yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 219 ]
Ceza Genel Kurulu 2005/5MD-36 E., 2005/154 K.
Ceza Genel Kurulu 2005/5MD-36 E., 2005/154 K.
- BEYANI İNKAR
- EŞİNİ KASTEN ÖLDÜRMEK
- GÖREVLİ HAKİME RÜŞVET VERMEK
- RÜŞVET ALMAYA TEŞEBBÜS- 4616 S. 23 NİSAN 1999 TARİHİNE KADAR İŞLENEN SUÇLARDAN ... [ Madde 1 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 240 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 278 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 33 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 64 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 102 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 212 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 213 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 214 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 219 ]
- 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 13 ]
- 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 14 ]
- 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 15 ]
- 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 16 ]
"İçtihat Metni"
Sanıklardan ....... .....'ın, TCK'nın 212/2-son, 61, 219/1-3-son, 33, 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33, 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33 ve 3628 Sayılı Yasanın 13, 14, 15,16. maddeleri uyarınca;
..... .....'in TCK'nın 216. maddesi yollaması ile 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33. maddeleri uyarınca iki kez, ..... ....., ..... ....., ..... ..... ve ..... ..... ....'nın TCK'nın 64/1, 213/1, 214, 219/3-son, 33. maddeleri uyarınca, ..... .....,'ın TCK'nın 240. maddesi uyarınca;
Cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davalarında,
Sanık ..... ....., hakkındaki kamu davasının 4616 Sayılı Yasanın 1/4. Maddesi uyarı kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine;
Sanık ..... ....., hakkında 3628 Sayılı Yasanın 13-14-15 ve 16. maddelerine aykırılıktan cezalandırılması istemi ile açılan davanın TCK'nın 102/4. maddesi uyarı zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırılmasına;
Sanık ..... .....,'ın ..... .....,'den rüşvet almaya teşebbüs suçundan cezalandırılması istemi ile açılan davanın yine TCK'nın 102/4. maddesi uyarı zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırılmasına;
Sanık ..... ....., hakkında rüşvet aldığı iddiası ile cezalandırılması istemi ile açılan davalardan delil yetersizliği nedeniyle beraetine;
Sanıklar ..... .....,, ..... .....,, ..... ....., ve ..... ..... .... haklarında görevli hakime rüşvet vermek suçundan cezalandırılmaları istemi ile açılan davadan delil yetersizliği nedeniyle beraetlerine;
Sanık ..... .....,'in TCK'nın 278. maddesinde belirlenen suçu oluşturduğu kabul edilen eylemlerinden açılan her iki davanın 4616 Sayılı Yasanın 1/4. maddesi gereğince kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 17.12.2004 gün ve 4-3 sayılı hüküm, Yargıtay C.Savcısı tarafından; sanıklar, ..... ....., ..... .....,..... ....., ..... ....., ..... ....., ..... ve ..... .....,'ın Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1996/347 Esas sayılı dosyasında sanık ..... .....'in daha az ceza almasını temin için ..... ..... ....'dan rüşvet almak eyleminin sübuta erdiği, sanık ..... .....,'ın TCK'nın 212/2-son 219/1-son, 33, sanık ..... .....,'in TCK'nın 216. maddesi aracılığıyla aynı Yasanın 212/2-son, 219/1-son, 33, sanıklar ..... .....,, ..... .....,, ..... ..... .... ve ..... .....'ın TCK'nın 216. maddesi aracılığıyla aynı Yasanın 213/1, 214, 219/son, 33. maddeleri uyarınca mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle ve sanık Kasım Sümer tarafından temyiz edilmekle dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 9.3.2005 gün ve 155160 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklardan ..... ..... tarafından verilen müddeti muhafaza dilekçesinde hükmün temyiz edildiği belirtilmiş olmakla birlikte, dilekçesinde hakkındaki davaların ertelenmesine bir diyeceğinin olmadığını beyan etmesi, verilen hükümlerin de, kamu davalarının 4616 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin olması nazara alındığında, hükmü temyiz etmekte hukuki bir yararı bulunmadığı gibi, dilekçesinde kullandığı ibarelerin de hakkında verilen hükmü temyiz etmek istediği yönünde bir iradeyi yansıtmaması karşısında, temyiz isteminin reddi ile C.Savcısının temyiz istemi ve temyize konu hükümle sınırlı olarak yapılan incelemede;
Sanık ..... .....;
29 sahifeden ibaret ihbar dilekçesinde ..... .....'in eşinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak,
1997 yılı içinde en önemli olaylardan biri de eşini öldürmekten dolayı 6,5 sene ceza alan ..... .....'in işidir. Bu kararda üye ..... ..... muhalefet şerhi yazmış, temyiz üzerine karar bozuldu, bozmanın gereği yerine getirildikten sonra, Adli Tıp raporuna göre ......'in 20 yıl ceza alması gerekiyordu, işle ilgili olarak Av. ..... .....,, beni ..... .....,'in yakını olan ..... ....., ile bir araya getirdi, sanığa, önceki bozulan hükümde verilen 6,5 yıl cezanın verilmesi için ..... .....,'le görüşmemi istedi, ..... beyle görüştüm, 200 bin Alman Markına bu işin biteceğini söyledi, ben de işe koyuldum, duruşmadan 15-20 gün önce gelen 50 bin markın, 40 binini .....'e verdim, 10 bini bende kaldı, bir hafta sonra 50 bin mark daha geldi, 30 binini .... beye verdim, diğeri bende kaldı, bende bu para ile ..... .....,'in villasının işlerini yaptım, kalan 100 bin mark tamamlanamadığı için duruşmalar uzatıldı, dikkat çekmemesi için ..... .....,'in annesinin dinlenmesi için 2-3 celsede böyle atıldı, ama bir türlü para tamamlanamadı, en sonunda ......'in arkadaşı ..... ..... 50 bin dolar getirdi, bu parayı ..... .....,'nın dükkanında ..... ..... ile birlikte verdi, artık işi bitir dediler, parayı marka çevirdim, 80 bin mark tuttu, 45 bin markı ..... .....,'a, verdim, kalanı ise alıp, ..... ....., in evine gittim, konuştum, muhalefet şerhinin olduğunu, para aldığının ortaya çıkacağını, muhalefetini kaldıramayacağını söyledi, duruşmada ..... ....., muhalefetim var kararım belli, diyerek odasına gitti, Başkan ..... ....., ile Üye ..... ....., anlaşamayınca, para alınmasına rağmen, sanığa 20 sene ceza verdiler, aynı gün bana geldiler, bende ..... beyden parayı alarak iade ettim, paranın bir kısmını ...... ......'in villasına harcadığımdan eksik teslim ettim. ...... ...... beni .... beyle görüştür, bilgi almak istiyorum diyince, Perşembe günü saat ikiye randevu aldım, birlikte ...... ......'ın yanına gittik, bizi iyi karşıladı, siz gerekleri yerine getirmediniz, ...... ...... her şeyi yaptı ama geç kaldınız dedi, ..... ......, sen bizim babamızsın, bize yardım et, yol göster dedi, ...... ...... tek bir yol kaldı, o da 47 raporu almak, bunun için ......, olaydan önce ruhsal tedavi görmekteydim diye bir dilekçe yazsın, 2-3 tane de eski tarihli reçete göndersin, karar bozulur, ama bu sefer de akıl hastanesinde uğraşacaksınız dedi, bunun üzerine ...... ......, akıl hastası olduğuna dair cezaevinden bir dilekçe gönderir, dediği gibi dosya Yargıtay'da bu noktadan bozulur, Cevdet hastaneye sevk edilir, ama iş yine çözülemez neticede 20 yıl ceza alır ve af ile çıkar demiş,
Diğer aşamalarda, 29 sayfadan ibaret ihbar dilekçesinin ve altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak bu dilekçenin Mersin Emniyet Müdürlüğünde kendisine zorla ve tehditle, dikte ettirilerek yazdırıldığını, hayatı tehlikede olduğu için bu dilekçeyi yazmak ve imzalamak zorunda kaldığını, hiç kimseye menfaat temin etmediğini, hediye dahi olsa bir şey vermediğini beyanla, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi Reisi Mustafa Ünal'la, Tarsus Amerikan Kolejinde öğrenci olan kızına bilgisayar dersi vermesiyle tanıştığını, hiçbir işe aracılık yapmadığını söylemiştir.
Sanık Mustafa Ünal savunmalarında;
Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1996/347 esas sayılı dosyasında eşini öldürmek suçundan tutuklu sanık ..... ......'in daha az ceza almasına söz vererek 165.000 Alman Markı aldığı iddiasının yalan olduğunu, kimseye böyle bir söz vermediğini, bozma ilamına uyularak verilen bir karar nedeniyle nasıl az ceza sözü verilebileceğini, iddiaların tamamen asılsız olup, oybirliği ile alınmış kararlarda sadece kendisinin seçilip şikayet edilmesinin şahsına yönelik kampanyanın ürünü olduğunu, sadece kendisinin seçilip asılsız ithamlara muhatap bırakılmasının nedenini bilemediğini, suçlamaların soyut ve çelişkili beyanlara dayandığını, yargılama sürecinin bu iddiaların doğru olmadığını gözler önüne serdiğini, hiçbir yanlı kararının bulunmadığını, suçlamaların asılsız olduğunu söylemiştir.
Sanık ...... ......;
Adalet müfettişlerince saptanan 10.6.2002 tarihli beyanında; 1995 yılında eşimi öldürmekten dolayı tutuklandım, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandım, önce 6 yıl 3 ay ağır hapis cezası verildi, C.Savcısının temyizi üzerine karar Yargıtay'ca bozuldu, 2. defa yeniden yargılandım, bu sırada mahkeme heyeti değişti, Tarsus'tan Mersin'e atanan ...... ...... 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na geldi, tutuklu olarak duruşmalara katılıyordum ve Erdemli Cezaevine nakledilmiştim, Mersin'deki duruşmalara da oradan gidip geliyordum, sanıyorum 1997 yılının Eylül-Ekim aylarında ...... ...... denen şahıs Erdemli Cezaevine beni ziyarete geldi, bana "senin davanı ancak ben halledebilirim, belli bir miktarda anlaşırız" dedi, yakın köylüm olan ...... ...... vasıtasıyla ...... ......'in, Başkan ...... ...... ve Hakim ...... ......'la ilişkisi olup olmadığını araştırdım, ...... ...... bir sonraki gelişinde ...... ......'in, ...... ......'la çok yakın olduğunu, hatta Ankara'ya otobüsle gidişlerinde onu yolcu ettiğini, eşyasını taşıdığını, yine Kasım'ın Hakim ...... ......'la da arasının çok iyi olduğunu, hatta O'na gıyabında "....." diye hitap ettiğini anlattı, bu nedenle Kasım'a başlangıçta inanmıştım, ..... yine ziyaret için geldiğinde bana "100 bin mark civarında verirsen bu işi hallederim, bunun bir kısmını ...... ......'a ve bir kısmını da ...... ......'a vereceğim, zaten bu mahkemeyle işim olsun olmasın, ben bunlara bir takım menfaatler temin ediyorum" dedi, kendisine "sen benim tahliyemi sağla, seni memnun etmek benim şerefimdir" dedim, ama tek kuruş vermedim. ...... ...... benim ziyaretime geldiğinde ...... ......'in kendisinden ...... ...... ve ...... ......'a bir takım hediyeler almak ve balık lokantalarında ücret ödemek için para olarak yaklaşık 1000 Mark, 100 Mark gibi paralar aldığını söylüyordu, adli tıptan rapor aleyhime gelince Başkan ...... ...... ve ...... ......'ın bizim istediğimiz gibi karar veremeyeceklerini hissettim, daha doğrusu ...... ...... gevelemeye başladı, davranışlarından anladım, bana netice itibariyle 20 yıl ağır hapis cezası verildi, bu sırada verilen ceza itibariyle ilçe cezaevinde kalamayacağım için Mersin Cezaevine sevk edildim, Mersin Cezaevi'nde ...... ...... ziyaretime geldi ve ...... ......'in, tek çaremizin cezaevinden akli dengemin yerinde olmadığına dair Adli Tıptan rapor almak olduğunu söylediğini belirtti, ben bu bilgiyi ...... ......'in, ...... ......'dan almış olabileceğini düşündüm, bunun üzerine istenen dilekçeyi cezaevinden yazarak 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdim, dosya temyizimiz üzerine Yargıtay'a gönderildi, akli durumumun incelenmesi noktasından dosya bozuldu, 3. yargılama sürecinde bu eksiklik de tamamlandı ve netice itibariyle 20 yıl ağır hapis cezası aldım, cezam kesinleşti, 4616 sayılı infaz yasasından yararlanarak 22 Aralık 2000'de tahliye oldum, şunu söylemek isterim ki, ...... ......'a veya ...... ......'a ...... ...... aracılığı ile para vermedim, ancak ...... ......, ...... ......'ın ve ...... ......'ın adını kullanarak 2000 veya 3000 Mark civarında bir parayı ...... ......'dan aldı, bana bunu ...... ...... anlatmıştır, 2. yargılama aşamasında, annem ...... ......'in yeniden tanık olarak dinlenmesi için mahkemenin bu talebi kabul edip duruşmaları ertelemesinde, ben cezaevinde olduğum için ...... ......'in veya herhangi bir başkasının bir katkısı var mı, yok mu bilemem, ...... ......, benim son aşamada duruşmalarımı takip eden yakın arkadaşımdır, Adıyaman doğumlu ...... ......'la cezaevinde tanıştım, dışarıda da arkadaşlığım devam etti, benim yargılamalarımla kendisinin bir alakası yoktur, ...... ......'ın ve ...... ......'ın ...... ......'e, ...... ......'a verilmek üzere para verdiğini duymadım, ...... ......'in villasının yapılması iddiası tamamen yalandır. Herhangi bir avukatın bu işe aracılık yaptığını ve menfaat temin ettiğini duymadım" şeklinde beyanda bulunmuş,
Duruşmada ise, önceki beyanını inkar ederek, çapraz sorgu sonucu ne yazıldı ise imzaladığını, kimseye para vermediğini savunmuştur.
Sanık ...... ...... ....;
Adalet müfettişlerince saptanan 28.5.2002 tarihli beyanında; ..... .... davası için hiçbir hakim veya savcıyla görüşmedim, aracı tutmadım, kimseye para vermedim ve geri almadım, Mahkeme Başkanı Hakim ...... ...... 'la, üyelerden ...... ......'le ve diğer üyelerle hiçbir görüşmem ve konuşmam olmamıştır, şeklinde beyanda bulunmuş,
Diğer aşamalarda da, suçlamaları red ederek önceki anlatımlarını tekrar etmiştir.
Sanık ...... ......;
Adalet müfettişlerince saptanan 26.7.2002 tarihli beyanında; ...... ...... eşini öldürdüğünden tutuklanmış ve cezaevine girmişti, benim de hemşehrim olan ...... ......, ...... ......'in dışarıdaki işlerini takip ediyordu, Avukat olarak ...... ...... ve ...... ......'u tutmuşlardı, sanıyorum 1998 yılı başlarında ...... ......'in yakın tanıdığı ve arkadaşı ...... ...... yanıma gelerek bana, "senin tanıdıkların vardır, araya gir, mahkemeden az ceza çıksın" dedi, ben de kendisine "beni bu tür işlere bulaştırmayın, ben haktan adaletten yana kişiyim, neyse cezası onu alır" dedim, bu konuşmalarımdan kısa bir süre sonra her zaman olduğu gibi ...... ......'nın bürosuna gittiğimde ...... ...... denen şahısla tanıştım, o gittikten sonra ...... ...... bana, kararı verecek olan hakimle, ...... ......'in bu işi halledeceklerini, emin değilim ama sanıyorum 165 bin marka bu işin biteceğini söyledi ve benden de bir miktar para talep etti, ...... ......'i cezaevinde ziyaret ettim, ...... ......'nın söylediklerini anlattım ortağım olması nedeniyle izin verdiği takdirde 50 veya 60 bin Mark civarında bir parayı ...... ......'ya vereceğimi söyledim. "ver!" dedi bende ...... ......'nın bürosuna giderek hiçbir açıklama yapmadan 50 veya 60 bin Mark civarında bir parayı İlyas Kaya'ya verdim. Bu parayı verdiğimde ...... ...... orada yoktu, bu sıralarda ...... ......'in pek çok dosyada menfaat karşılığında aracılık yaparak tahliye kararlarının çıkmasına ve bazı cezaların indirilmesine vesile olduğu söyleniyordu. ...... ......'ya verdiğim paranın miktarını tam olarak hatırlayamadığım için 50-60 bin mark ödedim, benim büromda bilgisayar kayıtları vardır, en kısa sürede, bilgisayarıma bakarak net miktarı da size söyleyeceğim.
Birkaç gün sonra, bir hafta olabilir, ...... ......'in Mersin Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasına katılmak için adliyeye gittim, koridorda ...... ......'i gördüm, ...... ......'in duruşmaya girip girmediğini hatırlamıyorum, ...... ...... beni görmemezlikten geldi, ...... ......'ya "niye böyle davranıyor?" dedim, o da bana, "onun için bana -...... ...... sahtekâr, yalancı, üçkâğıtçı- demiştin, aynı sözleri -senin için böyle söylüyor- diye ...... ......'e anlattım, o yüzden senle konuşmuyordur" dedi, ...... ......'in üçkâğıtçı olduğunu ben boyacı bir arkadaşımdan duymuştum ve ...... ......'ya anlatarak, "bu dava için ona çok güveniyorsunuz, bu adama güvenmeyin, para kaptırmayın, sahtekârın birisidir, bu davaya bakacak hâkim aptal mı? Delimi? Bu parayı alarak davayı bitirsin, bu paranın verileceğini Mersin'de herkes duydu, bu kadar aleni bu iş yapılmaz" demiştim, buna rağmen bilahare, sanıyorum 165 bin markı, kararı verecek olan hakime vermek üzere ...... ......'e verdiğini, istenilen karar çıkmadığı için, verilen paranın bir miktarının geri alındığını ...... ......'dan ve Karadenizli arkadaşlardan duydum.
...... ......, ...... ...... ilgili hâkime verilmek üzere, 165 bin markı verdiğinde ben yanlarında yoktum, o zamanki 1.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ...... ......'ı tanımam, sadece bir duruşmaya gitmiştim, orada görmüştüm, dışarıda görsem tanımam,
Ben, paranın ...... ...... tarafından ...... ......'e verildiğinde yanlarında değildim, ama sanıyorum bu konuda Rize'li olduğunu bildiğim ...... ...... daha fazla bilgi sahibidir, benim başkaca bir bilgim yoktur,
Adalet müfettişlerince saptanan 30.7.2002 tarihli beyanında ise; ...... ......'in izniyle ...... ......'ya "73.392" (yetmiş üç bin üç yüz doksan iki) alman markı verdiğini, İlyas Kaya'nın bu parayı nerede kullandığını kesin olarak bilmediğini söylemiştir.
Duruşmada; müfettiş beyanlarını kabul etmediğini, ...... ......'ya verdiği paranın ...... ......'in alacağı olduğunu, bu paranın kime ne amaçla verdiğini bilmediğini beyan etmiştir.
Sanık ...... ......;
Adalet müfettişlerince saptanan 12.7.2002 tarihli beyanında;
1995 yılı içerisinde ...... ...... eşini öldürmüştü, tutuklandı hakkında Mersin 1.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştı, avukat olarak da beni ve ...... ......'yı tutmuştu, önceleri mahkeme başkanı ...... ...... değildi, 1996 yılının sonlarından itibaren ...... ......'ın başkanlık yaptığı heyet duruşmalara çıkıyordu, ilk verilen karardan sonra dosya temyiz edilerek Yargıtay'a gönderilmişti, adli tıptan rapor alınmadığı için bozularak geri geldi, tekrar yargılama başladığında ...... ...... beni aradı ve bana "bir adamın kendisini aradığını, bu davayı halledeceğini söylediğini belirtti. ...... ......, ...... ......'in yakını, davalarını takip eden kişiydi, ben ...... ......'ya "böyle adamlara inanma, bu davada hallolacak herhangi bir şey yok, adli tıp raporuna göre ya kasten adam öldürme olur, ya da kastı aşan fiil nedeniyle adam öldürme olur, herhangi bir kişinin devreye girmesine gerek yok, çünkü yapacağı bir şey yok, hakimler ...... ......'in babasının oğlu bile olsa bir şey yapamazlar" dedim, o tarihte ...... ...... Erdemli Cezaevindeydi, bir gün beni çağırmış cezaevine yanına gittim, bana "af çıkacakmış, bu davayı uzat, ne yaparsan yap, mutlaka uzat" dedi, hatta bana annesinin yeniden dinlenmesi için talimat verdi, kendisine annesinin dinlendiğini, bir daha dinlenmesinin mümkün olamayacağını söyledim, buna rağmen "dediğimi yap!" dediği için mahkemece reddedileceğini bile bile, ...... ......'in annesi ...... ......'in yeniden dinlenmesi için Av. ...... ...... ile birlikte talepte bulunduk, hiç tahmin etmeyeceğimiz bir şekilde mahkemece savunmaya taalluk ettiği gerekçesiyle talebimiz kabul edildi. Ben avukat olarak hayretler içerisinde kaldım. Bundaki amaç davayı uzatmaktı, üç celse arandı, bulunamayınca dinlenmesinden talebimiz üzerine vazgeçildi. Bu arada heyette olan üye değişikliğinin farkında değilim, biz talepten vazgeçince mahkeme kararını beklediğim gibi 20 yıl olarak verdi. Bu sırada ...... ...... cezaevinden akıl hastası olduğuna dair bir dilekçe göndermiş, ne ben ne de diğer Av. ...... ......bu konuda ...... ......'e herhangi bir fikir vermedik, böyle bir dilekçe vereceğinden haberimiz de yoktu, bu nedenle kısa kararla gerekçeli karar arasındaki süreçte bu dilekçenin cezaevinden ...... ......tarafından gönderilerek, dosyanın safahatını değiştirmesi bizim içinde sürpriz oldu, ama bu fikri Cevdet bey nereden aldı bilemiyorum, biz de gerekçeli kararla birlikte bu dilekçeyi gördük, Yargıtay bu defa akıl hastalığının araştırılmadığı gerekçesiyle kararı bozdu, yeniden yapılan yargılama sonucunda karar 20 yıl olarak verildi, bu davada ...... ...... veya bir başkası tarafından Mahkeme Başkanı ...... ......'a para verildiğini görmedim ve duymadım, öyle bir şey hissetmedim, heyette bir gerginlik hissetmedim,
Ben bu dava nedeniyle ...... ......'i bularak, "sen ...... ......'a yakınsın, ...... ......'i bu davadan kurtar" demedim, ...... ......'in ...... ......'e "beni bu davadan kurtar, Mahkeme Başkanı ...... ......'la görüş, sana istediğin kadar para vereceğim" dediğini ve ...... ......'nın da ...... ......'e bu işi hallet, 200-250 bin mark kazanırsın" dediğini duymadım, ...... ......' in ofisinde ...... ......'nın, ...... ......'e kafa attığını görmedim, para yüzünden kavga ettiklerini işitmedim şeklinde beyanda bulunmuştur.
Duruşmada, 12.7.2002 tarihli müfettiş beyanının doğru olduğunu söyleyerek, benzer şekilde savunma yapmıştır.
Tanık ...... ......;
a) Adalet müfettişlerince saptanan 21.5.2002 tarihli beyanında; "1995 yılının yaz aylarında Samsun'dan Mersin savcılığına atandım, ...... ...... ........ Müsteşarlığa atandıktan sonra Başsavcı ...... ...... .... gelene kadar, yani 10.02.1997 tarihine kadar Başsavcılığa vekalet ettim, hemen arkasından başsavcı vekili olarak Mersin'e atamam yapıldı, 11.10.1996 tarihinde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ...... ...... Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na atandı, çok kısa bir süre sonra da komisyon başkanı oldu, Tarsus'tan ilk geldiğinde yanında adliyedeki tüm hâkim ve savcılara bilgisayar mühendisi ve yabancı dil öğretmeni olarak tanıttığı "...... ......" adıyla bilahare tanınan ...... ......vardı, geldikten kısa bir süre sonra ...... ......'le ve ...... ......'la ilgili dedikodular adliyede yaygın bir şekilde söylenmeye başlandı, çünkü ...... ......l Komisyon Başkanı olmasının da etkisiyle hâkim ve savcılar üzerinde ...... ......lehine bir manevi baskı oluşturmuştu, öyle ki ...... ......hâkim ve savcıdan çok daha üst pozisyonda birisi gibi davranıyor, ...... ...... da kendisine bu fırsatı veriyordu, adliyedeki hâkim ve savcılarla birlikte bir arkadaşımızın veda yemeğinde veya protokol yemeklerinde bile ...... ......'ın yanında yer alıyordu, bu sırada Başsavcı olarak ...... ...... ..... atandı, dedikodular daha da artınca Başsavcı ...... ....... .....'a ...... ......'in adliyede iş takipçiliği ve davalarda aracılık yaptığını duyduğumu, bu nedenle adı geçen şahsın adliyeye girmesinin sakıncalı olacağını söyledim, bu sözleri söylediğimde ...... ...... ..... , ...... ......'in evinde kiracı olarak oturuyordu, hatta ismini hatırlayamadığı emekli bir hakim arkadaşım kanalıyla kendisine "bu evde oturmasın, başı derde girer" diye de haber gönderdim, kendisi yani ...... ...... ..... inşaat halindeki evinin bitmesini bekliyordu, hemen Kasım Sümer'in evini boşalttı, ben işi gücü bırakmış adeta ...... ......'i takip eder duruma gelmiştim, çünkü dedikodular artık minibüslerde, taksilerde konuşulur vaziyetteydi, koridorda Kasım'ı sıkıştırıp "yine mi geldin?" dediğimde, kendisi ...... ......'ın odasına kaçıyordu, her mühim dava ve sorgu sırasında elinde cep telefonu ile adliyede dolaşıyor, hakim odalarına girip çıkıyor, birilerine cep telefonuyla uzun uzun bir şeyler anlatıyordu,
PKK örgütü ile ilgili bir soruşturma sırasında ...... ...... yine adliye koridorunda idi, durumdan şüphelendim soruşturmayı yürüten ve halen İzmir'e yerleşen o zamanki savcı arkadaşım ...... ......'ya "evrakta titiz davranalım, çünkü ...... ......buralarda, bir şeyler çeviriyor, cep telefonuyla dışarıya bir takım haberler veriyor" dedim, ...... ...... tüm sanıkları tutuklama talebiyle sorgu hakimliğine gönderdi, bir ara ...... ...... koridordan kaybolunca ben şüphelendim, sorgu yapan Hakim ...... ......'ın odasına girdiğimde, beklediğini gördüm, o sırada sanıkların savunmasını almaya devam ediyordu, Hakim ...... ......'a "sorgu gizlidir" dedim ve orada ...... ......'e de dönerek; "sen utanmıyor musun?, ben seni kaç defa adliyeden kovdum" dedim, kolundan tutup odadan dışarıya çıkarttım, adliye karakol amiri ...... ...... biraz sonra yanıma geldi "Ne oldu? ......'a bir şey mi yaptınız? söylenerek gidiyordu" dedi, ben durumu olduğu gibi kendisine anlattım ve .....'a "bu adam hangi kaleme gidiyor, hangi hakimin yanına gidiyor takip edin" dedim, buna rağmen ...... ......'in önünü kesemedim, çünkü ...... ......onu her zaman için sahiplendi, himaye etti, korudu, kolladı, birlikte adliyeye girip çıktılar, nereye gittiler ve ne yaptılar dışarıdaki hayatlarını bilemem, bana bir haber göndererek, "Savcı ..... bey benden ne istiyor? Benimle niye uğraşıyor? İstediği şekilde ağırlayayım" dedirtti, ben de kendisine "adliyeden elini ayağını çeksin, başka bir şey istemiyorum" diye haber gönderdim, aradan çok zaman geçtiği için kimle haber geldiğini ve kimle gönderdiğimi hatırlamıyorum,
...... ...... ayrıca Başsavcı ...... ...... .....'ın, Hakim ...... ......'nun ve Hakim ...... ......'ın odasına da sık sık girip çıkıyordu, o tarihte ...... ...... ...., ...... ......'in evinde kiracı olarak oturuyordu, bu evi Başsavcı ...... beye, ...... ...... tutmuştu, çünkü diğer hakim ve savcılar üzerinde kurduğu baskı gibi, Başsavcı ..... beyin üzerinde de, ...... ......'in etkinliğini sağlamak istiyordu, ancak ...... ......1998 yılı sonlarında Yargıtay Savcılığına gittikten sonra Başsavcımız ...... ...... ....., ...... ......'i bir daha yanına kabul etmedi ve gelmemesi için de haber gönderdiğini duydum, bir daha da yanında görmedim,
Bir dosya ile ilgili dedikodular çok artmıştı, bu dosya ...... ......dosyasıydı, ...... ......Karadenizli bir müteahhittir, karısını öldürmüş ve tutuklanmıştı, 14.05.1996 tarihinde verilen kararda sanığın kastın aşılması suretiyle TCK'nın 452/1, 51/1 ve 59/2. maddeleri gereğince netice itibarıyla altı sene üç ay ağır hapis cezası verilmişti, bu dosyanın duruşmalarına C.Savcısı olarak ben çıkmıştım, esas hakkındaki mütalaamda sanığın TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasını istemiştim, karara 1. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi ...... ......'de muhalif kalmıştı, dosya temyizim üzerine Yargıtay'dan bozularak geldi, dosya Yargıtay'dan geldikten sonra yeniden esasa kaydedilip, duruşmalara başlandığında mahkeme heyeti değişmiş, ...... ......l Mahkeme Başkanlığına, halen Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi üyesi olan Hakim ...... ......'de mahkeme üyeliğine atanmıştı, diğer üye de Hakim ...... ......'di, bozmaya uyularak dosya Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilerek rapor alındı, dosya karar aşamasına geldiğinde eski mütalaamı aynen tekrar ettim, TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasını istedim, sanık vekili Av. ...... ......son savunmasını vermek üzere mehil istedi, genellikle 1. Ağır Ceza Mahkemesinde son savunma için 10 veya 15 gün mehil verilirken, bu dava için Başkan ...... ...... bir istisna yaratarak bir aylık mehil verdi, bir sonraki celsede daha önce dinlenmiş ve görgüye müstenit herhangi bir bilgisi olmayan sanığın annesinin yeniden dinlenmesini sanık vekili talep etti, ben iddia makamı olarak söz aldım, sanığın annesinin daha önce dinlendiğini, yeniden dinlenmesinin dosyaya bir daha yenilik getirmeyeceğini bildirdim, bunun üzerine Mahkeme Başkanı üyeleri "dinlersek iyi olur" şeklinde söyleyerek ikna etti ve tanığın yeniden dinlenmesine ve dosya tutuklu olmasına rağmen, adı geçen tanığın ihzar yerine, davetiye ile celbine karar verildi, tanık bulunamadı, bunun üzerine sonraki celsede ihzar çıkartıldı, bir sonraki celsede adresinin bilinemediği bildirildi, daha sonrakinde Trabzon'da olduğu söylendi, adresinin tahkiki için tekrar talik edildi, buradaki amaç Başkan ...... ......'ın adli tatile kadar kararın çıkmasını engelleyerek, heyette değişiklik yapılmasını sağlamak ve kararı istediği gibi çıkarmaktı, nitekim adli tatilden bir gün önceki celsede heyette değişiklik olmuş üye ...... ...... adli tatile çıkmış, aynı zamanda komisyon başkanı olan ...... ...... ......'ı görevlendirmişti, ben avukat ..... ......., "tanığın adresini bildirin, ne zaman dönecek" diye söyleyerek sorulmasını mahkeme heyetinden istediğimde, avukat, heyete Trabzon'daki adresini bilmediğini, ne zaman döneceğini de bilmeyeceğini söyledi, Başkan ...... ...... ve heyet, tanığın dinlenmesinden vazgeçtiler, sanık vekilinden esas hakkındaki savunması istendi, Başkan ...... ...... ve heyet, tanığın dinlenmesinden vazgeçtiler, sanık vekilinden esas hakkındaki savunması istendi, sanık vekili duruşma salonu dışına çıkartıldı, Başkan, üye ...... ......'den görüşünü sordu, ...... ...... Başkana "benim oyum belli, daha önce muhalefet şerhim de vardı, TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasını istiyorum" diyerek kürsüden indi ve Reis ...... ......'ın odasına geçti, ben kürsüden inmedim, Başkan ...... bey dosyanın kapağını kaldırarak beni perdeledi ve ...... beyi ikna etmeye çalıştı, ...... ...... ilk kez bu dosyanın duruşmasına çıkıyordu, ..... bey Başkana: "Savcı bey ne diyor" diye sordu, Başkan ...... bey de, "onu boş ver, o farklı düşünüyor" diye söyledi, ben de ..... beye dönerek, "Yargıtay bozmasını, adli tıp raporunu ve esas hakkındaki mütalaayı oku yeter" derken, parmaklarımı da para alındığını ima edecek şekilde oynattım, bunun üzerine ...... ...... "ben mütalaaya uyuyorum" diye söyleyince, Başkan .....bey koltuğa kendisini bıraktı, rengi sarardı, bir süre hareketsiz kaldı, açıkça bir hayal kırıklığı yaşadığı belli oluyordu, sonra kendisini toparladı mübaşire tarafları çağır dedi ve mütalaama uygun olarak sanığın TCK'nın 449/1, 51/1 ve 59/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiğini açıkladı, bu dosyanın baştan beri müdahili yoktu, aynı gün Başkan ..... beyin odasının kapısında bir kargaşa yaşandığını, akşam saat:17.00'ye kadar dışarıya çıkamadığını ve kapısında polis beklettiğini gördüm, bundan birkaç gün sonra ...... ......'in işlerini takip eden Karadenizli ...... ...... odama geldi bana "bizim Başkan ...... ......'a verdiğimiz para ne olacak? Paramızı versinler." Dedi, kendisine "ben Başsavcı vekiliyim, buranın Başsavcısı ...... ...... ..... Şu anda kütüphanede, kendisine anlatın, isterseniz Bakanlığa bildirin, neticeyi de bana bildirin" dedim, bir müddet sonra tekrar yanıma geldiğinde, Başsavcı ...... ...... .....'a durumu anlattığını, kendisine, "beni bu işe karıştırmayın, dışarıda halledin" diye söylediğini belirtti, verilen para miktarını söylemedi, rüşvet vermenin suç olduğunu bildiği için de şikayet edemedi, bu olaylar yaşandığında ...... ......'ın babası Mersin'deydi,
...... ......'ın babası Şereflikoçhisar'da oturan bir kişidir, ancak önemli davalarda karar verildiğinde sık sık Mersin'e gelir giderdi, ...... ...... temkinli bir kişiydi, aldığı parayı babası kanalıyla temin ettiğini sanıyorum, yaptığım araştırmada p