Türk Ceza Kanunu 250. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 250- (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/86 md.) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) (Ek: 2/7/2012-6352/86 md.) İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
Denetim görevinin ihmali
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
31 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2013/447 E., 2014/526 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
İcbar suretiyle irtikap suçundan sanık ...'nın 5237 sayılı TCK’nun 250/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5.
Ceza Genel Kurulu 2013/447 E. , 2014/526 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Günü : 03.04.2013
Sayısı : 13-4
İcbar suretiyle irtikap suçundan sanık ...'nın 5237 sayılı TCK’nun 250/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 03.04.2013 gün ve 13-4 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.06.2013 gün ve 77 sayılı “onama” istemli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın üzerine atılı icbar suretiyle irtikap suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...'nın suç tarihinde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinde üye hakim olarak görev yaptığı,
Mağdure ...'ın 1986 doğumlu, bekar ve öğrenci olup, Adana’da ailesi ile birlikte yaşadığı, tanık ...'ın mağdurenin ağabeyi olup, Adana'da özel bir ağız ve diş polikliniği işlettiği, tanık ...'ın mağdurenin annesi olup mağdure ile birlikte yaşadığı, tanık ...'ın mağdurenin ağabeyi olup, Adana Adliyesinde mübaşir olarak görev yaptığı, tanık Murat Albayrak'ın mağdurenin diğer ağabeyi olduğu, savunma tanığı ...'ın ise sanığın arkadaşı olup özel bir şirkette ilaç mümessili olarak çalıştığı,
28.10.2010 tarihinde mağdurenin Adana Cumhuriyet savcısı.....'ye müracaatta bulunarak sanıktan şikayetçi olduğunu ifade etmesi ve şikayetine ilişkin olarak bazı CD'ler ibraz etmesi üzerine keyfiyetin Cumhuriyet savcısınca tutanağa bağlandığı, söz konusu tutanakta; mağdurenin Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinde müşteki olduğu bir davada üye hakim olarak görev yapan sanık tarafından mağdurenin odaya çağrıldığı, sanığın mağdureye cinsel tacizde bulunduğu ve davanın mağdure aleyhine sonuçlanmaması için 2000 Lira istediği, mağdurenin temin edebildiği 1000 Lirayı sanığa verdiği, daha sonra mağdurenin telefonla parayı geri istediği, sanığın bu parayı mağdurenin ağabeyi ...’a iade ettiği bilgilerine yer verildiği, iddialarla ilgili ses kayıtlarının mağdure tarafından ibraz edildiğinin belirtildiği, bilahare müracaat savcısınca suç ihbarına ilişkin başvuru tutanağı düzenlenip evrakın fezlekeye bağlanarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna gönderildiği,
Mağdurenin 14.01.2011 tarihinde ayrıntılı bir şikayet dilekçesini hazırlayıp Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna gönderdiği, yine Başbakanlık bünyesinde oluşturulan BİMER sistemine e-mail yoluyla sanık hakkında şikayette bulunduğu,
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca sanık hakkındaki tüm ihbar ve şikayetler birleştirilerek inceleme yapılmasına karar verildiği, bilahare Teftiş Kurulu Başkanlığınca müfettiş görevlendirildiği,
HSYK Başmüfettişliğince yapılan inceleme sonucunda, iddiaların sübut bulduğu ve sanık hakkında soruşturma açılması gerektiği yönünde görüş bildirilmesi üzerine, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca sanık hakkında soruşturma izni verildiği, yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen soruşturma raporuna dayalı olarak sanık hakkında kovuşturma yapılmasına karar verildiği,
Sabıka kaydının incelenmesinde; Yargıtay 4. Ceza Dairesince 24.05.2007 gün ve 10-23 sayı ile, sanığın 765 sayılı TCK’nun 266/1, 251, 272, 59 ve 72. maddeleri uyarınca 299 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının ertelenmesine karar verildiği, sanık tarafından temyiz edilen hükmün Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, 11.12.2007 gün ve 164-275 sayı ile onanmasına karar verildiği, 5728 sayılı Kanunla CMK’nun 231/5. maddesinde yapılan değişiklikten sonra sanığın talebi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesince 19.03.2009 gün ve 10-23 sayı ile, sanığın 765 sayılı TCK’nun 266/1, 251, 272 ve 59. maddeleri uyarınca 16 gün hapis ve 123 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, CMK’nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği,
İnceleme konusu suçun temelini oluşturan Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/326 esas sayılı dosyasının incelenmesinde;
14.01.2010 tarihinde, şikâyetçi ... ile şüpheli Veysel Arslan arasında meydana gelen kasten yaralama, tehdit ve mala zarar verme olayı nedeniyle yapılan ihbar sonucu kolluk tarafından nöbetçi Adana Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlanıldığı,
Şikâyetçinin 14.01.2010 günlü ifade tutanağı içeriğine göre; eniştesi olan şüphelinin yaklaşık iki senedir kendisi ile zorla ilişkiye girdiğini, bu süre içinde çıplak resimlerini çekip internette yayınlayacağı tehdidi ile defalarca istemeden ve şüpheli ile zorla ilişkiye girmek zorunda kaldığını, Tarsus'ta Şelale Otel'inde zaman zaman kaldıklarını, ayrıca evlerinde, akrabaları olan şüpheli ve babasının da bu olayları kimseye anlatmaması için silahla tehdit ettiklerini beyan etmesi üzerine bu suçlara ilişkin de soruşturma yapıldığı,
14.01.2010 tarihli fezleke ile kolluktan gönderilen evrakın 15.01.2010 gününde havale ile 2010/3233 soruşturma numarasına kaydedildiği, kollukta ifadesi alınan ve mevcutlu olarak getirilen şüpheli Veysel Arslan’ın serbest bırakıldığı,
Şüphelinin, tehdit ve şantajla son iki yıldır müştekiye Tarsus ilçesindeki Şelale Otel'de tecavüz ettiğinin iddia edilmesi nedeniyle cinsel saldırı suçundan dolayı dosyanın ayrılarak 19.01.2010 tarihinde 2010/3583 soruşturma numarasına kaydedildiği, 2010/3583 soruşturma numarası üzerinden 19.01.2010 günlü kararla, suçun işlendiği yerin Tarsus olması nedeniyle yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,
Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 28.01.2010 tarih ve 2010/872 soruşturma sayısı ile suç yerinin Adana yargı çevresinde bulunduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verildiği,
Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2010 tarih ve 2010/16741 soruşturma sayısı ile aynı dosya hakkında başkaca işlem yapılmadan yetkisizlik kararı ile dosyanın yine Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,
Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına gelen dosyanın 2010/3505 soruşturma sırasına kaydedilip 26.04.2010 gün ve 2010/2080 karar sayısı ile şikâyetçinin iddia ettiği hususların gerçekleştiğine dair iddiayı doğrulayan delil elde edilemediği, mevcut deliller itibariyle kamu davasının açılmasını gerektirir şüphe oluşturacak delil elde edilemediğinden, kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Şikâyetçi ...'ın 14.07.2010 havale tarihli itirazı üzerine dosyanın Mersin Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.08.2010 gün ve 2010/948 değişik iş sayılı kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırıldığı,
Kaldırılan karar üzerine evrakın 2010/8714 soruşturma sırasına kaydedildiği, 13.09.2010 tarih ve 2010/207 sayılı iddianame ile şüpheli Veysel Arslan hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı TCK’nun 102/2-3-c, 43/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca Tarsus Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, kabulüne karar verilen iddianame üzerine Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/326 esasına kaydedilen dosyada, mahkeme tarafından 04.10.2010 tarihinde tensip zaptı düzenlenerek duruşmanın 14.12.2010 gününe bırakıldığı,
14.12.2010. günlü 1. celsede sanık ...'nın, mahkeme heyetinde başkan .... ve .... isimli hâkimlerin ise üye olarak yer aldığı, Cumhuriyet savcısı olarak Semih Öztürk'ün iştirak ettiği, şikâyetçi ve sanığın müdafiilerinin hazır bulunmaması nedeniyle beyan ve ifadelerinin tespit edilemediği, eksikliklerin giderilmesi için duruşmanın 25.01.2011 gününe ertelendiği,
Davanın taraflarını daha önceden tanıdığından bahisle tarafsızlığı konusunda şüphe oluşmaması bakımından sanık tarafından CMK’nun 30. maddesi uyarınca davadan çekilme talebinde bulunulması üzerine, mahkemece 21.01.2011 tarihinde verilen ara kararı ile çekilme talebinin kabul edilerek yerine bakacak hâkimin belirlenmesi için kararın Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığına gönderildiği,
Tarsus Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonunun 21.01.2011 tarih ve 2011/6 sayılı kararı ile Hâkim ...'nın davadan çekilme talebinin kabul edildiği göz önüne alınarak, 2010/326 esas sayılı dava dosyasının 25.01.2011 tarihinde yapılacak olan duruşmasına İş Mahkemesi Hâkimi Abdullah Börklüce'nin üye olarak katılması yönünde karar verildiği,
25.01.2011 günlü duruşmada sanığın savunması ile şikâyetçinin beyanlarının tespit edildiği, bir kısım tanıkların dinlendiği, şikâyetçinin davaya katılan olarak duruşmalara kabulüne karar verilip, diğer eksikliklerin giderilmesi için duruşmanın 31.03.2011 gününe talik edildiği,
31.03.2011 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada katılanın şikâyetinden vazgeçtiği, sanığın da vazgeçmeyi kabul ettiğine ilişkin beyanının alındığı; yapılan yargılama sonucunda sanık Veysel Arslan’ın işlediği iddia olunan suçun sabit olmaması nedeniyle beraatına karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği,
HTS kayıtlarının incelenmesinde, mağdure ile sanığın toplam yetmişdört kez görüştükleri,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure ...; eniştesi .....'ın kendisine cinsel saldırı ve kasten yaralama eylemlerinde bulunduğunu, bu nedenle Veysel hakkında şikayetçi olduğunu, bu olayla ilgili olarak Adana 15. Asliye Ceza Mahkemesinde bir davanın görüldüğü sırada cinsel saldırı suçundan yaptığı şikayetin yetkisizlik kararı verilerek Tarsus'a gönderildiğini öğrendiğini, bu evrakın akıbetini araştırmak için Tarsus Adliyesine gittiğinde savcılık kaleminin yerini sorarken sanığın kendisine "gelin size yardımcı olayım" diyerek odasına davet ettiğini, sanığı takiben odasına gittiğini, sanığın kendisine hakim olduğunu söylediğini, hatta kartvizitini verdiğini ve adliyeye niçin geldiğini sorduğunu, başından geçenleri anlattığını, bunun üzerine sanığın kendisine yardımcı olacağını söylediğini, isteği üzerine cep telefon numarasını sanığa verdiğini, kendisinden haber beklemesini söylediğini, bu olaydan yaklaşık bir hafta sonra sanığın kendisini arayarak dosyayı incelediğini, itiraz dilekçesi hazırladığını, bu dilekçeyi Tarsus'a gelerek imzalaması ve bazı hususları konuşmak üzere yalnız gelmesi gerektiğini söylediğini, aynı gün ağabeyi Murat ile birlikte Tarsus'a gittiklerini, sanığın odasına birlikte girdiklerini, sanığın çay söylediğini ve kendisinden itiraz dilekçesini okumasını istediğini, bazı düzeltmeler yaptıktan sonra dilekçeyi imzalayarak sanığa bıraktıklarını, bu olaydan yaklaşık onbeş gün sonra sanığın kendisini arayıp takipsizlik kararının kaldırıldığını müjdelediğini, bu görüşmeden sonra kendisine yardımcı olmasından duyduğu memnuniyetle gelişmeleri sormak için birkaç kez sanığı aradığını, bir süre tatil için yurt dışına gidip döndükten sonra sanığın cevapsız aramalarını gördüğünü, cevaben sanığı aradığında kendisiyle ısrarla görüşmek istediğini, ısrarlı davetleri üzerine sanığı odasında ziyarete gittiğini, başbaşa bulundukları sırada sanığın kendisine arkadaşlık teklif ettiğini, bu teklif üzerine çok şaşırdığını, böyle bir şeyin olamayacağını söylediğini, sanığın kendisini ikna etmeye çalıştığını, ikna edemeceğini anlayınca bu kez takipsizlik kararının kaldırılması üzerine açılan davanın kendisine düştüğünü, bu davaya kendisinin bakacağını, bu sebeple kendisiyle iyi geçinmesi gerektiğini aksi halde davanın aleyhine sonuçlanacağını söylediğini, ardından Adana 15. Asliye Ceza Mahkemesinde uzlaşma bedeli olarak belirlenen 1700 Lirayı neden almadığını sorduğunu, devamla "madem bana yakınlık göstermiyorsun o parayı alıp 2000 Liraya tamamlayıp bana getireceksin" dediğini, borcu olduğunu söyleyince o zaman 1000 Lira getirmesi konusunda ısrar ettiğini, bunun üzerine odadan ayrıldığını, durumu annesi ve arkadaşına anlattığını, annesinin parayı sanığa vermesini söylediğini, arkadaşının da kendisine sanıkla olan görüşmelerini kaydetmesini tavsiye ettiğini, bunun üzerine yanına 1000 Lira alarak sanığın odasına gittiğini, telefonun ses kayıt özelliğini çalıştırıp çantasına koyduğunu, kapısını çalarak sanığın odasına girdiğini, sanığın ayağa kalkıp kendisini öpmek istediğini, sanığın öpmesini engellemek için ittiğini, sanığın cep telefonunun çalması üzerine yanından uzaklaştığını, telefon görüşmesinden sonra parayı sanığa verdiğini, sanığın parayı alıp saydığını, parayı zor tedarik ettiğini söyleyince sanığın sus işareti yaparak "bu nedir ki 1000 Lira çok mu?" dediğini, bilaharede odadan ayrıldığını, ertesi gün duruşmaya gittiğinde duruşmayı yöneten kişinin sanık olduğunu gördüğünü, duruşmada sanığın kendisini suçlayıcı tarzda tavır alması ve annesine kötü davranması nedeniyle duruşmadan sonra davanın Adana'ya nakli için dilekçe vermek üzere kalemde bulunduğu sırada sanığın kendisini odasına çağırdığını, gitmek istememesine rağmen ısrar edince ablasıyla birlikte sanığın odasına geçtiklerini, sanığın duruşmayı yirmibeş gün ertelediğini söylediğini, aynı gün akşam saatlerinde sanığı arayıp kendisinden almış olduğu parayı iade etmesini ve davadan çekilmesini istediğini, hatta parayı verdiği görüşmeyi telefonuna kaydettiğini söylediğini, sanığın önce buna inanmadığını, elektronik posta ile kayıtları gönderebileceğini söyleyince yüzyüze görüşelim dediğini, bu görüşmeden birkaç hafta sonra sanığın 1000 Lirayı ağabeyi Hıdır'a iade ettiğini beyan etmiş,
Tanık ...; mağdurenin kız kardeşi olduğunu, 2010 yılı Aralık ayında daha önceden tanımadığı sanığın telefonla kendisini aradığını ve görüşmek istediğini söylediğini, bu görüşmeden yaklaşık on dakika sonra sanığın iş yerine geldiğini, kız kardeşinin Tarsus'ta devam eden davasına baktığını, bu dava nedeniyle kız kardeşi ile görüştüğünü, kız kardeşinin bu görüşmeleri kayda aldığını, kendisine yeni bir dizüstü bilgisayar alması için kız kardeşinin 1000 Lira para verdiğinden bahsettiğini, sanığın bu anlatımlarına sinirlenerek "sen koskoca devletin hakimisin, devlet sana bir bilgisayar almaktan aciz mi ki kardeşimin bu teklifini kabul ediyorsun" dediğini, bunun üzerine sanığın ağlamaya başladığını ve basiretinin bağlandığını söylediğini, bu olaydan yaklaşık bir hafta sonra sanığın tekrar kendisini arayıp iş yerine geldiğini, bu kez yanında bir şahsında olduğunu, sanığın yanında getirdiği 1000 Lirayı kendisine vermek istediğini ancak kabul etmediğini, parayı mağdureye kendisinin iade etmesini, sanığın çok ısrar etmesi ve parayı iş yerinde bırakması nedeniyle parayı kabul etmek zorunda kaldığını, bu parayı aynı gün mağdureye götürüp teslim ettiğini, parayı teslim ederken mağdureye "sen çok mu zenginsin ki etrafa para dağıtıyorsun" dediğini, mağdurenin cevaben sanığın kendisinden rüşvet istediğini söylediğini ifade etmiş,
Tanık.....; mağdurenin kız kardeşi olduğunu, mağdure ile birlikte Tarsus Adliyesine gittiklerini, orada sanık ile tanıştığını, sanığın bir itiraz dilekçesi konusunda mağdureye yardımcı olduğunu, adliyeden çıktıktan sonra mağdureye sorduğunda sanığın mağdurenin Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinde dosyasına bakacak hakim olduğunu öğrendiğini, sanığın dosyanın tarafı ile bu kadar yakından ilgilenmesinin kendisine garip geldiğini belirtmiş,
Tanık....., mağdurenin kız kardeşi olduğunu, sanıkla yüzyüze ve telefonla görüşmediğini, ancak 2010 yılı Aralık ayında 0 505 ile başlayan bir numaradan kendisinin arandığını, numarayı tanımadığı için açmadığını, aynı gün ağabeyi Hıdır'ın kendisini Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan sanığın aradığından ve işyerine geleceğinden bahsetmesi üzerine numarayı karşılaştırdıklarında kendisini arayan numaranın sanığa ait olduğunu anladığını söylemiş,
Tanık ...; mağdurenin kızı olduğunu, mağdurenin herşeyini kendisine anlattığını, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden bir davasının olduğunu, bu davayı gören bir hakimin mağdureye arkadaşlık teklif ettiğini, ayrıca mağdureye yardımcı olmak için bin lira para istediğini, davanın biran önce sonuçlanması için mağdureye ne gerekiyorsa yap dediğini, bunun üzerine sanığın istediği parayı mağdurenin Tarsus'a giderek sanığa verdiğini dile getirmiş,
Tanık ...; ilaç mümessili olduğunu, sanığın eşinin doktor olması nedeniyle sanık ile tanıştığını, daha sonra arkadaş olduklarını, sanığın çok yardımsever biri olduğunu, mağdureyi de sanığın odasında tanıdığını, sanığın mağdureye yardımcı olduğunu, birkaç kez sanık ve mağdure ile birlikte yemek yediklerini, tarihini hatırlayamadığı bir gün sanık ile beraber oldukları sırada mağdurenin sanığı arayıp görüşmek istediğini söylemesi üzerine bir kafede buluştuklarını, mağdure özel görüşmek isteyince sanık ile mağdureyi yalnız bıraktığını, aradan beş dakika geçtikten sonra sanığın tek başına yanına geldiğini, mağdurenin sanığa hediye almak istemesine rağmen ne alacağını bilemediğinden kendisine 1000 Lira bıraktığını, parayı alması konusunda mağdurenin ısrar etmesi üzerine almak zorunda kaldığını söylediğini, kendisinin bu duruma şaşırıp o anda sanığı uyardığını, bu davranışının etik olmadığını ve parayı almaması gerektiğini söylediğini, bu olaydan yaklaşık yirmi gün sonra mağdurenin sanığa şantaj yapmaya başladığını, mağdurenin şantaj eylemlerine engel olmak için mağdurenin diş hekimi olan ağabeyine birlikte giderek parayı iade ettiklerini beyan etmiş,
Sanık savunmasında; 2010 yılı Şubat ayında Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinde üye hakim olarak göreve başladığını, Nisan veya Mayıs ayları içerisinde odasına bir polis memurunun yönlendirmesi sonucu gelen kadının yardıma ihtiyacı olduğunu söylediğini, daha önceden gördüğü lösemi tedavisi sonrasında içinde insanlara yardım etme yönünde beliren duyguların etkisi altında yardımcı olmaya çalıştığını, gelen kadının eniştesi tarafından cinsel saldırıya uğradığını, iki kez intihara teşebbüs ettiğini, kimsenin kendisine inanmadığını, şikayeti üzerine kovuşturmama kararı verildiğini söylediğini, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı inceleyerek itiraz etme hakkı bulunduğunu anlattığını, ertesi gün bu kadının yanında erkek kardeşi olduğu halde odasına tekrar geldiğini, erkek kardeşinin bir ara yalnız kaldıklarında kız kardeşi için "yalan söylüyor, para sızdırmaya çalışıyor, şikayetten vazgeçirmemiz lazım" diyerek yardım istediğini, bu kişinin ertesi gün kendisini telefonla arayarak yardım talebini yinelediğini, hatta telefonu annesine vererek kendisi ile konuşmasını sağladığını, "elimden geleni yaparım" şeklinde cevap verdiğini, kız çocuğu bulunan bir baba olarak mağdureye yardımcı olmak istediğini, daha sonra mağdureye teklif edilen parayı alarak kendisine yeni bir hayat kurması şeklinde tavsiyede bulunduğunu, bu süreç içerisinde adının ... olduğunu öğrendiği kadının kendisine gelip gitmeye başladığını, bir ara yemeğe çıktıklarını, daha sonra kovuşturmama kararına yönelik itirazın kabul edildiğini duyunca davanın Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinde görülebileceğini öğrendiğini, buna bağlı olarak duruşmaya girmeyeceğini Cumhuriyet savcıları ..... ve .....'a ve ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ......'a aktardığını, 11.12.2010 günü Adana'da gezerken mağdurenin arayıp ısrarcı olması üzerine bir kafede buluştuklarını, mağdurenin iyilik ve yardımlarına karşılık kendisine hediye almak istediğini söylediğini, ardından bilgisayar alma, kızına hediye alma şeklinde tekliflerde bulunup çıkardığı 1.000 Lirayı masaya bıraktığını ve alması konusunda yemin ettirdikten sonra çıktığını, mağdurenin peşinden gitmesine rağmen yetişemediği için parayı iade edemediğini, bu durumu dışarıda beklemekte olan tanık ...'a anlattığını, üç gün sonra yapılan ilk duruşmaya mahkeme başkanı ve bir üyenin izinli olması nedeniyle başkan olarak katılmak zorunda kaldığını, duruşmada esaslı bir işlem yapılmadan talik kararı verdiğini, duruşma sırasında disiplini bozan mağdurenin annesi tanık ...'ı uyardığını, öğleden sonra odasına gelen mağdurenin, annesini neden azarladığını sorduktan sonra diğer hakimleri ikna ederek sanığa 15 yıl hapis cezası verilmesini sağlaması talebinde bulunduğunu, bunun üzerine tanık ...'ın telefonunu tespit edip aradıktan sonra Adana'daki bürosuna gittiğini, bu kişiden de kız kardeşinin psikolojik sorunlar yaşayan biri olduğunu duyduğunu, parayı iade ettiğini, ertesi gün odasına gelen mağdurenin "ya eniştemi mahkum edeceksiniz veya 200.000 Lirayı eniştemden alıp bana vereceksiniz" dediğini, bu durumu Tarsus Cumhuriyet Başsavcısı Adem Kul'a anlattığını, 23 yıllık bir hakim olduğunu, eşinin doktor olarak çalıştığını, aylık 12.000 Lira civarında gelire sahip olduğunu, bu konumda biri olarak 1.000 Liraya tenezzül etmesinin mümkün olmadığını, mağdurenin ne yaptığını ve ne konuştuğunu bilmeyen hastalıklı birisi olduğunu, eniştesi ile ilgili davadan duyduğu öfke ve kızgınlık sonucu kendisini şikayet ettiğini, lösemi tedavisi sonrası gelişen acıma duygusuna bağlı olarak bu olaylara dahil olduğunu, ağır ceza mahkemesinde tek başına karar verme hak ve yetkisi taşımadığını, suçlamayı kabul etmediğini, hediye olarak ısrarla verilmek istenen parayı o anda basireti bağlandığı için kabul etmesinin de doğru olmadığını belirtmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için, irtikap suçunun hukuki niteliği ve bu suçla ilgili kanuni değişikliklerin ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır.
İrtikap suçu, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlığını taşıyan Üçüncü Babının İkinci Faslında 209. maddede düzenlenmiş ve maddenin birinci fıkrasında “icbar suretiyle irtikap”, ikinci fıkrasında “ikna suretiyle irtikap”, üçüncü fıkrasında ise, “hatadan yararlanmak suretiyle irtikap” eylemleri suç olarak düzenlenip yaptırıma bağlanmış olup, bu düzenlemeye göre, irtikap suçunun memurun memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına haksız çıkar sağlaması veya bu yolda vaatte bulunulması için, bir kimseyi icbar etmesi veya ikna etmesi ya da kanunen almaması gereken bir şeyi diğerinin hatasından yararlanmak suretiyle alması ile oluşacağı kabul edilmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "İrtikap" başlıklı 250. maddesi; "(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklinde iken, 02.07.2012 gün ve 6352 sayılı Kanun ile maddede değişiklik yapılarak, 1. fıkrasına “Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir” şeklindeki cümle eklenmiş, ayrıca maddeye “irtikap edilen menfaatin değeri ve mağdureun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir” şeklinde 4. fıkra ilave edilmiştir.
İrtikap suçu, kamu görevlisinin, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya vaatte bulunmaya bir kimseyi icbar ya da ikna etmesi veya kanunen almaması gereken şeyi, muhatabının hatasından yararlanarak alması ile oluşmakta olup, uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçunun incelenmesi gerekmektedir.
İcbar sözcüğünün anlamı Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde, “zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak” şeklinde açıklanmıştır. Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 167-70 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamında olup cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacak, maddi cebir kullanılması halinde ise, eylem yağma suçunu oluşturacaktır. Nitekim, gerek 765 sayılı TCK’nun 209. maddesinin, gerekse 5237 sayılı TCK’nun 250. maddesinin madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebirin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma imkanının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak şartıyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dahildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaat edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel şartlar nazara alınarak, hakim tarafından takdir edilmelidir.
İcbar suretiyle irtikap suçunun düzenlendiği TCK'nun 250. maddesinin 1. fıkrasında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliği, aynı kanunla TCK'nun 257. maddesinin 3. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Öğretide sözkonusu düzenlemenin, kamu görevlisinin görevi gereği yerine getirmesi gereken bir işi yerine getirmesi için yarar sağlamış olmasının uygulamada genellikle görevi kötüye kullanma suçu çerçevesinde ele alınmasının ortaya çıkardığı sakıncaları giderme amacını güttüğü belirtilmektedir. (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Adalet Yayınevi, 9. Baskı, Şubat 2013, s. 862) Bu değişiklikten sonra kamu görevlisinin görevi nedeniyle bir yarar sağlaması durumunda oluşan suç, ya rüşvet ya da irtikap olabilecektir. Eğer kamu görevlisi, haksız tutum ve davranışlara başvurarak karşı tarafın, kendisine ya da yönlendireceği kişilere yarar sağlaması konusunda kendini mecbur hissetmesine yol açmış ise, eylemi icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturabilecektir. İrtikap suçundan söz edebilmek için mağdurun iradesinin baskı altına alınması gerektiği göz önünde tutulacak, icbar boyutuna varan bir baskı sözkonusu olmayıp görevlinin yalnızca telkin, öneri ve teşvik niteliğindeki davranışlarına dayanarak yarar sağlanması durumunda da rüşvet suçu gündeme gelecektir.
Öte yandan, icbar suretiyle irtikap suçunun gerçekleşmesi kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmasını gerektirmektedir. Nüfuz, kamu görevlisinin görevinin vermiş olduğu yetki ve imkanlar nedeniyle sahip olduğu güç ve etkinlik; bunun kötüye kullanılması ise yetki ve imkanların sağladığı ayrıcalıklı üstün konumdan yararlanarak görevlinin kendisi ya da başkasına yarar sağlaması olup, bu suçta kamu görevlisi görevi gereği sahip olduğu gücü haksız yarar elde etme amacıyla kullanmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın olay tarihlerini kapsayan dönemde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinde üye hakim olarak görev yaptığı, Adana'da yaşayan mağdurenin 14.01.2010 tarihinde eniştesi Veysel Arslan'ın kendisine Tarsus ilçesinde bulunan Şelale Otel'de cinsel saldırıda bulunduğu yönünde şikayetçi olduğu, bu olayla ilgili soruşturmayı yürüten Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 26.04.2010 tarih ve 2010/2080 sayılı kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, Tarsus Adliyesine soruşturmanın akıbeti yönünden bilgi almak üzere giden mağdurenin, koridorda yürüdüğü sırada görevli polislere ağır ceza mahkemesinin yerini sorduğu, bu esnada kendisini gören sanığın hakim olduğunu ve yardım edeceğini söyleyerek mağdureyi odasına davet ettiği, burada soruşturma evrakını araştıran ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini öğrenen sanığın bunun üzerine mağdureye itiraz konusunda yardımcı olacağını söyleyerek gelişmelerden haberdar etmek üzere cep telefonu numarasını aldığı, bu görüşmeden yaklaşık bir hafta sonra sanığın mağdureyi itiraz dilekçesini imzalamak üzere Tarsus'a çağırdığı, ağabeyi Murat ile sanığın odasına giden mağdurenin sanığın hazırladığı itiraz dilekçesini imzaladığı, bu tarihten iki hafta sonra sanığın mağdureyi arayıp Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.08.2010 tarih ve 2010/948 sayılı kararı ile mağdurenin itirazının kabul edilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırıldığını haber verdiği, takipsizlik kararının kaldırılması üzerine Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca Veysel Arslan hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan 13.09.2010 tarihinde iddianame düzenlendiği, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinin iddianameyi 04.10.2010 tarihinde kabul ettiği, ilk duruşmanın 14.12.2010 tarihinde yapıldığı, sanığın bu duruşmada mahkeme başkanı sıfatıyla görev yaptığı, ikinci duruşmanın yapılmasından dört gün önce 21.01.2011 tarihinde sanığın dosya ile ilgili çekilme dilekçesi verdiği, kendisinin katılmadığı ikinci duruşmanın 25.01.2011 günü yapıldığı,
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra itiraz süreci içinde mağdureyi görüp odasına götüren ve yardımcı olacağını söyleyerek telefon numarasını alan sanığın, yukarıda belirtilen süreç içerisinde mağdure ile birçok kez görüştüğü, mağdureyi sık sık adliyedeki odasına çağırdığı, mağdureyi adliye dışında yemeğe götürdüğü, bu dönemde sanığın görev yaptığı Tarsus Ağır Ceza Mahkemesine mağdurenin şikayetçi olduğu Veysel Arslan hakkında kamu davası açıldığı, sanığın dosya ile ilgili konuşmaları gerektiğini söyleyerek mağdureyi odasına davet ettiği, ilk duruşmadan kısa bir süre önce mağdureye kendisinden hoşlandığını ve sevgili olmak istediğini söylediği, dosyadaki cep telefonu hafızası ses kayıtları dökümüne göre mağdurenin bu konudaki teklifleri kabul etmediği, bunun üzerine sanığın mağdureden Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/326 esas sırasında görülmekte olan dosyanın aleyhine sonuçlanmaması için 2000 Lira para talep ettiği, aksi halde dosyayı aleyhine sonuçlandıracağını söyleyerek mağdurenin iradesini baskı altına aldığı, bu kadar parası olmadığını söyleyen mağdureye Adana 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/215 esas sırasında görülen ve müşteki olduğu dosyada yatırılacak 1700 Lira uzlaştırma parasını alarak üstüne 300 Lira ekleyip kendisine vermesi gerektiğini söylediği, mağdurenin bu zorlamadan etkilenerek daha sonraki bir tarihte ancak ilk duruşma gününden önce olacak şekilde temin edebildiği 1000 Lirayı sanığa verdiği, 14.12.2010 tarihli duruşmada sanığın mahkeme başkanı olarak görev yaptığı, duruşma sonrası sanığın odasına giden mağdurenin özellikle duruşmaya gelen annesine kötü davrandığını belirterek sanıkla bu konuyu görüştüğü, para vermesine rağmen yargılama sürecinin ilerleme biçiminden rahatsız olan mağdurenin sanıktan parasını geri vermesini aksi halde şikayetçi olacağını söylemesi üzerine telaşlanıp paniğe kapılan sanığın mağdurenin Adana Adliyesinde mübaşir olarak görev yapan kardeşi tanık ...'ı telefonla aradığı, ayrıca Adana'da diş hekimi olarak çalışan ağabeyi ...'ın telefon ve iş adresini tespit ettikten sonra buraya giderek tanık ... ile görüştüğü, ilk görüşmede mağdurenin kendisine bilgisayar için 1000 Lira hediye şeklinde para verdiğini anlattığı, tanık ...'ın "Koskoca devletin hakimisin devlet sana bir bilgisayar almaktan aciz mi ki, böyle bir teklif olsa bile nasıl kabul ediyorsun" şeklinde cevap verdiği, bir hafta kadar sonra tekrar bu iş yerine giden sanığın ısrarcı olarak 1000 Lira parayı tanık ...'a teslim ettiği, tanık Hıdır'ın da parayı götürüp annesine verdiği anlaşılan somut olayda, mağdurenin taraf olduğu davanın yargılamasını yapan Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi heyetine dahil olan sanığın, davanın mağdure aleyhine sonuçlanabileceğini söyleyerek oluşturduğu manevi baskı ve zorlamayla mağdureden 1000 Lira temin etmesi icbarı oluşturduğundan, sanığın 5237 sayılı TCK'nun 250. maddesinde düzenlenen icbar suretiyle irtikap suçunu işlediğinin kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, Özel Dairenin suçun sübutu, kabul ve uygulamasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık müdafiinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 03.04.2013 gün ve 13-4 sayılı hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.12.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
yönünden eylemi nedeniyle, lehine olan 5237 sayılı TCY’nın 250/1, 43 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53.
Ceza Genel Kurulu 2009/5-167 E. , 2010/70 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname : 2008/178039
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Rüşvet almak suçundan, sanık E. B.’nin, eylemlerinin cebri irtikap suçuna uyduğu kabul edilerek;
....A.Ş. yönünden eylemi nedeniyle, lehine olan 5237 sayılı TCY’nın 250/1, 43 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. maddenin uygulanmasına;
Aydın Makine Şirketi yönünden eylemi nedeniyle, lehine olan 5237 sayılı TCY’nın 250/1, 43 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. maddenin uygulanmasına;
......Kundura Şirketi yönünden eylemi nedeniyle, lehine olan 5237 sayılı TCY’nın 250/1, 43 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. maddenin uygulanmasına;
...... Kolektif Şirketi yönünden eylemi nedeniyle, lehine olan 5237 sayılı TCY’nın 250/1, 43 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. maddenin uygulanmasına;
..... A.Ş. yönünden eylemi nedeniyle, lehine olan 765 sayılı TCY’nın 209/1, 80, 219/3 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 219/son maddesi uyarınca müebbeten memuriyetten mahrumiyetine;
......A.Ş. yönünden eylemi nedeniyle, lehine olan 765 sayılı TCY’nın 209/1, 61, 219/3 ve 59. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 219/son maddesi uyarınca müebbeten memuriyetten mahrumiyetine;
İlişkin, Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 19.12.2006 gün ve 62-411 sayı ile verilen kararın, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dos¬yayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 06.12.2007 gün ve 5050-9646 sayı ile;
“İrtikap suçu bir memurun görevine giren bir hususta görevini veya sıfatını kötüye kullanarak bir kimseyi kendisi ya da başkasına çıkar sağlamaya icbar veya ikna etmesi ile oluşur. Buna göre memurun görev ve yetki alanına giren bir işi yaparken veya yapabilecek durumda iken çıkar sağlaması, icbarın ciddi olması, sanığın isteklerinin kanunsuz olduğunu bilen mağdurun etkisinden kurtulamadığı baskı sonucu sanığa çıkar sağlaması gerekir. Olayımızda, sanığın tesellüm komisyonunda baş mühendis olarak görev yaptığı İskenderun Demir Çelik Fabrikalarına yaklaşık iki yılı aşkın süre ile beraat eden diğer sanıkların çalıştığı firmalarca değişik zamanlarda muhtelif malzemelerin kabul ve tesellümleri sırasında sanığın ve kızının bankadaki hesaplarına değişik tutarlardaki paraların yatırılarak menfaatler sağlandığı, bu tarz malzeme teslim ve kabullerini sürdürmeyi ve teslim ve tesellümleri sırasında önlerine bir engel çıkmamasını düşünen firma yetkilileri, malzeme teslimlerinin öncesi ve sonrasında da bankadaki sanığın hesabına para yatırmaya devam ettikleri, böylece malzemelerini teslim eden ve edecek olan firma yetkilileri ile sanık arasında sağlanan yararın konusu ve nedeni hakkında zımni bir anlaşmanın oluştuğunun kabulü gerektiği, bu biçimde gerçekleştiği belirlenen eylemlerde sanığın çıkar sağlamaya yönelik davranışlarının belirli bir icbar boyutuna ulaştığından bahsedilemeyeceği, bu itibarla irtikap suçunun unsurlarının gerçekleşmediği, taraflar arasında bir anlaşmaya dayalı menfaat sağlamaya yönelik sanığın eylemlerinin suç tarihleri itibariyle yapması gereken bir işi yapmak için basit rüşvet alma suçunu teşkil ettiği, ancak sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde, ‘rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır’ denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı cihetle sanığın eylemlerinin aynı Yasanın 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçu niteliğinde olduğu anlaşılmakla buna göre cezalandırılması gerekirken yazılı gerekçe ile irtikap suçundan mahkumiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş;
Daire Üyelerinden F. ....... “İskenderun Demir Çelik Fabrikalarında Stok Kontrol Tesellüm Ambar Başmühendisi olarak görevli sanık E.B.’in her teslimatta pürüzler çıkarıp firma yetkilisinden bir beklentisi olduğu izlenimini verdiği, aybaşında Timsan yetkilisi M.G.’le yüzyüze yaptığı görüşmede malzeme reklamasyona girebilir, paranızı geç ve noksan alırsınız dedikten sonra alimünyum işini görüşmek üzere telefonla çağırdığı aynı kişiye önce teknik bilgiler verdikten sonra ona üzerinde kızının ismi ve banka hesap numarası yazılı bir kağıt verip ‘bu hesaba bir zahmet 30 milyon yatır’ deyince bu baskı altındaki mağdur M.in konuyu firma sahibi N. Beye iletip, sanıktan kaynaklanan icbarın belli bir şiddete ulaşıp ciddi olması ve müştekinin etkisinden kolaylıkla kurtulamaması sebebiyle mağdur ..... firması yetkilisinin haklı işinin görülmesi amacına yönelik (meşru zeminde) olarak karşılaşabileceği daha ağır zararların önüne geçebilmek için istenen parayı banka hesabına yatırmak suretiyle gerçekleşen olayda:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 1989/265-335 ve 1999/5-119-121 sayılı ve Dairemizin 23.09.1993 gün ve 1993/2837-3319 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere sanığın yukarıda açıklanan eylemi cebri irtikap suçunu oluşturduğu halde, eylemin 5237 sayılı Yasanın 257/3 maddesindeki görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama olarak kabulüne ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum” görüşüyle;
Daire Üyesi A. ...... ise, “Haklarında dava açılan ve beraat eden diğer sanıkların, sipariş verdikleri muhtelif malların kabul ve zamanında teslimleri için İskenderun Demir Çelik Fabrikasında Yönetim Kurulu Üyesi ve Başmühendis olarak çalışan sanık E. B.’in verdiği ve kızına ait bankadaki hesabına değişik miktarlardaki paraları birden ziyade yatırmak suretiyle sanığın olur ve engellerini aşabildikleri, ancak; haklarında rüşvet vermek suçlarından dava açıldığından, suçtan kurtulmaya yönelik anlatımlarından da anlaşıldığı üzere, sanık tarafından verilen bu hesaba tesbiti yapılan paraları yatırmak zorunda bırakıldıkları,
Nitekim; ..... firmasının işlerini takip eden ihbarcı konumunda bulunan M. T. G.’ü sanığın üç-dört kez telefonla arayarak 500 tonluk pramit aleminyum işlerinin olduğundan bahisle kendisiyle görüşmek istediğini, daha önceden bir malın analize gönderilmesi sırasında sanığın beş günlük geciktirme yaparak zararlarına neden olduğunu, elindeki mevcut işi sürüncemede bırakmamak için kendisinden para isteyeceğini tahmin ettiği, görüşmeye gittiğinde de, tahmini doğrultusunda sanığın verdiği hesap numarasına 30 milyon yatırılmasını istediği, durumu şirket yetkilisi İrfan’a onun da fabrikanın genel müdürüne intikal ettirdiği, talimatları doğrultusunda sanığın verdiği kızına ait hesap numarasına istenilen parayı yatırdıktan sonra, hazurun heyet huzurunda sanığın telefonunu arayarak parayı yatırdığını söylediği, onun da teşekkür ederek telefonu kapattığı, dosya içindeki tanık beyanları ve diğer delillerden anlaşılmaktadır.
Unsurları itibariyle birbirlerine çok benzeyen irtikap ve rüşvet suçlarında; kamu görevlisinin görevi sebebiyle haksız bir menfaat temin etmeyi şart koşmakla birlikte, rüşvet suçunda menfaati sağlayan kimse rüşvet veren olarak suçlanırken, irtikapta suçun mağduru konumundadır. Çünkü; irtikapta fert karşı tarafa sağladığı menfaati iradesi dışında ve bir noktada mecbur bırakıldığı için sağlarken, rüşvette iradeyle vermek vardır. Bu itibarla irtikap tek taraflı, rüşvet çok taraflı bir suçtur. Ayrıca, rüşvette görev dolayısıyla verilen yetkinin kötüye kullanılması söz konusu iken, irtikapta kamu görevinin sağladığı nüfuzun ve güvenin kötüye kullanılması söz konusudur.
Somut olayımızda; sanıkla müştekinin rızaya dayalı karşılıklı bir anlaşmalarının bulunmadığı gibi, daha önceden sanığa menfaat sağlamayan müştekinin, sanık tarafından malları analize geç gönderilmek suretiyle mağdur edildiği, sanığın verdiği hesaba öngörülen parayı yatırmadığı takdirde benzeri engellemelerle karşılayacağını bilen müştekinin, mecbur bırakıldığından istenilen parayı sanığın kızının hesabına yatırması ve onun da kabulüyle cebri irtikap suçunun unsurları itibariyle tamamlanmış olduğu,
Bu itibarla; sanığın ......yetkililerine yönelik eylemi; iddia dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle tamamlanmış cebri irtikap suçunun oluşturduğu halde, irtikaba eksik teşebbüs vasıflandırılması yönündeki mahkeme kararına ve bu eylemin basit rüşvet almak suçundan dönüşümle görevi kötüye kullanma suçu olarak kabule dair sayın çoğunluğun görüşlerine katılamıyorum” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yerel Mahkeme ise, 17.04.2008 gün ve 33-71 sayı ile
“Mahkememiz Yargıtay 5. Ceza Dairesi Başkanlığının irtikap suçunun tanımlanmasına ilişkin açıklamalarına, 5237 sayılı TCK’nunda basit rüşvete yer verilmediğine dair açıklamalarına, 765 sayılı TCK döneminde basit rüşvet olarak tanımlanan eylemlerin 5237 sayılı TCK’nunda görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna dair açıklamalarına aynen katılmaktadır. Ancak, Yargıtay 5. Ceza Dairesi Başkanlığı ile mahkememiz arasındaki uyuşmazlık suçun ne şekilde gerçekleştiği noktasında toplanmaktadır. Mahkememiz, İskenderun Demir Çelik Fabrikasında tesellüm ambar başmühendisi olarak görev yapan sanığın fabrikaya gelen her türlü malzemenin ambara kabulünü yapmak, gelen malzemelerin uygun olup olmadığına dair karar vermek yetkisine sahip olduğunu, İskenderun Demir Çelik Fabrikasına mal veren firmaların sanık E. ile muhatap olmak zorunda kaldıkları sanığın tesellüm ambarına gelen malzemenin girişini geciktirmesi, bekletmesi ve reddetmesi hallerinde Demir Çelik Fabrikasına mal satan firmaların büyük zarara uğrayacaklarını, şirketlerin malları teslimlerinin geciktirilmesi halinde ciddi zarara uğrayacaklarını, sanık E. B.’in şirketlerle olan ilişkilerde kilit noktasında bulunduğunu kabul etmektedir. Sanığın malların teslimi sırasında teslimatta zorluk çıkartması şirketler üzerinde baskı oluşturmaktadır. ....Şirketi yetkilileri, sanığın ‘malzeme reklamasyona girebilir, paranızı geç ve noksan alabilirsiniz’ şeklindeki sözleri üzerine konuyu İskenderun Demir Çelik Müdürlüğü’ne ihbar ettikleri, diğer dava konusu olaylarında bu ihbarlar sonucu ortaya çıktığı sabittir. ......yetkililerinin ihbarı üzerine olaylar ortaya çıktığından ......yetkililerinin sanık sıfatı bulunmadığından gerçeği söyledikleri görülmektedir. Sanık Timsan Firmasına yaptığı gibi tüm firmaları zarara uğratacağı endişesine sevk ederek zorlamış, firmalardan hem malların teslimi öncesinde, hem de malların teslimi sonrasında hem kendi hesabına, hem de yakınlarının hesaplarına para yatırılmasını sağlamıştır. Paranın hem teslimattan önce, hem de teslimattan sonra yatırılmasının bir anlamı vardır. Paranın teslimattan önce yatırılması nedeniyle işlemler normal olarak yürütülmüş, bu işlemler yapıldıktan sonra kalan parada sanığın hesabına ya da yakınlarının hesabına yatırılmıştır. Paranın tesellümden önce yatırılması mağdur firmalara yapılan baskıyı göstermektedir. İşlerin tamamen yolunda gittiği İskenderun Demir Çelik Fabrikasında mağdur şirket yetkililerinin para yatırmaları sanığa ekstradan bir para vermeleri düşünülemez. ..... yetkilileri dışında kalanların sanık sıfatında olmaları nedeniyle para verdiklerini söylemeleri halinde bir cezai müeyyide ile karşı karşıya kalacakları endişesini taşıdıkları görülmektedir. Bu sebeple, ..... yetkilileri dışında kalan firma yetkilileri kendilerinden ne şekilde para istendiğini ve hangi amaçla para yatırdıklarını açıklayamamışlardır. Ancak .....yetkilileri dışında kalan firma elamanlarının bu açıklamaları yapmamış olmaları sanığın lehine yorumlanmamalıdır. Timsan yetkilileriyle benzer konumda olan diğer firmalar hem teslimat öncesi, hem de teslimat sonrası parayı malların kabulünün geciktirilebileceği ya da teslim alınmayacağı endişesi ile yatırmışlardır. Şirketler tarafından yatırılan paraların tarihlerine bakıldığında fabrikaya malzeme girişlerinin yapıldığı ödeme için tedarik ikmal müdürlüğüne yazı yazıldığı tarihlerle çakıştığı görülmektedir. Sanık yapması gereken bir işi yapması için para almamış, bu paraları zarara uğratılacaklarını düşünen meşru zeminde bulunan firma yetkililerinden zorlamak sureti ile almış ve bunu alışkanlık haline getirmiştir. Sanık İskenderun Demir Çelik Fabrikasındaki görev ve sıfatını kötüye kullanarak fabrikaya mal teslim edecek olan şirketleri zarara uğratacağı izlenimini uyandıran sözleri ve davranışları ile zorlamış, firma yetkililerinin iradelerini baskı altına alarak kendisine para vermeye zorunlu kılmıştır. Cebir ve zorlama neticesinde şirket yetkilileri daha büyük zararlara uğramamak, paralarını eksiksiz ve zamanında alabilmek amacıyla sanığın ya da yakınlarının hesabına para yatırmışlardır. Şirketlerin mal satımlarında herhangi bir usulsüzlük bulunmayıp meşru zeminde bulundukları buna göre de sanığın tüm şirketler açısından icbar sureti ile irtikap suçunu işlediği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. .... şirketi yetkililerinin bahsettiği şekilde baskının diğer firmalara da yapıldığını kabul etmek zorunluluğu vardır. Sanık .... yetkililerinden parayı hangi amaçla ve ne şekilde almış ise, diğer firma yetkililerinden de aynı amaçla ve aynı şekilde almıştır. Diğer firma yetkililerinin susmaları ya da kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik savunmalarda bulunmaları oluşun, firma yetkililerinin cezalandırılacakları endişesi ile yaptıkları savunmalarda olduğu gibi gerçekleştiğini kabul etmemizi gerektirmez. ....A.Ş. yetkilileri ve ..... A.Ş. yetkilileri dışında kalan firma yetkilileri de sanığın baskılarına maruz kalmaları sonucunda endişeye kapılarak sanığa maddi menfaat sağlamışlardır. Mahkememiz tüm firmalar açısından cebri irtikap suçunun oluştuğu kanaatini taşımaktadır” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ve o yer C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli 14.07.2009 gün ve 178039 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, yapması gereken işi yapmak için, iş sahibi firmalardan para alması eyleminin sabit olduğu hususunda Özel Daire ve yerel mahkeme arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın sabit olan bu eyleminde, söz konusu paraların sanığın zorlaması (icbarı) sonucu mu yatırıldığı, yoksa diğer kişilerle varılan rüşvet anlaşması sonucu mu yatırıldığının, buna bağlı olarak da eylemin irtikap suçunu mu, yoksa rüşvet almak (lehe yasa uygulamasıyla 5237 sayılı TCY’nın 257/3, maddesindeki görevi kötüye kullanma) suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için, irtikap suçunun hukuki niteliği ve benzer suçlar ile arasındaki farkların ortaya konulmasında zorunluluk vardır.
İrtikap suçu, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının, “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlığını taşıyan Üçüncü Babının İkinci Faslında 209. maddede düzenlenmiş ve maddenin birinci fıkrasında “icbar suretiyle irtikap”, ikinci fıkrasında “ikna suretiyle irtikap”, üçüncü fıkrasında ise, “hatadan yaralanmak suretiyle irtikap” eylemleri suç olarak düzenlenip, yaptırıma bağlanmış, bu düzenlemeye göre de irtikap suçu, memurun, memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına haksız çıkar sağlaması veya bu yolda vaadde bulunulması için, bir kimseyi icbar etmesi veya ikna etmesi ya da kanunen almaması gereken bir şeyi diğerinin hatasından yararlanmak suretiyle alması ile oluşur.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasında ise, “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Dördüncü Kısımda, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde, 250. maddede düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre de irtikap suçu, kamu görevlisinin, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya vaat etmeye bir kimseyi icbar ya da ikna etmesi veya kanunen almaması gereken şeyi, muhatabının hatasından yararlanarak alması ile oluşmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olan icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçu incelendiğinde;
İcbar sözcüğünün sözlük anlamı, “zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak” şeklindedir. (Türk Dil Kurumu Sözlüğü) Ceza Genel Kurulunun 30.03.2004 gün ve 37-75 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamındadır. Cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacaktır. Maddi cebir kullanılması halinde, eylem yağma suçunu oluşturur. Nitekim, gerek 765 sayılı TCY’nın 209. maddesinin, gerekse 5237 sayılı TCY’nın 250. maddesinin madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebirin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dahildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaad edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi, icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel koşullar nazara alınarak, hakim tarafından takdir edilmelidir.
Sanık hakkında rüşvet alma suçundan dava açıldığı nazara alındığında, irtikap ve rüşvet alma suçlarının karşılaştırılması da gerekmektedir. İrtikap suçu ile rüşvet alma suçu, önemli farklılıklar taşımakla birlikte unsurları yönünden birbirine benzeyen suç tipleridir.
Bu bağlamda rüşvet alma suçu; 765 sayılı TCY’nın 212. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen basit rüşvet alma suçunda fail, rüşvet almasına veya vaat ya da taahhüdü kabul etmesine karşın görevinin gereğini yerine getirdiği için bu halde memuriyet sıfatı, ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli rüşvet alma suçunda ise, görevinin gerektirdiğinin aksine yapmaması gereken işi yapmak yahut yapması gereken işi yapmamak biçiminde davranış gösterdiği için memuriyet görevi kötüye kullanılmaktadır.
5237 sayılı TCY’da ise 252. maddede düzenlenmiş olup, maddenin 3. fıkrasında “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCY’nın 212/1. maddesinden farklı olarak, basit rüşvet alma suçu, yani “yapmak zorunda olunan bir işin yapılması için elde edilen menfaat” rüşvet alma suçu olarak düzenlenmemiş, anılan maddenin gerekçesinde de bu husus, haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlilerine menfaat temininin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, koşulları gerçekleştiğinde irtikaptan söz edilebileceği biçiminde değerlendirilmiş, irtikap düzeyine ulaşmayan eylemin ise 257. maddenin 3. fıkrasında yazılı, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı şeklinde hükme bağlanmıştır.
Öğretide de açıklandığı üzere, irtikap suçu ile rüşvet suçu arasındaki farkların, şu şekilde ortaya konulması olanaklıdır:
İrtikap tek failli (bireysel), rüşvet ise, çok failli bir suçtur.
İrtikapta fert yararı iradesi haricinde mağdur sıfatıyla temin ettiği halde, rüşvette fert yararı serbest iradesiyle ve fail sıfatıyla temin etmektedir. (rüşvet veren)
İrtikapta kamu görevlisi görevinin sağladığı nüfuzu veya görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle işlediği halde, rüşvette görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapmak suretiyle işlemektedir.
Rüşvette kamu görevlisinin görevinin gereklerine uygun davranmak amacıyla kişilerden yarar temin etmesi rüşvet suçunu oluşturmadığı halde, icbar edildiği yönünde somut dayanak noktalarının bulunması durumunda eylem, icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturur. (Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk - Prof. Dr. Ahmet Gökçen – Doç. Dr. Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, 5. Cilt, sh. 4877)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
.... Firması yetkilileri N.U. ve M. G., 22.12.1997 tarihinde İskenderun Demir Çelik AŞ. Genel Müdürlüğüne verdikleri dilekçede, tesellüm ambarında görevli Başmühendis E. B.in, çeşitli zamanlarda çeşitli taleplerde bulunduğunu, en son kızı R.B, adına Yapı Kredi Bankasında bulunan 82959 nolu hesaba 30 milyon lira yatırmalarını istediğini bildirmişlerdir.
Bu başvuru üzerine, Genel Müdür onayı ile konunun takibinin yapılması için, Disiplin Kurulu Başkanı, Personel Müdürü, Hukuk Müşaviri, Teftiş Kurulu Başkanı ve Savunma Sekreterinden oluşan bir komisyon kurulmuş ve 24.12.1997 tarihinde düzenledikleri tutanakta, firma yetkilisi N.U. ile yapılan görüşmede söz konusu parayı yatırdığını belirtip banka dekontunu sunduğu, ayrıca bu parayı işin teslimatında kolaylık sağlamak üzere E.B.’nin kendilerinden talep ettiği ve bu konuda ad, hesap numarası ve para miktarını içeren bir pusula verdiğini belirterek bu pusulayı da komisyona verdiği ve komisyon huzurunda E. B.ile yaptığı telefon konuşmasında emaneti yatırdığını söylediği belirtilmiştir.
İskenderun Demir ve Çelik AŞ Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığınca atanan müfettiş tarafından yürütülen idari soruşturma sonucunda düzenlenen 26.02.1998 tarihli raporda;
Stok Kontrol Müdürlüğü Tesellüm Başmühendisi olan E. B.’in görevinin, dışarıdan gelen her türlü malzemenin ambara kabulünü yapmak, bunların kullanıcı ünitelerine malzemenin geldiğini haber vermek, sipariş mektubundaki şartlar doğrultusunda malzemenin kalite kontrolünü yaptırmak, çıkan raporlar doğrultusunda kullanıcı ünite ile birlikte komisyon halinde malzemenin uygunluğuna veya uygun olmadığına karar verip, uygunsa girişinin yapılması, uygun değilse reddinin yapılarak Tedarik İkmal Müdürlüğüne bildirmek olduğu;
Timsan Firmasının teslimatları ile ilgili olarak, tesellüm ambarına gelen malzemenin giriş işlerinin yapılmasında, 1 milyar 132 milyon 750 bin liralık gaz boru sistemi alımında, kalite kontrol müdürlüğüne 5 gün sonra yazı yazıldığı ve analiz raporu geldikten 12 gün sonra giriş fişinin düzenlendiği, yine 1 milyar 607 milyon 500 bin liralık eksantrik alımında 03.12.1997 tarihinde analiz için kalite kontrol müdürlüğüne numune gönderildiği ancak rapor sonucu beklenmeden aynı gün giriş işleminin yapıldığı, E.B.’in, “malzeme reklamasyona girebilir, paranızı geç ve noksan alırsınız” diyerek ..... Firmasından çeşitli zamanlarda taleplerde bulunduğu, bu firmanın İsdemir’e özel imalatlar yaparak teslim ettiği için, bedelini zamanında almalarının önemli olduğu gibi, malzemenin uygun bulunmayarak reddi halinde piyasaya satılmasının olanaksız olması nedeniyle mali açıdan çok zor duruma düşebileceği, bu itibarla E.B.in taleplerine karşı çıkmalarının zor olduğunu, en son 19.12.1997 tarihinde ....Firması yetkilisi M. T. G.’e, kızı adına 30 milyon lira yatırılması için bir pusula verdiği, firmanın da durumu genel müdürlüğe yazılı başvuru ile bildirdiği, paranın belirtilen hesaba yatırılarak, yatırıldığı hususunun da telefon konuşması ile bildirildiği ve bu konuda tutanak düzenlendiği, olayın ortaya çıkması ile ifadesi alınan E. B.’in, hiçbir firma ile özel bir ilişkisinin ve para alışverişinin bulunmadığını bildirdiği, ancak bankalar nezdinde yapılan araştırmada;
E. B.’in, Yapı Kredi Bankası İskenderun Şubesindeki hesabına 14.03.1995 ila 03.04.1997 tarihleri arasında çeşitli firmalar ve bunların temsilcileri tarafından 776 milyon 559 bin lira;
Aynı şubede kızı R. B. adına olan hesaba 19.03.1996 ila 24.12.1997 tarihleri arasında yine aynı şekilde 1 milyar 221 milyon 667 bin 550 lira yatırıldığının belirlendiği ve E. B.’in alınan mal beyanlarında çelişkili açıklamalarda bulunduğu;
Bütün bu tespitlere göre, E. B.’in, irtikap ve rüşvet almak ile haksız mal edinme suçlarını işlediğinin belirlendiğinden hakkında suç duyurusunda bulunulması ve disiplin işlemi uygulanması gerektiği, keza bu kişiye rüşvet veren kişiler haklarında da rüşvet vermek suçundan suç duyurusunda bulunulması gerektiği belirtilmiştir.
İskenderun Demir ve Çelik AŞ Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığınca, Genel Müdürlük makamına hitaben yazılan 02.03.1998 gün ve 39 sayılı yazı ile özetle Stok Kontrol Müdürlüğü Tesellüm Başmühendisi E. B.’in, rüşvet aldığı iddiaları üzerine yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen rapor doğrultusunda E. B. hakkında irtikap ve rüşvet almak suçlarından, bu kişiye rüşvet veren ....AŞ yetkilileri H. B., O. A., S. Y., Y. Y., A.Makine yetkilisi N. A., ....Koll. Şti. yetkilisi Kurtuluş F., Ö. Kundura yetkilileri M. Ö., E. Y., B. O. ve ....firması yetkilileri haklarında C.savcılığına suç duyurusunda bulunulması önerilmiş ve Genel Müdür tarafından bu istem 02.03.1998 tarihinde uygun bulunarak Dörtyol C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.
Sanık aşamalardaki savunmalarında, yüklenen suçlamayı kabul etmemiş, ancak bazı firmalardan, bir vakfa iletilmek üzere para aldığını ve ilettiğini, ayrıca kızı için de bazı firmaların burs sağladıklarını kabul etmiş, fakat bu paraların yaptığı iş ile bir ilgisi olmadığını beyan etmiştir.
...Firması yetkililerinden M.T.G.müfettiş tarafından 24.12.1997 tarihinde alınan ifadesinde; 18.12.1997 günü kendisini Adana’daki iş yerinden arayan E. B.’in, 500 tonluk bir pramit alüminyum işi olduğunu görüşmek üzere gelmesini söylediğini, zaten İsdemir’de alacağı olduğu için 19.12.1997 tarihinde İskenderun’a gittiğini, öncelikle muhasebeye gidip alacağına karşılık 1 milyar liralık çeki aldığını, sonra stok kontrol tesellüm ambarına gidip teslim ettikleri malzemenin analiz raporunun çıkıp çıkmadığını sorduğunu ve arkasından da E.B.’in yanına gittiğinde kendisine bu şahsın alüminyum pramit hakkında teknik bilgiler verdiğini, bu arada daha önce 3-4 kere telefonla aramasından dolayı para isteyeceğini tahmin ettiği için laf arasında borcunun olduğunu, çekleri karşılayamadığını söylediğini ancak buna rağmen E. B.’in kendisine bir kağıt vererek “bir zahmet bu hesaba 30 milyon yatır kızımın okul parası” dediğini, sinirlenerek kağıdı aldığını ve firma sahibi N. Bey’e ileteceğini söyleyip yanından ayrılarak fabrika içerisinde bir başka bölümde teknik öğretmen olan tanıdığı İ. A.’nun yanına gittiğini ve durumu anlatıp bir yol göstermesini istediğinde İ. A.’nun kağıdı alıp telefonla bir yeri aradığını, daha sonra yanından ayrılıp Adana’ya gittiğini ve pazartesi günü tekrar İskenderun’a gittiğinde genel müdürlüğe dilekçe verdiklerini, hatta genel müdürün nakit para verilerek suçüstü yapma konusundaki önerisini firmanın zarar göreceğini düşünerek kabul etmediklerini ve E. B.’in istediği hesap numarasına parayı yatırıp makbuzu da genel müdürlüğe verdiklerini bir heyet huzurunda E.B.’e telefon edip parayı bankaya yatırdığını söylediğinde de E. B.’in kendisine teşekkür ettiği, firma olarak İsdemir’e genelde yedek parça sattıklarını E. B.’in bu malzemeleri tesellümünde kabul etmeme ya da işi geciktirme yetkisinin olduğunu düşünerek kendilerinden istenen parayı yatırmak zorunda olduklarını inandıklarını, E.B.’in her teslimatlarında pürüz çıkarttığını ve bu nedenle bir beklentisi olduğunu düşündüklerini, zaman zaman “malzeme reklamasyona girebilir, paranızı geç ve noksan alırsınız” şeklinde kendilerine yönelik konuşmalarının olduğunu beyan etmiş, duruşmada ise, müfettişe verdiği ifadenin okunmasını istemiş ve bu ifadeyi aynen tekrar ettiğini anlattıklarının doğru olduğunu beyan etmiştir.
Timsan Firmasının diğer yetkilisi N.U. ise, müfettiş tarafından 24.12.1997 tarihinde alınan ifadesinde; ....Firmasının sahiplerinden olduğunu, M. T.G.’ün de firma adına işleri takip ettiğini, 19.12.1997 tarihinde İskenderun’dan döndüğünde atölyeye yanına gelip E. B.’in, R. B. adına Yapı Kredi Bankası İskenderun Şubesine 30 milyon lira yatırılmasını talep ederek bu konuda kendisine kağıt verdiğini söylediğini, kağıdı istediğinde ise bu kağıdı fabrikadaki İ.A.’ya verdiğini belirttiğini, suçüstü yapılarak işin ortaya çıkmasını istedikleri için pazartesi günü İ.A.dan kağıdı alarak genel müdürlüğe dilekçe verdiklerini ve 24.12.1997 günü parayı bankaya yatırıp dekontu genel müdürlüğe sunduklarını, hatta orada M. G.ün, E. B.’i telefonla arayarak paranın yatırıldığını söylediğini ve E.B.in de karşılığında teşekkür ettiğini, bu kişiyle herhangi bir alacak verecek ilişkileri ya da borçları olmadığını kendilerinden rüşvet olarak istenildiğini, suçun ortaya çıkması için bu şekilde gereğini yaptıklarını beyan etmiştir.
Duruşmada ise benzer anlatımda bulunmakla birlikte, sanığı önceden tanıdığını kendisinden herhangi bir para talebinin bulunmadığını, bu olaydan sonra yaptığı araştırmada sanığın maddi durumunun bozuk olduğunu, ilk defa da bu olay nedeniyle kendilerinden para istendiğini ve bu olaydan sonra da sanığın A.K. adlı bir kişi aracılığıyla kendisine 30 milyon lira parayı geri gönderdiğini, hatta bu kişiye de parayı almayacağını hayır kurumlarına vermesini istediğini söylediğini beyan etmiştir.
....Firması yetkililerinden K. F., aşamalarda tanık ve sanık sıfatıyla alınan ifadelerinde, E. B.’e rüşvet vermediğini, üniversitede okuyan kızının okul masraflarına yardım amacıyla kızının adına cüzi miktarda bir para gönderdiğini, bu konuda sanığın kendisinden herhangi bir talebinin olmadığını beyan etmiştir.
Aynı firmanın çalışanı F.Ç. ise, iş için İskenderun’a gittiğinde parası yetişmediğini ve firmayı aradığında E. B.’den almasının söylediğini, o dönemde E.B.’den aldığı bu parayı İstanbul’a döndüğünde banka havalesi yoluyla gönderdiğini kendisinden rüşvet istenmediği gibi rüşvette vermediğini beyan etmiştir.
16. Ceza Dairesi, 2020/5007 E., 2021/1908 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri, TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 250/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
16. Ceza Dairesi 2020/5007 E. , 2021/1908 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : Isparta 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.12.2017 tarih ve 2016/121 - 2017/181 sayılı kararı
Katılanlar : Hazine ve Maliye Bakanlığı, Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörlüğü
Suç : Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Silahlı terör örgütüne üye olma, Silahlı terör örgütüne yardım etme, Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, Zimmet, İrtikap, Resmi belgede sahtecilik, Şantaj, Görevi kötüye kullanma, Kişisel verilerin kaydedilmesi
Hüküm : ... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 257/1, 43/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı
Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 204/1 maddesinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri, TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 204/2, 43/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 247/1, 249/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi, TCK'nın 135/1,2 maddesinden CMK'nın 223/2-a,e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri, TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 250/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı
Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 250/1 maddesinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, TCK'nın 204/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri, TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 204/2, 43/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 257/1, 43/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 257/1, 43/1, 62, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 204/1, 43/1, 62, 53 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri
gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/6, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/6, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 107/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 52/2, 5275 sayılı Kanunun 106/3, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 204/1, 43/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri, TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 204/2, 43/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 257/1, 43/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 204/1, 43/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 204/2, 43/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 207/1, 43/1, 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 221/4-2.cümle, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 204/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 257/1, 43/1 maddelerinden beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri ile TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine,
... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, TCK'nın 257/1, 43/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
... hakkında TCK'nın 314/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddi,
... hakkında TCK'nın 220/5 maddesi delaletiyle TCK'nın 257/1, 43/1, 53, 63 maddeleri (15 kez) ile TCK'nın 204/2, 43/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri (4 kez), TCK'nın 250/1, 43/1, 53, 63 maddeleri ile TCK'nın 107/1, 3713
sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 52/2, 5275 sayılı Kanunun 106/3, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine dair hükümlerin kaldırılarak bu suçlardan ayrı ayrı beraatine
Bölge Adliye Mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve yardım etme suçlarına ilişkin kesin olarak verilen hükümler, 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine anılan Kanuna eklenen geçici 5. maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içinde temyiz edilmekle, tüm sanıklar hakkındaki hükümlere ilişkin olarak;
Temyiz edenlerin sıfatı, başvurularının süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Hükmolunan cezanın süresine göre şartları bulunmadığından, sanık ...'nun, sanık ... ve müdafiinin, sanık ...'nın, sanık ... ve müdafiinin, sanık ... ve müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... ve müdafiilerinin, sanık ... ve müdafiinin, sanık ...'ın, sanık ... ve müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ...'nun, sanık ... ve müdafiinin, sanık ...'ın, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... ve müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ...'nin, sanık ... ve müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ...'in, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin, sanık ... ve müdafiinin, sanık ... ve müdafiinin, sanık ...'ın, sanık ...'in, sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme istemlerinin, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkan sağlanıp, bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
I-Hazine ve Maliye Bakanlığı vekilinin katılma talebinin ve temyiz isteminin incelenmesinde;
Hazine ve Maliye Bakanlığı vekili sanıklar hakkında verilen düşme kararları dışındaki tüm hükümleri temyiz etmiş ise de; CMK'nın 260/1. maddesine göre katılan sıfatını alabilecek surette zimmet ve irtikap suçlarından zarar görmüş olan Hazine ve Maliye Bakanlığının kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin 29/11/2019 havale tarihli dilekçe ile vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Kanunun 18. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığının sadece zimmet ve irtikap suçlarından katılma talebinin KABULÜNE,
Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne yardım etme, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, kişisel verilerin kaydedilmesi ve şantaj suçlarının niteliği itibariyle doğrudan doğruya zarar görmediği ve bu suçlar yönünden katılma hakkı bulunmadığı; sanık ... hakkında on yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını gerektiren irtikap suçundan ilk derece mahkemesince verilen beraat kararı yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararının da CMK'nın 286/2-g maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğu anlaşılmakla, bu suçlar ve sanık ... hakkında irtikap suçundan verilen beraat kararı ile ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE,
II-Katılan ... Demirel Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Katılan ... Demirel Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin sanıklar hakkında verilen beraat kararlarını temyiz ettiği anlaşılmakla,
Sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarından ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak 5271 sayılı CMK'nın 279/1-b maddesine göre bölge adliye mahkemesince verilen istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararların, temyiz kanun yoluna değil itiraza tabi olduğu, 5271 sayılı CMK’nın 264. maddesine göre de kanun yolu ve merciin belirlenmesinde yanılmanın başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz dilekçesinin bu suçlar yönünden itiraz niteliğinde kabul edilerek itirazın merciince incelenmesi için dosyanın mahalline İADESİNE,
Kişisel verilerin kaydedilmesi ve şantaj suçlarının niteliği itibariyle doğrudan doğruya zarar görmediği ve bu nedenle davaya bu suçlar yönünden katılma hakkı bulunmadığı; ayrıca, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma, sanıklar ..., ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik, sanık ... hakkında irtikap suçlarından ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının CMK'nın 286/2-g maddesi; ... hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından (15 kez) ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararlarının CMK'nın 286/2-d maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğu anlaşılmakla, katılan ... Demirel Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin temyiz isteminin CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE,
III-Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçlarından mahkumiyetlerine ilişkin kurulan hükümler yönünden temyiz isteminin incelenmesinde;
İlk Derece Mahkemesi tarafından 11.12.2017 tarihinde sanıklar hakkında mahkumiyet hükümleri kurulduğu, söz konusu kararın İlk Derece Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile sanıklar ve müdafiileri tarafından istinafa konu edildiği, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 16.10.2019 tarihinde bu hükümler yönünden esastan ret kararı verildiği, kararın verildiği tarih itibariyle esastan ret kararının, CMK’nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin nitelikte ve temyizi kabil olmayan kararlardan olduğu, ayrıca 24.10.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında yapılan değişiklik ile daha önceden kesin olarak verilen bu hükümlerin sanıklar lehine olmak üzere sanıklar ve müdafiileri açısından temyizi kabil hale getirildiği; ancak, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının aleyhe temyiz hakkı bulunmadığı anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE,
IV-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma, sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma, sanıklar ..., ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik, sanık ... hakkında özel belgede sahtecilik ve sanık ... hakkında şantaj suçlarından ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükümleri ile ilgili olarak;
İlk derece mahkemesince verilen beş yıldan az hapis cezalarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının, CMK'nın 286/2-a maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğu anlaşılmakla, sanıklar ve müdafiilerinin temyiz istemlerinin CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE,
Temyiz taleplerinin reddi nedenleri belirlenmekle, işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, örgütle irtibatlı Bank Asya hesabında örgüt liderinin talimat tarihlerine uygun para artışı içermeyen mutad bankacılık işlemlerinin, Zaman gazetesine abone olmanın, örgütle iltisaklı dershanede ve üniversitede öğrenim görmenin müsnet suç yönünden örgütsel delil ya da faaliyet olarak kabul edilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
V-Sanık ... hakkında silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan mahkumiyetine, irtikap, resmi belgede sahtecilik (4 kez), şantaj suçlarından ilk derece mahkemesi mahkumiyet kararlarının kaldırılarak bölge adliye mahkemesince beraatine, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., .., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme, sanıklar ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından mahkumiyetlerine, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme, sanıklar ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında zimmet suçlarından beraatlerine ilişkin kurulan hükümler yönünden;
Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur (TCK m. 37/1). Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur (TCK m. 37/2). Dolaylı faillik kurumunu düzenleyen TCK’nın 37. maddesinin ikinci fıkrası ile ilgili olarak madde gerekçesinde; “Kişi suçu bir başkasını araç olarak kullanmak suretiyle gerçekleştirebilir. Bu durumda dolaylı faillik söz konusudur. Dolaylı faillikte, arka plandaki kişi, suçun icrai hareketlerini gerçekleştiren şahsın ve hareketinin üzerinde hakimiyet kurmaktadır ve bu hakimiyet nedeniyle, fail olarak sorumlu tutulmaktadır.” denilmektedir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma kenar başlıklı TCK’nın 220. maddesinin 5. fıkrasına göre de; “Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.” Normun gerekçesinin ilgili bölümü ise şöyledir; “Maddenin beşinci fıkrasında, örgüt yöneticilerinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılması gerektiği kabul edilmiştir. Örgüt yapısı içinde, kendisine suç işlemek gibi örgütün amacına uygun bir görev verilen kişi bu görevini yerine getirmezse, hemen yerine bir diğeri rahatlıkla ikame edilebilmektedir. Bu nedenle, örgütün yöneticisi konumunda olan kişiler, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak sorumlu tutulmalıdırlar.”
Yasal düzenleme, örgüt yöneticilerinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılacağını amir ise de; suçun işlenmesinde bir başkasının “araç olarak kullanılması” halinde söz konusu olan dolaylı faillikle ilgili olarak TCK’nın 37. maddesinin gerekçesinde; “dolaylı failin/arka plandaki kişinin, suçun icrai hareketlerini gerçekleştiren şahsın ve hareketinin üzerinde hakimiyet kurması” nedeniyle fail olarak sorumlu tutulacağının, 220. maddenin 5. fıkrasının gerekçesinde de kendisine suç işlemek gibi örgütün amacına uygun bir görev verilen kişinin, bu görevini yerine getirmezse, hemen yerine bir diğerinin rahatlıkla “ikame edilebilmesinin” vurgulanmasına nazaran; kanun vazıının iradesinin, örgüt yöneticilerinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı kayıtsız şartsız ayrıca fail olarak cezalandırılması olmadığı sonucuna ulaşılmalıdır. Kusurlu sorumluluk ilkesini genel bir prensip olarak benimseyen TCK’nın zikredilen düzenleme ile yeni bir objektif sorumluluk hali ihdas etmeyeceği açıktır.
Anılan yasal düzenlemenin örgüt yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin olması ve yukarıda yer verilen madde gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde; sorumluluğun sınırlarının belirlenmesinde, örgütsel hakimiyete dayalı dolaylı faillik kurumuna dair ilkelerden de faydalanmakta bir mahsur bulunmamaktadır.
Örgütsel hakimiyete dayalı dolaylı faillik kurumuna dayanabilmek için; sanığın davranışları ve konumu, örgütlü güç yapısını işleyiş mekanizmaları dikkate alınmak suretiyle, yöneticilerin, astların iradesi üzerine neredeyse mutlak kontrole sahip olduğu ve bu nedenle suçun işlenişine egemen olduğu kanıtlanmalıdır. Bu bakımdan organize güç aygıtı üzerinde kurulan hakimiyet ve bu yapının işleyişi, emredilen suçun gerçekleştirilmesini ön plandaki kişilerin iradesine herhangi bir bağlılık olmaksızın ve otomatik bir biçimde sağlamalıdır (Werle/Burghardt, 9 J. Int’l Crim. Just. 85, 2011, s. 89).
İştirak müessesesinin temel ilkeleri yanında ayrıca TCK’nın 220/5. maddesinde yer bulan bu sorumluluğun esası, “organize güç aygıtı”na hakim olunması nedeniyle emrin ifasının, işlenmesi amaçlanan suçların otomatik olarak gerçekleşmesinin garanti altına alınmış olmasına dayanır. Amacı ise; somut suç ile doğrudan bir bağlantısı olmasa da fiil ve fail üzerinde, kontrol ettiği suç örgütü vasıtasıyla hakimiyet kuran yöneticilerin cezalandırılmasını temin etmektir. Bu nedenle dolaylı failin/arka plandaki kişinin, somut suçla ilgili olarak talimat vermesine ya da bir katkı sunmasına gerek yok ise de; organize yapı üzerinde gerektiğinde örgütün işleyiş biçimi itibariyle ön plandaki kişileri/doğrudan failleri rahatlıkla ikame edebilir nitelikte bir hakimiyetinin bulunması aranmalıdır.
Suç örgütlerinin, amaçlarına göre faaliyet alanlarının, teşkilat, işleyiş ve yönetim biçimlerinin farklı olabildiği bilinen bir gerçektir. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin gerektiğinde ülke sorumlusu da olmak üzere, bölge sorumluları, il sorumluları, alan sorumluları gibi sadece belirli yer veya konuda yönetim yetkisi bulunan yöneticileri görülebilmektedir. Bu durumda kayıtsız şartsız her yöneticinin, örgütsel faaliyet kapsamında herhangi bir yerde işlenen herhangi bir suç yönünden, örgüt üzerinde kurduğu hakimiyet ve doğrudan failleri ikame edebilme ölçüleri nazara alınmaksızın aynı düzeyde sorumlu tutulması mümkün ve adil değildir. Bu itibarla, örgütün yapısı, yönetim ve işleyiş mekanizması da gözetilerek; aksi tespit edilmedikçe, her yöneticinin kural olarak hakimiyet kurduğu dikey hiyararşi içinde yer alan ve rahatlıkla yerine bir diğerini ikame edebildiği astları tarafından örgütsel faaliyet kapsamında işledikleri bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir (02.05.2016 tarih ve 2015/5217 E. 2016/2645 Karar, 04/05/2016 tarih ve 2015/5217 E. 2016/2645 Karar).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Isparta il imamı olması nedeniyle sorumluluk sahasındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu itibariyle sanık ...'ın yönetici olarak kabulünde
bir isabetsizlik görülmemekte ise de; ...'nde kamu görevlisi ve özgü suçların doğrudan failleri olan diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve o dönem Isparta valisi olan ...'un resmi görev ve statüleri ile örgütün yapı ve işleyişi de gözetildiğinde; yerlerine bir başka örgüt mensubunun rahatlıkla ikame edilebileceğinin kabulüne imkan bulunmadığı anlaşılmakla, tebliğnamedeki sanık ...'ın örgüt faaliyeti kapsamında örgüt mensupları tarafından işlenen irtikap, resmi belgede sahtecilik (4 kez), şantaj suçlarından da TCK'nın 220/5. maddesi kapsamında ayrıca fail olarak sorumlu tutulması gerektiği görüşünü içeren bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanıklar ..., ... ve ...'un tüm dosya kapsamına ve örgütsel konumlarına göre; suç vasfında yanılgıya düşülerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, TCK’nın 314/3 ve 220/7. maddelerindeki atfın niteliği ve kararın verildiği tarih itibariyle Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının aleyhe temyiz hakkı bulunmaması karşısında bozma nedeni yapılmamış,
Diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olduğu görülmekle, sanık ... yönünden Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı beklenmeden karar verilmesi ile sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belgede zincirleme şekilde sahtecilik suçundan temel ceza tayin edildikten sonra öncelikle 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca artırım yapılıp, ardından TCK’nın 43/1 maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken, sonuç cezanın aynı olması karşısında yazılı şekilde hatalı uygulama ile TCK’nın 61. maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi sonuca etkili görülmemiştir.
Mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar ile ilgili olarak yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, sanıklar ve müdafiilerinin, sanıklar ... ve ... yönünden Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının;
Beraat kararları verilen sanıklar ile ilgili olarak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince beraatlerine, sanık ... hakkında irtikap, resmi belgede sahtecilik (4 kez), şantaj suçlarından ilk derece mahkemesi mahkumiyet kararlarının kaldırılarak bölge adliye mahkemesince beraatine karar verilmesi ile ilgili olarak Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının, sanık ... hakkında zimmet suçundan beraati ile ilgili olarak katılan Hazine ve Maliye Bakanlığı vekili ile katılan ... Demirel Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle beraat kararları ile mahkumiyet hükümlerinin ONANMASINA,
VI-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve resmi belgede sahtecilik, sanık ... hakkında irtikap, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçlarından mahkumiyetlerine, sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ilk derece mahkemesince beraatlerine ilişkin kurulan hükümler yönünden;
1-Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve resmi belgede sahtecilik, sanık ... hakkında irtikap suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile ilgili olarak;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükümlere esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla, sanıklar ve müdafiilerinin, sanıklar ..., ..., ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının, sanık ... yönünden irtikap suçu ile ilgili olarak katılan Hazine ve Maliye Bakanlığı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a-Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61/1. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı kanunun 3/1. maddesi uyarınca; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurularak, sanıklar hakkında silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, irtikap ve resmi belgede sahtecilik suçlarından hakkaniyete uygun makul bir ceza tayini gerektiği gözetilmeden, teşdidin derecesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde fazla cezaya hükmedilmesi,
b-Kabul ve uygulamaya göre de;
Sanık ... hakkında kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belgede zincirleme şekilde sahtecilik suçundan temel ceza tayin edildikten sonra öncelikle 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca artırım yapılıp, ardından TCK’nın 43/1 maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken yazılı şekilde hatalı uygulama ile TCK’nın 61. maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi,
2-Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkumiyetine ilişkin kurulan hüküm ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre; sanık ... hakkında katılan ...'ın mahkeme huzurunda; ''25 Ocak günü yine hastanede bir rahatsızlığım ile ilgili bir tedavi gördüm, gelirken cep telefonum kapalıydı, ... ile beraber eve geldiğimde baktım, aranmışım, valilik telefonunu arayarak sekreter vasıtasıyla ... beye bağlandım ve telefonun da sesini açtım, yanımdaki ziyaretime gelen arkadaş da duysun diye, benim emniyetteki dilekçemde verdiğim gibi, vali ... işte Aziz bey nasılsın, iyiyim sayın valim, ne zaman emekli oluyorsun, sayın valim emekli olacaktım ama rektör bana çok eziyet etti, dolayısıyla ben de emekli olmaktan vazgeçtim dedim, yok yok Aziz bey sen emeklilik dilekçeni getir, hakkında emniyette verilmiş bir taciz dilekçesi var, sen emeklilik dilekçesi getirirsen ben senin bu taciz dilekçeni geri çekeceğim aldıracağım, sayın valim dedim ben yapmadığım bir şey için emeklilik dilekçesi verirsem onu yapmış sayılırım, Isparta'da beni herkes bilir, rektör zaten birkaç aydır bana şikayette bulundurmak için böyle bir takım çalışmalar içerisindeymiş, böyle duyumlarım var, inceldiği yerden kopsun ben emeklilik dilekçesi vermeyeceğim dedim, sayın vali yok Aziz bey gelinin var damadın var, basına düşersin, üzülürsün, hoş sonra aklanırsın ama birkaç sene geçer, dedi, ben de emeklilik dilekçesi vermeyeceğim sayın valim dedim, vermiyor musun dedi, vermiyorum dedim ve telefonu kapattı, ondan sonra o akşam tabi yanımdaki ... isimli arkadaş bunların hepsini baştan sonra dinledi'' şeklinde, tanık ...'ün mahkeme huzurunda; ''Cemaatle iş yapan bir valiydi. 2013 yılıydı, Aziz beyle hastanede karşılaştık. Tabi durumu bitkindi, çok üzgündü. Biraz rahatsızdı galiba, birkaç gün de hastanede yatmış. Dedim ben size evinize kadar eşlik edeyim, evinize kadar gidelim. Evine gittik. Telefonu da kapalıymış galiba, sessize mi almış ne oldu tam hatırlamıyorum. Bir açtı telefonu dedi ki bizim vali ... bey aramış defalarca dedi. Ben de Aziz bey, ...’dan uzak dur, belli olmaz bunun ne yapacağı dedim. Dedi ki arayayım olsun dedi. Aradı kendisi, zannediyorum cep telefonundan aramadı, makam telefonundan aradı, çünkü o makam telefonundan aranmasını söyledi kendisine. Makam telefonundan aradı, hoparlörü açtı kendisi ve vali bey ...’a ne zaman emekli olacağını sordu. Aziz bey dedi ki sayın valim ben emekli olacaktım ama cemaatin bu kadar baskısından sonra emekli olmak istemiyorum, emekli olmayacağım. Sayın valimiz de Aziz bey emekli olsan iyi olur, bak dedi şimdi hakkında taciz dilekçesi verilecek, eğer emekli dilekçesini verirsen ben bu taciz dilekçesini verdirtmeyeceğim dedi. Daha sonra Aziz bey, sayın valim ben Ticaret Borsasına falan genel sekreter olarak gitmeyi düşünüyordum ama cemaat böyle baskı yapınca ben gitmemeye karar verdim dedi. Siz bilirsiniz dendi ve telefonu kapattılar. Bu benim şahit olduğum bir olaydı. Tabi bundan sonra zannediyorum 1,5 - 2 saat sonra emniyete bir dilekçe verilmiş, taciz olayıyla ilgili, bu olay yaşandıktan sonra ben bu dilekçeyi veren İlknur Arıkan ve eşi ...’ı izlemeye aldım, bürolarını buldum, İlknur Arıkan ile gazeteci olarak görüştüm, İlknur Arıkan ... hakkındaki dilekçenin bir kumpas olduğunu, rektör danışmanlarının bu kumpası kurduklarını, karşılığında 100 bin TL verdiklerini söyledi' şeklinde, tanık ...'in mahkeme huzurunda; ''Öncelikle emniyette vermiş olduğum ifadeleri tekrarlamak isterim, tarihini tam hatırlamamakla birlikte 2013 yılı içerisinde bir gün ... beni aradı, dönemin valisi ... kendisini telefonla aramış, telefonda hemen derhal valiliğe gelmesi gerektiği ve saat iki buçuğa kadar da emeklilik dilekçesini vermesi gerektiğini söylemiş, o da sebebini sorunca, sebebinin bir bayanının tacizi konusu olduğu, dolayısıyla emeklilik dilekçesini verirse taciz dilekçesinin de verilmeyeceğini ifade etmiş, ... da ben valiliğe bu saatten sonra gelmiyorum, dolayısıyla herkes elinden geleni arkasına koymasın şeklinde ifadede bulunmuş, bu telefon konuşmasından sonra yanıma ... geldi, bu şekilde bir telefon konuşması olduğunu söyleyince ben vali ile ben görüşürüm dedim, hoş bir konuşma olmamış dedim, akşam geç vakitti, saat 11 civarı falandı, valiyi aradım, sayın valim bugün ... ile çok talihsiz bir konuşma yapmışsınız, bunu ben açıkça size yakıştıramadım, konu ... üzerinden zamanın rektörü tarafından bir kumpas kuruluyor gibi geldi bana dedim, öyle deyince tepki gösterdi, rektörün söyledikleri üzerine ben telefon etmiştim dedi, sinkaflı bir konuşması oldu, ilk defa öyle bir konuşması olunca ben de telefonu kapattım, bir kaç dakika sonra vali tekrar beni aradı, böyle bir konuşmadan dolayı özür dilerim dedi, Aziz bey benimle ilgili suç duyurusunda bulunmasın ve ben o dilekçeyi geri aldıracağım dedi, ama ertesi gün bayanın vermiş olduğu dilekçe geri alınmamıştı'' şeklinde, tanık ...'ın mahkeme huzurunda; ''Emniyette konuya ilişkin tutuklanmadan bir kaç ay önce ifade vermiştim, ifadem halen geçerlidir, ...'un vali olduğu dönemde 2013 yılının ilkbaharında Amerika seyahatine eşlik ettim, farklı bir program çerçevesinde Amerika'ya gidilmişti, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansında dış ilişkiler biriminde görev yapıyordum uzman olarak, o dönem yönetim kurulu başkanımız vali beydi, Isparta valisiydi, aynı zamanda resmi görevli olarak seyahatine eşlik ettim, bu seyahat sadece oraya yönelik bir seyahat değildi, Florida'da bir tanıtım amaçlı programa katılım sağlanmıştı, bununla alakalı tüm yönetim kurulu üyeleriyle katılmış olduğumuz bir programdı, o programın akabinde New York'a bir otele geçtik, ... ile birlikte şoförü Türk olan bir araçla Pensilvanya'ya gittik, bir süre bekledikten sonra Fethullah Gülen, vali ... ile başka bir odada yaklaşık 1 saat görüştü, sonra tekrar otele döndük'' şeklinde, diğer sanık ...'un mahkeme huzurunda; ''Fethullah Gülen cemaati Isparta il imamı ...'ın verdiği sohbet toplantılarında ilin ileri gelen mütevellileri ile birlikte dönemin valisi ... da bulunurdu'' şeklinde ve diğer sanık ...'in mahkeme huzurunda; ''Fethullah Gülen yapılanmasına ait Altınbaşak yemek fabrikasının yanında bulunan yurdun alt katında yapılan sohbet toplantılarını FETÖ/PDY yapılanmasının il imamı ...'ın verdiği ve bu toplantılarda dönemin valisi ...'un da bulunduğu'' şeklinde anlatımları karşısında sanığa atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sübut bulduğu gözetilmeden, delillerin değerlendirilmesi ile suç vasfında düşülen yanılgı sonucu silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,
3-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçlarından mahkumiyetlerine, sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatlerine ilişkin kurulan hükümler ile ilgili olarak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 E. 2017/370 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 E. 2017/3 sayılı kararında; Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağının kabul edildiği gözetilmekle, Bylock kullanıcısı olduklarını kabul etmeyen sanıkların, Bylock uygulamasını kullandıklarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, Bylock kullanıcısı olduklarına dair delilin sanık ... yönünden suçun sübutu, sanık ... yönünden vasfının tayini açısından belirleyici nitelikte olması karşısında ilgili birimlerden ayrıntılı Bylock tespit ve değerlendirme raporları getirtilip;
Ayrıca, dosya kapsamına göre; sanık ...'in Isparta'da örgüte müzahir Çağlayan Memurlar Derneğinde başkanlık yapması ile Bank Asya'da çağrı tarihlerine uyumlu olacak şekilde 15.01.2014'te hesap açarak 1765 TL para yatırma ve 2014 yılı Ekim ayında farklı günlerde 9 ayrı işlemle 9.000 dolar yatırma işlemleri bulunması,
Sanık ...'ın Isparta'da örgüte müzahir Çağlayan Memurlar Derneğine üye olması ile Bank Asya'da çağrı tarihlerine uyumlu olacak şekilde 16.01.2014'te 2.050 TL para yatırma ve 12.09.2014'te 20.400 TL katılım hesabı açma işlemleri bulunması,
Sanık ...'un Bank Asya'da ilk kez 06.08.2014'te 700 TL katılım hesabı açma, 15.08.2014 tarihinde Halkbank hesabından Bank Asya'ya 1000 TL para gönderme ve 10.11.2014'te USD hesabı açarak ...'na ait olduğu belirtilen 35.000 doları kendi hesabına yatırma işlemleri bulunması,
Sanık ...'in Isparta'da örgüte müzahir Çalışanlar Derneği kurucu üyesi ve dernek feshedilene kadar başkanı olması ile 2013 yılında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan 7 kişi ile Kıbrıs gezisine katılması,
Sanık ...'ın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan sanıklarla HTS kaydı bulunması ile sahte özel belgeleri Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde 4-B'li olarak sözleşmeli kadroya geçişte kullanması nedeniyle TCK'nın 207/1, 43/1 maddeleri gereğince zincirleme şekilde özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması,
Sanık ...'in katılan ... ile ilgili ...'nin idari soruşturmasında 15.08.2014 tarihli 9601/13366 sayılı görevlendirme yazısıyla soruşturmacı olarak görev almak suretiyle katılan ...'ın kınama cezasıyla cezalandırılması gerektiği yönünde inceleme raporu hazırlaması, diğer sanık ...'nin kardeşi olan Ali Rıza Seydi'nin üniversite kadrosuna alınmasında jüri üyesi olarak görev yapması ile Isparta'da örgüte müzahir Yüksek Öğrenim Derneğinde kurucu üye ve yönetim kurulu üyesi olması,
Sanık ... ile ilgili olarak katılan ... Kürşat Kargı'nın İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde 2016/40 talimat numaralı duruşmasında 31.10.2016 tarihinde müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinde; ''Rektör yardımcısı Numan Tamer'in odasında abi denilen şahsın bütün gelirleri elde edin, kontrol altına alın, bütün kadroları ele geçirin, bunları yaparken kanunlar çerçevesinde yapın, hiçbir açık vermeyin diyerek 3-4 kez talimat verdiği Süleyman Demirel Üniversitesi Hastanesinin üst yönetiminden olan şahıslar arasında ...'ın da bulunduğu'' şeklinde, katılan ...'ın mahkeme huzurunda; ''2011 yılında ...'nun Fethullah Gülen cemaatinin desteğiyle üniversiteye rektör olarak atandı, bu tarihten itibaren cemaate yakın olmayan kişilerin bahane ve baskılarla işten çıkarıldı, üniversite hastanesi başmüdürü ... yapının taleplerini yerine getirmeyince onun yerine sağlık memuru olan ... müdür olarak atandı'' şeklinde ve tanık ...'ün mahkeme huzurunda; ''...'nun Amerika ziyareti sonrasında hastanede önemli görevlere Fethullah Gülen cemaati mensuplarının getirildiği, bunlar arasında ...'ın da bulunduğu'' şeklinde anlatımlarının bulunması dikkate alınarak;
Sanık ...'a atılı suçun vasfının tayini, sanık ... ile sanık ...'e atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında; sanık ... yönünden hüküm verildikten sonra dosyaya geldiği anlaşılan, hakkında beyanda bulunan Akın Erdemir'in 26.02.2017 tarihinde Isparta İl Emniyet TEM Şube Müdürlüğünde şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesi ile sanık ... yönünden beyanda bulunan katılan ... Kürşat Kargı'nın İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde 2016/40 talimat numaralı duruşmasında 31.10.2016 tarihinde müşteki sıfatıyla verdiği ifadesi ve sanık ...'in katılan ... hakkında hazırladığı 16.02.2015 tarihli inceleme raporu sonucunda; ''fakülte sekreteri ... hakkında görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kusurlu davranmak disiplin suçuna karşılık olarak kınama cezasıyla cezalandırılması'' üzerine rektörlük tarafından görevlendirilen öğretim üyesi Prof. Dr. ...un bu disiplin cezasını içeren rapora istinaden düzenlemiş olduğu 22.02.2015 tarihli raporunda; ''kınama cezasına mesnet olarak gösterilen tespitlerin hatalı olması ve sübjektif şekilde yorumlanması nedeniyle herhangi bir disiplin cezasının verilmesinin uygun olmayacağının belirtilmesi'' gözetilerek, bu nedenle sanık ... hakkında yapılmış bir idari soruşturmanın bulunup bulunmadığının Süleyman Demirel Üniversitesi'nden sorulması, var ise temyiz denetimine elverişli olacak şekilde soruşturma dosyasının temin edilmesi suretiyle Prof. Dr. ...un 22.02.2015 tarihli raporundaki değerlendirmeleri kapsamında bilgilerine başvurularak; CMK'nın 180/1 ve 181/1 maddeleri gereğince sanıklar ve müdafiilerine savunma hakkının ihlaline neden olmayacak şekilde sorgulama hakkı tanınması suretiyle mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla dinlenilmelerinin sağlanması;
Yine, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... yönünden ise silahlı terör örgütüne yardım etme suçlarının her türlü
kuşkudan uzak olarak tespiti açısından UYAP'ta bulunan örgütlü suçlar bilgi havuzunda araştırma yapılarak sanıklar hakkında başkaca bir beyan yahut ifade bulunup bulunmadığı araştırılıp, varsa bu beyan yahut ifadeler duruşmada CMK’nın 217. maddesi uyarınca sanıklar ve müdafiilerine okunarak diyecekleri sorulup, gerekirse ifade yahut beyan sahiplerinin tanık sıfatıyla bilgilerine başvurularak;
Haklarında bilgi, ifade yahut beyan bulunamaması halinde ise;
Silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil oldukları hususu şüpheli kalan sanıklar ... ve ... yönünden Bank Asya nezdindeki eylemlerinin tüm dosya kapsamı da nazara alınarak TCK 220/7 ve 314/3 maddeleri delaletiyle 314/2 ve 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri kapsamında örgüte yardım etme suçunu oluşturup oluşturmayacağı değerlendirilip; ayrıca, mezkur eylemleri yukarıda bahsedilen sanıklar ..., ... ve ... yönünden örgütsel faaliyet olarak kabul edilen hareketlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduklarını gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi nedeniyle silahlı terör örgütüne üye olma suçunun; örgüte bilerek ve isteyerek yardımda bulunduklarını gösterir bir eylemleri de mevcut olmaması nedeniyle silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun oluşmayacağı gözetilip, hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafiilerinin, sanıklar ..., ... ve ... ile ilgili olarak Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, CMK'nın 307/5. maddesi gereğince sonuç ceza yönünden sanık ...'in kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un tutuklulukta geçirdikleri süre, atılı suçlar için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarları, mevcut delil durumu ve bozma nedenleri gözetilerek tutukluluk hallerinin DEVAMINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi gereğince dosyanın Isparta 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
5. Ceza Dairesi, 2021/5501 E., 2024/11598 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.07.2019 tarihli ve 2019/30 Esas, 2019/320 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında icbar suretiyle irtikap suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 250. maddesinin birinci fıkrası ile 62.
5. Ceza Dairesi 2021/5501 E. , 2024/11598 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/1887 Esas, 2019/2630 Karar
KATILANLAR : Hazine, İçişleri Bakanlığı, ...
SUÇ : İcbar suretiyle irtikap
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
EK KARAR : Temyiz talebinin reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
EK TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 25.12.2019 tarihli ve 2019/1887 Esas, 2019/2630 sayılı sanıkların üzerlerine atılı icbar suretiyle irtikap suçundan mahkumiyetlerine ilişkin asıl Kararın ve sanık ... müdafiinin temyiz isteminin reddine dair 20.03.2020 tarihli ek Kararın temyizi üzerine yapılan ön incelemede;
Sanık ... hakkındaki sonuç cezayı artırmamakla birlikte 5237 sayılı TCK'nın 53/5. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğu yönünden ilk derece mahkemesince hükmedilmeyen ve ilk kez Bölge Adliye Mahkemesince verilen TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanun'un 53/5. madde ve fıkrası gereğince takdiren 2 yıl 1 ay süreyle bu hak ve yetkinin kullanılmasından yasaklanması şeklinde sanık aleyhine uygulama yapılan 25.12.2019 tarihli düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın temyiz yasa yoluna tabi olduğu kabul edilerek bu karara yönelik sanık ... müdafiinin süresinde vaki temyiz talebinin reddine dair 20.03.2020 tarihli ek Kararın kaldırılmasına ve esasın incelenmesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.07.2019 tarihli ve 2019/30 Esas, 2019/320 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında icbar suretiyle irtikap suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 250. maddesinin birinci fıkrası ile 62. maddesi gereği 4 yıl 2'şer ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve 53. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca hak yoksunluklarına hükmolunmuştur.
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 25.12.2019 tarihli ve 2019/1887 Esas, 2019/2630 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan İçişleri Bakanlığı vekili ile sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının, hükümlerin 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğu yönünden düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 20.03.2020 tarihli ve 2019/1887 Esas, 2019/2630 sayılı ek Kararı ile sanık ... müdafiinin temyiz talebi 5271 sayılı Kanun'un 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi gereğince reddedilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ... müdafiinin temyiz istemi; kararın deliller tam değerlendirilmeksizin ve eksik inceleme neticesinde verildiğine ve sair hususlara ilişkindir.
Sanık ... müdafii temyiz dilekçesinde; suçun unsurları oluşmamasına rağmen sanığın mahkumiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir.
III. GEREKÇE
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
İcbar suretiyle irtikap suçu, kamu görevlisinin sıfat ve görevini kötüye kullanarak kişiyi tazyik etmesi ile başlayıp, bu sıkıştırma karşısında ferdin de memurun haksız işlemlerini önlemek zorunluluğunu duyarak ona menfaat temin ve vaat etmesi ile oluşur. Kamu görevlisi açıkladığı istekler yerine getirilmezse mağdurun işini yapmayacağını söylemek suretiyle onu manevi cebir altında bulundurmaktadır. Böyle haksız bir durumla karşılaşan ve haklı işinin kamu görevlisi tarafından yapılmayacağı veya geciktirileceği ya da haksız bir muameleye maruz kalacağı endişesine kapılan mağdur belli bir şiddete ulaşmış olan bu manevi cebrin etkisiyle ve hakkını elde etmek zorunluluğu karşısında haksız olarak istendiğini bildiği parayı ve sair menfaatleri kamu görevlisine vermekte ya da vaat etmektedir. Burada fert meşru zeminde bulunmaktadır.
Rüşvet suçu ise; (6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonraki hukuki düzenlemelere göre) bir kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamasıyla oluşacak ve ayrıca nitelikli rüşvet suçunda her iki tarafın da gayrimeşru zemin içinde bulunmaları gerekecek, taraflar arasında serbest irade ile yapılan anlaşmanın vuku bulduğu anda rüşvet suçu meydana gelecektir.
Suç tarihinde Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü Devriye Ekipler Amirliğinde görevli polis memurları olan sanıkların, 03.09.3018 tarihinde katılanın arkadaşı ...'nın kullandığı katılana ait misafir plakalı aracın uygulama yapan ve atılı suçtan hakkındaki beraat hükmü kesinleşen sanık trafik polisi ... tarafından durdurulduğu, olay yerinde bulunan sanıklar Ramazan ve Serdar'ın araç sürücüsünün ehliyetinde noter tercümesi olmaması, araçtaki diğer şahısların pasaportlarının yanlarında bulunmaması, misafir plakalı aracın ruhsat sahibi dışındaki bir şahsa kullandırılması gibi nedenlerden 20.000,00 TL ceza yazılacağını, araçtakileri nezarete götüreceklerini, aracı gümrüğe çektireceklerini söyleyip aracı çekiciye yükleyip katılanı ekip arabasına aldıkları, araçta sanık ...'ın katılana yardımcı olacağını söyleyerek "yanında ne kadar para var" diye sorduğu, katılanın sanık ...'a 400,00 TL çıkarıp vermesinden sonra "bu kurtarmaz" diyerek parayı geri verdiği, sanıkların katılana "sen o arabayı 20.000,00 TL'ye çıkaramayacaksın bize 1.000,00 TL'nin lafını ediyorsun" dedikleri, katılanın üzerinde para olmasına rağmen olmadığını söylemesi üzerine katılanı ATM'ye götürdükleri, bu esnada araçta bekledikleri, katılanın araçta sanık ...'a 1.000,00 TL verdiği, sanık ...'ın ise parayı aldıktan sonra katılanın aracının ücret alınmadan ve işlem yapılmadan teslim edilmesini sağladığı iddia ve kabul edilen somut olayda; suç vasfının belirlenebilmesi açısından, dış ülkelerden alınan sürücü belgelerinde noter tercümesi bulunması gerekip gerekmediği, gerekmekte ise bulunmaması halinde ne şekilde yaptırım uygulanacağı, misafir plakalı aracın ruhsat sahibi dışında bir kişi tarafından kullanılmasının idari yaptırımı gerektirip gerektirmediği, katılanın aracının yediemin otoparkına çekilmesi için geçerli bir yasal dayanak bulunup bulunmadığı, katılanın sanıklara para verme amacının tespit edilen eksiklikler karşısında aleyhine idari yaptırım uygulanmamasını sağlamak ve bu bağlamda katılanın da meşru zeminde olup olmadığı araştırılarak varılacak sonuca göre yukarıdaki açıklamalar da nazara alınmak suretiyle eylemin icbar suretiyle irtikap ya da rüşvet alma suçlarından hangisini oluşturduğunun tespit edilmesi sonrasında sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği dikkate alınmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
Katılanın suç tarihindeki ekonomik durumunun araştırılmasından sonra irtikap edildiği kabul edilen yarar yönünden 5237 sayılı Kanun'un 250/4. maddesinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının karar yerinde değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
1)Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle temyiz isteminin reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 20.03.2020 tarihli ve 2019/1887 Esas, 2019/2630 sayılı ek Kararının, 07.06.2021 tarihli ek Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle KALDIRILMASINA,
2)Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince verilen kararların 5271 sayılı Kanun’un 302/2 ve 307/5. maddeleri gereği, Tebliğname’ye ve ek Tebliğnamelere uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/2-b maddesi uyarınca gereği için kararı veren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.12.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2023/81 E., 2023/149 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesinin, gerekse 5237 sayılı TCK’nın 250. maddesinin madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2023/81 E. , 2023/149 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ Ceza Genel Kurulu
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık ...'un irtikap suçundan beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince oy çokluğuyla verilen 14.09.2022 tarihli ve 5-36 sayılı hükmün Yargıtay Cumhuriyet savcısı ile Hazine ve ... Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Bozma istemli 19.01.2023 tarihli ve 2982 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Hazine ve ... Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğü vekili tarafından, sanığın atılı suçu işlediği, eksik araştırma ile hüküm kurulduğu,
Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından, sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan rüşvet suçunu oluşturduğu,
Gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
III. İNCELEME KONUSU
Ceza Genel Kurulunca sanık hakkında irtikap suçundan verilen beraat hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Hâkimler ve Savcılar Kurulu 1. Dairesince sanık ... hakkında 25.06.2020 tarihli ve 8921 sayılı kararla soruşturma izni verildiği, HSK Başkanının 06.07.2020 tarihli olurunun bulunduğu ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesince 01.12.2020 tarihli ve 982 sayılı karar ile sanık hakkında kovuşturma izni verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/10892 soruşturma numaralı dosyasında yapılan inceleme neticesinde HSK müfettişince düzenlenen dosya inceleme tutanağına ve dosya içerisinde yer alan belgelere göre; 08.09.2019 tarihinde ...'de meydana gelen kasten yaralama ve kasten öldürme suçuna teşebbüsten soruşturma yapıldığı, dosyada ...in şikâyetçi, ..., ..., ... ve ...'ın şikâyetçi şüpheli olarak yer aldıkları, olayla ilgili olarak nöbetçi Cumhuriyet savcısı ... tarafından 08.10.2019 tarihinde olay yerinde bulunan sopa, balta, kovan ve mermi çekirdeklerine el konulmasına, ...'ın gözaltına alınmasına karar verildiği, 10.10.2019 tarihinde ... Cumhuriyet savcısı ... tarafından olaya karıştığı iddia edilen ... ve ...'nın gözaltına alınmasına karar verildiği, aynı gün ...'nın kasten öldürme suçuna teşebbüsten Cumhuriyet savcısı ... tarafından ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğine tutuklama talebiyle sevk edildiği, ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 10.10.2019 tarihli ve 2019/411 değişik ... sayılı kararıyla ...'nın tutuklandığı, kasten öldürme suçuna teşebbüsten ...hakkında 23.10.2019 tarihinde ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sanık tarafından tutuklama talebiyle yakalama kararı çıkarılması talebinde bulunulduğu, talebin aynı Hâkimlik tarafından 17.10.2019 tarih ve 5287 sayı ile reddedildiği, daha sonra ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 06.12.2019 tarih ve 2019/511 sorgu sayı ile ...hakkında tutuklama kararı verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 05.11.2019 tarih ve 10892 sayı ile sanık tarafından şikâyetçi şüpheli ...’nın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesinin talep edilmesi üzerine ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 06.11.2019 tarih ve 5085 değişik ... sayı ile tutukluluk hâllerinin devamına karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 31.12.2019 tarih ve 10892 sayı ile şikâyetçi şüpheliler ... ve ...’ın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesinin talep edilmesi üzerine ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 31.12.2019 tarih ve 6125 değişik ... sayı ile tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği, sanık tarafından söz konusu olay nedeniyle 30.12.2019 tarihinde iddianame düzenlendiği ancak ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/188 iddianame değerlendirme numaralı evrakı ile taraflara isnat edilen eylemlerin ve delillerin tam olarak açıklanmamış olması ve bir kısım suçların uzlaştırma kapsamında olduğu hususu dikkate alınmadığı gerekçesiyle iddianamenin iade edildiği, iade sonrası devam eden soruşturma aşamasında tutuklu ... ve ...’ın ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.05.2020 tarihli ve 2020/2056 değişik ... sayılı kararı ile tahliyelerine karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/1783 soruşturma numaralı dosyasında Cumhuriyet savcısı ... ... Derme tarafından Ağır Ceza Mahkemesine hitaben düzenlenen 16.07.2020 tarihli ve 1783-2179 sayılı iddianameye göre; ...in şikâyetçi, ..., ..., ... ve ...'ın şikâyetçi şüpheli olarak yer aldıkları, ...’in ise ...’nın müdafii olup ... hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüsten TCK’nın 81/1, 35, 53 ve 63. maddeleri; şikâyetçi şüpheli ...’ın şikâyetçi şüpheli ...’a karşı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/2 ve 86/3-a-e maddeleri; şikâyetçi ...’e karşı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 87/3, 63 ve 53. maddeleri; şikâyetçi şüpheli ...’a karşı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1 ve 86/3-e maddeleri; şikâyetçi şüpheli ...’ya karşı kasten öldürme suçuna teşebbüsten TCK’nın 81/1 ve 35. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davasının açıldığı, dosyada tutuklu şüphelinin bulunmadığı,
Vakıflar Bankası Genel Müdürlüğünün 22.04.2020 tarihli yazısına göre; mağdur tarafından soruşturma aşamasında sunulan whatsapp ekran görüntüsü çıktısında yer alan TR 44 0001 5001 5800 7306 6076 67 IBAN numarasının sanığın akrabası olan ...’e, TR 95 0001 5001 5800 7308 1670 91 IBAN numarasının sanığın kızı olan ...’a ait olduğu,
... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 28.02.2020 tarihli ve 1925 sayılı tutanağa göre; tanık ...’nin söz konusu olayı aktarması üzerine bu husus mağdur ...’den sorulduğunda, telefonla tanık ... tarafından aranması üzerine 14.11.2019 tarihinde sanığın odasına gittiğini, sanığın ...’nın sorgu sırasında "Ben Devletime kırgınım, kendimi bu olayın içinde buldum." demesinden etkilendiğini söyleyip dosyadaki bazı raporların gelmesini beklemeyip iddianamede tahliye talebinde bulunacağını, devamında da "Bu durum ayrı bir şey, ben size şimdi başka bir şeyden bahsedeceğim ancak anlatacağım bu olaydaki durum dosyanızın durumunu etkilemeyecek." dedikten sonra ...’de yalnız yaşadığını, ailesinin doğuda başka bir şehirde yaşadığından masraflarının çok olduğunu, bir kısım öğrencilere burs verdiğinden yetişemediğini söyleyip bu çocuklara hayır, burs, yardım adı altında para vermesini istediğini, şaşırdığından bu çocukların kim olduğunu, nerede okuduklarını ve ne kadar yardım yapılacağını sorduğunu, sanığın ise "Ağanın eli tutulmaz." dediğini, sanığın cep telefonundaki whatsappta kayıtlı biri kız biri erkek öğrenciye ait IBAN numarası olduğunu söyleyip mesajı açarak fotoğraf çekmesini istediğini, biran önce odadan çıkabilmek için ekran resminin fotoğrafını çektiğini, daha sonra CMK nöbeti nedeniyle müdafi olarak atanması üzerine sanığı görmek zorunda kaldığında, sanığın "Ne oldu o ..., ne yaptınız o işi?" diye sorması üzerine yapamayacağını ve parayı gönderemeyeceğini söyleyince, sanığın "Canınız sağ olsun." dediğinin belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur ... müfettişte: iki yıldır avukatlık yaptığını, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 28.02.2020 tarihli tutanağının doğru olduğunu, 2020/1783 soruşturma numaralı dosyada ...’nın tutuklu müvekkili olduğunu, 14.11.2019 tarihinde tanık ...’nin kullanmış olduğu cep telefonundan arandığında sanığın kendisiyle görüşmek istediğini öğrenince öğleden sonra sanığın odasına gittiğini, odada sanıkla yalnız olduklarını, söz konusu dosyayla ilgili konuşan sanığın ...’nın ifadesi sırasında "Ben Devletime kırgınım, kendimi bu olayın içinde buldum." demesinden etkilendiğini söyleyerek dosyadaki bazı raporların gelmesini beklemeyip iddianamede tahliye talebinde bulunacağını, normalde asliye ceza mahkemesine dava açacağını ancak kolluk tarafından girişi yapılan tutanaktan dolayı sistemin buna müsaade etmemesi nedeniyle ağır ceza mahkemesine dava açacağını söylediğini, devamında da "Ben size şimdi başka bir şeyden bahsedeceğim ancak anlatacağım bu olaydaki durum dosyanızın durumunu etkilemeyecek." dedikten sonra ...’de yalnız yaşadığını, ailesinin ...’te ikamet ettiğinden masraflarının çok olduğunu, bir kısım öğrencilere burs verdiğini, bu sebeple yetiştiremediğini söyleyip bu çocuklara hayır, burs altında para vermesini istediğini, şaşırdığından bu çocukların kim olduğunu, nerede okuduklarını ve ne kadar yardım yapılacağını sorduğunu, sanığın ise "Ağanın eli tutulmaz" dediğini, sanığın cep telefonundaki whatsappta kayıtlı biri kız biri erkek öğrenciye ait IBAN numarasının olduğu mesajı açarak ekran fotoğrafını çekmesini istediğini, biran önce odadan çıkabilmek için ekran fotoğrafını çektiğini, yaşadığı şaşkınlıktan dolayı sanığın telefonunun resmini bütün olarak çekmeyi düşünemediğini, sanığın bu öğrencilerin ... veya ...’da okuduğunu söylediğini, sanıkla karşılaşmamak için dosyayla ilgili bilgileri tanık ...’den öğrendiğini, CMK nöbeti nedeniyle müdafi olarak atanınca sanığı gördüğünü, sanığın "Ne oldu o ..., ne yaptınız o işi?" diye sorması üzerine bunu yapamayacağını ve para gönderemeyeceğini söyleyince sanığın "Canınız sağ olsun." dediğini, dosyayla ilgili soru sorduğu tanık ...'nin bunu sanıktan öğrenebileceğini söyleyince sanıkla karşılaşmak ve görüşmek istemediğini beyan ettiğini, tanık ...’nin ısrarı üzerine olayı anlatınca sanığın avukatlarla samimi olduğunu, bu tür şeyleri yapabileceğini düşündüğünü tanık ...'nin söylediğini,
İstinabe suretiyle alınan beyanında; müvekkili olan ...'nın tutuklanması nedeniyle duyduğu öfkeyle böyle bir ithamda bulunduğu sanık tarafından söylenmiş ise de her zaman herhangi bir müvekkilinin tutuklanabileceğini, dosya tevzi edildiğinde dosyanın hangi Cumhuriyet savcısına düşeceğinin belli olmadığını, söz konusu dosyada ne tutuklamaya sevk eden Cumhuriyet savcısının, ne de tutuklama kararı veren hâkimin dosyada taraf sıfatı bulunmadığından iftira attığı iddiasının da yersiz olduğunu, kasten öldürme suçuna teşebbüs ettiği iddia edilen birinin tutuklanacağını, adli kontrol kararı verilmeyeceğini, ayrıca 6-7 aydan önce de tahliye edilmeyeceğini anlayabilecek mesleki birikim ve bilgiye sahip olduğunu, sanık ile tek irtibatının sanığın kâtibi olan tanık ...’nin kendisini arayıp çağırmasıyla gerçekleştiğini, bu olay öncesinde sanığı ve tanık ...’yi tanımadığını, ayrıca sanığın ailesine ilişkin herhangi bir bilgisinin ve tanışıklığının olmadığını, sanığın zor şartlarda okuduğu, bu sebeple öğrencilere yardım ettiği anlaşıldığından, bunun ifadesini doğrular mahiyette olduğunu, sanığın teklifi yaptıktan sonra cep telefonundan arayarak hatırlatmada bulunmadığını, 21.12.2019 tarihinde başka bir CMK görevi nedeniyle adliyeye gittiğinde sanığın nöbetçi Cumhuriyet savcısı olduğu için görüşmek zorunda kaldığını, sanığın "Ne oldu o ..., ne yaptınız?" demesi üzerine yapmayacağını, göndermediğini söylediğini, yaşadığı şoktan dolayı sadece telefondaki İBAN numarasının fotoğrafını çektiğini, daha geniş bir açıyla fotoğraf çekerek sanığın masasını ya da daha detaylı bilgilerin yer aldığı ekran görüntüsü çekmeyi aklına getirmediğini, müvekkili ...'ya ait iddianamenin üç kere iade edildiğini, araya Covid salgınının girdiğini, bu süreçte dosyanın sürüncemede kaldığını, en son müvekkilinin Sulh Ceza Hâkimliği tarafından tahliye edildiğini, sanığın kendisine burs yatırması için gösterdiği İBAN numarasını çektiğinde kime ait olduğunu bilmediğini, isimleri de görmediğini, sanığa sorduğunda kaçamak cevaplar verdiğini, HSK müfettişine de görüntüleri gönderdiğini,
Tanık ...; sanık ile 15-16 ay kadar birlikte çalıştığını, bu süreçte aralarında bir husumet yaşanmadığını, söz konusu tutanak tutulduktan sonra sanığın bundan haberi olmaksızın birlikte 14-15 ay kadar çalıştıklarını, sanığın kâtibi olarak görev yaptığı dönemde tutuklu şüphelilerin olduğu bir soruşturma dosyası nedeniyle avukat olan mağdur ...’nin görevlendirilmesi üzerine pek çok kez kaleme gelip kendisine soru sorduğunu, sanığın 13.11.2019 tarihinde ... ile ilgili görüşmek için mağdur ...’yi aramasını söylediğini, cep telefonundan aradığı mağdur ...’nin birkaç gün sonra geldiğini, sanığın odasında bir süre görüştüklerini, odada olmadığı için ne konuştuklarını bilmediğini, daha sonra mağdur ...’yi hiç aramadığını, bir süre sonra adliye koridorunda mağdur ... ile karşılaştığında iddianamenin neden düzenlenmediğini sorduğunu, sanığın böyle şeylere kızacağını, bu talebi doğrudan sanığa iletmesi gerektiğini söylediğini, mağdur ...’nin ''Kesinlikle Cumhuriyet savcısı ile yüz yüze gelmek istemiyorum.'' dediğini, bu sırada gözlerinin dolduğunu, ne olduğunu sorunca, sanığın kendisinden burs verdiği öğrencilere yardım etmesini istediğini anlattığını, "Dosya tutuklu olduğu için bu durumdan sonra dosyanın tutukluluk durumunu da değerlendiririz." dediğini aktardığını, şikâyet etmesini ve Başsavcı vekili olan .in yanına gitmesi gerektiğini söylediğini, mağdur ...’nin ise kabul etmediğini, bunu bildirmekle yükümlü olduğunu söyleyip Başsavcı vekili .in yanına gidip durumu izah ettiğini, daha sonra mağdur ...’nin de dinlenip bu olayın tutanak altına alındığını, sanığın daha önce herhangi bir kimseden burs ya da hayır amacıyla para istediğine şahit olmadığını, daha önce başka avukatlardan da sanığın dosyalar ile ilgili sürekli bir takım taleplerinin olduğunu duyduğunu, bu yönde kendisine çok şikâyet geldiğini, bu yüzden mağdur ...’den değişik bir tepki görünce özellikle üzerine gitmek istediğini, daha önce de sanığın kendi dosyası haricinde diğer dosyaları soruşturduğu, başka dosyalara bakan kâtiplere dosyaları sorup takip ettiği hususunu söylenti şeklinde duyduğunu, ismini hatırlayamadığı avukatlardan da sanığın avukatların ofisine gitmek ve dosyalarla ilgili sürekli görüşmek istediğini ancak avukatların sanığı ofislerine kabul etmediğini duyduğunu, mağdur ...’nin eğer bursu yatırırsa, sanığın dosyanın tutukluluk durumunu yeniden değerlendireceğine dair sözleri sanığın kendisine söylediğini aktardığını, daha önce de sanığın odasının anahtarının avukatlarda olduğunu, hatta ...'dan gelen avukatların bu anahtarı kullanarak sanığın odasına girip dosya incelediğine şahit olduğunu, bu olaydan sonra sanığın kendisine durumdan bilgisi olduğuna dair mesaj gönderdiğini, dosyalardan kâtip olarak kendisi sorumlu olup sıkıntı yaşayacağından korktuğu için mağdur ...’ye bu olayın aydınlatılması gerektiğini söylediğini,
Tanık ...; olay tarihinde ... Kalyoncu Üniversitesinde sınıf öğretmenliği bölümünde öğrenci olduğunu, tatillerde babası olan sanığın görev yaptığı ...’ye gittiğini, sanığın atılı suçu işleyeceğini düşünmediğini, iyi niyetinin suistimal edildiğini, olayları bizzat görmemekle birlikte sanığın anlatması üzerine duyduğunu, sanığın çok zor şartlarda öğrenim gördüğü için maddi durumu zor olan öğrenciler konusunda hassas olduğunu, rüşvet amacıyla hareket etmediğini,.isimli avukatın sanığın eski bir arkadaşı olup üniversiteyi kazandığı zaman kısa süreli ve cüzi bir miktar burs gönderdiğini, arkadaşının burs gönderdiğinden haberi olmayan sanığa bunu çok sonra söylediğini, tanık ...’in uzaktan kuzeni olup maddi olarak zor durumda olan bir öğrenci olduğunu, sanığın tanık ...'e destek amaçlı burs gönderdiğini daha sonra öğrendiğini, sanığın uzun zamandır maddi imkânları ölçüsünde öğrencilere yardım ettiğini, ağabeyinin de üniversite birinci sınıftayken burs aldığını ancak kimin burs verdiğini bilmediğini,
Tanık ...; sanığın annesinin kuzeni olup . Üniversitesinde psikoloji okuduğunu, 2018-2019 yıllarında sanığın burs olarak 200 TL gönderdiğini, 2018 yılında her ay gönderdiğini, 2019 yılında ise ne kadar gönderdiğini hatırlamadığını, o dönem kendisine burs veren başka kimse olmadığını, ayrıca devlet bursu aldığını, o zamanda sanığın ... Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, sorulması üzerine; babasının arkadaşı olan ancak ismini bilmediği bir şahsın da 2018 yılında aylık 300 TL burs gönderdiğini, sonrasında bursunun kesildiğini, aynı sene yine birinin aylık 500 TL burs yatırdığını, ayrıca yurt dışında amcasının da burs yatırdığını, Vakıfbank ve ... Bankası'nda hesapları olduğunu, sanığın Vakıfbank hesabına para gönderdiğini, üniversitede Finans Bankası'na ait kart çıkardığını ancak hiç kullanmadığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık ...; 39 yıl Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, atılı suçlamayı kabul etmediğini, mağdur ...’nin genç bir avukat ve kızı yaşında olduğunu, odasına gelen avukatların bir talebi olursa dinlediğini, mağdura herhangi bir teklifte bulunmadığını, söz konusu soruşturmayı yürüttüğünü, mağdur ...’nin müvekkilinin mağdur olduğunu, hakarete uğrayıp konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, olayda ağır yaralandığını ve tutuklandığını söylediğini, çok taraflı bir dosya olup enişte, kayın ve kayınvalide birbirlerine bıçakla, baltayla, tabancayla giriştiklerinden çok fazla yaralı olduğundan biran önce soruşturmayı bitirip gereğini yapacağını söylediğini, bundan başka hiçbir şey söylemediğini, daha sonra iddianame düzenlediğini, iade edilmesi üzerine eksiklikleri giderip dava açtığını, mağdur ...’nin müvekkilinin haksız yere tutuklandığını, zamanında tahliye edilmediğini ve ağır ceza mahkemesi yerine asliye ceza mahkemesine dava açıldığını düşündüğünden dolayı husumet beslediğini, söz konusu iddiayı tanık ... ile birlikte uydurduklarını, tanık ...’nin 1-1,5 yıl kâtipliğini yaptığını, bir husumetinin olmadığını, ...'de ağır ceza mahkemesinde duruşma savcılığı yaptığını, yıllarca ...'te ...'da da aynı görevi ifa ettiğini, kızının ...'te okuduğunu, doktor olan oğlunun da ... Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuduğunu, çocuklarının paraya ihtiyacı olduğunda ve duruşmada bulunduğunda İBAN numarasını yazıp kağıdı tanık ...’ye verip adına para yatırmasını istediğinden tanık ...’de IBAN numarasının olduğunu, kendisinin de tanık ...’nin çocuğu olduğunda elbise gibi hediyeler aldığını, davayı asliye ceza mahkemesine açmaması sebebiyle söz konusu IBAN numarasını aralarında paylaştıklarını, aldığı duyumlara göre tanık ... ile mağdur ... arasında gönül ilişkisi olduğundan kendisine karşı böyle bir senaryo yazıldığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Türk Ceza Kanunu’nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "İrtikap" başlıklı 250. maddesi;
"(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde iken, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun ile maddede değişiklik yapılarak, birinci fıkrasına "Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir." cümlesi eklenmiş, ayrıca maddeye; "İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir." şeklinde dördüncü fıkra ilave edilmiştir.
İrtikap suçu, kamu görevlisinin, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya vaatte bulunmaya bir kimseyi icbar ya da ikna etmesi veya kanunen almaması gereken şeyi, muhatabının hatasından yararlanarak alması ile oluşmakta olup, uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçunun incelenmesi gerekmektedir.
İcbar sözcüğünün anlamı Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde, "Zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak" şeklinde açıklanmıştır. Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 tarihli ve 167-70 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamında olup cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacak, maddi cebir kullanılması hâlinde ise eylem yağma suçunu oluşturacaktır. Nitekim gerek 765 sayılı TCK’nın 209. maddesinin, gerekse 5237 sayılı TCK’nın 250. maddesinin madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma imkânının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak şartıyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dâhildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaat edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel şartlar nazara alınarak, hâkim tarafından takdir edilmelidir.
İcbar suretiyle irtikap suçunun düzenlendiği TCK'nın 250. maddesinin 1. fıkrasında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliği, aynı Kanun'la TCK'nın 257. maddesinin 3. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Öğretide söz konusu düzenlemenin, kamu görevlisinin görevi gereği yerine getirmesi gereken bir işi yerine getirmesi için yarar sağlamış olmasının uygulamada genellikle görevi kötüye kullanma suçu çerçevesinde ele alınmasının ortaya çıkardığı sakıncaları giderme amacını güttüğü belirtilmektedir (Durmuş Tezcan, ... Ruhan Erdem, ... Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, ... 2012, Seçkin Yayınevi, 8. Baskı, s. 838.). Bu değişiklikten sonra kamu görevlisinin görevi nedeniyle bir yarar sağlaması durumunda oluşan suç, ya rüşvet ya da irtikap olabilecektir. Eğer kamu görevlisi, haksız tutum ve davranışlara başvurarak karşı tarafın, kendisine ya da yönlendireceği kişilere yarar sağlaması konusunda kendini mecbur hissetmesine yol açmış ise eylemi icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturabilecektir. İrtikap suçundan söz edebilmek için mağdurun iradesinin baskı altına alınması gerektiği göz önünde tutulacak, icbar boyutuna varan bir baskı söz konusu olmayıp görevlinin yalnızca telkin, öneri ve teşvik niteliğindeki davranışlarına dayanarak yarar sağlanması durumunda da rüşvet suçu gündeme gelecektir.
İcbar suretiyle irtikap suçunun gerçekleşmesi kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmasını gerektirmektedir. Nüfuz, kamu görevlisinin görevinin vermiş olduğu yetki ve imkânlar nedeniyle sahip olduğu güç ve etkinlik; bunun kötüye kullanılması ise yetki ve imkânların sağladığı ayrıcalıklı üstün konumdan yararlanarak görevlinin kendisi ya da başkasına yarar sağlaması olup, bu suçta kamu görevlisi görevi gereği sahip olduğu gücü haksız yarar elde etme amacıyla kullanmaktadır.
Diğer taraftan Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi suç tarihindeki ve yürürlükteki düzenleme uyarınca;
"(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.
(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
..." biçiminde düzenlenmiştir.
TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren" bakımından,
İkinci fıkrasında ise; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır" biçiminde ifade edilmek suretiyle de rüşvet alan kamu görevlisi açısından rüşvet suçu tanımlanmıştır. Bu suretle de sağlanan menfaatin kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; "Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine aykırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir." şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Gelinen bu aşamada rüşvet anlaşması ve rüşvet suçunda teşebbüs hususları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrası "Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile ... sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla suç oluşup tamamlanacağından, anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir.
Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı (yazılı olma gibi) yoktur. Tarafların fikir birliğine varma anında anlaşma yapılmıştır. Fikir birliğinin varlığı, karşılıklı olarak ileri sürülen söz veya davranışlardan da anlaşılabilir. Bu uyuşma karşılıklı görüşme anında olabileceği gibi aracılar vasıtasıyla iradelerin buluşması biçiminde de gerçekleşebilir (... Yaşar - ... Tahsin Gökcan - ... Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, ... Yayınevi, ..., 2010, s. 7126.).
Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin üçüncü fıkrasındaki tanımdan hareketle, rüşvet suçları, rüşvet anlaşmasının yapıldığı anda tamamlanmış olur. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur.
Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir.
Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fa
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Tapu dairesinde çalışan memur Pelin, evraklarında eksiklik olan Can'a "Eğer bana elden 10.000 TL ödeme yapmazsan bu işlemi asla onaylamam, dosyanı da arşive kaldırırım" diyerek baskı yapmış ve Can'dan parayı almıştır. Pelin'in bu eylemi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Pelin'in eylemi doğrudan dolandırıcılık suçunu oluşturur.
B) Pelin, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanarak menfaat temin ettiği için irtikap suçundan sorumlu olur.
C) Bu eylem sadece güveni kötüye kullanma suçudur; kamu görevlisi olması sonucu değiştirmez.
D) Pelin'in saiki alacağını tahsil etmek olduğu için ceza verilmez.
E) Mağdur rıza gösterdiği için eylem hukuka uygundur.
Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.