Türk Ceza Kanunu 244. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 244- (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
31 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2022/5846 E., 2024/9572 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi
Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.03.2017 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında katılan Erhan Canbaz ve şikayetçilere yönelik bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 244 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesi, 58 inci maddesi ve 53 üncü maddesi, 3713 sayılı Kanun'un 4 üncü madd
8. Ceza Dairesi 2022/5846 E. , 2024/9572 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/565 E., 2022/364 K.
SUÇ : Bilişim sisteminin işleyişini engelleme,bozma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I.HUKUKİ SÜREÇ
A. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.03.2017 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında katılan Erhan Canbaz ve şikayetçilere yönelik bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 244 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesi, 58 inci maddesi ve 53 üncü maddesi, 3713 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 5 inci maddesi uyarınca; terör örgütü propagandası yapmak suçundan 3713 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin ikinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi, 58 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesi ve 53 üncü maddesi 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B. Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.11.2017 tarihli ve 2017/95 Esas, 2017/292 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
1. Terör örgütü propagandası yapmak suçundan karar verilmesine yer olmadığına,
2. Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,
3. Bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan 244 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesi ve 53 üncü maddesi, 3713 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yollamasıyla 5 inci maddesi uyarınca 6 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
C. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 14.01.2016 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında katılan ...'na yönelik bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 244 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
D. Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.03.2018 tarihli ve 2017/274 Esas, 2018/571 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında katılan ...'na yönelik bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan 5237 sayılı Kanunu'nun 244 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
E. Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.11.2017 tarihli kararının sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 20.12.2018 tarihli ve 2018/1924 Esas, 2018/2195 Karar sayılı kararı ile; silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan kurulan hükümlerin tefriki ile ayrı bir esasa kaydına, bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan kurulan hükmün ise sanık hakkında Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/274 Esas sayılı dosyasında www.muratbasesgioglu.com. adlı internet sitesine bilişim sistemi üzerinden saldırıda bulunarak veri yerleştirmesi sonucu atılı suçtan kovuşturma yapıldığı, dosyanın istinaf incelemesi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi'nin 2018/3180 Esas sayılı dosyasında halen derdest bulunduğu, aynı hususta dairece istinaf incelemesi yapılan mahkeme dosyasında da kovuşturma yapıldığı, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/274 Esas sayılı dosyası ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi'nin 2018/3180 Esas sayılı dosyaları ile istinaf incelemesine konu mahkeme dosyasının bu aşamada dairede birleştirme olanağı bulunmadığı, bahsi geçen dosya akıbetlerinin sonuçlarına göre ilk derece mahkemesince mümkün ise dosyaların birleştirilmesi, bu mümkün olmadığı takdirde anılan dosyaların onaylı birer örneğinin dosya içerisine konulmasından sonra mahsup uygulanarak sanığın mükerrer ceza almasının önlenmesi, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, kabule göre de; sanığın eylemlerinden bir kısmını kamu kurum ve kuruluşlarına ait bilişim sistemi üzerinde işlemesine rağmen 5237 sayılı Kanun'nun 244 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmünün uygulanmaması, sanık hakkında 3713 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereği 5237 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmaması kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiinin ve O yer Cumhuriyet savcısının istinaf talepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, bahse konu hukuka aykırılığın başka türlü aşılması imkanı da bulunmadığından, sanık hakkında sair yönleri incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
F. Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.03.2018 tarihli kararının sanık müdafi tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 10.09.2020 tarihli ve 2018/3180 Esas, 2020/2179 Karar sayılı kararı ile; sanığın, mükerrer cezalandırılmasını önlemek açısından, sanık hakkındaki Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/29 Esas sayılı dava dosyası getirtilip incelenmesi, bağlantı bulunması halinde birleştirilmesi, mümkün olmadığı takdirde ise bu davayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosyaya konulmasından sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, bu yönden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı, sanık müdafiinin istinaf iddiaları bu itibarla yerinde görülmekle, sair yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
G. Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.02.2021 tarihli ve 2020/1130 E. 2021/403 K. sayılı kararı ile dosyanın Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/29 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
H. Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.11.2021 tarihli 2019/29 E. 2021/578 K. sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan 244 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 244 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 3713 sayılı Kanunu'nun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yollamasıyla 5 inci maddesi uyarınca 9 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, daha önce atılı suçtan verilen hükmün yalnız sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi, aleyhe istinaf bulunmaması nedeniyle sanığın ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı bulunduğu anlaşılmakla verilen cezanın önceki ceza miktarına indirilmesi suretiyle sanığın neticeten 6 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
I. Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.11.2021 tarihli sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 07.04.2022 tarihli ve 2022/565 E., 2022/364 K. sayılı kararı ile; sanık müdafiinin sair istinaf istemlerinin reddine, ancak; sanık hakkında bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan verilen 6 yıl 9 ay hapis cezasına ilişkin ilk mahkumiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna sadece sanık lehine olmak üzere sanık müdafi tarafından başvurulduğundan 5271 sayılı Kanun'un 283 üncü maddesi gereği atılı suçtan verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağından başka bir ifade ile ceza miktarı sanık yönünden kazanılmış hak teşkil edeceğinden, sanığın sonuç cezasının 6 yıl 9 ay hapis cezası olarak infazına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sanığın 6 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi, sanık hakkında yapılan bozmanın lehe olması nedeniyle bozma sonrası yapılan yargılama giderlerinin sanığa yüklenemeyeceğinin gözetilmemesi, kanuna aykırı ise de; bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmeyip düzeltilebilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasında kazanılmış hakka ilişkin parağrafta yer alan "Daha önce atılı suçtan verilen hükmün yalnız sanık ve müdafisi tarafından istinaf edilmesi, aleyhe istinaf bulunmaması nedeniyle sanığın ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı bulunduğu anlaşılmakla verilen cezanın önceki ceza miktarına indirilmesi suretiyle sanığın neticeten 6 yıl 9 Ay hapis cezası ile cezalandırılmasına," ibareleri çıkartılarak yerine "Sanık hakkında bilişim sistemindeki verileri bozma yoketme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme suçundan verilen 6 yıl 9 ay hapis cezasına ilişkin ilk mahkumiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna sadece sanık lehine olmak üzere sanık müdafi tarafından başvurulduğundan 5271 sayılı Kanun'un 283 üncü maddesi gereği atılı suçtan verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağından başka bir ifade ile ceza miktarı sanık yönünden kazanılmış hak teşkil edeceğinden, sanığın sonuç cezasının 6 yıl 9 ay hapis cezası olarak infazına," ibarelerinin eklenmesi, hüküm fıkrasında yargılama giderine ilişkin bölümde yer alan "Sanığın bu yargılamada sarfına sebebiyet verdiği davetiye gideri davetiye gideri 1409,00 TL, posta ücreti 339,00 TL olmak üzere toplam 1.748,00 TL'nin sanıktan tahsili ile Hazineye irad kaydına," ibareleri çıkartılarak yerine ilk kararda yer alan "Yargılama gideri bulunmadığından bu yönde karar verilmesine yer olmadığına," ibarelerinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek, sanık müdafiinin hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafinin temyiz sebepleri özetle;
Mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğuna, sanığın savunmasında e-posta adresinin hacklendiğini savunması ve yargılama konusu eylemle birebir aynı olayda sanık hakkında beraat kararı verilmesi nedeni ile uzman bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu aldırılması gerektiğine, sanığın atılı suçu işlemediğine, mahkumiyete yeterli delil bulunmadığına, sanık hakkında lehe hükümlerinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
1. Dava konusu olay; sanığın kamu kurumlarına ve gerçek kişi şahıslara ait internet sitelerini yetkisiz erişim sağlayarak sitelere erişimi engellediği ve terör örgütüne yönelik propaganda nitelikli paylaşımlar yaptığı böylelikle atılı suçu işlediği iddiasına ilişkindir.
2. Katılan ...'nun 16.12.2014 tarihli dilekçesinde www.muratbasesgioglu.com isimli resmi internet sitesinin Cold Hacker grubundan ByKaBaLa (Kurdish hackers) olarak tanınan grubun saldırısına uğradığını, iletişimin kesildiğini, sitede bölücü semboller ve mesajlar bırakıldığını, normal haline döndürüldüğünü ancak tekrar saldırı ile bölücü mesaj ve sembollerin olduğu siteye yönlendirildiğini beyan ederek şikayetçi olması üzerine üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya başlanılmıştır.
3. Soruşturmaya konu olan internet sitesinin log kayıtlarının bulunduğu Aysima Bilişim Teknolojileri A.Ş ile yazışma yapılmış ilgili log kayıtları alınmıştır. Alınan log kayıtları incelenmek üzere Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına gönderilmiş alınan inceleme raporunda tespit edilen IP numaralarından EK-1 de sunulanların alan adı kayıt bilgileri incelendiğinde yurt dışı menşeli olduğu, EK-2 de sunulan IP numaralarının ait olduğu servis sağlayıcılarla yazışma yapılmış, gelen cevabı yazılar da;
Türksat Uydu Haberleşme Kablo Tv ve İşletme A.Ş den alınan cevabı yazıda; “46.\*\*\*\*.72 nolu IP numarasını belirtilen saatlerde Fanlo ve Bilişim Hizmetleri A.Ş'nin kullandığı bildirilmiştir.
Turkcell Superonline A.Ş den alınan cevabı yazıda; “151.\*\*\*\*213 nolu IP numarasını belirtilen saatlerde Tarık TAŞDEMİR isimli şahısın kullandığı, 176.\*\*\*\*.95 nolu IP numarasını belirtilen saatlerde Seval SUNGUR isimli şahısın kullandığı bildirilmiştir
Türk Telekom A.Ş den alınan cevabı yazıda; “88.\*\*\*\*.226 nolu IP numarasını Ş.B. isimli şahısın kullandığı, 78.\*\*\*\*.143 nolu IP numarasını belirtilen saatlerde Su Proje Uygulama ve Yapı San. Tic. Ltd.Şti isimli şirketin kullandığı bildirilmiştir
Turkcell A.Ş'den alınan cevabı yazıda; “178.\*\*\*\*.142, 178.\*\*\*\*.14, 178.\*\*\*\*.14 nolu IP numaralarının Nat IP uygulamasında kullanıldığı, Port bilgisinin sunulması halinde tekrar değerlendirileceği bildirilmiştir”. Bunun üzerine Aysima Bilişim Teknolojileri A.Ş yetkilileri telefon ile aranılmış ilgili siteye ait port bilgisinin tutulup tutulmadığı sorulmuş, kaynak port bilgisinin tutulmadığı bilgisi alınmıştır.
4. Vodafone AŞ'nin yazısında; 95.\*\*\*\*.202 ve 95.\*\*\*\*.102 nolu IP numarasını kullanan abonenin Zeynep Kabala olduğu bildirilmiştir.
5. Z.K.; atılı suçu işlemediğini, evinde bulunan interneti oğlu ...'nın kullandığını, okuma yazması olmadığını, internet kullanmayı bilmediğini beyan etmiştir.
6. S.S.; ...'nun yanında yakını olan Erkan Sevencan'ın çalıştığını, internet sitesini onun kurduğunu, sitenin hacklendiğini öğrenince kendi internetinden bağlantı kurarak hacklemeyi durdurduğunu, olayla alakalarının olmadığını beyan etmiştir.
7. Ş.B.; evinde internet bulunduğunu ancak bir yıl önce kapattığını, halen bilgisayarı ve interneti olmadığını, kimsenini sitesine girmediğini beyan etmiştir.
8. Sanık ... kolluk ifadesinde; ikametinde bulunan interneti kendisi haricinde kimsenin kullanmadığını, kullanmış olduğu facebook hesabına tanımadığı bir bayan kullanıcıdan bir mesaj linki geldiğini, merak ederek bu linkin üzerine tıkladığını, bu linke tıkladıktan sonar bilgisayarının faresinin kendi kendine hareket etmeye başladığını, bilgisayarının faresinin kendi kendine hareket ettiğini fark edince bilgisayarına gelen linkine tıkladığı mesajdan dolayı virüs girdiğini ve bilgisayarının ele geçirildiğini anladığını, Cold Hacekers grubunun kendisine mesaj atarak gruplarına üye olmasını istediklerini, bu gruba üye olmayı kabul etmeyince bilgiyarına site linkleri gönderdiklerini, gönderdikleri site linklerinin arasında ...'nun sitesinin de bulunduğunu, "sen grubumuza dahil olmadığın için siteleri hackleyip suçu senin üzerine atacağız" dediklerini, bahsettiği grubun yurt dışında olduğunu, kimsenin internet sitenisini hackleyip, bölücü semboller bırakmadığını, ...'nun kim olduğunu cold hacerkers grubu tarafından bilgisayarına atılan linkten öğrendiğini, üzerine atılı olan suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
9. T.D.'in alınan savunmasında; kendisinin evinde kablosuz internet kullandığını, olayla ilgisinin olmadığını, kimsenin sitesini hacklemediğini beyan etmiştir.
10. N.B.; ...'nun akrabası olduğunu, olay günü kendisini aradığını ve siteyi temizlemesini istediğini, kendisinden şifreleri alıp siteyi temizlediğini beyan etmiştir.
11. Adli Bilişim Uzmanı Bilirkişi tarafından hazırlanan 14.01.2016 tarihi bilirkişi raporunda; "Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu 2014/170720 numaralı soruşturması kapsamında www.muratbaseskioglu.com isimli internet sitesinin yetkisiz erişim sağlanarak site üzerinde tahribat yapıldığı, erișim kayıtları içeriği incelendiğinde 95.\*\*\*\*.202 - 88.\*\*\*\*.226 - 95.\*\*\*\*.102 - 178.\*\*\*\*.142 IP numaralı kullanıcılar tarafindan SQL Injection yöntemiyle saldırı ve erișim sağladığı, anlaşılmaktadır. Yapılan yetkisiz erișimler "HAVİJ" isimli hack programi marifetiyle gerçekleștirilmiş olduğu tespit edilmiștir. 95.\*\*\*\*.202 - 95.\*\*\*\*.102 IP numaralı internet kullanıcısının ... olduğu, 88.\*\*\*\*.226 IP numaralı internet kullanıcısının ... olduğu, 178.\*\*\*\*.142 IP numaralı kullanıcı ya dair soruşturma dosyası içeriğinde herhangi bir tespit yapılmadığı görülmüştür. www.muratbaseskioglu.com isimli internet sitesinin SQL Injection yöntemiyle yetkisiz erişim sağlanması kapsamında yukarıda yer alan 4 farkli IP adres kullanıcıların kullanmakta olduğu dijital materyallerin incelenmesi gerekmektedir. Yapılacak olan inceleme kapsamında "HAViJ" isimli hack programının bulunup bulunmadığı ve bu programa ait log kayıtlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Ayrıca www.muratbaseskioglu.com isimli internet sitesine apilan erişimlerin de tespit edilmesi gerekmektedir. Ayrıca isnat edilen suçlamalara ilişkin .... isimli şahısın kullanmakta olduğu bilgisayarın incelenmesi gerekmektedir. Bilgisayar incelemesi yapılarak zararlı yazlımların olup olmadığının tespit edilmesi, bulunması dahilinde zararlı yazılımların dıșarıya veri paketi gönderilip göndermediğinin tespiti, bulunması dahilinde gönderilen verinin hangi IP adresine veya hangi e-mail adresine gönderildiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. ... isimli şahısın vermiș olduğu ifadesinde isnat edilen suçlamaları gerçekleştirmediğini, bilgisayarına virüs yerleştirilmesi neticesinde başkalarının bu işlemi kendi bilgisayarları üzerinden gerçekleştirmiş olabileceğini beyan etmiştir. Fakat bu beyanlarına ve savunmalarına dayanak göstermemiş olduğu veya ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca www.muratbaseskioglu.com isimli internet sitesinin "HAVİJ" isimli hack programi marifetiyle ele geçirildiği, ... isimli şahsın vermiș olduğu ifadesinde bu hususların yer almadığı görülmektedir. Sonuç olarak ...'nın vermiș olduğu ifadesi kapsamında web sitesine yapılan işlemlerle çelişkili olduğu, ifadesinde beyan etmiş olduğu hususların gerçeklikten uzak ve adaleti yanıltmak amacıyla verilmiş bir savunma olduğu tarafimca değerlendirilmiştir. Ayrıca bazı Hacker gruplarının yapmış olduğu yetkisiz erişimler eș zamanlı, bir grup halinde bilgi paylaşımlı olarak web sitelerine saldırılar düzenlemektedirler. www.muratbaseskioglu.com isimli internet sitesine yönetimsel dizinlerine yapılan 15 adet IP adresi tespit edilmiş, 4 adet IP adresinin ise SQL Injection yõntemiyle saldırı gerçekleştirilmiştir. Yapilan bu işlemlerin bir grup halinde farklı kişilerin saldırısı neticesinde de gerçekleştirilmiş olabileceği tarafimca değerlendirilmiştir." şeklinde görüş bildirilmiştir.
12. Z.K., Ş.B., S.S., T.D. hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 14.01.2016 tarihinde toplanan delillere göre, Z.K., S.S., Ş.B. ve T.D.'in olayla ilgisinin bulunmadığı, dava açmayı gerektirecek delil olmadığı gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
13. Sanık ... katılan ...'na yönelik açılan davada alınan savunmasında; eylemi gerçekleştirmediğini, ikamette bulunan interneti sadece kendisinin kullandığını, ancak suç tarihinden önce facebook üzerinden tanımadığı bir bayandan mesaj geldiğini merak edip linki tıkladığını, bunun üzerine mausun kendi kendine hareket etmeye başladığını, bilgisayara virüs bulaştırıldığını anladığını, Cold hackers grubunun kendisine mesaj atarak guruplarına üye olmasını istediklerini, bunu kabul etmeyince bilgisayarına site linkleri gönderdiklerini, bu linkler arasında ... sitesinin de bulunduğunu gördüğünü, olayda herhangi bir eyleminin olmadığını beyan etmiştir.
14. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına BİMER aracılığıyla gelen 07.10.2015 tarihli ihbar dilekçesinde, "31.\*\*\*\*.204 bu IP adresli şahıs çeşitli kredi kartı bilgilerini kullanmaktadır, bu şahıs bilgisayarında yüzlerce kişinin bilgisayarında trojen ve pkk üzerine eylem yapmaktadır, pkk üzerine siteleri hacklemektedir, bilgisayarında yüzlerce şahsın kredi kartı bilgilerini bulundurmaktadır ve bu şahıs yüzlerce kişinin internetini kesen şahıstır. Evindeki bilgisayarını incelediğinizde her şeyi göreceksiniz, Hatay İskenderun da oturmaktadır, şahsın adı ... Hatay'da oturmaktadır" şeklinde ihbarda bulunulması üzerine soruşturmaya başlanılmıştır.
15. Şikayetçi ...'in 20.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; kendisinin İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi avukatı olduğunu, konu hakkında bilgisi olmadığı, teknik ekipleri tarafından sunulan log kayıtlarında gerekli bilgilerin verildiğini, kendilerinin her hangi bir mağduriyetinin olmadığını, kurumlara adına şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
16. Şikayetçi ...'nun 20.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; CSK Bilişim Teknolojileri isimli iş yerinin sorumlusu olduğunu, konuyu ilk kez alınan ifadesi nedeni ile öğrendiğini, log kayıtlarını kendi rızası ile paylaştığını, mağduriyetleri olmadığını, ancak şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
17. Şikayetçi ...'in 20.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; Kaf Mimarlık Ofisinin sahibi ve bilgi işlem sorumlusu olduğunu, yaklaşık 1,5 yıl kadar önce bir arkadaşının kendisini arayarak mimarlık ofisinin internet sitesinin hacklendiğini telefon ile öğrenmesi üzerine siteye girdiğinde, hacked By Kabala isminde bir şahsın sisteme giriş yaparak, PKK/KCK bayrakları, PKK örgüt üyelirinin giymiş olduğu kıyafet, PKK örgüt mensupları ve örgütsel müzükler ile sloganlar yazılı bir çok paylaşım olduğunu gördüğünü, konuyu fazla önemsemediğinden daha güvenli olan bir sunucuya geçiş yaptığını, olayın gerçekleştiği tarih ve öncesine ait log kayıtlarının elinde olmadığını, şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
18. Şikayetçi Sefa Sarısoy'un 07.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; www.atasav.org isimli internet sitesinin vakıflarına ait olduğunu, sitelirinin hacklenmesi ile ilgili bir bilgilerinin olmadığını, tek hatırladığı olayın yaklaşık 6 ay kadar önce sitelerinin hacklenmesi sonucu donduğunu bildiğini, hacklenme esnasında ekranda ninja yazısının görüldüğünü, konu hakkında google ile görüşüp sorunu çözdüklerini, mağduriyetleri olmadığı için şikayetçi olmadığını belirtmiştir.
19. Şikayetçi Ramazan Miyeser'in 07.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle: www.istayuygulama.com isimli sitenin kendisine ait olduğunu, yaklaşık 1,5 - 2 sene kadar önce veri tabanı arızası nedeni ile siteye giremediğini, konuyu web hizmeti aldığı şirkete söylemesi üzerine yeni bir internet adresi aldığını, açamadığı siteyi yeni site adresine yönlendirdiğini, yaşadığı mağduriyet nedeni ile şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
20. Şikayetçi ...'nın 18.03.2015 tarihinde alınan beyanında özetle; ... Bilişim ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. nin kurucusu olduğunu, suça konu olayın 6 Aralık 2013 günü saat 10:30 - 11:00 sıralarında gerçekleştiğini, konuyu öğrenir öğrenmez içeriği önce yedekleyip, sonra siteden kaldırdığını, sitesini host eden firma yetkililerine bilgi vererek güvenlik açıklarını kapatmalarını istediğini, sahibi olduğu siteye illegal olarak konulan içeriği usb diskten dosyaya sunduğunu, yaşanan olay nedeni ile firmalarının itibarına zarar verildiğini, bu kişilerin "bykabala.wordprese.com" adresinde halen firmalarının ismini yayınlayarak zarar vermeye devam ettiğini, şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
21. Şikayetçi ...'ın 13.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; Borçka İlçe Müftülüğünde vaiz olarak çalıştığını, ilçe müftülüğünün www.borckamuftulugu.gov.tr adresli resmi internet sitesinin bulunuduğunu, sitenin 2014 ve 2015 yılı içerisinde defaaten hacklenerek terör örgütü propagandası şeklinde resimler ve yazılar konduğunu, log kayıtlarının elinde olmadığını, şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
22. Katılan ...ın 17.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; Eskişehir Cumhuriyet Halk Partisi il teşkilatında il bilişim sorumlusu olarak görev yaptığını, konu hakkında il başkanlığı olarak şikayetçi olduklarına dair belgelerin dosyaya konulmasını talep ettiği, sitelerini hackleyen kişi veya kişilerden şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
23. ...'ın 10.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; Menemen Tarım Hayvancılık Ürünleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. nin sahibi olduğunu, www.menementarim.com.tr isimli internet sitesinin menemen ilçe tarım müdürlüğüne ait olduğunu, konu ile ilgili kimseden şikayetçi olmadığını belirtmiştir.
24. Şikayetçi ...'ın 14.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; Menemen İlçe Tarım Müdürlüğünde tekniker olarak görev yaptığını, yaklaşık 1 yıl kadar önce kolluk görevlelerinin araması üzerine sitelerinin hacklendiğini öğrendiklerini, log kayıtlarını o tarihlerde yetkililere verdiklerini, söz konusu sitenin şuan için kullanılmadığını, sitelerin hackleyen kişi veya kişilerden şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
25. Şikayetçi ...'ın 07.02.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; Bursa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünde bilgisayar programcısı olarak görev yaptığını, 2013 yılının sonlarında Gönül elçileri projesini tanıtım ve yaygınlaştırılması için bursagonulelcileri.gov.tr web sitesini faaliyete geçirdiklerini, 11.05.2014 ile 08.07.2014 tarihleri arasında web sayfasının 5 kez saldırıya uğradığnıı, web sayfasının veri tabanında değişiklik yapmak sureti ile giriş yaptığında örgütsel içerikli resimlerin ve yazıların yer aldığının gördüğünü, ekran görüntülerini kayıt altına alarak kurum yetkililerine bilgi verdiğini, olay tarihinde aldığı ekran görüntülerini dosyaya sunduğunu, saldırıyı gerçekleştiren şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
26. Şikayetçi ...'nin 10.06.2016 tarihinde alınan beyanında özetle; site tasarımı ile uğraştığını, 2012 yılında arkadaşı İ.B.'un ricası üzerine www.findikoba.com isimli web sitesini kurduğunu, 2014 yılının 11. ayının başlarında PKK'lı olduğunu tahmin ettiği kişi veya kişiler tarafından web sitesinin hacklendiğini arkadaşı ...'un kendisine söylemesi üzerine siteyi kontrol ettiğinde PKK terör örgütünün simgelerini gördüğünü, servis sağlayıcısıyla irtibat kurarak PKK simgelerini hemen kaldırdığını, şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
27. Sanığın ikametinde yapılan aramada sanığa ait bilgisayar ve bilgisayar kasasına el konulmuştur.
28. Sanıktan ele geçirilen bilgisayar ve dijital materyaller üzerinde inceleme sonucunda hazırlanan raporunda; sanığa ait bilgisayarın kütüklerinde hacklenen internet sitelerine bilgisayardan erişim sağlandığı ve https://bykabala.wordpress.com isimli internet sitesinin sanığa ait olduğu tespit edilmiş, internet sayfasında ## | HACKLENEN SİTELER. !!; başlığı altında bulunan internet sitelerinin tamamının bu bilgisayardan hacklendiği, hacklenen sitelerin ana sayfasına silahlı PKK terör örgütünün reklamını yaptığının tespit edildiği, bilgisayar kayıtlarında erişimi engelleme ve IP port tarama ile ilgili çok sayıda program olduğu, internet sitelerinin açığını bularak erişimi engellediği tespit edildiği, suç unsuru tespit edilen bilgisayarda silahlı PKK terör örgütü adına çalışıldığı, terör örgütünü övücü skype yazışmaları ile ilgili suç unsuru tespit edildiği, incelemenin sonucu hazırlanan rapor üzerine, inceleme yapılmak amacıyla kopyası oluşturulmuş olan imaj (kopya) incelemenin tamamlanmasına müteakip dijital olarak silinerek imha edildiği, Müdürlüklerinde kopya (imaj) kalmadığı bildirilmiştir.
29. Sanık İskenderun İlçe Emniyette alınan ifadesinde; ailesi ile yaşadığını, bilgisayarla arası iyi olduğunu, kendi çapında tanıdıklarının bilgisayarlarına format attığını, internet üzerinde çeşitli sitelere girdiğini, bu sitelerdeki şahısların kendi bilgisayarına uzaktan bağlanarak başkalarının sitelerini hacklediğini, bundan dolayı çeşitli bilişim suçlarından bir kaç defa ifadesinin alındığını, bilgisayarında yabancı şahısların kredi kartı bilgilerinin bulunmadığınığı, kimsenin bilgisayarına trojen isimil virüsu göndererek bilgisayarlarını hacklemediğini, PKK terör örgütü ile hiç bir bağlantısı olmadığını, ele geçirilen dijital materyaller üzerinde incelemele yapıldığında, suçsuz olduğunun anlaşılacağını, ayrıca 30.09.2015 tarihinde Bimer'e benzer suçlamalarla ilgili ... isimli şahsı şikayet ettiğini bu sebeple ...'ın kendisine iftira atmış olabileceğini beyan etmiştir.
30. Sanık Savcılıktaki ifadesinde özetle; önceki beyanlarına ek olarak redhacked ve coldhackers isimli grupların kendisinden gruplarına üye olmalarını istediklerini, bu teklifi kabul etmeyince trojen ve keylogel isimli casus virüslerle bilgisayarına uzaktan bağlanıp atılı eylemleri gerçekleştirdiklerini beyan etmiştir.
31. Sanık kovuşturma aşamasındaki savunmasında özetle; atılı suçlamayı kabul etmediğini, hatırladığı kadarıyla 2014 yılının Ağustos ayında facebook üzerinden ... ismiyle mesaj gönderildiğini, bu şekilde bilgisayarına virüs bulaştığını, bilgisayarının ağırlaştığını ve kapandığını, bilgisayarını açtığında bayrokabalaa@gmail.com isimli e-posta adresinin silindiğini gördüğünü, tedirgin olduğunu, İskenderun İlçe Emniyet Müdürlüğüne şikayette bulunduğunu, internetiyle ilgili Burak Göktaş hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, şikayetçileri tanımadığını, web sitesinin kendisine ait olmadığını, soy isminin kullanıldığını beyan etmiştir.
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın terör örgütü PKK üyeliği kapsamında müşteki ve katılanlara ait internet sitelerini hacklemek suretiyle erişilemez hale getirdiği, PKK terör örgütünü öven sözler yazmak suretiyle veri yerleştirdiği, bu hususun Hatay Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 04.02.2016 tarihli inceleme raporu, sanığın hayatın olağan akışına aykırı savunması ve tüm dosya kapsamından anlaşılmış ve sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın suçunun sübutunun kabulünde, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygu
Diğer kararlar (4)
11. Ceza Dairesi, 2023/5467 E., 2024/14816 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
şmayan kişiyi Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine tahsis ettiği şifre ile dijital işe giriş bildirgesini doldurarak kuruma ilettiği olayda, sanık hakkında bilişim sistemlerini engelleme, verileri yok etme değiştirme veya engelleme suçundan TCK' nin 244/2, 43/1 maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmak mümkün bulunmamıştır, zira;
11. Ceza Dairesi 2023/5467 E. , 2024/14816 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/111 E., 2021/351 K.
SUÇ : Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya engelleme
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı CMK'nın 231/8-son cümlesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihten, denetim süresi içinde ikinci suçun işlendiği tarihe kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Bozmaya uyulmak suretiyle yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün Tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, üyeler ...'ın eylemin TCK'nın 204/1. Maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğuna yönelik, ...'ın eylemin suç oluşturmayacağına yönelik karşı oyları ve oy çokluğuyla 05.12.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
İşverenin gerçekte işyerinde çalışmayan kişiyi Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine tahsis ettiği şifre ile dijital işe giriş bildirgesini doldurarak kuruma ilettiği olayda, sanık hakkında bilişim sistemlerini engelleme, verileri yok etme değiştirme veya engelleme suçundan TCK' nin 244/2, 43/1 maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmak mümkün bulunmamıştır, zira;
Bizzat katıldığım ve esasa ilişkin olarak çoğunluk oyuna uygun oy kullandığım Ceza Genel Kurulunun 2017/11-1122 E.2020/381K. Sayılı 29.09.2020 tarihli kararında belirtildiği gibi uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle resmî belgede sahtecilik ve sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçları üzerinde durulması gerekmektedir.
Resmî belgede sahtecilik suçu TCK’nın 204. maddesinde;
"(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiş olup maddenin gerekçesi ise;
"Maddede, resmî belgede sahtecilik suçu tanımlanmıştır.
Suçun konusu resmî belgedir.
Belge, eski dilimizdeki ‘evrak’ kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.
Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir.
Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir. Ancak, bu kişilerin gerçekten mevcut kişiler olması gerekmez. Bu itibarla, gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir.
Ancak, bazı belgeler (örneğin poliçe gibi kambiyo senetleri) açısından, belge üzerinde kişinin kendi el yazısı ile imzasının atılmış olması gerekir. Zira, imza, ilgili kambiyo senedinin zorunlu şekil şartını (kurucu bir unsurunu) oluşturmaktadır.
Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır.
Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Bu itibarla, bir kamu kurumu ile akdedilen sözleşme dolayısıyla özel hukuk hükümlerinin uygulama kabiliyetinin olması hâlinde dahi, resmî belge vardır. Çünkü sözleşme, kamu kurumu adına kamu görevlisi tarafından imzalanmaktadır.
Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmî belge olarak kabul edilmek gerekir.
Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci seçimlik hareket, resmî belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmî belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.
Sahtelikten söz edebilmek için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Başka bir deyişle, sahteliğin beş duyuyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmesi gerekir.
İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmî belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Mevcut olan resmî belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmî belgeyi bozmak suçu oluşur.
Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belgenin üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır.
Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmî belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. Birinci fıkrada tanımlanan suçtan farklı olarak, bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.
Söz konusu suçu oluşturan hareketler, birinci fıkrada tanımlanan suçu oluşturan seçimlik hareketlerden ibarettir. Ancak, bu bağlamda özellikle belirtilmelidir ki, kamu görevlisinin gerçeğe aykırı olarak bir olayı kendi huzurunda gerçekleşmiş gibi, bir beyanı kendi huzurunda yapılmış gibi göstererek belge düzenlemesi hâlinde, bu fıkra hükmünde tanımlanan suç oluşur.
Maddenin üçüncü fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun konu bakımından nitelikli unsuru belirlenmiştir. Buna göre, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, cezanın belirlenen oranda artırılması gerekir. Bu hüküm, belgelerde sahtecilik suçları ile delil teorisi arasındaki ilişki göz önüne alınarak, daha üstün ispat gücüne sahip belgeyi daha fazla korumak ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak, değişik yorumlara son vermek maksadıyla bir belgenin böyle bir güce sahip olup olmadığının saptanması için kanunlarda bu hususu belirten bir hüküm bulunması gerekli sayılmıştır." biçimindedir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili "Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme " suçu ise aynı Kanun'un 244. maddesinde;
"(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiller bu maddeye uyan suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, ikinci fıkrasında, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka yere gönderme fiilleri suç olarak düzenlenirken,
Üçüncü fıkrada, birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen eylemlerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde gerçekleştirilmesi halinde, verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı hükmüne yer verilmiş,
5237 sayılı TCK'nın 244. maddesi ile bilişim alanında suçlar bölümünde yer alan 243. maddede olduğu gibi bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış olup, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Maddede bilişim sistemindeki verilere zarar verici nitelikteki hareketlerin işlenmesinin yanı sıra, niteliği itibarıyla sistemdeki verilere zarar verici olmayan iki seçimlik harekete daha yer verilmiştir. Bunlar sisteme veri yerleştirilmesi veya mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistem üzerinde hak sahibi olan kişinin rızasına aykırı olarak herhangi bir verinin bilişim sistemine girilmesi hâlinde veri yerleştirilmesi söz konusudur (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara-2019, 6. Bası, s.872.).
TCK’nın 244. maddesinin ikinci fıkrası ile bilişim sisteminde kayıtlı veriyi bozma, yok etme, değiştirme, erişilmez kılma veya sisteme veri yerleştirme fiilleri cezalandırılarak özel bir sahtecilik suçuna yer verilmiştir (Durmuş Tezcan- Mustafa Ruhan Erdem- Murat Önok, Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara-2015, 12. Bası, s. 807.).
Bu aşamada elektronik belgelerin, resmî belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK’da 765 sayılı mülga TCK’dakine benzer biçimde elektronik verilerin "belge" olarak kabul edilebileceklerine ve sahtecilik suçunun konusunu oluşturabileceklerine ilişkin bir norm mevcut değildir. Bu nedenle kanunilik ilkesi gereğince elektronik belgelerin sahtecilik suçuna konu olabilmesi ve ceza hukuku korumasından yararlanabilmesi için yasa hükmüyle "belge" olarak nitelenmesi zorunludur (Çetin Arslan-İhsan Baştürk, Belgede Sahtecilik Suçunun Konusu Olarak Elektronik Ortamdaki Veriler, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt-8, Sayı-2, Aralık-2013, s. 210.).
Kanun koyucu elektronik verilerin belge olarak kabul edildiği bazı özel düzenlemeler yapmıştır. Uyuşmazlık konusunu ilgilendirmesi bakımından bu hâllerden birisi olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan "Bilgi ve Belge İsteme Hakkı, Bilgi ve Belgelerin Kuruma Verilme Usûlü" başlıklı 100. maddesine değinmek gerekmektedir.
5510 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 100. maddesi;
"5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler doğrudan, münferit olarak bilgi ve belge istenmesi hariç olmak üzere kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ise Kurumla yapılacak protokoller çerçevesinde, Devletin güvenliği ve temel dış yararlarına karşı ağır sonuçlar doğuracak hâller ile özel hayat ve aile hayatının gizliliği ve savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla özel kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler dikkate alınmaksızın gizli dahi olsa Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliğinin sağlanması, 6183 sayılı Kanuna göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ile bu Kanun kapsamında verilen diğer görevler ile sınırlı olmak üzere istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli ve/veya belli aralıklarla vermeye, bilgilerin elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya, görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamaya, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü belge ile vermek zorunda oldukları bilgilere ilişkin mikrofiş, mikrofilm, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm sistem ve şifreleri incelemek için ibraz etmeye mecburdurlar.
Bu madde kapsamında ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar Kurumun belirleyeceği süre içerisinde söz konusu talebe cevap vermek ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.
Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.
Belge veya bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulan gerçek ve tüzel kişilerin, Kurumun bilgi işlem sistemlerinin herhangi bir nedenle hizmet dışı kalması sonucu belge ve bilgiyi, bu Kanunda öngörülen sürenin son gününde Kuruma gönderememesi ve muhteviyatı primleri de yasal süresi içinde ödeyememesi halinde, sorunların ortadan kalktığı tarihi takip eden beşinci işgününün sonuna kadar belge veya bilgiyi gönderir ve muhteviyatı primleri de aynı sürede Kuruma öder ise bu yükümlülükleri Kanunda öngörülen sürede yerine getirmiş kabul edilir.
Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde düzenlenmiş olup maddenin gerekçesi ise;
"100 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile; Kurumun, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilerden bilgi ve belge isteme yetkisine imkan tanınması sağlanmış, Kuruma verilmesi gereken her türlü belgenin diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirilmesi, internet ve elektronik bilgi işlem ortamında alınması, bu idarelere yapılacak bildirimlerin Kuruma verilmiş sayılması, Kanundaki bildirim ve prim ödeme sürelerinin yeniden belirlenmesi, işveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda Kurum yetkili kılınmakta, ayrıca elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin, adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliğine sahip olduğu düzenlenmiştir." biçimindedir.
Bu madde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile bunların hangi yöntemle Kuruma verileceğine ilişkin hükümleri içermektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşlarla gerçek ve tüzel kişiler, 6183 ve 5510 sayılı Kanun'un uygulamasıyla sınırlı kalmak koşuluyla, Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma vermeye, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamakla yükümlüdürler.
Aynı Kanun'un "Sigortalı bildirimi ve tescili" başlıklı 8. maddesinin son fıkrası;
"Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklindedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından düzenlenen, 28.08.2008 tarihli ve 26981 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan, aynı yılın Ekim ayı başında yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan mülga Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü" başlıklı 11. maddesi;
"(1) Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya, meslekî eğitime veya zorunlu staja başladıkları tarihten itibaren sigortalı hak ve yükümlülükleri başlar.
(2) İşverenler, Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının;
a- (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce,
b-(c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar, göreve başladıkları veya okullarında öğretime başladıkları tarihten, kendi hesabına okumakta iken Türk Silahlı Kuvvetleri veya Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya başlayanlar ise bu tarihten itibaren sigortalı sayılırlar ve bu tarihten itibaren on beş gün içinde,
Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür...",
Aynı Yönetmelik'in "Sigortalı işe giriş bildirgesi" başlıklı 15. maddesi ise;
"(1) Bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinde belirtilen sigortalılık başlangıcı ile ilgili bildirim yükümlülüğü, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının; (a) ve (b) bentlerine tabi olanlar için Ek-4, (c) bendine tabi olanlar için ise Ek-4-A'da bulunan sigortalı işe giriş bildirgelerinin, Kuruma e-sigorta ile verilmesiyle yerine getirilir. Sigortalı işe giriş bildirgesi dışında, başka biçimlerde yapılan bildirimler geçerli sayılmaz..." şeklinde düzenlenmiştir.
Çağdaş ülkelerde olduğu gibi Ülkemizde de bilgi ve belgelerin, internet, elektronik ve benzeri ortamlarda gönderilmesi olgusu yaygınlaşmıştır. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun'un 100. maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre Kurum, bu Kanun gereğince verilecek her türlü bilgi ve belgenin elektronik ortamda gönderilmesi için gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya yetkili kılınmıştır. Ülkemizde elektronik ortama geçildiği ve bilgisayar kullanımına başlanıldığı yıllarda bilgisayar ortamında kayıtlı bilgi ve belgelerin mahkemelerde ve icra dairelerinde delil sayılıp sayılamayacağı konusu hayli tartışmalı idi. Bu maddenin ikinci fıkrasında bu konuya açıklık getirilmiş ve elektronik ortamda kayıtlı sözü edilen bilgi ve belgelerin resmî belge niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari merciler nezdinde resmî belge olarak geçerli olacaktır (Aslanköylü Resul, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Şerhi, Ankara-2009, s.1534.).
Söz konusu açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 11 ve 15. maddeleri gereğince elektronik ortamda düzenlenmesi gereken işe giriş bildirgelerinin 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi gereğince adli ve idari makamlar nezdinde resmî belge niteliğinde olacağı ve elektronik ortamda düzenlenecek bu belgeler üzerinde yapılacak sahtecilik eylemlerinin de resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.
Yukarıda açıklandığı üzere gerçeğe aykırı elektronik işe giriş bildirgesi düzenlenmesi hâlinde eylem TCK’nın 244/1. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacak ise de eylemin aynı zamanda TCK’nın 244/2. maddesinde düzenlenen sisteme veri yerleştirme suçunu da oluşturabileceği, bu nedenle söz konusu suçlar arasında içtima sorunu ortaya çıkacağından bu aşamada içtima kurumu üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
Tek fiille birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya "farklı neviden fikri içtima" ya da "görünüşte içtima" kapsamında kalmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima TCK'nın 44. maddesinde; "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde "non bis in idem" kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, "erime sistemi"ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Görünüşte içtima ise, çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s.519.).
Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği fiilin tek ve aynı olmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlâl edilmekte olup diğer normların ihlâli sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.).
Görünüşte içtima hâllerinde hangi kanunun uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "yardımcı (tali) normun sonralığı" ve "özel normun önceliği" gibi ilkelere göre belirlenmektedir.
Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisinden" söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK'nın 42. maddesinde tanımlanmış olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir. Örneğin; yağma suçu, hırsızlık ve cebir/tehdit suçlarını bünyesinde barındırmakta, başka bir anlatımla o suçları tüketmektedir.
Yardımcı (tali) normlar da, asli normlarla benzer hukuki yararları koruyan normlardır. Bu tür normlar, asli normların tatbik edilemeyeceği durumlarda kanunda boşluk oluşmasını engellemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir. Asli-yardımcı norm ilişkisinin olduğu durumda fiile yardımcı norm değil asli norm uygulanacaktır. Bir normun yardımcı norm mu asli norm mu olduğunun, asli normun uygulanamadığı yerlerde başvurulan bir norm olmasından anlaşılması bir yana, düzenleme içinde, "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması hâlinde" gibi ifadelerin yer alıp almamasına göre de belirlenmekte, bu gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir.
Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli hâlleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir (M. Emin Artuk-A. Gökçen- A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 636; Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.520.). Örneğin, 5237 sayılı Kanun'da zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesi değil Bankacılık Kanunu’nun ilgili hükmü uygulanmalıdır.
Ceza Genel Kurulu kararında yer verilen bu açıklamalar ışığında somut olayda işveren olan sanığın Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine tahsis ettiği yasal olarak elinde bulundurduğu şifre ile gerçekte iş yerinde çalışmayan kişiyi sanki iş yerinde çalışıyormuş gibi dijital işe giriş bildirgesini doldurarak kuruma iletmesi şeklinde meydana gelen olayda özel norm niteliğinde bulunan TCK nin 244/2 maddesinde yazılı suçun unsurlarının oluşmayacağı bu nedenle sanığın Ceza Genel Kurulunun yukarıda belirtilen kararı uyarınca TCK nin 204/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği bu nedenle hükmün bozulması gerektiği görüşü ile sayın çoğunluğun kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş farkı, sanığın ortağı olduğu iş yerinde, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği itibariyle doğru olmayan işe giriş bildirgeleri düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri çalışıyormuş gibi Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmekten ibaret eyleminin, bir suç teşkil edip etmediği, eylemin suç teşkil etmesi halinde ise hangi suçu oluşturacağıdır.
Dava konusu olayda, sanığın yukarıda tarif edilen eyleminin nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğu iddiası ile TCK’nin158/1-e, son ve 204/1 maddelerinden kamu davası açıldığı, Mahkemece yapılan yargılamada neticesinde sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğu kanaatiyle mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır. Sanığın resmi belgede sahtecilik olarak nitelendirdiği eylemi Dairemizce, eylemin TCK’nin 244.maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle bozulduğu, mahkemece yeniden yapılan yargılamada, bozma ilamına uyularak sanığın bu sefer TCK’nin 244/2-3 maddesinden mahkûmiyetine karar verdiği anlaşılmıştır.
Sanığın yukarıda izah edilen eylemi, her ne kadar sayın çoğunluk TCK’nin 244 maddesi kapsamında kalan “sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçu olarak nitelendirmiş ise de, bu kabule katılmak mümkün olmamıştır. Şöyle ki;
5237 Sayılı TCK’nin 244. maddesinin gerekçesine bakıldığında, Sisteme veri yerleştirme suçu şu şekilde gerekçelendirilmiştir; “Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirm
11. Ceza Dairesi, 2018/6165 E., 2021/2805 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesinde yer alan sistemdeki verileri bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise;
11. Ceza Dairesi 2018/6165 E. , 2021/2805 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Sanığın şirketin yetkili temsilcisi olarak, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında;
Somut olaya bakıldığında, öncelikle elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge“ niteliğinde olup olmadığını değerlendirmek gerekecektir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 339 ve devamı maddelerinde düzenlenen sahtecilik suçlarında suçun maddi konusu, üzerinde sahtecilik yapılan “varaka” ve “evrak” olarak tanımlanmış iken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204 ve devamı maddelerinde “belge”den bahsedilmiş, ancak tanımı yapılmamıştır. Maddenin gerekçesinde ise;
“Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.
Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir.
Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir.
… Gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir.
… Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır.
Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
… Her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.'' denilerek uygulamaya yol göstermek amaçlanmıştır.
Buna karşılık, belge ile ilgili başkaca yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi, gelişen toplumsal yaşam ile özel ve kamudaki yazışmaların elektronik ortamda yapılıyor olması, sonuç olarak “belge” kavramının yeniden yorumlanmasını gerektirmiştir. Esasen Türk Ceza Kanunu’nun TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi sırasında, belge kavramının tanımlanması tartışması yapılmıştır. Bu görüşmelerde, belgenin tanımlanmasının uygulamaya bir süre sonra dar gelebileceği vurgulanmış, bu tanımın uygulamacılar tarafından yapılmasının uygulamayı rahatlatacağı ve maddi gerçeğe ulaşmada kolaylık sağlayacağı belirtilmiştir.
Hâlihazırda kanun koyucu da birçok yasada, güvenli elektronik imza ile imzalanan bilişim sistemindeki verilerin belge hükmünde olduğunu kabul ederek, belgenin kapsamını genişletme eğilimindedir.
Genel olarak sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin;
a) Taşınır şey üzerine yazılması,
b) Yazının belli bir kimseye ait olması (düzenleyenin belli olması),
c) Hukuki değer taşıyan içeriğe sahip ve (hukuki bir vakayı veya bir hakkı ispata elverişli bulunması) hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir. Yargıtay da belgeyi, “Hukuki hüküm ifade eden bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazı” olarak tanımlamıştır.
Elektronik belgeyi incelediğimizde ise; öncelikle bu belgenin içeriğini oluşturan “veri“ kavramındaki düzenlemelere bakmak gerekir.
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 3/a maddesinde veri; “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlardır.” denilmiş; 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 2/1-k maddesinde ise, veri "bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” olarak tarif olunmuştur.
Elektronik belge; elektronik verilerin bir araya gelerek hukuken anlamlı ve önemli bir bütün oluşturmasına denilmektedir. Kâğıt belgeler, üzerlerindeki yazı ve işaretlerin taşıyıcısı iken; elektronik belgeler, elektronik verilerin taşıyıcısıdırlar. Elektronik belgelerin geleneksel anlamdaki belgelerden farkları, doğrudan algılanabilir olmamalarıdır. Elektronik verilerin algılanabilmesi için, bilgisayar veya benzeri yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Ayrıca, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5. maddesindeki “Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez.“ hükmü uyarınca, istisnalar dışında güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın aynı hukuki değere sahip oldukları belirtilmiştir.
Güvenli elektronik imza ile oluşturulan veya ilgili mevzuatında imza zorunluluğu olmayan ancak düzenleyeni belli olan (5258 sayılı Kanunun 5/3. maddesindeki düzenleme gibi veya işaret, mühür, etiket, amblem ya da hologramın yeterli olduğu belgeler) ve hukuki değer taşıyan içeriğe sahip olup hukuki sonuç doğurmaya elverişli elektronik verilerin, kanun hükmüyle "Belge" olarak nitelendirilmesi koşuluyla sahtecilik suçunun maddi konusu olarak kabulü, örneğin Türk Borçlar Kanunu’nun 15/1. maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 1526. maddesi, İcra İflas Kanunu’nun 8/a. maddesi, 5271 sayılı CMK'nin 38/A. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nin 199 ile 445. maddeleri kapsamında, UYAP sistemi ve diğer elektronik ortamlarda oluşturulan elektronik belgeleri ceza kanunu koruması altına alacaktır. Bu kabul kanunilik ilkesi ile çelişmeyeceği gibi, sahtecilik suçunun koruduğu hukuki yarar olan belgelerin gerçekliğine ilişkin kamu güveninin sarsılmasını da önleyecektir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun 24/01/2017 tarih ve 2016/21-1065 E.-2017/27 K. sayılı kararında; ''… sanıkların gerçeğe aykırı şekilde oluşturdukları ödeme listelerini elektronik imzayla imzalamaksızın sanık K.U.‘ya ait e-posta adresinden bankaya gönderdikleri olayda;… e-posta adresinden bankaya gönderilen ödeme listelerinin elektronik imza ile imzalanmamış olması nedeniyle resmi belge niteliğinde bulunmaması karşısında, sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığı…’’ görüşüyle elektronik imza ile imzalanmayan elektronik verilerin belge niteliğinde olmadığını ve sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmadığını savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu "İşe Giriş Belgesi"nin niteliği olduğundan, bu konuyu 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi ve TCK'nin 204. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir;
5510 sayılı Kanunun 100. maddesi ile ilgili yönetmeliklerde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma verme, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlama ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğinin sağlanması ile ilgili yükümlülükler düzenlenmiştir.
İşe giriş bildirgesi açısından bakıldığında ise; bu bildirgeyi verme yükümlülüğünün sisteme giriş izni olanlar tarafından elektronik ortamda ve hangi zamanlarda verilmesi gerektiğine ait hükümler de bu düzenlemelerde mevcuttur.
Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu elektronik ortamda verilen bu bildirgeleri, oluşturduğu kriterler çerçevesinde elektronik ortamda denetlediğinden, “İşe giriş bildirgesi“ verildikten sonra hiç bir denetim yapılmadan SGK kayıtlarını değiştiren bir beyan türü niteliğine haiz bulunmayıp, bildirgeye ilişkin verilerin sisteme girilmesinin tek başına hukuki sonuç doğurmaya elverişli bulunmadığı gözetilmelidir.
5510 sayılı Kanunun 100. maddesinin 3. fıkrasında, "Kurum, .... bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece İnternet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." düzenlemesi mevcuttur. Bu düzenlemeye göre, resmi belge olarak geçerli olan belgelerin Kurum tarafından re'sen veya talep üzerine düzenlenen belgeler olacağı izahtan varestedir ve yönetmelik düzenlemeleriyle Kanunun bu kabulü genişletilemez. Dolayısı ile "İşe giriş bildirgesi"nin bu Kanunla resmi belge sayılması gibi bir düzenleme söz konusu değildir.
Somut olayda, şirket yetkili temsilcisi olan sanık tarafından SGK’nin sistemine hukuka uygun şekilde şifre yetkisi ile elektronik imza kullanılmaksızın, e-bildirge içeriğine doğru olmayan bilgileri girme eyleminin TCK'nin 204/1. maddesindeki ''Resmi Belgede Sahtecilik'' suçunu oluşturacağı iddiası ile dava açıldığından, bu vasıflandırma yönünden yapılan değerlendirmede ; resmi belgenin kamu görevlisi veya hukuken yetkili kabul edilen görevli tarafından kanun gereğince yerine getirdiği kamu görevine dayanılarak düzenlenmesinin gerekmesi ve "İşe Giriş Bildirgesi"nin resmi belge sayılması gibi bir kanuni düzenlemenin de bulunmaması karşısında; bu koşulları taşımayan sanığın eylemi atılı suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından, resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmadığı anlaşılmıştır.
Dava konusu eylemle ilgili olarak, özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede;
“Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.“ hükmüne göre; madde içeriğinde, gerçeğe aykırı belge düzenlemek olarak tanımlanan içerik sahteciliğine (fikri sahtecilik) yer verilmediği, yalnızca "Belgeyi sahte olarak düzenleme" hareketine yer verildiği görülmüştür.
İçerik sahteciliğinde; belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi gerçek olduğu halde, belgenin içeriği gerçeğe aykırıdır. Madde metninde, özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve kullanılması hareketlerine yer verilmiş ve bu husus madde gerekçesinde açıklanırken; “Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.” ifadesiyle de, eylemin yalnızca maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre, düzenleyenin imzası gerçek olmakla birlikte salt yalan beyanı içeren özel belgeler, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır.
Bu nedenle özel belgede sahtecilik suçu açısından, madde içeriğinde fikri sahteciliğin cezalandırıldığına ilişkin bir düzenleme de bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan “belge“ niteliğini haiz olmadığının kabulü karşısında, özel belgede sahtecilik suçu da oluşmayacaktır.
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 206. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede;
Madde metininde, “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi mevcut olup, anılan hükümle resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır.
Bu suçun oluşması için; resmi belgeyi düzenlemeye yetkili ve aynı Kanunun 6. maddesindeki tanıma uyan kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak, bu beyanı araştırma yükümlülüğü de olmaksızın, resmi belgeyi düzenlemesi gerekir.
Ayrıca kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunlu ise; bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlendiğinde kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin bu beyanını içeren belge ispat aracı olarak da kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu bakımından; somut olayda, sanığın elektronik ortamdaki beyanının muhatabı olarak TCK'nin 6. maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisi bulunmadığı gibi, iddianamedeki anlatıma göre ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01/04/2014 tarih ve E.-2014/153 K. sayılı kararına göre, bu beyan sonucunda düzenlenen, öz ve biçimsel unsurları tam olan bir resmî belge de bulunmadığından, sanığın eyleminin bu suçu oluşturmadığı kabul edilmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesinde yer alan sistemdeki verileri bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise;
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesi “Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.“ şeklinde olup, maddenin gerekçesiyle birlikte yorumlanmasında;
Mala zarar verme suçunun özel bir biçimi olarak düzenlenen bu suç ile var olan sistem ve sistemdeki verilerin korunması, hem sistemin hem de sistem içerisindeki verilerin zarar görmemesi amaçlanmıştır, ancak sistemdeki verilere zarar verme dışında bu maddede tehlike suçu olarak nitelendirilebilecek iki seçimlik hareket daha düzenlenmiştir. Bunlar, sisteme veri yerleştirmek veya sistemdeki mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistemdeki verilere müdahale niteliğindeki bu eylemleri gerçekleştiren kişiyi (faili) tespit için ise; mülkiyet, tasarruf ve kullanım yetkisine bakmak gerekecektir.
Sisteme veri yerleştirme suçunun oluşması için; hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerekir. Fail ise açıklandığı gibi veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan, sisteme hukuka aykırı olarak giren kişidir.
Somut olayda; şirketin yetkili temsilcisi olan sanığın, katılan kurum ile aralarındaki sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir beyanı iletmekten ibaret eyleminde, atılı suçun açıklandığı üzere unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenlerle tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamada yüklenen fiilin Kanunda suç olarak tanımlanmamış olmasına rağmen CMK'nin 223/2-a maddesi yerine, aynı Kanunun 223/2-e maddesi uyarınca hüküm kurulmuş ise de, sonuçta beraate hükmolunması isabetli bulunduğundan, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz nedenlerinin reddiyle, sonucu itibarıyla doğru olan hükmün ONANMASINA, 11/03/2021 tarihinde Başkan ... ve Üye ...’ın karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sanık ... hakkında şirketin yetkili temsilcisi olarak, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının, mahkemece yapılan yargılaması sonucunda yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığına ilişkin kurulan beraat hükmüne yönelik Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairemizde yapılan temyiz incelemesinde; işe giriş bildirgesinin resmi belge sayıldığına dair düzenlemenin bulunmaması nedeniyle suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, fikri sahteciliğin cezalandırıldığında dair düzenleme bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge niteliğini haiz olmadığından özel belgede sahtecilik suçunun da oluşmayacağı, sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin onama gerekçesine aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmıyorum.
Daire ile aramızdaki görüş ayrılığı özü Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge vasfı taşıyıp taşımadığı ve Türk Ceza Kanununun 204 ve 207. maddelerindeki resmi belgede ve özel belgede sahtecilik suçunun konusu olup olmayacağı hakkındadır.
SGK İşe Giriş Bildirimlerinin “Resmi Belge” olduğuna dair yasal düzenleme;
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 8. Maddesi ve ilgili yönetmelik işverenlerin sigortalı sayılan çalışanları, işe giriş bildirgesi elektronik bildirge ile Kuruma bildirmekle yükümlü olduğu açıklanmış, sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş ve 12.05.2010 tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işe giriş bildirimlerinin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir.
Yönetmelik, İşverenlerin çalışanlara ait bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usulü başlıklı 5. maddesinde; Kurum, Kanun veya bu Yönetmelik gereği verilecek her türlü belge veya bilginin e-sigorta ortamında gönderilmesi hususunda gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları zorunlu tutmaya veya zorunluluk esasını kaldırmaya yetkilidir....' şeklinde düzenleme ve sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. Maddesinde 'İşverenler, .... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür.' şeklinde düzenlemeler ile Kuruma verilecek bildirimlerin elektronik ortamdan yapılmasını esas kabul etmiştir.
5510 sayılı Kanunun 100/3. maddesinde işverenlerin de "Kurum, verilecek her türlü belge veya bilginin, internet elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahütnamenin gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılınmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamında almaya... yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." şeklinde düzenleme ile açıkça Sosyal Sigortalar Kurumu'na bu Kanun kapsamında verilmesi gereken işe giriş bildirimleri de dahil olmak üzere internet, elektronik ve benzeri ortamdan gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya yetkili kılınmış olup, yukarıda belirtilen Kurumca çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde de, Kuruma yapılacak bildirimlerin elektronik ortamda verilmesini düzenlemiştir.
Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi İşverenin belgeyi kanunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca verilen özel şifre ile işlemi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi yasal bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3. maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan işverenin, yanlarında çalışan çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, ilgiliye verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Elektronik ortamda hazırlanmış belgelerin diğer kanunlar tarafından belge olarak kabul eden özel yasalarda yapılan düzenlemeler;
Elektronik belgelerin kullanma zorunluluğunun yaygınlaşması bu belgelerin kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla Elektronik imza mevzuatında ve Avrupa Parlamentosunun 1993/93/AT sayılı direktifinde elektronik imza tanımlanmıştır. Buna göre elektronik imza; “başka bir elektronik veriye eklenen veya onunla mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmaktadır.
Avrupa hukuk sistemine uyum amacı ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 3/b maddesinde de benzer bir düzenleme ile elektronik imzayı “başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlamıştır.
Aynı şekilde 15.01.2004 tarih ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanını düzenleyen 5 maddesi ile ”Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur“ şeklinde yasal düzenleme getirilmiştir.
HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere maddede elektronik veriler belge olarak kabul edilmiştir.
HMK 205/2.maddede ise güvenli elektronik imzalı belgelerin senet olarak kabul edildiği belirtilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 38/A maddesine “kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir” hükmü getirilerek kanunun güvenli elektronik imzalı belgelere verdiği değer gösterilmiştir. Maddenin 5.fıkrasında elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi durumunda güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir, denilerek elektronik imzalı belgelere üstünlük tanınmıştır.
İcra İflas Kanunu’nun (İİK), 8/A maddesinde güvenli elektronik imzalı belgelerin elle atılan imzalı belgeler gibi olduğu düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) 24. maddesinde tacirler arasındaki bazı işlemlerin güvenli elektronik imza vasıtasıyla kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağı düzenlenmiş ve bu verilere belge vasfı verilmiştir.
Yine TTK’ya göre tacirler güvenli elektronik imza vasıtasıyla e-fatura düzenleyebilmektedirler. Diğer yandan tacirler güvenli elektronik imza ve zaman damgası vasıtasıyla e-defter tutmakta ve bu defterler denetlenmektedir.
Yine elektronik ortamda şirket toplantısı yapılabilmesi de yeni TTK’nin güvenli elektronik imzaya verdiği değeri gösteren faktörlerden birisidir. Nitekim e-toplantıya katılan üyeler güvenli elektronik imza vasıtasıyla oylamalara katılmaktadırlar.
Vergi Usul Kanunu’nda ise elektronik defter ve elektronik faturalarla ilgili düzenleme yapılmış olup Maliye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu tebliğlerde bu belgelerin güvenli elektronik imza ile imzalanmaları düzenlenmiştir. Yine VUK 142. Maddesinde elekronik cihazlarla düzenlenen belgeler ile özel cihazlardan çıkarılan pulları ihtiva eden belgeler bu kanun hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş belge hükmündedir şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
6572 sayılı kanunla Aralık 2014’te Noterlik Kanunu’na eklenen 198/A maddesiyle noterlik işlemlerinin güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiştir.
Aile Hekimleri Kanunu’nun (AHK), 5.maddenin 3.fıkrasında elektronik ortamda tutulan kayıtlar resmi evrak niteliğindedir.
Görüldüğü üzere sadece 5510 sayılı yasa ve diğer ilgili yasalarda da elektronik ortamda hazırlanmış güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeler adli ve idari makamların kullanıldığı makamlar nezdinde belge olarak düzenleyen yasal düzenlemeler mevcuttur.
TCK 'da elektronik belgenin mahiyeti;
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme ile Türk Ceza Kanunu sistematiğine göre elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında belge olarak kabulü gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında, somut olayımızda Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirge konusu özelinde mevzuatta yer alan hükümler ve Türk Ceza Kanunu genel ilkeleri kapsamında sahtecilik suçları bağlamında suçun konusunu oluşturan belge olarak kabulüne ilişkin olarak konuyu incelemek gerekmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun menşei olarak kabul edilen ve 1889 tarihli ‘İtalyan Zanardelli Yasası’ olarak bilinen kanunun, ‘sahtecilik’ suçunun ‘yazılı bir kağıt üzerinde gerçekleşebileceği’ şeklindeki kabulünden günümüze artan teknolojik ve sosyolojik gelişmeler karşısında, bir yenilik getirmeyen 5237 sayılı Kanun'un 204. madde gerekçesinde kabul edilen yazılı kağıdın yanında taşınabilir metal ve diğer şeyler üzerinde sahteciliğin olabileceği yönündeki kabul günümüz sahtecilik suçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Esasen 5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinde gerekçesinde belge kavramı tanımlanırken, kanun metni içerisinde herhangi bir tanıma yer verilmemiştir. Kanun metninde tanımlanmayan ve sınırlanmayan belge kavramının doktrin ve içtihatlar eliyle sosyolojik gelişmeler ve ihtiyaçlar çerçevesinde belirlenmesi gerekmekte olup, bu belirleme yapılırken kanunun amacı ve kanunun sistematiğini, hukuk devleti ilkesi ve kanunda belirlenmiş ve sınırları çizilmiş ilkelerle birlikte dikkate almak gerekmektedir.
Sahtecilik suçunun yazılı bir kağıt veya benzer elle tutulabilir bir nesne üzerinde gerçekleştirilebileceği görüşü, 1889 tarihinde İtalyan hukukçu “Zanardelli”nin yorumunun bu güne taşınmasıdır. Teknolojinin gelişmediği bu dönemin tanımlarının esas alınması, bu gün şahıslar ve kurumlar arası resmi ve özel belgelerin %90'dan fazlasının dijital veya elektronik ortamda gerçekleştiği gerçeği karşısında; yaşayan hukuku köhne, yetersiz ve aciz hale getirmekte ve bu haliyle anlamı değişmiş kavramları aynı tanım ve yorumları, aynı şekliyle kabul ederek hiçbir yenilik getirmeksizin yapılan tartışmalar da,hukukun başlangıç noktasından bir adım öteye gidememektedir. Değişen ve gelişen çağda, bir birinin yerini alan kavramlar karşısında, belgenin yalnızca 'yazılı bir kağıt' olarak dar yorumlanması ile hukuku etkisiz bırakmak, Türk Ceza Kanunu 1. Maddesinde düzenlenen; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak ve suç işlemesini önlemektir” şeklindeki kanunun amacını göz artı etmektir.
Uygulama kanunlarında tanım yapılmayan çağa göre değişik anlamları olan kelimeleri yaşayan Türkçe'de kullanılan anlam dışında kullanmak kanun yorumlama ve uygulama tekniğine göre kabul edilemez. Bu kapsamda yorumlama suçta ve cezada kanunilik ilkelerine aykırılık teşkil eder. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı bir irade beyanı olarak tanımlanabilir. Madde gerekçesinde ve öğretinin baskın şekilde kabul ettiği şekliyle belgenin üç temel unsuru kabul edilmekte olup bunlar; yazılı olması, hukuki değer taşıyan bir içeriğinin olması ve düzenleyicisinin belli olmasıdır.
Bu noktada, uyuşmazlığın esas noktasının elektronik belgeler olması nedeniyle, öncelikle belge kavramının ele alınması ve elektronik belgelerin resmi ve özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
TCK 204. ve 207. maddelerinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının konusu belge oluşturmaktadır. Kanunlarımızda belge ile ilgili herhangi bir tanımı yapılmamıştır. Bu kapsamda elektronik belgenin diğer yazılı belgelerle olan bağını değerlendirmek gerekirse;
İlk olarak ve ayrışmanın en önemli noktası itibariyle belgenin yazılı olması unsurunu ele almak gerekmektedir. Yazı kelime anlamı olarak, düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi anlamına gelmekte olup bunu tespit etmeye yarayan araçlar ve harflerle ifade olunmasıdır. Burada kullanılan dilin veya araçların bir önemi yoktur önemli olan okunabilir olmasıdır. Bu nedenle yazılı olma şartının gerçekleşmesi için yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi ve okunabilmesi yeterlidir. Elektronik verilerin fiziksel bir kağıt üzerine değil, bilişim sistemlerine yazılı olması yazılılık şartının unsurlarını karşılayacak niteliktedir.
Yazının korunması ve daha sonra bir ispat aracı olarak kullanılmasının doğal sonucu olarak kanunda “belge “ vasfını taşıyabilmesi için yazının daha sonra ulaşılabilmesi ve varlığının kanıtlanabilmesi için bir cisme kaydı gerekmektedir. Buna göre, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya yazılabileceği gibi bilgisayar, tablet vb. araçlar kullanılarak hukuki sonuçlar doğurabilecek nitelikte ve ulaşılması mümkün bir cisme yazılması da mümkün olacaktır. Belgeyi düzenleyeninin belirliliği unsuru itibariyle elektronik belgeleri ele aldığımızda, imza bir belgenin düzenleyenini gösteren en önemli husus olup, güvenli elektronik imza ile de bu unsur sağlanacaktır. Burada önemli olan husus elektronik imzanın, hukuki anlamda sonuç doğurabilmesi için bu imzanın belli bir kişiye izafe edilebilir olmasıdır. Nitekim gelişen elektronik çağın zorunlu sonucu ortaya çıkan elektronik imzaya ilişkin hukuk dünyamızda sonuç doğurucu yasal düzenlemeler ve yargı kararları uygulanmaya da başlamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir;
Elektronik belge: Elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir.( YCK 2016/21-1065E, 2017/27 K) Her türlü elektronik verinin belge olarak kabulü mümkün bulunmasa da, 6100 sayılı HMK 199. Maddesi, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu 3/d maddelerinde olduğu gibi hukuk sistemimizde elektronik verilerin hukuken belge niteliği olabileceği zaten kabul edilmektedir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 E. , 2017/27 K. 24.01.2017 tarih ve sayılı kararında da;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı elektronik ortamda hazırlanmış belgede “elektronik imza olmaması”nın belge vasfı kazandırmayacağı şeklindeki itirazını incelemiş ve e-imzanın elektronik belgeye belge vasfını kazandırdığı yönünde aşağıda özetlenen kararı vermiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı özetle; Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir;
“Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir.
Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir.
E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)”
5237 sy 204 maddesine göre Resmi Belgede Sahtecilik suçunun faili;
5510 sayılı 100/3. mad.”Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.”
İşverenin sigortalıyı bildirme yükümlülüğü 5510 sy yasanın 8/1 fıkrasında düzenlenmiştir.”İşveren sigotalı yapılacak kişiyi başlangıç tarihinden önce, sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür” Bu bildirim işin mahiyeti gereği "re'sen veya talep" üzerine gerçekleşmektedir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı yasanın 100/3 maddesinde Resmi belge sayılan işe giriş bildirimini "hukuken yükümlü "olarak düzenleyen 5510 sayılı 8/1. maddesi gereği İşveren bildirmekle yükümlüdür. Birçok özel ve genel kanunlarında sahtecilik suçunu düzenleyen memur olması aranmaz. Gerçekte var olmayan kişiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak düzenleyen herhangi bir kişi, aynı şekilde yine gerçekte var olmayan bir kişiye ait ehliyeti veya gerçekte var olmayan kişiye veya şirkete adına Bankanın bastırması gereken çek'i düzenleyen herhangi bir kişi, sahte faturayı düzenleyen şirket sahibini vb.yüzlerce belgenin düzenleyenin kim olduğuna değil belgenin "kamu güveni" özelliği verilip verilmediğine bakılarak “Resmi Belgede Sahtecilik” suçunun sanığı olarak kabul edilmektedir. 5237 sayılı yasa 204/1 maddesinde belirtilen 'resmi belge sahtecilik' suçunun faili herkes olabilir. Kaldı ki burada yasanın açık ve özel bir düzenlemesi ile 5510 sayılı 100/3. maddesinde “Resmi Belge” kabul edilen belgeyi düzenleyerek Kuruma bildirmenin hukuki sorumluluğunu 5510 sayılı yasanın 8/1 fıkrasında “İşveren”e yüklemiştir.
5237 sayılı TCK 204. maddesi, 5510 sayılı yasa 8/1 ve 100/3. maddelerine göre elektronik ortamda gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi hazırladığı sübut bulan sanık ...'un sahtecilik suçunun faili olarak kabul edilmesi gerekir.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ve yargı kararları dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu halde kanun sistematiği yaklaşımıyla elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında da belge olarak kabulü gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesine göre Ceza Kanunun amacı kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini korumak ve suç işlenmesini önlemektir. Kanun'un 2. maddesinde ise, kanunun suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacğı, kanunda yazılı olan cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacğı, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağı belirtilerek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin sınırları çizilmiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan bu ilkenin suçta kanunilik ve cezada kanunilik olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik, özetle bir fiilin suç teşkil edebilmesi için işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde suç olduğunun belirtilmiş olması şeklinde tanımlanması aynı zamanda, TCK'nin 1. maddesinde düzenlenen kanunun amacı, hukuk devleti ve kamu düzeni ilkeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde açıkça tanımlanmış eylemlerin yasa metninde geçen kelimeleri dar ve amacı dışında yorumlama ile suç olmaktan çıkarılması şeklinde yorumlanamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. Maddesinin 3. Fıkrasında yer verilen, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamacağına ve suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamacağına ilişkin düzenleme, Kanunun amacı hukuk devleti ilkesi gereği 5510 sayılı SGK 100/3. maddesinde kanunun açık hükmüne rağmen elektronik işe giriş bildirgesinin belge olmadığını kabul etmek suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere TCK 204, 207. ve devamı maddelerinde düzenlenen belgede sahtecilik hükümlerinin, elektronik belgeleri de kapsamaktadır. Yazılı olma, hukuken sonuç doğurmaya elverişli anlamlı bir içeriğe sahip olma ve düzenleyeninin belli olması unsurlarını taşıyan bir elektronik belge, belgede sahtecilik suçlarının konusu olabilecektir. Bu hususun kabulü, bir yorumdan ziyade kanunun sistematiği ve elektronik belgeye ilişkin özel düzenlemeler gereği yasal bir zorunluluktur.
Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi; 5510 sy SGK göre İşverenin iş yerinde çalışan kişileri Sosyal Güvenlik Kurumuna yasada belirtilen usule göre bildirmek için yetkili ve sorumlu tutulmuştur.İşveren belgeyi kamunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca kendisine yasal sorumluluklar yüklenerek verilen özel şifre ile e-bildirgeyi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3. maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan İşvereni, yanlarında çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, İşverene verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda açıkladığım sebeplerle, somut olayda gerçeğe aykırı işe giriş bildirimini elektronik ortamda yapan sanığın eyleminin, yukarıda açıkladığım üzere işverenin SGK'nin kanundan aldığı yetkiye istinaden, SGK ile yapılan sözleşme gereği yüklendiği sorumluluğa aykırı şekilde, SGK tarafından onaylandığı zaman adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliği kazanan belgeyi gerçeğe aykırı doldurmak suretiyle; 5510 sayılı yasa 100/3 ve 8/1. maddeleri yollamasıyla TCK 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kanaatinde olduğumdan, elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge niteliğine haiz olmadığı ve sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
KARŞI OY
Dairemizin 2018/6165 Esas, 2021/2805 Karar sayılı, 18.03.2021 tarihli kararına ilişkin karşı oy:
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı; işyeri yetkilisi tarafından elektronik ortamda e-sigorta portalı aracılığı ile kullanıcı adı ve kullanıcı şifresi kullanılarak içeriği itibari ile gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi verme eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturması halinde ise 5237 sayılı TCK'nin 204/1 maddesinde düzenlenen "resmi belgede sahtecilik", 207 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik", 206. Maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" ya da 244/2. Maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Sorunun sağlıklı olarak ortaya konması ve çözümlenebilmesi için sırasıyla Belge, Elektronik Belge ve İşe Giriş Bildirgesi kavramları açıklanacaktır.
I-TÜRK CEZA HUKUKUNDA BELGE VE ELEKTRONİK BELGE KAVRAMI:
Türk ceza kanununda "belge" ya da "elektronik belge" kavramı tanımlanmamış ve bir sınırlama getirilmemiş, belgenin tanımı ve açıklanması doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.
Uygulamada ise hukuki değer taşıyan içeriği sahip,taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar belge olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay'da “Hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazıların" belge olduğunu kabul etmiştir.
Belgenin düzenlenme şekli, imzalı olması gerekip gerekmediği, belli bir işaret, amblem, hologram, etiket, mühür vb. taşımasının zorunlu olup olmadığı belgenin niteliğine ve düzünlendiği mevzuata göre tespit edilmelidir.
Kural olarak yazının geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise de yasanın izin verdiği durumlarda işaret, amblem ve hologram da yeterli görülebilir. Örneğin; tekel bandrolü, otobüs, tiyatro ve piyango biletleri belge kabul edilmiştir. Bu anlamda belgenin düzenleyenin belirlenebilmesi için her zaman imza şartı aramaya gerek yoktur.
5237 sayılı TCK'nin 204. Maddesinin gerekçesinde resmi belge tanımlanırken "bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade ettiği, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerektiği" belirtilmiş olup, bir belgenin resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bir başka anlatımla düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.
Resmi belge niteliğini taşımayan ve kanunlarda ayrıca düzenleme ve hüküm bulunmayan (TCK'nin 210/1, 213 sk 359 m. sayılan belgeler gibi) belgeler ise özel belgedir.
Elektronik belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği doktrinde de ileri sürülmüştür:
"Bir kamu görevlisinin göreviyle ilgili olarak düzenlediği bir elektronik belgenin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da kullanılması durumunda TCK m. 204’te düzenlenen “resmi belgede sahtecilik” suçu, bu nitelikte bir elektronik belgenin bozulması, yok edilmesi ya da gizlenmesi (örneğin kriptolanarak kilitlenmesi) durumunda TCK m. 205’te yer alan “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçu oluşacaktır.
Resmi belgede sahtecilik suçları bakımından dikkat edilmesi gereken husus, bir resmi belgeden bahsedilebilmesi için belgenin üç unsurunun yanı sıra, varsa öngörülen şekil şartını da taşıması, yani belirlenmiş usul ve esaslara uygun olması gerektiğidir .(Sedat Şan, Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Benzer Suçlardan Farkı, Yargıtay İçtihatları, Bilge Yayıncılık, 2015, s. 90; Gökcen, s. 177.)
Bu bakımdan bir resmi belge ancak elektronik olarak düzenlenmesi öngörülmüşse elektronik belge suretinde suça konu olabilir. Bir elektronik resmi belgenin de özel bir usulle, örneğin güvenli elektronik imzalı olarak ya da belirli bir uygulama üzerinden ya da barkod vb. bir doğrulama mekanizması kullanılarak düzenlenmesi öngörülmüşse bu usule göre yapılması mecburidir. Bu usulle üretilmemiş bir elektronik belge, tıpkı mühürsüz bir ehliyet gibi, resmi belgede sahtecilik suçlarının konusu olamaz." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger, Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Kanaatimizce de ceza kanununda sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belgenin tanımına yer verilmeyerek bilinçli olarak bir sınırlamaya gidilmediği düşünüldüğünde; yazılı bulunan, hukuki değer ifade eden, düzenleyeni belli olan, ispat gücü taşıyan, tamamlanmış ve sabitlenmiş elektronik belgeler de sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabilecektir.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "belge" başlıklı 199. Maddesinde "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." biçiminde düzenleme yapan kanun koyucunun, elektronik ortamdaki "bilgi taşıyıcısı" niteliğindeki ispat gücü olan verileri elektronik belge olarak tanımladığı, güvenli elektronik imza şartı aramadığı ve bunları diğer fiziki/ yazılı belgeler ile eş değer tuttuğu, 205. maddesinde ise "Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir." düzenlemesi ile usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin ise ispat gücü yönünden senet hükmünde olduğunu kabul ettiği görülmektedir.
Öte yandan 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunun 3/b maddesinde "Başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veriyi ifade eder" şeklinde elektronik imza tanımı, 4. Maddesinde " Münhasıran imza sahibine bağlı olan, sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan, imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan, elektronik imzadır." şeklinde güvenli elektronik imza tanımı yapıldığı, 5. Maddesinde ise "Güvenli elektronik imzanın elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğuracağı belirtilmiştir.
Elektronik verinin aynı kanunun 3/a maddesinde "Elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar" şeklinde tanımladığı düşünüldüğünde, elektronik imza ve güvenli elektronik imzanın da esasen mahiyeti itibarı ile bir veri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
5070 sayılı kanunda elektronik veri, elektronik imza, güvenli elektronik imza tanımına yer veren kanun koyucunun bilinçli olarak elektronik belge ile ilgili bir tanım ve sınırlama yapmadığı gibi elektronik belgelerde her zaman güvenli elektronik imza bulunması zorunluluğu getirmediği düşüncesindeyiz.
Şöyle ki;
Elektronik belgenin geçerliliği için mevzuatında güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmış ise sahtecilik suçuna konu belge niteliğini haiz olduğunu kabul edebilmek için güvenli elektronik imza ile oluşturulma şartı aranmalıdır.
(Örneğin;213 sayılı Vergi Usul Kanununun 242/2 maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Elektronik işlemler" başlıklı 445. Maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulması aşamasında güvenli elektronik imza şartı arandığı)
Mevzuatında elektronik belgenin güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmamış ise yazılı bulunan, hukuki değer taşıyan, tamamlanmış, sabitlenmiş ve düzenleyeni belli olan elektronik belgelerin özel ya da resmi belge olma niteliğine göre sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. (Örneğin; 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5/son maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulmasında güvenli elektronik imza şartı aranmadığı)
Ancak elektronik belgenin "güvenli elektronik imza" ile imzalanması o belgenin resmi belge niteliğini taşıdığını göstermez. Elektronik ortamda düzenlenen belgelerin de resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmeli, ya da kanun koyucunun elektronik belgenin resmi belge olduğu hususunda özel bir düzenleme yapmış olması gerekir.
Örnek vermek gerekir ise; 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca işverenler tarafından düzenlenen aylık prim ve hizmet belgesi elektronik imza ile imzalanmış olsa dahi özel belge niteliğindedir. Buna karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilgi işlem ortamının veri tabanında güvenli elektronik imza kullanılmadan oluşan kayıtlar ise 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğindedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'da 29.09.2020 tarih ve 2017/1122 Esas, 2020/381 Karar sayılı içtihadında elektronik ortamda düzenlenen belgelerin belge niteliğinde olduğu ve sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul etmiştir.
II- İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ:
Bildirge; bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için, doldurup verdiği çizelge, beyanname anlamındadır.
İşe giriş bildirgesi; sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenlerin çalıştırdıkları sigortalıları ve işe başladıkları tarihi bildiren 5510 sayılı kanunun 4-8. maddeleri uyarınca düzenlenen yazılı beyanname olarak tanımlanabilir.
5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununun 8. maddesine göre işverenlerin çalıştırdıkları her bir işçi için işe giriş bildirgesi düzenlemek ve sigorta başlangıç tarihini kuruma bildirmekle yükümlü oldukları,
Maddenin son fıkrasında; sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği,
5510 sayılı kanunun “Bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usûlü” başlıklı 100/3 maddesinde 17.04.2008 tarihinde yapılan değişiklikle
Sosyal Güvenlik Kurumu Görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda da verilebilmesi imkanının sağlandığı ve 100/3. maddesinin “Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu kişilere yapılacak bildirimleri kuruma verilmiş saymaya, bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” biçiminde düzenlendiği,
Maddenin değişiklik gerekçesine baktığımızda da ; İşveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda kurum ve görevlilerinin yetkilendirildiği,
12.05.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği uyarınca : İşveren, alt işveren, sigortalı, genel sağlık sigortalısı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlarca bu yönetmelikte belirtilen belgelerde yer alan bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda kurumun veri tabanına aktarılmasını ve bu şekilde aktarılan bilgiler ve talepler ile kurumca yürütülen sosyal sigorta işlemleri sonuçlarından uygun görülenlerin işveren, sigortalı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlara verilmesini sağlayan elektronik portalın kurum görevlilerince oluşturulduğu ve bu elektronik portalın yönetmeliğin 4. Maddesinde "e-sigorta" olarak tanımlandığı,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan ve 12.05.2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. maddesinde "... (2) İşverenler, Kanunun 4'üncü maddesi birinci fıkrasının; (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür." şeklinde düzenleme yapılarak işe giriş bildirgelerinin Kuruma e-sigorta yoluyla bildirilme zorunluluğu getirildiği,
Aynı yönetmeliğin "Merkezi veri tabanının oluşturulması" başlıklı 6. Maddesinde "Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır. Bu amaçla Kurumca...kayıtlarının elektronik ortamda tutulduğu merkezi bir veri tabanı oluşturulur." düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda izah ettiğimiz yasal düzenlemelere baktığımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Görevlilerinin, bu kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme yapmaya, her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkili olduğu,
Kurum görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiği,
İşveren tarafından kullanıcı adı, sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanılarak düzenlenen e-beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin işverence onaylanması ile kuruma ait olan ve kurum görevlilerince oluşturulup yönetilen bilgi işlem ortamının veri tabanında kayıtların oluştuğu, bu kayıtların 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğinde olduğu,
e- sigorta yoluyla verilen işe giriş bildirgelerindeki beyanın doğruluğu ve gerçek olup olmadığının sosyal güvenlik kurumu görevlilerince araştırılmadığı, beyanın tek başına hukuki değer taşıdığı,
Elektronik bilgi işlem ortamının oluşturulması, kayıtların düzenlenmesi, yürütülmesi, işletilmesi ve kontrol edilmesinin sosyal güvenlik kurumu görevlilerince gerçekleştirildiği göz önüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında işe giriş bildirgesi şeklinde düzenlenen beyanların sosyal güvenlik kurumu görevlilerine ve huzurlarına yapıldığı düşünülmelidir.
III- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK, YALAN BEYAN(BEYANDA SAHTECİLİK) ve BİLİŞİM SİSTEMİNE VERİ YERLEŞTİRME SUÇLARI:
a) Resmi belgede sahtecilik suçu TCK'nin 204. maddesinde "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir.
Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, seçimlik hareketler resmî belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte resmî belgeyi kullanmaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. İkinci fıkrada tanımlanan suçun oluşması için failin kamu görevlisi olmasının yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.
Öte yandan kamu görevlisinin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi (içerik sahteciliği) eylemi maddenin ikinci fıkrasında seçimlik hareket olarak düzenlenmiştir. Belgenin içeriğinin doğru olmadığı durumlarda gerçeğe aykırı belgeden söz edilir. Bu içerik belgenin ispat edeceği hususlara ilişkin olmalıdır.
Burada belgeyi düzenleyenin kim olduğu bellidir ancak belgenin tevsik ettiği olay gerçek değildir. Kamu görevlisi şahit olduğu ve gözlemlediği bir olayı gerçeğinden farklı şekilde belgelendirmekte, gerçeğe aykırı belge düzenlemekte ya da huzurunda gerçekleşmeyen bir olayı gerçekleşmiş gibi yazmaktadır.
Gerçeğe aykırı belge düzenleme (içerik sahteciliği) eylemi yalnızca TCK'nin 204/2 maddesinde kamu görevlileri yönünden özgü suç olarak düzenlenmiştir.
b) Özel belgede sahtecilik suçu TCK'nin 207. Maddesinde " Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde tanımlanmış olup, resmi belgede sahtecilik suçundan farklı olarak, bu suçun oluşması için özel belgenin kullanılması zorunludur.
Seçimlik hareketler ise özel belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte özel belgeyi kullanmaktır.
"Özel belgede sahtecilikte içerik sahteciliğine yer verilmemiştir. Bunun nedeni ise bir kişinin irade beyanının tek başına hukuki sonuç doğurmayacağı düşüncesi olabilir." ( TOROSLU 2005-239)
"Özel belgenin içeriği itibarı ile gerçeği ifade etmemesi durumunda belgede sahtecilik gerçekleşmez ancak başka bir suç oluşabilir" ( ERMAN 3. Baskı 2010-494. sahife)
"Bilindiği üzere doktrinde sahtecilik suçları; maddi ve fikri sahtecilik olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi sahtecilik suçu, belgenin düzenleyen olarak görülen kişiden başka biri tarafından düzenlenmesi veya gerçek belgede değişiklik yapılmasıdır. Maddi sahteciliği oluşturan bu iki işleniş biçimi aynı zamanda; belgenin sahihliğine karşı işlenen suç olarak kabul edilir. Fikri sahtecilikte ise belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi ile düzenleyen kişi aynıdır ve fakat sahtecilik eylemi; belgenin özüyle, fikri yapısı ve içeriği ile (gerçekliğiyle) ilgilidir. Örneğin sahte bir vasiyetname üretilmesi ile gerçek vasiyetnamenin bir şartının değiştirilmesi eylemleri maddi sahteciliktir. Buna karşın, bir noterin gerçekte meydana gelmeyen bir olayı, huzurunda meydana gelmiş gibi göstermesi veya tanık beyanlarını değiştirerek yazması halinde fikri sahtecilik bulunmaktadır." (Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 2005, s. 228 vd.)
Kanaatimizce de; TCK'nin 204/2. maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme’ şeklinde tarif edilen içerik sahteciliği eylemine 204/1 ve 207/1. Maddelerinde yer verilmemiş olup, bu maddelerde yalnızca ‘belgeyi sahte olarak düzenleme, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirme ve sahte olarak düzenlenen belgeyi kullanma" seçimlik hareketlerine yer verilerek maddi sahtecilik eylemleri düzenlenmiştir.
TCK'nin 207. Maddesinin gerekçesinde de belgenin sahte olarak düzenlenmesi hareketi açıklanırken; “özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiş olup, salt yalan beyanı içeren özel belgenin hukuken zarar olasılığı bulunmamakta, dolayısıyla yalan içeren özel yazılar özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmamaktadır.
Buna karşın kanun koyucu özel belgede fikri sahtecilik sayılabilecek bir kısım eylemleri ise TCK'nin 206. Maddesinde (beyanda sahtecilik), 210/2. Maddesinde (kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının sahte belge düzenlemesi), 213 sayılı V.U.K. 359/b maddesinde (sahte fatura düzenleme) ayrıca ve özel olarak düzenlemiştir.
5237 sayılı TCK'nin 207. Maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunda içerik sahteciliği (gerçeğe aykırı belge düzenleme) seçimlik hareket olarak düzenlenmediği göz önüne alındığında;
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik (maddi sahtecilik) yapılmak sureti ile fiziki ( kağıt üzerinde ve maddi varlığı haiz, somut bir belge ) olarak düzenlenmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçu,
Fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarının değilde içeriğinin sahte (yalan) olması halinde ise TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. (Y.11.C.D. 28.02.2019 tarih ve 2018/4004 Esas-2019/2115 Karar, 02.10.2018 tarih ve 2016/1436 Esas 2018/7538 Karar)
c) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesinde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş olup, burada resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır.
Suçun oluşumu için kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte de olması, beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Bir başka ifadeyle yetkili kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak ve bu beyanı araştırma yükümlülüğü olmaksızın resmi bir belgeyi düzenliyor olması gerekir.
Beyanın doğruluğu kamu görevlisi tarafından araştırıldığı durumlarda ise bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenecek ve kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacak, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Kelime anlamı ile beyan, "söyleme, bildirme" anlamındadır. Bildirge anlamana gelen beyanname ise kişinin herhangi bir konu hakkında yaptığı yazılı beyandır. Örneğin; vergi beyannameleri, işe giriş bildirgeleri yazılı şekilde yapılan beyanlardır.
Yalan beyan suçunun konusunu, kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuksal sonuç doğuracak, delil aracı oluşturacak nitelikte ve resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyan oluşturmaktadır.
Dolayısı ile kişinin beyanını ortaya koymak, açıklamak, bildirmek ve söylemek için tuttuğu tüm şekil ve yollar ister yazılı, ister sözlü, isterse elektronik ortamda olsun suçun konusunu oluşturabilir.
TCK'nin 206. maddesi ve gerekçesine baktığımızda kanun koyucunun resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılacak beyanın şekli ve nasıl yapılacağı konusunda bir düzenleme ve sınırlama yapmadığı görülmektedir.
Yalan beyan, kamu görevlisine göreviyle ilgili resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılmalıdır.Düzenlenen belge ile kamu görevlisinin yerine getirdiği görev arasında bir ilişkinin bulunması gerekir. Özel bir belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunulması halinde ise yalan beyan suçu oluşmayacaktır.
Kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olup, beyanın yetkili kamu görevlisine yapılması gerektiği kavramından beyan sırasında mutlaka kamu görevlisinin huzurunda ve fiziki olarak bulunulması gerektiği anlamı çıkartılmamalıdır. Örneğin posta yolu ile bir yazılı beyan kamu görevlisine gönderilebilir ve kamu görevlisi posta yolu ile gelen bu yazılı beyana dayanarak resmi belge düzenliyor ise yalan beyan suçu oluşabilir.
Doktrinde de bir elektronik belgenin düzenlenmesi sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşacağı ileri sürülmüştür:
"Bir elektronik belgenin kişinin beyanına dayanılarak düzenlenmesi durumunda, bu belgeye ilişkin gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunulması TCK m. 206’ta düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturur. Bu noktada aslında elektronik belgeler bakımından özellik arz eden bir durum yoktur. Beyana dayanılarak hazırlanacak resmi belge ister bir elektronik belge, ister bir fiziki belge olsun buna ilişkin beyan niteliğinde olan elektronik bir formun gerçeğe aykırı olarak doldurulması durumunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşacaktır. Burada önemli olan suça konu resmi belgenin ilgili kişinin beyanı esas alınarak düzenleneceği ve ilgilinin doğru beyanda bulunması yönünde açık bir kuralın bulunmasıdır.
Örneğin imar barışı olarak bilinen uygulama kapsamında yapı kayıt belgesi almak üzere yapılan elektronik başvuru bu şekildedir. İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca yapı kayıt belgelerinin yapı sahibinin beyanına göre verileceği ve Yapı Kayıt Sistemine kaydedileceği belirtilmiştir. Yine aynı hüküm gereğince bu başvuruya ilişkin usul ve esasları belirlemekle yetkili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı kayıt belgesine esas olacak beyanların doğru olması zorunluluğu kuralı getirilmiş ve kamuya ilan edilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenmiş yapı kayıt belgesi, güvenli elektronik imzalı olmayan ancak niteliği gereği imzasız düzenlenebilecek bir resmi elektronik belgedir. Bu belgenin düzenlenmesine dayanak teşkil eden bilgilerin sisteme yanlış girilmesi halinde bu suç oluşacaktır." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Yargıtay'da yalan beyan suçunun oluşması için; Bir kimsenin resmi bir belge düzenlenmesi sırasında, kendisinin veya başkasının kimlik ve sıfatı yahut mezkür varaka ile sıhhatı ispat olunacak diğer durumlar hakkında, kamu görevlisine karşı yalan beyanda bulunması, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması, kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması ve beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. (C.G.K. 02.12.2014 tarih ve 2013/9 Esas, 2014/532 Karar)
Belgede sahtecilik suçunun bir türü olan yalan beyanda bulunulması ile oluşturulan resmi belgenin doğruyu yansıttığı düşünüldüğünde bu suçla korunan yarar kamu güvenidir. Burada kişinin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak düzenlenen belge gerçeği yansıtmamakta ise de kişinin yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. Failin amacı da gerçek dışı beyanda bulunmaktır.
Öte yandan kişinin yalan beyanda bulunması üzerine resmi belge düzenlenmesi nedeniyle eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun ileri sürülebilir ise de bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 268. Maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur.
Her iki maddede tarif edilen eylemlerin resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.(C....24.06.2014 tarih ve 2013/221 Esas,2014/214 Karar )
Kanaatimizce; 206. Maddenin uygulamasında kural olarak beyanın yazılı yada sözlü yapılabileceği kabul edilmiş ise de günümüzde bilgi-iletişim ve finansal teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler ile elektronik belge uygulamalarında kat edilen mesafeler gözönüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında elektronik belge, elektronik beyanname, elektronik bildirge gibi yollarla da beyan yapılabileceği, elektronik bilgi işlem ortamında yapılacak sözlü ve yazılı beyanın da TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir.
Kanun koyucu beyanda bulunan kişinin kamu görevlisinin huzurunda bulunması şartını aramamış olup, önemli olan husus kişinin beyanının kamu görevlisi tarafından resmi belgenin düzenlenmesine esas alınmasıdır. Gerçeğe aykırı beyanın telefon, internet gibi sesli, görüntülü vb. iletişim sistemi aracılığı ile yapıldığı ve kamu görevlisinin de bu şekilde yapılan beyana dayanarak resmi belge düzenlemesi hallerinde (örneğin; UYAP sistemi aracılığı ile ve yine SEGBİS ortamında yapılan beyanlar) beyanın kamu görevlisinin huzuruna yapıldığı ve yalan beyan suçunun oluşacağı düşüncesindeyiz.
Kanun koyucunun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesini dayanak alan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 11. maddesinde sigortalı sayılanların e-sigorta yoluyla SGK bildirme/beyan yükümlülüğü getirdiği düşünüldüğünde; elektronik bilgi işlem ortamında düzenlenen işe giriş bildirgeleri elektronik ortamda düzenlenen yazılı beyan ve belge niteliğinde olup, TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabilecektir.
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan ve internet ortamında e-beyan şeklinde düzenlenen işe giriş bildirgelerinin, yetkili işveren tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ve bu beyan esas alınarak kurum görevlilerince işletilen bilgi işlem sisteminin veri tabanında resmi belge niteliğinde kayıtların oluşması halinde 5237 sayılı TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır.
Burada fail bilişim sistemi üzerinde işe giriş bildirgesini düzenlemeye ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili olduğu gibi 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207/1 maddelerinde "gerçeğe aykırı belge düzenleme" (içerik sahteciliği) , 244/2 maddesinde "içerik itibari ile gerçek olmayan veri yerleştirme" eylemi seçimlik hareket olarak düzenlenmediği için "belgede sahtecilik" yada "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları oluşmayacaktır.
Nitekim Dairemizin 2018/4004 Esas, 2019/2115 Karar sayılı 28.02.2019 tarihli kararında ; "İşe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı" kabul edilmiştir.
d) Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu TCK'nin 244/2 maddesinde; " Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde düzenlenerek bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Madde gerekçesinde ise; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.
Esasen 244. Maddesindeki düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiler bu madde kapsamında düznlenen suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.
TCK’nin 244. maddenin 2. fıkrasındaki suçun faili, veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan kişi olup, sisteme veri yerleştirmeye yetkili olan kişinin gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi eylemi 244 maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmemiştir.
Madde kapsamındaki fiillerin haksız ve yetkisiz gerçekleştirilmesi aranırken ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenlerinden biridir. Yetkili kişi sisteme veri yerleştirilmesine veya diğer fiillere rıza göstermişse suç oluşmayacaktır.
Elektronik belgelerinde sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul ettiğimizde, haksız olarak elde ettiği şifre ile yetkisiz kişi tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi düzenlenmesi ve ayrıca kuruma ait bilişim sistemine veri yerleştirilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 212. Maddesinde düzenlenen gerçek içtima kuralı uyarınca 207/1. maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik" ve 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları ayrı ayrı oluşacak ise de ;
Y.C.G.K. 29.09.2020 tarih ve 2017 /1122 Esas, 2020 /381 Karar sayılı içtihadında "TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de sanık hakkında genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın eyleminin TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile bu gibi durumlarda özel norm niteliğinde olan TCK'nin 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunun oluşacağını kabul etmiştir.
IV-SOMUT OLAY VE KANAATİMİZ:
İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi olan (vekaleten) sanık ...'un şirkete ait işyerinde .... isimli şahıslar çalışmadıkları halde 2007-2008-2009-2010 yılları içerisinde sanki işyerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda ise;
Sosyal Sigortalar Kurumu ile işyeri yetkilisi sanık Kıymet Dursun arasında imzalanan "e-bildirge sözleşmesi" gereğince İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şirketi yetkili müdürü olarak işe giriş bildirgesi vermeye vekaleten sanık ...'un yetkilendirildiği ve internet işlemlerinde kullanmak üzere "Kullanıcı Kodu" ve "Kullanıcı Şifresi" verildiği,
Sanık ...'un ise şirkete ait işyerinde çalışmadıkları halde ....isimli şahıslar sanki iş yerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği,
e-bildirge şeklinde verilen işe giriş bildirgelerini düzenlemeye işverene vekaleten sanığın yetkili bulunması ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili kişinin "gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi" eyleminin TCK'nin 244/2. Maddesinde seçimlik hareket olarak düzenlenmemesi nedeni ile "sisteme veri yerleştirme" suçunun unsurlarının oluşmayacağı,
Yine 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207. maddelerinde içerik sahteciliğinin seçimlik hareket olarak düzenlenmediği ve suç olarak tanımlanmadığı dikkate alındığında; yetkili kişi tarafından düzenlenen ve fakat içeriği gerçeği yansıtmayan işe giriş bildirgeleri nedeni ile resmi belgede sahtecilik (204/1) ya da özel belgede sahtecilik (207/1) suçlarının da oluşmayacağı,
Ancak iş yeri yetkilisi (vekaleten) sanık ... tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde düzenlenen ve mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde olan suça konu işe giriş bildirgelerinin işyeri yetkilisi tarafından düzenlenmesi nedeni ile maddi/fiziki sahteciliğin söz konusu olmadığı, bu durumda işe giriş bildirgelerinin beyan niteliğinde bulunduğu, e-bildirge şeklinde ki bu beyanlar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu,
Veri tabanında kayıtların oluşması sırasında e- beyanın doğruluğunun SGK görevlileri tarafından araştırılmadığı, ancak e-bildirge şeklinde düzenlenen bu beyanların gerçeği yansıtmadığı, iş yerinde çalışmayan kişilerin çalışıyormuş gibi gösterildiği, beyanın içeriğinin yalan olduğu hususları gözönüne alındığında, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı,
Sanığın yalan beyanda bulunması üzerine 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu ve eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu ileri sürülebilir ise de ; bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur. Yalan beyan suçunun resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.
Öte yandan 5271 sayılı CMK'nin 225. maddesi gereğince hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede anlatılan fiilden ibaret olup, sanık hakkında düzenlenen iddianamede "suç tarihleri arasında fiilen , eylemli olarak suç adresindeki şirkette çalışmadıkları halde, Kıymet Dursun dışındaki şüphelileri internet ortamında sahte sigorta bildirim formları ile sigortalı göstererek/göstettirerek, bir kısım şüphelilerin haksız olarak müşteki kurumdan sağlık yardımı alarak, tüm şüphelilerin , kamu kurumuna ibraz edilerek resmi olarak sigortalılığı başlatan dolayısıyla resmi belge niteliğindeki sigorta bildirim formlarının içeriğinde sahtecilik yaparak veya yaptırarak ya da yapılan sahteciliği bilerek ve bu belgeleri kamu kurumları nezdinde kullanarak" şeklinde iddiada bulunularak sanığın gerçeğe aykırı yalan beyanının cezalandırılması istenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların sahte olarak düzenlendiğine yönelik bir iddiada bulunulmamış ve dava açılmamıştır.
Somut olayda, işyeri yetkilisi sanık ...'un amacı da çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Sanığın gerçeğe aykırı bu beyanına dayanılarak bilişim sisteminde oluşturulan veriler gerçeği yansıtmamakta ise de burada sanığın yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır.
İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şirketi yetkilisi (vekaleten) sanık ...'un ; Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların düzenlenmesine esas olmak üzere e-sigorta portalından e-beyan şeklinde işe giriş bildirgesi düzenleyip çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi beyanda bulunmak şeklinde sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 206 maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağından beraat kararının bozulması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun eylemin suç oluşturmadığına ilişkin onama düşüncesine katılmıyorum.18.03.2021
11. Ceza Dairesi, 2018/6275 E., 2021/2806 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesinde yer alan sistemdeki verileri bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise;
11. Ceza Dairesi 2018/6275 E. , 2021/2806 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
1- Sanığın, ortağı ve yetkilisi olduğu ... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tic. Ltd. Şti. adına aldığı şifre ile elektronik ortamda içeriği itibarıyla sahte işe giriş bildirgesi düzenleyerek, adı geçen şirkette fiili çalışması olmayan temyiz dışı sanık ...’i sigortalı olarak gösterdiği iddiasıyla resmi belgede sahtecilik suçundan açılan, ancak özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulan kamu davasında;
Somut olaya bakıldığında, öncelikle elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge” niteliğinde olup olmadığını değerlendirmek gerekecektir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 339 ve devamı maddelerinde düzenlenen sahtecilik suçlarında suçun maddi konusu, üzerinde sahtecilik yapılan “varaka” ve “evrak” olarak tanımlanmış iken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204 ve devamı maddelerinde “belge”den bahsedilmiş, ancak tanımı yapılmamıştır. Maddenin gerekçesinde ise;
“Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.
Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir.
Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir
....Gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir...
Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır.
Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir...
...Her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.'' denilerek uygulamaya yol göstermek amaçlanmıştır.
Buna karşılık, belge ile ilgili başkaca yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi, gelişen toplumsal yaşam ile özel ve kamudaki yazışmaların elektronik ortamda yapılıyor olması, sonuç olarak “belge” kavramının yeniden yorumlanmasını gerektirmiştir. Esasen Türk Ceza Kanunu’nun TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi sırasında, belge kavramının tanımlanması tartışması yapılmıştır. Bu görüşmelerde, belgenin tanımlanmasının uygulamaya bir süre sonra dar gelebileceği vurgulanmış, bu tanımın uygulamacılar tarafından yapılmasının uygulamayı rahatlatacağı ve maddi gerçeğe ulaşmada kolaylık sağlayacağı belirtilmiştir.
Hâlihazırda kanun koyucu da birçok yasada güvenli elektronik imza ile imzalanan bilişim sistemindeki verilerin belge hükmünde olduğunu kabul ederek belgenin kapsamını genişletme eğilimindedir.
Genel olarak sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin;
a) Taşınır şey üzerine yazılması,
b) Yazının belli bir kimseye ait olması (düzenleyenin belli olması),
c) Hukuki değer taşıyan içeriğe sahip ve (hukuki bir vakayı veya bir hakkı ispata elverişli bulunması) hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
Yargıtay da belgeyi “Hukuki hüküm ifade eden bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazı” olarak tanımlamıştır.
Elektronik belgeyi incelediğimizde ise, öncelikle bu belgenin içeriğini oluşturan veri kavramındaki düzenlemelere bakmak icap edecektir.
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 3/a maddesinde veri; “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlardır” denilmiş, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2/1-k maddesinde ise veri, “bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” olarak tarif olunmuştur.
Elektronik belge; elektronik verilerin bir araya gelerek hukuken anlamlı ve önemli bir bütün oluşturmasına denilmektedir. Kâğıt belgeler, üzerlerindeki yazı ve işaretlerin taşıyıcısı iken; elektronik belgeler, elektronik verilerin taşıyıcısıdırlar. Elektronik belgelerin geleneksel anlamdaki belgelerden farkları, doğrudan algılanabilir olmamalarıdır. Elektronik verilerin algılanabilmesi için bilgisayar veya benzeri yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Ayrıca, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5. maddesindeki ''Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez'' hükmü uyarınca, istisnalar dışında güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın aynı hukuki değere sahip oldukları belirtilmiştir.
Güvenli elektronik imza ile oluşturulan veya ilgili mevzuatında imza zorunluluğu olmayan ancak düzenleyeni belli olan (5258 sayılı kanunun 5/3. maddesindeki düzenleme gibi veya işaret, mühür, etiket, amblem ya da hologramın yeterli olduğu belgeler) ve hukuki değer taşıyan içeriğe sahip olup hukuki sonuç doğurmaya elverişli elektronik verilerin, kanun hükmüyle “Belge” olarak nitelendirilmesi koşuluyla sahtecilik suçunun maddi konusu olarak kabulü, örneğin Türk Borçlar Kanunu’nun 15/1 maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 1526.maddesi, İcra İflas Kanunu’nun 8/a maddesi, 5271 sayılı CMK'nin 38/A maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 199 ile 445. maddeleri kapsamında UYAP sistemi ve diğer elektronik ortamlarda oluşturulan elektronik belgeleri ceza kanunu koruması altına alacaktır. Bu kabul kanunilik ilkesi ile çelişmeyeceği gibi, sahtecilik suçunun koruduğu hukuki yarar olan belgelerin gerçekliğine ilişkin kamu güveninin sarsılmasını da önleyecektir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 24.01.2017 tarih ve 2016/21-1065 E, 2017/27 K. sayılı kararında; ''…sanıkların gerçeğe aykırı şekilde oluşturdukları ödeme listelerini elektronik imzayla imzalamaksızın sanık K.U. ya ait e-posta adresinden bankaya gönderdikleri olayda; ...e-posta adresinden bankaya gönderilen ödeme listelerinin elektronik imza ile imzalanmamış olması nedeniyle resmi belge niteliğinde bulunmaması karşısında sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığı…’’ görüşüyle elektronik imza ile imzalanmayan elektronik verilerin belge olmadığını ve sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmadığını savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu "İşe Giriş Belgesi"nin niteliği olduğundan bu konuyu 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi ve TCK'nin 204. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir;
5510 sayılı Kanunun 100. maddesi ve ilgili yönetmeliklerde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma vermeye, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğinin sağlanması ile ilgili yükümlülükler düzenlenmiştir.
İşe Giriş Bildirgesi açısından bakıldığında ise; bu bildirgeyi verme yükümlülüğünün sisteme giriş izni olanlar tarafından elektronik ortamda ve hangi zamanlarda verilmesi gerektiğine ait hükümler de bu düzenlemelerde mevcuttur.
Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu, elektronik ortamda verilen bu bildirgeleri oluşturduğu kriterler çerçevesinde elektronik ortamda denetlediğinden, ''işe giriş bildirgeleri'' verilmesinden sonra hiç bir denetim yapılmadan ... kayıtlarını değiştiren bir beyan türü niteliğine haiz bulunmayıp, bildirgeye ilişkin verilerin sisteme girilmesinin tek başına hukuki sonuç oluşturmaya elverişli bulunmadığı gözetilmelidir.
5510 sayılı Kanunun 100. maddesinin 3. fıkrasında "Kurum, .... bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren sigortalı ve diğer kurum kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece İnternet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." düzenlemesi mevcuttur. Bu düzenlemeye göre resmi belge olarak geçerli olan belgelerin Kurum tarafından re'sen veya talep üzerine düzenlenen belgeler olacağı izahtan varestedir ve yönetmelik düzenlemeleriyle kanunun bu kabulü genişletilemez. Dolayısı ile "İşe Giriş Bildirgesi"nin bu kanunla resmi belge sayılması gibi bir düzenleme söz konusu değildir.
Somut olayda, şirket yetkili temsilcisi olan sanık tarafından ...’nin sistemine hukuka uygun şekilde şifre yetkisi ile elektronik imza kullanılmaksızın, e-bildirge içeriğine doğru olmayan bilgileri girme eyleminin TCK'nin 204/1. maddesindeki ''Resmi Belgede Sahtecilik'' suçunu oluşturacağı iddiası ile dava açıldığından, bu vasıflandırma yönünden yapılan değerlendirmede; resmi belgenin kamu görevlisi veya hukuken yetkili kabul edilen görevli tarafından, kanun gereğince yerine getirdiği kamu görevine dayanılarak düzenlenmesinin gerekmesi ve "İşe Giriş Bildirgesi"nin, “Resmi belge” sayılması gibi bir kanuni düzenlemenin de bulunmaması karşısında; bu koşulları taşımayan sanığın eylemi atılı suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından, resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmadığı anlaşılmıştır.
Dava konusu eylemle ilgili olarak özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede;
"Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüne göre; madde içeriğinde gerçeğe aykırı belge düzenleme olarak tanımlanan içerik sahteciliğine (fikri sahtecilik) yer verilmediği, yalnızca ‘Belgeyi sahte olarak düzenleme’ hareketine yer verildiği görülmüştür.
İçerik sahteciliğinde; belgeyi düzenleyen olarak görülen kişi gerçek olduğu halde, belgenin içeriği gerçeğe aykırıdır. Madde metninde özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve kullanılması hareketlerine yer verilmiş ve bu husus madde gerekçesinde açıklanırken; “Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle de eylemin yalnızca maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre, düzenleyen imzası gerçek olmakla birlikte salt yalan beyanı içeren özel belgeler, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır.
Bu nedenle özel belgede sahtecilik suçu açısından, madde içeriğinde fikri sahteciliğin cezalandırıldığına ilişkin bir düzenleme de bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan ''belge'' niteliğini haiz olmadığının kabulü karşısında, özel belgede sahtecilik suçu da oluşmayacaktır.
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 206. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede;
Madde metninde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” düzenlemesi mevcut olup, anılan hükümle resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır.
Bu suçun oluşması için; resmi belgeyi düzenlemeye yetkili ve aynı kanunun 6. maddesindeki tanıma uyan kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak, bu beyanı araştırma yükümlülüğü de olmaksızın resmi belgeyi düzenlemesi gerekir.
Ayrıca kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunlu ise; bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlendiğinde kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin bu beyanını içeren belge ispat aracı olarak da kullanılamayacağından anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu bakımından; somut olayda sanığın elektronik ortamdaki beyanının muhatabı olarak Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisi bulunmadığı gibi, iddianamedeki anlatıma göre ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2014 tarih ve 2014/153 K. sayılı kararı uyarınca bu beyan sonucunda düzenlenen, öz ve biçimsel unsurları tam olan bir resmî belge de bulunmadığından sanığın eyleminin bu suçu oluşturmadığı kabul edilmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesinde yer alan sistemdeki verileri bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise;
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesi ''Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde olup maddenin gerekçesiyle birlikte yorumlanmasında;
Mala zarar verme suçunun özel bir biçimi olarak düzenlenen bu suç ile var olan sistem ve sistemdeki verilerin korunması, hem sistemin hem de sistem içerisindeki verilerin zarar görmemesi amaçlanmıştır. Ancak sistemdeki verilere zarar verme dışında bu maddede tehlike suçu olarak nitelendirilebilecek iki seçimlik hareket daha düzenlenmiştir. Bunlar, sisteme veri yerleştirilmesi veya sistemdeki mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistemdeki verilere müdahale niteliğindeki bu eylemleri gerçekleştiren kişiyi (faili) tespit için ise; mülkiyet, tasarruf ve kullanım yetkisine bakmak gerekecektir.
Sisteme veri yerleştirme suçunun oluşması için; hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerekir. Fail ise açıklandığı gibi veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan, sisteme hukuka aykırı giren kişidir.
Somut olayda; şirketin yetkili temsilcisi olan sanığın katılan kurum ile yapılan sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir beyanı iletmekten ibaret eyleminde atılı suçun açıklandığı üzere unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.
Bu gerekçelerle; sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle, beraatine karar verilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçe ile özel belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,
2- Kabule göre de;
a)Sanık hakkında TCK’nin 207/1 ve 62. maddeleri uyarınca belirlenen hapis cezasının aynı Kanun’un 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesi ile asıl mahkumiyetin adli para cezası olmasına göre, sanık hakkında aynı zamanda TCK'nin 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğu hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,
b)Sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu halde, gerekçeli karar başlığında suç adının resmi belgede sahtecilik olarak gösterilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.03.2021 tarihinde Başkan ... ve Üye ...’ın değişik gerekçeleri ve oyçokluğu ile sair yönlerden ise oy birliğiyle karar verildi
KARŞI OY
Sanık ... hakkında, adına aldığı e-bildirge şifresi ile elektronik ortamda içeriği itibariyle sahte işe giriş bildirgesi düzenleyerek, adı geçen şirkette fiili çalışması olmayan temyiz dışı sanık ...'i sigortalı olarak gösterdiği iddiasıyla resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının mahkemece yapılan yargılamasında, sanığın eyleminin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğuna ilişkin mahkumiyet hükmüne yönelik yönelik Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairemizde yapılan temyiz incelemesinde; işe giriş bildirgesinin resmi belge sayıldığına dair düzenlemenin bulunmaması nedeniyle suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, fikri sahteciliğin cezalandırıldığında dair düzenleme bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge niteliğini haiz olmadığından özel belgede sahtecilik suçunun da oluşmayacağı, sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin bozma gerekçesine aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmıyorum.
Daire ile aramızdaki görüş ayrılığı özü Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge vasfı taşıyıp taşımadığı ve Türk Ceza Kanununun 204 ve 207 maddelerindeki resmi belgede ve özel belgede sahtecilik suçunun konusu olup olmayacağı hakkındadır.
... İşe Giriş Bildirimlerinin “Resmi Belge” olduğuna dair yasal düzenleme;
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 8. Maddesi ve ilgili yönetmelik işverenlerin sigortalı sayılan çalışanları, işe giriş bildirgesi elektronik bildirge ile Kuruma bildirmekle yükümlü olduğu açıklanmış, sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş ve 12.05.2010 tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işe giriş bildirimlerinin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir.
Yönetmelik, işverenlerin çalışanlara ait bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usulü başlıklı 5. maddesinde; Kurum, Kanun veya bu Yönetmelik gereği verilecek her türlü belge veya bilginin e-sigorta ortamında gönderilmesi hususunda gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları zorunlu tutmaya veya zorunluluk esasını kaldırmaya yetkilidir....' şeklinde düzenleme ve sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. maddesinde 'İşverenler, .... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür.' şeklinde düzenlemeler ile Kuruma verilecek bildirimlerin elektronik ortamdan yapılmasını esas kabul etmiştir.
5510 sayılı Kanunun 100/3 Maddesinde İşverenlerin de 'Kurum, verilecek her türlü belge veya bilginin, internet elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahütnamenin gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılınmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamında almaya... yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.' şeklinde düzenleme ile açıkça Sosyal Sigortalar Kurumu'na bu Kanun kapsamında verilmesi gereken işe giriş bildirimleri de dahil olmak üzere internet, elektronik ve benzeri ortamdan gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya yetkili kılınmış olup, yukarıda belirtilen Kurumca çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde de, Kuruma yapılacak bildirimlerin elektronik ortamda verilmesini düzenlemiştir.
Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi İşverenin belgeyi kanunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca verilen özel şifre ile işlemi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi yasal bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3 3.maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan işverenin, yanlarında çalışan çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, ilgiliye verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Elektronik ortamda hazırlanmış belgelerin diğer kanunlar tarafından belge olarak kabul eden özel yasalarda yapılan düzenlemeler;
Elektronik belgelerin kullanma zorunluluğunun yaygınlaşması bu belgelerin kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla Elektronik imza mevzuatında ve Avrupa Parlamentosunun 1993/93/AT sayılı direktifinde elektronik imza tanımlanmıştır. Buna göre elektronik imza; “başka bir elektronik veriye eklenen veya onunla mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmaktadır.
Avrupa hukuk sistemine uyum amacı ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 3/b maddesinde de benzer bir düzenleme ile elektronik imzayı “başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlamıştır.
Aynı şekilde 15.01.2004 tarih ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanını düzenleyen 5 maddesi ile ”Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur“ şeklinde yasal düzenleme getirilmiştir.
HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere maddede elektronik veriler belge olarak kabul edilmiştir.
HMK 205/2. maddede ise güvenli elektronik imzalı belgelerin senet olarak kabul edildiği belirtilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 38/A maddesine “kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir” hükmü getirilerek kanunun güvenli elektronik imzalı belgelere verdiği değer gösterilmiştir. Maddenin 5.fıkrasında elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi durumunda güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir, denilerek elektronik imzalı belgelere üstünlük tanınmıştır.
İcra İflas Kanunu’nun (İİK), 8/A maddesinde güvenli elektronik imzalı belgelerin elle atılan imzalı belgeler gibi olduğu düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) 24. maddesinde tacirler arasındaki bazı işlemlerin güvenli elektronik imza vasıtasıyla kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağı düzenlenmiş ve bu verilere belge vasfı verilmiştir.
Yine TTK’ya göre tacirler güvenli elektronik imza vasıtasıyla e-fatura düzenleyebilmektedirler. Diğer yandan tacirler güvenli elektronik imza ve zaman damgası vasıtasıyla e-defter tutmakta ve bu defterler denetlenmektedir.
Yine elektronik ortamda şirket toplantısı yapılabilmesi de yeni TTK’nın güvenli elektronik imzaya verdiği değeri gösteren faktörlerden birisidir. Nitekim e-toplantıya katılan üyeler güvenli elektronik imza vasıtasıyla oylamalara katılmaktadırlar.
Vergi Usul Kanunu’nda ise elektronik defter ve elektronik faturalarla ilgili düzenleme yapılmış olup Maliye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu tebliğlerde bu belgelerin güvenli elektronik imza ile imzalanmaları düzenlenmiştir. Yine VUK 142. Maddesinde elekronik cihazlarla düzenlenen belgeler ile özel cihazlardan çıkarılan pulları ihtiva eden belgeler bu kanun hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş belge hükmündedir şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
6572 sayılı kanunla Aralık 2014’te Noterlik Kanunu’na eklenen 198/A maddesiyle noterlik işlemlerinin güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiştir.
Aile Hekimleri Kanunu’nun (AHK), 5.maddenin 3.fıkrasında elektronik ortamda tutulan kayıtlar resmi evrak niteliğindedir.
Görüldüğü üzere sadece 5510 sayılı yasa ve diğer ilgili yasalarda da elektronik ortamda hazırlanmış güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeler adli ve idari makamların kullanıldığı makamlar nezdinde belge olarak düzenleyen yasal düzenlemeler mevcuttur.
TCK 'da elektronik belgenin mahiyeti;
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme ile Türk Ceza Kanunu sistematiğine göre elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında belge olarak kabulü gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında, somut olayımızda Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirge konusu özelinde mevzuatta yer alan hükümler ve Türk Ceza Kanunu genel ilkeleri kapsamında sahtecilik suçları bağlamında suçun konusunu oluşturan belge olarak kabulüne ilişkin olarak konuyu incelemek gerekmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun menşei olarak kabul edilen ve 1889 tarihli ‘İtalyan Zanardelli Yasası’ olarak bilinen kanunun, ‘sahtecilik’ suçunun ‘yazılı bir kağıt üzerinde gerçekleşebileceği’ şeklindeki kabulünden günümüze artan teknolojik ve sosyolojik gelişmeler karşısında, bir yenilik getirmeyen 5237 sayılı Kanun'un 204. madde gerekçesinde kabul edilen yazılı kağıdın yanında taşınabilir metal ve diğer şeyler üzerinde sahteciliğin olabileceği yönündeki kabul günümüz sahtecilik suçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Esasen 5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinde gerekçesinde belge kavramı tanımlanırken, kanun metni içerisinde herhangi bir tanıma yer verilmemiştir. Kanun metninde tanımlanmayan ve sınırlanmayan belge kavramının doktrin ve içtihatlar eliyle sosyolojik gelişmeler ve ihtiyaçlar çerçevesinde belirlenmesi gerekmekte olup, bu belirleme yapılırken kanunun amacı ve kanunun sistematiğini, hukuk devleti ilkesi ve kanunda belirlenmiş ve sınırları çizilmiş ilkelerle birlikte dikkate almak gerekmektedir.
Sahtecilik suçunun yazılı bir kağıt veya benzer elle tutulabilir bir nesne üzerinde gerçekleştirilebileceği görüşü, 1889 tarihinde İtalyan hukukçu “Zanardelli”nin yorumunun bu güne taşınmasıdır.Teknolojinin gelişmediği bu dönemin tanımlarının esas alınması, bu gün şahıslar ve kurumlar arası resmi ve özel belgelerin %90'dan fazlasının dijital veya elektronik ortamda gerçekleştiği gerçeği karşısında; yaşayan hukuku köhne, yetersiz ve aciz hale getirmekte ve bu haliyle anlamı değişmiş kavramları aynı tanım ve yorumları, aynı şekliyle kabul ederek hiçbir yenilik getirmeksizin yapılan tartışmalar da,hukukun başlangıç noktasından bir adım öteye gidememektedir. Değişen ve gelişen çağda, bir birinin yerini alan kavramlar karşısında, belgenin yalnızca 'yazılı bir kağıt' olarak dar yorumlanması ile hukuku etkisiz bırakmak, Türk Ceza Kanunu 1. Maddesinde düzenlenen; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini , hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak ve suç işlemesini önlemektir” şeklindeki kanunun amacını göz artı etmektir.
Uygulama kanunlarında tanım yapılmayan çağa göre değişik anlamları olan kelimeleri yaşayan Türkçe'de kullanılan anlam dışında kullanmak kanun yorumlama ve uygulama tekniğine göre kabul edilemez. Bu kapsamda yorumlama suçta ve cezada kanunilik ilkelerine aykırılık teşkil eder.
Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı bir irade beyanı olarak tanımlanabilir. Madde gerekçesinde ve öğretinin baskın şekilde kabul ettiği şekliyle belgenin üç temel unsuru kabul edilmekte olup bunlar; yazılı olması, hukuki değer taşıyan bir içeriğinin olması ve düzenleyicisinin belli olmasıdır.
Bu noktada, uyuşmazlığın esas noktasının elektronik belgeler olması nedeniyle, öncelikle belge kavramının ele alınması ve elektronik belgelerin resmi ve özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
TCK 204. ve 207. maddelerinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının konusu belge oluşturmaktadır. Kanunlarımızda belge ile ilgili herhangi bir tanımı yapılmamıştır.Bu kapsamda elektronik belgenin diğer yazalı belgelerle olan bağını değerlendirmek gerekirse;
İlk olarak ve ayrışmanın en önemli noktası itibariyle belgenin yazılı olması unsurunu ele almak gerekmektedir. Yazı kelime anlamı olarak, düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi anlamına gelmekte olup bunu tespit etmeye yarayan araçlar ve harflerle ifade olunmasıdır. Burada kullanılan dilin veya araçların bir önemi yoktur önemli olan okunabilir olmasıdır. Bu nedenle yazılı olma şartının gerçekleşmesi için yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi ve okunabilmesi yeterlidir. Elektronik verilerin fiziksel bir kağıt üzerine değil, bilişim sistemlerine yazılı olması yazılılık şartının unsurlarını karşılayacak niteliktedir.
Yazının korunması ve daha sonra bir ispat aracı olarak kullanılmasının doğal sonucu olarak kanunda “belge “ vasfını taşıyabilmesi için yazının daha sonra ulaşılabilmesi ve varlığının kanıtlanabilmesi için bir cisme kaydı gerekmektedir. Buna göre, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya yazılabileceği gibi bilgisayar, tablet vb araçlar kullanılarak hukuki sonuçlar doğurabilecek nitelikte ve ulaşılması mümkün bir cisme yazılması da mümkün olacaktır. Belgeyi düzenleyeninin belirliliği unsuru itibariyle elektronik belgeleri ele aldığımızda, imza bir belgenin düzenleyenini gösteren en önemli husus olup, güvenli elektronik imza ile de bu unsur sağlanacaktır. Burada önemli olan husus elektronik imzanın, hukuki anlamda sonuç doğurabilmesi için bu imzanın belli bir kişiye izafe edilebilir olmasıdır. Nitekim gelişen elektronik çağın zorunlu sonucu ortaya çıkan elektronik imzaya ilişkin hukuk dünyamızda sonuç doğurucu yasal düzenlemeler ve yargı kararları uygulanmaya da başlamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir;
Elektronik belge: Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. (YCK 2016/21-1065 E, 2017/27 K) Her türlü elektronik verinin belge olarak kabulü mümkün bulunmasa da, 6100 sayılı HMK 199. maddesi, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu 3/d maddelerinde olduğu gibi hukuk sistemimizde elektronik verilerin hukuken belge niteliği olabileceği zaten kabul edilmektedir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 E., 2017/27 K. 24.01.2017 tarih ve sayılı kararında da; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı elektronik ortamda hazırlanmış belgede “elektronik imza olmaması”nın belge vasfı kazandırmayacağı şeklindeki itirazını incelemiş ve e-imzanın elektronik belgeye belge vasfını kazandırdığı yönünde aşağıda özetlenen kararı vermiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı özetle; Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir;
“Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir.
Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir.
E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)”
5237 sy 204 maddesine göre Resmi Belgede Sahtecilik suçunun faili;
5510 Sy 100/3 mad.”Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.”
İşverenin sigortalıyı bildirme yükümlülüğü 5510 sy yasanın 8/1 fıkrasında düzenlenmiştir.”İşveren sigotalı yapılacak kişiyi başlangıç tarihinden önce,sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür” Bu bildirim işin mahiyeti gereği "re'sen veya talep" üzerine gerçekleşmektedir
Görüldüğü üzere 5510 sy yasanın 100/3 maddesinde Resmi belge sayılan işe giriş bildirimini "hukuken yükümlü "olarak düzenleyen 5510 sy 8/1 maddesi gereği İşveren bildirmekle yükümlüdür. Birçok özel ve genel kanunlarında sahtecilik suçunu düzenleyen memur olması aranmaz. Gerçekte var olmayan kişiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak düzenleyen herhangi bir kişi, aynı şekilde yine gerçekte var olmayan bir kişiye ait ehliyeti veya gerçekte var olmayan kişiye veya şirkete adına Bankanın bastırması gereken çek'i düzenleyen herhangi bir kişi, Sahte faturayı düzenleyen şirket sahibini vb.yüzlerce belgenin düzenleyenin kim olduğuna değil belgenin "kamu güveni" özelliği verilip verilmediğine bakılarak “Resmi Belgede Sahtecilik” suçunun sanığı olarak kabul edilmektedir. 5237 sayılı yasa 204/1 maddesinde belirtilen 'resmi belge sahtecilik' suçunun faili herkes olabilir. Kaldı ki burada yasanın açık ve özel bir düzenlemesi ile 5510 sy.100/3 maddesinde “Resmi Belge”kabul edlilen belgeyi düzenleyerek Kuruma bildirmenin hukuki sorumluluğunu 5510 sy yasanın 8/1 fıkrasında “İşveren”e yüklemiştir.
5237 sy TCK 204 maddesi,5510 sy yasa 8/1 ve 100/3 maddelerine göre elektronik ortamda gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi hazırladığı sübut bulan sanık ...'in sahtecilik suçunun faili olarak kabul edilmesi gerekir
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ve yargı kararları dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu halde kanun sistematiği yaklaşımıyla elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında da belge olarak kabulü gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesine göre Ceza Kanunun amacı kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini korumak ve suç işlenmesini önlemektir. Kanun'un 2. maddesinde ise, kanunun suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacğı, kanunda yazılı olan cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacğı, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağı belirtilerek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin sınırları çizilmiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan bu ilkenin suçta kanunilik ve cezada kanunilik olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik, özetle bir fiilin suç teşkil edebilmesi için işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde suç olduğunun belirtilmiş olması şeklinde tanımlanması aynı zamanda ,TCK Kanun'un 1. Maddesinde düzenlenen kanunun amacı, hukuk devleti ve kamu düzeni ilkeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde açıkça tanımlanmış eylemlerin yasa metninde geçen kelimeleri dar ve amacı dışında yorumlama ile suç olmaktan çıkarılması şeklinde yorumlanamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. Maddesinin 3. Fıkrasında yer verilen, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamacağına ve suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamacağına ilişkin düzenleme, Kanunun amacı hukuk devleti ilkesi gereği 5510 sy ... 100/3 maddesinde kanunun açık hükmüne rağmen elektronik işe giriş bildirgesinin belge olmadığını kabul etmek suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere TCK 204, 207 ve devamı maddelerinde düzenlenen belgede sahtecilik hükümlerinin, elektronik belgeleri de kapsamaktadır. Yazılı olma, hukuken sonuç doğurmaya elverişli anlamlı bir içeriğe sahip olma ve düzenleyeninin belli olması unsurlarını taşıyan bir elektronik belge, belgede sahtecilik suçlarının konusu olabilecektir. Bu hususun kabulü, bir yorumdan ziyade kanunun sistematiği ve elektronik belgeye ilişkin özel düzenlemeler gereği yasal bir zorunluluktur.
Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi; 5510 sy ... göre İşverenin iş yerinde çalışan kişileri Sosyal Güvenlik Kurumuna yasada belirtilen usule göre bildirmek için yetkili ve sorumlu tutulmuştur.İşveren belgeyi kamunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca kendisine yasal sorumluluklar yüklenerek verilen özel şifre ile e-bildirgeyi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3 3.maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan İşvereni, yanlarında çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, İşverene verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda açıkladığım sebeplerle, somut olayda gerçeğe aykırı işe giriş bildirimini elektronik ortamda yapan sanığın eyleminin, yukarıda açıkladığım üzere ...'nun kanundan aldığı yetkiye istinaden , ... ile yapılan sözleşme gereği yüklendiği sorumluluğa aykırı şekilde, ... tarafından onaylandığı zaman adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliği kazanan belgeyi gerçeğe aykırı doldurmak suretiyle; 5510 sayılı yasa 100/3 maddesi yollamasıyla TCK 204/1 maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kanaatinde olduğumdan, elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge niteliğine haiz olmadığı ve sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
DEĞİŞİK GEREKÇE:
Dairemizin 2018/6275 Esas, 2021/2806 Karar sayılı, 18.03.2021 tarihli kararına ilişkin değişik gerekçe:
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı; işyeri yetkilisi tarafından elektronik ortamda e-sigorta portalı aracılığı ile kullanıcı adı ve kullanıcı şifresi kullanılarak içeriği itibari ile gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi verme eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturması halinde ise 5237 sayılı TCK'nin 204/1 maddesinde düzenlenen "resmi belgede sahtecilik", 207 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik", 206. Maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" yada 244/2. Maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Sorunun sağlıklı olarak ortaya konması ve çözümlenebilmesi için sırasıyla Belge, Elektronik Belge ve İşe Giriş Bildirgesi kavramları açıklanacaktır.
I-TÜRK CEZA HUKUKUNDA BELGE VE ELEKTRONİK BELGE KAVRAMI:
Türk ceza kanununda "belge" yada "elektronik belge" kavramı tanımlanmamış ve bir sınırlama getirilmemiş, belgenin tanımı ve açıklanması doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.
Uygulamada ise hukuki değer taşıyan içeriği sahip,taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar belge olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay'da “Hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazıların" belge olduğunu kabul etmiştir.
Belgenin düzenlenme şekli, imzalı olması gerekip gerekmediği, belli bir işaret, amblem, hologram, etiket, mühür vb taşımasının zorunlu olup olmadığı belgenin niteliğine ve düzünlendiği mevzuata göre tespit edilmelidir.
Kural olarak yazının geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise de yasanın izin verdiği durumlarda işaret, amblem ve hologram da yeterli görülebilir. Örneğin; tekel bandrolü, otobüs, tiyatro ve piyango biletleri belge kabul edilmiştir. Bu anlamda belgenin düzenleyenin belirlenebilmesi için her zaman imza şartı aramaya gerek yoktur.
5237 sayılı TCK'nın 204. Maddesinin gerekçesinde resmi belge tanımlanırken "bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade ettiği, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerektiği" belirtilmiş olup, bir belgenin resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bir başka anlatımla düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.
Resmi belge niteliğini taşımayan ve kanunlarda ayrıca düzenleme ve hüküm bulunmayan (TCK'nın 210/1, 213 sk 359 m. sayılan belgeler gibi) belgeler ise özel belgedir.
Elektronik belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği doktrinde de ileri sürülmüştür:
" Bir kamu görevlisinin göreviyle ilgili olarak düzenlediği bir elektronik belgenin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da kullanılması durumunda TCK m. 204’te düzenlenen “resmi belgede sahtecilik” suçu, bu nitelikte bir elektronik belgenin bozulması, yok edilmesi ya da gizlenmesi (örneğin kriptolanarak kilitlenmesi) durumunda TCK m. 205’te yer alan “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçu oluşacaktır.
Resmi belgede sahtecilik suçları bakımından dikkat edilmesi gereken husus, bir resmi belgeden bahsedilebilmesi için belgenin üç unsurunun yanı sıra, varsa öngörülen şekil şartını da taşıması, yani belirlenmiş usul ve esaslara uygun olması gerektiğidir .(Sedat Şan, Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Benzer Suçlardan Farkı, Yargıtay İçtihatları, Bilge Yayıncılık, 2015, s. 90; Gökcen, s. 177.)
Bu bakımdan bir resmi belge ancak elektronik olarak düzenlenmesi öngörülmüşse elektronik belge suretinde suça konu olabilir. Bir elektronik resmi belgenin de özel bir usulle, örneğin güvenli elektronik imzalı olarak ya da belirli bir uygulama üzerinden ya da barkod vb. bir doğrulama mekanizması kullanılarak düzenlenmesi öngörülmüşse bu usule göre yapılması mecburidir. Bu usulle üretilmemiş bir elektronik belge, tıpkı mühürsüz bir ehliyet gibi, resmi belgede sahtecilik suçlarının konusu olamaz." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Kanaatimizce de ceza kanununda sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belgenin tanımına yer verilmeyerek bilinçli olarak bir sınırlamaya gidilmediği düşünüldüğünde; yazılı bulunan, hukuki değer ifade eden, düzenleyeni belli olan, ispat gücü taşıyan, tamamlanmış ve sabitlenmiş elektronik belgeler de sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabilecektir.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "belge" başlıklı 199. maddesinde "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." biçiminde düzenleme yapan kanun koyucunun, elektronik ortamdaki "bilgi taşıyıcısı" niteliğindeki ispat gücü olan verileri elektronik belge olarak tanımladığı, güvenli elektronik imza şartı aramadığı ve bunları diğer fiziki/ yazılı belgeler ile eş değer tuttuğu,
205. maddesinde ise "Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir." düzenlemesi ile usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin ise ispat gücü yönünden senet hükmünde olduğunu kabul ettiği görülmektedir.
Öte yandan 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunun 3/b maddesinde "Başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veriyi ifade eder" şeklinde elektronik imza tanımı, 4. Maddesinde " Münhasıran imza sahibine bağlı olan, Sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan, imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan, elektronik imzadır." şeklinde güvenli elektronik imza tanımı yapıldığı, 5. Maddesinde ise "Güvenli elektronik imzanın elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğuracağı belirtilmiştir.
Elektronik verinin aynı kanunun 3/a maddesinde "Elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar" şeklinde tanımladığı düşünüldüğünde, elektronik imza ve güvenli elektronik imzanın da esasen mahiyeti itibarı ile bir veri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
5070 sayılı kanunda elektronik veri, elektronik imza, güvenli elektronik imza tanımına yer veren kanun koyucunun bilinçli olarak elektronik belge ile ilgili bir tanım ve sınırlama yapmadığı gibi elektronik belgelerde her zaman güvenli elektronik imza bulunması zorunluluğu getirmediği düşüncesindeyiz.
Şöyle ki;
Elektronik belgenin geçerliliği için mevzuatında güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmış ise sahtecilik suçuna konu belge niteliğini haiz olduğunu kabul edebilmek için güvenli elektronik imza ile oluşturulma şartı aranmalıdır.
(Örneğin; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 242/2 maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Elektronik işlemler" başlıklı 445. Maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulması aşamasında güvenli elektronik imza şartı arandığı)
Mevzuatında elektronik belgenin güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmamış ise yazılı bulunan, hukuki değer taşıyan, tamamlanmış, sabitlenmiş ve düzenleyeni belli olan elektronik belgelerin özel yada resmi belge olma niteliğine göre sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. (Örneğin;5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5/son maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulmasında güvenli elektronik imza şartı aranmadığı)
Ancak elektronik belgenin "güvenli elektronik imza" ile imzalanması o belgenin resmi belge niteliğini taşıdığını göstermez. Elektronik ortamda düzenlenen belgelerin de resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmeli, yada kanun koyucunun elektronik belgenin resmi belge olduğu hususunda özel bir düzenleme yapmış olması gerekir.
Örnek vermek gerekir ise 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca işverenler tarafından düzenlenen aylık prim ve hizmet belgesi elektronik imza ile imzalanmış olsa dahi özel belge niteliğindedir. Buna karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilgi işlem ortamının veri tabanında güvenli elektronik imza kullanılmadan oluşan kayıtlar ise 5510 sayılı kanunun 100/3 maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğindedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'da 29.09.2020 tarih ve 2017/1122 Esas, 2020/381 Karar sayılı içtihadında elektronik ortamda düzenlenen belgelerin belge niteliğinde olduğu ve sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul etmiştir.
II- İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ:
Bildirge; bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için, doldurup verdiği çizelge, beyanname anlamındadır.
İşe giriş bildirgesi; sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenlerin çalıştırdıkları sigortalıları ve işe başladıkları tarihi bildiren 5510 sayılı kanunun 4-8. maddeleri uyarınca düzenlenen yazılı beyanname olarak tanımlanabilir.
5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununun 8. maddesine göre işverenlerin çalıştırdıkları her bir işçi için işe giriş bildirgesi düzenlemek ve sigorta başlangıç tarihini kuruma bildirmekle yükümlü oldukları,
Maddenin son fıkrasında; sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği,
5510 sayılı kanunun “Bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usûlü” başlıklı 100/3 maddesinde 17.04.2008 tarihinde yapılan değişiklikle
Sosyal Güvenlik Kurumu Görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda da verilebilmesi imkanının sağlandığı ve 100/3 maddesinin “Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu kişilere yapılacak bildirimleri kuruma verilmiş saymaya, bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” biçiminde düzenlendiği,
Maddenin değişiklik gerekçesine baktığımızda da ; İşveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda kurum ve görevlilerinin yetkilendirildiği,
12.05.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği uyarınca : İşveren, alt işveren, sigortalı, genel sağlık sigortalısı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlarca bu yönetmelikte belirtilen belgelerde yer alan bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda kurumun veri tabanına aktarılmasını ve bu şekilde aktarılan bilgiler ve talepler ile kurumca yürütülen sosyal sigorta işlemleri sonuçlarından uygun görülenlerin işveren, sigortalı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlara verilmesini sağlayan elektronik portalın kurum görevlilerince oluşturulduğu ve bu elektronik portalın yönetmeliğin 4. Maddesinde "e-sigorta" olarak tanımlandığı ,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107 nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan ve 12.05.2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11 maddesinde "... (2) İşverenler, Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının; (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür." şeklinde düzenleme yapılarak işe giriş bildirgelerinin Kuruma e-sigorta yoluyla bildirilme zorunluluğu getirildiği,
Aynı yönetmeliğin "Merkezi veri tabanının oluşturulması" başlıklı 6. Maddesinde "Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır. Bu amaçla Kurumca...kayıtlarının elektronik ortamda tutulduğu merkezi bir veri tabanı oluşturulur." düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda izah ettiğimiz yasal düzenlemeleri baktığımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Görevlilerinin, bu kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme yapmaya, her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkili olduğu,
Kurum görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiği,
İşveren tarafından kullanıcı adı, sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanılarak düzenlenen e-beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin işverence onaylanması ile kuruma ait olan ve kurum görevlilerince oluşturulup yönetilen bilgi işlem ortamının veri tabanında kayıtların oluştuğu, bu kayıtların 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğinde olduğu,
E-sigorta yoluyla verilen işe giriş bildirgelerindeki beyanın doğruluğu ve gerçek olup olmadığının sosyal güvenlik kurumu görevlilerince araştırılmadığı, beyanın tek başına hukuki değer taşıdığı,
Elektronik bilgi işlem ortamının oluşturulması, kayıtların düzenlenmesi, yürütülmesi, işletilmesi ve kontrol edilmesinin sosyal güvenlik kurumu görevlilerince gerçekleştirildiği göz önüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında işe giriş bildirgesi şeklinde düzenlenen beyanların sosyal güvenlik kurumu görevlilerine ve huzurlarına yapıldığı düşünülmelidir.
III- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK, YALAN BEYAN(BEYANDA SAHTECİLİK) ve BİLİŞİM SİSTEMİNE VERİ YERLEŞTİRME SUÇLARI:
a)Resmi belgede sahtecilik suçu TCK'nın 204 maddesinde "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir.
Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, seçimlik hareketler resmî belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte resmî belgeyi kullanmaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. İkinci fıkrada tanımlanan suçun oluşması için failin kamu görevlisi olmasının yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.
Öte yandan kamu görevlisinin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi (içerik sahteciliği) eylemi maddenin ikinci fıkrasında seçimlik hareket olarak düzenlenmiştir. Belgenin içeriğinin doğru olmadığı durumlarda gerçeğe aykırı belgeden söz edilir. Bu içerik belgenin ispat edeceği hususlara ilişkin olmalıdır.
Burada belgeyi düzenleyenin kim olduğu bellidir ancak belgenin tevsik ettiği olay gerçek değildir. Kamu görevlisi şahit olduğu ve gözlemlediği bir olayı gerçeğinden farklı şekilde belgelendirmekte, gerçeğe aykırı belge düzenlemekte yada huzurunda gerçekleşmeyen bir olayı gerçekleşmiş gibi yazmaktadır.
Gerçeğe aykırı belge düzenleme (içerik sahteciliği) eylemi yalnızca TCK'nin 204/2 maddesinde kamu görevlileri yönünden özgü suç olarak düzenlenmiştir.
b) Özel belgede sahtecilik suçu TCK'nin 207. maddesinde " Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde tanımlanmış olup, resmi belgede sahtecilik suçundan farklı olarak, bu suçun oluşması için özel belgenin kullanılması zorunludur.
Seçimlik hareketler ise özel belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte özel belgeyi kullanmaktır.
"Özel belgede sahtecilikte içerik sahteciliğine yer verilmemiştir. Bunun nedeni ise bir kişinin irade beyanının tek başına hukuki sonuç doğurmayacağı düşüncesi olabilir"( TOROSLU 2005-239)
"Özel belgenin içeriği itibarı ile gerçeği ifade etmemesi durumunda belgede sahtecilik gerçekleşmez ancak başka bir suç oluşabilir." ( ERMAN 3. Baskı 2010-494. sahife)
"Bilindiği üzere doktrinde sahtecilik suçları; maddi ve fikri sahtecilik olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi sahtecilik suçu, belgenin düzenleyen olarak görülen kişiden başka biri tarafından düzenlenmesi veya gerçek belgede değişiklik yapılmasıdır. Maddi sahteciliği oluşturan bu iki işleniş biçimi aynı zamanda; belgenin sahihliğine karşı işlenen suç olarak kabul edilir. Fikri sahtecilikte ise belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi ile düzenleyen kişi aynıdır ve fakat sahtecilik eylemi; belgenin özüyle, fikri yapısı ve içeriği ile (gerçekliğiyle) ilgilidir. Örneğin sahte bir vasiyetname üretilmesi ile gerçek vasiyetnamenin bir şartının değiştirilmesi eylemleri maddi sahteciliktir. Buna karşın, bir noterin gerçekte meydana gelmeyen bir olayı, huzurunda meydana gelmiş gibi göstermesi veya tanık beyanlarını değiştirerek yazması halinde fikri sahtecilik bulunmaktadır." (Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 2005, s. 228 vd.)
Kanaatimizce de; TCK'nin 204/2. maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme’ şeklinde tarif edilen içerik sahteciliği eylemine 204/1 ve 207/1 Maddelerinde yer verilmemiş olup, bu maddelerde yalnızca ‘belgeyi sahte olarak düzenleme, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirme ve sahte olarak düzenlenen belgeyi kullanma" seçimlik hareketlerine yer verilerek maddi sahtecilik eylemleri düzenlenmiştir.
TCK'nin 207. maddesinin gerekçesinde de belgenin sahte olarak düzenlenmesi hareketi açıklanırken; “özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiş olup, salt yalan beyanı içeren özel belgenin hukuken zarar olasılığı bulunmamakta, dolayısıyla yalan içeren özel yazılar özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmamaktadır.
Buna karşın kanun koyucu özel belgede fikri sahtecilik sayılabilecek bir kısım eylemleri ise TCK'nin 206. maddesinde (beyanda sahtecilik), 210/2. Maddesinde (kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının sahte belge düzenlemesi), 213 sayılı V.U.K. 359/b maddesinde (sahte fatura düzenleme) ayrıca ve özel olarak düzenlemiştir.
5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunda içerik sahteciliği (gerçeğe aykırı belge düzenleme) seçimlik hareket olarak düzenlenmediği göz önüne alındığında;
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik (maddi sahtecilik) yapılmak sureti ile fiziki ( kağıt üzerinde ve maddi varlığı haiz, somut bir belge ) olarak düzenlenmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçu,
Fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarının değilde içeriğinin sahte (yalan) olması halinde ise TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. (Y.11.C.D. 28.02.2019 tarih ve 2018/4004 Esas-2019/2115 Karar, 02.10.2018 tarih ve 2016/1436 Esas -2018/7538 Karar)
c) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesinde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş olup, burada resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır.
Suçun oluşumu için kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte de olması, beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Bir başka ifadeyle yetkili kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak ve bu beyanı araştırma yükümlülüğü olmaksızın resmi bir belgeyi düzenliyor olması gerekir.
Beyanın doğruluğu kamu görevlisi tarafından araştırıldığı durumlarda ise bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenecek ve kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacak, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Kelime anlamı ile beyan, "söyleme, bildirme" anlamındadır. Bildirge anlamana gelen beyanname ise kişinin herhangi bir konu hakkında yaptığı yazılı beyandır. Örneğin; vergi beyannameleri, işe giriş bildirgeleri yazılı şekilde yapılan beyanlardır.
Yalan beyan suçunun konusunu, kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuksal sonuç doğuracak, delil aracı oluşturacak nitelikte ve resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyan oluşturmaktadır.
Dolayısı ile kişinin beyanını ortaya koymak, açıklamak, bildirmek ve söylemek için tuttuğu tüm şekil ve yollar ister yazılı, ister sözlü, isterse elektronik ortamda olsun suçun konusunu oluşturabilir.
TCK'nın 206 maddesi ve gerekçesine baktığımızda kanun koyucunun resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılacak beyanın şekli ve nasıl yapılacağı konusunda bir düzenleme ve sınırlama yapmadığı görülmektedir.
Yalan beyan, kamu görevlisine göreviyle ilgili resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılmalıdır.Düzenlenen belge ile kamu görevlisinin yerine getirdiği görev arasında bir ilişkinin bulunması gerekir. Özel bir belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunulması halinde ise yalan beyan suçu oluşmayacaktır.
Kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olup, beyanın yetkili kamu görevlisine yapılması gerektiği kavramından beyan sırasında mutlaka kamu görevlisinin huzurunda ve fiziki olarak bulunulması gerektiği anlamı çıkartılmamalıdır. Örneğin posta yolu ile bir yazılı beyan kamu görevlisine gönderilebilir ve kamu görevlisi posta yolu ile gelen bu yazılı beyana dayanarak resmi belge düzenliyor ise yalan beyan suçu oluşabilir.
Doktrinde de bir elektronik belgenin düzenlenmesi sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşacağı ileri sürülmüştür:
" Bir elektronik belgenin kişinin beyanına dayanılarak düzenlenmesi durumunda, bu belgeye ilişkin gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunulması TCK m. 206’ta düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturur. Bu noktada aslında elektronik belgeler bakımından özellik arz eden bir durum yoktur. Beyana dayanılarak hazırlanacak resmi belge ister bir elektronik belge, ister bir fiziki belge olsun buna ilişkin beyan niteliğinde olan elektronik bir formun gerçeğe aykırı olarak doldurulması durumunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşacaktır. Burada önemli olan suça konu resmi belgenin ilgili kişinin beyanı esas alınarak düzenleneceği ve ilgilinin doğru beyanda bulunması yönünde açık bir kuralın bulunmasıdır.
Örneğin imar barışı olarak bilinen uygulama kapsamında yapı kayıt belgesi almak üzere yapılan elektronik başvuru bu şekildedir. İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca yapı kayıt belgelerinin yapı sahibinin beyanına göre verileceği ve Yapı Kayıt Sistemine kaydedileceği belirtilmiştir. Yine aynı hüküm gereğince bu başvuruya ilişkin usul ve esasları belirlemekle yetkili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı kayıt belgesine esas olacak beyanların doğru olması zorunluluğu kuralı getirilmiş ve kamuya ilan edilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenmiş yapı kayıt belgesi, güvenli elektronik imzalı olmayan ancak niteliği gereği imzasız düzenlenebilecek bir resmi elektronik belgedir. Bu belgenin düzenlenmesine dayanak teşkil eden bilgilerin sisteme yanlış girilmesi halinde bu suç oluşacaktır." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Yargıtay'da yalan beyan suçunun oluşması için; Bir kimsenin resmi bir belge düzenlenmesi sırasında, kendisinin veya başkasının kimlik ve sıfatı yahut mezkür varaka ile sıhhatı ispat olunacak diğer durumlar hakkında, kamu görevlisine karşı yalan beyanda bulunması, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması, kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması ve beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. (C.G.K. 02.12.2014 tarih ve 2013/9 Esas, 2014/532 Karar)
Belgede sahtecilik suçunun bir türü olan yalan beyanda bulunulması ile oluşturulan resmi belgenin doğruyu yansıttığı düşünüldüğünde bu suçla korunan yarar kamu güvenidir. Burada kişinin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak düzenlenen belge gerçeği yansıtmamakta ise de kişinin yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. Failin amacı da gerçek dışı beyanda bulunmaktır.
Öte yandan kişinin yalan beyanda bulunması üzerine resmi belge düzenlenmesi nedeniyle eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun ileri sürülebilir ise de bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 268. Maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur.
Her iki maddede tarif edilen eylemlerin resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.(C....24.06.2014 tarih ve 2013/221 Esas,2014/214 Karar )
Kanaatimizce; 206. maddenin uygulamasında kural olarak beyanın yazılı yada sözlü yapılabileceği kabul edilmiş ise de günümüzde bilgi-iletişim ve finansal teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler ile elektronik belge uygulamalarında kat edilen mesafeler gözönüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında elektronik belge, elektronik beyanname, elektronik bildirge gibi yollarla da beyan yapılabileceği, elektronik bilgi işlem ortamında yapılacak sözlü ve yazılı beyanın da TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir.
Kanun koyucu beyanda bulunan kişinin kamu görevlisinin huzurunda bulunması şartını aramamış olup, önemli olan husus kişinin beyanının kamu görevlisi tarafından resmi belgenin düzenlenmesine esas alınmasıdır. Gerçeğe aykırı beyanın telefon, internet gibi sesli, görüntülü vb. iletişim sistemi aracılığı ile yapıldığı ve kamu görevlisinin de bu şekilde yapılan beyana dayanarak resmi belge düzenlemesi hallerinde (örneğin; UYAP sistemi aracılığı ile ve yine SEGBİS ortamında yapılan beyanlar) beyanın kamu görevlisinin huzuruna yapıldığı ve yalan beyan suçunun oluşacağı düşüncesindeyiz.
Kanun koyucunun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107 nci maddesini dayanak alan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 11 maddesinde sigortalı sayılanların e-sigorta yoluyla ... bildirme/beyan yükümlülüğü getirdiği düşünüldüğünde; elektronik bilgi işlem ortamında düzenlenen işe giriş bildirgeleri elektronik ortamda düzenlenen yazılı beyan ve belge niteliğinde olup, TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabilecektir.
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan ve internet ortamında e-beyan şeklinde düzenlenen işe giriş bildirgelerinin, yetkili işveren tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ve bu beyan esas alınarak kurum görevlilerince işletilen bilgi işlem sisteminin veri tabanında resmi belge niteliğinde kayıtların oluşması halinde 5237 sayılı TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır.
Burada fail bilişim sistemi üzerinde işe giriş bildirgesini düzenlemeye ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili olduğu gibi 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207/1 maddelerinde "gerçeğe aykırı belge düzenleme" (içerik sahteciliği) , 244/2 maddesinde "içerik itibari ile gerçek olmayan veri yerleştirme" eylemi seçimlik hareket olarak düzenlenmediği için "belgede sahtecilik" yada "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları oluşmayacaktır.
Nitekim Dairemizin 2018/4004 Esas, 2019/2115 Karar sayılı 28.02.2019 tarihli kararında ; "İşe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı" kabul edilmiştir.
d)Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu TCK'nin 244/2 maddesinde; " Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde düzenlenerek bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Madde gerekçesinde ise; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.
Esasen 244. maddesindeki düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiler bu madde kapsamında düznlenen suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.
TCK’nın 244. maddenin 2. fıkrasındaki suçun faili, veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan kişi olup, sisteme veri yerleştirmeye yetkili olan kişinin gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi eylemi 244 maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmemiştir.
Madde kapsamındaki fiillerin haksız ve yetkisiz gerçekleştirilmesi aranırken ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenlerinden biridir. Yetkili kişi sisteme veri yerleştirilmesine veya diğer fiillere rıza göstermişse suç oluşmayacaktır.
Elektronik belgelerinde sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul ettiğimizde, haksız olarak elde ettiği şifre ile yetkisiz kişi tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi düzenlenmesi ve ayrıca kuruma ait bilişim sistemine veri yerleştirilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 212. Maddesinde düzenlenen gerçek içtima kuralı uyarınca 207/1 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik" ve 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları ayrı ayrı oluşacak ise de ;
Y.C.G.K. 29.09.2020 tarih ve 2017 /1122 Esas, 2020 /381 Karar sayılı içtihadında " TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de sanık hakkında genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın eyleminin TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile bu gibi durumlarda özel norm niteliğinde olan TCK'nin 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunun oluşacağını kabul etmiştir.
IV-SOMUT OLAY VE KANAATİMİZ:
... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tarım Ticaret şirketi yetkilisi olan sanık ...'in şirkete ait işyerinde temyiz dışı sanık ... çalışmadığı halde 18/01/2010- 05/04/2010 tarihleri arasında sanki işyerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda ise;
Sosyal Sigortalar Kurumu ile işyeri yetkilisi sanık ... arasında imzalanan "e-bildirge sözleşmesi" gereğince ... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tarım Ticaret Şirketi yetkili müdürü olarak İşe Giriş Bildirgesi vermeye sanık ...'in yetkilendirildiği ve internet işlemlerinde kullanmak üzere "Kullanıcı Kodu" ve "Kullanıcı Şifresi" verildiği,
Sanık ...'in ise şirkete ait işyerinde çalışmadığı halde Hüsamettin Çimeni sanki işyerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği,
E-bildirge şeklinde verilen işe giriş bildirgelerini düzenlemeye işveren sanığın yetkili bulunması ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili kişinin "gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi" eyleminin TCK'nin 244/2. Maddesinde seçimlik hareket olarak düzenlenmemesi nedeni ile "sisteme veri yerleştirme" suçunun unsurlarının oluşmayacağı,
Yine 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207 maddelerinde içerik sahteciliğinin seçimlik hareket olarak düzenlenmediği ve suç olarak tanımlanmadığı dikkate alındığında; yetkili kişi tarafından düzenlenen ve fakat içeriği gerçeği yansıtmayan işe giriş bildirgeleri nedeni ile resmi belgede sahtecilik (204/1) yada özel belgede sahtecilik (207/1) suçlarının da oluşmayacağı,
Ancak işyeri yetkilisi sanık ... tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde düzenlenen ve mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde olan suça konu işe giriş bildirgelerinin işyeri yetkilisi tarafından düzenlenmesi nedeni ile maddi/fiziki sahteciliğin söz konusu olmadığı, bu durumda işe giriş bildirgelerinin beyan niteliğinde bulunduğu, e-bildirge şeklinde ki bu beyanlar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında 5510 sayılı kanunun 100/3 maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu, veri tabanında kayıtların oluşması sırasında e- beyanın doğruluğunun ... görevlileri tarafından araştırılmadığı, ancak e-bildirge şeklinde düzenlenen bu beyanların gerçeği yansıtmadığı, işyerinde çalışmayan kişilerin çalışıyormuş gibi gösterildiği, beyanın içeriğinin yalan olduğu hususları gözönüne alındığında, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı,
Sanığın yalan beyanda bulunması üzerine 5510 sayılı kanunun 100/3 maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu ve eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu ileri sürülebilir ise de ; bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur. Yalan beyan suçunun resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.
Öte yandan 5271 sayılı CMK'nun 225 maddesi gereğince hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede anlatılan fiilden ibaret olup, sanık hakkında düzenlenen iddianamede " gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna ibraz ederek sigortalı götermek" şeklinde iddiada bulunularak sanığın gerçeğe aykırı yalan beyanının cezalandırılması istenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların sahte olarak düzenlendiğine yönelik bir iddiada bulunulmamış ve dava açılmamıştır.
Somut olayda, işyeri yetkilisi sanık ...'in amacı da çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Sanığın gerçeğe aykırı bu beyanına dayanılarak bilişim sisteminde oluşturulan veriler gerçeği yansıtmamakta ise de burada sanığın yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır.
... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tarım Ticaret şirketi yetkilisi sanık ...'in; Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların düzenlenmesine esas olmak üzere e-sigorta portalından e-beyan şeklinde işe giriş bildirgesi düzenleyip çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi beyanda bulunmak şeklinde sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 206 maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağı ve kararın bu yönden bozulması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun eylemin suç oluşturmadığına ilişkin bozma düşüncesine katılmıyorum.18.03.2021
11. Ceza Dairesi, 2021/12174 E., 2021/7178 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
d) Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu TCK'nin 244/2 maddesinde;
11. Ceza Dairesi 2021/12174 E. , 2021/7178 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
Sanığın muhasebecisi olduğu temyiz dışı diğer sanık ...’a ait iş yerlerinde, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği itibarıyla doğru olmayan işe giriş bildirgeleri düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstermek suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında; Mahkemece resmi belgede sahtecilik suçunun oluştuğu kabulü ile hüküm verilmiş ise de; resmi belge; kamu görevlisi tarafından görevi gereği, kanunun belirlediği şekil şartlarına uygun olarak düzenlediği belgelerdir. Somut olayda “işe giriş bildirgesini” düzenleyen işverenin kamu görevlisi olmaması, işveren adına hareket eden muhasebecinin eylemi de 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nun 2-A maddesinde belirtilen "muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusu" kapsamındaki işlerden olmaması, aynı Kanunun 47. maddesine sözü edilen meslek mensuplarının görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan da sayılmaması, “işe giriş bildirgesinin” resmi belge sayıldığına dair yasal bir düzenlemenin de bulunmaması hususları dikkate alındığında bu tür veri girişlerinin ceza hukuku anlamında resmi belge olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki, 5510 sayılı Kanunun 100. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen resmi belgenin oluşması için failin sisteme veri yüklemesi yeterli olmayıp ayrıca işe giriş bildirgesinin elektronik olarak sunulduğu Sosyal Güvenlik Kurumunca da sistem üzerinden tali bir kısım işlemlerin yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda, suça konu e-bildirgelerin, resmi belge olduğuna dair herhangi bir yasal düzenleme bulunmaması ve gerçeğe aykırı e-bildirgeleri verme eyleminde sisteme girilen verilerin resmi belgede sahtecilik suçunun maddi konusuna ve sanık tarafından gerçekleştirilen eylemlerin suçun tipiklik ilkesine uymadığından resmi belgede sahtecilik suçuna vücut vermeyeceği; özel belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmış ise de; yapılan değerlendirmede, sisteme giriş yapan ilgilinin gerçek kimliği ile işlem yapmakla birlikte, verinin içeriğinin doğru olmaması nedeniyle özel belgede fikri sahtecilik suçunu oluşturacağı düşünülebilirse de Türk Ceza Kanununda özel belgede sahtecilik suçunda fikri sahteciliğin cezalandırıldığına dair düzenleme bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge niteliğini haiz olmaması özel belgede sahtecilik suçunun da oluşmayacağı; sisteme veri yerleştirme suçu açısından yapılan değerlendirmede ise; hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerektiği; somut olayda sanığın, mükellef tarafından verilen rıza ve izne istinaden mükellefe ait şifre kullanarak sisteme veri yüklediği ve şifreyi hukuka aykırı bir şekilde elinde bulunduran kişi konumunda olmadığı, iş yerlerinin muhasebecisi olan sanığın iş yeri ile aralarındaki sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir veri iletmekten ibaret eyleminin sisteme veri yerleştirme suçunu da oluşturmayacağı; eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesinde ise; resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulmasında kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluluğu gerekli ise kişinin beyanına itibar edilemeyeceği, kişinin bu beyanını içeren belgenin de ispat aracı olarak kullanılamayacağından, aynı zamanda elektronik ortamdaki veri girişinin muhatabı bilgisayar sistemi olup, TCK'nin 6. maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisi bulunmadığı gibi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.04.2014 tarih ve E.-2014/153 K. sayılı kararına göre, bu beyan sonucunda düzenlenen, öz ve biçimsel unsurları tam olan bir resmî belge de bulunmadığından, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu da oluşturmayacağı anlaşılmıştır.
Somut olayda, iş yerlerinin muhasebecisi olan sanığın, katılan kurum ile iş yeri sahibi arasındaki sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir veriyi iletmekten ibaret eylemlerinin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraati yerine mahkûmiyetine hükmolunması;
Yasaya aykırı, sanığın temyiz talepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 23.09.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı; işyeri yetkilisi tarafından elektronik ortamda e-sigorta portalı aracılığı ile kullanıcı adı ve kullanıcı şifresi kullanılarak içeriği itibari ile gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi verme eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturması halinde ise 5237 sayılı TCK'nin 204/1 maddesinde düzenlenen "resmi belgede sahtecilik", 207 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik", 206. Maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" ya da 244/2. Maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Sorunun sağlıklı olarak ortaya konması ve çözümlenebilmesi için sırasıyla Belge, Elektronik Belge ve İşe Giriş Bildirgesi kavramları açıklanacaktır.
I-TÜRK CEZA HUKUKUNDA BELGE VE ELEKTRONİK BELGE KAVRAMI:
Türk ceza kanununda "belge" ya da "elektronik belge" kavramı tanımlanmamış ve bir sınırlama getirilmemiş, belgenin tanımı ve açıklanması doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.
Uygulamada ise hukuki değer taşıyan içeriği sahip,taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar belge olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay'da “Hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazıların" belge olduğunu kabul etmiştir.
Belgenin düzenlenme şekli, imzalı olması gerekip gerekmediği, belli bir işaret, amblem, hologram, etiket, mühür vb. taşımasının zorunlu olup olmadığı belgenin niteliğine ve düzünlendiği mevzuata göre tespit edilmelidir.
Kural olarak yazının geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise de yasanın izin verdiği durumlarda işaret, amblem ve hologram da yeterli görülebilir. Örneğin; tekel bandrolü, otobüs, tiyatro ve piyango biletleri belge kabul edilmiştir. Bu anlamda belgenin düzenleyenin belirlenebilmesi için her zaman imza şartı aramaya gerek yoktur.
5237 sayılı TCK'nin 204. Maddesinin gerekçesinde resmi belge tanımlanırken "bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade ettiği, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerektiği" belirtilmiş olup, bir belgenin resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bir başka anlatımla düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.
Resmi belge niteliğini taşımayan ve kanunlarda ayrıca düzenleme ve hüküm bulunmayan (TCK'nin 210/1, 213 sk 359 m. sayılan belgeler gibi) belgeler ise özel belgedir.
Elektronik belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği doktrinde de ileri sürülmüştür:
"Bir kamu görevlisinin göreviyle ilgili olarak düzenlediği bir elektronik belgenin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da kullanılması durumunda TCK m. 204’te düzenlenen “resmi belgede sahtecilik” suçu, bu nitelikte bir elektronik belgenin bozulması, yok edilmesi ya da gizlenmesi (örneğin kriptolanarak kilitlenmesi) durumunda TCK m. 205’te yer alan “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçu oluşacaktır.
Resmi belgede sahtecilik suçları bakımından dikkat edilmesi gereken husus, bir resmi belgeden bahsedilebilmesi için belgenin üç unsurunun yanı sıra, varsa öngörülen şekil şartını da taşıması, yani belirlenmiş usul ve esaslara uygun olması gerektiğidir .(..., Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Benzer Suçlardan Farkı, Yargıtay İçtihatları, ... Yayıncılık, 2015, s. 90; Gökcen, s. 177.)
Bu bakımdan bir resmi belge ancak elektronik olarak düzenlenmesi öngörülmüşse elektronik belge suretinde suça konu olabilir. Bir elektronik resmi belgenin de özel bir usulle, örneğin güvenli elektronik imzalı olarak ya da belirli bir uygulama üzerinden ya da barkod vb. bir doğrulama mekanizması kullanılarak düzenlenmesi öngörülmüşse bu usule göre yapılması mecburidir. Bu usulle üretilmemiş bir elektronik belge, tıpkı mühürsüz bir ehliyet gibi, resmi belgede sahtecilik suçlarının konusu olamaz." (Doc.Dr...., Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Kanaatimizce de ceza kanununda sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belgenin tanımına yer verilmeyerek bilinçli olarak bir sınırlamaya gidilmediği düşünüldüğünde; yazılı bulunan, hukuki değer ifade eden, düzenleyeni belli olan, ispat gücü taşıyan, tamamlanmış ve sabitlenmiş elektronik belgeler de sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabilecektir.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "belge" başlıklı 199. Maddesinde "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." biçiminde düzenleme yapan kanun koyucunun, elektronik ortamdaki "bilgi taşıyıcısı" niteliğindeki ispat gücü olan verileri elektronik belge olarak tanımladığı, güvenli elektronik imza şartı aramadığı ve bunları diğer fiziki/ yazılı belgeler ile eş değer tuttuğu, 205. maddesinde ise "Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir." düzenlemesi ile usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin ise ispat gücü yönünden senet hükmünde olduğunu kabul ettiği görülmektedir.
Öte yandan 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunun 3/b maddesinde "Başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veriyi ifade eder" şeklinde elektronik imza tanımı, 4. maddesinde " Münhasıran imza sahibine bağlı olan, sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan, imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan, elektronik imzadır." şeklinde güvenli elektronik imza tanımı yapıldığı, 5. maddesinde ise "Güvenli elektronik imzanın elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğuracağı belirtilmiştir.
Elektronik verinin aynı kanunun 3/a maddesinde "Elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar" şeklinde tanımladığı düşünüldüğünde, elektronik imza ve güvenli elektronik imzanın da esasen mahiyeti itibarı ile bir veri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
5070 sayılı kanunda elektronik veri, elektronik imza, güvenli elektronik imza tanımına yer veren kanun koyucunun bilinçli olarak elektronik belge ile ilgili bir tanım ve sınırlama yapmadığı gibi elektronik belgelerde her zaman güvenli elektronik imza bulunması zorunluluğu getirmediği düşüncesindeyiz.
Şöyle ki;
Elektronik belgenin geçerliliği için mevzuatında güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmış ise sahtecilik suçuna konu belge niteliğini haiz olduğunu kabul edebilmek için güvenli elektronik imza ile oluşturulma şartı aranmalıdır.
(Örneğin;213 sayılı Vergi Usul Kanununun 242/2 maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Elektronik işlemler" başlıklı 445. Maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulması aşamasında güvenli elektronik imza şartı arandığı)
Mevzuatında elektronik belgenin güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmamış ise yazılı bulunan, hukuki değer taşıyan, tamamlanmış, sabitlenmiş ve düzenleyeni belli olan elektronik belgelerin özel ya da resmi belge olma niteliğine göre sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. (Örneğin; 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5/son maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulmasında güvenli elektronik imza şartı aranmadığı)
Ancak elektronik belgenin "güvenli elektronik imza" ile imzalanması o belgenin resmi belge niteliğini taşıdığını göstermez. Elektronik ortamda düzenlenen belgelerin de resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmeli, ya da kanun koyucunun elektronik belgenin resmi belge olduğu hususunda özel bir düzenleme yapmış olması gerekir.
Örnek vermek gerekir ise; 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca işverenler tarafından düzenlenen aylık prim ve hizmet belgesi elektronik imza ile imzalanmış olsa dahi özel belge niteliğindedir. Buna karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilgi işlem ortamının veri tabanında güvenli elektronik imza kullanılmadan oluşan kayıtlar ise 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğindedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'da 29.09.2020 tarih ve 2017/1122 Esas, 2020/381 Karar sayılı içtihadında elektronik ortamda düzenlenen belgelerin belge niteliğinde olduğu ve sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul etmiştir.
II- İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ:
Bildirge; bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için, doldurup verdiği çizelge, beyanname anlamındadır.
İşe giriş bildirgesi; sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenlerin çalıştırdıkları sigortalıları ve işe başladıkları tarihi bildiren 5510 sayılı kanunun 4-8. maddeleri uyarınca düzenlenen yazılı beyanname olarak tanımlanabilir.
5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununun 8. maddesine göre işverenlerin çalıştırdıkları her bir işçi için işe giriş bildirgesi düzenlemek ve sigorta başlangıç tarihini kuruma bildirmekle yükümlü oldukları,
Maddenin son fıkrasında; sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği,
5510 sayılı kanunun “Bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usûlü” başlıklı 100/3 maddesinde 17.04.2008 tarihinde yapılan değişiklikle
Sosyal Güvenlik Kurumu Görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda da verilebilmesi imkanının sağlandığı ve 100/3. maddesinin “Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu kişilere yapılacak bildirimleri kuruma verilmiş saymaya, bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” biçiminde düzenlendiği,
Maddenin değişiklik gerekçesine baktığımızda da; İşveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda kurum ve görevlilerinin yetkilendirildiği,
12.05.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği uyarınca : İşveren, alt işveren, sigortalı, genel sağlık sigortalısı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlarca bu yönetmelikte belirtilen belgelerde yer alan bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda kurumun veri tabanına aktarılmasını ve bu şekilde aktarılan bilgiler ve talepler ile kurumca yürütülen sosyal sigorta işlemleri sonuçlarından uygun görülenlerin işveren, sigortalı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlara verilmesini sağlayan elektronik portalın kurum görevlilerince oluşturulduğu ve bu elektronik portalın yönetmeliğin 4. maddesinde "e-sigorta" olarak tanımlandığı,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan ve 12.05.2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. maddesinde "... (2) İşverenler, Kanunun 4'üncü maddesi birinci fıkrasının; (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür." şeklinde düzenleme yapılarak işe giriş bildirgelerinin Kuruma e-sigorta yoluyla bildirilme zorunluluğu getirildiği,
Aynı yönetmeliğin "Merkezi veri tabanının oluşturulması" başlıklı 6. maddesinde "Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır. Bu amaçla Kurumca...kayıtlarının elektronik ortamda tutulduğu merkezi bir veri tabanı oluşturulur." düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda izah ettiğimiz yasal düzenlemelere baktığımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Görevlilerinin, bu kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme yapmaya, her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkili olduğu,
Kurum görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiği,
İşveren tarafından kullanıcı adı, sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanılarak düzenlenen e-beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin işverence onaylanması ile kuruma ait olan ve kurum görevlilerince oluşturulup yönetilen bilgi işlem ortamının veri tabanında kayıtların oluştuğu, bu kayıtların 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğinde olduğu, e- sigorta yoluyla verilen işe giriş bildirgelerindeki beyanın doğruluğu ve gerçek olup olmadığının sosyal güvenlik kurumu görevlilerince araştırılmadığı, beyanın tek başına hukuki değer taşıdığı,
Elektronik bilgi işlem ortamının oluşturulması, kayıtların düzenlenmesi, yürütülmesi, işletilmesi ve kontrol edilmesinin sosyal güvenlik kurumu görevlilerince gerçekleştirildiği göz önüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında işe giriş bildirgesi şeklinde düzenlenen beyanların sosyal güvenlik kurumu görevlilerine ve huzurlarına yapıldığı düşünülmelidir.
III- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK, YALAN BEYAN(BEYANDA SAHTECİLİK) ve BİLİŞİM SİSTEMİNE VERİ YERLEŞTİRME SUÇLARI:
a) Resmi belgede sahtecilik suçu TCK'nin 204. maddesinde "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir.
Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, seçimlik hareketler resmî belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte resmî belgeyi kullanmaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. İkinci fıkrada tanımlanan suçun oluşması için failin kamu görevlisi olmasının yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.
Öte yandan kamu görevlisinin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi (içerik sahteciliği) eylemi maddenin ikinci fıkrasında seçimlik hareket olarak düzenlenmiştir. Belgenin içeriğinin doğru olmadığı durumlarda gerçeğe aykırı belgeden söz edilir. Bu içerik belgenin ispat edeceği hususlara ilişkin olmalıdır.
Burada belgeyi düzenleyenin kim olduğu bellidir ancak belgenin tevsik ettiği olay gerçek değildir. Kamu görevlisi şahit olduğu ve gözlemlediği bir olayı gerçeğinden farklı şekilde belgelendirmekte, gerçeğe aykırı belge düzenlemekte ya da huzurunda gerçekleşmeyen bir olayı gerçekleşmiş gibi yazmaktadır.
Gerçeğe aykırı belge düzenleme (içerik sahteciliği) eylemi yalnızca TCK'nin 204/2 maddesinde kamu görevlileri yönünden özgü suç olarak düzenlenmiştir.
b) Özel belgede sahtecilik suçu TCK'nin 207. Maddesinde "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde tanımlanmış olup, resmi belgede sahtecilik suçundan farklı olarak, bu suçun oluşması için özel belgenin kullanılması zorunludur.
Seçimlik hareketler ise özel belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte özel belgeyi kullanmaktır.
"Özel belgede sahtecilikte içerik sahteciliğine yer verilmemiştir. Bunun nedeni ise bir kişinin irade beyanının tek başına hukuki sonuç doğurmayacağı düşüncesi olabilir." ( ... 2005-239)
"Özel belgenin içeriği itibarı ile gerçeği ifade etmemesi durumunda belgede sahtecilik gerçekleşmez ancak başka bir suç oluşabilir" (... 3. Baskı 2010-494. sahife)
"Bilindiği üzere doktrinde sahtecilik suçları; maddi ve fikri sahtecilik olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi sahtecilik suçu, belgenin düzenleyen olarak görülen kişiden başka biri tarafından düzenlenmesi veya gerçek belgede değişiklik yapılmasıdır. Maddi sahteciliği oluşturan bu iki işleniş biçimi aynı zamanda; belgenin sahihliğine karşı işlenen suç olarak kabul edilir. Fikri sahtecilikte ise belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi ile düzenleyen kişi aynıdır ve fakat sahtecilik eylemi; belgenin özüyle, fikri yapısı ve içeriği ile (gerçekliğiyle) ilgilidir. Örneğin sahte bir vasiyetname üretilmesi ile gerçek vasiyetnamenin bir şartının değiştirilmesi eylemleri maddi sahteciliktir. Buna karşın, bir noterin gerçekte meydana gelmeyen bir olayı, huzurunda meydana gelmiş gibi göstermesi veya tanık beyanlarını değiştirerek yazması halinde fikri sahtecilik bulunmaktadır." (..., Ceza Hukuku Özel Kısım, 2005, s. 228 vd.)
Kanaatimizce de; TCK'nin 204/2. maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme’ şeklinde tarif edilen içerik sahteciliği eylemine 204/1 ve 207/1. Maddelerinde yer verilmemiş olup, bu maddelerde yalnızca ‘belgeyi sahte olarak düzenleme, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirme ve sahte olarak düzenlenen belgeyi kullanma" seçimlik hareketlerine yer verilerek maddi sahtecilik eylemleri düzenlenmiştir.
TCK'nin 207. Maddesinin gerekçesinde de belgenin sahte olarak düzenlenmesi hareketi açıklanırken; “özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiş olup, salt yalan beyanı içeren özel belgenin hukuken zarar olasılığı bulunmamakta, dolayısıyla yalan içeren özel yazılar özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmamaktadır.
Buna karşın kanun koyucu özel belgede fikri sahtecilik sayılabilecek bir kısım eylemleri ise TCK'nin 206. maddesinde (beyanda sahtecilik), 210/2. maddesinde (kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının sahte belge düzenlemesi), 213 sayılı V.U.K. 359/b maddesinde (sahte fatura düzenleme) ayrıca ve özel olarak düzenlemiştir.
5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunda içerik sahteciliği (gerçeğe aykırı belge düzenleme) seçimlik hareket olarak düzenlenmediği göz önüne alındığında;
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik (maddi sahtecilik) yapılmak sureti ile fiziki (kağıt üzerinde ve maddi varlığı haiz, somut bir belge) olarak düzenlenmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçu,
Fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarının değilde içeriğinin sahte (yalan) olması halinde ise TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. (Y.11.C.D. 28.02.2019 tarih ve 2018/4004 Esas-2019/2115 Karar, 02.10.2018 tarih ve 2016/1436 Esas 2018/7538 Karar)
c) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesinde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş olup, burada resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır.
Suçun oluşumu için kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte de olması, beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Bir başka ifadeyle yetkili kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak ve bu beyanı araştırma yükümlülüğü olmaksızın resmi bir belgeyi düzenliyor olması gerekir.
Beyanın doğruluğu kamu görevlisi tarafından araştırıldığı durumlarda ise bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenecek ve kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacak, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Kelime anlamı ile beyan, "söyleme, bildirme" anlamındadır. Bildirge anlamana gelen beyanname ise kişinin herhangi bir konu hakkında yaptığı yazılı beyandır. Örneğin; vergi beyannameleri, işe giriş bildirgeleri yazılı şekilde yapılan beyanlardır.
Yalan beyan suçunun konusunu, kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuksal sonuç doğuracak, delil aracı oluşturacak nitelikte ve resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyan oluşturmaktadır.
Dolayısı ile kişinin beyanını ortaya koymak, açıklamak, bildirmek ve söylemek için tuttuğu tüm şekil ve yollar ister yazılı, ister sözlü, isterse elektronik ortamda olsun suçun konusunu oluşturabilir.
TCK'nin 206. maddesi ve gerekçesine baktığımızda kanun koyucunun resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılacak beyanın şekli ve nasıl yapılacağı konusunda bir düzenleme ve sınırlama yapmadığı görülmektedir.
Yalan beyan, kamu görevlisine göreviyle ilgili resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılmalıdır.Düzenlenen belge ile kamu görevlisinin yerine getirdiği görev arasında bir ilişkinin bulunması gerekir. Özel bir belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunulması halinde ise yalan beyan suçu oluşmayacaktır.
Kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olup, beyanın yetkili kamu görevlisine yapılması gerektiği kavramından beyan sırasında mutlaka kamu görevlisinin huzurunda ve fiziki olarak bulunulması gerektiği anlamı çıkartılmamalıdır. Örneğin posta yolu ile bir yazılı beyan kamu görevlisine gönderilebilir ve kamu görevlisi posta yolu ile gelen bu yazılı beyana dayanarak resmi belge düzenliyor ise yalan beyan suçu oluşabilir.
Doktrinde de bir elektronik belgenin düzenlenmesi sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşacağı ileri sürülmüştür:
"Bir elektronik belgenin kişinin beyanına dayanılarak düzenlenmesi durumunda, bu belgeye ilişkin gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunulması TCK m. 206’ta düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturur. Bu noktada aslında elektronik belgeler bakımından özellik arz eden bir durum yoktur. Beyana dayanılarak hazırlanacak resmi belge ister bir elektronik belge, ister bir fiziki belge olsun buna ilişkin beyan niteliğinde olan elektronik bir formun gerçeğe aykırı olarak doldurulması durumunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşacaktır. Burada önemli olan suça konu resmi belgenin ilgili kişinin beyanı esas alınarak düzenleneceği ve ilgilinin doğru beyanda bulunması yönünde açık bir kuralın bulunmasıdır.
Örneğin imar barışı olarak bilinen uygulama kapsamında yapı kayıt belgesi almak üzere yapılan elektronik başvuru bu şekildedir. İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca yapı kayıt belgelerinin yapı sahibinin beyanına göre verileceği ve Yapı Kayıt Sistemine kaydedileceği belirtilmiştir. Yine aynı hüküm gereğince bu başvuruya ilişkin usul ve esasları belirlemekle yetkili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı kayıt belgesine esas olacak beyanların doğru olması zorunluluğu kuralı getirilmiş ve kamuya ilan edilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenmiş yapı kayıt belgesi, güvenli elektronik imzalı olmayan ancak niteliği gereği imzasız düzenlenebilecek bir resmi elektronik belgedir. Bu belgenin düzenlenmesine dayanak teşkil eden bilgilerin sisteme yanlış girilmesi halinde bu suç oluşacaktır." (Doc.Dr.... Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Yargıtay'da yalan beyan suçunun oluşması için; Bir kimsenin resmi bir belge düzenlenmesi sırasında, kendisinin veya başkasının kimlik ve sıfatı yahut mezkür varaka ile sıhhatı ispat olunacak diğer durumlar hakkında, kamu görevlisine karşı yalan beyanda bulunması, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması, kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması ve beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. (C.G.K. 02.12.2014 tarih ve 2013/9 Esas, 2014/532 Karar)
Belgede sahtecilik suçunun bir türü olan yalan beyanda bulunulması ile oluşturulan resmi belgenin doğruyu yansıttığı düşünüldüğünde bu suçla korunan yarar kamu güvenidir. Burada kişinin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak düzenlenen belge gerçeği yansıtmamakta ise de kişinin yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. Failin amacı da gerçek dışı beyanda bulunmaktır.
Öte yandan kişinin yalan beyanda bulunması üzerine resmi belge düzenlenmesi nedeniyle eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun ileri sürülebilir ise de bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 268. Maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur.
Her iki maddede tarif edilen eylemlerin resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.(C.G.K.24.06.2014 tarih ve 2013/221 Esas, 2014/214 Karar )
Kanaatimizce; 206. Maddenin uygulamasında kural olarak beyanın yazılı yada sözlü yapılabileceği kabul edilmiş ise de günümüzde bilgi-iletişim ve finansal teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler ile elektronik belge uygulamalarında kat edilen mesafeler gözönüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında elektronik belge, elektronik beyanname, elektronik bildirge gibi yollarla da beyan yapılabileceği, elektronik bilgi işlem ortamında yapılacak sözlü ve yazılı beyanın da TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir.
Kanun koyucu beyanda bulunan kişinin kamu görevlisinin huzurunda bulunması şartını aramamış olup, önemli olan husus kişinin beyanının kamu görevlisi tarafından resmi belgenin düzenlenmesine esas alınmasıdır. Gerçeğe aykırı beyanın telefon, internet gibi sesli, görüntülü vb. iletişim sistemi aracılığı ile yapıldığı ve kamu görevlisinin de bu şekilde yapılan beyana dayanarak resmi belge düzenlemesi hallerinde (örneğin; UYAP sistemi aracılığı ile ve yine SEGBİS ortamında yapılan beyanlar) beyanın kamu görevlisinin huzuruna yapıldığı ve yalan beyan suçunun oluşacağı düşüncesindeyiz.
Kanun koyucunun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesini dayanak alan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 11. maddesinde sigortalı sayılanların e-sigorta yoluyla SGK bildirme/beyan yükümlülüğü getirdiği düşünüldüğünde; elektronik bilgi işlem ortamında düzenlenen işe giriş bildirgeleri elektronik ortamda düzenlenen yazılı beyan ve belge niteliğinde olup, TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabilecektir.
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan ve internet ortamında e-beyan şeklinde düzenlenen işe giriş bildirgelerinin, yetkili işveren tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ve bu beyan esas alınarak kurum görevlilerince işletilen bilgi işlem sisteminin veri tabanında resmi belge niteliğinde kayıtların oluşması halinde 5237 sayılı TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır.
Burada fail bilişim sistemi üzerinde işe giriş bildirgesini düzenlemeye ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili olduğu gibi 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207/1 maddelerinde "gerçeğe aykırı belge düzenleme" (içerik sahteciliği), 244/2 maddesinde "içerik itibari ile gerçek olmayan veri yerleştirme" eylemi seçimlik hareket olarak düzenlenmediği için "belgede sahtecilik" yada "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları oluşmayacaktır.
Nitekim Dairemizin 2018/4004 Esas, 2019/2115 Karar sayılı 28.02.2019 tarihli kararında; "İşe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı" kabul edilmiştir.
d) Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu TCK'nin 244/2 maddesinde; " Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde düzenlenerek bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Madde gerekçesinde ise; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.
Esasen 244. Maddesindeki düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiler bu madde kapsamında düznlenen suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.
TCK’nin 244. maddenin 2. fıkrasındaki suçun faili, veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan kişi olup, sisteme veri yerleştirmeye yetkili olan kişinin gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi eylemi 244 maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmemiştir.
Madde kapsamındaki fiillerin haksız ve yetkisiz gerçekleştirilmesi aranırken ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenlerinden biridir. Yetkili kişi sisteme veri yerleştirilmesine veya diğer fiillere rıza göstermişse suç oluşmayacaktır.
Elektronik belgelerinde sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul ettiğimizde, haksız olarak elde ettiği şifre ile yetkisiz kişi tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi düzenlenmesi ve ayrıca kuruma ait bilişim sistemine veri yerleştirilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 212. Maddesinde düzenlenen gerçek içtima kuralı uyarınca 207/1. maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik" ve 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları ayrı ayrı oluşacak ise de ;
Y.C.G.K. 29.09.2020 tarih ve 2017 /1122 Esas, 2020 /381 Karar sayılı içtihadında "TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de sanık hakkında genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın eyleminin TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile bu gibi durumlarda özel norm niteliğinde olan TCK'nin 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunun oluşacağını kabul etmiştir.
IV-SOMUT OLAY VE KANAATİMİZ:
Sanığın, temyiz dışı diğer sanık ...'in iş yerinde, çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği, e-bildirge şeklinde verilen işe giriş bildirgelerini düzenlemeye işverene vekaleten sanığın yetkili bulunması ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili kişinin "gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi" eyleminin TCK'nin 244/2. Maddesinde seçimlik hareket olarak düzenlenmemesi nedeni ile "sisteme veri yerleştirme" suçunun unsurlarının oluşmayacağı,
Yine 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207. maddelerinde içerik sahteciliğinin seçimlik hareket olarak düzenlenmediği ve suç olarak tanımlanmadığı dikkate alındığında; yetkili kişi tarafından düzenlenen ve fakat içeriği gerçeği yansıtmayan işe giriş bildirgeleri nedeni ile resmi belgede sahtecilik (204/1) ya da özel belgede sahtecilik (207/1) suçlarının da oluşmayacağı,
Veri tabanında kayıtların oluşması sırasında e- beyanın doğruluğunun SGK görevlileri tarafından araştırılmadığı, ancak e-bildirge şeklinde düzenlenen bu beyanların gerçeği yansıtmadığı, iş yerinde çalışmayan kişilerin çalışıyormuş gibi gösterildiği, beyanın içeriğinin yalan olduğu hususları gözönüne alındığında, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı,
Somut olayda, sanığın amacı da çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Sanığın gerçeğe aykırı bu beyanına dayanılarak bilişim sisteminde oluşturulan veriler gerçeği yansıtmamakta ise de burada sanığın yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır.
İşyeri yetkilisi (vekaleten) sanık ...'ın ; Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların düzenlenmesine esas olmak üzere e-sigorta portalından e-beyan şeklinde işe giriş bildirgesi düzenleyip çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi beyanda bulunmak şeklinde sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 206 maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağından, mahkumiyet kararının suç vasfında hataya düşüldüğü gerekçesiyle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun eylemin suç oluşturmadığına ilişkin bozma düşüncesine katılmıyorum.23.09.2021
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
Bilişim sistemleri uzmanı (S), bir kamu mevduat bankasının internet bankacılığı sistemine hukuka aykırı olarak girmiş ve burada kalmaya devam etmiştir. (S), daha sonra bankanın veri tabanına erişerek çok sayıda müşterinin kredi borcu verilerini silmiş, bazılarının borç miktarını ise artırmıştır. Bu eylemleri sonucunda bankanın ana sunucuları aşırı yüklenerek sistem beş saat süreyle tamamen hizmet dışı kalmıştır. (S)'nin bu eylemlerden kendisine veya bir başkasına haksız bir çıkar sağlamadığı tespit edilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, (S)’nin cezai sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) (S), sisteme hukuka aykırı girdiği için TCK m. 243’te düzenlenen bilişim sistemine girme suçundan, ayrıca verileri bozduğu için TCK m. 244’ten ayrı ayrı cezalandırılmalıdır.
B) Failin eylemlerinden haksız bir çıkar sağlamamış olması nedeniyle TCK m. 244’te tanımlanan suçun unsurları oluşmamıştır.
C) (S)'nin eylemi, bankacılık sırrı niteliğindeki müşteri verilerini hedef aldığından, TCK m. 239 kapsamında ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrını ihlal suçunu oluşturur.
D) (S), bir bilişim sisteminin işleyişini engellediği ve sistemdeki verileri bozup yok ettiği için TCK m. 244 uyarınca cezalandırılacak ve suçun bir bankaya ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi nedeniyle cezası artırılacaktır.
E) (S), sadece bilişim sisteminin işleyişini engellediği için TCK m. 244/1 hükmü uyarınca sorumlu tutulmalı, veri değiştirme eylemi bu suçun içerisinde eridiği kabul edilmelidir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.