşmada alınan beyanda hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanmasını kabul ettiği, imara aykırılık durumunun daha sonradan yapılan keşif ile yapılan tespitte gidermiş olmaları, diğer kişilik özellikleri itibariyle yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkememizde kanaat hasıl olduğundan CMK’nun 231/5 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, diğer sanık ...'ın hakkında daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği , 6545 sayılı Kanun'da CMK 231/8 maddesinde yapılan değişiklik nedeni ile sanık hakkında yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilemeyeceğinden hakkında CMK' nın 231 Maddelerinin uygulanmasına takdiren ve kanunen yer olmadığına, sanığın daha önce 3 aydan fazla kasıtlı herhangi bir suçtan mahkum olmamış olması, verilen hapis cezasının miktarı, sanığın geçmişteki hali ve yargılama safhasındaki gösterdiği pişmanlık da dikkate alınarak tekrar suç işlemeyeceğine ilişkin Mahkememize olumlu kanaat gelmekle; hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ertelenmesine karar verildiği, sanıklardan ... ve ...'ın ayrıca zincirleme olarak mühür bozma suçunu işledikleri dosya kapsamında bulunan mühür bozma tutanakları ve ilgili Belediye yazıları ile sabit görülerek bu sanıkların eylemlerine uyan TCK' nun 203/1, 43/1 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları yoluna gidildiği, bu suç yönünden de sanıklar hakkında takdiri indirim uygulanarak sanıklardan ... hakkında yasal şartlar bulunduğundan HAGB kararı verildiği, diğer sanık ... hakkında da cezanın ertelenmesine karar verildiği,
Mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 8. Asliye Ceza mahkemesinin 2015/719 Esas sayılı dosyasında sanıklar ..., ... ve ... ' ın ... Yapı Denetim Ltd Şirketinde görevli mühendisler olup sorumlu denetim elamanı oldukları, sanıkların 4708 sayılı yapı denetim hakkındaki kanunun 2, c, d , g fıkralarında belirtilen görev ve sorumluluklarına yerine getirmeyerek denetim ile görevli oldukları inşaat şirketi ile ilgili aykırılık durumlarını yetkili mercilere bildirmedikleri bu suretle üzerlerine atılı 4708 sayılı yasanın 9/1 maddesinde tanımlanan suçu işledikleri dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporları, ilgili kurum yazıları ile sabit görülerek sanıklar ..., ... ve ...'ın 4708 sayılı yasanın 9/1 maddesi gereğince cezalandırılmaları yoluna gidildiği, sanıklar hakkında takdiri indirim uygulandığı, yasal şartları bulunduğundan sanıklar hakkında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına dair karar verildiği,
Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçlarını işledikleri iddiasıyla TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanıkların tek bir eylemle hem 2863 sayılı Yasaya muhalefet, hem de imar kirliliğine neden olma suçlarını işlediklerinin iddia edildiği, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre sanıkların eyleminin fikri içtima kuralları gereğince ( TCK' nun 44 md ) daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiği ve sanıklar hakkında 2863 sayılı yasa uyarınca ceza tayinine gidildiği ve bu sebeple imar kirliliğine neden olma suçu yönünden yeniden ceza tayin edilemeyeceği anlaşılmakla imar kirliliğine neden ola suçu yönünden açılan dava yönünden ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 Esas sayılı dosyasında sanıklar ..., ... ve ... hakkında da Yapı Denetimi Hakkındaki Kanunun 9/1 maddesinde düzenlenen suçu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanıklar ..., ... ve ...'ın ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A,Ş nin yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle haklarında dava açıldığı, Yapı Denetimi ile ilgili ... Yapı Denetim Lmt ile sözleşme yaptıkları iddiasıyla sanıklar hakkında dava açıldığı, sanıkların cezalandırılması istenen yasa maddesinde yapı denetim şirketinin sorumluları hakkında ceza hükmü bulunduğu, sanıklar ..., ... ve ...'ın yapı denetim şirketi sorumluları olmadıkları, ve bu sebeple atılı suçun sanıklar yönünden olayımızda oluşmadığı anlaşılmakla sanıklar ..., ... ve ...'ın bu suç yönünden CMK' nun 223/ 2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlarına karar verildiği,
Her ne kadar sanık ... birleşen Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/ 506 esas sayılı dosyasında hakkında imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği iddiasıyla TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın tek bir eylemle hem 2863 sayılı yasaya muhalefet, hem de imar kirliliğine neden olma suçunu işlediğinin iddia edildiği, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre sanıkların eyleminin fikri içtima kuralları gereğince ( TCK' nun 44 md ) daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiği ve sanık hakkında 2863 sayılı yasa uyarınca ceza tayinine gidildiği ve bu sebeple imar kirliliğine neden olma suçu yönünden yeniden ceza tayin edilemeyeceği anlaşılmakla imar kirliliğine neden olma suçu yönünden açılan dava yönünden ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği,
Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/ 506 Esas sayılı dosyasında 2863 sayılı Yasanın 65 ve TCK' nun 203/1,43/1, 184/1 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de sanıkların atılı bu suçlardan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandıkları ve bu suçlar yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davaların reddine karar verildiği,
Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 18 Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/ 495 Esas sayılı dosyasında 2863 sayılı yasanın 65. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de sanıkların atılı bu suçlardan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandıkları ve bu suçlar yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davaların reddine karar verildiği,
Her ne kadar ... hakkında mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 7 Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında mühür bozma ve imar kirliliğine neden olma TCK' nun 184/1, 203/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de sanığın atılı bu suçlardan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu suçlar yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davaların reddine karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 7 Asliye Ceza Mahkemesi 2015/ 827 esas sayılı dosyasında sanık ... hakkında da 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın atılı suçtan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu suç yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davanın reddine karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 11 Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 esas sayılı dosyasında sanık ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu dava açılmış ise de ; sanık ... hakkında aynı eylemi nedeniyle 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçundan ceza tayinine gidildiği ve fikri içtima kuralları gereğince imar kirliliğine neden olma suçundan ayrıca ceza verilemeyeceği anlaşıldığından bu suç yönünden ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 11 Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 esas sayılı dosyasında sanık ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu dava açılmış ise de ; sanık ...'in Ant Birlik Genel Müdürü olması nedeniyle hakkında kamu davası açıldığı, yapılan sözleşmeyle ... İnşaat AŞ ile sözleşme imzalanarak tüm inşaat faaliyetlerinin ... İnşaat isimli şirket tarafından yapıldığı, sanık ...' in yüklenen suçu işlemediğinin sabit olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/2-b maddesi gereğince beraatına karar verildiği,
Her ne kadar mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyası ile birleştirilen mahkememizin 2010/214 esas sayılı dosyasında sanıklar Mesut ve ... hakkında mühür bozma suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de; sanıkların atılı suçtan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu suç yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davanın reddine karar verildiği," şeklinde hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.
IV.GEREKÇE VE KARAR
Mahkemece birleşen Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/758 Esas sayılı dosyası hakkında hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, zamanaşımı süresi içerisinde Mahkemesince hüküm tesis edilebilmesi mümkün görülmüştür.
Suçtan zarar gören ... vekilinin temyiz istemi davaya katılma talebi olarak değerlendirilmiş olup, müşteki kurumun 5271 sayılı CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca kamu davasına katılan olarak kabulüne karar verilmek suretiyle ve Antalya Belediye Başkanlığı vekili, ... vekili, ... vekili, katılanlar ..., ..., ..., ... vekilinin temyiz dilekçelerinin içerikleri ve istem kısımlarının incelenmesinde tüm hüküm ve kararları temyiz ettikleri anlaşılarak yapılan incelemede;
1-Sanıklar ... ve ... müdafinin, sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve mühür bozma suçundan, sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, Antalya Belediye Başkanlığı vekili, ... vekili, ... vekilinin sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve mühür bozma suçundan, sanık ..., ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, sanıklar ..., ..., ... hakkında 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, sanık ... hakkında mühür bozma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara yönelik temyiz istemleri açısından;
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CMK'nın 231/12. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna tabi bulunduğu, aynı Kanunun 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda mercide yanılmanın başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı nazara alınarak, sanıklar ... ve ... müdafinin, ... vekilinin, Antalya Belediye Başkanlığı vekilinin, ... vekilinin temyiz istemlerinin itiraz mahiyetinde değerlendirilmesi suretiyle, CMK'nın 264/2. maddesi uyarınca gereği merciince yapılmak üzere dosyanın incelenmeksizin mahkemesine iadesinin temini için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE;
2- Katılanlar ..., Nesibe Nasip Berberoğlu, ..., ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin ve katılan ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan "suçtan zarar görme" kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11/04/2000 gün ve 65–69, 22/10/2002 gün ve 234–366, 04/07/2006 gün ve 127–180, 03/05/2011 gün ve 155–80, 21/02/2012 gün ve 279–55, 15/04/2014 gün ve 599-190, 28/03/2017 gün ve 214-206 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25/03/2003 gün ve 41–54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında;
Katılanlar ..., ..., ..., ...'nun 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ...'nın imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ...'nın ve katılan ...'nın 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan açılan davalara katılma ve tesis edilen hükmü temyiz etme hak ve yetkilerinin bulunmaması karşısında; Katılanlar ..., ..., ..., ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin ve katılan ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE,
3- Sanık ...'ın 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik sanık ... sanık müdafii ile katılan ... vekilinin temyiz istemleri açısından;
Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan " "06.10.2009-19.09.2009- 12.11.2009-05.01.2020-26.01.2010- 01.02.2010" tarihlerinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce 01.02.2022 tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanık hakkındaki hükmün, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE,
4- Sanık ...'ın mühür bozma suçundan mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik sanık ... sanık müdafii, katılan ... vekili, ... vekilinin temyiz istemleri açısından;
Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 203/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan "01.03.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce 01.03.2022 tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanık hakkındaki hükmün, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE,
5-Sanık ... ve Mesut hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas, Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyalarında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen davanın reddine ilişkin hükümlere yönelik ... vekilinin temyiz istemi açısından;
Her ne kadar Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/506 esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "21.04.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2011/495 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2011/495 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 25.04.2011 tarihli tespitin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "25.04.2011" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 2863 sayılı Kanunun 65/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan " 25.04.2011" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "25.04.2023" tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
6-4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanık ..., ... ve ... hakkında Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 Esas sayılı dosyasında verilen beraat hükümlerine yönelik ... vekilinin temyiz istemi açısından;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 4708 sayılı Kanunun 9/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem, 08.03.2016 tarihli savunma olup, anılan tarihten itibaren 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı inceleme tarihinden önce 08.03.2024 tarihinde gerçekleşmiş olmakla, dosya içeriği itibariyle de, 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığından, hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkındaki kamu davasının DÜŞMESİNE,
7-Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin imar kirliliğine neden olma suçundan, ana dosyada ... ve ... hakkında ceza verilmesine yer olmadığına, ... hakkında Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasında verilen ceza verilmesine yer olmadığına, sanık ... hakkında Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında verilen ceza tayinine yer olmadığına ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 184/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, ana dosya açısından suç tarihi olan "06.10.2009-19.09.2009-12.11.2009-05.01.2020-26.01.2010-01.02.2010" tarihlerinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "01.02.2022" tarihinde, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyası açısından ise; dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem, 05.02.2014 tarihli savunma olup, anılan tarihten itibaren 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı inceleme tarihinden önce 05.02.2022 tarihinde gerçekleşmiş olmakla ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
8-Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin imar kirliliğine neden olma suçundan, ... hakkında Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, ... hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasındaverilen davanın reddine ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Her ne kadar Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/506 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "21.04.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2016/202 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2016/ 202 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 04.04.2012 ve 10.04.2012 tarihli tespitlerin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "10.04.2012" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 184/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan " 10.04.2012" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "10.04.2024" tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
9-Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin imar kirliliğine neden olma suçundan sanık ... hakkında Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz istemleri açısından;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan kurum vekillerinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
10- Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin mühür bozma suçundan, ... hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, ... hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Her ne kadar Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/506 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "21.04.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2016/202 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2016/ 202 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 04.04.2012 ve 10.04.2012 tarihli tespitlerin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "10.04.2012" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/214 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "01.03.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 203/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan " 10.04.2012" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "10.04.2024" tarihinde, Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "01.03.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "01.03.2022" tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
11- Sanık ... Hakkında Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen davanın reddine ilişkin hükme yönelik ... vekilinin temyiz istemi açısından;
Her ne kadar Antalya 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2015/827 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2015/827 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 14.02.2013 ve 05.04.2013 tarihli tespitlerin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılan dosya kapsamında;
1-Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasına ilişkin 18/11/2015 tarihli iddianame ve birleştirme kararı okunmaksızın, CMK'nın 191 ve 147. maddeleri gereğince usulünce sorgusu yapılmayan sanık hakkında, yargılamaya devamla karar verilmek suretiyle savunma hakkının ihlal edilmesi,
2-Dava konusu yerde inşaat, arkeolog ve sanat tarihçisi bilirkişiler refakatinde keşif icra edilerek; her iki dosya iddianamesine konu eylemler raporda tek tek irdelenmek suretiyle, her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal vermeyecek şekilde tespiti, 2015/827 Esas sayılı dosya iddianamesine konu aykırılıkların Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07.05.2012 tarih 101 sayılı kararına uygun hale getirilip getirilmediği, aykırılıklar nedeniyle doğal sit alanında zarar meydana gelip gelmediğinin tereddütsüz şekilde belirlenmesi neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, açıklanan nedenle Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.11.2024 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
21. Ceza Dairesi, 2016/1238 E., 2016/1853 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesinin 16/03/2005 tarihli ve 2003/811 esas, 2005/347 sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde yeniden suç işlediğinden bahisle dosyanın ele alınarak, adı geçen sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 203/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.000,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin aynı Mahkemenin 02/04/2014 tarihli ve 2014/88 esas, 2014
21. Ceza Dairesi 2016/1238 E. , 2016/1853 K.
"İçtihat Metni"
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13.08.2015 gün ve 94660652-105-34-6351-2014-16617/53161 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09.09.2015 gün ve KYB.2015/...... sayılı ihbarnamesi ile;
Mühür fekki suçundan sanık ....'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 274/1, 72,647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanun'un 4. maddeleri uyarınca 872,31 yeni Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince cezasının ertelenmesine dair ..... . Asliye Ceza Mahkemesinin 16/03/2005 tarihli ve 2003/811 esas, 2005/347 sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde yeniden suç işlediğinden bahisle dosyanın ele alınarak, adı geçen sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 203/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.000,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin aynı Mahkemenin 02/04/2014 tarihli ve 2014/88 esas, 2014/205 sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;
Dosya kapsamına göre;
1-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinde sadece hapis cezalarının ertelenmesi ve erteli hapis cezasının aynen infazına ilişkin hususların düzenlendiği, anılan maddede para cezalarının ertelenmesi ve aynen infazı konusunda ise bir düzenleme bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
2-.... . Asliye Ceza Mahkemesinin 16/03/2005 tarihli ve 2003/811 esas, 2005/347 sayılı ilk kararında, hapis cezasının 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4.maddesi uyarınca ağır para cezasına çevrilerek, sanık hakkında neticeten 872,31 yeni Türk lirası ağır para cezasına hükmedildiği ve bu cezanın sanık için kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeden, erteli cezanın aynen infazına ilişkin kararda, bu kez 150 gün karşılığı 3.000,00 Türk lirası adli para cezasına hükmedilmek suretiyle fazla ceza tayin olunmasında,
3-02/04/2014 günlü hükümde, gerekçeleri gösterilerek alt sınırdan para cezası verildiğinin belirtilmiş olmasına göre, 5237 sayılı TCK'nun, mühür bozma suçunu düzenleyen 203. maddesinde hapis veya adli para cezası olarak seçenekli cezaların öngörülmesi ve 5560 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önce işlenen suçlarda, adli para cezasının alt sınırının açıkça gösterilmediği durumlarda, alt sınırın 5 gün olarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde 180 gün olarak belirlenmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:
5237 sayılı TCK'nun 51. maddesinde sadece hapis cezalarının ertelenmesi ve aynen infazının düzenlendiği, adli para cezalarının aynen infazı konusunda düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle kanun yararına bozma isteminde bulunulmuş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 27.12.2011 gün ve 2011/8-183-304 sayılı kararında da belirtildiği üzere, önceki cezanın 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmiş para cezası olması halinde, 765 sayılı TCK'nun 95/2. maddesi uyarınca aynen infaz kararı verilebileceği ve bu durumun karma uygulamaya neden olmayacağı cihetle, erteli cezanın aynen infazına karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamede yazılı (1) no'lu düşünce yerinde görülmediğinden REDDİNE,
Ancak;
02.04.2014 günlü hükümde, gerekçeleri gösterilerek alt sınırdan para cezası verildiğinin belirtilmiş olmasına göre, 5237 sayılı TCK'nun, mühür bozma suçunu düzenleyen 203. maddesinde hapis veya adli para cezası olarak seçenekli cezaların öngörülmesi ve 5560 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önce işlenen suçlarda, adli para cezasının alt sınırının açıkça gösterilmediği durumlarda, alt sınırın 5 gün olarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde 180 gün olarak belirlenmesinde isabet bulunmadığı anlaşılmakla, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamede yazılı (3) no'lu düşünce yerinde görüldüğünden .... 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.04.2014 gün ve 2014/88 Esas, 2014/205 sayılı kararının CMK'nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca karar verilmesi mümkün görüldüğünden, sanığın TCK'nun 203/1. maddesi uyarınca 5 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nun 62/1. maddesi uyarınca cezadan 1/6 oranında indirim yapılarak 4 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Yasanın 52/2. maddesi uyarınca mahkemenin takdiri uygulaması da gözetilerek, günlüğü takdiren 20 TL'den, netice olarak 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, infazın bu miktar üzerinden yapılmasına, hükmün diğer kısımlarının aynen yerinde bırakılmasına, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamede yazılı (2) no'lu düşüncenin tartışılmasında hukuki yarar kalmadığından, bu istemle ilgili olarak bir karar verilmesine yer olmadığına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 01.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
5. Ceza Dairesi, 2014/261 E., 2014/7276 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varMersin 2. Asliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bu düzenleme bir suç ihdası yani idari bir eylemle bir suç oluşturulması olmayıp TCK'nın 203. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun mühürlemeyle ilgili işlemlerinin idari olarak nasıl gerçekleşeceğinin kayıt altına alınmasından ibarettir.
5. Ceza Dairesi 2014/261 E. , 2014/7276 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 11 - 2012/290624
MAHKEMESİ : Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 28/09/2012
NUMARASI : 2012/747 Esas, 2012/768 Karar
SUÇ : Mühür bozma
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Elektrik dağıtım ve satışının kamu kurum ya da kuruluşları tarafından gerçekleştirildiği dönemde, anılan idarelerin mühürleme ve buna bağlı olarak işlemleri yerine getirme konusunda yetki ve görevlerinin bulunduğu hususu izahtan varestedir.
Belirtilen dağıtım ve satışın özelleştirilme kapsamına alınması sonrasındaki durumun değerlendirilmesinde ise;
4628 sayılı 03/03/2001 tarih 24335 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Enerji Piyasası Kanununun amaç, kapsam ve tanımlar başlıklı 1. maddesinin 3. fıkrasının 45. alt bendine göre; Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği, dağıtım ve perakende satış faaliyeti gösteren tüzel kişilerin görüşleri alınmak suretiyle TEDAŞ tarafından hazırlanarak dağıtım ve perakende satış lisansları hükümleri uyarınca dağıtım şirketleri, perakende şirketleri ile söz konusu şirketlerden hizmet alan tüm taraflara uygulanacak standart, usul ve esasları belirleyen kuralları ifade eder.
Aynı Kanunun 2. maddesinin 2. fıkrasına göre piyasada faaliyet gösterecek tüzel kişilerin faaliyetlerinde uymaları gereken usul ve esaslar bu kanun ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenir.
Belirtilen Kanunun 3/b-5. maddesinde, lisans sözleşmelerinde, yönetmelik uyarınca hizmet maliyetlerinin yansıtılmasına dair kurallar ile kayıp ve kaçakları asgariye indirecek önlemlerin uygulanmasına dair esasları içeren hükümlerin de bulunması öngörülmüştür.
Bu Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun görev ve yetkileri arasında, Kurul kararıyla bu kanun hükümleri uyarınca çıkaracağı yönetmelikleri piyasada faaliyet gösteren tüzel kişilerin ve ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini alarak hazırlamak da sayılmıştır.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ise bu kanun hükümlerini uygulamak, tüketicilere güvenilir kaliteli, kesintisiz ve düşük maliyetli elektrik enerjisi hizmeti verilmesini teminen gerekli düzenlemeleri yapmak ile Kanunun 5. maddesinde görevlendirilmiştir.
Yukarıda yasal dayanakları ve kapsamı ifade edilen Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 13. maddesinin 3. fıkrasına göre “Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur.”
Aynı Yönetmelik hükmü “Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur.” şeklinde 13/07/2011 tarihinde değişikliğe uğramıştır.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun yasal yetkisi dahilinde almış olduğu 29/12/2005 tarihli karar ile “kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanılması durumunda yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar” belirlenmiş, bu kapsamda kaçak ve usulsüz elektriğin tespiti ile mühürlemenin usulü düzenlenmiştir. Bu düzenleme bir suç ihdası yani idari bir eylemle bir suç oluşturulması olmayıp TCK'nın 203. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun mühürlemeyle ilgili işlemlerinin idari olarak nasıl gerçekleşeceğinin kayıt altına alınmasından ibarettir. Buna göre Enerji Piyasası Denetleme Kurulu'nun TCK'nın 203. maddesinde belirtilen yetkili amir konumunda olduğu yukarıdaki mevzuat hükümlerinden kolaylıkla anlaşılmaktadır. Yani yetkili amir durumunda olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun, kanunun kendisine verdiği hak ve yükümlülüğe bağlı olarak aldığı karar ve çıkardığı yönetmelik hükümlerine göre yapılacak mühürleme işlemi yetkili amirin emriyle yapılan bir mühürlemedir. Bu mühürlemenin mutlaka TCK'nın 6. maddesi kapsamında kalan kamu görevlileri eliyle gerçekleştirilmesi, hususu 765 sayılı TCK'nın aksine, 5237 sayılı TCK'da ne doğrudan, ne de dolaylı olarak düzenlenmemiştir. Düzenlenmeyen bir hususun yorum ile ortaya konulması da yasama organının yetkisine müdahale anlamını taşıyacaktır. Nitekim, Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesinde fiilen mühürleme işleminin kimin tarafından yapılacağı açıkça ifade edilmiştir.
Her ne kadar Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin değişiklik öncesi yürürlükte olduğu dönemde mühürleme yapılacağına dair bir hüküm bulunmadığı akla gelebilirse de, 622 sayılı Kurul kararı bu tereddüdü tamamen ortadan kaldıracak nitelikte bir içeriğe sahip olup, karar ekindeki tutanakların kapsamı da bu kabulü doğrular niteliktedir.
Yukarıda izahı yapılan mevzuat hükümlerine göre, Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 29/12/2005 tarihli karar içeriği ile birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, bu değişikliğin gerek özelleştirme kapsamına alınan şirketlere gerekse özelleştirme sonrası dağıtım lisansı
sahibi tüzel kişilere yeni bir yetki verilmesinden ziyade, mevcut yetkinin açıklanmasından ibaret bulunduğu, somut olayda özelleştirme kapsamına alınan kurumun bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin kaçak elektriği kesme ve buna bağlı olarak mühürleme yetkisinin varlığının kabulünün zorunluluk arz ettiği ortadadır.
5237 sayılı TCK'nın 203. maddesinde yer alan "... veya yetkili makamların emri uyarınca ..." ibaresinin Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle itiraz yoluna başvurulması üzerine Anayasa Mahkemesinin 26/07/2013 tarih Resmi Gazete'de yayımlanan 2012/77 E. 2013/66 K. sayılı Kararıyla, "Mühür, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, “bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için” mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Bunun yanında idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, “bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için” mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi dayanağını yine kanundan almaktadır.
İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini “mühürleme” yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasanın 2 ve 38. maddelerine aykırı değildir." gerekçelerine yer verilmek suretiyle iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
Belirtilen ilkeler gözetilerek; Tebliğnamede yer alan Mersin Toroslar EDAŞ'ın özelleştirme sürecinin kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması yönünden bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş; yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/06/2008 gün ve 2008/149-163, 13/11/2007 gün, 2007/171-235 sayılı Kararlarında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin CMK'nın 231/5-6. maddesindeki şartlar gözetilmek suretiyle seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme gibi diğer kişiselleştirme nedenlerinden önce hakim tarafından değerlendirilmesinin zorunlu olduğu gözetilerek, suç tarihi itibariyle daha önce işlediği kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmayan sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, CMK'nın 231/6.
maddesinde yer alan objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeksizin, "Sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmiş olması nedeniyle CMK 231/7 maddesi gereğince" şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 01/07/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde; genel/teorik olarak mühür bozma suçunun fiil ögesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunmasının zorunlu olması (Anayasa m. 38, TCK m. 2 'Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi' ) ü z e r i n d e d u r u l m u ş, özelleştirme sonrasında lisans sahibi özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK'nın 203. maddesinin uygulanacağına dair gerek ilgili kanunlarda gerekse başka özel bir kanunda hüküm olmadığı, bu durumda özel bir şirketin tatbik ettiği mührün bozulması eyleminin suç teşkil etmeyeceği v u r g u l a n m ı ş, buna bağlı olarak da Mersin'de 18/11/2008 tarihinde gerçekleşen suça konu somut olayda, özelleştirme uygulamaları neticesi elektrik dağıtım ve satışının bu bölgede faaliyet gösteren katılan Elektrik Dağıtım A.Ş.'ne (Toroslar EDAŞ) hangi tarihte devredildiği hususu araştırılmadan hüküm kurulması eksik inceleme kabul edilerek yerel mahkeme kararının bozulması istemine gerekçe yapılmıştır.
Yüksek Dairece özet ve sonuç olarak, özelleştirme kapsamına alınan kurumun bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin kaçak elektriği kesme ve buna bağlı olarak mühürleme yetkisinin varlığının kabulünün zorunluluk arz ettiği ve tebliğnamedeki özelleştirme uygulamaları neticesi elektirik dağıtım satışının Mersin Toroslar EDAŞ'ın özelleştirme sürecinin kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması yönünden bozma isteyen düşünceye iştirak edilmediği belirtilmiştir.
Dosya kapsamına özel olarak iştirak ettiğim husus ile katılmadığım bozma sebepleri şunlardır;
A/– Genellikle TEDAŞ ismiyle anılan Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş, 1970 yılında çıkarılan 1312 sayılı Kanun ile kurulan Türkiye Elektrik Kurumu’nun (TEK) tüm yurtta elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetlerinin daha etkin, daha verimli ve çağdaş bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla özelleştirme politikası çerçevesinde piyasa liberalleşme ve özelleştirme hedefleri doğrultusunda Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararlarla 1994 yılında Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş (TEDAŞ) olmak üzere iki kola ayrılmış, Yüksek Planlama Kurulu’nun 17/03/2004 tarih ve 2004/3 sayılı Kararı ile kabul edilen “Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesi” çerçevesinde Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 02/04/2004 tarih ve 2004/22 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programı dahilinde dağıtım bölgeleri baz alınarak Kamu mülkiyetindeki elektrik işletmelerinin yeniden yapılandırılması amacıyla elektrik enerjisi dağıtım hizmetlerinin özelleştirmesine karar verilmiş, müessese ve bağlı ortaklıkları ile birlikte TEDAŞ’ın tamamı özelleştirme kapsamına ve programına alınması sonucunda dağıtım şebekesi coğrafi yakınlık - yönetimsel yapı - enerji talebi ve diğer teknik/mali etkenler dikkate alınarak Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılmıştır. Halen özel bir şirket tarafından işletilen tek dağıtım bölgesi, işletme hakkı 1990 yılında KCETAŞ’a devredilen Kayseri’dir. ÖİB, özelleştirme programına alınmasının ardından TEDAŞ’ın sahibi olduğu 20 bölgenin her birinde dağıtım şirketi kurmuştur. 17 dağıtım şirketi 4046 sayılı Kanun kapsamında, 2 dağıtım şirketi de 3096 sayılı Kanun kapsamında özelleştirilerek alıcılarına devredilmiş ve 1 şirketin de 4046 sayılı Kanuna göre ihalesi tamamlandığından devir işlemleri sürdürülmektedir.
Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş (TEDAŞ)'nin oluşturduğu, özelleştirme kapsamında belirlenen 21 Dağıtım Bölgesi, ihalelerini kazanan firmalar, hisse oranları ve devir işlemlerinin tamamlandığı tarihlere ilişkin olarak, Yüksek Dairemizin Benzer mühür bozma suçundan 16/06/2014 tarih 2014/2098 Esas - 6668 sayılı ve yine aynı tarih 2014/270 Esas - 6669 Karar sayılı ilamlarındaki ayrıntılı açıklamalar içeren muhalefet beyanlarıma atıfta bulunuyorum. Bu açıklamalara göre, Adana - Gaziantep - Hatay - Kilis - MERSİN ve Osmaniye illerini kapsayan bölgede faaliyet gösteren TOROSLAR (EDAŞ) Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin 15.03.2013 tarihinde yapılan ihaleyle hisselerinin tamamı ENERJİSA tarafından alınmış ve hisselerin devir işlemi 01.10.2013 tarihinde tamamlanmıştır ( KAYNAK : www.tedas.gov.tr, T.C. Sayıştay Başkanlığı Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) 2011 Yılı Raporu, Türkiye Elektrik Dağıtım Sektörü Özelleştirmesi - Tanıtım Dökümanı (2010), Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) - Elektrik Piyasası Raporu..2010). Bu Durum, yukarıda belirtilen kaynak bilgilerden anlaşılabilmekte olduğundan, tebliğnamedeki bozma istemine gerekçe yapılan “..elektrik dağıtım satışının Toroslar EDAŞ'a hangi tarihte devredildiğinin araştırılması..” na gerek kalmadığı düşüncesindeyim.
B/– Ancak, Sayın Çoğunluğun, “...özelleştirme kapsamına alınan kurumun bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin kaçak elektriği kesme ve buna bağlı olarak mühürleme yetkisinin varlığının kabulünün zorunluluk arz ettiğine..” ilişkin görüşüne de katılmıyorum.
Benim de görüş olarak katıldığım Başsavcılık tebliğnamesinde, üzerinde ağırlıklı olarak durulan husus, Anayasa 38. ve TCK'nın 2. maddelerinde öngörülen 'Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi' gereği olarak, 'kamu güvenine karşı suçlar' bölümünde düzenlenen, konusu mühür ve suçla korunan değeri de kamu idaresi/ dolayısıyla devlet otoritesi olan “mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’nun oluşması için mutlaka ‘mühürleme yetkisinin kanuni dayanağı’ bulunması gereğidir.
“Mühür bozma” suçunun düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nın 203. maddesi, 'Kamu Güvenine Karşı Suçlar' bölümünde düzenlenmiştir. Konusu, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin olduğu gibi korunması veya üzerinde değişiklik yapılmaması için konulan mühürdür. Suçla korunan değer, Kamu İdaresinin/ dolayısıyla Devletin otoritesi olup, Devletin kamu otoritesinin muhafazası ve zaafa uğratılmamasının temini amaçlanmaktadır. Bu süreçte, hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan ve kanunlardan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Mühür, ancak kanun emri gereği veya mevzuatta belirtilen yetkiye dayanılarak yetkili makamın emri gereğince konulabilir. Mühürlemenin hukuka uygun olabilmesi için, yetki'nin kanuni dayanağının bulunması zorunludur. Ancak böyle olursa, sanığın mührü bozma fiil öğesi açısından hukuka aykırılık unsuru oluşabilecektir. Yetkili Makam, kanunda/ mevzuatta belirtilen yetkiye dayanılarak yetkilendirilmiş idare organı yani kamu idaresidir. Mühür koyma yetkisi bulunmayan veya o konuda karar almaya yetkisiz makam veya kişinin koyduğu mühür de suç oluşturmaz. Mühür koyan görevlinin, yetkisiz mercinin emrine uyması neticesinde konulan mühür, bu suça dayanak olamaz. Bunun yanısıra, mühür koyma iradesini açıklayan merci mühürlemeye yetkili olduğu halde, mühürleme işlemini icra eden görevli bu konuda yetkisizse, yine suçun hukuka aykırılık unsuru oluşmayacaktır. Herhangi bir kamu görevlisinin koyduğu mühür, bu suçu oluşturmaz. Kararı uygulayacak, mahallinde mühürlemeyi yapacak olan görevlinin de bu hususta yetkili olması gerekir. Mühür koyma lüzumu doğrudan kanundan kaynaklansa dahi, mühür koyma iradesinde bulunan kişinin de, fiilen mühür koyanın da mühürlemeye yetkili bulunması zorunludur (Osman Yaşar/Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, TCK, C. IV s. 5553, 5559).
Bu genel açıklamalardan sonra ilgili mevzuatı gözden geçirecek olursak;
a) 03/03/2001 tarih 24335 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4628 sayılı Kanun, mühürlemeye ilişkin hiç bir düzenleme içermemektedir.
1 Mart 2003 tarihinde yürürlüğe giren ilgili Yönetmelikte de başlangıçta mühürlemeye ilişkin hiç bir düzenleme yoktu. Yönetmeliğin şu anki halinde mühürlemeden bahsedilen 13. madde iki kez değişikliğe uğramış; 30/12/2005 tarihli ilk değişiklikte, hangi fiillerin kaçak elektrik enerjisi tüketimi kabul edileceği düzenlenen birinci fıkrası değiştirilerek bendler halinde daha ayrıntılı hale getirilmiş, ayrıca aynı maddeye müstakilen KAÇAK TESPİT SÜRECİni düzenleyen ikinci fıkra eklenmiş, diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, buna göre tespit süreci sonunda kaçak tespiti halinde sadece müşteri elektriğinin kesilerek suç duyurusunda bulunalacağı belirtilen 3. fıkra sıralamada bu sefer 4. fıkra numarasını almış; ancak burada fıkra sırası değişikliğinden başkaca bir değişiklik yapılmamış, sonuç olarak bu değişiklikte de mühürleme öngörülmemişti. Maddedeki ikinci ve son değişiklik ise 2011 yılında yapılmış, 13. maddesinin 4. fıkrası metni, 13/07/2011 tarihli 27993 s. R.G.'de yayınlanan Yönetmelik Değişikliğinin 2. maddesi ile değişikliğe uğrayarak “...kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur” biçimini almıştır.
Görüldüğü üzere, Yönetmeliğin 13. maddesinde, yürürlüğe girdiği 1 Mart 2003 tarihinden 13/07/2011 tarihinde yapılan ikinci ve son değişikliğe kadar, mühürleme yetkisi içeren ne bir kanun, ne de bir yönetmelik hükmü sözkonusu değildir. Bu açıklamalar ışığında; somut olaydaki 18/11/2008 suç tarihini de kapsayan bu aradaki dönemde, ilgili kanunlar ve yönetmelikte (24/11/1994 t. 4046 s. Özelleştirme Uygulamaları Hk. Kanun, 20.2.2001 kabul/03/03/2001 yürürlük t. 4628 s. Elektrik Enerjisi Düzenleme Kurulu ..Hk. Kanun, 25.09.2002 kabul/ 1 Mart 2003 yürürlük t. Elektrik Piy. Müşteri Hiz.Yönetmeliği, 14.3.2013 t. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu) açık/ daha doğrusu hiç bir hüküm/ düzenleme bulunmamakta idi.
Bu nedenle, Makam/ İdari organ, kanun ve mevzuatla yetkilendirilmiş değilse, mühürlemeyi yapan görevlinin yetkisiz merciin emrine uyması neticesinde konulan mühür bu suça dayanak olamayacak, bunun yanısıra mühür koyma iradesini açıklayan makam mühürlemeye yetkili olduğu halde mühürleme işlemini icra eden görevli bu konuda yetkisiz ise; mühür koyma yetkisi bulunmayan veya o konuda karar almaya yetkisiz makam veya kişinin koyduğu mühürde, bulunması zorunlu görülen ‘mühürleme yetkisinin kanuni dayanağı’ olan kanunla/ mevzuatla yetkilendirilmiş bir makam ve onun da bir emri (alınmış bir karar) bulunması şartı, dolayısıyla “mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’ oluşmayacaktır (Osman Yaşar/Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, C. IV s. 5553, 5559).
Mevzuatımızda yasalarda düzenlenen hukuka uygunluk nedenleri dışında, devlet işlerinde keyfiliğe izin veren hiç bir hüküm bulunmamaktadır. Ceza hukuku, kamu düzen ve güvenliğini koruma işlevini yerine getirirken, bir yandan da kişilerin temel haklarını gözeterek hukuk devletini güvenceye almalıdır. TCK’nın 1. maddesinde, 'Ceza Kanununun amacı' açıklanırken ilk sayılan husus, kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır. Madde gerekçesinde; “..Demokratik hukuk devletleri ...ceza kanunlarının kötüye kullanılmasını önlemek için, bu kanunların temel ilkelerine anayasalarında yer vermektedirler. Yine insanların adaletsiz ve haksız biçimde cezalara ..maruz kılınmaması amacıyla başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere bir çok uluslararası sözleşme ve belgede bireyi ceza kanunlarının keyfi uygulanmalarına karşı güvence altına alan hükümlere yer verilmiştir. ...” denilmektedir.
b) Diğer yandan;
24/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 37. maddesinin 27/04/1995 tarih ve 4105 sayılı Yasayla değişik (a) bendinde, “Bu Kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan kuruluşlar özel hukuk hükümlerine tabi olup, bunlar hakkında varsa kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlarda yer alan bu kanuna aykırı hükümler ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz.”,
Yine, TCK 6/1-c. madde gerekçesinde; “..kişinin KAMU GÖREVLİSİ sayılması için aranacak yegane ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır. ..Bilindiği üzere, KAMUSAL FAALİYET, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya sair bir maddî karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. ..Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır..”
ifadelerine yer verilmiştir.
Konuya ilişkin “...mühürleme y e t k i sinin de, bu hizmetin Devletin verdiği yetki ile özelleştirme kapsamında dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi ve özel hukuk hükümlerine tabi şirketlere devri ile birlikte piyasada faaliyet gösteren bu tüzel kişilere d e v r e d i l d i ğ i..” görüşleri hukuki dayanaktan yoksundur. Tam tersine, Anayasa'nın 7. maddesinde “..Yasama yetkisinin Türk Milleti adına T.B.M.M.'ye ait olduğu ve devredilemeyeceği..”, yine 91/1. maddesinde “T.B.M.M.'nin, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebileceği, ancak ..olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevlerinin.. kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği..”,, TCK'nın 2. maddesi gerekçesinde de “..suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip bulunduğu ..yasama görevinin devredilmesi mümkün bulunmayan bir yetki olduğu, ..Anayasada temel hak ve özgürlükler alanının KHK'lerle düzenlenemeyeceğinin öngörülmesinin de bu garantinin bir ifadesi olduğu, kişi hak ve özgürlükleri konusunda K.H.K. çıkarılmaması bakımından anayasal normla getirilen bu yasağın, idarenin diğer düzenleyici işlemleri için de geçerli olduğunda kuşku bulunmadığı, ..maddenin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyle Anayasada yer alan emredici normların gereği yerine getirilerek, idarenin düzenleyici işlemleriyle bir suç tanımının kapsamının belirlenemeyeceği ve ceza konulamayacağının açıkça düzenlenmiş olmakta.. (madde gerekçesi, 2 ve 3. pragraflar)” bulunduğu, belirtilmiştir.
Aynı muhalefet nedenlerime ilişkin olarak;
1 – Yüksek Dairemizin benzer mühür bozma suçundan 16/10/2012 tarih 2011/13422 Esas - 10321 ve yine 12/11/2012 tarih 2011/12211 Esas - 11160 Karar sayılı ilamlarındaki karşı oy şerhlerinde, mühür bozma suçuna ilişkin 'Genel (teorik) AÇIKLAMALAR' başlığı altında ; ( a.//– Suçun faili, b.//– ‘Mühür Bozma’ suçunun maddi konusu, c.//– Suçun hareket unsuru, ç.//– Mühürlemede fiil öğesi (hukuka akyırılık) bağlamında yetki unsuru, Bu unsur bağlamında; ç.1//– Mührün konuluş amacı, ç.2//– Suçla korunan yarar, ç.3//– İşlemin, yasaya uygun yöntemince yapılması (irade oluşumu + karar alınması), ç.4//– Suçun fiil öğesinin YÖNTEM şartı bağlamında mührün konulması (mühürlemenin fiilen -eylemli olarak yapılmış olması + mührün konulduğunu içeriği itibarıyla şekli olarak da ispatlayan bir tutanak düzenlenmiş olması ), ..3 – Devlet daha önce, elektrik ve doğalgaz'ın dağıtım ve satışını Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT'ler) ile bunlara bağlı müessese ve ortaklıklar eliyle gerçekleştirirken, özelleştirme uygulamaları sonucunda dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi özel şirketlere devredilmesinden sonra artık sadece özel hukuk ilişkisinin taraflarından biri haline gelen özel şirket yetkililerinin mühürleme yetkisi bulunup bulunmadığı, özel şirket yetkililerince yapılan mühürleme işlemi ve buna aykırı davranışların ceza hukuku açısından değerlendirilmesi hususu, d.//– Genel olarak suçun manevi unsuru, d.1//– Bu noktada, 5237 sayılı TCK’nun 20/1.m.sinde açıklanan ‘KAST’ ile onu etkileyen hallerden ‘HATA’ hali (m. 30/4), d.2//– Kast ve Hata'ya ilişkin genel açıklamalar ışığında 'mühür bozma' suçunun manevi unsuru (bilerek ve isteyerek işlenmiş olması - bunun için mühürlemeden haberdar edilmesi + tebligat), “..evrensel nitelikteki ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesi, konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS), Anayasa hükümleri ve Ceza Kanunu maddeleri ile madde gerekçeleri,
Tüm detaylarıyla belirtilmiş,
Yine, 29/05/2014 tarih 2014/273 Esas - 5934 Karar ve 16/06/2014 tarih 2014/270 Esas - 6669 Karar sayılı karşı oy şerhleri içeriğinde de yukarıdaki muhalefetime göndermede bulunulmuş, aynı hususlar özetlenmiştir.
2 – 29/05/2014 tarih 2014/273 Esas - 5934 Karar sayılı karşı oy şerhi içeriğinde ayrıca; inceleme konusuna ilişkin olarak Sayın Çoğunluğun “...dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin mühürleme yetkisinin var olduğu..” biçimindeki kabulünde dayandığı ve pragraflar halinde belirtilen gerekçelerden, 8 ve 9 uncu - 10 - 11 - 12 ve 13 üncü paragraflarında ileri sürülen görüşlere ceza yargılaması hukuku yönünden verilen cevaplar,
Çok ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Uzun tekrarlar olmaması için o beyanlarıma atıfta bulunmakla yetiniyorum.
Özellikle, Sayın Çoğunluk tarafından bozma ilamımızın 13 üncü paragrafında vurgulanan, TCK'nın 203. maddesindeki “..veya yetkili makamların emri uyarınca..” ibaresinin Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle itiraz yoluna başvurulması üzerine verilen Anayasa Mahkemesi'nin 26/07/2013 tarihli R.G.'de yayımlanan 2012/77 E. 2013/66 K. sayılı kararının; “..Mühür, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, ..bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmakta.. Bunun yanında idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, ...mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi dayanağını yine kanundan almaktadır. İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. ...Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmez..” biçimindeki içeriği, esasen üst kısımlarda mühür bozma suçuna ilişkin belirttiğimiz genel (teorik) açıklamalarla aynı doğrultudadır. Zira, 'kanun emri' bulunması halinin yanısıra öngörülen 'yetkili makamların emri' halinde dahi, öngörülenlerin idari organlar (kamu idaresi/ Devlet) olduğu ve bunların bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda ancak kanunlarla yetkili kılınabileceği, burada mühürleme emrini verme yetkisinin dayanağını yine kanundan almakta olduğu, mühür konulması emrini de ancak kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organların verebileceği açıkça vurgulanmaktadır ki, bütün bu kabuller Sayın Çoğunluk görüşünü dekteklemekten çok uzaktır.
S o n u ç o l a r a k, tarihsel dönemlere ayrılarak değerlendirilecek olursa;
Elektrik Dağıtım Şirketlerinin 'mühürleme yetkisi' olduğu hususunda, ilgili kanunlardan, 24/11/1994 t. 4046 s. Özelleştirme Uygulamaları Hk. Kanun ve 14.3.2013 t. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nda da hiç bir düzenleme bulunmamakta olduğu gözönüne alındığında;
a) Baştan itibaren ve halen mühürlemeye ilişkin hiç bir düzenleme içermemekte olan 4628 sayılı Kanunun 24335 mükerrer s. R.G.'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği 03/03/2001 tarihinden,
– Ve, 25/09/2002 tarihli ve 24887 s. R.G.'de yayımlanan, geçici 3, 5 inci maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin diğer maddelerinin yürürlüğe girdiği 1 Mart 2003 tarihinden,
İtibaren,
Bu yönetmeliğin sadece elektriğin kesilmesini öngören 13. maddesinin 3. fıkrası metninin, 13/07/2013 tarih ve 27993 s.lı R.G.’de yayımlanmakla yürürlüğe giren Yönetmelik ile bu sefer kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen müşterinin elektriğinin kesilerek hem de mühür altına alınmasını öngörür biçimde değiştirilmesi (fıkra sıralamada bu sefer 4. fıkra numarasını almıştır) ile birlikte, ayrıca 'Tanımlar ve kısaltmalar' başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasına, “36. MÜHÜRLEME (Ek tanım: 13/07/2011 - 27993 S.R.G. Yön./1. md.) tanımının ilk defa eklenmiş olduğu 13/07/2013 tarihine kadar,
Olan dönemde,
aa) Dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin/ Elektrik Dağıtım Şirketlerinin mühürleme yetkisi' olduğuna dair ilgili kanunlar ve yönetmelikte hiç bir yasal düzenleme bulunmamakta olduğundan, teoride ve uygulamada bulunması zorunlu görülen 'mühürleme yetkisi'nin ‘kanuni dayanağı’ olan kanunla/ mevzuatla yetkilendirilmiş bir makam ve onun da bir emri (alınmış bir karar) bulunması şartı, dolayısıyla “mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’ oluşmayacaktır.
bb) Bu dönemde içerisinde, ayrıca;
Her somut olayda, özelleştirme kapsamına alınan ilgili Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi/ Elektrik Dağıtım Şirketi'nin bu işlemler sırasında hisselerinin
5. Ceza Dairesi, 2014/273 E., 2014/5934 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 1. Asliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bu düzenleme bir suç ihdası yani idari bir eylemle bir suç oluşturulması olmayıp TCK'nın 203. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun mühürlemeyle ilgili işlemlerinin idari olarak nasıl gerçekleşeceğinin kayıt altına alınmasından ibarettir.
5. Ceza Dairesi 2014/273 E. , 2014/5934 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 11 - 2013/11228
MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 28/11/2012
NUMARASI : 2012/1641 Esas, 2012/1971 Karar
SUÇ : Mühür bozma
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Elektrik dağıtım ve satışının kamu kurum ya da kuruluşları tarafından gerçekleştirildiği dönemde, anılan idarelerin mühürleme ve buna bağlı olarak işlemleri yerine getirme konusundaki yetki ve görevlerinin bulunduğu hususu izahtan varestedir.
Belirtilen dağıtım ve satışın özelleştirilme kapsamına alınması sonrasındaki durumun değerlendirilmesinde ise;
4628 sayılı 03/03/2001 tarih 24335 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Enerji Piyasası Kanununun amaç, kapsam ve tanımlar başlıklı 1. maddesinin 3. fıkrasının 45. alt bendine göre; Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği, dağıtım ve perakende satış faaliyeti gösteren tüzel kişilerin görüşleri alınmak suretiyle TEDAŞ tarafından hazırlanarak dağıtım ve perakende satış lisansları hükümleri uyarınca dağıtım şirketleri, perakende şirketleri ile söz konusu şirketlerden hizmet alan tüm taraflara uygulanacak standart, usul ve esasları belirleyen kuralları ifade eder.
Aynı Kanunun 2. maddesinin 2. fıkrasına göre piyasada faaliyet gösterecek tüzel kişilerin faaliyetlerinde uymaları gereken usul ve esaslar bu kanun ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenir.
Belirtilen Kanunun 3/b-5. maddesinde, lisans sözleşmelerinde, yönetmelik uyarınca hizmet maliyetlerinin yansıtılmasına dair kurallar ile kayıp ve kaçakları asgariye indirecek önlemlerin uygulanmasına dair esasları içeren hükümlerin de bulunması öngörülmüştür.
Bu Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun görev ve yetkileri arasında, Kurul kararıyla bu kanun hükümleri uyarınca çıkaracağı yönetmelikleri piyasada faaliyet gösteren tüzel kişilerin ve ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini alarak hazırlamak da sayılmıştır.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ise bu kanun hükümlerini uygulamak, tüketicilere güvenilir kaliteli, kesintisiz ve düşük maliyetli elektrik enerjisi hizmeti verilmesini teminen gerekli düzenlemeleri yapmak ile Kanunun 5. maddesinde görevlendirilmiştir.
Yukarıda yasal dayanakları ve kapsamı ifade edilen Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 13. maddesinin 3. fıkrasına göre “Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur.”
Aynı Yönetmelik hükmü "Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur." şeklinde 13/07/2011 tarihinde değişikliğe uğramıştır.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun yasal yetkisi dahilinde almış olduğu 29/12/2005 tarihli ve 622 sayılı karar ile "kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanılması durumunda yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar" belirlenmiş, bu kapsamda kaçak ve usulsüz elektriğin tespiti ile mühürlemenin usulü düzenlenmiştir. Bu düzenleme bir suç ihdası yani idari bir eylemle bir suç oluşturulması olmayıp TCK'nın 203. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun mühürlemeyle ilgili işlemlerinin idari olarak nasıl gerçekleşeceğinin kayıt altına alınmasından ibarettir. Burada Enerji Piyasası Denetleme Kurulunun TCK'nın 203. maddesinde belirtilen yetkili amir konumunda olduğu yukarıdaki mevzuat hükümlerinden kolaylıkla anlaşılacaktır. Yani yetkili amir durumunda olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun, kanunun kendisine verdiği hak ve yükümlülüğe bağlı olarak aldığı karar ve çıkardığı yönetmelik hükümlerine göre yapılacak mühürleme işlemi yetkili amirin emriyle yapılan bir mühürlemedir. Bu mühürlemenin mutlaka TCK'nın 6. maddesi kapsamında kalan kamu görevlileri eliyle gerçekleştirilmesi şeklinde bir husus, 765 sayılı TCK'nın aksine, 5237 sayılı TCK'da ne doğrudan ne de dolaylı olarak yer almamıştır. Yasada açıkça düzenlenmeyen bir hususun yorum ile ortaya konulması da yasama organının yetkisine müdahale anlamını taşıyacaktır. Nitekim, Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 4. maddesinde fiilen mühürleme işleminin kim tarafından, nasıl yapılacağı açıkça ifade edilmiştir.
Her ne kadar Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin değişiklik öncesi yürürlükte olduğu dönemde mühürleme yapılacağına dair bir hüküm bulunmadığı akla gelebilirse de, 622 sayılı Kurul kararı bu tereddüdü tamamen ortadan kaldıracak nitelikte bir içeriğe sahip olup, karar ekindeki tutanakların kapsamı da bu kabulü doğrular niteliktedir.
Yukarıda izahı yapılan mevzuat hükümlerine göre, Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinde yapılan değişikliğin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 29/12/2005 tarihli karar içeriği ile birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, bu değişikliğin gerek özelleştirme kapsamına alınan şirketlere gerekse özelleştirme sonrası dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilere yeni bir yetki verilmesinden ziyade, mevcut yetkinin açıklanmasından ibaret bulunduğu, somut olayda özelleştirme kapsamına alınan kurumun bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da dağıtım lisansı sahibi olan
tüzel kişinin kaçak elektriği kesme ve buna bağlı olarak mühürleme yetkisinin varlığının kabulünün zorunluluk arz ettiği ortadadır.
5237 sayılı TCK'nın 203. maddesinde yer alan "... veya yetkili makamların emri uyarınca ..." ibaresinin Anayasanın 2 ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle itiraz yoluna başvurulması üzerine Anayasa Mahkemesinin 26/07/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 2012/77 E. 2013/66 K. sayılı kararı ile "Mühür, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, "bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için" mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Bunun yanında idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, "bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için" mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi dayanağını yine kanundan almaktadır.
İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini "mühürleme" yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasanın 2 ve 38. maddelerine aykırı değildir." gerekçesiyle iptal istemi reddedilmiştir.
Yukarıda belirtilen ilkeler nazara alındığında; Tebliğnamede yer alan suç tarihinde özelleştirme sürecinin kesinleşip kesinleşmediği ve elektrik dağıtım satışının katılan kuruma hangi tarihte devredildiği hususların araştırılması yönünde bozma isteyen 1 nolu, mükerrir olan sanık hakkında hapis cezasına hükmedildikten sonra kazanılmış hak nazara alınarak para cezasına hükmedildiğinin anlaşılması karşısında 2 nolu bozma isteyen düşüncelere iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Ceza miktarı bakımından kazanılmış hak saklı tutulurken 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi yerine, 5271 sayılı CMK'nın 307/son maddesine yer verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle
CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan aynı Yasanın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasındaki "CMK'nın 307/son maddesi uyarınca 6750 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına" ibaresinin "21/11/2007 tarihli hükmün aleyhe temyizi ve bozulmasının söz konusu olmaması karşısında sanığın kazanılmış hakkı saklı tutularak 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca infazı gereken sonuç cezasının 6750 TL adli para cezası olarak belirlenmesine" şeklinde değiştirilmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 29/05/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde hem, genel (teorik) olarak mühür bozma suçunun TCK'da "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümünde düzenlenmesi, suçun konusunun mühür ve suçla korunan değerin kamu idaresi dolayısıyla devlet otoritesi olması, fiil ögesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunmasının zorunlu olması (Anayasa m. 38, TCK m. 2 'Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi' ) ü z e r i n d e d u r u l m u ş, hem de özelleştirme sonrasında lisans sahibi özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine veya özelleştirme öncesinde yapılan mühürlerin özelleştirme sonrasında bozulması halinde TCK'nın 203. maddesinin uygulanacağına ilişkin kanunlarda ( 24/11/1994 t. 4046 s. Özelleştirme Uygulamaları Hk. Kanun, 20.2.2001 t. 4628 s. Elektrik Enerjisi Düzenleme Kurulu ..Hk. Kanun, 25.09.2002 t. Elektrik Piy. Müşteri Hiz.Yönetmeliği, 14.3.2013 t. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ) açık bir hüküm bulunmaması karşısında, özelleştirme öncesinde konulmakla birlikte özelleştirmeden sonra mührün bozulması veya özelleştirmeden sonra şirket yetkilileri tarafından konulan mührün bozulması eylemlerinin, elektrik dağıtım şirketinin özel hukuk hükümlerine tabi olması nedeniyle suç teşkil etmeyeceği v u r g u l a n m ı ş, buna bağlı olarak da Ankara'da 31/03/2006 tarihinde gerçekleşen suça konu somut olayda, elektriği kesme özelleştirme uygulamaları neticesi elektrik dağıtım ve satışının bu bölgede faaliyet gösteren katılan Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş.'ne hangi tarihte devredildiği hususu araştırılmadan hüküm kurulması eksik inceleme kabul edilerek yerel mahkeme kararının bozulması istemine gerekçe yapılmıştı
Yüksek Dairece özet ve sonuç olarak, özelleştirme kapsamına alınan kurumun bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin kaçak elektriği kesme ve buna bağlı olarak mühürleme yetkisinin varlığının kabulünün zorunluluk arz ettiği ve tebliğnamedeki özelleştirme uygulamaları neticesi elektirik dağıtım satışının Başkent EDAŞ'a hangi tarihte devredildiği araştırılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi hususunda bozma isteyen düşünceye iştirak edilmediği belirtilmiştir.
ANKARA - Bartın - Çankırı - Karabük - Kastamonu - Kırıkkale ve Zonguldak illerini kapsayan bölgede faaliyet gösteren BAŞKENT (EDAŞ) Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin hisselerinin %100’ünün blok satış yöntemiyle özelleştirilmesi için yapılan ihale sonucu ENERJİSA tarafından 1 Temmuz 2008 tarihinde devralınmıştır. ( KAYNAK : www.tedas.gov.tr, T.C. Sayıştay Başkanlığı Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) 2011 Yılı Raporu, Türkiye Elektrik Dağıtım Sektörü Özelleştirmesi - Tanıtım Dökümanı (2010), Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) - Elektrik Piyasası Raporu..2010). Bu durum, yukarıda belirtilen kaynak bilgilerden anlaşılabilmekte olduğundan, tebliğnamedeki bozma istemine gerekçe yapılan “..elektrik dağıtım satışının Başkent EDAŞ'a hangi tarihte devredildiğinin araştırılması..” hususuna gerek kalmadığı düşüncesindeyim.
Ancak, Sayın Çoğunluğun, “...özelleştirme kapsamına alınan kurumun bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin kaçak elektriği kesme ve buna bağlı olarak mühürleme yetkisinin varlığının kabulünün zorunluluk arz ettiğine..” ilişkin görüşüne de katılmıyorum.
Bu görüşte, “..tüzel kişinin kaçak elektriği kesme yetkisi ve buna bağlı olarak da mühürleme yetkisinin varlığı..” biçiminde genellemeye dayalı bir kabul sözkonusudur. Adeta, elektriğin kesilebilmesi halinde otomatik olarak mühürleme yetkisi de olduğu varsayımına dayanılmaktadır. Özelleştirme kapsamına alınan kurumun bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin kaçak elektriği kesme yetkisinin varlığında bir ihtilaf, zaten bulunmamaktadır. 25/09/2002 tarihli ve 24887 S.R.G.'de yayımlanan, geçici 3, 5 inci maddeleri yayımı tarihinde, diğer maddeleri 1 Mart 2003 tarihinde yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri YÖNETMELİĞİNin 13. maddesinin gerek ilk halinde, gerek bu yönetmelikte değişiklik yapılmasına dair yönetmeliklerden 30/12/2005 tarihli 26039 sayılı R.G.’de yayımlanarak 01/01/2006 tarihinde yürürlüğe giren halinde, gerekse 13/07/2011 tarih ve 27993 s.lı R.G.’de yayımlanmakla yürürlüğe giren son halinde, “...hangi fiillerin kaçak elektrik enerjisi tüketimi kabul edileceği, ...kaçak tespiti halinde elektriğin KESİLECEĞİ ve ...suç duyurusunda bulunulacağı..” açıkça belirtilmiştir. Madde metnindeki anlatım şekline göre, burada bahsedilen suç duyurusundan kastedilenin, kaçak kullanım suretiyle elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçuna ilişikin suç ihbarı olduğu çok açıktır.
Elektriğin kesilmesi konusunu müteakiben 'mühürleme yetkisi'ni ele alacak olursak;
a) Öncelikle belirtmek gerekir ki, 4628 sayılı Kanun'da, 14/03/2013 tarih ve 6446 sayılı Kanunun 30. maddesi ile bazı değişiklikler yapılmış; bozma ilamımızın 3, 4 ve 5 .inci paragraflarında belirtilen 1. maddesi değişmiş ( iki fıkralı hale gelmiş, 3. fıkranın 45. alt bendi kalmamıştır), 2/2 ve 3/b-5 maddeleri ise tamamen yürürlükten kaldırılmıştır.
b) İkinci olarak, bozma ilamımızın 8 ve 9 uncu paragraflarında Sayın Çoğunluk tarafından da vurgulandığı üzere; Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin önceden kaçak tespit süreci sonunda kaçak tespiti halinde müşteri elektriğinin sadece kesilmesini öngören 13. maddesinin 3. fıkrası metni; 13/07/2013 tarih ve 27993 s.lı R.G.’de yayımlanmakla yürürlüğe giren Yönetmelik ile bu sefer kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen müşterinin elektriğinin kesilerek hem de mühür altına alınmasını
öngörür biçimde değiştirilmiştir.
c) İlamın 11 inci paragrafında, “..Her ne kadar Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin değişiklik öncesi yürürlükte olduğu dönemde mühürleme yapılacağına dair bir hüküm bulunmadığı..” hususu Sayın Çoğunluk tarafından kabul edilmek zorunda kalınmakla birlikte, akabinde “..içeriğinin bu tereddüdü tamamen ortadan kaldıracak niteliğe sahip olduğu, kaçak ve usulsüz elektriğin tespiti ile mühürlemenin usulü düzenlendiği, ekindeki tutanakların kapsamının da bu kabulü doğrular nitelikte bulunduğu..” biçimindeki, yine ilamın 10 uncu paragrafında; “..Yönetmelikte mühürleme konusundan ilk defa bahsedildiği 13. m. değişikliğinin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 29/12/2005 tarihli 622 sayılı karar içeriği ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, bu değişikliğin gerek özelleştirme kapsamına alınan şirketlere gerekse özelleştirme sonrası dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilere yeni bir yetki verilmesinden ziyade, mevcut yetkinin açıklanmasından ibaret bulunduğu, ..özelleştirme kapsamına alınan dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin bu işlemler sırasında ve özelleştirme sonrasında da kaçak elektriği kesme ve buna bağlı olarak mühürleme yetkisinin varlığının kabulünün zorunluluk arz ettiği..” biçimindeki ifadelerde sözü geçen Enerji Piyasası Düzenleme KURULU'nun 29/12/2005 tarihli 622 sayılı kararı ve ekleri incelendiğinde, mühürleme konusunda alınmış bir karar bulunmadığı görülmektedir. Zira, burada sadece ‘kaçak veya usulsüz elektrik enerjisi kullanımına ilişkin usul ve esaslar’a ilişkin düzenleme söz konusudur. Eki tablolar bölümünde, kaçak kullanımının tespiti halinde elektrik enerjisinin kesilmesi işleminde düzenlenecek olan ‘kaçak/usulsüz elektrik tespiti tutanağı’ başlıklı ve kaçak tespitine yönelik tutanak örneği (formu) gösterilmesinden ibarettir.
ç) İlamımızın 10 uncu paragrafı sonunda “..mühürlemenin usulü düzenlendiği, ..nitekim, ..fiilen mühürleme işleminin kimin tarafından yapılacağı açıkça ifade edildiği..” biçiminde ifade edilen Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin 4. maddesine bakılacak olursa; yukarıda belirtildiği üzere bu Yönetmeliğin sadece elektriğin kesilmesini öngören 13. maddesinin 3. fıkrası metninin, 13/07/2013 tarih ve 27993 s.lı R.G.’de yayımlanmakla yürürlüğe giren Yönetmelik ile bu sefer kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen müşterinin elektriğinin kesilerek hem de mühür altına alınmasını öngörür biçimde değiştirilmesi (fıkra sıralamada bu sefer 4. fıkra numarasını almıştır) ile birlikte, ayrıca 'Tanımlar ve kısaltmalar' başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasına, “36. MÜHÜRLEME (Ek tanım: 13/07/2011 - 27993 S.R.G. Yön./1. md.): Sayaç ve ölçü devresi elemanlarına dışarıdan yapılacak müdahaleyi önlemek amacıyla lisans sahibi tüzel kişiler tarafından ilk enerji verme, sayaç ve ölçü devresi elemanlarını kontrol ve durumunu tespit etme, enerji kesme ve açma gibi işlemler yapıldıktan sonra kurşun veya seri numaralı plastik mühür ile ölçü düzeneğini muhafaza altına alma ya da aldırma yöntemini.” tanımının ilk defa eklenmiş olduğu görülmektedir.
13/07/2013 yürürlük tarihine kadar dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin/ Elektrik Dağıtım Şirketlerinin mühürleme yetkisi' olduğuna dair ne ilgili kanunlar da ve ne de yönetmelikte hiç bir hüküm bulunmamaktadır.
d) İlamın 10 uncu paragrafı içeriğinde “..Bu mühürlemenin mutlaka TCK'nın 6. maddesi kapsamında kalan kamu görevlileri eliyle gerçekleştirilmesi, hususu 765 sayılı TCK'nın aksine, 5237 sayılı TCK'da ne doğrudan, ne de dolaylı olarak düzenlenmemiştir. Düzenlenmeyen bir hususun yorum ile ortaya konulması da yasama organının yetkisine müdahale anlamını taşıyacaktır..” denilmekte ise de; “mühür bozma” suçunun düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nın 203. maddesi, 'Kamu Güvenine Karşı Suçlar' bölümünde düzenlenmiştir. Konusu, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin olduğu gibi korunması veya üzerinde değişiklik yapılmaması için konulan
-7-
mühürdür. Suçla korunan değer, Kamu İdaresinin/ dolayısıyla Devletin otoritesi olup, Devletin kamu otoritesinin muhafazası ve zaafa uğratılmamasının temini amaçlanmaktadır. Bu süreçte, hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan ve kanunlardan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Mühür, ancak kanun emri gereği veya mevzuatta belirtilen yetkiye dayanılarak yetkili makamın emri gereğince konulabilir. Mühürlemenin hukuka uygun olabilmesi için, yetki'nin kanuni dayanağının bulunması zorunludur. Ancak böyle olursa, sanığın mührü bozma fiil öğesi açısından hukuka aykırılık unsuru oluşabilecektir. Yetkili Makam, kanunda/ mevzuatta belirtilen yetkiye dayanılarak yetkilendirilmiş idare organı yani kamu idaresidir. Mühür koyma yetkisi bulunmayan veya o konuda karar almaya yetkisiz makam veya kişinin koyduğu mühür de suç oluşturmaz. Mühür koyan görevlinin, yetkisiz mercinin emrine uyması neticesinde konulan mühür, bu suça dayanak olamaz. Bunun yanısıra, mühür koyma iradesini açıklayan merci mühürlemeye yetkili olduğu halde, mühürleme işlemini icra eden görevli bu konuda yetkisizse, yine suçun hukuka aykırılık unsuru oluşmayacaktır. Herhangi bir kamu görevlisinin koyduğu mühür, bu suçu oluşturmaz. Kararı uygulayacak, mahallinde mühürlemeyi yapacak olan görevlinin de bu hususta yetkili olması gerekir. Mühür koyma lüzumu doğrudan kanundan kaynaklansa dahi, mühür koyma iradesinde bulunan kişinin de, fiilen mühür koyanın da mühürlemeye yetkili bulunması zorunludur (Osman Yaşar/Hasan Tahsin /Mustafa TCK, C. IV s. 5553, 5559).
TCK’nın 1. maddesinde, 'Ceza Kanununun amacı' açıklanırken ilk sayılan husus, kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır. Madde gerekçesinde; “..Demokratik hukuk devletleri ...ceza kanunlarının kötüye kullanılmasını önlemek için, bu kanunların temel ilkelerine anayasalarında yer vermektedirler. Yine insanların adaletsiz ve haksız biçimde cezalara ..maruz kılınmaması amacıyla başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere bir çok uluslararası sözleşme ve belgede bireyi ceza kanunlarının keyfi uygulanmalarına karşı güvence altına alan hükümlere yer verilmiştir. ...”,
24/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 37. maddesinin 27/04/1995 tarih ve 4105 sayılı Yasayla değişik (a) bendinde, “Bu Kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan kuruluşlar özel hukuk hükümlerine tabi olup, bunlar hakkında varsa kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlarda yer alan bu kanuna aykırı hükümler ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz.”,
Yine, TCK 6/1-c. madde gerekçesinde; “..kişinin KAMU GÖREVLİSİ sayılması için aranacak yegane ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır. ..Bilindiği üzere, KAMUSAL FAALİYET, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya sair bir maddî karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. ..Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır.”,
denilmektedir.
Mevzuatımızda yasalarda düzenlenen hukuka uygunluk nedenleri dışında, devlet işlerinde keyfiliğe izin veren hiç bir hüküm bulunmamaktadır.
Ceza hukuku, kamu düzen ve güvenliğini koruma işlevini yerine getirirken, bir yandan da kişilerin temel haklarını gözeterek hukuk devletini güvenceye almalıdır. Bu, Anayasada temel haklar alanına ilişkin yer alan emredici normlar uyarınca kişi hak ve
özgürlüklerine sağlanan anayasal garantiler ve ceza kanunu düzenlemeleriyle teminat altına alınmış olmanın bir gereği ve bireye güvence sağlama işlevinin ifadesidir.
Anayasanın 6/3. maddesindeki “Hiç bir kimse veya Organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” hükmü karşısında; yargılama mercileri/ Mahkemeler, önüne gelen bir ceza davasında, cezalandırılabilirlik bağlamında bir hukuka aykırılık olup olmamadığı üzerinde duracaktır. Yargı, hukuka aykırılığı tespit yeridir. aynı şekilde, cezalandırılabilirliğe engel herhangi bir hukuka uygunluk hali varsa, bunu da tespit ve vurgulamakla yetinecektir. Kendi görev ve yetkisi dışına çıkıp başkaca fonksiyonlar üstlenemez. Anayasanın 7. maddesinde Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceği, yine TCK'nın 2. maddesinde İDARENİN DÜZENLEYİCİ İŞLEMLERİYLE SUÇ ve CEZA KONULAMAYACAĞI öngörülmüştür. Aksi uygulamalara yönelmenin, hukuk devleti kuralları içinde savunulur yeri yoktur. Suç ve ceza içeren kanun hükümlerinin kıyas yoluyla veya kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlamayla uygulanması mahiyetindedir. Bu ise, Anayasamızın 90/son maddesi-fıkrasına 07/05/2004 tarih ve 5170 sayılı Yasa ile eklenen hüküm uyarınca bir iç hukuk kuralı haline gelen İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde(İHAS) ve yargı yetkisini kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile özellikle, kıyas yasağı getiren ve yine kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağını düzenleyen Anayasamızın 38/3. madde-fıkrası karşısında; Anayasada temel hak ve özgürlükler alanına ilişkin yer verilen emredici normlar uyarınca kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan anayasal garantilere, ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevine de aykırıdır.
Bu açıklamalar ışığında;
Konuya ilişkin “...mühürleme yetkisinin de, bu hizmetin Devletin verdiği yetki ile özelleştirme kapsamında dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi ve özel hukuk hükümlerine tabi şirketlere devri ile birlikte piyasada faaliyet gösteren bu tüzel kişilere devredildiği..” biçimindeki bazı görüşlerin hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
“..Hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağına(Anayasa m.6/3)”, “..Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğuna ve devredilemeyeceğine(Anys.m.7)”, “..Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğuna, kanunların Anayasaya aykırı olamayacağına (Anys.md.11)”, “..evrensel nitelikteki ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesinin gereği olarak suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip olduğuna, Anayasamıza göre yasama görevinin devredilmesi mümkün olmayan bir yetki olduğuna, bireyin maddî ve manevî varlığı üzerinde derin etkiler doğuran suç ve cezaların ancak ulusal iradeyi temsil eden organ tarafından yapılacak kanunla düzenlenebilmesinin kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan en önemli anayasal garantilerden birini oluşturmakta bulunduğuna (TCK.2.m. Gerekçesi)”, “..Hiç kimsenin işlendiği zaman milli veya milletlerarası hukuka göre bir suç teşkil etmeyen bir fiilden dolayı mahkum edilemeyeceğine(AİHS.m.7/1)”, “..kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceğine, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağına, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacağı suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak
biçimde geniş yorumlanamayacağına(TCK.m.2)”, “..kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağına..(‘kamu görevlisi’ kavramı..TCK. 6/1-c. m.Gerekçesi)” dair; AİHS, Anayasa ve Ceza Kanunu hükümleri ile Evrensel Hukuk Kaideleri'ne aykırı ve hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan bu düşüncelere katılmak mümkün değildir.
c.1) Bu noktaya ilişkin, Sayın Çoğunluk tarafından bozma ilamımızın 13 üncü paragrafında vurgulanan, TCK'nın 203. maddesindeki “..veya yetkili makamların emri uyarınca..” ibaresinin Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle itiraz yoluna başvurulması üzerine verilen Anayasa Mahkemesi'nin 26/07/2013 tarihli R.G.'de yayımlanan 2012/77 E. 2013/66 K. sayılı kararının; “..Mühür, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, ..bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmakta.. Bunun yanında idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, ...mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi dayanağını yine kanundan almaktadır. İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. ...Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmez..” biçimindeki içeriği, esasen bir üst paragrafta mühür bozma suçuna ilişkin belirttiğimiz genel (teorik) açıklamalarla aynı doğrultudadır. Zira, 'kanun emri' bulunması halinin yanısıra öngörülen 'yetkili makamların emri' halinde dahi, öngörülenlerin idari organlar (kamu idaresi/ Devlet) olduğu ve bunların bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda ancak kanunlarla yetkili kılınabileceği, burada mühürleme emrini verme yetkisinin dayanağını yine kanundan almakta olduğu, mühür konulması emrini de ancak kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organların verebileceği açıkça vurgulanmaktadır ki, bütün bu kabuller Sayın Çoğunluk görüşünü dekteklemekten çok uzaktır.
c.2) Başsavcılık tebliğnamesinde, ikinci olarak üzerinde durulan husus da; Anayasa 38. ve TCK'nın 2. maddelerinde öngörülen 'Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi' gereği olarak, 'kamu güvenine karşı suçlar' bölümünde düzenlenen, konusu mühür ve suçla korunan değeri de kamu idaresi/ dolayısıyla devlet otoritesi olan “mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’nun oluşması için mutlaka ‘mühürleme yetkisinin kanuni dayanağı’ bulunması gereğidir.
03/03/2001 tarih 24335 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4628 sayılı Kanun, mühürlemeye ilişkin hiç bir düzenleme içermemektedir.
1 Mart 2003 tarihinde yürürlüğe giren ilgili Yönetmelikte de başlangıçta mühürlemeye ilişkin hiç bir düzenleme yoktu. Yönetmeliğin şu anki halinde mühürlemeden bahsedilen 13. madde iki kez değişikliğe uğramış; 30/12/2005 tarihli ilk değişiklikte, hangi fiillerin kaçak elektrik enerjisi tüketimi kabul edileceği düzenlenen birinci fıkrası değiştirilerek bendler halinde daha ayrıntılı hale getirilmiş, ayrıca aynı maddeye müstakilen KAÇAK TESPİT SÜRECİni düzenleyen ikinci fıkra eklenmiş, diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, buna göre tespit süreci sonunda kaçak tespiti halinde sadece müşteri elektriğinin kesilerek suç duyurusunda bulunalacağı belirtilen 3. fıkra sıralamada bu sefer 4. fıkra numarasını almış; ancak burada fıkra sırası değişikliğinden
başkaca bir değişiklik yapılmamış, sonuç olarak bu değişiklikte de mühürlemeöngörülmemişti. Maddedeki ikinci ve son değişiklik ise 2011 yılında yapılmış, 13. maddesinin 4. fıkrası metni, 13/07/2011 tarihli 27993 s. R.G.'de yayınlanan Yönetmelik Değişikliğinin 2. maddesi ile değişikliğe uğrayarak “...kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur” biçimini almıştır. Görüldüğü üzere, Yönetmeliğin 13. maddesinde, yürürlüğe girdiği 1 Mart 2003 tarihinden 13/07/2011 tarihinde yapılan ikinci ve son değişikliğe kadar, mühürleme yetkisi içeren ne bir kanun, ne de bir yönetmelik hükmü sözkonusu değildir. Bu açıklamalar ışığında; somut olaydaki 31/03/2006 suç tarihini de kapsayan bu aradaki dönemde, ilgili kanunlar ve yönetmelikte (24/11/1994 t. 4046 s. Özelleştirme Uygulamaları Hk. Kanun, 20.2.2001 kabul/03/03/2001 yürürlük t. 4628 s. Elektrik Enerjisi Düzenleme Kurulu ..Hk. Kanun, 25.09.2002 kabul/ 1 Mart 2003 yürürlük t. Elektrik Piy. Müşteri Hiz.Yönetmeliği, 14.3.2013 t. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu) açık/ daha doğrusu hiç bir hüküm/ düzenleme bulunmamakta idi. Bu nedenle, Makam/ İdari organ, kanun ve mevzuatla yetkilendirilmiş değilse, mühürlemeyi yapan görevlinin yetkisiz merciin emrine uyması neticesinde konulan mühür bu suça dayanak olamayacak, bunun yanısıra mühür koyma iradesini açıklayan makam mühürlemeye yetkili olduğu halde mühürleme işlemini icra eden görevli bu konuda yetkisiz ise; mühür koyma yetkisi bulunmayan veya o konuda karar almaya yetkisiz makam veya kişinin koyduğu mühürde, bulunması zorunlu görülen ‘mühürleme yetkisinin kanuni dayanağı’ olan kanunla/ mevzuatla yetkilendirilmiş bir makam ve onun da bir emri (alınmış bir karar) bulunması şartı, dolayısıyla “mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’ oluşmayacaktır (Osman Yaşar/Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, C. IV s. 5553, 5559).
c.3) Benzer mühür bozma suçu incelemesinde aynı konuya ilişkin olarak Yüksek Dairemizin 16/10/2012 tarih ve 2011/13422 Esas - 10321 Karar sayılı ilamında, verdiğim (çok ayrıntılı olup uzun tekrarlar olmaması için atıfta bulunduğumu belirtmekle yetindiğim) muhalefet beyanlarım burada da geçerlidir.
Sözü edilen karşı oy şerhinin B (esasa ilişkin olarak) bölümünde, mühür bozma suçuna ilişkin 'Genel (teorik) AÇIKLAMALAR' başlığı altında ; ( a.//– Suçun faili, b.//– ‘Mühür Bozma’ suçunun maddi konusu, c.//– Suçun hareket unsuru, ç.//– Mühürlemede fiil öğesi (hukuka akyırılık) bağlamında yetki unsuru, Bu unsur bağlamında; ç.1//– Mührün konuluş amacı, ç.2//– Suçla korunan yarar, ç.3//– İşlemin, yasaya uygun yöntemince yapılması (irade oluşumu + karar alınması), ç.4//– Suçun fiil öğesinin YÖNTEM şartı bağlamında mührün konulması (mühürlemenin fiilen -eylemli olarak yapılmış olması + mührün konulduğunu içeriği itibarıyla şekli olarak da ispatlayan bir tutanak düzenlenmiş olması ), ..3 – Devlet daha önce, elektrik ve doğalgaz'ın dağıtım ve satışını Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT'ler) ile bunlara bağlı müessese ve ortaklıklar eliyle gerçekleştirirken, özelleştirme uygulamaları sonucunda dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi özel şirketlere devredilmesinden sonra artık sadece özel hukuk ilişkisinin taraflarından biri haline gelen özel şirket yetkililerinin mühürleme yetkisi bulunup bulunmadığı, özel şirket yetkililerince yapılan mühürleme işlemi ve buna aykırı davranışların ceza hukuku açısından değerlendirilmesi hususu, d.//– Genel olarak suçun manevi unsuru, d.1//– Bu noktada, 5237 sayılı TCK’nun 20/1.m.sinde açıklanan ‘KAST’
ile onu etkileyen hallerden ‘HATA’ hali (m. 30/4), d.2//– Kast ve Hata'ya ilişkin genel açıklamalar ışığında 'mühür bozma' suçunun manevi unsuru (bilerek ve isteyerek işlenmiş olması - bunun için mühürlemeden haberdar edilmesi + tebligat), evrensel nitelikteki ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesi, konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS), Anayasa hükümleri ve Ceza Kanunu maddeleri ile madde gerekçeleri,
Tüm detaylarıyla belirtilmiştir.
Tüm bu açıklamalar birbiriyle bağdaştırılıp tarihlere/ dönemlere ayrılarak değerlendirilecek olursa,
Elektrik Dağıtım Şirketlerinin 'mühürleme yetkisi' olduğu hususunda, ilgili kanunlardan, 24/11/1994 t. 4046 s. Özelleştirme Uygulamaları Hk. Kanun ve 14.3.2013 t. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nda da hiç bir düzenleme bulunmamakta olduğu gözönüne alındığında;
1 - Baştan itibaren ve halen mühürlemeye ilişkin hiç bir düzenleme içermemekte olan 4628 sayılı Kanunun 24335 mükerrer s. R.G.'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği 03/03/2001 tarihinden,
Ve,
- 25/09/2002 tarihli ve 24887 s. R.G.'de yayımlanan, geçici 3, 5 inci maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin diğer maddelerinin yürürlüğe girdiği 1 Mart 2003 tarihinden,
İtibaren,
Bu yönetmeliğin sadece elektriğin kesilmesini öngören 13. maddesinin 3. fıkrası metninin, 13/07/2013 tarih ve 27993 s.lı R.G.’de yayımlanmakla yürürlüğe giren Yönetmelik ile bu sefer kaçak tespit süreci sonunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen müşterinin elektriğinin kesilerek hem de mühür altına alınmasını öngörür biçimde değiştirilmesi (fıkra sıralamada bu sefer 4. fıkra numarasını almıştır) ile birlikte, ayrıca 'Tanımlar ve kısaltmalar' başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasına, “36. MÜHÜRLEME (Ek tanım: 13/07/2011 - 27993 S.R.G. Yön./1. md.) tanımının ilk defa eklenmiş olduğu 13/07/2013 tarihine kadar,
Olan dönemde,
a) Dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin/ Elektrik Dağıtım Şirketlerinin mühürleme yetkisi' olduğuna dair ilgili kanunlar ve yönetmelikte hiç bir yasal düzenleme bulunmamakta olduğundan, teoride ve uygulamada bulunması zorunlu görülen 'mühürleme yetkisi'nin ‘kanuni dayanağı’ olan kanunla/ mevzuatla yetkilendirilmiş bir makam ve onun da bir emri (alınmış bir karar) bulunması şartı, dolayısıyla “mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’ oluşmayacaktır.
Bu dönemde içerisinde, ayrıca;
aa) Her somut olayda, özelleştirme kapsamına alınan ilgili Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi/ Elektrik Dağıtım Şirketi'nin bu işlemler sırasında hisselerinin tamamının devri tarihine kadar;
24/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 37. maddesinin 27/04/1995 tarih ve 4105 sayılı Yasayla değişik (a) bendinin, “Bu Kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan kuruluşlar özel hukuk hükümlerine tabi olup, bunlar hakkında varsa kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlarda yer alan bu kanuna aykırı hükümler ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmayacağı..”
hükmü de birlikte gözönünde bulundurulmalı,
bb) Ayrıca, ilgili Elektrik Dağıtım Şirketi özelleştirilmiş ise, hisselerinin tamamının devri ile işlemlerin tamanlandığı tarihten itibaren de;
“..kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağına..(‘kamu görevlisi’ kavramı..TCK. 6/1-c. m.gerekçesi)”, “..hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağına(Anayasa m.6/3)”, “..Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğuna, ..Kanunların Anayasaya aykırı olamayacağına(Anys.m.11)”, “..evrensel nitelikteki ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesinin gereği olarak suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip olduğuna, Anayasamıza göre yasama görevinin devredilmesi mümkün olmayan bir yetki olduğuna (TCK. 2.m.Gerekçesi)”, “..hiç kimsenin işlendiği zaman milli veya milletlerarası hukuka göre bir suç teşkil etmeyen bir fiilden dolayı mahkum edilemeyeceğine(AİHS.m.7/1)”, “..kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceğine, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacağı suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağına(TCK.m.2)”,
Dair buyurucu hükümler karşısında,
Her iki halde de, herhalükarda “mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’ oluşmayacaktır.
2 - Mühürleme yetkisinin, kanunda hiç bir hüküm olmaksızın sadece Yönetmelik düzenlemesi ile ilk defa getirildiği 13/07/2011 tarihi ve sonrasında konulan mühürleme işlemlerine karşı işlenen bozma eylemlerinde ise;
Öncelikle,
“..İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağına, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacağı suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağına (TCK.m.2)”, “..hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağına(Anayasa m.6/3)”, “..Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğuna ve devredilemeyeceğine(Anys.m.7)”, “..Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğuna, ..Kanunların Anayasaya aykırı olamayacağına(Anys.m.11)”, “..evrensel nitelikteki ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesinin gereği olarak suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip olduğuna, Anayasamıza göre yasama görevinin devredilmesi mümkün olmayan bir yetki olduğuna (TCK. 2.m.Gerekçesi)”, “..hiç kimsenin işlendiği zaman milli veya milletlerarası hukuka göre bir suç teşkil etmeyen bir fiilden dolayı mahkum edilemeyeceğine(AİHS.m.7/1)”,
Dair buyurucu hükümler karşısında,
“Mühür bozma” suçunun ‘fiil ögesi’ bağlamında ‘hukuka aykırılık unsuru’ oluşmayacağı gözönünde bulundurulmalı,
Eğer gözardı edilerek 'yetki unsuru' bulunduğu varsayılacak olursa ise;
Bu sefer YÖNTEMe uygunluğun varlığı, mühürleme işleminin yasaya uygun olarak yöntemince yapılması, bunun için mühürleme konusunda bir iradenin oluşması (İrade, doğal olarak bu yönde alınacak bir kararı da ifade etmekte; örneğin, belediyelerin
görevine giren İmar Kanunu uygulaması kapsamında ruhsatsız veya ruhsata aykırı inşaata ilişkin olarak önce yetkili makam olan belediye encümeni olarak 'yapı tatil-inşaatın durdurulması-mühürleme ve yıkım kararı' alınmakta, yine ruhsatsız ya da ruhsata aykırı işyeri faaliyetlerinde önce yetkili makam olan belediye encümeni olarak 'işyerinin kapatılarak mühürlenmek suretiyle ticaret ve sanattan men kararı' alınmakta
olup, bilahare bu kararların uygulanması söz konusu olmakta) ve oluşan irade doğrultusunda alınan kararın varlığının yanısıra bu kararın da yöntemine uygun icra edilmiş olması aranmalı, bu konuya ilişkin olarak mühür bozma suçuna ilişkin genel açıklamaların 'kast' ve 'hata' konularına, fiil öğesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için 'yöntem' yönünden şartlar konusuna, Enerji Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 'kaçak elektrik enerjisi tüketimi' başlıklı 13. maddesinin 30/12/2005-26039 s.r.g.yön/3.m. ile değişik 1. fıkrasında kaçak elektrik enerjisi tüketimi kabul edileceği belirtilen fiillerde, 30/12/2005-26039 s.r.g.yön/3.m. ile eklenen 2. fıkrasında; yapılan kontrollerde kaçak elektrik enerjisi tüketildiği şüphesine sebep olacak bir bulguya rastlanması halinde, 15 inci madde uyarınca belirlenen yöntemler (a.tespit, b.süre, c.tüketim miktarı hesaplama, d.tahakkuk, e.ödeme) çerçevesinde başlatılacağı belirtilen kaçak tespit sürecinin yürütülmesi, ancak bu sürecin sonunda kaçak elektrik kullanımı tespit edilirse kaçak işleminin başlatılması, 3. fıkrasında belirtilen kaçak tüketimin tespit edilmesinde ilgili tüzel kişinin tespitini doğru bulgu ve belgelere dayandırması ve tüketici haklarının ihlal edilmemesi esaslarına uyulması, 13/07/2011-27993 s.r.g.yön/2.m. ile değişik 4. fıkrasında belirtildiği üzere kaçak tespit süreci sonucunda kaçak tüketim tespit edilmesi halinde dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi (dağıtım şirketi) tarafından ilgilinin elektriğinin kesilmesi ile mühür altına alınması şeklindeki usul esas ve yönteme hassasiyetle uyulmuş olması (yetki bölümü) gerektiği,
gözetilmelidir.
Tüm bu nedenlerle;
Kaçak/ veya borcundan dolayı abone elektriğinin kesilip sayacın mühürlenmesini müteakiben mührün bozulması haline ilişkin somut olayda,
Sayın Çoğunluğun;
1 - Gerek 4628 sayılı ENERJİ PİYASASI KANUNU'nun yürürlüğe girdiği 03/03/2001 ile yine Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin yürürlüge girdiği 1 Mart 2003 tarihleri sonrasındaki dönemde dağıtım lisansı sahibi olan tüzel kişinin tartışmasız olarak mühürleme yetkisine sahip olduğuna dair görüşüne,
2 - Gerekse, mühürlemenin özelleştirme sonrasında yapılmış olması hallerinde dahi, dağıtım lisansı sahibi olan özel hukuk tüzel kişisinin mühürleme yetkisine sahip olduğunu kabule zorunluluk bulunduğuna dair görüşüne,
Katılmıyorum.
11. Ceza Dairesi, 2013/21431 E., 2014/1539 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 9. Asliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5237 sayılı TCK'nun "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümünde, 203. maddede düzenlenen "mühür bozma" suçunun konusu, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin olduğu gibi korunması veya üzerinde değişiklik yapılmaması için konulan mühürdür.
11. Ceza Dairesi 2013/21431 E. , 2014/1539 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 11 - 2012/204845
MAHKEMESİ : Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 01/03/2012
NUMARASI : 2011/330 (E) ve 2012/169 (K)
SUÇ : Mühür bozma
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre, yapılacak tebligatın geçerlilik koşulları tebliğ tarihinde yürürlükte bulunan Tebligat Tüzüğü'nün 28. maddesinde gösterilmiş olup, anılan maddeye göre "adreste bulunmama sebeplerini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, zabıta amir ve memurları ile ihtiyar kurulu veya meclis üyeleri ve muhtardan tahkik edilerek beyanlarının tebliğ tutanağına yazılıp altının imzalatılması, imzadan kaçınma halinde de bu durumun yazılarak imzalanması" gerekmekte olup; sanığa 16.03.2012 tarihinde 7201 sayılı Kanunun 21. maddesine göre tebliğine ilişkin tebligat parçasında, komşusuna haber verildiğine ilişkin bir ibarenin bulunmadığı, muhatabın evde olmadığını beyan eden İsmail isimli kişinin imzasının alınmadığı, imzadan imtina etmiş ise bu hususun tebligata yazılmadığı, bu sebeple Tebligat Kanununun 21 ve Tüzüğün 28. maddelerine uygun yapılmış bir tebligat bulunmadığından, sanığın öğrenme üzerine yapılan temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldığından eski hale getirme talebinin kabulüyle yapılan incelemede;
Anayasa’nın 38. maddesine göre “kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” Aynı hususlar, 5237 sayılı TCK'nun “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi” başlıklı 2. maddesinde de vurgulanmış ve “İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümünde, 203. maddede düzenlenen "mühür bozma" suçunun konusu, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin olduğu gibi korunması veya üzerinde değişiklik yapılmaması için konulan mühürdür. Suçla korunan değer, kamu idaresinin, dolayısıyla devletin otoritesidir. Kanunla verilmiş yetkiye dayalı olarak ve usulüne uygun bir şekilde yetkili makam tarafından konulan mührün kaldırılması ya da konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile mühür bozma suçu oluşur.
Devlet daha önce, elektrik dağıtım ve satışını Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile bunlara bağlı müessese ve ortaklıklar eliyle gerçekleştirirken, bu hizmet özelleştirme uygulamaları kapsamında, dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi özel hukuk tüzel kişileri olan şirketlere
devredilmiştir. Elektrik ve doğalgaz'ın dağıtım ve satışının Kamu İktisadi Teşebbüsleri tarafından gerçekleştirildiği dönemde ve özelleştirme programının yürütüldüğü süreçte, usulsüz veya kaçak kullanımların tespiti üzerine usulünce yapılan mühürleme işlemine aykırı davranışların TCK'nun 203. maddesi kapsamındaki suçu oluşturduğu tartışmasız ise de ; dağıtım ve satışının, özelleştirme uygulamaları sonucu lisans sahibi özel şirketlere devredilmesinden sonra özel şirket yetkililerince yapılan mühürleme işlemi ve buna aykırı davranışların ceza hukuku açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.
24/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 37. maddesinin 27.04.1995 tarih ve 4105 sayılı Yasayla değişik (a) bendine göre “Bu Kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan kuruluşlar özel hukuk hükümlerine tabi olup, bunlar hakkında varsa kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlarda yer alan bu Kanuna aykırı hükümler ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz.”
5237 sayılı TCK’nun “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinin gerekçesinde “kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı” belirtilmiştir.
Mühür bozma suçunun fiil öğesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için, mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunması zorunludur. Ne yukarıda anılan 4046 sayılı Kanun’da, ne 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 14.03.2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne de başka bir özel Yasada özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nun 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.
4628 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan 25.09.2002 tarihli “Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin 13/3. maddesinde “Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağı” belirtilmişse de bu düzenleme, yukarıda yer verilen Anayasa’nın 38 ve TCK’nun 2. maddeleri hükmü karşısında özel bir şirketin tatbik ettiği mührün bozulması eylemini suça dönüştürmez.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince, 23.03.2010, 13.05.2010 ve 22.09.2010 tarihli mühürleme işlemlerini gerçekleştiren katılan Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş'nin mühürleme tarihlerinden önce 28.01.2009 tarihinde özelleştirildiği anlaşıldığından, lisans sahibi özel şirket görevlileri tarafından yapılan bu mühürleme işlemine aykırı davranışta, 5237 sayılı TCK'nun 203. maddesinde düzenlenen "mühür bozma" suçunun unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.02.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin bozma kararının gerekçelerine karşı düşüncelerimizin açıklanmasına ilişkindir.
1- 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 2/2. maddesi uyarınca çıkarılan "Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği"nin 13. maddesinin 4. fıkrasında 13.07.2011 tarihinde yapılan değişiklik ile "Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak tespit süreci sonucunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur" hükmü getirilmiştir. Hükümde kaçak elektriği tespit eden kurumun/şirketin enerjiyi keserek mühür altına alacağı belirtilmiştir.
Bu düzenleme kaçak enerji kullanımı halinde yapılacak işlemlere ilişkindir. Herhangi bir ceza hükmü içermemektedir. Konulan mührü kaldıranların nasıl bir ceza ile karşılaşacaklarına ilişkin bir düzenleme değildir. Suç oluşturan bir düzenleme de değildir. Bu idari işleme suç elbisesini giydiren TCK'nun 203. maddesidir. Ceza Kanununun 203. maddesindeki düzenleme ortadan kaldırıldığında yönetmelikteki işlem/hüküm aynen yerinde durmasına rağmen ceza hukuku açısından herhangi bir önem ifade etmeyecektir. Kaldı ki, TCK'nun 203. maddesindeki suçu oluşturan eylem mührün bozulmasıdır. Yönetmelikte ise mührün konuluşu düzenlenmiştir. Suç duyurusu da mühür bozma suçu ile değil kaçak elektrik kullanma suçu ile ilgilidir. Mühür bozma suçunu oluşturan eylem mührün konulması değil kaldırılmasıdır.
Bu düzenlemenin "suçta ve cezada kanunilik" ilkesine aykırı olduğu şeklindeki kabul halinde, örneğin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 6831 sayılı Orman Kanunun birçok maddesi uyarınca ceza verilmesi mümkün olmayacaktır. Zira sit alanları, bu alanlarda uygulanacak hükümler, ne tür faaliyetlere izin verileceği, hangilerinin yasak olduğu, orman sınırları gibi hususlar kurul kararları ile düzenlenmekte ve bu düzenlemelere yönelik cezai hükümler kanun ile getirilmektedir.
2- Mühür Bozma suçu 765 sayılı TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı üçüncü Babının "Mühür Fekki ve Hükümletin Muhafazası Altında Bulunan Eşyayı Çalmak" başlıklı onuncu faslındaki 274. maddesinde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK'nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümüne alınmıştır.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar ise 5237 sayılı Yasanın dördüncü kısmında, 247 ile 343. maddeleri arasında 8 bölüm halinde düzenlenmiştir. Görüleceği gibi Mühür Bozma suçu Devlet otoritesi değil kamu güvenine karşı işlenmiş suçlardandır. Mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının da topluma karşı olduğu ve kamu güvenini sarsacağı hususunda da kuşku bulunmamaktadır.
3- TCK'nun 203. maddesindeki "kanun veya yetkili makamların" şeklinde düzenleme ile veya bağlacı kullanılarak mühürlemeyi ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır. Aradaki veya bağlacı çıkarılarak yetkili makam ve kanun terimlerinin birlikte değerlendirilmesinin ve mutlaka kamu görevlisi tarafından yapılması gerektiği düşüncesinin doğru olmadığı kanaatindeyim.
4- Elektrik Piyasası Kanununun 2/2. maddesi "Piyasada faaliyet gösterecek tüzel kişilerin faaliyetlerinde uymaları gereken usul ve esaslar bu kanun ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenir" hükmünü getirmiştir. Bu hüküm gereğince çıkarılan "Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği"nin 13. maddesi ilk düzenlemede "Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur" şeklinde iken 13.07.2011 tarihli değişiklik ile "Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak tespit süreci sonucunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur" şeklinde değiştirilmiştir. Bu yönetmelik kanuna aykırı değildir. Kanunun verdiği yetki ile, uygulanacak usul ve esasların belirlenmesi amacıyla, kanun koyucunun iradesine uygun şekilde çıkarılmış ve lisans sahibi tüzel kişilere mühürleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye dayanılarak konulan mührün kaldırılması da kamu güvenini zedeleyecek ve TCK'nun 203. maddesindeki suçu oluşturacaktır.
Özelleştirme tarihlerinden itibaren mevzuata mühürleme yetkisinin konulduğu 13.07.2011 tarihine kadar şirketlerin mühürleme yapabileceğine dair hüküm bulunmadığından bozma kararı sonuç itibariyle doğru ise de, bozmanın dayanağı olan gerekçelere yukarıda sayılan nedenlerle katılmıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Hakkında borç nedeniyle haciz işlemi yapılan ve dükkanı icra memuru tarafından mühürlenen (B), memur ayrıldıktan hemen sonra mührü sökerek dükkanını açmış ve satış yapmaya devam etmiştir.
(B)’nin bu eylemi Türk Ceza Kanunu’nun uyarınca aşağıdakilerden hangisini oluşturur?