Türk Ceza Kanunu 57. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 57- (1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.
(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir. (Ek cümle:24/12/2025-7571/15 md.) Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.
(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.
(4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.
(5) Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, infaz hâkimliğince yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.
(6) (Mülga:24/12/2025-7571/15 md.)
(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir.
Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
203 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2024/7921 E., 2025/2871 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
TALEP KONUSU : 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32 ve 57. maddeleri uyarınca akıl hastalığı nedeniyle hükmolunan güvenlik tedbiri ile ilgili olarak hükümlülerin, takip edildikleri kurumlarca mevcut haliyle toplumsal tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığı ve sosyal şifa halinin devam ettiğinin belirtilmesi
1. Ceza Dairesi 2024/7921 E. , 2025/2871 K.
"İçtihat Metni"
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ
TALEBİNDE BULUNAN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TALEP KONUSU : 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32 ve 57. maddeleri uyarınca akıl hastalığı nedeniyle hükmolunan güvenlik tedbiri ile ilgili olarak hükümlülerin, takip edildikleri kurumlarca mevcut haliyle toplumsal tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığı ve sosyal şifa halinin devam ettiğinin belirtilmesi durumunda, infaz dosyasının kapatılıp kapatılmayacağı yönündeki infaz savcılığı taleplerinin mahkemesince mi yoksa infaz hakimliğince mi değerlendirilip karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
TALEBE KONU
İLGİLİ KURUL KARARI : Adana Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 26.11.2024 tarih ve 2024/9 sayılı uyuşmazlığın giderilmesi istemi.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU : 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32 ve 57. maddeleri uyarınca akıl hastalığı nedeniyle hükmolunan güvenlik tedbirine istinaden mahkemesince öngörülen süre boyunca oturduğu yere en yakın devlet hastanesi psikiyatri kliniği ya da üniversite hastanesi psikiyatri polikliniğinde tıbbi kontrol ve takibi altında bulundurulmasına karar verilen hükümlülerin, takip edildikleri kurumlarca mevcut haliyle toplumsal tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığı ve sosyal şifa halinin devam ettiğinin belirtilmesi durumunda, infaz dosyasının kapatılıp kapatılmayacağı yönündeki infaz savcılığı taleplerinin mahkemesince mi yoksa infaz hakimliğince mi değerlendirilip karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ TALEBİNE KONU KARARLAR:
1-Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 05/06/2024 tarih ve 2024/883 Esas, 2024/896 Karar sayılı kararı,
Hükümlü Gültekin Şeker hakkında Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2008 tarih ve 2004/387 Esas, 2008/335 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 32/1. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına ve TCK'nın 57/1-2. maddesi gereğince toplum açısından tehlikeliliği ortadan kalkıncaya veya önemli ölçüde azalıncaya kadar yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına, tedavi sonucunda tehlikeliliğinin kalkması veya önemli ölçüde azalması halinde alınacak sağlık kurulu raporu ile serbest bırakılmasının değerlendirilmesi için mahkememize gönderilmesinin istenmesine ve bilahare verilen ek karar ile "hükümlü hakkında 3 yıl süre ile 6 ay aralıklarla oturduğu yere en yakın Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde tıbbi kontrol ve takibinin yapılmasına karar verilmekle, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hükümlünün kontrol ve takiplerinin süre ve aralık yönünden tamamı yapılmış olup, Hastane tarafından en son alınan 12.10.2023 tarih ve 67971284/17189 sayılı raporunda "Mevcut haliyle toplumsal tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığı ve sosyal şifa halinin devam ettiği, tıbbi kanaatini bildirir sağlık kurulu raporudur" gereğince hükümlüye ait infaz dosyasının infazen kapatılıp kapatılmayacağı yönünde bir karar alınması talebi ile ilgili olarak;
Adana 1. İnfaz Hakimliğinin 25.12.2023 tarih ve 2023/6605 Esas, 2023/335 Karar sayılı kararı ile "5237 sayılı Kanun'un 57. maddesi incelendiğinde infaz hakimliğine infaz dosyasının infazen kapatılmasına yönelik bir karar verilmesi bakımından görev yüklenmediği anlaşıldığından talebin reddine" karar verilmiş,
Adana 4 Ağır Ceza Mahkemesinin 02.05.2024 tarih 2004/387 Esas, 2008/335 Karar sayılı ek kararı ile "infaz dosyasının kapatılması kararı verme görevi ve yetkisi bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmiş,
Bu durumda ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın gönderildiği Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 05.06.2024 tarih ve 2024/883 Esas, 2024/896 Karar sayılı ilamı ile "Adana 1. İnfaz Hakimliğinin 25.12.2023 tarihli görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
2-Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 08.02.2024 tarih ve 2024/230 Esas, 2024/137 Karar sayılı kararı,
Aynı konuda bir başka talepte ise Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi ile Adana 4. İnfaz Hakimliği arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığında, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 08.02.2024 tarih ve 2024/230 Esas, 2024/137 Karar sayılı ilamı ile Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
3- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 10.10.2024 tarihli yazısı ile aynı konuda Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 08.02.2024 tarih ve 2024/230 Esas, 2024/137 Karar sayılı kararıyla, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 05.06.2024 tarih ve 2024/883 Esas, 2024/896 Karar sayılı kararı arasında içtihat aykırılığı bulunmakta olup, bu konudaki içtihat aykırılığının giderilmesi gerektiği yönündeki talepte bulunulması üzerine; Adana Bölge Adliye Mahkemesi Ceza
Daireleri Başkanlar Kurulunun 26.11.2024 tarih ve 2024/9 sayılı kararı ile " hakkında uygulanan güvenlik tedbirleri sebebiyle mahkemesince öngörülen süre boyunca oturduğu yere en yakın devlet hastanesi psikiyatri kliniği ya da üniversite hastanesi psikiyatri polikliniğinde tıbbi kontrol ve takibi altında bulundurulmasına karar verilen hükümlülerin, takip edildikleri kurumlarca mevcut haliyle toplumsal tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığı ve sosyal şifa halinin devam ettiğinin belirtilmesi durumunda, infaz dosyasının kapatılıp kapatılmayacağı yönündeki infaz savcılığı taleplerinin mahkemesince mi yoksa infaz hakimliğince mi karar verilmesi gerektiği hususunda, 1 oy'a karşı (15. Ceza Dairesi) 21 oy çokluğu ile 3. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda İnfaz Hakimliğince verilmesinin uygun olacağı görüşü ile; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 05.06.2024 tarih, 2024/883 Esas ve 2024/896 sayılı Kararı ile Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 08.02.2024 tarih, 2024/230 Esas ve 2024/137 sayılı kesin nitelikteki kararları arasında UYUŞMAZLIK BULUNDUĞUNA,
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkilerini düzenleyen Kanunun 35/3 maddesi uyarınca ilgili bilgi ve belgelerin eklenerek kararın bir suretinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE karar verilerek dosyanın Başsavcılığına gönderildiği anlaşılmıştır.
KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.12.2024 tarihli ve 2024/124627 sayılı tebliğnamesinde;
“5237 sayılı TCK’nın 32 ve 57. maddeleri uyarınca akıl hastalığı nedeniyle hükmolunan güvenlik tedbirine istinaden mahkemesince öngörülen süre boyunca oturduğu yere en yakın devlet hastanesi psikiyatri kliniği ya da üniversite hastanesi psikiyatri polikliniğinde tıbbi kontrol ve takibi altında bulundurulmasına karar verilen hükümlülerin, takip edildikleri kurumlarca mevcut haliyle toplumsal tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığı ve sosyal şifa halinin devam ettiğinin belirtilmesi durumunda, infaz dosyasının kapatılıp kapatılmayacağı yönündeki infaz savcılığı taleplerinin hüküm mahkemesince mi yoksa infaz hakimliğince mi değerlendirilip karar verilmesi gerektiğine ilişkin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi kararları arasındaki uyuşmazlığın, 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 05.06.204 tarih ve 2024/883 Esas, 2024/896 Karar sayılı kararındaki görüş ve kabul doğrultusunda giderilmesi” yönünde görüş bildirmiştir.
KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER:
1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri” başlıklı 57. maddesi;
"(1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.
(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir.
(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.
(4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.
(5) Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, infaz hâkimliğince yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.
(6) İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkûm olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, infaz hâkimi kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.
(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir."
2. 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu’nun 1.maddesinin 2.fıkrası;
"Bu Kanun, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemlere veya bunlarla ilgili faaliyetlere ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara yönelik şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin hâkim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar."
3. 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu’nun “İnfaz Hakimliklerinin Görevleri” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (2), (5), (6), (7) . bentleri ile 2. fıkrası;
“İnfaz hâkimliklerinin görevleri şunlardır:
......
2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tâbi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.
.......
5. (Ek:14/4/2020-7242/4 md.) Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan şikâyetleri incelemek.
6. (Ek:14/4/2020-7242/4 md.) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin mahsup, ceza zamanaşımı ve hükümlünün ölümü hâllerinde verilecek kararlar da dahil olmak üzere hâkim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları almak ve işleri yapmak.
7. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara ilişkin hükümler saklıdır."
Şeklinde düzenlenmiştir.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
1. Fiili işlediği sırada akıl hastası olması nedeniyle hakkında 5237 sayılı Kanun’un 32/1 ve 5271 sayılı Kanun’un 223/3-a maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalkmasına veya önemli ölçüde azalmasına kadar yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına karar verilen hükümlünün, hakkında verilen hükmün infazı sırasında, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi halinde infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılmasının mümkün olduğu, sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıklarının gösterilmesi gerektiği, eğer tıbbi kontrol ve takibinin gerektiğine karar verilmiş ise sağlık kurulu raporunda gösterilen süre ve aralıklarla tıbbi kontrol ve takibinin Cumhuriyet savcılığınca, teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşun yaptırılması gerektiği, tıbbi kontrol ve takipte, hükümlünün akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığı durumlarda hazırlanan rapora dayanılarak, infaz hâkimliğince hükümlü hakkında yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilmesinin mümkün olduğu, hükümlünün yapılan son kontrolüne ilişkin düzenlenen raporda toplum açısından hastalığının tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığının bildirilip, kişinin akıl hastalığı itibariyle toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı yönünde bir tespit olmaması, hükümlü hakkında yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilmesinin artık mümkün olmadığı durumlarda, infaz dosyasının kapatılıp kapatılmayacağı yönündeki İnfaz savcılığı tarafından yapılan taleplerin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanun’un 57. maddesi ile 4675 sayılı Kanun’un 1 ve 4. maddelerinde yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde güvenlik tedbirinin infazı ile ilgili tüm kararları alma görev ve yetkisinin infaz hakimliğine ait olması nedeniyle İnfaz hakimliğince değerlendirilip karar verilmesi gerektiği, hüküm mahkemesince infaza ilişkin bu konuda bir karar verilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
2. Bu açıklamalara göre uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin somut olay değerlendirildiğinde; İnfaz hakimliğinin görevli olduğuna karar veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 05.06.2024 tarih ve 2024/883 Esas, 2024/896 Karar sayılı kararının hukuka uygun olduğu aynı konuda Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 08.02.2024 tarih ve 2024/230 Esas, 2024/137 Karar sayılı kararının hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmış olup, uyuşmazlığın giderilmesi ile ilgili talebin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda giderilmesine karar vermek gerekmiştir.
KARAR:
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlığın, 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda giderilmesine,
Dosyanın Adana Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.04.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
1. Ceza Dairesi, 2023/7491 E., 2024/7418 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİnfaz Hakimliği
tam metni aç
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri" başlıklı 57 nci maddesinde yer alan,
1. Ceza Dairesi 2023/7491 E. , 2024/7418 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İnfaz Hakimliği
SAYISI : 2022/623 (E), 2022/689 (K)
İNCELEME KONUSU KARAR : Güvenlik Tedbirinin İnfaz edilmiş sayılmasına
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Kasten yaralama ve tehdit suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 32 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, sanığın anılan Kanun'un 57 nci maddesi gereğince yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına dair Samsun 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.03.2014 tarihli ve 2013/459 Esas, 2014/150 Karar sayılı kararını takiben sevk edildiği Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi 'nde görevli psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen son rapor sonucunda toplum açısından tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığından bahisle güvenlik tedbirinin infaz edilmiş sayılmasına ilişkin Vezirköprü İnfaz Hâkimliğinin 15.08.2022 tarihli ve 2022/623 Esas, 2022/689 Karar sayılı kararı ile ilgili olarak;
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 18.07.2023 tarihli ve 94660652-105-55-10138-2023-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.09.2023 tarihli ve 2023/87451 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü;
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.09.2023 tarihli ve 2023/87451 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“Dosya kapsamına göre, sanığın Vezirköprü İnfaz Hâkimliğinin 15.08.2022 tarihli kararı ile sanığın sağlık kuruluşuna sevkini müteakip Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 02.10.2014 tarih ve 80010904 nolu sağlık kurulu raporu ile 5 yıl süre ile 6 ayda bir kontrolünün uygun olduğu, bundan sonraki kontrollerinin ikametgahına en yakın psikiyatri uzmanı bulunan bir merkezde yapılmasının uygun görüldüğü, sanığın yapılan son kontrolüne ilişkin psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen 08.04.2022 tarihli ve 362129 sayılı raporda da toplum açısından hastalığının tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığının saptanmasına binaen güvenlik tedbirinin infaz edilmiş sayılmasına karar verilmiş ise de,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri" başlıklı 57 nci maddesinde yer alan,
"(1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.
(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir.
(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.
(4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır." şeklindeki düzenlemeler değerlendirildiğinde, sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınan sanığın gözlemlendiği süreler içerisinde hakkında düzenlenen raporlar gözetilerek 5237 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığı yönünde sağlık kurulu raporunun temin edilmesine binaen infaz hakimliğinden serbest bırakılması yönünde talepte bulunulabileceğinin anlaşılması karşısında, psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen tek hekim raporuna binaen yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin, (1), (2) ve (3) üncü fıkraları;
(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.
(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.
2. Kasten yaralama ve tehdit suçlarından açılan kamu davası sonunda, suçları sabit görülüp, üzerine atılı bulunan suçları işlediği sırada akıl hastası olması nedeniyle cezai ehliyetinin bulunmadığı tespit edilen hükümlü hakkında 5237 sayılı Kanun’un 32/1 ve 5271 sayılı Kanun’un 223/3-a maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalkmasına veya önemli ölçüde azalmasına kadar 5237 sayılı Kanun’un 57/1 maddesi gereğince yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği ve hükmün infazı sırasında, Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 02.10.2014 tarih ve 80010904 nolu sağlık kurulu raporu ile 5 yıl süre ile 6 ayda bir kontrolünün uygun olduğu, bundan sonraki kontrollerinin ikametgahına en yakın psikiyatri uzmanı bulunan bir merkezde yapılmasının uygun görüldüğü bildirilmekle, bu rapor dikkate alınarak karar tarihi itibariyle yetkili ve görevli olan Samsun 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.06.2015 tarihli ve 2015/21 değişik iş sayılı kararı ile hükümlünün 5 yıl süre ile 6 ayda bir bünyesinde psikiyatri uzmanı bulunan ve hükümlünün ikametine en yakın olan bir merkezde kontrolleri yapılmak üzere serbest bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
3. Cumhuriyet savcılığınca hükümlünün sağlık kurulu raporunda gösterilen süre ve aralıklarla kontrolünün psikiyatri uzmanı bulunan sağlık kuruluşunda yaptırıldığı ve yapılan son kontrolüne ilişkin psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen 08.04.2022 tarihli ve 362129 sayılı raporda da toplum açısından hastalığının tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığının bildirilip, kişinin akıl hastalığı itibariyle toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı yönünde bir tespit olmaması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 57. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, “Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, infaz hâkimliğince yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.” hükmünün de uygulanmasının mümkün olmadığı anlaşılmakla, İnfaz hakimliğince hükümlü hakkında hükmolunan güvenlik tedbirinin infaz edilmiş sayılmasına dair verilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden, haklı sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir
III. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.11.2024 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2022/8120 E., 2022/23214 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/249 sayılı dosyası üzerinden yürütülmekte olan soruşturma esnasında, cezai ehliyeti bulunmayan şüpheli hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 57/1. maddesi gereğince koruma ve tedavi kararı verilmesi için ...
4. Ceza Dairesi 2022/8120 E. , 2022/23214 K.
"İçtihat Metni"
KARAR
Hakaret ve tehdit suçlarından şüpheli ... hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/249 sayılı dosyası üzerinden yürütülmekte olan soruşturma esnasında, cezai ehliyeti bulunmayan şüpheli hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 57/1. maddesi gereğince koruma ve tedavi kararı verilmesi için ... Sulh Ceza Hakimliğine müzekkere yazılmasına dair aynı yer Cumhuriyet Başsavcılığının 09/05/2018 tarihli, 2018/249 soruşturma sayılı ve 22/10/2018 tarihli, 2018/249 soruşturma sayılı talepleri üzerine, adı geçen şüpheli hakkında koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilmesine, toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının tespitine kadar yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına ilişkin ... Sulh Ceza Hakimliğinin 10/05/2018 tarihli, 2018/68 değişik iş sayılı ve ... Sulh Ceza Hakimliğinin 22/10/2018 tarihli, 2018/132 değişik iş sayılı kararını müteakip, şüphelinin ... Şehir Hastanesinin 17/12/2018 tarihli ve ... sayılı raporu ile psikiyatrik hastalığa bağlı tehlikenin önemli ölçüde azaldığından bahisle derhal serbest bırakılmasına, 5 yıl süre ile 3’er ay ara ile kendisine en yakın Psikiyatri Hastanesine veya Kliniğinde kontrol muayenesine tabi tutulmasına ilişkin ... Sulh Ceza Hakimliğinin 17/12/2018 tarihli ve 2018/162 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 20/04/2022 gün ve 2022/39287 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'un;
74/1. maddesinde yer alan "(1)Fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiin dinlenmesinden sonra resmî bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından karar verilebilir.",
162. maddesinde yer alan " Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Sulh ceza hâkimi istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir.",
223/1. maddesinde yer alan " Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür." ,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun;
32/1. maddesinde yer alan "Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.",
57/1. maddesinde yer alan "Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar." ,
Şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında,
Hakkında açılmış kamu davası bulunmayan şüpheli ... hakkında akıl hastası olup olmadığının tespiti amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5271 sayılı Kanun'un 74. maddesi gereğince sulh ceza hakimliğinden "gözlem altına alma" kararı istenebileceği, gözlem altına alma kararı sonrasında şüphelinin akıl hastası olduğunun tespit edildiği hallerde kamu davası açılması durumunda, bu sefer sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 32 ve 57. maddeleri uyarınca "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilerek hakkında "koruma ve tedavi altına alma" kararı verilmesi gerektiği, verilecek bu kararlarında 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesine göre "hüküm" niteliğinde olduğu ve duruşma açılarak yapılacak yargılama faaliyeti neticesinde verilebileceği hususları gözetilmeden, yazılı şekilde şüpheli hakkında güvenlik tedbirine ve bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir. ” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'un; 74/1. maddesinde yer alan "(1)Fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiin dinlenmesinden sonra resmî bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından karar verilebilir.",
162. maddesinde yer alan " Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Sulh ceza hâkimi istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir.",
223/1. maddesinde yer alan " Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür." ,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun;
32/1. maddesinde yer alan "Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.",
57/1. maddesinde yer alan "Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar." ,
İnceleme konusu somut olayda;
Şüpheli ... hakkında 30/04/2018 tarihinde hakaret ve tehdit suçlarını işlediğinden bahisle yapılan şikayet üzerine 03/05/2018 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ... Sulh Ceza Hakimliği’nden CMK 74/1 maddesi gereğince gözlem altına alınması talebinde bulunulduğu, ... Sulh Ceza Hakimliği’nin 03/05/2018 tarihinde dosyada yapılan incelemede psikiyatri uzmanının görüşü bulunmadığından bahisle talebin reddine karar verildiği, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca şüphelinin gözlem altına alınmasının gerekip gerekmediğine dair ilgili hastaneye yazılan müzekkereye 04/05/2018 tarihinde şüphelinin atılı eylemler yönünden cezai ehliyeti bulunmadığından TCK'nın 32. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve TCK'nın 57. maddesi gereğince güvenlik tedbirine hükmolunması gerektiğine dair verilen cevabi yazı neticesinde; Cumhuriyet Başsavcılığı’nca şüpheli hakkında TCK'nın 57. maddesi gereğince tedbire hükmedilmesine ilişkin talepte bulunulduğu ve ... Sulh Ceza Hakimliğinin 10/05/2018 tarihli, 2018/68 değişik iş sayılı ve ... Sulh Ceza Hakimliğinin 22/10/2018 tarihli, 2018/132 değişik iş sayılı kararları ile şüpheli hakkında TCK'nın 57/1. maddesi uyarınca koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilerek yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve2018/162 Değişik iş sayılı kararı ile tedavi altına alınmasına karar verildiği, ... Şehir Hastanesi’nin 17/12/2018 tarihli sağlık kurulu raporu ile şüpelinin toplum açısından tehlikeliliğinin önemli ölçüde azaldığının belirtilerek hasteneden çıkarılması talebinde bulunulması üzerine; ... Sulh Ceza Hakimliğinin 17/12/2018 tarihli ve 2018/162 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli ...’ın derhal serbest bırakılmasına, 5 yıl süre ile 3’er ay ara ile kendisine en yakın Psikiyatri Hastanesine veya Kliniğinde kontrol muayenesine tabi tutulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Yapılan şikayet nedeni ile hakkında soruşturma yürütülen ve talep tarihinde hakkında açılmış bir kamu davası bulunmayan şüpheli ...’ın akıl hastası olup olmadığının tespiti amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5271 sayılı Kanun'un 74. maddesi gereğince sulh ceza hakimliğinden "gözlem altına alma" kararı istenebileceği, gözlem altına alma kararı sonrasında akıl hastası olduğu tespit edilen şüpheli hakkında kamu davası açılması ve yargılama sonucunda sanığın eyleminin sübut bulması durumunda sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 32 ve 57. maddeleri uyarınca "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilerek hakkında "koruma ve tedavi altına alma" kararı verilmesi gerektiği, verilecek bu kararlarında 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesine göre "hüküm" niteliğinde olduğu ve duruşma açılarak yapılacak yargılama faaliyeti neticesinde verilebileceği hususları gözetilmeden, yazılı şekilde şüpheli hakkında TCK'nın 57/1. maddesi gereğince güvenlik tedbirine ve bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi hukuka aykırıdır
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1-... Sulh Ceza Hakimliğinin 10/05/2018 tarihli, 2018/68 değişik iş sayılı, ... Sulh Ceza Hakimliğinin 22/10/2018 tarihli, 2018/132 değişik iş sayılı, ... Sulh Ceza Hakimliğinin 17/12/2018 tarihli ve 2018/162 değişik iş sayılı kararlarının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2-Aynı Kanun'un 309/4-a maddesi gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/61 E., 2019/197 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
maddesi olduğu halde, asıl olan kısa kararda TCK'nın 57. maddesinin 1.
Ceza Genel Kurulu 2016/61 E. , 2019/197 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 23. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 195-220
Dolandırıcılık suçundan sanık ...'ın, TCK'nın 157/1, 62 ve 53/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Pazar (Rize) Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2011 tarihli ve 195-220 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 08.10.2015 tarih ve 2894-4910 sayı ile;
"Sanık ...'ın kendi adına kayıtlı bulunan 0545 672 .. .. numaralı hattan katılana 'Yeğenim ben iflas ettim, Hafize yengen de çocukla birlikte annesinin yanına gitti, ben de onu arayacağım, acil bana yüz kontör gönder, teyzeoğlun ...' şeklinde kısa mesaj gönderdiği, katılanın sanığın telefonuna 100 kontör gönderdiği, 01.10.2008 tarihinde sanığın hastanede yattığı, hastane ücreti olan 500 TL paraya ihtiyacı olduğu şeklinde yeniden mesaj gönderdiği, parayı Rize Pazar ilçesi ... hesabına göndermesini istediği, sanığın yaptığı araştırmada mesaj gönderenin teyzesinin oğlu ... olmadığını, dolandırıldığını anladığı, katılanın sanığa istediği parayı göndermediği ve kolluğa ihbarda bulunduğu, sanığın gönderilecek olan parayı almak için gittiği Pazar Postanesinde görevli posta memuruna kendisine katılandan havale gelip gelmediğini sorduğu esnada yakalandığı anlaşıldığından dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; üst Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1- Sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda katılana karşı aynı suçu birden fazla işlemesi nedeniyle TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Sanığın cezalandırılmasına esas Kanun maddesinin TCK'nın 157/1. maddesi olduğu halde, asıl olan kısa kararda TCK'nın 57. maddesinin 1. fıkrasının, gerekçeli kararda ise sadece TCK'nın 57. maddesinin gösterilmesi,
3- Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 157/1. maddesi gereğince hüküm kurulurken, hapis cezasının yanında ayrıca adli para cezasına da hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.11.2015 tarih ve 364397 sayı ile;
"...Yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükmünü temyiz eden Cumhuriyet savcısının 12.07.2011 tarihli temyiz dilekçesi içeriğine göre, sanık lehine temyiz isteminde bulunulmuştur. Yüksek Daire ise sanık aleyhine sebeplerle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Ancak; Ceza Genel Kurulunun 08.09.1992 günlü ve 190–237, 29.09.1998 günlü ve 196–277, 17.11.1998 günlü ve 282–348, 09.07.2002 günlü ve 158–289, 21.09.2004 günlü ve 144–170, 07.10.2008 günlü ve 198–211 ile 24.03.2015 günlü ve 162-65 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, temyiz davasının yalnızca sanık veya varsa müdafisi ya da sanığın yararına olarak Cumhuriyet savcısı ya da 1412 sayılı Yasa'nın 291. maddesinde belirtilen kişiler tarafından açılması veya hükmün kendiliğinden temyize tâbi olması hâlinde, Yargıtay'ca suç niteliğinde yanılgıya düşüldüğü saptandığında aleyhe temyiz bulunmasa bile, cezanın tür ve miktarı yönünden kazanılmış hak saklı kalmak koşuluyla hükmün bozulmasına karar verilecektir. Suçun niteliğinde yanılgıya düşülmesinin dışında, daha ağır cezayı gerektiren nedenlerden bir veya birkaçının uygulanmaması gibi durumların varlığı hâlinde ise Yargıtay'ca yol göstermek ve uygulamada birliği sağlamak amacıyla tespit edilen yasaya aykırılıklar konusunda eleştiri ile yetinilmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine gidilen temyiz başvurusunda, suçun niteliğinde yanılgıya düşülmesinin dışında, daha ağır cezayı gerektiren; TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin ve TCK'nın 157/1. maddesi gereğince hüküm kurulurken hapis cezasının yanında ayrıca adlî para cezasına hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi eleştirilerek, sanığın cezalandırılmasına esas uygulama maddesinin TCK'nın 157/1. maddesi olduğu halde, kısa kararda TCK'nın 57. maddesinin 1. fıkrasının, gerekçeli kararda ise sadece 57. maddesinin gösterilmesi düzeltilerek hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 10.12.2015 tarih ve 20390-7968 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1-Cumhuriyet savcısının aleyhe temyiz isteminde bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup karar oluşturmada sonuca etkili olacağından ayrıca;
a-Olayda teşebbüs aşamasında kalan ikinci bir dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına dair delillerin mevcut olup olmadığı,
b-Teşebbüs aşamasında kalan ikinci bir dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibarıyla oluştuğunun kabul edilmesi hâlinde, iddianamedeki anlatıma göre sanık hakkında dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığı,
c-Dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunmadığı sonucuna ulaşılması durumunda, bu suç tarihinin 01.06.2008 olması ve dava zamanaşımına ilişkin hükümler de gözetildiğinde bu aşamadan sonra dava açılmasının mümkün olup olmadığı,
2-Özel Daire bozma kararından sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca "uzlaştırma" işlemi yapılması gerekip gerekmediği,
Hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Katılan ...'ın 01.10.2008 tarihinde kolluğa müracaat ederek dolandırıldığını beyan etmesi üzerine soruşturmaya başlanıldığı,
Pazar (Rize) İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından düzenlenen 06.10.2008 tarihli yakalama tespit tutanaklarında; Niğde İl Emniyet Müdürlüğünün 01.10.2008 ve 06.10.2008 tarihli yazılarına istinaden Pazar Postanesinde gerekli tedbir alınıp beklemeye başlanıldığı, geçmiş suçları nedeniyle tanınan sanık ...'ın postaneye gelip görevliye kimliğini ibraz ederek Niğde ilinden bir arkadaşından havale geleceğini söylediği, görevlinin havale olmadığını söylemesinin ardından sanığın kolluk görevlileri tarafından yakalandığı, sanığın üzerinden çıkan telefonda 0545 672 .. .. numaralı GSM hattının takılı olduğu bilgilerine yer verildiği,
Kolluk tarafından düzenlenen 07.10.2008 tarihli tutanakta; sanık ...'ın katılan ...'ın telefonuna 02.10.2008 tarihinde saat 00.20'de "Adam aradı beni ama cevap vermedim, bana mesaj yolladı yine parayı sordu, ben de bir şey yazmadım", saat 00.26'da "Tamam ben mesaj yazıyorum ona, o zaman pazartesi yatıracağım diye, bir bu dertlerden ve sıkıntılardan ya yeğenim artık canımdan bezdim ya ölsem de kurtulsam ya", saat 00.44'te "İyiyim biraz serum takıyorlar sürekli, salı günü taburcu olacağımı söyledi doktor, bakalım neyse sana mesaj yazabilmek için yatan hasta refakatçisine dedim bana beş milyonluk parça kontör attırdı sana mesaj yazabilmek için", saat 00.53'te "Senin gibi bir yeğenim olduğu için Allah'a dua ediyorum, Allah ömrünü uzun etsin, koçum benim nereye yatıracağını biliyorsun değil mi, adresi verdim ya ... adına", 03.10.2008 tarihinde saat 16.15'te "Yeğenim hiç arayıp sormuyorsun ağabeyini aramıyorsun", saat 16.39'da "Salı günü çıkıyorum yeğenim", 04.10.2008 tarihinde ise saat 15.22'de "Yeğenim unuttun beni ya hiç arayıp sormuyorsun, sen herhalde yardım etmeyeceksin, adam sürekli arıyor parayı yatır diye ne yapacağız" şeklinde mesajlar gönderdiğinin belirtildiği,
Pazar (Rize) Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanık ...'ın 28.09.2008 tarihinde kendi adına kayıtlı bulunan telefondan katılan ...'ın telefonuna "Yeğenim ben iflas ettim, Hazife yengen de çocukla birlikte annesinin yanına gitti, ben de onu arayacağım, acil bana yüz kontör gönder teyzeoğlun ..." şeklinde mesaj gönderdiği, katılanın teyit için teyzesini aradığı ancak ulaşamadığı ve sanığa 100 kontör gönderdiği, sanığın 01.10.2008 tarihinde "Hastanede yattığı ve hastane ücreti olan 500 TL paraya ihtiyacı olduğu" şeklinde katılana yeniden mesaj gönderdiği ve katılandan paranın Rize Pazar ilçesi ... hesabına gönderilmesini istediği, katılanın mesaj gönderenin teyzesinin oğlu ... olmadığını ve dolandırıldığını anlaması üzerine istenilen parayı göndermeyip emniyete giderek sanıktan şikâyetçi olduğu, sanığın Pazar Postanesinde görevli memura kendisine katılandan havale gelip gelmediğini sorduğu esnada yakalandığı, katılanın ilk dolandırılma eylemine maruz kaldıktan sonra teyzesinin oğlunu arayarak böyle bir durumun olmadığını ve yine dolandırılacağını anlayarak, sanığı yakalatmak amacıyla talep ettiği parayı vermeyi kabul ettiğini sanığa bildirip, güvenlik görevlileri tarafından sanığın yakalanmasını sağladığı, bu nedenle sanığın ikinci eyleminde dolandırıcılık suçunun aldatma unsurunun gerçekleşmediği ve TCK'nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı, sanığın eyleminin tamamlanmış dolandırıcılık suçunu oluşturduğu iddiasıyla kamu davası açıldığı,
Pazar (Rize) Asliye Ceza Mahkemesince dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün Rize Cumhuriyet savcısı tarafından; sübutta sorun olmasına rağmen mahkûmiyet hükmü kurulması ve ikinci fiil açısından teşebbüsün tartışılmaması nedenleriyle temyiz edildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan ...; kendisini teyzesinin oğlu ... olarak tanıtan sanığın, önce ağabeyinin cep telefonunu arayıp iflas ettiğini söyleyerek kontör istediğini, eve geldiğinde bu durumun kendisine anlatılması üzerine teyzesini ve teyzesinin oğlunu aradığını, ancak onlara ulaşamadığını, ağabeyinin de arayan kişinin sesinin teyzesinin oğlunun sesine çok benzediğini söylediğini, daha sonra kendisine de mesaj gönderilerek kontör istenildiğini, mesaj atan kişinin teyzesinin oğlu olduğunu düşünerek 100 kontörü gönderdiğini, bu olaydan bir kaç gün sonra yeniden mesaj gönderilerek para istenildiğini, durumdan şüphelenip, arayan kişinin teyzesinin oğlu olmadığını anlaması üzerine kolluğa giderek şikâyetçi olduğunu, görevlilerin parayı yatırmamasını ancak mesaj atan kişiye parayı yatırdığını, postaneden çekebileceğini söylemesini istediklerini, daha sonra postaneye gelen sanığın yakalandığını, 30 TL zararının olduğunu,
Tanık ...; katılanın teyzesinin oğlu olduğunu, olayla ilgisinin bulunmadığını, bilgisi dışında isminin kullanıldığını,
Tanık ...; postanede memur olarak görev yaptığını, postaneye gelen sanığın "... adına havale var mı" diye sorduğunu, kimlik fotokopisini çekmek için gönderdiği sırada sivil polislerin sanığı yakaladığını,
Tanık ...; sanığın köylüsü ve arkadaşı olduğunu, ancak sanıktan telefon hattı veya telefon almadığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... soruşturma evresinde; katılanı tanımadığını, Ramazan bayramı öncesinde kullanması için cep telefonunu Ardeşen Bahar Mahallesinde oturan ...'ya verdiğini, bayram sonrasında ise telefonunu geri aldığını, bu şahsın kendisine bir arkadaşının Pazar Postanesinden 500 TL göndereceğini söyleyip parayı çekerek getirmesini istediğini, parayı almak için postaneye gittiğinde görevlilerin kendisini yakaladığını, suçlamayı kabul etmediğini, kovuşturma evresinde farklı olarak; adına kayıtlı olan hattı kullanması için önce ...'a daha sonra da tanık Coşkun'a verdiğini, arkadaşlarının bazen farklı isimler kullandığını, bu nedenle ... isimli arkadaşının bulunamamış olabileceğini savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
1- Cumhuriyet savcısının aleyhe temyiz isteminde bulunup bulunmadığı;
5271 sayılı CMK'nın "Kanun yollarına başvurma hakkı" başlıklı 260. maddesinin birinci fıkrası "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır." biçiminde düzenlenmiştir.
Temyiz incelemesinin kapsamı ve bozmadan sonra kurulacak hükmün sınırlarının belirlenmesi bakımından Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz isteğinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğunun temyiz dilekçesinde açıkça belirtilmesi gereklidir. Bu açıklama süre tutum dilekçesinde yapılabileceği gibi sonradan verilecek gerekçeli temyiz dilekçesiyle de yapılabilecektir. Nitekim, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca bu aşamada uygulanması gereken 314. maddesinin birinci fıkrasında "Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz sebeplerini göstermemiş ise; temyiz isteğinin sanığın lehinde veya aleyhinde olduğunu açıkça belirtmesi gerekir." hükmü bulunmaktadır.
Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı öğreti ve uygulamada; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafisi ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması," şeklinde tanımlanmaktadır.
Anılan kural, 1412 sayılı CMUK'nın 326. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür.
Ayrıca bu kuralla ilgili 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin dördüncü fıkrasında ise; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.
Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK'nın 160. maddesinde "Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.", aynı Kanun'un 170. maddesinin beşinci fıkrasında da "İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür." hükümleri düzenlenmiştir.
Buradan hareketle sanığın hem lehine hem de aleyhine olan delilleri toplama ve muhafaza etmekle görevli olan Cumhuriyet savcısının aynı şekilde sanık hakkında bir suçtan kurulan hükümle ilgili olarak hem sanık lehine hem de sanık aleyhine nedenlerle hükmü temyiz edebileceği kabul edilmelidir. Kaldı ki, Cumhuriyet savcısının sanık hakkında bir suçtan kurulan hükmü bazı yönlerden aleyhe bazı yönlerden ise lehe temyiz edemeyeceğine ilişkin herhangi bir kanuni düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumda, Yargıtay'ca hükmün sanık lehine bozulması mümkün olduğu gibi aleyhine bozulması da mümkündür.
Ceza Genel Kurulunun bir çok kararında vurgulandığı üzere; 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca bu aşamada uygulanması gereken 320 ve 321. maddeleri uyarınca Yargıtay temyiz nedenleriyle bağlı olmaksızın, temyiz dilekçesinde ileri sürülsün veya sürülmesin son karara etkili olan tüm kanuna aykırılıkları kendiliğinden inceleyip hükmü bozabilecektir. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe temyiz edilen bir hükmün Yargıtay tarafından temyiz dilekçesinde gösterilmeyen bir nedenden dolayı da aleyhe sonuç doğuracak şekilde bozulması imkân dahilindedir. Örneğin; Cumhuriyet savcısının suç vasfını doğru kabul ederek sadece uygulama hatasından eksik ceza tayin edildiği veya noksan yargılama giderine hükmedildiği görüşüyle aleyhe temyiz ettiği bir hükmün, Yargıtay'ca suç vasfının hatalı belirlendiği gerekçesiyle aleyhe bozulması mümkündür. Başka bir anlatımla, böyle bir durumda Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe temyizi olmadığından bahisle hükmün aleyhe bozulamayacağı söylenemeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Pazar (Rize) Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05.05.2009 tarihli ve 325-143 sayılı iddianamede sanık ...'ın 28.09.2008 tarihinde katılan ...'tan kontör isteyip almak suretiyle gerçekleştirdiği dolandırıcılık suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, aynı iddianamede sanık ...'ın daha sonra katılan ...'tan para istemesi, ancak alamaması eyleminde dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle söz konusu bu ikinci olaydan dolayı kamu davası açılmadığının açıkça belirtildiği, yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanığın 28.09.2008 tarihli ilk eylemi nedeniyle tamamlanmış dolandırıcılık suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, hükmün yalnız Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği ve temyiz gerekçelerinin sübutta sorun olmasına rağmen mahkûmiyet hükmü kurulması ve ikinci fiil açısından teşebbüsün tartışılmaması olarak gösterildiği olayda;
Cumhuriyet savcısının sanık ... hakkındaki mahkûmiyet hükmünün atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı görüşüyle bozulmasını talep etmek suretiyle sanık lehine, mahkûmiyet hükmüne dahil olmayan ikinci fiil açısından teşebbüs hükümlerinin tartışılmaması görüşüyle de sanık aleyhine temyiz isteminde bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine temyiz isteminde bulunulmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe temyiz isteminde bulunulduğunun kabul edilmesinden sonra bir kısım Ceza Genel Kurulu üyelerince, sanık hakkında TCK'nın 157/1. maddesi uyarınca hüküm kurulurken hapis cezasının yanında ayrıca adli para cezasına da hükmedilmesi gerekip gerekmediğinin ve uygulama maddesinin "TCK'nın 157/1. maddesi" yerine "TCK'nın 57/1. maddesi" olarak gösterilmesinin eleştiri mi yoksa bozma nedeni mi yapılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususların da değerlendirilmesi gerekmiştir;
TCK'nın "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesinde; "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir." şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, 158. maddesinde ise suçun nitelikli hâlleri sayılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun işlenmesi suretiyle elde edilen yararın miktarı çoğu zaman tam olarak belirlenememektedir. Bu gibi durumlar göz önünde bulundurularak, dolandırıcılık suçundan dolayı hapis cezasının yanı sıra ayrıca adli para cezası öngörülmüştür.
Diğer taraftan 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca bu aşamada uygulanması gereken 320. maddesinin birinci fıkrasında “Yargıtay, temyiz dilekçesi ile layihasında irad olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz dilekçesinde bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder.”,
Aynı Kanun'un 321. maddesinde; “Yargıtay, aleyhine itiraz olunan hükmü hangi cihetten kanuna muhalif görmüşse o cihetten bozar.
Hükmün bozulmasına sebep olan kanuna muhalefet keyfiyeti, bu hükme esas olarak tespit edilen vakıalarda olmuş ise bu muameleler dahi aynı zamanda bozulur.”,
Anılan Kanun'un 322. maddesinde ise; "Hükme esas olarak tespit edilen vakıalara tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı o hüküm bozulmuş ise Yargıtay aşağıda yazılı olan hallerde kendisi davasının esasına hükmeder.
1. Vakıanın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraete veya davanın düşmesine yahut aşağı - yukarı haddi olmayan sabit bir cezaya hükmolunması icabederse,
2. Yargıtay Başsavcılığının iddiasına uygun olarak suçluya kanunda yazılı cezanın en aşağı derecesini uygulamayı uygun görürse,
3. Mahkemece sabit görülen suçun unsurları ve vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise,
4. Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun suçun cezasını azaltmış ve mahkemece suçluya ceza tayininde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç sayılmamış olmaktan dolayı birinci halde daha az bir cezanın hükmü ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse,
5. Açıkca tespit edilmiş olan suçlunun doğum ve suç tarihlerine göre ceza tayininde gerekli indirme yapılmamış veya yanlış olarak indirme yapılmış ise,
6. Arttırma veya indirme sonu ceza müddeti veya miktarını tayinde maddi hata yapılmış ise,
7. Hükmedilmiş olan ceza yerine Ceza Kanununun 29 uncu maddesince adli tevbih kararı verilmesi icabederse,
8. Ceza Kanununun 29 uncu maddesindeki tertibin gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise,
9. Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık yapılmışsa.
Sair hallerde Temyiz Mahkemesi işi yeniden tetkik ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan mahkemeye veya o derecede diğer civar bir mahkemeye gönderir." hükümleri yer almaktadır.
Temyiz yargılama makamı olan Yargıtay'ın görevi, kural olarak, denetimini yaptığı hükümde hukuka aykırılık bulunup bulunmamasına göre hükmü bozmak veya onamaktır. Temyiz incelemesi sırasında Yargıtay, temyiz nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığı çözecek nitelikte bir karar verecektir. Temyiz edilen hükümde hukuka aykırılık bulunmaması hâlinde hüküm onanacak, hukuka aykırılık bulunması hâlinde ise CMUK'nın 321. maddesine göre hüküm bozulacak ya da bozulan hüküm yerine aynı Kanun'un 322. maddesine göre Yargıtay'ca davanın esasına hükmedilecektir. Buna göre; Yargıtay temyiz dilekçesinde ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın son karara etkili olan tüm kanuna aykırılıkları inceleyip, aykırılık saptaması hâlinde de bozma kararı verme hak ve yetkisine sahiptir. Bu konuyla ilgili olarak getirilen sınırlamalar, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin son fıkrasında yer alan, “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” kuralı ile 05.03.1941 tarihli ve 50-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, katılanın münhasıran kendi şahsi haklarına hasrettiği temyiz istemi üzerine, sanık lehine bozma yapılamamasıdır. Bu iki istisna dışında, Yargıtay'ca incelenen ve kanuna aykırılık taşıdığı belirlenen bir hükmün, temyiz edenin sıfatı nazara alınarak, sanık lehine veya aleyhine bozulmasına bir engel bulunmamaktadır.
Temyiz nedenini oluşturacak hukuka aykırılıklar CMUK'nın 307 ve 308. maddelerinde gösterilmiştir. CMUK'nın 307. maddesinin birinci fıkrasında, "Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur." denildikten sonra ikinci fıkrasında, "Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi" kanuna muhalefet olarak belirtilmiş, 308. maddesinde ise sekiz bent hâlinde gösterilen hususlarda kanuna "mutlaka muhalefet" edilmiş sayılacağı kabul edilmiştir.
Bu maddelere göre, Yargıtay temyiz nedenleriyle bağlı olmaksızın, temyiz dilekçesinde ileri sürülsün veya sürülmesin son karara etkili olan tüm hukuka aykırılıkları kendiliğinden inceleyip hükmü bozabilecektir. Yargıtay'ca yapılacak denetimde, mevcut delillerin Yerel Mahkemece yanlış değerlendirildiği ve bu nedenle somut olaya ilişkin hukuki nitelemenin yanlış yapıldığı sonucuna varılırsa, karar esastan bozulmakla birlikte, uygulanması gereken hukuki kurallar da gösterilmelidir. Lehe temyiz davasında ise, suç niteliğinin belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğü belirlenirse, cezanın tür ve miktarı yönünden önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı şartı ile kanuna aykırı olan hükmün bozulmasına karar verilmeli, suç niteliği dışındaki sair hâllerde ise, yol göstermek ve uygulamada birliği sağlamak amacıyla eleştiri ile yetinilerek, aleyhe temyiz olmadığı vurgulanmak suretiyle hüküm onanmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece sanık hakkında dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken temel hapis cezasının 1 yıl olarak belirlendiği, takdiri indirim maddesi uygulandıktan sonra neticeten sanığın 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın cezalandırılmasına esas kanun maddesinin hapis ve adli para cezasını öngören TCK'nın 157/1. maddesi olduğu hâlde TCK'nın 57/1. maddesi olarak gösterildiği olayda;
Sanık hakkında TCK’nın 157. maddesi uyarınca hapis cezası yanında adli para cezasına da hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ile uygulama maddesinin TCK'nın 57/1. maddesi olarak gösterilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu, ortaya çıkan hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından aynı zamanda aleyhe de olmak üzere temyiz edildiği dikkate alındığında; her iki hususun da bozma nedeni yapılması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
Sanık hakkında TCK'nın 157/1. maddesi uyarınca hüküm kurulurken hapis cezasının yanında ayrıca adli para cezasına da hükmedilmesi gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe temyiz isteminde bulunulmadığı dikkate alındığında, bu hususun bozma nedeni sayılmayıp ancak eleştiri konusu yapılabileceği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
2- İddianamedeki anlatıma göre sanık hakkında dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığı;
Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır.
Anılan Kanun'un 170. maddesinin üçüncü fıkrasının (h) ve (i) bentlerinde "Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri" ile "Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi"nin düzenlenen iddianamede gösterileceği belirtilmiş, dördüncü fıkrasında da; "İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır." düzenlemesine yer verilmiştir.
CMK'nın 225. maddesi uyarınca ise; "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir." Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide "davasız yargılama olmaz" ve "yargılamanın sınırlılığı" olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
Diğer taraftan CMK'nın 226. maddesinde ise; "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir halde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." hükmü getirilmiştir.
Soruşturma evresinde elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK'nın 225. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kovuşturma evresinin sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK'nın 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını "yargılamanın sınırlılığı" ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. İddianamede anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması hâlinde gerekli görülürse her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun duraksamaya yer vermeyen kararlarına göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Pazar Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen 05.05.2009 tarihli ve 325-143 sayılı iddianame anlatımında, sanığın 28.09.2008 tarihinde katılanın telefonuna "Yeğenim ben iflas ettim, Hazife yengen de çocukla birlikte annesinin yanına gitti, ben de onu arayacağım, acil bana yüz kontör gönder teyzeoğlun ..." şeklinde mesaj göndermesi üzerine katılanın sanığın telefonuna 100 kontör gönderdiği, 01.10.2008 tarihinde sanığın yeniden katılanın telefonuna mesaj göndererek 500 TL istediği, katılanın mesaj gönderenin teyzesinin oğlu olmadığını anlaması üzerine kolluğa müracaat ederek sanığın yakalanmasını sağladığı, sanığın 01.10.2008 tarihinde gerçekleştirdiği eyleme katılanın aldanmaması nedeniyle bu eylemi bakımından dolandırıcılık suçunun unsurunun oluşmadığı ve hakkında TCK'nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı açıkça belirtildiğinden, sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan dolandırıcılık suçundan açılmış bir kamu davası bulunmadığı, yargılamaya konu edilen eylemin 28.09.2008 tarihli olaya ilişkin olduğu kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
3- Dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olmakla, bu suç tarihinin 01.06.2008 olması ve dava zamanaşımına ilişkin hükümler de gözetildiğinde bu aşamadan sonra dava açılmasının mümkün olup olmadığı;
TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı, altıncı fıkrasında ise zamanaşımının, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlayacağı hüküm altına alınmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Zincirleme suç, TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. Bu husus TCK'nın 43. maddesinin gerekçesinde; "Zincirleme suç hâlinde aynı suçun birden fazla işlenmiş olması söz konusudur. Ancak, bu suçlar, aynı suç işleme kararı kapsamında işlenmektedirler, yani, bu suçlar arasında sübjektif bir bağ bulunmaktadır. Bu nedenle, kişiye bu suçların her birinden dolayı ayrı ayrı değil, bir ceza verilmekte ve fakat cezanın miktarı arttırılmaktadır." şeklinde açıklanmıştır.
Diğer taraftan, CMK'nın "Yetkili mahkeme" başlıklı 12. maddesinin ikinci fıkrası "Teşebbüste son icra hareketinin yapıldığı, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir." şeklinde düzenlenmiştir.
Sözü edilen bu hükümler zincirleme suça ilişkin zamanaşımının başlangıcının, ceza miktarının ve yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin özel düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler, suçların içtima edilmesinin eylemlerin aslında birden fazla ve ayrı suçlar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu gibi özel düzenlemeler olmadığı sürece ceza hukukunda kanundaki suç tanımına uygun şekilde gerçekleşen her netice ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır.
5237 sayılı TCK'na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK'nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 28.02.2012 tarihli ve 287-58 sayılı kararında da belirtildiği üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında esas alınan suçlardan herhangi birisi hakkında, yargılama aşamasında şikâyetten vazgeçme veya dava zamanaşımı gibi kovuşturma yapılmasına engel bir nedenin ortaya çıkması hâlinde, bu suçun zincirleme suç uygulaması kapsamı dışına çıkarılarak açılan kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nın "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesinin birinci fıkrası "Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir." şeklinde düzenlenmiş olup, soruşturma evresi sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı gibi kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi gerektiği belirtilmiştir. (Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 tarihli ve 218-50 sayılı kararı)
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...'ın 01.10.2008 tarihinde gerçekleştirdiği ileri sürülen ve teşebbüs aşamasında kalan dolandırıcılık suçunun yaptırımının, TCK'nın 157. maddesinin birinci fıkrasında bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası olarak belirtilmiş olduğu gözetildiğinde, TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca söz konusu bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 01.10.2008 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak, zamanaşımı zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlayacak olup, sanık hakkında bu eylemi nedeniyle kamu davası açılmadığı gibi anılan tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran hiçbir sebebin de gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK'nın 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık zamanaşımı süresinin 01.10.2016 tarihinde dolduğu, artık kovuşturma olanağının bulunmadığı, bundan sonra da kamu davası açılmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, olayda teşebbüs aşamasında kalan ikinci bir dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına dair delillerin mevcut olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
4- Özel Daire bozma kararından sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca "uzlaştırma" işlemi yapılması gerekip gerekmediğinin belirlenmesi;
Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 73. maddesinin sekizinci fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir." hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma evresinde uzlaşma ile birden fazla failin bulunması hâlinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle, 5237 sayılı TCK'nın 73. maddesinin başlığında yer alan "uzlaşma" ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir.
Yapılan bu düzenlemeye göre uzlaştırmanın bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de birey ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.
5271 sayılı CMK'nın 5560 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;
"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239)
suçları.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez." şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle CMK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasına "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." cümlesi eklenmiş,
02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve;
"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. Hırsızlık (madde 141),
6. Dolandırıcılık (madde 157),
7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz..." şeklinde kapsamı genişletilmiştir.
Görüldüğü gibi, 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK'nın 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanunun 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın "Mahkeme tarafından uzlaştırma" başlıklı 254. maddesi;
"(1) Kamu davasının açılması hâlinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.
(2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi hâlinde davanın düşmesine karar verilir." şeklinde iken,
19.12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 25. maddesi ile;
"(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması hâlinde, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre, mahkeme tarafından yapılır.
(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def'aten yerine getirmesi hâlinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi hâlinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." biçiminde değiştirilmiş,
02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile CMK'nın 254. maddesinin birinci fıkrası;
"Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması hâlinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, gerek 5560 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanun'larla yapılan değişiklikler sonrası uzlaştırma asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem ise de; her ne suretle olursa olsun uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde kovuşturma evresinde de mümkün olduğu kabul edilmelidir.
Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir.
Öte yandan ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren bir kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenen suçlara tatbik edilebilmesi, ancak lehe sonuçlar doğurması durumunda mümkündür. Önceki ve sonraki kanunlara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun uygulanmasına imkân bulunmamaktadır.
5237 sayılı TCK'nın "zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesi, 765 sayılı Kanun'un 2. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup, her iki maddede de; ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, "failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması", "geçmişe etkili uygulama" veya "geçmişe yürürlük" ilkesine de yer verilmiştir.
Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında TCK'nın 157. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dolandırıcılık suçundan kamu davasının açılması, aynı suçtan ceza verilmesi ve suç ile karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile CMK'nın 253. maddesinde yapılan değişiklik sonucu sanığa atılı dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınması karşısında; Yerel Mahkemece CMK'nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca durma kararı verilerek, aynı Kanun'un 253 ve 254. maddelerinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının,
a) Cumhuriyet savcısının aleyhe temyiz isteminde bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık bakımından REDDİNE,
b) İddianamedeki anlatıma göre sanık hakkında dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığına, dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunmadığı sonucuna ulaşılması durumunda, bu suç tarihinin 01.06.2008 olması ve dava zamanaşımına ilişkin hükümler de gözetildiğinde bu aşamadan sonra dava açılmasının mümkün olup olmadığına, Özel Daire bozma kararından sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca "uzlaştırma" işlemi yapılması gerekip gerekmediğine, sanık hakkında TCK'nın 157/1. maddesi uyarınca hüküm kurulurken hapis cezasının yanında ayrıca adli para cezasına da hükmedilmesi gerekip gerekmediğine ve uygulama maddesinin TCK'nın "157/1." yerine "57/1." maddesi olarak gösterilmesinin bozma nedeni yapılıp yapılmayacağına ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesinin 08.10.2015 tarihli ve 2894-4910 sayılı bozma kararından "1-Sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda katılana karşı aynı suçu birden fazla işlemesi nedeniyle TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi," şeklindeki bozma nedeninin ÇIKARTILMASINA, bozma kararına "02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile CMK'nın 253. maddesinde yapılan değişiklik sonucu sanığa atılı dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınması karşısında, mahkemece CMK'nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca durma kararı verilerek, aynı Kanun'un 253 ve 254. maddelerinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre hapis cezasının yanında adli para cezasına hükmedilmesi, uygulanan yasa maddesinin doğru yazılması hususları da dahil olmak üzere sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," ibaresinin de bozma nedeni olarak EKLENMESİNE,
3- Dosyanın, bozma nedenleri doğrultusunda işlem yapılmak üzere mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede Cumhuriyet savcısının aleyhe temyiz isteminde bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık ile sanık hakkında TCK'nın 157/1. maddesi uyarınca hüküm kurulurken hapis cezasının yanında ayrıca adli para cezasına da hükmedilmesi gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından oy çokluğuyla, iddianamedeki anlatıma göre sanık hakkında dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığına, dolandırıcılık suçuna teşebbüsten açılmış bir kamu davasının bulunmadığı sonucuna ulaşılması durumunda, bu suç tarihinin 01.06.2008 olması ve dava zamanaşımına ilişkin hükümler de gözetildiğinde bu aşamadan sonra dava açılmasının mümkün olup olmadığına, Özel Daire bozma kararından sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca "uzlaştırma" işlemi yapılması gerekip gerekmediğine ve uygulama maddesinin TCK'nın "157/1." yerine "57/1." maddesi olarak gösterilmesinin bozma nedeni yapılıp yapılmayacağına ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2016/14423 E., 2016/12924 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
hakkında yapılan yargılama sonucunda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/3-a-4 maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına 25.05.2015 tarihli rapor ile sanık hakkında tıbbi kontrol ve takibe karar verildiğinden TCK'nın 57.maddesi gereğince işlem yapılmasına yer olmadığına dair Küçükçekmece 18.Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2014/36 esas, 2015/995 sayılı kararının, Adal
4. Ceza Dairesi 2016/14423 E. , 2016/12924 K.
"İçtihat Metni"
Tehdit ve hakaret suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/3-a-4 maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına 25.05.2015 tarihli rapor ile sanık hakkında tıbbi kontrol ve takibe karar verildiğinden TCK'nın 57.maddesi gereğince işlem yapılmasına yer olmadığına dair Küçükçekmece 18.Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2014/36 esas, 2015/995 sayılı kararının, Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/06/2016 gün ve 2016/262161 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre,
1- Sanık hakkında başka yargılama konusu olan bir suç (firar) nedeniyle Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları E. A Hastanesince düzenlenen 25/05/2015 tarihli rapor dikkate alındığında, sanığın 03/08/2010 tarihinde işlediği iddia olunan hakaret ve tehdit suçları yönünden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32/1. maddesi uyarınca cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, belirtilen raporda sanık hakkında tıbbi tedavi ve kontrole karar verildiğinden bahisle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 57. maddesinin uygulanmamasına dair yazılı şekilde karar verilmesinde,
2- Yargılama konusuyla bir ilgisi bulunmayan Edirne Askeri Mahkemesinin 2012/253 esas, 2012/237 sayılı kararını kapsayan dosyada aldırılan Çorlu Askeri Hastanesinin 14/02/2011 tarihli raporunun dikkate alınarak sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azaldığından bahisle yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde,
3- Sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 32. maddesi kapsamında davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalmış olduğunun mahkemece kabul edilmiş olması karşısında sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150/2. maddesi uyarınca zorunlu müdafii görevlendirilmeden, savunma hakkının kısıtlanması suretiyle karar verilmesinde,
İsabet görülmemiştir. ” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Sanık ... hakkında tehdit ve hakaret suçlarından yapılan yargılama sonucunda , Küçükçekmece 18.Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2014/36 esas, 2015/995 sayılı kararı ile sanığın TCK'nın 32/1.maddesi kapsamında akıl hastası olması nedeniyle CMK'nın 223/3-a-4 maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve hakkında TCK'nın 57/2.maddesi uyarınca işlem yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği, yoklukta verilen kararın sanık müdafine yöntemince tebliği edildiği, temyiz edilmeksizin 15.01.2016 tarihinde kesinleşen bu karar karşı kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
1-Akıl hastalığı olduğu kabul edilen sanıkla ilgili yapılan yargılamada, CMK’nın 150/2. maddesindeki amir hükme aykırı olarak, müdafii görevlendirilmemesine yönelik hukuka aykırılığa ,
2- Sanık hakkında başka suçlar nedeniyle düzenlenen raporlara dayanılarak TCK'nın 32/1 ve CMK'nın 223/3-a-4 maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve TCK'nın 57/1.maddesinin uygulanmamasına karar verilmesinin,
Hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın “müdafiin görevlendirilmesi” başlıklı 150. maddesinde; “(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir....” hükümleri yer almaktadır.
TCK'nun 32/1.maddesinin 1.fıkrasında "Akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez ancak bu kişiler hakkında güvenlik tetbirine hükmolunur" aynı Kanun'un 57/1.maddesinin 1.fıkrasında ise,"Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, tedavi ve koruma amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar." hükümleri düzenlenmiştir.
İncelenen dosyada, sanığın işlemiş olduğu başka bir suç nedeniyle Edirne Askeri Mahkemesi'nin 2012/253 esas, 2012/237 sayılı dosyasında aldırılan Çorlu Askeri Hastanesinin 14.02.2011 tarihli raporuna dayanılarak sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılma ve bu fille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azaldığından bahisle ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, yine sanık hakkında başka yargılama konusu olan firar suçu nederiyle Prof.Dr.Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesince dazenlenen 25.05.2015 tarihli raporuyla "5 yıl süre ile 6 ayda bir tıbbi kontrol ve takibe " karar verildiğinden bahisle TCK'nın 57/1.maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği ve akıl hastası olduğu kabul edilen sanığa isteğine bakılmaksızın zorunlu müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden, sanığın sorgusunun müdafi olmaksızın yapılıp, hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle, akıl hastası olduğu kabul edilen sanığa CMK'nın 150/2.maddesi geregince zorulu müdafii atanmadan karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması ve akıl hastası olduğu iddia edilen sanığın bu davaya konu suçların işlendiği tarih itibarıyla fiilerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiillerle ilgilil olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış ya da önemli ölçüde azılmış olup olmadığı konusunda yöntemince rapor alınmadan başka suçlar nedeniyle düzenlenmiş raporlara dayanılarak eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Adalet Bakanlığının istemi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, yapılan açıklamalara göre yerinde görüldüğünden,
5271 sayılı CMK’nın 309/4-b maddesi uyarınca, KÜÇÜKÇEKMECE 18.ASLİYE CEZA MAHKEMESİNİN 10.12.2015 tarihli ve 2014/36 esas,2015/955 sayılı kararının KANUN YARARINA BOZULMASINA, savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle, bozma doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere gereğinin mahkemesince yerine getirilmesine, 29/09//2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Genel Hükümler
Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri kapsamında, kişi ne zaman serbest bırakılabilir?
A) Hapis cezasının süresi dolduğunda.
B) Yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının belirtilmesi üzerine mahkeme kararıyla.
C) Ailesinin talebi üzerine her zaman.
D) Belirli bir süre tedavi gördükten sonra otomatik olarak.
E) İlaçlarını düzenli kullandığını beyan etmesi üzerine.
Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.