Türk Ceza Kanunu 67. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 67- (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.
(2) Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
halinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.
Ceza zamanaşımı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
612 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2024/2 E., 2024/164 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 16.09.2014 sorgu tarihi olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 7 yıl 6 aylık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu," gerekçesiyle bozulm
Ceza Genel Kurulu 2024/2 E. , 2024/164 K.
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2020/30819
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 187-390
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Suça sürüklenen çocuğun beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan beraatine ilişkin Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.10.2015 tarihli ve 187-390 sayılı hükmün, katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 05.04.2023 tarih ve 13270-2048 sayı ile; "...Suça sürüklenen çocuğun yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 99 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve aynı maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesi gereği 7 yıl 6 aylık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 16.09.2014 sorgu tarihi olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 7 yıl 6 aylık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu," gerekçesiyle bozulmasına ve suça sürüklenen çocuk hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 14.06.2023 tarih ve 30819 sayı ile; "...Suç tarihi itibariyle TCK'nın 102/2, 102/3-a, 102/5, 31/2 maddeleri gereğince cezalandırılması istenen suça sürüklenen çocuğun 6545 sayılı Yasa ile değişik TCK'nın 102/2, 102/3-a maddelerine temas ettiği, her iki halde de suç tarihinde 13 yaşı içinde olan suça sürüklenen çocuk yönünden olağan dava zamanaşımının 10 yıl, TCK'nın 67/4 maddesi gereğince kesintili dava zamanaşımının 15 yıl olacağı, zamanaşımını kesen son usuli işlem olan suça sürüklenen çocuğun sorgusunun yapıldığı 16.09.2014 tarihinden itibaren inceleme tarihine kadar 10 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolmadığı, keza 2012 yılı yaz ayları olarak belirtilen suç tarihine göre de 15 yıllık kesintili dava zamanaşımı süresinin dolmadığı" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.10.2023 tarih ve 8673-6776 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Katılan mağdurenin suça sürüklenen çocuğa yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine dair hüküm Özel Dairece onanmakla kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme suça sürüklenen çocuk hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Özel Dairece suça sürüklenen çocuk hakkında dava zamanaşımının gerçekleştiğinden bahisle verilen düşme kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Suç tarihlerinde 33-34 yaşlarında olan katılan mağdurenin 30.05.2013 tarihinde hamile olduğunun anlaşılması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında alınan beyanında teyzesinin oğlu olan, 13-14 yaşındaki suça sürüklenen çocukla 2012 yılı yaz aylarından itibaren birden fazla defa zorla cinsel ilişkiye girdiğini iddia ettiği, suça sürüklenen çocuğun ise katılan mağdurenin zorlamasıyla aralarında bir defa cinsel ilişkinin gerçekleştiğini savunduğu, 29.10.2013 tarihinde dünyaya gelen bebeğin biyolojik babasının %99,99 ihtimalle suça sürüklenen çocuk olabileceğinin Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporla tespit edildiği,
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 24.04.2014 tarihli ve 3601-138 sayılı iddianamesi ile; suça sürüklenen çocuğun işlediği iddia edilen beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-a, 102/5, 43 ve 31/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesince suça sürüklenen çocuğun sorgusunun 16.09.2014 tarihinde yapıldığı; 02.10.2015 tarih ve 187-390 sayı ile de beraatine karar verildiği,
Hükmün katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 05.04.2023 tarih ve 13270-2048 sayı ile; suça sürüklenen çocuk hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesine karar verildiği,
Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 04.06.2013 tarihli sağlık kurulu raporuna göre; hafif mental retardasyonu bulunan katılan mağdurenin ruh sağlığının bozulmadığı,
Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 31.10.2013 tarihli sağlık kurulu raporunda; hafif mental retardasyon ve post travmatik stres bozukluğu tanıları konulan katılan mağdurenin, kendisine yönelen eylemlerin hukuki mahiyetini anlama yeteneğinin gelişmediğinin ve ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 11.08.2014 tarihli raporunda; katılan mağdurede orta ile hafif derece sınırında zekâ geriliği saptandığının, hayatının ilk yıllarından başlayıp ömrü boyunca sürecek olan bu zekâ geriliğinin mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmadığının ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak mahiyet ve derecede olduğunun, olayın kötülüğünü anlayamadığı için ruh sağlığının değerlendirilemediğinin mütalaa edildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle TCK’nın 102. maddesinin beşinci fıkrasının açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
TCK'nın suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 102. maddesinin beşinci fıkrası; "Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur." şeklindedir.
6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilmeden önce bu fıkrayla cinsel saldırı suçunun fiile bağlı neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri düzenlenmiş, fıkranın gerekçesinde; "söz konusu suçun işlenmesi suretiyle mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasına neden olunması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu fıkra kapsamındaki cinsel saldırı suçlarında, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlinin söz konusu olduğu ve gerek uygulamada gerekse öğretide kabul edildiği üzere ortada bağımsız bir suç bulunmayıp meydana gelen ağır neticeden dolayı cezanın ağırlaştırıldığı kabul edilmektedir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması hâlinde, bağımsız ve müstakil ceza belirlenmesini gerektiren bir hâl bulunmayıp suçun temel şekline nazaran cezanın TCK'nın 102/5. maddesi uyarınca daha ağır belirlenmesini gerektiren bir artırım nedeni söz konusudur.
Kanunda beden veya ruh sağlığının bozulması kavramlarının tanımına yer verilmemiş olup Anayasa Mahkemesinin 26.02.2009 tarihli ve 96-34 sayılı kararında da belirtildiği üzere; kanun koyucu burada, mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlini cinsel saldırı suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli olarak öngörmüş ve bu kavramın her somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesini uygulamaya bırakmıştır. Beden veya ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusu, mağdurun yaşı, bedensel gelişim derecesi, ruhsal, sosyal ve kültürel yapısına göre göreceli bir nitelik taşıdığından söz konusu durumun her somut olayda ilgili uzmanların raporlarıyla ortaya konulması gerekmektedir.
İlgili fıkranın uygulanabilmesi için cinsel istismar ya da saldırı sonucuna bağlı olarak mağdurun beden veya ruh sağlığında bozulma meydana gelmeli ve sanığın eylemi ile ortaya çıkan sonuç arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulup bozulmadığı hususunda mutlaka adli rapor alınması gerekmekle birlikte ruh sağlığındaki bozulmanın sanığın eylemi nedeniyle olup olmadığı tereddüte yer verilmeyecek şekilde tespit edilmelidir.
Bununla birlikte ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi olan, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi şeklinde, Latincede ise in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanığın eylemi ile mağdurun ruh sağlığının bozulup bozulmadığı, bozulma ile gerçekleşen cinsel eylem/ler arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı konusunda oluşacak şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır.
Bu kısa açıklamadan sonra uyuşmazlık konusu bakımından önem arz eden zamanaşımı konusuna değinilmesi gerekmektedir.
TCK’nın "Dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesi;
"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…" şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan madde ile; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 15 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Zamanaşımını kesen sebepler ise TCK'nın 67/2. maddesinde sayılmıştır. Buna göre, bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Hâllerinde, dava zamanaşımı kesilecektir.
TCK'nın 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması ihtimalinde son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkra uyarınca ise kesilme durumunda, zamanaşımı süresi, ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
TCK’nın 66. maddesinde, çocuklar hakkında yaş gruplarına göre kademeli olarak daha kısa zamanaşımı süreleri getirilmiştir. Bu kapsamda TCK’nın 66/2. maddesinde yer alan; "Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının… geçmesiyle kamu davası düşer." şeklindeki düzenleme ile 12-15 yaş grubunda bulunan çocuklar açısından zamanaşımı yetişkin sanıklara göre yarı oranında kısaltılmış bulunmaktadır. Aynı Kanun'un 67/4. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması hâlinde kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak olan zamanaşımı, ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
B. Hukuki Değerlendirme
Katılan hakkında maruz kaldığı nitelikli cinsel saldırı neticesinde ruh sağlığının bozulup bozulmadığına ilişkin olarak Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 04.06.2013 ve 31.10.2013 tarihli raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla Adli Tıp Kurulu 6. İhtisas Kurulundan aldırılan 11.08.2014 tarihli raporda; orta ile hafif derece sınırında zekâ geriliği saptanan, bu zekâ geriliği nedeniyle fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmayan ve olayın kötülüğünü anlayamayan katılanın, ruh sağlığının değerlendirilemediğinin mütalaa edilmesi, dolayısıyla gerçekleşen cinsel saldırı sonucu katılanın ruh sağlığında bir bozulma meydana gelip gelmediği hususunun şüphede kalması ve şüpheden sanık yararlanır evrensel hukuk kuralı uyarınca bu şüphenin suça sürüklenen çocuk lehine yorumlanmasının gerekmesi karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında TCK'nın 102/5. maddesinin tatbikinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir.
Suça sürüklenen çocuğa atılı nitelikli cinsel saldırı suçunun yaptırımı, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan TCK'nın 102/2. maddesinde 7 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş, aynı Kanun'un 102/3-a maddesi uyarınca da verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı belirtilmiş olup TCK'nın 66/1-d ve 66/2. maddeleri uyarınca bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı süresi TCK’nın 31/2. maddesi kapsamında bulunan suça sürüklenen çocuk bakımından 7 yıl 6 ay; aynı Kanun’un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise 11 yıl 3 aydır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 2012 yılı yaz ayları ve 2013 yılında gerçekleştirildiği kabul edilen eylemlerle ilgili olarak suça sürüklenen çocuk hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 16.09.2014 tarihli sorgu olup bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, 7 yıl 6 aylık asli dava zamanaşımı süresinin 16.03.2022 tarihinde dolduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Ceza Dairesi, 2020/1235 E., 2024/6909 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan " "06.10.2009-19.09.2009- 12.11.2009-05.01.2020-26.01.2010- 01.02.2010" tarihlerinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce 01.02.2022 tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9.
12. Ceza Dairesi 2020/1235 E. , 2024/6909 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2010/122 E. 2017/933 K.
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması,mükerrerlik nedeniyle davanın reddi, ceza verilmesine yer olmadığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, karar verilmesine yer olmadığı, onama, düzeltilerek onama, bozma
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda sanıklar hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından kurulan hükümlerin ve verilen kararların sanık ... müdafii, sanıklar ... ve ...müdafii, katılanlar ..., ..., ..., ... vekili, katılan ... vekili, katılan ... vekili, müşteki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan incelemede;
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.10.2013 tarih, 2012/775 Esas, 2013/886 Karar sayılı kararı ile sanık ...'ın imar kirliliğine neden olma suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 184/1, 53. Maddeleri gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, mühür bozma suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 203/1, 53. Maddeleri gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2.Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 10/02/2016 tarih, 2015/13911 Esas, 2016/2494 Karar sayılı bozma ilamında; "Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-TCK'nın 184/1. maddesindeki "yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran" kişilerin cezalandırılması öngörülmüş olup, İmar Yasasının 5. maddesinde de bina kavramı kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır." şeklindeki açıklanma karşısında, suça konu güneşlenme platformu ile falazler üzerinde inişi sağlamak için yapılan yolun babaları ile üzerine döşenen çelik profilin İmar Yasasının 5. maddesi kapsamında tanımı yapılan “bina” vasfında bulunup bulunmadığı hususunda uzman bilirkişiden rapor alınmaması,
2-Yapılan imalatların bulunduğu taşınmazın “sit alanında ve kıyı kenar çizgisi içerisinde” kaldığının anlaşılması nedeniyle 2863 sayılı Kanun ile 3621 sayılı Kıyı Kanununa aykırılıktan suç duyurusunda bulunulması, bu yönde davaların açılması halinde ise davaların birleştirilmesi, TCK'nın 44. maddesi gereğince daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve yerinde olmayan gerekçe ile hüküm kurulması,
3-Sanık müdafinin, “müvekkilimiz oteli işleten şirketin yönetim kurulu başkanıdır ancak otelin işletmesi yönetim kurulu tarafından atanan genel müdürü tarafından yapılmaktadır, mühürleme yapıldığından müvekkil haberdar değildir, bundan sonraki yapım aşamasından da haberi olmamıştır” şeklindeki savunması karşısında, suç tarihinde otelin genel müdürü olan Vefa Çelik'in tanık olarak bilgisine başvurularak, mühürleme olayından sanığın haberdar olup olmadığı ile haberdar olması halinde ise, suça konu imalatların devamı yönünde sanık tarafından kendisine talimat verilip verilmediği hususlarının tespit edilmesinden sonra mühür bozma suçu yönünden sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4-Kabule göre de;
TCK'nın 184/5. maddesinin uygulanabilmesi için kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi gerekir. Sanık müdafinin 24.10.2013 tarihli celse de, suça konu imalatlara dair izin alındığı yönündeki savunması, bu savunmayı destekleyen karardan sonra Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesine yaptırılan tespit neticesinde alınan bilirkişi raporu ile Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun “suça konu güneşlenme platformu uygulama projesinin falezlerin topografik doğal yapısına zarar vermeyecek şekilde yapılması ayrıca talep edilen alanın falezler üzerinde taşıyıcı görevi yapan temel alanlarındaki beton kütlelerin, falezlerin doğal yapısına uygun aynı taş malzeme ile gizlenmesi, çelik konstrüksiyon yapının falezlerin doğal rengine uygun olarak boyanması, platformun korkulukları, zemin kaplaması ile merdiven korkuluklarının ahşap malzemeden yapılması koşuluyla projenin tasdikinin uygun olduğu” yönündeki 07.05.2012 ve 21.05.2012 tarihli kararları karşısında, mahallinde yapılacak keşif neticesinde alınacak uzman bilirkişi raporuyla, yapılan imalatların Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 07.05.2012 ve 21.05.2012 tarihli kararlarına uygun hale getirilip getirilmediğinin tespit edilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile karar verilmesi, " gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
3.Bozma ilamı sonrasında dosya Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 esas numarasını almış olup, 20.12.2016 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
4. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2010 tarih, 2010/13037 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ...'ın mühür bozma suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas numarasını aldığı, 13.10.2010 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
5. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 22.11.2013 tarih, 2012/20976 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanık ...'ın Kıyı Kanunu'na aykırılık, 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve imar kirliliğine neden olma suçlarından cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/758 Esas numarasını aldığı, 18.11.2014 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
6. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 23.06.2011 tarih, 2011/2080 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ...'ın 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas numarasını aldığı, 20.10.2011 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
7. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2010 tarih, 2010/4562 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ..., ... ve ...'ın 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas numarasını aldığı, 29.12.2010 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
8. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 18.11.2015 tarih, 2014/77344 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ... 'in 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas numarasını aldığı, 02.09.2016 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
9. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2013 tarih, 2013/31714 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ... ve ...'in imar kirliliğine neden olma suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas numarasını aldığı, 15.02.2017 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
10. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2015 tarih, 2015/14303 soruşturma nolu iddianamesi ile, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 Esas numarasını aldığı, 16.05.2016 tarihinde dosyanın Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/122 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
11.Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.10.2017 tarih, 2010/122 Esas, 2017/933 Karar sayılı kararı ile;
- Sanık ...'ın;
- Ana dosyada; 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Ana dosyada; 5237 sayılı Kanun'un 203/1, 43/1, 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Ana dosyada; imar kirliliğine neden olma suçundan; ceza tayinine yer olmadığına,
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi gereğince beraatine,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
-Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında; imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
-Birleşen Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında; mühür bozma suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Sanık ...'ın;
- Ana dosyada; 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 51/1-3-7-8. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine,
-Ana dosyada; 5237 sayılı Kanun'un 203/1, 43/1, 62/1, 51/1-3-7-8. maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine,
-Ana dosyada; imar kirliliğine neden olma suçundan; ceza tayinine yer olmadığına,
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi gereğince beraatine,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma ve mühür bozma suçlarından, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Birleşen Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında; mühür bozma suçundan, mükerrerlik nedeniyle davanın reddine,
- Sanık ...'in;
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanun'un 9/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
- Sanık ...'ın
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanun'un 9/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
- Sanık ...'ın ;
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanun'un 9/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
- Sanık ...'ın;
- Birleşen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı dosyasında, 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi gereğince beraatine,
-Sanık ...'ın;
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, 2863 sayılı Kanunun 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında,5237 sayılı Kanun'un 203/1, 5237 sayılı Kanun'un 43/1, 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Birleşen Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında, imar kirliliğine neden olma suçundan, ceza tayinine yer olmadığına,
- Sanık ...'in;
-Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasında; 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
-Birleşen Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında; imar kirliliğine neden olma suçundan ceza tayinine yer olmadığına,
-Sanık ...'in;
-Birleşen Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında; imar kirliliğine neden olma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-b maddesi gereğince beraatine, karar verilmiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 17.06.2020 tarih, 2019/36189 sayılı ve ret, karar verilmesine yer olmadığı, onama, düzeltilerek onama ve bozma görüşlü tebliğname ile Dairemize tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Müşteki ... vekilinin temyiz isteği; kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmediğine, eksik inceleme ile karar verildiğine, aleyhe olan tüm hususları yönünden kararın bozulması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Katılan ... vekilinin temyiz isteği; sanıkların lehine verilen tüm hükümlerin bozulması gerektiğine, sanıkların cezalandırılması gerektiğine, ceza alan sanıklar yönünden cezanın ertelenmesinin yerinde olmadığına, sanıkların her birinin birleşen dosyadaki suçlar da dahil olmak üzere tüm suçlardan, cezaların azami haddi üzerinden ve indirim uygulanmaksızın ceza alması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Katılan ... vekilinin temyiz isteği; eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna, birleşen dosyalar açısından birleştirme kararları sonrası bilirkişi raporu alınmadığına ve değerlendirme yapılmadığına, sanıkların eylemlerine uyan suçlar nedeniyle cezalandırılmaları gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Katılan ..., ..., , ... vekilinin temyiz isteği;cezalandırılan sanıklar yönünden az ceza tayin edildiğine, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine, beraat, ceza tayinine yer olmadığı ve davanın reddi kararlarının yerinde olmadığına, katılanlar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Sanık ... müdafinin temyiz isteği; sanığın 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve mühür bozma suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümlerin yasaya aykırı olduğuna, eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna, her iki suçun da oluşmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
Sanıklar ... ve ... müdafinin temyiz isteği; sanıklar ... ve ...'in cezalandırılmasına yönelik usul ve yasaya aykırı hükümlerin bozulması gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece, " Sanıklar ... ve ...'ın ... Sanayi ve Ticaret AŞ Antalya şubesi temsilcisi olduğu, Ant Birlik ile Antalya ... Noterliğinin 02/10/2006 tarih ve 25488 Yevmiye nolu sözleşmesi ile Antalya ... caddesi 1259 ada 27 Parsel 1260 ada 20-28-29 parsel üzerinde kayıtlı taşınmaz üzerinde kat karşılığı veya mülkiyet ortaklığı şeklinde inşaat sözleşmesi yapıldığı, söz konusu sözleşme uyarınca sanıkların yetkilisi olduğu ... inşaat isimli firmanın yüklenici firma olarak Muratpaşa Belediyesinden inşaat ruhsatı alarak inşaata başladığı ve inşaatın yapı denetimini ... Yapı denetim İnşaat Ltd firması olduğu ve inşaatın yapımı sırasında Belediye Görevilerince yapılan projeye aykırılık tespiti üzerine inşaatın ilk olarak 19/10/2009 tarihinde mühürlendiği, 12/11/2009 tarihinde yapılan kontrolde mührün bozulduğunun tespiti üzerine 26/01/2010 tarihinde yeniden mühürlendiği, 01/02/2010 tarihinde yapılan kontrolde mührün yeniden bozulduğunun tespit edildiği, inşaat alanının 1. derecede doğal sit alanı olarak belirlenmiş falezlerde otel müşterilerine sunulmak üzere platform yapımı için çukur kazıldığı ve 1. derecede doğal sit alanı içerisinde gerekli izin alınmaksızın fiziki müdahale ve izinsiz uygulama yapıldığı, mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 7. Asliye ceza mahkemesinin 2015/ 827 esas sayılı dosyasında sanık ...'in de ... inşaat şirketinin yetkilisi olduğu, mahkememizin 2010/ 122 esas sayılı dosyasında yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda sanıkların 1. derecede doğal sit alanı içerisinde bulunan yerde koruma bölge kurulu izni olmadan projeye aykırı bir şekilde eylemleri olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği ve bu suretle sanıklar , ... ve ...'in üzerlerine atılı 2863 sayılı Yasa'nın 65. maddesinde düzenlenen suçu işledikleri, dosya kapsamında bulunan mevcut bilirkişi raporu, ilgili kurum yazıları ve tüm dosya kapsamı ile sabit görülerek sanıkların bu suç yönünden cezalandırılmaları yoluna gidildiği, sanıklar hakkında yargılama sürecindeki davranışları , cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak hükmolunan cezasından 5237 sayılı TCK’nun 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulandığı, sanıklardan ... ve ... hakkında belirlenen cezanın 2 yıldan az süreli hapis cezası olması, sanıkların duruşmada alınan beyanda hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanmasını kabul ettiği, imara aykırılık durumunun daha sonradan yapılan keşif ile yapılan tespitte gidermiş olmaları, diğer kişilik özellikleri itibariyle yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkememizde kanaat hasıl olduğundan CMK’nun 231/5 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, diğer sanık ...'ın hakkında daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği , 6545 sayılı Kanun'da CMK 231/8 maddesinde yapılan değişiklik nedeni ile sanık hakkında yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilemeyeceğinden hakkında CMK' nın 231 Maddelerinin uygulanmasına takdiren ve kanunen yer olmadığına, sanığın daha önce 3 aydan fazla kasıtlı herhangi bir suçtan mahkum olmamış olması, verilen hapis cezasının miktarı, sanığın geçmişteki hali ve yargılama safhasındaki gösterdiği pişmanlık da dikkate alınarak tekrar suç işlemeyeceğine ilişkin Mahkememize olumlu kanaat gelmekle; hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ertelenmesine karar verildiği, sanıklardan ... ve ...'ın ayrıca zincirleme olarak mühür bozma suçunu işledikleri dosya kapsamında bulunan mühür bozma tutanakları ve ilgili Belediye yazıları ile sabit görülerek bu sanıkların eylemlerine uyan TCK' nun 203/1, 43/1 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları yoluna gidildiği, bu suç yönünden de sanıklar hakkında takdiri indirim uygulanarak sanıklardan ... hakkında yasal şartlar bulunduğundan HAGB kararı verildiği, diğer sanık ... hakkında da cezanın ertelenmesine karar verildiği,
Mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 8. Asliye Ceza mahkemesinin 2015/719 Esas sayılı dosyasında sanıklar ..., ... ve ... ' ın ... Yapı Denetim Ltd Şirketinde görevli mühendisler olup sorumlu denetim elamanı oldukları, sanıkların 4708 sayılı yapı denetim hakkındaki kanunun 2, c, d , g fıkralarında belirtilen görev ve sorumluluklarına yerine getirmeyerek denetim ile görevli oldukları inşaat şirketi ile ilgili aykırılık durumlarını yetkili mercilere bildirmedikleri bu suretle üzerlerine atılı 4708 sayılı yasanın 9/1 maddesinde tanımlanan suçu işledikleri dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporları, ilgili kurum yazıları ile sabit görülerek sanıklar ..., ... ve ...'ın 4708 sayılı yasanın 9/1 maddesi gereğince cezalandırılmaları yoluna gidildiği, sanıklar hakkında takdiri indirim uygulandığı, yasal şartları bulunduğundan sanıklar hakkında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına dair karar verildiği,
Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçlarını işledikleri iddiasıyla TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanıkların tek bir eylemle hem 2863 sayılı Yasaya muhalefet, hem de imar kirliliğine neden olma suçlarını işlediklerinin iddia edildiği, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre sanıkların eyleminin fikri içtima kuralları gereğince ( TCK' nun 44 md ) daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiği ve sanıklar hakkında 2863 sayılı yasa uyarınca ceza tayinine gidildiği ve bu sebeple imar kirliliğine neden olma suçu yönünden yeniden ceza tayin edilemeyeceği anlaşılmakla imar kirliliğine neden ola suçu yönünden açılan dava yönünden ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 Esas sayılı dosyasında sanıklar ..., ... ve ... hakkında da Yapı Denetimi Hakkındaki Kanunun 9/1 maddesinde düzenlenen suçu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanıklar ..., ... ve ...'ın ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A,Ş nin yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle haklarında dava açıldığı, Yapı Denetimi ile ilgili ... Yapı Denetim Lmt ile sözleşme yaptıkları iddiasıyla sanıklar hakkında dava açıldığı, sanıkların cezalandırılması istenen yasa maddesinde yapı denetim şirketinin sorumluları hakkında ceza hükmü bulunduğu, sanıklar ..., ... ve ...'ın yapı denetim şirketi sorumluları olmadıkları, ve bu sebeple atılı suçun sanıklar yönünden olayımızda oluşmadığı anlaşılmakla sanıklar ..., ... ve ...'ın bu suç yönünden CMK' nun 223/ 2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlarına karar verildiği,
Her ne kadar sanık ... birleşen Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/ 506 esas sayılı dosyasında hakkında imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği iddiasıyla TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın tek bir eylemle hem 2863 sayılı yasaya muhalefet, hem de imar kirliliğine neden olma suçunu işlediğinin iddia edildiği, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre sanıkların eyleminin fikri içtima kuralları gereğince ( TCK' nun 44 md ) daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiği ve sanık hakkında 2863 sayılı yasa uyarınca ceza tayinine gidildiği ve bu sebeple imar kirliliğine neden olma suçu yönünden yeniden ceza tayin edilemeyeceği anlaşılmakla imar kirliliğine neden olma suçu yönünden açılan dava yönünden ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği,
Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/ 506 Esas sayılı dosyasında 2863 sayılı Yasanın 65 ve TCK' nun 203/1,43/1, 184/1 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de sanıkların atılı bu suçlardan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandıkları ve bu suçlar yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davaların reddine karar verildiği,
Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 18 Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/ 495 Esas sayılı dosyasında 2863 sayılı yasanın 65. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de sanıkların atılı bu suçlardan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandıkları ve bu suçlar yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davaların reddine karar verildiği,
Her ne kadar ... hakkında mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 7 Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında mühür bozma ve imar kirliliğine neden olma TCK' nun 184/1, 203/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de sanığın atılı bu suçlardan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu suçlar yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davaların reddine karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 7 Asliye Ceza Mahkemesi 2015/ 827 esas sayılı dosyasında sanık ... hakkında da 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın atılı suçtan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu suç yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davanın reddine karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 11 Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 esas sayılı dosyasında sanık ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu dava açılmış ise de ; sanık ... hakkında aynı eylemi nedeniyle 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçundan ceza tayinine gidildiği ve fikri içtima kuralları gereğince imar kirliliğine neden olma suçundan ayrıca ceza verilemeyeceği anlaşıldığından bu suç yönünden ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği,
Her ne kadar mahkememiz dosyası ile birleştirilen Antalya 11 Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 esas sayılı dosyasında sanık ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan TCK' nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu dava açılmış ise de ; sanık ...'in Ant Birlik Genel Müdürü olması nedeniyle hakkında kamu davası açıldığı, yapılan sözleşmeyle ... İnşaat AŞ ile sözleşme imzalanarak tüm inşaat faaliyetlerinin ... İnşaat isimli şirket tarafından yapıldığı, sanık ...' in yüklenen suçu işlemediğinin sabit olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/2-b maddesi gereğince beraatına karar verildiği,
Her ne kadar mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyası ile birleştirilen mahkememizin 2010/214 esas sayılı dosyasında sanıklar Mesut ve ... hakkında mühür bozma suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de; sanıkların atılı suçtan dolayı mahkememizin 2010/122 esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu suç yönünden değerlendirme yapıldığı ve mükerrir dava olduğu anlaşıldığından CMK' nun 223/7 maddesi uyarınca birleşen bu dosya üzerinde açılan davanın reddine karar verildiği," şeklinde hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.
IV.GEREKÇE VE KARAR
Mahkemece birleşen Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/758 Esas sayılı dosyası hakkında hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, zamanaşımı süresi içerisinde Mahkemesince hüküm tesis edilebilmesi mümkün görülmüştür.
Suçtan zarar gören ... vekilinin temyiz istemi davaya katılma talebi olarak değerlendirilmiş olup, müşteki kurumun 5271 sayılı CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca kamu davasına katılan olarak kabulüne karar verilmek suretiyle ve Antalya Belediye Başkanlığı vekili, ... vekili, ... vekili, katılanlar ..., ..., ..., ... vekilinin temyiz dilekçelerinin içerikleri ve istem kısımlarının incelenmesinde tüm hüküm ve kararları temyiz ettikleri anlaşılarak yapılan incelemede;
1-Sanıklar ... ve ... müdafinin, sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve mühür bozma suçundan, sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, Antalya Belediye Başkanlığı vekili, ... vekili, ... vekilinin sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve mühür bozma suçundan, sanık ..., ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, sanıklar ..., ..., ... hakkında 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, sanık ... hakkında mühür bozma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara yönelik temyiz istemleri açısından;
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CMK'nın 231/12. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna tabi bulunduğu, aynı Kanunun 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda mercide yanılmanın başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı nazara alınarak, sanıklar ... ve ... müdafinin, ... vekilinin, Antalya Belediye Başkanlığı vekilinin, ... vekilinin temyiz istemlerinin itiraz mahiyetinde değerlendirilmesi suretiyle, CMK'nın 264/2. maddesi uyarınca gereği merciince yapılmak üzere dosyanın incelenmeksizin mahkemesine iadesinin temini için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE;
2- Katılanlar ..., Nesibe Nasip Berberoğlu, ..., ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin ve katılan ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan "suçtan zarar görme" kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11/04/2000 gün ve 65–69, 22/10/2002 gün ve 234–366, 04/07/2006 gün ve 127–180, 03/05/2011 gün ve 155–80, 21/02/2012 gün ve 279–55, 15/04/2014 gün ve 599-190, 28/03/2017 gün ve 214-206 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25/03/2003 gün ve 41–54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında;
Katılanlar ..., ..., ..., ...'nun 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ...'nın imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ...'nın ve katılan ...'nın 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan açılan davalara katılma ve tesis edilen hükmü temyiz etme hak ve yetkilerinin bulunmaması karşısında; Katılanlar ..., ..., ..., ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık, 4708 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin imar kirliliğine neden olma, mühür bozma suçlarından, katılan ... vekilinin ve katılan ... vekilinin 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve 4708 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE,
3- Sanık ...'ın 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik sanık ... sanık müdafii ile katılan ... vekilinin temyiz istemleri açısından;
Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan " "06.10.2009-19.09.2009- 12.11.2009-05.01.2020-26.01.2010- 01.02.2010" tarihlerinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce 01.02.2022 tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanık hakkındaki hükmün, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE,
4- Sanık ...'ın mühür bozma suçundan mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik sanık ... sanık müdafii, katılan ... vekili, ... vekilinin temyiz istemleri açısından;
Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 203/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan "01.03.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce 01.03.2022 tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanık hakkındaki hükmün, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE,
5-Sanık ... ve Mesut hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas, Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyalarında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen davanın reddine ilişkin hükümlere yönelik ... vekilinin temyiz istemi açısından;
Her ne kadar Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/506 esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "21.04.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2011/495 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2011/495 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 25.04.2011 tarihli tespitin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "25.04.2011" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 2863 sayılı Kanunun 65/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/495 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan " 25.04.2011" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "25.04.2023" tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
6-4708 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanık ..., ... ve ... hakkında Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/719 Esas sayılı dosyasında verilen beraat hükümlerine yönelik ... vekilinin temyiz istemi açısından;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 4708 sayılı Kanunun 9/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem, 08.03.2016 tarihli savunma olup, anılan tarihten itibaren 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı inceleme tarihinden önce 08.03.2024 tarihinde gerçekleşmiş olmakla, dosya içeriği itibariyle de, 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığından, hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkındaki kamu davasının DÜŞMESİNE,
7-Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin imar kirliliğine neden olma suçundan, ana dosyada ... ve ... hakkında ceza verilmesine yer olmadığına, ... hakkında Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasında verilen ceza verilmesine yer olmadığına, sanık ... hakkında Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında verilen ceza tayinine yer olmadığına ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 184/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, ana dosya açısından suç tarihi olan "06.10.2009-19.09.2009-12.11.2009-05.01.2020-26.01.2010-01.02.2010" tarihlerinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "01.02.2022" tarihinde, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyası açısından ise; dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem, 05.02.2014 tarihli savunma olup, anılan tarihten itibaren 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı inceleme tarihinden önce 05.02.2022 tarihinde gerçekleşmiş olmakla ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
8-Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin imar kirliliğine neden olma suçundan, ... hakkında Antalya 13 Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, ... hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasındaverilen davanın reddine ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Her ne kadar Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/506 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "21.04.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2016/202 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2016/ 202 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 04.04.2012 ve 10.04.2012 tarihli tespitlerin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "10.04.2012" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 184/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan " 10.04.2012" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "10.04.2024" tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
9-Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin imar kirliliğine neden olma suçundan sanık ... hakkında Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/477 Esas sayılı dosyasında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz istemleri açısından;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan kurum vekillerinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
10- Antalya Belediye Başkanlığı vekili ve ... vekilinin mühür bozma suçundan, ... hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine, ... hakkında Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas dosyasında verilen davanın reddine, Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyasında verilen davanın reddine ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemleri açısından;
Her ne kadar Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/506 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "21.04.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2016/202 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2016/ 202 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 04.04.2012 ve 10.04.2012 tarihli tespitlerin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "10.04.2012" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Her ne kadar Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2010/214 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmış ise de; suç tarihinin "01.03.2010" olarak kabulü ile yapılan incelemede;
Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı Kanunun 203/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/506 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "21.04.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "21.04.2022" tarihinde, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/202 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan " 10.04.2012" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "10.04.2024" tarihinde, Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/214 Esas sayılı dosyası açısından suç tarihi olan "01.03.2010" tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce "01.03.2022" tarihinde gerçekleşmiş ve 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki şartların da oluşmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki hükümlerin, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davalarının DÜŞMESİNE,
11- Sanık ... Hakkında Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen davanın reddine ilişkin hükme yönelik ... vekilinin temyiz istemi açısından;
Her ne kadar Antalya 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasının ana dosya olan 2010/122 Esas sayılı dosya ile mükerrer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi, belgelere ve her iki dosya açısından yapılan izinsiz uygulamalara ilişkin farklı tespitlere göre; 2015/827 Esas sayılı dosya iddianamesine konu eylemlerin tamamının 2010/122 Esas sayılı dosya iddianamesinde yer almadığı, 2015/827 Esas sayılı dosyasına konu iddianamesine konu 14.02.2013 ve 05.04.2013 tarihli tespitlerin 2010/122 Esas sayılı dosyasına konu 04.03.2010 tarihli iddianame tarihinden sonra olduğu, Mahkemece de her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılan dosya kapsamında;
1-Birleşen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/827 Esas sayılı dosyasına ilişkin 18/11/2015 tarihli iddianame ve birleştirme kararı okunmaksızın, CMK'nın 191 ve 147. maddeleri gereğince usulünce sorgusu yapılmayan sanık hakkında, yargılamaya devamla karar verilmek suretiyle savunma hakkının ihlal edilmesi,
2-Dava konusu yerde inşaat, arkeolog ve sanat tarihçisi bilirkişiler refakatinde keşif icra edilerek; her iki dosya iddianamesine konu eylemler raporda tek tek irdelenmek suretiyle, her iki yargılamaya konu aykırılıkların aynı olup olmadığının tereddüte mahal vermeyecek şekilde tespiti, 2015/827 Esas sayılı dosya iddianamesine konu aykırılıkların Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07.05.2012 tarih 101 sayılı kararına uygun hale getirilip getirilmediği, aykırılıklar nedeniyle doğal sit alanında zarar meydana gelip gelmediğinin tereddütsüz şekilde belirlenmesi neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, açıklanan nedenle Antalya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.11.2024 tarihinde karar verildi.
7. Ceza Dairesi, 2021/22064 E., 2023/4239 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 25.01.2013 tarihli savunma alma işlemi olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiş
7. Ceza Dairesi 2021/22064 E. , 2023/4239 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2012/539 E., 2015/263 K.
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet
HÜKÜM : Beraat, mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi, nakil aracının iadesi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî onama, kısmî bozma
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.05.2015 tarihli ve 2012/539 Esas, 2015/263 Karar sayılı kararı ile sanık ...'nın beraatine, diğer sanıklar hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci ve 52 nci maddeleri uyarınca hapisten çevrili 3.000,00 TL adlî para cezası ve doğrudan verilen 5.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, suça konu kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 19.08.2021 tarihli ve 7-2020/115658 sayılı, onama ve bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebepleri; sanık ... hakkında verilen beraat kararının yerinde olmadığına, suçun işlenmesinde kullanılan nakil aracının müsadere edilmesi gerektiğine, kurum lehine vekalet ücreti tesis edilmesi talebine ve re'sen gözetilecek diğer sebeplere ilişkindir.
2.Sanıkların temyiz sebepleri; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek bozulması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Kaçakçılıkla mücadele kapsamında yürütülen çalışmalar kapsamında oluşturulan yol kontrol noktasında, sanık ...'nın sevk ve idaresindeki araçta, Muş Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/360 Değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden yapılan aramada, aracın dorse kısmında, üzerinde "Saf Doğa" ibaresi bulunan poşetlerde 11.381 kg, telis çuvallar içerisinde 2.079 kg olmak üzere toplam 13.460 kg çay ele geçtiği, sanığın eşyayı temsilen bir kısım fatura ve belge ibraz ettiği, kolluk birimlerince şüphe üzerine işlem başlatılmasının ardından diğer sanıkların kendiliğinden başvurmak suretiyle eşyanın kendilerine ait olduğunu belirttikleri anlaşılmıştır.
2.Sanıkların aşamalardaki savunmalarında, eşyanın faturalı olduğunu, ... Gümrük Müdürlüğüne bağlı TASİŞ'ten ihale yoluyla satın aldıklarını, çayları aynı araçla ...'a nakledeceklerini, suçlamayı kabul etmediklerini belirttikleri görülmüştür.
3.Yapılan yazışmalar neticesinde ihaleye konu çayların ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin halen derdest 2011/117 Esas sayılı dosyasına konu çaylar olduğunun bildirildiği; bahse konu dosyada ele geçen çaylar ile incelemeye konu dosyada ele geçen çayların aynı çaylar olup olmadığı konusunda Çay İşletmeleri Kurumu (ÇAYKUR) ile yapılan yazışmalarda, aynı tip ve kalitede çaylar olduğunun ancak dem rengi, burukluk ve dolgunluk, posa rengi ve kokusu ile dem aroması açısından farklı olduklarının belirtildiği; dosyada mevcut bilirkişi raporlarında çayların aynı tip ve kalitede çaylar olması, dosyada mevcut faturaların da eşya içeriği ile uyumlu olması karşısında aynı çaylar olduğunun, dem rengi, burukluk ve dolgunluk, posa rengi ve kokusu ile dem aroması açısından mevcut farklılığın aradan geçen süre ve saklama koşulları nedeniyle oluşmuş olabileceğinin belirtilmesi üzerine de ÇAYKUR'dan alınan son yazı cevabında ise aradan geçen sürenin ve saklama koşullarının fiziksel ve kimyasal özelliklerde belirgin bir değişiklik yaratamayacağının, tat, koku ve aromada bozulmanın ise yapılan tadımda anlaşılabileceğinin fakat böyle bir bozulmaya yapılan tadım neticesinde rastlanmadığının belirtildiği anlaşılmıştır.
4.ÇAYKUR tarafından düzenlenen analiz raporunda, incelemeye konu dosyada ele geçen çaylardan naylon poşetler içerisinde ele geçen ve üzerlerinde "Saf Doğa" ibaresi bulunan çayların düşük kalitede Broken Orange Pekoe Tipi yabancı menşeili siyah çay olduğunun, çuvallar içinde ele geçen çayların ise düşük kalitede Broken Orange Pekoe Tipi yerli siyah çay olduğunun belirtildiği, bu tespitin dosyada mevcut bilirkişi raporları ile de uyum arz ettiği görülmüştür.
5.Dosya içeriğinden suçun işlenmesinde kullanılan nakil aracının, hakkında beraat kararı verilen sanık ...'nın şoför olarak çalıştığı nakliye firmasına ait olduğunun anlaşıldığı ve malen sorumlu şirket vekili tarafından, sanıklar ile şirket arasında nakliye konusunda yapılan anlaşma neticesinde fatura ibrazı üzerine eşyanın taşındığının beyan edildiği görülmüştür.
IV. GEREKÇE
A.Nakil Aracı Yönünden
Olay ve Olgular başlığı altında (1,2 ve 5) numaralı bentlerde değinilen hususlar karşısında, malen sorumlunun ... niyetli olduğunun aksine bir delil bulunmadığından 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki şartların gerçekleşmediği anlaşılmakla katılan ... İdaresi vekilinin bu hususa yönelik temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
B.Sanık ... Yönünden
1.Sanığın yargılama konusu eylemi için, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü,
2. 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 25.01.2013 tarihli savunma alma işlemi olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
C.Sanıklar ... ve ... Yönünden
Olayın oluş şekli, savunmalar, dosyada mevcut raporlar ve yazışmalar, mevcut deliller ve tüm dosya kapsamından, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiği ve üzerinde "Saf Doğa" ibaresi bulunan poşetlerde ele geçen 11.381 kg çayın kaçak olduğu yönündeki sübuta yönelik mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
1.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen suçun üst sınırının iki yıl olduğu gözetilerek;
17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinde yer alan geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “...kovuşturma evresine geçilmiş...” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye ... ise de, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olmakla birlikte, iptal kararının sonuçları itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, zira 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Basit yargılama usulü
uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanıklar lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan 5237 sayılı Kanun'un 7 nci ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddeleri uyarınca sanıkların eyleminin “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir.
2.Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan kurum adına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücreti yerine dilekçe yazım ücretine hükmolunması hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A.Nakil Aracı Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle suçun işlenmesinde kullanılan nakil aracının müsadere talebinin reddine yönelik Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.05.2015 tarihli ve 2012/539 Esas, 2015/263 Karar sayılı kararında katılan ... İdaresi vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden kararın, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B.Sanık ... Yönünden
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenle Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.05.2015 tarihli ve 2012/539 Esas, 2015/263 Karar sayılı kararına yönelik katılan ... İdaresi vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle oy çokluğuyla DÜŞMESİNE,
C.Sanıklar ... ve ... Yönünden
Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenlerle Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.05.2015 tarihli ve 2012/539 Esas, 2015/263 Karar sayılı kararına yönelik katılan ... İdaresi vekilinin, sanık ...'ın ve sanık ...'in temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.04.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Muş Cumhuriyet Başsavcılığın'ca düzenlenen 01.08.2012 tarihli iddianame ile sanık ...'nın sürücülüğünü yaptığı 45.....86 çekici ve 16.....679 plakalı dorsede yapılan aramaları sonucunda değişik markalarda 13460 kg kaçak çay olduğu belirtilen eşyanın ele geçirildiği, adı geçen sanığın eşyaların diğer sanıkla ... ile ...'a ait olduğunu belirtmesi üzerine her üç sanık hakkında iştiraken gümrük kaçakçılığı suçunu işlediklerinden bahisle TCK 37/1. madde delaleti ile 5607 sayılı Kanun 3/5. ve TCK 53-54 maddeleri gereğince cezalandırılmaları için açılan kamu davasının sonucunda Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2015 tarih ve 2012/539 E. 2015/263 K. sayısı ile sanık ...'nın üzerine atılı suçtan beraatine, diğer iki sanığın ise TCK 37. madde delaleti ile 5607 sayılı kanun 3/5,TCK 62, 50, 52/2 maddeleri gereğince sonuç olarak 3000 TL hapisten çevrilme, 5000 TL ise doğrudan adli para cezası ile cezalandırılmalarına, kaçak eşyaların müsaderesine, nakil aracının iadesine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin çoğunluğunca sanık ...'nın eyleminin 5607 sayılı kanunun 3/5 maddesine ve fıkrasına uyar nitelikte olduğundan ve bu suç için öngörülen 8 yıllık olağan zaman aşımı süresinin sanığın savunmasının alındığı 25.01.2013 tarihinden itibaren geçtiğinden CMK 223/8 maddesi gereğince düşürülmesine, diğer iki sanık yönünden ise 5271 sayılı CMK'nın 7188 sayılı Kanunla değişik 251 maddesi gereğince basit yargılama usulünün uygulanmaması gerekçesi ile bozulmasına, nakil aracın iadesine yönelik hükmün onanmasına karar verilmiş ise de, sanık ... hakkında açılan kamu davasında henüz zaman aşımı süreleri geçmediğinden ve esasa yönelik inceleme yapılması yönüyle çoğunluğun bu yöndeki görüşüne iştirak edilmemiştir.
Çünkü;
Ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.03.2012 tarih ve 2011/11-241 E. 2012/114 K. ve benzer kararlarında açıklandığı üzere;
Aynı suçtan yargılanan sanıkların bir kısmı hakkında verilen mahkûmiyet kararının, hakkında beraat kararı verilen sanık/sanıklar yönünden 5237 sayılı TCY'nın 67/2-d maddesi, uyarınca dava zamanaşımını kesen neden oluşturup oluşturmayacağının yani zamanaşımını kesen sebebin sirayet edip etmeyeceğinin değerlendirilmesinde;
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nın “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
“Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir” şeklinde düzenlenmiş olup, dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir.
Anılan Yasa maddesinde özenle seçilen anlatım biçimi ile 765 sayılı TCY’nın 106. maddesine benzer bir düzenlemeye 5237 sayılı TCY’da yer verilmemesi ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken kullanılan “şüpheli veya sanıklardan birinin”, “şüpheli veya sanıklardan biri hakkında”,
“sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa” ibareleri birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir düzenlemenin yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak halinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden 765 sayılı TCY döneminde yaşanan tartışmaların yaşanmamasının amaçlandığı, bu suretle de 5237 sayılı TCY’nda dava zamanaşımının kesilmesinin suç ortaklarına sirayeti yönünden, fiili esas alan nesnel ölçütün geçerli olduğu açıkça vurgulanmıştır.
Nitekim, öğretide de; “Yeni TCK'nın sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçüt esas alınmıştır. Başka bir deyişle, kesme sebebinin varlığı halinde, dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerekir” (Prof. Dr. Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, 2010, s. 756-757), “Buna göre iştirak halinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış, ancak diğer şerikler hakkında her hangi bir işlem yapılmamışsa bu kimseler bakımından da zamanaşımı kesilmiş olacağı için yapılan işlem tarihinden itibaren süre yeniden başlayacaktır”(Artuk-Gökcen-Yenidünya, TCK Şerhi, 2. Cilt, sf. 1763), “Aynı dosya kapsamında çeşitli sebeplerle birden çok kişinin sanık olarak yargılandığı hallerde, sanıklardan biri hakkında bile olsa mahkumiyet kararının verilmiş olması, sadece mahkum olan sanık için değil, aynı dosya kapsamında yargılanan diğer kişiler için de dava zamanaşımını kesecektir” (Prof. Dr. Koca, Mahmut-Doç. Dr. Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4.Baskı, sf. 580) şeklindeki görüşlerle de bu husus teyit edilmiştir.
Açıklanan içtihat ve görüşler kapsamında somut olayımız değerlendirildiğinde;
Sanıklar ..., ... ve ...'in üzerine atılı bulunan 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesi beşinci fıkrasında düzenlenen suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. İştirak halinde işlenen bir suçun zamanaşımının kesilmesi, suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp suç konusu fiile ilişkin olduğundan şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmamış olan tüm sanıkları etkileyecektir (sirayet edecektir). Bu itibarla, TCK 37. maddesi anlamında eylem ve fikir birliği içerisinde fiil işlediği iddia olunan sanık ...'nın savunması 25.01.2013 tarihinde alınmış ise de diğer sanıklar ... ve ... hakkında 14.05.2015 tarihinde haklarında verilen mahkumiyet kararının tüm sanıklar bakımından zamanaşımı sürelerini son kesen işlem olduğu gözetilerek temyiz inceleme gününde de sanık ... hakkında henüz 8 ve 12 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçmediği kabul edilmelidir.
Kısaca, dava zamanaşımının gerçekleşmediği gözetilmeksizin, sanık ... hakkında savunmasının alındığı 25.01.2013 tarihinden itibaren TCK 66/1-e ve 67. maddelerinden öngörülen 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğundan bahisle kamu davasının zamanaşımı nedeniyle 5237 sayılı CMK'nun 223/8. maddesi gereğince düşürülmesinin yerinde olmadığı, adı geçen sanık hakkındaki beraat kararının da esastan incelenerek onanması ve/veya diğer sanıklar gibi usul hükümleri (CMK 251. md.) uygulanması gerekçesiyle bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne kısmen iştirak edilmemiştir. 02.05.2023
2. Ceza Dairesi, 2022/11707 E., 2022/20662 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 02.01.2009, 06.01.2009, 03.01.2009, 08.12.2008 ve 09.11.2008 olan suç tarihlerinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
2. Ceza Dairesi 2022/11707 E. , 2022/20662 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme, 6136 Sayılı Yasaya muhalefet, resmi belgede sahtecilik, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi, suç işlemek amacıyla örgüt kurma
HÜKÜM : Beraat, Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık ...’a gerekçeli kararın cezaevi aracılığı ile 03/12/2015 tarihinde tebliğ edildiği fakat yapılan tebliğin okumak ve anlatılmak suretiyle yapılmaması nedeniyle, usulüne uygun tebligat bulunmadığı, bu nedenle sanığın 12/01/2017 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek, sanığın temyiz talebinin reddine ilişkin 06/02/2017 tarihli ek kararın kaldırılması ile yapılan incelemede;
Sanık ... hakkında katılan ...’ya yönelik iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’ya yönelik iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında müştekiler ... ve ...’a yönelik iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına ilişkin yapılan itirazlar üzerine, görevli Ağır Ceza Mahkemesince itirazların reddine dair karar verilmesi suretiyle kararların kesinleştiğinin tespiti ile bu hususta tebliğnamede iade isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Sanık ...’in müşteki ...’e yönelik hırsızlık suçundan açılan kamu davasına ilişkin, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan açılan kamu davasına ilişkin ve sanıklar ... ile ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan açılan kamu davasına ilişkin, zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi olanaklı kabul edilmiştir.
1-Sanıklar Abdülhamit Kaya, ... ve ... müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Sanıklar Abdülhamit Kaya, ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçundan mahkemesince beraat kararı verildiği, fakat sanıklar müdafiinin 03.11.2015 tarihli temyiz dilekçesi ile sanıklar hakkında sadece suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile temyiz talebinde bulunulduğu, sanıklar müdafiinin suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan verilen beraat kararının gerekçesine yönelik herhangi bir temyiz talebi bulunmadığı gibi sanık ... hakkında diğer suçlara ilişkin verilen mahkumiyet hükümlerine ilişkin de temyiz talebinin bulunmadığı ayrıca sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan beraat kararı verildiği halde sanık ... müdafiinin ise 30.11.2015 havale tarihli dilekçesi ile sanığın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan ceza aldığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve üst hadden ceza tayininin yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz talebinde bulunduğu, sanık müdafiinin suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan verilen beraat hükmünün gerekçesine yönelik bir temyiz talebinin bulunmadığı gibi sanık ... hakkında diğer suçlardan verilen mahkumiyet hükümlerine ilişkin de temyiz talebinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanıklar Abdülhamit Kaya, ... ve ... müdafii ile sanık ... müdafiinin konusu bulunmayan temyiz istemlerinin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesinin yollaması ile 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2- Sanık ...’ın temyiz isteminin incelenmesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27/11/2010 gün 274-300; 06/12/2008 gün 144-234, 23/09/1974 gün 224-408 ve 16/04/1973 gün 213-345 sayılı kararlarında temyiz süresinin geçirilmesinden sonra eski hale getirme başvurularını değerlendirme yetkisinin Yargıtay'da olduğu belirtilmiştir. Anılan Ceza Genel Kurul Kararları ışığında ve 5271 sayılı CMK'nın 42. maddesi uyarınca eski hale getirme istemi konusunda karar verme görevinin, bu istemle birlikte temyiz itirazı da yapılmış bulunduğundan, Yargıtay’a ait olduğu ve bu hususa ilişkin ek kararların yok hükmünde olduğunun kabulü ile yapılan incelemede, sanık ... hakkında gerekçeli kararın MERNİS adresinde aynı konutta birlikte oturduğu annesine imzasına 24/11/2015 tarihinde tebliğ edildiği, sanığın kararı yasal süresi içinde temyiz etmemesi üzerine kararın kesinleştirildiği, daha sonra sanığın 14.12.2016 tarihli eski hale getirme ve temyiz talebini içeren dilekçe verdiği, dilekçesinde annesinin 60 yaşında olduğunu, yalnız kaldığını ve okuma yazmasının bulunmadığını bu nedenle karardan haberi olduğunda yasal sürenin dolmuş olduğundan dolayı temyiz hakkını kullanamadığını infazın durdurulması ile temyiz hakkının verilmesini talep ettiği dosyanın tetkiki neticesinde gerekçeli kararın sanığa tebliğinin usulsüz olmadığı bu nedenle 24/11/2015 tarihinde tebliğ edilen hükmü 1412 sayılı CMUK'nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra 14/12/2016 tarihinde temyiz eden sanığın süresinde olmayan temyiz isteminin aynı Kanun'un 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,
3-Sanık ... hakkında katılan ... ile müştekiler ... ve ...’a yönelik, sanık ...’ın müşteki ...’na yönelik, sanık ... hakkında müştekiler ... ve ...’a yönelik mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
14/04/2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 31/03/2011 tarih ve 6217 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a eklenen geçici 2. maddesi gereğince doğrudan hükmolunan 3.000 TL. dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerinin temyizi mümkün olmadığından sanık ..., sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz istemlerinin 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
4- Sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçuna ilişkin, alınan sinyal bilgilerine göre sanık ...’in diğer sanıklar ile birlikte 01.02.2009 günü saat 23:40 ile 02.02.2009 günü saat 05:00 sıralarında, suç yerine yakın baz istasyonu bölgelerinde bulunduğunun tespit edildiği ve suç tarihinde güneşin doğuş saati 06:40 olup 1 saat öncesinin geceye tekabül ettiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 143. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeyerek eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının, 15.04.2020 gün ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile TCK’nın 53. maddesinde yapılan değişiklikle birlikte infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz nedenleri yerinde olmadığından reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA,
5-) Sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Sanığın tekerrüre esas alınan ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1980/88 Esas - 1980/7 Karar sayılı ilamının infaz edildiği 01.10.2002 tarihinden suç tarihine (25.02.2009) kadar TCK.nın 58/2-a maddesinde öngörülen 5 yıllık sürenin geçmiş olması nedeniyle tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında, aynı yasanın 58/6.maddesi gereğince cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezasının infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 1412 sayılı CYUY.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı Yasanın 322. maddesi uyarınca hüküm fıkrasından tekerrür uygulamasına ilişkin bütün bölümlerin çıkarılmasına karar verilmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün isteme aykırı olarak DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
6-Sanık ... hakkında katılan ... ile müştekiler ..., ..., ... ve ...’na yönelik mala zarar verme suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik mala zarar verme suçundan; sanık ... hakkında müştekiler... ve ...’e yönelik mala zarar verme suçundan, sanık ... hakkında müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik hırsızlık, mala zarar verme ve resmi belgede sahtecilik suçlarından, sanık ... hakkında müşteki ...’e yönelik mala zarar verme ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından; sanık ... hakkında müştekiler ...,..., ... ve ...’e yönelik mala zarar verme suçundan, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından; sanık ... hakkında suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan; sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan; sanık ... hakkında katılan ... ve müşteki ...’a yönelik mala zarar verme suçundan; sanık ... hakkında müştekiler ..., ..., ... ve ...’e yönelik mala zarar verme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
- Sanık ... hakkında katılan ... ile müştekiler ..., ..., ... ve ...’na yönelik mala zarar verme suçundan, eylemlerine uyan TCK’nın 151/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 02.01.2009, 06.01.2009, 03.01.2009, 08.12.2008 ve 09.11.2008 olan suç tarihlerinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
- Sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik mala zarar verme suçundan, eylemine uyan TCK’nın 151/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 24.12.2008 olan suç tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
- Sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik müştekilerin teknelerine zincirle bağlı ve kilit ile kilitli olan tekne motorlarının kilitlerini kırarak çalması şeklinde gerçekleşen hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından (sanığın müştekiler ..., ... ve ...’a ait teknelerde zincir ve asma kilit ile kilitli bulunan tekne motorlarını çalması şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK’nın 142/1-b maddesine uyduğu ve tüm dosya kapsamı itibarıyla suçların gece vakti gerçekleştirildiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı bu nedenle müştekilere yönelik eylemlerin şüphe bulunduğundan dolayı gündüz işlendiğinin kabulü ile), müştekiler... ve ...’e yönelik mala zarar verme suçundan, eylemlerine uyan TCK’nın 142/1-b, 151/1. ve 204/1. maddelerinde öngörülen cezaların üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 24.12.2008, 25.01.2009, 21.12.2008 ve 24.02.2009 olan suç tarihlerinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
-Sanık ...’nun resmi belgede sahtecilik suçundan eylemine uyan, TCK’nın 204/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 24.02.2009 olan suç tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
- Sanık ... hakkında müşteki ...’e yönelik mala zarar verme ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından eylemlerine uyan TCK’nın 151/1. ve 6136 sayılı Yasanın 15/1. maddelerinde öngörülen cezaların üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 25.01.2009 ve 24.02.2009 olan suç tarihlerinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
- Sanık ... hakkında müştekiler ...,..., ... ve ...’e yönelik mala zarar verme suçundan, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından, (sanığın müştekiler ..., ..., ..., ve ...’a ait teknelerde zincir ve asma kilit ile kilitli bulunan tekne motorlarını çalması şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK’nın 142/1-b maddesine uyduğu ve tüm dosya kapsamı itibarıyla suçların gece vakti gerçekleştirildiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı bu nedenle müştekilere yönelik eylemlerin şüphe bulunduğundan dolayı gündüz işlendiğinin kabulü ile) sanığın eylemlerine uyan TCK’nın 142/1-b ve 151/1. maddesinde öngörülen cezaların üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 24.12.2008, 29.12.2008, 21.12.2008, 25.01.2009 olan suç tarihlerinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
- Sanık ... hakkında suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan, eylemine uyan TCK’nın 165/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 01.01.2009 olan suç tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
- Sanık ... hakkında katılan ... ve müşteki ...’a yönelik mala zarar verme suçundan, eylemlerine uyan TCK’nın 151/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 02.01.2009 ve 06.01.2009 olan suç tarihlerinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
- Sanık ... hakkında müştekiler ..., ..., ... ve ...e yönelik mala zarar verme suçundan, eylemlerine uyan TCK’nın 151/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri uyarınca hesaplanan 12 yıllık zamanaşımı süresinin, 24.12.2008, 29.12.2008, 03.01.2009 ve 25.01.2009 olan suç tarihlerinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafii, sanık ..., sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ..., sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan, 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle istem gibi DÜŞÜRÜLMESİNE,
7- Sanık ... hakkında katılan ... ve müşteki ...’a yönelik hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, müştekiler ... ve ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından; sanık ... hakkında müştekiler... ve ...’e yönelik hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, sanık ... hakkında müşteki ...’e yönelik hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından ; sanık ... hakkında katılan ... ile müşteki ...’a yönelik hırsızlık ve müşteki ...’na yönelik hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından; sanık ... hakkında katılan ... ve müşteki ...’a yönelik hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet ve müşteki ...’ya yönelik hırsızlık suçlarından, sanık ... hakkında müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından, müşteki ...’a yönelik hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından, sanıklar ..., ... ve ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, sanık ...’nun müşteki...’ye yönelik hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, sanıklar ..., ... ve ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında katılan ...’ya yönelik hırsızlık suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’ya yönelik hırsızlık suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’e yönelik hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından, sanık ... hakkında müşteki ...’e yönelik hırsızlık suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’ya yönelik hırsızlık, sanıklar ..., ... ve ... hakkında katılan ...’a yönelik hırsızlık suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’e yönelik hırsızlık suçundan ve sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
a- Sanık ... ve sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerine ilişkin, UYAP'tan alınan nüfus kayıt örneğine göre, sanık ...’nın hüküm tarihinden sonra 06.08.2017 tarihinde, sanık ...’ın da hüküm tarihinden sonra 03.03.2018 tarihinde öldüğü ve ölüm kayıtlarının nüfusa işlendiğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nun 64. ve 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddeleri gereği kamu davalarının düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
b- Sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’e yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçuna ilişkin; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/04/2018 tarih, 2014/851 Esas ve 2018/144 Karar sayılı ilamı uyarınca aynı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda, yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15/11/2018 tarih, 2018/339 Esas ve 2018/536 Karar sayılı ilamı uyarınca da farklı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda başka bir suçtan hükümlü/tutuklu olarak bulunan, asıl mahkemesince yapılan sorgusu sırasında duruşmadan bağışık tutulma isteğinde de bulunmayan suça sürüklenen çocuğun, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirdiği ve hükmün açıklandığı son oturumdu hazır bulundurulmayıp yokluğunda yargılama yapılarak mahkumiyetine karar verilmesinin savunma hakkının sınırlandırılması niteliğinde olduğu şeklindeki kararları uyarınca; başka suçtan Seydikemer-Eşen T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ..., ve Osmaniye C Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ...’ın kısa kararın okunduğu oturuma getirtilmeyerek savunma haklarının kısıtlanması suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 196. maddesine aykırı davranılması,
c- Sanıklar ..., ..., ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarına ilişkin, müştekinin alınan beyanında, olay günü işyerinden saat 00:30 sıralarında ayrıldığını ve aynı gün saat 04:00 sıralarında iş yerine geri döndüğünde hırsızlık olduğunu fark ettiğini beyan ettiği, suç tarihinde güneşin doğuş saati 06:50 olup 1 saat öncesinin geceye tekabül ettiği, sanık ... hakkında katılan ...’ya yönelik hırsızlık suçuna ilişkin, sinyal bilgilerine göre suçun 04:30 ile 04:58 sıralarında gerçekleştiği, suç tarihinde güneşin doğuş saati 06:51 olup 1 saat öncesinin geceye tekabül ettiği, sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’ya yönelik hırsızlık suçuna ilişkin sinyal bilgilerine göre suçun 00:53 ile 02:26 sıralarında gerçekleştiği, suç tarihinde güneşin doğuş saati 06:50 olup 1 saat öncesinin geceye tekabül ettiği, mahkemesince her üç olaya ilişkin gerekçeli kararda eylemlerin gece gerçekleştirildiği kabul edilip kısa kararda ise gece vaktine ilişkin ilgili yasa hükümleri uygulanmadığı, sanıklar ... ve ...’in müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçuna ilişkin, sinyal bilgilerine göre suçun 05:20 sıralarında gerçekleştiği, suç tarihinde güneşin doğuş saati 06:51 olup 1 saat öncesinin geceye tekabül ettiği, iddianamede TCK’nın 143. maddesinin uygulanması talep edildiği halde mahkemesince TCK’nın 143. maddesinin uygulanmamasının gerekçesiz bırakıldığı, sanıklar ..., ... ve ... hakkında katılan ...’a yönelik hırsızlık suçuna ilişkin, sinyal bilgilerine göre suçun 23:40 ile 05:00 sıralarında gerçekleştiği, suç tarihinde güneşin doğuş saati 06:40 olup 1 saat öncesinin geceye tekabül ettiği, iddianamede TCK’nın 143. maddesinin uygulanması talep edildiği halde mahkemesince suçun belirsiz bir zamanda işlendiğinin kabulü ile TCK’nın 143. maddesinin uygulanmadığının anlaşılması karşısında bahsi geçen suçlara ilişkin yasa ile belirlenen zamanaşımı sürelerinin henüz dolmadığının tespiti ile yapılan incelemede;
Sanık ... hakkında kısa kararda 140 numaralı bent ile kurulan hükümde, müşteki isminin ... olması gerektiği halde sehven ... olarak yazılması mahallinde düzeltilmesi olanaklı yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Anayasanın 22. maddesi uyarınca; herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunda belirtilen nedenlerle ve usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Anayasanın 38/6. maddesinde de “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” denilmektedir.
Anayasanın 90/son maddesi uyarınca iç hukuk mevzuatımızdan sayılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi uyarınca, herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir. Diğer taraftan, Sözleşme'nin 8. maddesinde güvenceye alınan özel hayat ve haberleşme hürriyetine ilişkin kişi haklarına aykırı şekilde elde edilen delilin soruşturma veya kovuşturmada kullanılması, sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal edebilecektir.
Yürütülen bir suç soruşturması veya kovuşturması dolayısıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri CMK'nın 135. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca; suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, suç tarihi itibariyle hakim veya gecikmesinde sakınca olan halde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Aynı maddenin 8. fıkrasında, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin ancak, bu fıkrada katalog şeklinde sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabileceği belirtilmiş, 9. fıkrada ise, maddede belirtilen usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükme bağlanmıştır.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” CMK'nın 135/8. maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın CMK’nın 138/2. maddesinin açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.
İncelenen dosyada sanıkların (sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’e yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçuna ilişkin hükümler hariç), katalog kapsamındaki suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan haklarında iletişimin denetlenmesi kararı uygulanması sırasında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarını da işledikleri kabul edilerek mahkumiyetlerine hükmolunmuş ise de, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, suç tarihi itibariyle hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarının CMK'nın 135/8. maddesi kapsamında bulunmaması nedeniyle anılan dinleme kayıtlarının aynı Kanun'un 138/2. maddesi gereğince bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, sanıkların atılı suçları işlemedikleri yönündeki savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak, yüklenen suçtan mahkumiyet hükmü kurmaya yeterli, kesin ve somut delil bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Kabule göre de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/04/2018 tarih, 2014/851 Esas ve 2018/144 Karar sayılı ilamı uyarınca aynı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda, yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15/11/2018 tarih, 2018/339 Esas ve 2018/536 Karar sayılı ilamı uyarınca da farklı yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda başka bir suçtan hükümlü/tutuklu olarak bulunan, asıl mahkemesince yapılan sorgusu sırasında duruşmadan bağışık tutulma isteğinde de bulunmayan suça sürüklenen çocuğun, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirdiği ve hükmün açıklandığı son oturumdu hazır bulundurulmayıp yokluğunda yargılama yapılarak mahkumiyetine karar verilmesinin savunma hakkının sınırlandırılması niteliğinde olduğu şeklindeki kararları uyarınca; başka suçtan Seydikemer-Eşen T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ..., başka suçtan ...Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ..., başka suçtan ...Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ..., başka suçtan ...Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ..., başka suçtan ...Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ..., Osmaniye C Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ...’ın ve başka suçtan ...Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmalardan vareste tutulmaya dair talebi de bulunmayan sanık ...’ın kısa kararın okunduğu oturuma getirtilmeyerek savunma haklarının kısıtlanması suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 196. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin, sanık ...’ın, sanık ... , sanık ... müdafiinin, sanık ...’in, sanık ...’ın, sanık sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle kısmen istem gibi, (sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...’e yönelik hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında müşteki ...’a yönelik hırsızlık suçuna ilişkin hükümlerin diğer yönleri incelenmeksizin) BOZULMASINA, 08.12.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/147 E., 2019/428 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da ise dava zamanaşımını kesen nedenler 67. maddede düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2019/147 E. , 2019/428 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 19. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 36-1019
Ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçundan ve kaçak orman emvali nakletme suçuna teşebbüsten sanık ...'in CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Gönen (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2011 tarihli ve 348-485 sayılı hükümlerin, katılan temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.10.2013 tarih ve 6542-34091 sayı ile;
"Sanık ...'ın Cumhuriyet savcısında alınan beyanında at arabasının suç tutanağı tarihinden bir gün önce çalındığını, 17.11.2011 tarihli ifadesinde at arabasının olaydan 3-4 gün önce çalındığını söylediği dikkate alınarak ifadeler arasındaki çelişkinin giderilmesi ile emniyet ve belediyeden bu konuyla ilgili bir anons yapılıp yapılmadığı araştırılıp sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile beraatlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrası devam olunan yargılama sonucunda, önceki hükümlerde olduğu gibi sanığın beraatine ilişkin Gönen (Balıkesir) Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.11.2014 tarihli ve 355-454 sayılı hükümlerin, katılan temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 07.12.2017 tarih ve 3551-10762 sayı ile;
"...1- Sanık ve suça sürüklenen çocuğun tüm aşamalarda suça konu yerde bulunan at ve at arabasının çalındığı güne ilişkin vermiş oldukları çelişkili beyanlar ve hırsızlık ile ilgili Emniyet Müdürlüğü'ne başvurduklarını beyan etmelerine rağmen bu hususun doğrulanmadığı hususları birlikte değerlendirilip, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmeyerek; hakkında ağaç kesme suçu nedeniyle mahkûmiyet hükmü kurulması gerekirken yerinde görülmeyen gerekçeyle beraatine karar verilmesi,
2- Ele geçirilen orman emvali, suç aleti ve nakil vasıtasının müsaderesi hakkında herhangi bir karar verilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 15.10.2018 tarih ve 36-1019 sayı ile;
"...Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak biçimde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Anayasa m. 38/4, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m. 6/2, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 11, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi m. 14/2) de nazara alınarak;
CMK m. 55’de düzenlenen yeminin içeriğine göre; tanık bildiklerini doğru söyleyeceği üzerine yemin ettirilir. Tanık haricinde; yargılamanın diğer süjeleri (müşteki, müdahil ve sanık) için yemin veya doğruyu söyleme yükümlülüğü yoktur. CMK m. 50/3’de 'Soruşturma ve kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar' yemin verilmeyen tanıklar arasında sayılmış ve yargılamaya şüpheli veya sanık olarak katılanlar yemin vermekten, dolayısıyla doğruyu söylemekten muaf tutulmuşlardır.
Türk Ceza Kanunu’nun gerçeğe aykırı beyanda bulunan için ceza öngören yegane hükmü tanıklar için tatbik edilmektedir. 'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi uyarınca, kanunda 'suç' olarak tespit edilip belirlenmeyen eylem tipi cezalandırılamaz. 'Doğru söylememe hakkı', CMK m. 147/1’in (a) bendi uyarınca yalnızca kimliği hakkında doğru beyanda bulunma zorunluluğu olan şüpheli veya sanığın susma hakkını kullanması için tanınan dolaylı bir haktır. Maddi hakikat ortaya çıktığında, yalan söyleyen şüpheli veya sanığın, kendini suçlamadığından ve bu yolla yargıyı yanılttığından bahisle cezalandırılması kabul edilemez. İddia makamının, sanığın suçlu olduğunu sanığın yardımı olmaksızın ispat etme yükümlülüğü vardır. Ayrıca sanığa doğru söyleme yükümlülüğünü yüklemek, itham sisteminin öngördüğü 'iddia edenin iddiasını ispatlama yükümlülüğü' ile bu yükümlülüğün dayanağı olan suçsuzluk/masumiyet karinesine aykırıdır.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında açıkça tanımlanmayan, ancak içtihatlarla kısa sürede içeriği doldurulan 'kendini suçlamama', yani susma hakkı, esasında bireyin sessiz kalma iradesine duyulan saygıyı ifade eder.
Şüpheli veya sanık kendisini susarak da savunabilir. Şüpheli veya sanık sustuğunda, suçu ikrar etmiş sayılmaz ve bu sessizliği aleyhine kullanılamaz. 'Sükut ikrardan gelir' sözü, ceza yargılamasında anlam ifade etmez. Ancak uygulamada, hem şüpheli veya sanığın ve hem de müdafisinin susma hakkını suçun örtülü kabulü, cevap vermemenin hukuki durumu zorlaştıracağı gibi bir anlayışla hareket ettiğini, bu nedenle de susma hakkının kullanılmayıp, yerine iddiayı çürütme yöntemini veya her iddia ve iddia ile ilgili soruya cevap verme yönteminin seçildiğini, bu sırada şüpheli veya sanığın hukuki durumunun ağırlığında sorunlar yaşandığı görülebilmektedir.
Gerçeği söylememe hakkının yasal dayanağı, suçlamaya karşı kişinin kendisini dilediği gibi savunabilmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü güçlü kamu otoritesine karşı, suçlanan ve zayıf durumda olan sanığı doğru söylemek zorunda bırakmak ve hatta daha da ileri giderek susma hakkından yararlandırmamak, itham sisteminin değil tahkik sisteminin bir ürünü olarak kendisini ortaya koyar. Yargılamada bireyin özerkliğini temsil eden bu hak, kamu otoritesinin zorlayıcı usullerle delil elde etmesini önler. Eğer 'suçluluk karinesi' adı ile bir kavram üretilecek olursa, sanık masum olduğunu ispatlayana kadar suçlu kabul edilecektir. Suçsuzluk/masumiyet karinesinde ise, aksi ispatlanıncaya kadar sanık masum sayılır.
Yargılamaya konu somut olayda sanık ile hakkında zamanaşımı dolayısıyla düşme kararı verilen SSÇ'nin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket etmek suretiyle Gönen Orman İşletme Şefliğinin yetki sahasında bulunan ormanlık alandan 11 adet meşe odununu el bıçkısı ile kestikten sonra kendilerine ait olan at arabasıyla birlikte taşımaya çalıştıkları sırada orman muhafaza memurları tarafından görülmeleri neticesinde yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme ve söz konusu emvali nakletmeye teşebbüs suçlarını işlediğinden bahisle kamu davası açılmış olsa da; sanığın ceza muhakememiz sistematiği açısından doğruyu söylemekle mükellef olduğu tek durumun kimlik bilgilerinin ibrazı noktasında toplandığı, söz konusu at ve at arabasının çalınıp çalınmadığı veyahut çalınmış olsa dahi söz konusu çalınma hususunu ilgili birimlere bildirmemiş olmasının suçun sübutuna katkı sağlayacak bir husus olmadığı, mahkûmiyet kararının sanığın kurguladığı savunma üzerinden değil maddi deliller hesaba katılarak verilmesi gerektiği, sanık hakkında suç tutanağı düzenleyen orman muhafaza memurlarının sanık ile yaptırılan yüzleştirilmesinde sanığı teşhis edememiş olmaları, dosya içerisinde sanığa aidiyet bildirir herhangi bir olay yeri inceleme raporu olmaması ve sanığın üzerine atılı müphem suçlamayı reddetmesi karşısında; Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2017/10762 karar sayılı bozma ilamına uyulmamasına, mahkememizin 2014/454 karar sayılı ilamda verilmiş olan beraat kararında direnilmesine karar verilmiş, sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği," gerekçesiyle direnerek, sanığın önceki hükümler gibi beraatine karar vermiştir.
Bu hükümlerin de, katılan temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.01.2019 tarihli ve 3892 sayılı “düşme” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 25.02.2019 tarih ve 1082-4778 ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık... hakkında ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçundan ve kaçak orman emvali nakletme suçuna teşebbüsten açılan kamu davalarının olağan zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle Özel Dairece düşmesine karar verilmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında aynı suçlardan kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup ayrıca dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.
1- Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığa atılı ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçuna ve kaçak orman emvali nakletme suçuna teşebbüse ilişkin olarak sanık ...’in savunmasının 17.01.2011, inceleme dışı sanık...’nin savunmasının ise 07.10.2011 tarihinde alındığı, somut olayda suç tarihinin ise 13.09.2009 olduğu, sanıkların savunmalarının alınması dışında zamanaşımını kesen başkaca bir işlem yapılmadığı,
Anlaşılmaktadır.
6831 sayılı Kanun’un suç tarihi itibarıyla ve hâlen yürürlükte olan 91. maddesinin birinci fıkrası;
“14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleri ile yasak edilen fiillerden dikiliden ağaç kesenler, kökünden sökenler veya hayatiyetini sona erdirecek şekilde boğanlar, ağaçlardan yalamuk, pedavra, hartama çıkaranlar üç aydan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır. Ancak suçun konusunun münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç olması halinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir...",
6831 sayılı Kanun’un suç tarihi itibarıyla ve hâlen yürürlükte olan 108. maddesinin birinci fıkrası ise;
“Orman mallarının bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kesildiğini, taşındığını veya toplandığını bildiği halde; taşıyanlar, biçenler, işleyenler, kabul edenler, kullananlar, satanlar, satın alanlar veya bulunduranlar bir seneye kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır..." hükmünü haizdir.
5237 sayılı TCK’nın “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesi;
“(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler mülga 765 sayılı TCK'nın 104. maddesinde, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, sorgu, son soruşturmanın açılması kararı veya iddianame ile dava açılması olarak belirtilmiş olup, kesen nedenlerin iştirak hâlinde suç işleyen sanıklar yönünden sirayeti ise anılan Kanun’un 106. maddesinde; “Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser” şeklinde düzenlenmişti.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da ise dava zamanaşımını kesen nedenler 67. maddede düzenlenmiştir. “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
“Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir” şeklinde düzenlenmiştir. Mülga 765 sayılı TCK’nın 106. maddesinde yer alan düzenleme ise 5237 sayılı TCK’da yer almamıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenlerin aynı suça katılanları ne şekilde etkileyeceği konusunda iki sistem mevcuttur. Bunlardan birincisi, Almanya, Avusturya, İsviçre ve Arjantin Ceza Kanunlarında da kabul edilen yargılanan sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistem (kesilmenin şahsiliği) olarak nitelendirilen sistemdir. Nesnel sistem olarak adlandırılan ve fiili esas alan ikinci sistem ise İtalya, Brezilya ve Fransa Ceza Kanunlarında kabul edilen ve sadece sanığı değil, katılma dereceleri ne olursa olsun olaya katılan tüm sanıkları hatta haklarında kovuşturmaya başlanmamış olanları dahi nazara almaktadır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler TCK'nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir. Dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken madde metninde kullanılan “şüpheli veya sanıklardan birinin”, “şüpheli veya sanıklardan biri hakkında”, “sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa” ibarelerinden dolayı 5237 sayılı TCK’da “dava zamanaşımının sirayeti” ilkesinin benimsendiği ve öznel kriter dışlanarak nesnel kriter esas alındığı için suç tarihinden itibaren dava zamanaşımının fail bazında değil de fiile bağlı olarak ortak hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle iştirak halinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmış veya yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 tarihli ve 241-114 sayılı kararı ile 31.01.2012 tarihli ve 243-7 sayılı kararında, 5237 sayılı TCK’da dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edildiği, iştirak hâlinde suç işleyen sanıklardan bir kısmı hakkında verilen mahkûmiyet kararının tüm sanıklar için dava zamanaşımını keseceği vurgulanmıştır.
Nitekim öğretide de TCK'nın 67. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile ilgili olarak; bir şüpheli veya sanık hakkındaki ifade alma veya sorgunun diğer sanık veya şüpheliler bakımından da zamanaşımını keseceği (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2017, s.984-986.), yeni TCK’nın sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçütün esas alındığı, başka bir deyişle, kesme sebebinin varlığı hâlinde, dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerektiği (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara 2015, s. 887-890.), eğer bir suçta birden fazla kişi çeşitli sebeplerle şüpheli veya sanık durumunda iseler Kanun'un ifadesine göre bunlardan birinin ifadesinin alınması veya sorgulanmasının sanıkların tamamı bakımından zamanaşımını keseceği (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. bası, Ankara 2017, s.718-721.), zamanaşımının kesilmesinin suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp aksine suç konusu fiile ilişkin olduğu, zamanaşımını kesen sebeplerin bir suç sebebiyle ortaya çıktığı, bahse konu suçu oluşturan fiilin objektif olarak şerikler arasındaki bağı ifade ettiği, bu bağın suça iştirak eden kişilerden kaynaklanmayıp aksine ortak katkıda bulunulan fiilin çerçevesinde hüküm ifade ettiği, dolayısıyla objektif bu bağ kapsamında meydana gelen ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin, kişilerden bağımsız olarak hukuki sonuç doğuracağı ve fiil nedeniyle birleşen tüm şerikler hakkında da geçerli olacağı (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, Ankara 2017, s. 728.), suç iştirak hâlinde işlenmişse, bir sanık hakkında dava zamanaşımını kesen nedenin tüm sanıkları etkileyeceği, böylece, şüpheli veya sanıklardan birinin, ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, hakkında tutuklama kararı verilmesi, onunla ilgili iddianamenin düzenlenmesi, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, haklarında soruşturma yapılmış veya yapılmamış tüm suç ortakları ile ilgili dava zamanaşımının kesileceği (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, İstanbul 2017, s. 790-794.), iştirak hâlinde işlenen suçlarda ortaklardan biri için dava zamanaşımının kesilmesinin diğer ortakları da etkileyeceği, yani onlar için de dava zamanaşımı süresinin kesileceği (Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, Ankara 2017, s. 917), düzenlemenin lafzına ve ruhuna göre ortaklardan birinin ifadesinin alınması, tutuklama kararı verilmesi, mahkûmiyet hükmü kurulması durumunda o ortakla, o suçu iştirâk hâlinde işleyen şüpheliler veya sanıklar hakkında da zamanaşımı süresinin kesileceği, kanun koyucunun, sirayet ihtimalini düşünmese bu ibareleri kanuna koymayacağı (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. bası, Ankara, 2010, 2. cilt, s.2270-2271.) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ... ve inceleme dışı sanık...’ye atılı 6831 sayılı Kanun’un 91/1. maddesinde tanımlanan ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçu ile aynı Kanun’un 108/1. maddesinde tanımlanan kaçak orman emvali nakletme suçunun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre davanın 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi bulunduğu, sanık ...’in savunmasının 17.01.2011, inceleme dışı sanık...’nin savunmasının ise 07.10.2011 tarihinde alındığı hususları dikkate alındığında tüm sanıklar açısından zamanaşımı sürelerini son kesen sebebin 07.10.2011 tarihindeki...’nin savunması olduğu, 07.10.2011 tarihinden sonra inceleme tarihi olan 14.05.2019'a kadar olağan dava zamanaşımının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...;
"Sanık ...'in usulüne uygun olarak sorgusunun yapılmasından sonra aynı suça iştirak eden inceleme dışı suça sürüklenen çocuk...'nin daha sonraki bir tarihte yapılan sorgusunun sanık açısından zaman aşımını kesip kesmediği ve buna bağlı olarak inceleme süresi içerisinde dava zaman aşımının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda sayın çoğunluk ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın çözümü için zaman aşımının hukuki niteliğinin teorideki görüşlerden yararlanmak suretiyle açıklığa kavuşturulmasından sonra, 765 sayılı TCK.nın 106 maddesine paralel hükümler içermekle birlikte maddenin uygulama alanını oldukça genişleten hükümlere de yer veren 5237 TCK.nın 67. maddesindeki koşulların irdelenerek; ceza kanununun amacı, kanunilik prensibi, hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik gibi hukukun evrensel ilkeleri ile ilişkilendirilmesi, buna göre de koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin usul ekonomisinin de dikkate alınması suretiyle yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki tanımlardan yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir.
Zaman aşımı kurumunun hukuksal niteliği tartışmalı olmasına karşın, ağırlıkta olan görüşe göre; her iki zaman aşımı Devletin kovuşturma ve cezalandırma hakkında son veren kurumlar niteliğini taşıdıkları için maddi ceza hukukunun kapsamına girerler. Muhakeme hukuku ise zaman aşımı sonucunda yapılması gereken işlemler için devreye girerler. Yasal yönden de, her iki zaman aşımı kurumunun süreleri, kesilme ve durma nedenleri, sonuçları ve diğer tüm ayrıntılarının yargılama kanunlarında değil, maddi ceza kanunlarında düzenlenmesi bu nedendendir. Ayrıca muhakeme hukukunda sürelerin belirli olmasına karşın, zaman aşımı süresi, öngörülen cezanın üst haddine yada verilen ceza süresine göre değişmektedir. Bu durumda bizim hukuk sistemimizde zaman aşımının maddi ceza hukukunun kapsamına girdiği kabul edilmektedir.
765 sayılı TCK.nun 106 maddesinde; Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler, o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup ta, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keseceği belirtilirken;
5237 sayılı TCK'nın 67.maddesinin 2. fıkrasında ise;
Bir suçla ilgili olarak;
1-)Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b-)Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c-)Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d-)Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkumiyet kararı verilmesi,
Zaman aşımını kesen nedenler olarak gösterilmiştir.
765 sayılı TCK.nın 106 maddesinde bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler, o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup ta, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi zaman aşımını keseceği belirtilirken, 5237 sayılı TCK.nın 67/2 maddesinde; herhangi bir sanık için için zaman aşımını kesen nedenlerin aynı suça iştirak eden diğer sanıklar hakkında da; tahkikat yada takibat yapılmasına bakılmaksızın zaman aşımını keseceği belirtilerek 765 sayılı TCK'nın 106 maddesindeki uygulamada ortaya çıkan tereddütler giderilmek istenmiştir.
Hukuk sistemimizde zaman aşımı müessesesinin maddi ceza hukuku kapsamına girdiğinin kabul edilmesinden sonra muhalefete konu uyuşmazlığın 'Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz' kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla Ceza Hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile bağdaştırmak suretiyle çözümü gerekmektedir.
5237 Sayılı TCK.nın 2. maddesinde: Özet olarak 'Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz' denilerek kanunilik ilkesi özelikle vurgulanmak istenmiştir.
'Kanunsuz suç ve ceza olmaz' kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve Yargıç karşısında bireylerin 'Kamu Hakları'nın güvencesidir.
Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (Mad.38) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK.nun 2. Maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. Maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.
Kanunun 2 maddesindeki 'açıkça' kelimesi Türk Ceza Hukukunda 'kıyaslama'nın yasaklandığını gösterir.
Kanunsuz ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçluların cezalandırılmasında şarttır.
Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin, nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkanını kazanır. Kanun Kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun subjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkân yoktur. Pozitif hukuk, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur.
5237 sayılı TCK.nın 67/2 maddesinde; herhangi bir sanık için zaman aşımını kesen nedenlerin, haklarında tahkikat veya takibat yapılmasına bakılmaksızın aynı fiille iştirak eden diğer bütün sanıklara sirayet edeceği net bir şekilde belirtilerek bir taraftan 765 sayılı kanunun 106 maddesinin yorumunda yaşanan tereddütler giderilirken diğer taraftan kanundan kaçan kişilerin ödüllendirilmesi önlenmek istenmiştir.
Tahkikat veya takibattan kaçanları ödüllendirmemeyi amaçlayan 5237 sayılı TCK.nın 67/2 maddesinin uygulama alanına haklarındaki yargılamanın bir an önce sonuçlandırılması için üzerlerine düşen görevi tam anlamıyla yapan sanıkları da dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Zira Kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun gerek 765 sayılı kanunun 106 maddesi gerekse 5237 sayılı TCK'nın 67/2 maddesiyle ilgili aşağıda özetlenen içtihatlarında; kaçanın ödüllendirilmemesi açıkça vurgulanırken, anılan maddelerin uygulama alanının haklarındaki tahkikat yada takibat konusu yapılan iddiaların bir an önce sonuçlanması için üzerlerine düşen görevi eksik yapan sanıklar açısından da geçerli olacağına dair herhangi bir ibareye yer verilmemiştir.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 27/04/1999 gün, 1999/6-82 E-1999/81 K sayılı kararında benzer bir olayda konu şu şekilde özetlenmiştir. 'Sanığa yüklenen suç TCY.nın 491/4. maddesinde düzenlenmiş olup, maddede öngörülen cezanın üst sınırı itibariyle TCY.nın 102/4. maddesi uyarınca 5 yıllık asli zamanaşımına tabidir; sanığın inceleme konusu suça ilişkin sorgusu 19.11.1992 tarihinde yapılmıştır. Bu sorgusunda sanığa CMUK.nun 135.maddesindeki haklarının hatırlatılmamış olması, zamanaşımının kesilmesi açısından sonuca etkili bulunmamaktadır. Zira sorgunun şekline ilişkin bir yasal değişikliğin veya iradesinde olmayan bir yanılgının sanık aleyhine sonuç doğuracağını kabul etmek olası değildir. Ayrıca TCY.nın 104, 105 ve 106. maddeleri birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde; 104 ve 105. maddelerdeki düzenlemelerin, haklarında dava açılan kişileri kapsadığı; 106. maddede ise kesici işlemlerin, haklarında takibat ve tahkikat yapılmamış olan kimselere de sirayet edeceği öngörülmüş olup, bu düzenleme ile yasalara saygılı olarak duruşmaya gelen kişilerin durumlarını duruşmadan kaçan kişilerin durumlarıyla eşitlemek değil, kaçana imtiyaz tanımamak, onları ödüllendirmemek ve yasa önündeki eşitliği sağlamak amaçlanmıştır.
Bu belirlemeler ışığında sanığın durumu ele alındığında; müsnet suçtan dolayı açılmış bulunan davada sorgusu 19.11.1992 tarihinde yapılmış, araya başkaca kesici bir neden girmediğinden, asli zamanaşımı 19.11.1997 tarihinde gerçekleşmiştir. Sanık, hakkında takibat ve tahkikat yapılmayan konumunda değildir.
Bu nedenle diğer sanıklar hakkındaki zamanaşımını kesen işlemlerin sanığa sirayet etmesi sözkonusu olmayıp yargısal uygulamalar da bu yönde istikrar kazanmıştır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.6.1965 gün ve 275/D-3 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
CGK,20.03.2012, E.2011/11-241,K. 2012/114; CGK, 31.1.2012, E. 2011/11-243, K. 2012/7. CGK, 16.2.2016, E. 2014/11-315, K. 2016/65 sayılı kararlarında '5237 sayılı TCK'nun 67/2. maddesinde kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği belirtilmiş ve sonuç olarak kesme nedeninin varlığı halinde dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütaala etmemek gerektiği vurgulanmıştır. Yine anılan genel kurulu kararlarında anılan yasa maddesinde özenle seçilen anlatım biçimi ile 765 s. TCK’nın 106. maddesine benzer bir düzenlemeye 5237 s. TCK’da yer verilmemesi ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken kullanılan 'şüpheli veya sanıklardan birinin' 'şüpheli veya sanıklardan biri hakkında' 'sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa' ibareleri birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir düzenlemenin yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak halinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden fiili esas alan nesnel ölçütün geçerli olduğu' vurgulanmıştır.
Esasen bu gerekçeler TCK'nın 67/2 maddesinin konuluş amacına uygun olduğu gibi görüşümüze de aykırı değildir. Zira sanıklardan herhangi birisi hakkında dava zamanaşımını kesen usulü işlem yapılmış ise anılan usulü işlemlerin yapılmadığı sanıklar açısından da zaman aşımının kesilmiş sayılacağı konusunda kuşku yoktur. Ancak haklarında zamanaşımını kesen usulü işlem daha önce yapılan örneğin daha önce sorguya çekilerek sorgu aşamasını geçiren sanık açısından; sonradan yakalanan başka bir sanığın sorguya çekilmesinin zamanaşımını kesen bir işlem olarak kabul edilmesinin kanun koyucunun amacına uygun olduğunu söylemeye imkan yoktur. Aksi takdirde, hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlanması için üzerine düşen bütün görevleri eksiksiz bir şekilde yerine getiren sanık açısından; sırf kaçarak yargılamayı uzatmak isteyen başka bir sanığın yakalanarak sorguya çekildi diye zamanaşımının bir kez daha kesildiğini kabul etmek, ülkemizinde taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin olmazsa olmazını teşkil eden adil yargılanma hakkını ihlal edeceği gibi kurallara uyan sanık ile kurallara uymayan sanığın aynı şekilde muameleye tabi tutulması anlamına gelir ki!... Böyle bir sonucun ceza hukukunun temel ilkelerinden olan hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik ilkelerine aykırı olacağı ve iştirak halinde işlenen suçlardan dolayı, sanıkların tamamının yakalanmadığı durumlarda; asli zaman aşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verilmesini imkansız hale getireceği gibi yargıtay uygulamalarına da aykırı olacağı açıktır. Bizce iştirak edilmemekle birlikte bir an için sayın çoğunluğun görüşünün kabul edilmesi durumunda; özellikle iştirak halinde işlenen suçlarda; temyiz aşamasında incelemeye konu sanık açısından asli zaman aşımı süresinin sona erdiği belirlense dahi; yakalanmayan sanıklardan herhangi birisinin yakalanarak yada kendiliğinden teslim olarak hakkında zaman aşımını kesen herhangi bir işlemin yapılması ihtimaline binaen kesintili zamanaşımı süresi dolmamış ise düşme kararı verilemeyeceğinden; yargıtaydaki inceleme sırasında dahi bu hususun araştırılmasının zorunlu hale geleceği gibi ayrıca soruşturma aşamasını geçiren hatta hakkında mahkumiyet kararı verilen sanık açısından, aynı suçu iştirak eden başka bir sanığın yakalanarak hazırlık aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alınması halinde dahi zaman aşımının kesildiği kabul edilerek soruşturma aşamasına dönülmesinin suç işlediği kesinleşinceye kadar masumların teminatı olarak kabul edilen ceza muhakemesi kanununun ruhuna da aykırı olacağı açıktır. Kaldı ki !.. Yargıtay uygulamalarında böyle bir araştırmanın hiç bir zaman yapılmadığı bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Zaten bu yönde bir araştırma yapılmasının zorunlu olması halinde, böyle bir uygulamanın davaları sürüncemede bırakmak suretiyle zaten iş yoğunluğu oldukça fazla olan mahkemelerin iş yükünün iyice artmasına sebebiyet vereceği gibi ayrıca hukuk devletinde hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlandırılması için kanunlara son derece saygılı davranan kişilerin adil yargılanma hakkını ihlal edeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır. Sanık lehine yada aleyhine sonuçlandırılan davanın makul süre içerisinde bitirilememesini dahi adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul eden hukuk sistemimizin, böyle bir uygulamaya kayıtsız kalması elbetteki beklenemez. Sanığın kendisi hakkında sorgu işleminin yapılması, mahkumiyet hükmünün verilmesi ... gibi işlemler kendisi hakkında zamanaşımını keserken, daha sonra başka bir sanık hakkında yapılan aynı usuli işlemlerin, aynı aşamaları daha önce geçiren sanığa sirayet ettirilmesi kanunun konuluş amacına ve ceza hukukunun temel ilkelerine de aykırı olacağı gibi kusursuz bir yargılamayı hedefleyen usul ekonomisine de aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Sonuç itibariyle yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere bir sanık hakkında zaman aşımını kesen herhangi bir usulü işlemin yapılması, o tarihe kadar haklarında aynı usuli işlemlerin yapılmadığı sanıklar hakkında zaman aşımını keserken, haklarında daha önce aynı usuli işlemlerin yapıldığı sanıklar açısından zamanaşımının ikinci kez kesildiğinin kabul edilmemesinin Yargıtay uygulamalarına, TCK'nın 67/2 maddesinin konuluş amacına, hakkaniyet ilkesine daha uygun olacağı ve böyle bir sonucun kanuna saygılı vatandaşların adil yargılanma hakkının sağlanmasına katkıda bulunacağı açıktır. Ulaşılan sonuca göre, örneğin A-B-C adındaki üç sanığın iştirak halinde bir suçu işlemesi halinde; ilk önce 'A' nın yakalanarak sorguya çekilmesi, 'B' ve 'C' hakkında zamanaşımını kestiği konusunda uygulamada ve teoride herhangi bir duraksama bulunmamasına karşın, daha sonra yakalanan B'nin sorguya çekilmesi sadece henüz sorguya çekilmeyen 'C' hakkında zaman aşımını keserken daha önce sorgusu yapılan A hakkında zamanaşımını kesmeyecektir. Daha sonraki bir tarihte yakalanan 'C' nin sorguya çekilmesi de yine daha önce sorguya çekilen 'A ve B' hakkında zamana şımını kesmeyecektir. Aksine düşüncenin kabul edilmesi; tüketilen bir usuli işlemin defalarca yeniden canlandırılması anlamına gelir ki!.. Çağdaş hiç bir hukuk sisteminin buna izin vermesi beklenemez. Benzer düzenlemelerde, gerek Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, gerekse özel dairelerin istikrar kazanan uygulamaları da bu doğrultudadır. Örneğin 1412 sayılı CMUK'nın 104/2 maddesinde sanığın görevsiz mahkemede usulüne uygun olmayacak şekilde sorgusunun yapılması zaman aşımını keserken, daha sonra görevli mahkemede usulüne uygun olarak yeniden sorguya çekilmesinin, yada ilk sorgu için gıyabi tevkif müzekkeresi çıkarıldıktan daha sonra yeniden çıkarılan gıyabi tevkif müzekkerelerinin dava zaman aşımını kesmeyeceği gerek teoride gerek uygulamada tereddüde yer vermeyecek şekilde benimsenmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ve içtihatlar ışığında somut olayımıza baktığımızda; sanık ...'in sorgusunun yapıldığı 17/01/2011 tarihinde zamanaşımının kesildiği, diğer suça sürüklenen çocuğun açıklamalarının sanık ...'in durumunda herhangi bir değişiklik yapmadığının dosya içeriğinden net bir şekilde anlaşıldığı, diğer suça sürüklenen çocuğun sorgusu yapılmasa dahi mevcut delillerle adı geçen sanık ... hakkında karar verilebileceği dikkate alınarak adı geçen sanık hakkındaki davanın tefrik edilerek bitirilme olanağı varken, davanın tefrik edilmeyip kaçan suça sürüklenen çocuğun zorunluluk olmaksızın beklenerek 07/10/2011 tarihinde yapılan sorgusunun sanık ...'e sirayet ettirilmesi, sanık lehine getirilmiş bir kanun hükmünün sanık aleyhine yorumlanması anlamına gelir ki; böyle bir yorumun ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşması mümkün değildir. Bu durumda sanık ... hakkında sorgusunun yapıldığı 17/01/2011 tarihinden inceleme tarihine kadar asli zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle kamu davasının düşürülmesi gerekirken, diğer suça sürüklenen çocuğun sorgusunun yapıldığı 07/10/2011 tarihinde zamanaşımının kesildiği ve kesme nedeninin daha önce sorgusu yapılan ...'e de sirayet ettiği gerekçesiyle asli zaman aşımı süresinin inceleme tarihinde dolmadığından bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün onanmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
2- Dava zamanaşımının gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmakla, sanığa atılı ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçunun sabit olup olmadığı,
İncelenen dosya kapsamından;
14.09.2009 tarihli suç tutanağında; 13.09.2009 tarihinde saat 17.30'da ormanlık alan içerisindeki kontrol çalışmaları sırasında Beştepe mevkisi 108 nolu bölmeye gelindiğinde orman içerisinde at ile birlikte at arabasının durduğu, orman muhafaza memurlarını fark eden iki kişinin de koşarak kaçtığı, şüpheli şahısların dur ihtarına rağmen orman içerisinde kaçarak izlerini kaybettirdikleri, yapılan incelemede 11 adet meşe odununun el bıçkısı ile dipten kesildiği ve beş adedinin arabada yüklü olduğunun görüldüğü, görevlilerin terk edilen at ve araba ile diğer odunları depoya götürdükleri, 14.09.2009 tarihinde saat 13.30 sıralarında Gönen İşletme Şefliğine gelen ... ve...'nin at arabasının çalındığını bildirmeleri üzerine Güneşli deposuna gidilerek at ve arabanın şahıslara gösterildiği, şahısların at ve arabanın kendilerine ait olduğunu söylemeleri üzerine haklarında 6831 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca işlem yapılmak üzere tutanak tanzim edildiği, olay yerinde bir adet el testeresi, bir adet at ve at arabası ile 0,8 kental 11 adet kesilmiş meşe ağacının ele geçirildiği yönünde açıklamaların yer aldığı,
14.09.2009 tarihli suç tutanağına ek olarak tanzim edilen tutanağa göre; ağaç kesme işleminin dikili ve yakacak nitelikte emval veren ağaçlardan, bıçkı vb. alet ile, Hacıvelioba köyü mülki hudutlarında ve kesinleşmiş orman kadastrosu içerisinde gerçekleştiği,
Gönen Sulh Ceza Hâkimliğinin 15.09.2009 tarihli ve 437-438 sayılı kararıyla el koyma işleminin onaylandığı,
Ceyhun Kirpi'nin Gönen Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 15.09.2009 tarihli dilekçede; 13.09.2009 tarihinde saat 15.30 sıralarında Hükûmet Meydanı mevkisinde atı ve at arabasının çalındığını, konuya ilişkin Gönen Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma Komutanlığına ihbarda bulunduğunu, ... muhafaza memurlarının arazide at ve at arabası bulduklarını bildirmeleri üzerine at ve arabasının kendisine ait olduğunu tespit ettiğini, at ve arabasını çalan şahısların ormandan ağaç kesmek için kullandıklarını, kendisinin hiçbir ilgisinin olmadığını, at ve arabasının kendisine verilmesini talep ettiği,
Gönen İlçe Emniyet Müdürlüğünün 09.11.2009 tarihli yazısı ile Gönen İlçe Jandarma Komutanlığının 03.11.2009 tarihli yazısında; Ceyhun Kirpi isimli şahsın 13.09.2009 tarihinde, öncesinde veya sonrasında at ve arabasının hırsızlandığına ilişkin herhangi bir müracaatının olmadığının belirtildiği,
Gönen Belediye Başkanlığının 02.04.2014 tarihli yazısında; suç tarihi ve öncesinde herhangi bir ilan yapılmadığının belirtildiği, Gönen İlçe Emniyet Müdürlüğünün 07-10.03.2014 tarihli yazılarında; ...'in 13.09.2009 tarihinde ve bir hafta öncesi ile sonrasında at arabasının çalınması ile ilgili herhangi bir 155 ihbarı olmadığı ve anons yapılmadığının belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; 14.09.2009 tarihli suç tutanağını orman muhafaza memuru olan arkadaşı ... ile birlikte düzenlediklerini, 13.09.2009 günü orman içerisinde bir at arabası gördüklerini, kendilerini fark eden iki kişinin de koşarak kaçtıklarını, kaçan şahısları yakalayamadıklarını, ertesi gün bu at ve at arabasının kendisine ait olduğunu iddia eden... ve ...'in orman işletme şefliğine müracaat ettiklerini, bu kişilerin eşkâllerinin kaçan kişiler olduğundan bu suç tutanağını tanzim ettiklerini ancak kendisinin sadece arkalarından gördüğü için tam olarak bu şahısların olay günü kaçak orman emvalini kesen ve nakleden şahıslar olduğunu söyleyemeyeceğini, eşkâl, dış görünüş, boy yönüyle bu şahısların yani... ile İrfan'ın kaçak orman emvalini kesen ve nakleden şahıslar olduğuna kanaat getirdiğini, Mahkemede ise olay günü orman içinde bir at arabası gördüklerini, daha sonra kendilerini fark eden iki kişinin kaçmaya başladıklarını ancak kaçan kişileri tam olarak teşhis edemediklerini, at arabasını depoya götürdüklerini, ertesi günü sanıkların kendilerine başvurarak at arabasının çalındığını söylediklerini, bu şahısların olay esnasında kaçan şahıslar olduğunu düşündükleri için tutanak tanzim ettiklerini ancak kaçan şahısları tam olarak tespit edemediklerini,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; 14.09.2009 tarihli suç tutanağını orman muhafaza memuru olan arkadaşı ... ile birlikte düzenlediklerini, 13.09.2009 günü orman içerisinde bir at arabası gördüklerini, kendilerini fark eden iki kişinin de koşarak kaçtıklarını, kaçan şahısları yakalayamadıklarını, ertesi gün bu at ve at arabasının kendisine ait olduğunu iddia eden... ve ...'in orman işletme şefliğine müracaat ettiklerini, bu kişilerin kaçak orman emvali kesen ve nakleden şahıslar olduğunu düşündüklerini, bu nedenle suç tutanağını tanzim ettiklerini, Mahkemede ise olay günü orman içinde bir at arabası gördüklerini, daha sonra kendilerini fark eden iki kişinin kaçarak uzaklaştıklarını ancak kaçan kişileri yakalayamadıklarını, ertesi günü sanıkların kendilerine başvurarak at arabasının çalındığını söylediklerini, başvuran şahısların olay esnasında kaçan şahıslar olduğunu düşündükleri için tutanak tanzim ettiklerini ancak kaçan şahısları tam olarak tespit edemediklerini,
İnceleme dışı sanık... Cumhuriyet Başsavcılığında; ... ile birlikte İrfan'a ait olan at arabasını kullandıklarını, 13.09.2009 tarihinde Hükûmet meydanında İrfan'ın at arabasını yolun kenarındaki zincire bağladıklarını ancak atın o gün çalındığını, bunun üzerine İrfan ile oradan geçmekte olan sivil polisleri durdurduklarını ve at arabasının çalındığını söylediklerini, bu yönüyle atılı suçu kabul etmediğini, Hacıvelioba köyünde bulunan orman içerisindeki emvali kesmediğini ve bunları at arabasına yükleyerek 13.09.2009 günü orman muhafaza memurlarını görüp kaçan kişinin kendisi ile ... olmadığını, bu kişilerin İrfan'a ait olan at arabasını çalan kişiler olduğunu düşündüğünü, İrfan'ın emniyet müdürlüğüne giderek başvuru yapıp yapmadığı hususunu bilmediğini ancak bilgisi dışında bu şekilde bir başvuru olabileceğini, Mahkemede; atılı suçlamayı kabul etmediğini, daha önce vermiş olduğu ifadesinin geçerli olduğunu, iddianamede bahsedilen at arabası çalındığı için emniyete başvurduklarını, daha sonra at arabasının bulunduğunu, diğer sanık ile birlikte orman işletme şefliğine gidip at ile arabayı aldıklarını, bozma sonrası Mahkemede ise olay zamanı İrfan'ın, at arabasıyla balık almaya gittiğini, daha sonra geldiğinde at arabasının olmadığını gördüğünü, kendisine sadece bununla ilgili emniyete başvurduğunu söylediğini,
Sanık ... Kollukta; at arabası ile taşımacılık yaptığını, geçmiş tarihlerde at arabasının çalındığını, polis merkezine müracaata geldiğinde kendisini Orman İşletme Müdürlüğüne yönlendirdiklerini, Orman İşletme Şefliğine gittiğinde kendisine at arabasının Beşler mevkisinde izinsiz ağaç keserken yakalandığını söylediklerini, ağaçları kendisinin at arabasına kesip taşıyanın kim olduğunu bilmediğini, ağaç kesmediğini, iddiaları kabul etmediğini beyan ettiği, Mahkemede; suçlamayı kabul etmediğini, olay yerinde yakalandığı iddia edilen at arabasının kendilerine ait olduğunu ancak bu olaydan 3-4 gün önce çalındığını, kaybolduğunu, bunun için emniyete şikâyet dilekçesi verdiklerini, at arabasının kaybolmasından 3-4 gün sonra da böyle bir olayın ortaya çıktığını, kesinlikle iddianamede belirtilen olayları gerçekleştirmediğini, at arabasını çalan kişilerin bu olayı gerçekleştirmiş olabileceğini, at arabasının bulunmasından sonra emniyete gittiklerini, at arabasını oradan kendilerine teslim ettiklerini, bu olayı da orada öğrendiğini, Cumhuriyet Başsavcılığında ve bozma sonrası Mahkemede; atılı suçu kabul etmediğini, suç tutanağı altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, olaydan bir gün önce atının arabası ile birlikte Hükûmet meydanından çalındığını, aynı gün Emniyet Müdürlüğüne durumu bildirdiğini, emniyete atının rengini ve arabanın özelliklerini anlattığını, bunun üzerine anons yapılacağını kendisine söylediklerini ve gitmesini istediklerini, ifadesinin alınmadığını, ertesi gün at arabasının bulunup bulunmadığını öğrenmek için Emniyet Müdürlüğüne gittiğinde kendisine orman içerisinde terk edilen bir at arabasının bulunduğunu, gidip Gönen Orman İşletme Şefliğinden öğrenmesini istediklerini, Orman İşletme Şefliğine gidip baktığında at ve arabanın kendisine ait olduğunu gördüğünü ve oradan at arabasını teslim aldığını, kesinlikle ormandan ağaç kesmediğini, kimin kestiğini de bilmediğini, at arabasının çalındığı gün orada bulunan bir şahsa sorduğunda şahsın kendisine iki kişinin at arabasını alıp götürdüğünü söylediğini ancak bu şahsın kimlik bilgilerini ve adresini bilmediğini,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için "ormandan ağaç kesme" suçunun unsurlarının incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
6831 sayılı Kanun’un suç tarihi itibarıyla ve hâlen yürürlükte olan 91. maddesi;
“14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleri ile yasak edilen fiillerden dikiliden ağaç kesenler, kökünden sökenler veya hayatiyetini sona erdirecek şekilde boğanlar, ağaçlardan yalamuk, pedavra, hartama çıkaranlar üç aydan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır. Ancak suçun konusunun münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç olması halinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir.
Suçun konusunun fidan olması halinde birinci fıkraya göre verilecek ceza bir kat artırılır.
Fidan ekim sahasını bozan kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Birinci fıkradaki ağaç kesme ve sökme fiillerinin işlenmesinde motorlu araç ve gereçler kullanılması halinde verilecek ceza bir kat artırılır. Ancak, fidanlar hakkında bu hüküm uygulanmaz.
(Değişik beşinci fıkra: 31/3/2011-6217/11 md.) 14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleriyle yasak edilen ve yukarıdaki fıkralarda yazılı bulunmayan fiilleri işleyenlere, ikiyüzelli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Bu fiillerin, 3 üncü madde gereğince orman rejimi altına alınan yerlerde veya 23 üncü, 24 üncü ve 25 inci maddeler gereğince muhafaza ormanı veya milli park olarak ayrılmış ormanlarda işlenmesi halinde verilecek idarî para cezası beşyüz Türk Lirasından az olamaz. Bu fiilin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine de karar verilir.
Bu Kanunun 14 üncü maddesinin (A) ve (B) bentlerine muhalif hareket edenler orman sahipleri ise iki seneye kadar hapis ve adlî para cezasıyla cezalandırılır. Ancak kendi arazisi üzerinde tohum ekmek veya fidan dikmek suretiyle yetiştirilecek ormanların sahipleri yukarıdaki fıkra hükmüne tabi değildir.”,
6831 sayılı Kanun’un suç tarihi itibarıyla ve hâlen yürürlükte olan 14. maddesi;
“Devlet ormanlarında:
A) Yetişmiş veya yetiştirilmiş fidanları kesmek, sökmek, ekim sahalarını bozmak, yaş ağaçları boğmak, yaralamak, tepelerini veya dallarını kesmek veya koparmak veya ağaçlardan yalamuk, pedavra hartama çıkarmak;
B) Dikili yaş veya kuru ağaçları kesmek veya bunları kökünden sökmek veya bunlardan kabuk veya çıra veya katran veya sakız çıkarmak, yatık veya devrik ağaçları kesmek veya götürmek, kök sökmek, kömür yapmak;
C) Palamut, ıhlamur çiçeği, her çeşit orman örtüsü, mazı kozalağı tıbbi ve sınai nebatları veya orman tohumlarını toplayıp götürmek;
D) Ormanlardaki göl, gölet, baraj ve derelerde dinamit atmak veya zehir bırakmak suretiyle avlanmak;
E) Ticaret amacıyla olmaksızın kendi ihtiyacı için toprak, kum ve çakıl çıkarmak;
Yasaktır.”,
6831 sayılı Kanun’un suç tarihi itibarıyla ve hâlen yürürlükte olan 108. maddesi;
“Orman mallarının bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kesildiğini, taşındığını veya toplandığını bildiği halde; taşıyanlar, biçenler, işleyenler, kabul edenler, kullananlar, satanlar, satın alanlar veya bulunduranlar bir seneye kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
Birinci fıkrada yazılı fiillerin, ticarethane sahibi olsun olmasın, her türlü orman ürünü ticareti ile uğraşanlarla, kar maksadıyla aldıkları orman mallarını işleyerek her ne şekilde olursa olsun alet ve eşya haline dönüştürdükten sonra satanlar tarafından işlenmesi halinde, bir seneden yedi seneye kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Suçun konusunu oluşturan orman ürünlerinin değerinin azlığı göz önünde bulundurularak verilecek cezalar yarısına kadar indirilebilir.
Bu Kanunda yazılı suça konu olan her türlü orman emvali, nakil vasıtaları ve suç aletleri Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre müsadere edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, Devlet ormanlarında yapılması yasaklanan fiiller 6831 sayılı Kanun’un 14. maddesinde gösterilmiştir. Aynı Kanun’un 91. maddesinde ise 14. madde ile yasaklanan fiillere yaptırım öngörülmüştür. 6831 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 1. fıkrasında; 14. maddenin (A) ve (B) bentlerinde sayılanlardan, dikili yaş veya kuru ağaçları kesmek, kökünden sökmek, boğmak, yalamuk, pedavra ve hartama çıkarmak şeklindeki fiiller suç olarak kabul edilmiş, geri kalan fiiller ise aynı Kanun’un 91/5. fıkrasında kabahat olarak kabul edilmiştir.
6831 sayılı Kanun’un 1. fıkrasının 1. cümlesinde yapacak vasıflı ağaçlara karşı işlenen fiillerin yaptırımı belirlendikten sonra ikinci cümlesinde ise suçun konusu münhasıran yakacak emval veren ağaç olması hâlinde birinci cümleye göre verilecek ceza yarı oranında indirileceği belirtilmiştir. Suçun konusunun fidan olması hâlinde birinci fıkraya göre verilecek ceza bir kat artırılacaktır. Ayrıca birinci fıkradaki ağaç kesme ve sökme fiillerinin işlenmesinde motorlu araç ve gereçler kullanılması hâlinde de verilecek ceza bir kat artırılacaktır.
Orman mallarının bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kesildiğini, taşındığını veya toplandığını bildiği hâlde; taşıyanlar, biçenler, işleyenler, kabul edenler, kullananlar, satanlar, satın alanlar veya bulunduranlar hakkında 6831 sayılı Kanun’un 108/1. maddesi hükümleri uygulanır. Ormandan izinsiz olarak kestiği emvali taşıyan, biçen, işleyen, kabul eden, kullanan, satan, satın alan veya bulunduran kişi hakkında ise TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı gereğince sadece en ağır cezayı içeren 6831 sayılı Kanun'un 91. maddesinde düzenlenen ormandan ağaç kesme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Hacıvelioba köyü, Beştepeler mevkisinde bulunan ormanlık alan içerisinde 13.09.2009 tarihinde saat 17.30’da orman muhafaza memurları ... ve ...’un kontrol işlemi yaptıkları sırada at ve at arabası gördükleri, kendilerini fark eden iki kişinin de koşarak kaçtığı, yapılan incelemede 11 adet yakacak nitelikteki meşe ağacının olay yerinde ele geçirilen el testeresi ile kesildiğinin, kesilen ağaçların 5 adetinin at arabasında yüklü olduğunun belirlendiği, nakil vasıtaları, orman emvali ve suç aletlerine el koyularak Orman İşletme Şefliğine götürüldüğü, olaydan bir gün sonra 14.09.2009 tarihinde saat 13.30 sıralarında Orman İşletme Şefliğine gelen sanık ... ve suç tarihinde 15-18 yaş aralığında bulunan inceleme dışı sanık...’nin at ve at arabasının kendilerine ait olduğunu söylemeleri üzerine sanık ve inceleme dışı sanık hakkında 6831 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri uyarınca suç tutanağı tanzim edildiği, sanık ...'in Cumhuriyet Başsavcılığında, olaydan bir gün önce atının arabası ile birlikte Hükûmet meydanından çalındığını, aynı gün emniyete başvurduğunu ancak ifadesinin alınmadığını, anons yapılacağını söylediklerini, Mahkemede at ve arabasının... ile birlikte kendilerine ait olduğunu, olaydan 3-4 gün önce atın çalındığını, kaybolduğunu, emniyete şikâyet dilekçesi verdiklerini, bozma sonrası Mahkemede ise olaydan bir gün önce atın ve arabasının çalındığını, çalındığı yerde bir şahsın kendisine iki kişinin at arabasını alıp götürdüğünü söylediğini, emniyete başvurduklarını ancak ifadesinin alınmadığını savunduğu, 15.09.2009 tarihinde inceleme dışı sanık...’nin Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe vererek 13.09.2009 tarihinde saat 15.30’da atı ve at arabasının çalındığını, konuya ilişkin emniyete ve jandarmaya giderek ihbarda bulunduğunu, orman işletme şefliğince bulunan at ve at arabasının kendisine ait olduğunu, olayla bir ilgisi olmadığını beyan ederek atı ve arabayı geri istediği, Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde ise at ve at arabasının İrfan’a ait olduğunu, 13.09.2009 tarihinde Hükûmet meydanından at ve arabasının çalındığını, İrfan ile yoldan geçen sivil polislere hırsızlık olayını söylediklerini, İrfan’ın emniyete giderek başvuru yapıp yapmadığını bilmediğini, Mahkemede; at ve at arabasının hırsızlanması olayından sonra emniyete başvurduklarını, bozma sonrası mahkemede ise, İrfan’ın at arabası ile balık almaya gittiğini, döndüğünde at arabasının olmadığını, kendisine hırsızlık olayı için emniyete başvurduğunu anlattığını savunduğu, suç tutanağını tanzim eden orman muhafaza memurlarının tutanağı doğruladıkları, orman muhafaza memurlarından ...’un Cumhuriyet Başsavcılığında, ... ve...’nin kaçan kişiler olduğunu, eşkâl, dış görünüş, boy yönüyle kaçan şahısların ... ve... olduğuna kanaat getirdiğini beyan ettiği, Gönen İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Müdürlüğü’ne at ve at arabasının hırsızlandığına dair herhangi bir başvuru, ihbar veya anons yapılmadığı, Gönen Belediye Başkanlığınca da hırsızlık olayıyla ilgili ilan yapılmadığı anlaşılmakla;
İnceleme dışı sanık...’nin dilekçe ve savunmalarının birbiriyle ve sanık ...’in savunmalarıyla, ...’in savunmalarının da kendi içerisinde ve...’nin savunmalarıyla çelişkili olması, kolluk birimlerinden hangisine başvurdukları, başvuruyu kimin ve hangi yolla yaptığı, hırsızlık olayı sırasında İrfan ve...’un birlikte olup olmadığı, at ve at arabasının kime ait olduğu ve başvurunun ne zaman yapıldığı hususlarının açık bir şekilde ortaya koyulmaması, kesilen ağaçları nakletmek için kullanılan at ve at arabasının kendilerine ait olduğunu söyleyen... ve ... isimli iki şahsın olması, suç tutanağına göre de orman muhafaza memurlarını gördükten sonra kaçan şahısların iki kişi olmaları, ağaç kesme olayında kullanılan nakil vasıtalarının sahibi olduğunu iddia eden sanığın hırsızlık olayıyla ilgili şikâyette bulunduğu hususunun kolluk birimleri tarafından doğrulanmaması, orman muhafaza memuru olan tanıkların kaçan kişilerin sanık ve inceleme dışı sanık olduğuna kanaat getirmesi ve olayla bağlantısı olan başkaca herhangi bir kişi veya kişilere rastlanılmamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın, inceleme dışı sanık... ile birlikte ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kestiğinin sabit olduğunun, kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanığa atılı ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçunun sabit olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Gönen (Balıkesir) Asliye Ceza Mahkemesinin 15.10.2018 tarihli ve 36-1019 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanığa atılı ormandan münhasıran yakacak nitelikte emval veren ağaç kesme suçunun sabit olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 14.05.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Genel Hükümler
Aşağıdakilerden hangisi 5237 sayılı TCK'da düzenlenen dava zamanaşımını durduran veya kesen hallerden biri değildir?
A) Soruşturma izni alınması süreci
B) Kaçak şüpheli hakkında kaçaklık kararı verilmesi
C) Bekletici mesele yapılması
D) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi
E) Sanık hakkında basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilmesi
Bu maddeyle ilgili 12 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.