Türk Ceza Kanunu 56. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 56- (1) Çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve ne suretle uygulanacakları ilgili kanunda gösterilir.
Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri[16]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
21 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
**- ÇOCUKLARA ÖZGÜ GÜVENLİK TEDBİRLERİ**- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 56 ]
6. Ceza Dairesi 2006/10627 E., 2010/733 K.
6. Ceza Dairesi 2006/10627 E., 2010/733 K.
- ÇOCUKLARA ÖZGÜ GÜVENLİK TEDBİRLERİ- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 56 ]
- 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 5 ]
- 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 11 ]
"İçtihat Metni"
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde ince-lenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
5395 sayılı Yasa'nın 11. maddesinde; xxBu Kanunda düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirler, suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu olmayan çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır" biçimindeki düzenleme gözetilmeden, 15-18 yaş grubunda olup ceza sorumluğu bulunduğunda kuşku bulunmayan sanık hakkında hırsızlık suçundan mahkumiyet kararı verilip, ayrıca 5237 sayılı Yasa'nın 56. maddesinin yollamasıyla anılan Yasa'nın 5 ve 11. maddeleri uyarınca koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık Ali savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektir-
mediğinden 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından, "TCK'nın 56. maddesi yollaması ile 5395 sayılı Yasa'nın 11 ve 5. maddeleri gereğince hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasına" ilişkin cümlenin çıkartılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 27.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
lehe yasanın tesbiti ve daha sonra da tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri düzenleyen 647 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın konuya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi gerekmekte olup bu durumda da sanık hakkında
Ceza Genel Kurulu 2006/9-14 E., 2006/28 K.
Ceza Genel Kurulu 2006/9-14 E., 2006/28 K.
- CEZA KANUNUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI HÜKÜMLERİ
- DEVLELTİN HAKİMİYETİ ALTINDAKİ TOPRAKLARDAN BELLİ BİR PARÇASINI DEVLET İDARESİNDEN AYIRMAYA YÖNELİK EYLEMLER İÇİNDE BULUNMA
- HAK VE YETKİLERİN KÖTÜYE KULLANILMASI SURETİYLE İŞLENEN SUÇLAR
- LEHE OLAN KANUNUN UYGULANMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
- MÜEBBED OLARAK KAMU HİZMETLERİNDEN YASAKLILIK HALİNE KARAR VERİLMESİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 407 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 7 ]
- 5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ ... [ Madde 9 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 125 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 20 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 31 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 33 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 53 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 59 ]
"İçtihat Metni"
Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf fiil işleme suçundan sanık F…
…. Encu'nun 765 sayılı TCY'nın 5218 sayılı Yasa ile değişik 125. ve 5252 sayılı Yasanın 6. ve TCY'nın 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCY'nın 31. maddesi uyarınca müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, TCY'nın 33. maddesi gereğince hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık halinde bulundurulmasına ilişkin Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen ve re'sen de temyize tâbi bulunan 28.06.2005 gün ve 30-182 sayılı hükmün sanık ve müdafii ile C.savcısı tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9.Ceza Dairesi 10.11.2005 gün ve 6362-8600 sayı ile;
"Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın mensubu bulunduğu silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arz eden olaya fiilen katıldığının sübutu kabul ve eylemin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış olduğundan, incelenen dosya kapsamına göre Cumhuriyet Savcısının tüm, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
765 sayılı TCK.nun 31 ve 33. maddelerinin ağır hapis cezasının kanuni sonucu olarak uygulanabileceği sanık hakkında 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına hükmedilmiş olması karşısında, anılan Yasa maddelerinin uygulama olanağı olmadığı gibi 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinin 3. fıkrası uyarınca lehe olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceğinden suç ve cezaların tesbitine ilişkin 765 sayılı TCK. hükümleri uygulanarak hükmolunan sonuç ceza ile 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun suç ve yaptırımlara ilişkin hükümleri karşılaştırılarak lehe yasanın tesbiti ve daha sonra da tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri düzenleyen 647 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın konuya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi gerekmekte olup bu durumda da sanık hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın kanuni sonucu olarak 5237 sayılı TCK.nun 53.maddesinin uygulanmasında zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden re'sen temyize tabi olan hükmün bozulmasına, Ancak; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK.nun 322. maddesi uyarınca 5237 sayılı Yasanın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün bulunduğu gözetilerek, TCK.nun 31, 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ibarenin esas karardan çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına" karar vermiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 05.01.2006 gün ve 149221 sayı ile;
"765 sayılı TCK'nun 31. maddesinde ceza mahkûmiyetinin sonucu olarak düzenlenen kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun sistematiğinde, Yaptırımlar başlıklı Üçüncü kısmın Güvenlik tedbirleri başlıklı ikinci bölümünde, Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma başlıklı 53. madde içerisinde, mahkûm olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanmak üzere ve eski yasanın 20, 25, 31, 33, 34, ve 35. maddelerini kapsayacak biçimde tek madde halinde düzenlenmiştir. Ceza Mahkûmiyetinin sonucu olarak hak yoksunluğuna ilişkin 765 ve 5237 sayılı TCK'larında yer alan düzenlemeler arasında, infazın şekli ile kısıtlanan hak çeşitleri dışında fark bulunmamaktadır.
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinde yer alan, "lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir", şeklindeki hüküm ile Yüksek Yargıtay'ın 765 sayılı TCK'nun 2/2. maddesine ilişkin olarak süre gelen uygulamalarına göre; suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa arasında lehte olan yasayı tayin hususunda, önceki ve sonraki kanunun ayrı ayrı ve her birinin lehte ve aleyhteki hükümleri ile kül halinde ele alınarak, ceza ehliyetine, suç unsurlarına, kanuni lütuflara, takip şartlarına, cezaya etkili nedenlere, cezai sonuçlara ait hükümlere de bakılmak suretiyle her iki kanuna göre ayrı ayrı somut olarak cezanın tayini ile sanık lehine olan kanunun belirlenmesi ve sanık lehine sonuç doğuran kanunun bütün halinde uygulanması gerekmektedir. Lehte kanunun belirlenmesi sırasında önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin, olaya uygulanması suretiyle yapılacak değerlendirme sonunda, varılan sonuçlardan ceza türü ve miktarına göre daha hafif olanın yer aldığı kanun, lehe olarak kabul edilmeli, buna göre; kıyaslamada hapis cezalarının süresi bakımından az olan, bunlarda eşitlik halinde, hapis cezası yanında para cezası öngörülmeyenin, para cezalarında da eşitlik bulunması halinde, fer'i cezalardan hafif olanın yer aldığı kanunun lehe olarak kabul edilmesi gerektiği, bu sıralama içinde hapis cezası hafif ise diğer kıyaslamaların yapılmasına ihtiyaç olmayıp, daha az hapis cezası öngören kanunun ilgili maddelerinin bütün halinde uygulanması suretiyle hüküm kurulmasının gerekeceği, daha açıkçası, hapis cezasının süresi bakımından hafif olması halinde, diğer cezalara bakılmadan bu kanunun lehe kabulü ile bütün halinde uygulanması yoluna gidilmelidir.
Asıl ceza miktarı ve türü dışında öngörülen fer'i ceza veya hak yoksunlukları bakımından ayrıca bir değerlendirme yapılması, önceki yasa ile sonraki yasanın bütün halinde uygulanması ilkesine aykırı biçimde, her iki kanunun lehte olan hükümleri alınarak karma, üçüncü bir kanunun ortaya çıkmasına yol açacak ve kanun koyucunun amacının dışına çıkılmış olacaktır.
Yine, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun "ağır hapis" cezalarının "hapis" cezasına dönüştürüldüğüne ilişkin 6/1. maddesi uyarınca, 765 sayılı TCK'nun 31. maddesinde yazılı ağır hapis cezaları da hapis cezasına dönüştürülmüş bulunmaktadır, ayrıca anılan maddede, ağır hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak yer alan düzenlemenin 765 sayılı TCK'nun 50. maddesinde de, hapis cezasının sonucu olarak, geçici olarak kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası şeklinde, yer aldığı gözetildiğinde, 765 sayılı TCK'nun diğer maddeler gibi 31. maddesinin de uygulanma imkanı bulunduğu görülmektedir.
Buna göre, dava konusu olaya ilişkin olarak, Yerel Mahkeme tarafından suç tarihine göre lehte olan kanunu tayin bakımından yapılan değerlendirme sonunda, 765 sayılı TCK'nun hükümlü lehine olduğu sonucuna varılarak, bu kanunun ilgili maddelerinin bütün halinde uygulanması suretiyle kurulan önceki hükümde değişiklik yapılmasına yer olmadığına ilişkin ek kararda, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesine ve Yüksek Yargıtay'ın süre gelen uygulamalarına aykırı bir husus bulunmamaktadır.
Nitekim, Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13.10.2005 gün ve 2005/15077 E-21208 K. Sayılı, "5237 sayılı Yasanın sanıklar lehine bulunduğu ifade edilerek aynı yasanın 53. maddesine göre, hak yoksunluğu tayini suretiyle uygulama yapılarak hükmün karıştırılması "gerekçesiyle hükmün bozulmasına ilişkin ilamı ile Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, "765 sayılı TCK hükümleri lehe kabul edilmesine rağmen 5237 sayılı Kanunun 53. maddesiyle ayrıca uygulama yapılmak suretiyle yasaların karma olarak uygulanması" yönündeki içtihatları da bu konudaki itirazımızı destekler mahiyette bulunmuştur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, "Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin kısıtlanır" şeklindeki 407 ve kısıtlılığın hapis halinin sona ermesi ile kendiliğinden ortadan kalkacağına ilişkin 471. maddesi hükümleri uyarınca, bir yıl veya daha uzun süreli mahkumiyetin kanuni sonucu olan kısıtlılığın, 04.12.1929 gün ve 33-18 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, ceza hükümlülüğünün sonucu olduğu, ilamda ayrıca açıklanmasına ve hükmedilmesine gerek olmadığından, 765 sayılı TCK'nun 33. maddesinin anılan kanun hükümleri doğrultusunda, hükmün infazı sırasında nazara alınabileceği kabul edilmiştir.
5252 sayılı Kanun hükümleri ile Yüksek Yargıtay'ın uygulamaları karşısında, Yüksek Dairenin, 765 sayılı TCK'nun 31. maddesinin uygulama imkanı kalmadığı ve lehe kanunun tespitinde, önceki ve sonraki kanunların suç ve cezaların tespitine ilişkin hükümleri karşılaştırılarak lehe kanunun tespitinden sonra cezaların yasal sonuçlarını düzenleyen hükümler ile infaza ilişkin hükümlerinin karşılaştırılması suretiyle lehe kanun tespitinin iki aşamalı olarak yapılması gerektiğine ilişkin, düzeltilerek onama kararındaki gerekçelere katılmak mümkün görülmemiştir.
Kabule göre ise; düzeltilerek onama kararı verilmesi halinde, düzeltilen hükmü Yargıtay Dairesinin vermesi gerektiği halde, Yüksek Daire tarafından "5237 sayılı Yasanın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün bulunduğu gözetilerek, TCK'nun 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ibarenin esas karardan çıkarılması suretiyle…
…" şeklinde, sadece TCK'nun 31. ve 33. maddelerinin hükümden çıkarılması ile sınırlı olarak hüküm kurulması CMUK'nun 322. maddesine aykırı görülmüştür" görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Dairenin hükmün düzeltilerek onanmasına ilişkin kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
İncelenen olayda;
Sanığın C…
…. kırsalında yasa dışı PKK terör örgütü mensupları ile bağlantıya geçip sık sık kırsala giderek görüştüğü, örgütün bölge sorumlusu F…
…. Kod'un sanığa D…
…. Kod adını verdiği, sonraki tarihlerde bildirilen telefon numaralarını arayarak temas kurdukları gibi zaman zaman da kırsalda görüşme gerçekleştirdikleri, buluşmalardan birinde örgütün bölge sorumlusunun, C…
…. ilçesinde eylem yapılabilecek nitelikteki kamu binalarının görüntülerini cep telefonunun kamerasıyla saptamasını söylediği, sanığın da bu doğrultuda çalışma gerçekleştirip öncelikle Polis Merkezi, Trafik Denetleme Büro Amirliği ve Adliye Lojmanları gibi kamu binalarının görüntülerini kaydettiği, bilahare örgüt sorumlusunun üç el bombası teslim edip bunları 15.01.2005 tarihinde ilçedeki polis karakoluna atması yolunda talimat vermesi üzerine, sanığın da aynı gün 17.30 sıralarında el bombalarından birinin pimini çekip Trafik Denetleme Büro Amirliğinden çıkmakta olan iki polis memurunun üzerine attığı, patlama sonucu polis memurlarından M…
…… Pehlivanlılar'ın yaralandığı, Emniyet Müdürlüğüne ait resmi araç ile park halindeki bir kısım sivil araçların da hasar gördüğü, olaydan sonra örgütün bölge sorumlusunu telefonla arayan sanığın eylemi gerçekleştirdiğini söyleyip iki kişinin öldüğü yolundaki duyumlarını aktardığı, F-1 Model Rus yapımı parça tesirli diğer iki el bombası ile bir adet tabancanın olaydan sonra sanığın evinde usulüne uygun biçimde gerçekleştirilen aramada ele geçirildiği, sanığın samimi ikrarı, tanık anlatımları, tutanaklar, ekspertiz ve bilirkişi raporları ile dosyadaki diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkeme dosyadaki kanıtlarla uyumlu bulunan bu oluş doğrultusunda sanığın eyleminin Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiil işleme suçunu oluşturduğunu kabul ederek, F…
…. Encu'nun eylemlerine suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasası ile suçtan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasalarını ayrı ayrı uygulayarak sonuçları karşılaştırıp önceki Yasanın daha lehe olduğunu kabul ve bu Yasayı bir bütün halinde uygulamak suretiyle, sanığın 765 sayılı TCY'nın 5218 sayılı Yasa ile değişik 125, 5252 sayılı Yasanın 6. ve TCY'nın 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCY'nın 31. maddesi uyarınca müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, aynı Yasanın 33. maddesi gereğince hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık halinde bulundurulmasına karar vermiştir.
Hükmün temyizi üzerine Özel Daire, öncelikle 765 ve 5237 sayılı Yasaların suç ve yaptırımlara ilişkin hükümleri karşılaştırılıp lehe yasanın tespiti, daha sonra da 647 sayılı Yasa ve 765 sayılı Yasanın tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi ve hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın yasal sonucu olarak 5237 sayılı TCY'nın 53. maddesinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğuna işaretle hükmü bozmuş, "765 sayılı TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına" yönelik ibareleri hükümden çıkarmak ve 5237 sayılı TCY'nın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün olduğu saptamasına da yer vermek suretiyle Yerel Mahkeme hükmünü düzelterek onamıştır.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise, daha lehe sonuç verdiği anlaşılan 765 sayılı Türk Ceza Yasası ile ceza tayin edildiğine göre sanık hakkında bu Yasanın 31 ve 33. maddelerinin de uygulanması gerektiğini, anılan maddeler yerine 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 53. maddesinin uygulanamayacağını belirterek itiraz yasa yoluna başvurmuştur.
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, suçtan önceki ve sonraki yasaların hangisinin sanık lehine sonuç doğurduğunun belirlenebilmesi için yapılan karşılaştırma sonucunda 765 sayılı Yasanın daha lehe olduğu saptanıp bu Yasa ile uygulama yapıldığında, sanık hakkında 765 sayılı TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin mi yoksa 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin mi uygulanacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla ilgili olarak doğru bir sonuca ulaşabilmek için, 765 ve 5237 sayılı Yasalardaki yaptırım sistemi, bu sistemin dayandığı esaslar ve lehe yasa uygulamasında dikkate alınacak hususların değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın, 12. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihinde tüm ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 11. maddesinde cezalar, cürümlere ve kabahatlere mahsus olmak üzere düzenlenmiş olup, cürümlere mahsus cezalar; "ağır hapis, hapis, ağır para cezası ve kamu hizmetlerinden mahrumiyet", kabahatlere mahsus cezalar ise; "hafif hapis, hafif para cezası ve belirli bir meslek sanatın tatili" şeklinde sıralanmış, ayrıca 647 sayılı Yasanın 1. maddesinde de cezalar, infaz yönünden üçlü ayrıma tabi tutulmuştur.
Öğretide de, cezalar "aslî, fer'î ve mütemmim" olmak üzere ayırtılıp adlandırılmış, aslî cezanın, yasa koyucunun o suça mahsus ve doğrudan doğruya suçun karşılığı olmak üzere koyduğu yaptırım olduğu konusunda genel bir uzlaşı sağlanmış ancak, fer'î ve mütemmim cezalar konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım yazarca, fer'î cezanın herhangi bir hükme ve hâkim kararına gerek olmaksızın asli cezaya eklenen ceza olduğu, mütemmim cezaların ise, hâkimin hükmünde ayrıca gösterilmesinin zorunlu bulunduğu, diğer bir kısım yazarca ise; yukarıdaki tanımların tam aksine olarak, asıl cezaya eklenen ve infazı hükmedilmesine bağlı olan cezanın fer'î, hükme gerek kalmaksızın, mahkûmiyetin yasal sonucu olarak, kendiliğinden mahkûmiyete eklenen cezaların ise mütemmim cezalar olduğu belirtilmiştir.
Yargısal kararlarda da, memuriyetten yoksunluk, kamu hizmetlerinden yasaklılık, belirli bir meslek ve sanatın tatili veya yasal kısıtlılığı gerektiren diğer hallerde, başka bir anlatımla 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31, 33, 34 ve 35. maddelerinin uygulanma koşullarını gösteren kararlarda, kavram birliği bulunmamakla birlikte ek ceza, mütemmim ceza ve fer'i ceza terimlerine yer verilmiştir.
765 sayılı Yasanın 11 ve 25. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve kabahatlere özgü bir ceza olan "Muayyen bir meslek ve sanatın tatili", kesinleşen cezanın siyasi bir hizmete seçilmeye veya memuriyete engel olduğu taktirde, seçilmişliğin veya memuriyetin ortadan kalkacağına ilişkin 34. madde hükmü ile, yine resmi sıfat yada yapılması için dairesinden ruhsatname veya şehadetname verilmesine bağlı olan meslek ve sanatın kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda kamu hizmetlerinden yasaklanma koşullarını düzenleyen 35.madde hükmünün uygulanma koşullarının belirlenmesinin uyuşmazlığın çözümüne herhangi bir katkısı bulunmayacağından, konuyla ilgili olarak 765 sayılı Yasanın 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanma koşulları ile sonuçlarının irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
765 sayılı TCY'nın 20. maddesinde, geçici ve sürekli kamu hizmetlerinden yasaklılık cezasının kapsamı 6 bent halinde gösterilip, geçici yasaklılığın süresinin 3 aydan 3 yıla kadar olduğu belirtilmiştir.
3679 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın 20. maddesinde yapılan değişikliğin aynı Yasanın 31. maddesindeki "üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezasına mahkûmiyet" halinde ceza süresi kadar kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezasının süresini değiştirip değiştirmediği hususu 30.06.1995 gün ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına konu olmuş, anılan İçtihadı Birleştirme Kararında;
"Özgürlüğe ve mal varlığına yönelik olmayan ancak medeni ehliyeti kaldıran nitelikte yani kişinin vatandaşlık haklarının bir kısmını kullanabilmesini veya bu haklara sahip olmasını etkileyen bir ceza olan kamu hizmetlerinden yasaklılık TCY'nın 11. maddesinde "cürümlere mahsus ceza" olarak öngörülmüştür.
Kamu hizmetlerinden yasaklılık cezası, özgürlüğü bağlayıcı ceza ile birlikte hükmolunan "tamamlayıcı ceza" (md. 20) yada ceza hükümlülüğünün sonucu olan "ek-fer'i ceza" (md.31) niteliğindedir. Bu ceza süreli (geçici) veya sürekli (ömür boyu) olsa da aynı tür cezadır. Yani Ceza Yasasının 20. ve 31. maddelerinde yer alan kamu hizmetlerinden yasaklılık cezası tek ve aynı kavramdır.
....Ceza Yasasının 20. maddesinde yapılan değişiklik sonucu 31. maddede yer alan yasaklama cezasının üst sınırı da üç seneye indirilmiş olup, bu cezanın da mahkeme kararlarında mutlaka gösterilmesi gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Beş yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde, 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 471. maddesi hükmü de dikkate alınmak suretiyle, "hapis hali sona erinceye kadar yasal kısıtlılığı gerektiren 765 sayılı TCY'nın 33/1. maddesinin uygulanma koşullarını gösteren 4.12.1929 gün ve 33-18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, yasal kısıtlılığın hükümlülüğün doğal sonucu olması nedeniyle, hükümde ayrıca açıklanmasına ve gösterilmesine gerek bulunmadığı belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında 765 sayılı Yasanın 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanma koşullarını şu şekilde özetlemek mümkündür;
Anılan Yasanın 20. maddesinde yer alan ve cürümlere mahsus tamamlayıcı bir ceza niteliğindeki kamu hizmetlerinden yasaklılık cezasının, hangi hallerde uygulanacağı maddede 6 bent halinde sınırlı bir şekilde sayılmış ve aynı madde uyarınca bu cezanın sürekli ya da yasada belirtildiği hallerde 3 aydan 3 yıla kadar olmak üzere süreli olması hükme bağlanmıştır.
TCY'nın 31. maddesinde düzenlenen, 30.6.1995 gün ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da fer'i ceza olduğu vurgulanan, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası, 5 yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu mahkûmiyetin doğal sonucu olarak sürekli, 3 yıldan 5 yıla kadar ağır hapse mahkûmiyet halinde ise, ceza süresince, ancak üç yılı geçmemek üzere kamu hizmetlerinden yoksunluğu gerektirmektedir.
765 sayılı TCY'nın 33. maddesi uyarınca 5 seneden fazla ağır hapse mahkûmiyet halinde hükümlü, mahkumiyetin doğal sonucu olarak "hapis hali sona erinceye kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulacağından, bu kısıtlılığın hükümde ayrıca açıklanmasına ve gösterilmesine de gerek bulunmamaktadır.
765 sayılı TCY'sındaki 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanması koşulları bu şekilde belirtildikten sonra, 5237 sayılı TCY'nın yaptırım sisteminin değerlendirilmesi gerekmektedir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasada "cürüm-kabahat", "asli-fer'i" ceza ayrımı kaldırılarak, yaptırım olarak cezalar ve güvenlik tedbirlerine yer verilmiştir.
5237 sayılı TCY'nın "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm", 45 ilâ 60. maddelerinde; suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiş, bir kısım kabahatlerin ceza yasasından çıkarılması, bir kısım kabahatlerin de suç olarak düzenlenmesi nedeniyle, ağır ve hafif hapis ile ağır ve hafif para cezası ayrımı kaldırılarak, ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüş, hapis cezası da süresi ve infaz koşulları dikkate alınmak suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis cezası şeklinde üçlü bir ayrıma tabi tutulmuş, ayrıca süreli hapis cezası da kısa ve uzun süreli olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutularak kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlara yer verilmiştir.
5237 sayılı TCY'nın 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de yasallık ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "İkinci Bölüm" de, "Güvenlik Tedbirleri" düzenlenmiş, Yasanın 53. maddede "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma", 54. maddede "Eşya müsaderesi", 55. maddede "Kazanç müsaderesi", 56. maddede "Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri," 57. maddede "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri," 59. maddede "Sınır dışı edilme" ve 60. maddede "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Kuşkusuz güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla da sınırlı olmayıp, özel yasalarda da, yasallık ilkesine uyulmak koşuluyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi olanaklıdır.
5237 sayılı Yasanın 53. maddesinde;
"(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar." şeklindeki hüküm ile, 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31, 33, 34 ve 35. maddelerinde yer alan hak mahrumiyetleri ve kısıtlılıklar tek bir madde altında toplanmıştır.
Anılan madde ile getirilen sistem ve uygulama koşulları madde gerekçesinde; "İşlediği suç dolayısıyla toplumda kişiye karşı duyulan güven sarsılmaktadır. Bu nedenle, suçlu kişi özellikle güven ilişkisinin varlığını gerekli kılan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaktadır. Madde metninde, işlediği suç dolayısıyla kişinin hangi hakları kullanmaktan yoksun bırakılacağı belirlenmiştir.
Ancak, bu hak yoksunluğu süresiz değildir. Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle, madde metninde söz konusu hak yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi öngörülmüştür. Böylece, kişi mahkûm olduğu cezanın infazının gereklerine uygun davranarak bunun tamamlanmasıyla kendisinin tekrar güven duyulan bir kişi olduğu konusunda topluma da bir mesaj vermektedir. Bu bakımdan hak yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması aşamasına kadar devam etmesi, suç ve ceza politikasıyla güdülen amaçlara daha uygun düşmektedir.
Bu sistemde süresiz bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz edilemeyecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasında mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, dördüncü fıkrada, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında mahkûm oldukları cezaya bağlı herhangi bir hak yoksunluğunun doğmadığı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında, belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla mahkûmiyet hâlinde, mahkûm olunan cezanın infazından sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır.
Altıncı fıkrada, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, yine güvenlik tedbiri olarak, belli bir süre için bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği öngörülmüştür." şeklinde açıklanmıştır.
Görüldüğü gibi 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31,33, 34 ve 35. maddelerinde düzenlenen hak mahrumiyetleri "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlığı altında yeni sistemde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş olup, esasen güvenlik tedbiri olarak adlandırılan ve mahkûmiyetin yasal sonucu olan bu hak mahrumiyetleri, bu niteliğiyle ek-fer'i ceza niteliğini taşımaktadır. Maddenin 1. fıkrasında beş bent halinde düzenlenen bu yoksunluklar, mahkûmiyetin doğal sonucu olduğundan, kararda gösterilmemiş olsa bile hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olamazlar, 1. fıkrada belirtilen hak yoksunlukları esasen 765 sayılı TCY'nın 20. maddesinde düzenlenen hak yoksunlukları ile paralellik arz etmekte ise de, 5237 sayılı TCY'sında hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş, bu nedenle yeni sistemde memnu hakların iadesi müessesesine yer verilmemiştir. Kural hak yoksunluklarının infazın tamamlanmasıyla sona ermesi ise de, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Yine maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm oldu
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
lehe yasanın tesbiti ve daha sonra da tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri düzenleyen 647 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın konuya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi gerekmekte olup bu durumda da sanık hakkında
Ceza Genel Kurulu 2006/9-14 E., 2006/28 K.
Ceza Genel Kurulu 2006/9-14 E., 2006/28 K.
- CEZA KANUNUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI HÜKÜMLERİ
- DEVLELTİN HAKİMİYETİ ALTINDAKİ TOPRAKLARDAN BELLİ BİR PARÇASINI DEVLET İDARESİNDEN AYIRMAYA YÖNELİK EYLEMLER İÇİNDE BULUNMA
- HAK VE YETKİLERİN KÖTÜYE KULLANILMASI SURETİYLE İŞLENEN SUÇLAR
- LEHE OLAN KANUNUN UYGULANMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
- MÜEBBED OLARAK KAMU HİZMETLERİNDEN YASAKLILIK HALİNE KARAR VERİLMESİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 407 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 7 ]
- 5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ ... [ Madde 9 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 125 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 20 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 31 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 33 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 53 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 59 ]
"İçtihat Metni"
Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf fiil işleme suçundan sanık F…
…. Encu'nun 765 sayılı TCY'nın 5218 sayılı Yasa ile değişik 125. ve 5252 sayılı Yasanın 6. ve TCY'nın 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCY'nın 31. maddesi uyarınca müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, TCY'nın 33. maddesi gereğince hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık halinde bulundurulmasına ilişkin Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen ve re'sen de temyize tâbi bulunan 28.06.2005 gün ve 30-182 sayılı hükmün sanık ve müdafii ile C.savcısı tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9.Ceza Dairesi 10.11.2005 gün ve 6362-8600 sayı ile;
"Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın mensubu bulunduğu silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arz eden olaya fiilen katıldığının sübutu kabul ve eylemin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış olduğundan, incelenen dosya kapsamına göre Cumhuriyet Savcısının tüm, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
765 sayılı TCK.nun 31 ve 33. maddelerinin ağır hapis cezasının kanuni sonucu olarak uygulanabileceği sanık hakkında 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına hükmedilmiş olması karşısında, anılan Yasa maddelerinin uygulama olanağı olmadığı gibi 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinin 3. fıkrası uyarınca lehe olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceğinden suç ve cezaların tesbitine ilişkin 765 sayılı TCK. hükümleri uygulanarak hükmolunan sonuç ceza ile 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun suç ve yaptırımlara ilişkin hükümleri karşılaştırılarak lehe yasanın tesbiti ve daha sonra da tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri düzenleyen 647 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın konuya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi gerekmekte olup bu durumda da sanık hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın kanuni sonucu olarak 5237 sayılı TCK.nun 53.maddesinin uygulanmasında zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden re'sen temyize tabi olan hükmün bozulmasına, Ancak; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK.nun 322. maddesi uyarınca 5237 sayılı Yasanın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün bulunduğu gözetilerek, TCK.nun 31, 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ibarenin esas karardan çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına" karar vermiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 05.01.2006 gün ve 149221 sayı ile;
"765 sayılı TCK'nun 31. maddesinde ceza mahkûmiyetinin sonucu olarak düzenlenen kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun sistematiğinde, Yaptırımlar başlıklı Üçüncü kısmın Güvenlik tedbirleri başlıklı ikinci bölümünde, Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma başlıklı 53. madde içerisinde, mahkûm olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanmak üzere ve eski yasanın 20, 25, 31, 33, 34, ve 35. maddelerini kapsayacak biçimde tek madde halinde düzenlenmiştir. Ceza Mahkûmiyetinin sonucu olarak hak yoksunluğuna ilişkin 765 ve 5237 sayılı TCK'larında yer alan düzenlemeler arasında, infazın şekli ile kısıtlanan hak çeşitleri dışında fark bulunmamaktadır.
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinde yer alan, "lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir", şeklindeki hüküm ile Yüksek Yargıtay'ın 765 sayılı TCK'nun 2/2. maddesine ilişkin olarak süre gelen uygulamalarına göre; suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa arasında lehte olan yasayı tayin hususunda, önceki ve sonraki kanunun ayrı ayrı ve her birinin lehte ve aleyhteki hükümleri ile kül halinde ele alınarak, ceza ehliyetine, suç unsurlarına, kanuni lütuflara, takip şartlarına, cezaya etkili nedenlere, cezai sonuçlara ait hükümlere de bakılmak suretiyle her iki kanuna göre ayrı ayrı somut olarak cezanın tayini ile sanık lehine olan kanunun belirlenmesi ve sanık lehine sonuç doğuran kanunun bütün halinde uygulanması gerekmektedir. Lehte kanunun belirlenmesi sırasında önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin, olaya uygulanması suretiyle yapılacak değerlendirme sonunda, varılan sonuçlardan ceza türü ve miktarına göre daha hafif olanın yer aldığı kanun, lehe olarak kabul edilmeli, buna göre; kıyaslamada hapis cezalarının süresi bakımından az olan, bunlarda eşitlik halinde, hapis cezası yanında para cezası öngörülmeyenin, para cezalarında da eşitlik bulunması halinde, fer'i cezalardan hafif olanın yer aldığı kanunun lehe olarak kabul edilmesi gerektiği, bu sıralama içinde hapis cezası hafif ise diğer kıyaslamaların yapılmasına ihtiyaç olmayıp, daha az hapis cezası öngören kanunun ilgili maddelerinin bütün halinde uygulanması suretiyle hüküm kurulmasının gerekeceği, daha açıkçası, hapis cezasının süresi bakımından hafif olması halinde, diğer cezalara bakılmadan bu kanunun lehe kabulü ile bütün halinde uygulanması yoluna gidilmelidir.
Asıl ceza miktarı ve türü dışında öngörülen fer'i ceza veya hak yoksunlukları bakımından ayrıca bir değerlendirme yapılması, önceki yasa ile sonraki yasanın bütün halinde uygulanması ilkesine aykırı biçimde, her iki kanunun lehte olan hükümleri alınarak karma, üçüncü bir kanunun ortaya çıkmasına yol açacak ve kanun koyucunun amacının dışına çıkılmış olacaktır.
Yine, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun "ağır hapis" cezalarının "hapis" cezasına dönüştürüldüğüne ilişkin 6/1. maddesi uyarınca, 765 sayılı TCK'nun 31. maddesinde yazılı ağır hapis cezaları da hapis cezasına dönüştürülmüş bulunmaktadır, ayrıca anılan maddede, ağır hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak yer alan düzenlemenin 765 sayılı TCK'nun 50. maddesinde de, hapis cezasının sonucu olarak, geçici olarak kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası şeklinde, yer aldığı gözetildiğinde, 765 sayılı TCK'nun diğer maddeler gibi 31. maddesinin de uygulanma imkanı bulunduğu görülmektedir.
Buna göre, dava konusu olaya ilişkin olarak, Yerel Mahkeme tarafından suç tarihine göre lehte olan kanunu tayin bakımından yapılan değerlendirme sonunda, 765 sayılı TCK'nun hükümlü lehine olduğu sonucuna varılarak, bu kanunun ilgili maddelerinin bütün halinde uygulanması suretiyle kurulan önceki hükümde değişiklik yapılmasına yer olmadığına ilişkin ek kararda, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesine ve Yüksek Yargıtay'ın süre gelen uygulamalarına aykırı bir husus bulunmamaktadır.
Nitekim, Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13.10.2005 gün ve 2005/15077 E-21208 K. Sayılı, "5237 sayılı Yasanın sanıklar lehine bulunduğu ifade edilerek aynı yasanın 53. maddesine göre, hak yoksunluğu tayini suretiyle uygulama yapılarak hükmün karıştırılması "gerekçesiyle hükmün bozulmasına ilişkin ilamı ile Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, "765 sayılı TCK hükümleri lehe kabul edilmesine rağmen 5237 sayılı Kanunun 53. maddesiyle ayrıca uygulama yapılmak suretiyle yasaların karma olarak uygulanması" yönündeki içtihatları da bu konudaki itirazımızı destekler mahiyette bulunmuştur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, "Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin kısıtlanır" şeklindeki 407 ve kısıtlılığın hapis halinin sona ermesi ile kendiliğinden ortadan kalkacağına ilişkin 471. maddesi hükümleri uyarınca, bir yıl veya daha uzun süreli mahkumiyetin kanuni sonucu olan kısıtlılığın, 04.12.1929 gün ve 33-18 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, ceza hükümlülüğünün sonucu olduğu, ilamda ayrıca açıklanmasına ve hükmedilmesine gerek olmadığından, 765 sayılı TCK'nun 33. maddesinin anılan kanun hükümleri doğrultusunda, hükmün infazı sırasında nazara alınabileceği kabul edilmiştir.
5252 sayılı Kanun hükümleri ile Yüksek Yargıtay'ın uygulamaları karşısında, Yüksek Dairenin, 765 sayılı TCK'nun 31. maddesinin uygulama imkanı kalmadığı ve lehe kanunun tespitinde, önceki ve sonraki kanunların suç ve cezaların tespitine ilişkin hükümleri karşılaştırılarak lehe kanunun tespitinden sonra cezaların yasal sonuçlarını düzenleyen hükümler ile infaza ilişkin hükümlerinin karşılaştırılması suretiyle lehe kanun tespitinin iki aşamalı olarak yapılması gerektiğine ilişkin, düzeltilerek onama kararındaki gerekçelere katılmak mümkün görülmemiştir.
Kabule göre ise; düzeltilerek onama kararı verilmesi halinde, düzeltilen hükmü Yargıtay Dairesinin vermesi gerektiği halde, Yüksek Daire tarafından "5237 sayılı Yasanın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün bulunduğu gözetilerek, TCK'nun 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ibarenin esas karardan çıkarılması suretiyle…
…" şeklinde, sadece TCK'nun 31. ve 33. maddelerinin hükümden çıkarılması ile sınırlı olarak hüküm kurulması CMUK'nun 322. maddesine aykırı görülmüştür" görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Dairenin hükmün düzeltilerek onanmasına ilişkin kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
İncelenen olayda;
Sanığın C…
…. kırsalında yasa dışı PKK terör örgütü mensupları ile bağlantıya geçip sık sık kırsala giderek görüştüğü, örgütün bölge sorumlusu F…
…. Kod'un sanığa D…
…. Kod adını verdiği, sonraki tarihlerde bildirilen telefon numaralarını arayarak temas kurdukları gibi zaman zaman da kırsalda görüşme gerçekleştirdikleri, buluşmalardan birinde örgütün bölge sorumlusunun, C…
…. ilçesinde eylem yapılabilecek nitelikteki kamu binalarının görüntülerini cep telefonunun kamerasıyla saptamasını söylediği, sanığın da bu doğrultuda çalışma gerçekleştirip öncelikle Polis Merkezi, Trafik Denetleme Büro Amirliği ve Adliye Lojmanları gibi kamu binalarının görüntülerini kaydettiği, bilahare örgüt sorumlusunun üç el bombası teslim edip bunları 15.01.2005 tarihinde ilçedeki polis karakoluna atması yolunda talimat vermesi üzerine, sanığın da aynı gün 17.30 sıralarında el bombalarından birinin pimini çekip Trafik Denetleme Büro Amirliğinden çıkmakta olan iki polis memurunun üzerine attığı, patlama sonucu polis memurlarından M…
…… Pehlivanlılar'ın yaralandığı, Emniyet Müdürlüğüne ait resmi araç ile park halindeki bir kısım sivil araçların da hasar gördüğü, olaydan sonra örgütün bölge sorumlusunu telefonla arayan sanığın eylemi gerçekleştirdiğini söyleyip iki kişinin öldüğü yolundaki duyumlarını aktardığı, F-1 Model Rus yapımı parça tesirli diğer iki el bombası ile bir adet tabancanın olaydan sonra sanığın evinde usulüne uygun biçimde gerçekleştirilen aramada ele geçirildiği, sanığın samimi ikrarı, tanık anlatımları, tutanaklar, ekspertiz ve bilirkişi raporları ile dosyadaki diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkeme dosyadaki kanıtlarla uyumlu bulunan bu oluş doğrultusunda sanığın eyleminin Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiil işleme suçunu oluşturduğunu kabul ederek, F…
…. Encu'nun eylemlerine suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasası ile suçtan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasalarını ayrı ayrı uygulayarak sonuçları karşılaştırıp önceki Yasanın daha lehe olduğunu kabul ve bu Yasayı bir bütün halinde uygulamak suretiyle, sanığın 765 sayılı TCY'nın 5218 sayılı Yasa ile değişik 125, 5252 sayılı Yasanın 6. ve TCY'nın 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCY'nın 31. maddesi uyarınca müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, aynı Yasanın 33. maddesi gereğince hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık halinde bulundurulmasına karar vermiştir.
Hükmün temyizi üzerine Özel Daire, öncelikle 765 ve 5237 sayılı Yasaların suç ve yaptırımlara ilişkin hükümleri karşılaştırılıp lehe yasanın tespiti, daha sonra da 647 sayılı Yasa ve 765 sayılı Yasanın tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi ve hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın yasal sonucu olarak 5237 sayılı TCY'nın 53. maddesinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğuna işaretle hükmü bozmuş, "765 sayılı TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına" yönelik ibareleri hükümden çıkarmak ve 5237 sayılı TCY'nın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün olduğu saptamasına da yer vermek suretiyle Yerel Mahkeme hükmünü düzelterek onamıştır.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise, daha lehe sonuç verdiği anlaşılan 765 sayılı Türk Ceza Yasası ile ceza tayin edildiğine göre sanık hakkında bu Yasanın 31 ve 33. maddelerinin de uygulanması gerektiğini, anılan maddeler yerine 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 53. maddesinin uygulanamayacağını belirterek itiraz yasa yoluna başvurmuştur.
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, suçtan önceki ve sonraki yasaların hangisinin sanık lehine sonuç doğurduğunun belirlenebilmesi için yapılan karşılaştırma sonucunda 765 sayılı Yasanın daha lehe olduğu saptanıp bu Yasa ile uygulama yapıldığında, sanık hakkında 765 sayılı TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin mi yoksa 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin mi uygulanacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla ilgili olarak doğru bir sonuca ulaşabilmek için, 765 ve 5237 sayılı Yasalardaki yaptırım sistemi, bu sistemin dayandığı esaslar ve lehe yasa uygulamasında dikkate alınacak hususların değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın, 12. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihinde tüm ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 11. maddesinde cezalar, cürümlere ve kabahatlere mahsus olmak üzere düzenlenmiş olup, cürümlere mahsus cezalar; "ağır hapis, hapis, ağır para cezası ve kamu hizmetlerinden mahrumiyet", kabahatlere mahsus cezalar ise; "hafif hapis, hafif para cezası ve belirli bir meslek sanatın tatili" şeklinde sıralanmış, ayrıca 647 sayılı Yasanın 1. maddesinde de cezalar, infaz yönünden üçlü ayrıma tabi tutulmuştur.
Öğretide de, cezalar "aslî, fer'î ve mütemmim" olmak üzere ayırtılıp adlandırılmış, aslî cezanın, yasa koyucunun o suça mahsus ve doğrudan doğruya suçun karşılığı olmak üzere koyduğu yaptırım olduğu konusunda genel bir uzlaşı sağlanmış ancak, fer'î ve mütemmim cezalar konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım yazarca, fer'î cezanın herhangi bir hükme ve hâkim kararına gerek olmaksızın asli cezaya eklenen ceza olduğu, mütemmim cezaların ise, hâkimin hükmünde ayrıca gösterilmesinin zorunlu bulunduğu, diğer bir kısım yazarca ise; yukarıdaki tanımların tam aksine olarak, asıl cezaya eklenen ve infazı hükmedilmesine bağlı olan cezanın fer'î, hükme gerek kalmaksızın, mahkûmiyetin yasal sonucu olarak, kendiliğinden mahkûmiyete eklenen cezaların ise mütemmim cezalar olduğu belirtilmiştir.
Yargısal kararlarda da, memuriyetten yoksunluk, kamu hizmetlerinden yasaklılık, belirli bir meslek ve sanatın tatili veya yasal kısıtlılığı gerektiren diğer hallerde, başka bir anlatımla 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31, 33, 34 ve 35. maddelerinin uygulanma koşullarını gösteren kararlarda, kavram birliği bulunmamakla birlikte ek ceza, mütemmim ceza ve fer'i ceza terimlerine yer verilmiştir.
765 sayılı Yasanın 11 ve 25. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve kabahatlere özgü bir ceza olan "Muayyen bir meslek ve sanatın tatili", kesinleşen cezanın siyasi bir hizmete seçilmeye veya memuriyete engel olduğu taktirde, seçilmişliğin veya memuriyetin ortadan kalkacağına ilişkin 34. madde hükmü ile, yine resmi sıfat yada yapılması için dairesinden ruhsatname veya şehadetname verilmesine bağlı olan meslek ve sanatın kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda kamu hizmetlerinden yasaklanma koşullarını düzenleyen 35.madde hükmünün uygulanma koşullarının belirlenmesinin uyuşmazlığın çözümüne herhangi bir katkısı bulunmayacağından, konuyla ilgili olarak 765 sayılı Yasanın 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanma koşulları ile sonuçlarının irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
765 sayılı TCY'nın 20. maddesinde, geçici ve sürekli kamu hizmetlerinden yasaklılık cezasının kapsamı 6 bent halinde gösterilip, geçici yasaklılığın süresinin 3 aydan 3 yıla kadar olduğu belirtilmiştir.
3679 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın 20. maddesinde yapılan değişikliğin aynı Yasanın 31. maddesindeki "üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezasına mahkûmiyet" halinde ceza süresi kadar kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezasının süresini değiştirip değiştirmediği hususu 30.06.1995 gün ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına konu olmuş, anılan İçtihadı Birleştirme Kararında;
"Özgürlüğe ve mal varlığına yönelik olmayan ancak medeni ehliyeti kaldıran nitelikte yani kişinin vatandaşlık haklarının bir kısmını kullanabilmesini veya bu haklara sahip olmasını etkileyen bir ceza olan kamu hizmetlerinden yasaklılık TCY'nın 11. maddesinde "cürümlere mahsus ceza" olarak öngörülmüştür.
Kamu hizmetlerinden yasaklılık cezası, özgürlüğü bağlayıcı ceza ile birlikte hükmolunan "tamamlayıcı ceza" (md. 20) yada ceza hükümlülüğünün sonucu olan "ek-fer'i ceza" (md.31) niteliğindedir. Bu ceza süreli (geçici) veya sürekli (ömür boyu) olsa da aynı tür cezadır. Yani Ceza Yasasının 20. ve 31. maddelerinde yer alan kamu hizmetlerinden yasaklılık cezası tek ve aynı kavramdır.
....Ceza Yasasının 20. maddesinde yapılan değişiklik sonucu 31. maddede yer alan yasaklama cezasının üst sınırı da üç seneye indirilmiş olup, bu cezanın da mahkeme kararlarında mutlaka gösterilmesi gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Beş yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde, 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 471. maddesi hükmü de dikkate alınmak suretiyle, "hapis hali sona erinceye kadar yasal kısıtlılığı gerektiren 765 sayılı TCY'nın 33/1. maddesinin uygulanma koşullarını gösteren 4.12.1929 gün ve 33-18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, yasal kısıtlılığın hükümlülüğün doğal sonucu olması nedeniyle, hükümde ayrıca açıklanmasına ve gösterilmesine gerek bulunmadığı belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında 765 sayılı Yasanın 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanma koşullarını şu şekilde özetlemek mümkündür;
Anılan Yasanın 20. maddesinde yer alan ve cürümlere mahsus tamamlayıcı bir ceza niteliğindeki kamu hizmetlerinden yasaklılık cezasının, hangi hallerde uygulanacağı maddede 6 bent halinde sınırlı bir şekilde sayılmış ve aynı madde uyarınca bu cezanın sürekli ya da yasada belirtildiği hallerde 3 aydan 3 yıla kadar olmak üzere süreli olması hükme bağlanmıştır.
TCY'nın 31. maddesinde düzenlenen, 30.6.1995 gün ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da fer'i ceza olduğu vurgulanan, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası, 5 yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu mahkûmiyetin doğal sonucu olarak sürekli, 3 yıldan 5 yıla kadar ağır hapse mahkûmiyet halinde ise, ceza süresince, ancak üç yılı geçmemek üzere kamu hizmetlerinden yoksunluğu gerektirmektedir.
765 sayılı TCY'nın 33. maddesi uyarınca 5 seneden fazla ağır hapse mahkûmiyet halinde hükümlü, mahkumiyetin doğal sonucu olarak "hapis hali sona erinceye kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulacağından, bu kısıtlılığın hükümde ayrıca açıklanmasına ve gösterilmesine de gerek bulunmamaktadır.
765 sayılı TCY'sındaki 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanması koşulları bu şekilde belirtildikten sonra, 5237 sayılı TCY'nın yaptırım sisteminin değerlendirilmesi gerekmektedir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasada "cürüm-kabahat", "asli-fer'i" ceza ayrımı kaldırılarak, yaptırım olarak cezalar ve güvenlik tedbirlerine yer verilmiştir.
5237 sayılı TCY'nın "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm", 45 ilâ 60. maddelerinde; suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiş, bir kısım kabahatlerin ceza yasasından çıkarılması, bir kısım kabahatlerin de suç olarak düzenlenmesi nedeniyle, ağır ve hafif hapis ile ağır ve hafif para cezası ayrımı kaldırılarak, ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüş, hapis cezası da süresi ve infaz koşulları dikkate alınmak suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis cezası şeklinde üçlü bir ayrıma tabi tutulmuş, ayrıca süreli hapis cezası da kısa ve uzun süreli olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutularak kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlara yer verilmiştir.
5237 sayılı TCY'nın 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de yasallık ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "İkinci Bölüm" de, "Güvenlik Tedbirleri" düzenlenmiş, Yasanın 53. maddede "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma", 54. maddede "Eşya müsaderesi", 55. maddede "Kazanç müsaderesi", 56. maddede "Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri," 57. maddede "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri," 59. maddede "Sınır dışı edilme" ve 60. maddede "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Kuşkusuz güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla da sınırlı olmayıp, özel yasalarda da, yasallık ilkesine uyulmak koşuluyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi olanaklıdır.
5237 sayılı Yasanın 53. maddesinde;
"(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar." şeklindeki hüküm ile, 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31, 33, 34 ve 35. maddelerinde yer alan hak mahrumiyetleri ve kısıtlılıklar tek bir madde altında toplanmıştır.
Anılan madde ile getirilen sistem ve uygulama koşulları madde gerekçesinde; "İşlediği suç dolayısıyla toplumda kişiye karşı duyulan güven sarsılmaktadır. Bu nedenle, suçlu kişi özellikle güven ilişkisinin varlığını gerekli kılan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaktadır. Madde metninde, işlediği suç dolayısıyla kişinin hangi hakları kullanmaktan yoksun bırakılacağı belirlenmiştir.
Ancak, bu hak yoksunluğu süresiz değildir. Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle, madde metninde söz konusu hak yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi öngörülmüştür. Böylece, kişi mahkûm olduğu cezanın infazının gereklerine uygun davranarak bunun tamamlanmasıyla kendisinin tekrar güven duyulan bir kişi olduğu konusunda topluma da bir mesaj vermektedir. Bu bakımdan hak yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması aşamasına kadar devam etmesi, suç ve ceza politikasıyla güdülen amaçlara daha uygun düşmektedir.
Bu sistemde süresiz bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz edilemeyecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasında mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, dördüncü fıkrada, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında mahkûm oldukları cezaya bağlı herhangi bir hak yoksunluğunun doğmadığı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında, belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla mahkûmiyet hâlinde, mahkûm olunan cezanın infazından sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır.
Altıncı fıkrada, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, yine güvenlik tedbiri olarak, belli bir süre için bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği öngörülmüştür." şeklinde açıklanmıştır.
Görüldüğü gibi 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31,33, 34 ve 35. maddelerinde düzenlenen hak mahrumiyetleri "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlığı altında yeni sistemde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş olup, esasen güvenlik tedbiri olarak adlandırılan ve mahkûmiyetin yasal sonucu olan bu hak mahrumiyetleri, bu niteliğiyle ek-fer'i ceza niteliğini taşımaktadır. Maddenin 1. fıkrasında beş bent halinde düzenlenen bu yoksunluklar, mahkûmiyetin doğal sonucu olduğundan, kararda gösterilmemiş olsa bile hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olamazlar, 1. fıkrada belirtilen hak yoksunlukları esasen 765 sayılı TCY'nın 20. maddesinde düzenlenen hak yoksunlukları ile paralellik arz etmekte ise de, 5237 sayılı TCY'sında hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş, bu nedenle yeni sistemde memnu hakların iadesi müessesesine yer verilmemiştir. Kural hak yoksunluklarının infazın tamamlanmasıyla sona ermesi ise de, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Yine maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm oldu
7. Ceza Dairesi, 2022/17110 E., 2024/4061 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi (Çocuk Mahkemesi sıfatıyla)
tam metni aç
çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzman doktoru tarafından düzenlenen raporlar ile tespit edilmesi karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, 5237 sayılı Kanun'un 56 ncı maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına ve çocuklara özgü güvenlik tedbirine hükmolunmasına karar verilmesi yerine yazılı
7. Ceza Dairesi 2022/17110 E. , 2024/4061 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi (Çocuk Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2020/329 E., 2021/686 K.
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet
HÜKÜM : Beraat, kaçak eşyanın müsaderesi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Suça sürüklenen çocuk hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I.TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemi, suça sürüklenen çocuk hakkındaki beraat hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğuna, müsadere hükmünde sigara yerine içkilerin müsaderesine karar verildiğine, hükmün açıklanan sebeplerle bozulması gerektiğine ilişkindir.
II.GEREKÇE
1.Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, 30.12.2015 tarihinde kolluk ekiplerince yapılan uygulamada, suça sürüklenen çocuk ...'in elindeki siyah poşet içerisinde görünür vaziyette sigaralarla yürüdüğünün tespiti üzerine, suça sürüklenen çocuk elindeki poşette bulunan 21 karton gümrük kaçağı sigarayı rızası ile teslim etmiştir.
2.Suça sürüklenen çocuk soruşturma aşamasında sigaraları ticari amaçla almadığını, kovuşturma aşamasında ise suça konu sigaraları çobanlara satmak amacıyla aldığını beyan etmiştir.
3. Dosya kapsamına göre Iğdır Devlet Hastanesinin 04.01.2016 tarihli raporunda, suça sürüklenen çocuk ...'in sigara kaçakçılığı suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediği tıbbi kanaatinin bildirildiği, yine sosyal hizmet uzmanı ...'in hazırladığı 24.03.2016 tarihli Sosyal İnceleme Raporuna göre de suça sürüklenen çocuk ...'in işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğunun rapor edildiği anlaşılmıştır.
4. Suça sürüklenen çocuk ...'in işlediği suçun hukuki anlam ve sonuçlarını anlayabilme ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediğinin sosyal inceleme raporu ve çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzman doktoru tarafından düzenlenen raporlar ile tespit edilmesi karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, 5237 sayılı Kanun'un 56 ncı maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına ve çocuklara özgü güvenlik tedbirine hükmolunmasına karar verilmesi yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi ve suça konu eşya "sigara" olduğu halde "bandrolsüz içki" olarak belirtilmek suretiyle müsaderesine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
III.KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
17.04.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/237 E., 2024/25 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Ancak TCK'nın 50. maddesindeki seçenek yaptırım olarak öngörülen güvenlik tedbirleri ile TCK'nın "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde 53-60. maddeler arasında düzenlenen klasik güvenlik tedbirleri arasında bir fark bulunduğu da bir gerçektir.
Ceza Genel Kurulu 2022/237 E. , 2024/25 K.
"İçtihat Metni"
DİRENME
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 255-468
I. HUKUKİ SÜREÇ
Hakkı olmayan yere tecavüz suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesine ilişkin Torul Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.09.2014 tarihli ve 105-248 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.05.2018 tarih ve 7064-5707 sayı ile;
"Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;
1- 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendindeki düzenlemenin, 'belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma'yı öngördüğü, yasada geçen 'etkinlik' kavramının ise, '...insanın, çevresiyle arasındaki ilişkileri düzenleyen her türlü eylem-çalışma, iş yapma, işlerlik ve devinimi' ifade ettiği, bu fıkraya göre belirli yerler ve etkinlikler; temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan sanığın suç işlemesinde, suça yönelmesinde ya da zararlı alışkanlıklar edinmesinde veya bağımlılık yapan maddeler kullanmasında çevresel, psikolojik, sosyal veya ekonomik etkisi bulunan ya da sanığın yeniden suç işlemesine yol açan etkenleri tetikleyecek yerler veya etkinliklerdir. Bu bağlamda sanık hakkında hükmedilecek seçenek yaptırımın infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın, sanığın yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, sanığın sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak niteliğinde olması gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının, 5237 sayılı TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca soyut ifadelerle infazda kuşkuya neden olacak şekilde, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacak şekilde '13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme' tedbirine çevrilmesi,
Kabule göre de;
2- YCGK 15.04.2014 tarih 2013/13-689E-2014/191K sayılı kararı gereğince, hükümde 6 ay 20 gün hapis cezasının, cezanın yarısından bir katına kadar süreyle tedbire çevrilebileceği gözetilmeden, cezanın bir katını aşacak biçimde 13 ay 10 gün süre ile tedbire çevrilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Torul Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2019 tarih ve 161-46 sayı ile sanığın TCK'nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verilmiş, bu hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 14.10.2020 tarih ve 28258-17024 sayı ile; "Ceza Genel Kurulunun 03.04.2018 tarih ve 2017/853 Esas, 2018/135 Karar sayılı ilamı ve 09.02.2016 tarih ve 2014/71 Esas, 2016/42 Karar sayılı ilamı da gözetildiğinde; bozmadan önce verilen ve yalnızca sanık tarafından temyiz edilen Torul Asliye Ceza Mahkemesinin 22.09.2014 tarihli kararı ile hükmedilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca tedbire çevrildiği ve aleyhe temyiz olmadığı, 1412 sayılı CMUK'un 326/son madde ve fıkrası uyarınca sanık lehine kazanılmış hak oluşması nedeniyle, son hükümde verilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca başka bir tedbire karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde adli para cezasına hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Torul Asliye Ceza Mahkemesi 23.09.2021 tarih ve 255-468 sayı ile;
"TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrası '1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; a) Adlî para cezasına, b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine, c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye, d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya, f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir.' hükmünü içermektedir. Madde başlığının 'kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar' olması ve yukarıda belirtilen maddede kanun koyucu bir öncelik sırası belirtmediğinden, kısa süreli hapis cezası suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre belirtilen seçenek yaptırımlardan herhangi birine çevrilebilir. Bu nedenle seçenek yaptırımların biri diğerine göre daha ağır sonuç doğurmamaktadır. Nitekim TCK'nın 50. maddesinin 3. fıkrasında da 'Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.' denilmektedir. TCK'nın 50/1. maddesinde belirtilen seçenek yaptırımlardan biri diğerine göre daha ağır bir yaptırım olarak belirlenmiş olsaydı TCK'nın 50/3. maddesinde uygulanabilecek seçenek yaptırımlar daha ağır veya daha hafif olarak sınıflandırılmak üzere açıkça belirtilirdi. Oysa ki madde metni 'birine çevrilir' ifadesiyle bitmektedir. Bu ifade de seçenek tedbirlerin birbirleri arasında daha ağır veya daha hafif yaptırımlar olarak kabul edilemeyeceğini göstermektedir. TCK'nın 50/3. maddesinden çıkarılacak sonuç, daha önceden hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası hakkında TCK'nın 50. maddesi uyarınca seçenek tedbir uygulanması gerektiği ve kanun metnindeki 'birine çevrilir' ifadesinden de anlaşıldığı üzere bu tedbirler bir bütün olarak TCK'nın 50. maddesi kapsamında değerlendirildiğinden birinin diğerine göre ağır sonuç doğurmadığıdır.
Sanık hakkında 2014/105 E. 2014/248 K. sayılı dosyada yapılan yargılamaya nazaran 2018/161 E. 2019/46 K. sayılı dosyada verilen hükümde alt sınırdan uzaklaşılmayarak daha az bir ceza olan neticeten 5 ay hapis cezası ve 80 TL adli para cezasına hükmolunmuş, hapis cezası da yine bir önceki yargılamada olduğu gibi TCK'nın 50/1. maddesi uyarınca seçenek yaptırıma çevrilmiş, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2016/7064 E. 2018/5707 K. sayılı bozma ilamındaki bozma sebebi de göz önünde bulundurularak adli para cezası seçenek yaptırımı tercih edilmiştir. Dava konusu olay ile TCK'nın 50/1-d kapsamına uygun yeni bir tedbir kararı verilemeyeceği anlaşıldığından mahkememizce 19/03/2019 tarih, 2018/161 E. 2019/46 K. sayılı hükümde suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre TCK'nın 50/1-a maddesi gereğince adli para cezası seçenek yaptırımı tercih edilmiştir. Sonuç olarak yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamalar doğrultusunda, TCK'nın 50. maddesinde belirtilen seçenek yaptırımlar arasında birinin diğerine göre daha ağır sonuç doğurmayacağı, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre Hâkim tarafından uygun bir seçenek yaptırımın belirlenebileceği ve bu nedenle de verilen hükmün kazanılmış hak ilkesine aykırılık oluşturmayacağı," gerekçesiyle bozmaya direnerek, sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2021 tarihli ve 143344 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.04.2022 tarih ve 18622-5930 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme tedbirine çevrilmesine ilişkin ilk hükmün, sanık tarafından temyiz edilip bozulması üzerine bu kez Yerel Mahkemece temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verilmesinin 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326/son maddesine aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup ayrıca direnme kararından sonra, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Hakkı olmayan yere tecavüz suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Torul Asliye Ceza Mahkemesince 22.09.2014 tarih ve 105-248 sayı ile; temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesine karar verildiği,
Bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.05.2018 tarih ve 7064-5707 sayı ile; seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak ve temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacak şekilde kısa süreli hapis cezasının "13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme" tedbirine çevrilmesi, kabule göre de; 6 ay 20 gün hapis cezasının yarısından bir katına kadar süreyle tedbire çevrilebileceği gözetilmeden, cezanın bir katını aşacak biçimde 13 ay 10 gün süre ile tedbire çevrilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Torul Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2019 tarih ve 161-46 sayı ile; temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK'nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verildiği,
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 14.10.2020 tarih ve 28258-17024 sayı ile; CMUK'un 326/son madde ve fıkrası uyarınca sanık lehine kazanılmış hak oluşması nedeniyle, son hükümde verilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca başka bir tedbire karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde adli para cezasına hükmedilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Torul Asliye Ceza Mahkemesi ise 23.09.2021 tarih ve 255-468 sayı ile bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verdiği,
Ev hanımı olduğunu ve aylık bir geliri bulunmadığını beyan eden sanığın direnme kararına yönelik 28.09.2021 tarihli temyiz dilekçesinde cezasının tedbire çevrilmesi gerekirken adli para cezası ile cezalandırıldığını belirttiği,
Anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Yerel Mahkemece 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326/son maddesine aykırı davranılıp davranılmadığı:
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Aleyhe bozma yasağı; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında, hükümde, yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır.
Latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.
Anılan kural, CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ceza muhakeme hukukumuzda bu madde dışında yaptırım ve cezayı aleyhe değiştirmeme yasağını düzenleyen başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre ceza hukukunda genel anlamda kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca CMUK’un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi veya aleyhte düzeltme yasağının söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 307/4. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi korunmuştur.
Kanun'un açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere; yaptırım ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza ve yaptırım miktarı ile sınırlıdır. Kanun koyucu suçun niteliği veya adı yönünden sanık yararına kazanılmış bir hak tanımamıştır.
Ceza miktarı yönünden kazanılmış hak ise; sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen cezanın ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olmamasıdır.
Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde aleyhe değiştirme yasağına bir aykırılığın söz konusu olup olmadığı, önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların sanığın sosyal ve ekonomik durumu da gözönüne alınarak tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir.
Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için, TCK'nın 50. maddesindeki kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların hukuki niteliği üzerinde durulması gerekmektedir.
TCK'nın "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Cezalar" başlıklı birinci bölümünde yer alan "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesi;
"(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir." şeklinde düzenlenmiş iken 01.03.2008 tarihli ve 26803 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile anılan maddenin altıncı fıkrasında yer alan "yaptırımın" ibaresi "tedbirin"; 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile de söz konusu maddenin altıncı fıkrasında yer alan "hükmü veren mahkeme" ibaresi "infaz hâkimliği" ve yedinci fıkrasında yer alan "hükmü veren mahkemece" ibaresi "infaz hâkimliğince" şeklinde değiştirilerek madde son şeklini almıştır.
Hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur. Kanun koyucu bu kapsamda hâkime belli şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir.
Kanun'da seçenek yaptırımlardan adli para cezasının ceza niteliğinde olduğu açıkça vurgulanmış iken diğer seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde olup olmadıklarına tam bir açıklık getirilmeden sadece tedbir niteliğinde oldukları belirtilmekle yetinilmiştir.
Ceza kanunumuzda suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiştir. TCK'nın 45. maddesinin madde metni ve gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüştür. Şu hâlde adli para cezası dışındaki diğer seçenek yaptırımların her biri aynı nitelikte olmamakla birlikte güvenlik tedbiri olduğu kabul edilmelidir. Nitekim 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun 4/1-d maddesinde açıkça adli para cezası dışındaki seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
Ancak TCK'nın 50. maddesindeki seçenek yaptırım olarak öngörülen güvenlik tedbirleri ile TCK'nın "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde 53-60. maddeler arasında düzenlenen klasik güvenlik tedbirleri arasında bir fark bulunduğu da bir gerçektir. Güvenlik tedbirlerinin uygulanabilmesi için kusurun tespit edilmesine gerek yokken seçenek yaptırım olan güvenlik tedbirleri ancak kusurlu bulunan kişi hakkında uygulanabilmektedir. Bu bakımdan TCK'nın 50. maddesindeki seçenek yaptırım niteliğindeki güvenlik tedbirleri kısa süreli hapis cezasının yerine uygulanmaktadır (İkame sistemi). Mahkemece hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak tedbire hükmedilmesi hâlinde faile ayrıca ceza verilemeyecektir.
Aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup TCK'nın 50. maddesindeki güvenlik tedbiri niteliğindeki seçenek yaptırımların yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği ileri sürülebilir ise de; aleyhe değiştirme yasağının amacı, sanık veya sanık lehine kanun yoluna başvuran kişilerin, aleyhe bir sonuç ile karşılaşacakları korkusu yaşamaksızın kanun yollarına başvurmalarını temin etmek olup aleyhe temyiz bulunmayan ahvalde sanığın bozma kararından sonraki durumunun kanun yoluna başvurmadan önceki durumundan daha kötü olmaması gerekir. Bu nedenle ceza olmamakla beraber ceza yerine hükmolunan TCK'nın 50. maddesindeki seçenek tedbirlerin de, CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası kapsamında ceza gibi kabul edilmesi gerekir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli ve 162-65 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Hukuki nitelikleri bu şekilde belirlenen seçenek yaptırımların sonuçları üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
TCK'nın 50. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbir olacaktır. Dolayısıyla kişi hakkında hapis cezasına mahkûmiyete bağlı sonuçlar doğmayacaktır. Bu da daha sonra işlediği suç nedeniyle verilen hapis cezasının ertelenmesine veya kamu davasının açılmasının ertelenmesine engel teşkil etmeyecektir. Yine kısa süreli hapis cezasının tedbire çevrilmesi hâlinde daha sonra işlediği suç nedeniyle tekerrür hükümlerinin uygulanması mümkün olmayacaktır.
Öte yandan, hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, TCK'nın 50. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca infaz hâkimliğince kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilip bu karar derhâl infaz edilecektir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmayacaktır. Ancak hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda ise aynı maddenin yedinci fıkrası uyarınca infaz hâkimliğince tedbir değiştirilebilecek ve hükmolunan kısa süreli hapis cezası anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca adli para cezasına çevrilemese de aynı fıkrada yer alan diğer bir tedbire hükmedilebilecektir. Bu bağlamda kanun koyucu tarafından TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen seçenek tedbirlerin aynı fıkrada düzenlenen adli para cezasından ayrı tutulduğu ancak seçenek tedbirler arasında kazanılmış hakka konu olabilecek bir fark gözetilmediği kabul edilmelidir.
Diğer taraftan kısa süreli hapis cezası yerine hükmolunan adli para cezasının infazına ilişkin gereklerin yerine getirilmemesi hâlinde, TCK'nın 50. maddesinin altıncı fıkrasında 5739 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik nedeniyle artık kısa süreli hapis cezasının infazına karar verilemeyecektir. Bu durumda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un adli para cezasının infazına ilişkin 106. maddesi hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme tedbirine çevrilmesine ilişkin ilk hükmün, sanık tarafından temyiz edilip bozulması üzerine bu kez Yerel Mahkemece temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verildiği anlaşılan olayda;
TCK'nın 50. maddesinde düzenlenen seçenek yaptırımlar arasında yer alan adli para cezasının ceza, diğer seçenek yaptırımların ise güvenlik tedbiri niteliğinde kabul edilmesi, anılan maddenin beşinci fıkrası uyarınca uygulamada asıl mahkûmiyetin bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbir olması, seçenek tedbirlerden farklı olarak adli para cezasının tekerrüre esas teşkil etmesi, sanığın sosyal ve ekonomik durumu ile kısa süreli hapis cezasının tedbire çevrilmesine yönelik talebi göz önünde bulundurulduğunda güvenlik tedbirinin aksine adli para cezasının infazının sanık için ekonomik bir külfet yükleyecek nitelikte bulunması ve "Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir." şeklinde düzenlenen TCK'nın 50. maddesinin yedinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda anılan maddenin birinci fıkrasında hüküm altına alınan seçenek tedbirler arasında kanun koyucu tarafından kazanılmış hakka konu olabilecek bir fark gözetilmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanık bakımından kısa süreli hapis cezasının adli para cezası yerine seçenek tedbire çevrilmesinin daha lehe olduğu ve yalnız sanık lehine temyiz edilen önceki hükümde sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak şekilde ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıracak biçimde 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesi nedeniyle de bozmadan sonra yapılan yargılamada kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen diğer bir seçenek tedbire çevrilmesi gerektiği gözetilmeden, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan CMUK'un 326. maddesinin son fıkrasında hüküm altına alınan aleyhe değiştirme yasağı ilkesine aykırı olacak bir biçimde adli para cezasına çevrilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bu uyuşmazlık konusu bakımından bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
B- Direnme kararından sonra, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığı
1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile CMK'nın mülga 250. maddesi başlığı ile birlikte;
"Seri muhakeme usulü
(1) Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),
2. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),
3. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),
4. Gürültüye neden olma (madde 183),
5. Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra),
6. Mühür bozma (madde 203),
7. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),
8. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra),
9. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268),
suçları.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç.
d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç.
e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.
(2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir.
(3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.
(4) Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler.
(5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir.
(6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir.
(7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmez.
(8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında;
a) Şüphelinin kimliği ve müdafii,
b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi,
c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri,
d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,
f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti,
g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği,
h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri,
gösterilir.
(9) Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır.
(10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz.
(11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz.
(12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz.
(13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz.
(14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir.
(15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, 31. maddesiyle de CMK'ya;
"(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla;
...
c) 250 nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır.
d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.
..." şeklinde geçici 5. madde eklenerek 01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmaması öngörülmüştür.
14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle CMK'nın 250. maddesinin dördüncü fıkrasına "temel cezadan" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve koşulları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan" ibaresi, sekizinci fıkrasına "Bu fıkraya aykırı olarak düzenlendiği, belirlenen yaptırımda maddi hata yapıldığı, yaptırım hakkında 231 inci veya Türk Ceza Kanununun 50 nci ve 51 inci maddelerinin uygulanmasında objektif koşulların gerçekleşmediği ya da teklif edilen cezanın mahiyetine uygun bir güvenlik tedbiri belirtilmediği anlaşılan talep yazısı, eksikliklerin tamamlanması amacıyla mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına iade edilir. Cumhuriyet savcısı tarafından eksiklikler tamamlandıktan ve hatalı noktalar düzeltildikten sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilir.", onbirinci fıkrasına ise "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." cümleleri eklenmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan "şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda" ibaresi "şartların gerçekleştiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda" şeklinde, ondördüncü fıkrası ise "Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler." biçiminde değiştirilmiş ve madde son şeklini almıştır.
Seri muhakeme usulü, CMK'nın 250. maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlarla sınırlı olmak üzere belirli şartlarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yoludur. Bahse konu suçlarla ilgili yürütülen soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmemesi ve anılan maddede yer alan şartların gerçekleştiğinin anlaşılması hâlinde Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri seri muhakeme usulü hakkında şüpheliyi bilgilendirecek, bu usulün uygulanması için Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan teklifin müdafi huzurunda şüpheli tarafından kabul edilmesi hâlinde ise bu usul uygulanacaktır. Dolayısıyla seri muhakeme usulü, belirli uyuşmazlıklarda uygulama girişiminde bulunulması zorunlu olan ve bu nedenle aynı zamanda muhakeme şartı oluşturan, özel bir ceza muhakemesi türüdür (Hakan Karakehya-Asuman İnce Tunçer, Seri Muhakeme Usulünün Adil Yargılanma Hakkı ve Diğer Bazı Anayasal İlkeler Açısından Değerlendirilmesi, Hakemli Makale).
Bu usulün uygulanması durumunda Cumhuriyet savcısı, TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan ve şartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirledikten sonra seri muhakeme usulünün uygulanmasını görevli mahkemeden talep edecektir. Mahkemece şüpheli müdafi huzurunda dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanmasının şüpheliye teklif edildiği, şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul ettiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere CMK'nın 250. maddesinin dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda hüküm kurulacak aksi hâlde talep reddedilip soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilecektir.
Bu bağlamda seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.
Bu aşamada suçta ve cezada kanunîlik ilkesinin üzerinde durulması gerekmektedir.
Latince Nullum crimen sine lege ve Nulla poena sine lege olarak ifade edilen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi hukukun egemen olduğu tüm demokratik ülkelerce kabul edilmiş ve yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinde de; "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." şeklinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde; "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan Anayasa Mahkemesince 21.04.2022 tarih ve 87-44 sayı ile;
"30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında itiraz konusu kuralın bulunduğu bentte yer alan '...kovuşturma evresine geçilmiş...', '...hükme bağlanmış...' ibarelerinin 'basit yargılama usulü yönünden' iptaline karar vermiştir (AYM; E.2020/16, K.2020/33, 25.06.2020, §§ 23-27; E.2020/81, K.2021/4, 14/1/2021, §§ 27-28.). Anılan kararlarda, kesinleşmiş yargı kararıyla sonuçlanmamış yargılamalarda yeni muhakeme usulünün uygulanabilir olduğunun tespiti yapılmıştır. Bununla birlikte basit yargılama usulünün uygulanması durumunda sonuç cezanın sanık lehine indirilmesinin zorunlu olması nedeniyle kural için suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında lehe kanunun geçmişe yürütülmesi ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu kararlarda belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma aşamasında olan veya hükme bağlanmış dosyalarda lehe hükümler içeren basit yargılama usulünün uygulanmasını önleyen kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle bağdaşmadığı tespit edilmiştir.
31. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28.02.2013.).
32. İtiraz konusu kural, belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş ya da hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağını öngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Kanun’un 250. maddesinin (4) numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarı oranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir. Buna göre itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Kuralın bu niteliği ve yargılama üzerindeki etkisi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve E.2020/16, K.2020/33 ile 14/1/2021 tarihli ve E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararlarında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum söz konusu değildir.
33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır..." gerekçesiyle CMK'ya, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın hakkı olmayan yere tecavüz suçunu işlediği iddia ve kabul edilen olayda; 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi ve bu muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; hakkı olmayan yere tecavüz suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bu uyuşmazlık konusu bakımından bozulmasına karar verilmelidir.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Torul Asliye Ceza Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli ve 255-468 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık bakımından kısa süreli hapis cezasının adli para cezası yerine seçenek tedbire çevrilmesinin daha lehe olduğu ve yalnız sanık lehine temyiz edilen önceki hükümde sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak şekilde ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıracak biçimde 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesi nedeniyle de bozmadan sonra yapılan yargılamada kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen diğer bir seçenek tedbire çevrilmesi gerektiği gözetilmeden, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan CMUK'un 326. maddesinin son fıkrasında hüküm altına alınan "aleyhe değiştirme yasağı" ilkesine aykırı olacak bir biçimde adli para cezasına çevrilmesi isabetsizliğinden ve 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi karşısında hakkı olmayan yere tecavüz suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeninden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.01.2024 tarihinde yapılan müzakerede, (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.