Türk Ceza Kanunu 234. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 234- (1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır.
(3) (Ek: 6/12/2006 – 5560/10 md.) Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar
İhaleye fesat karıştırma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
77 karar eşleşti
9. Ceza Dairesi, 2021/5429 E., 2023/6203 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Katılan mağdure vekilinin sanık hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteği yönünden; 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'nun (5237 sayılı Kanun) 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun mağdurunun kaçırılan ya da alıkonulan çocuğun kanuni temsilcisi olması sebebiyle, yaşı küçük katılan mağdureye tayin edilen vekilin bu suçtan kurulan hükmü temyi
9. Ceza Dairesi 2021/5429 E. , 2023/6203 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2013/64 E., 2015/53 K.
SUÇLAR : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî onama, kısmî bozma
Katılan mağdure vekilinin sanık hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteği yönünden; 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'nun (5237 sayılı Kanun) 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun mağdurunun kaçırılan ya da alıkonulan çocuğun kanuni temsilcisi olması sebebiyle, yaşı küçük katılan mağdureye tayin edilen vekilin bu suçtan kurulan hükmü temyize hakkı bulunmadığı belirlenmiştir.
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği o yer Cumhuriyet savcısı ve katılan mağdure vekilinin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hüküm ile sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısının çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan kurulan hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.03.2015 tarihli ve 2013/64 Esas, 2015/53 Karar sayılı kararı ile sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fırkasının (e) bendi uyarınca beraatine; çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fırkası, 53 ve 58 inci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2018 tarihli 14 -2015/163610 sayılı çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan hüküm yönünden onama, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan kurulan hükme ilişkin bozma görüşlü Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Katılan Mağdure Vekilinin Temyiz Sebepleri
Alınan raporlar, beyanlar, savunma karşısında sanığın on beş yaşından küçük olan mağdureye karşı çocuğun cinsel istismarı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluştuğuna bu nedenle kararın bozulması talebine ve sair hususlara ilişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Mağdurenin daha önceden de gerçeğe aykırı beyanlarda bulunarak başkalarına ait yerlerde kaldığına, sanığın dosyada tanık olarak bulunan kişilerle aynı eylem içinde olmasına rağmen cezalandırıldığına, sanığın mağdureyi tehlikelerden koruma amacıyla hareket ettiğine, mağdurenin değişen beyanlarına itibar edilmeyeceğine, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun unsurları oluşmadığından beraat kararı verilmesi talebine ve sair hususlara ilişkindir.
C. O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebepleri
Sanığın çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da unsurlarının oluştuğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken sabit olan nitelikli cinsel istismar suçundan beraatine ve unsurları oluşmayan çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan mahkumiyetine karar verilmiş olmasının açıkça yasaya aykırılık teşkil ettiğinden hükümlerin bozulması talebine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Kayden ve gerçekte 15.07.1997 doğumlu olan mağdurenin, evden kaçmayı alışkanlık haline getirdiği, 01.07.2012 günü babasından 10 TL harçlık alıp bakkala gideceğini söyleyerek evden çıktığı, yolcu minübüsüne binerek İzmir iline gelip Gaziemir semtinde indiği, mağdurenin anne ve babasının, mağdureyi bulunması muhtemel yerlerde aramalarına rağmen bulamamaları üzerine aynı gün Ayrancılar Jandarma Karakol Komutanlığına kayıp ilanı verdikleri, mağdurenin Alsancak semtine gittiği, deniz kenarında bir müddet oturduğu, havanın kararmasına müteakip sanık ve tanık ... ile karşılaştığı, sohbet etmeye başladıkları, mağdurenin evden kaçtığını, kalacak yerinin olmadığını, kendisini bu gece misafir etmelerini, sabah ayrılıp gideceğini söylediği, ev sahibi tanık ... ve sanığın bunu kabul edip mağdureyi tanık ...'un evine götürdükleri, en üst katın teras şeklinde olduğu, alt katlarda ...'un ailesinin ikamet ettiği, gecenin ilerleyen saatleri olması nedeniyle alt kattakileri uyandırmadan direk teras kata çıktıkları, tanık ...'un teras katta bulunan hamakta, sanığın yer yatağında, mağdurenin de terasın diğer tarafında bulunan yatağa yattığı, tanık ...'un aşamalardaki değişmeyen beyanlarına göre sabah uyandığında mağdurenin ve arkadaşı olan sanığın evden ayrılmış olduklarını gördüğünü, mağdurenin terasta kaldığı süre içerisinde sanıkla yakınlaştığını, cinsel ilişkiye girdiğine dair herhangi bir şey görmediğini beyan ettiği, mağdurenin tanığın evinden 03.07.2012 günü sabahı ayrıldıktan sonra bir süre İzmir'de değişik yerlerde parklarda dolaştığı, 05.07.2012 günü mağdurenin annesine telefonla mesaj atıp, Karabağlar mezarlığında bulunduğunu bildirdiği, ailesinin gelip mağdureyi burada bulduğu ve evlerine gittikleri, annesinin mağdureyi sorguladığı, kendisine ... isimli şahsın tecavüz ettiğini söylediği, mağdurenin ailesi tarafından 07.07.2012 günü Karabağlar Polis Merkezine götürülüp şikayetçi oldukları,tahkikat devam ettiği sırada mağdure ile kolluk görevlilerinin yeniden yaptıkları görüşmede bu defa mağdurenin sanığın 02.07.2012 günü gecesi kendisine tanık ...'un evinde tecavüz ettiğini iddia ettiği, verdiği adres ve tarif üzerine tanık ...'un evine ulaşıldığı, annesi ile görüşüldüğü, annesinin haber vermesi üzerine tanık ...'un yanında sanık ve bir arkadaşı da olduğu halde evlerinin önünde olduklarını kolluk görevlilerine bildirdikleri, kolluk görevlilerinin adrese gittikleri, sözlü mülakatta mağdurenin bir gece evin teras katında kaldığını doğruladıkları, mağdure hakkında İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08.07.2012 tarih, 2012/9868 sayılı raporda, hymen anüler yapıda olup, bütünlüğünün korunduğu, saat kadranına göre saat 8 hizasında 0.3x0.3 cm lik ekimoz olduğu, eski veya yeni yırtık saptanmadığı, hymen üzerinde saptanan ekimozun vücuda organ veya sair bir cisim sokulmaya çalışılması sırasında oluşmasının mümkün olduğu, vücudunda herhangi bir travmatik lezyon olmadığı, anal muayenesinde akut veya kronik fiili livatanın tıbbı delillerine rastlanmadığının rapor edildiği ve sperm aranmak üzere sürüntü çubuğu alındığı, aynı yerin 02.04.2014 tarih ve 4412-827 sayılı raporda, vajinal sürüntü örneğinde sperm hücresi görülmediği, meni içermediğinin rapor edildiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu 6.İhtisas Kurulunca düzenlenen 07.05.2014 tarih 2400 karar nolu raporda mağdurenin 02.07.2012 tarihinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının kalıcı ve sürekli olarak bozulduğunun rapor edildiği, mağdurenin yapılan vücut muayenesinde parmağındaki sigara yanığını doğrulayacak herhangi bir bulgu tespit edilmediği gibi, anatomik olarak bakire olduğunun, fiili lavata bulgusunun tespit edilemediği, mağdurenin hymeninde saat kadrana göre 8 de tespit edilen 0.3x0.3 cm lik ekimozun vücuda organ sokmak suretiyle oluştuğunun kesin delili olmadığı gibi, kaşınma veya benzeri şekilde de oluşabileceği, mağdurenin yukarıda anlatılan şekilde aşamalardaki beyanlarının değişkenlik gösterdiği,olay tarihi olan 02.07.2012 gününden sonra mağdurenin 2-3 gün daha Karabağlar semtinde mezarlık civarında kaldığı, ailesinin 05.07.2012 günü kendisini mezarlık bölgesinde bulup evine götürmesi ve sorgulaması aşamasına kadar herhangi bir karakola başvurup cinsel istismara uğradığı yönünde bir iddiasının bulunmadığı,mağdurenin 02.07.2012 gecesi tanık ...'un evinin teras katında geçirdiği gecede, aynı yerde bulunan sanığın mağdureye cinsel istismarda bulunduğu hususunda yoğun şüpheyi aşacak, mahkumiyete yeter, savunmanın aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği,dikkate alınarak, sanığın üzerine atılı nitelikli cinsel istismar suçunu işlediği sabit görülmediğinden beraatine,
2. Sanığın baştan itibaren tanık ev sahibi ... ile birlikte eylem ve fikir birliği içerisinde olduğu gözetilerek sanığın suç tarihinde on sekiz yaşından küçük olup, çocuk konumunda bulunan ve evi terk eden mağdureyi, kanuni temsilcisinin bilgi dışında ailesini veya yetkili makamları durumdan haber etmeksizin bir gece yanlarında tutması nedeniyle çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan 5237 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerektiği sonuç ve vicdani kanaatine varılarak mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Katılan Mağdure Vekilinin Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İsteği Yönünden
5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun mağdurunun kaçırılan ya da alıkonulan çocuğun kanuni temsilcisi olması sebebiyle, yaşı küçük katılan mağdureye tayin edilen vekilin bu suçtan kurulan hükmü temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereğince 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B. Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarı Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Katılan mağdurenin aşamalarda değişkenlik gösteren beyanları, tanık ...'un mağdureyi doğrulamayan beyanı, kovuşturma aşamasında sırasında sanığın parmağına sigara bastığına yönelik beyanına karşın İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 08.07.2012 tarihli raporuyla doğrulanmadığı anlaşılmakla; Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, o yer Cumhuriyet savcısı ile katılan mağdure vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmiş, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C.Sanık Müdafii İle O Yer Cumhuriyet Savcısının Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İsteği Yönünden
5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun mağdurunun kaçırılan ya da alıkonulan çocuğun kanuni temsilcisi olması sebebiyle; suç tarihinde on beş yaşından küçük olan mağdurenin yasal temsilcisi konumunda olan annesi ile babasının 5271 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesi uyarınca davaya katılma hakkı bulunduğundan, duruşmaya çağrılarak aynı Kanun'un 238 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulması ve davaya katılmak istemesi halinde, bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken 04.04.2013 tarihli duruşmada şikayetçi ...'in alınan beyanına istinaden yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması,
Sanığın Sulh Ceza Hakimliğince alınan savunmasında mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediğine yönelik beyanları karşısında 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı tartışıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Kabule göre de; sanığın suç tarihinde on beş yaşından küçük olması nedeniyle rızası hukuken geçersiz olan katılan mağdureyi cebir, tehdit veya hile olmaksızın alıkoyduğu anlaşıldığından, eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin birinci fıkrası kapsamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu gözetilip ek savunma hakkı verilmek suretiyle bu suçtan mahkumiyeti yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. Katılan Mağdure Vekilinin Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İsteğinin İncelenmesinde
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle katılan mağdure vekilinin temyiz isteminin, 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi gereğince Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. O Yer Cumhuriyet Savcısı İle Katılan Mağdure Vekilinin Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarı Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Temyiz İsteklerinin İncelenmesinde
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenle İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.03.2015 tarihli ve 2013/64 Esas, 2015/53 Karar sayılı kararında o yer Cumhuriyet savcısı ile katılan mağdure vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden o yer Cumhuriyet savcısı ile katılan mağdure vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
C. Sanık Müdafii ile O Yer Cumhuriyet Savcısının Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İsteğinin İncelenmesinde
Gerekçenin (C) bölümünde açıklanan nedenle İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.03.2015 tarihli ve 2013/64 Esas, 2015/53 Karar sayılı kararına yönelik o yer Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden, hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.10.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
8. Ceza Dairesi, 2020/7473 E., 2023/3587 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ayrıntılı gerekçesi 8.Ceza Dairesinin 16.05.2023 tarih ve 2020/7459 Esas-2023/3312 Karar sayılı kararındaki karşı oy yazımızda belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen çocuğun alıkonulması suçunda, çocuğun rızasının geçersiz olduğu gerekçesi ile çocuğun rızaen alıkonulması suçunun hürriyeti tahdit suçuna dönüştürülerek bu suçtan mahkumiyet kararı ve
8. Ceza Dairesi 2020/7473 E. , 2023/3587 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Alaçam Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 21.01.2015 tarihli iddianamesi ile sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmaları için kamu davasının açıldığı anlaşılmıştır.
2. Alaçam Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.02.2016 tarihli kararı ile sanıklar hakkında çocuğun kaçırılması veya alıkonulması suçundan mahkumiyet kararları verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan ... vekilinin temyiz isteği; eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğine, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) ilgili maddelerinin olaya doğru uygulanmadığına, re'sen dikkate alınacak hususlarla kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Dava konusu olay, sanıkların, olay tarihinde kaldığı yurttan kaçan 15 yaşından küçük mağduru Samsun İlinden alarak Alaçam ilçesine getirdikleri ve 2 gün süreyle arkadaşlarının evine yerleştirdikleri mağdurla beraber kalmak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri iddiasına ilişkindir.
IV. GEREKÇE
Oluşa ve dosya kapsamına göre; suç tarihinde 15 yaşından küçük olan ve Samsun Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezinde bakım ve gözetim altında bulunan mağdur ...' in kaldığı yurttan izinsiz olarak ayrıldığı, sanıkların temin ettiği evde, rızasıyla, sanıklarla birlikte 2 gün süreyle kaldığı olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.12.2015 tarihli 2014/14-198 Esas 2015/428 Karar, 17.02.2015 tarihli 2014/14-307 Esas 2015/8 sayılı Kararları nazara alındığında, onbeş yaşını tamamlamamış olan mağdur ...' in kendi özgür iradesi ile serbestçe hareket etme hakkı niteliği itibariyle üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hak olmadığından ve gerçekleştirilen eylemle ilgili gösterdiği rıza hukuken geçerli sayılmadığından sanıklara yüklenen eylemin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan hükümler kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Alaçam Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.02.2016 tarihli kararına yönelik katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 321 inci maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.05.2023 tarihinde karar verildi.
(K.D.)
KARŞI OY GEREKÇESİ
Sayın çoğunluğun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun'nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki hürriyeti tahdit suçunun oluştuğuna dair görüşünü dayandırdığı gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.12.2015 tarih ve 2014/14-198 Esas, 2015/428 Karar ile 17.02.2015 tarihli 2014/14-307 Esas ve 2015/8 Karar sayılı kararlarında belirtilen 15 yaşını bitirmemiş küçüklerin alıkoyma suçuna rızalarının hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyeceğine dair kararlarıdır.
Ayrıntılı gerekçesi 8.Ceza Dairesinin 16.05.2023 tarih ve 2020/7459 Esas-2023/3312 Karar sayılı kararındaki karşı oy yazımızda belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen çocuğun alıkonulması suçunda, çocuğun rızasının geçersiz olduğu gerekçesi ile çocuğun rızaen alıkonulması suçunun hürriyeti tahdit suçuna dönüştürülerek bu suçtan mahkumiyet kararı verilmesinin 5237 sayılı Kanun'daki düzenlemelere yani kanuna ve hukuka aykırı olduğu düşüncesindeyiz. Şöyleki;
5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesine ve 234 üncü maddesine bakıldığında, 109 uncu maddesinde düzenlenen kişi hürriyetini sınırlama suçu kişilere karşı suçlar bölümünde, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun ise 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinde belirtilen topluma karşı suçlar kısmında düzenlendiği görülmektedir
Hürriyeti tahdit suçunun kanundaki düzenleniş şekline göre bu suçun oluşabilmesi için mutlaka kişinin rızasına aykırı olarak fiziki özgürlüğünün kısıtlanması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinde düzenlenen hürriyeti tahdit suçunda mağdurun var olan rızasının yok sayılması sureti ile suçun oluşacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu suçta hile ve aldatma olmayan durumlarda çocuk bile olsa rızası bulunan kimselere yönelik fiziki alıkoyma eylemi başka bir suç (çocuklar yönünden alıkoyma suçunu) oluştursa bile hürriyeti tahdit suçunu oluşturmayacağı kanuni düzenleme ile sabittir.
Çocuğun rızaen alıkonulması suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinde ise bu suçun mağduru anne-baba veya yetkili makamlar olduğundan, bu suçta çocuğun iradesine değil, anne-baba veya yetkili makamların iradesine üstünlük tanınmıştır. Ancak burada dikkatten kaçan husus çocuğun rızası yok sayılmayıp anne-baba veya yetkili makamların iradesinin çocuğun rızasına üstün tutulmasıdır. Yani kanunda çocuğun rızası yok ve geçersiz sayılmamıştır. Mevcut düzenlemeye göre çocuğun rızasının varlığı ile eylemin çocuğun alıkonulması suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır. Çocuğun rızasının varlığı burada suç vasfına ve mahiyetine doğrudan etki etmektedir. Bir diğer ifade ile çocuğun rızasının varlığı sayesinde eylem 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalmaktadır. Aksi takdirde suç hürriyeti tahdit suçunu oluşturacaktır.
Çocuk evi kendisi terk ettiğinden kanun koyucu tarafından, alıkoyanın (haber vermeme) eylemi aile düzenine karşı işlenmiş bir eylem olarak görüldüğü için şikayete tabi bir suç olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla şikayete tabi bir eylemin kanunun düzenleniş amacına ve gerekçesine aykırı bir şekilde şikayet kapsamından çıkarılarak yüklenen yükümlülükle orantısız olarak şikayete tabi olmayan ve ağır ceza içeren hürriyeti tahdit gibi ağır bir suça dönüştürülmesi maddi ceza hukukundaki aleyhe yorum yasağı kapsamında kalmaktadır.
Çünkü; Ceza Genel Kurulu kararında belirtilen 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen çocuğun alıkonulması suçunun hürriyeti tahdit suçuna dönüştürülmesi eylemi açıkça kıyas ve yorum yolu ile yapıldığından bu durum 5237 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine açık aykırılık oluşturmaktadır. Bilindiği üzere; 5237 sayılı Kanun'da maddi ceza içeren bölümlerde kıyas yapmak, kıyas yolu ile suç oluşturmak yasaklanmıştır.
Öte yandan, kişi özgürlüğü kişiye sıkı sıkıya bağlı mutlak bir haktır. Yukarıda belirtildiği üzere 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinde düzenlenen hürriyeti tahdit suçunda yaş küçüklüğü rızaya engel bir durum olarak görülmemiştir. Rıza var ise bunun hile ile sağlanıp sağlanmadığı aranmıştır. Yani rızanın varlığı halinde yaşı 15'den küçüklerin alıkonulmasında da hürriyeti tahdit suçunun unsurlarının oluşmayacağı düzenleme içeriğinden anlaşılmaktadır. Kabul ve uygulamada bu yöndedir. Nitekim 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesindeki düzenlemeye göre yaşı küçük çocukların bir yere gitmeleri ya da kalmaları anne-babaları tarafından dahi zorla engellense hürriyeti tahdit suçunu oluşturacağı kabul edilmektedir. Hürriyeti tahdit suçundaki bu düzenleme, kişi özgürlüğünün yaş sınırı aranmaksızın kişiye sıkı sıkıya bağlı mutlak ve devredilemez bir hak olduğunu ortaya koymaktadır. Bu olayda da; anne-baba veya yetkili makamlar suçun mağduru olsalar da özgürlükleri kısıtlanmamaktadır. Sonuçta özgürlüğü kısıtlandığı iddia edilen kişi (suçun konusuda) olsa çocuktur. 5237 sayılı Kanun' un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen alıkoyma suçunda da evi terk eden çocuğun rızası olduğu için hürriyeti tahdit suçunun unsurları oluşmayacak ancak rızaen alıkoyma suçu oluşacaktır. Aksi düşünce unsurları itibari ile oluşmayan hürriyeti tahdit suçundan ceza verilmesi gibi kanuna ve hukuka aykırı bir durum ortaya çıkarmaktadır.
Burada son olarak şunu belirtmek gerekir ki; ahlaki değerlerle hukuk kurallarını birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü; ahlaki değerlerle hukuk kuralları her zaman örtüşmeyebilir. Sanığın eylemlerinin ahlaki redeati (kötülüğü) kesin kurallara bağlanmış hukuk kuralları karşısında etkisini kaybeder. Hukukta suçun oluşması için suçun tipiklik unusurunun (kanunda düzenlenen unsurların) gerçekleşmesi ve kastın varlığı gerekir. Bu olayda hürriyeti tahdit suçunun tipiklik unsuru ve kastın varlığı gerçekleşmemiştir.
Çocuğun var olan rızasının yok sayılması suretiyle hürriyeti tahdit suçunun oluşacağına dair bir düzenleme ne 5237 sayılı Kanun' un 109 uncu maddesinde ne de 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında bulunmamaktadır. Yorum yolu ile eylem daha ağır bir suça dönüştürülemeyeceğinden 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen eylemin çocuğun rızasının geçersizliği nedeni ile hürriyeti tahdit suçuna dönüştürülmesi kanuna ve hukuka aykırıdır.
Ceza Genel Kurulunun mezkur kararında yapıldığı gibi bir kıyas yapılacak ise yaşı küçüklerde temyiz yeteneğini düzenleyen Medeni Kanunun 16 ncı maddesi, Türk Ceza Kanunun genel hükümler bölümünde düzenlenen çocukların cezalandırılması ile ilgili 31 inci maddesi ve çocukta rızanın nazara alınabileceği yaşa ilişkin bir düzenleme olan 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birlikte değerlendirilerek bir kıyas yapılmalıdır. (Bu husus geniş gerekçeli muhalefet şerhinde açıklanmıştır.)
Açıklanan nedenlerle Medeni Kanun'daki çocuğun kendi aleyhine borçlandırıcı tasarruflara girmesini yasaklayan kısıtlamalarından ve 5237 sayılı Kanun'un özel hükümler bölümünde yer alan özel suçlara ilişkin düzenlemelerden hareketle hakimin özel hukuk alanında olduğu gibi kendisini kanun koyucunun yerine koyarak kıyas yolu ile suç oluşturması maddi ceza hukukundaki aleyhe yorum ve kıyas yasağına açık aykırılık oluşturmaktadır. Böyle bir yorumla varılacak sonuç 5237 sayılı Kanun'un 1 inci maddesindeki özgürlükleri koruma amacına, 2 nci maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesine, 3 üncü maddedeki cezada adalet ilkesine, Anayasadaki kişi özgürlüğüne, hukuki belirliliğe ve hukuk güvenliğine aykırılık oluşturacaktır. Anayasal hukuk devletinde yasama, yürütme ve özellikle yargı mercileri kanunlarla bağlıdır. Aksine hareket özgürlük-güvenlik dengesini bozmak suretiyle devletin hukuk devleti vasfına ve hukuk devletine olan güvenin zedelememesine yol açar. Bu nedenlerle 5237 sayılı Kanun'da açıkça belirtilen haller dışında rıza yaş sınırının 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesindeki çocukların cezalandırılmasına ilişkin düzenlemeye paralel bir düzenleme olan ve 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen 12 yaşı bitirme olarak kabul edilmesi ve 12-15 yaş aralığında olan çocuklarda da rızaya ehil olup olmadığının araştırılması, ehil olduğunun tespiti halinde ise on iki yaşını bitirmiş evi terk eden çocuklarında kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olan bir yere gitme veya bir yerde kalma haklarının bulunduğunun kabul edilerek bu yaşta evi terk eden çocukların durumunun ailesine veya yetkili makamlara haber verilmemesinin ise 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenleme gereği bu madde de belirtilen suçu oluşturduğunun kabul edilmesi 5237 sayılı Kanun'a, Medeni Kanun'daki düzenlemelere, Anayasa'ya, hukuka ve kanun koyucunun amacına daha uygun olacaktır.
Bu açıklamalar doğrultusunda suç konusu olay değerlendirildiğinde suçun konusu olan ve Samsun Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde bulunan mağdur ...'in 05.10.1998 doğumlu olup suç tarihinde 14 yaşını bitirmiş olduğu, kaldığı yurttan izinsiz olarak ayrılarak sanıklarla buluştuğu Samsun ilinden ayrılarak, Alaçam ilçesinde sanıkların temin ettiği yerde 2 gün sanıklarla rızası ile kaldığı, sanıkların bu süreçte çocuğa yönelik, suç teşkil eden eylemlerinin olmadığı, 15 yaşını doldurmak üzere olan çocuğun, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediğine ilişkin bir iddia da bulunmadığı anlaşılmıştır. Buna göre kurumun şikayetçi olması nazara alındığında sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında çocuğun rızası ile alıkonulması suçunu oluşturduğu anlaşılmakla Daire çoğunluğunca yerel Mahkemenin hürriyeti tahdit suçundan kurduğu hükmün onanmasına ilişkin onama kararına katılmadığımı ve yetkili makamın olaydan şikayetçi olması nedeni ile sanıkların eyleminin 15 yaşını bitirmemiş çocuğu ailesine yada yetkili makamlara haber vermeksizin rızası ile alıkoyması suçunu oluşturduğu gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiğini saygıyla arz ederim. 23.05.2023
Ceza Genel Kurulu, 2015/512 E., 2017/302 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Sanık ...'ın aşamalardaki savunmalarına göre; sanığın, kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden mağdureyi rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutması eyleminin TCK'nun 234/3. maddesinde düzenlenip şikâyet üzerine takip edilen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu halde TCK'nun 73/6.
Ceza Genel Kurulu 2015/512 E. , 2017/302 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 22.12.2011
Sayısı : 246-421
Çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından sanıklar ... ve ...'un TCK'nun 103/1-a, 103/2, 53, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis; TCK'nun 109/1, 109/3-f, 109/5, 53, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.12.2011 gün ve 246-421 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 25.09.2014 gün ve 13483-10520 sayı ile;
"Mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanlarına, sanıkların inkara yönelik savunmalarına, tanıkların beyanlarına, mağdurenin kızlık zarının doğuştan anatomik yapısı itibari ile ereksiyon halindeki bir penisin yırtık meydana getirmeden duhulüne müsait olduğu yönündeki İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 18.06.2010 tarihli raporuna ve tüm dosya kapsamına göre; sanıkların, mağdure ile cinsel ilişkiye girdiklerine ve sanık ...'in üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanık ... hakkında her iki atılı suçtan ve sanık ... hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyetlerine hükmedilmesi,
Sanık ...'ın aşamalardaki savunmalarına göre; sanığın, kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden mağdureyi rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutması eyleminin TCK'nun 234/3. maddesinde düzenlenip şikâyet üzerine takip edilen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu halde TCK'nun 73/6. maddesi uyarınca müşteki Halil'in şikâyetten vazgeçmeye ilişkin beyanının sanık tarafından kabul edilip edilmediğinin de sorularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliklerinden "bozulmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.12.2014 gün ve 151005 sayı ile;
"Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık suçun sübutuna dairdir.
Yargılamaya konu olay, mağdure ...'in eve gelmemesi üzerine, babası Halil'in kolluğa müracaatı ile öğrenilmiş, yapılan soruşturma sonunda da mağdure sığındığı bir arkadaşının evinde bulunmuştur.
Mağdure başında geçen hadiseyi, olayın sıcaklığıyla baba ve annesi ile ifadesi sırasında da kolluğa ayrıntılarıyla anlatmıştır. Mahkemece de samimi görülen bu beyanları aşamalarda da özünde değişmemiştir. Farklılık arz eden bir iki hususta da makul ve inandırıcı açıklama getirmiştir.
Soruşturmada, ifadelerinin alınması sırasında yasa gereği hazır bulundurulan ve görüşüne başvurulan psikolog Aydın Demirdiyar da mağdure hakkında '..ifade tarzı samimi, tutarlı, uyumlu'..değerlendirmesinde bulunmuştur.
Mağdure ..., resmî kurumda dünyaya gelmiş olup, 18.06.1995 doğumlu, suç tarihleri itibarıyla da 15 yaşından küçüktür.
Suç uydurması ve sanıklara suç yüklemesi için sebep ileri sürülmediği gibi böyle bir kişilik ve karaktere sahip olduğuna dair bir bulgu ve iddia da söz konusu değildir.
Kısaca; anlatımları, yaşı da gözetildiğinde yalın, samimi ve çelişkiden uzaktır. Öyle ki Adli Tıp Kurumu raporu ile de belirlendiği gibi kızlık zarının elastikî yapıda olabileceğini düşünebilecek ve bilebilecek hayat tecrübesi ve olgunluğunun olmaması sebebiyle sanıklardan Burak, cinsel ilişkiden önce sorduğunda; İsmail'in kendisine organ sokmak suretiyle cinsel istismarı nedeniyle kız olmadığını -sanıp, düşünüp- söylediğini bile ifade etmektedir. Bu dahi ifadelerinin takdir ve değerlendirilmesinde önemli bir ölçü olarak görülmelidir.
Nitekim delillerle doğrudan temas eden ve sanıklar hakkında mahkûmiyet hükmü kuran yerel mahkemenin vicdani kanaatı da aynı yönde tecelli etmiştir. Bizce de bu husus, toplanan delillere ve dosya kapsamına uygun düşmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 26.03.2015 gün ve 11915-5004 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1-Sanık ...’e atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığı,
2- Sanık ...’e atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı,
3- Sanık ...’a atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığı,
4- Yaşı küçük mağdureyi cebir, tehdit veya hile olmaksızın alıkoyan sanık ...’un eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu, yoksa çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu mu oluşturduğu,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
Mağdure ... 18.06.1995 tarihinde hastanede dünyaya gelip suç tarihleri itibarıyla 15 yaşını tamamlamadığı,
Mağdurenin, 16.06.2010 tarihinde ailesi ile birlikte ikamet ettiği evden eşyasını ve kimliğini alarak ayrılması üzerine, mağdurenin babası olan ...'in 17.06.2010 tarihinde kolluğa müracaat ederek mağdurenin sanık ... ile kaçtığından şüphelendiğini beyan edip şikâyetçi olduğu, mağdurenin aynı gün sanık ...'ın ablası olan tanık ...'un evinde bulunarak ailesine teslim edildiği ve soruşturmanın başladığı,
İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen rapora göre; mağdurenin yapılan muayenesinde darp ve cebir izine rastlanmadığı,
İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı tarafından düzenlenen rapora göre; mağdurenin kızlık zarının halkavi, ensiz, elastiki ve halen iki parmak duhulüne müsait olduğu, kızlık zarında eski veya yeni bir yırtığa rastlanmadığı, kızlık zarının doğuştan anatomik yapısı itibarıyla ereksiyon halindeki bir penisin yırtık meydana getirmeden duhulüne müsait olduğu, cinsel ilişkiye girip girmediği hususunun adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olduğu, mağdureden vajina yıkama sıvısı alındığı, livata bulgusu olmadığı, vücudunda zor kullanıldığına dair ya da şehevi duyguların tatmini esnasında meydana gelebilecek bulguya rastlanmadığı,
İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapora göre; mağdureye ait olduğu bildirilen külot ve vajinal sürüntü örneklerinde sperm hücresi görülmediği, külot üzerinde mağdureye ait olduğu düşünülen kadın cinsiyet karakterli DNA profili elde edildiği, herhangi bir erkeğe ait DNA profili elde edilmediği,
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapora göre; klinik olarak hafif-sınır mental kapasite olan mağdurenin yaşadığı olaylardan dolayı ruh sağlığının ayrı ayrı etkilendiği ancak bozulmadığı,
Soruşturma evresinde mağdurenin beyanı alınırken hazır bulunan uzman bilirkişi raporuna göre; mağdurenin ifade tarzının samimi, tutarlı ve uyumlu olduğu,
Anlaşılmıştır.
Mağdure ... kollukta; yaklaşık bir ay önce arkadaşı olan tanık .... ...’nün evinde sanık ... ile tanıştığını, evde tanık ....'un sevgilisi olan aynı zamanda kendi arkadaşı tanık .....'nin de olduğunu, tanıklar .... ve ...'nin kendisini evin salon kısmında sanık ... ile yalnız bırakarak diğer odaya geçtiklerini, burada sanık ... ile aralarında yakınlaşma olduğunu, sanık ...'in cinsel ilişkiye girme teklifini kabul etmediğini, ancak sanık ...'in "seninle evlenirim" demesi üzerine ilişkiye girdiğini, cinsel ilişkiden sonra kan gelmediğini, sanık ...'in ilişkiden sonra menisini peçeteye sildiğini, daha sonra tanık ... ile evden ayrıldıklarını, tanık ...’ye sanık ... ile cinsel ilişkiye girdiğini ve kan gelmediğini anlattığını, bir hafta arkadaşlık yaptığı sanık ... ile sadece o gün yüz yüze görüştüğünü, 15.06.2010 tarihinde saat 13.00 sıralarında tanıklar ... ve .... ile birlikte tanık ....'un arkadaşı olan sanık ...’ın bulunduğu parka gittiklerini, burada tanıştığı sanık ...'ın arkadaşlık teklifini kabul ettiğini, 16.06.2010 tarihinde saat 13.00 sıralarında hep birlikte tekrar aynı parka gittiklerini, saat 18.00'e kadar birlikte vakit geçirdikten sonra tanıklar ... ve ....'un ayrıldıklarını, ailesinden habersiz dışarıya çıktığı için eve dönmeye korktuğunu, sanık ...'a eve gitmek istemediğini söyleyince birlikte Çeşme ilçesine gitmek üzere yola çıkıp saat 22.00 sıralarında bu yere vardıklarını, sanık ...'ın kendisini bir arkadaşının evine götürdüğünü, Çeşme ilçesini bilmediği için evin nerede olduğunu hatırlamadığını, yemek yedikten sonra birlikte evin yatak odasına geçtiklerini, daha önce kız olmadığını söylediği sanık ... ile rızası ile cinsel ilişkiye girdiğini, ilişki sonrası sanık ...'ın menisini bir peçeteye sildiğini, bu ilişkiden sonra da kan gelmediğini, daha sonra Çeşme sahiline gidip sabaha kadar sohbet ederek vakit geçirdiklerini, ailesinin kendisini aradığını öğrenmeleri üzerine birlikte İzmir'e döndüklerini, ailesinin tepkisinden çekindiği için Melis isimli arkadaşına gittiğini, evde yalnız olduğu sırada polislerin gelerek kendisini aldığını,
Duruşmada; sanıklardan İsmail ile mayıs ayı içinde hatırlamadığı bir tarihte tanık .... vasıtası ile tanışıp yanında tanık ... de olduğu halde hep birlikte tanık ....'un evine gittiklerini, evde kimsenin olmadığını, tanıklar .... ve ...'nin diğer odaya geçmesinden sonra aralarında yakınlaşma olduğunu ve cinsel ilişkiye girdiklerini, kan gelmediğini, bir süre telefonla görüştüğü sanık ...'in tanık ...'den hoşlandığını anlaması üzerine ayrıldıklarını, yine tanık .... vasıtasıyla tanıştığı sanık ... ile tanık ....'un evinde ilişkiye girdiğini, daha sonra vakit geç olduğu için korkusundan eve gidemediğini, birlikte vakit geçirdikten sonra sanık ...'ın saat 06.00 sıralarında kendisini evinin yakınındaki Hürriyet Parkına bıraktığını, kendisinin de arkadaşı olan Melis’in evine gittiğini, her iki sanıkla da belirttiği tarihlerde tanık ....’un evinde ilişkiye girdiğini, daha önce tanık .... sıkıntıya girmesin diye sanık ... ile ilişkiye Çeşme'de girdiğini anlattığını, sanıklara iftira atması için bir sebep olmadığını, şikâyetinin bulunmadığını,
Aynı oturumda tanıkların dinlenmesinden sonra; evden kaçıp sanık ...’ın evine gittiğini, burada sanık ...'ın eniştesi, tanıklar ... ve .... ile vakit geçirdiğini, sanık ...'ın eniştesi gittikten sonra sanık ... ile bu evde ilişkiye girdiğini, tanık ....'un annesi olan tanık ...'ı daha önce hiç görmediğini,
Şikâyetçi ... kollukta; kızının sanık ... ile kaçtığından şüphelendiğini, sanık ...'ın eniştesini telefonla arayarak kızının yaşının küçük olduğunu söylediğini, şahsın ise kendisine sanık ... ile kızının birbirlerini sevdiğini, yanlış bir iş yapmışlarsa nişan yapacaklarını ifade ettiğini, daha sonra tekrar aradığı şahsın kızının sanık ...’ın yanından ayrıldığını söylediğini; duruşmada ise mağdureyi zorlayıp olayları anlatmasını istediğinde kendisine her iki sanıkla da ilişkiye girdiğini anlattığını, şikâyetçi olmadığını,
Şikâyetçi ...; mağdure ile konuştuğunda her iki sanık ile de ilişkiye girdiğini anlattığını,
Tanık .....; mayıs ayı içinde tam tarihini hatırlamadığı bir günde mağdure ile gezerken erkek arkadaşı tanık ....'un mesaj çekerek buluşmak istediğini, buluştuklarında sanık ...'in de tanık ....'un yanında olduğunu, sonra hep birlikte tanık ....'un evine yemeğe gittiklerini, tanık ....’un annesinin de evde olduğunu, yemekten sonra bir süre sohbet edip evden ayrıldıklarını, sanık ... ve mağdure arasında bir şey geçmediğini, mağdureyi sanık ... ile de kendisi ve tanık ....'un tanıştırdığını, birlikte gezip vakit geçirdiklerini, mağdurenin geç olduğundan eve gidemeyeceğini ve ailesinden korktuğunu söylediğini, sanık ...’a “ben sana aşık oldum, beni kaçır” gibi sözler sarf ettiğini, sanık ...’ın mağdureye "evine git" demesine rağmen mağdurenin gitmek istemediğini, bunun üzerine sanık ...'ın evine gittiklerini, mağdure ile kendisinin salonda yattığını, sanık ...'ın ise ayrı odada kaldığını, ilişki olayını görmediğini, mağdurenin iftira atması için bir sebebi olmadığını ancak ailesinden baskı gördüğü için evlenmek istediğini anlattığını,
Tanık .... ...; her iki sanığın da arkadaşı olduğunu, mağdureyi mayıs ayı içinde kız arkadaşı tanık ... vasıtası ile tanıdığını, sanık ... de olduğu halde dördünün evlerinde yemek yediğini, annesinin de evde olduğunu, daha sonra mağdure ve tanık ...'nin evden ayrıldıklarını, mağdure ve sanık ...'in evlerinde ilişkiye girmediğini, mağdurenin belirttiği gibi ayrı ayrı odalarda kalmadıklarını, mağdurenin sanık ... ile de parkta oldukları sırada tanıştığını, kendi evinde mağdurenin sanıklarla ilişkiye girdiği iddiasının doğru olmadığını, mağdurenin kendisine "ailemden baskı görüyorum, herkesten bıktım, bu şekilde beyanda bulunursam birinden biri benimle evlenir, kurtulurum, bunları başkasına söylersen senin de başını yakarım" gibi sözler sarf ettiğini,
Tanık ... ...; tanık ....'un annesi olduğunu, mayıs ayı içinde tarihini hatırlamadığı bir günde tanık ....'un telefonla arayarak arkadaşları ile birlikte yemeğe geleceklerini söylediğini, eve tanıklar .... ile ..., sanık ... ve mağdurenin geldiğini, saat 17.00 sıralarında hep birlikte evden ayrıldıklarını, tanık .... ve sanık ...'in daha sonra eve geri döndüğünü, evde kaldıkları süre içinde bir ilişki yaşanmadığını, sanık ... ve mağdurenin evine geldiğini görmediğini, torununa baktığı için genelde evde olduğunu,
Tanık ...; sanık ...’ın ablası olduğunu, kızı ile birlikte yaşadığı evin anahtarının ailesinde de bulunduğunu, 16.06.2010 tarihinde saat 22.00 sıralarında işten çıkıp arkadaşının evine gittiğini, arkadaşı ile otururken tanık ....'un telefon açtığını, sanık ... ile gezen mağdureyi ailesinin aradığını söylemesi üzerine sanık ...’ı aradığını ama ulaşamadığını, ilerleyen saatlerde mağdurenin ablasının da arayıp mağdurenin sanık ... ile kaçtığını söylediğini, ertesi gün evine gittiğinde komşularının polislerin evinden bir kız çocuğunu götürdüğünü anlattıklarını, sanık ... ve mağdurenin geceyi nerede geçirdiklerini bilmediğini,
Tanık...; sanık ...’ın eniştesi olduğunu, şikâyetçi Halil'in telefon açarak sanık ... ve mağdureyi evlendirebileceğini söylediğini, durumu sanık ...’a sorduğunda kendisine 16.06.2010 günü gezdiği mağdureyi evlerine yakın bir yere bıraktığını anlattığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ...; mağdure ile yaklaşık 2 ay önce tanışıp arkadaş olduğunu, yaklaşık bir hafta kadar arkadaşlıklarının devam ettiğini, mağdurenin yaşının küçük olduğunu öğrenmesi üzerine arkadaşlıklarına son verdiğini, mağdure ile arkadaşı olan tanık ....'un evine gittiklerini, yanlarında tanık ...'nin de olduğunu, birlikte vakit geçirip sohbet ettiklerini, tanık ....'un annesi olan tanık ...'ın da evde olduğunu, mağdure ile cinsel ilişkiye girmediğini,
Sanık ... kollukta; mağdure ile üç gün önce arkadaşları vasıtasıyla tanışıp bu güne kadar arkadaşlık yaptıklarını, en son 16.06.2010 tarihinde Çeşme'ye gittiklerini, 17.06.2010 günü sabah saatlerinde dönüp mağdureyi evine yakın bir yerde bıraktığını,
Sorguda; mağdure ile tanıklar ... ve .... aracılığı ile tanıştığını,15.06.2010 tarihinde ablası tanık Burçe'nin evinde otururken yanına tanıklar .... ve ... ile mağdurenin geldiklerini, ertesi gün tekrar buluşup tanık Burçe'nin evine gittiklerini, bir süre birlikte vakit geçirdiklerini, mağdurenin ailesinden korktuğunu ve eve gitmek istemediğini söylemesi üzerine önce mağdureyi ikna etmeye çalıştığını, ikna olmayan mağdurenin "başımın çaresine bakarım" demesi üzerine bırakamadığını, tanıklar .... ve ...'yi araçla bıraktıktan sonra bir süre gezip tekrar tanık Burçe'nin evine gittiklerini, tanık Burçe'nin evde olmadığını, kendisinin oturma odasında mağdurenin ise salonda yattığını, sabah arandığını öğrenince mağdureyi evine bırakıp karakola gittiğini, mağdure ile Çeşme'ye gitmediğini, mağdurenin kendisini neden suçladığını bilmediğini, sanık ...'i tanımadığını,
Duruşmada benzer anlatımlarından farklı olarak; tanık Burçe'ye ait evde iken tanık ...'nin de yanlarında olduğunu, tanık ... ve mağdurenin birlikte salonda uyuduklarını, kendisinin de oturma odasında yattığını, Çeşme'ye gitmediklerini, korktuğu için Çeşme'ye gittiklerini söylediğini,
Savunmuşlardır.
Bu açıklamalar ışığında sanıklar ... ve ...'a atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde;
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Uyuşmazlık konuları bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanları, sanıkların mağdure ile cinsel ilişkiye girmediklerine dair istikrarlı savunmaları, bu savunmaları destekleyen tanıklar ..., .... ve ...'ın anlatımları, mağdureye ait olduğu bildirilen külot ve vajinal sürüntü örneklerinde sperm hücresi görülmediğine ve bir erkeğe ait DNA profili elde edilmediğine dair İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesince düzenlenen rapor ile mağdurenin anatomik bakire olduğuna ve vücudunda şehevi duyguların tatmini esnasında meydana gelebilecek bulguya rastlanmadığına ilişkin İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığınca düzenlenen rapor birlikte değerlendirildiğinde; herhangi bir somut delille desteklenmeyen, aşamalarda değişen ve tanık anlatımlarıyla doğrulanmayan mağdure anlatımlarına itibar edilerek haklarında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlıklar yönünden reddine karar verilmelidir.
Her iki uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Sanıklar ile arasında husumet bulunmayan mağdurenin, sanıklarla cinsel ilişkiye girdiğine dair aşamalardaki özde değişmeyen samimi beyanları, mağdurenin ifade tarzının samimi ve tutarlı olduğunu belirten uzman bilirkişi raporu, mağdurenin sanıklarla cinsel ilişkiye girdiğine dair beyanlarını destekleyen şikâyetçilerin dolaylı anlatımları, mağdurenin kolluk beyanında cinsel ilişkiler sonrası kanama olmadığı yönündeki beyanlarını doğrulayan genital rapor ve mağdurenin sanıklardan Burak’ın ablası olan tanık Burçe’nin evinde bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların üzerine atılı suçun sübut bulduğunun kabulü gerekir" düşüncesiyle,
Sanık ... hakkındaki uyuşmazlık yönünden dört, sanık ... hakkındaki uyuşmazlık yönünden ise üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sanık ...'e atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı;
5237 sayılı TCK’nun “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı 109. maddesi;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silâhla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması hâlinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" şeklinde düzenlenmiştir.
Altı fıkra halinde düzenlenen maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli haller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış haline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması ve kısıtlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; “bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir” şeklinde belirtilmiştir. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Kanunun metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmaz. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, sy. 130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, sy.31; Durmuş Tezcan - Mustafa Ruhan Erdem – Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, sy. 363 vd.; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2009, cilt:3, s.2830 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, sy. 87) ve yargısal kararlarda da (CGK’nun 29.06.2010 gün ve 110-161, 23.01.2007 gün ve 275-9, 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın savunması, tanıklar ...., ... ve ...'nin beyanları ile tüm dosya kapsamından; mağdure ile sanık ...'in 2010 yılı Mayıs ayı içinde arkadaşları olan tanıklar .... ve ... aracılığı ile tanıştıkları, tanık ....'un yemek daveti üzerine hep birlikte tanık ....'un annesi olan tanık ...'ın da bulunduğu eve gidip yemek yedikleri ve bir süre sohbet ettikten sonra mağdure ve tanık ...'nin evden ayrıldığı olayda; sanığın, mağdurenin bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünü ortadan kaldırma sonucunu doğurabilecek herhangi bir hareketi bulunmadığından, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden de reddine karar verilmelidir.
Yaşı küçük mağdureyi cebir, tehdit veya hile olmaksızın kaçırıp alıkoyan sanık ...’un eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu, yoksa çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu mu oluşturduğu,
5237 sayılı TCK'nun "Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçunu düzenleyen 234. maddesine 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunla eklenen 3. fıkra ile "Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine… cezalandırılır" hükmü getirilmiş, fıkranın gerekçesinde, “5237 sayılı Kanunun 234 üncü maddesine üçüncü fıkra olarak yeni bir fıkra eklenmiştir. 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 339 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, 'Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.' Bu hükümle, yaşı ne olursa olsun, çocuğa ana ve babasının bilgisi veya rızası dışında evi terk etmeme hususunda bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu hükmü, ana ve babasının bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında bulunduran kişiye çocuğun ana ve babasını veya yetkili makamları durumdan haberdar etmek yönünde bir yükümlülük yüklemek suretiyle tamamlamak gerekir. Çocuğun evi terk etmesinin ana ve babada büyük bir tedirginlik oluşturduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Belirtilen gerekçelerle, Türk Ceza Kanununun, 'Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması' başlıklı 234 üncü maddesine, kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu rızasıyla da olsa yanında tutan kişiye çocuğun ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmek yönünde bir yükümlülük yükleyen ve bu yükümlülüğe aykırı davranışı suç olarak tanımlayan bir fıkra eklendiği" ifade edilmiştir.
Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere bu suçla korunan hukuki değer, veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkıdır. Kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evini terk eden çocuğu, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeden, rızasıyla da olsa yanında tutan kişi şikâyet üzerine cezalandırılacaktır. Çocuğun, kanuni temsilcisinin bilgisi ve rızası olmadan fakat kendi istek ve arzusuyla evi terk edip rızasıyla failin yanına gitmesi veya onun yanında rızasıyla kalması bu suçun oluşması bakımından ön şart niteliğindedir. Kanuni temsilcinin rızasının bulunması suçun oluşmasına engel olacaktır. Fail, çocuğun ailesine veya yetkililere bildirme yükümlülüğünü somut olaya göre belirlenebilecek makul bir süre içerisinde yerine getirdiği takdirde, çocuğu yanında tutsa bile eylemi suç teşkil etmeyecektir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ise 5237 sayılı TCK'nun 109. maddesinde;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) ...
(3) Bu suçun;
...
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
(4)...
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6)..." şeklinde düzenlenmiştir.
Kişilerin isteklerini ve serbest iradeleriyle hareket edebilme özgürlüğünü koruyan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, bir kimsenin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması hareketlerinden herhangi birisinin veya her ikisinin birlikte gerçekleştirilmesiyle oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Suç konusu eylemle, kişinin kendi arzusuna göre bulunduğu yerde kalma ya da oradan ayrılma, yer değiştirme ve istediği yere gidebilme yani serbestçe hareket etme veya kendi iradesiyle hareket etmeme hakları ihlâl edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasında suçun temel şekli düzenlenmiş, üçüncü fıkrasında diğer bazı artırım nedenleri yanında suçun çocuğa karşı işlenmesi halinde, beşinci fıkrasında ise cinsel amaçla işlenmesi durumunda failin cezasından artırım yapılması öngörülmüştür.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi açısından, mağdurenin rızası hilafına işlenmesi halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacağında tereddüt bulunmayan sanığın eyleminin, yaşı küçük mağdurenin rızasıyla yapılması halinde, gösterilen bu rızanın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından sanığın ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nun esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak adlandırıldığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus, fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanunda bazı suç tanımlarında “hukuka aykırı olarak”, “hukuka aykırı başka bir davranışla”, “hukuka aykırı diğer davranışlarla”, “hukuka aykırı yolla”, “hukuka aykırı yollarla” gibi ifadelere yer verilmiştir. Suçun unsurlarından birisi olması hasebiyle "hukuka aykırılık" kavramına madde metninde ayrıca yer verilmesiyle, failin olayda haksızlık bilinciyle hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
5237 sayılı TCK'da ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler;
a- Kanunun hükmü ve amirin emri
b- Meşru savunma ve zorunluluk hali
c- Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası
d- Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit
e- Haksız tahrik
f- Hata
g- Yaş küçüklüğü
h- Akıl hastalığı
i- Sağır ve dilsizlik
j- Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma
Olarak kabul edilmiştir.
İlgilinin rızası TCK'nun 26/2. maddesinde, "kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez" şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, suçla korunan hukuki yararın sahibinin ihlale rıza göstermesi durumunda, bu rıza failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldıracaktır.
Ceza sorumluluğunu ortadan kaldırabilmesi için rızanın, üzerinde serbestçe tasarruf edilebilir bir hukuki menfaate ilişkin olması, kişinin rıza açıklamasına ehil olması ve tasarrufun kanuna, adaba ve genel ahlaka aykırı şekilde yapılmamış olması gerekir. Bu noktada bir hakkın üzerinde serbestçe tasarruf edilip edilemeyeceği hukuk düzenine hâkim genel ilkelere göre belirlenecektir.
Kişinin rıza ehliyetinin varlığından söz edebilmek için o kişinin mutlaka reşit olması gerekmez. Ancak Kanunun özel olarak mağdurun yaşı konusunda belirlemeye gittiği durumlarda, mağdurun rızası failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin kişiler cinsel hakları üzerinde mutlak surette tasarruf hakkına sahip olsa da, Türk Ceza Kanunu 103 ve 104. maddelerinde çocukların bu konudaki rıza açıklamalarını kabul etmemiştir. (.... Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015, s. 279)
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu düzenleyen TCK'nun 109. maddesinde ise mağdurun rıza açıklama ehliyetini belirleme noktasında bir yaş sınırı getirilmemiştir. Bu halde yaşı küçük mağdurun rızasının failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, failin amacının toplumda kabul gören bir davranış ya da genel ahlak kurallarına uygun olup olmadığı nazara alınarak belirlenmelidir. Bu anlamda küçük yaştaki çocuğun gideceği yere bırakılması ya da çocuğun ailesini evde bulamadığı için komşularına gitmesi örneklerinde olduğu gibi kişinin meşru amaçla hareket ettiği durumlarda yaşı küçük çocuğun rızası geçerli olacak, kişinin haksızlık bilinciyle hareket ettiği ve küçüğün rızasının kanuna, adaba veya genel ahlak kurallarına aykırı olduğu hallerde ise yaşı küçük çocuğun rızası geçerli olmayacaktır. Bu sebeple yaşı küçük mağdurun rızasının failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı her olayın özelliğine göre değerlendirilip belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın ailesinden habersiz şekilde evi terk eden yaşı küçük mağdureyi rızasıyla ablası olan tanık ...'un evinde bir gün alıkoyduğu olayda; kanuna, adaba ve genel ahlaka aykırı olan mağdurenin rızası, haksızlık bilinciyle hareket eden sanığın ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Dolayısıyla yaşı küçük mağdurenin hukuken geçerli sayılan rızası bulunmadan gerçekleşen bu eylem kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden kabulüne, Özel Daire kararından bu hususa ilişkin bozma nedeninin çıkarılmasına, yerel mahkemece bu suç yönünden kurulan hükmün esasının incelenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, sanıklar ... ve ...'un üzerine atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sübut bulmaması, sanık ...'in üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşmaması nedenleriyle reddine, sanık ...'un eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturması sebebiyle kabulüne, Özel Daire kararından sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin bozma nedeninin çıkarılmasına, yerel mahkemece bu suç yönünden kurulan hükmün esasının incelenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a) Sanıklar ... ve ...’a atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sübut bulup bulmadığına ilişkin uyuşmazlık bakımından REDDİNE,
b) Sanık ...'e atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden REDDİNE,
c) Yaşı küçük mağdureyi cebir, tehdit veya hile olmaksızın alıkoyan sanık ...’un eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu, yoksa çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu mu oluşturduğuna dair uyuşmazlık yönünden ise KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 25.09.2014 gün ve 13483-10520 sayılı kararından sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne dair bozma nedeninin ÇIKARILMASINA,
3- Dosyanın, sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.05.2017 tarihinde yapılan müzakerede 1 ve 3. uyuşmazlık konuları yönünden oyçokluğuyla, 2 ve 4. uyuşmazlık konuları yönünden oybirliğiyle karar verildi.
9. Ceza Dairesi, 2021/15932 E., 2023/2832 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
b) Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ile 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
9. Ceza Dairesi 2021/15932 E. , 2023/2832 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Reşit olmayanla cinsel ilişki, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 14.04.2015 tarihli ve 2015/757 numaralı iddianame ile sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından dava açılmıştır.
2. Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.03.2016 tarihli ve 2015/230 Esas, 2016/96 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
a) Reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 104 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 43, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b) Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ile 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Özetle; sanık lehine kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile ilgili olarak beraat kararı verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, hata hükümlerinin uygulanması durumunda beraat kararı verilmesi gerektiğini, sanığın atılı suçları işlemediğini, kararın bozulmasını ve sanık hakkında atılı suçlardan beraat kararı verilmesini talep etmiştir.
B. Katılan Mağdure Vekillerinin Temyiz İstemi
Özetle; sanığın hata hükümlerinden yararlanamayacağını, sanığın başka bir çocuğa da nitelikli cinsel istismardan dolayı dosyası bulunduğunu, buna rağmen cezasında indirim yapıldığını, mağdurenin cinsel birlikteliğe kendi iradesi dahilinde girmediğini, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile alakalı olarak mahkemenin değerlendirmesinin eksik olduğunu, sanık hakkında bu suçtan da mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğini, usul ve kanuna aykırı kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince; ''Mağdur ... \*\*\*'ın, facebook.com adlı internet sitesinde sanık ... \*\*\*'ı gördüğü ve sanığa arkadaşlık daveti gönderdiği, bir müddet arkadaşlıktan sonra sanıkla sevgili olduğu, mağdurenin sanıkla görüşmek istemesi üzerine 26/12/2014 tarihinde gündüz vakti sanıkla mağdurenin buluştuğu, sanığın mağdureyi yaşamış olduğu evine götürdüğü, burada mağdureyle rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdikleri, sonrasında mağdurenin kendi evine gittiği, bu olaydan 2-3 gün sonra mağdurenin sanığın telefonuna mesaj atarak yanına gelmek istediğini söylediği, sanığın da kabul ettiği, eve gelmeden önce yağmur yağdığı için mağdurenin ıslandığı, sanığın evinin civarındaki markete gelince mağdurenin sanığı aradığı, sanık ve tanığın markete geldikleri, mağdureye geri dönmesini evine gitmesini söyledikleri, mağdurenin ise evde sıkıntı olur diye dönmek istemediği, sanığın mağdureye kurulanması gerektiğini söyleyerek evine gizlice götürdüğü, sanığın odasında önce hep beraber oturdukları, evde sanığın babası tanık ... \*\*\*'ın da olduğu fakat mağdurenin geldiğinden haberi olmadığı, tanık ...'in bir müddet sonra sanıkla mağdurenin yanlarından ayrılıp diğer odaya gittiği, sanık ile mağdurenin aynı yatakta birlikte sabaha kadar uyudukları, sabah olunca cinsel ilişkiye girdikleri sübut bulmuştur.
Mağdure İrem hakkında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İzlem Merkezi Adli Tıp Uzmanı Tarafından tanzim edilen 29/12/2014 tarihli raporda, mağdurenin jinekolojik pozisyonda yapılan muayenesinde kızlık zarının annüler yapıda olduğu, erişkin bir erkeğe ait erekte bir penisin duhulüne uygun olduğu, kızlık zarında saat kadranına göre 8 hizasında vajen duvarına kadar inen eski yırtık ve 6 hizasında taze ekimoz saptandığı, vücuduna organ sokulduğuna dair eski ve yeni bulgulara rastlandığı belirtilmiş olup, bu hususun da mağdure anlatımlarını doğrular nitelikte olduğu anlaşılmıştır.
Sanık hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavclığı tarafından Çocuğun Cinsel İstismarı suçundan kamu davası açılmışsa da, sanığın mağdureyle internet üzerinden tanıştığı, mağdurenin yaşını internet üzerinde 17 olarak belirttiği, bu hususun mağdure tarafından da doğrulandığı, sanık ile mağdurenin sevgili olduğu süre ve cinsel ilişkiye girdikleri zamanın tanışmalarından itibaren 15 günlük sürede gerçekleştiği dikkate alındığında, sanığın, mağdurenin gerçek yaşını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı görülmediği, mağdurenin cinsel ilişkileri rızası doğrultusunda yaşadığını kabul ettiği gibi, olayın anlatımından da bu hususun anlaşılabileceği görülmekle, Türk Ceza Kanunun 30. maddesinde düzenlemesini bulan Hata hükümleri gereği, mağdurenin yaşında yanılması sonucu suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen sanığın TCK 103. maddesinden sorumlu tutulamayacağı, fakat mağdurenin 17 yaşında olduğunu sanan sanığın, rızası dahilinde mağdureyle cinsel ilişkiye girmesinin TCK 104. maddesindeki suçu oluşturduğu anlaşılmakla, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, işlendiği yer ve zaman nazara alınarak asgari hadden cezası belirlenmiş, suçun, aynı mağdura karşı iki kez işlendiğinden TCK 43. maddesine göre artırıma gidilmiş, cezanın olası etkileri, sanığın sabıkasız geçmişi, sanığın duruşmalardaki iyi halli tutumu nazara alınarak takdiri indirime gidilmiştir.
Yine sanık hakkında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan açılan kamu davasında, mağdurenin rızası dahilinde eylemlerin gerçekleştiğinin mahkememizce kabul edildiği, mağdurenin suç tarihi itibariyle 15 yaşından küçük olmakla beraber, bu hususta sanığın hataya düşürüldüğü, bu suç bakımından da sanığın 17 yaşında olan mağdureye karşı işlenmiş Hürriyeti Yoksun Kılma suçundan muhakeme yapılması gerektiği, mağdurenin 17 yaşında olduğu varsayıldığında göstermiş olduğu rızanın hukuka uygun olacağı, bu halde ise düzenlemesini TCK'nın 234/3. maddesinde bulan Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması suçunun oluştuğu, katılan ...'ın bu suç açısından da şikayetçi olduğu nazara alınarak, sanığın cezası,suçun işlenmesindeki özellikler, işlenndiği yer ve zaman göz önünde bulundurularak asgari hadden belirlenmiş'' hüküm kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Sanık Hakkında Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan mağdure vekili ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
B. Sanık Hakkında Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda on sekiz yaşını bitirmeyen çocuğun anne ve babasının çocuk üzerinde sahip oldukları velayet haklarının koruma altına alınması nedeniyle atılı suçun mağdurunun anne ile baba olması, somut olayda mağdurenin anne-babası olan kanuni temsilcilerinin hiçbir aşamada ifadelerine başvurulmayıp şikayete dair beyanlarının bulunmaması nedeniyle kovuşturma şartı gerçekleşmediği halde mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırıdır.
V. KARAR
A. Sanık Hakkında Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.03.2016 tarihli ve 2015/230 Esas, 2016/96 Karar sayılı kararında katılan mağdure vekili ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan mağdure vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık Hakkında Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenle Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.03.2016 tarihli ve 2015/230 Esas, 2016/96 Karar sayılı kararına yönelik katılan mağdure vekili ile sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.05.2023 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2022/6329 E., 2023/1420 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 30.01.2015 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında evi terk eden çocuğu, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutmak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2022/6329 E. , 2023/1420 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/103 E., 2022/550 K.
SUÇ : Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 ... maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 ... maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 30.01.2015 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında evi terk eden çocuğu, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutmak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2. Samsun 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 02.02.2016 tarihli kararı ile sanığın evi terk eden çocuğu, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutmak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 51 nci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 2 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
3. Samsun 9. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.02.2016 tarihli kararının katılan kurum vekili ve sanık tarafından temyizi Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21.09.2021 tarihli kararı ile basit yargılama usulü yönünden mahkemesince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
4. Bozma Üzerine; basit yargılama usulü uygulanmış itiraz üzerine genel hükümlere göre hüküm kurulmuştur.
5. Samsun 9. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.06.2022 tarihli kararı ile, sanığın evi terk eden çocuğu, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutmak suçundan 5237 sayılı Kanun' un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 1.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan kurum vekilinin temyiz istemi, ... cezanın üst hadden belirlenmesi gerektiğine, cezanın adli para cezasına çevrilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna, eksik inceleme ile karar verildiğine
ve 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Olay tarihinde Samsun Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Müdürlüğünde kalan mağdurun okula gideceğini söyleyerek erkek arkadaşı yaş küçüklüğü sebebiyle soruşturma dosyası tefrik edilen ...'ın ve sanığın yanına gittiği, geceyi onların bıraktığı diğer sanık ...'in evinde geçirdiği, daha sonra T.P.'ın evlerinin kömürlüğünde kalırken T.P.'nin ailesinin durumdan haberdar olması üzerine mağdur ...'yi polise teslim ettikleri iddia edilmiştir.
2. Mağdurun olay tarihinde 15-18 yaş aralığında olduğu anlaşılmıştır.
3. Sanık tevil yoluyla suçlamayı kabul etmiştir.
4. Katılan yurttan okula gidiyorum diye ayrılıp sanık ve ...'le buluştuğunu, onların ayarladığı evde ve kömürlükte kaldığını beyan etmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Sanık hakkında kurulan hükümde, mağdur çocuk ...'nin yurtta kaldığını ve yurttan kaçtığını ... sanığın yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin mağdur çocuğu saklayıp yanında tuttuğu tüm dosya kapsamından anlaşıldığından mahkemece sanığın saiki ve güttüğü amaç nazara alınarak alt sınırdan ... cezanın belirlenmesinde ve yargılama sürecindeki davranışları nazara alınarak 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca indirim yapılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
3. Sanık hakkında kurulan hükümde, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen, davaya katılması doğrudan Anayasa ve kanundan kaynaklanan koruma görevine ilişkin olan ve 5271 sayılı Kanun'un 237 nci ve devamı maddelerindeki katılma hakkına ilişkin suçtan doğrudan zarar görmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına vekalet ücretine hükmedilmesi dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünün açıklanan nedenle Samsun 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin, 23.06.2022 tarihli kararına yönelik katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 ... maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hükmün ikinci fıkrasının çıkartılması suretiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2023 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
Aşağıdakilerden hangisi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" bölümünde yer almaz?
A) İhaleye fesat karıştırma
B) Edimin ifasına fesat karıştırma
C) Fiyatları etkileme
D) Tefecilik
E) İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.