Türk Ceza Kanunu 278. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 278- (İptal: Anayasa Mahkemesinin 30/6/2011 tarihli ve E.:2010/52, K.:2011/113 sayılı Kararı ile.; Değişik: 2/7/2012-6352/91 md.)
(1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Mağdurun onbeşyaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.[109]
(4) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.
Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
11 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2017/3654 E., 2019/4942 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
1. Ceza Dairesi 2017/3654 E. , 2019/4942 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Canavarca hisle öldürme, suç delillerini gizleme, suçu bildirmeme
HÜKÜM : 1-Sanık ... hakkında;
...'nu canavarca hisle öldürme suçundan; TCK.nin 82/1-b, 53. maddeleri uyarınca; Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası,
2-Sanık ... hakkında;
Suç delillerini gizleme suçundan; TCK.nin 281, 62, 50. maddeleri uyarınca; 6.000 TL. adli para cezası,
3-Sanık ... hakkında;
Suç delillerini gizleme suçundan; TCK.nin 281, 62, 50, 5271 sayılı CMK.nin 231. maddeleri uyarınca; 6.000 TL. adli para cezasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
4-Sanık ... hakkında;
Suçu bildirmeme suçundan; TCK.nin 278/1, 62, 50, 52. maddeleri uyarınca; 1.500 TL. adli para cezası.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Katılan kurum vekilinin, sanık ... hakkında suçu bildirmeme suçundan açılan davaya katılmaya ve kurulan hükmü temyize hak ve yetkisi olmadığından, temyiz isteminin CMUK'un 317. maddesi gereğince REDDİNE karar verilmiştir.
Sanık ... hakkında suç delillerini gizleme suçundan CMK.nin 231/5 maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının CMK.nin 231/12 maddesi uyarınca itiraza tabi olması nedeniyle, katılan kurum vekilinin dilekçesi hakkında mahallinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ...’ın maktul ...’na yönelik eyleminin, sanık ...’in eyleminin, sanık ...’un suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin edilmiş, sanık ... yönünden cezayı azaltıcı bir sebebin bulunmadığı, sanıklar Hasan ve Doğan yönünden cezayı azaltıcı sebeplerin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ... müdafiinin sübuta, sanık ... ve Doğan müdafilerinin suçun unsurlarının oluşmadığına, katılan kurum vekilinin sanık ... hakkında eksik ceza tayin edildiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
A) Sanık ... hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,
B) Sanık ... hakkında maktul ...’na yönelik nitelikli kasten öldürme ve sanık ... hakkında suçu bildirmeme suçlarından kurulan hükmün incelenmesinde ise;
a) Sanık ...’ın maktulü, 12’si öldürücü 47 bıçak darbesiyle yaralayarak öldürdüğü anlaşılan olayda; pek çok öldürücü nitelikte yara ika edilmesinin tek başına canavarca hisle ya da eziyet çektirerek işlendiğini kabule yeterli bulunmadığı, canavarca hisle öldürme, sırf öldürmüş olmak için öldürme, ölenin acı çekmesinden zevk duymak için öldürme olup, eziyet çektirerek öldürme ise ölümü meydana getirme bakımından zorunlu olmayan ve ölüme takaddüm eder vahşice hareketler olup sanığın öldürme kastının yanında işkence ya da eziyet çektirme kastının da bulunması gerektiği, sırf ölüm neticesini almak için tehevvürle maktulün boyun ve gövde kısmına bıçakla çok sayıda darbenin yapıldığı, somut olayda ise maktulün aldığı bıçak darbeleri sonucu hayatını kaybettiği göz önünde bulundurulduğunda sanığın canavarca hisle ya da eziyet çektirerek öldürme amacıyla hareket ettiğini, kabule yeterli her türlü kuşkudan uzak yeterli kesin kanıt bulunmadığı gözetilmeyerek TCK’nin 81/1 maddesi yerine TCK.nin 82/1-b maddesi ile uygulama yapılması,
b) Sanık ...’ın maktulün öldürülmüş ve arabanın içerisinde sanık ... tarafından konulmuş bir vaziyetteyken olay yerine gelmesi ve durumu öğrenmesine rağmen yetkili makamlara olayı bildirmediği şeklinde sübut bulan eyleminde; TCK’nin 278. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında belirtildiği şekilde işlenmekte olan bir suçun ya da işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılması mümkün olan bir durumun
olmadığı, somut durumda işlenmiş bir suçun ve ölüm neticesinin gerçekleşmesi hasebiyle neticenin sınırlandırılmış olduğu anlaşılmakla; sanığın eyleminin TCK’nin 284/2. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu halde yazılı şekilde suç vasfında yanılgıya düşülerek hüküm kurulması,
c) 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı Kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesinin iptal edilen bölümleri doğrultusunda sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Yasaya aykırı olup, sanık ... ve Doğan müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmekle, CMUK'un 326/son maddesi uyarınca sanık ... hakkında kurulan hükümde aleyhe temyiz bulunmadığından kazanılmış hakkı saklı kalmak üzere, hükümlerin kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 13/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.
13/11/2019 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ...'ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii Avukat ...'un yokluğunda 14/11/2019 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
Diğer kararlar (4)
(Kapatılan)13. Ceza Dairesi, 2013/36297 E., 2013/37319 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5237 sayılı TCK’nın 278. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 15 Nisan 2012 günü yürürlüğe giren kararı ile iptal edilmiştir.
(Kapatılan)13. Ceza Dairesi 2013/36297 E. , 2013/37319 K.
"İçtihat Metni"
Suçu bildirmeme suçundan sanık ... hakkında yapılan duruşma sonunda; suçu bildirmeme suçundan mahkumiyetine ilişkin Akhisar 2. Asliye Mahkemesince verilen 16.12.2008 tarih 2008/302-503 sayılı hükmün sanığın temyizi üzerine Dairemizin 08.04.2013 tarih ve 2011/36898-2013/9978 sayılı ilamı ile oy birliği ile onanması yolundaki kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.11.2013 tarih ve 2013/338965 sayılı yazısı ile verilen kararın Bozulması yönünde Dairemize itiraz talebinde bulunulması üzerine, itirazla ilgili yeniden değerlendirme yapılmak üzerine dosya Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.11.2013 tarih ve 2013/338965 sayılı itiraz istemi yerinde görülmüş olduğundan sanık ... yönünden Dairemizin 08.04.2013 tarih ve 2011/36898-2013/9978 sayılı onama kararı kaldırılarak yeniden yapılan incelemede;
5237 sayılı TCK’nın 278. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 15 Nisan 2012 günü yürürlüğe giren kararı ile iptal edilmiştir. TCK'nın 278. maddesi 6352 sayılı Kanunun 91. maddesiyle yeniden düzenlenerek 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Suçu bildirmeme suçu Yüksek Anayasa Mahkemesi'nin 30/06/2011 gün, 2010/52 Esas-2011/113 Karar sayılı hükmüyle 15 Nisan 2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılıp 05/07/2012 tarihine kadar suç olmaktan çıkarıldığı anlaşılmakla sanığın hukuki durumunun yeniden takdiri gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...’ın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle istem gibi BOZULMASINA, 02.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/507 E., 2024/121 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Yine Türk Ceza Kanunu’nun 278 inci maddesinde işlenen bir suçu bildirmeme herkes için suç olarak düzenlenmiş, kamu görevlisi olan sanığın ise evveliyetle bu yükümlülüğünün bulunduğu izahtan varestedir.
Ceza Genel Kurulu 2022/507 E. , 2024/121 K.
"İçtihat Metni"
DİRENME - TUTUKLU
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 734-975
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 21/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.02.2020 tarihli ve 531-33 sayılı resen istinafa tabi olan hükme yönelik olarak sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından da istinaf talebinde bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 12.02.2021 tarih ve 670-415 sayı ile; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/2. maddesi uyarınca hükmün kaldırılmasına, sanığın 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 21/2, 53, 63 ve 54/1. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.03.2022 tarih ve 8184-1968 sayı ile;
"(…) Sanık ...'ın olayın gerçekleştiği köyün muhtarı olup olay günü oğlunun sünnet düğününü yaptığı, maktulün olay yerinde misafir olup olay anında avlu içerisinde halay çekmekte olduğu, düğün boyunca sanığın silahıyla ateş ettiğinin dosyadaki tanıklarla sabit olduğu, sanığın silahından çıkan kovanların avlu içerisinde bulunduğu, halay esnasında da bir sessizlik olduktan sonra sanığın tek el sıkmış olduğu atış neticesinde merminin göğüs bölgesinden girip sırtından çıkması sonucu maktulün hayatını kaybettiği olayda;
Sanık hakkında 20 yıldan 25 yıla kadar ceza miktarı öngören 5237 sayılı TCK'nin 21/2. maddesinin uygulanması sırasında alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirecek bir sebep bulunmadığı anlaşıldığından, 20 yıl hapis cezası yerine 25 yıl hapis cezası belirlenerek fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. DİRENME GEREKÇESİ
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ise 13.05.2022 tarih ve 734-975 sayı ile; "(…) Sanığın üzerine atılı maktul ...'yi olası kast ile öldürme suçu nedeniyle 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası öngören TCK'nın 21/2. maddesi ile yapılan uygulama sırasında TCK'nın 61. maddesindeki ölçütler ve TCK'nın 3. maddesindeki cezada orantılılık ilkesi gözetilerek 25 yıl hapis cezası belirlenmiş olması karşısında, muhtar olup görevinin sağladığı olanak itibarıyla edindiği silah ile kendisinin tertiplediği sünnet düğününde çok sayıda insanın eğlendiği bir anda ve etrafı yüksek duvarlarla çevrili bir yerde, silah kullanılmasını engelleme ya da silah kullanıldığında durumu kolluk güçlerine bildirme görevine rağmen atılı suçu işlemiş bulunması, sanık tarafından uzun süreli olarak ve birçok kez ateş edilmesi nedeniyle; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak, hukuka uygun olduğu değerlendirilen Dairemizin (…) hükmünün bozulmasına ilişkin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin (…) bozma ilamına direnilmesine" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.07.2022 tarihli ve 86030 sayılı temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.10.2022 tarih ve 7977-8100 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN
Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın cezasından olası kast nedeniyle TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca indirim yapılırken cezanın 25 yıl olarak tespit edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; müzakere sırasında bir kısım Ceza Genel Kurulu üyelerince sanığın suçunun sabit olup olmadığı ve suç niteliğinin de ayrıca tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususlar da değerlendirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR İLE ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER
İncelenen dosya kapsamından;
16.08.2019 tarihli olay yeri inceleme raporunda; Kırşehir ili, Merkez ilçesi, Çadırlıhacıyusuf köyünde ateşli silahla ölüm olayı meydana geldiğinin bildirilmesi üzerine saat 22.20 sıralarında köye gelindiği, olayın, düğün sahibi sanık ...’e ait evin avlusunda meydana geldiği, evin tek katlı, etrafı duvar ile örülü müstakil bir ev olduğu, ihata duvarının avlu içerisindeki yüksekliğinin yaklaşık 1,45 metre dışarıdan yüksekliğinin ise yaklaşık 1,60 metre olduğu, evin müştemilatında yine sanığa ait iki katlı, alt katı garaj ve malzemelik, üst katı ise mesken olarak kullanılan bir binanın daha olduğu, avlu içinde beton zeminde yaklaşık bir metre çapındaki alan içerisinde kan lekelerinin olduğu, kan lekelerinin balkon merdivenlerine 3,30 metre, avlu ihata duvarına ise 3,10 metre mesafede olduğu, birinci bölge olarak adlandırılan avlu içersinde 24 adet kovan bulunduğu, ikinci bölge olarak adlandırılan avlu dışında kalan bölümde ise 127 adet kovan ile 6 adet boş av tüfeği kartuşu bulunduğu, sanıktan ve maktulden svap örnekleri alındığı, 2 adet tabancanın sanık tarafından görevlilere teslim edildiğinin belirtildiği,
Jandarma Genel Komutanlığı Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen 28.08.2019 tarihli uzmanlık raporunda; sanık ..., inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile ..., ...ve ...’den alınan tüm svap örneklerinde atış artığına rastlandığı, maktulün tişörtündeki delik etrafındaki atış artığı dağılımına göre, atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu tespitlerine yer verildiği,
12.09.2019 tarihli uzmanlık raporunda; sanık tarafından teslim edilen ve incelemeye gönderilen silahlardan 9x19 mm çapında fişek kullanan Belçika yapısı Browning marka yarı otomatik tabancanın emniyet sisteminin sağlam olduğu ve atışa engel bir arızasının bulunmadığı; 7,65x17 mm çapında fişek kullanan Kırıkkale marka yarı otomatik tabancanın ise emniyet mandalı kırık olduğundan emniyet konumuna alınamadığı ancak atışa engel mekanik arızasının bulunmadığı; incelemeye gönderilen kovanlardan 147 adetinin 9 mm çapında olduğu ve 29-28-23-14-10-9-9-7-5-3-3-3-2-1-1 şeklinde 15 ayrı silahtan atıldıkları, 4 kovanın 38 kalibre oldukları ve tek silahtan atıldıkları, 6 adet av tüfeği kartuşunun 5-1 şeklinde 2 ayrı tüfekten veya namludan ateşlendiği, 28 adet 9 mm çapındaki boş kovanın sanık tarafından teslim edilen Belçika yapısı Browning marka tabancadan ateşlendiği bilgisine yer verildiği,
30.09.2019 tarihli inceleme tutanağında; sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’in evinde yapılan aramada ele geçirilen 5 adet cep telefonu ve 7 adet sim kartta olayı aydınlatacak nitelikte herhangi bir kayda rastlanılmadığının belirtildiği,
01.10.2019 tarihli adli otopsi raporunda; 20-25 yaşlarında, 171 cm boyunda, 80-85 kg ağırlığındaki kadın cesedinde, sol klavikula iç kısmının hemen altında 1 x 0,8 cm’lik, kenarları düzenli, etrafında en geniş yerinde 0,4 cm eninde kontüzyon halkası bulunan, çevresinde iki yerde belli belirsiz morumsu renkte ekimoz bulunan ateşli silah giriş yarası, sırtta sağ skapula üst yarısında 1,7x1,2 cm’lik, kenarları düzensiz, dış yarısı çevresinde yarımay şeklinde 1 cm eninde mor renkte ekimoz bulunan ateşli silah çıkış yarası olduğu, yarayı oluşturan ateşli silaha ait metalik parçanın sol göğüs kafesinde 1. kotu kırarak göğüs boşluğu içerisine girdiği, önden arkaya, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya doğru devam ederek, aort kavsini, sağ ana bronşu ve sağ akciğeri deldiği, sağ göğüs kafesinde 4. kotu ve skapulayı kırarak dış muayenede iki numaralı lezyon olarak tanımlanan yaradan vücudu terk ettiği, kanda alkol bulunmadığı, maktulün vücuduna bir adet ateşli silaha ait metalik parça isabet ettiği, bunun yol açtığı yaralanmanın tek başına öldürücü nitelikte olduğu, cesetten ateşli silaha ait metalik parça elde edilmediği, kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu tespitlerine yer verildiği,
Mahkemece yapılan keşif işlemi sonrası düzenlenen 04.02.2021 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında "...’nin halay esnasında sağa sola dönerek açısını değiştirebileceği, garaj yanında bulunan avlu duvarının taş duvar olmasından dolayı mermi çekirdeğinin delip geçemeyeceği ve duvar boyunun 180 cm olmasından dolayı dışarıdan ateş edilen mermi çekirdeğinin avlu içerisinde bulunan kişilere isabet edemeyeceği düşünüldüğünde ...’ye isabet eden mermi çekirdeğinin ...’in ikametinin zemin katında bulunan garajlar ile garaj yanında bulunan oda önündeki avlu içerisinden ateş edilen silah ile vurulmuş olabileceği,
Ayrıca; Baran kod adlı gizli tanığın genel kroki üzerinde sanık ile maktulün bulundukları noktaları belirtmiş olduğu yerlere bakıldığında, sanık ...’in maktul ...’nin sol çapraz tarafında ve maktule yaklaşık 6 metre mesafede olduğu, Kanaat krokisinde belirtilen ateş edilen alan içerisinde olduğu kanaatine varılmıştır." ifadelerine yer verildiği,
Sanık müdafii tarafından dosyaya sunulan 01.08.2022 tarihli raporun sonuç kısmında; "Netice itibarıyla; maktulün vurulmasına neden olan atışın ... tarafından yapılmış olması durumunda, maktulün halay esnasında sağa sola veya yukarı aşağıya hareketinin değil bariz bir şekilde öne doğru eğilmiş olduğunu varsaymak gerektiği, sağa sola hareketlerin, maktulün hedef alan içerisinde olduğu, ... dışında ateş edildiği ifadelerde mevcut olan orta garaj önü, garaj duvarı dibi, garaj duvarı üstü, giriş kapısı önü ve bilirkişi raporunun aksine, duvar yüksekliklerinin ateş eden kişinin kol boyu da göz önünde bulundurulduğunda stabilize yola paralel duvarın dışında giriş kapısı yönü, stabilize yola paralel duvarında dışında garaj girişi yönü ve garaj duvarı dışında yapılacak atışlar açısından maktulün hedef alan içerisinde olduğu kesin bir şekilde görülmüştür." ifadesine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... mahkemede; maktulün babası olduğunu, 1994 yılından beri yurt dışında yaşadığını, olay günü saat 12.00 sıralarında eşi Ülfet, maktul kızı ... ve tanık ... ile birlikte sanığın oğlunun sünnet düğününe geldiklerini, sanığın kendilerini ve düğüne gelen diğer konukları silahla havaya ateş ederek karşıladığını, sanığın silahının kabzasında Türk bayrağı işlemesi olduğunu, silahın rengini hatırlamadığını, düğün yerinde dört saat kadar kaldıktan sonra Kırşehir il merkezine geldiğini, ikinci kez saat 19.00 sıralarında sünnet düğününe eşi, maktul kızı ve kimi yakınlarıyla birlikte gittiğini, bu ikinci gidişinde sanığın kardeşi ...’in kendisini silahla havaya ateş ederek karşıladığını, ...’e sanığın nerede olduğunu sorduğunu Murat’ın da kendisine sanığın avlunun içinde olduğunu söylediğini, eşi ve çocuklarının avlunun içine, olayın meydana geldiği yere gittiklerini, kendisinin ise dışarıda kurulmuş olan çadırın yanına gittiğini, bacanağı da olan inceleme dışı sanık ... Zengin’in düğünde silah attığını gördüğünü, düğünde havaya silah sıkan başka kişilerin de olduğunu ancak isimlerini bilmediğini, halay çekildiği anda avlunun dışında, çadırın yanında olduğunu, avlunun dışında sanık ...'i görmediğini, kızı ...’nin vurulma anını görmediğini, bağırma ve çağrışma seslerini işitince olay yerine koştuğunu, ağzından kan gelen kızını yerde görünce hastaneye götürdüğünü, olay yerindeki kanların yıkandığını, kovanların temizlendiğini, kamera kayıtlarının, video ve resimlerin silindiğini sonradan duyduğunu, kızına kimin ateş ettiğini görmediğini, düğün yerinde silah sesinin hiç kesilmediğini, sürekli silahla ateş edildiğini, düğünde bulunduğu sırada sanık ...’in misafilerini silah atarak karşıladığını, şikâyetçi olduğunu,
Katılan ... mahkemede; maktulün annesi olduğunu, saat 12.00 sıralarında düğün yerine gittiklerinde sanık ...'in havaya silahla ateş ettiğini gördüğünü, düğün yerine akşam vakti ikinci kez gittiklerinde kadınların olduğu bölümde kaldığı için kimlerin ateş ettiğini görmediğini, maktul kızı ...’nin halay çektiğini, arkası dönük olduğu sırada silah sesi işittiğini, bağrışanlar olduğunu, kızını o anda yere düştüğünü, maktulü hastaneye götürürlerken sanık ...’in akrabaları ... ve isimlerini bilmediği iki tane kadının maktulün düştüğü yere su döktüklerini, olay yerinde inceleme dışı sanıklar ..., ... ile sanık ...'i görmediğini, düğün esnasında silah sıkan çok kişinin olduğunu ancak ..., ... ve ...'in silah sıktığını görmediğini, şikâyetçi olduğunu,
Tanık ... mahkemede; maktulün kız kardeşi olduğunu, olay günü ailesiyle birlikte önce anneannesigile gittiğini, daha sonra yürüyerek olay yerine geçtiklerini, düğün yerinde ateş edildiği için korktuklarını, bu yüzden çok kalmadıklarını, anneannesinin evine geri döndüğünü, düğün sahibi sanığın misafirlerini silahla ateş ederek karşıladığını, sanık dışında da çok sayıda kişinin ateş ettiğini, avlunun içinde kimin ateş ettiğini net göremediğini, akşamüstü olunca korktuğu için düğün yerine tekrar gitmediğini, ancak kız kardeşi maktul ...’nin düğüne gittiğini, maktulün vurulduğunu akrabalarından işittiğini, olayı görmediğini,
Tanık ... mahkemede; sanıkla uzaktan akraba olduğunu, olay günü düğüne gelen konuklara hizmet edilmesine yardımcı olduğunu, konuklara mezeli, içkili yemek ikram edildiğini, mutfağa su ve buz almak için gittiğini, mutfaktan çıkarken bir ara sessizlik olduğunu, düğün boyunca silah atıldığını ancak o ara bir sessizlik olduğunu, bir silah sesi işittiğini, kadınlar arasında bağrışma olduğunu, dışarı çıktığında maktulü yerde yatarken gördüğünü, halay çekilen avluda sanık ...’in ateş ettiğini gördüğünü, sanıktan başka inceleme dışı sanık ...’in ve ismini bilmediği bazı gençlerin de halay çekilen yerde ateş ettiklerini, maktul vurulduktan sonra sanığı yere çökmüş elleri başının arasında üzgün şekilde gördüğünü, olaydan sonra yerin yıkandığını, düğün kasetinin kameramandan alındığını, kovanların toplandığını ve konukların olay yerinden uzaklaştırıldığını işittiğini,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü düğünde maktul ... ile yan yana halay çektiklerini, ...'nin diğer yanında ise ...’in bulunduğunu, halay çekilirken birçok kişinin havaya ateş ettiğini, yakınlarında ise sanık ...’in ateş ettiğini, diğer şahısların ise daha uzakta ateş ettiğini, bir süre sonra ...’nin birden yere düştüğünü, saçlarını aralayınca yüzünün kan içinde olduğunu gördüğünü, herkesin birden bağrışmaya başladığını, sanık ...’in ise çeşmenin başında yere diz çöktüğünü, ellerini başına götürmüş bir şekilde durduğunu, etraftakilerin sanığı sakinleştirmeye çalıştıklarını, sanık dışında başka kişilerinde ateş ettiğini ancak ateş eden diğer şahısları tanımadığını, olay anında tam olarak kimin ateş ettiğini, kurşunun hangi silahtan geldiğini görmediğini,
Tanık ... kollukta; Viyana’da ikamet ettiğini, olayın meydana geldiği köyüne yakınlarını ziyaret maksadıyla geldiğini, olay günü köyde sanığın oğlunun sünnet düğünün yapıldığını, kendisinin de düğüne gittiğini, kadınların avlu içerisinde, erkeklerin ise avlunun dışında kurulan çadırlarda eğlendiklerini, gelen konukların havaya ateş edilerek karşılandığını, çok sayıda farklı silah sesi işittiğini, bir ara avludan dışarı baktığında sanık ...’in havaya ateş ettiğini gördüğünü, avlunun içersinde maktul ... ve tanık ...’la birlikte halay çektikleri sırada halayın etrafında da çok sayıda kişinin havaya ateş ettiğini, sanığın havaya ateş ettiğini, mermisinin bittiğini ve şarjörünü tekrar doldurduğunu gördüğünü, halay sırasında maktulün yere düştüğünü, ağzından kan geldiğini, ...’nin hastaneye götürüldüğünü,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; sanığın amcasının oğlu olduğunu, olay günü saat 10.00 sıralarında sünnet düğününe katılmak için olay yerine gittiğini ve olay saatine kadar sanığın ikametinde bulunduğunu, düğün sırasında birçok şahsın silahla havaya ateş ettiğini ancak bu şahısların kim olduklarını bilmediğini, sanık ...'in havaya ateş ettiğini görmediğini, olayın olduğu sırada sanık ...’in avlunun dışında bulunan çadırda yemek servisi yaptığını, daha sonra içeriden bağırtılar geldiğini, bunun üzerine içeriye girdiklerinde maktulün yerde yattığını gördüklerini, maktulün apar topar hastaneye götürüldüğünü, olayın nasıl olduğunu görmediğini ancak sanığın olay sırasında avlunun dışında olduğunu,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; babası ile sanığın amca çocukları olduğunu, olay günü sünnet düğününe katıldığını, avlunun içerisinde oturduğunu, düğünde yüze yakın kadın bulunduğunu, gençlerin halay çektiklerini, silahla havaya ateş edenler olduğunu, ancak avlunun içinde mi, yoksa dışında mı ateş edildiğini bilmediğini, maktulün bir anda yere düştüğünü, herkesin bağrışmaya başladığını, maktulün apar topar arabaya bindirilerek hastaneye götürüldüğünü, yerdeki kanı gören herkesin şoka girdiğini, bunun üzerine yerdeki kanı temizlenmesi için herkesin birbirine; "Bu kanı yıkayın, çocuklar çok kötü oluyor." şeklinde sözler söylediğini, kanı kimin yıkadığını görmediğini, olay sırasında sanığı da hiç görmediğini, olaydan önce ya da sonra nerede olduğunu bilmediğini, sanığın genelde misafirlerle ilgilendiğini, sanığın havaya ateş ettiğini görmediğini,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; saat 19.30 sıralarında sanığın oğlunun sünnet düğününe katılmak olay yerine gittiğini, gittiğinde düğün alanında silahla ateş edilmediğini, sanığın ikametinin avlusunun dışında bulunan masaya oturduğunu, alkol almaya başladığını, saat 20.30 sıralarında avlunun içinde halay çekildiğini, silah sesleri de geldiğini, silahla ateş eden kişileri görmediğini, bir anda sesin kesildiğini ve ardından "Kız vuruldu!" şeklinde bağrışmalar işittiğini, bunun üzerine koşarak avlunun içine girdiğini, sanığın kızının, sanığı kolundan tuttuğunu, sanığa ne olduğunu sorduğunu ancak sanığın kendinde olmadığını, şok hâlinde olduğunu, sanığın kızının kendisine; "Zafer amca babamı kolundan tut, babam düşecek." dediğini, kendisinin de sanığı kolundan tutarak kaldırım taşının üzerine oturttuğunu, sanığın elini yüzünü yıkayıp sakinleştirmeye çalıştığını, bu sırada sanığın elinde ya da belinde silah görmediğini, sanığa tekrar ne olduğunu sorduğunda; "Kız vuruldu." diye söylenmeye başladığını, ardından sanığın ağabeyi Murat’ın gelerek sanığı avlunun dışarısına çıkardığını, olay anında avlunun dışında bulunduğu için kimin havaya ateş ettiğini görmediğini,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; Kırşehir’de fotoğrafçılık ve kameramanlık yaptığını, olaydan bir gün önce iş yeri sahibinin kendisini arayarak ... ile görüştüğünü, 15.08.2019 tarihinde Çadırlıhacıyusuf köyünde yapılacak olan sünnet düğününde fotoğraf ve kamera çekimi için anlaştıklarını söylediğini, olay günü saat 09.00 sıralarında köye gittiğini, düğün sahibi sanık ...’in kendisini karşıladığını ve misafirler gelmeye başladığında kamera çekimi yapmasını istediğini, olay anına kadar video ve fotoğraf çekimi yaptığını, misafirler geldiğinde zaman zaman sanık ...’in belinden çıkardığı silahla ateş ettiğini, saat 20.30 sıralarında sanığın evinin avlusunda halay çekildiği esnada kendisinin de kamera çekimi yaptığını, olaydan önce kamera çekimi yaparken avlunun içinde ve dışında bazı kişilerin silahla havaya ateş ettiklerini, sanığın da avlunun içinde bulunduğunu ve ara sıra silahı ile havaya ateş ettiğini, ateş eden diğer şahısları tanımadığını, olay sırasında kamera çekimi yaparken sağ tarafından silah sesi geldiğini, ancak o taraftan kimin silahla ateş ettiğini görmediğini, bir anda bağrışmalar olduğunu, bir kız çocuğunun kanlar içinde yerde yattığını, herkesin paniğe kapıldığını, kamerayı indirerek maktulün yanına gittiğini, biraz bakındıktan sonra ayrılacağı sırada sanığı gördüğünü, sanığın kapının eşiğine oturduğunu, etrafında bulunan kadınların eline yüzüne su döktüklerini, tokat attıklarını, sanığı sakinleştirmeye çalıştıklarını ancak sanığın konuştuklarını işitmediğini, daha sonra avlunun dışına çıktığını, inceleme dışı sanık ...’in yanına gelerek düğün sahibinin oğlu olduğunu söyleyip kamera kayıtlarını istediğini, kendisinin de hafıza kartını çıkararak teslim ettiğini, daha sonra tanımadığı 4-5 kişilik bir grubun gelerek olay yerinden ayrılmalarını söylediklerini, olay günü fotoğraf makinesi ile çektiği fotoğrafları jandarmaya teslim ettiğini,
Gizli tanık... mahkemede; olay günü sanık ...’in düzenlediği sünnet düğününe katıldığını, kadınların genel olarak avlunun içinde, erkeklerin ise avlunun dışında bulunduklarını, düğünün gündüz vakti başladığını ve düğünde sürekli havaya ateş edildiğini, sanık ...’in gelen konuklarını havaya ateş ederek karşıladığını, olay sırasında avlunun içinde bulunduğunu, maktulün bir grupla birlikte halay çektiğini, bu sırada sadece sanık ...’in havaya ateş ettiğini, sadece ...’in ateş ettiğini gördüğünü, sanık ... önce iki üç el ateş ettiğini, daha sonra silah sesinin kesildiğini, dönüp çıkacağı sırada bir el silah sesi daha geldiğini, bu silah sesinin sanık ...'in olduğu taraftan geldiğini, muhtemelen yine sanık ...’in ateş ettiğini çünkü o tarafta başka ateş edenin olmadığını, bu silah sesinden sonra bir bağrışma işittiğini, maktul ...'nin yere düştüğünü, bu sırada sanık ...’in elini dizlerine vurup; "Kız öldü! Kız öldü!" diye söylenmeye başladığını, Birkaç kişinin sanık ...’i sakinleştirmeye çalıştığını, maktul hastaneye götürüldükten sonra sanık ...’in akrabalarından birkaç kişinin olay yerini yıkadıklarını, bu kişilerin kim olduklarını bilmediğini, olaydan sonra sanık ve yakınlarının olay hakkında konuşmamaya çalıştıklarını, herkesin olayı görmüş olmalarına rağmen olayı görmemiş gibi davrandığını, olay sonrası sanık ...’in akrabalarının kendilerine; "Dağılın evlerinize gidin." dediklerini, düğünü bir kameramanın kayda aldığını, görüntülere ne olduğunu bilmediğini,
İnceleme dışı sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; maktulün vurulması sırasında olay yerinde olmadığını, kimin havaya ateş ettiğini görmediğini, düğün sırasında birçok kişinin silahla ateş ettiğini ancak ateş eden şahısları tanımadığını, düğün sırasında havaya ateş etmediğini, düğün esnasında fotoğraf ve video kaydı yapan şahısları internet üzerinden kendisinin ayarladığını, kesinlikle olaydan sonra bu şahıslardan hafıza kartını isteyip almadığını, düğün sırasında sanık ...'in silahla ateş edip etmediğini de görmediğini ancak sanığın beylik tabancası olduğu için silahla ateş etmiş olabileceğini,
İnceleme dışı sanık ... Zengin Cumhuriyet Başsavcılığında; Çadırlıhacıyusuf köyü muhtarı olan sanık ...’in kardeşi olduğunu, akşam kardeşinin oğlu ...’ın sünnet düğününe katıldığını, düğün sırasında sanığa ait tabanca ile bir kez havaya ateş ettiğini, daha sonra silahı sanığa verdiğini, silahı verdikten sonra avlunun dışına çıktığını, dışarıda bulunduğu sırada içeriden silah sesleri geldiğini, bir anda kadınların bağırmaya başladıklarını, içeriye girdiğinde maktul ...’yi yerde kan içinde gördüğünü, olay sırasında havaya kimin ateş ettiğini görmediğini ancak düğün devam ederken kardeşi sanık ... ve ismini bilmediği başka şahısların silahla havaya ateş ettiklerini, olay sırasında kimin havaya ateş ettiğini bilmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık aşamalarda benzer şekilde; Çadırlıhacıyusuf köyü muhtarı olduğunu, olay günü dört kızından sonra doğan bir buçuk yaşındaki oğlu ... Alaaddin Zengin'in sünnet düğününü yaptıklarını, saat 12.00 sıralarında konukların gelmeye başladıklarını, kendisine ait ruhsatlı tabancası ile 6-7 el havaya ateş ettiğini, daha sonra tabanca ve şarjörü ağabeyi inceleme dışı sanık ... Zengin'e teslim ettiğini, saat 18.00 sıralarında ağabeyinin silahı kendisine geri verdiğini, düğün alanında misafirlere yemek dağıttığını, saat 20.30 sıralarında avlunun dışında bulunduğu sırada avlunun içinden silah sesleri geldiğini, silahla ateş edenlerin kim olduğunu görmediğini, ardından avlunun içinden gelen bağrışma seslerini işittiğini, içeriye girdiğinde yerde bir kız çocuğunun yattığını ve ağzından kan geldiğini gördüğünü, kadınların yaralının başına toplandığını, kızı o hâlde görünce bir anda kötü olduğunu, ağabeyi Murat’ın kendisini sakinleştirmek için yüzünü yıkadığını, maktulün vurulduğu sırada havaya ateş etmediğini, sadece öğle saatlerinde 6-7 kez havaya ateş ettiğini, bunun dışında yine hatırladığı kadarıyla saat 15.00 sıralarında da 3-4 el ateş ettiğini, tanık beyanlarında geçtiği şekilde defalarca havaya ateş etmediğini, misafirleri karşılamak amacıyla havaya ateş etmediğini, kamera kayıtlarının alınması amacıyla kimseye talimat vermediğini, biri Kırıkkale marka, 7,65 mm çapında, diğeri ise Browning marka 9 mm çapında ruhsatlı iki tabancasının bulunduğunu, her iki tabancanın kabzasının da siyah renkli olduğunu, kendisine gösterilen fotoğrafta belinde bulunan silahın teslim ettiği silahlardan olmadığını, düğün sırasında başka silah taşımadığını, silahla ateş edildiği sırada olay yerinde olmadığını, o sırada nohut yüklediğini, bu nedenle kimin ateş ettiğini görmediğini, halay çekilirken havaya ateş ettiği yönündeki iddiaları kabul etmediğini, olay yerindeki kan izlerinin yıkanıp yıkanmadığını bilmediğini,
Savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konularına İlişkin Açıklamalar
TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde;
"...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde kanunda tanımlanmış haksızlık olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmâli hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
TCK'da taksir; basit ve bilinçli taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir.
Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
TCK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği kabullenme ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde "Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir...Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir" şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304).
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
Diğer yandan; TCK’nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin ilk fıkrası ise;
"Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." hükmünü içermektedir.
Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler TCK'nın 61. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;
"(1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.
(2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, TCK’nın 61. maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır.
TCK’nın 61. maddesinin 2. fıkrasında ise;
Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle yapılacak indirim veya artırımın, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılacağı belirtilmiştir.
Olası kastın tanımının yapıldığı 5237 sayılı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında ise, fiilin olası kastla işlenmesi halinde yapılacak indirim belirtilmiş olup buna göre; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına, diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirileceği hüküm altına alınmıştır.
Suçun olası kastla işlenmesi durumunda; suçun doğrudan kastla işlenmesi hâlinde hangi ceza verilecekse o ceza verilecek, ancak, temel cezadan 21. maddenin 2. fıkrası gereğince indirim yapılacaktır.
Kasten öldürme suçu TCK’nın kasten öldürme başlıklı 81. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup madde metnine göre eylemin cezası müebbet hapistir. Eylemin olası kastla gerçekleştirdiği hâlde 21. maddenin 2. fıkrası uyarınca yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunması gerekmektedir.
TCK’nın 61. maddesi gereğince işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel ceza belirlenmeli, daha sonrada suçun olası kastla işlenmesi nedeniyle, belirlenen temel ceza üzerinden indirim yapılmalıdır.
Kasten öldürme suçunun yaptırıma bağlandığı 81. maddede temel ceza, alt ve üst sınırlar olmaksızın kesin olarak müebbet hapis cezası olarak saptanmış olduğundan, 61. madde uyarınca temel cezanın belirlenmesi söz konusu olmayıp, eylemi olası kastla gerçekleştirmiş olması dolayısıyla sanık hakkında yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hükmolunacak olan hapis cezası süresinin, 61. maddede "Suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik" şeklinde belirtilen hususlar ile aynı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasındaki "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" biçimindeki düzenlenme doğrultusunda belirlenmesi gerekmektedir.
B. Somut Olayda Hukukî Nitelendirme
Uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
Sanık ...’in Kırşehir ili, Merkez ilçesi, Çadırlıhacıyusuf köyü muhtarı olduğu, dört kızından sonra doğan beşinci çocuğu 1,5 yaşındaki oğlu ... ...’in sünneti dolayısıyla olay günü düğün tertip ettiği, ağustos ayında yapılan ve Kurban Bayramı’nın hemen sonrasına isabet eden düğüne yoğun katılımın olduğu, Belçika’da yaşayan ve akrabalarını ziyaret etmek için memleketine gelen 22 yaşındaki maktul ...’nin de ailesi ile birlikte düğüne katıldığı, konukları karşıladığı sırada ve düğün boyunca silahıyla havaya ateş eden sanığın, akşam da süren sünnet düğünü için evinin avlusunun dışında erkek konuklar için çadırlar kurdurduğu, içkili yemek servisi yaptığı, kadınların ise avlu içersinde oturdukları, maktulün de aralarında bulunduğu gençlerin avlu içerisinde halay çektikleri, sanığın avlu içerisinde ateş ettiği sırada maktulün göğsünden isabet alarak yere düştüğü, sanığın teslim ettiği 9 mm çapındaki silahtan atıldığı tespit edilen 28 adet kovanın düğün yerinde bulunduğu, bu 28 kovandan 3’ünün olayın meydana geldiği avlu içersinde olduğunun ilgili uzmanlık raporunda belirtildiği, sanıktan alınan tüm svap örneklerinde atış artığına rastlanıldığı, tanık anlatımlarına göre halay esnasındaki kısa bir sessizlikten sonra sanığın tek el atışı neticesinde, silahtan çıkan merminin maktulün göğüs bölgesinden girip sırtından çıkması sonucu maktulün hayatını kaybettiği, olaydan sonra konukların düğün yerinden uzaklaştırıldıkları, düğünü kaydeden kameramandan düğün kasetinin alındığı, olay yerinin yıkandığı ve kimi kovanların toplandığının ifade edildiği anlaşılan olayda;
Katılan ..., tanıklar ..., ..., ... ve ...'in, olay sırasında sanığın avlu içerisinde bulunduğu ve silahıyla ateş ettiği yönündeki anlatımları, olayın meydana geldiği avlu içerisinde sanığın teslim ettiği silahla ateşlenmiş üç adet kovanın bulunmuş olması, sanıktan alınan tüm svap örneklerinde atış artığına rastlandığına ilişkin adli rapor içeriği, maktulün avlu içerisinden ateşlenen silahla vurulduğuna ilişkin kanaat bildiren keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporu ile sanığın olay sırası ve sonrasındaki davranışları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın tanık olarak dinlenen kimi yakınlarının dosya kapsamı ile çelişen ve sanığı suçtan kurtarmaya yönelik beyanlarına itibar edilemeyeceği, sanığın oğlunun sünnet düğününde akşam vakti, evinin avlusunda ruhsatlı tabancasıyla yaptığı atışlar sırasında silahından ateşlenen bir mermi çekirdeği ile maktulün ölümüne neden olduğunun tüm dosya kapsamı itibarıyla sabit olduğu; çok kalabalık olan düğün yerinde rastgele ateş eden sanığın düğün yerinde bulunan kişi veya kişilerin isabet alacağını öngörmesine karşın sonucu kabullenerek eylemine devam etmesi karşısında, Kanun'un gerekçesinde de örneklendiği şekilde ve yerleşmiş yargı içtihatlarında belirtildiği üzere, eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu, sanığın gerçekleştirdiği fiilinin öngördüğü neticesine ilişkin kabullenmesi ve kayıtsızlığının derecesi ile TCK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" hükmü birlikte gözetildiğinde, sanığın cezasından olası kast nedeniyle aynı Kanun'un 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca indirim yapılırken cezanın 20 yıl olarak tespit edilmesinin sanığın işlediği fiilin ağırlığıyla orantılı bir ceza olacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince verilen 13.05.2022 tarihli ve 734-975 sayılı hükmün sanık hakkında 20 yıldan 25 yıla kadar ceza miktarı öngören TCK'nın 21/2. maddesinin uygulanması sırasında alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirecek bir sebep bulunmadığı gözetilmeden en üst hadden ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Sanığın suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanığın oğluna sünnet düğünü yaptığı aşırı kalabalık olan bu düğünde gelenlerin ve gidenlerin ateşli silahlar ile havaya ateş edilmek suretiyle karşılandığı bütün gün oyun sırasında yine sanık ve diğer davetliler tarafından uzun süreli ve tüm gün boyunca havaya ateş edildiği akşam vaktinde halay çekmekte olan maktuleye isabet eden bir kurşun ile ölmesine neden olan olayımızda;
Sanık baştan beri avluya girmediğini dışarıda ateş ettiğini savunmuş olsa da tarafsız tanık beyanları ile olay yerinde elde edilen bir çok fotoğraf ve görüntüde sanığın avlu içerisinde de havaya doğru ateş ettiği konusunda bir tereddüt yoktur. Maktülenin yakını olan tanığın talimatı ile ortamın yıkandığı bazı şahıslarca yerdeki kovanlardan bir kısmının toplandığı orada bulunan şahısların evlerine gitmeleri yönünde telkinde bulunulduğu ve düğün sahibi adına çekilen video görüntülerinin alındığı hususunda çoğunluk oluşturan üyelerle aramızda bu konuda herhangi bir görüş farklılığı bulunmamaktadır.
Olayı bu halde kabul ettikten sonra üzerinde durulması gereken husus korku ve panik yaratacak şekilde düğünde havaya doğru rastgele ateş eden sanığın atmış olduğu merminin yeğeni olan maktüleyi öldürdüğü hususunda yani illiyet bağı bulunduğu hususunda görüş farklılığımız bulunmaktadır.
Olayı bizzat gördüğü yönünde beyanda bulunan tanık beyanlarını otopsi raporunu ve keşif tutanaklarını incelediğimizde şüpheli bir durum ortaya çıktığı açıktır. Şöyle ki; tanıklardan ... kendisinin de halayda olduğunu bu sırada tanımadığı şahısların da ateş ettiğini, ...'in de kendisinden 6-7 metre ileriden ateş ettiğini, o kadar fazla ateş edildi ki kulaklarının çınladığını, vurulma anını görmediğini, başka şahıslarında ateş ettiğini beyan etmektedir. Tanık ... de aynı yönde beyanda bulunmaktadır ve ...'in ateş ederken gördükten 5-10 dk kadar sonra bu olayın gerçekleştiğini beyan etmektedir. Tarafsız tanık ... de çok kişinin silah sıktığını ... da aynı şekilde çok kişinin silah sıktığını beyan etmektedir. Ayrıca sanık beyanlarında silah sıkanlardan bir kısmının avlu duvarı üzerinde yani yerden yüksek yerde bulunduğunu beyan etmektedirler.
Buna karşın gizli tanık... sadece sanığın avluda ateş ettiğini 2-3 el sıktıktan sonra silah sesinin kesildiğini kendisinin dönüp çıkacağı sırada bir el daha geldiğini muhtemelen yine ...'in ateş etmiş olduğunu beyan etmektedir. Ayrıca ifadelerinde sanığın sırtı dönük vaziyette halay çeken maktülenin arkasında olduğunu beyan etmiştir.
Olay yeri tespit tutanakları ile yapılan balistik inceleme sonucunda avlu içerisinde 8 ayrı silahtan atıldığı tespit edilen 132 boş kovanın bulunduğu belirlenmiştir. Maktülde merminin girip çıkması nedeniyle hangi silahtan atıldığını gösteren fiziki tespit mümkün olmamıştır.
Otopsi raporuna göre ise maktülenin boyun sağ ön kısmından üst tarafından giren merminin yine ön taraftan sol koltuk altına doğru bir alandan çıkış yaptığı ve dolayısıyla yukarıdan aşağıya doğru bir seyir izlediği tespit edilmiştir.
Tanık beyanına göre sanık maktülenin arka tarafında ve 6-7 metrelik bir mesafededir. Kurşun ise yukarıdan aşağıya doğru bir açıyla girip çıkmıştır. Bu kadar uzun mesafeden bu kadar yüksek açı yapması teknik olarak mümkün değildir. Ayrıca tanık beyanlarına göre sanık maktülenin arka tarafındadır. Halbuki kurşun giriş ve çıkış yeri maktülenin ön bölgelerindedir.
Bazı tanık beyanlarında avlu duvarı üzerinden de bir çok kişinin ateş ettiğini söyledikleri dikkate alındığında maktüleye göre daha yukarı bir yerde bulunan şahısların açmış olduğu ateş sonucu olma ihtimali çok daha yüksektir. Gizli tanık bile sanığın 2-3 el ateş ettikten sonra durduğunu sonra bir el daha silah sesi geldiğini bu atışı 'muhtemelen' sanık tarafından yapıldığını beyan ettiği de dikkate alındığından maktülenin ölümüne neden olan atışın sanık tarafından yapıldığı hususunda şüphenin ötesinde maddi bir delil bulunmadığı en azından çok ciddi şüphe bulunduğu açıktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada 'suçsuzluk' ya da 'masumiyet karinesi' olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede 'in dubio pro reo' olarak ifade edilen 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde belirtilen tanık beyanları otopsi raporları olay yeri tespit tutanakları ile tüm dosya kapsamında sanığın atılı suçu işlediği konusunda şüphenin ötesine geçecek bir delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle,
Suç niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu görüşüyle,
Sanığın cezasından olası kast nedeniyle TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca indirim yapılırken cezanın 25 yıl olarak tespit edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Bölge adliye mahkemesinin sanık hakkında üst sınırdan ceza tayini yönündeki direnme kararı yerinde olup, sayın çoğunluğun bozmaya ilişkin kararı yerinde değildir. Şöyle ki;
Dosya kapsamı ve toplanan delillere göre, 15/08/2019 günü Kırşehir ili Merkez ilçesi Çadırlıhacıyusuf Köyü muhtarı olan sanık ...’in, oğlunun sünnet düğününde saat 20.00 sıralarında havaya ateş etmesi sırasında ruhsatlı silahından çıkan merminin, sanığın ikametinin bahçesi içerisinde halay çekmekte olan maktül ...’ye isabet etmesi sonucu maktülün öldüğü anlaşılmaktadır.
Sanığın ruhsatlı iki adet tabancasının olduğu sabittir. Ayrıca dosyada bulunan fotoğraftan da anlaşılacağı üzere, siyah kabzeli olan iki adet ruhsatlı tabancası dışında, oyun oynarken belinde kahverengi kabzeli üçüncü bir ruhsatsız tabancasının da olduğu ve kolluğu teslim edilmediği anlaşılmaktadır. Olay tutanağına göre çok sayıda boş kovan ele geçirilmiş, delillerin yok edilmesi için de kanların bulunduğu bölge yıkanmış ve etrafın temizlendiği belirlenmiştir. Tanıklar, sanığın misafirlerini sabahtan itibaren silah sıkarak karşıladığını anlatmışlardır.
Öldürme olayı gerçekleşmese bile, Türk Ceza Kanunu’nun 170 inci maddesinde silahla havaya ateş etmek suç olarak düzenlenmiştir. Yine Türk Ceza Kanunu’nun 278 inci maddesinde işlenen bir suçu bildirmeme herkes için suç olarak düzenlenmiş, kamu görevlisi olan sanığın ise evveliyetle bu yükümlülüğünün bulunduğu izahtan varestedir. Ayrıca köy muhtarı olması nedeniyle de köyündeki insanlara örnek olması gerekir. Bu yükümlülüklerine rağmen misafirlerini silah sıkarak karşılayan sanığın, akşam 20.00 sıralarında maktülün ölümüyle sonuçlanan olayı gerçekleştirmesi nedeniyle, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirmesini düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 61 inci maddesindeki 'suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suçun işlendiği zaman ve yer, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı ile failin kast ve taksire dayalı kusurunun ağırlığı' kriterleri dikkate alındığında, bölge adliye mahkemesinin teşdiden üst sınırdan ceza belirlemesi ve 25 yıl hapis cezasıyla cezalandırmasına ilişkin direnme kararının onanmasına karar verilmesi kanaatiyle sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.",
Aynı uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın cezasından olası kast nedeniyle indirim yapılırken cezanın 25 yıl olarak tespit edilmesinin isabetli olduğu,
Düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince verilen 13.05.2022 tarihli ve 734-975 sayılı hükmün, sanık hakkında 20 yıldan 25 yıla kadar ceza miktarı öngören TCK'nın 21/2. maddesinin uygulanması sırasında alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirecek bir sebep bulunmadığı gözetilmeden en üst hadden ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın gereği için kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin de bilgi için İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2024 tarihli müzakerede tüm uyuşmazlık konuları yönünden oy çokluğuyla karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2022/6203 E., 2022/8951 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
ve ...'ın eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nin 278. maddesinde düzenlenen "Suçu bildirmeme", TCK'nin 281.
1. Ceza Dairesi 2022/6203 E. , 2022/8951 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜMLER :A) ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2019 tarih ve 2018/387 (E), 2019/539 (K) sayılı;
1)Sanıklar ... ve ... hakkında; Maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK'nin 81/1, 62/1, 53, 63 maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile mahkumiyetlerine,
2)Sanıklar ... ve ... hakkında; Maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK'nin 81/1, 62/1, 53, 58, 63 maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile mahkumiyetlerine,
B)... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 02/02/2021 tarih ve 2020/1615 (E), 2021/116 (K) sayılı; Tüm hükümlere yönelik "istinaf başvurularının esastan reddine" dair kararı.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Dairemizin 13/04/2022 tarih ve 2021/11271 (E), 2022/2821 (K) sayılı "Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanmasına" dair ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27/05/2022 tarih ve 2021/57148 sayılı itirazname ile;
"Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, maktul ...’ın ölümüyle sonuçlanan olayda, sanıklar ..., ... ve ...’ın eylemlerinin, "iştirak halinde kasten öldürme” suçunu oluşturup oluşturmadığının tespiti ile ölenden sanık ...’a yönelen haksız bir fiilin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Sanıklardan ...’ın avukat olduğu, ölen ...’ın sanık ...’ın çalışanı olduğu, katılan sanık ...’un sanık ...’ın şoförü olduğu, sanık ...’ın sanık ...’ın yeğeni, dosyası hükümle birlikte tefrik edilen sanık ...’ın sanık ...’ın kızkardeşi oldukları, kardeş olan sanıklar ..., ... ve ...’nin sanık ... aralarında adı geçen sanıkların abileri ... İleri’nin avukatı olması nedeniyle olaydan önce birbirini tanıdıkları, ayrıca sanık ...’ın galericilik yapan sanık ...’a zaman zaman araçlarını satması için gönderdiği aralarında bu bağlamda iş ilişkisinin de olduğu, sanık ...’un sanık ...’ın çalışanı olduğu, sanık ...’in sanık ...’ın akrabası ve ...’a ait ... kiralama şirketinde çalışanı olduğu, sanık ...’in ise İleri soyadlı kardeş sanıkların köylüsü olduğu, olay günü olan 27/12/2017 tarihinde sanıklar ..., ..., ..., ... ve ölen ...'ın kardeşleri ... İleri’nin vefatı nedeniyle İleri soyadlı kardeş sanıklara başsağlığı dilemek üzere, ... ili ...'de bulunan sanık ...'nin evinde taziye ziyaretinde bulunmak amacıyla sanık ...’ın haber vermesi üzerine İstanbul Üsküdar'da bulunan DAP Yapı isimli işyerinde buluştukları, sanık ...’ın eski model arabalarını satması yönünde galericilik yapan sanık ...’a yönlendirdiği, taziyeye giderken eski model ... plakalı ... marka aracını da satması veya taziyede kullanması için bu aracı da götürmeye karar verdiği, sanık ...’ın aksi kanıtlanamayan beyanı kapsamında ölen ...’ın LPG’li olan aracı kimsenin götürmek istemediğini söyleyerek kendisinin götürmek istemesi üzerine, dosyaya sunulan 22/04/2019 tarihli maktul ve sanıklara ait HTS,GPRS, kamera kaydı ve plaka tanıma sistemlerine ilişkin bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere, ölenin diğer sanıklardan önce ... plakalı ... marka araçla tek başına yola çıktığı, arkasından ... plakalı araçta sanıklar ..., ..., ... plakalı araçla sanıklar ... ve ...’ın İstanbul'dan ...'ya doğru yola çıktıkları, aynı gün saat 11:00 sıralarında sanık ...'ye ait eve geldikleri, burada sanıklar ... ve ...’nin kendilerini karşıladıkları, daha sonra ...'nin de yanlarına geldiği, bir kısım sanıkların alkollü olması nedeniyle taziye ortamında hoş karşılanmayacağı
düşüncesiyle bir süre sonra dolaşıp hava almak ve esrar içmek amacıyla ölen ...'ın İstanbul'dan getirdiği ... plakalı araca sanıklar ..., ..., ..., ... ve ölen ...’ın bindikleri, aracı ...'nin kullandığı, ... plakalı araçta bulunan ölen ve sanıkların ... nehri kenarına geldikleri, katılan sanık ..., ... ve ...’nin evde kaldıkları, yerel Mahkemece 22/02/2018 tarihinde yapılan keşif sonucunda dosyaya sunulan bilirkişi raporundan; sanık ...'ın maktulü öldürdüğü olay yerini göstermesi üzerine, sanığın göstermiş olduğu yerin ... nehri kenarı olduğu, olay yerinde bulunan sanıklar ..., ... ve ...'in bulundukları yer itibari ile sanık ...'ın maktulü öldürdüğü yeri rahatlıkla görebildiklerinin tespit edildiği, ancak sanıklar ..., ... ve ...'in bulundukları yer itibari ile birlikte yürüyen sanık ... ve ölen arasında geçen konuşmaları tam olarak duyamadıkları, sanık ...'ın üzerinde taşıdığı 9 mm çaplı parabellum tipi fişek atan Avusturya yapısı glock marka silahla ölen ...'a kafasına ve göğsüne dört el bitişiğe yakın ateş ettiği, maktulün olay yerinde yaşamını yitirdiği, 18/02/2018 günü maktule ait cesedin ... Nehri TEM Otoyolu köprüsü altında suyun 20 cm. kadar içerisinde boynundan zincirle traktör ön çeki ağırlığı ile boyun bölgesinden bağlı, vücudunun üst tarafının 4 adet asma kilit kullanılmak sureti ile demir ile bağlanmış şekilde bulunduğu olayda;
Ölenin yakını olan müştekilerin sanıklardan şikayetçi olmadıkları ve katılma talebinde bulunmadıkları, ölenin abisi olan müşteki ...’ın aşamalardaki beyanlarında sanık ...'ın çocukluk arkadaşları olduğunu, ailesi ve çocukları ile aynı mahallede yaşadıklarını, kendileriyle herhangi bir husumetlerinin bulunmadığını, olayın bir anlık öfke sonucunda meydana geldiğini düşündüğünü ifade ettiği,
Sanıklar ... ve ... kolluk, C. Savcılığı ve Sulh Ceza Hakimliği aşamalarında susma haklarını kullandıkları,
Sanık ...’ın C. Savcılığı ve Sulh Ceza Hakimliği aşamalarında susma hakkını kullandığı,
Sanık ...’in kolluk ve C. Savcılığında ifade verdiği, Sulh Ceza Hakimliğinde susma hakkını kullandığı,
Sanık ... ... iline müvekkili ... İleri’nin kardeşinin vefatı ve aynı zamanda olayda adı geçen eski model ... marka aracı galericilik yapan ...’nin satması, satmak amacıyla görmesi veya taziyede kullanılması amacıyla “İleri” soyadlı sanıkların evine taziye amacıyla gidildiğini savunmuş olup, hakkında maktulü kasten öldürmede beraat kararı verilen sanık ... kolluk, C. Savcılığı ve mahkeme huzurunda vermiş olduğu ifadelerinde, ağabeyi ... İleri'nin avukatlığını yapan sanık ...’ın hem cenazeye hem de aralıklarla taziyeye geldiğini, olay günü de yanında yaklaşık dört kişi ile yine taziyeye geldiğini ifade ettiği, diğer
sanıkların ifadelerinde çelişkiye yer vermeyecek şekilde bu hususu (taziye amacıyla yola çıkıldığını) doğruladıkları, araç alım satımı ile uğraşan sanık ...’ın ayrıca araç satımına dair sanık ...’ın beyanını doğruladığı,
Sanıklar ..., ... ve ...’ın sanık ... hariç hepsinin alkol kokması nedeniyle taziye ortamında bulunmalarının uygun olmayacağı düşüncesi ve hava almak (bir kısım savunmalara göre esrar içmek) amacıyla taziye evinden olay yerine ölenle birlikte gittiklerini beyan ettikleri,
Sanık ...’ın kız kardeşi olan ve kararla birlikte dosyası tefrik edilen sanık ... soruşturma aşamasında kollukta alınan 28/04/2018 tarihli savunmasında, ölen ...’dan 8000-9000-TL alacağı olduğunu söylediği,
C. Savcılığı ve Sulh Ceza Hakimliği aşamalarında susma hakkını kullanan sanık ...’nin;
a) Soruşturma aşamasında kollukta müdafisi huzurunda alınan 28.04.2018 tarihli savunmasında, “...'a "neden adamı vurdun" diye çıkıştım. O da bana "benim kız kardeşime küfür etti" dedi...” şeklinde beyanda bulunduğu;
b) Kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda alınan 11.01.2019 tarihli savunmasında, olaydan bir gün sonra sanık ...’a öleni neden vurduğunu sorduğu sanık ...’ın, kendisine ve kızkardeşine hakaret etmesi nedeniyle maktulü öldürdüğünü söylediğini belirttiği,
Soruşturma aşamalarında susma hakkını kullanan sanık ... mahkeme huzurundaki savunmasında; “...maktulle ... ağabeyimin konuşmalarını duyuyordum, ... ağabeyim ...'a neden sıkıntılısın neyin var diye sordu, ... sesini yükselterek “bir şey yok” diyerek el hareketi yaptı, bunun üzerine ... ağabeyim “sana verdiğim para yetmiyordu neden başkalarından alıyorsun” dedi, o da sert bir şekilde “kimden almışım” dedi, bu konuşmalar sırasında maktulün el kol hareketleri de vardı, daha sonra da şu anda utancımdan dile getiremediğim küfürleri maktul ... ağabeyime etmeye başladı, ben müdahale etmeme vakit kalmadan bu küfürler üzerine ... ağabeyim üzerindeki silahı kurdu ve ateş etmesi bir oldu...” şeklinde beyanda bulunduğu,
Sanık ...’ın maktulü kendisinin öldürdüğüne dair açık kabulünün bulunduğu, maktulün öldürülmesi olayının tek görgü tanıklarının sanıklar ..., ... ve ... olduğu,
Sanıkların savunmaları müşteki beyanları, tanık anlatımları, dosyaya sunulan HTS, GPRS, kamera ve plaka tanıma sistemi kayıtları, bilirkişi raporları, otopsi raporu ve tüm dosya kapsamından;
Daha önceleri aynı mahallede oturan, ölen ile çocukluk arkadaşı olan ve olay olduğu dönemde avukatlık yapan sanık ...’ın çalışanı olan ölen ... ile
sanık ... arasında herhangi bir husumetin bulunmadığı, katılan sanık ...’un sanık ...’ın şoförü olduğu, sanık ...’ın sanık ...’ın yeğeni, dosyası hükümle birlikte tefrik edilen sanık ...’ın sanık ...’ın kızkardeşi oldukları, kardeş olan sanıklar ..., ... ve ...’nin sanık ... aralarında adı geçen sanıkların abileri ... İleri’nin avukatı olması nedeniyle olaydan önce birbirini tanıdıkları, ayrıca sanık ...’ın galericilik yapan sanık ...’a zaman zaman araçlarını satması için gönderdiği aralarında bu bağlamda iş ilişkisinin de olduğu, olay günü olan 27/12/2017 tarihinde sanıklar ..., ..., ..., ... ve ölen ...'ın kardeşleri ... İleri’nin vefatı nedeniyle İleri soyadlı kardeş sanıklara başsağlığı dilemek üzere, ... ili ...'de bulunan sanık ...'nin evinde taziye ziyaretinde bulunmak amacıyla sanık ...’ın haber vermesi üzerine İstanbul Üsküdar'da bulunan DAP Yapı isimli işyerinde buluştukları, sanık ...’ın eski model arabalarını satması yönünde galericilik yapan sanık ...’a yönlendirdiği, taziyeye giderken eski model ... plakalı ... marka aracını da satması veya taziyede kullanması için bu aracı da götürmeye karar verdiği, sanık ...’ın aksi kanıtlanamayan beyanı kapsamında ölen ...’ın LPG’li olan aracı kimsenin götürmek istemediğini söyleyerek kendisinin götürmek istemesi üzerine, dosyaya sunulan 22/04/2019 tarihli ölen ve sanıklara ait HTS, GPRS, kamera kaydı ve plaka tanıma sistemlerine ilişkin bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere, maktulün diğer sanıklardan önce ... plakalı ... marka araçla tek başına yola çıktığı, arkasından ... plakalı araçla sanıklar ..., ..., ... plakalı araçla sanıklar ... ve ...’ın İstanbul'dan ...'ya doğru yola çıktıkları, aynı gün saat 11:00 sıralarında sanık ...'ye ait eve geldikleri, burada sanıklar ... ve ...’nin kendilerini karşıladıkları, daha sonra ...'nin de yanlarına geldiği, bir süre sonra bir kısım sanıkların alkollü olması nedeniyle taziye ortamında hoş karşılanmayacağı düşüncesi ve hava almak (bir kısım savunmalara göre esrar içmek) amacıyla, ölen ...'ın İstanbul'dan getirdiği ... plakalı araca sanıklar ..., ..., ..., ... ve ölen ...’ın bindikleri, aracı ...'nin kullandığı, ... plakalı araçta bulunan ölen ve adı geçen sanıkların ... nehri kenarına geldikleri, bu esnada katılan sanık ... ile sanıklar ... ve ...’nin evde kaldıkları, sanık ... ve ölenin ileride yürüdükleri, yerel Mahkemece 22/02/2018 tarihinde yapılan keşif sonucunda dosyaya sunulan bilirkişi raporundan, sanık ...'ın yürüdükleri (maktulü öldürdüğü) yerin ... nehri kenarı olduğu, olay yerinde bulunan sanıklar ..., ... ve ...'in bulundukları yer itibari ile sanık ...'ın maktulü
öldürdüğü yeri rahatlıkla görebildikleri, ancak dosya kapsamına göre sanıklar ..., ... ve ...'in bulundukları yer itibari ile birlikte yürüyen sanık ... ve ölen arasında geçen konuşmaları tam olarak duyamadıklarının değerlendirildiği, dosya kapsamı ve sanıklardan şikayetçi olmayıp katılma talebinde de bulunmayan müşteki beyanlarından da anlaşılacağı üzere, ölen ... ile sanık ... arasında husumet bulunmadığı hususunda herhangi bir duraksama olmadığı, sanık ...’ın olayın meydana çıkmasından sonra soruşturma aşamasında susma hakkını kullandığı ancak, mahkeme huzurunda yaptığı aksi kanıtlanamayan ve yukarıda açıklandığı üzere bazı sanıklar tarafından da doğrulanan savunmasında, başkalarından borç para alması nedeniyle ölen ile aralarında başlayan tartışma üzerine kızkardeşinden de borç alan ölenin sanık ...’a ve kızkardeşine hakaret etmesi sonucunda, sanık ...'ın üzerinde taşıdığı 9 mm çaplı parabellum tipi fişek atan Avusturya yapısı glock marka silahla ölen ...'a kafasına ve göğsüne dört el bitişiğe yakın ateş ettiği, maktulün olay yerinde öldüğü, sanık ...’ın savunmalarıyla örtüşecek nitelikte sanık ...’ın kız kardeşi olan ve kararla birlikte dosyası tefrik edilen sanık ...’ın soruşturma aşamasında kollukta alınan 28/04/2018 tarihli savunmasında, ölen ...’ın kendisinden borç para aldığını belirttiği, C. Savcılığı ve Sulh Ceza Hakimliği aşamalarında susma hakkını kullanan sanık ...’nin; soruşturma aşamasında kollukta müdafisi huzurunda alınan 28.04.2018 tarihli savunmasında ve kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda alınan 11.01.2019 tarihli savunmasında, sanık ...’a maktulü neden vurduğunu sorduğunda, kendisine ve kızkardeşine hakaret etmesi nedeniyle maktulü öldürdüğünü söylediğini belirttiği, yine, soruşturma aşamalarında susma hakkını kullanan sanık ...’ın mahkeme huzurundaki savunmasında, ölenle sanık ...’ın konuşmalarını duyduğunu, borç konusundan kaynaklanan tartışma üzerine ölenin sanık ...’a yönelik küfürler etmesi üzerine sanık ...’ın aniden üzerindeki silahla ölene ateş ettiğini belirttiği, sanık ...’ın ...’a “neden öldürdün” diye sorması üzerine ...’ın “bacıma küfretti” dediği, ölene ait cesedin 18/02/2018 günü ... Nehri TEM Otoyolu köprüsü altında suyun 20 cm. kadar içerisinde boynundan zincirle traktör ön çeki ağırlığı ile boyun bölgesinden bağlı, vücudunun üst tarafının 4 adet asma kilit kullanılmak sureti ile demir ile bağlanmış şekilde bulunduğu, olay yerinde yaşamını yitiren maktulün öldürüldükten sonra kim veya kimler tarafından zincir ve diğer demir ağırlıklar bağlanmak suretiyle ... Nehri’ne atıldığı hususunun yargılama sürecinde tam olarak aydınlatılamadığı, keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporundan maktulün öldürüldüğü yerin nehrin kenarı olduğunun tespit edildiği, dosya kapsamına göre aksi kanıtlanamayan şekilde, sanık ...’ın önceden aralarında herhangi bir husumet bulunmayan ölen ...'ı, aralarında
çıkan borç tartışması sonucu kendisi ve kızkardeşine hakaret etmesi üzerine ölenden kaynaklanan nedenlerle haksız tahrik altında ani gelişen bir şekilde silahla bitişiğe yakın atışla kasten öldürdüğü, olayda sanık ...’ın tek başına planlayarak veya diğer
sanıklarla birlikte ortak fikir ve irade birliği içerisinde planlayarak maktulü öldürdüklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığı gibi maktulü öldürdüğünü açıkça kabul eden sanık ...'ın diğer sanıklara yönelik öldürmeye iştirak ettiklerine dair herhangi bir suçlamasının olmadığı, olayın tek görgü tanıkları olan sanıkların savunmaları kapsamında olay öncesinde öldürmeyi gerektiren olağan dışı veya şüpheli bir durumun yaşanmadığı, kasten öldürme eyleminin bitişiğe yakın atışla olmak üzere ani geliştiği değerlendirilen olayda, diğer sanıklar ..., ... ve ...'in öldürme olayına TCK'nin 37. maddesi kapsamında iştirak ettiklerine dair yasal koşulların oluşmadığı, bu bağlamda, yukarıda anıldığı şekilde herhangi bir plan dahilinde öldürmeye dair somut delillerin de bulunmadığı ani şekilde gelişen olayda, her ne kadar yerel mahkeme gerekçesinde “...gözünün önünde cinayete sessiz kalan ve cinayetin işlenmesine yönelik herhangi bir şekilde hareketi bulunmayan failin iştirak içerisinde olduğuna...” dair çeşitli Yargıtay kararlarına atıfta bulunulmuş ise de, suça konu eyleme ilişkin herhangi bir tasarlamanın olmadığı hususunda duraksama bulunmayan somut olayda olduğu üzere, haksız tahrik altında ve bitişiğe yakın atışla ani gelişen öldürme eyleminde, olay yerinde bulunan diğer sanıklar yönünden iştirak iradesinden söz edilemeyeceği, zira yerel mahkemenin gerekçeli kararında iştirak eyleminin nasıl ve ne koşullarda gerçekleştirildiğine dair delillerin her türlü kuşkudan uzak, somut ve inandırıcı şekilde ortaya konulamadığı, örneğin yerel mahkemenin gerekçeli kararının birkaç bölümünde; "sanık ...’ın öldürme eylemini neden gerçekleştirdiğinin belirlenemediğine" vurgu yapmış olup, C. Savcılığı ve Sulh Ceza Hakimliği aşamalarında susma hakkını kullanan sanık ...’nin, soruşturma aşamasında kollukta müdafisi huzurunda alınan 28.04.2018 tarihli savunmasında ve kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda alınan 11.01.2019 tarihli savunmasında, sanık ...’ın, kendisine ve kızkardeşine hakaret etmesi nedeniyle maktulü öldürdüğünü söylediğini belirttiği, yine, soruşturma aşamalarında susma hakkını kullanan sanık ...’ın mahkeme huzurundaki savunmasında, ölenle sanık ...’ın konuşmalarını duyduğunu, borç konusundan kaynaklanan tartışma üzerine ölenin sanık ...’a yönelik küfürler etmesi üzerine sanık ...’ın aniden üzerindeki silahla ölene ateş ettiğini belirttiği, aynı şekilde sanık ...’ın ...’a “neden öldürdün” diye sorması üzerine ...’ın “bacıma küfretti” dediği yönündeki, sanık ... lehine ve O’nun savunmasını destekleyen ifadelerin haklı ve yeterli bir gerekçe olmaksızın değerlendirmeye almadığı, sanık ...’ın yukarıda anılan mahkeme huzurundaki haksız tahrike yönelik beyanını “sanık ...'ün soruşturma aşamasında
böyle bir ifadesinin bulunmadığı” gerekçesiyle değerlendirmeye alınmadığının belirtildiği, oysa sanık ...’ün soruşturma aşamasında zaten “susma hakkını” kullandığı, yani mahkeme huzurunda verdiği beyanla çelişki oluşturacak herhangi bir ifadesinin olmadığı, yerel mahkemenin gerekçeli kararında benzer değerlendirmeyi sanık ... yönünden de yaptığı, sanık ... soruşturmada kolluk aşamasında alınan ilk ifadesinde sanık ...’ın maktulü kız kardeşine küfür ettiği için vurduğunu söylediği, C. Savcılığında susma hakkını kullandığı, mahkemedeki ifadesinde ise ...'ın, ablasına ve kendisine küfür ettiği için Maktul ...’ı vurduğunu söylediği, ancak mahkeme tarafından "bizzat duyumları olmadığı" gerekçesiyle beyanlarına itibar edilmediği görülmüştür.
Ceza hukukunun evrensel ilkelerinden ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak savunma hakkı bakımından önemli bir yer teşkil eden “susma hakkı” (... İlkesi-Kendini Suçlamaya Zorlanamama İlkesi), bireyin kendi aleyhine tanıklık etmemesine olanak veren bireysel bir haktır. Şüpheli veya sanığın en temel haklarından olan susma (konuşmama / kendi aleyhine tanıklık etmeme) hakkının kullanılması, şüpheli veya sanığın üzerine yüklenen suçu işlediğine karine olarak değerlendirilemez, delllerin aleyhine değerlendirilmesinde gerekçeye dayanak yapılamaz. Susma hakkının kullanılması, bir eylemin değerlendirilirken; suçun sabit görülmesi veya işlenmediği ya da delillerin yetersiz bulunması yahut yapılacak diğer değerlendirmelere yönelik olarak ceza hukuku temel prensiplerinin uygulanmasına istisna getiremeyeceği gibi sanık aleyhine yorumlanmasına da esas alınamaz. Bir başka anlatımla, susma hakkının kullanılması, suça konu eylemi değerlendirirken temel ceza hukuku ve ispat hukuku ilkelerinden uzaklaşılmasına, sanık aleyhine olmak üzere istisna getirilmesine, sanık aleyhine yorumlanmasına esas alınamaz.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, sanık ...’ın maktulü kendisinin öldürdüğüne dair açık kabulüne ilişkin savunması, maktulün öldürülmesi olayının tek görgü tanıkları olan sanıklar ..., ... ve ...'ın savunmaları ve tüm dosya kapsamından yukarıda gelişimi anlatılan somut olayda;
Sanık ...’ın aksi kanıtlanamayan ve yukarıda açıklandığı üzere bazı sanıkların savunmaları ile de doğrulanan şekilde, ölen ...'ın, borç nedeniyle tartıştığı sanık ...'a ve ...'ın kızkardeşi ...'e yönelik hakaret etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanık ...'ın ölenden kaynaklanan haksız tahrik altında kasten öldürme eylemini gerçekleştirdiğinin kabulü gerektiğinden, lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının yasal koşulları oluştuğu halde, sanık ... hakkında TCK'nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik indirim hükümlerinin asgari oranda uygulanmaması,
Sanıklar ..., ... ve ...'ın ölen ...'a yönelik kasten öldürme eylemine iştirak ettikleri yönünde cezalandırılmalarına yeterli,
kesin ve inandırıcı deliller tespit edilemediğinden, sanıklar ..., ... ve ... hakkında üzerlerine yüklenen TCK’nin 37. maddesi yollamasıyla kasten öldürme suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları,
Hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle itirazlarının kabul edilmesini, itirazı yerinde görülmediği takdirde, 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi gerektiğinden bahisle dosyanın itirazen incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi üzerine yapılan incelemede;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Dairemizce sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında verilen 13/04/2022 tarih ve 2021/11271 (E), 2022/2821 (K) sayılı "Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanmasına" dair karar usul ve yasaya uygun olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz gerekçeleri yerinde görülmediğinden, İTİRAZIN REDDİNE, dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.11.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Oluşa ve tüm dosya içeriğine göre; Sanık ...'ın İstanbul'da avukatlık yaptığı, ayrıca araç kiralama şirketinin bulunduğu, sanık ...'in çalışanı, sanık ...'ün
amcasının oğlu ve çalışanı, temyiz dışı sanık ...'ın eski şoförü, maktul ...'ın ise iş yerinin matbaa işi ile ilgilendiği ve kendisi ile ablasının çocukluktan arkadaşı olduğu, sanık ...'ın ise ... ilinde galericilik yaptığı, abisi ... İleri'nin avukatı olması nedeniyle sanık ... ile tanıştıkları, ayrıca sanık ... ile araç alım satımıyla ilgili iş yaptıkları, 11/12/2017 tarihinde ise kardeşi ... İleri'nin vefat ettiği,
27/12/2017 tarihinde sanık ...'ın haber vermesi üzerine sanıklar ..., ... ve ...'ün, temyiz dışı sanık ...'un ve maktul ...'ın, sanık ...'ın babasına ait DAP Yapı isimli iş yerinde bir araya geldikleri, ... ...'de bulunan sanık ...'ın evine taziyeye gitmek için ... plakalı BMW marka araçta sanık ... ve temyiz dışı sanık ..., ... plakalı Renault marka araçta sanıklar ... ve ..., ... plakalı Tofaş marka araçta ise maktul ... olmak üzere İstanbul'dan ...'ya doğru yola çıktıkları, aynı gün saat 11:00 sıralarında sanık ...'a ait eve geldikleri, burada sanık ...'ın kardeşleri ... ve ... tarafından karşılandıkları, daha sonra sanık ...'ın yanlarına geldiği, bir süre sonra dolaşıp hava almak ve esrar içmek amacıyla maktul ...'ın İstanbul'dan gelirken kullandığı Tofaş marka araca sanıklar ..., ..., ..., ... ve maktul ...'ın bindikleri, temyiz dışı sanıklar ... ve ...'nin evde kaldıkları, ...'nin ise bir süre sonra traktörü ile evden ayrıldığı, Tofaş marka araçta bulunan sanıkların ... nehri kenarına geldikleri, burada araçtan inip sohbet ettikleri sırada sanık ... ile maktul ... arasında tartışma çıktığı, maktulün ablasına küfür etmesine sinirlenen sanık ...'ın üzerinde taşıdığı adına taşıma ruhsatlı Glock marka tabanca ile yakın mesafeden maktul ...'ın kafasına ve göğsüne birden fazla el ateş ettiği ve maktulün olay yerinde ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası, omur ve kaburga kemik kırıkları ile birlikte beyin doku harabiyeti, iç organ yaralanması ve iç kanama sonucu öldüğü, sanık ...'ın talimatı ile sanıklar ... ve ...'ün cesedi görünmeyecek yere sürükledikleri, sonrasında sanıklar ..., ..., ... ve ...'ün olay yerinde ölen maktulün cesedini yok etmeye karar verdikleri, temin ettikleri traktör ön çeki demirini zincirle cesede 4 adet kilitle bağlayıp, cesedi ... nehrine attıkları ve akabinde sanıkların, sanık ...'ın köyde bulunan evine geldikleri, burada bulunan araçları ve temyiz dışı sanık ...'ı da alıp ... merkezde bulunan sanık ...'ın ofisine gittikleri, maktule ait cep telefonunu sanık ...'ın temyiz dışı sanık ...'a verdiği ve ...'ın telefon ile birlikte Renault marka araçla Şile'ye gittiği, sanık ...'ın talimatı ile Şile'de telefonu kapattığı ve İstanbul'a döndüğünde denize attığı, diğer sanıklar ..., ... ve ...'in ise sanık ...'ın kullandığı BMW marka araçla İstanbul'a döndükleri, ... nehrine atılan cesedin 18/02/2018 tarihinde su yüzüne çıkması sonucu bulunduğu olayda;
Sanıklar ..., ... ve ...'ın, sanık ...'ın maktul ...'ı kasten öldürme eylemine iştirak ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, ancak sanıklar ..., ... ve ...'ın eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nin 278. maddesinde düzenlenen "Suçu bildirmeme", TCK'nin 281. maddesinde düzenlenen "Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçlarını oluşturup oluşturmadığı yönünden değerlendirme yapılması ve sanık ...'ın aksi ispatlanamayan savunmasında, maktulün ablasına hakaret etmesi üzerine sinirlenerek üzerinde bulunan taşıma ruhsatlı tabancasını çıkartıp maktule ateş ettiğini belirtmesi karşısında; sanık ... lehine TCK'nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari oranda uygulanması gerektiği, dolayısıyla yasal ve yerinde olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmesi görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun itirazın reddi yönündeki kararına muhalefet ediyoruz.
16. Ceza Dairesi, 2016/6137 E., 2016/5864 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
akaret, iftira ve ayrıca savcı ve hakimleri suçluyu kayırmakla itham ettiği iftira niteliğindeki iddialarını kanıtlamak zorunda olduğu, şüphelinin gerçek dışı itham ve beyanlarda bulunarak toplum önünde müştekiyi küçük düşürmeyi amaçladığı TCK'nın 125/1-3,a-4, 267, 277, 278 maddeleri gereğince cezalandırılması için kamu davası açılmasını talep etmiş ve dilekçe ekine gazete nüshasıyla şüphelinin tw
16. Ceza Dairesi 2016/6137 E. , 2016/5864 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2016 tarih ve 2016/259757 sayılı tebliğnamesi ve ekindeki Adalet Bakanlığının 11.06.2016 tarihli Kanun Yararına Bozma konulu yazılarında; hakaret ve iftira suçlarından şikayet edilen ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 15.05.2015 ve 2015/3341 soruşturma sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin ... 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 01.07.2015 tarih ve 2015/2461 D. İş sayılı kararının "yerleşik içtihatlarda kabul edildiği üzere eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada 'küçültücü' sözlerinin kullanılmaması gerekmesi karşısında, şikayet konusu beyanlarda müştekiye hukuka aykırı fiiller isnat edilip kamuoyu nezdinde itibarını zedeleyecek mahiyette iddiaların ileri sürüldüğü gözetilmeden, gerekli soruşturma işlemlerine devam edilmesinin temini için itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde" isabet görülmediğinden Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması talep olunmuştur.
OLAY:
Müşteki ... Büyükşehir Belediye Başkanı ... vekili Av. ... / ... Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu dilekçe ile; şüpheli CHP İstanbul Milletvekili ...'nun 25.03.2015 tarihli ... Gazetesinde yayımlanan basın açıklamasında "...'in yolsuzluklarını ...'tan öğrenecek değiliz. Bu yolsuzlukların onlarcasını yüzün üzerinde dosyayı ben ve partili arkadaşlarımız zaten daha önce açıkladık. ...'ın belgeye ihtiyacı varsa haber versin kendisiyle paylaşalım. ... Cumhuriyet Başsavcılığında ...'in hangi dosyalarının kapatıldığını, nasıl kapatıldığını biliyoruz. Bu yolsuzluk dosyalarını kapatan yargı görevlileri de asli faille birlikte bir gün hesap verecekler. Otopark yolsuzluğundan, başkent gaza, imar izinlerinden, demirkafes olayına kadar onlarca dosya söz konusudur. 22 yıldır kente ve kentliye harcaması gereken kaynakların ... ve yakınlarına tahsis edildiği şüphesi ortadadır. Görev şu an tarafsız ve bağımsız olması gereken savcı ve yargıçlardadır..." diyerek ve ayrıca suç isnadı içeren bu açıklamaları içeren haberleri şahsi Twitter hesabından da paylaşarak mesnetsiz iddiaları içeren bu açıklamaların toplumda daha geniş kitlelere ulaşmasına sebep olduğu ve bu suretle hakaret, iftira ve ayrıca savcı ve hakimleri suçluyu kayırmakla itham ettiği iftira niteliğindeki iddialarını kanıtlamak zorunda olduğu, şüphelinin gerçek dışı itham ve beyanlarda bulunarak toplum önünde müştekiyi küçük düşürmeyi amaçladığı TCK'nın 125/1-3,a-4, 267, 277, 278 maddeleri gereğince cezalandırılması için kamu davası açılmasını talep etmiş ve dilekçe ekine gazete nüshasıyla şüphelinin twitter mesajlarını gösteren bilgisayar çıktıları ve ayrıca ... 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/555 E. 2015/188 K. sayılı kararı eklenmiştir.
... Cumhuriyet Başssavcılığı 18.05.2015 tarihli ve 2015/3341 soruşturma sayılı kararında; başkaca araştırmaya yani başka belge ve bilgi teminine ihtiyaç duyulmadığı vurgulandıktan ve hakaret suçuna ilişkin açıklamalara yer verildikten sonra "...şikayet edilenin yukarıda belirtilen sözlerini bir bütün olarak değerlendirilmesinde içerik olarak daha önce müşteki hakkında yapmış olduğu suç duyurularından bahsettiği, yolsuzluk şüphesinin ve iddiaların ortada olduğunu, görevin tarafsız ve bağımsız olması gereken savcı ve yargıçlarda olduğundan bahsedildiği, ayrıca müştekinin bir başka tartışmasında taraf olan kişiyle belge paylaşımından bahsedildiği, dolayısıyla tahkir edici, küçük düşürücü bir yön bulunmadığı, beyanların eleştiride bulunmak, kanaat açıklamak ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aşmayıp rahatsız edici söz seviyesinde kaldığı ve ayrıca adli ya da idari yönden müşteki hakkında tahkikatı gerektirir somut bir suç ihbarından da bahsedilmediğinden iftira suçunun da unsurları itibarıyla oluşmadığı, konuşma içeriğinde bahsedilen önceki ihbarlar için her ihbarın sonucuna göre bu hususun düşünülmesi gerektiği..." gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.
Müşteki vekilinin bu karara karşı süresinde itirazda bulunması üzerine ... 5. Sulh Ceza Hakimliği 01.07.2015 tarih ve 2015/2461 D. İş sayılı kararı ile "...kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve kanuna uygun olduğu, yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçelerin dosya içeriğine uygun olduğu, ileri sürülen itiraz nedenlerinin ise yerinde olmadığı..." gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.
KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Şüphelinin, müşteki hakkında yaptığı basın açıklamasından dolayı hakkındaki şikayet üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığının "...şikayet edilenin yukarıda belirtilen sözlerini bir bütün olarak değerlendirilmesinde içerik olarak daha önce müşteki hakkında yapmış olduğu suç duyurularından bahsettiği, yolsuzluk şüphesinin ve iddiaların ortada olduğunu, görevin tarafsız ve bağımsız olması gereken savcı ve yargıçlarda olduğundan bahsedildiği, ayrıca müştekinin bir başka tartışmasında taraf olan kişiyle belge paylaşımından bahsedildiği, dolayısıyla tahkir edici, küçük düşürücü bir yön bulunmadığı beyanların eleştiride bulunmak, kanaat açıklamak ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aşmayıp rahatsız edici söz seviyesinde kaldığı ve ayrıca adli ya da idari yönden müşteki hakkında tahkikatı gerektirir somut bir suç ihbarından da bahsedilmediğinden iftira suçunun da unsurları itibarıyla oluşmadığı konuşma içeriğinde bahsedilen önceki ihbarlar için her ihbarın sonucuna göre bu hususun düşünülmesi gerektiği..." gerekçesiyle verdiği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara yönelik itirazın "...kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve kanuna uygun olduğu, yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçelerin dosya içeriğine uygun olduğu, ileri sürülen itiraz nedenlerinin ise yerinde olmadığı..." gerekçesiyle kesin olarak reddine dair ... 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.07.2015 tarih ve 2015/2461 D. İş sayılı kararında isabet bulunup bulunmadığına ilişkindir.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Anayasanın 25. maddesinde; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."
Anayasanın 26. maddesinde "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir."
Anayasanın 28. maddesinde; “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz."
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde;
"1.Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2.Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir." hükümlerine yer verilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunundaki düzenlemeler;
" Madde 160 - (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."
"Madde 172 - (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir." şeklinde,
Türk Ceza Kanunundaki düzenlemeler ise;
"Madde 125 - (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a)Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b)Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik fıkra: 29.06.2005-5377 S.K./15.mad) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik fıkra: 29.06.2005-5377 S.K./15.mad) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.
Madde 267 - (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
(3)Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4)Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(5)Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (İptal bölüm: Anayasa Mah. 10.04.2013 tarih ve 2013/14 E. ve 2013/56 K.) hükmolunur.
(6)Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(7)(İptal: Anayasa Mahkemesinin 17.11.2011 tarihli ve E. 2010/115, K. 2011/154 sayılı Kararı ile)
(8)İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.
(9)Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilân olunur. İlân masrafı, hükümlüden tahsil edilir."
"Madde 277 - (Değişik madde :02.07.2012-6352 S.K./90.md.)
(1) Görülmekte olan bir davada (...), gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, (...) sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/06/2014-6545 S.K./69. md) Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.
(2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.
Madde 278 - (Değişik madde: 02.07.2012-6352 S.K./91.md.)
(1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Mağdurun onbeş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.
(4) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır." şeklindedir.
5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde;
“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.” hükmü düzenlenmiştir.
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 tarihli ve 2007/7-28 Esas, 2007/34 sayılı kararında yer alan, "Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasanın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada "küçültücü" sözlerin kullanılmaması gerekir. ... Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler "polemik" niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez." şeklindeki açıklamalara yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre de, müştekinin kamu görevlisi ve siyasetçi olması hallerinde ve özellikle basın vasıtasıyla gerçekleşen eylemlerde "demokratik bir toplumda gereklilik" yönünden yaptığı inceleme sonucunda (Lingens- Avusturya kararı);"...bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelik eleştiri sınırına göre daha geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar; bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. Hiç kuşku yok ki, sözleşmenin 10(2). fıkrası, başkalarının, yani bütün bireylerin itibarının korunmasına imkan verir; bu koruma, siyasetçileri şahsi sıfatları dışında hareket ettikleri zaman da içine alır. Ancak bu gibi durumlarda söz konusu korumanın gerekleri, siyasi meseleleri açık bir biçimde tartışmanın yararıyla bağlantılı olarak tartılmalıdır.
Her iki tarafında siyasetçi olması ve farklı siyasi düşünceleri temsil etmesi dikkate alındığında, tartışma konusu ifadeler, siyasal tartışma ortamı içinde ele alınmalıdır. Be nedenle de ifadelerin sert, kışkırtıcı, abartılı zaman zaman doğruluğunun kanıtlanması söz konusu olamayacak fikir ve eleştiriler niteliğinde olması da mümkündür(Dalban /Romanya kararı).
Şüphelinin şikayet konusu sözleri, hükümetin bir üyesi tarafından ileri sürülen iddiaların peşinden söylemiş olması da dikkate alındığında, tahrik edici ve ağır kabul edilebilecek bu sözlerin yersiz bir kişisel saldırı, hakaret ya da iftira olarak değil objektif olarak anlaşılabilir bir açıklamanın sonucu olarak kullanıldığının kabulü gerekir (Obershlick-Avusturya kararı). Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre (Obershlick-Avusturya kararı) AİHS'nin 10. maddesi açıklanan görüşlerin ve bilgilerin özünü değil iletiliş biçiminide koruma kapsamına almaktadır.
Siyasetçilerin birbirlerinin düşünce ve eylemlerini eleştirdiği ifadelerin, soruşturma ve yaptırım tehdidi altında bırakılması cesaret kırıcı türden bir sansür anlamına gelmektedir. Siyasal tartışma bağlamında açılacak soruşturma ve verilecek cezanın politikacıları toplumun yaşamını etkileyen sorunları aleni bir biçimde tartışma ya da tartışmaya katkıda bulunmaktan caydırma olasılığı bulunmaktadır. Bu tür bir yaptırım dolaylı olarak siyasetçilerin ifadelerini ve tartışmalarını halka duyuran basınında, ayni sebeple bilgi sağlama ve kamuoyu bekçiliğinde bulunma görevini yerine getirmesini engeller.
İfade özgürlüğü, AİHS'nin 10 (2). maddesinin sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen açıklama, düşünce ve haber için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden ifade ve fikirler içinde uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, höşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz.
İncelenen dosya kapsamına göre, şikayet konusu şüpheli ifadelerinin ve tiwetterde yayınladığı düşüncelerin ifade özgürlüğü, yapılan haberin ise basın özgürlüğü çerçevesinde, haber verme sınırları içerisinde kaldığı, ayrıca haberin gerçeğe aykırı olduğunun düşünülmesi durumunda tekzip talebinde bulunulmasının mümkün olduğu gözetildiğinde, hukuka aykırılık görülmeyen ... 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 01.07.2015 tarih, 2015/2461 D. İş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma talebin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmediğinden, ... 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 01.07.2015 tarih, 2015/2461 D. İş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.