Türk Ceza Kanunu 277. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 277- (Değişik: 2/7/2012-6352/90md.)
(1) Görülmekte olan bir davada (…)[108] gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, (…)108 sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/69 md.) Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.
(2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.
Suçu bildirmeme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
20 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2021/8841 E., 2022/7416 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Hüküm : Sanığın, TCK’nın 277/1, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Borçka Asliye Ceza Mahkemesinin 17.10.2019 tarihli, 2019/233 - 2019/370 sayılı mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvuruları üzerine, ilk derece mahkemesi hükmünün CMK’nın 2
12. Ceza Dairesi 2021/8841 E. , 2022/7416 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Suç : Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs
Hüküm : Sanığın, TCK’nın 277/1, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Borçka Asliye Ceza Mahkemesinin 17.10.2019 tarihli, 2019/233 - 2019/370 sayılı mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvuruları üzerine, ilk derece mahkemesi hükmünün CMK’nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak, sanığın TCK’nın 277/1, 277/2, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile
cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet
Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen 16.01.2020 tarihli, 2019/102-2020/22 sayılı “istinaf talebinin kabulüyle ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasından sonra yeniden kurulan mahkumiyet hükmüne” ilişkin karar, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
CMK'nın 286/2-b. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmayıp, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince cezanın artırılmasından dolayı hükmün temyiz edilebileceği belirlenerek yapılan incelemede:
İncelenen dosyada;
Sanık ...’in kardeşi olan ...’ın, eski kız arkadaşı ... ile ilişkisi olduğunu düşündüğü ... isimli şahsı kasten öldürdüğü iddiasıyla sanık sıfatıyla yargılandığı ... 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/60 esasına kayıtlı ceza davasının 06.03.2018 tarihli duruşmasında, ...’nın da tanık olarak dinlenilmesine karar verilmesini müteakip, sanık ...’in, ... ile görüşerek, ondan, tanık sıfatıyla alınacak beyanında ölenin kendisine sarkıntılık yaptığına, ölenin kendisini sevdiğine dair kardeşi ...’ın lehine olacak şekilde anlatımlarda bulunmasını istediği, 22.04.2018 günü saat 14.20 sıralarında ...’yı telefonla arayarak, “Senin kapının önüne gitmiyoruz. Niye? Rahatsız olmayın diye. Yoksa bak evinizi terk edersiniz ...’dan bah. Annen de gider baban da gider, ...’ yı terk edersiniz bah, Evinizde rahat vermeyiz size bah, Biz iyilikle yanaşıyoruz bah. Gelecen burada bir kelime söyleyecen çekecen gidecen, ikide bir \*\*\* fazla naza gelmeyiz ba bah, gel bizim buramıza gelmiş ha bah, Seninle mi uğraşalım, oğlanla mı uğraşalım, mahkemeyle mi uğraşalım? Biz kimle uğraşacaz, Bir kelime söyleyecen başka bir şey söylemiycen, \*\*\* hırsızlık yapmışım, Bir kelime söyle orda, ifadeni ver gurtul git kendine, Ne sen bizi gör ne biz seni görelim. Biz çocuğumuzla uğraşalım, bide senle mi uğraşacaz?, Burada galmış üç gün bah, Perşembe günü mahkemedir. Bu şaka-makası yok bu işin bah. Bu işin şaka-makası yok ha. Çocuğumuz yanarsa sizde yanarsınız. Daha kim yanar kim yanmaz onu bilmiyorum ha bah. Siz de yanarsınız, Biz böyle ho ho ho öyle yapmayız \*\*\* size, Biz sizin eviniz önüne gitmiyoruz. Sizi gomşulara rezil etmiyoruz. Bah her şey yapılır ha, Yapılmaz diye bir şey yok ha bah. Her şey yapılır yani istesek. Senin gardeşin sokaklarda gece gündüz bali çekiyor, hap atıyor, sokaklardadır ha, Bi yerde yakalarız onu ha bah. Onu söyliyim size ha. Bir kelime, bir kelime gidecen orda savcıya ifade verecen, bilmem kime ifade verecen, çekecen gidecen yav. Sen öyle böyle zaten gelip ifade vereceksin. Seni çağırmışlar ifadeye.", "Onbir sene, senin yüzünden onbir sene yatarsa bunun güvenini kim sana verecek,", "Bak seni zaten ifadeye çağırmışlar. Sen her türlü ifadeye gelecen tamam mı? Ona göre mahkeme sonuçlanacak", "Peki, Peki oğlan oradan çıktığında seni yaşatacağını mı düşünüyosun peki bu şekil he?", "Bah zaten böyle, bu bu şekilde hiç bişey gonuşmamışıh sizinle ha. Bah mahkemede hepsi ortaya çıhacah, nolacağı ortaya çıhar bahı sana söylüyorum. Biz sana güzellikle söylüyoruz. Git bi Allah aşgına, git bi ifade ver, bizi de gurtar kendini de gurtar. Bah bizi de gurtar, kendini de gurtar ha. Biz de bunalmışız ha bah. Bunalmışız yani ha. Sekiz dokuz aydır biz", "E senin ananın a… gadar yolun var bu saatten sonra. Ben de senin gardeşini si.mezsem, senin gardaşıyla \*\*\* si.mezsem, senin ananı si.ecem tamam? Bunu da gulağına sok. \*\*\* gelip senin ananı si.ecem, senin anam si.ecez yani ha. Bunu bil. Tamam?, Aha ben telefonu gapatıyoruım senin gardeşin bundan sonra sokaklarda gezsin tamam?" şeklinde sözler söyleyerek, kardeşi ... hakkında yapılan yargılama sonucunda gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek ve kardeşi lehine bir haksızlık oluşturmak amacıyla tanık sıfatı bulunan ...’yı tehdit ettiği, sanığın da açıklanan konuşmaları o anki sinirle söylediğini ikrar ettiği iddialarına dayalı olarak, sanığın TCK’nın 277/1-1, 277/2, 53/1. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle sanık hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan kamu davası açıldığı,
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda, sanığın, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan TCK’nın 277/1, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet hükmü kurulduğu,
İlk derece mahkemesi hükmüne yönelik mahalli Cumhuriyet savcısının (aleyhe) ve sanığın istinaf başvuruları üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince yapılan duruşma sonunda, ilk derece mahkemesi hükmü CMK’nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak, sanığın, sübut bulan eyleminin TCK'nın 277/1. maddesindeki yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğuna, sanığın eyleminin TCK’nın 106/1-1. maddesindeki tehdit suçunu da oluşturması nedeniyle TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kapsamında daha ağır cezayı gerektiren yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan belirlenen temel cezada TCK'nın 277/2. maddesi uyarınca ¼ oranında artırım yapılmasına karar verilerek, sanığın, TCK’nın 277/1, 277/2, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet hükmü kurulduğu,
... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen 16.01.2020 tarihli, 2019/102-2020/22 sayılı “istinaf talebinin kabulüyle ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasından sonra yeniden kurulan mahkumiyet hükmüne” ilişkin kararın, sanık tarafından; “…... 2. Ceza Dairesi Yargıtay yolumu açmış bulunuyor efendim dosyamın incelenmesini beratımı istiyorum Gereğinin yapılmasını Arz ve Talep ederim…” biçimindeki dilekçe ile temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.01.2022 tarihli, 2021/133-2022/6 sayılı kararında yer alan; “…Yerel Mahkemece, sanık ... E. hakkında karşılıksız yararlanma suçundan açılan kamu davasının düşürülmesine ilişkin kararın Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine hükmolunduğu, bu kararın da sanık tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece ‘temyiz dilekçesinde herhangi bir sebep gösterilmediği’ şeklindeki gerekçe ile sanığın temyiz isteminin reddine karar verildiği olayda; Sanığın, bahse konu eylemleri gerçekleştirmediği, hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken cezaya hükmolunduğu, bu nedenle verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu yönündeki temyiz dilekçesinde, suçlamayı kabul etmeyerek, temyiz gerekçesini, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayandırdığını anlaşılır bir şekilde gösterdiği, sanık tarafından ileri sürülen temyiz talebinin aynı zamanda mevcut deliller karşısında bölge adliye mahkemesince mahkûmiyet sonucuna nasıl ulaşıldığı yönündeki gerekçeyi de içerdiğinin anlaşılması karşısında, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin uyguladığı maddi ceza normlarının hukuka uygun olmasının, maddi olayın doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilerek bu tespite uygun olan maddi hukuk normlarının uygulanmasına bağlı olduğu, buna göre hükmün hukuki yönüne ilişkin olan ve hükme etki eden maddi olay değerlendirmesindeki hukuka aykırılıkların da temyiz kanun yolunda incelenebileceği hususları ile 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin Hükümet Tasarısındaki Gerekçesinde belirtildiği üzere, delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde hukuka aykırılık hâlinin oluşacağı ve bu kapsamda sanıkların maddi hukuka ve usul hukukuna aykırılık iddiası taşıyan dilekçelerinin temyiz incelemesi için yeterli sebep içereceği dikkate alınarak, Özel Dairece, fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, ulaşılan sonucun akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere aykırılık taşıyıp taşımadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin mantıksal ve hukuksal bütünlük içinde değerlendirilerek karar yerinde tartılışıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde belirlenip belirlenmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar ile temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasında bulunulmadığından usul hükümlerine uygunluk bakımından ise, 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz incelemesi yapılması gerektiği kabul edilmelidir…” biçimindeki açıklamalara göre, temyiz dilekçesinde temyiz nedeni bildirilmemesinden dolayı sanığın temyiz isteminin reddine karar verilmesini öneren tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiş; ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın beraat kararı verilmesi istemine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 16.01.2020 tarihli, 2019/102-2020/22 sayılı “istinaf talebinin kabulüyle ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasından sonra yeniden kurulan mahkumiyet hükmüne” dair kararına karşı yapılan temyiz isteminin isteme aykırı olarak 5271 sayılı CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 5271 sayılı CMK'nın 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8. maddesi ile değişik 304/1. maddesi uyarınca, dosyanın gereği için Borçka Asliye Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin de ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 26.10.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
E.'in serbest kalmasını sağlamak üzere, birlikte hareketle nüfuz kullanma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 277/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis,
Ceza Genel Kurulu 2010/4-154 E. , 2011/38 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname : 2010/127001
Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
Yargı görevi yapanları etkilemeye teşebbüs, kamu görevlisine yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama ve 4422 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından sanıklar H. E., C. G., G. A. ve Ö. Ö. hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahke¬mesince verilen 10.05.2005 gün ve 178-76 sayılı görevsizlik kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda;
1- Sanıklar H. E., C. G., G. A. ve Ö. Ö.'un N. adıyla bilinen davanın sanığı M. N. E.'in serbest kalmasını sağlamak üzere, birlikte hareketle nüfuz kullanma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 277/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis,
2- Sanıklar H. E.ve C.G.'in, Türk Telekom-Turkcell arasında Ankara 7. Ticaret Mahkemesi'nde görülen davada, Turkcell lehine nüfuz kullanma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 277/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis,
3- Sanıklar H. E., C. G. ve Ö. Ö.'un, televizyonda yayınlanan “Hayat Bilgisi” isimli dizinin yayınına tedbir konulması isteğinin mahkemece reddedilmesi için nüfuz kullanma girişiminde bulunmaları suçundan 5237 sayılı TCY’nın 277/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis,
4- Sanık C. G.’in; Samsun'da mobil elektrik santral kurulması işlemiyle ilgili Ankara 10. İdare Mahkemesi nezdinde nüfuz kullanma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 277/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis,
5- Sanıklar H. E., C. G. ve Ö.Ö.'un, televizyonda yayınlanan “Pasoparola - Pazar Yıldızı” isimli programlar ile ilgili görülmekte olan davada, bir taraf lehine sonuç almak için nüfuz kullanma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 277/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis,
Cezaları ile cezalandırılmalarına ilişkin Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.05.2007 gün ve 581-361 sayılı hükmün, sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 10.07.2008 gün ve 8558-15780 sayı ile;
“Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre sanıklar H. E. ve C. G.hakkında ‘Telekom-Turkcell’ davasıyla ilgili Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi ve sanık G.A.’ın Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi yargıçları üzerinde gerçekleştirdikleri iddia olunan eylemleri nedeniyle bir karar verilmemiş ise de zamanaşımı süresince hüküm kurulabileceği anlaşılarak yapılan incelemede;
Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230 ve 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nun 308/7. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, C.Savcısını ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtay’ın gerekçelerde tutarlılık denetimi yapması ve gerekçelerde disiplin işlemini yerine getirmesi için, kararın dayandığı iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gerekçeye yansıtılmasının gerekmesine karşın;
Yerel mahkeme kararında, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlere yer verilmediği,
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun iletişimin dinlenmesi veya tespitini düzenleyen 2. maddesinde ‘Bu Kanunda öngörülen suçları işleme veya bunlara iştirak yahut işlendikten sonra faillere her ne suretle olursa olsun yardım veya aracılık veya yataklık etme kuşkusu altında bulunan kimselerin kullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi kablolu, kablosuz veya diğer elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle alınan veya iletilen sinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri ve diğer nitelikteki bilgileri dinlenebilir veya tespit edilebilir…’ hükmüne yer verildiği, devam eden fıkralarında karar mercii, süresi ve koşullarının düzenlendiği, 4422 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 5271 sayılı CMK’nun 135. maddesi ile ‘iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması’ başlığı ile yapılan düzenlemede, söz konusu tedbirin uygulanmasının maddede öngörülen suçlarla sınırlı tutulduğu, suça ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilme olanağının bulunmaması koşuluna bağlanarak, dinlemenin yöntem ve esaslarının gösterildiği,
10.11.2005 tarihinde 25989 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik’ ve sonradan 14.02.2007 tarih 26434 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelik hükümlerinde ayrıntıların saptandığı, TC. Anayasasının özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetini düzenleyen 20 ve 22. maddeleri ve Türkiye’nin de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesi ile koruma altına alınan haberleşme hakkının ihlali suretiyle delil elde edilmesi ancak kanunla belirlenen yöntem ve esaslara uyulması koşuluyla hukuka uygun sayılacağı öngörüldüğü halde, hükümlülük kararında kanıt olarak kabul edilen iletişimin tespitine dair belgelerin yasal dayanağını oluşturan kararların dosyaya getirtilip duruşmada okunmadığı, iletişimin tespitinin kim hakkında, hangi suça ilişkin olarak ve hangi süreyle gerçekleştirildiği, hukuka uygun ya da aykırı olarak elde edilip edilmediği hususlarının tartışılıp değerlendirilerek gerekçeye yansıtılmadığı,
Suç tarihinde 765 sayılı TCK’nun 232. maddesi yürürlükte iken, sonradan 5237 sayılı TCK’nun 277. maddesinin yürürlüğe girmesi karşısında, 5237 sayılı TCK’nun 7/2 ve 5252 sayılı Yürürlük Yasasının 9/3. maddeleri uyarınca, ilgili yasa hükümlerinin somut olaya ayrı ayrı ve bütünüyle uygulanarak ortaya çıkan sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılıp sonuç olarak hangi yasa maddesinin sanıklar yararına olduğu denetime olanak verecek biçimde hükmün gerekçesinde gösterilmeden, yalnızca maddelerde öngörülen cezalar değerlendirilerek 5237 sayılı TCK’nun 277. maddesinin uygulandığı,
Sanıkların sergiledikleri rahat, pervasız tavırları nedeniyle yasanın öngördüğü cezanın alt sınırdan belirlenmesinin adil ve caydırıcı olmayacağının düşünüldüğü belirtilmesine karşın, cezaların hükümlülük kararlarının birinde iki yıl altı ay, diğerlerinde ise üç yıl hapis olarak farklı biçimde uygulanması nedenlerinin açıklanmadığı,
Sanık Ö. Ö.un 08.05.2007 günlü dilekçesinde iletişimin tespitiyle ilgili bilirkişi incelemesi yaptırılmasının istenmesine karşın bu hususta bir karar verilmeyerek savunma hakkının sınırlandırıldığı,
Her ne kadar 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 4/2. maddesinde, CMK’nun yürürlüğe girmesinden önce soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yapılmış olan işlem ve kararların hukuki geçerliliklerini sürdüreceği öngörülmüş ise de, CMK’nun 7. maddesinin, yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemlerin hükümsüz olacağına dair hükmü ile CMK’nun 217. maddesinin yargıcın, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceği kuralı ve CMK’nun doğrudanlık, yüz yüzelik ve sözlülük ilkeleri karşısında yürürlük yasasının anılan maddesinin uygulama olanağının bulunmadığı, görevsiz Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde sorgusu yapılan sanık H. E.’ın duruşmaya çağrılmasına ve kendisine iddianame yerine geçen görevsizlik kararı okunmasına karşın CMK’nun 147 ve 191. maddeleri uyarınca açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde yöntemince sorgusunun yapılmadığı ve yine görevsiz mahkemede dinlenen tanıkların adil bir yargılama için tekrarlanma olanağı bulunduğu halde yeniden dinlenmedikleri gibi, anlatımları da duruşmada okunup değerlendirilmediği, istinabe yoluyla dinlendikleri anlaşılan tanıklar E.K., H.İ. K. ve O. E.’nın ifade tutanakları dosya içerisinde bulunmamasına karşın, anlatımlarına dayanarak hükümlülük kararı verildiği,
Yargı görevi yapanı etkileme suçunun, 5237 sayılı TCK’nun 277. maddesine göre, yargı görevi yapanlara emir verilmesi veya baskı yapılması veya nüfuz icra edilmesi veya her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs edilmesi halinde, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nun 232. maddesine göre ise, “sahabet veya garaz ve menfaate müsteniden hâkimlere emir ve tahakküm veya nüfuz veya iltimas etme” suretiyle oluşacağı gözetildiğinde, kendilerine nüfuz edildiği kabul edilen görevli yargıçların olayla ilgili bilgileri olacağı açık olduğu halde, tamamının tanık olarak dinlenmedikleri,
CMK’nun 232. maddesinin 7. fıkrasının açık hükmüne karşın gerekçeli kararın mühürlenmediği,
Sanıklar C. G., G.A. ve Ö. Ö.’un adli sicil kayıtlarının dosyaya getirtilmediği,
Anlaşılmıştır. Bu durumlar karşısında;
1- CMK’nun 230/1. maddesi uyarınca gerekçeli kararda iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin gösterilmesi,
2- CMK’nun 135, 206/2-a, 230/2 ve 217. maddeleri gereğince iletişimin tespitine dair kararların dosya içerisine konulması ve duruşmada okunmak suretiyle delillerin hukuka uygun ya da aykırı olup olmadıklarının tartışılıp değerlendirilmesi,
3- 5237 sayılı TCK’nun 7/2, 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 9/3. maddeleri uyarınca, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı Kanun ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanunun hangisinin sanıklar yararına olduğunun yöntemine uygun olarak tartışılması,
4- 765 sayılı TCK’nun 29 ve 5237 sayılı TCK’nun 61. maddesi uyarınca, kurulan hükümlerde temel ceza belirlenirken farklı cezalar öngörülmesi nedenlerinin açıklanması,
5- CMK’nun 177. maddesi uyarınca sanık Ö. Ö.’un bilirkişi incelemesi yaptırılması konusundaki isteği hakkında karar verilmesi,
6- Yargı görevlerinin etkilenmesine kalkışılan ‘Neşter’ davasında tahliye kararı veren Ankara 2 nolu DGM Yargıçları, ‘Hayat Bilgisi’ davasında görev yapan İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Yargıcı, ‘Santral’ davasının görüldüğü Ankara 10.İdare Mahkemesi Yargıçları ve ‘Pasaparola ve Pazar Yıldızı’ davasında Ankara 6.Asliye Ticaret Mahkemesi Yargıçlarının tanık olarak dinlenerek kanıtların birlikte değerlendirilmesi,
7- CMK’nun 7, 209, 215, 217. ve doğrudanlık, yüz yüzelik, sözlülük ilkeleri ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.05.2008 gün 90-100 sayılı kararı uyarınca, sanık H. E.’ın yöntemince sorgusunun yapılması ve görevsiz mahkemede dinlenen tanıkların yeniden dinlenmeleri, istinabe yoluyla dinlenen tanıklar E. K., H. İ. K. ve O.E.’nın anlatımlarına ilişkin tutanakların dosya içerisine konulması,
8- CMK’nun 232/7. maddesi uyarınca gerekçeli kararın mühürlenmesi,
9- Sanıklar C.G., G. A. ve Ö. Ö.’un adli sicil kayıtlarının dosyaya getirtilmesi,
Gerekirken eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle hükümler kurulması” isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 06.04.2010 gün ve 1174-359 sayı ile;
“1- Neşter Davası olarak bilinen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının toplu ihale yöntemine karşı çıkan firmaların ihaleleri kilitlemek amacıyla birlik oluşturmaları nedeniyle Ankara C.Başsavcılığınca yapılan soruşturma bağlamında gözaltına alınan M.N.E.’in tutuklanmaması ve tutuklanması üzerine de olabilecek en kısa sürede tahliyesinin sağlanması amacıyla arayışa giren yakınları, görüştükleri Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı ve M. N. E.’in eşinin çalışma arkadaşı A. C.V.’nin yönlendirmesiyle ve Ö.Ö. aracılığıyla görüştükleri H. E. para karşılığında HSYK Başkan Vekili ve Üyeleri, Yargıtay Üyeleri ve diğer yargı mensupları üzerinde etkisini kullanarak serbest bıraktırmayı sağlayacağını bildirmiştir.
Bu görüşmede her iki tarafda yapılacak yardımın hukuk kuralları ve hukuki yöntemlerle yapılmayacağının bilincindedir. Nitekim H.E. avukat bile değildir. Ayrıca bu pazarlığa dahil oldukları ve Haldun’la anlaşarak birlikte hareket ettikleri, aralarındaki telefon ve mesaj görüşmelerinden anlaşılan diğer sanıklar C. G., G.A. ve Ö. Ö. avukat olmakla birlikte hukukçu kimlikleri ve birikimlerini değil H. E.gibi yargı mensupları ile olan bağlantılarını kullanmayı amaçlamışlardır. Nitekim bu davanın tüm aşamalarında bunlardan hiçbiri vekil sıfatı almamıştır. Esasen H. E.tutuklu yakınlarına önerilirken öneren A. C. V., H.E.’ı Pamukbank davasını tek başına kazanılamayacak olduğu halde kazanan kişi olarak tanıtmış ve H.E. ile diğer sanıklar zaman zaman tutuklu sanık yakınlarına bu bilgiyi teyit edici ve adeta yapacaklarının sınırı olmadığına inandıracak biçimde davranmışlardır. Tutuklu M.N.E.’in tahliyesiyle ilgili girişimlerin net olarak dosyaya yansıyamamış olması dosyadaki belgelerden ve iletişim kayıtlarından anlaşılacağı üzere sanıklardan birinin telefonlarının dinlendiği yolunda haber alıp diğer sanıkları uyarması ve bu uyarının ardından sanıklar arasındaki iletişimin bir süre kesilecek kadar seyrekleşmesi ve yapılan iletişimlerin şifreli hale dönüştüğünden olsa gerektir. Yine de sanıkların yargılamanın birinci oturumunda %75 ikinci oturumunda %95 tahliyeyi sağlayacakları biçimindeki vaadleri ilk oturum sonunda tahliyenin sağlandığı görülerek sanık yakınları üzerindeki baskı güçlerini artırdıkları kabul edilmelidir.
2- Pamukbank davası olarak bilinen BDDK’nun kararıyla Pamukbank A.Ş.’nin Yapı ve Kredi Bankası A.Ş’ ye devrine ilişkin işlemin uygulanabilir olmadığı, mali bünyedeki olumsuzlukları gidermediği faaliyetinin devamının mevduat sahiplerinin hakları ve mali sistemin güveni ve istikrarı bakımından tehlikeli olduğu v.s gerekçelerle Pamukbank A.Ş’nin TMSF’ye devrine karar verildiği bu kararın iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay 10 Dairesine açılan davanın reddedildiği bu karara karşı gidilen itirazın idari dava daireleri genel kurulunda görüşülmesi ve kararın oluşması ile ilgili etkide bulunduklarına ilişkin yeterli ve inandırıcı kanıt bulunamamıştır.
3- Garanti Bankası –Makro-Schöller davaları olarak bilinen;
a-Makro davası Türk Patent Enstitüsünün ‘Makro Süpercenter’ ibareli marka tescil talebini reddi kararının iptali ile ilgili Ankara 7. Ticaret Mahkemesindeki dava görevsizlik kararıyla Ankara Fikri ve Sınai Haklar Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş bu yönde Fikri ve Sınai Mahkemesine açılan dava devam etmektedir.
b- Schöller Holding vekilleri tarafından Garanti Bankası aleyhine 25 milyon mark tutarındaki alacağın ödenmesi talebiyle İstanbul 7. Ticaret Mahkemesine dava açıldığı bu davanın 5. Ticaret Mahkemesindeki dava ile birleştirildiği davanın halen sürdüğü bu davalarla ilgili olmak üzere C. G.’in söz konusu davalar üzerinde Garanti Bankası’nın bağlı olduğu grup lehine etkin olmaya çalıştığı ileri sürülmüş ise de adı geçen kişinin bu bankanın icra takiplerini de sürdürmesi ve esasen istenen sonuçlarında elde olunamaması belirgin bir katkının bulunmamış olması biçiminde gerçekleşmiştir.
Yukardan beri Garanti Bankası-Makro-Schöller davaları ile ilgili sanıkların üzerlerine atılı yargı mensupları üzerine baskı kurduklarına ilişkin kesin bulguya rastlanamamıştır.
4- Telekom ile Turkcell ve Telsim arasındaki (şebekeler arası irtibat ve iş birliği sözleşmesinin arabağlantı sözleşmesi) ile ilgili 9. İdare mahkemesindeki Telekom lehine verilen karar kesinleştikten sonra Turkcell vekilleri Ankara 7. Ticaret Mahkemesine Türk Telekom’un şirketlerine ödemesi gereken paradan kesinti yaptığını ileri sürerek bu haksızlığın giderilmesi için ihtiyati tedbir talep etmiş ve mahkeme istenilen ihtiyati tedbir kararını vermiştir. Temyiz üzerine inceleme yapan Yargıtay 19. Hukuk Dairesi davanın idari yargı görev alanına girdiği gerekçesi ile kararı bozmuştur. Dosyanın mahkemeye dönmesinden sonra bozmaya uygun olarak ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiş bunun üzerine mahkeme başkan ve üyelerine HSYK başkan vekili telefon ederek Turkcell’in haklı olduğunu Turkcell aleyhine karar verilmemesi gerektiğini belirtmiş ve sanık H.E.başkan vekilinin aldığı randevuyla gelerek davaya bakan hakimle görüşmüş ve Turkcell lehine karar vermeleri halinde Yargıtay üyeliğine seçilebileceğini bildirerek etki ve baskı altına almaya çalışmış kararın aleyhte çıkması üzerine de korku ve sindirme amacıyla tayininin çıkacağı yönünde haber göndermiş ve HSYK başkan vekili telefonla arayarak yanlış iş yaptıklarını söyleyip bu baskıyı sürdürmüş önceki kararda direnmelerini sağlamak üzere makamına davet ederek etkileme çabasını sürdürmüştür. Sanıklar H. E.ve C.G. etkileme çabasına katılarak Hukuk Genel Kurulunda direnme kararının bozulmasından sonra Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu başkan vekili ve üyesi baskılarını sürdürmüş, görüşmek isteyen avukatlar adına randevu almışlar, bunlardan aldıkları güç ile sanıkların bu ilişkileri kullanarak baskılarını sürdürüp başka Yargıtay üyelerini de araya sokup sindirme ve baskı gayretlerini sürdürdükleri açıkça anlaşılmıştır.
5- Hayat Bilgisi adlı TV dizisinin ilk 13 bölümü Kanal D adlı TV’de yayınlanmıştır. Sonraki bölümlerin Show TV’de yayınlanması için bu kuruluşla eser sahipleri arasında anlaşma yapılmış, yayına kısa süre kala Kanal D’nin bağlı olduğu şirket İstanbul F. S. H. Mahkemesi’ne başvurarak ihtiyati tedbir isteğinde bulunmuştur.
S. A., E. R.P.’in önerisiyle Ö. Ö.’la görüşmüş o da konuyu H. E.’a iletmiştir. H. E.ise tedbir talebini inceleyecek mahkemenin başkan ve üyelerini ikna için üç ayrı kişiyi devreye sokacağını, işin % 99 çözüleceğini, başkan ve üyelerin adlarını ve onlara baskı yapacak yüksek mahkeme üyelerinin adlarını bildirerek güvence vermiş, durum S. A.’a bildirilerek ödenecek parayı hazırlaması istenmiş ve kabul görmüştür. Ardından Ö. Ö.’u arayarak tedbirle ilgili çok sayıda kişinin mahkeme başkanını arayarak baskı yaptığını, işin % 100 garantili olduğunu S.A.’a iletmesini istemiştir. Aynı oluşumun içinde olan C. G., istenen sonucun alındığı H. E. tarafından kendisine bildirilince telefonla konuyu takip eden bir Yargıtay üyesine müjdelemiştir.
6- Samsun Barosu adına Av. ......., Ankara 10. İdare Mahkemesine, Samsun’da konuşlandırılmasına TEAŞ Yönetim Kurulu tarafından karar verilen mobil santral ile ilgili kararın iptali davası açmış ve mahkeme eksik inceleme, çevreye yapacağı olumsuz etkileri dikkate alarak kararı iptal etmiştir. Dava temyiz olunarak Danıştay’a gönderilmiştir. Santral sahibi C.K.’nın arkadaşı H.U.durumu C. G.’e anlatmış ve C. G. konuyla ilgili girişim başlatarak bir yüksek mahkeme üyesini devreye sokarak dosyanın inceleneceği mahkemenin etkin ve diğerlerini yönlendirilebilecek üyesi ile davacı vekili Av. R.R.’nın görüşmesini sağlamış ve sonuç alınması halinde alınacak para miktarı belirlenmiştir. Bu girişim vekalet ilişkisine dayanmamaktadır. C. G. olumsuz sonucu önlemek için HSYK’daki Danıştay üyelerini devreye sokmak üzere babasını yönlendirmiştir. Duruşma boyunca C. G. ile babası arasında bilgi akışı sürmüş ve ilgililerce de sürdürülen pazarlık sonunda istenen sonuç elde edilmiştir.
7- .... Prodüksiyon A.Ş. vekili İstanbul 6. Ticaret Mahkemesi’ne dava açarak..... Film Yapım Prodüksiyon Reklamcılık ve Yayıncılık San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine Pasoparola ve Pazar Yıldızı programlarının izinsiz TV kanallarında yayınlanmasıyla ilgili tedbir, cezai şart ve alacak talebinde bulunmuştur.
Sinerji şirketi temsilcisi B. Ö. davanın görüldüğü mahkeme ile iyi ilişkiler içinde olduğu bilgisini alarak Ö. Ö.’la görüşmüş o ise gerekli girişimde bulunmak üzere H. E.’ye tüm bilgileri göndermiş ve H. ise C. G.’e aktarmıştır. C.G.ise evrakla birlikte davaya bakacak Yargıtay dairesinin bir üyesiyle görüşüp olumlu işaret aldıktan sonra istenen sonuç için para anlaşması sağlanmış, ancak H. E., yayının yapılacağı Show TV Genel Müdürü S. A.’ın Hayat Bilgisi davasından dolayı edimini yerine getirmediği gerekçesiyle peşin para istemiş ve bu sağlanmıştır.
8- Refah Partisi davası olarak bilinen N.. E.. ve arkadaşlarının yargılandığı davanın mahkûmiyetle sonuçlanması üzerine sanıkların etkileme ve baskı girişimlerinde bulundukları yönünde iddialar mevcut ise de bu yönde mahkûmiyete yeter kesin kanıt elde bulunamamıştır.
Sanıklara yüklenen eylemlerin suç niteliğinin belirlenmesi için değerlendirme yapmak gerekir: 765 sayılı Yasa 278/1. ve bu hükmü karşılayan 5237 sayılı Yasa 158/2 maddeleri aldatma, bahane etme temeline dayalı çıkar sağlama kastıyla hareketi gerektirir; oysa 765 sayılı Yasa 232 ve 5237 sayılı Yasa 277. maddeleri yargı mensupları üzerinde baskı kurmak veya etkilemek suretiyle davanın taraflarından birinin yararına sonuç almayı hedeflemektedir ve davamıza konu eylemlerin tümü bakımından da bu son olgu geçerlidir. 765 sayılı Yasa 232 ve 5237 sayılı Yasa 277. maddelerinin her ikisinde de yargı mensuplarını etkilemede bir ayırım yapılmamaktadır. Etkilemenin iltimas düzeyinde kalması halinde daha az ceza öngörüldüğü anlaşılmaktadır. İltimas, tavsiye, rica, kayırma yoluyla haksız, kurallara aykırı arka çıkma olarak tanımlanır. Maddenin diğer kısmı ise hukuka aykırı, emir, baskı, nüfuz kullanma olarak değerlendirilmektedir.
Dosyamıza konu eylemlere gelince: Savcı ve Hakimleri atamaya, üst göreve uygun görmeye, ödüllendirmeye, cezalandırmaya velhasıl özlük haklarıyla ilgili her türlü tasarrufa, vereceği kesin kararla yetkili HSYK Başkanvekili ve üyelerinin ve onlar üzerinde en çok ve en yakın etkiye sahip yüksek mahkeme üyelerinin ısrarlı istekte bulunmaları ve muhtemel sonuca göre haklarında değerlendirme yapılacağı uyarı ve imasını hafif bir iltimas olarak değerlendirmek mümkün değildir. İnsafla da bağdaşmaz. Meslek yaşamının yarıdan fazlasını geride bırakmış ve geldiği yargı çevresinde sağlık, eğitim, kişisel ve ailevi bir düzen kurmuş ve gelecekle ilgili projeleri olan bir yargı mensubunun baskı yapanların hiç de zor olmayan bir tasarrufuyla kazanım ve beklentilerini kaybetmesi basit bir iltimas, etkileme olarak düşünülemez ve hemen tüm eylemlerde önceden çevreye yargı organlarındaki dava ve sorunların çözümünde etkin oldukları dedikodusunu yayarak bu kurumlarda işi olanların kendilerine başvurmasını sağladıkları, ardından davayla ilgili savcı, hakim veya heyetli mahkemenin başkan ve üyelerini belirledikleri, onlar üzerinde etkili olacak, baskı yapabilecek meslek büyüklerini bularak etraflarını kuşattıkları, duruma göre çemberi daraltarak kuşatma ve baskıyı artırdıkları, gerektiğinde şantaj ve tehdit yolunu seçtikleri tanık anlatımları ve kendi aralarındaki telefon görüşmeleriyle mesajlardan açıkça anlaşılmaktadır. Örnek vermek gerekirse H. E...’ın 7. Asliye Hukuk hakimine iletilmek üzere (…onda bir davamız var, Yargıtay verdiği kararı bozdu, ilk karar doğruydu direnirse iyi olur) dedikten sonra aksi yönde karar çıkınca (…o hakime söyle ilk kararnamede tayini çıkaracak), bizzat hakimin kendisine (siz bu dosyada direnin, biz esasen haklıyız, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda adamlarımız var sizi Yargıtay üyesi yaparız, E. G.’nin meseleden haberi var); bir tanık mahkeme başkanının kendisine (E. G. beni aradı tedbir kararı vermişsiniz ancak henüz yazmamışsınız, bu konuyu yeniden gözden geçirin haksız karar veriyorsunuz…) dediğini; konuşmanın muhatabı mahkeme başkanı (… erken saatte E.G. beni aradı… Turkcell lehine karar vermemizi istedi… sonra tekrar aradı göndereceği adamı dinlememi, sunduğu belgeleri incelememi kararımızın yanlış olduğunu anlayacağını söyledi) aynı tanık mahkeme üyesi olduğu dönemde kurul üyesi H. D.’nin kendisini makamına çağırarak yurtdışına çıkış yasağı koydukları kişiyle tanıştırıp mahkeme başkanını da ikna ederek yasağın kaldırılmasını istediğini bildirmiştir. Ankara 7. Ticaret Mahkemesi Başkanı ifadesinde üyelerden birinin (…Turkcell davasında direnme yönünde oy kullanacağını, E.G.’nin kendisini bu göreve getiren kişi olduğunu, vefa borcunu ödeyeceğini ) bildirdiğini açıklamıştır.
Sanıklar, aralarındaki telefon konuşmalarında: (…evde karı-koca terfi hesabı yapı¬yorlar, şefin arkalarında olduğunu biliyorlar, bunlara haksızlık yapmaları halinde tam tersinin olacağı ima edilmeli) (…H… evden arayayım. Mümkünse B… ile bize haksızlık yapılmasının karşılığı olacağı …Bedelinin ödetileceğini belirtmek iyi olur), (… B.’ün kocasına biraz sert çıkmak iyi olur.), (bütün gücümü B. ve kocasına vermemiz lazım), (Şef de söz vermiş…kurulda konuşulanları anlatmış, çok kötü sonuçlanacağını söylemiş), (Şef, başkanı mutlaka rahatsız etsinler diyor. Başkan, F. aradıktan sonra rahatsız olacaktır. Bunu körükleyin), (Sonra ikisi gelmiş, şef çok açık ve net konuşmuş. İkisini de tehdit etmiş… H. çok kararlı gözüküyormuş) biçimindedir, bu örnekler daha da çoğaltılabilir. O halde suça konu söylemleri emir, baskı, nüfuz kullanmak derecesinde kabul etmek gerekir.
765 sayılı TCK’nun 232 veya sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 277. maddelerinden hangisinin lehe olduğuna gelince, 232. madde cezanın 2 yıldan az olamayacağını ve 15. madde hapis cezasının üst sınırının 20 yıl olacağını bildirdiğine; öte yandan 5237 sayılı TCK’nun 277. madde ise cezayı 2 yıl ile 4 yıl arasında belirlediğine göre 5237 sayılı Yasa hükmünün lehe olduğu açıktır.
Sanıkların sergilediği rahat, pervasız tavırları nedeniyle suçun işleniş şekli ile yer ve zamanı, sanıkların suç işleme kasıtlarının yoğunluğu, güttükleri saik ve amaç nazara alınarak kanunun öngördüğü cezanın alt sınırdan belirlenmesinin adil ve caydırıcı olamayacağı düşünülerek takdiren aşağıda yazılı olduğu şekilde asgari hadden uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiği yolunda mahkememizce tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur” şeklinde ve ilk hükümde gösterilenler ile tamamen aynı gerekçeyle, Özel Dairenin 2, 6 ve 7 nolu bozma nedenlerine direnmiştir.
Bu hükmün de sanık Ö. Ö.ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istekli 01.07.2010 gün ve 127001 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinde, Ceza Genel Kurulunda incelemenin duruşmalı yapılabileceğine ilişkin bir hüküm yer almadığından, sanıklar Ö. Ö.ile sanık G.A. müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına dair istemlerinin CYUY’nın 318. mad¬desi uyarınca reddine karar verildikten sonra, dosya üzerinde yapılan incelemede:
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1-İletişimin tespitine ilişkin kararların dosya içerisine konulması ve duruşmada okunmak suretiyle delillerin hukuka uygun ya da aykırı olup olmadıklarının tartışılıp değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği,
2-Yargı görevlilerinin etkilenmesine kalkışılan mahkemelerde görev yapan yargıçların tanık olarak dinlenilmelerine gerek bulunup bulunmadığı,
3-Sanıklardan H. E.’ın usulüne uygun olarak sorgusunun yapılmasının, görevsiz mahkemede dinlenen tanıkların yeniden dinlenmelerinin ve istinabe yoluyla dinlenen tanıkların anlatımlarına ilişkin tutanakların dosya içerisine konulmasının gerekip gerekmediğine ilişkin ise de, öncelikle direnme hükmünün yeterli gerekçeyi taşıyıp taşımadığı ve hükmün karıştırılıp karıştırılmadığı hususlarının Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak görüşülmesi gerekmiştir.
1- Direnme hükmünün yeterli gerekçeyi taşıyıp taşımadığı sorunu:
Anayasamızın 141 ve CYY’nın 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CYY’nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosyada; yerel mahkemece, Özel Dairenin 2, 6 ve 7 nolu bozma nedenlerine ilişkin olarak, ilk hükümde direnilirken, bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış, bozulmakla tamamen ortadan kalkan eski hükümde direnilmesine karar verildikten sonra, direnme nedenleri gösterilmemiş, bozma kararına niçin uyulmadığı açıklanmayarak, bozulan kararın tarihi ve sayıları değiştirilmek suretiyle gerekçenin aynen ve yeniden yazılmasıyla yetinilmiştir. Hatta kararın gerekçe kısmında direnme kararı verildiğine ilişkin hiçbir ifade konulmamış, sadece kararın sonunda yasa yolu bildiriminin yer aldığı kısımda Özel Dairenin 2, 6 ve 7 nolu bozma nedenlerine karşı direnildiği yazılmıştır.
2-Hükmün karıştırılıp karıştırılmadığı sorunu:
Direnme hükmünün 4 nolu bendinde;
“ Sanıklar H. E. ve C. G. hakkında Telekom-Turkcell davası ile ilgili ve sanık G. A.'ın Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi yargıçları üzerinde gerçekleştirdikleri iddia olunan eylemlerden dolayı sanıkların üzerine atılı suçu işledikleri yönünde delil elde edilemediğinden sübut bulmayan müsnet suçtan sanıkların beraatine” karar verilirken, bu kez hükmün 6 nolu bendinde;
“Sanıklar H. E.ve C. G.' in Telecom ve Turkcell arasındaki 7. Asliye Ticaret Mahkemesinde sürdürülen Turkcell lehine nüfus kullandıkları sabit olduğundan eylemlerine uyan ve sonradan yürürlüğe giren ve sanıkların lehinde olan 5237 sayılı TCK’nun 277/1. maddesi gereğince suçun işleniş şekli ile yer ve zamanı, suç işleme kasıtlarının yoğunluğu ve eylemlerin ağırlığına göre takdiren sanıkların iki'şer yıl altı'şar ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıkların duruşmadaki iyi halleri lehlerine takdiri indirim sebebi sayılarak TCK’nun 62. maddesi gereğince sanıklara verilen ceza 1/6 oranında indirilerek bu suçtan dolayı neticeten sanıklar H. E. ve C. G.'in ayrı ayrı iki'şer yıl bir'er ay hapis cezaları ile cezalandırılmalarına” hükmolunmuştur.
Görüldüğü gibi yerel mahkeme tarafından, önce hükmün 4 nolu bendinde sanıklar H.E. ve C.G. hakkında Telekom ve Turkcell arasında Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinde devam eden davada ki eylemleri nedeniyle beraat hükmü kurulmuş, sonrasında hükmün 6 nolu bendinde ise, aynı eylemden dolayı
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 277 ]
Ceza Genel Kurulu 2008/4.MD-178 E., 2009/159 K.
Ceza Genel Kurulu 2008/4.MD-178 E., 2009/159 K.- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 257 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 277 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 35 ]
"İçtihat Metni"
Görevde yetkiyi kötüye kullanmaya teşebbüs, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi ve yargı görevini yapanları etkilemeye teşebbüs suçlarından sanık M....Ş...’in beraatına ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen 01.05.2008 gün ve 21-10 sayılı hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tarafından atılı suçların oluştuğundan bahisle temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “
“bozma”
” istekli 28.06.2008 gün ve 5 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Gümrük eski müsteşarı olan sanık M....Ş....’in;
1- S.... Kimya AŞ.’nin Nahcıvan’dan ithal ettiği ve white spirit olarak beyan ettiği maddenin Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunun (GTİP) belirlenmesinde farklı raporlar bulunması üzerine yaşanan tereddütlere karşın sanığın bu eşyanın ithalini sağlamak için S.... Kimya AŞ lehine, kamu görevinin mevzuat hükümlerine uygun, doğru ve tarafsız yapılması ilkesiyle bağdaşmayacak biçimde girişimlerde bulunduğu, malın serbest dolaşımın sağlanamaması nedeniyle, firmalarca haksız kazanç elde edilemediğinden eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı bu nedenle 5237 sayılı TCY’nın 257/1 ve 35. maddelerinde yazılı suçu işlediği,
2- Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başmüfettişliğinin suç duyurusu üzerine G.... Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma devam ederken, sanığın G.... C.Başsavcılığına 25.08.2006 tarihinde “
“Gümrük Müsteşarlığı”
” antetli kağıda “
“Müsteşar Vekili”
” sıfatıyla imzaladığı bir yazı yazarak olayla ilgili açıklamalar yaptıktan sonra ilgililer hakkında “
“takipsizlik kararı verilmesi hususunda gereğini bilgi ve takdirlerine arz ederim...”
” şeklinde ifade kullandığı, bu yazıya da G.....Cumhuriyet Başsavcısı tarafından “
“titizlikle okunsun”
” notu düşülerek ilgili Cumhuriyet savcısına havale edildiği, sanığın böylece 5237 sayılı TCY’nın 277. maddesinde düzenlenen yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçunu işlediği,
3- A.....E.... isimli bir kişi tarafından 11.10.2006 tarihinde Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanına gönderilen ihbar mektubunda, S.... Kimya isimli şirketin İ.... Gümrüğü sorumluluk bölgesinde yaptığı akaryakıt kaçakçılığına göz yumulması karşılığında bazı görevlilerin yanında sanık Müsteşar Vekilinin de rüşvet aldığı iddiasına yer verildiği, sanığın CYY’nın 158/4. maddesi uyarınca suç ihbarını içeren ve kendisine teftiş kurulunca gönderilen dilekçeyi ilgili C.Başsavcılığına göndermeyerek 5237 sayılı TCY'nın 279/1. maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunu işlediği,
İddiasıyla açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Yargıtay 4. Ceza Dairesince;
1- Sanığın görevin gereklerine aykırı davranmadığı, bir an için hukuka aykırı eylemi bulunduğu düşünülse dahi kamu zararı, kişi mağduriyeti, kişilere haksız kazanç sağlama unsurları gerçekleşmediğinden görevde yetkiyi kötüye kullanmaya teşebbüs suçunun oluşmadığı,
2- Anayasanın 38. maddesinin beşinci fıkrasının “
“Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz”
” hükmü karşısında, kamu görevlisinin kendisinin işlediği suçu ihbar sorumluluğunun olmadığı, tüm ihbarlarda hakkında da suçlamalara yer verilmesine karşın sanığın soruşturma onayını imzalarken kendisi hakkında da çeşitli araştırmalar yapılmasına olanak sağlayan şerh düştüğü, bu nedenlerle sanığın, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunu işlemediği,
3- Sanığın kendisini de etkileyebilecek bir konuda yargı makamlarına yazılı beyanda bulunmasının savunma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün görüldüğü gibi, dilekçenin TCY’nın 277. maddesinde tanımlandığı anlamda yargı görevi yapanlara emir verme ya da nüfuz icra etme niteliğinde bulunmadığı, gerekçeleriyle beraatına karar verilmiş, hüküm Yargıtay C. savcısı tarafından atılı suçların oluştuğu görüşüyle temyiz edilmiştir.
Görüldüğü gibi çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa atılı görevde yetkiyi kötüye kullanmaya teşebbüs, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi ve yargı görevini yapanları etkilemeye teşebbüs suçlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Öncelikle yargılamaya konu olay, S....Kimya San. A.Ş.’nin Nahcıvan’dan white spirit isimli kimyasal maddeyi İ..... Gümrüğü aracılığı ile ithal etmek istemesine ilişkin olduğundan dosyaya yansıyan bilgiler doğrultusunda bu maddeye ilişkin kısaca bilgi verilmesinde yarar bulunmaktadır.
White spirit, boya ve tiner üretiminde kullanılan ve kerosen yani gazyağının inceltilmesiyle elde edilen bir maddedir. Genel itibarıyla gazyağına benzer özellikler göstermekle birlikte ondan daha ince olup parlama noktasının belirli bir derecenin üzerinde olması gerekir. Bu maddenin ithali için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) iznine gerek yoktur.
İthal edilen bir maddenin tâbi olduğu gümrük rejiminin belirlenebilmesi için ait olduğu Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunun (GTİP) belirlenmesi gerekmektedir. Bu maddenin white spirit olarak kabul edilmemesi durumunda ise buna en yakın Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu “
“özel benzinler ve benzerleri”
” grubudur. “
“Özel benzinler ve benzerleri”
” grubuna dahil bir maddenin ithal edilebilmesi için mutlaka EPDK’nun izninin alınması ve ithali yapacak firmanın bu konuda önceden adı geçen kurum tarafından yetkilendirilmesi gerekmektedir. S.... Kimya San. A.Ş.’nin suç tarihi itibarıyla bu grupta bulunan maddeleri ithal etme izni bulunmamaktadır.
Öte yandan, white spirit ve “
“özel benzinler ve benzerleri”
” grubunda bulunan maddeler aynı oranda gümrük ve KDV’ne tâbi iken, white spirit ayrıca Özel Tüketim Vergisine de tâbidir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
S.... Kimya San. A.Ş.’nin Callıs Trading isimli şirketten 941.135,30 USD (1.453.301.301,13 YTL) bedelle ithal ettiği ve 25.05.2006 günlü antrepo beyannamesi ile white spirit olarak beyan edilen 1.107.218 kg. maddenin, gümrük istatistik tarife pozisyonunun tespiti amacıyla Gümrük Müsteşarlığı Laboratuarı tarafından hazırlanan 26.05.2006 gün ve 3223 sayılı raporda teknik imkansızlıklar nedeniyle tahlil yapılamadığından uzman ve bilimsel bir kuruluşa sevk edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Bunun üzerine eşyanın gönderildiği Tübitak’ın 30.05.2006 gün ve 8375 nolu raporunda; maddenin white spirit olduğu, ancak standart w.spirit yapısından farklı olarak az miktarda düşük kaynama noktalı bir ön fraksiyon içerdiği, alev alma noktasının (12 C olması) bu yorumu doğrular nitelikte olduğu, 02.06.2006 gün ve 8673 sayılı raporunda ise; maddenin white spirit olduğu, benzin olmadığı, az miktarda parlama noktasının düşmesine neden olabilecek düşük kaynama noktalı hidrokarbon bileşiklerinin varlığının tespit edildiği bildirilmiştir.
Davaya konu maddenin niteliği konusunda doğan duraksamanın giderilmesi ve w. spirit olarak kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi için İ.... Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğünce Müsteşarlık Makamına 09.06.2006 gün ve 441 sayı ile yazı yazılması üzerine, sanık tarafından ilgili birim sorumlularına konuyu görüşmeleri için 10.06.2006 Cumartesi günü toplanma talimatı verilmiştir. Aynı gün S... Kimya San. A.Ş. yetkilileri daha önce aldıkları randevu nedeniyle sanık ile makamında görüşerek bu konudaki sorunlarını iletmişlerdir.
Bu yazıya 10.06.2006 günü Gümrükler Genel Müdürü R....A.... imzasıyla verilen 8715 sayılı cevabi yazıda, gerekçeleri açıklanarak yapılan yorum sonucu maddenin w.spirit olarak sınıflandırılması gerektiği bildirilmiştir.
Bu yazıya karşın, bahse konu maddenin ithaline ilişkin sorunların çözümlenememesi ve bir kısım iddiaların ortaya atılması nedeniyle Gümrükler Genel Müdürlüğünce konunun gümrük kontrolörleri ve gümrük muhafaza kontrolörleri tarafından birlikte soruşturulması konusunda 19.06.2006 gün ve 87 sayılı yazısıyla onay istenmesi üzerine, sanık tarafından “
“acele”
” notu düşülerek 20.06.2006 tarihinde soruşturma onayı verilmiştir.
Bu onaydan sonra, Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanı tarafından Müsteşarlık Makamına yazılan ve davaya konu maddenin gerçek GTİP (gümrük tarife istatistik pozisyonu) nun belirlenmesi amacıyla ortaya çıkan sorunlar ve iddialarla ilgili soruşturma onayı verilmesine ilişkin 20.06.2006 gün ve 5704 sayılı yazının altına sanık tarafından “
“aynı hususta evveliyatında Gümrükler Genel Müdürlüğüne onay verildiğinden mükerrer soruşturma olmaması açısından uygun bulunmamıştır. Neticesi beklenip buna göre gereği 20.06.2006 saat:16.00”
” yazılmış, aynı konuya ilişkin olarak bir gün sonra tekrar soruşturma onayı istenmesi üzerine, sanık tarafından el yazısıyla “
“uygun bulunmamış olup diğer tahkikatın neticesine göre ayrıca değerlendirilmelidir.22.06.2006”
” notu yazılarak soruşturma izni verilmemiştir.
Bu aşamadan sonra A....E.... imzasıyla gönderilen, İ....Gümrüğünde 96 ton pirinç yağı ve 1100 ton baz yağının ithalinde sanığın ve bazı görevlilerin himayesinde birtakım yolsuzluklar yapıldığına ilişkin 19.06.2006 tarihli dilekçe üzerine, Teftiş Kurulunca Müsteşarlık Makamından soruşturmaya başlama izni istenilmiş, sanık M....Ş....’de el yazısıyla aynen “
“Gümrük Müsteşarı M....Ş....’in yakın dostları olduğu iddia edilen S... P.... ve İ.....Ö.... ve varsa aralarındaki ilişkinin tevsiki, telefon görüşmeleri (resmi telefon ve iş/cep telefonlarının tetkiki dahil) araştırılması, ayrıca Müsteşarın Başmüdüre, Başmüdürün personele yaptığı iddia edilen baskının tespit ve ispatı, ayrıca muhbirin isminin tüm nüfus müdürlüklerinden araştırılarak yazılı ifadesine başvurulması ve bu çerçevede çok acele (azami 60 gün içinde) tahkikatın bitirilip raporun sayın Bakana arz olunmak üzere gereği Olur. 28.06.2006”
” şeklinde ayrıntılı bir olur yazısı yazılmıştır. Bu soruşturma sonunda Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen 14.07.2006 gün ve 4 sayılı raporla da sanık yönünden iddiaların doğrulanmadığı açıkça belirtilmiştir.
İ..... Gümrük Müdürlüğü de, maddenin vasfının kesin olarak w. spirit olarak tespit edilememiş olması nedeniyle 30.06.2006 tarihli onayla maddenin serbest dolaşımına izin verilmediğine karar vermiştir.
A....E..... imzasıyla 04.07.1006 tarihinde aynı konuda yeni iddiaların yer aldığı mektubun gönderilmesi üzerine, sanık tarafından evraka 06.07.2006 tarihinde elyazısıyla “
“evveliyatında Gümrük Genel Müdürlüğüne onay verildiğinden Gümrük Kontrolörünün de dahil olduğu bir komisyon tarafından tetkik ve tahkiki ile 60 gün içinde rapor tanzimi yönünden gereği”
” yazısı yazılarak Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kuruluna gönderilmiştir. Konuyla ilgili yapılan soruşturma sonucunda Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığına hitaben yazılan 17.08.2006 gün ve 17 sayılı tevdii raporunda, sanığın 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 11. maddesine uyan suçu işlediği belirtilerek hakkında 3628 sayılı Yasanın 17. maddesi gereğince 4483 sayılı Yasa uyarınca ön inceleme yapılması gerektiği belirtilmiş, 27.09.2006 gün ve ek 9 sayılı soruşturma raporu da sanık açısından gereğinin yapılması için 27.09.2006 gün ve 9180 sayılı yazı ile Devlet Bakanlığına sunulmuştur. Ayrıca 27.09.2006 gün ve 32 sayılı raporda da, İzmit’te görev yapan Gümrük Muhafaza Memuru N....A....'in sanık tarafından makamına çağrılarak uyarılması hususuna yer verilmiştir. Tüm bu iddialar Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen tarafından değerlendirilerek 4483 sayılı Yasanın 3 ve 6. maddeleri ile 5/3. maddesi uyarınca 06.10.2006 tarihli işlem ile soruşturma izni verilmemiştir. Ancak Yargıtay C. Başsavcılığının itirazı üzerine Danıştay 1. Dairesi 18.01.2007 tarih ve 1206- 7 sayılı kararı ile soruşturma izni verilmemesine dair kararı kaldırmıştır.
A....E.... imzasıyla gönderilen 11.10.2006 tarihli ihbar mektubunda ise, S.... Şirketi sahipleri ile gazeteci F.....K....’nın akraba olduğunu, bu nedenle S..... Gazetesinin bu şirket lehine yayınlar yaptığı, 15.06.2006 tarihinde Kaçak İstihbarat Narkotik Şube Müdürlüğüne S....Şirketinin white spirit maddesini benzine çevirdiğine ilişkin telefon ihbarı üzerine sanığın bu ihbarın işleme konulmaması için baskı yaptığını, bu ihbarı deftere kaydettirmediği iddia edilmiş, Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulunca konunun Müsteşarlık Makamına sunulması üzerine sanık tarafından “
“ekli ihbar mektubu 3071 sayılı Kanunun 4 ve 6. maddeleri hükümleri ile bu husustaki Başbakanlık Genelgelerine aykırı olduğundan ve Teftiş Kurulunun 4 sayılı Temmuz 2004 tarihli raporunda böyle bir şahıs bulunmadığı tespit edildiğinden tahkikat kabiliyeti bulunmamaktadır”
” şeklinde el yazısıyla şerh düşülerek soruşturma izni verilmemiştir.
Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulunca, A...E.... isimli kişi hakkında yapılan araştırmada da böyle bir kişinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
Bu arada, yapılan soruşturmalar sonucunda Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan 01.08.2006 gün 5, 17.08.2006 gün ve 6 sayılı ek raporların G.... C.Başsavcılığına gönderilmesi üzerine, H....B.... (S.... Kimya Şti. Yönetim Kurulu Başkanı), M....B.... (S..... Kimya Şti. Yönetim Kurulu Üyesi), E.....Y.... (bahse konu maddenin S... Kimya Şti. tarafından satıldığı şirketlerden olan A.... Boya Şti. yetkilisi), H....E.... (bahse konu maddenin S.....Kimya Şti. tarafından satıldığı şirketlerden olan B.... Kimya Şti. yetkilisi), R....A... (Gümrükler Genel Müdür vekili) ve Ş....K.... (İ.... Gümrükler Başmüdür vekili) hakkında kaçakçılık suçundan soruşturma açılmıştır.
Sanık tarafından, Gümrük Müsteşarı sıfatıyla G.... Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan 25.08.2006 gün ve 63 sayılı yazıda; konunun ayrıntısı ve teknik bilgiler 5 sayfa olarak anlatıldıktan sonra “
“arz olunan tüm bu nedenlerle iş bu yazımız ve ekinde ortaya koyduğumuz sair müspit evrak ve açıklamalar göz önüne alınarak ilgililer hakkında takipsizlik kararı verilmesi hususunda gereğini bilgi ve takdirlerinize arz ederim”
” denilmektedir. Yazının üzerine G.... C. Başsavcısınca “
“dosyasına, titizlikle okunsun. 28.08.2006”
” şerhi düşülmüştür. G.... C. Başsavcılığınca soruşturma sonunda 21.11.2006 gün ve 10059-5967 sayı ile takipsizlik kararı verilmiş, itiraz üzerine bu takipsizlik K..... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.12.2006 gün ve 877-882 sayılı kararıyla kaldırılmıştır. Bu karar aleyhine yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulmuş ise de, bu istem Yargıtay 7. Ceza Dairesince reddedilmiştir. Bunun üzerine adı geçenler hakkında G..... C.Başsavcılığınca 20.08.2007 gün ve 1669 sayı ile 4926 sayılı Yasanın 4/d maddeleri uyarınca G.....1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, bu maddede yazılı suçun 31.03.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasası’nın 3/11. maddesi uyarınca idari para cezasına dönüştürüldüğü, yargılama aşamasında çeşitli görevsizlik kararlarının verildiği, dosyanın 17.01.2008 tarihi itibarıyla en son G....1. Asliye Ceza Mahkemesinde derdest olarak bulunduğu belirlenmiştir.
Sanık hakkında rüşvet alma iddiasıyla ilgili olarak Yargıtay C. Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda da 25.06.2007 gün ve 92-5 sayı ile ek takipsizlik kararı verilmiştir.
Bahse konu maddenin niteliğinin saptanması için birçok tahlil yapılmıştır. Bunlar kısaca özetlenecek olunursa:
1- Gümrük Müsteşarlığı Laboratuarının 26.05.2006 gün ve 3223 sayılı raporunda, teknik imkânsızlıklar nedeniyle tahlil yapılamadığından uzman ve bilimsel bir kuruluşa sevk edilmesi gerektiği,
2- TÜBİTAK’ın
a-) 30.05.2006 gün ve 8375 nolu raporunda, maddenin white spirit olduğu, ancak standart w.spirit yapısından farklı olarak az miktarda düşük kaynama noktalı bir ön fraksiyon içerdiği, alev alma noktasının (12 C) bu yorumu doğrular nitelikte olduğu,
b-) 02.06.2006 gün ve 8673 sayılı raporunda, maddenin white spirit olduğu, benzin olmadığı, az miktarda parlama noktasının düşmesine neden olabilecek düşük kaynama noktalı hidrokarbon bileşiklerinin varlığı tespit edildiği, hidrokarbon dağılımı ve parlamayı önleyici müstahzar varlığının tespitinin laboratuarlarında yapılamadığı,
c-) 11.07.2006 gün ve 11086 nolu raporunda, standart Tüpraş-350 kerosine (gazyağı) ile karşılaştırıldığında bir ön fraksiyon içerdiği, ilk kaynama noktası ve alev alma noktasının gazyağına göre düşük olduğu,
d-) 24.07.2006 gün ve 11801 sayılı raporunda, az miktarda düşük kaynama noktalı bir fraksiyon içerdiği, kerosen(gazyağı) yapısında olup jet yakıtı olmadığı,
3- ODTÜ Petrol Araştırma Merkezi’nin,
a-) 27.06.2006 günlü raporunda; parlamayı önleyici müstahzar (kurşun tetra etil) içermediği, jet yakıtı olmadığı, kerosenden (gazyağı) daha ince ürünler içerdiği,
b-) 12.07.2006 gün ve 1353 sayılı raporunda; maddenin benzin, white spirit ile jet yakıtı standartlarına uymadığı ve parlama noktası değerlerine göre gazyağından daha ince ürünler içerdiği, parlama noktası ve distilasyon analiz sonuçlarının farklı sonuç göstermesine yapılan analizlerle bir açıklama getirilemediği,
c-) 18.5.2007 gün ve 7/109 sayılı raporunda; w. Spirit’in özellikle boya sektöründe solvent (çözücü) ve inceltici olarak kullanıldığı, bu maddenin parlama noktasının en az 30 derece olması gerektiği, farklı metotlarla merkezlerinde 5 C derece, Tübitak tarafından ise 12 C derece olarak ölçüldüğü, numenin parlama noktasının olması gereken değerin altında olduğu, örnek maddenin distilasyon aralığı dikkate alındığında benzin, gazyağı veya motorine karıştırılabileceği, bu durumda da karışımın ölçülecek özelliklerinin benzin, gazyağı ve motorininin EPDK tarafından yayınlanan teknik düzenlemelerine uymayacağı, parlama noktasının çok düşük olması nedeniyle başka bir maddeyle birleştirilerek teknik düzenlemelere uygun benzin, gazyağı veya motorine dönüştürülmesinin mümkün olmadığı tespitleri yapılmıştır.
Tanık F.....K....(S....Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni) özetle; olay tarihinde skandal niteliğinde bir haber gelmesi üzerine doğruluğunu araştırmak için firma yetkilileri ile konuştuğunu, onların mağdur edildiklerini ve bir yabancı firmanın engellemesiyle karşılaştıklarını iddia etmeleri üzerine sanıkla görüştüğünü, Tübitak raporunun doğru olup olmadığını sorduğunu, bundan sonra birkaç kez daha görüştüklerini, olayın önemli olduğu için haber yaptıklarını, A....E.... isimli bir kişinin kendilerine de ihbarda bulunduğunu, ancak bu kişinin sanal birisi olduğunu ve aynı isim altında gümrükle ilgili ihbarlarda bulunduğunu tespit ettiklerini, konuyu kamuoyuna intikal ettirerek görevlerini yaptıklarını beyan etmiştir.
Tanık S....U...H..... (Gümrükler Genel Müdür Vekili) aşamalarda özetle; F.....K... ile şahsen bir tanışıklığı olmadığını, kendisini arayıp durumu anlattığını, bunun üzerine İ.... Gümrük Başmüdürü Ş....K....’e konuyu intikal ettirerek konunun incelenip çabuklaştırılmasını söylediğini, onun da “
“ikinci bir tahlile gerek var dediğini”
”, olayla ilgili olarak sanığın talimatı üzerine ilgililerin toplanıp değerlendirme yaptığını, kendisi Ankara dışında olduğu için toplantıya katılamadığını, ulaşılan sonuçların ilgili yere bildirildiğini, ithalat-ihracat ile ilgili işlemlerin acele olması nedeniyle hafta sonları da talimat verilebildiğini, TÜBİTAK’ın raporunun açık olup İzmit'in aslında bu durumu merkeze sormasını anlamanın mümkün olmadığını ifade etmiştir.
Tanık R....A.... (Gümrükler Genel Müdür Yardımcısı) aşamalarda özetle; İ.... Gümrükler Başmüdürlüğünün bir yazı yazdığını Gümrükler Genel Müdürünün (S.U.... H........) kendisine söylediğini ve yarın cevaplanacak dediğini, bir gün sonra yazının uzmanlar tarafından hazırlanıp, şube müdürü A.....E.....İ....’ün parafladığını, daha sonra Daire Başkanına oradan da İ..... Gümrükler Başmüdürlüğüne gönderildiğini, Genel Müdürlükten white spirit'in gümrük tarifesi istatistik pozisyonu sorulduğundan cevaben ölçülerini bildirdiklerini, sanığın bu yazıyla ilgili herhangi bir müdahalesi olmadığını, yazının faks çekme işini Genel Müdürlüğünün Özel Bürosunun yaptığını, tarife yazısının müsteşarla ilgisi olmadığını, Genel Müdür Yardımcılarının üzerindeki makamların bu konuda tarife belirleme durumlarının olamayacağını, Tubitak’ın yazıya ekli raporunda maddenin kaynama noktasının 12 C olmasına karşın yorum kurallarını esas alarak eşyanın pozisyonunu w.spirit olarak bildirdiklerini beyan etmiştir.
Tanık Ş....K.... (İ..... Gümrük Muhafaza Başmüdür Vekili) aşamalarda özetle; TÜBİTAK'ın eşyanın white spirit olduğunu ancak eşyanın parlama derecesini düşüren az miktarda bir karışım bulunduğunu ifade etmesi üzerine İ.....Gümrük Müdürlüğünün konuya açıklık getirilmesi için TÜBİTAK’ dan yeniden sorulduğunu, anılan kuruluşun eşyanın white spirit olduğunu benzin olmadığını tekrar vurguladığını, yaşanan tereddütler nedeni ile başmüdürlükçe eşyanın tarifesinin belirlenmesinde yetkili Gümrükler Genel Müdürlüğüne 09.06.2006 tarihli yazıyı imzalayarak intikal ettirdiklerini, yazının yazıldığı gün sanığın kendisini cep telefonundan arayarak “
“bu insanlar bana uğrayıp sıkıntılarını anlatıyorlar, konuyu inceleyin, sürüncemede bırakmaksızın yasal gereğini yerine getirin”
” dediğini, sanığın konuşmasının bir emir veya telkin niteliğinde olmadığını, bu tür aramaların başka işlerde de olduğunu, eşyanın white spirit olarak değerlendirilmesi gerektiği talimatı ile işlemlerin bu yönde tesisi için yetkili gümrük müdürlüklerine Genel Müdürlüğün talimatını ilettiklerini, konunun denetime intikal ettiğini, bu aşamalarda M.....Ş.....’in bilgi almak için müteaddit defalar aradığını, yapılması gereken işin yasal çerçevede zaman geçirilmeden yerine getirilmesini istediğini, bunun dışında bu eşyanın white spirit olarak ithalatının yapılması yönünde tarafına her hangi bir baskısı olmadığını, sanığın “
“ihbar tutanaklarını işleme koydurmayın”
” şeklinde bir beyanının olmadığını, söylemiştir.
Tanık E.....D... (Olay tarihindeki Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanı) aşamalarda özetle; bir takım ihbarlar alınması üzerine, durumu sanığa bildirip onay istediğini ancak sanığın daha önce bu görevin kontrolörlere verildiğini söyleyerek onay vermediğini, ikinci kez soruşturmanın müfettişlerce yapılmasının uygun olacağını bildirdiğini, ancak sanığın onay vermemesi üzerine beklediklerini, daha sonra Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığından yazı gelmesi üzerine soruşturmayı başlattıklarını, yazıyı da sanığa gösterip kendisinden onay aldıklarını, sanık hakkında kaçakçılığa yardım suçundan Başbakanlık Teftiş Kuruluna ön inceleme için yazı gönderdiklerini ancak Devlet Bakanının onay vermediğini, müfettişler varken kontrolörlerin inceleme yapmasının istisnai bir durum olduğunu, sanığın bu konunun arkasında F.....K..... var diye kendisine söylediğini beyan etmiştir.
Tanık N.....A.... (İ.... Gümrük Muhafaza Memuru) aşamalarda özetle; cep telefonundan sanığın sekreteri olduğunu söyleyen kişi tarafından resmi telefonla aranarak 19.06.2006 gün saat 09.00'da Müsteşar Vekilinin kendisini beklediğini söylemesi üzerine görüşmeye geldiğini, sanığın kendisine “
“S.... Kimya kaçakçılık yapıyor diyormuşsun, bunun ithalatını sen yaptırmıyormuşsun, bunu anlat”
” diye söylediğini, tavırlarından etkilendiği için açıkça S... Kimya kaçakçılık yapıyor diyemediğini ancak Petro Kimya Müdürlüğünde görevli olan kimyagerler arasındaki tartışmadan isim vermeden bahsederek, S.....Kimya'nın getirdiği eşyanın Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonundaki yerinin belirlenmesi hususunda sorun olduğunu ifade ettiğini, bu konudaki tartışmayı ve sorunu İ....'teki başka birimlerle yani tahminince jandarma ya da polisle görüşüp görüşmediğini sorduğunu, İ....'te görev süresinin ne kadar kaldığını ve başka nerede görev yaptığımı sorduğunu “
“git eşyalarını topla 4. bölgeye seni tayinen gönderiyorum”
” dediğini, eğer bir hatası var ise 5. bölgeye gönderebileceğini söylediğini, bunun üzerine “
“git namusunla şerefinle hiçbir şeye karışmadan yerinde otur”
” dediğini, bu görüşmeden sonra başka bir yere tayininin çıkmadığını söylemiştir.
Sanık savunmalarında özetle; Müsteşar Vekili olarak kendisine çok sayıda başvuru olduğunu, ilgili firmanın mağdur olduğunu bildirerek müracaat ettiğini, dinleyerek durumu İ.... Gümrük Müdürlüğüne intikal ettirdiğini ve konunun araştırılmasını söylediğini, “
“hukuken haklılarsa gereğini yapın”
” dediğini bunun dışında bir baskısı olmadığını, ancak gazetelerde bu konunun gündeme getirilmesi nedeniyle İ..... Gümrük Başmüdürlüğü yaptığı dönemden tanıdığı ve güvendiği N....A....'i çağırarak durumu sorduğunu, ilgilinin “
“ben bu konuyu bilmiyorum”
” dediğini, onun başka yere atanmasıyla ilgili kendisine bir şey söylemediğini, ithalata konu maddenin white spirit olduğu konusunda bir beyanda bulunmadığını, esasen bu hususun kendi konusu olmadığını, “
“toplantı yapalım”
” demediğini, G.... C. Başsavcılığının soruşturma yaparken konunun çok abartıldığını görünce durumu anlatmak için yazıyı yazdığını, maksadının adalete yardım olup, adaleti etkilemeye çalışmadığını, A....E.... isimli aslında olmayan bir kişi tarafından yapılan ihbarlarda imzanın sahte olduğunu, dilekçe kanununa aykırı olduğunu görünce resmi makama bildirmediğini ama daha sonra intikal ettirdiğini, hakkında da rüşvet aldığından söz edilen ihbarda malın değeri 944.000.000 dolar olduğu halde, rüşvetin 1.600.000 dolar olduğundan bahsedildiğini, ihbarın gayri ciddî olması nedeniyle dikkate almadığını ifade etmiştir.
Dosya içeriğinde bulunan tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesinde;
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin, kararında sanığa atılı eylemleri ayrıntısıyla irdeleyerek, görevi kötüye kullanmaya teşebbüs suçundan; sanığın görevin gereklerine aykırı davranmadığı, hukuka aykırı eylemi bulunduğu kabul edilse dahi kamunun zararı, kişilerin mağduriyeti veya kişilere haksız kazanç sağlama unsurlarının gerçekleşmediği,
Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan, Anayasanın 38/5. maddesinin hükmü karşısında, kamu görevlisinin kendisinin işlediği suçu ihbar sorumluluğunun olmadığı, kendisi hakkında da suçlamalara yer verilmesine karşın, sanığın soruşturma onaylarını imzalarken kendisi hakkında da çeşitli araştırmalar yapılmasına olanak sağlayan açıklamalar yaptığından sanığın atılı suçu işlemediği,
Yargı görevi yapanı etkileme suçundan, sanığın kendisini de etkileyebilecek bir konuda yargı makamlarına yazılı beyanda bulunmasının savunma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, sanığın yazdığı yazının 5237 sayılı TCY’nın 277. maddesi anlamında emir verme, baskı yapma, nüfuz icra etme veya etkilemeye teşebbüs etme niteliğinde bulunmadığı, kaldı ki sonradan soruşturma konusu suçun idari para cezasını gerektiren bir kabahate dönüştürüldüğünden unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle verdiği beraat kararında bir isabetsizlik görülmediğinden Yargıtay C. Savcısının tüm temyiz itirazlarının reddiyle Özel Daire beraat hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul Üyesi, sanığa atılı suçların sübuta erdiği ve bu nedenle cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 01.05.2008 gün ve 21-10 sayılı kararının ONANMASINA,
2- Dosyanın Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.06.2009 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2022/4228 E., 2024/6041 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 277/1, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ve 5271 sayılı CMK'nın 231/5.
12. Ceza Dairesi 2022/4228 E. , 2024/6041 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/646 E., 2021/1689 K.
SUÇLAR : Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 59/5. maddesindeki Avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286 ncı maddesinin ikinci fıkrası uygulanmaz şeklindeki düzenleme uyarınca hükmün temyize tabi olduğu ve 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 277/1, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ve 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 13.07.2018 tarihinde kesinleşmesine müteakip sanığın denetim süresi içerisinde 04.02.2019 tarihinde kasıtlı suç işlediğinin ihbar edilmesi üzerine, CMK'nın 231/11. maddesine göre açıklanan ve TCK'nın 277/1, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmi,ş Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafiinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık müdafiinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; suç kastı ile hareket etmediğine, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, suçun manevi unsurunun gerçekleşmediğine, davanın taraflarınından herhangi birinin avukatlığını üstlenmediğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/383 Esas sayılı dosyasında kasten adam öldürmeye iştirak suçundan yargılanan ...'un müdafiliğini üstlenmek amacıyla 08.04.2014 tarihli duruşmadan bir hafta kadar önce dosyayı incelemek için gittiği mahkeme kaleminde yazı işleri müdürü tanık ...'a dava konusu dosya ile ilgili olarak ''Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan olduğunu bildiğim biri, bu dosya ile ilgili olarak sanık ...'un zengin bir adam olduğunu, yüksek bir avukatlık ücreti ile davasına bakma ihtimalinin olabileceğini ve Sanık ...'un 08.04.2014 tarihli oturumda tahliyesi için, ...'in müdafii Av. ...'in mahkeme başkanına 1 milyon TL vereceğini söyledi'' şeklinde beyanda bulunup, mahkeme başkanı tanık ...'a da aynı duyumunu aktarıp ve ''ben sizi dürüst biri olduğunuzu biliyorum, zarar görmemeniz için bunları size anlatıyorum'' şeklinde sözler söyleyerek sanık olarak yargılanan ... aleyhine olacak şekilde mahkeme hakimini hukuka aykırı olarak etkilemeye çalışan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 277/1. maddesindeki yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE VE KARAR
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen tüm temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.11.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/107 E., 2020/144 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddeler uyarınca rüşvet, inceleme dışı sanık ...’in TCK'nın 252/1-2-3, 277, 37/1, 63 ve 53. Maddeler gereğince rüşvet ve yargı görevi yapanı etkileme, inceleme dışı sanık ...’ın ise TCK'nın 252/1-2-3, 37/1, 53 ve 63.
Ceza Genel Kurulu 2018/107 E. , 2020/144 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 5-13
Sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanık ...'in eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 257/3, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye, sanık ...'nın beraatine ilişkin Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2011 tarihli ve 241-222 sayılı hükümlerin, sanık ... ve müdafisi ile şikâyetçi Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 14.01.2016 tarih ve 9333-344 sayı ile;
"Suçtan zarar gören ve kovuşturma aşamasında duruşmadan haberdar edilmeyen şikâyetçi Hazine vekilinin katılma talebinin 3628 sayılı Kanun'un 17 ve 18. maddeleri ile CMK'nın 237/2 ve 260. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak kabulüne karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanık ...’un, son soruşturma kararının verildiği 14.12.2009 tarihinde Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinde üye hâkim olarak görev yaptığının anlaşılması karşısında, 2802 sayılı Kanun'un 90 ve 91. maddeleri uyarınca, hakkındaki son soruşturmanın Yargıtay görevli ceza dairesinde yapılması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince 06.05.2016 tarih ve 68-230 sayı ile sanık ... hakkında, 25.11.2006 tarih ve 68-230 sayı ile de sanık ... hakkında görevsizlik kararları verilerek dosyanın görevli Yargıtay Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Sanıkların beraatlerine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 11.10.2017 tarihli ve 5-13 sayılı hükümlerin, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve katılan Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Onama ve bozma” istemli 26.02.2018 tarihli ve 4 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
İnceleme dışı sanık ... hakkında görevi kötüye kullanma ve yargı görevi yapanı etkileme, inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına göre;
İsimsiz ve tarihsiz dilekçe ile sanık ... hakkında yapılan şikâyet üzerine Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.03.2009 tarih ve 200 sayı ile 2802 sayılı Kanun’un 82. maddesi uyarınca soruşturma izni talebinde bulunulduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 12.05.2009 tarihli olur ve 5065 sayı ile iddiaların adalet müfettişi tarafından incelenmesi gerektiğine karar verildiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 24.09.2009 tarih ve 9549 sayı ile sanık ...'un inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesine karar verdiği iddiası hakkında kovuşturma izni verildiği,
Sanık ...’un 41101 sicilli olduğu ve mesleğe 24.10.2000 tarihinde başladığı, suç tarihinde Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olduğu,
Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 12.11.2009 tarihli ve 2943-204 sayılı iddianamesi ile; sanık ...’un, TCK'nın 252/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca rüşvet suçundan cezalandırılması için yetkili ve görevli Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama yapılabilmesi için 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 89 ve 90. maddeleri gereğince karar verilmesinin kamu adına talep ve iddia olunduğu,
Hakimler ve Savcılar Kurulunun müstemir yetkilerin düzenlenmesine ilişkin 23.10.2009 tarihli ve 461 sayılı kararına göre sanık ...’un Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesinde üye hâkim olduğu ve kararı 30.10.2009 tarihinde tebliğ aldığı,
Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesince 14.12.2009 tarih ve 223-269 sayı ile; sanık ... hakkında TCK'nın 252/1-2 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca yargılama yapılmak üzere 2802 sayılı Kanun’un 89/2 ve 90/2. maddeleri uyarınca son soruşturmanın açılmasına, sanık hakkındaki yargılamanın aynı Kanun’un 89/2 ve 91/1. maddeleri yollamasıyla 90/2. maddesi gereğince Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmasına karar verildiği,
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2009 tarihli ve 2450-154 sayılı iddianamesi ile sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’ın TCK'nın 252/1-2-3, 38 ve 53. maddeler uyarınca rüşvet, inceleme dışı sanık ...’in TCK'nın 252/1-2-3, 277, 37/1, 63 ve 53. Maddeler gereğince rüşvet ve yargı görevi yapanı etkileme, inceleme dışı sanık ...’ın ise TCK'nın 252/1-2-3, 37/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca rüşvet suçlarından cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/241 esas sırasına kaydedildiği,
Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2010 tarihli ve 60-29 sayılı kararı ile sanık ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasının, sanık ... ve inceleme dışı sanıklar..., Hayrettin ve Turgay hakkında devam eden Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/241 esas numaralı dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2009/241 esas numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiği,
Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 07.10.2011 tarihli ve 241-222 sayılı kararı ile; inceleme dışı sanık ...’in görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 40/2 yollamasıyla 38. Madde gereğince, 257/3 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis; yargı görevi yapanı etkileme suçundan TCK'nın 277 ve 53. madde uyarınca 5 ay hapis; cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık ...’in rüşvet suçundan beraatine, inceleme dışı sanıklar Turgay ve...’ın görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 40/2 yollamasıyla 38. madde gereğince, 257/3 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve CMK'nın 231. madde uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlara müdafilerinin itiraz etmeleri üzerine Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.12.2011 tarihli ve 2010 Değişik iş sayılı kararı ile itirazların reddedilmesi üzerine aynı tarihte kesinleştiği, inceleme dışı sanık ... müdafisinin itirazının ise kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırıldığı ve bu sanık bakımından ayırma kararı verilerek mahkemenin 2011/483 esas sırasına kaydedildiği,
UYAP sisteminden yapılan sorgulamada, hakkındaki davanın ayrılmasına karar verilen inceleme dışı sanık ... hakkında Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.03.2012 tarih ve 483-86 sayı ile; TCK'nın 40/2. maddesi yollamasıyla TCK’nın 38. madde gereğince, 257/3 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği,
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/7737 soruşturma numaralı dosyasında; nitelikli dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma suçundan şüpheliler..., ..., ... ve...’ın Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.12.2008 tarih ve 333 sayı ile tutuklanmalarına karar verildiği, şüpheli... müdafilerinin tutukluluğa itiraz talebinin Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.12.2008 tarihli ve 221 Değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, diğer şüpheliler ... ve... müdafilerinin tutukluluğa itiraz talebinin ise Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.12.2008 tarihli ve 230 Değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, sonrasında şüpheli... müdafilerinin tahliye taleplerinin Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi tanık ... tarafından 05.01.2009 tarih ve 3 sayı ile reddine ve şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği, şüpheli... müdafilerinin 05.01.2009 havale tarihli dilekçe ile yaptıkları itirazın Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi sanık ... tarafından 05.01.2009 tarih ve 2 Değişik iş sayı ile şüphelinin üzerine atılı ve halen soruşturması yürütülen suç vasfının değişmesi ihtimali, sabit ikametgâh sahibi olup kaçma şüphesi uyandırmaması, bu aşamada tutukluluğun devam etmesinin ağır bir tedbir niteliği taşıyacağı gerekçeleriyle kabulüne ve tahliyesine karar verildiği, şüpheliler... ve ... müdafisi Avukat Kemal Kaan’ın 09.01.2009 havale tarihli dilekçe ile tahliye isteminde bulunduğu, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi tanık ...’un 09.01.2009 tarih ve 27 Değişik iş sayı ile talebin reddine karar verdiği, ...ve ... müdafisinin 09.01.2009 havale tarihli dilekçe ile karara yaptığı itiraz üzerine Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi sanık ...’un 09.01.2009 tarih ve 2009/14 Değişik iş sayı ile, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması, kaçma şüphesi bulunmaması, kendiliğinden teslim olmaları, Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı konu ile ilgili olarak yapılan diğer soruşturmalarda tutuklama tedbirine başvurulmaması, suçun vasfının değişme ihtimalinin olması, toplanan delillere ve yüklenen suçun mahiyetine göre tutuklama tedbirinin bu aşamada ağır olması gerekçeleriyle itirazın kabulüne ve şüpheliler ... ile...’ün tahliyelerine karar verdiği, dosyada mevcut olan UYAP safahat bilgilerinin incelenmesinde dosyanın Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince saat 19.33.53'de UYAP sistemi üzerinden Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği, 19.43.22'de 1. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi tarafından UYAP ekranından dosyanın açıldığı, 19.43.47'de müteferrik karar sonucunun kaydedildiği, 19.43.48'de dosyanın kapatıldığı, 19.51.36'da da tahliye müzekkeresinin yazıldığı, şüpheliler hakkında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/85 esas sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılamanın 29.04.2009 tarihli birinci oturumunda... ve ...’ün edimin ifasına fesat karıştırma ve dolandırıcılık suçlarından, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların olması, davranışlarının tanıklar ve başkası üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususunda kuvvetli şüphe oluşturması gerekçeleriyle tutuklanmalarına karar verildiği,
04.06.2009 tarihli HTS raporu inceleme tutanağına göre; inceleme dışı sanık ... ile sanık ... arasında gerçekleşen telefon kayıtlarına göre, 01.12.2008'de ve 22.12.2008'de birer kez, 23.12.2008'de dört kez, 25.12.2008'de üç kez olmak üzere toplamda dokuz kez, inceleme dışı sanık ...'ın tahliye olduğu 05.01.2009 tarihinde dört kez, ...ve ...’ün tahliye olduğu 09.01.2009 tarihinde iki kez görüşmenin gerçekleştiği, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince iletişimin tespitine karar verildiği, 22.02.2009 tarihinden otelde konaklamanın gerçekleştiği 03.04.2009 tarihine kadar sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'in toplam yetmiş iki kez telefonda görüştükleri,
Çorlu Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 20.02.2009 tarihli ve 81 sayılı yazısına göre; ceza mahkemeleri nöbetçi hâkimi ve sorgu hâkimi nöbetinin hafta içi 08.00-17.00, hafta sonu 08.00-08.00 saatleri arasında olduğu, 05.01.2009-11.01.2009 tarihleri arasında ceza mahkemeleri nöbetçi hâkiminin tanık ... ... olduğu,
Ankara Emniyet Müdürlüğünün 10.04.2009 tarihli ve 10 sayılı yazısına göre; inceleme dışı sanık ... ve sanık ...’un Ankara Dedeman Oteline 03.04.2009 tarihinde beraber giriş yaptıkları, Turgay’ın 617, sanık ...'un ise 629 numaralı odada kaldığı, 04.04.2009 tarihinde otelden ayrıldıkları, inceleme dışı sanık ...’ın kaldığı oda için 344.93 TL, sanık ...’un kaldığı oda için ise 243.93 TL konaklama ücretinin... Grup İnş. Turz. İth. İhr. Ltd. Şti. adına fatura edilip anılan şirket tarafından ödendiği, ilgili faturaya göre odada ikinci kişi farkı da olmak üzere inceleme dışı sanık ... adına toplam 344.93 TL’lik fatura tanzim edildiği,
UYAP sisteminden temin edilen Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.01.2013 tarihli ve 85-12 sayılı kararına göre; dosyanın sanıkları..., ...ve ... hakkında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından beraat kararları verildiği, sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirdikleri süreler için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakları olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine dair verilen kararların temyiz edilmeksizin kesinleştiği,
Çorlu KOM Grup Amirliğinin 20.02.2009 tarihli yazısına göre; inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesinin ardından ORTEM Ltd. Şti. ortaklarından olup tutuklu olan diğer kişilerin de tahliye edilmesi konusunda avukat Kemal Kaan ile görüşerek tahliye için her şeyi yapacakları ve 100.000 Dolar karşılığında anlaştıkları konusunda duyum alındığı,
Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 20.02.2009 tarih ve 131 Değişik iş sayı ile; inceleme dışı sanıklar Hayrettin, Suat ve Turgay hakkında rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından üç ay süreyle CMK’nın 135 ve 137. maddeleri uyarınca iletişimin tespitine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararın 18.05.2009 tarih ve 298 Değişik iş sayı ile üç ay süreyle uzatılmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık ...; Cumhuriyet savcısı olduğunu, inceleme dışı sanıklar..., ... ve...'ün tutuklandıkları dosyanın soruşturmasını yaptığını, tahliye talebinde bulunulması üzerine sekiz klasör olan soruşturma dosyasının iki ana klasörünü sulh ceza mahkemesine gönderdiğini, diğer dosyaların ihale evraklarına ilişkin bilgiler içerdiğinden göndermediğini, Çorlu Cumhuriyet Başsavcısının üzerlerinde herhangi bir baskısının olmadığını,
Tanık ...; olay tarihinde Çorlu Adliyesinde nöbetçi Cumhuriyet savcısı olduğunu, sanık ...’un asliye ceza mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığını, olay günü 17.30-18.00 sıralarında sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...'un odasına gittiğinde tahliye talebinde bulunulduğunu, bunu karara bağlayıp beraber çıkalım dediğini, kendisinin de 15-20 dakika kadar bekledikten sonra tahliye talebinin reddine karar verildiğini, birlikte adliyeden çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısı olması nedeniyle kâtip tarafından aranarak kâtibin tahliye kararlarının bulunduğu, tahliye müzekkerelerinin imzalanması gerektiği söyleyince kâtibe adliye lokaline getirmesini istediğini, lokale getirilen tahliye müzekkerelerini imzaladığını, yarım saat sonra sanık ...’un da geldiğini, bu sırada tahliye talebinde bulunan sanıkların müdafilerinin sanık ...’u aradığını, avukatların tahliye kararında bazı yanlışlıklar olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini söyleyince, sanık ...’un nöbetçi kâtibi aradığını ve gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra evrakın adliye lokaline getirilmesini istediğini, bir süre sonra lokale getirilen evrakın sanık ... tarafından imzalandığını,
Tanık ... Bilgi; Avukat Şerafettin ile beraber inceleme dışı sanık ...’ın vekili olduklarını, Çorlu Adliyesinde yürütülen bir soruşturma dosyasında tutuklu olan inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesi taleplerinin reddedildiğini, itiraz merci olan asliye ceza mahkemesi hâkimi olan sanık ... tarafından tahliye taleplerinin kabul edildiğini ve müvekkilinin tahliye olduğunu, dosyada gizlilik kararı bulunduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın iş arkadaşları olan inceleme dışı sanıklar Hayrettin ve Turgay’ın Çorlu ilçesine gelerek dosya hakkında kendisinden bilgi aldıklarını, sanık ...’u ilk defa tahliye talebinin kabul edildiği gün gördüğünü,
Tanık ...; Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının ORTEM Ltd. Şti. ortaklarını ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından tutuklama talebi ile Sulh Ceza Mahkemesine sevk ettiğini, müvekkilleri... ve ...’ün iki farklı dosya kapsamında tutuklandıklarını, tahliye talepleri hakkında sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ... dosyaların biri hakkında tahliye, diğeri hakkında tahliye talebinin reddi kararı verince birlikte çalıştıkları Avukat Ramis Murat ile itiraz dilekçesini saat 16.00 sıralarında Asliye Ceza Mahkemesine verdiklerini, yaklaşık iki buçuk saat beklediklerini, saat 18.00 civarında tahliye kararı verildiğini, müvekkillerinin ailesine cezaevine gidebileceklerini söylediğini, saat 23.00 sıralarında müvekkillerinin ailesinin kendisini telefonla arayarak cezaevi yönetimince tahliyenin gerçekleşmediğini beyan edince adliyeye gittiğini, nöbetçi kâtibin kendisine cezaevine faks çekildiğini, ancak tahliye müzekkeresindeki tarih hatasından dolayı tahliyenin gerçekleşmediğini söyledikten sonra kâtibin sanık ...’u telefonla aradığını, tutuklama kararıyla ilgili yanlışlık olduğunu söylediğini, onun da “Paraf atılsın ben imzalarım, evrakı adliye lokaline getirin” dediğini, nöbetçi kâtibin evrakları imzalattırınca tahliye işleminin gerçekleştiğini, o sıralarda yanında staj yapan Didem ve kendisine sanık ... aleyhine gizli tanıklık yapmasının Başsavcı tarafından söylendiğini, bu teklifi kabul etmediklerini, sanık ...’un rüşvet aldığını duymadığını ve görmediğini, tahliye talebinde bulundukları gün sanığın iki buçuk saate yakın dosyayı incelediğini,
Tanık ...; olay tarihinde sulh ceza mahkemesi hâkimi olduğunu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının dosyasında bir kısım şüphelilerle ilgili talep edilen tahliye istemlerini reddettiğini, ancak UYAP sisteminde sorun olduğu için dosyayı nöbetçi mahkemeye mesai saatinden sonra gönderdiğini, dosyanın sekiz klasör olduğunu, daha önceden de dosyayı incelediğinden asıl belgelerin iki klasörün içerisinde bulunduğunu bildiğinden sadece o iki klasörü istediğini, tahliye talebini reddettikten sonra sanık ...’un odasındayken avukat tanık Yeşim'in gelip kararın ne zaman verileceğini sorunca kendisi yarın dediğini, ancak sanık ...’un bir saat sonra karar verilir dediğini,
Tanık ...; Cumhuriyet savcısı olduğunu, o dönemde ORTEM Ltd. Şti.’nin Çorlu Belediyesinin gerçekleştirdiği temizlik ihalesini aldığından anılan şirketin ortakları hakkında ihaleye fesat karıştırdıkları iddiasıyla soruşturma yapıldığını, adı geçen şirketin kazandığı beş ayrı yıla ait ihalele dosyalarının farklı Cumhuriyet savcısına tevzi edildiğini, kendisinde bulunan dosyadaki iddiaya konu edimin ifasına fesat karıştırma suçunun oluşup oluşmadığı hususunun tespit edilmesi o tarih itibarıyla mümkün bulunmadığından ve üzerinden uzun bir zaman geçtiğinden, şüphelilerin tutuksuz yargılandığını, Cumhuriyet savcısı tanık ...'deki dosyanın şüphelilerinin bir kısmının tutuklandığını, tutuklamanın yapıldığı dosyanın içeriği hakkında bilgi sahibi olmadığını, tutuklularının tahliye edildikleri tarihte yıllık izinde olduğunu,
Tanık ...; iddiaya konu rüşvet suçu konusunda bilgisinin olmadığını, suç tarihinde inceleme dışı sanık ...’in yöneticisi olduğu inşaat firmasında muhasebe finansman müdürlüğü yaptığını, sanık ...’un ofislerine gelip 250 TL’lik bir ödeme yaptığını, "Bu otelde kaldığımıza dair ödenen para ile ilgili" dediğini, almamakla ısrar etmesine rağmen parayı verdiğini,
Tanık ...; iddiaya konu rüşvet suçuyla ilgili bilgisinin olmadığını, çocukluk arkadaşı olan sanık ...’un annesinin Ankara'da yaşadığından dönem dönem Ankara'ya geldiğinde buluştuklarını, Ankara'da Bursa Spor Kulübünün futbol maçı olduğundan ve anılan Kulüpte basın ve yayın konusunda bir görevi olan inceleme dışı sanık ...’ın Ankara'ya geldiğinde buluştuklarını, sanık ...’un da annesinin yanına geldiğini, inceleme dışı sanık ...’ı masaj salonuna götürmek üzere yola çıktıklarını, sanık ... ile birlikte dışarıda beklediklerini, sonradan çorba içmeye gittiklerini, akşam sanık ...’un annesi akrabalarına gittiğinden otelde kalmaya karar verdiğini, sanık ...’u ve inceleme dışı sanık ...'ı otele bırakıp eve gittiklerini,
Tanık ... ...; inceleme dışı sanık ... ile iş ortaklığı olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın da diğer ortakları olduğunu, inceleme dışı sanık ...’in de taşeron firma yetkilisi olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın tahliye olduğu gün Hayrettin’in Çorlu’ya geldiğini, inceleme dışı sanıklar Turgay, Hayrettin ve arkadaşları olan Erhan ile birlikte...’ı karşıladıklarını, tutukluluğa yapılan ilk itirazda da Hayrettin dışındaki kişilerle birlikte yine Çorlu’ya geldiklerini,
Tanık Murat Vural; avukatlık yaptığını, Çorlu Belediyesinde ihale dosyaları ile ilgili yapılan soruşturma dosyasında vekilliğini üstlendiği belediye personeli olan iki kişinin tutuklandığını, her bir ihale dosyası hakkında ayrı soruşturma yürütüldüğü, davayı yargılama aşamasını da takip ettiğini, kamu davası açılmadan müvekkili Nedret ile Bedri'nin tutuklama kararına itiraz ettiklerini, talebin sulh ceza mahkemesince reddedildiğini, asliye ceza mahkemesine itiraz ettiklerini, sanık ...’un müvekkillerinin tahliyesine karar verdiğini, yaklaşık bir buçuk ay sonra kamu davası açılınca müvekkillerinin yeniden tutuklandığını, davayı daha sonra takip etmediğini,
Tanık ... Arıkan; olay tarihinde Çorlu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olduğunu, Cumhuriyet savcısı tanık ... tarafından Ortem Ltd. Şti.’nin Çorlu Belediyesinden aldığı ihaleler ile ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında inceleme dışı davanın sanıkları..., ...ve ...'ün tutuklandıklarını, inceleme dışı sanık Hayretttin’in sanık ...’un hemşehrisi olduğunu, tutuklu olan inceleme dışı sanık ... aracılığıyla ve sanık ...'un çocukluk arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...'in yardımıyla soruşturma sırasında tahliye kararları alınacağı yönünde söylenti olduğunu, tutuklu olan inceleme dışı sanık ... hakkında verilen tahliye kararından yaklaşık bir hafta sonra inceleme dışı davanın sanıkları ... ve...’ün de tahliye edildiği günün akşamı adliye lokalinde otururken sanık ...’un geldiğini, Cumhuriyet savcılığı kâtibi Mahmut’u lokale çağırıp, "Niye yanlış faks çekiyorsunuz, düzeltin" dediğini, ardından sanık ...’un sürekli telefonla görüştüğünü, telefonda "Merak etmeyin, bu işi hâlledeceğim, yanlış faks çekilmiş" gibi sözler söylediğini, o gece saat 24.00'e kadar adliye lokalinde oturduklarını, sanık ...’a "İş mi takip ediyorsun" diyerek tepki gösterdiğini,
Tanık Mahmut Fidan; Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığında zabıt kâtibi olduğunu, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesince inceleme dışı davanın sanıkları ... ve... hakkında tahliye kararı verildiğini, tahliye müzekkerelerini akşam saat 20.00 sıralarında cezaevine faks çektiğini, cezaevinden aranarak tahliye müzekkerelerinin tarihinde hata olduğundan tahliye işleminin gerçekleştirilmediği bildirilince sanık ...’a telefonla ulaşmaya çalıştığını, tahliye edilen şahısların avukatı tanık Kemal Kaan’ın da yanında olduğunu, sanık ...’a ulaşamadığını gören tanık Kemal Kaan’ın kendi telefonundan arama yapabileceğini söylemesi üzerine, onun telefonuyla sanık ...'u aradığını, önce tanık Kemal Kaan’ın görüştüğünü, sonradan telefonu alarak kendisinin konuştuğunu, kararı adliye lokalinde bulunan sanık ...’a götürüp paraf attırdığını,
Tanık ... ...; 09.01.2009 tarihinde nöbetçi hâkim olduğunu, sanık ...'un olay günü saat 19.00 sıralarında telefonla aradığını, tahliye talebinin reddine dair karara itiraz edildiğini, avukatların uzun süre koridorda beklediklerini, dosyanın Sulh Ceza Mahkemesinden geç gönderildiğini, kendisinin bakmaması hâlinde bunun yanlış anlaşılabileceğini, gelmesine gerek olmadığını, isterse dosyaya bakabileceğini, üç günlük inceleme süresi olduğunu söylediğini, mesai saati dışında olsa da sanık ...’un asliye ceza mahkemesinin müstemir yetkili hâkimi olduğu için ve üç günlük itirazı değerlendirme süresi olduğundan itiraza bakmasının olağan olduğunu düşündüğünü, telefonla aradığı Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi tanık ...’un UYAP sisteminde sorun olduğu için dosyayı asliye ceza mahkemesine geç gönderdiklerini, avukatların koridorda beklediklerini söylediğini, aynı gün akşam saat 21.00 sıralarında adliye lokaline geldiğinde ORTEM Ltd. Şti.’nin ortaklarının tahliye olduğunu öğrendiğini, daha sonra sanık ...'un adliye lokaline geldiğini, tahliye müzekkerelerinde sorun olduğundan bunu çözmeye çalıştığını, sürekli telefonda görüştüğünden Cumhuriyet savcısı tanık ...’in sanık ...’u uyararak rahatsız olduğunu belirttiğini,
Tanık ...; güzellik salonu işletmeciliği yaptığını, inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin ile sanık ...’un birlikte iş yerine geldiklerini, daha sonra sanık ...’un görevli personelle tartışınca birlikte gittiklerini, daha sonra inceleme dışı sanık ...’ın telefonla arayarak Ankara Dedemen Otelinde bir misafiri ile kalacağını, yabancı uyruklu iki kadın talep ettiğini, misafirinin 629 numaralı odada kaldığını, gelecek bayanın oraya gitmesini istediğini, bunun karşılığında kimseden para almadığını, güzellik salonuna inceleme dışı sanık ...'ın gelmediğini,
Tanık ...; yaklaşık otuz yıldır otelcilik iş kolunda çalıştığını, çocukluktan beri tanıştıkları sanık ...’un sık sık yanlarına uğradığını, otelcilik sektöründe çalıştığı için kendisine %50 indirim yapıldığından kuzeni olan inceleme dışı sanık ...'in arayıp Dedeman Otelde üç kişilik oda ayırmasını istediğini, üç odayı inceleme dışı sanık ... adına ayırttığını, otel ücretinin adına fatura edildiğini, otelde cari hesabının bulunduğunu, ücreti Hayrettin'in ödediğini, fatura gelmediğini,
İnceleme dışı sanık ...; sanık ... ile hemşehri ve çocukluk arkadaşı olduklarını, sanık ...’un annesi Ankara’da oturduğundan sık sık Ankara’ya geldiği için de görüşmeye devam ettiklerini, iş arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...’ın tutuklanması üzerine inceleme dışı sanık ... ve tanık ... ile birlikte Çorlu’ya gittiklerini, sanık ... ile birlikte yemek yediklerini, yemekte inceleme dışı sanık ...’ın tutukluluğuna itiraz için geldiklerini söylediklerini, sonrasında 05.01.2009 tarihinde inceleme dışı sanık ..., tanık ... ve birkaç kişi ile birlikte sanık ... ve eşi ... ile birlikte yemek yediklerini, yemekte dosya ile ilgili konuşmadıklarını, daha sonra tahliye edilen inceleme dışı sanık ...’ı cezaevinden aldıklarını, iki üç ay sonra sanık ... Ankara’ya gelince inceleme dışı sanık ...’ın teklifi üzerine sanık ... ve... ile birlikte masaj salonuna gittiklerini, sanık ...’un ödemeyi yaptığını, akrabası olan tanık ... aracılığıyla sanık ... ve inceleme dışı sanık ... için otelde yer ayırıp onları otele bıraktıklarını, otelin parasını tanık ...’un ödediğini, suçlamaları kabul etmediğini, sanık ...'un Ankara'ya geldiğinde yemek parasının ödenmesi konusunun rüşvet suçu kapsamında değerlendirilmeye çalışıldığını, emniyet müdürünün yanına gelip "Seni bu çemberin dışında tutabiliriz, ancak sanık hâkim aleyhine bir şeyler söyle" dediğini, bunu kabul etmediğini, ertesi gün Başsavcının da benzer sözleri sarf ettiğini, kendisine baskı yapıldığını, masaj salonu ve yabancı uyruklu kadın gibi kavramlarla soruşturmayı magazinleştirdiklerini,
İnceleme dışı sanık ...; sanıklar Selçuk Uğur’u ve Hikmet’i bu dava sebebi ile tanıdığını, inceleme dışı sanık ...'i taşeronları olduğu için tanıdığını, birlikte Çorlu'ya gittiklerini, sanık ...’un kendilerini yemeğe götürüp, parasını da ödediğini, inceleme dışı sanık ...’ın tutukluluğu kunusunda kaç kez itiraz haklarının olduğunu sanık ...’a sorduğunu, onun da sınırsız olduğunu söylediğini, inceleme dışı sanık ... tahliye olduktan üç buçuk ay kadar sonra inceleme dışı sanık ...’in yanında sanık ...’da varken Ankara’da görüştüklerini, birlikte masaj salonuna gittiklerini, sanık ...’un annesi Gölbaşı'nda oturduğundan, eve gitmesi zor olacağı için inceleme dışı sanık ...’in kendilerine otelde yer ayırttığını, otele gidince birlikte olmak için tanık...’dan arkadaşı Mümin ve kendisi için iki kadın ayarlamasını söylediğini, bir kadın daha gelince onu sanık ...’un odasına yönlendirdiğini, bundan sanık ...’un haberinin olmadığını, sonradan öğrendiği kadarıyla sanık ...’un gelen kadına taksi ücreti verip geri gönderdiğini, sanık ...'i tanımadığını,
İnceleme dışı sanık ...; Çorlu Belediyesinin gerçekleştirmiş olduğu ihaleye katıldıklarını, ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla tutuklandığını, tutukluluğa yaptıkları ilk itirazın reddedildiğini, inceleme dışı sanık ...’ın yapmış olduğu projelerden birinde ortak iş yaptıklarını, inceleme dışı sanık ...’in de taşeron firmanın temsilcisi olduğu, sanık ...’u tanımadığını, inceleme dışı davanın tutuklu sanığı olan... ile cezaevinde aynı koğuşta kaldığını, tahliye olunca inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin tarafından cezaevinden araçla alındığını, tahliye edildikten üç gün sonra sanık ...’in kendisini arayarak nasıl tahliye olduğunu, itiraz dilekçesinde neler yazıldığını sorunca avukatıyla görüşmesini söylediğini, Ankara’da masaj salonuna gidilmesi, yemek yenmesi ve otelde kalınması olayından haberinin olmadığını, tahliye edilmesi konusunda kimseyle görüşmediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ...; kızı ...’ün 18.12.2008 tarihinde Bursa Emniyet Müdürlüğünden telefonla aranıp davet edilmesi üzerine Bursa Emniyet Müdürlüğüne gittiğini ve hakkında soruşturma yapıldığını öğrendiğini, aynı gün oğlu...’ün de ifadesi alınmak üzere aranınca İstanbul'dan Çorlu Emniyet Müdürlüğüne gittiğini, çocuklarının tutuklandığını öğrenince avukat olan tanık Kemal Kaan'a vekaletname verdiklerini, avukatlarının tahliye talebinde bulunduğunu, daha sonra çocuklarının tahliye edilmelerine karar verildiğini, tanık Kemal Kaan’ın cezaevine gidip beklemesi gerektiğini, cezaevine çekilecek faks üzerine salıverileceklerini söyleyince cezaevine gidip beklemeye başladığını, uzun süre bekleyince tanık Kemal Kaan'ı aradığını, onun tahliye müzekkeresinde tarih hatası olduğunu, bunun düzeltilmeye çalışıldığını, beklemesi gerektiğini söylediğini, hatanın düzeltilip tekrar faks çekildiğini, tanık Kemal Kaan'a verdiği vekalet ücretinin farklı şekilde gösterilmeye çalışıldığını, her ihale dosyası hakkında ayrı ayrı soruşturmanın yapıldığını, birden fazla dava olduğu için ve iki çocuğunun da avukatlığını yaptığından vekalet ücreti olarak toplam 60.000 TL verdiğini, karşılığında da makbuz aldığını, inceleme dışı sanık ... dışında hiç kimseyi tanımadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/85 esas sayılı dosyasında da çocukları... ve ... hakkında beraat kararı verilip kesinleştiğini,
Sanık ...; çocukluk arkadaşı ve hemşehrisi olan inceleme dışı sanık ...'in 2008 yılı Aralık ayının son günlerinde Çorlu'ya geldiğinde yanında Ankara'dan ortak arkadaşı olan Asım ve inceleme dışı sanık ...’ın olduğunu, onları yemeğe davet ettiğini, inceleme dışı sanık ...’ın tutukluğu konusunda inceleme dışı sanık ...'a “Hayırlısı olsun inşaallah itirazınız kabul olur, eğer olmaz ise her zaman itiraz edebilirsiniz” demediğini, demiş olsa dahi herkese karşı söylenebilecek bir söz olduğunu, bu olaydan yaklaşık on beş gün sonra inceleme dışı sanık ... ile yeniden telefonda görüştüğünde Çorlu'da olduğunu söylemesi üzerine o sırada eşiyle birlikte öğle yemeği için dışarıda olduğundan onu da davet ettiğini, birlikte yemek yediklerini, ancak aralarında tutuklu şahısla ilgili herhangi bir konuşma geçmediğini, bu olaydan yaklaşık bir ay sonra Şubat ayı içerisinde inceleme dışı sanık ...’in telefonla arayarak Çorlu Başsavcısı Orhan'ın ifade vermek için kendisini çağırdığını fakat sebep göstermediğini söylediğini, ifadeleri alınmak istenen tahliye edilen inceleme dışı sanık ... ve yanında bir kaç kişi Çorlu'ya geldiklerinde ifade vermeden önce Başsavcı Orhan’ın inceleme dışı sanık ...’a, kendisine rüşvet verdiğini kabul etmesi hâlinde kimliğinin gizli tutulacağını, devam etmekte olan diğer soruşturmanın da kapatılacağını söylediğini, Suat’ın bunu kabul etmediğini öğrendikten sonra konuyla ilgili Adalet Bakanlığındaki bazı kişilerle görüşerek sözlü olarak bu durumu aktardığını, 29.03.2009 mahalli idareler genel seçimi nedeni ile yıllık izin alıp Ankara'ya gittiğini, bu sürede inceleme dışı sanık ... ile görüştüklerini, Nisan ayı başlarında inceleme dışı sanık ... ve diğer arkadaşları ile buluştuklarını, tanık...’ın inceleme dışı sanık ... ile birlikte yemek yediklerini görünce, inceleme dışı sanık ... ile yanlarına gittiklerini, inceleme dışı sanık ...’ın, önceden tanıdığı ve yeni bir iş yeri açan tanık... ile sözleştiğini oraya uğraması gerektiğini söyleyince, tanık...’ın işlettiği güzellik ve masaj salonuna gittiklerini, yanlarında tanık..., inceleme dışı sanık ..., ... ve birkaç arkadaşlarının daha olduğunu, masaj salonu kısmına geçtiklerinde buranın uygun bir yer olmadığını düşündüğünü, ikram edilen çayı içip kalkacağı sırada orada çalışan kişilerin saunaya girmeleri konusunda ısrarcı olmaları üzerine tartışarak dışarıya çıktığını, bu esnada inceleme dışı sanık ...’ın masaj odasına gittiğini, bir süre dışarıda bekledikten sonra geldiğini, buradan nargile cafeye ve çorbacıya geçtiklerini, inceleme dışı sanık ... misafir olduğu için tüm masrafların kendisi, inceleme dışı sanık ... ve tanık... tarafından ödendiğini, saat 23.00-23.30 sıralarında inceleme dışı sanık ...'ın konaklayacağı Dedeman Oteline giderken annesinin Gölbaşı'nda teyzesinin yanında olduğunu öğrenince, evin anahtarı yanında olmadığından otelde kalmaya karar verdiğini, inceleme dışı sanık ...’in rezervasyon işlemini yaptırdığını, ortak arkadaşları olan tanık ...’un otelcilik iş kolunda çalışması nedeniyle rezervasyonun onun adına olduğunu, 629 numaralı odada kaldığını, inceleme dışı sanık ...'dan daha önce odaya çıktığını, yaklaşık birkaç saat televizyon seyrettiğini, uyuyacağı sırada konuşmasından yabancı uyruklu olduğunu anladığı bir kadının kapıyı çaldığını, açtığında kendisinin inceleme dışı sanık ... tarafından gönderildiğini söyleyince, böyle bir talebinin olmadığını ifade ettiğini, kadının bu saatte buraya çağırdınız paramı isterim diyerek taşkınlık yapması üzerine 20 TL taksi parası verip gönderdiğini, ertesi gün inceleme dışı sanık ...'a kendisine sormadan böyle bir şey yapmaması gerektiğini söylediğini, otel ücretini ödemek istediğinde inceleme dışı sanık ...’in faturanın tanık ... adına kesileceğini, bu nedenle ödemeyi daha sonra yapabileceğini beyan ettiğini, otel ücretini yaklaşık on beş gün sonra inceleme dışı sanık ...’in muhasebecisi olan...’ye verdiğini ve fatura geldiğinde mahsup edilmesini söylediğini, ORTEM Ltd. Şti.’nin katıldığı ihalelerle ilgili yürütülen soruşturma dosyalarında Cumhuriyet savcısı olan tanık ... dışındaki diğer Cumhuriyet savcılarının şüphelileri göz altına almamasına rağmen Cumhuriyet savcısı tanık ...’in Çorlu Cumhuriyet Başsavcısının talimatı doğrultusunda şahısları tutuklamaya sevk ettiğini, müstemir yetkisinin asliye ceza mahkemesi olduğundan sulh ceza mahkemesinin kararlarına karşı itirazı incelemeye yetkili olduğunu, sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...’un olay günü saat 17.00’dan önce odasına gelerek inceleme dışı davanın sanıkları ... ve...’ün tahliyesi isteminde bulunulduğunu, talebi reddettiğini ve karara itiraz edildiğini, UYAP sistemindeki sorundan dolayı dosyayı geç göndermek zorunda olduğunu söylediğini, dosyanın mesai saatinden sonra mahkemeye gönderilmesi üzerine nöbetçi hâkim olan tanık ...’ı aradığını, onun da talep hakkında bir gün sonra karar verilirse sıkıntı olur diyerek dosyaya bakması için ricada bulununca bunu kabul ettiğini, tahliye kararı verdikten sonra kâtip Mahmut’un, avukat olan tanık Kemal Kaan’a ait telefonla aradığını, karardaki tarih hatası nedeniyle tahliyenin yapılmadığını söyleyince kararın adliye lokaline getirilmesini istediğini, gönderilen karara paraf attığını, ikinci asliye ceza mahkemesine itirazda bulunulmamasının sebebinin o haftanın yılbaşı tatiline denk gelmesinden kaynaklandığını, suçlamaları kabul etmediğini,
Savunmuşlardır.
Temyiz incelemesinin isabetli bir şekilde yapılabilmesi için rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi suç tarihinde;
“(1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(2) Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.
…” şeklinde düzenlenip anılan maddenin üçüncü fıkrasında rüşvet suçu; bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır şeklinde tanımlanmışken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla madde tamamen değiştirilmiş ve on fıkradan oluşan maddenin ilk dört fıkrasında;
"Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.
Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir..." hükümleri getirilmiştir.
Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. TCK’nın 252. maddesinde; “… bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca “nitelikli rüşvet suçu” ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak “basit rüşveti” de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Yapılan değişiklikle TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren” bakımından,
İkinci fıkrasında ise; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır” biçiminde ifade edilmek suretiyle de “rüşvet alan kamu görevlisi” açısından “rüşvet suçu” tanımlanmıştır. Bu suretle de, sağlanan menfaatin “kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı” bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür.
Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşvet alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir “rüşvet anlaşması” bulunmaktadır (... Emin Artuk –Ahmet Gökcen –A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem –Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd.).
Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında, gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar... irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır.
TCK’nın “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257/3. maddesi suç tarihi itibarıyla; “İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmişken, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile "birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; “Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine avkırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir.” şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri ve Genel Müdürlüğüne gönderilen isimsiz, imzasız ve tarihsiz ihbar mektubunda; Çorlu Belediyesinin yapmış olduğu ihaleyi alan ORTEM Ltd. Şti.’nin yetkilisi olan..., ... ve...’ın ihaleye fesat karıştırma suçundan tutuklandıkları, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olan sanık ...’a sanık ... ile inceleme dışı sanıklar Hayrettin ve Turgay’ın ulaştıkları, sağladıkları yarar karşılığında inceleme dışı davanın tutuklu olan sanıkları..., ... ve...’ın sanık ... tarafından tahliye edildiğinden bahisle suç duyurusunda bulunulması üzerine sanıklar Selçuk Uğur ve Hikmet ile inceleme dışı sanıklar Hayrettin, Suat ve Turgay hakkında soruşturmaya başlandığı,
Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi olan sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’in çocukluk arkadaşı ve hemşehri oldukları, inceleme dışı sanık ...’a ait şirketin taşeron firmasının temsilcisinin inceleme dışı sanık ... olduğu, inceleme dışı sanıklar... ile Turgay’ın da iş ortaklıklarının bulunduğu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından..., Özgür, ... ve bir kısım şüpheliler hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.12.2008 tarihinde inceleme dışı davanın sanıkları..., ...ve ...’ün tutuklanmalarına karar verildiği, inceleme dışı sanık ...’ın müdafilerince yapılan tutukluluğa itiraz taleplerinin Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesince 25.12.2008 tarihinde reddedildiği, inceleme dışı davanın sanıkları olan ... ve...’ün müdafilerinin itirazlarının ise aynı mahkemece 26.12.2008 tarihinde reddedildiği, inceleme dışı sanık ...'ın arkadaşları olan ... ... ve inceleme dışı sanık ...’ın inceleme dışı sanık ...'e ulaşarak hep birlikte Çorlu’ya gittikleri, sanık ... ile görüşüp yemek yedikleri, yemek sırasında inceleme dışı sanık ...’ın, Suat hakkında kaç kez tahliye talebinde bulunma haklarının olduğunu sorunca sanık ...’un “Hayırlısı olsun, inşallah itirazınız kabul olur, olmaz ise her zaman itiraz edebilirsiniz” dediği, bu olaydan on gün sonra tahliye kararının verildiği gün inceleme dışı sanık ...’in telefonla sanık ...’u arayarak Çorlu’da olduğunu söylemesi üzerine sanık ... ve eşi ile birlikte yemek yediği, yemek ücretlerinin sanık ... tarafından ödendiği, inceleme dışı sanık ...’ın müdafilerinin tahliye talebinde bulunmaları üzerine Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 05.01.2009 tarihinde talebin reddedildiği, bu karara itiraz edilmesi üzerine Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olan sanık ... tarafından itirazın kabulüne ve tahliyesine kararı verildiği, bu işlem nedeniyle sanık ...'un rüşvet aldığından bahisle,
İnceleme dışı sanık ...’ın tahliye olduğunu duyan ORTEM Ltd. Şti.’nin diğer ortakları inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün babası olan sanık ...’in avukat olan tanık Kemal Kaan ile görüşerek tahliye konusunda ne gerekiyorsa yapılmasını istediği ve 100.000 Dolara anlaştıkları, inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün müdafisince yapılan tahliye talebinin Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 09.01.2009 tarihinde reddedildiği karara itiraz edilmesi üzerine UYAP sisteminde meydana gelen aksaklıktan dolayı dosyanın UYAP sistemi üzerinden ve fiziken aynı gün saat 19.33’de Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği, o tarihte saat 17.00’dan sonra gelen taleplerin nöbetçi hâkim olan tanık ... tarafından bakılması gerekirken tanık ...'ın bilgisi ve rızası doğrultusunda sanık ... tarafından incelendiği ve inceleme dışı davanın tutuklu sanıkları olan... ve ...’ün tahliyelerine karar verildiğinden sanık ...’un inceleme dışı davanın sanığı...’ın tahliyesine karar verdiği olay hakkında rüşvet aldığı, sanık ...’in, çocukları olan inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün tahliyesine karar verilmesi için sanık ...’a rüşvet verdiği iddiasıyla
Kamu davası açılan olayda;
Sanık ...’un çocukluk arkadaşı ve hemşehrisi olan inceleme dışı sanık ...’in, inceleme dışı...’ın iş ortağı olan inceleme dışı sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’ın tutuklanmasından sonra ve tahliyesinden önce sanık ... ile görüşüp yemek yedikleri, yemekte inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesi konusunda konuşmanın geçtiği, sanık ...’un tahliye kararından üç ay sonra Ankara’da bulunan tanık ... tarafından işletilen masaj ve güzellik salonuna gittiği, ardından otele geçtiği ve kendisine inceleme dışı sanık ... tarafından hayat kadını gönderildiği, otel ücretinin inceleme dışı sanık ...’in talimatıyla tanık ...'a ait inşaat firması tarafından ödendiği, sanık ...’un otel ücretini inceleme dışı sanık ...’in muhasebecisi olan tanık Üstün’e geri ödediği, inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin ile tanıklar..., Üstün, Ünsal, ... ve ...’un beyanlarından, sanık ...’un savunmasından, Ankara Emniyet Müdürlüğünün ilgili yazısından anlaşılmış ise de;
Sanığa atılı rüşvet suçunun oluşabilmesi için suç tarihindeki düzenleme uyarınca görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlanmasının gerektiği, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında tutuklu olan... hakkında sanık ... tarafından tahliye kararı verilmiş olup inceleme dışı davada da sanık olan... hakkında yapılan yargılama sonucunda ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından verilen beraat hükümlerinin temyiz edilmeksizin kesinleştiği, kararda göz altında ve tutuklulukta geçirdiği süre için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakkı olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine yer verildiği, sanık ...'un inceleme dışı davanın sanığı... hakkında verdiği tahliye kararında usul ve yasaya bir aykırılık bulunmadığı, kaldı ki tahliye kararının yargısal karardan olup, sanık ...’un takdir hakkı kapsamında kaldığı, bu kararı vermeden önce veya verirken taraflar arasında rüşvet anlaşmasının gerçekleştiğine veya menfaat temin edildiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı, suç tarihindeki düzenleme göz önüne alınarak TCK’nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu açısından değerlendirildiğinde ise, tahliye kararından yaklaşık üç ay sonra gerçekleştiği iddia olunan menfaatlerin aradan geçen zaman da nazara alındığında sağlanan yararın yapılan işin karşılığı olduğuna dair bir bağ kurulamadığı gibi görevinin gereklerine uygun davranması için menfaat temin ederek görevi kötüye kullandığına ilişkin yeterli, her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı, sanık ...’un eyleminin disiplin hukuku kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu, zaten bu eyleminden dolayı hakkında disiplin soruşturmasının da yapıldığı,
Sanık ...’in inceleme dışı sanık ...’ın tahliye edilmesi üzerine aynı dosya kapsamında tutuklu inceleme dışı davanın sanıkları olan çocukları ... ve...'ün tahliyesi için avukat olan tanık Kemal Kaan ile görüşerek 100.000 Dolar karşılığında anlaştığı ve bu konuda sanık ...’a rüşvet verildiği duyumu üzerine başlatılan soruşturmada, sanık ...’in sanık ...’a rüşvet verdiği iddiası ile kamu davası açılmış ise de; sanık ... hakkında bu olayla ilgili olarak kovuşturma izni verilmediğinden kamu davası açılmadığı, sanık ...'in tanık avukat Kemal Kaan’a vekalet ücreti olarak ödediği 60.000 TL’nin farklı şekilde gösterilmeye çalışıldığını, bu para karşılığında makbuz aldığını savunduğu, tanık Kemal Kaan tarafından da bunun doğrulandığı, sanık ...’un anlatımları dikkate alındığında ve tahliye işlemindeki tarih hatasından dolayı cezaevi müdürlüğünce tahliyenin yapılmaması üzerine nöbetçi kâtip tanık Mahmut’un tahliye müzekkeresindeki tarih hatasının düzeltilmesi amacıyla sanık ...’u telefonla aradığına, ulaşamayınca yanında bulunan tanık Kemal Kaan’ın telefonundan sanık ... ile görüştüğüne ilişkin tanıklar Kemal Kaaan ve Mahmut ile sanık ...’un anlatımları, sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...’un UYAP sisteminde yaşanan aksaklıktan dolayı dosyayı mesai saatinden sonra itiraz merci olan asliye ceza mahkemesine göndermek durumunda kaldığını söylemesi, nöbetçi hâkim tanık ...’ın, sanık ...’un kendisini arayarak dosyanın geç gönderildiğini, avukatların kararı beklediğini o mahkemenin müstemir yetkili hâkimi olup üç günlük karar verme süresinin bulunduğunu, isterse dosyaya bakabileceğini söylemesi üzerine tanık ...’u aradıktan sonra bunu kabul ettiğini ifade etmesi, sanık ...’un, benzer yöndeki anlatımları, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında tutuklu olan inceleme dışı davanın sanıkları... ve ... hakkında sanık ... tarafından tahliye kararları verilmiş ve her ne kadar... ve ...’ün ilk oturumda yeniden tutuklanmalarına karar verilmiş ise de, yapılan yargılama sonucunda haklarında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından verilen beraat kararlarının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi, kararda göz altında ve tutuklulukta geçirdikleri süreler için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakları olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine yer verilmesi birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...’in sanık ...’a rüşvet verdiğine yahut görevinin gereklerine uygun davranması için çıkar sağlayarak görevi kötüye kullanmaya azmettirdiğine dair, dosya kapsamında, yeterli, her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, katılan vekilinin ve Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddi ile sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama Yargıtay 5. Ceza Dairesince sanığın eyleminin disiplin hukukunun ihlali niteliğinde bulunup suç oluşturmadığından beraatine ilişkin hükmün temyizen incelenmesi sonunda beraat hükmünün onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira;
Sanığın iddia ve kabul olunan eylemleri suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu ancak suç ile inceleme tarihi arasında TCK'nın 66. maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin anılan Kanun'un 67. maddesi uyarınca zamanaşımını kesen en son işlemden itibaren inceleme tarihine kadar gerçekleştiğinden davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğu" görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Sanıklara atılı rüşvet suçunuın sabit olduğu " düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.10.2017 tarihli ve 5-13 sayılı hükümlerinin ONANMASINA,
2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bir ağır ceza mahkemesinde devam eden uyuşturucu ticareti davasında, sanığın yakını olan (A), davanın hakimine gönderdiği mesajda "Sanığı tahliye etmezsen senin için hiç iyi olmaz, çocuklarının okulunu biliyoruz" diyerek hakimi etkilemeye çalışmıştır.
(A)’nın bu eylemi aşağıdaki suçlardan hangisini oluşturur?