5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 299

Türk Ceza Kanunu 299. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

174 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2023/12300 E., 2023/23068 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
ısında, böyle bir paylaşımın mevcut olduğunun anlaşıldığı ve söz konusu bu ifadelerin şeref ve haysiyeti ihlal edici ve kişilik haklarını zedeler mahiyette olduğu ve delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299/3. maddesinde yer alan, “Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.” şeklindeki düzenleme ger
4. Ceza Dairesi         2023/12300 E.  ,  2023/23068 K. "İçtihat Metni" HAKİMLİĞİ : Burhaniye Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 2022/598 D. iş SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazın reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yapılan soruşturma sonunda, Cumhuriyet başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Burhaniye Sulh Ceza Hakimliğinin kararı ile reddedildiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 08.05.2023 tarih ve 94660652-105-10-10654-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.06.2023 tarihli ve KYB-2023/57142 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; " ...Şüphelinin kendisine ait ... isimli sosyal medya hesabından "Senin cumhurbaşkanın zavallı bir parazit. Yedi bitirdi dağı, taşı, ovayı, Ya, aldığınız nefesinizi kesti. Neymiş cumhurbaşkanıymış. CUMHURİYET kuruldu kurulalı bu millet, BAŞKA ülkeler karşısında hiç bu kadar küçük düşürülmedi." şeklinde paylaşımda bulunması nedeniyle Burhaniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Cumhurbaşkanına hakaret suçundan başlatılan soruşturma sonunda, "Şüpheli hakkında hazırlanan araştırma raporunda söz konusu paylaşıma rastlanılmadığı ve şüphelinin de üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği, kovuşturma yapmaya yeterli somut herhangi bir delil elde edilemediği" gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara karşı yapılan itirazın "Soruşturmaya konu paylaşımda yer alan ifadenin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmadığı ve eleştiri niteliğinde kaldığından" bahisle reddine ilişkin Burhaniye Sulh Ceza Hakimliğince karar verilmiş ise de; Her ne kadar, ... İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 08/05/2020 tarihli araştırma raporunda soruşturmaya konu paylaşımın yer almadığı belirtilmiş ise de; 03/04/2020 tarihli ve 2001159499 sayılı Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) başvurusu ekinde anılan paylaşımın yer aldığı ve şüphelinin kollukta alınan 30/06/2020 tarihli beyanında soruşturmaya konu paylaşımı yaptığını, fakat düşünce özgürlüğü kapsamında hareket ettiğini, hakaret etme amacı taşımadığını belirtmesi karşısında, böyle bir paylaşımın mevcut olduğunun anlaşıldığı ve söz konusu bu ifadelerin şeref ve haysiyeti ihlal edici ve kişilik haklarını zedeler mahiyette olduğu ve delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299/3. maddesinde yer alan, “Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.” şeklindeki düzenleme gereğince Adalet Bakanlığından kovuşturma izni alınması ve şüpheli hakkında kovuşturma yapılması gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 5237 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesinde "Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır." şeklinde düzenleme mevcuttur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. Adalet Bakanlığının 18/1 sayılı Genelgesi; "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi gereğince kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı olan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu nedeniyle yapılan soruşturma işlemleri ile anılan Kanun'un “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” kenar başlıklı 301’inci maddesinde yer alan suçlardan dolayı kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı olmaktan çıkarıldığına ilişkin hususları vurguladığımız 01/01/2006 tarihli ve (18) No'lu Genelgenin; TCK'nın 301 "inci maddesinde 30/4/2008 tarihli ve 5759 sayılı Kanun’un 1 ’inci maddesi ile yapılan değişiklik sonucu bu maddede yazılı suçlarda soruşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlanması karşısında güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu kanuni düzenleme sebebiyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299 ve 301' inci maddelerinde yer alan suçların soruşturma evresinde, işin sürüncemede kalmaması için lüzumsuz yazışma ve gecikmelere sebebiyet verilmemesi bakımından aşağıda yer alan hususların hatırlatılmasında yarar görülmüştür. Bilindiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24’üncü maddesinde din ve vicdan hürriyeti, 25’inci maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti, 26’ncı maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, 27’nci maddesinde ise bilim ve sanat hürriyeti düzenlenmiş bulunmaktadır. Öte yandan; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9'uncu maddesinde düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, 10'uncu maddesinde ise ifade özgürlüğü yer almıştır. Nitekim, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi kararlarına göre de, temel hak ve özgürlüklerden biri olan “düşünceyi açıklama özgürlüğü”; demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının Avrupa İnsan Haklan Mahkemesince yapılan yorumunda bu “hürriyet”; sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli sayılmış ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmıştır. Diğer taraftan; İzne bağlı olan bu suçlar hakkında yapılan soruşturmalarda, soruşturma veya kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı tutulmasındaki amaç da göz önünde bulundurularak: A) TCK'nın 299' uncu maddesi gereğince "kovuşturma" yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlarında: 1- Soruşturmanın, kolluk makam ve memurlarına bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı veya görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması. 2- Soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin, kamu davası açılmasını gerektirecek şekilde suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde, düzenlenecek evrakın, buna ilişkin gerekçeli düşünce de belirtilmek suretiyle fezlekeye bağlanarak ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, aksi durumda soruşturma evrakı gönderilmeden kanuni gereğinin mahallinde takdir ve ifa olunması. 3- Kovuşturma yapılması izne bağlı olan suçu işlediği iddia olunan şüphelilerden hangilerinin tutuklu olduğunun fezlekede açıkça belirtilmesi yanında, fezlekenin sağ üst köşesine de "Tutuklu-İş" ibaresinin belirgin bir şekilde yazılması. 4- Şüpheliye isnat edilen suçun: ne şekilde ve hangi sözlerin sarf edilmesi suretiyle işlendiğinin fezlekede açık bir şekilde belirtilmesi. 5- Olayın failine ait nüfus kayıtları ile akıl hastalığına duçar veya akli maluliyete müptela olanların raporlarının mutlaka soruşturma evrakına eklenmesi. 6- Kovuşturması izne bağlı suçun birden fazla olması durumunda, şüphelinin bütün suçları ile ilgili olarak izin talebinde bulunulması. 7- Kovuşturma izni alınmadan kamu davasının açılması ve mahkemece bu durumun tespiti ile durma kararı verilerek dosyanın Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi durumunda: sanığın hangi suçundan dolayı izin istenildiğinin açıkça belirtilmesi ve bu takdirde dahi evrakın Cumhuriyet savcısı tarafından fezlekeye bağlanarak gerekçeli düşünce belirtilmek suretiyle sunulması ...Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim." biçiminde düzenlenmiştir. Yukarıda yer alan düzenlemeler karşısında; 03.04.2020 tarihli ve 2001159499 sayılı Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) başvurusu ekinde suça konu paylaşımın yer aldığı ve şüphelinin kollukta alınan 30.06.2020 tarihli beyanında soruşturmaya konu paylaşımı yaptığını, fakat düşünce özgürlüğü kapsamında hareket ettiğini, hakaret etme amacı taşımadığını belirtmiş ise de, toplanan delillerin kamu davasının açılmasını gerektirir nitelikte bulunduğu, şüpheli hakkında anılan suçtan 5237 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığından kovuşturma izni talep edildikten sonra sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Burhaniye Sulh Ceza Hakimliğinin, 15.03.2022 tarihli ve 2022/598 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3. Aynı Kanun maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, Oy birliğiyle, 24.10.2023 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Ceza Dairesi, 2023/12813 E., 2023/25161 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
ha yapılıyor senin paranla," şeklindeki ifadeler kullandığı, söz konusu bu ifadelerin şeref ve haysiyeti ihlal edici ve kişilik haklarını zedeler mahiyette olduğu ve delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299/3. maddesinde yer alan, “Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.” şeklindeki düzenleme ger
4. Ceza Dairesi         2023/12813 E.  ,  2023/25161 K. "İçtihat Metni" HAKİMLİĞİ : Aksaray 2. Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 2022/1024 Değişik İş SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazın reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yapılan soruşturma sonunda, Cumhuriyet başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Aksaray 2. Sulh Ceza Hakimliğinin kararı ile reddedildiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 12.05.2023 tarih ve 94660652-105-68-10656-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2023 tarihli ve KYB-2023/58166 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; "Dosya kapsamına göre, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yürütülen soruşturma sonucu şüpheli hakkında suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, şüphelinin, www.....com isimli sosyal paylaşım sitesinde mevcut kendi hesabı üzerinden 17/02/2022 tarihinde yaptığı paylaşımlarda, sayın Cumhurbaşkanına hitaben, "eşimin koluna hermes çanta taktım mı? Çocuklarıma gemicikler aldım mı? Marmaris'e 350 odalı yazlık saray yaptım mı? Ahlat'a saray yaptım mı? Tank paleti satıp karşılığında 450 milyon dolarlık uçağa bindim mi? yandaşlara kur garantili ihaleler verdim mi? 7 TL'lik doları 18'e çıkartıp hazineyi yandaşa soydurup! gariban kaybetti sermaye kazandı dedim mi? Kamu bankalarından gece yarıları yandaşa ucuz usd sattım mı? etrafımdaki insanlara ballı ballı 5 yerden maaş verdim mi? 10 milyon mülteci'yi getirip 40 milyar dolar harcadım gerekirse bir 40 milyar dolar daha harcarım dedim mi? Kendi vatandaşıma 1 maske veremeyip 136 ülke'ye sağlık yardımı yaptım'mı? Ukrayna savunma sanayisine milyonlarca dolar hibe yardımı yaptım'mı? Yangın'da.sel'de,depremde halka iban atıpi, Makedonya'ya 500 konut yaptım 'mı? Halka kemer sıkma politikası uygularken, binlerce makam arabası aldım'mı? Merkez bankasın'dan 128 milyar dolar'ı arka kapı'dan sattım'mı... ... daha bu milletin....? Derken vergi borçları'nı affet'mi?Sahi neyi beraber yedikte şimdi kulfetini beraber çekeceğiz ? Biz yedik sofrayı toplayın:bulaşıklarıda yıkayın diyorsunuz. Kimle yediyseniz onunla kaldırın sofrayı” şeklinde paylaşımda bulunduğu, yine 26/01/2022 tarihinde de, " imamoğlu karla mücadelesine üç saat ara vermiş balık yemiş. 1150 odalı saraylarda senin tadını değil adını bile bilmediğin yiyecekler yeniyor hemde senin paranla. Not o saraylarda iki tane daha yapılıyor senin paranla," şeklindeki ifadeler kullandığı, söz konusu bu ifadelerin şeref ve haysiyeti ihlal edici ve kişilik haklarını zedeler mahiyette olduğu ve delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299/3. maddesinde yer alan, “Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.” şeklindeki düzenleme gereğince Adalet Bakanlığından kovuşturma izni alınması ve şüpheli hakkında kovuşturma yapılması gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinde "Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır." şeklinde düzenleme mevcuttur. 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. Adalet Bakanlığının 18/1 sayılı Genelgesi; "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi gereğince kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı olan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu nedeniyle yapılan soruşturma işlemleri ile anılan Kanun'un “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” kenar başlıklı 301’inci maddesinde yer alan suçlardan dolayı kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı olmaktan çıkarıldığına ilişkin hususları vurguladığımız 01/01/2006 tarihli ve (18) No'lu Genelgenin; TCK'nın 301 "inci maddesinde 30/4/2008 tarihli ve 5759 sayılı Kanun’un 1 ’inci maddesi ile yapılan değişiklik sonucu bu maddede yazılı suçlarda soruşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlanması karşısında güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu kanuni düzenleme sebebiyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299 ve 301' inci maddelerinde yer alan suçların soruşturma evresinde, işin sürüncemede kalmaması için lüzumsuz yazışma ve gecikmelere sebebiyet verilmemesi bakımından aşağıda yer alan hususların hatırlatılmasında yarar görülmüştür. Bilindiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24’üncü maddesinde din ve vicdan hürriyeti, 25’inci maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti, 26’ncı maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, 27’nci maddesinde ise bilim ve sanat hürriyeti düzenlenmiş bulunmaktadır. Öte yandan; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9'uncu maddesinde düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, 10'uncu maddesinde ise ifade özgürlüğü yer almıştır. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre de, temel hak ve özgürlüklerden biri olan “düşünceyi açıklama özgürlüğü”; demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan yorumunda bu “hürriyet”; sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli sayılmış ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmıştır. Diğer taraftan; İzne bağlı olan bu suçlar hakkında yapılan soruşturmalarda, soruşturma veya kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı tutulmasındaki amaç da göz önünde bulundurularak: A) TCK'nın 299' uncu maddesi gereğince "kovuşturma" yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlarında: 1- Soruşturmanın, kolluk makam ve memurlarına bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı veya görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması. 2- Soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin, kamu davası açılmasını gerektirecek şekilde suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde, düzenlenecek evrakın, buna ilişkin gerekçeli düşünce de belirtilmek suretiyle fezlekeye bağlanarak ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, aksi durumda soruşturma evrakı gönderilmeden kanuni gereğinin mahallinde takdir ve ifa olunması. 3- Kovuşturma yapılması izne bağlı olan suçu işlediği iddia olunan şüphelilerden hangilerinin tutuklu olduğunun fezlekede açıkça belirtilmesi yanında, fezlekenin sağ üst köşesine de "Tutuklu-İş" ibaresinin belirgin bir şekilde yazılması. 4- Şüpheliye isnat edilen suçun: ne şekilde ve hangi sözlerin sarf edilmesi suretiyle işlendiğinin fezlekede açık bir şekilde belirtilmesi. 5- Olayın failine ait nüfus kayıtları ile akıl hastalığına duçar veya akli maluliyete müptela olanların raporlarının mutlaka soruşturma evrakına eklenmesi. 6- Kovuşturması izne bağlı suçun birden fazla olması durumunda, şüphelinin bütün suçları ile ilgili olarak izin talebinde bulunulması. 7- Kovuşturma izni alınmadan kamu davasının açılması ve mahkemece bu durumun tespiti ile durma kararı verilerek dosyanın Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi durumunda: sanığın hangi suçundan dolayı izin istenildiğinin açıkça belirtilmesi ve bu takdirde dahi evrakın Cumhuriyet savcısı tarafından fezlekeye bağlanarak gerekçeli düşünce belirtilmek suretiyle sunulması ...Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim." biçiminde düzenlenmiştir. Yukarıda yer alan düzenlemeler karşısında; şüphelinin, ... isimli sosyal paylaşım sitesinde kendi hesabı üzerinden 17.02.2022 tarihinde yaptığı paylaşımlara yönelik toplanan delillerin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturduğu, bu delillerin Mahkemece değerlendirilmesi ve şüpheli hakkında anılan suçtan 5237 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığından kovuşturma izni talep edildikten sonra sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Aksaray 2. Sulh Ceza Hakimliğinin, 28.03.2022 tarihli ve 2022/1024 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3. Aynı Kanun maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, Oy birliğiyle, 05.12.2023 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2023/4176 E., 2023/23445 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 299 uncu maddesi ve aynı maddenin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 11 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanıklar hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrasın
4. Ceza Dairesi         2023/4176 E.  ,  2023/23445 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1458 E., 2021/1097 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hakaret suçundan verilen kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli ve 2015/1745 Esas, 2019/952 Karar sayılı kararıyla; a. Sanıklar ... ve ... hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 299 uncu maddesi ve aynı maddenin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 11 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanıklar hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca adlî para cezası seçenek yaptırımına çevrilmesine, aynı Kanun'un 52 nci maddesi uyarınca neticeten 7.000,00 TL adlî para cezasıyla cezalandırılmalarına ve 24 eşit taksitlendirmeye, b. Sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine, Karar verilmiştir. 2. Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararıyla İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik O yer Cumhuriyet savcısı ve sanıklar ... ile ... müdafiinin istinaf başvurusu sonucunda, 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; sanık ...'in atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararına yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. Sanıklar ... ile ... müdafiinin temyiz istemi; yapılan yargılamada sanıkların hukuki güvenlik haklarını ve diğer temel hak ve özgürlüklerin teminatlarını ihlal edecek şekilde delil değerlendirmesi ve suç yorumu yapıldığına, sanıkların suçlu olduğuna dair yargısal tespite katılmadıklarına, savunma argümanları, resen gözetilecek nedenler ve ceza hukukunun temel ilkeleri doğrultusunda usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulması gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1.Olay tarihinde sanıkların Dünya Barış Günü münasebetiyle yapılan yürüyüşe katılarak "Hırsız, katil ..." şeklinde slogan atarak mağdura hakarette bulundukları iddiasıyla kamu davasının açıldığı ve Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin 05.12.2018 tarihli raporu, olay tutanakları ve tüm dosya kapsamı gözetildiğinde sanıklar ... ile ...'un üzerlerine atılı suç sabit olduğundan ayrı ayrı cezalandırılmalarına; sanık ...'in ise, Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin 05.12.2018 tarihli raporunda suça konu sloganının tamamının sesletildiği bölümde bulunmadığının belirtilmesi ve aşamalarda atılı suçlamayı kabul etmemesi göz önüne alındığında üzerine atılı suçu işlediği konusunda her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden bahisle 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verildiği belirlenmiştir. 2. Sanıkların savunmaları tespit edilerek dava dosyasına eklenmiştir. 3. Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin uzmanlık raporu dava dosyasında mevcuttur. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlerde usul ve esasa ilişkin herhangi bir aykırılık bulunmadığından O yer Cumhuriyet savcısı ve sanıklar ... ile ... müdafiinin istinaf talepleri yerinde görülmemiştir. IV. GEREKÇE A. Sanık ... D. Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden 1.Sanık savunması, Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin uzmanlık raporu, oluş, tüm dosya kapsamı karşısında, sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin Mahkemenin takdir ve gerekçesinde ve Bölge Adliye Mahkemesinin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık görülmemiştir. 2.Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. B. Sanıklar ... K. İle ... K. Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden 1. Cumhurbaşkanına hakaret suçunun düzenlenmiş olduğu 5237 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesinde "Hakaret" kavramının tanımlanmamış olup genel hüküm niteliğinde olan hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinde hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövme suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırılması olarak tanımlanmıştır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26 ncı maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve Mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10 uncu maddesinin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Anayasa'nın 12 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." şeklindeki düzenlemeyle kişilere temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklara uyma yükümlülüğü getirilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Umut Kılıç (B. No: 2015/16643) başvurusu sonucunda 04.04.2018 tarihinde verdiği kararında; "hırsız, katil ..." şeklinde slogan atan başvurucunun ifade özgürlüğünü kullanırken kendisi için de geçerli olan görev ve sorumluluklara uygun davranmadığına ve başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik de bir ihlal olmadığına karar vermiştir. Açıklamalar ışığında, incelenen dosyada; sanıklar hakkında kurulan hükümlere ilişkin olarak, Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin uzmanlık raporu, oluş ve tüm dosya kapsamıyla sanıklar hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik olmadığı anlaşıldığından, inceleme konusu hükümlerde hukuka aykırılık bulunmayarak, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. 2. Sanıklara yükletilen Cumhurbaşkanına hakaret eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu ögelerinin ve bu eylemlerin sanıklar tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı; Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, 5271 Sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi hukuka ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ve sanıklar ... ile ... müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile maddi ceza hukukuna ilişkin sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden oy birliğiyle, sanıklar ... ile ... hakkında kurulan HÜKÜMLER yönünden oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Eskişehir 8. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.10.2023 tarihinde karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) KARŞI OY Yerel Mahkemece sanıklar ... ve ...'nun yapılan yargılamaları sonunda TCK'nın 299, 62, 50 ve 52.maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmiş, istinaf başvurularının esastan reddedilmesini takiben yapılan temyiz başvuruları üzerine Dairemizce hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. Kanaatimizce bu hukuka aykırıdır. Şöyle ki; Olaya ilişkin video kayıtlarına, bilirkişi inceleme raporlarına ve dosya kapsamına göre olay gününün Dünya Barış Günü olması nedeniyle sanıklarında aralarında bulunduğu bazı sendika ve sivil toplum örgütü üye ve sempatizanlarından oluşan yaklaşık ikiyüz kişilik bir gurubun toplandığı, ellerinde döviz, beyaz balon ve pankartlar taşıyarak yürüyüş yaptıkları, ayrıca yürüyüş sırasında bazı katılımcıların megafon ile konuşmalar yaptığı, taşınan pankart ve dövizler ile yapılan konuşmalarda özetle; barış isteği dışında Cumhurbaşkanlığı Külliyesini kaçak sarar olarak niteleyen açıklamalar yapıldığı, buradaki yaşamın ve harcamaların sert dille eleştirildiği, değişik bölgelerde meydana gelen ve ölümle sonuçlanan bazı olaylara değinilerek bunlardan mevcut iktidarın sorumlu olarak gösterildiği, açıklana eylemler sırasında grupta yer alan sanıklarında aralarında bulunduğu kişilerin ise " Hırsız, katil ..." şeklinde slogan atmak suretiyle atılı eylemleri işledikleri anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK'nın 299.maddesinde düzenlenmiş, hakaretin tanımı ise aynı yasanın 125.maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur,şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir… Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü, Anayasa’nın 13. Maddesi ise; "Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir. Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklıdır, demokrasinin işleyişi içinde yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde korum gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanını 17.madesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi karalarında ifade özgürlüğünün meşru bir amaç için, yasayla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak (bunun için zorlayıcı sosyal ihtiyaç gerekir), ölçülü olacak ve özüne dokunmayacak şekilde ( ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman ve sınırlama sebeplerinin niteliğine bakılarak bu kriter test edilmektedir) sınırlandırılabileceği ifade edilmektedir. Burada ifade özgürülüğü ve bireyin şeref ve itibarının korunması çatışmakta, Devletin bunlar arasında denge kurması gerekmektedir. Bu dengeleme yapılırken şu nokta çok önemlidir; Şöhret ve itibarı korunan kişi siyasetçi, kamu gücü kullanan veya topluma mal olmuş kişi ise bu koruma daha esnek olacak, sade vatandaş ise üst düzeyde yapılacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanıkların gösteri yürüyüşü sırasında slogan şeklinde açıkladıkları "Hırsız" ve " Katil" sözlerinin öfke dili taşıdığı, yasada düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamına girmemesi kaydıyla sade vatandaşa söylenmesi durumunda onur, şeref ve saygınlığı rencide edici özelliğe sahip olduğu kuşkusuzdur. Ancak iktidarda bulunan siyasetçilerin devletin ekonomik ve güvenlik politikalarını belirleme ve uygulama yetkileri bulunmaktadır. Demokratik bir toplumda bireylerin, sivil toplum örgütlerinin veya basın mensuplarının belirlenen güvenlik ve ekonomik politikaları ile bunların uygulamalarını eleştiri hakları bulunmaktadır. Hırsız sözü başkalarının malını çalan anlamında değil, uygulanan ekonomik politikaların yanlış olduğu, iktidarda bulunanların ülkenin sahip olduğu toplam refahı adil şekilde dağıtmadıkları veya belirli kesimlere avantajlar sağladıkları gibi anlamlarda da kullanılmış olabilir. Aynı şekilde katil ifadesi de birini öldürme anlamında değil, güvenlikle ilgili ve özellikle terörle mücadeleyle ilgili belirlenen politika ve uygulamaların hatalı olduğu, amacı dışında insanların zarar görmesine neden olduğu vs anlamlarında söylenmiş olabilir. Ülkemizde uzun süredir devam eden terör olayları önemli güvenlik tehdidi oluşturmakta ve bu durum bazen katı güvenlik tedbirlerini gerektirmektedir. Bu tedbirlerin bir kısmının yetersiz veya yanlış olduğunun tartışmaya açılması demokratik düzenlerde olağandır. Ancak bu eleştiri hakkı hiç kimseye terör olaylarının desteklenmesi ve meşru gösterilmesi olanağı vermez. Ekonomik ve güvenlik uygulamalarının hatalı olduğu kanaatinde olan kişi veya gurupların yetkilileri uyarmak ve toplumu sarsarak dikkat çekmek için abartılı veya rahatsız edici ifadeler kullanmaları mümkündür ve bu durum ifade özgürlüğü kapsamındadır. Çünkü ekonomik ve güvenlik uygulamalarının tartışılmasında kamusal yarar bulunmaktadır. Ayrıca, siyasetçilerin ve özellikle iktidarda bulunanların kendilerine yönelik saldırı ve eleştirilere her zaman güçlü şekilde cevap ve tepki verme imkanı bulunmaktadır. Bu olanakların varlığı nedeniyle şiddete teşvik içermedikçe kendilerine yönelik sözel saldırılara katlanmaları ve cezalandırma yoluna gidilmemesi demokratik toplumun gerekleri arasındadır. Yerel Mahkemenin katil ve hırsız sözlerinin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığını belirlerken sadece bu ifadelerin sözlük anlamıyla yetinmemesi, söylendiği yer, zaman, söylenme nedeni ve ifadenin yöneldiği kişinin konumu ile yetkilerini dikkate alıp sanıkların şeref ve saygınlığa saldırı amacında olup olmadıklarını saptaması ve hükmün gerekçesinde bunlara yer vermesi gerekmektedir. Sanıkların yargılamaya konu sözleri sarf ettikleri günün vasfı, diğer konuşmalar ve bir kısım savunmalar nazara alındığından anılan ifadelerin uygulanan güvenlik ve ekonomik politikalarının yanlış olduğunun toplumun dikkatini çekmek için rahatsız edici ve çarpıcı şekilde açıklanıp eleştirilmesi amacıyla kullanılmış olması mümkün olduğu halde, yerel mahkeme gerekçesinde bu hususları tartışmasız bırakmıştır. Anayasanın 141, 5271 sayılı Kanun'un 34, 223 ve 230.maddelerine göre mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunlu olup buna uyulmaması mutlak bozma nedenidir. Sonuç olarak sanıkların sarf ettiği kabul edilen sözlerin şekli, içeriği, söylendiği yer, zaman, yöneldiği kişinin konum ve yetkileri dikkate alınarak şeref ve saygınlığa saldırı amacıyla söylenip söylenmediği, uygulanan güvenlik ve ekonomik politikaların eleştirisi vasfında olup olmadığı yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde karar yerinde açıklanıp tartışılmadan mahkumiyet kararı verilmesinin Anayasanın 141, 5271 sayılı Kanun'un 34, 223 ve 230 uncu maddelerinde emredici şekilde düzenlenen gerekçeli hüküm hakkını ihlal ettiği kanaatine vardığımızdan, sayın çoğunluğun hükümlerin onanması yönündeki düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1160 E., 2022/331 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nın 299/1, 299/2, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 10.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin ...
Ceza Genel Kurulu         2017/1160 E.  ,  2022/331 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nın 299/1, 299/2, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 10.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin ... 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2016 tarihli ve 220-191 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 21.03.2017 tarih ve 7431-3440 sayı ile; "... Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı .... 462). Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçları da 5237 sayılı TCK 299. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için ‘Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez’ (Erman, hakaret ve sövme suçları .... 80 vd) Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise, hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır. Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır, zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki denge de gözetilmek suretiyle hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Günlük yayın yapan Yurt Gazetesinin 29.07.2015 tarihli nüshasının 1-9. sayfasında ‘...'IN KANLI PLANI’ şeklindeki haberle ilgili olarak sanık tarafından yapılan yoruma ilişkin yazı bir bütün halinde değerlendirildiğinde ağır eleştiri mahiyetinde olduğu, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmesi, 2- Kabul ve uygulamaya göre de, b- Adli para cezalarının yerine getirilmemesi hâlinde 6545 sayılı Kanun ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesi uyarınca infaz aşamasında re'sen uygulama yapılabileceği nazara alındığında hüküm fıkrasında TCK'nın 52/4. maddesi gereğince ihtarat yapılması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.05.2017 tarih ve 322979 sayı ile; "... TC Anayasası'nın 25. maddesi herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlanamayacağını, düşünce kanaatleri dolayısı ile kınanamayacağını, suçlanamayacağını düzenlemiştir. Anayasa'nın 26. maddesinde ise 'Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak yada vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.' düzenlemesi ile düşünce kanaatin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü teminat altına almıştır. Maddenin ikinci fıkrası ile bu özgürlüğün mutlak olmadığını ve sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Düzenleme 'Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.' şeklindedir. Benzer bir düzenleme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 10. maddede de mevcuttur. Sözleşme'nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesi '1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir. ' düzenlemelerini içermektedir. Görüldüğü gibi hem TC Anayasası'nda hem de AİHS'de fikir ve ifade özgürlüğü bir hak olarak tanınmış olmakla birlikte, bu hak sınırsız bir hak olarak düşünülmemiş, bazı durumlarda sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu hakkın sınırlandırılabileceği hâllerden birisi de 'başkalarının şöhret ve haklarının korunması' hâlidir. Bu sınırlandırmanın yasa ile yapılması gerekmektedir. TCK' da düzenlenen hakaret suçları (TCK'nın 125 ve 299. maddeleri), anılan özgürlüğün, yasa ile sınırlandırılmasının tipik örnekleridir. Yasa temelde bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde somut bir fiil veya olgu isnad edilmesini veya sövülmesini yaptırıma bağlamaktadır. İsnad edilen şeyin onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek nitelikte olması gerekli ve yeterlidir. Onur, şeref ve saygınlığının rencide olması ise mağdurun başkalarının gözünde küçük düşmesi onların hakaret ve husumetine düşmanlığına maruz kalmasıdır. Burada en önemli kıstas mağdurun gerçekten bu duyguyu yaşayıp yaşamadığı değil ve fakat toplumda genel kabul gören, yerleşik olan, uygulanagelen ve bilinen örf ve adet kuralları çerçevesinde objektif olarak fiilin, bu sonucu doğuracak nitelikte olmasıdır. Elbette kıstas ortalama örf ve adet kurallarına göre tahkir edici olup olmadığı meselesidir. Yoksa objektif kabulü göre tahkir edici nitelikte sayılmayan bir fiile mağdurun aşırı duyarlılık ve alınganlık göstermiş olması tahkir niteliğini maddi vakaya kazandırmaz. Bir isnad ya da sövmenin tahkir edici özellik taşıyıp taşımadığını ise hakim ya da mahkeme her olayın somut tüm özelliklerini göz önünde tutarak belirler. Fikir ve ifade özgürlüğünün yasa ile düzenlemiş istisnalarından olan Cumhurbaşkanına hakaret suçu, TCK'nın 299. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, TC Anayasasının 104/1. maddesine göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil etmesi nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Genel anlamda hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle; onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu da, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler bakımından, genel hakaret suçu ile özdeş olsa da, Cumhurbaşkanının yukarıda izah edilen özel konumu nedeniyle Devlete karşı işlenen suçlar arasında müstakil bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın suç tarihinde çalıştığı Yurt Gazetesinde yayınlanan yazılardan özellikle, 29/07/2015 tarihli haber - analiz niteliğinde olduğunu savunduğu yazı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın, ‘kontrgerilla’ ya da ‘derin devlet’ olarak adlandırılan, MİT ve Emniyet merkezli, devlet içinde yapılanmış bir suç örgütünün lideri olduğunu ve bu örgüt eli ile ülkedeki terör olaylarını gerçekleştrdiğini ileri sürdüğü, herhangi bir delile dayanmayan bu iddiası ile Cumhurbaşkanının ‘onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek’ suretiyle ağır eleştiri ve fikir özgürlüğünün sınırlarını aştığı ve bu şekilde atılı suçu işlediği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 17.10.2017 tarih ve 1607-5098 sayı ile itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamında; Yurt Gazetesinin 29.07.2015 tarihli nüshasının 1-9. sayfasında “...'ın Kanlı Planı” başlıklı yazının, “..., kendisine bağlı derin güçleri harekete geçirdi. Amaç, kaos ve çatışma ortamı yaratarak...'yi yeniden tek başına iktidara getirmek...Planda kan ve gözyaşı var. ... ... ve hala onun denetiminde olan... Hükümetinin kanlı bir planı uygulamaya koyduğu, ...'nın bazı mahfillerinde konuşulan hemen hemen tek konu...Türkiye'de 'derin devlet' olarak bilinen Kontrgerilla'yı MİT-Emniyet merkezli olarak yeniden yapılandıran ... ..., kendisine bağlı yasadışı bugücü harekete geçirerek, ülkeyi bir çatışma ve kaos ortamına taşımaya karar verdi..IŞİD'e karşı göstermelik tavır: IŞİD'in ...'nın... ilçesinde 31 sosyalist genci bombalı saldırı ile katletmesi ve sınır görevi yapan bir Türk askerinin öldürülmesi, ...-... iktirarını bu dinci terörist örgüte karşı tavır almaya zorladı..PKK ile yeniden savaşın anlamı: Bu durum uygulamaya konulan plana da uygundu. PKK ile ‘çatışmazlık’ denilen ateşkes durumuna son verilecek, böylece yeniden ölümler olacak ve şehit cenazeleri gelecek, bu arada sol gruplar ve örgütler de çatışmanın içine çekilerek halkta bir korku ve panik yaratılacak. Böylece... ve ... halka dönerek şöyle diyecek: ‘Gördünüz mü, ... tek başına iktidar olma gücünü kaybedince Türkiye nasıl karıştı. Koalisyon lafının bile çıkması ülkeyi bir savaş alanına çevirdi. İstikrar ve güvenlik için...'nin tek başına iktidar olması şart..Eğer ülkede yaratılan gerilim, çatışma ve kaos ortamında...'ye yüzde 4-5 oranında bir oy kayması sağlanabilirse ...'ın kanlı palını da başarıya ulaşmış olacak. Plan kanlı, çünkü bu süreçte yüzlerce insan hayatını kaybedecek. Bir yandan IŞİD saldırıları nedeniyle masum yurttaşların can ve mal güvenliği tehdit altına alınırken, diğer yandan Güneydoğu'da yeniden oluk oluk kan akacak. ...'ı resmen ‘başkan’ gerçekte ise fiilen diktatör yapacak. Böylece Cumhuriyetin yıkılması tamamlanarak, dinci (mezhepçi) faşizan bir rejimin kurulma süreci de tamamlanmış olacak. CHP'nin sol örgütlere haklı olarak yer yer sahip çıkması, onun ‘terörle ilişkili parti’ şeklinde gösterilmesi için kullanılacak.. Gezi/Haziran direnişini gerçekleştiren kitlelerin -ki sayıları 10 milyonun üzerindedir- bir kez daha, bu sefer sonuç almak üzere sokağa çıkmayacağının garantisi yok... Sol ve...'nin bu kirli ve kanlı planı topluma etkili bir şekilde anlatarak, Türkiye'nin bütün ilerici, halkçı, yurtsever, cumhuriyetçi ve sol güçlerini birleştirerek harekete geçirmesi, bütün hesapları bozabilir” şeklindeki olduğu, Aynı Gazetenin 30.07.2015 tarihli nüshasının 1-9. sayfasındaki "...Kanlı Planın Farkında Değil” başlıklı yazının; “Yurt dün manşetten yayınladığı haber analizde ... ... ve... Hükümetinin kanlı kaos planını açıkladı. Güvenilir kaynaklara ve kendi gözlemlerimize dayandırdığımız haber analizde, ...-... iktidarının 7 Haziran 2015 seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğrayarak iktidardan düşmesinin ardından bu planın yürürlüğe konulduğunu vurguladık. Bu kanlı kaos Cumhuriyet ... Partisinin (CHP) ...-... kliğinin uygulamaya koyduğu bu plandan habersiz olduğu anlaşılıyor. ... ile koalisyon görüşmelerini sürdüren..., bu müzakere trafiği sürecinde oyalandığının bile farkında değil. İktidara ve güvenlik bürokrasisine yakın kaynaklar, CHP'nin ülkenin gerilim, çatışma ve kanlı bir kaos ortamına sürüklenerek adım adım erken seçime götürüldüğünü anlayamadığı ve bu duruma uygun yeni bir politika geliştiremediği belirtiyor. ... ...'ı diktatör yetkileriyle donatacak bir başkanlık rejimi kurma projesi de suya düştü.. Kanlı kaos planı devreye sokuldu.. ... ve... Hükümeti IŞİD'e karşı başlatıldığı ilan edilen operasyonları hemen, kendi kaos planlarını uygulamaya koyma fırsatına dönüştürdü.. ... operasyona bazı radikal sol grupları ve Kürt örgütlerini de dahil ederek yaydı. İdeolojik akrabalığının bulunduğu, para ve silah yardımı yaparak, sınırları aşarak ve üs sağlayarak destek olduğu IŞİD'i ise incitmemeye çalıştı. Böylece IŞİD'e karşı başlatıldığı iddia edilen operasyonu esas olarak sola ve Kürt örgütlerine karşı saldırıya dönüştürdü. Sol'a ve Kürt gruplarına doğru çatışmaları yayarak, hem toplumsal muhalefete önderlik edecek güçleri sindirme hem de bir terör ortamı yaratarak toplumda korkuyu yayma niyetini göremeyen..., bütün bu süreci sessizce izledi... Oysa planına göre, hem büyük kentlerin sokakları savaş anlarına çevrilecek hem de PKK ile çatışmasızlık denilen ateşkes durumuna son verilerek, yeniden ölümler olacak ve şehit cenazeleri gelecekti. Böylece... ve ... halka dönerek şöyle diyecekti: ‘Gördünüz mü, ... tek başına iktidar olma gücünü kaybedince Türkiye nasıl karıştı. Koalisyon lafının bile çıkması ülkeyi bir savaş alanına çevirdi. İstikrar ve güvenlik...'nin tek başına iktidar olması şart.. ... Türkiye'yi bir ‘oldubitti’ ye getirerek erken seçime sürükleyecekti.. ...'ın kanlı planı da başarıya ulaşmış olacak. Bu arada yüzlerce insan hayatını kaybedecek. Güneydoğu'da yeniden kan akacak. Şehit cenazeleri gelecek. Bu arada IŞİD gibi ortaçağ artığı kanlı terör örgütlerine karşı da bazı göstermelik ya da düzmece operasyonlar yapılacak.” şeklinde olduğu ve her iki yazının da sanık ... tarafından kaleme alındığı, ... Bakanlığınca 06.10.2015 tarihinde sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kovuşturma izni verildiği, Katılan vekilinin şikâyetten vazgeçtiklerine ilişkin dilekçe gönderdiği, Anlaşılmaktadır. Sanık ... aşamalarda; "Ben bir gazeteciyim, habercilik faaliyeti içerisinde analiz niteliğinde görüşlerimi yazdım ayrıca ...'da güvenilir bulduğum kaynaklardan edindiğim bilgileri kendi gözlemlerimle bir analiz niteliğinde haber olarak bildirdim, amacım kamuoyunu bilgilendirmek ve iktidarı da uyarmaktı, burada bir yorum söz konusudur kaldı ki yazıda söylenmiş olan bir çok şey bugün gerçekleşmiştir 7 Haziran seçimleri iptal edilmiştir % 4 civarında bir oy kayması yaşanmıştır, fiilen silahlar susmuşken seçimden hemen sonra Güneydoğu bölgesinde bir çatışma ortamı olmuştur, nitekim... Parti yenilenen seçimde iktidara gelmiştir ancak Türkiye bir başkanlık sistemine doğru sürüklenmektedir, bu çerçevede de yazımızda belirtildiği üzere önce ...patlaması ardından ... ve ...'da olan patlamalar ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemektedir, bunlar yorum olarak verilmiştir ve bu öngörüler de gerçekleşmiştir, 30 yıllık gazeteciyim şuanda ABC isimli internet üzerinden yayın yapan bir gazetenin genel yayın yönetmeniyim çok sayıda kitabım mevcuttur, benim muhalif bir gazeteci olduğum zaten bilinmektedir, bu çerçevede görüşlerimi bildirdim, hakaret kastı mevcut değildir yazılarım içerisinde yorum ve analiz vardır, kullanılan Kanlı Kaos Planı sözleri aslında bir terminolojidir bu nedenle başlıkta kullanılmıştır, bir gün sonra ki nüshada kullanılan ibareler ile sadece iktidarı değil ana muhalefet partisinin de eleştirildiği görülecektir, ben sonuçta hakaret suçumu işlemediğimi düşünüyorum" şeklinde savunma yapmıştır. Uyuşmazlığın esasını oluşturan kanuni düzenlemelerin açıklanması gerekmektedir. 765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde düzenlenen, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun öğeleri ve bu doğrultuda genel, bu suç açısından da özel bir hukuka uygunluk nedenini oluşturan eleştiri hakkı üzerinde durulmalıdır. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C. Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; “Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin; 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir” Hükümlerine yer verilmiş, Anayasa’nın; 25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında; “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”, 26. maddesinde, İHAS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir”, Hükümleri yer almış, Ancak, ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir. Bu cümleden olarak uluslararası alanda; İHAS’nin; 10. maddesinin 2. fıkrasında, “Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir”, 17. maddesinde ise; “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz” Şekline düzenlemeler yapılmış, Ulusal alanda ise Anayasa’nın; 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve ... anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir”, 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”, 14. maddesinde; “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir”, 26. maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir” Hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür. Sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne göre; “Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir. Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.), “Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. Erdem, Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.). Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme fiillerini yaptırıma bağlayan 765 sayılı mülga TCK’nın 158 ve aynı eylemleri yaptırıma bağlayan 5237 sayılı TCK’nın 299. maddeleri incelendiğinde; 765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde “Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler... cezalandırılır. Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur” hükmüne yer verilmiş, Aynı fiiller 5237 sayılı TCK’da hakaret ve sövme ayrımının kaldırılması nedeniyle,Cumhurbaşkanına hakaret suçlarını yaptırıma bağlayan 299. maddesinde, “(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Her iki maddedeki suçun maddi unsuru, “hakaret ve sövme” teşkil edecek herhangi bir harekettir. Söz konusu hareketler söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Maddedeki hakaret ve sövme terimleri 765 sayılı mülga TCK’nın 480 ve 482, 5237 sayılı TCK’nın 125. maddelerine göre belirlenecektir. Bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları değil Cumhurbaşkanının şeref varlığı korunmaktadır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez. (Erman ....Hakaret ve Sövme Suçları, ....80 vd.) Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır. Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde, haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır. Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yurt Gazetesinin 29.07.2015 tarihli nüshasının 1-9. sayfasındaki “...'ın Kanlı Planı” başlıklı ve aynı Gazetenin 30.07.2015 tarihli nüshasının 1-9. sayfasındaki "...Kanlı Planın Farkında Değil” başlıklı yazıları nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılması talebiyle katılan vekilinin şikâyet etmesi üzerine sanık ... hakkında ... Bakanlığınca 06.10.2015 tarihinde verilen “Olur” üzerine yapılan soruşturmada, şikâyete konu 29.07.2015 tarihli yazının manşetten “...'ın kanlı planı” başlığı ile verildiği ve 9. sayfada aynı başlıkla devam ettiği, yazı içeriğinin özetle “... kendisine bağlı derin güçleri harekete geçirdi. Amaç kaos ve çatışma ortamı yaratarak...'yi yeniden tek başına iktidara getirmek. ...'nın bazı köşelerinde ... ...'ın...'yi yeniden tek başına iktidara getirmek ve başkanlık rejimini yaşama geçirmek için karanlık bir plan uygulamaya koyduğu belirtilmiştir. Planda kan ve gözyaşı var. Plana göre sol örgütler ve PKK ile çatışma ortamı yaratılarak gerilim tırmandırılacak. ...'ye dava açılacak. Koalisyonlar döneminin kaosu daha da büyüteceği teması işlenerek ülke elden seçime götürülecek” şeklinde olduğu, 9. sayfada aynı başlıkla yazının ayrıntılarının verildiği, 30.07.2015 tarihli manşette ise “...kanlı planın farkında değil” başlığı ile özetle “... ve yandaşları...'nin tek başına iktidar olması için erken seçimi zorluyor. Bu nedenle ülkeyi kan gölüne çevirecek planı uyguluyor. ...ise olan biteni adeta seyrediyor. ...'dan önce ilk savaşın eşiğindeki bir Türkiye'de yeniden seçime giderek ...'yi baraj altında bırakmak. Halkta korku ve panik yaratmaktır. Bu amaçla operasyonlara sol ve kürt örgütler de dahil edilmekte. ... MHP'deki milliyetçi oyları da alabilmek için gerginliği tırmandıracaktır. ...'nin koalisyonla oyaladığı...sola yönelik saldırı karşısında sessiz. ...bu kirli oyuna karşı çıkmalı” şeklinde olduğu ve sanığın belirtilen yazıları nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret etme suçundan cezalandırılmasına karar verilen dosyada; Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştirinin övgü olmamasına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan mahkûmiyetinin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığı açısından, siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu her zaman vurgulanmıştır. Sanık ...’ın gazeteci olması, olayın gerçekleşme koşulları ve demokratik toplumun zorunlu unsurlarından olan eleştirme, yorumlama işlevi ve Anayasanın 26, Avrupa İnsan Hakları Sözleşemesinin 10. maddeleri gözetildiğinde; yazı içeriklerinin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığından Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.05.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1154 E., 2022/247 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesince 26.06.2014 tarih ve 232-407 sayı ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ...’nun TCK’nın 299/1, 299/2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16.
Ceza Genel Kurulu         2017/1154 E.  ,  2022/247 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. (Kapatılan) Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 232-407 Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ...'nun cezalandırılması isteğiyle açılan kamu davasında ... 32. Asliye Ceza Mahkemesince 08.01.2013 tarih ve 7-1 sayı ile mahkemenin yetkisizliğine ve dosyanın ... Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Dosyanın gönderildiği ... 20. Asliye Ceza Mahkemesince 26.06.2014 tarih ve 232-407 sayı ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ...’nun TCK’nın 299/1, 299/2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 19.04.2017 tarih ve 4913-3839 sayı ile; "... 1- Sanık tarafından suç tarihinde BİMER’e elektronik posta şeklinde gönderilen başvuru dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın uğradığını düşündüğü haksızlığı belirtirken kullandığı ifadelerinin eleştiri ve yakınma niteliğinde bulunduğu ve Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yüklenen suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, 2- Kabul ve uygulamaya göre de; Suça konu eylemin BİMER’e elektronik posta yoluyla başvuru dilekçesi gönderilmesi suretiyle gerçekleşmesi karşısında, aleniyet unsurunun bulunmadığı gözetilmeden yerinde görülmeyen gerekçeyle verilen cezada TCK'nın 299/2. maddesi gereğince artırım yapılması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.07.2017 tarih ve 305913 sayı ile; "... TC Anayasasının 25. maddesi herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlanamayacağını, düşünce kanaatleri dolayısı ile kınanamayacağını, suçlanamayacağını düzenlemiştir. Anayasanın 26. maddesinde ise 'Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak yada vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.' düzenlemesi ile düşünce kanaatin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü teminat altına almıştır. Maddenin ikinci fıkrası ile bu özgürlüğün mutlak olmadığını ve sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Düzenleme 'Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.' şeklindedir. Benzer bir düzenleme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 10. maddede de mevcuttur. Sözleşmenin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesi '1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir. ' düzenlemelerini içermektedir. Görüldüğü gibi hem TC Anayasasında hem de AİHS'de fikir ve ifade özgürlüğü bir hak olarak tanınmış olmakla birlikte, bu hak sınırsız bir hak olarak düşünülmemiş, bazı durumlarda sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu hakkın sınırlandırılabileceği hâllerden birisi de 'başkalarının şöhret ve haklarının korunması' hâlidir. Bu sınırlandırmanın yasa ile yapılması gerekmektedir. TCK' da düzenlenen hakaret suçları (TCK'nın 125 ve 299. maddeleri), anılan özgürlüğün, yasa ile sınırlandırılmasının tipik örnekleridir. Yasa temelde bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde somut bir fiil veya olgu isnad edilmesini veya sövülmesini yaptırıma bağlamaktadır. İsnad edilen şeyin onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek nitelikte olması gerekli ve yeterlidir. Onur, şeref ve saygınlığının rencide olması ise mağdurun başkalarının gözünde küçük düşmesi onların hakaret ve husumetine düşmanlığına maruz kalmasıdır. Burada en önemli kıstas mağdurun gerçekten bu duyguyu yaşayıp yaşamadığı değil ve fakat toplumda genel kabul gören, yerleşik olan, uygulanagelen ve bilinen örf ve adet kuralları çerçevesinde objektif olarak fiilin, bu sonucu doğuracak nitelikte olmasıdır. Elbette kıstas ortalama örf ve adet kurallarına göre tahkir edici olup olmadığı meselesidir. Yoksa objektif kabulü göre tahkir edici nitelikte sayılmayan bir fiile mağdurun aşırı duyarlılık ve alınganlık göstermiş olması tahkir niteliğini maddi vakaya kazandırmaz. Bir isnad ya da sövmenin tahkir edici özellik taşıyıp taşımadığını ise hakim ya da mahkeme her olayın somut tüm özelliklerini göz önünde tutarak belirler. Fikir ve ifade özgürlüğünün yasa ile düzenlemiş istisnalarından olan Cumhurbaşkanına hakaret suçu, TCK'nın 299. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, TC Anayasasının 104/1. maddesine göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil etmesi nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden ... makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Genel anlamda hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle; onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu da, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler bakımından, genel hakaret suçu ile özdeş olsa da, Cumhurbaşkanının yukarıda izah edilen özel konumu nedeniyle Devlete karşı işlenen suçlar arasında müstakil bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde Sanığın suç tarihinde BİMER'e gönderdiği e-posta içeriğinde ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na,‘dinsiz- imansız’ ve ‘Türk adı taşımayan’ sıfatlarının atfederek Cumhurbaşkanının ‘onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek’ suretiyle ağır eleştiri ve yakınma sınırlarını aştığı ve bu şekilde atılı suçu işlediği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 14.09.2017 tarih ve 1840-4888 sayı ile itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamında; 23.07.2012 tarihli elektronik posta iletisi ile Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 23.08.2012 tarih ve 19191 sayılı yazısı ve ekleri ile "9K2" sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında yapılmış olan 15.01.2012 tarihli ve 23783 başvuru sayılı BİMER başvuru dilekçesinin; “Cumhurbaşkanı ... Bey’in hanımının adına kayıtlı ... Şile'deki villa ve arsaların miktarı 150.000.000,00 TL'dir, Başbakan ...'in serveti 500.000.000.000,00 TL'dir. Bu iki imansız dinsize dedim ki evime ekmek parası alacak durumda değilim, çocuklarımın ideallerini karşılayacak durumda değilim. Türk adı taşıyan bir devlet adamı yok mudur, ancak 13 yıldır bu işi çözemeyenlere bir çift lafım var, Allah belanızı versin, Allah yerin dibine soksun sizi...” şeklinde olduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 12.12.2012 tarihli ve 3381 sayılı "Olur" ile sanık ... hakkında kovuşturma izni alındığı, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; “Ben Elektrolux AŞ.'nin ... bayisiyim. Beyaz eşya satıyorduk, ben aynı zamanda bu şirketin hissedarlarındandım. Ben mal sattığım müşterilerden çeklerimi tahsil edemedim bu nedenle mal aldığım Elektrolux AŞ’ye de borcumu ödeyemedim, beni icraya verdiler bu arada benden habersiz aynı borç için başka bir icra takibine giriştiler, bu icra takibinden evimi sattılar ancak diğer icra dairesine benim evimi satamadıkları ve bulamadıkları şeklinde beyanda bulundular, ben bu derdimi mahkemelerde anlatamadığım için internette Cumhurbaşkanına ve Başbakana anlatmak istedim benim bütün derdim buydu başka bir derdim yoktur Cumhurbaşkanı veya Başbakana hakaret kastım da yoktur onlardan yardım istedim derdimi anlatmak istedim hakaret kastı ile yazmadım, suçsuzum beraatime karar verilsin aksi kanaat oluştuğu takdirde lehe olan hükümler uygulansın hükmün açıklanmasının geri bırakılsın.” şeklinde savunma yapmıştır. Uyuşmazlığın esasını oluşturan kanuni düzenlemelerin açıklanması gerekmektedir. 765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde düzenlenen, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun öğeleri ve bu doğrultuda genel, bu suç açısından da özel bir hukuka uygunluk nedenini oluşturan eleştiri hakkı üzerinde durulmalıdır. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C. Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; “Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin; 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir” Hükümlerine yer verilmiş, Anayasa’nın; 25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında; “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”, 26. maddesinde, İHAS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir”, Hükümleri yer almış, Ancak, ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir. Bu cümleden olarak uluslararası alanda; İHAS’nin; 10. maddesinin 2. fıkrasında, “Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir”, 17. maddesinde ise; “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz” Şekline düzenlemeler yapılmış, Ulusal alanda ise Anayasa’nın; 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir”, 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”, 14. maddesinde; “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir”, 26. maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir” Hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her hâlükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür. Sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre; “Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir. Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.), “Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. Erdem, Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.). Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme fiillerini yaptırıma bağlayan 765 sayılı mülga TCK’nın 158 ve aynı eylemleri yaptırıma bağlayan 5237 sayılı TCK’nın 299. maddeleri incelendiğinde; 765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde “Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler... cezalandırılır. Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur” hükmüne yer verilmiş, Aynı fiiller 5237 sayılı TCK’da hakaret ve sövme ayrımının kaldırılması nedeniyle,Cumhurbaşkanına hakaret suçlarını yaptırıma bağlayan 299. maddesinde, “(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Her iki maddedeki suçun maddi unsuru, “hakaret ve sövme” teşkil edecek herhangi bir harekettir. Söz konusu hareketler söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Maddedeki hakaret ve sövme terimleri 765 sayılı mülga TCK’nın 480 ve 482, 5237 sayılı TCK’nın 125. maddelerine göre belirlenecektir. Bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları değil, Cumhurbaşkanının şeref varlığı korunmaktadır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez. (Erman ....Hakaret ve Sövme Suçları, ....80 vd.) Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır. Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde, haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır. Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden ... makamının da diğer anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 12.12.2012 tarihli ve 3381 sayılı "Olur"u ile hakkında kovuşturma izni alınan sanığın, 23.07.2012 tarihli elektronik posta iletisi ile yapmış olduğu BÎMER Başvuru dilekçesinde Cumhurbaşkanına hitaben özetle “…Bu iki imansız dinsize dedim ki evime ekmek parası alacak durumda değilim, çocuklarımın ideallerini karşılayacak durumda değilim. … Allah belanızı versin, Allah yerin dibine soksun sizi...” şeklinde sözler söylediği, sanığın da dilekçe içeriğini kabul ettiği dosyada; Demokratik bir toplumun ve çoğulculuğun gereği olarak kişilere siyasetçileri, hükûmet mensuplarını ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olduğu kabul edilmekle, özellikle de seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan kişiler için ifade özgürlüğünün değerli olduğu düşünüldüğünde ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmekte olup; somut olayda da sanığın söylediği sözlerinin beddua niteliğinde, nezaket dışı, kaba ve rahatsız edici sözler olmakla birlikte, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmadığı anlaşılmakla sanığa atılı Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.04.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Türk Ceza Kanunu’nun "Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen "Cumhurbaşkanına Hakaret" suçu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Bu suçun soruşturulması ve kovuşturulması Adalet Bakanı'nın iznine bağlı değildir.
B) Yabancı ülkede işlenmesi halinde yargılama yapılması her durumda şikâyete bağlıdır.
C) Suçun yabancı bir ülkede işlenmesi halinde, orada hüküm verilmiş olsa dahi Adalet Bakanı'nın talebi üzerine Türkiye'de yeniden yargılama yapılır.
D) Bu suç sadece Türk vatandaşları tarafından işlenebilir.
E) Cumhurbaşkanına hakaret suçu m. 13 kapsamına girmediği için yabancı ülkede işlenmesi cezalandırılamaz.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol