Türk Ceza Kanunu 27. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 27- (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.
Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
183 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2024/2880 E., 2025/1026 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Aksi takdîrde hukuka aykırılık yeniden ortaya çıkar ve faile şartları mevcutsa sınırın aşılmasına ilişkin 5237 sayılı Kanun'un 27. maddesi doğrultusunda ceza verilir.
1. Ceza Dairesi 2024/2880 E. , 2025/1026 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/1807 E., 2024/244 K.
SUÇ : Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükümlerin onanması
Katılan ... ve vekilinin yüzüne karşı 05.02.2024 tarihinde usulüne uygun şekilde tefhim olunan karara karşı, katılan vekilinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291/1. maddesinde belirtilen 15 günlük kanuni süre geçtikten sonra temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmıştır.
Sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; 5271 sayılı Kanun'un 307/3. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin
hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. İstanbul Anadolu 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.02.2020 tarihli ve 2019/287 Esas, 2020/111 Karar sayılı kararının katılan ... vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 27.06.2022 tarihli ve 2020/1047 Esas, 2022/1043 Karar sayılı kararı ile sanığın maktul ...'ya yönelik olası kastla öldürme eyleminden kurulan hükme ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, maktul ...'a yönelik olası kastla öldürme eyleminden kurulan İlk Derece Mahkemesi kararının ise kaldırılarak sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 62/1 maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu kararın Cumhuriyet savcısı (lehe) ve sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 02.11.2023 tarihli ve 2022/11502 Esas, 2023/6738 Karar sayılı ilâmı ile sanığın, maktullere yönelik eyleminde suç vasfının kasten yaralama sonucu ölüme sebebiyet vermek olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 05.02.2024 tarihli ve 2023/1807 Esas, 2024/244 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktullere karşı kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 87/4-2. cümle, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca iki kez 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 24. maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiğine, eylemin kolluk görevlisinin meşru savunması veya meşru savunmada sınırı aşması olarak değerlendirilmesi gerektiğine, haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğine, sanığın beraatine karar verilmesine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Maktul ... hakkında fuhuş suçundan işlem yapılması sonucu sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslimine karar verildiği, olay günü maktul ... ve arkadaşının bu amaçla Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliğinde bulundukları sırada Pendik Devlet Hastanesinden rapor aldırılmak üzere polis memuru sanığın da bulunduğu ekipçe hastaneye götürüldükleri, sonrasında İl Göç İdaresine götürülecek araca yanında sınır dışı edilecek başka şahıslar da olduğu halde binmek istememeleri üzerine aynı polis ekibince olayın yaşandığı Çamçeşme Şehit ... Taşpınar Polis Merkezi Amirliğine getirildikleri, araçta aynı zamanda hakkında yakalama kararı bulunan tanık ... Ö. isimli şahsın da olduğu, ekipte görevli diğer polis memurunun tanık ... Ö. isimli şahsı indirdiği sırada polis memuru sanığın da maktul ... ve arkadaşını araçtan indirdiği, araçtan inen maktul ...'nın bir süre ilerledikten sonra çantasını yere atıp karakola geliş süreçlerinde kendilerini takip eden ve içerisinde maktul ...'un da bulunduğu araca doğru koşmaya başladığı, arkadaşının ise farklı yöne kaçtığı, maktul ...'nın araca bindiğini gören sanığın dur ihtarında bulunduğu ancak aracın durmaması üzerine aracı durdurmak maksadıyla 3-4 el silahla ateş ettiği, ancak aracın durmayarak olay yerinden uzaklaştığı, olay yerinden kaçan ve kaçıran şahısların yakalanması amacıyla yapılan çalışmalar neticesinde maktullerin özel bir hastaneye kaldırıldığının tespit edildiği, hastaneye ulaşıldığında maktul ...'un hastanede öldüğü, maktul ...'nın ise yaralı olarak hastanede olduğunun tespit edildiği, maktul ...'nın tedavi gördüğü hastanede 06.10.2017 tarihinde yaşamını yitirdiği olayda,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.01.2024 tarihli ve 2021/1-388 Esas, 2024/4 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun (2559 sayılı Kanun) “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16/7-(c) maddesi kapsamında polis silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı Kanun'un 24/1. maddesinde; "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez." denilmektedir.
Kanun hükmünün yerine getirilmesinde, kanunun çizdiği sınırın aşılmaması gerekir. Aksi takdîrde hukuka aykırılık yeniden ortaya çıkar ve faile şartları mevcutsa sınırın aşılmasına ilişkin 5237 sayılı Kanun'un 27. maddesi doğrultusunda ceza verilir.
Hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılması hâlinde, olayda bir hukuka uygunluk sebebi mevcuttur ama hukuka uygunluk sınırı aşılmıştır. Böyle hallerde sınırı aşan fiil, hukuka aykırı olur.
Sınırın aşılması kasten ya da taksirle olabilir. Eğer kişi sınırı kasten aşmışsa, artık hukuka uygunluk sebebinin varlığı önemli değildir. Kişi kasten işlediği suçtan sorumlu olur.
Hukuka uygunluk sebebi taksirle de aşılmış olabilir. Kanun hükmü gereği görevini ifa etmekte olan zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri, zor kullanma yetkilerini taksirli bir biçimde aşar ve ölüm meydana gelirse 5237 sayılı Kanun'un 27/1. maddesi hükmü uygulama alanı bulur ve sınırı aşan kimse taksirle öldürmeden bu madde uyarınca sorumlu tutulur.
5237 sayılı Kanun'un 27/1. maddesinde, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
Gerekçe bölümünün birinci paragrafında ayrıntılarına yer verilen somut olayda, polis memuru sanığın sınır dışı edilmek üzere Polis Merkezine getirdiği maktul ...'yı kaçıran araca "Dur" ihtarında bulunduğu, ardından ihtara uymayan aracın arka lastikleri istikametine ateş ettiği, olay yeri inceleme tutanağında tespit edilen maktullerin bulunduğu araçtaki mermi isabet noktaları, sanık savunması ve olaya ilişkin görüntü kaydı nazara alındığında sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla maktullerin ölümüne neden olduğu, sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 24/1. maddesi kapsamında kanun hükmünün icrası sırasında meydana geldiği ancak; bu eylemde 5237 sayılı Kanun'un 27/1. maddesi kapsamında "kanunun çizdiği sınırın kast olmaksızın aşıldığı" anlaşıldığından, sanığın eylemine uyan 5237 sayılı Kanun'un 85/2 ve 27/1. maddeleri uyarınca "Taksirle Birden Fazla Kişinin Ölümüne Neden Olma" suçundan cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Katılan ... Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
Katılan ... ve vekilinin yüzüne karşı 05.02.2024 tarihinde usulüne uygun şekilde tefhim edilen kararın katılan vekilince 5271 sayılı Kanun'un 291/1. maddesindeki 15 günlük süreden sonra 21.02.2024 tarihinde temyiz edildiği anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanık Hakkında Maktullere Karşı Kasten Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 05.02.2024 tarihli ve 2023/1807 Esas, 2024/244 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Başkan vekili ... ve Üye ...'ın hükmün onanmasına dair karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Bozma nedeni ve tutuklulukta geçirdiği süre göz önünde bulundurulduğunda, sanık ...'ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhal TAHLİYESİNE, bu hususta ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-(b) maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.02.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sanık Polis Memuru hakkında, yerel mahkeme olan İstanbul Anadolu 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.02.2020 tarihli ve 2019/287 Esas, 2020/111 sayılı Kararı ile maktullere karşı olası kastla öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 21/2. maddeleri uygulanarak, iki kez 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Kararın istinafı üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 27.06.2022 tarihli ve 2020/1047 Esas, 2022/1043 Karar sayılı kararı ile;
1.Sanığın maktul Magruba'ya yönelik olası kastla öldürme suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun CMK’nın 280/1-a. maddesi uyarınca Esastan Reddine,
2.Sanığın maktul ...'e yönelik olası kastla öldürme suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan ... vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı CMK’nın 280/1-g. maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 62/1. maddeleri uygulanarak sanık hakkında doğrudan kastla öldürme suçundan 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.
Kararın sanık vekili ve BAM C.Savcısı (sanığın eylemlerinin olası kastla öldürme olduğu) tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairemizin 02.11.2023 tarih,2022/11502 Esas, 2023/6738 sayılı kararı ile sanık polis memurunun maktullere karşı eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nın 87/4-2. cümle maddesinde düzenlenmiş bulunan“Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçunu oluşturduğu belirtilerek kararın Bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma üzerine, dosyanın gönderildiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi bozmaya uyarak, 05.02.2024 tarih, 2023/1807 Esas, 2024/244 sayılı kararında, sanık polis memurunun maktullere karşı eyleminin “Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçunu oluşturduğu belirtilerek, TCK'nın 87/4-2. Cümlesi, 62/1. maddeleri uygulanarak sanık hakkında 2 kez 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Kararın sanık müdafii ve katılan vekilince temyizi üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairemizin 12.02.2025 tarih, 2024/2880 Esas, 2025/1026 sayılı kararı ile sanık polis memurunun eyleminin “taksirle ölüme sebebiyet verme suçu” olduğu belirtilerek kararın yeniden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay bozmasına uyularak İstanbul BAM 1. Ceza Dairesince verilen kararın “Onanmasına” karar verilmesi gerekirken “Yeniden bozulmasına” karar veren sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki gerekçeler ile muhalifiz. Şöyle ki;
21.05.2017 günü yapılan fuhuş baskını sırasında, maktul ...'nın fuhuş yaptığının tespit edildiği, maktul ...'in de operasyon sırasında evde bulunduğu, bunun üzerine başlatılan soruşturmada maktul ... ve arkadaşının sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslimine karar verildiği,
Maktul ...'in içerisinde bulunduğu, şoför ... ... tarafından kullanılan kiralık aracın maktul ...'nın emniyetteki işlemleri sırasında ekip otosunu takip ettiği, maktul ... ve arkadaşının başkaca sınır dışı edilecek kişilerle aynı araca binmek istememesi, taşkınlık çıkarması üzerine, polis memuru tanık ... Ç.'nin kullandığı ve polis memuru sanığın da bulunduğu ekipçe olayın yaşandığı polis karakoluna getirildikleri, araç içerisinde başka bir suçla ilgili yakalanan tanık ... Ö.'nün de bulunduğu, tanık ... Ç.'nin tanık ...'ı indirdiği sırada, içerisinde maktul ...'in bulunduğu aracın gelerek karakolun önünde durduğu,
Maktul ... ve arkadaşının da araçtan indikleri, maktul ...'nın yürürken birden çantasını yere atıp koşarak maktul ...'in sağ ön koltuğunda oturduğu aracın sağ arka koltuğuna bindiği ve aracın hareket ettiği, sanık Polis ...'ın "Dur" ihtarında bulunduğu, ancak aracın durmayarak hareketine devam ettiği, sanığın aracı durdurmak amacıyla arkasından 3-4 el ateş ettiği, mermilerin maktullerin kafasına ölümcül bölgelerine isabet ettiği ve olayın sonucunda maktul ...'in olay günü kaldırıldığı hastanede, maktul ...'nın ise olay tarihinden yaklaşık beş ay sonra yaşamını yitirdiği olayda;
T.C. Anayasasının 17. maddesinde "yaşam hakkının” güvence altına alındığı, bu hakkın istisnalarının yine Anayasanın 17/son. maddesinde düzenlendiği, bu istisna hallerinin; Meşru müdafa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi hali, bir tutuklu yada hükümlünün kaçmasının önlenmesi hali, bir ayaklanma veya isyanının bastırılması hali, olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumların, somut olayda uygulama yeri bulunmadığı,
2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 16/7-c. maddesinde, “Zor ve Silah Kullanma” başlığı altında, “Polis silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Fuhuş yaptığı için sınır dışı edilecek olan maktul Magruba Arıpova'nın olay mahalline kadar ekip otosunu takip eden içerisinde arkadaşları ve maktul ...'in bulunduğu araca koşarak binmesi ve maktuller ile arkadaşlarının olay yerinden kaçmaya çalışmalarından ibaret eylemleri nedeniyle,henüz şüpheli durumunda bulunan sanık hakkında kanunen verilmiş bir yakalama emri ve kararı bulunmadığı ve polise karşı eylemli bir saldırısı ve direnişi de bulunmadığı dikkate alındığında, maktullerin kafalarından vurularak öldürülmek suretiyle yakalanmasını gerektirecek nitelikte, 2559 sayılı PVSK'nın 16. maddesi uyarınca silah kullanmayı gerektiren koşulların (zorunluluk ve ölçülülük) olayda oluşmadığı, bu nedenle olayda 5237 sayılı TCK'nın 24. maddesi kapsamında hukuka uygunluk nedeni bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte sanığın, bilerek ve isteyerek maktulü durdurmak amacıyla arabaya ateş etmesi karşısında, maktullerin otopsi raporuna göre kafalarından vurulduğu belirlendiğinden, olayda zorunluluk ve ölçülülük kurallarına dikkat edilmediğinden, eyleminin TCK 27/1. maddesi kapsamında“taksirli olduğunun kabulü” de mümkün değildir.
Kolluk görevlisi olan sanık polisin “Dur” ihtarına rağmen araçla kaçan maktulleri durdurmak ve yakalamak amacıyla elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde bulunan maktullerin kaçış istikametine doğru bulundukları araca ateş etmesi sonucunda maktullerin yaralanabileceğini öngörüp kabullendiği, ortaya çıkan kastın öldürmeye değil yaralamaya yönelik olduğu, ancak sanığın ölüm sonucunu öngörüp kabullendiğine dair kesin bir delil de bulunmadığından, eylemin olası kasıtla işlendiğinin kabulü de mümkün değildir.
2559 sayılı PVSK'nın 16. maddesinde belirtilen “Silah kullanma” koşullarının(zorunluluk ve ölçülülük) gerçekleşmediğinde herhangi bir duraksamanın yaşanmadığı olayda, kullanılan silahın niteliği, elverişliliği ve etki alanı, atış mesafesi, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer deliller göz önünde bulundurulduğunda, kaçmak isteyen maktulleri durdurmak amacıyla hareket eden sanığın, elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde bulunan maktullerin kaçış istikametine doğru ateş etmesi sonucunda, mermilerden birinin maktullere isabet edebileceğini ve eyleminin yaralanmayla sonuçlanabileceğini öngördüğü, ancak buna rağmen hareketine devam ettiği ve ölümün bu harekete bağlı olarak meydana geldiği nedenle,
Sonuç olarak; Sanık Polis memurunun eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nın 87/4-2. maddesinde düzenlenmiş bulunan “Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, Yargıtay bozmasına uyularak İstanbul BAM 1. Ceza Dairesince verilen kararın “Onanmasına” karar verilmesi gerekirken, olayın TCK 27/1. maddesi kapsamında olduğunu belirterek“Yeniden bozulmasına” karar veren sayın çoğunluğun görüşüne muhalifiz.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2021/388 E., 2024/4 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varESKİŞEHİR 1. Ağır Ceza
tam metni aç
Yıldırım; "Sanığın eyleminin bilinçli taksir olarak nitelendirilmesi suretiyle 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu 16/d, TCK'nın 24, 27/1, 22/3, 85/1 ve 62. maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Ceza Genel Kurulu 2021/388 E. , 2024/4 K.
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2019/100990
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR 1. Ağır Ceza
TARİHİ : 11.09.2019
SAYISI : 37-526
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında olası kastla nitelikli öldürme suçundan açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucunda Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.09.2012 tarih ve 232-294 sayı ile; sanığın eyleminin olası kastla nitelikli öldürme suçuna yardımı oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 21/2, 39/2-c, 39/1-son, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye hükmolunmuştur.
Hükmün sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 1. Ceza Dairesince 14.04.2014 tarih ve 6062-2404 sayı ile;
"Sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi ve sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53/5. maddesinin uygulanmaması" isabetsizliklerin bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Daire Üyesi ....; "Sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Bozmaya uyan Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 20.02.2015 tarih ve 251-58 sayı ile; sanığın kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 29/1, 53/1-3-5, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye karar verilmiştir.
Resen temyize tabi olan hükmün, sanık müdafileri ve katılanlar vekilleri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.04.2016 tarih ve 3648-2006 sayı ile;
"Sanığın eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi, sanık hakkında takdiri indirim maddesinin uygulanmaması ve Anayasa Mahkemesinin TCK'nın 53. maddesine ilişkin iptal kararı doğrultusunda yeniden değerlendirilme yapılması gerektiği" gerekçeleriyle oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiş,
Daire Üyeleri C. Topaktaş ve S. Yıldırım; "Sanığın eyleminin bilinçli taksir olarak nitelendirilmesi suretiyle 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu 16/d, TCK'nın 24, 27/1, 22/3, 85/1 ve 62. maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 19.06.2016 tarih ve 193703 sayı ile; "Sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
İtirazı değerlendiren Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.10.2016 tarih, 4383-3469 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 28.11.2017 tarih ve 1415-501 sayı ile; "Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.04.2016 tarihli ve 3648-2006 sayılı bozma ilamı ile hukuki değerden yoksun bulunan Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.02.2015 tarihli ve 251-58 sayılı hükmünün ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14.04.2014 tarihli ve 6062-2404 sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, temyiz sürecinin başına dönülerek Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.09.2012 tarihli ve 232-294 sayılı hükmünün, katılma istemi reddedilen Uluslararası Baran Tursun Vakfı temsilcisine tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine" karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.04.2018 tarih ve 1831-1779 sayı ile; "CMK'nın 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan Uluslararası Baran Tursun Vakfı temsilcisine yokluğunda verilen Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.09.2012 tarihli, 232-294 sayılı gerekçeli kararının tebliğiyle tebligat evrakının ve verilmesi hâlinde temyiz dilekçesinin dosyaya eklenmesinden ve bu durumda ek tebliğname düzenlendikten sonra temyiz incelemesi için Dairemize gönderilmesi amacıyla dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine" karar verilmiştir.
Tevdi kararında belirtilen eksikliğin giderilmesinden sonra dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.12.2018 tarih ve 5080-5178 sayı ile;
"1- Sanığın 18 yıllık tecrübeli polis memuru olduğu, 8 yıl gibi uzun sayılacak bir süredir Muğla Üniversitesinde görev yapmakta olup öğrenci olayları ile toplumsal olaylarda bilgi ve öngörü sahibi olduğunun kabulü gerektiği, 2559 sayılı Polis Vazife Salâhiyet Kanunu’nun 16/b maddesine göre somut olaydaki gibi toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edileceğini bilmesi gerektiği, olaya müdahale eden ekiplerin başında olan dönemin Muğla Emniyet Müdür Yardımcısı ile Terörle Mücadele Şubesi Müdürünün silah kullanma izni vermediklerine dair beyanları, olay sırasında maktulün de içinde bulunduğu öğrenci grubunun sanığa veya yakınındaki meslektaşına açık ve yakın bir saldırı durumlarının bulunmaması karşısında sanığın eyleminin TCK'nın 24. maddesinde düzenlenen kanunun emrini yerine getirme kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
2- Sanığın maktul ile herhangi bir husumetinin bulunmaması, toplumsal olay sırasında karşılaşıp olaya müdahale kapsamında silahını ateşlemesi, maktulü doğrudan öldürme amacıyla hedef aldığına dair inandırıcı somut delil bulunmaması karşısında sanığın eyleminin doğrudan kast olarak değerlendirme imkânı da bulunmamaktadır. Sanığın, maktulü öldürme kastının bulunmadığını kabul etmemiz çerçevesinde, somut olayda sanığın olursa olsun, kim ölürse ölsün kastı ile de hareket etmediği, meydana gelecek sonucu kabullendiğine dair somut bulgular olmadığı anlaşıldığından eylemin olası kast olarak nitelendirilmesi de mümkün bulunmamaktadır.
3- Olay saatinde havanın açık, görüşün tam ve net olması, sanığın ateş ederken herhangi bir engelle karşılaşmaması, maktulle aralarındaki mesafe ve konum dikkate alındığında taksirli bir hareketle eylemin gerçekleşme imkânının olmaması dikkate alındığında sanığın eylemi için bilinçli taksir nitelemesi de doğru olmayacaktır.
D) Eylemin nitelenmesi ve sonuç;
1- Olay anında toplanan ve karşıt gruptaki öğrenciler ile kendilerine müdahale etmeye çalışan polislere taş ve sopa benzeri cisimler fırlatan grubu dağıtmak amacıyla sanık ve arkadaşı ...'ın havaya ateş etmeye başladıkları, ancak dosya içerisindeki görüntülerden de anlaşılacağı üzere sanık...'in son atışlarını kaçmakta olan gruba isabet edebilecek şekilde yaptığı ve bu atışlardan birinin maktule isabet ettiği; kullanılan silahın niteliği, elverişliliği ve adli tıp raporuna göre 50-60 metre arası belirlenen tesir mesafesi dikkate alındığında sanığın havaya ateş edilmesi üzerine kaçan grubun kaçış istikametine doğru ateş etmesi sonucunda mermilerden en azından birinin maktule isabet edebileceğini öngördüğü ancak buna rağmen yaralama eylemine devam ettiği ve ölümün bu harekete bağlı olarak gerçekleşmesi karşısında sanığın eyleminin TCK'nın 87/4. maddesinde ifade edilen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçuna uyduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde olası kastla öldürmeye yardım suçundan hüküm kurulması,
2- Maktulün de içinde bulunduğu gruptan, sanığın da aralarında bulunduğu polis memurlarına taş atılması, polis araçlarına zarar verilmesinden ibaret haksız hareketlerinin ulaştığı boyuta göre sanık hakkında TCK'nın 29. maddesi uygulanarak, haksız tahrik nedeniyle makul düzeyde indirim uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
3- Kabule göre ise; sanığın sabıkasız oluşu, yargılama aşamasında duruşma tutanaklarına yansıyan saygısız ve mahkemeyi küçük düşürücü bir tutumuna rastlanmaması, duruşmaları takip ederek orantılı bir şekilde yasal savunma hakkını kullandığının tespit edilmesi karşısında yetersiz gerekçe ile sanık hakkında TCK'nın 62. maddesindeki takdiri indirim maddesinin uygulanmaması,
4- Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin iptal edilen bölümlerinin değerlendirilmesi zorunluluğu" nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 11.09.2019 tarih ve 37-526 sayı ile; sanığın kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan TCK’nın 87/4-2. kısım, 61, 29/1, 62/1-2, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye hükmedilmiştir.
Hükmün sanık müdafileri ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilemesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.03.2021 tarih ve 3667-3570 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi T. Ateş; "Sanığın haksız tahrik altında olası kasıtla adam öldürme suçundan cezalandırılması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 18.05.2021 tarih ve 100990 sayı ile; "Somut olayda, maktul ...'ın içerisinde bulunduğu grubun, karşıt görüşlü diğer gruptan sayıca fazla olup, onlara doğru taş, sopa ve benzeri cisimler atarak yaralama kastıyla hareket etmeleri, sanık... ve diğer polis memurlarının araya girmesine rağmen maktul ... ve arkadaşlarının fiili taşkınlığının devam ederek, karşıt grup ile polislere taş atmaya devam etmeleri, maktul ve arkadaşlarının devam eden bu saldırılarını önlemek, başkalarının mal ve can güvenliğini tehlikeye düşürmelerini engellemek amacıyla sanık... ve arkadaşı ...'ın, görevli Emniyet Müdür Yardımcısının zımni iznini aldıklarını düşünerek, tabancalarını çıkarıp havaya ateş ederken, sanığın son atışları sırasında kolunun düşük pozisyona gelmesi nedeniyle atışın, maktulün içinde bulunduğu grubun kaçış istikametine yönelmiş olmasında, sanığın maktul ve arkadaşlarını yaralama veya öldürme kastı ile hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak somut bir delil bulunmaması, sanığın, maktul ve arkadaşları ile aralarındaki mesafe nedeniyle atışların onlara isabet etmeyeceği öngörüsü ile hareket ederek neticeyi istememesi, maktul ve arkadaşlarının hareketli olup atışlara maruz kalma ihtimallerinin yükselmesi, olayın meydana geldiği saat ve zemin koşulları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü gerekmektedir. Bu gerekçelere bağlı olarak ateş eden sanığın, gerçekleşen ölüm neticesini istememesi, ancak sonucun gerçekleşmesinin bilinçli taksir suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.11.2021 tarih ve 8986-13786 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Nöbetçi müdür, komiser yardımcısı ve altı polis memurunca düzenlenen 12.05.2010 tarihli tutanakta; 12.05.2010 tarihinde saat 00.50 sıralarında haber merkezine, Kız Meslek Lisesi önünde bir grup gencin kavga ettiğinin bildirmesi üzerine olay yerine 62.32 kod numaralı motorize ekibin sevk edildiği, bu ekibin takviye kuvvet istemesi üzerine 62.36 kod numaralı ekibin de olay mahalline yönlendirildiği, 62.30 ve 62.34 kod numaralı ekiplerle olay mahalline varıldığında, ... Caddesi üzerindeki İstanbul Birahanesi önünde 8-10 kişilik bir grubun olduğu, olay mahallinde 45.22, 45.42, 38.82, 41.52 kod numaralı ekiplerin de bulunduğu, yaklaşık 150-200 metre ileride Akyol Parkı yönünde kalabalık bir grubun daha olduğu, olay yerine günün Nöbetçi Müdürünün intikal ettiği, tarafların darbedildiklerini iddia etmeleri üzerine olaya karışanların polis merkezine davet edildiği, polis merkezine geçtikten sonra Akyol Parkı ile Kız Meslek Lisesi arasında karşıt görüşlü grupların karşılaşmamaları amacıyla 62.30 başta olmak üzere 62.32, 62.34 ve 41.52 kod numaralı ekiplere olay yerinde beklemeleri talimatının verildiği, grup evlerine yönlendirildikten sonra Üçgen Büfe önünde yine bir grubun polis merkezi önünde karşıt görüşteki grubun kendilerine saldırdığını beyan edip Sekibaşı istikametine doğru koşmaları üzerine, merkeze telsizle anons edilerek kalabalık bir grubun Sekibaşı istikametine polis merkezinin arkasına doğru koştuklarının bildirildiği, Polis Merkezi kavşağında bulunan ışıklarda tedbir alan personelin yanına gelinerek tedbirlere destek olunduğu, saat 02.50 sıralarında Kıbrıs Pastanesi önünden Serpil Parkı’na geçen bir grubun polise doğru koştuğunun, bu sırada karşıt grup tarafından Ans Mağazası önünden polise doğru taşlar atıldığının, 3-4 el silah sesi duyulduktan sonra Güvenlik Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları ... ile ...’nın uyarı amaçlı havaya doğru ateş ettiklerinin, bu sırada gruba talimat sonucu gazla müdahale edildiğinin, yerde bir şahsın yattığının görülmesi üzerine gaz atma işlemine son verildiğinin, olay yerine gelen cankurtaranla karşıt görüşlü yaralı şahsın Devlet Hastanesine gönderildiğinin belirtildiği,
12.05.2010 tarihli olay yeri inceleme raporu ve ekindeki krokide; olayın meydana geldiği ... Caddesi’nde, yolun sağındaki trafik ışığı direğine 1 metre uzaklıkta 9 mm çapında boş kovan bulunduğu ve 1 numaralı delil olarak işaretlendiği, bu kovana 10 metre uzaklıkta 9 mm çapında ikinci bir kovan bulunduğu, ikinci kovana 1 metre uzaklıkta aynı çapta üçüncü kovan, bu kovana 3 metre mesafede aynı çapta dördüncü kovan, dördüncü kovana 2 metre mesafede yine 9 mm çapında beşinci kovan, bu kovana 2,5 metre mesafede aynı çapta altıncı kovan, altıncı kovana 20 metre mesafede aynı çapta yedinci kovan, yedinci kovana 20 metre mesafede 9 mm çapında sekizinci kovan, bu kovana 3 metre mesafede aynı çapta dokuzuncu kovan, dokuzuncu kovana 4 metre mesafede ise 10 numaralı delil olarak belirtilen 9 mm çapındaki kovanın bulunduğu, bu kovan ile 11 numaralı delil olarak işaretlenen maktulün kan lekesinin arasında 35 metre mesafe bulunduğu, olay yerinde maktule ait üç ayrı kan lekesinin tespit edildiği, 11, 12 ve 13 numaralı deliller olarak işaretlenen bu lekelerden 13 numaralı kan lekesinin 30 cm yanında 14 numaralı delil olarak işaretlenen bir adet tahta parçası bulunduğu, bu delilin 23 metre uzağında 15 delil numaralı ses tabancası kovanı, bu kovana 2 metre mesafede ikinci bir ses tabancası kovanı, son kovana 13 metre mesafede ise üçüncü bir ses tabancası kovanı bulunduğu ve 17 numaralı delil olarak işaretlendiği, bu delile 35 metre mesafede de 1 adet MKE yapımı 7,65 çapında kovan bulunduğu tespitlerine yer verildiği,
Jandarma Bölge Kriminal Laboratuvar Amirliğince düzenlenen 28.06.2010 tarihli raporda; olay yerinde bulunarak incelemeye gönderilen 9 mm çapındaki 10 kovanın (7+3) olmak üzere çap ve tiplerine uygun iki ayrı silah ile atıldıkları, 2, 3, 4, 5, 6, 8 ve 9 delil numaralı 7 adet kovanın tanık polis memuru ...’ya ait P7834 seri numaralı CZ marka 75 B model tabancadan atıldıkları; 1, 7, 10 delil numaralı 3 adet kovanın ise sanığa ait P1868 seri numaralı CZ marka 75 B model tabanca ile atıldıkları, incelemeye konu yarı otomatik tabancaların emniyet sistemlerinin sağlam ve işler durumda oldukları, atışa engel mekanik herhangi bir arızalarının bulunmadığının ifade edildiği,
İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığınca düzenlenen 16.06.2020 tarihli otopsi tutanağında; 12.05.2010 tarihinde yaralanarak tedavi altına alınan ve yapılan tüm çabalara rağmen 24.05.2010 tarihinde vefat ettiği bildirilen 183 cm boyunda, 20-22 yaşlarında, orta yapıda, ela gözlü, kısa kesilmiş siyah saçlı, 10-15 günlük siyah sakallı, beyaz tenli erkek cesedi üzerinde yapılan incelemeler sonucunda; kanda ve idrarda sistematikteki uyutucu - uyuşturucu maddelerin bulunmadığı, sol omuz başı arka bölümünde bir adet mermi çekirdeği giriş deliği saptanmış olup meydana gelen yaranın tek başına öldürücü nitelikte olduğu, kişinin ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı her iki akciğer yaralanması ile küt kafa travmasına bağlı beyin kanaması ve bunların müşterek komplikasyonları sonucu ölmüş olduğu, saptanan küt kafa travmasının kişinin kurşun yaralanması sonucu yere düşmesi ve başını yere çarpması ile meydana gelebileceği gibi kişinin başına yöneltilen künt bir travma sonucu da meydana gelebileceği ancak bu konuda tıbbi bir ayırım yapılamayacağı, saptanan ateşli silah yaralanması ile kafa travmasının ayrı ayrı kişinin ölümüne neden olabilecek nitelikte tıbbi bulgular olduklarının belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik Şubesince düzenlenen 02.05.2012 tarihli raporda; kesilerek çıkartılmış siyah renkli, uzun kollu deri montun arka yüz, sol üst yan bölgesinde, omuz dikişinden 8 cm aşağıda, sol kol gövde dikişine 5 cm mesafede ateşli silahla husulü mümkün 0,6 cm çapında bir adet, ön yüz sağ üst yan bölgesinde, omuz dikişinden 5 cm aşağıda, sol kol gövde dikişine 4 cm mesafede, ateşli silahla husulü mümkün 1,0 cm uzunluğunda bir adet delik bulunduğu, delikler ile bu delikler etrafında göz ve lup ile yapılan fiziksel incelemede; yanık, kavruk görülmediği, geliştirilmiş Griess ayracı kullanılarak yapılan kimyasal incelemede barut artıkları saptanmadığı, elde edilen bu fiziksel ve kimyasal bulgulara göre, delikleri meydana getiren atışın bitişik, bitişiğe yakın ya da yakın atış mesafesinden yapılmamış olduğu, ancak mevcut bulgulara göre gerçek atış mesafesi tayinine olanak bulunmadığının ifade edildiği,
Muğla Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 18.05.2010 tarihli yazısında; sanığın olay sırasında görev alan sivil personel arasında bulunduğu;
Haber ajanslarınca ve çeşitli iş yerlerine ait güvenlik kameralarınca olaya ilişkin tespit edilen görüntüler ile sanık müdafileri ve katılan vekillerince temin edilen çeşitli uzman görüşü ve mütalaa içeren raporların dosyaya sunulduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ....mahkemede; ölenin babası olduğunu, 28 yıl öğretmenlik yaptığını, eşinin de devlet memuru olduğunu, oğlunun Muğla Üniversitesi İktisat - İşletme Bölümünde öğrenci olduğunu, eğitim hayatı boyunca, gerek okulda, gerekse kurs aldığı yerlerde maktul oğlu hakkında hiçbir şikâyet işitmediğini, oğlunun bir provokasyona kurban gittiğini, olayı görmediğini ancak sanığın maktul oğlunu kasten ve hedef alarak ateş edip öldürdüğünü düşündüğünü,
Katılanlar ....mahkemede benzer şekilde; olayı görmediklerini, sanıktan şikâyetçi olduklarını,
Tanık ... istinabe olunan mahkemede; polis memuru olarak olay sırasında görevli olduğunu, güvenlik şubesi olarak öğrenci faaliyetlerine de baktıklarını, saat 01.00 sıralarında anons edilmesi üzerine olay yeri olan Akyol Parkı’na kendilerini ilgilendiren bir konu olup olmadığını anlamak için gittiklerini, sol görüşlü öğrencileri gördüklerini, ardından sanığı arayıp durumu anlattığını ve isterse gelmesini söylediğini, sanığın durumu bildirdiği şube müdürü ile beraber geldiğini, günün nöbetçi emniyet müdürü ... ile nöbetçi müdür ...’ın da olay yerinde bulunduğunu, şikâyetçi olan bazı öğrencileri karakola, bazılarını da emniyet müdürlüğüne götürdüklerini, saat 02.45 sıralarında bir grup öğrencinin karakola doğru koşmaya başladığını, Cumhuriyet Meydanı tarafından 2-3 el silah sesi işittiğini, atılan taşlardan ekip aracının camlarının kırıldığını, sanık ...’in günün nöbetçi müdürü ...’a; "Müdürüm böyle böyle, silah sesleri geliyor, taşlar geliyor, ikaz atışı yapabilir miyiz?" dediğini, müdürün başını eğdiğini, sesli olarak "Olur." ya da "Olmaz." diye bir şey söylemediğini, sanığın bunu; "Olur." olarak değerlendirdiğini, silahını çıkarıp uyarı ateşi açtığını, kendisinin de bu sırada ekip arkadaşını yalnız bırakmamak için sanığın peşinden gittiğini, kendisinin yolun sağında, sanığın ise yolun solunda bulunduğunu, kendilerine taş savrulduğu için bir direğin arkasına sığındığını, bu sırada çevik kuvvetin gaz kullandığını, sanığın tam olarak hangi yöne ateş ettiğini görmediğini, sanığın nöbetçi olmadığını, saat 01.00’den sonra kendisinin sanığı çağırdığını, görevinin çağırmakla başladığını, sanık ile maktul arasında yaklaşık 25 metre bulunduğunu, sanık ateş ederken elinin tam havaya doğru baktığını, öne ya da yana bir açısının ilk aşamada olmadığını, sonrasını zaten göremediğini,
Tanık .... aşamalarda benzer şekilde; Muğla İl Emniyet Müdür Yardımcısı olduğunu, olayların başlamasının ardından durumu telefonla il emniyet müdürüne aktardığını ve il emniyet müdürünün talimatı ile çevik kuvvet müdürünü, 30 personeli ile birlikte donanımlı olarak göreve çağırdığını, Cumhuriyet Meydanı’nda toplandıkları anlaşılan solcu grubun ... Caddesi’ne girip cadde üzerinde bulunan Kıbrıs Pastanesi önünde toplanmış olan sağcı grupla taşlı sopalı bir kavgaya tutuştuklarını, kavganın çıktığını anlar anlamaz çevik kuvvetin bir bölümünün ana caddeye doğru koştuğunu, bu arada sivil polislerin de olaya müdahale için indiklerini, daha ışıklardan caddeye inmeden silah seslerinin gelmeye başladığını, gaz tüfeği taşıyan ismini hatırlamadığı bir çevik kuvvet polisinin gaz atmak için kendisinden izin istediğini, daha doğrusu gaz atmaya çalıştığını görünce bu polisi engellediğini, gaz atmasına izin vermediğini, zira gaz kullanmadan olayların yatıştırılabileceğini tahmin ettiğini, bu arada 8-10 el silah sesi işittiğini, ardından bir sessizlik olduğunu, silah seslerinin sustuğu anda kendisinin caddede bulunduğunu, silah sesleri ile birlikte birkaç tane gaz bombasının da atıldığını, güvenlik şubede sivil olarak çalışan sanığı olaylar başladığı an gördüğünü, ... Caddesi üzerindeki vurulma olayının gerçekleştiği kavganın başladığı anda, sanığın kendisinin yanından fırlayarak ve elini beline atarak caddeye doğru koşturduğunu, bu arada silah çıkarttığını ancak sanığın ateş ettiğini görmediğini, olaya ilişkin görüntüleri izlediğinde yolun sağında ateş eden kişinin güvenlik şubeden ..., yolun solunda göstericilere doğru ateş ederek koşan kişinin ise sanık olduğunu, sanık ...'in uyarı ateşi açmak konusunda kendisinden izin istediğini hatırlamadığını, kesinlikle sözlü veya hareketle uyarı atışı yapılmasına yönelik herhangi bir talimat vermediğini, gösterinin başında gaz atılmasına bile izin vermeyen biri olarak uyarı amaçlı da olsa silah kullanılmasına izin vermesinin düşünülemeyeceğini, 8-10 el silah sesi dışında cılız, kuru sıkı veya 7,65 tabancaya ait atış sesi duymadığını, olayı defalarca zihninde canlandırmasına rağmen böyle bir cılız atış hatırlamadığını,
Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; Muğla Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığını, olay günü nöbetçi olduğunu, gürültüler üzerine çevik kuvvet ile birlikte yola çıktığını, üzerilerine taş atıldığını, kaskları olmadığı için geri çekildiklerini, bu esnada sağ görüşlü öğrencilerden bir grubun kendilerine doğru koşarak sokak aralarına dağıldıklarını, atılan taşlardan korunmak için Serpil Park’ın oraya gittiğini, üzerinde kalkan ve kask bulunan çevik kuvvet ekipleri ön safa geçince kendisinin yine cadde üzerine çıktığını, karşıyı görmeye çalıştığını, gelen taşlar yüzünden geri çekilerek elinde kalkan ve kask bulunan çevik kuvvet polislerin arkasına geçtiğini, aynı anda silah sesleri gelmeye başladığını, bir, iki el de gaz atıldığını, bu esnada etrafında hem asayişten hem de diğer şubelerden sivil ve resmî polislerin olduğunu, bazı polislerin elinde silah gördüğünü fakat ateş eden olmadığını, 5-6 el silah sesi işittiğini, gaz atışları ile birlikte ileriye çıktığında il emniyet müdür yardımcısı Mehmet’i ellerini kaldırmış ve gaz atışının durmasını söylerken gördüğünü, 5-6 el silah sesi duyduğu esnada önünde çevik kuvvet olduğu için kimlerin ateş ettiğini görmediğini, ancak daha sonra elde edilen görüntülerden göstericilere doğru koşarak ateş eden iki sivil polis memurundan birisinin güvenlik şubeden sanık, diğerinin ise ... olduğunu teşhis ettiğini, olay yerinde bahsi geçen cılız silah seslerini duymadığını, caddeye indikten sonra atılan silah seslerinin tamamının polis tarafından atılan silah sesleri olduğunu, yaralanmanın da bundan sonra gerçekleştiğini, olayın öncesinden veya sonrasında karşı taraftan herhangi bir silah sesi duymadığını,
Tanık Ahmet Yeniçeri Cumhuriyet Başsavcılığında; Muğla Emniyet Müdürlüğünde Güvenlik Şube Müdürü olarak görev yaptığını, olay günü evde istirahatte iken saat 01.30 sıralarında şubesinde görevli polis memuru sanığın kendisini telefonla arayarak sağcı ve solcu grup arasında öğrenci olayları olduğunu ve takviye olarak olay yerinde olduklarını bildirdiklerini, bunu üzerine sanıktan lojmana gelip kendisini almasını istediğini, saat 01.30 sıralarında sanığın ekip aracı ile gelerek kendisini aldığını, Akyol Parkı civarından geçerken olayın bitmiş olmasına rağmen hâlen solcu gruptan bir topluluğun park civarında beklediğini gördüğünü, il emniyet müdür yardımcısı ... ile nöbetçi emniyet müdürü ...’ın da olay yerine geldiklerini, taraflarla konuşulduğunu, olayın solcu grubun içerisinde bulunan iki kızın birahanenin önünden geçtikleri sırada ülkücü gruptan kızlara laf atılması sonucu meydana geldiğini öğrendiklerini, bu ilk olayın ardından müşteki olarak her iki gruptan birtakım kişilerin ifadelerinin alınması için polis merkezine götürüldüğünü, ayrıca ülkücü gruptan bir şahsın birahanede beklediğini öğrendiklerini, bu kişi can güvenliği için polise sığınınca bu şahsı karakola götürdüklerini, nöbetçi müdür ve il emniyet müdür yardımcısının solcu gruba dağılmaları yönünde telkinde bulunduklarını, şahıslar arkadaşlarının göz altına alındığını ve onlar bırakılıncaya kadar dağılmayacaklarını söyleyince kimsenin göz altına alınmadığını, polis merkezine götürülen kişilerin müşteki olarak ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakılacaklarının gruba anlattığını, bunun üzerine grubun dağılmayı kabul ettiğini, üçerli beşerli gruplar hâlinde farklı yönlere dağıldıklarını, daha sonra polis merkezine döndüğünü, merkezin önünde ülkücü grupla yine arka sokaklardan gelen solcu grup arasında ikinci bir arbede yaşandığını, bu arbede nedeniyle iki taraftan 3 - 4 kişinin yakalandığını, aralarında bulunan solcuların polis merkezine alındığını, polis merkezi önünde bulunduğu sırada ... Caddesi üzerinden bağırış çağırışlar duyduklarını, bu sırada iki karşıt grubun cadde üzerinde tekrar karşılaşıp birbirlerine taş attıklarını öğrendiklerini, bu olayın çıkmasının ardından çevik kuvvet ve görevlilerin caddeye indiklerini, kendisinin ise polis merkezinin önünde bulunduğunu, kuvvetlerin caddeye inmesinin ardından ilk önce birkaç el, ardından da art arda silah sesleri gelmeye başladığını, caddeye indiğinde gazlar atılmış ve silah seslerinin kesilmiş olduğunu, ileride yolun sol tarafında yerde yatan bir şahıs gördüğünü, yaralının başına nöbetçi müdürler ... ile ...'ın gittiğini, kendisinin de yaralanın başına gitmeye çalıştığını ancak gazdan etkilenince gidemediğini, gaz dağılınca olay yerine vardığında göstericinin bulunduğu yerde kan birikintileri olduğunu gördüğünü, kısa bir süre sonra cankurtaran geldiğini ve maktulü hastaneye götürdüğünü, silahların ve gaz bombalarının atıldığı sırada polis merkezinin önünde olduğu için kimin ne şekilde ateş ettiğini görmediğini, yaralanmanın ne şekilde gerçekleştiği hususunda da bilgisinin bulunmadığını, olay sırasında silah atmadığını ve kimseye de silah kullanması yönünde talimat vermediğini, basında çıkan ve daha sonra emniyet müdürlüğü tarafından da temin edilen görüntüleri izlediğinde kendi şubesinde polis memuru olarak görev yapan ... ve sanığın silah sıktıklarını gördüğünü, bu görüntüler üzerine her iki memuru ile de görüştüğünde, ikisinin de silah sıktıklarını fakat kesinlikle hedef gözetmediklerini, atışlarını uyarı amaçlı ve havaya yaptıklarını söylediklerini,
Tanık Sinan Önat Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü çevik kuvvette görevli polis memuru olduğunu, ... Caddesi’ne daha çıkmadan kendilerine doğru birkaç kişinin koştuğunu, bu gruptakilerin saldırıya uğradıklarını ifade ettiklerini, tam yola çıkmak üzereyken karşı taraftan birkaç el silah sesi işittiğini, önce paniğe kapıldıklarını, ... Caddesi’ne çıktıklarında taşlamaların başladığını, bu sırada polis memuru sanık ve ismini bilmediği diğer sivil giyimli polis memurunun ateş ederek göstericilere doğru koşmaya başladıklarını, sanığın yolun sol tarafında, diğer polisin ise yolun sağ tarafında ateş ettiklerini, bu atışların ardından birkaç el gaz atıldığını, gördüğü kadarı ile sağ taraftaki polis memurunun eli havaya tam dik şekilde ateş ettiğini, sanığın elinin havaya tam kalkmamış olsa bile atış şekli itibarıyla attığı kurşunların göstericilere denk gelmesini mümkün görmediğini, ... Caddesi’ne inerken göstericilerin arasında duyduğu birkaç el silah sesi ile olayların başlaması, sanık ve diğer polis memurunun ateşleri ve göstericinin vurulduğu olay arasında yaklaşık 3 dakikalık zaman geçtiğini, olay anında sanık ve diğer polis memurundan başka polis memuru görmediğini, sonradan yerde gördüğü maktulün vurulma anını da görmediğini,
Tanık Selami Kaya Cumhuriyet Başsavcılığında; olay sırasında görevli polis memuru olduğunu, ışıklar civarında çevik kuvvetin içinde bulunduğunu, üzerlerine taş atılmaya başlayınca güvenlik şubeden sanık ve ...’nın silahlarını çıkartıp gruba doğru koşarak her birinin 3-4 el havaya ateş ettiklerini, ateş sırasında ...’ın yolun sağ tarafında, sanığın ise yolun üzerinde olduğunu, adı geçenlerin ateş etmesi ile birlikte çevik kuvvetin de gaz bombası attığını, gazdan etkilenmemek için geri çekildiğini, yanlış hatırlamıyor ise ...’nın havaya ateş ederek Trendy Kafe’nin ön kısmına kadar gittiğini, sanığın nereye gittiğini hatırlamadığını, ...'ın havaya ateş ettiğini net olarak gördüğünü, ...’ın hiçbir atışını göstericilerin üzerine doğru yapmadığını, sanığın ilk atışlarını havaya doğru yaptığını ancak daha sonra kendisini görmediğini, olayların birkaç dakika sürdüğünü, ardından silah seslerinin kesildiğini, gösterici gruptan; "Vurdunuz, vuruldu!" diye bağrışmalar geldiğini, daha sonra birkaç çevik kuvvet görevlisi ile il emniyet müdür yardımcısı ...’ın yaralının başına gittiklerini, cankurtaran ile yaralının hastaneye gönderildiğini,
Tanık Muhammet Ali Çelebi Cumhuriyet Başsavcılığında; çevik kuvvette görevli polis memuru olduğunu, olay günü istirahatte iken göreve gelmesi için telefonla çağrıldığını, gece saat 02.00 sıralarında polis merkezine geldiğini, karşıt görüşlü iki grup arasında çatışma olduğunu, bu nedenle birkaç kişinin polis merkezine alındığını, kendisinin de polis merkezinde bulunan kişilerin başında olduğunu, saat 02.30'dan sonra karakoldan çıkarak ... Caddesi üzerindeki arkadaşlarının yanına doğru giderken cadde üzerinden silah sesleri geldiğini, baktığında sivil giyimli iki şahsın havaya doğru ateş ederek heykele doğru gittiklerini gördüğünü, bunun üzerine ışıklarda bekleyen grubun içerisine girdiğini, bu arada yanında kask ve kalkan bulunan birkaç kişinin grubun üzerine doğru gittiklerini, ardından gaz ve taş atılmaya başlandığını, maske olmadığı için gazdan etkilendiklerini, olaylara müdahale edemediklerini, daha sonra bir şahsın vurulduğunu işittiğini, yaralanan şahsın ne şekilde vurulduğunu görmediğini, sadece havaya ateş eden iki kişiyi gördüğünü, her ikisini de yolun içerisinde hatırladığını, bu iki kişinin toplam 10-12 el ateş ettiklerini, bu kişiler dışında başka ateş edenin olmadığını,
Tanık Emre Ural Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü çevik kuvvette görevli polis memuru olduğunu, cadde üzerinde dururken ANS isimli mağazanın önünde 3 el cılız muhtemelen kurusıkı veya 7,65 silah sesi duyduklarını, oraya doğru ilerlediklerini, ülkücü gruptakilerin kendilerine doğru koşmaya başladıklarını, daha sonra karşıdan doğulu öğrencilerin kendilerini taşlamaya başladıklarını, bu sırada gaz kullanmayı teklif ettiğini, ancak nöbetçi müdür ...’ın o an için gaz kullanılmasına izin vermediğini, ardından güvenlik şubeden sanık ile ...’ın bir şeyler konuştuklarını, ne konuştuklarını anlayamadığını, sanığın ...’ın yanından ayrıldığını, daha doğrusu ...'ın bir iki metre önünden silahını çıkartarak havaya ateş ettiğini ve daha sonra göstericilere doğru koşmaya başladığını, aynı anda da silahı elinde havaya atışlar yaptığını, sanığın asfaltın sol tarafına yakın, ...’ın ise Trendy Kafe’nin önünde kaldırım üzerinde olduğunu ve eli havada havaya ateş ettiğini, ...’ın göstericilere doğru gittiğini görmediğini, sanığın havaya yaptığı ikinci veya üçüncü atış sırasında şube müdürünün talimatının ardından l adet gaz attığını, ancak gaz tüfeğinin namlusunu çok fazla kaldırdığı için gaz kartuşunun göstericilerin çok ötesine düştüğünü, ...’ın çok fazla mermi sıktığını hatırlamadığını, sanığın 3-4 elden fazla silah atmış olabileceğini, baktığı sırada sanığın havaya ateş ettiğini, göstericilerin üzerine doğru atış ettiğini görmediğini, atışların bitmesinin ardından gösterici grubun içerisinden bir çocuğun yerde yattığını gördüğünü, olay sırasında yukarıda ismini verdiği ... ve sanıktan başka silah atan olmadığını, olayların başladığı anda 3 el kurusıkı veya 7,65 tabanca sesi işittiğini, olay sırasında sadece l el gaz attığını, l kez de gaz el bombasını göstericilerin üzerine attığını,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; Muğla Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, olay günü saat 01.00’da görevinin bittiğini, daha sonra tanık ... ve sanık ile öğrenci faaliyetindeki görevlerine devam ettiklerini, Akyol Parkı’nda karşıt fikirli iki grubun kavga ettiğini ve içerisinde öğrenciler olduğunu duymaları üzerine hep beraber olay yerine intikal ettiklerini, olay yerine vardıklarında kavganın ayrılmış, nöbetçi müdürlerin olay yerine gelmiş olduklarını gördüklerini, nöbetçi müdür ...’ın her iki grubu da şikâyetçi olup olmadıklarını sorduğunu, şikâyetçi olduklarını söyleyenleri farklı araçlarla olay yerinden gönderdiğini, doğulu öğrencilerin polis merkezine, diğer öğrencilerin de emniyet müdürlüğüne gönderilmesi yönünde talimat verdiğini, ... ve sanık ile birlikte polis merkezine doğru giderken ışıklarda tedbir amaçlı olarak polis merkezinin alt kısmında bulunan ışıkların oraya aracı park ettiklerini, aracın dışında beklemeye başladıklarını, bir müddet sonra Kıbrıs Pastanesi civarından bir grubun kendilerine doğru koşmaya başladıklarını, saldırıya uğradıklarını söylediklerini, ardından çevik kuvvetin caddeye indiğini, bu sırada üzerilerine taş atılmaya başlandığını, sanık ve tanık ... ile birlikte atılan taşlardan korunmaya çalıştıklarını, kendilerini taşlayan grubun bulunduğu yerden 3-4 el cılız silah sesi duyduklarını, bunun üzerine sanığın yakınlarında duran emniyet müdür yardımcısı ...’dan grubu dağıtmak amacıyla uyarı atışı yapmak için izin istediğini, ardından silahını çıkartarak gruba doğru yönelip ... Kebapçı ile birlikte havaya ateş etmeye başladıklarını, aynı anda gaz bombalarının atıldığını, gaz bombalarının atılması ile beraber sokaktaki görüş imkânının zayıfladığını, kendilerine taş atılmaya devam edildiğini, gazın etkisi ile gözlerinin yaşarmaya başladığını, mecburen geri çekildiğini, silah seslerinin kesilmesinin ardından birinin vurulduğu yönünden bağrışmalar olduğunu, atılan gazlardan ve taşlardan korunmaya çalışırken şahsın yaralandığı anı göremediğini, sanığın havaya ateş ettiğini gördüğünü, sanığın asfalt altında sola yakın bir vaziyette yürüdüğünü, ...’ı o an için fark etmediğini, gördüğü kadarıyla sivil veya resmî polislerden başka ateş eden olduğunu görmediğini, sanığın 3-4 el ateş ettiğini, sanığın silahını göstericilere doğrultarak ateş ettiğini görmediğini, gördüğü kadarıyla sanığın havaya ateş ettiğini, silah atışlarının ardından yukarıda da belirttiği gibi çevik kuvvetten gaz bombası atıldığını ancak kimin attığını görmediğini çünkü çevik kuvvetin önünde bulunduğunu,
Tanık Hüseyin Mandıracı mahkemede; soruşturma aşamasında beyanının bulunmadığını, Chicken House isimli iş yerini işlettiğini, saat 22.30 ile 23.00 arasında karşı kaldırımda elleri sopalı bir grubun toplandığını, ara sokaklardan başka grupların gelmesiyle kavga çıktığını, bekleyen gruptakilerin karakolun bulunduğu yöne doğru kaçmaya başladıklarını, olay yerinde kalan gruptakilerin kaldırımları kırıp ellerindeki taşları polislere atmaya başladıklarını, sağa sola saldırdıklarını, bu sırada sol taraftan bir el silah sesi duyduğunu, başını sağa çevirdiğinde polislerin ateş etmeye başladıklarını, ilk duyduğu silah sesinden sonra maktulün yere düştüğünü, sağa dönüp baktığında polislerin ateş ederek geldiğini gördüğünü, gelen polislerin sivil olduklarını, polislerin gruba yaklaşık 50 metre uzakta olduklarını, ateş eden kişilerin ellerini havaya kaldırıp koşarak ateş ettiklerini, hatırladığı kadarıyla iki polisin 9-10 el ateş ettiklerini, polislerden birinin sağ kaldırımın yanında, diğerinin ise sol kaldırımın yanında ateş ederek geldiklerini, polislerin biber gazı atmasıyla gruptakilerin kaçmaya başladıklarını,
Tanık Mehdi Karaçelik Cumhuriyet Başsavcılığında; Muğla Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümünde öğrenci olduğunu, olay günü arkadaşı Ömer’in evinde Rıdvan ile birlikte oturduklarını, dolaşmak amacıyla dışarıya çıktıklarını, dolaşırken Rıdvan’ı Cansel isimli arkadaşlarının aradığını ve Akyol Caddesi üzerinde, evlerine doğru giderlerken ülkücü gruptan birkaç kişinin kendilerine küfrettiklerini, bu nedenle karakola gittiklerini söylediğini, bunun üzerine arkadaşlarıyla birlikte Akyol Parkı’na gittiğini, burada okuldan tanıdığı diğer arkadaşlarının da bulunduğunu, durumu sorduğunda Cansel’in anlattıklarını tekrarladıklarını, Cansel ve Sefa ile laf atan gruptakilerin karakola götürüldüğünü öğrendiğini, karakol çıkışında arkadaşların başına bir iş gelmesin diye Akyol Parkı’nın ilerisinde beklemeye başladıklarını, ışıklar civarında bir grubun küfredip kendilerini taşlamaya başladıklarını, kendilerinin de etrafta buldukları taş ve benzeri cisimleri bu kişilere doğru fırlattıklarını, bunu kendilerini korumak amacıyla yaptıklarını, bu arbedenin birkaç dakika sürdüğünü, bu sırada polislerin Akyol Caddesi’ne indiklerini, polislerin inmesi ile karşı gruptan kişilerin polislerin arkasından bir alt sokağa kaçtıklarını, polislerin kendilerine yöneldiklerini, tüfeklerle gaz bombası atmaya başladıklarını, ardından silah sesleri gelmeye başladığını, bu sırada Kıbrıs Pastanesi civarında yol üzerinde park hâlinde bulunan ve taşlardan zarar görmüş aracın yanında bulunduğunu, kendileriyle aynı kaldırımda bulunan, renkli sweatshirt giyen ve kel olan... isimli sanık sivil polisini gördüğünü, sanığın silahı ile havaya doğru ateş ettiğini, bir ara elini indirdiğini fakat daha sonra kendilerini hedef alarak ateş edip etmediğini tam göremediğini, silah sesi ile birlikte diğer arkadaşlarının kaçmaya başladıklarını, yukarıda belirttiği aracın arkasına geçtiği anda maktul ...’ı gördüğünü, ölenin yüzünü buruşturduğunu ve aynı anda sağ tarafa devrildiğini, bu sırada sokakta yoğun duman olduğunu, her tarafın gazla kaplandığını, ölenin başına giderek diğer arkadaşlarla birlikte yüzünü çevirdiğinde başının sağ tarafında kan gördüğünü, omzundan da kan geldiğini, ölenin yere düşerken cadde ortasında tek başına olduğunu, başına herhangi bir cisimle vurabilecek kimse olmadığını, olayın ne başında ne de sonunda polislerle veya karşı gruptaki diğer kişilerle hiçbir fiziki temasa veya kavgaya girmediklerini, aralarında daima belli bir mesafe bulunduğunu, ölenin başından nasıl yaralandığını bilemediğini, ölen vurulduktan sonra da polislerin kendilerine gaz atmaya devam ettiklerini ayrıca tüfekle de doğrudan üzerilerine gaz attıklarını, gazı havaya doğru atmadıklarını,
Tanık... mahkemede; Muğla Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünde okuduğunu, maktulün de arkadaşı olduğunu, olaylar sırasında Cumhuriyet Meydanı’nın bulunduğu taraftan ...Caddesi’ne indiklerini, sanığın ateş ettiği anı görmediğini ancak silahını çekip koşarken elinin ve silahı'nın namlusunun ucunun kendilerine doğru olduğunu, eli yere paralel olan sanığın yaklaşık 25 metre uzakta bulunduğunu ve koşarak kendilerine doğru geldiğini, sanığın yanında başka kimse olup olmadığını görmediğini, işittiği silah seslerinin hep aynı yönden yani polisin bulunduğu taraftan geldiğini, ara sokaklardan silah sesi işitmediğini,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; Muğla Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde öğrenci olduğunu, olayları duyunca arkadaşları ile dışarı çıktığını, üniversiteden tanıdığı Gültekin isimli kel, üzerinde çizgili tişört olan sivil polis memuru sanığın, kendilerine; "Dağılın!" diye bağırdığını, sanığın tabancasını çıkartıp havaya ateş etmeye başladığını, aynı anda gaz bombalarının da atıldığını, gaz bombalarının ardından silah seslerinin arttığını, bu esnada sanığın elindeki silahı üzerlerine doğru yönlendirip ateş etmeye başladığını, kaçmak için arkasını döndüğü esnada solunda bulunan ölenin de arkasını dönmek üzereyken yere düştüğünü, ölenin sağ tarafına yan bir şekilde düştüğünü, ölenin vurulduğunu gören diğer arkadaşları ile birlikte koşup kendisini sırtüstü çevirdiklerini, ölenin; "Ben ölüyorum." dediğini, başından kan gelen ölenin rahat nefes alması için montunu çıkarttıklarında sağ omzundan da kan geldiğini gördüğünü, bu arada yanlarına gelen rütbeli polislerden cankurtaran çağırmalarını istediklerini, olaylar sırasında ne ülkücü grup ne de polisle bir fiziki temaslarının olmadığını, aralarında sürekli 7-8 metrelik bir mesafe bulunduğunu, ölenin kafasının nasıl yaralandığını bilmediğini, ancak ölenin kafasına gelebilecek veya yaralayabilecek hiçbir cisim olmadığını, sanık havaya ateş ederken ve tabancasını kendilerine yönlendirirken aralarında 7-8 metre mesafe bulunduğunu, sanıktan başka silahını kendilerine yönlendiren ve ateş eden başkaca birinin olmadığını,
Tanık ...istinabe olunan mahkemede; Muğla Üniversitesi Mobilya ve Dekorasyon Öğretmenliği Bölümünde öğrenci olduğunu, olayları haber alınca dışarı çıktıklarını, üzerinde çizgili tişört bulunan kel bir sivil polis memurunun silahını çıkartarak havaya doğru ateş etmeye başladığını, kaçmaya başladıklarını, Kıbrıs Pastanesi civarında kaldırımın üstünde olduğu sırada ölenin ise kendisinin sağında yol üzerinde olduğunu, dönüp kaçmaya başlayacağı anda ölenin kaldırıma doğru dönüp yüzüstü yere düştüğünü, bu sırada ölenin yanında kimsenin bulunmadığını, hemen maktulün yanına gittiklerini, vurulduğunu söylemelerine rağmen polislerin gaz bombası atmaya devam ettiklerini, maktulün başının sağ tarafında ve sol omzundan kan geldiğini, maktulün nasıl vurulduğunu ve kim tarafından vurulduğunu görmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... mahkemede; olay tarihinde Muğla Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü Öğrenci Faaliyetleri Büro Amirliğinde görevli olduğunu, 4160 kod numaralı ekiplerinde ... ve ... ile beraber olduklarını, sabit bir görevlerinin olmadığını, Önder’in saat 01.00’a kadar 4152 numaralı ekipte sabit görevde olduğunu, ondan sonra kendilerine katıldığını, olay günü kullandıkları ekip aracının 48 ND 241 plakalı beyaz renkli Renault Toros marka araç olduğunu, akşam Akyol Parkı’nda kızlara laf atılmasından dolayı gruplar arasında kavga çıktığını, laf atan grubun ülkücü grup olduğunu, kızların ise karşı gruptan olduğunun söylendiğini, ülkücü gruptan 3 kişi, karşı gruptan da 6-7 kişinin bu olayla ilgili karakola alındığını, ancak karakolda arbede çıkmasın diye ülkücü gruptaki kişilerin Muğla Emniyet Müdürlüğüne götürüldüklerini, parktaki olay sırasında olay yerine 5-6 km uzaklıkta üniversite bölgesi olan Kötekli bölgesinde bulunduklarını, olayı telsiz anonslarından takip ettiklerini, ancak öğrenci kavgası olduğuna dair bir anons gelmediği için hemen olay yerine gitmediklerini, anonsu duyduktan yarım saat sonra Akyol Parkı’na gittiklerinde 50-60 kişilik bir grup gördüklerini, her iki gruptan insanların alındığını orada öğrendiklerini, bekleyen grubun müdürler tarafından dağılmaları yönünde ikna edildiğini, dağılan grupların çeşitli yönlere gittiklerini, ... Caddesi üzerindeki Pizza Tomato isimli iş yerinin önüne araçlarını bırakıp yaya olarak dağılan grupları gözlemeye başladıklarını, güvenlik şube müdürü Ahmet Yeniçeri’nin de yanlarında bulunduğunu, dağılan gruptan 3-4 kişinin Turgut Reis Caddesi’ne döndükten sonra Serpil Park tarafından 3 kişilik bir ülkücü grubun çıkıp Turgut Reis Caddesi’ne gitmekte olan karşı gruba saldırdıklarını, bunların koştuklarını görünce kendilerinin de bulundukları yerden bu kişilere müdahale ettiklerini, her iki gruptakileri alıp karakola teslim ettiklerini, bu olayın saat 02.00 sularında olduğunu, karakolun önünde beklemeye başladıklarını, olaylar gelişirken nöbetçi çevik kuvvet görevlilerinin de geldiğini, saat 02.20 sıralarında Akyol Parkı civarında karşıt gruptakilerin toplandığı ve karakola doğru taş ve sopalar ile geldikleri bilgisinin kendilerine ulaştığını, bunun üzerine olay yerinde bulunan müdürlerinin görevli arkadaşları hem Turgut Reis Caddesi girişine hem de ... Caddesi girişine ve Turgutlu Reis Caddesi’ne çıkan bir ara sokağa yerleştirdiklerini, karşı grubun ... Caddesi’nin paralelindeki Turgut Reis Caddesi’nden dolanarak Valilik binasının önündeki Cumhuriyet Meydanı’na çıktıklarını ve Chicken House isimli iş yerinin önünde bekleyen ülkücü grupla karşılaştıklarını, aralarında arbede yaşandığını, bu arbededen kaçan 3-4 ülkücünün kendilerinin bulunduğu tarafa geldiklerini, bunları tutup etkisiz hâle getirdiklerini, bu şahısların; "Aşağıda 50-60 kişilik grup var, bizi taşlıyorlar, öldürecekler, ellerinde taşlar ve sopalar var." demeleri üzerine bu şahısları arka tarafa geçirdiklerini, karşıt grupla karşı karşıya kaldıklarını, o sırada bu gruptan üzerilerine taş atılmaya başlandığını, bu saldırı nedeniyle kendilerine taş isabet edenler olduğunu, yaralanan olup olmadığını bilmediğini, Pizza Tomato isimli iş yerinin önündeki ekip araçlarının arka camının kırıldığını, ayrıca Kıbrıs Pastanesi önünde sivil bir şahsın aracının camının ve yine ANS adlı iş yerinin camlarının kırıldığını, taş atan bu karşı gruptan silah sesleri de geldiğini, hatırladığı kadarıyla 3 el silah sesi duyduğunu, o arada emniyet müdür yardımcısı ... ile karşıt grubun dağıtılması için uyarı atışı yapmaları konusunda konuştuğunu, müdür yardımcısının başı ile onay işareti yaptığını, bunun üzerine Serpil Park’ın köşesindeyken zati demirbaş silahı olan CZ-75 model silahını belinde, sağ tarafta bulunan kılıfından çıkarttığını, mekanizmasını kurduğunu ve Serpil Park’ın köşesine geçerek Chicken House adlı iş yerinde bulunan karşıt gruba sağ elinde, namlu göğe bakacak şekilde tutup grubun üzerine koşarak, eli havada iken 3 el ateş ettiğini, bu olayın 2-3 saniye sürdüğünü, olay sırasında sivil olduğunu, üzerinde kot pantolon, beyaz spor ayakkabı, sarı - siyah enine çizgili sweatshirt bulunduğunu, belinde sağ tarafta tabancasını koyduğu tabanca kılıfı, sol tarafında 15 cm uzunluğunda göz yaşartıcı tüp, belinin arka tarafında ise kelepçe bulunduğunu, gruba doğru koşarak yaptığı atış sırasında 8-10 metre gittiğini, 3 elden başka ateş etmediğini, Serpil Park’ın köşesinden çıkıp Kıbrıs Pastanesi’ne doğru koşarken ana caddenin sol tarafında bulunduğunu, kaldırıma çıkmadığını, ekip arkadaşı ...’nın da kendisi ile birlikte gruba doğru koştuğunu, ...’ın da ateş ettiğini, ayrıca başka ateş edenler de olduğunu, bunu silah sesinden anladığını, ...’ın da gruba koşarken sağ eli havada ateş ettiğini, olaylar sırasında 2-3 el gaz bombası atıldığını, gaz bombasının atıldığı anın kendisinin silah atışından önce mi yoksa sonra mı olduğunu bilemediğini, gruba doğru koşup eli havada ateş ederken gruptan kendisine en yakın kişinin 40-50 metre mesafede olduğunu, ateş ederken ortalığın toz duman olmadığını, ama koşmayı bitirdiğinde grubun bulunduğu tarafın toz duman olduğunu, gazdan etkilendiğini, durduğu yerde sadece gaz kokusu olduğunu, koşma esnasında yaptığı atışlar sırasında elini hiç aşağıya indirmediğini, bundan kesin emin olduğunu, durduğu Kıbrıs Pastanesi önünde atışını bitirdikten sonra silahını indirdiğini, grubun geriye doğru çekildiğini, o sırada çevik kuvvetin önüne geçtiğini, ondan sonra geriye dönüp silahını beline taktığını ve Pizza Tomato isimli iş yerinin önündeki otomobilin yanına geldiğini, o zaman yaralanma olduğu şeklinde bağrışmalar duyduğunu, yaralının bulunduğu yere gitmediğini, ancak emniyet müdür yardımcısı ...’ın yaralının yanına gittiğini, ölenin silahla nasıl yaralandığını bilmediğini, üniversitedeki 7 yıllık görevi nedeniyle öğrenci olayları sırasında yaptığı adli ve idari işlemlerden dolayı kimi tanıklar tarafından suçlandığını düşündüğünü, iyi görev yaptığı için suçlanmakta olduğunu, kendi şahsında devleti de lekelemek için bu suçlamanın yapıldığını, eksik soruşturma, yalancı tanıklar nedeni ile suçlu duruma düşürüldüğünü, olay sırasında yolun orta kısmında koşarak havaya doğru ateş ettiğini, bulunduğu kısımdan ileri doğru ve havaya doğru tutulan el ile yapılan atışla ölüm sonucunun meydana gelmesinin mümkün olmadığını, atış mesafesinin 70 metreyi geçtiğini, silahının etki mesafesinin ise 50 metre olduğunu, ölenin etki alanı dışında bulunduğunu, iddianamenin içinin boş olduğunu, olayın kendisiyle hiçbir alakasının olmadığını, olaya taksir bile denemeyeceğini, olayın kendisi tarafından gerçekleştirilmediğinin ispatlandığını savunmuştur.
GEREKÇE
A- İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
TCK'nın 24. maddesinin 1. fıkrasında; "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez." hükmü getirilmiştir. Burada esas olarak görevi yerine getirme düzenlenmiştir. Çünkü kanun hükmünü yerine getiren kimse gerçekte görevini ifa etmektedir. Bu görev kaynağını doğrudan doğruya kanundan alıyorsa kanun hükmünü yerine getirmeden, eğer görevli ve yetkili amirin hukuka uygun emrinin yerine getirilmesi söz konusu ise amirin emrini ifadan bahsedilir.
TCK'nın 24. maddesinin 1. fıkrasında, hak ve yetkiden değil bir "kanun hükmü"nden söz edildiğine dikkat edilmelidir. Bilindiği gibi bir kanun hükmüyle diğer hususların yanında bir yetki veya hak düzenlenmiş olabilir. Bu şekliyle kanun hükmünü yerine getirme geniş kapsamlı bir kavramdır. Kişiye, herhangi bir konuda hak veya yetki veren bir kanun hükmünün usulüne uygun tarzda icra edilmesi durumunda, hukuka aykırılık söz konusu olmaz. Örneğin; göreviyle bağlantılı olarak öğrendiği bir suçu yetkili makamlara bildiren kamu görevlisinin (m.279), şikâyete bağlı suçlarda şikâyet hakkını kullanan müştekinin (m.73), sanığın savunmasını yapan müdafiin veya faile ceza veren hâkimin, usulüne uygun olarak bu işleri yapmasından dolayı cezalandırılması mümkün değildir. Aynı şekilde kolluk kuvvetlerinin görevleri sırasında şartları dâhilinde silah kullanma yetkisine başvurmaları halinde de, fiil hukuka uygun kabul edilir. CMK'daki koruma tedbirlerinin usulüne uygun olarak icra edilmesi durumunda da bu hukuka uygunluk sebebi söz konusu olur.
Kanunun, belli durumdaki kişilere muayyen bir davranışta bulunabilmeleri konusunda doğrudan doğruya yetki vermesine kanun hükmünü icra denir. Örneğin, CMK suçüstü hâllerinde (m.90) herkese faili yakalama yetkisi tanımıştır. Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak gerçekleştirilen bu özgürlüğü kısıtlamanın hukuka uygunluk sebebini oluşturabilmesi, failin suçüstü durumunda bulunması, kaçacağından korkulması ya da kimliğinin hemen tespitinin mümkün olmaması, suç şikâyete bağlı ve yakalama şikâyetten önce gerçekleşmiş ise, şikâyet hakkı olanlara durumun bildirilmesi üzerine onların bu haklarını kullanmaları şartlarına bağlıdır.
Kanunun belirli şekilde hareket etme görevini yalnızca belirli kişi veya kamu görevlilerine yüklediği durumlarda ancak bu kişi veya görevlilerin fiilleri bakımından hukuka uygunluk sebebi söz konusu olacaktır.
Görüldüğü üzere CMK'nın 90. maddesinin tanıdığı yetkiyi kullanarak, kişi hürriyetini sınırlayan kimse, TCK’nın 109. maddesinde düzenlenen hürriyeti kısıtlama suçunu işlemiş olmaz. Çünkü TCK'nın yasakladığı fiile CMK belli şartlarda izin vermiştir. Kanun koyucunun hem fiilin yapılmasına müsaade etmesi, hem de onu işleyeni cezalandırması mümkün değildir.
Konuyla ilgili diğer bir örnek de İcra ve İflas Kanunu'ndan verilebilir. Bu kanundan doğan yetkisini kullanan icra memurunun, haciz işlemleri için başkasının konutuna hak sahibinin rızası olmadan girmesi, konut dokunulmazlığını ihlal fiilinden sorumlu tutulmasını gerektirmez. İcra memuru, kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanmıştır. Buna karşılık kanun, icra memuru sıfatını taşımayan bir kimseye yetki vermediğinden başkasının aynı amaçla konuta girmesi konut dokunulmazlığını ihlal suçunu oluşturur. (m. 116)
Kanun hükmünün yerine getirilmesinde, kanunun çizdiği sınırın aşılmaması gerekir. Aksi takdirde hukuka aykırılık yeniden ortaya çıkar ve faile şartları mevcutsa sınırın aşılmasına ilişkin TCK'nın 27. maddesi doğrultusunda ceza verilir.
Meşru savunma, TCK'nın birinci kitabının, ikinci kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında;
"Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.
Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364.); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307.); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında; "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde;
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir.
Her ne kadar madde metninde "ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresine yer verilmişse de, bundan maksat, hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasıdır. Bilindiği gibi "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlığı altında hukuka uygunluk sebepleri ile kusurluluğu etkileyen sebepler birlikte düzenlenmiştir. Kusurluluğu etkileyen hâllerin söz konusu olduğu durumlarda (haksız tahrik, zaruret hâli gibi) kişinin işlediği fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği etkilenmekte ancak kişi, kasten hareket etmektedir. Bu bakımdan bir olayda örneğin, hem zaruret hâlinden hem taksirden bahsedilemez.
Hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılması hâlinde ise, somut olayda bir hukuka uygunluk sebebi mevcuttur, ama hukuka uygunluk sınırı aşılmıştır. Böyle hâllerde sınırı aşan fiil, hukuka aykırı olur.
Sınırın aşılması kasten ya da taksirle olabilir. Eğer kişi sınırı kasten aşmışsa, artık hukuka uygunluk sebebinin varlığı önemli değildir. Kişi kasten işlediği suçtan sorumlu olur.
Hukuka uygunluk sebebi taksirle de aşılmış olabilir. Yukarıda da açıklandığı gibi kanun hükmü gereği görevini ifa etmekte olan zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri, zor kullanma yetkilerini taksirli bir biçimde aşar ve ölüm meydana gelirse TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrası hükmü uygulama alanı bulur ve sınırı aşan kimse taksirle öldürmeden 27. maddenin 1. fıkrası uyarınca sorumlu tutulur.
Meşru müdafaada sınır kasten aşıldığında, örneğin, meşru savunmada bulunan kişi vaki saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf tecavüze uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü takdirde hukuka aykırılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir ceza indiriminden yararlanamayacağı şüphesizdir.
Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve içinde bulunduğu durum itibarıyla gerekli olandan fazla bir savunmada bulunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisinin cezalandırılmasına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur.
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27.maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.
TCK’nın 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, heyecan, korku veya telaşa kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisi yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Uyuşmazlığın çözümü için polisin hangi hâllerde silah kullanma yetkisinin bulunduğunun da üzerinde durulmalıdır.
Suç tarihindeki hâli ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 1. maddesi;
"Polis, asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder.
Yardım istiyenlerle yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet eder. Kanun ve nizamnamelerinin kendisine verdiği vazifeleri yapar.",
"Zor ve Silah Kullanma" başlıklı 16. maddesi ise;
"Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.
Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,
b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,
silah kullanmaya yetkilidir.
Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir" şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, polisin silah kullanma yetkisi ancak, yasanın sınırlarını çizdiği çerçevede, kademeli, ölçülülük ilkesine uygun ve son çare olarak mümkün olabilmektedir.
B- Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Nitelendirme
21 yaşındaki ölenin Muğla Üniversitesi İktisat İşletme Bölümü 1. sınıf öğrencisi olduğu, 12.05.2010 gecesi saat 00.30 sıralarında Muğla il merkezinde Akyol Parkı girişinde yolda yürümekte olan üniversite öğrencileri ...ve ...'a İstanbul Birahanesinde bulunan kişiler tarafından sözle tacizde bulunulduğu, ölenin siyasi düşüncesine yakın ve ortak arkadaş grubundaki bu kız öğrencilerin durumu arkadaşlarına haber vermeleri üzerine arkadaşlarının olay yerine geldikleri, bu şekilde kalabalıklaşan ve karşıt siyasi görüşlü gruplar arasında taş ve sopaların da kullanıldığı kavganın başladığı, polisin müdahalesi sonrası bu ilk kavganın sonlandırıldığı ve bazı öğrencilerin şikâyetçi olmaları üzerine ifadelerinin alınması maksadıyla karakola götürüldükleri, arkadaşlarının karakola götürülme haberini alan şahısların toplanması ile şehir merkezinde gruplaşmaların başladığı, olayın büyüyeceği endişesiyle sanığın da aralarında bulunduğu polis memurlarının göreve çağrıldıkları, karşıt grupların birkaç saat boyunca ara ara kavgaya tutuştukları, durumdan rahatsız olan çok sayıda kişinin 155 polis imdat hattına ihbarda bulunduğu, saat 02.30 sıralarında ölenin de aralarında bulunduğu kalabalık bir grubun ... Caddesi üzerinde yürümeye başladığı, yol kenarındaki bir iş yerinde sayıları yirmiye yakın karşıt gruptan olan kişinin bulunduğu ve bu iki grup arasında tekrar kavga başladığı, grupların birbirlerine taş attıkları, ölenin mensubu olduğu grubun daha kalabalık olması nedeniyle, karşı gruptakilerin caddenin diğer tarafına, polislerin olduğu yöne doğru kaçmaya başladıkları, ölenin de bulunduğu bu grubun polislerle karşı karşıya kaldığı, olay gecesi göreve çağrılan sivil polis memurları tanık ... ve sanığın tabancalarını çıkartarak ölenin yer aldığı gruba doğru koştukları ve havaya doğru ateş etmeye başladıkları, gruptakilerin kaçmaya başladıkları, olay yeri krokisinde de belirlendiği üzere Kıbrıs Pastanesi önünde sanığın koşar vaziyette ateşe devam ederken silahından çıkan merminin ölenin sol omzunun arkasından girip sağ omuz başından çıktığı, ölenin mermi ile yaralanması sonrasında caddeye düşerek başının sağ frontal bölgesini asfalta çarptığı ve silahlı mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı her iki akciğer yaralanması ile küt kafa travmasına bağlı beyin kanaması ve bunların müşterek komplikasyonları sonucu hayatını kaybettiği, olay yerinde sanığın tabancasından ateşlenmiş 3 adet 9 mm çapında kovanın bulunduğu, sanığın silahından ateşlendiği anlaşılan son kovanın bulunduğu yer ile ölenin vurulduğu yer arasında olay yeri inceleme raporuna göre 35 metre mesafe olduğu anlaşılan olayda;
Polis memuru sanığın, karşıt görüşlü gruplar arasında başlayan ve gece geç saatlere kadar Muğla şehir merkezinde süren taşlı sopalı saldırıların engellenmesi maksadıyla olay gecesi göreve çağrıldığı, ölenin içerisinde olduğu grubun uyarılara rağmen taş ve benzeri cisimleri, aralarında sanığın da yer aldığı görevli polislerin bulunduğu yöne savurdukları, bu taşlı, sopalı saldırıların başkalarının mal ve can güvenliğini tehlikeye düşürmesi nedeniyle 2559 sayılı Kanun'da kamu düzeni, kişilerin emniyetini ve mesken masuniyetini korumakla, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve kamunun istirahatini temin etmekle yükümlü kılınan görevli polis memuru sanığın, söz konusu saldırıyı engellemek maksadıyla tabancasını çıkararak havaya uyarı atışları yaparken koşu hâlinde bir anlığına elini dik tutamaması sonucu yaptığı atışlardan birinin ölenin de içinde bulunduğu grubun kaçış istikametine doğru yapılmış olması karşısında; öleni tanımayan sanığın ölene yönelik kasten öldürme veya kasten yaralama suçunu işlemek maksadıyla ateş ettiğine ilişkin şüpheden uzak somut bir delil de bulunmaması karşısında, sanığın kastla hareket ettiğinden bahsedilemeyeceği ancak olayın meydana geldiği zaman dilimi, şehir merkezine yayılmış olan saldırı ve mala zarar verme olaylarının boyutu, ortamının koşulları birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihi itibarıyla 17 yılık polis memuru olan ve silah kullanma konusunda yeterli eğitim almış olması gereken sanığın, ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırı kast olmaksızın aştığı, silah kullanımındaki dikkatsizliği nedeniyle öngördüğü ancak istemediği şekilde ölüm neticesine bilinçli taksirli davranışıyla yol açtığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli ve 3667-3570 sayılı onama kararının kaldırılmasına, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.09.2019 tarihli ve 37-526 sayılı hükmünün, sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilip Özel Dairenin onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle; sanık hakkında verilen cezanın infazına başlanmış ise infazının durdurulmasına, yüklenen suçtan sanığın cezaevine alınmış olması hâlinde tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için yazı yazılmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; Özel Dairenin 05.12.2018 tarih ve 5080-5178 sayılı kararında açıklanan gerekçeler doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı yerinde görülmediğinden reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli ve 3667-3570 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.09.2019 tarihli ve 37-526 sayılı hükmünün, sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilip Özel Dairenin onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle; sanık hakkında verilen cezanın infazına başlanmış ise İNFAZININ DURDURULMASINA, yüklenen suçtan sanığın cezaevine alınmış olması hâlinde TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.12.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 17.01.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2023/1074 E., 2023/3645 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Maktul ...'e yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına,
1. Ceza Dairesi 2023/1074 E. , 2023/3645 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.11.2020 tarihli ve 2019/40 Esas, 2020/339 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
a. Maktul ...'e yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına,
b. Maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 85 ... maddesinin birinci fıkrası, ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.
2. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 21.05.2021 tarihli ve 2021/158 Esas, 2021/1371 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere ilişkin katılanlar vekilleri ile sanık müdafinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında ;
a. Maktul ...'e yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 ... maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b. Maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 ... maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,karar verilmiştir.
3. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararının, katılanlar vekilleri ile sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.04.2022 tarihli ve 2021/11188 Esas, 2022/2687 Karar sayılı ilamı ile;
"Oluşa, dosya kapsamına ve kamera görüntülerine göre; olay tarihininden bir gün önce, sanığın oğlu olan ... ’ın tanık ...’ü katılan ...’un uyuşturucu madde kullandığı ve uzak durması yönünde tembihte bulunduğu, tanık ...’ün ise ... ile aralarında geçen bu konuşmayı katılan ... ve maktul ...’na ilettiği, bunun üzerine katılan ve maktulün tanık ... ’ı arayarak hakeret ve tehdit ettikleri, tanığın yerini öğrenmeye çalıştıkları, tanık ... ’ın durumu abisi olan tanık ...’a ileterek yanına gelmesini istediği, tanık ...’ın da babası olan sanığa bu durumu anlatması üzerine birlikte tanık ... ’ın çalıştığı işyerine gittikleri, burada durumu konuştukları, sanığın oğlu olan ... ’dan katılan ...’un telefon numarasını istediği, yaptığı arama sonucu katılan ve maktullerin bulunduğu kahvede buluşmayı kararlaştırdıkları, sanığın oğulları olan tanıkların kendisiyle gelmelerini engelleyerek ayrıldığı,
sonrasında katılan ve maktullerin bulunduğu kahveye gittiği, selamlaşıp tokalaşarak oturduğu, sanığın husumeti öğrenmeye çalıştığı, katılan ve maktul ...’nun da karşılıklı hakaret ve tehdit olayından, bu noktaya nasıl gelindiğinden bahsettikleri, bu esnada herhangi bir tartışma ve gerginlik olmadığı halde maktul ...'nun belinden çıkardığı ve kendine ait olan silahı masaya koyduğu, devamında sanığa "sen oğlunun terbiyesini veremiyorsun" dediği, bunun üzerine sanığın maktule "sen bu silahı masaya koydun, bu silahı masaya koyunca, bu işin sonu başka yerlere gider" dediği, bu sırada katılan ...'un maktul ...'na "sok o silahı beline" dediği, maktulün de silahı tekrar beline koyduğu, konuşma devam ederken kısa süre sonra sanığın oğlu tanık ...'ın tarafların oturdukları masaya doğru geldiği ve "siz kimin anasını bacısını sinkaf ediyorsunuz, ... kim?" diye bağırdığı, bunun üzerine babası olan sanığın ...’ı sakinleştirmeye çalışmak amacıyla ayağa kalktığı, bu aşamadan sonra diğer taraflarında taburelerinden kalktığı, maktul ...’nun elini belindeki silaha koyarak diğer maktul ...’ın ise tanığı eliyle iterek, birlikte ...’a yöneldiği, yaşanan tartışma sırasında maktul ...’nun belindeki silahı çıkartarak atışa hazır hale getirdiği, sonrasında ... ... ’ın ayaklarına doğru bir el ateş ettiği, bu aşamadan sonra maktulde silah olduğunu bilen ve elini beline götürerek silahını çıkarttığını gören maktule karşı sanığın da yanında bulundurduğu silahı çıkarttığı, oğlunun atış sonrası ayağını da tuttuğunu gören sanığın önce ateş eden maktule silahıyla birden fazla defa ateş ettiği, devamında silahı yan yana yakın mesafede bulunan ve maktul ...'nun vurulması ile birlikte kendisine doğru hamle yapan maktul ...'a doğrulttuğu, maktul ...’ın olay yerinde bulunan ve elinde olan bıçağı da kullanmayı düşünerek sanığa doğru hamle yaptığı, ancak sanığın bu maktule de birden fazla defa ateş ettiği, sonrasında silahı katılan ...’a doğrultarak bir el ateş ettiği ve araya oğlu ...’ın girmesi, sanığı olay yerinden uzaklaştırması nedeniyle bu katılana yönelik eylemine devam edemediği, atışlar sonrasında ağır yaralanan maktullerin yere düştükleri, katılan ...'un ise yaralı olarak olay yerinden kaçtığı olayda;
a. Sanık hakkında maktul ...’na yönelik kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden ;
Sanığın maktul ...’nda silah olduğunu bildiği, olayın anlık geliştiği, maktul ...’nun silahını çıkararak sanığın oğlu olan ...’ın ayaklarına doğru ateş ettiği, ...’ında atış sonrası ayağını tuttuğu, bu durumu gören babası sanığın, oğlunun yaralandığı düşüncesiyle, ikinci bir atış için kolunu havaya doğru kaldıran ve atışına devam edeceğini düşündüğü maktule yönelik silahını doğrultarak, oğluna varolan ve kendisine de yönelme ihtimali bulunan, halen devam eden haksız saldırıyı defetmek amacıyla meşru savunmada TCK'nin 27/2. maddesinde belirtilen korku, kaygı ve heyecanla sınırın aşılması suretiye birden fazla ateş ettiği anlaşılmakla, sanık hakkında bölge adliye mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi yerine, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
b. Sanık hakkında maktul ...’a yönelik kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden;
Maktul ...’ın, sanığın oğlu olan ...'ı hakaret ve tehdit eden diğer maktul ve katılanla birlikte hareket ettiği, olay esnasında sanığın diğer oğlu olan ...’ı ittiği,
olay yerinde bulunan ve elinde olan bıçağı da kullanmayı düşünerek sanığa doğru hamle yaptığı anlaşılmakla, maktulden sanığa yönelen ve haksız tahrik teşkil eden söz ile davranışların ulaştığı boyut dikkate alınarak, sanık hakkında cezadan indirim öngören TCK’nin 29. maddesi uyarınca makul oranda indirim yapılması gerekirken, yazılı şekilde asgari oranda indirim yapılmak suretiyle fazla cezaya hükmolunması,"
Nedenleriyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
4. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 07.07.2022 tarihli ve 2022/1184 Esas, 2022/1458 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
a. Maktul ...'e yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına,
b. Maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 ... maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilerek
dava dosyası, 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca doğrudan temyiz merciine gönderilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılanlar ... ve ... vekilinin temyiz sebepleri ; sanık hakkında maktul ...'e yönelik eylemi nedeniyle kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine, ilişkindir.
B. Katılan ... vekilinin temyiz sebepleri;
1. Suç niteliğine,
2. Haksız tahrik indirim nedeni bulunmadığına,
3. Cezadan takdire bağlı indirim yapılmaması gerektiğine,
İlişkindir.
C. Sanık müdafiinin temyiz sebepleri ;
1. Meşru savunmaya,
2. Haksız tahrikin derecesine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Olay tarihinden bir gün önce, sanığın oğlu olan ... ’ın tanık ...’ü katılan ...’un uyuşturucu madde kullandığı ve uzak durması yönünde ikaz ettiği, tanık ...’ün ise ... ile aralarında geçen bu konuşmayı temyiz dışı katılan ... ve maktul ...’na ilettiği, bunun üzerine katılan ve maktulün tanık ... ’ı arayarak hakaret ve tehdit ettikleri, tanığın yerini öğrenmeye
çalıştıkları, tanık ... ’ın durumu abisi olan tanık ...’a ileterek yanına gelmesini istediği, tanık ...’ın da babası olan sanığa bu durumu anlatması üzerine birlikte tanık ... ’ın çalıştığı işyerine gittikleri, burada durumu konuştukları, sanığın oğlu olan ... ’dan katılan ...’un telefon numarasını istediği, yaptığı arama sonucu katılan ve maktullerin bulunduğu kahvede buluşmayı kararlaştırdıkları, sanığın oğulları olan tanıkların kendisiyle gelmelerini engelleyerek ayrıldığı, sonrasında katılan ve maktullerin bulunduğu kahveye gittiği, selamlaşıp tokalaşarak oturduğu, husumeti öğrenmeye çalıştığı, katılan ... ve maktul ...’nun da karşılıklı hakaret ve tehdit olayından bu noktaya nasıl gelindiğinden bahsettikleri, bu esnada herhangi bir tartışma ve gerginlik olmadığı halde maktul ...'nun belinden çıkardığı kendine ait olan silahı masaya koyduğu, devamında sanığa "sen oğlunun terbiyesini veremiyorsun" dediği, bunun üzerine sanığın maktule "sen bu silahı masaya koydun, bu silahı masaya koyunca, bu işin sonu başka yerlere gider" dediği, bu sırada katılan ...'un maktul ...'na "sok o silahı beline" dediği, maktulün de silahı tekrar beline koyduğu, konuşma devam ederken kısa süre sonra sanığın oğlu tanık ...'ın tarafların oturdukları masaya doğru geldiği ve "siz kimin anasını bacısını sinkaf ediyorsunuz, ... kim?" diye bağırdığı, bunun üzerine babası olan sanığın ...’ı sakinleştirmeye çalışmak amacıyla ayağa kalktığı, bu aşamadan sonra diğer tarafların da taburelerinden kalktığı, maktul ...’nun elini belindeki silaha koyarak diğer maktul ...’ın ise tanığı eliyle iterek, birlikte ...’a yöneldiği, yaşanan tartışma sırasında maktul ...’nun belindeki silahı çıkartarak atışa hazır hale getirdiği, sonrasında da ... ... ’ın ayaklarına doğru bir el ateş ettiği, bu aşamadan sonra maktulde silah olduğunu bilen ve elini beline götürerek silahını çıkarttığını gören sanığın da maktule karşı yanında bulundurduğu silahı çıkartarak önce ateş eden maktul ...'na birden fazla ateş ettiği, devamında silahı yakın mesafede bulunan ve maktul ...'nun vurulması ile birlikte kendisine doğru hamle yapan maktul ...'a doğrulttuğu, maktul ...’ın elinde olan bıçağı kullanmayı düşünerek sanığa doğru hamle yaptığı, ancak sanığın bu maktule de birden fazla defa ateş ettiği, sonrasında silahı katılan ...’a doğrultarak bir el ateş ettiği ve araya giren oğlu ...’ın sanığı olay yerinden uzaklaştırması nedeniyle bu katılana yönelik eylemine devam edemediği, atışlar sonrasında ağır yaralanan ve yere düşen maktullerin otopsi raporunda belirtilen biçimde öldükleri, katılan ...'un ise yaralı olarak olay yerinden kaçtığı olayda, sanığın maktul ...’nda silah olduğunu bildiği, olayın anlık geliştiği, maktul ...’nun silahını çıkararak sanığın oğlu olan ...’ın ayaklarına doğru ateş ettiği, ...’ın da atış sonrası ayağını tuttuğunu gören babası sanığın, oğlunun yaralandığı zannıyla ikinci bir atış için kolunu havaya doğru kaldıran ve atışına devam edeceğini düşündüğü maktule yönelik silahını doğrultarak, oğluna yönelen ve kendisine de yönelme ihtimali bulunan, halen devam eden haksız saldırıyı defetmek amacıyla meşru savunmada 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinde belirtilen korku, kaygı ve heyecanla sınırı aştığı, dolayısıyla sanığın bu maktule yönelik eylemi bakımından ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, sanığın maktul ...'a yönelik eyleminin ise tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
Haksız tahrik yönünden, maktul ...’ın, sanığın oğlu olan ...'ı hakaret ve tehditte bulunan diğer maktul ve katılanla birlikte hareket ettiği, olay esnasında sanığın oğlu olan ...’ı ittiği, elinde ki bıçağı da kullanmayı düşünerek sanığa doğru hamle yaptığı anlaşılmakla, maktulden sanığa yönelen ve haksız tahrik teşkil eden söz ile davranışların ulaştığı boyut dikkate alınarak, sanık hakkında cezadan indirim öngören 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi uyarınca makul oranda indirim yapıldığı, anlaşılmıştır.
2. Maktul ... hakkında düzenlenen Adlî Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığı ... Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının 30.10.2018 tarihli; "Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmalarına bağlı kemik kırıkları ile karakterli iç organ yaralanmalarından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu"
Görüşünü içeren otopsi raporu dava dosyasında bulunmaktadır.
3. Maktul ... hakkında düzenlenen Adlî Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığı ... Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının 30.10.2018 tarihli; "Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar harabiyetlerinden gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu"
Görüşünü içeren otopsi raporu dava dosyasında bulunmaktadır.
4. Olay yeri inceleme raporu ile basit krokisi, kamera görüntüsü inceleme tutanakları, kamera görüntüsünün çözümüne ilişkin bilirkişi raporları, uzmanlık raporu ile tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.
5. Mahkemece, Hukukî Süreç başlığı altında (3) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Katılanlar ... ve ... Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Olaydan hemen önce maktul ...'in üzerinde bulunan silahı çıkararak masaya koyması ve ...'un zorlaması ile masadan kaldırması nedeniyle sanığın maktul ...’nda silah olduğunu bildiği, olayın anlık geliştiği, maktul ...’nun silahını çıkararak sanığın oğlu olan ...’ın ayaklarına doğru ateş ettiği, ...’ın da atış sonrası ayağını tuttuğunu gören babası sanığın, oğlunun yaralandığı zannıyla, ikinci bir atış için kolunu havaya doğru kaldıran ve atışına devam edeceğini düşündüğü maktule yönelik silahını doğrultarak, oğluna yönelen ve kendisine de yönelme ihtimali bulunan, halen devam eden haksız saldırıyı defetmek amacıyla meşru savunmada 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinde belirtilen korku, kaygı ve heyecanla sınırı aştığının sanığın aşamalardaki savunması ile uyumlu olan kamera görüntülerinin çözümüne ilişkin bilirkişi raporları ile anlaşıldığından, sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Katılan ... Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Suç Niteliği
Tasarlama hâlinin varlığından söz edilebilmesi için failin eylemi gerçekleştirmeye olay tarihinden önce karar vermesinin, kararında sebat ve ısrar göstermesinin, karar ile icra arasında makul bir süre geçmesinin gerektiği, somut olayda sanık ile maktuller arasındaki olayın ani olarak geliştiği, önceye dayalı husumet bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanığın maktul ...'ı öldürme kararını önceden verdiğine, bu kararı verdikten sonra aradan soğukkanlılığa kavuşacak kadar makul bir süre geçmesine rağmen öldürme kararında sebat ettiğine ilişkin dava dosyasına yansıyan bir kanıtın bulunmadığı anlaşılmakla, Mahkemece sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 81 ... maddesinin birinci fıkrası kapsamında kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Haksız Tahrik İndirim Nedeni Bulunmadığı
Kamera görüntülerinin çözümüne ilişkin bilirkişi raporları uyarınca maktul ...'ın olay esnasında sanığın oğlu ...’ı ittiği ve elindeki bıçakla sanığa doğru yöneldiği, bu haliyle maktulden sanığa yönelen ve haksız tahrik teşkil eden davranışın bulunduğu anlaşılmakla, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Takdiri İndirim
5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdirî indirim sebebi uygulanması Mahkemenin takdirinde olup Mahkemece, "fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları ve cezanın geleceği üzerindeki etkileri" dikkate alınan sanık hakkında yeterli gerekçe ile takdirî indirim nedeni uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Meşru Savunma veya Meşru Savunmada Sınırın Aşılması
Kamera görüntülerinin çözümüne ilişkin bilirkişi raporları uyarınca sanığın elindeki bıçakla kendisine yönelen ancak henüz fiili saldırı aşamasına geçmeyen maktul ...'a karşı eylemini orantısız biçimde suçta kullandığı tabanca ile gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılmasına ilişkin koşulların oluşmadığı anlaşılmakla, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Haksız Tahrikin Derecesi
Maktul ...'ın olay esnasında sanığın oğlu ...’ı ittiği ve elindeki bıçakla sanığa doğru fiili saldırıya geçmeksizin yöneldiği anlaşılmakla, maktulün haksız tahrik teşkil eden davranışlarının ulaştığı boyut dikkate alınarak yapılan indirim oranında isabetsizlik görülmediğinden, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 07.07.2022 tarihli ve 2022/1184 Esas, 2022/1458 Karar sayılı kararında katılanlar vekilleri ile sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci
fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.05.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/199 E., 2023/634 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
b) Mahkemece verilen ilk kararda Turgut'a yönelik TCK'nın 25. ve 27. maddesi tartışıldığı halde, sanık ...'in Tolgaya yönelik eyleminde TCK'nın 25.
Ceza Genel Kurulu 2019/199 E. , 2023/634 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2019/17833
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 150-447
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanık ...'in, mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-a-son ve 62/1. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan aynı Kanun'un 86/1, 86/3-e, 87/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan aynı Kanun'un 13/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, tüm suçlar bakımından TCK'nın 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı hükümlerin, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.11.2012 tarih ve 14052-36569 sayı ile; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçları bakımından onanmasına, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise hesap hatası nedeniyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Hükümlerin bu şekilde kesinleşmesinden sonra, sanık ... müdafiinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin 27.02.2013 tarihli talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.03.2013 tarih ve 78-68 sayı ile reddedilmesi üzerine bu ek karara sanık ... müdafii tarafından yapılan itirazı inceleyen Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 02.04.2013 tarih ve 375 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 20.06.2013 tarih ve 39880 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2013 tarih ve 232586 sayı ile; "Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/03/2013 tarihli kararı ile yargılamanın yenilenmesi talebine dair dilekçede belirtilen hususların yargılama ve temyiz aşamasında inceleme konusu yapıldığından bahisle talebin reddine karar verilmiş ise de hükümlü vekilinin 27/02/2013 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde dile getirdiği, sanık ...'in, sanık ...'ı yaralamadığı, sanık ...'in, sanık ...'ı silahla yaraladığı, bu hususun da sanık ... ve sanık ...’in anlatımları ve fizik incelemeler ve kriminalistik bilim uzmanı ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ile saptandığı, aynı zamanda sanık ...'nın kemik kırığına neden olacak şekilde yaralanması eylemini sanık ...'in mi yoksa sanık ...'in mi gerçekleştirdiğinin belirlenmeden her iki sanık hakkında artırım yapıldığı yönündeki gerekçelerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesi kapsamında, yapılacak yeni değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak delillerin sanık lehine kabule değer olabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." düşüncesiyle anılan kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.12.2013 tarih ve 17835-30100 sayı ile; "21.01.2013 tarihli fizik inceleme ve kriminalistik bilim uzmanı raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre, yargılamanın yenilenmesi talebi ile sunulan delillerin dosyada mevcut delillerle karşılaştırılarak CD'ler arasında atış anına ilişkin saniye veya salise farkı bulunup bulunmadığı, kullanılan tabancaların marka ve özellikleri ile ateş edenler kesin olarak belirlenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmiştir.
Sanık ... müdafiinin 24.03.2014 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebi üzerine Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile talebin kabulü ile mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin infazlarının durdurulmasına, evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmiş, bu karar doğrultusunda da dosya 2014/150 esas sırasına kaydedilmiştir.
Sanık ... müdafiinin 18.09.2015 tarihli dilekçesi ile 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçuna ilişkin yargılamanın yenilenmesi ile infazının durdurulması talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile kabulüne evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmiş, bu karar doğrultusunda dosya 2015/343 esas sırasına kaydedilmiş, anılan Mahkemenin 23.10.2015 tarihli ve 343-232 sayılı kararı ile de bu davanın, aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2014/150 esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda 08.11.2016 tarih ve 150-447 sayı ile; sanık ... hakkında, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan kurulup Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptali ile sanık ...'in bu suçtan aynı Kanun'un 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçlarından kurulup Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin ise iptalini gerektirecek bir neden bulunmadığından CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onaylanmalarına karar verilmiştir.
Onaylama kararlarının, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.01.2019 tarih ve 10620-563 sayı ile onanmalarına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.03.2019 tarih ve 17833 sayı ile;
"1- Sanık ...'in, mağdur sanık ...'dan aldığı silahı, olay gecesi güvenlik birimlerine teslim etmesi gerekirken suçta kullanıp olay yerinden ayrıldığı, teslim olduğu tarihe kadar üzerinde taşıdığı gerekçesi sanığın 6136 sayılı Yasa'ya muhalif silah taşımak suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanık ..., kendisine ait olmayan ve taşıma kastı olmaksızın diğer sanık ...'dan, kendisinin veya yanında bulunan diğer arkadaşlarına yönelik saldırıda bulunmasını engellemek için aldığı ve kullandığı silahı olaydan hemen sonra atmayarak teslim etmemesi ve daha sonra kendiliğinden teslim etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminde sanığın ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma kastının olmadığı ve bu kasıtla hareket etmediği, bu haliyle atılı suçun unsurlarının oluşmadığı kanatine varıldığı,
2- Sanıklar ..., Süleyman Çeken, Aziz İhsan Aktaş, ... ve şüpheli ... ...'in yanlarında kimlikleri tespit edilemeyen üç şahıs daha bulunduğu halde, suç tarihinde saat 02.00 sıralarında Sapanca Güral Otele geldikleri, bu sırada diğer şüpheliler ..., ..., Mustafa Çatalbaş, Mustafa Esgil, Kemal Diktaş, Yavuz Ural ve Yusuf Ural'ın da otelin giriş kapısında bulundukları, şüpheli ...'in araçtan inerek doğruca ...'ın üzerine yürüyerek ittiği, ... ve birlikte geldiği şüpheliler ile otelde bekleyen şüpheliler arasında yaşanan arbedede şüpheli ...'ın kendisine ait taşıma ruhsatlı adli emanetin 2009/130 sırasında kayıtlı 1 adet 57981 seri nolu Desert Eagle Magnum marka tabanca ile şüpheli ... ...'i bacağından yaraladığı, bunun üzerine ...'in Tolga'nın elinde bulunan silahı alarak önce ...'ı daha sonra ...'ı bacaklarına ateş ederek yaraladığı, öte yandan şüpheli ...'in üzerinde bulunan ruhsatsız olduğu anlaşılan ve ele geçirilemeyen silah ile yine ... ve ... ayaklarına doğru ateş ederek yaraladığı iddia edilen olayda,
a) Sanık ... hakkında ... ve Bülent Çatan'ı yaralamaktan dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında Turgut'a yönelik eyleminden dolayı beraat kararı verildiği halde, Tolga'ya yönelik eylemden dolayı da aynı gerekçelerle beraat kararı verilmesi gerektiği,
b) Mahkemece verilen ilk kararda Turgut'a yönelik TCK'nın 25. ve 27. maddesi tartışıldığı halde, sanık ...'in Tolgaya yönelik eyleminde TCK'nın 25. ve 27. maddelerinin tartışılmadığı, Tolga'nın aracından silahı alarak olay yerine geldiği ve ...'i bacağından vücudunda kemik kırığı olacak şekilde yaraladığından, sanık hakkında TCK'nın 25. maddesinin uygulanmasının gerektiği, Mahkemece TCK'nın 25. maddesinin uygulanmadığına karar verilmesi halinde ise, sanık hakkında TCK'nın 27. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmasının gerektiği,
c) Sanık ... beyanlarında, silahı Tolga'nın elinden aldığı sırada patladığını beyan etmesine rağmen bu husus araştırılmadan ve sanık hakkında taksir hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmasının gerektiği,
d) Diğer sanıklar Tolga ve Turgut'un, sanık ... ve arkadaşlarına 'PKK 'lılar yine mi geldiniz.' demesi üzerine olayların başladığı ve ilk haksız hareketin Tolga ve diğerlerinden geldiği ve sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinin uygulanmasının gerektiği,
e) Mahkemece, mağdurlar ..., ...'ın beyanları ve sanık Yavuz Ural'ın beyanı nazara alınarak ve sanık ...'in ve yanındakilerin beyan ve savunmasına itibar edilmeyerek hüküm kurulduğu, ancak, mağdurlar ..., ...'ın beyanları ve sanık Yavuz Ural beyanlarının neden üstün tutulduğu, sanık ... ve yanındakilerin beyanlarına neden itibar edilmediğinin tartışılmadan hüküm kurulduğu,
f) ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından Tolga hakkında yaptığı muayene ve inceleme sonrası düzenlediği raporda olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu bildirildiği, ancak Tolga'nın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olan eylemin sanıklar ... ve ...'in hangisinin eylemi soncunda meydana geldiği tam olarak tespit edilmeden eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğu,
Kanaatine varılmıştır.
Sonuç ve istem: ... hükümlü ... hakkındaki onama kararının kaldırılarak bozulmasına karar verilmesi," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Dairesince 04.04.2019 tarih, 8919-4972 sayı ve oy çokluğuyla; "Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan görülmesinin nedeni güvenlik kamera kaydına ilişkin yargılama aşamasındaki bilirkişinin raporundaki hatanın tespit edilmesi ve kayda uygun olarak oluşun tekrar kabulünde, sanıkların hukuki durumunun değişip değişmeyeceği ile sınırlıdır. Bu sınırlama karşısında yerel mahkemece hükmün kesinleşmesinden sonra alınan yeni rapora göre sanıklardan ...’in mağdur ... Çakan’ı vurmadığı belirlenmiş ve beraatına karar verilmiştir. Sanıkların bunun dışında kalan hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmadığı kanaatiyle diğer hükümler yönünden onaylanma kararı verilmiştir. Bu tespitler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ortaya çıkan yeni delilin etkilemediği hukuki durumlarda da tartışma yapılmasına yönelik itirazın kabulü mümkün görülmemiştir. Delil değişikliğinin etkilemediği, kesinleşen hükümdeki hatalı görülen kabul ve hukuki değerlendirmelerin yargılanmanın yenilenmesi konusu yapılamayacağı ancak CMK'nın 308. maddesine göre Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.11.2012 tarihli onama ve düzeltilerek onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca lehe itiraz yoluna başvurulabileceği ortadadır. Bu değerlendirme ve sınırlama sonucunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu taleplerinin, yargılamanın yenilenmesi kapsamında ileri sürülemeyeceği cihetle, itiraz talepleri yerinde görülmemiştir." gerekçesi ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığa atılı 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı,
2- Sanığın mağdur ...'ya yönelik eyleminin sabit olup olmadığı,
3- Sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında taksir hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı,
4- Taksir hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında TCK’nın 25/1. maddesinde düzenlenen meşru savunma ve aynı Kanun'un 27/2. maddesinde düzenlenen sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı,
5- TCK'nın 25/1 ve 27/2. maddelerinde düzenlenen müesseselerin uygulanma koşullarının oluşmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında;
a- TCK'nın 87. maddesinin uygulanması bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediği,
b- TCK'nın 29/1. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı,
Hususlarının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; yargılamanın yenilenmesi nedeni dışında kalan ve ilk yargılama sırasında tartışılıp karara bağlanan hususlara ilişkin itirazın Ceza Genel Kurulunca incelenmesinin mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Kolluk tarafından düzenlenen görüntü inceleme ve tespit tutanağında; 14.10.2008 tarihinde saat 02.15 sıralarında Sapanca ilçesinde bulunan Güral Otel'in giriş kısmında meydana gelen ateşli silahla yaralama olayına ilişkin güvenlik kamerası görüntülerinin incelenmesinde; mağdur ...'nın aracından aldığı silahla siyah renkli pantolon ve siyah renkli ceket giyen bir şahsı ayağından vurduğunun, bunun üzerine karşı grupta yer alan spor giyimli bir erkek şahıs tarafından yere yatırıldığının, daha sonra gri takım elbiseli diğer şahsın kendi belinde bulunan koyu renk silahını çıkartarak inceleme dışı mağdur ...'a ateş ettiğinin ve ayağından yaraladığının, akabinde kimliği meçhul diğer bir şahsın da mağdur ...'nın elinde bulunan silahı alarak öncelikle inceleme dışı mağdur ...'a yönelik bir el, daha sonra mağdur ...'nın ayaklarına doğru birkaç el, son olarak da otel içerisinde bulunan şahıslara bir el ateş ettiğinin belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli ve 9626 sayılı rapora göre; güvenlik kamerası görüntülerinde yer alan ve olay sırasında silahla ateş ettikleri değerlendirilen şahısların tetkik konusu fotoğrafları "Şüpheli 1", "Şüpheli 2" ve "Şüpheli 3"; yine sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve mağdur ...'nın fotoğrafları Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince çekildikten sonra sanık ...'in fotoğrafları "Mukayese 1a, 1b, 1c nolu fotoğraflar", inceleme dışı sanık ...'in fotoğrafları "Mukayese 2a, 2b, 2c nolu fotoğraflar" ve mağdur ...'nın fotoğafları ise "Mukayese 3a, 3b, 3c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılıp kamera görüntülerinden elde edilen tetkik konusu fotoğraflar ile sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve mağdur ...'dan elde edilen mukayese konusu fotoğrafların incelenmesi sonucunda:
1- "Şüpheli 1" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın görüntünün 03.04 saniyesinde ilk olarak silahı ateşleyen ve yaralama olayını gerçekleştiren kişi olduğunun,
2- "Şüpheli 2" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın, görüntülerde başka bir şahsa tekme attığı görünen diğer bir şahsın ayak kısımlarını hedef alarak görüntünün 03.14 ve 03.16 saniyelerinde iki el ateş ettiğinin, görüntünün 03.22 saniyesinde ise "Şüpheli 1" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan ve silahla ateş ettikten sonra yere düşürülen kişinin uyluk-baldır kısmını hedef alarak bir el ateş ettiğinin,
3- "Şüpheli 3" şeklinde numaralandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın görüntünün 03.22 saniyesinde elindeki silahla "Şüpheli 1" olarak numaralandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın bacak kısmını hedef alarak ateş ettiğinin,
4- Bunların dışında silahla atış yapıldığının tespit edilemediğinin,
5- Laboratuvarda dudak okuma yapılmadığının, ayrıca inceleme konusu medyalarda karşılaştırılan görüntü örneklerinden elde edilen verilerin dudak okuma için elverişli olmadığının,
6- Tetkik konusu fotoğraflar ile mukayese konusu fotoğraflar arasında yapılan karşılaştırmalı incelemelerde ise;
- Kafa ve yüz şekli,
- Göz ve yüz şekli,
- Burun, dudak ve çene yapıları,
- Kulak yapısı,
Yönlerinden inceleme konusu medyalarda karşılaştırılan görüntü örneklerinden elde edilen verinin karar vermek için yetersiz (0)* olduğunun,
Belirtildiği,
Mahkemece 11.03.2010 tarihli oturumda; Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli raporun ikinci sayfasındaki mukayese konusu fotoğraflar ile huzurda bulunan kişiler karşılaştırıldığında "Mukayese 1a, 1b, 1c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların sanık ...'e, "Mukayese 2a, 2b, 2c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların inceleme dışı sanık ...'e, "Mukayese 3a, 3b, 3c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların ise mağdur ...'ya ait olduğunun tespit edildiği,
Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı kararının gerekçesinin;
"İddia, sanık savunmaları, mağdur-sanık anlatımları, olay tanıklarının ifadeleri, ATK 2. İhtisas Dairesinin olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğuna dair raporu, Kocaeli ATK Şube Müdürlüğü raporları, ToyotaSa raporu, Sakarya ATK Şube Müdürlüğünün raporu, olay yeri görgü tespit tutanağı, silahların 6136 tabii olduğuna dair ekspertiz raporu, Sakarya Üniversitesi yazı cevabı ile olay yerine ilişkin güvenlik kamerası kayıtları, fotoğraflar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
14.10.2008 günü Sakarya Üniversitesi Rektörlüğünün Temizlik ihalesinin yapılacağı, Sakarya ilinde doğrudan veya dolaylı olarak temizlik şirketleri bulunan sanıklar ..., ..., Yusuf Ural, Yavuz Ural, Mustafa Esgil, Kemal Diktaş ve Mustafa Çatalbaş'ın kapalı usulle yapılacak olan ihaleye girmek istedikleri, yine Ankara ilinde merkezi bulunan sanık ...'in şirket yetkilisi olduğu Tümpa Temizlik şirketinin de bu ihaleye katılmayı planladığı, bu amaçla sanık ...'in yanında şirket çalışanları ... ..., ..., Aziz İhsan Aktaş, Süleyman Çeken ve kimliği tespit edilemeyen bir kısım şahısla ihale saatini beklemek için 3 araç halinde Sapanca ilçesindeki Güral Otel'e geldikleri, olay tarihinde ve saatinde sanıklar ..., Kemal Diktaş, ..., Yavuz Ural, Yusuf Ural, Mustafa Esgil'in otelin giriş kapısında bulundukları esnada sanık ...'in aracı ile otele giriş yaptığı ve doğrudan kalabalık hâlde bulunan sanıklar Turgut ve arkadaşlarına yöneldiği, sanık ... ve Turgut arasında herhangi bir tartışma ve sataşma olmadığı hâlde sanık ...'in mağdur-sanık ...'a yumruk attığı, kavgaya olay yerinde bulunan diğer sanıklar ile sanık ...'le gelen sanıkların da müdahil olduğu, yaşanan bu kargaşada sanık ...'nın aracına yöneldiği, aracında bulunan ruhsatsız silahını alarak olay yerinde gittiği, babası Turgut'un yumruk yemesi ve darp edilmesi nedeni ile tabancayla sanık ...'e ateş ettiği, sanık ...'nın ateş etmesi üzerine sanık ...'in ve yanındaki diğer şahısların sanık ...'ya yöneldikleri, onu etkisiz hâle getirdikleri, bu sırada sanık ...'in Tolga'da bulunan silahı aldığı ve önce Tolga'ya sonra Turgut'a yönelik ateş ettiği, yine olay yerinde bulunan sanık ...'in şoförlüğünü yapan sanık ...'in de üzerinde taşıdığı ruhsatsız silahı ile mağdur sanıklar Turgut ve Tolga'ya ateş ederek ayaklarından yaraladığı, mağdur sanık ...'in yaralanması nedeni ile vücudunda oluşan kırığın yaşamsal fonksiyonlarını 6. derece etkilediği, yine mağdur sanık ...'un 4. derece kemik kırığı oluşacak şekilde, mağdur sanık ...'ın da 5. derece kemik kırığı ve uzuv ve organ zaafı oluşacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır.
...
Yine sanık ... yaralama olayına karışmadığını beyan etmiş ise de, müşteki sanıklar ... ve ...'ın beyanları, olay yeri kamera kayıtları, sanık Yavuz Ural'ın beyanı nazara alındığında savunmasına itibar edilmemiştir. Sanık ...'in, mağdur sanık ...'dan aldığı silahı, olay gecesi güvenlik birimlerine teslim etmesi gerekirken suçta kullanıp olay yerinden ayrıldığı, teslim olduğu tarihe kadar üzerinde taşıdığı anlaşıldığında sanığın ayrıca 6136 sayılı Yasa'ya muhalif silah taşımak suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Her ne kadar sanık ... mudafiince; mağdur sanık ...'ta tek bir ateşli silah yaralamasının bulunduğu, bu tek yaralanma nedeni ile sanık ... ve ...'in sorumlu tutulamayacağı belirtilmiş ise de olay sonrası Toyota Hastanesince düzenlenen rapor ve CD görüntüleri nazara alındığında sanık müdafiinin savunmasına itibar edilmemiş, sanıklar ... ve ...'in mağdur ...'un ayağına doğru ateş etmeleri neticesi mağdurun ayağında meydana gelen ve kemik kırığına neden olan yaralanma nedeni ile sanıkların birlikte sorumlu oldukları kanaatine varılarak her iki sanığın da cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Yine sanıklar ... ve ...'in mağdur ...'ı yaralaması eylemi nedeni ile TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/1-a-son maddeleri gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin benzer içtihatlarında nitelikli yaralamaya ilişkin verilen cezadan TCK'nun 87/1. maddesine göre artırım yapılması ile yetinilmesi gerektiği, ayrıca 87/3 maddesinden artırım yapılmasının fazla ceza tayini olacağı belirtildiğinden emsal alınan kararlar gereği sanıkların cezalarından 87/3. maddesi gereğince ayrıca artırım yapılmamıştır.
Sanıklar ... ve ... müdafii olayda TCK'nın 25. ve 27. maddelerinin uygulanması gerektiğini belirtmiş ise de; dosya içinde mevcut CD incelendiğinde sanıklar ... ile sanığın yanında çalışan diğer sanıkların olay yerine 3 araçla giriş yaptıkları, o sırada otelin kapısında beklemekte olan mağdur sanık ... ve arkadaşlarının yanına geldikleri ve mağdur sanık ...'tan kaynaklanan herhangi bir haksız hareket olmadığı hâlde sanık ...'in mağdur ...'a saldırdığı anlaşıldığından TCK'nun 25, 27 ve 29. madde hükümleri uygulanmamıştır.
Sanıklar ... ve ... savunmalarında Güral Otele gittiklerinde kapı önünde bulunan mağdur sanıkların kendilerine 'Pis PKK'lılar yine mi siz geldiniz, burada ne işiniz var.' dediklerini beyan etmişler ise de; bu beyanın olay yerinde bulunan ve haklarında ihaleye fesat karıştırmak suçundan kamu davası açılan sanıklarca ve o sırada olay yerinde güvenlik görevlisi olarak çalışan tanıklarca doğrulanmadığı tespit edildiğinden sanıkların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Sanık ... grubu ile mağdur sanık ... arasında meydana gelen tartışma ve arbedede sanık ... ve yanında bulunan çalışanlarının mağdur sanık ...'a saldırdıkları sırada babasının darp edildiğini gören mağdur sanık ...'nın aracına yöneldiği, aracında bulunan silahı alarak olay yerinde bulunan mağdur sanık ... ...'i yaraladığı, mağdur sanık ...'nın eylemini sanık ... ile yanında çalışan sanıklar ..., ... ..., Aziz İhsan Aktaş, Süleyman Çeken'in eylemleri neticesi kapıldığı haksız tahrikin etkisi altında işlediği anlaşılmakla mağdur sanık ... hakkında haksız tahrike ilişkin hükümler uygulanmıştır.
Sanıklar ... ve ... müdafiilerince mağdur sanık ...'nın ayağının baştan itibaren aksadığını, yaralanma neticesi herhangi bir uzuv zayıflamasının olmadığını beyan etmişler ise de; mağdurun yaralanma neticesi duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasının olup olmadığının tespiti için mağdur ATK 2. İhtisas Dairesine sevk edilmiş, ATK 2. İhtisas Kurulunun yaptığı muayene ve inceleme sonrası düzenlediği raporda olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu bildirilmiş, bu rapor dosya kapsamına ve oluşa uygun görülmekle hükme esas alınmıştır.
..." şeklinde açıklandığı,
Sanık ... müdafiinin 27.02.2013 tarihli dilekçesinde; sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 31.03.2011 tarih ve 78-68 sayı ile mahkûmiyet hükmü verildiği ve bu hükümlerin temyiz inceleme sonucunda kesinleştiği belirtildikten sonra;
"Somut olayda dava dosyası içerisinde bulunan, olayın gerçekleştiği Sapanca İlçesi Güral Otel'e ait güvenlik kamerası görüntülerinin, gerek soruşturma aşamasındaki görüntü tespit tutanağında, gerekse de yargılama esnasında alınan 06.01.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda maddi gerçeğe aykırı olarak ihmali bir davranışla düzenlenmiş olması sebebi ile hükümlü hakkında yanlış ceza tayinine gidilmiş olup ekte sunulan görüntüler ve Uzman Bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapor birlikte ele alındığında hükümlü müvekkilin müşteki ...'a karşı silahlı yaralama eyleminde bulunmadığı ortaya çıkacaktır.
1-) 5271 sayılı Yasa'nın 311. maddesinde, kesinleşmiş bir hükümle sonuçlanan davada hangi hallerde yargılamanın yenilenebileceği tahdidi olarak açıkça ifade edilmiştir. Anılan kanun yolu olağan üstü bir kanun yolu olup yasa koyucu yerel mahkeme aşaması ve temyiz incelemesinde gözden kaçabilecek ve yargılamanın esasını etkileyecek, yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmali ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılması durumunda hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi imkânını sağlaması gerektiği açıkça ifade etmektedir.
2-) Sayın Mahkemece Adli Tıp Raporu ve tespit tutanağı hükme esas alınmış, ...'a karşı sanık ...'in eylemi olmamasına, azmettirici, asli veya feri fail olarak nitelendirilmemesine rağmen sayın Mahkemece maddi gerçekliğin aksine asli fail olarak nitelendirilmiş ve neticeden 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Müşteki ... ifadesinde özetle 'Kendisini Bülent'in arkasından gelen tanımadığı bir şahsın yaraladığını' beyan etmektedir. Sanık ... ifadesinde özete 'İsmini sonradan ... olarak öğrendiği kişinin ayaklarına 2-3 el ateş ettiğini' beyan etmektedir. Adli Tıp Kurumu Koceli Şube Müdürlüğünce 29/01/2009 tarihinde düzenlenen raporda özette '...'ın sağ ayak kemik sırtında ateşli silah yaralanmasına bağlı bir adet mermi giriş ve çıkış deliğinin mevcut olduğu' tespit edilmiştir.
3-) Sayın bilirkişi raporunda mukayese fotoğraflarda 1 numarada yer alan müvekkil hakkında, görüntülerin 3.04 saniyesinde ilk atışı yapan ve yaralama olayını gerçekleştiren kişi olarak bahsedilmektedir. Bu durumun maddi gerçeğe aykırı olduğu, ilk atışı yapan ...'ın beyanı ile dahi ortaya çıkmaktadır. Bilirkişi raporu sonucu sayın Mahkeme yanılgıya düşmüş ayağında bir adet yara olan ...'a iki kişinin ayrı ayrı ateş ettiği gerekçesi ile her iki kişiye de ayrı ayı ceza tayinine gidilmiştir. Anılan bu cezanın maddi gerçekliğe uymadığı gibi, vicdanen de adaleti tesis etmediği sabittir. Sağlıklı bir inceleme sonucunda müvekkilin Turgut'a karşı eyleminin bulunmadığı ortaya çıkacaktır.
4-) Somut olayda müşteki-sanık ...'nın gerek sağ gerekse de sol uyluk tarafından yaralandığı, bu atışlardan birinin ... birisinin ise Bülent tarafından yapıldığı sabittir. Adli Tıp Kurumunca hangi atışın kemik kırığına sebebiyet verdiği tespit edilebilecekken bu durum ihmal edilmiş, sayın Mahkemece Yargıtay içtihatlarına aykırı bir şekilde her iki sanığa da ayrı ayrı nitelikli halden ceza tayinine gidilmiştir.
5-) Her türlü yargılamanın amacı maddi gerçeğe ulaşmak, hakkaniyet ve kamu vicdanına uygun bir karar vermektir. Doktrinde hüküm veren hâkim veya heyetinde nihayetinde insan olarak hata yapabileceği, bu hatanın olağan yolla bazen düzelmesine rağmen bazen de hatalı mahkûmiyet kararlarının kesinleşebileceği, bu hataların giderilebilmesi açısından hükümlülere olağanüstü kanun yollarına başvurabilmeleri imkânı tanınması evrensel hukuk ilkesi olarak kabul edilmektedir. Hukuk devletinde her bireyin hukuka ve hükmü veren mahkemeye saygısı adalet duygusundan ve adil yargılamaya olan inançlarında kaynaklanmaktadır.
7-) Somut olayda bir yaralanmaya karşı iki kişiye ayrı ayrı ceza tayini gerek cezaların şahsiliği ilkesine gerekse de maddi gerçekliği aykırı bir karardır, yine eksik inceleme sonucu tespiti mümkün bir kırığa yol açan eylemin tespit edilememesi de sanıklar açısından mağduriyete yol açmaktadır. Sayın heyetinizce ekte sunulan görüntünün incelenmesi sonucunda somut olayda maddi gerçeğe uymayan bir ceza tayin edildiği ve bu cezaya gerekçe olarakta ihmal sonucu düzenlenen raporun esas alındığı anlaşılacaktır.
Sonuç ve istem: Yukarıda arz ve izah edilen ve resen göz önüne alınacak sebeplerden ötürü,
a-) Hükümlü ... hakkındaki infazın uygun görülecek şekilde durdurulmasına,
b-) Yargılamanın yenilenmesi talebimizin kabulü ile duruşmanın açılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim." şeklindeki gerekçe ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulduğu,
Sanık ... müdafi tarafından adli ses ve görüntü analiz uzmanı olan ...'e düzenlettirilen ve yargılamanın yenilenmesi talebine esas olan 21.01.2013 tarihli raporda; Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli ve 9626 sayılı raporda görüntünün 03.04'üncü dakikasında ilk olarak silahı ateşleyen ve yaralama olayını gerçekleştiren kişinin sanık olduğu tespit edilse de bu tespitin doğru olmadığının, ilk atışın kaydın 03.04'üncü dakikasında mağdur ... tarafından ... isimli şahsa; ikinci ve üçüncü atışların kaydın 03.14 ve 03.15'inci dakikalarında inceleme dışı sanık ... tarafından inceleme dışı mağdur ...'a; dördüncü atışın kaydın 03.20'nci dakikasında sanık tarafından mağdur ...'ya; beşinci atışın kaydın 03.22'nci dakikasında inceleme dışı sanık ... tarafından mağdur ...'ya yönelik olarak yapıldığının, dördüncü ve beşinci atışların mağdur ...'nın ayağına doğru (2sn farkla) sanık ve inceleme dışı sanık ... tarafından yapılmış olduğunun, ancak kimin tarafından hangi ayağa ateş edildiğinin tespitini yapmanın mümkün olmadığının belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 03.02.2016 tarihli ve 1179-163 sayılı rapor ile ekinde yer alan mukayeseye konu fotoğraflara göre; olay sırasında mağdur ...'nın elinden silahını alan şahsın "1 no.lu şahıs", gri takım elbiseli olup mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a ateş eden şahsın "2 no.lu şahıs", olay sırasında ilk ateş eden şahsın ise "3 no.lu şahıs" olarak numaralandırılmasından sonra, inceleme konusu görüntü dosyalarının kayıt kalitesi ve çözünürlüğünün (görüntüyü oluşturan piksel sayısının) düşük olduğu, kişilerin güvenlik kamerasına uygun pozisyon ve yakınlıkta bulunmadığı, aydınlatmanın elverişli olmadığı, kişilerin yüzüne ait karakteristik yüz hat ve yapılarını (genel yüz ve kafa anatomisi ile alın, kaş, göz, burun, kulak, dudak, çene ve benzeri yapıların) temsil eden görsel bilginin yeterli düzeyde olmadığı, postür ve genel beden yapısı yönlerinden benzerlikler görüldüğü belirtildikten sonra; "1 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile sanık ...'e ait görüntü örneklerinin; "2 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile inceleme dışı sanık ...'e ait görüntü örneklerinin; "3 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile mağdur ...'ya ait görüntü örneklerinin mukayeselerinin; "İnceleme konusu medyalardaki analizi yapılan görüntü örnekleri, mukayese konusu görüntü örnekleriyle kısmı benzerlikler göstermekle birlikte karar vermek için yetersizdir(0+)*" şeklinde değerlendirildiği, "clip20081014085240.avi" isimli videonun 03.04'üncü dakikasinda 3 no.lu şahıs tarafından atış yapıldığı, 03.14, 03.15 ve 03.22'nci dakikalarında 2 no.lu şahıs tarafindan atış yapıldığı, 03.20 nci dakikasinda da 1 no.lu şahıs tarafından atış yapıldığı hususlarının tespit edildiği, CD'ler arasında saniye veya salise farkı olup olmadığı hususuyla ilgili yapılan incelemelerde, mevcut CD'lerdeki aynı isimli görüntü dosyalarının birbirlerinin kopyası oldukları ve aralarında bir fark bulunmadığı,
Anlaşılmıştır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler
CMK'nın "Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311. maddesi uygulama tarihi itibarıyla;
"(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür.
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.
(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddede hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinin istenilmesi mümkün değildir.
Kamu düzeninin sağlanması, davaların bir noktada sona ermesi sonucunu, yani kesin hükmü doğurmuştur. Kesin hükümle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülerek, maddi gerçeğe ulaşıldığından kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilaf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adli hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddi olaylar kesin hükmün maddi gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adli hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen göz ardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddi temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır. Kesinleşen hükmün, maddi gerçeğe uymadığına ilişkin kanunda belirtilen şartları taşıyan taleplerin değerlendirilmesi ve yapılacak değerlendirme sonucunda şartların oluşması hâlinde kesinleşen hükmün düzeltilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenlerle kanun koyucu bu sorunu çözebilmek için yargılamanın yenilenmesi müessesesinin şartlarını ayrıntılı olarak düzenlemek suretiyle ihdas etmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi ancak kesinleşmiş hükümlerde başvurulacak bir yol olup hukuki niteliği itibarıyla CMK'nın sistematiği, düzenleniş şekli ve düzenlendiği yer dikkate alındığında tereddütsüz olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesindeki amaç, kanunda istisnai ve sınırlı olarak sayılan hâllerin gerçekleşmesi durumunda gerçeğin araştırılması, böylece toplum ve sanığın menfaatinin korunması olduğundan, kesin hükme yönelik olarak ileri sürülen ve gerekli şartları taşımayan her türlü yenilenme talebinin dikkate alınması da söz konusu olmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında yargılamanın yenilenmesini; kanunda sınırlı şekilde sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin en az birisine dayalı olarak kesinleşmiş bir hükümde adli hata bulunduğu iddiasıyla kural olarak hükmü veren mahkemeye başvurulmasıyla başlayan, hükmü veren hâkimin katılımı olmaksızın, mahkemece başvurunun şekil ve esas açısından kabulüne karar verilmesi hâlinde devam edilerek hükme konu sanık ve fiil hakkında yeniden kovuşturma yapılmasına imkân sağlayan, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlamak mümkündür.
Yargılamanın yenilenmesi, mutlaka istek üzerine yapılabilecek, davasız yargılama olmaz ilkesinin doğal sonucu olarak mahkemece resen yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi mümkün olmayacaktır. Hükmün infaz edilmiş olması veya hükümlünün ölümü de yargılamanın yenilenmesine engel teşkil etmeyecektir.
Yargılamanın yenilenmesi başvurusu kural olarak herhangi bir süre sınırlamasına tâbi tutulmamış olup talep hükmü veren mahkemeye yapılmalıdır. Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması kesinleşen hükmün infazını kendiliğinden etkilemeyecek, ancak mahkemenin infazın geri bırakılmasına ya da durdurulmasına karar vermesi mümkün olabilecektir.
Yargılamanın yenilenebilmesi için hükümde önemli bir adli hatanın yapılmış olması gereklidir. Yargılamanın yenilenmesini gerektiren bu hata, hükümlünün lehine ya da aleyhine olarak yapılmış olabileceğinden hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi hem hükümlünün lehine hem de aleyhine olarak başvurulabilecek bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulması bakımından yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden olan ve CMK'nın 311. maddesinde hüküm altına alınan yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması hâli üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Delil; ceza muhakemesinin konusu olan olayda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla kullanılan ispat aracı olup ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi gereği akılcı ve gerçekçi olmak ve hukuka aykırı bulunmamak şartıyla her beyan, belge veya belirti, delil olarak kabul edilebilecektir.
Olay ise, doğrudan doğruya veya dolayısıyla muhakeme hukuku içinde ispat vasıtası olarak kabul edilen, diğer bir anlatımla doğrudan veya dolaylı olarak ispat aracı olarak kullanılabilecek ve yargılama sonucunu etkileyecek olgulardır.
Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için yeni olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın yeni olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da yeni sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de yeni sayılmaktadır.
Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular yeni değildir. Buradaki yenilikten anlaşılması gereken taraf bakımından değil, mahkeme bakımından olay ya da delilin yeni olmasıdır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değerlendirilmeyen deliller yeni delil veya olay kapsamındadır. Yenilik açısından önemli olan delil vasfına sahip olacak biçimde içerikteki yeniliktir. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabilecektir.
Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda önemli de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır.
Yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmadığı konusunda şekil şartının yerine getirilmesi yeterli olmayıp ikame olunan olay ve delillerin önceden ileri sürülmeyen ve tamamen yeni nitelik taşıyan yapıda olması ve tek başına veya diğer deliller birlikte incelendiğinde hükümlü lehine değerlendirmeye ve önceki hükmü değiştirmeye mahkemeyi yönlendirecek ciddiyette bulunması gerekmektedir. Bu özelliği taşımayan iddialarla, sırf şekli unsurların yeterliliğinden bahisle yargılamanın yenilenmesinde delil toplamaya ya da bu safha aşılarak duruşmalı incelemeye yönelmek kanun koyucunun amacıyla ve olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesinin yapısıyla uyuşmamaktadır. Diğer bir ifade ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilebilmesi için kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılıcak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulması zorunludur.
Buna göre, yargılama aşamasında yerel mahkemece temas edilen, bilgi sahibi olunan, incelenen ve hüküm verilirken gözönüne alınan, temyiz aşamasında da Özel Dairece incelenip değerlendirilen bir delile ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmak mümkün olmadığı gibi, bu tür nedenlere dayalı olarak yapılan taleplerin de kabul edilmemesi gerekmektedir.
Bu nedenle, gerek ilk derece yargılamasında gerekse temyiz aşamasında ileri sürülen, yargılama makamlarının bilgi sahibi olduğu, suçun sübutu ve nitelendirmesi bakımından göz önüne alınan, bu şekilde aşamalarda değerlendirilen olay ve delillere dayalı olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması durumunda, CMK'nın 318. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca mahkemece yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir.
Nitekim CGK'nın 05.06.1995 tarihli ve 164-190 sayılı kararında; "Yargılanmanın yenilenmesi bakımından yeni delil ve vakıanın varlığından bahsedebilmek için delil ve olayın daha önce mahkemeye sunulmamış, mahkemenin bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya diğer delillerle birlikte sonuca etkili olması gerekmektedir. Bu nitelikleri taşımayan delil veya olaylara 'yeni delil ve olay' niteliği yüklenemez.", 15.10.1990 tarihli ve 214-236 sayılı kararında; "Yargı kararının verildiği tarihte, mahkemece bilinmeyen ve mahkûmiyet hükmü kurulurken değerlendirme dışı tutulan yeni delil veya yeni olay diye tanımlanabilecek yeni bir durum ortaya çıkmadığından, önceki hükmün tasdikine ilişkin yerel mahkeme kararı ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.", 01.10.1990 tarihli ve 190-212 sayılı kararında; "Yerel mahkeme yargılamanın yenilenmesi davası sırasında, sanığın ileri sürdüğü hususlarda gösterdiği tanıkları dinlemiş, bu tanıkların tümü de sanığın ileri sürdüğü hususları doğrular nitelikte anlatımda bulunmuşlardır. O halde sanığın dilekçesinde ileri sürdüğü hususların doğruluğu kanıtlandığına göre, bu hususların yargılamanın yenilenmesi davasına konu, yargı kararının verildiği tarihte, yargılama heyetinin bilmediği delil veya olay diye tanımlayabileceğimiz yeni delil veya yeni olay olup olmadığına bakılmalı, bu soruya bulunacak cevap olumlu olduğu takdirde, hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren yasa hükmünün uygulanmasını gerektirip gerektirmediğini saptamak gerekecektir.", 27.05.1985 tarihli ve 72-306 sayılı kararında ise; "Öğreti ve uygulamada kabul olunduğu üzere 'yeni vakıa ve delil', evvelce yargıya sunulmamış olan onun bilgisi dışında kalmış olan delildir." sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretide de; "Yeni vakıa, yahut yeni delil mahkemece bilinmeyen yani mahkemenin hüküm verdiği esnada vakıf olmadığı vakıa yahut delil demektir. Yenilik, vakıa veya delilin vukuu zamanına, yani kronolojik bir esasa göre değil, mahkemece bilinmiş olup olmadığına göre tâyin edilir." (Baha Kantar, Ceza Muhakemeleri Usulü Üçüncü Kitap Kanun Yolları, Ankara, 1953, s. 411), "Muhakemenin yenilenmesi için sebep olarak gösterilen vakıa veya delillerin 'yeni' olması şarttır. Hükümlünün bildiği veya bilmesi lâzım geldiği bir vakıa veya delil, mahkemece malûm değil ise, yenilenme sebebi olabilir." (Faruk Erem, Muhakemenin Yenilenmesi Hakkında Genel Bilgiler, AÜHFD, S. 1-4, C.19, Ankara, 1962, s. 25), "Muhakemenin iadesi sebebi olabilmesi için dermeyan edilen vakıaların veya delillerin yeni olması gerekir. Yeni demek, hüküm tesis olunduğu zaman mahkemece bilinmeyen ve failin kusurluluğunu tesbitte tesir icra edebilen ve ilk hüküm tesisinde hiç nazara alınmamış bulunan hususlardır. Bir vakıa veya delil hüküm tesisi zamanında fail tarafından bilinse, fakat mahkemeye ikâme edilmemiş olsa ve bu sebeple de hükümde değerlendirilmemiş veya hükme tesir etmemiş olsa, bu iadei muhakeme sebebi olabilecektir; zira, bahis konusu olan yenilik fail bakımından değil mahkeme bakımından aranmalıdır." (Ayhan Önder, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Yeni Vakalar ve Yeni Deliller Sebebiyle Muhakemenin İadesi, İÜHFM, C. 31, No: 1-4, İstanbul 1966, s. 63), "Hükmü veren mahkemede bildirilmemiş veya bildirilememiş ve bu sebeple hükümde nazara alınmamış olan her türlü vakıa ve deliller, mahkûm tarafından bilinip bilinmemelerinin bir ehemmiyeti olmaksızın yeni sayılırlar. Yani yenilik taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Delil ve vakıaların evvelki duruşmada dermeyan edilmemiş ve neticede mahkemenin malûmatı dışında kalmış olmaları yeni kabul edilmeleri için yeterlidir. Evvelki duruşmada dermeyan edilmiş fakat mahkemece inandırıcı görülmeyerek nazara alınmamış delil ve vakıalar 'yeni' sayılmazlar." (Eralp Özgen, Ceza Muhakemesinin Yenilenmesi, Ankara, 1968, s. 95), "Yargılaşan kararın verildiği tarihte hakimin bilmediği delil veya olay diye tarif edebileceğimiz yeni delil veya olayın yenileme sebebi olabilmesi için yalnız başına veya eskilerle birlikte nazara alındığında hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı havi kanun hükmünün, yani sonuç cezanın tayininde kullanılması takdire bırakılmayıp, kanun gereği olan normların uygulanması ile mahkum olmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi, 18. Bası, İstanbul, 2010, s. 1493), "Şüphesiz muhakemenin iadesi için ileri sürülen delil veya vakıanın yeni olması gerekir. Buradaki 'yenilik'ten kasıt, daha önce bilinmeyen, bildirilmemiş veya sonradan ortaya çıkan delil veya olay olabileceği gibi, bir tarafça bilinmekle birlikte mahkemece bilinmeyen veya mahkemeye ismen bildirilmekle birlikte incelenmemiş, üzerinde delil veya olay muhakemesi yapılmamış, kısaca hiç dikkate alınıp değerlendirilmemiş hususlar da olabilir. Çünkü buradaki 'yenilik', taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Dermeyan edilmeyip, sadece kendisinden bahsedilerek hiçbir şekilde dikkate alınmayan ve inceleme dışı tutulan delil ve olay arasında fark bulunmamaktadır. Bunlar da kendileri dikkate alınmadan yapılan yargılama açısından 'yenilik' vasıflarını yitirmeyip sürdürürler." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, C. 2, 8. Baskı, Ankara, 2013, s. 494), "Yeni delil, mahkemeye sunulmamış, sunulsa bile mahkemece irdelenmemiş, dikkate alınmamış delildir. Bununla birlikte delil irdelenmiş ancak hükme esas alınmamış ise yeni değildir. Yeni delil aslında önceki hükmün yanlış olduğunu gösteren delildir. Buna göre fiil hakkında mahkemenin verdiği karar hukuksal dayanağını kaybediyor veya eski ispat olgusunda şüphe doğuruyorsa, bunu ortaya koyan vakıa ve/veya delil, yeni vakıa ve delildir." (Veli Özer Özbek-... Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2012, s. 806), "Hükmü veren mahkemeye bildirilmediği için hüküm kurulurken dikkate alınmamış her türlü olgu ve deliller yeni sayılır. Daha önceden mahkemeye bildirilen, ancak mahkemece inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil veya olgular yeni sayılmaz." (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 2013, s. 793), "Muhakemenin yenilenmesi nedeninin oluşması için olay ve delilin yeni olması gerekmektedir. Kanun koyucu burada yeni kelimesini, oluş tarihinden itibaren çok zaman geçmemiş anlamında değil, daha önce söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş anlamında kullanmıştır. Bu nedenle delilin yeni sayılması için ceza muhakemesi sırasında mahkemece varlığının bilinmemesi veya bilindiği halde olay yada delile ulaşılmaması gerekir." (Ahu Karakurt, Ceza Muhakemesi Hukukunda Muhakemenin Yenilenmesi, Ankara, 2009, s. 111), "Mahkemece yargılama sırasında bilinmeyen, bilindiği halde ulaşılamayan ve bu nedenle de kısmen veya tamamen hükmün kurulmasında dikkate alınmamış olan delil yeni delildir." (İlhan Akbulut, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Muhakemenin İadesi, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 78, 2004/4, s. 1559), "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunların yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olması yargılamanın lehe yenilenme nedenidir." (Sevi Bakım, Ceza Muhakemesi Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Özel Sayı, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, İstanbul, 2013, s. 933) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Diğer taraftan yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması üzerine uygulanacak usul işlemleri diğer olağanüstü kanun yollarına göre daha ayrıntılı bir şekilde CMK'nın 318-323. maddelerinde düzenlenmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmü veren mahkemeye yapılır. Bu mahkeme istemin kabule değer olup olmadığına duruşma yapmaksızın karar verir. Kanun'da belirlenen şekilde yapılmadığının veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmediğinin veya bunu doğrulayacak delillerin açıklanmadığının tespiti hâlinde bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilecek, aksi hâlde istemin kabule değer olduğuna karar verilip yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyecekleri varsa yedi gün içinde bildirmeleri için Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ edilecektir. Tebliğ aşamasından sonra soruşturmaya ilişkin hükümler çerçevesinde delillerin toplanması ve bunların esassız olup olmadıklarının değerlendirilmesi yani bu kanun yolunun ikinci aşamasına geçilecektir. Bu aşamada tanık, bilirkişi dinlenebilir, arama ve elkoyma işlemi, keşif yapılabilir. Sunulan delillerin inandırıcılığını değerlendirmek için mahkeme kendiliğinden uygun gördüğü her türlü delili toplamaya yetkilidir ve bu hususta da soruşturmaya ilişkin hükümler uygulanacaktır. Delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenir. Delil toplama işlemi tamamlanıp ilgililere diyecekleri sorulduktan sonra mahkeme bu delilleri dosya kapsamındaki diğer delillerle değerlendirip esas ilişkin bir karar verecektir. Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddialar, yeterli derecede doğrulanmaz veya 311. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa, yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecek aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilecektir. İstisnai hâllerde ise inceleme duruşmasız olarak yapılacaktır (CMK m. 322/1-2).
Öte yandan, yargılamanın yenilenmesi kararı bir hüküm değildir. Yargılamanın yenilenmesi kararına rağmen hatalı olduğu iddia edilen ilk hüküm hukuki varlığını devam ettirmektedir. Kaldı ki CMK'nın; "Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir." şeklinde düzenlenen 323/1. maddesinden de bu durum açıkça anlaşılmaktadır.
CMK'da yargılamanın yenilenmesi durumunda yapılacak duruşmanın usulüne ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak bu duruşma önceki duruşmanın devamı niteliğinde değildir. Bu nedenle de duruşmaya ilişkin kanun hükümlerinin tümünün uygulanması gerekmektedir. Bu durum CMK'nın 323. maddesine ilişkin gerekçesinde; "...Yeni duruşma ilkinden ayrı ve bağımsızdır. Mahkeme, gerek eski delillerin takdirinde gerek yeniden delil toplamada ve bunları birlikte değerlendirmede önceki hükümle bağlı değildir. Bu aşamada duruşmaya ilişkin tüm hükümler uygulanmak suretiyle gerçekleştirilir." şeklinde açıklanmıştır. Öte yandan yargılamanın yenilenmesi de olağanüstü bir kanun yolu olduğundan kesin hüküm otoritesinin korunması açısından iade sebebi olarak ileri sürülen hususla bağlı olarak yeniden duruşma yapılması (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 15. Baskı, İstanbul, 2018, s. 913), diğer bir ifade ile yenileme yargılamasının önceki karardaki hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması amacıyla sınırlı olması (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Baskı, Beta, İstanbul, 2007, s. 577) gerekmektedir.
B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme
Sanığın, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından mahkûmiyetine ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.11.2012 tarih ve 14052-36569 sayı ile; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçları bakımından onanmasına, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise hesap hatası nedeniyle düzeltilerek onanmasına karar verildiği, hükümlerin bu şekilde kesinleşmesinden sonra, sanık müdafiinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin 27.02.2013 tarihli talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.03.2013 tarih ve 78-68 sayı ile reddedilmesi üzerine bu ek karara hükümlü müdafii tarafından yapılan itirazı inceleyen Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 02.04.2013 tarih ve 375 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verildiği, bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 20.06.2013 tarih ve 39880 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2013 tarih ve 232586 sayı ile anılan kararın mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçları bakımından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.12.2013 tarih ve 17835-30100 sayı ile; "21.01.2013 tarihli fizik inceleme ve kriminalistik bilim uzmanı raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre, yargılamanın yenilenmesi talebi ile sunulan delillerin dosyada mevcut delillerle karşılaştırılarak CD'ler arasında atış anına ilişkin saniye veya salise farkı bulunup bulunmadığı, kullanılan tabancaların marka ve özellikleri ile ateş edenler kesin olarak belirlenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde red kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine karar verildiği, sanık müdafiinin 24.03.2014 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebi üzerine Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile talebin kabulü ile mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin infazlarının durdurulmasına, evrakın yeni bir esasa kaydına karar verildiği, bu karar doğrultusunda dosyanın anılan Mahkemenin 2014/150 esasına kaydedildiği, sanık müdafiinin 18.09.2015 tarihli dilekçesi ile 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçuna ilişkin yargılamanın yenilenmesi ile infazının durdurulması talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile kabulüne evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmesi üzerine bu karar doğrultusunda 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçu bakımından dosyanın 2015/343 esas sırasına kaydedildiği, ardından anılan Mahkemenin 23.10.2015 tarihli ve 343-232 sayılı kararı ile de bu davanın, aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2014/150 esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar verildiği, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda 08.11.2016 tarih ve 150-447 sayı ile; sanık hakkında, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan kurulup Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükmünün CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptali ile hükümlünün bu suçtan aynı Kanun'un 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçlarından kurulup Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin ise iptalini gerektirecek bir neden bulunmadığından CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onaylanmalarına karar verildiği, onaylama kararlarının sanık müdafii tarafından temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.01.2019 tarih ve 10620-563 sayı ile onanmalarına karar verildiği anlaşılan dosyada;
Kamu düzeninin sağlanması ve bu bağlamda kesin hüküm otoritesinin korunması amacıyla hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin CMK'nın 311. maddesinde sınırlı biçimde sayıldığı, bunların dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı cihetle; 21.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda Mahkemenin 31.03.2011 tarihli kararında yer alan kabulden farklı olarak sadece inceleme dışı mağdur ...'un olay sırasında sanık ... tarafından ateşli silahla yaralanmadığının tespit edildiği, bu anlamda yeni delil niteliğinde olan bu rapora istinaden sanığın sadece inceleme dışı mağdur ...'a yönelik eylemi bakımından yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ve yeniden yapılacak duruşmanın yenileme sebebi olarak gösterilen hususla bağlı ve önceki karardaki hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması amacıyla sınırlı olarak yapılması gerektiği gözetilmeden, geçerli bir yargılamanın yenilenmesi sebebi ileri sürülmeyen, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçu bakımından Yerel Mahkemece 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile; sanığın mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise Özel Dairenin 26.12.2013 tarihli ve 17835-30100 sayılı kanun yararına bozma kararı sonrasında Yerel Mahkemece 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile yargılamanın yenilenmesine karar verilmiş ise de; yeniden yapılan yargılama sonucunda bu suçlara ilişkin kurulan ilk mahkûmiyet hükümlerinde bir hukuka aykırılık bulunmadığını değerlendiren Yerel Mahkemece verilen onaylama kararlarının sonuç itibarıyla isabetli olduğu değerlendirilmekle, yargılamanın yenilenmesi nedeni dışında kalan ve ilk yargılama sırasında tartışılıp karara bağlanan hususlara yönelik itirazın bu aşamada Ceza Genel Kurulunca incelenmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki hukuka aykırı olduğu düşünülüyor ise Özel Dairece verilen 29.11.2012 tarihli karara karşı sanık lehine her zaman olağanüstü itiraz yoluna başvurulabileceği kabulü edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konuları değerlendirilmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2022/1523 E., 2023/1414 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
arınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararlarının kaldırılması ile sanık hakkında katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olma
1. Ceza Dairesi 2022/1523 E. , 2023/1414 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Kasten öldürme, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, kasten yaralamaya teşebbüs
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı
Katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından kurulan hükümleri suç vasfına yönelik aleyhe temyiz ettikleri belirlenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; sanık ... hakkında maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçundan verilen kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış
yaralama suçundan verilen kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.03.2018 tarihli ve 2018/11-38 Esas, 2018/113 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere hüküm türü değiştirildiğinden, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından verilen kararların Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43 Esas, 2009/56 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere suç vasfına yönelik aleyhe temyiz edildiklerinden temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Katılanlar ... ve Aliye vekilinin, katılan sanık ... müdafiinin, katılan sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.06.2021 Tarihli ve 2020/129 Esas, 2021/260 Karar Sayılı Kararı İle;
1. Sanık ... Hakkında
a. Maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b. Katılan ...'ye karşı kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 51 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca erteli 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine,
c. Katılan ...'e karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve son fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
2. Sanık ... Hakkında
Katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 22.10.2021 Tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar Sayılı Kararı İle;
1. Sanık ... Hakkında
Sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik Cumhuriyet savcısının (lehe), katılanlar vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararlarının kaldırılması ile sanık hakkında;
a. Maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b. Katılan ...'ye karşı kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 ay 21 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
c. Katılan ...'e karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve son fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
2. Sanık ... Hakkında
Sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik Cumhuriyet savcısının (aleyhe), katılan vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararlarının kaldırılması ile sanık hakkında katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 09.02.2022 tarihli ve 2021/145072 sayılı, red ve temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılanlar ....,ve ... Vekillerinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık ... hakkında maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; Haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
2. Sanık ... hakkında katılan ...'ye karşı kasten yaralamaya teşebbüs suçundan kurulan hüküm yönünden; kasten yaralama suçu yerine kasten yaralamaya teşebbüs suçundan hüküm kurulmasının hatalı olduğuna, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs suçu olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik ve takdirî indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
3. Katılanlar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Katılan Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık ... hakkında maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; Haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine,
2. Sanık ... hakkında katılan ...'e karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden; suç vasfının öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine,
3. Sanık ... hakkında katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden; meşru savunma koşullarının oluştuğuna ilişkindir.
C. Katılan Sanık ... Müdafilerinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık ... hakkında maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; meşru savunma ya da sınırın aşılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine, haksız tahrik indiriminin en üst düzeyden belirlenmesi gerektiğine,
2. Sanık ... hakkında katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden; suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi ve bu suçtan cezalandırılması gerektiğine, 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Katılan sanık ... ile ...'nin eş oldukları, katılan sanık ... ile katılan ... ve maktul ...'ın kardeş oldukları, katılan ...'nin ise anneleri olduğu, tarafların komşu olup aralarında hayvan meselesi yüzünden önceye dayalı husumet bulunduğu, olay günü ...., ailesinin köpeklerinin ...,ailesinin kapısının önüne pislemesi nedeniyle ..., ...,, ... ile ...,'in tartıştıkları, ...'nin de taraflardan biraz uzakta, traktörünün yanından tartışmaya dahil olduğu, tartışmanın büyümesi üzerine ...,'in yerden aldığı taşı ...'ye fırlattığı ancak ...'ye taşın isabet etmediği, Seher'in elindeki baltayı ...'a saldırmak için havaya kaldırdığı sırada ...'ın ...,'in elindeki baltayı aldığı, ...'nin elindeki tabancayı görünce de ...'nin üzerine balta ile giderek, ...'nin tabanca bulunan eline vurduğu, ikinci kez vurmaya çalışırken elindeki baltanın düştüğü ve ... ile boğuşmaya başladıkları, bu esnada ...'nin tabanca ile bir el ateş ederek ...'ı sağ göğsünden vurduğu, yaralanan ...'ın yere düştüğü, ...,'in ise bu sırada ...,'i etkisiz hale getirmek için yere yatırdığı, silah sesini duyunca ...,'i bırakarak ...'nin yanına doğru gittiği, yine silah seslerini duyması üzerine olay yerine ...,'nin elinde bir sopa ile geldiği, ... ve Seher'e sopa ile vurduğu, ..., ile ...'nin itekleştikleri ve ...'nin elindeki tabanca ile bir el ateş edip Ersin'i kasığından vurup yere düşürdüğü, ...'nin tabancası ile ...,'ye de ateş etmeye çalıştığı ancak silahın tutukluk yaptığı, ...'nin silahını tekrar kurmaya çalıştığı, Seher'in ise yerdeki baltayı alıp ...'e vurduğu, ...'in de Seher'in elindeki baltayı alıp ...'nin silah bulunan eline vurduğu, ...'nin baltaya müdahale etmesi ile ... ve ...'in dengelerini
kaybedip yere düştükleri ve yerde boğuştukları, ...,'in ise yerdeki baltayı alıp yerde ... ile boğuşan ...'nin kafasına vurduğu, ...'in de ...'nin elindeki silahı alarak olay yerinden uzaklaştırdığı, ...,'nin elindeki kürekle koşarak gelip küreğin sap kısmıyla yerdeki ...'nin kafasına vurduğu, yerden kalkan ...'nin ise ...,'nin elindeki küreği alıp demir kısmı ile ...,'ye vurduğu, bunu gören ...'in elindeki balta ile gelip ...'nin üzerine atlayıp ...'yi etkisiz hale getirdiği, ancak ...'ye vurmayıp annesi Aliye'yi de alarak elindeki balta ve kürekle olay yerinden uzaklaştığı, maktul ...'ın göğsüne isabet eden ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu öldüğü, katılan sanık ...'in sol kasığına isabet eden ateşli silah yaralanması nedeniyle yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralandığı, katılan sanık ...'nin ise beyin kanamasına ve çökme kırığına neden olan yaralanmaları nedeniyle yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, yüzde sabit ize ve hayat fonksiyonlarını ağır (5) derecede etkileyen kemik kırığına neden olacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır.
2. Katılan sanıklar ... ve ...,'in savunma ve beyanları, katılanların ve tanıkların beyanları tespit edilerek dava dosyasına eklenmiştir.
3. Maktul ...'ın kesin ölüm sebebinin tespitini içeren Adli Tıp Kurumu Kastamonu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 18.03.2020 tarihli ve 2020/375 sayılı;
"...Şahısta 1(bir) adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası olduğu ve tek başına öldürücü nitelikte olduğu... Şahsın ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu öldüğü..."
Görüşünü içerir raporu dava dosyasında bulunmaktadır.
4. Sanık ...'in eylemi neticesinde katılan ...'de meydana gelen yaralanmalara ilişkin olarak;
a. Adli Tıp Kurumu Sinop Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 16.04.2021 tarihli ve 2021/150 sayılı; "...Yumuşak doku lezyonlarına ve kafatasında çökme kırığına neden olan yaralanmasının; A) Kişinin sağ parietooksipitalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olmadığı, Duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olmadığı, B) Kişinin sağ temporoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olduğu, C) Kişinin kafa orta hatta frontoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olduğu, D) Kişinin alın sol yanda tarif edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olduğu, E) Kişinin sağ ön kol üst kısım lateralinde tarif edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olmadığı, duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olmadığı, F) Söz konusu yaralanmaların müştereken etkisi sonucu kişinin yaralanmasının; yaşamını tehlikeye soktuğu...şahısta saptanan kafatasında çökme kırığının; kişinin hayat fonksiyonlarını AĞIR (5) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olmadığı, yüzde sabit iz niteliğinde olduğu...",
b. Adli Tıp Kurumu Kastamonu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 25.03.2021 tarihli ve 2021/341 sayılı;
"...kişinin sağ temporoparietal, sağ parietooksipital, kafa orta hatta frontoparietalde, alın sol yanda ve sağ ön kol üst kısım lateralinde yaralanmalarının olduğunun anlaşıldığı cihetle mevcut tıbbi belgelere göre; A) Kişinin sağ parietooksipitalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; a)Kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu...c)Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi Hafif(1), Orta(2-3) ve Ağır(4-5-6) olarak sınıflandırıldığında; şahısta saptanan kırığın, hayat fonksiyonlarını AĞIR(5) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, B) Kişinin sağ temporoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, C) Kişinin kafa orta hatta frontoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, D) Kişinin alın sol yanda tarif edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, E) Kişinin sağ ön kol üst kısım lateralinde tarif edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu..."
Görüşlerini içerir raporları dava dosyasında bulunmaktadır.
5. Sanık ...'nin eylemi neticesinde katılan ...'de meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak düzenlenen Adli Tıp Kurumu Kastamonu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 25.02.2020 tarihli ve 2020/281 - 283 sayılı;
"...Şahısta tarif edilen eksternal iliak arter, comonfemoral arter ve vena cefana magna yaralanmasının; basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olmadığı, şahsın yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu, kırık ya da çıkığa sebep olmadığı..."
Görüşünü içerir raporu dava dosyasında bulunmaktadır.
6. Olay yeri inceleme raporu ve özel krokisi, görüntü kayıtları, 22.11.2019 tarihli kamera görüntüsü izleme tutanağı, 19.11.2019 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağı, ... Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığı ... Kimya İhtisas Dairesi Başkanlığı ... Toksikoloji Şubesinin, 14.02.2020 tarihli ve 63411923-101.01.02-2019/21053/9682/9316 sayılı raporu, Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin, 05.12.2019, 13.12.2019, 20.12.2019 tarihli uzmanlık raporları, 19.11.2019 tarihli olay yeri görgü tespit tutanağı, sanıkların nüfus ve adli sicil kayıtları dava dosyasında bulunmaktadır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
"Katılan sanık ... ve eşi ... ile komşuları olan katılan ..., onun oğulları olup kardeş olan katılan sanık ..., katılan ... ve maktul ... arasında önceden bir takım tartışma, husumet ve ihtilafların bulunduğu, bu husumetlerin başlangıcını, köyde sadece yazları bulunan ve hayvancılık yapmayan ...'nin arazilerine karşı tarafa ait hayvanların sokulmasının oluşturduğu, taraflar arasında bu gerginlik sürmekte iken olay günü karşı tarafa ait köpeğin gelerek ... ve Seher'in evlerinin önüne pislediği, Seher'in pisliği kürekle atıp yerine kireç döktüğü sırada, önceki husumetlerin de etkisi ile tek başına haksız fiil olarak kabulü gerekmeyen sözler söyleyerek serzenişte bulunduğu, bu arada ...'nin evinin önünde park halinde bulunan traktörde oturmakta olduğu, Seher'in serzenişleri üzerine, ...,'in gelerek ...,'le tartışmaya başladığı, bu arada maktul ... ve ...'in de geldikleri,
...,'in eline baltayı aldığı, traktörden inen ...'nin ...,'le tartışma halinde olan ..., ve kardeşlerine uzak bir mesafeden sözlü müdahalede bulunduğu, bunun üzerine....,'in yerden aldığı oldukça büyük bir taşı ...'ye doğru fırlattığı, ...'nin son anda sakınarak taşın isabetinden kurtulduğu, bu arada elinde balta bulunan ....,'in....,'in ...'ye taş atmasına tepki olarak elindeki baltayı ...,'e doğru kaldırarak hamle yaptığı, ...,'e daha yakın olan maktulün baltayı sapından yakalayarak kolayca Seher'in elinden aldığı, bundan sonra ....,.'in bu hareketine tepki olarak baltanın sapıyla ve elleriyle ..., ..., ve ...'in ....,'e vurmaya başladıkları, halen bulunduğu yerden olanları izleyen ve onlara on metre kadar mesafede olan ...'nin ...,'in dövülmesine tepki olarak silahına davrandığı ve aynı zamanda diğerlerinin bulunduğu yere doğru hareketlendiği, ...'nin silahı çıkarmaya çalışarak harekete geçtiğini fark eden ve halen ...,'den aldığı balta elinde olan maktulün baltayı kaldırıp tevcih ederek hızla ...'ye doğru koşmaya başladığı, ...'nin tabancayı çekmesi ve kılıfından çıkarması, bu arada kılıfın da yere düşmesi, tabancayı atışa hazırlamaya çalışması anına kadar geçen zaman zarfında maktulün aradaki mesafeyi kat ederek ...'ye ulaştığı, ...'nin silah tuttuğu sol eline doğru balta ile hamleler yaparak silahı düşürmeye çalıştığının anlaşıldığı, balta ile yaptığı üst üste iki hamle ve isabete rağmen ...'nin silahı bırakmaması nedeniyle başarılı olamayan maktulün bu kez baltayı bırakıp boğuşarak ...'den silahı alıp onu etkisiz hale getirmeye çalıştığı ve birlikte görüntünün dışına çıktıkları, görüntü içinde maktulün mermi isabetine bağlı olarak sarsıldığının ve hareketlerinin zayıflayıp değiştiğinin görülmemesi nedeniyle isabet anının baltayı düşürdükten sonra, görüntünün dışına çıkarken veya çıktıktan sonraki boğuşma sırasında olduğunun değerlendirildiği, bu şekilde maktulün vurulmasından sonra ..., ve ...'in ...'yi etkisiz hale getirme çabalarına devam ettikleri, ... ile ...'nin başka bir kamera açısında boğuştukları sırada Ersin'in elinden kurtulan ...'nin bir kaç metre mesafeden ....,'in vücudunun alt kısmına hedef alarak ateş ettiği, ...,'in yere düştüğü, ...,'den kurtulan ...'nin silahı sonradan gelip kavgaya dahil olan ve...,'i darp eden ...,'ye tevcih ettiği, bu arada silahın namlusunun aşağı istikamette olduğunun görüldüğü, ...'nin ateş etmeye çalıştığı ancak silahın tutukluk yaptığı, silahı tekrar çalıştırmaya uğraştığı sırada fırsat ve imkan bulan ...'in ...'nin üzerine atlayıp onu yere düşürdüğü, ...'nin elinden silahı almaya çalışarak boğuştuğu ancak alamadığı, bu arada yaralı haldeki ....,,'in baltayı yerden alarak ...'ye yaklaştığı başucuna çömelerek ve nispeten yavaş bir şekilde baltanın keskin olmayan tarafını kullanarak ...'nin başına bir kez vurduğu, etkisiz hale getirmek için yeterli olmayınca üst üste iki sert darbe daha vurarak ...'yi etkisiz hale getirdiği" anlaşılmıştır.
Sanık ...'nin katılan ...'ye yönelik eylemi yönünden; Görüntü kayıtları ve dosya içeriğindeki diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, sanık ...'nin katılan ...'ye yönelik tek eyleminin tabanca ile ateş etmeye çalışması olduğu, başkaca bir eyleminin tespit edilemediği, sanığın katılan ...'ye yönelttiği silahın istikametinin aşağıya seyirli olması, katılan ...'e yönelik kastı ile ...,'ye yönelik kastının bölünmesini gerektirir bir neden bulunmaması, öldürme kastı ile hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmaması ve katılan ...'nin herhangi bir yaralanmasının bulunmaması karşısında, sanık ...'nin yaralama kastı ile hareket ettiğinin kabulü ile suç vasfının silahla kasten yaralamaya teşebbüs olarak tespit edildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... hakkında haksız tahrik yönünden; Maktul ... ve kardeşleri ...., ile ...'in ilk haksız hareketi başlatmaları, ...'ye taşla saldırmaları, Seher'i darp etmeleri şeklinde ortaya çıkan birden fazla kişi olarak gerçekleştirdikleri birden fazla haksız hareket bulunması, ... ve Seher'e göre sayıca, yaşça ve fiziksel güç olarak daha baskın olmaları nedeniyle sanık ... lehine haksız tahrik nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca alt sınırdan uzaklaşılarak indirim yapıldığı tespit edilmiştir.
Sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik eylemi yönünden; Sanık ...'nin tabancası ile ateş ederek kardeşi maktul ...'ı öldürdüğü, kendisini ağır şekilde yaraladığı, annesi ...,'yi silahla yaralamaya teşebbüs ettiği, tutukluk yapan tabancayı çalıştırmaya uğraşması ile saldırının sürdüğü ve her an yeniden tekrarlanmasının muhakkak olduğu, sanık ...'in ele geçirdiği baltanın keskin olmayan tarafı ile yerde kardeşi ... ile boğuşmakta olan ...'nin başına birden fazla kez vurarak, ...'yi etkisiz hale getirip elinden silahı almasının 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca meşru savunma kapsamında olduğu ancak sanık ...'in kardeşi ... ile birlikte daha hafif bir eylemle ...'yi etkisiz hale getirmesi ve silahını alması mümkünken kafasına baltanın künt tarafıyla birden fazla ve şiddetle vurarak kafatasında çökme kırığına, beyin kanamasına ve hayati tehlike geçirmesine neden olarak onu ağır şekilde yaralaması meşru savunma koşullarında başladığı eyleminin meşru savunma sınırını 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında mazur görülebilecek korku, heyecan ve telaşla aştığı kabul edilerek, sanık ... hakkında 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Tebliğname Yönünden
Sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçundan kurulan hüküm 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi, sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kesin ise de katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından kurulan hükümleri suç vasfına yönelik aleyhe temyiz etmeleri nedeniyle, anılan hükümlerin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43 Esas, 2009/56 Karar sayılı kararı uyarınca temyize tabi olduklarından, Tebliğname'nin temyiz istemlerinin reddine dair görüşüne iştirak edilmemiştir.
B. Sanık ... Hakkında Katılan ...'ye Karşı Kasten Yaralamaya Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Katılan ... vekillerinin; kasten yaralama yerine kasten yaralamaya teşebbüs suçundan hüküm kurulmasının hatalı olduğuna, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs suçu olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik ve takdirî indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ve vekalet ücretine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Katılan ...'nin olayın akabinde alınan beyanında, sanık ...'nin kendisine kürek ile vurduğunu belirtmemesi, katılanın yaralanmaması, görüntü kayıtlarından sanığın katılana yönelik silahla ateş etmeye teşebbüs eyleminin sabit olması, sanığın katılana yönelttiği silahın istikametinin aşağıya seyirli olması ve
öldürme kastı ile hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmaması karşısında, sanık ...'nin yaralama kastı ile hareket ettiğinin kabulü ile suç vasfının silahla kasten yaralamaya teşebbüs olarak tespitinin isabetli olduğu, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, katılandan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemin doğru olarak belirlendiği, takdirî indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği ve kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedildiğinden, hükümde bu yönleriyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Sanık ... Hakkında Katılan ...'e Karşı Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Katılan ... vekillerinin; suç vasfının öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Sanığın yakın mesafeden hayati bölgeleri hedef alıp ateş etme imkânı varken, vücudun daha alt bölgesini hedef alması ve sadece bir el ateş etmesi birlikte değerlendirildiğinde, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, katılandan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemin doğru olarak belirlendiği, takdirî indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği ve kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedildiğinden, hükümde bu yönleriyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
D. Sanık ... Hakkında Maktul ...'a Karşı Kasten Öldürme Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Katılanlar Aliye, ... ve Ersin vekillerinin; haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, sanık ... müdafilerinin; meşru savunma ya da sınırın aşılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine, haksız tahrik indiriminin en üst düzeyden belirlenmesi gerektiğine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Hukuka uygunluk nedenlerinden biri olarak 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru savunmanın yargısal kararlarda ve öğretide; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiiller olarak kabul edilmesi karşısında, görüntü kayıtlarına göre ilk haksız hareketin ...., tarafından sanığa taş fırlatılarak gerçekleştirildiği, sanığın kendisine taş atılmasına rağmen silahına yönelmediği, Ersin tarafından taş fırlatıldıktan sonra Seher'in elinde bulunan balta ile Buyurukcu ailesinin bulunduğu alana doğru hamle yaptığı, ...,'in elindeki baltanın maktul ... tarafından alındığı ve ...,'in ..., ve maktul tarafından darp edilmesi üzerine sanığın silahını belinden çıkarmaya çalıştığı, maktul tarafından sanığa yönelik balta ile saldırının başladığı ve sanığın ilk aşamada ateş etmediği, öncelikle geri geri hamle yaptığı, ancak maktulün baltayı savurarak gerçekleştirdiği saldırısının devam etmesi üzerine maktule bir el ateş ettiği ve maktul ile kardeşlerinin sayıca, yaşça ve fiziksel güç olarak daha baskın olmaları da dikkate alındığında, sanık lehine 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinde düzenlenen meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
E. Sanık ... hakkında Katılan ...'ye Karşı Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Katılan ... vekillerinin; suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi ve bu suçtan cezalandırılması gerektiğine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Sanığın katılan ...'nin kafa bölgesini hedef alması, birden fazla kez baltanın künt kısmı ile vurması, katılanın kafasında birden fazla kesi şeklinde yaralanmaya, çökme kırığına ve beyin kanamasına neden olması ve kullanılan baltanın elverişliliği birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu gözetilmeksizin, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs yerine neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olarak belirlenmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
2. Katılan ... vekillerinin; 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, sanık ... müdafiinin; meşru savunma koşullarının oluştuğuna yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Katılan ...'nin, sanık ...'in kardeşi maktul ...'ı silahla ateş ederek öldürmesi, kendisini ağır şekilde yaralaması, annesi katılan ...'yi silahla yaralamaya teşebbüs etmesi, tutukluk yapan silahını çalıştırmak için uğraşması, elinde silah varken kardeşi ... ile yerde boğuşma halinde olması dikkate alındığında, saldırının sürdüğü ve her an tekrarlanmasının muhakkak olduğu, meşru savunmada saldırıya ilişkin şartların gerçekleştiği, savunmada zorunluluk bulunsa da sanığın katılanın başına baltanın künt tarafı ile birden fazla kez vurarak kafatasında çökme kırığına, beyin kanamasına ve yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralamasıyla saldırı ile savunmanın orantılı olmadığı, dolayısıyla meşru savunma koşullarının gerçekleşmediği, sanık ...'in kardeşi ... ile birlikte daha hafif bir eylemle katılanı etkisiz hale getirmesi ve silahını alması mümkünken kafasına baltanın künt tarafıyla birden fazla ve şiddetle vurarak katılanı ağır şekilde yaralaması karşısında sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan kaynaklandığının kabul edilemeyeceği, ancak kardeşi ...'ın öldürülmesi, kendisinin ağır şekilde yaralanması ve annesine yönelik silahla yaralamaya teşebbüs eylemleri dikkate alındığında sanık lehine azami oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. Sanık ... Hakkında Katılan ...'ye Karşı Kasten Yaralamaya Teşebbüs Suçu Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararında katılan vekilleri ve sanık müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
B. Sanık ... Hakkında Katılan ...'e Karşı Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçu Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) ve (C) bentlerinde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararında katılan vekilleri ve sanık müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin
birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
C. Sanık ... Hakkında Maktul ...'a Karşı Kasten Öldürme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (D) bendinde açıklandığı üzere meşru savunma nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği nedeniyle sanık müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Bozma nedeni göz önünde bulundurulduğunda, sanığın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhal TAHLİYESİNE,
D. Sanık ... Hakkında Katılan ...'ye Karşı Kasten Öldürme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (E) bendinde açıklandığı üzere azami oranda haksız tahrik hükümleri uygulanarak kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği nedeniyle katılan vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.03.2023 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Issız bir sokakta yürürken, aniden karşısına çıkan ve kendisine bıçak çeken gaspçı (G)'ye karşı kendisini savunan (S), o anki korku ve panik haliyle, (G)'yi etkisiz hale getirdikten sonra dahi ona vurmaya devam ederek savunmada sınırı aşmıştır. Yapılan yargılamada mahkeme, (S)'nin meşru savunma sınırını 'mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan' ileri gelerek aştığı kanaatine varmıştır. Bu durumda mahkemenin (S) hakkında vermesi gereken hüküm 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisidir?
A) Beraat kararı verilir.
B) Sanığın kusurunun olmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.
C) Failin işlediği fiilin haksızlık içeriğinin azlığı dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.
D) Davanın düşmesine karar verilir.
E) Davanın reddine karar verilir.
Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.