Türk Ceza Kanunu 204. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.
Resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
933 karar eşleşti
11. Ceza Dairesi, 2021/11222 E., 2025/1348 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 204/1. maddesinden cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı halde, 5271 sayılı Kanun'un 226 ncı maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 204/2.
11. Ceza Dairesi 2021/11222 E. , 2025/1348 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/54 E., 2015/269 K.
SUÇ : Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : Onama, düşme, bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
A) Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanıklar tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanıklar müdafilerinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, Başkan Vekili ... ...'ın sanıkların eylemine konu belgelerin özel belge niteliğinde olduğu ve bu sebeple hükmün bozulması gerektiğine ilişkin karşı oyu ile oy çokluğuyla ONANMASINA,
B)Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Sanık ...'ın UYAP aracılığıyla MERNİS üzerinden ulaşılan nüfus kaydına göre hükümden sonra 16.06.2022 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, kamu davasının TCK'nin 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesinde zorunluluk bulunduğu,
Diğer sanıkların; Özel ... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde fizyoterapist ve öğretmen olarak görev yaptıkları, destek eğitimine devam etmeyen öğrenci ... adına destek eğitimi almış gibi düzenlenen sahte bireyselleştirilmiş eğitim, çalışma ve rehabilitasyon planlarını imzalamak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri iddia ve kabul olunan olayda; sanıkların savunmaları, tanıkların beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, adı geçen özel eğitim kurumunda öğretmen ve fizyoterapist olarak görev yapan sanıkların, bireyselleştirilmiş eğitim, çalışma ve rehabilitasyon planlarının ay sonunda toplu olarak imzalatılması ve suça konu olay nedeni ile sanıkların doğrudan menfaat temin etmemeleri nazara alındığında, sanıkların sahtecilik kastıyla hareket etmedikleri ancak aylık bireyselleştirilmiş eğitim, çalışma ve rehabilitasyon planlarını imzalarken gerekli incelemeyi yapmamak şeklindeki eylemlerinin ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulması yasaya aykırı ise de, dava zamanaşımının olumsuz muhakeme şartı olarak kovuşturmaya engel olduğunun anlaşılması karşısında;
Sanıkların eylemlerine uyan "ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma" suçunun Kanundaki cezasının türü ve üst sınırına göre, 5237 sayılı TCK’nin 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının, soruşturma izni alınması nedeniyle duran zamanaşımı süresi eklendiğinde dahi suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği ve bu itibarla sanıklar müdafileri ve sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta, aynı Kanun’un 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davalarının sanık ... yönünden ölüm ve diğer sanıklar yönünden gerçekleşen olağan üstü dava zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nin 223/8. maddesi gereğince, Tebliğnameye kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
C) Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden
Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 204/1. maddesinden cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı halde, 5271 sayılı Kanun'un 226 ncı maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 204/2. maddesi uyarınca hüküm kurulmak suretiyle, sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükmün Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.02.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dairemizin 04/02/2025 tarih 2021/11222 Es, 2025/1348 Kr. sayılı sayın çoğunluğun bozma düşüncesine aşağıda belirttiğim sebeplerle katılmıyorum.
A) TARTIŞMANIN KONUSU:
Özel ... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde kurum sahibi olan sanık ... ile aynı kurumda öğretmen olarak görevli sanık ...'ın sahte olarak düzenledikleri iddia edilen bireyselleştirilmiş eğitim planı belgelerinin (BEP) resmi belge mi yoksa özel belge niteliğinde mi olduğuna ilişkindir.
B) İDDİA:
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 07.03.2014 tarih 2014/343-28 sayılı iddianamesi ile Özel ... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinin sahibi olan ... ile öğretmenlerden ... hakkında TCK'nin 40/2, 204/1-2 ve 158/1-e, 43 maddeleri sevki ile cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır.
C) YARGILAMA SÜRECİ:
Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/11/2015 tarih, 2014/54 Es., 2015/269 Kr., sayılı kararıyla -dolandırıcılık suçundan verilen hükümlerle ilgili hükmün açıklanması geri bırakılırken- sanıkların TCK'nin 204/2, 43, 62 maddeleri ile uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına dair hüküm kurulmuştur.
D) KONUYA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER:
1- 5580 sayılı özel öğretim kurumları Kanunu'nun 9/son maddesine göre; "Kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, görevleri sırasında suç işlemeleri veya görevleri nedeniyle kendilerine karşı işlenen suçlardan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanması ve ceza kovuşturması bakımından kamu görevlisi sayılır."
2- TCK'nin resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen 204/1 ve 2. maddesine göre;
"Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
"Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
3-TCK'nin özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen 207/1-2 maddesine göre;
"Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır."
E) KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ:
5580 sayılı özel öğretim kurumları Kanunu'nun 9/son maddesinde; "Kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, görevleri sırasında suç işlemeleri veya görevleri nedeniyle kendilerine karşı işlenen suçlardan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanması ve ceza kovuşturması bakımından kamu görevlisi sayılır." denmekte ise de; özel eğitim kurumlarının faaliyetleri sırasında düzenledikleri belgelerin "resmi belge" sayılacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.
Oysa bazı özel kanunlarda, örneğin 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nun 66. maddesinde "Bankanın her türlü evrak, kayıt, defter ve senetleriyle bunlara dayanan hesap özetleri resmi belge sayılır." hükmüne yer verilmiştir.
Özel eğitim kurumlarında görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, görevleri sırasında suç işlemeleri veya görevleri nedeniyle kendilerine karşı işlenen suçlardan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanması ve ceza kovuşturması bakımından kamu görevlisi sayılmaları, bu kişilerin düzenledikleri belgelerin resmi belge sayılmasını gerektirmez.
TCK'nın 2. maddesinin 3. fıkrasına göre, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılmaz; suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.
"Kamu görevlisi gibi cezalandırılır" hükmü gereğince, kooperatif görevlileri "görevi kötüye kullanma" suçunun faili olabilirler; ancak düzenledikleri belgeler resmi belge sayılamaz.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.02.2012 tarihli ve 2011/350- 2012/27 sayılı kararında da -özel hukuk tüzel kişisi olan- kooperatife ait tahsilat fişlerinin özel belge olduğu kabul edilmiştir. Sanıkların yöneticisi veya öğretmeni olarak görev yaptıkları Özel ... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezide bir özel hukuk tüzel kişisidir. Bu sebeple düzenledikleri belgelerin de resmi belge sayılacağından söz edilemez.
F) SONUÇ:
Buna göre; sanıkların eylemlerine konu özel eğitim kurumunun faaliyetleri sırasında düzenledikleri bireyselleştirilmiş eğitim planı belgelerinin (BEP) resmi belge sayılacağına dair
hiçbir hukuki dayanak yoktur. Türk Ceza Kanunu veya özel kanunlardaki ceza içeren hükümlerin genişletici bir yorumla kişiler aleyhine uygulanması hukuka aykırıdır.
Açıkladığım nedenlerle, sanıkların eylemlerinin TCK’nin 207/1. maddesi kapsamında özel belge niteliğinde olduğu ve buna göre kararın bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum. 04.02.2025
Diğer kararlar (4)
11. Ceza Dairesi, 2023/5744 E., 2025/2030 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
a) İzmir Cumuriyet Başsavcılığının 20.09.2016 tarihli ve 2016/1837 sayılı iddianamesiyle zincirleme surette kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan 5237 sayılı Kanun'un 204/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca,
11. Ceza Dairesi 2023/5744 E. , 2025/2030 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/1118 E., 2023/1898 K.
SUÇLAR : Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu ve temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Sanık hakkında;
a) İzmir Cumuriyet Başsavcılığının 20.09.2016 tarihli ve 2016/1837 sayılı iddianamesiyle zincirleme surette kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan 5237 sayılı Kanun'un 204/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca,
b) İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 18.09.2017 tarihli ve 2017/4884 sayılı iddianamesiyle (birleşen 2017/372 Esas) zincirleme surette kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçlarından 5237 sayılı Kanun'un 158/1-d, 204/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca,
c) İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 21.09.2017 tarihli ve 2017/4994 sayılı iddianamesiyle (birleşen 2017/297 Esas) zincirleme surette kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından 5237 sayılı Kanun'un 158/1-d ve e, 204/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca,
Cezalandırılması talebiyle İzmir Ağır Ceza Mahkemesine kamu davaları açılmıştır.
2. İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.12.2022 tarihli kararıyla sanığın;
a) Zincirleme surette nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, 43/1, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis ve 400.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b) Zincirleme surette resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Kanun'un 204/1, 43, 62, 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin ilam başlığında tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafinini temyizi; sanığın beraat etmesi gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık müdafiinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
1. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde (UYAP) yapılan araştırmalara göre; sanığın yargılama dosyasına konu edilen sahte reçetelerin dışında hastaları muayene etmeksizin içerik sahteciliği yapmak suretiyle başkaca sahte reçetelerde tanzim ederek katılan kuruma fatura ettirdiği iddiasıyla hukuki kesintiye de uğramamış soruşturma ve yargılama dosyalarının olduğu tespit edilmiş,
Bu cümleden olarak;
a) Dairemiz arşivinde bulunan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 20.06.2018 tarihli ve 2018/1067 Esas, 2018/1323, Karar sayılı nitelikli dolandırıcılık ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından mahkûmiyet hükümlerini havi yargılama dosyası,
b) İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/281 Esas numarasında kayıtlı olan ve sanık hakkında zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından ikame edilen kamu davası neticesinde derdest olan yargılama dosyası,
c) İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/152 Esas numarasında kayıtlı olan ve sanık hakkında zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından ikame edilen kamu davası neticesinde derdest olan yargılama dosyası,
d) İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/117362 soruşturma numarasında kayıtlı soruşturma dosyasının bulunduğu,
2.İzah edilen dosyalardan bir kısmında sanığın sahte reçeteleri fatura ettirdiği eczane yetkilisi ve çalışanlarıyla ilgili de yargılama yapıldığı, bazı dosyalarda ise özel soruşturma usulüne tabi olması nedeniyle evrakın tefrikiyle yalnızca sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kamu davası açıldığı, diğer eczane yetkilileri ile ilgili yargılamaların başka dosyalarda yapıldığı, nitekim sanığın birleşen 2017/372 Esas sayılı dosyasındaki eylemlerini Karşıyaka Park Eczanesi ve Alya Eczanesi yetkilileri ile anlaşarak gerçekleştirdiği iddiasıyla eczane yetkilileri hakkında İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/253 Esas sayılı dosyasında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından dolayı yargılamanın devam ettiği, sanığa isnat edilen eylemlerle eczane yetkililerinin eylemleri arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu,
Belirlenmiştir.
3. Nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz isteği bakımından; suçun mağdurunun katılan kurum olduğu, buna göre, sanığın aynı suç işleme kararı ile kanunun aynı hükmünü değişik zamanlarda ve aynı mağdura karşı birden fazla kez ihlal etmesi halinde tek bir suçtan hüküm kurularak 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında zincirleme suç hükümleri gereğince cezalarının artırılmasının gerektiği; inceleme konusu dosyada eylemlerin ve yukarıda (1) numaralı paragrafta bahsedilen diğer dosyalardaki eylemlerin UYAP üzerinden yapılan tespite göre hukuki kesinti olmaksızın gerçekleştiği dikkate alındığında, sanık hakkında (1) numaralı paragrafta belirlenenlerden başkaca benzer suçlara ilişkin davalar araştırılarak, mümkünse mevcut dava ile birleştirilmesi, birleştirilmesi mümkün değilse bu davayı ilgilendiren belgelerin onaylı örneklerinin çıkartılarak dosya içine konulması ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının tartışılması, kesinleşmiş hükümlerin zincirleme suç kapsamında kaldığının anlaşılması halinde tayin olunacak cezadan kesinleşmiş önceki cezanın mahsup edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulması,
4. Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteği bakımından, sanığın sahte reçeteler tanzim ettiği iddia ve kabulüyle mahkûmiyet hükümleri kurulmuş ise de, dosya kapsamında alınan belgeler ve UYAP üzerinden yapılan incelemeye göre, sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan (1) numaralı paragrafta da belirtilen suçlarından dolayı hukuki kesintinin de olmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (YCGK) 22.04.2014 tarihli ve 2013/11-397 Esas, 2014/202 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'un “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan “resmi belgede sahtecilik” suçlarında korunan hukuki yararın kamu güveni olduğu, suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında, bir veya birden fazla kişi de haksızlığa uğrayıp, suçtan zarar görmesi halinde dahi, suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğuna dair kabulünün etkilenmeyeceği, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulünün gerekeceği ve 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi uyarınca, "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla ya da aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi" durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği de gözetilerek, sanığın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında (1) numaralı paragrafta belirtilenler ile varsa başkaca sahtecilik eylemlerinin ve bağlantılı dava dosyalarının araştırılıp, mümkün olması halinde tüm davaların birleştirilmesi, aksi halde dava dosyaları getirtilip incelenerek bu dosyayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosya içine alınması, iddianame ve suç tarihlerine göre hukuki kesinti olup olmadığının belirlenmesi, eksiklikler tamamlandıktan sonra sanığın farklı zamanlarda işlediği eylemlerinde suç işleme kararının yenilenip yenilenmediğinin, suç işleme kararının yenilenmemesi durumunda ise zincirleme şekilde işlenmiş resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmadığının hüküm yerinde tartışılması gerektiği de gözetilerek, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile mahkûmiyet hükmü kurulması,
5.Sanığın tanzim ettiği sahte reçeteleri katılan kuruma fatura eden eczane yetkilileri ile ilgili (2) numaralı paragrafta izah edilen dosyanın getirtilerek incelenmesi ve başkaca yargılama dosyalarının olup olmadığının belirlenmesi, hukuki fiili irtibat bulunup bulunmadığı değerlendirilerek derdest dosya var ise birleştirilmesi, kesinleşmiş dosyaların onaylı örneklerinin getirtilerek incelenip tutanağa bağlanması, sanığın suçları eczane yetkilileri ile iştirak halinde işleyip işlemediğinin hüküm yerinde değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile mahkûmiyet hükümleri kurulması,
6. Kabule göre de;
a) Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatıcılık niteliğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğundan, suça konu belgelerin duruşmada incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatıcılık niteliğinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi,
b) Bornova 5. Nolu ASM'de aile hekimi olarak görev yapan sanığın sahte reçete düzenleme eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 204/2. maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu oluşturduğu gözetilmeden maddi hataya düşülerek suçu yaptırıma bağlayan yasa maddesinin TCK madde 204/2 yerine 204/1 olarak gösterilmek suretiyle hüküm kurulması ,
Nedenleriyle hükümler hukuka aykırı görülmüştür.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a. maddesi uyarınca İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
18.02.2025 tarihinde karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2023/5874 E., 2024/9115 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
nın (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 10 ay 10 gün hapis ve 1.939.740,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmaları
11. Ceza Dairesi 2023/5874 E. , 2024/9115 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2013/34 E., 2015/201 K.
SUÇLAR : Nitelikli dolandırıcılık, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, resmi belgede sahtecilik, görevi ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, ret
TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : İade, ret, Onama
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi ihmal suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, aynı Kanun'un 231 inci maddesinin on ikinci fıkrası gereği itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve itiraz merciince itirazların incelenerek karara bağlandığı;
30.09.2015 tarihinde usûlüne uygun şekilde tefhim edilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafii tarafından 08.10.2015 tarihinde, sanık ... müdafii tarafından 04.04.2016 tarihinde vekalet ücretine yönelik temyiz isteğinde bulunulduğu, Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin hükümden sonra verdiği 25.12.2015 tarihli sanıklar ..., ..., ... ve ... lehine vekalet ücreti tayinine yönelik ek kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğu;
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz istekleri haricinde diğer temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle ve sanık ...'ın duruşmalı inceleme isteminin hükmolunan cezanın süresine göre koşulları bulunmadığından 1412 sayılı Kanun'un 318 inci maddesi uyarınca reddine oy birliğiyle karar verildikten sonra gereği düşünüldü;
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2015 Tarihli ve 2013/34 Esas, 2015/201 Karar Sayılı Kararı ile
1. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında değişen suç vasfına göre görevi ihmal suçundan 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
2. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., , ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) ve (e) bentleri uyarınca beraatlerine,
3. ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 10 ay 10 gün hapis ve 1.939.740,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına,
4. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 87.220,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
5. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 6 ay hapis ve 245.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
6. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 33.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
7. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 20.820,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
8. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 65.620,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
9. Sanık ... (Açar) hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son cümleri, 43 üncü, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 20.820,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
10. Sanık ... hakkında birleştirilen Zonguldak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.09.2013 tarih ve 2013/367 Esas, 2013/470 Karar sayılı dava dosyasına konu görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasının, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca reddine,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği özetle; Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., , Kalafat ve ... hakkında beraat, sanıklar, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ve ... hakkında görevi ihmal suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
2. Katılan vekilinin temyiz isteği özetle; haklarında mahkûmiyet hükmü kurulan sanıklar hakkında kurum zararı gözetilerek daha ağır cezaya hükmolunması gerektiğine, beraat kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
3. Sanıklar ve sanıklar müdafiilerinin temyiz istekleri özetle; yüklenen suçların unsurlarının oluşmadığına, somut delil bulunmadığına, ceza tayin ve takdirinde hataya düşüldüğüne ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanık ...'ın ... Eczanesinin sahibi, sanıklar ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ...'ın eczane çalışanları oldukları, eczanenin katılan kuruma fatura ettiği “B” grubu reçetelerinin, Zonguldak Sağlık Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü eczacılarınca kontrolleri esnasında, eczanede çalışanlar adına yazılmış gümüş nitrat içerikli, parasal değeri yüksek majistral ilaçlarına rastlanılması üzerine yapılan soruşturmada, 01.07.2008-30.04.2010 tarihleri arasında kuruma fatura edilen, suça konu 489 adet gümüş nitrat içerikli majistral reçetelerinden 411’inin, eczane çalışanları olan sanıklar ..., ..., ..., , ..., ..., ... ve ...’ın kendi adlarına ya da aynı soy ismini taşıyan akrabaları, kalan suça konu 78 adet reçetenin ise gene aynı eczane çalışanlarının yakınları ya da arkadaşları adına olduğunun tespit edildiği, reçetelerin çoğunluğunun sigortalı ve hak sahiplerinden habersiz, söz konusu ilacın kullanımını gerektirir herhangi bir cilt hastalıkları olmadıkları halde çeşitli sağlık kuruluşlarında çalışan sanık doktorlara düzenlettirildiği ve ... Eczanesince katılan kuruma fatura edilerek bedellerinin tahsil edilmesi suretiyle kurumun toplam 698.298,59 TL zarara uğratıldığından bahisle sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ...'ın resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık, doktor olan sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında görevi kötüye kullanma, ... hakkında görevi kötüye kullanma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, ,diğerleri hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında; sanık savunmaları, suça konu reçeteler adlarına düzenlenen sigortalı ve hak sahiplerinin tanık sıfatıyla tespit edilen yeminli anlatımları, bilirkişi raporları, cevabi müzekkereler ve tüm dosya kapsamı itibarıyla sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a yüklenen suçlar sübut bulduğundan mahkûmiyetlerine, doktor olan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... . , ..., ., ... ve ... tarafından yazılan reçete sayısı, yazdırılma şekli, çalışma ortamı ve çalışma yoğunluğu göz önüne alındığında suç kastıyla hareket ettiklerine dair delil bulunmadığından beraaatlerine dair temyize konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Görevi İhmal Suçundan Verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararları Yönünden 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, aynı Kanun'un 231 inci maddesinin on ikinci fıkrası gereği itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve itiraz merciince itirazların incelenerek karara bağlandığı anlaşılmakla, dava dosyasının bu hükümler yönünden incelenmeksizin iadesine karar verilmesi gerekmiştir.
B. Sanıklar ..., ..., ... Ve ... Müdafii İle Sanık ... Müdafiinin Temyizi Yönünden Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin hükümden sonra verdiği 25.12.2015 tarihli sanıklar ..., ..., ... ve ... lehine vekalet ücreti tayinine yönelik ek kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
30.09.2015 tarihinde usûlüne uygun şekilde tefhim edilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafii tarafından 08.10.2015 tarihinde, sanık ... müdafii tarafından 04.04.2016 tarihinde vekalet ücretine yönelik temyiz isteğinde bulunulduğu, hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteklerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
C. Sanık ... Hakkında verilen Ret Kararına Karşı Katılan Vekilinin, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., , ... ve ... Hakkında Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği Suçundan Verilen Beraat Kararlarına Karşı Katılan Vekili İle Cumhuriyet Savcısının, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Verilen Mahkûmiyet Kararlarına Karşı Katılan Vekili, Sanık ... Ve Müdafii, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Müdafiileri İle Sanıklar ... Ve ...'ın Temyizleri Yönünden Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ... hakkında hükmolunan adli para cezalarının ödenmemesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca infazda yetkiyi kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği şeklinde karar verilmiş ise de, 5275 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 81 inci maddesiyle yapılan değişikliğin ve 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesine ilişkin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
1. Sanık ... hakkında birleştirilen Zonguldak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.09.2013 tarih ve 2013/367 Esas, 2013/470 Karar sayılı dava dosyasına konu aynı eylem nedeniyle mükerrer açılan kamu davasının reddine dair kararda hukuka aykırılık bulunmadığından katılan vekilinin;
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ...,, ... ve ...'ın suç kastıyla hareket ettiklerine ve üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından şüphe sanıklar lehine değerlendirilerek atılı suçtan beraat kararları verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan vekili ile Cumhuriyet savcısının;
3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükme esas alınan raporların yeterli olduğu, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan makûmiyet hükümlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, katılan vekili, sanık ... ve müdafii, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafiileri ile sanıklar ... ve ...'ın temyiz sebepleri reddedilmiştir.
D. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Verilen Mahkûmiyet Kararlarına Karşı Katılan Vekili, Sanık ... Ve Müdafii, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Müdafiileri İle Sanıklar ... Ve ...'ın Temyizleri Yönünden Sanıkların yargılama konusu eylemleri için, 5237 sayılı Kanun’un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü ve suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar bu sürenin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır.
E. Sanık ... Hakkında Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği Suçundan Verilen Beraat Kararlarına Karşı Katılan Vekili İle Cumhuriyet Savcısının Temyizleri Yönünden Sanığın, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 08.06.2024 tarihinde vefat ettiğinin anlaşılması karşısında, bu durumun Mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Kanun’un 64 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülüp düşürülmeyeceğinin karar yerinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır.
V. KARAR
A. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Görevi İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma Suçundan Verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararları Yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle dava dosyasının, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
B. Sanıklar ..., ..., ... Ve ... Müdafii İle Sanık ... Müdafiinin Temyizi Yönünden Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2015 tarihli ve 2013/34 Esas, 2015/201 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
C. Sanık ... Hakkında verilen Ret Kararına Karşı Katılan Vekilinin, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ... ve ... Hakkında Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği Suçundan Verilen Beraat Kararlarına Karşı Katılan Vekili İle Cumhuriyet Savcısının, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Verilen Mahkûmiyet Kararlarına Karşı Katılan Vekili, Sanık ... Ve Müdafii, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Müdafiileri İle Sanıklar ... Ve ...'ın Temyizleri Yönünden Gerekçe bölümünün (C) bendinde açıklanan nedenlerle Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2015 tarihli ve 2013/34 Esas, 2015/201 Karar sayılı kararında katılan vekili, Cumhuriyet savcısı, sanık ... ve müdafii, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafiileri ile sanıklar ... ve ... tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekili, Cumhuriyet savcısı, sanık ... ve müdafii, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafiileri ile sanıklar ... ve ...'ın temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
D. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Verilen Mahkûmiyet Kararlarına Karşı Katılan Vekili, Sanık ... Ve Müdafii, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Müdafiileri İle Sanıklar ... Ve ...'ın Temyizleri Yönünden Gerekçe bölümünün (D) bendinde açıklanan nedenlerle Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2015 tarihli ve 2013/34 Esas, 2015/201 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekili, sanık ... ve müdafii, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafiileri ile sanıklar ... ve ...'ın temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
E. Sanık ... Hakkında Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği Suçundan Verilen Beraat Kararlarına Karşı Katılan Vekili İle Cumhuriyet Savcısının Temyizleri Yönünden Gerekçe bölümünün (E) bendinde açıklanan nedenlerle Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2015 tarihli ve 2013/34 Esas, 2015/201 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekili ile Cumhuriyet savcısının temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2024 tarihinde karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2021/3144 E., 2024/2108 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2015/495 Esas, 2016/179 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
11. Ceza Dairesi 2021/3144 E. , 2024/2108 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI :2015/495 E., 2016/179 K.
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Rize 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2015/495 Esas, 2016/179 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi, soyut iddiaya dayanılarak mahkûmiyet verildiğine, şüpheden sanık yararlanır ilkesine uygun davranılmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Sanık ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık ...'in, ...dlı şirket yetkilisi ve başkalarının yargılandığı dosya kapsamında tanık olarak beyanlarının alınmasından sonra haklarında suç duyurusunda bulunulması, adı geçen şirketin 100 gün içinde bitirmeyi taahhütünü ettiği ihale kapsamındaki işin başında durması gereken teknik elemanların taahhütünü içeren noter belgesindeki 100 gün ibaresini işin süresinde tamamlanmaması üzerine 200 gün olarak değiştirerek ihale dosyasına sunmaları biçimindeki eylemleri haklarında kamu davası açılmıştır.
2. Sanık ...'un, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen Küçükbey'in verdiği belgenin noterde yenilenmesini istediğini, cebinde unuttuğu belgeyi tekrar bulduğunda tanımadığı bir şahsa noterde imzalatması için verdiğini, imzalanarak geri getirildiğini beyan ederek atılı suçlamayı kabul etmediği, sanık ...'in, belgeyi Harun'a vererek yeniletmesini istediğini, yenilenen belgeyi kontrol şefine teslim ettiğini beyan ederek atılı suçlamayı kabul etmediği, belgenin sahte oluşturulduğuna bilirkişi raporunun, ihaleye ilişkin belgelerin dosya arasına alındığı anlaşılmıştır.
3. Mahkeme tarafından sanığın örtülü ikrarı, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen diğer sanığın savunması, bilirkişi raporu, ihale belgeleri ve tüm dosya kapsamına göre atılı suçun oluştuğu kabul edilerek temyize konu mahkumiyet kararı verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanığın sübut konusunda yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Ancak suça konu düzenleme şeklindeki belgenin 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen “kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden” olduğunun gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Rize 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2015/495 Esas, 2016/179 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, üye ...'nın eylemin TCK'nun 204/1. Md. Kapsamında kaldığına ilişkin karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, sanığın ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.02.2024 tarihinde karar verildi.
(K.O.)
Yazı İşl.Md.Y. A/G
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. UYUŞMAZLIK KONUSU:Çözülmesi gereken Uyuşmazlık; Suça konu belgenin TCK'nın 204/3. Maddesinde belirtilen cezayı artırıcı nedenin uygulanmasını gerektiren sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olup olmadığına ilişkindir.
2. SUÇA KONU BELGE:
" TAAHHÜTNAME
RİZE VALİLİĞİ BAYINDIRLIK İL MÜDÜRLÜĞÜ tarafından ihaleye çıkartılan ve ihalesi İncetaş İnş. Taah. Hafr. Eml. Paz. Nak. Özel Gıda. Top. Tem. Yem. İç Ve Dış Ticaret Limited Şirketi'ne kalan RİZE MERKEZ CAMİÖNÜ MAH.B-C BLOK ÖĞRENCİ YURDU GÜÇLENDİRME VE ONARIM İNŞAATI işini ben Gökay Yılmaz İNŞAAT MÜHENDİSİ, ben Süleyman Yılmaz MAKİNA MÜHENDİSİ ve ben Murat Sunar ELEKTRİK MÜHENDİSİ olarak işin başından itibaren 100 (yüz) gün süre ile üstlendiğimizi ve asgari ücretle çalışacağımızı kabul ve taahhüt ederiz.
İNŞAAT MÜH. İMZA MAKİNA MÜH. İMZA ELEKTRİK MÜH. İMZA
Bu onaylama işlem ..... adlı kişiye ait olduğunu ve dairede huzurumda imzalandığını onaylarım...
RİZE 3. NOTERİ
mühür/imza"
3. HUKUKİ MEVZUAT
a) 1512 sayılı noterlik Kanunundaki ilgili düzenlemeler.
Madde 82 – Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır.
Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir.
Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.
Madde 84- Hukuki işlemlerin noter tarafından düzenlenmesi bir tutanak şeklinde yapılır.
Bu tutanağın:
Noterin adı ve soyadı ile noterliğin ismini,
İşlemin yapıldığı yer ve tarihi (Rakam ve yazı ile).
(Değişik. 2/4/1998 - 4358/3 md.) ilgilinin ve varsa tercüman, tanık ve bilirkişinin kimlik ve adresleri ile ayrıca ilgilinin vergi kimlik numarası,
İlgiliniin hakikik arzusu hakkındaki beyanını,
İşleme katılanların imzalarını ve noterin imza ve mührünü,
Taşıması gereklidir.
Bu şekilde düzenlenen iş kağıdının aslı noterlik dairesinde saklanır ve örneği ilgilisine verilir.
Madde 86- Tutanağın, ilgilinin gerçek isteği hakkındaki beyanı yazıldıktan sonra okuması için kendisine verilir. İlgili tutanağı okur, içindekiler isteğine uygun ise, bu husus da yazıldıktan sonra altını imzalar.
Düzenleme şeklinde yapılması zorunlu işlemler:
Madde 89- Niteliği bakımından tapuda işlem yapılmasını gerektiren sözleşme ve vekaletnamelerle, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış va'di, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi ve diğer kanunlarda öngörülen sair işlemler bu fasıl hükümlerine göre düzenlenir.
Madde 90- Hukuki işlemlerin altındaki imzanın onaylanması imzayı atan şahsa ait olduğunun bir şerhle belgelendirilmesi şeklinde yapılır.
İmzası onaylanan iş kağıdının aslı ilgilisine verilir ve imzalı bir örneği dairede saklanır. Bu örnek harca tabi değildir.
Onaylama şartları:
Madde 91- Onaylama, imzanın noter huzurunda atılması veya kendisine ait olduğunun ilgili tarafından kabulü ile kabildir.
Onaylama şerhinin ihtiva edeceği hususlar:
Madde 92- Onaylama şerhinin:
İşlemin yapıldığı yer ve tarihi (Rakam ve yazı ile).
(Değişik. 2/4/1998 - 4358/3 md.) İlgilinin kimliği, adresi ve vergi kimlik numarasını,
3. Noter, ilgiliyi tanımıyorsa, kimliği hakkındaki gösterilen ispat belgesini,
4. İmza huzurda atılmışsa bu hususu, imza dışarda atılıp da huzurda ilgili, imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmişse bu husustaki beyanı,
5. İşleme katılanların imzalarını ve noterin imza ve mührünü,
Taşıması gereklidir.
Mühür, tarih, parmak izi ve işaretin onaylanması:
Madde 93- Bu bölümdeki hükümler mühür, tarih parmak izi veya imza yerine geçen el işaretinin noter tarafından onaylanmasında da kıyasen uygulanır.
b. 5237 Sayılı TCK'nın 204. Maddesi
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan
belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.
4. KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇ:
Sanık ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık ...'in, ...dlı şirket yetkilisi ve başkalarının yargılandığı dosya kapsamında tanık olarak beyanlarının alınmasından sonra haklarında suç duyurusunda bulunulduğu, adı geçen şirketin 100 gün içinde bitirmeyi taahhüt ettiği ihale kapsamındaki işin başında durması gereken teknik elemanların taahhütünü içeren noter belgesindeki "100 gün" ibaresini işin süresinde tamamlanmaması üzerine "200 gün" olarak değiştirerek ihale dosyasına sunmaları biçimindeki eylemleri sabit görülerek Rize 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2015/495 Esas, 2016/179 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
Dairemizce yapılan incelemede sayın çoğunluk, suça konu belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olduğundan bu belgede yapılan sahtecilik nedeniyle sanık hakkında TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesini bozma nedeni yapmıştır. Aşağıda açıklanacak nedenlerden dolayı sayın çoğunluğun görüşüne katılmak mümkün olmamıştır.
Yasa koyucu resmi belgelerin, ispat güçleri bakımından birbirlerinden farklı değerlerini dikkate alarak, bunlar üzerinde işlenecek sahtecilik suçlarında daha ağır yaptırım öngörmüştür. 5237 sayılı TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında: Sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi cezayı artırıcı neden olarak kabul edilmiştir.
Resmi belgeler kanıtlama gücü bakımından; Sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgeler ve aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgeler olmak üzere ikiye ayrılır.
5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarındaki resmi belgeler kural olarak aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan belgelerdir.
5237 sayılı TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasındaki ağırlaştırıcı nedenin uygulanacağı belgeler ise sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli olan ve kanunda açıkça gösterilmiş bulunan belgelerdir. Başka bir ifadeyle belgelerin bu niteliklerinin yasada açıkça gösterilmesi gerekir. TCK'nın 204 üncü madde gerekçesinde bu halde cezanın artırılmasının nedeni olarak "Bu hüküm, belgelerde sahtecilik suçları ile delil teorisi arasındaki ilişki göz önüne alınarak daha üstün ispat gücüne sahip belgeyi daha fazla korumak ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak değişik yorumlara son vermek maksadıyla bir belgenin böyle bir güce sahip olup olmadığının saptanması için kanunlarda bu hususu belirten bir hüküm bulunması gerekli sayılmıştır." denilmektedir.
Bu belgeler;
a) HMK'nın 204. maddesi gereğince (davacı ve davalısı bulunan hasımlı) mahkeme ilamları;
b) CMK'nın 222. maddesi (CMUK m. 267) uyarınca duruşma tutanakları,
c) İcra ve İflas Kanununun 38. maddesinde açıklanan ilam niteliğini taşıyan belgeler,
d) Noterlik Kanununun 82. maddesi uyarınca noterlerce resen düzenlenen (Niteliği bakımından tapuda işlem yapılmasını gerektiren sözleşme ve vekaletnamelerle, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış va'di, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi) belgeler,
e) 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 178. maddesi gereğince seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklar,
f) Umuru Belediyeye Ait Ahkamı Cezaiye Hakkında 486 sayılı Kanunun Bazı maddelerini Değiştiren 1608 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince düzenlenmiş tutanaklar,
g) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 20 nci maddesinde belirtilen kaçakçılığa ilişkin tutanaklar.
Aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan belgeler, Yasaların açıkça sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belge olarak belirtmediği belgelerdir. HUMK'nın 204 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında, "ilgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar" şeklinde belirtilmiştir.
Noterlerce düzenlenen belgeler, düzenleme şeklinde yapılan işlemler ve onaylama şeklinde yapılan işlemler diye ikiye ayrılmaktadır.
1512 sayılı Noterlik Kanununun "Düzenleme" başlığını taşıyan 84 üncü maddesinde, " Hukuki işlemlerin noter tarafından düzenlenmesi bir tutanak şeklinde yapılır..." denilmektedir.
Düzenleme şeklinde yapılan işlemler Noter huzurunda yapıldığından içerik ve onay bölümleri de dahil olmak üzere sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Çünkü 1512 sayılı Noterlik Kanununun 82 nci maddesinin 2 nci fıkrasında, "Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir" denilmektedir. Vekaletname, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış va'di, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi ve diğer kanunlarda öngörülen sair işlemler noter tarafından Noterlik Yasası uyarınca resen düzenlenen belge olması nedeniyle sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli resmi belge niteliğindedir.
Bazı belgeler noter dışında ilgililerce düzenlenip onay için notere getirilir. Böyle bir belgeyi getiren kişi/kişilere noter, belge içeriğini okur ve ilgili de doğrularsa noter huzurunda imzasını atar. Noter de imzanın huzurunda atıldığını ve imzanın atan kişiye ait olduğunu şerh vererek onar. Bu tür belgelerin imza, tarih ve noterlerce gerçekleştirilen onay bölümü şerhi noter tarafından yapıldığı için sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli resmi evrak niteliğindedir. Ancak bu nitelik evrakın Noterlik dışında hazırlanan içeriğini kapsamaz. Nitekim 1512 sayılı Noterlik Kanununun 82. maddesinin 3. fıkrasında, "Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde "imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir" denilmektedir. Bu nedenle de, belirtilen yasa hükmü uyarınca, noterce konulan tarih ve onay şerhlerindeki yazının tahrifi halinde fiil, 5237 sayılı TCK'nın 204/3 (765 sayılı TCK 342/2), diğer bölümlerde yapılan sahtecilik ise 5237 sayılı TCK 207/1 (345/1) maddelerine uyan özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır. (Belgede sahtecilik suçları Kubilay Taşdemir)
Görüşümüze göre bir belgenin işlemi yapan noter tarafından "düzenleme" şeklinde veya "onaylama" şeklinde yapılıp yapılmayacağını belgenin ilgililerce noter dışında hazırlanması veya belgenin noter tarafından hazırlanmış olması belirlemez. Uygulamada somut olayda olduğu gibi noter tarafından onaylama işlemi yapılacak olan belgeler ilgililer tarafından dışarıda değil işlemi yapan noterlikte örnek metinler üzerinden yazılarak onaylama işlemi yapılmaktadır. Onaylanacak metnin noterlikte yazılmış olması bu belgeye düzenleme şeklinde yapılan işlem niteliğini kazandırmaz. Düzenleme şeklinde işlem yapılabilmesi için Kanunda buna ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yasa gereği noterlikçe düzenleme şeklinde yapılması öngörülmeyen suça konu taahhütnamenin metin kısımlarının noterlikte yazılmış olması bu belgeye sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğini kazandırmaz. Suça konu belge ister ilgililerce noter dışında hazırlanıp onay için notere getirilsin isterse noterlikte yazıldıktan sonra onaylama işlemi yapılsın bu belge aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olup TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasındaki ağırlaştırıcı nedenin uygulanma koşulları oluşmamıştır. Zira suça konu belgede sahtecilik metin kısmında olup imza ve noter onayı kısımlarında bir sahtecilik yapılmamıştır. Somut olayda yerel Mahkemenin uygulaması yerinde olup suç tarihi ve zamanaşımını kesen nedenler gözetilerek kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermek gerekirken aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.22.02.2024
11. Ceza Dairesi, 2023/5467 E., 2024/14816 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün Tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, üyeler ...'ın eylemin TCK'nın 204/1. Maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğuna yönelik, ...'ın eylemin suç oluşturmayacağına yönelik karşı oyları ve oy çokluğu
11. Ceza Dairesi 2023/5467 E. , 2024/14816 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/111 E., 2021/351 K.
SUÇ : Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya engelleme
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı CMK'nın 231/8-son cümlesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihten, denetim süresi içinde ikinci suçun işlendiği tarihe kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Bozmaya uyulmak suretiyle yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün Tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, üyeler ...'ın eylemin TCK'nın 204/1. Maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğuna yönelik, ...'ın eylemin suç oluşturmayacağına yönelik karşı oyları ve oy çokluğuyla 05.12.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
İşverenin gerçekte işyerinde çalışmayan kişiyi Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine tahsis ettiği şifre ile dijital işe giriş bildirgesini doldurarak kuruma ilettiği olayda, sanık hakkında bilişim sistemlerini engelleme, verileri yok etme değiştirme veya engelleme suçundan TCK' nin 244/2, 43/1 maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmak mümkün bulunmamıştır, zira;
Bizzat katıldığım ve esasa ilişkin olarak çoğunluk oyuna uygun oy kullandığım Ceza Genel Kurulunun 2017/11-1122 E.2020/381K. Sayılı 29.09.2020 tarihli kararında belirtildiği gibi uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle resmî belgede sahtecilik ve sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçları üzerinde durulması gerekmektedir.
Resmî belgede sahtecilik suçu TCK’nın 204. maddesinde;
"(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiş olup maddenin gerekçesi ise;
"Maddede, resmî belgede sahtecilik suçu tanımlanmıştır.
Suçun konusu resmî belgedir.
Belge, eski dilimizdeki ‘evrak’ kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.
Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir.
Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir. Ancak, bu kişilerin gerçekten mevcut kişiler olması gerekmez. Bu itibarla, gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir.
Ancak, bazı belgeler (örneğin poliçe gibi kambiyo senetleri) açısından, belge üzerinde kişinin kendi el yazısı ile imzasının atılmış olması gerekir. Zira, imza, ilgili kambiyo senedinin zorunlu şekil şartını (kurucu bir unsurunu) oluşturmaktadır.
Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır.
Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Bu itibarla, bir kamu kurumu ile akdedilen sözleşme dolayısıyla özel hukuk hükümlerinin uygulama kabiliyetinin olması hâlinde dahi, resmî belge vardır. Çünkü sözleşme, kamu kurumu adına kamu görevlisi tarafından imzalanmaktadır.
Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmî belge olarak kabul edilmek gerekir.
Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci seçimlik hareket, resmî belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmî belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.
Sahtelikten söz edebilmek için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Başka bir deyişle, sahteliğin beş duyuyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmesi gerekir.
İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmî belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Mevcut olan resmî belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmî belgeyi bozmak suçu oluşur.
Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belgenin üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır.
Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmî belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. Birinci fıkrada tanımlanan suçtan farklı olarak, bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.
Söz konusu suçu oluşturan hareketler, birinci fıkrada tanımlanan suçu oluşturan seçimlik hareketlerden ibarettir. Ancak, bu bağlamda özellikle belirtilmelidir ki, kamu görevlisinin gerçeğe aykırı olarak bir olayı kendi huzurunda gerçekleşmiş gibi, bir beyanı kendi huzurunda yapılmış gibi göstererek belge düzenlemesi hâlinde, bu fıkra hükmünde tanımlanan suç oluşur.
Maddenin üçüncü fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun konu bakımından nitelikli unsuru belirlenmiştir. Buna göre, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, cezanın belirlenen oranda artırılması gerekir. Bu hüküm, belgelerde sahtecilik suçları ile delil teorisi arasındaki ilişki göz önüne alınarak, daha üstün ispat gücüne sahip belgeyi daha fazla korumak ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak, değişik yorumlara son vermek maksadıyla bir belgenin böyle bir güce sahip olup olmadığının saptanması için kanunlarda bu hususu belirten bir hüküm bulunması gerekli sayılmıştır." biçimindedir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili "Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme " suçu ise aynı Kanun'un 244. maddesinde;
"(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiller bu maddeye uyan suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, ikinci fıkrasında, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka yere gönderme fiilleri suç olarak düzenlenirken,
Üçüncü fıkrada, birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen eylemlerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde gerçekleştirilmesi halinde, verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı hükmüne yer verilmiş,
5237 sayılı TCK'nın 244. maddesi ile bilişim alanında suçlar bölümünde yer alan 243. maddede olduğu gibi bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış olup, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Maddede bilişim sistemindeki verilere zarar verici nitelikteki hareketlerin işlenmesinin yanı sıra, niteliği itibarıyla sistemdeki verilere zarar verici olmayan iki seçimlik harekete daha yer verilmiştir. Bunlar sisteme veri yerleştirilmesi veya mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistem üzerinde hak sahibi olan kişinin rızasına aykırı olarak herhangi bir verinin bilişim sistemine girilmesi hâlinde veri yerleştirilmesi söz konusudur (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara-2019, 6. Bası, s.872.).
TCK’nın 244. maddesinin ikinci fıkrası ile bilişim sisteminde kayıtlı veriyi bozma, yok etme, değiştirme, erişilmez kılma veya sisteme veri yerleştirme fiilleri cezalandırılarak özel bir sahtecilik suçuna yer verilmiştir (Durmuş Tezcan- Mustafa Ruhan Erdem- Murat Önok, Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara-2015, 12. Bası, s. 807.).
Bu aşamada elektronik belgelerin, resmî belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK’da 765 sayılı mülga TCK’dakine benzer biçimde elektronik verilerin "belge" olarak kabul edilebileceklerine ve sahtecilik suçunun konusunu oluşturabileceklerine ilişkin bir norm mevcut değildir. Bu nedenle kanunilik ilkesi gereğince elektronik belgelerin sahtecilik suçuna konu olabilmesi ve ceza hukuku korumasından yararlanabilmesi için yasa hükmüyle "belge" olarak nitelenmesi zorunludur (Çetin Arslan-İhsan Baştürk, Belgede Sahtecilik Suçunun Konusu Olarak Elektronik Ortamdaki Veriler, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt-8, Sayı-2, Aralık-2013, s. 210.).
Kanun koyucu elektronik verilerin belge olarak kabul edildiği bazı özel düzenlemeler yapmıştır. Uyuşmazlık konusunu ilgilendirmesi bakımından bu hâllerden birisi olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan "Bilgi ve Belge İsteme Hakkı, Bilgi ve Belgelerin Kuruma Verilme Usûlü" başlıklı 100. maddesine değinmek gerekmektedir.
5510 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 100. maddesi;
"5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler doğrudan, münferit olarak bilgi ve belge istenmesi hariç olmak üzere kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ise Kurumla yapılacak protokoller çerçevesinde, Devletin güvenliği ve temel dış yararlarına karşı ağır sonuçlar doğuracak hâller ile özel hayat ve aile hayatının gizliliği ve savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla özel kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler dikkate alınmaksızın gizli dahi olsa Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliğinin sağlanması, 6183 sayılı Kanuna göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ile bu Kanun kapsamında verilen diğer görevler ile sınırlı olmak üzere istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli ve/veya belli aralıklarla vermeye, bilgilerin elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya, görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamaya, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü belge ile vermek zorunda oldukları bilgilere ilişkin mikrofiş, mikrofilm, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm sistem ve şifreleri incelemek için ibraz etmeye mecburdurlar.
Bu madde kapsamında ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar Kurumun belirleyeceği süre içerisinde söz konusu talebe cevap vermek ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.
Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.
Belge veya bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulan gerçek ve tüzel kişilerin, Kurumun bilgi işlem sistemlerinin herhangi bir nedenle hizmet dışı kalması sonucu belge ve bilgiyi, bu Kanunda öngörülen sürenin son gününde Kuruma gönderememesi ve muhteviyatı primleri de yasal süresi içinde ödeyememesi halinde, sorunların ortadan kalktığı tarihi takip eden beşinci işgününün sonuna kadar belge veya bilgiyi gönderir ve muhteviyatı primleri de aynı sürede Kuruma öder ise bu yükümlülükleri Kanunda öngörülen sürede yerine getirmiş kabul edilir.
Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde düzenlenmiş olup maddenin gerekçesi ise;
"100 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile; Kurumun, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilerden bilgi ve belge isteme yetkisine imkan tanınması sağlanmış, Kuruma verilmesi gereken her türlü belgenin diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirilmesi, internet ve elektronik bilgi işlem ortamında alınması, bu idarelere yapılacak bildirimlerin Kuruma verilmiş sayılması, Kanundaki bildirim ve prim ödeme sürelerinin yeniden belirlenmesi, işveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda Kurum yetkili kılınmakta, ayrıca elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin, adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliğine sahip olduğu düzenlenmiştir." biçimindedir.
Bu madde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile bunların hangi yöntemle Kuruma verileceğine ilişkin hükümleri içermektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşlarla gerçek ve tüzel kişiler, 6183 ve 5510 sayılı Kanun'un uygulamasıyla sınırlı kalmak koşuluyla, Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma vermeye, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamakla yükümlüdürler.
Aynı Kanun'un "Sigortalı bildirimi ve tescili" başlıklı 8. maddesinin son fıkrası;
"Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklindedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından düzenlenen, 28.08.2008 tarihli ve 26981 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan, aynı yılın Ekim ayı başında yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan mülga Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü" başlıklı 11. maddesi;
"(1) Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya, meslekî eğitime veya zorunlu staja başladıkları tarihten itibaren sigortalı hak ve yükümlülükleri başlar.
(2) İşverenler, Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının;
a- (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce,
b-(c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar, göreve başladıkları veya okullarında öğretime başladıkları tarihten, kendi hesabına okumakta iken Türk Silahlı Kuvvetleri veya Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya başlayanlar ise bu tarihten itibaren sigortalı sayılırlar ve bu tarihten itibaren on beş gün içinde,
Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür...",
Aynı Yönetmelik'in "Sigortalı işe giriş bildirgesi" başlıklı 15. maddesi ise;
"(1) Bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinde belirtilen sigortalılık başlangıcı ile ilgili bildirim yükümlülüğü, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının; (a) ve (b) bentlerine tabi olanlar için Ek-4, (c) bendine tabi olanlar için ise Ek-4-A'da bulunan sigortalı işe giriş bildirgelerinin, Kuruma e-sigorta ile verilmesiyle yerine getirilir. Sigortalı işe giriş bildirgesi dışında, başka biçimlerde yapılan bildirimler geçerli sayılmaz..." şeklinde düzenlenmiştir.
Çağdaş ülkelerde olduğu gibi Ülkemizde de bilgi ve belgelerin, internet, elektronik ve benzeri ortamlarda gönderilmesi olgusu yaygınlaşmıştır. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun'un 100. maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre Kurum, bu Kanun gereğince verilecek her türlü bilgi ve belgenin elektronik ortamda gönderilmesi için gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya yetkili kılınmıştır. Ülkemizde elektronik ortama geçildiği ve bilgisayar kullanımına başlanıldığı yıllarda bilgisayar ortamında kayıtlı bilgi ve belgelerin mahkemelerde ve icra dairelerinde delil sayılıp sayılamayacağı konusu hayli tartışmalı idi. Bu maddenin ikinci fıkrasında bu konuya açıklık getirilmiş ve elektronik ortamda kayıtlı sözü edilen bilgi ve belgelerin resmî belge niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari merciler nezdinde resmî belge olarak geçerli olacaktır (Aslanköylü Resul, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Şerhi, Ankara-2009, s.1534.).
Söz konusu açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 11 ve 15. maddeleri gereğince elektronik ortamda düzenlenmesi gereken işe giriş bildirgelerinin 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi gereğince adli ve idari makamlar nezdinde resmî belge niteliğinde olacağı ve elektronik ortamda düzenlenecek bu belgeler üzerinde yapılacak sahtecilik eylemlerinin de resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.
Yukarıda açıklandığı üzere gerçeğe aykırı elektronik işe giriş bildirgesi düzenlenmesi hâlinde eylem TCK’nın 244/1. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacak ise de eylemin aynı zamanda TCK’nın 244/2. maddesinde düzenlenen sisteme veri yerleştirme suçunu da oluşturabileceği, bu nedenle söz konusu suçlar arasında içtima sorunu ortaya çıkacağından bu aşamada içtima kurumu üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
Tek fiille birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya "farklı neviden fikri içtima" ya da "görünüşte içtima" kapsamında kalmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima TCK'nın 44. maddesinde; "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde "non bis in idem" kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, "erime sistemi"ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Görünüşte içtima ise, çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s.519.).
Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği fiilin tek ve aynı olmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlâl edilmekte olup diğer normların ihlâli sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.).
Görünüşte içtima hâllerinde hangi kanunun uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "yardımcı (tali) normun sonralığı" ve "özel normun önceliği" gibi ilkelere göre belirlenmektedir.
Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisinden" söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK'nın 42. maddesinde tanımlanmış olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir. Örneğin; yağma suçu, hırsızlık ve cebir/tehdit suçlarını bünyesinde barındırmakta, başka bir anlatımla o suçları tüketmektedir.
Yardımcı (tali) normlar da, asli normlarla benzer hukuki yararları koruyan normlardır. Bu tür normlar, asli normların tatbik edilemeyeceği durumlarda kanunda boşluk oluşmasını engellemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir. Asli-yardımcı norm ilişkisinin olduğu durumda fiile yardımcı norm değil asli norm uygulanacaktır. Bir normun yardımcı norm mu asli norm mu olduğunun, asli normun uygulanamadığı yerlerde başvurulan bir norm olmasından anlaşılması bir yana, düzenleme içinde, "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması hâlinde" gibi ifadelerin yer alıp almamasına göre de belirlenmekte, bu gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir.
Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli hâlleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir (M. Emin Artuk-A. Gökçen- A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 636; Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.520.). Örneğin, 5237 sayılı Kanun'da zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesi değil Bankacılık Kanunu’nun ilgili hükmü uygulanmalıdır.
Ceza Genel Kurulu kararında yer verilen bu açıklamalar ışığında somut olayda işveren olan sanığın Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine tahsis ettiği yasal olarak elinde bulundurduğu şifre ile gerçekte iş yerinde çalışmayan kişiyi sanki iş yerinde çalışıyormuş gibi dijital işe giriş bildirgesini doldurarak kuruma iletmesi şeklinde meydana gelen olayda özel norm niteliğinde bulunan TCK nin 244/2 maddesinde yazılı suçun unsurlarının oluşmayacağı bu nedenle sanığın Ceza Genel Kurulunun yukarıda belirtilen kararı uyarınca TCK nin 204/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği bu nedenle hükmün bozulması gerektiği görüşü ile sayın çoğunluğun kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş farkı, sanığın ortağı olduğu iş yerinde, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği itibariyle doğru olmayan işe giriş bildirgeleri düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri çalışıyormuş gibi Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmekten ibaret eyleminin, bir suç teşkil edip etmediği, eylemin suç teşkil etmesi halinde ise hangi suçu oluşturacağıdır.
Dava konusu olayda, sanığın yukarıda tarif edilen eyleminin nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğu iddiası ile TCK’nin158/1-e, son ve 204/1 maddelerinden kamu davası açıldığı, Mahkemece yapılan yargılamada neticesinde sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğu kanaatiyle mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır. Sanığın resmi belgede sahtecilik olarak nitelendirdiği eylemi Dairemizce, eylemin TCK’nin 244.maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle bozulduğu, mahkemece yeniden yapılan yargılamada, bozma ilamına uyularak sanığın bu sefer TCK’nin 244/2-3 maddesinden mahkûmiyetine karar verdiği anlaşılmıştır.
Sanığın yukarıda izah edilen eylemi, her ne kadar sayın çoğunluk TCK’nin 244 maddesi kapsamında kalan “sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçu olarak nitelendirmiş ise de, bu kabule katılmak mümkün olmamıştır. Şöyle ki;
5237 Sayılı TCK’nin 244. maddesinin gerekçesine bakıldığında, Sisteme veri yerleştirme suçu şu şekilde gerekçelendirilmiştir; “Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirm
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
"Resmi Belgede Sahtecilik" suçu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Suçun oluşabilmesi için belgenin "aldatıcılık" (iğfal kabiliyeti) niteliğine sahip olması gerekir.
B) Kamu görevlisi tarafından işlenen resmi belgede sahtecilik suçunda, belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olması şarttır.
C) Aldatıcılık niteliği bulunmayan, ilk bakışta sahte olduğu anlaşılan belge üzerinde yapılan eylemler, "resmi belgeyi bozmak" suçunu oluşturur.
D) Resmi belgede sahtecilik suçu resen soruşturulur.
E) Sahte resmi belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması (örneğin dolandırıcılık) halinde, fail hem sahtecilik hem de diğer suçtan ayrı ayrı cezalandırılır (Gerçek içtima).
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.