Türk Ceza Kanunu 68. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 68- (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında kırk yıl.
b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl.
c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında yirmidört yıl.
d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında yirmi yıl.
e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez.
(3) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis veya on yıldan fazla hapis cezalarında zamanaşımı uygulanmaz.
(4) Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez.
(5) Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.
Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
18 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2013/4703 E., 2014/432 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
011/1-4018 sayılı yazı ile hükümlünün kesinleşme tarihinden bugüne kadar tedavi ve muhafaza tedbiri için adresi meçhul olduğundan tebliğ edilemediği gibi yakalama emride bulunamadığı için yerine getirilemediğinden 765 sayılı TCK.nun 112 ve 5237 sayılı TCK.nun 68. maddesi uyarınca ceza zamanaşımının dolup dolmadığı konusunda karar verilmesinin talep edildiği,
1. Ceza Dairesi 2013/4703 E. , 2014/432 K.
"İçtihat Metni"
(KANUN YARARINA BOZMA)
Kasten öldürme suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda akıl hastalığı nedeniyle 765 sayılı TCK.nun 46. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, 1 yıldan az olmamak üzere şifası tebeyyün edinceye kadar muhafaza ve tedavi altına alınmasına dair Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.1992 gün ve 1989/92 esas, 1992/84 karar sayılı kararın infazı sırasında, sanığın tüm aramalara rağmen bulunamadığı ve infaz işlemleri yapılamadığından yerine getirme zamanaşımının dolup dolmadığı konusunda karar verilmesi talebi üzerine, zamanaşımının dolmadığına ve infazın aynen devamına ilişkin aynı Mahkemenin 30.05.2013 gün ve 2013/462 değişik iş sayılı kararına yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2013 gün ve 2013/584 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi;
Dosya kapsamına göre, her ne kadar 765 sayılı TCK.nun 46. maddesinde yer alan muhafaza ve tedavi altına alınma kararı bakımından yerine getirme zamanaşımına ilişkin kanuni bir düzenleme mevcut değilse de sanığın özgürlüğünü kısıtlayıcı sonuç doğuran muhafaza ve tedavi altına alınma kararı bakımından da zamanaşımının işleyeceğinin kabulü gerektiği gözetilerek itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle CMK.nun 309. maddesi uyarınca Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2013 gün ve 2013/584 değişik iş sayılı kararının bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.08.2013 gün ve 94660652-105-06-6439-2013/12700/50110 sayılı yazılı istemlerine dayanılarak anılan kararın, 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2013 tarihli ve 2013/267011 sayılı tebliğnamesine bağlı dosyası Dairemize gönderilmekle, okundu, gereği konuşulup, düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I- Hükümlünün 23.07.1987 tarihinde işlediği kasten öldürme suçundan dolayı hakkında dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.1992 tarihli, 1989/92 esas, 1992/84 karar sayılı kararı ile, sanığın suç tarihinde paranoid sendrom denilen akıl hastalığına düçar olduğu ve müsnet suçun bu hastalığın etkisi altında işlendiği Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun 27.02.1992 tarihli ve 10 sayılı raporlarından anlaşılmakla, sanık hakkında
765 sayılı TCK.nun 46. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, TCK.nun 46/2-3 maddesi gereğince bir seneden az olmamak üzere şifası tebeyyün edinceye kadar Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde muhafaza ve tedavi altına alınmasına, muhafaza ve tedavinin icra kılındığı bu hastanenin sıhhi heyetince şifasının tebeyyün ettiğine dair rapor verildiği takdirde sanığın serbest bırakılmasına karar verildiği, verilen bu kararın 05.07.1992 tarihinde kesinleştiği,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28.05.2013 tarihli ve 2011/1-4018 sayılı yazı ile hükümlünün kesinleşme tarihinden bugüne kadar tedavi ve muhafaza tedbiri için adresi meçhul olduğundan tebliğ edilemediği gibi yakalama emride bulunamadığı için yerine getirilemediğinden 765 sayılı TCK.nun 112 ve 5237 sayılı TCK.nun 68. maddesi uyarınca ceza zamanaşımının dolup dolmadığı konusunda karar verilmesinin talep edildiği,
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2013 tarihli, 2013/462 sayılı karar ile 765 sayılı TCK.nun 112 ve 5237 sayılı TCK.nun 68.maddeleri gereğince ceza zamanaşımı ile ilgili bir düzenleme bulunmadığından ceza zamanaşımının dolmadığına, infazının aynen devamına karar verildiği,
Bu karara karşı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 04.06.2013 tarihli ve 2011/1-4018 sayılı yazı ile, akıl hastalığı nedeniyle muhafaza ve tedavi altına alınmasına dair verilen karar tedbir niteliğinde olup 765 sayılı TCK.nun 112/4 maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu gerekçesiyle itiraz ettiği,
İtiraz mercii olarak inceleme yapan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2013 tarihli ve 2013/584 değişik iş sayılı karar ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verdiği,
Dosya kapsamından belirlenmiştir.
II-Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
765 Sayılı TCK.nun 46. maddesinde yer alan muhafaza ve tedavi altına alınma kararı bakımından yerine getirme zamanaşımı süresinin ne olduğuna ilişkindir.
III-Hukuksal Değerlendirme:
765 sayılı TCK.nu Madde 46 - Fiili işlediği zaman şuurunun veya harekatının serbestisini tamamen kaldıracak surette akıl hastalığına duçar olan kimseye ceza verilemez.
Ancak bu şahsın muhafaza ve tedavi altına alınmasına hazırlık tahkikatında Sulh Hakimi, ilk tahkikatta Sorgu Hakimi ve son tahkikatta vazifeli mahkeme tarafından karar verilir.
Muhafaza ve tedavi altında bulundurma müddeti şifaya kadar devam eder. Yalnız maznuna isnadolunan suç, ağır hapis cezasını müstelzim ise bu müddet bir seneden az olamaz.
Muhafaza ve tedavi altına alınan şahıs; muhafaza ve tedavinin icra kılındığı
.../...
müessesesinin sıhhi heyetince, şifası tebeyyün ettiğine dair verilecek rapor üzerine aynı kazai mercice serbest bırakılır.
Bu husustaki rapor ve kararda, hastalığın ve isnadolunan suçun mahiyeti gözönünde tutularak, içtimai emniyet bakımından şahsın tıbbi kontrola ve muayeneye tabi tutulup tutulmayacağı, tutulacaksa müddet ve fasılası da gösterilir.
Tıbbi kontrol ve muayene; Cumhuriyet Müddeiumumilerince, kararda gösterilen müddet ve fasılalarda bu şahısların bulundukları mahalde yoksa en yakın salahiyetli mütehassısı olan hastane sıhhi heyetlerine sevk edilmeleri suretiyle temin olunur.
Bu tıbbi kontrol ve muayenede nüks arazı gösterenler hakim veya mahkeme kararıyla yine muhafaza ve tedavi altına alınıp aynı muamelelere tabi tutulurlar.
765 sayılı TCK.nun 112. maddesinde ceza zamanaşımı süresi düzenlenmiş olup buna göre;
Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar:
1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaları otuz sene,
2- Yirmi sene ve daha fazla müddetle ağır hapis cezası yirmi dört sene,
3- Beş seneden ziyade ağır hapis veyahut hapis veya müebbet sürgün cezası yirmi sene,
4- Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuniyet cezalarıyla ağır cezayı nakdi hükümleri on sene,
5- Bir aydan ziyade hafif hapis veyahut bir meslek ve sanatın tatili icrası yahut otuz liradan ziyade hafif cezayı nakdi hükümleri dört sene,
6- Bundan evvelki bentte beyan olunan miktardan aşağı ceza hükümleri on sekiz ay geçmesiyle ortadan kalkar.
Nevileri başka başka cezaları havi hükümler, en ağır ceza için konulan müddetin geçmesiyle ortadan kalkar.
Cezanın müruru zaman ile ortadan kalkmasından sonra Emniyeti Umumiye Nezareti altında bulunmak cezasının da hükmü kalmaz.
5237 sayılı TCK.nu Madde 32 - (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla, birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl
hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.
5237 sayılı TCK.nu Madde 57 - (1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.
(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.
(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbî kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.
(4) Tıbbî kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet Savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.
(5) Tıbbî kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.
(6) İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkûm olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, mahkeme kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.
(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.
5237 sayılı TCK.nun 68.maddesinde ceza zamanaşımı süresi düzenlenmiş olup, buna göre;
(1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında kırk yıl.
b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl.
c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında yirmidört yıl.
d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında yirmi yıl.
e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez.
(3) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis veya on yıldan fazla hapis cezalarında zamanaşımı uygulanmaz.
(4) Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez.
(5) Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.
Şeklindeki yasal mevzuata göre somut olay değerlendirildiğinde;
765 sayılı TCK.nun 46.maddesi uyarınca hakkında muhafaza ve tedavi altına alınma kararı verilen yada 5237 sayılı TCK.nun 32. maddesi uyarınca hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri uygulanmasına karar verilen akıl hastaları hakkındaki bu kararların ne zaman zamanaşımına uğrayacağı konusunda gerek 765 sayılı TCK.nun 112 gerekse 5237 sayılı TCK.nun 68. maddesinde açık bir düzenleme bulunmadığı ancak 765 sayılı TCK’nu uyarınca akıl hastalığı nedeniyle işlediği kasten öldürme suçundan hakkında ceza verilmesi mümkün olmayan sanık hakkında verilen muhafaza ve tedavi altına alınma süresinin 765 sayılı TCK.nun 46. maddesinin 3. fıkrası uyarınca şifaya kadar devam edeceğinin öngörülmesi karşısında, muhafaza ve tedavi altına alınma kararının azami yerine getirme süresinin kasten öldürme suçu için 765 sayılı TCK.nun 448.maddesinde öngörülen ceza miktarına göre bu suç için aynı kanunun 112/2.maddesine göre belirlenen ceza zamanaşımı süresinden daha fazla olamayacağının kabul edilmesi gerektiği, akıl hastalığı nedeniyle ... hakkında verilen muhafaza ve tedavi altına alınma karar tarihi dikkate alındığında Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2013 tarihli, 2013/462 sayılı kararına karşı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itiraz üzerine itiraz mercii olarak inceleme yapan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2013 tarihli ve 2013/584 değişik iş sayılı kararında isabetsizlik bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin bu gerekçelerle reddine karar vermek gerekmiştir.
IV- SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında;
1- Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2013 tarihli ve 2013/584 değişik iş sayılı itirazın reddine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olup, 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma istemi yerinde
görülmediğinden, Yüksek Adalet Bakanlığı’nm kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
2) Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03/02/2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Ceza Dairesi, 2024/1653 E., 2025/1793 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Sanık ...'ün temyiz isteği; kusurunun bulunmadığına, şartları olduğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemesinin, erteleme uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna, zamanaşımının dolduğuna, Mahkemece TCK'nun 66. Gereğince Dava Zamanaşımı ve TCK'nun 68/1-e maddesi gereğince ceza zamanaşımının dikkate alınmamasının yanlış olduğuna ilişkindir.
12. Ceza Dairesi 2024/1653 E. , 2025/1793 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/319 E., 2023/285 K.
SUÇ : Taksirle öldürme
HÜKÜM : Beraat- Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Dairemizce verilen bozma ilâmı üzerine mahkemece sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; sanık ..., sanık ..., sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii ile katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317.maddesindeki temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yerel Mahkemece sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında taksirle öldürme suçundan beraat, sanık ...'ın taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62/1, 50/1.a, 52/2-4. maddeleri uyarınca 15.200,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen hükümler, sanık ... müdafii ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 27.06.2018 tarihli kararıyla bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma ilamına uyulması yönünde karar verilmiş, sanıklar ..., ... ve ... hakkında taksirle öldürme suçundan beraat, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında ise taksirle öldürme suçundan taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62/1, 52/2. maddeleri uyarınca 15.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık ..., sanık ..., sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii ile katılan ... vekilinin temyiz istemleri hakkında hükümlerin onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık ...'ün temyiz isteği; kusurunun bulunmadığına, şartları olduğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemesinin, erteleme uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna, zamanaşımının dolduğuna, Mahkemece TCK'nun 66. Gereğince Dava Zamanaşımı ve TCK'nun 68/1-e maddesi gereğince ceza zamanaşımının dikkate alınmamasının yanlış olduğuna ilişkindir.
B. Sanık ...'ın temyiz isteği; kusurunun bulunmadığına, şartları olduğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemesinin, erteleme uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna, zamanaşımının dolduğuna, Mahkemece TCK'nun 66. Gereğince Dava Zamanaşımı ve TCK'nun 68/1-e maddesi gereğince ceza zamanaşımının dikkate alınmamasının yanlış olduğuna ilişkindir.
C. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; kazanın meydana geldiği Kayseri İli ... mevki kısmı ... elektrik şebekesinin ön projesinin sanık tarafından hazırlandığına, uygulama projesinin yüklenici tarafından hazırlanacağı varsa hataların düzeltilebileceğine dair kayıt düşüldüğüne, Yargıtay bozma ilamında işaret olunduğu üzere ... Genel Müdürünün şüpheli olarak dosyada yer almasının gerektiğine, iddianamenin eksik hazırlandığına, sanığın kusurunun bulunmadığına, eksik inceleme ile karar verildiğine, sanıkların kusur derecelerinin tesbiti ve ona göre ceza tayini gerektiğine, teşdit uygulanırken alt hadden ayrılma gerekçesinin belirtilmesinin gerektiğine, mahkumiyet kararının yasa ve yönteme uygun olmadığına ve bozulması gerektiğine ilişkindir.
D. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinin doğru olmadığına, zamanaşımının dolduğuna, Mahkemece TCK'nun 66. Gereğince Dava Zamanaşımı ve TCK'nun 68/1-e maddesi gereğince ceza zamanaşımının dikkate alınmamasının yanlış olduğuna ilişkindir.
E. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; aralarında menfaat çatışması bulunmasına rağmen sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin aynı müdafi ile temsil edilmesinin hukuka aykırı olduğuna, duruşmadan bağışık tutulma isteğinde bulunmayan sanık ... ...'ın yokluğunda karar verilmesinin yasa ve yargıtay içtihatlarına aykırı olduğuna, sanığın kaza tarihinde ...'da şantiye şefi olarak çalıştığına, ... şantiyesi ile görevlendirmesinin bulunmadığına, iş mahkemesi tarafından sanığın kusursuz olması nedeniyle davanın husumetten reddine dair karar verildiğine, kararın kesinleştiğine, sanığın hiçbir kusuru bulunmadığına ve beraat kararı verilmesi gerektiğine, aksi yönde kanaat oluşması halinde sanık lehine hükümlerin uygulanması talebine ilişkindir.
F. Katılan vekilinin temyiz isteği; Yargıtay bozma ilamında tespit olunan eksikliklerin giderilmediğine, sanık ...'in de cezalandırılması gerektiği halde, sanık hakkında gerekçe sunulmadan beraat kararı verilmesinin hatalı olduğuna, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın kusurlarının ağırlığına bakılmaksızın aynı cezaya hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğuna, verilen cezaların hafif olduğuna, takdiri indirim uygulanmasına, ölene kusur tayin edilmesinin hatalı olduğuna, kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; ölen ...'ın ... Elektrik İnşaat San. Ve Tic. Ltd. Şti'nde işçi olarak çalıştığı ve olay günü ilçede bulunan bir elektrik hattının çekim işinde işçi olarak çalışırken elektrik akımına kapılarak direğin üzerinden düştüğü ve meydana gelen kaza neticesinde ...'ın öldüğü olayda; sanık ...'ın ... Elektrik İnşaat San. Ve Tic. Lim. Şirketinde ünvanlı yüklenici firmanın yetkili ve sorumlu iş vereni ve teknik müdürü olduğu, yüksek gerilim hatlarının yakınında yapılan çalışmalar sırasında yeterli denetim ve gözetim yaptırması, yüksek gerilim hatlarının yakınında yapılan çalışmalar sırasında iş güvenliği önlemlerinin alınmasını sağlaması, elektrik kuvvetli akım testlerinde yüksek gerilim altında çalışma izin belgesi olmayan işçilerin çalışmalarına izin vermemesi, elektrik hatlarında çalışacak işçilerin yeterli biçimde eğitilmesini sağlaması, çalışmalara başlamadan önce her yönden gerilimin kesilmesini yeterli denetim ve gözetim yaptırarak sağlaması, çalışma yerlerini besleyen tüm hatların giriş ve çıkışlarının topraklamasının yapılmasını sağlaması, hattı besleyen tüm noktaların topraklaması yapılmadan çalışılmasına müsaade etmemesi, yüksek gerilim tesisinde yapılan bakım ve onarım çalışmaları sırasında tüm çalışmaların yetkili ve tecrübeli elektrik mühendisinin sorumluluk ve teknik gözetimi altında yapılmasını sağlaması, gerekli tüm tedbirlerin alınmasını sağlamadan çalışılmasına müsaade etmemesi, direğe çıkmak için uygun izoleli sepetli araç kullandırması, direkte yapılan çalışmalar sırasında gerekli önlemleri aldırması, bu işlemleri iş uygulamasına dönüştürmesi gerekli olduğundan bahisle asli derecede kusurlu olduğu, sanıklar ... ve ...'ın sorumlulukları bulunmadığından ve sorumlulukları teknik müdür ...'a devrettiklerinden bu olayın meydana gelmesinde kusurlarının bulunmadığı, ayrıca sanıklar ... ve Yücel ...'ın alabilecekleri bir tedbir olmadığından kusurlarının bulunmadığı kabul edilmiş ve sanıklar sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın beraatine, sanık ...'ın taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin verilen kararların, sanık ... müdafii ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 27.06.2018 tarihli ilâmıyla;
"...Maktül ...'ın ... Elektrik İnşaat San. Ve Tic. Ltd. Şti'nde işçi olarak çalıştığı ve olay günü ilçede bulunan bir elektrik hattının çekim işinde işçi olarak çalışırken elektrik akımına kapılarak direğin üzerinden düştüğü ve meydana gelen kaza neticesinde ...'ın hayatını kaybettiği somut olayda; öncelikle haklarında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilen Kayseri ve Civarı Elektrik T.A.Ş. yetkilileri hakkında suç ihbarının sonucu araştırılarak, kamu davası açılması halinde dosyaların birleştirilmesi sonrasında, tüm sorumlular hakkında, gerekmesi halinde yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle sanıkların ve diğer tüm sorumluların hukuki durumunun buna göre değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması ile 2009/768 soruşturma sayılı dosyada şüpheli ... hakkında verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın müştekilere usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediğinin dosya kapsamından anlaşılamaması sebebiyle, söz konusu kararın usulüne uygun şekilde kesinleştirilip kesinleştirilmediğinin araştırılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi..." gerekçeleri ile bozulmasına karar verilmesine üzerine Mahkemece, uyma kararı verilerek sanıkların savunmaları alınmış, 14/08/2018 günü tensip zaptı ile birlikte Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda Cumhuriyet Savcılığına tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, Cumhuriyet Başsavcılığınca Kayseri ve Civarı Elektrik AŞ'den söz konusu işle ilgili bilgi ve belgelerin gönderilmesi üzerine, olay nedeni ile kusur raporu tanzim edilmesi için dosyanın bilirkişiye tevdii edildiği, 01/04/2019 tarihinde bilirkişinin raporunun hazırlandığı, Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporunda daha önceden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen şüphelilerinde kusurlarının olduğunun bildirildiği bunun üzerine 02/09/2019 tarihinde daha önce haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen sanıklar ... ve ... hakkında verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın 5271 sayılı CMK m. 172/2 maddesi uyarınca kaldırılmasının İncesu Sulh Ceza Hakimliğinden talep edildiği, İncesu Sulh Ceza Hakimliğinin 05/11/2019 gün ve 2019/221 d.iş sayılı dosyasından ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usulüne uygun şekilde taraflara tebliğ edilerek kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin belgelerin dosya arasında bulunmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, bunun üzerine 07/02/2011 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın taraflara tebliğ edildiği ve 12/02/2020 tarihinde yeniden İncesu Sulh Ceza Hakimliğinden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilenler ... ve ... hakkında verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın 5271 sayılı CMK 172/2 maddesi uyarınca kaldırılmasının talep edildiği, 14/02/2020 gün ve 2020/29 d.iş sayılı karar ile İncesu Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/768 soruşturma sayılı dosyasından ... ve ... hakkında verilen 07/02/2011 günlü ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar verildiği, Kayseri Civarı Elektrik AŞ tarafından söz konusu projenin sürveyan sorumlusu olarak bildirilen sanıklar ...'ın ve kontrol mühendisi olarak bildirilen ...'ün şüpheli olarak ifadelerinin alındığı, mahkemece oluş ve kabule uygun 18.07.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda; sanıklar ..., ... ve ...'ın, ... Elektrik İnşaat San. Ve Tic. Lim. Şirketinde ünvanlı yüklenici firmanın yetkili ve sorumlu iş vereni müdürü olduğu, her birinin ayrı ayrı müdür olması sebebiyle müteselsilen sorumlu olduğu, ancak ...'ın ve ...'ın ifadelerinde söz konusu işi kendilerinin aldıklarını ifade etmeleri ve ...' ın ifadesinde işi çocukları ... ve ...'ın yürüttüğünü ifade etmesi sebebiyle her ikisinin müteselsilen sorumlu olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu'nun, Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliğinin, İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğünün, Elektrik Kuvvetli Akım Yönetmeliğinin, Elektrik Tesislerinde Emniyet Yönetmeliğinin, Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğünün, Yapı İşlerinde Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliğinin yukarıda verilen ilgili bütün maddelerine aykırı davrandığı ve sorumluluklarını yerine getirmediği , ... idaresinin proje sorumlusunun sanık Serdar Yararbaş olduğu, proje çizimi aşamasında AG hattı ile OG hattının kesiştiği yeri diğer projeleri de dikkate alarak tatbik etmesi gerektiği, iş bu kesişim noktasında düşey mesafenin düşük olması halinde bu alandan AG hattını yer altından geçirilmesi veya mümkünse güzergahın değiştirilerek kesişimin önlenmesi yada düşey mesafenin 2,00 metreden fazla olduğu yerden geçirilmesi hususlarında yeterli araştırma ve irdeleme yapmadığı dolayısıyla sorumluluğunu tam anlamıyla yerine getirmediği, idarenin söz konusu iş için görevlendirdiği kontrol şefinin sanık ... olduğu, olay tarihinde yıllık izinde olduğunu beyan etse de söz konusu işin yapımında OG elektrik hattının elektriğinin kesilmeden bölgede çalışma yapılmaması gerektiği yönünde yeterli tecrübeye sahip olduğu dikkate alınarak işin OG hattındaki elektriğin kesilmeden işe başlanmayacağını yükleniciye bildirmediği ve İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğünün, Elektrik Kuvvetli Akım Yönetmeliğinin, Elektrik Tesislerinde Emniyet Yönetmeliğinin, Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı Ve Güvenliği Tüzüğünün, Yapı İşlerinde Sağlık Ve Güvenlik Yönetmeliğinin yukarıda verilen ilgili maddelerine istinaden güvenlik önlemi alınıp alınmadığını denetlemediği için sorumluluğunu tam anlamıyla yerine getirmediği, idarenin söz konusu iş için görevlendirdiği sürveyanın sanık ... olduğu, ifadesinde kazanın OG elektrik hattının elektriğinin kesilmeden bölgede çalışma yapılması sonucu meydana geldiğini ifade etmesi sebebiyle OG hattındaki elektriğin kesilmeden işe başlanmaması gerektiğini bir üst amirine bildirmesi gerekirken bildirmediği dikkate alındığında sorumluluğunu tam anlamıyla yerine getirmediği, ... yönünden ifadesinde kendisinin yüklenicinin şantiye şefi olduğunu kabul etmiş olup olay günü ÇORUM şantiyesinde olduğunu ifade ettiği, bu yönde mahkemece tanık dinlendiği, şantiye şefi sıfatını ifadesinde kabul etmiş olup iş ile ilgili çalışanlara sözlü bilgilendirmede bulunduğunu belirttiği, her ne kadar olay anında işin başında olmasa da yerine yapılan işi denetlemek için şirket çalışanlarından birini görevlendirmediği ve denetleme sorumluluğunu yerine getirmediği gibi projesinde AG hattı ile OG hattının kesiştiği alanı göz ardı ederek OG hattındaki enerjinin kesilmeden çalışma yapılmaması hususunda işverenini ve çalışanları uyarmadığı ve İş Sağlığı Ve Güvenliği Tüzüğünün, Elektrik Kuvvetli Akım Yönetmeliğinin, Elektrik Tesislerinde Emniyet Yönetmeliğinin, Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı Ve Güvenliği Tüzüğünün, Yapı İşlerinde Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliğinin yukarıda verilen ilgili maddelerine istinaden güvenlik önlemi alınıp alınmadığını denetlemediği için sorumluluğunu tam anlamıyla yerine getirmediği, sanık ... yönünden ifadesinde kendisinin aynı iş yerinde farklı ildeki Çorum şantiyesinde çalıştığı, olayı telefonda öğrendiği dikkate alındığında söz konusu işle ilgili herhangi bir görev bağının bulunmadığı, ... yönünden alınan ilk ifadesinde iş yerindeki kullanılması gereken güvenlik ekipmanlarını almadan işe başladıklarını ifade ettiği, daha sonra ekipman verilmediğinden bahsettiği, dosya muhteviyatı incelendiğinde 5 kişilik ekibin başında kendisinin olduğu ve yaklaşık 3 yıldır işyerinde çalıştığı dikkate alındığında güvenlik ekipmanı olmadan çalışılmayacağını, AG hattı ile OG hattının kesiştiği alanı göz ardı ederek OG hattındaki enerjinin kesilmeden çalışma yapılmaması hususunu bilecek kadar tecrübeli olduğu düşünüldüğünde bu hususta işverenini uyarmadığı, çalışmadan kaçınmadığı ve İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğünün, Elektrik Kuvvetli Akım Yönetmeliğinin, Elektrik Tesislerinde Emniyet Yönetmeliğinin, Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı Ve Güvenliği Tüzüğünün, Yapı İşlerinde Sağlık Ve Güvenlik Yönetmeliğinin yukarıda verilen ilgili maddelerine istinaden güvenlik önlemi alınıp alınmadığını denetlemediği için sorumluluğunu tam anlamıyla yerine getirmediğinin belirtildiği, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden raporun esas alındığı ancak sanık ... Yönünden sanık ...'ın 01/03/2019 tarihli beyanında şirketin bu işleriyle ...'ın sorumlu olduğunu, sanık ...'ın da aynı tarihli beyanında şirketin görev bölümü kararı gereği arazide yapılan işlemlerden kendisinin sorumlu olduğunu belirttiği ve noter onaylı şirketin görev bölümüne ilişkin 04/08/2009 tarihli karar metninde tüm elektrik ve inşaat yapım işlerinden teknik olarak sorumlu ve yetkili kişinin sanık ... olduğunun anlaşılması karşısında sanık ...'ın meydana gelen kazada sorumluluğunun bulunmadığı kabul edilmiş, mahkemece sanıklar ..., ... ve ... hakkında taksirle öldürme suçundan beraat, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında ise taksirle öldürme suçundan taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62/1, 52/2. maddeleri uyarınca 15.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE ve KARAR
A. Sanıklar ..., ... ve ... hakkında kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz istemlerin incelenmesinde;
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, ilk derece mahkemesinin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, sanıklar ..., ... ve ...'ın kusurlarının bulunmaması gerekçe gösterilerek verilen beraat kararlarının mahkemece dosya içeriğine uygun olarak kabul ve takdir kılındığı anlaşılmakla, İncesu Asliye Ceza Mahkemesinin kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerin incelenmesinde;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, sanık ..., sanık ..., sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii ile katılan vekilinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki ve yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
Sanıklar hakkında hükmedilen 2 yıl 1 ay hapis cezasının, TCK'nın 50/4-1-a maddeleri gereğince adli para cezasına çevrilirken hatalı hesaplanması neticesinde sonuç adli para cezasının 760 gün karşılığı "15.200 TL" yerine, yazılı şekilde 750 gün karşılığı "15.000 TL" olarak eksik belirlenmesi,
Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle, İncesu Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesi gereği sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hüküm fıkralarında yer alan "15.000 TL" ibarelerinin, " TCK'nın 50/4-1-a maddeleri gereğince, 760 tam gün karşılığı 15.200 TL" olarak değiştirilmesi suretiyle hükümlerin oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
19.02.2025 tarihinde karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2019/11749 E., 2020/3651 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
nleştiği, hükmün infaza verildiği, hükümlünün atılı suç nedeniyle 13.10.2004 ile 13.01.2005 tarihleri arasında tutuklulukta kaldığı, hükmün infaza verilmesi sonrasında hükümlünün bakiye cezasının infazı hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 5237 sayılı TCK'nın ceza zamanaşımını düzenleyen 68. maddesine göre ceza zamanaşımının gerçekleşmesi, infaza konu mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayıp, sadece
16. Ceza Dairesi 2019/11749 E. , 2020/3651 K.
"İçtihat Metni"
I-TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı yazısı ile; yasadışı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 169, 59 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/05/2006 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07/04/2009 tarihli ve 2007/8927 esas, 2009/4018 karar sayılı ilâmı ile onanmak suretiyle kesinleşmesini müteakip, adı geçen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/05/2019 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince hükümlünün talebinin kabulü ile memnu hakların iadesine karar verilmiş ise de, anılan karara dayanak teşkil eden 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu 13/A maddesinde yer alan, ''5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkum olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.'' şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, memnu hakların iadesi kararı verilebilmesi için infazın tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık sürenin geçmiş olmasının gerekmesi karşısında, hükümlünün mahkum olduğu 3 yıl 9 ay hapis cezasının ek karar tarihi itibariyle infaz edilmediği anlaşılmakla, yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 03/12/2019 gün ve 94660652-105-44-15949-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY:
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/8895 hazırlık sayısına kayden yürütülen, 14.10.2004 tarih 2004/34 esas sayılı görevsizlik kararı ile 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2004/257 hazırlık sayılı soruşturma dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesine müteakip 02.11.2004 tarih, 2004/256 hazırlık sayılı karar ile bir kısım şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen soruşturma kapsamında; yasa dışı terör örgütü PKK/KONGRA-GEL örgütü mensubu olmak ve örgüte yardım, yataklık yapmak ve yasak yayın bulundurmak suçlarından ..., . hakkında 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 02.11.2004 tarihli 2004/250 hazırlık, 2004/61 esas ve 2004/47 numaralı, Malatya 3 no'lu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına tanzim edilen iddianamesi ile şüpheliler ... ve ...'ın yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütünün sair efradı oldukları, diğer şüphelilerin ise örgüte yardım ve yataklık yaptıkları iddiası ile şüpheliler ... ile ...'in 765 sayılı mülga TCK'nın 168/2, 31, 33, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5; diğer şüphelilerin ise 765 sayılı mülga TCK'nın 169, 31, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenilmiştir.
5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/238 esasına kayden yürütülen ve sanıklar ...'in atılı eylemleri bilerek ve isteyerek yaptıklarına dair delil bulunmadığından unsurları nedeni ile oluşmayan müsnet suçtan beraatlerine, sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi, TCK'nın 31, 33, 40 maddeleri gereğince cezalandırılmalarının iddia makamınca mütalaa olunduğu anlaşılan yargılama sonunda, CMK'nın 250. maddesine göre görevli Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2005 tarih, 2004/238 esas, 2005/71 karar sayılı kararı ile özetle; sanıklar ... ..., 'in beraatlerine; sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 59, 31, 40 maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3'er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına dair verilen kararın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.12.2005 tarihli ilamı ile tanıkların beyanlarını içeren ve hükme esas alınan 13.12.2004 tarihli duruşma tutanağının bazı sayfalarında naip hakim imzasının bulunmaması nedeni ile sair yönler incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararı ile özetle; beraat eden sanıklar hakkında beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden ayrıca karar ittihazına yer olmadığına, sanıklar ... ve ...'in eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169 ve
5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmiştir.
Hükmün ilgili kısmı; "765 sayılı TCK'nun 31 ve 20 ncı maddesi gereğince ve sanıklara tertip olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın tahvil öncesi niteliği süresi ve cezanın nevindeki değişikliği yürürlük yasasından kaynaklandığı göz önü edilerek sanıkların 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına," şeklindedir.
Karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih 2007/8927 esas ve 2009/4018 karar sayılı onama ilamı ile kesinleşmiştir.
Süreçte sanık müdafiinin kanun yararına bozma ve karar düzeltme/itiraz istemlerinin reddedildiği ayrıca emanet eşyaların müsaderesine dair 03.02.2012 tarihli ek kararın verilerek kesinleştiği görülmüştür.
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 24.09.2009 tarihli yerine getirme fişinde hükümlü ... hakkında "3 yıl kamu hizmetlerinden geçici yasaklılık kararının" 17.08.2009 tarihinde yerine getirildiğinin, hükümlüler hakkında tanzim edilen kesinleşme şerhlerinde ise 07.04.2009 tarihi yerine 07.04.2008 tarihinin yazıldığı görülmüştür.
Tutanaklarda illegal yollardan yurt dışına çıktığı bilgisinin alındığı belirtilen ve Cumhuriyet Başsavcılığınca çıkartılan 2012/1-101 sayılı yakalama emrinin infaz edilemediği anlaşılan hükümlü hakkında, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının hükmolunan cezanın infaz edilmemesine karar verilmesine yönelik istemi doğrultusunda Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.2019 tarih, 2019/577 değişik iş sayılı kararı ile özetle; "Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7-35 E-K sayılı kararı ile yasadışı silahlı örgüt mensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek yardım etmek suçundan 765 sayılı TCK'nun 169 maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2008 tarih ve 2007/9927 Esas, 2009/4018 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, hükmün infaza verildiği, hükümlünün atılı suç nedeniyle 13.10.2004 ile 13.01.2005 tarihleri arasında tutuklulukta kaldığı, hükmün infaza verilmesi sonrasında hükümlünün bakiye cezasının infazı hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 5237 sayılı TCK'nın ceza zamanaşımını düzenleyen 68. maddesine göre ceza zamanaşımının gerçekleşmesi, infaza konu mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayıp, sadece mahkumiyet hükmünün infaz edilmesini engellemediği, dosya kapsamına göre kesinleşme tarihinden itibaren zamaşımını kesen herhangi bir işlem bulunmadığından, infaz edilemeyen, bakiye ceza miktarı itibariyle (TCK 68) ceza zamanaşımının 10 yıl olduğunu, onama tarihinden itibaren dolduğu görüldüğünden talebin kabulüne" karar verilerek, bakiye cezasının ceza zamanaşımının dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair itiraz yolu açık olmak üzere 23.05.2019 tarihinde kesinleşen karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin 24.05.2019 tarihli dilekçesi ile memnu hakların iadesine karar verilmesi talebinde bulunulması üzerine; Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin
28.05.2019 tarihli ek kararı ile Cumhuriyet savcısının mütalası doğrultusunda özetle; "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği, dolayısıyla hükümlü hakkındaki hak mahrumiyetine neden olan yasaklılıkların da tüm hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kalkacağı anlaşılmakla talebin kabulüne karar verildiği" belirtilerek, Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı ilamı ile verilen tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine, itiraz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Karar hükümlü müdafiine kalemde tebliğ edilmiş ve 11.06.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 26.08.2019 tarihli yazısında, 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesi uyarınca cezanın infaz edilmemesine yönelik karar verildiği, ceza zamanaşımı süresi hesaplandığında ve infaz tarihinin 07.04.2018 olduğu dikkate alındığında, kanunda öngörülen 3 yıllık sürenin geçmemesi sebebi ile yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceğinden ek karar ile ilgili gereğinin yapılması hususunda Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunulmuştur.
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 25.09.2019 tarihli görüşü ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ek kararın kanun yararına bozulması hususunda başvuruda bulunması üzerine, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.12.2019 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesinleşen ek kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Kesinleşen mahkumiyet hükmüne yönelik ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile bakiye cezasının infaz edilmemesine karar verilen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair verilen ek kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir.
IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
01.06.2005 tarihinde ceza adalet sisteminde temel yasalar değiştirilmek suretiyle yeni bir dönem başlatılmıştır. 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesinin gerekçesinde de açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu düşünülmediği için, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 121-124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 416-420. maddelerinin yerine ikame olmak üzere yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.
Ancak, 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun geçici 2. maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuş, Anayasanın 76. maddesi ile özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetlerin arşiv bilgilerinin silinmesi kabul edilmemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi
yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açtığından, 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A maddesi eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi/memnu hakların iadesi müessesesi yeniden Türk ceza adalet sistemindeki yerini almıştır.
5352 sayılı Kanunun "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" kenar başlıklı 13/A maddesi şöyledir:
"(1)5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.
(2)Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3)Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4)Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet Savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.
(5)Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.
(6)Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.
(7)Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır."
Kanun maddesinin sarahatine ve gerekçesinde işaret olunan amaç ve kapsamına nazaran, her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğuna yer verilmemiş ise de, Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilecektir. Burada hükümlünün mahkumiyetinin, mülga 765 sayılı ya da mer'i 5237 sayılı Ceza Kanunlarına veya ceza öngören özel kanunlara dayanmasının bir önemi bulunmamaktadır. İadesine karar verilecek yasaklanmış haklar, Anayasanın 76.
maddesi gibi, belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı süresiz hak yoksunluklarına ilişkindir.
Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.
Diğer taraftan ceza zamanaşımını düzenleyen mülga 765 sayılı TCK ve mer'i 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddeleri ise şu şekildedir:
765 sayılı mülga TCK
Madde 112 – Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar:
...
4-Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezalariyle ağır cezayı nakdi hükümleri on sene... geçmesiyle ortadan kalkar.
Madde 115 – (Değişik: 11.6.1936-3038/1 md.)
Amme hizmetlerinden muvakkat memnuiyet yahut diğer bir ıskatı ehliyet cezası veya bir meslek ve sanatın tatili icrası sair cezalara zam ve ilave edildiği veyahut bir hüküm neticesi olduğu takdirde ıskatı ehliyet ve tatili meslek ve sanat cezaları, onlar için muayyen olan müddetin iki misline muadil bir müddet geçmedikçe sakıt olmazlar ve işbu müruru zaman aslı mücazatın sakıt olduğu tarihten itibaren cereyana başlar.
Madde 122 – (Değişik : 11.6.1936 - 3038/1 md.)
(Değişik birinci fıkra : 21.11.1990 - 3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir.
Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir.
5237 sayılı TCK
Ceza zamanaşımı
Madde 68- (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:
...
e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl.
Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları
Madde 69- (1) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder.
Silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan hükümlü ...'in, eylemine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. (5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak) maddeleri gereğince 3 sene 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 3 sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih, 2007/8927 esas ve 2009/4018 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğinin görülmesine,
Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında ceza zamanaşımının, gerek 5237 sayılı TCK'nın 68/1-e gerekse 765 sayılı TCK'nın 112/4 maddelerinde on yıl olarak belirlenmiş olmasına ve fakat kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü yönünden, 765 sayılı TCK'nın 122. maddesi gereğince memnu haklarının iadesinin talep edilebilmesi için asıl cezanın zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçmiş olması aranırken 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesine göre; cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı dolunca sona ereceğinin hükme bağlanmış bulunmasına, 5252 sayılı Kanunun 9/(3) maddesinde; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." denilmekle birlikte, uyarlama yargılamasında sonuç cezanın belirlenmesi bakımından ceza zamanaşımına ilişkin hükümlerin tatbik imkanının bulunmaması nedeniyle ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunluklarına dair lehe yasa belirlemesinde, iş bu cezanın tespit edildiği 765 sayılı TCK hükümlerinden bağımsız olarak, bir yönüyle infaz hukukuna taalluk eden 5237 sayılı TCK normlarının uygulanmasının "karma uygulama yasağı" kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksi halin sonuç cezayı belirleyecek olan İlk Derece Mahkemesini ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunlukları yönünden daha lehe hüküm içeren ceza kanununa göre bir uygulama yapmaya zorlayarak, TCK'nın 61. maddesinde öngörülen ilkelerin göz ardı edilmesini sonuçlayacağının anlaşılmasına nazaran;
Kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü bakımından 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesinin, 765 sayılı TCK'nın 122 maddesine göre açıkça lehe düzenleme içermesi ve bu düzenleme ile cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam edeceğinin hükme bağlanmış olması, somut olay yönünden, 11.06.2019 tarihinde kesinleşen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli, "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine," dair kararında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında yerinde görülmeyen talebin reddine karar verilmiştir.
V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2020/378 E., 2021/494 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
sayılı müddetnamesine göre de sanığın tutukluluk ve gözaltında geçirdiği 500 gün mahsup miktarının bulunduğu, bu sürenin 6 yıl 3 ay hapis cezasından düşülmesi durumunda sanığın infaz etmesi gereken bakiye cezasının 5 yılın altına düştüğü, Türk Ceza Kanunu'nun ceza zamanaşımını düzenlenen 68/5. maddesinde yer alan ‘Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğr
Ceza Genel Kurulu 2020/378 E. , 2021/494 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Hükümlü ... hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 27.12.2011 tarihli ve 194-303 sayılı uyarlama kararı ile verilip Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 04.06.2014 tarihli ve 12464-6712 sayılı onama kararı ile kesinleşen 6 yıl 3 ay hapis cezasının infazı sırasında hükümlü müdafisi tarafından 07.11.2016 tarihli dilekçe ile cezanın zamanaşımına uğradığından bahisle yapılan itirazı inceleyen İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 17.11.2016 tarih ve 194-303 sayı ile itirazın reddine karar verildiği,
Hükümlü müdafisince 24.11.2016 tarihli dilekçe ile söz konusu karara itiraz edilmesi üzerine dosyayı itiraz mercisi sıfatıyla inceleyen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 03.01.2017 tarih ve 2016/717 D. İş sayı ile itirazın reddine karar verildiği,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.08.2017 tarihli ve 94660652-105-34-3049-2017- KYB sayılı talebi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.09.2017 tarihli ve 50764 sayılı ihbarnamesi ile ceza zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.01.2017 tarihli ve 2016/717 D. İş sayılı kararının kanun yararına bozulması isteminde bulunulduğu,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 16.11.2017 tarihli ve 1776-4025 sayılı kararı ile isteme konu kararın CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği,
Kanun yararına bozma kararı doğrultusunda itirazı yeniden değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2018/74 D. İş sayılı kararı ile; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2016 tarihli ve 2011/194 sayılı ek kararının ortadan kaldırılmasına, söz konusu karara karşı hükümlü müdafisince yapılan 24.11.2016 tarihli itirazın kabulüne ve hükümlü hakkındaki infazın durdurulmasına karar verildiği,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 08.03.2018 tarihli ve 94660652-105-34-1384-2018- KYB sayılı talebi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2018 tarihli ve 21689 sayılı ihbarnamesi ile bu kez ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle kanun yararına bozma isteminde bulunulduğu,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 03.02.2020 tarihli ve 1469-272 sayılı kararı ile; İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2018/74 D. İş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.07.2020 tarih ve 53729 sayı ile;
"...Dosya kapsamına göre; sanık müdafi tarafından 07.11.2016 tarihinde müvekkile hakkındaki cezanın infazı evresinde ceza zamanaşımı dolduğundan cezanın ortadan kaldırılması talep edilmiş, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2016 tarihli ek kararı ile ceza zamanaşımının dolmadığından sanık müdafiinin talebi reddedilmiş, bu karara yapılan itiraz ise İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.01.2017 tarihli ve 2017/717 değişik iş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Kesin olan bu karar Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 16.11.2017 tarihli ve 1776-4025 sayılı ilamı ile kanun yararına bozulmuş ve hukuki sorun olağanüstü kanun yolu ile neticelendirilmiştir. Özetle Yargıtay Birinci Ceza Dairesi ceza zamanaşımının dolduğunu vurgulayarak kanun yararına bozma başvurusunu kabul etmiştir. Kanaatimizce Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 16.11.2017 tarihli ve 1776-4025 sayılı ilamının usul ve kanuna aykırı olması halinde başvurulabilecek tek kanun yolu CMK'nin 308/1. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yoludur. Bu yola başvurulmaksızın İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2016 tarihli ek kararı yönünden verilen merci kararına karşı ikinci kez kanun yararına bozma yoluna başvurulması mümkün görülmemektedir. Kanuna aykırı olması nedeniyle kanun yararına bozma yoluyla ortadan kaldırılmış merci kararını etkisiz kılacak şekilde yeniden kanun yararına bozma yoluna gidilmesi hukuki güvenlik ilkesi ile de bağdaşmaz. Aksi bir düşünce infaz evresi de olsa olağanüstü kanun yolunun etkisiz kılınması anlamına gelecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; hükümlü ... hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan özetle ceza zamanaşımının dolmadığından bahisle T.C. Adalet Bakanlığı tarafından ihbar olunan kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi gerekmektedir..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.10.2020 tarih ve 3382-2173 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; cezanın infazı evresinde hükümlü müdafisinin ceza zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle yaptığı itirazın Yerel Mahkemece reddine dair ek kararı inceleyen merci kararına yönelik Adalet Bakanlığınca yapılan kanun yararına bozma isteminin Özel Dairece kabulüne karar verilmesi üzerine itiraz mercisi tarafından verilen hükümlü müdafisinin itirazının kabulüne ve infazın durdurulmasına ilişkin karara yönelik Adalet Bakanlığı tarafından bir kez daha kanun yararına bozma yoluna başvurulup başvurulamayacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.1992 tarihli ve 1058-695-617 sayılı iddianamesi ile; hükümlü ...’nın Türkiye ... Partisi ve ... Birliği adı altında kurulan örgütlerin faaliyeti çerçevesinde 15.09.1992 tarihinde Kocaeli 19 Mayıs Lisesi civarında “... Birliği saflarında örgütlenelim!” şeklinde afişler yapıştırırken yakalandığı iddiasıyla hükümlü hakkında 765 sayılı TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 31, 33, 765 sayılı TCK’nın 536/2-3, 40, 55/3 ve 40. maddelerinden cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesince 15.02.1994 tarih ve 390-25 sayı ile; hükümlü ...’nın 765 sayılı TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 765 sayılı Kanun’un 55/3, 40 ve 36. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, kısıtlılığa, mahsuba ve müsadereye karar verildiği,
Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.10.1994 tarih ve 3786-6150 sayı ile; söz konusu mahkûmiyet hükmünün, 765 sayılı TCK’nın 55/3. maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı eleştirisiyle onanarak kesinleştiği,
İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 27.12.2011 tarih ve 194-303 sayı ile; hükümlü ... hakkında İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 15.02.1994 tarihli ve 390-25 sayılı kararı ile verilen hükmün iptaline, hükümlünün lehine olan 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 5237 sayılı TCK’nın 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgün infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verildiği,
Hükümlü müdafisince temyiz edilen hükmü inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.06.2014 tarih ve 12464-6712 sayı ile; hükümlü hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onandığı,
Hükümlü müdafisinin 07.11.2016 tarihli dilekçesi ile cezanın zamanaşımına uğradığı yönündeki itirazı inceleyen İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 17.11.2016 tarih ve 194-303 sayı ile; ceza zamanaşımının gerçekleşmediğinden bahisle talebin reddine karar verildiği,
Hükümlü müdafisinin 24.11.2016 tarihli dilekçe ile söz konusu karara itiraz etmesi üzerine dosyayı itiraz mercisi sıfatıyla inceleyen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 03.01.2017 tarih ve 2016/717 D. İş sayı ile; hükümlü müdafisinin itirazının reddine karar verildiği,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.08.2017 tarihli ve 94660652-105-34-3049-2017- KYB sayılı istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.09.2017 tarihli ve 50764 sayılı ihbarnamesi ile; “Dosya kapsamına göre sanığın müsnet suçtan yapılan kovuşturmada ilk olarak 17/09/1992 tarihinde gözetim altına alındığı, 01.10.1992 – 28.12.1993 tarihlerini tutuklulukta geçirdiği, hakkında verilen 15.02.1994 tarihli gıyabi tevkif kararı uyarınca son olarak 06.05.2006 tarihinde yeniden cezaevine giren sanığın 08.06.2006 tarihinde tahliye edildiği, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığının 07.11.2016 tarihli ve 2016/7-3569 sayılı müddetnamesine göre de sanığın tutukluluk ve gözaltında geçirdiği 500 gün mahsup miktarının bulunduğu, bu sürenin 6 yıl 3 ay hapis cezasından düşülmesi durumunda sanığın infaz etmesi gereken bakiye cezasının 5 yılın altına düştüğü, Türk Ceza Kanunu'nun ceza zamanaşımını düzenlenen 68/5. maddesinde yer alan ‘Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.’ şeklindeki düzenleme uyarınca ceza zamanaşımı süresinin kalan ceza miktarı esas alınarak hesaplanması gerektiği, somut olayda hükümlünün infaz etmesi gereken kalan cezası 5 yıldan az olduğundan 10 yıllık ceza zamanaşımına tabi olacağı ve hükümlünün infazının kesintiye uğradığı son tahliye tarihi olan 08.06.2006 tarihinden itibaren herhangi bir kesilme nedeni de bulunmadığından, 10 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 08.06.2016 tarihinde dolmuş olduğu” gerekçesine dayanılarak kanun yararına bozma isteminde bulunulduğu,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.11.2017 tarih ve 1776-4025 sayı ile; İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.01.2017 tarihli ve 2016/717 D. İş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği,
Kanun yararına bozma kararı doğrultusunda itirazı yeniden değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 18.01.2018 tarih ve 2018/74 D. İş sayı ile; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2016 tarihli ve 2011/194 sayılı ek kararının ortadan kaldırılmasına, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2016 tarihli ve 2011/194 sayılı ek kararına karşı hükümlü müdafisince yapılan 24.11.2016 tarihli itirazın kabulüne, hükümlü hakkındaki infazın durdurulmasına karar verildiği,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 08.03.2018 tarihli ve 94660652-105-34-1384-2018- KYB sayılı istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2018 tarihli ve 21689 sayılı ihbarnamesi ile; “Dosya kapsamına göre sanığın müsnet suçtan yapılan kovuşturma aşamasında ilk olarak 17.09.1992 tarihinde gözetim altına alındığı, 01.10.1992 tarihi ile 28.12.1993 tarihi arasındaki süreyi tutuklulukta geçirdiği, hakkında verilen 15.02.1994 tarihli gıyabî tevkif kararı uyarınca son olarak 06.05.2006 tarihinde yeniden cezaevine giren sanık hakkındaki hükmün İstanbul (Kapatılan CMK 250. maddesi ile görevli) 10. Ağır Ceza Mahkemesince 08.06.2006 tarihli kararı ile infazın durdurulmasına ve tahliyesine karar verildiği, sanığın 09.06.2006 tarihinde tahliye edildiği, sanık hakkındaki uyarlama yargılamasına konu İstanbul (Kapatılan CMK 250. maddesi ile görevli) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2011 tarihli ve 2011/194 esas, 2011/303 sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 04.06.2014 tarihli ve 2013/12464 esas, 2014/6712 karar sayılı ilâmı ile onanarak kesinleştiği, dolayısıyla 08.06.2006 tarihinde durdurulan infaz ile kesintiye uğrayan ceza zamanaşımının Yargıtay ilâm tarihi olan 04/06/2014 tarihinde yeniden işlemeye başladığı, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığının 07.11.2016 tarihli ve 2016/7-3569 sayılı müddetnamesine göre de sanığın tutukluluk ve gözaltında geçirdiği 500 gün mahsup miktarının bulunduğu, bu sürenin 6 yıl 3 ay hapis cezasından düşülmesi durumunda sanığın infaz etmesi gereken bakiye cezasının 5 yılın altına düştüğü, Türk Ceza Kanunu'nun ceza zamanaşımını düzenlenen 68/5. maddesinde yer alan ‘Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.’ şeklindeki düzenleme uyarınca ceza zamanaşımı süresinin kalan ceza miktarı esas alınarak hesaplanması gerektiği, somut olayda sanığın infaz etmesi gereken kalan cezası 5 yıldan az olduğundan 10 yıllık ceza zamanaşımına tâbi olacağı ve sanığın infazının kesintiye uğradığı 08.06.2006 tarihinden itibaren 04.06.2014 tarihine kadar ceza zamanaşımı süresinin işlemediği, dolayısıyla ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı” gerekçesine dayanılarak bir kez daha kanun yararına bozma isteminde bulunulduğu,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.02.2020 tarih ve 1469-272 sayı ile; İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2018/74 D. İş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 11.06.2020 tarihli ve 2014/1-9119 sayılı müddetnamesine göre; hükümlü ...’nın İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 27.12.2011 tarihli ve 194-303 sayılı kararı ile hükmolunan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile ilgili olarak 17.09.1992-01.10.1992 tarihleri arasında 14 gün, 01.10.1992-28.12.1993 tarihleri arasında 453 gün, 06.05.2006-08.06.2006 tarihleri arasında 33 gün, 04.11.2016-18.01.2018 tarihleri arasında 440 gün olmak üzere toplam 940 gün cezaevinde kaldıktan sonra en son 11.06.2020 tarihinde cezaevine girdiği,
UYAP kayıtlarına göre; hükümlünün hâlen Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğu,
Anlaşılmıştır.
Öğretide “Olağanüstü temyiz” olarak da adlandırılan kanun yararına bozma yasa yolunun koşulları ve sonuçları CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
CMK'nın 309. maddesinde Adalet Bakanlığına, 310. maddesinde ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınan kanun yararına bozma başvuru yetkisi, hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılığı gidermeyi amaçlayan olağan üstü bir yasa yoludur.
Bu şekilde kesinleşmiş bir karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Görüldüğü gibi, kanun yararına bozma kurumu istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen hâkimlik veya mahkeme kararlarına karşı başvurulabilen olağanüstü bir yasa yolu olduğundan, öncelikle kesinleşmiş bir hüküm veya kararın olması gerekmektedir.
CMK'nın 309. maddesinin beşinci maddesi gereğince kanun yararına bozma kararlarına karşı yerel mahkemelerce direnilmesi mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
CMK’nın 309. maddesinin birinci fıkrasına göre kanun yararına bozma yoluna ancak hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümler bakımından başvurulabilmesi, kanun yararına bozma kararlarına karşı direnilememesi, incelemeye konu hükümlü hakkında ceza zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği yönündeki uyuşmazlığın kanun yararına bozma yolu ile dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 16.11.2017 tarihli ve 1776-4025 sayılı kararı ile değerlendirilip sonuca bağlanması, söz konusu uyuşmazlığın bu suretle temyiz incelemesinden geçmesi sebebiyle kanun yararına bozma yoluna konu edilememesi, aksi düşüncenin kanun yararına bozma yoluyla ortadan kaldırılan merci kararının kanun tarafından öngörülmeyen bir kanun yolu ile etkisiz kılınması suretiyle hukuki güvenlik ilkesini ihlal sonucunu doğuracak olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; Özel Dairece kabulüne karar verilen kanun yararına bozma kararı doğrultusunda dosyayı ele alıp yeniden karara bağlayan merci kararına yönelik ikinci kez kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 03.02.2020 tarihli ve 1469-272 sayılı kanun yararına bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2018/74 D.İş sayılı kararına yönelik 16.03.2018 tarihli ve 21689 sayılı kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
4- Hükümlü hakkındaki İNFAZIN DURDURULMASINA, hükümlünün başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü olmaması hâlinde derhâl serbest bırakılması için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.10.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/34301 E., 2023/2823 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Suça sürüklenen çocuk eylemine uyan TCK'nın 37/1 inci madde delaleti ile TCK'nın 82/1-h, TCK'nın 35/2, 31/3, 53, 63; TCK'nın 37/1 inci madde delaleti ile TCK'nın 149/1-a-c-g-h, 31/3, TCK'nın 168/3, 53, 63; TCK'nın 309/1, 31/3, TCK'nın 53, 63 üncü maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3. Ceza Dairesi 2022/34301 E. , 2023/2823 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK : Mahmut Ismaıl Sabah El Nazzal
Mohammed Shukrı Mahmood Mahmood,
...,
Othman Alaa Sattar Al-shajalee
SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,
nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme, nitelikli yağma
HÜKÜM : 1-Suça sürüklenen çocuk ...
Hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf
başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
2- Sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin
istinaf başvurularının esastan reddi
TEMYİZ EDENLER : Suça sürüklenen çocuk müdafii ve sanıklar müdafileri
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından suça sürüklenen çocuk ... hakkında nitelikli yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olup temyiz edilemez olduğu, suça sürüklenen çocuk ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme ve tüm sanıklar hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme ve nitelikli yağma suçlarından verilen hükümlerin; 5271 sayılı Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü;
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Sakarya 4.Ağır Ceza Mahkemesinin 14.04.2022 tarihli ve 2020/70 Esas, 2022/152 sayılı Kararı ile;
a-) Suça sürüklenen çocuk ... hakkında; nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, nitelikli yağma suçundan 4 yıl 5 ay 10 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına, Anayasa'yı ihlal suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
b-) Sanıklar ... ve ... hakkında; nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan kazanılmış hakları korunarak ayrı ayrı 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, nitelikli yağma suçundan kazanılmış hakları korunarak ayrı ayrı 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, Anayasa'yı ihlal suçundan ayrı ayrı müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
c-) Sanıklar ... ve ... hakkında; nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan ayrı ayrı 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, nitelikli yağma suçundan ayrı ayrı 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, Anayasa'yı ihlal suçundan ayrı ayrı müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
2.Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 30.06.2022 tarihli ve 2022/1021 Esas, 2022/1184 sayılı Kararı ile tüm sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine; suça sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvurusunun suça sürüklenen çocuk ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan hükmolunan sonuç cezayı yaş küçüklüğü nedeniyle verilebilecek cezanın üst sınırından fazla olduğu gerekçesiyle 12 yıl hapis cezasına indirerek istinaf başvurusunun düzeltilerek, diğer suçlardan kurulan hükümler yönünden esastan reddine karar verilmiştir.
3.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 08.08.2022 tarihli, temyiz isteminin reddi ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri
Özetle; suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın 85 bin kişilik meşhur ... listesinde yer almadığına ve gizli tanık Dora tarafından da suçlanmadığına, ortada sanığa isnat edilebilecek bir suç örgütünün bulunmadığına ilişkindir.
B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri
Özetle; suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, delillerin yetersiz olduğuna ve somut delil bulunmadığına, ortada bir suç örgütünün bulunmadığına ilişkindir.
C. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri
Özetle; sanığın ... terör örgütünden kaçmak için Türkiye'ye sığındığına, cezalandırılmasına yetecek maddi ve somut delillerin bulunmadığına, sanığın bıçak kullandığına dair bir delil bulunmadığına ilişkindir.
D. Sanık ... müdafinin temyiz sebepleri
Özetle; sanığın ... terör örgütünden kaçan birisi olduğuna, ... üyesi olduğuna dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığına, sanığın kavgaya karışmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, dijital materyal inceleme raporunda suç unsuruna rastlanmadığına, darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşıyıp taşımadığı hususunun araştırılmadığına ilişkindir.
E. Suça Sürüklenen Çocuk ... Müdafiinin temyiz sebepleri
Özetle; suça sürüklenen çocuğun öldürme kastı ile hareket etmediğine, yağma suçunun işlenmesinde fikir ve eylem birlikteliklerinin söz konusu olmadığına, suçun işlendiğine dair somut bir delil olmadığına, mağdurun telefonunun yere düştüğünü beyan ettiği ve telefonu yerden alan kişinin Othman olduğuna, suça sürüklenen çocuğun ... terör örgütü üyesi olmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanık ...'nın ... silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin sanığın
Suça sürüklenen çocuk ve sanıkların fikir ve eylem birliğinde ve örgütün amacına yönelik hareket ederek iştirak halinde bıçakla ve sopa kullanmak suretiyle mağdur ... Waad'ı doktor raporunda görüleceği üzere öldürmeye teşebbüs ettikleri ve fotoğraflarının bulunduğunu düşündükleri mağdur ... Waad'a ait cep telefonunu örgütün amacına yönelik hareket ederek birden fazla kişiyle birlikte cebir kullanmak suretiyle zorla gece vakti silahla gasp ederek ele geçirdikleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/6-125 Esas, 2020/341 Karar ilamında belirtildiği üzere, yağma suçunda sahiplenme-mülk edinme- amacı gerekmese de suça sürüklenen çocuk ve sanıkların mağdurun telefonunu resim ve mesajlara bakarak ele geçirerek silmek için zorla alması faydalanma amacının olduğundan yağma suçunun oluştuğunun belirtildiği,
Sanık ...'nın ... silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin sanığın soruşturma aşamasındaki tevilli beyanı, sanık ... Shukri'nin müdafi huzurundaki ilk beyanı ve tanık Sukına Mustafa Rıdha'nın beyanı ile sabit olduğu, bu nedenle suça sürüklenen çocuk ve diğer sanıkların da mağdurun kendilerinin fotoğraflarını çekerek Irak hükümetine göndermesi hususunda söylemi üzerine, birlikte hareket ettikleri, ... silahlı terör örgütü üyesi olduğu anlaşılan sanık ...'nın eylemine iştirak ettikleri, suça sürüklenen çocuk ve sanıkların vehamet arz eden araç suçlara iştirak ettiklerinin anlaşıldığı, TCK'nın 309 uncu maddesinde düzenlenen Anayasayı İhlal suçuna yönelik suça sürüklenen çocuk ve diğer sanıkların ayrıca ... silahlı terör örgütü üyesi olmalarının gerekmediği, ... silahlı terör örgütü üyesi olan sanık ...'nın örgüt üyesi olduğuna ilişkin delili ortadan kaldırmak amacıyla mağdurun telefonunu gasp ettiği ve öldürmeye teşebbüs ettiği fiiline suça sürüklenen çocuk ve diğer sanıkların iştirak ederek örgüt mensubu olan diğer sanık ...'nın eylem ve faaliyeti çerçevesinde hareke ettikleri ve araç suç olan vahim suç niteliğindeki suçu birlikte işledikleri bu nedenle suça sürüklenen çocuk ve sanık müdafilerinin suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmemiştir.
Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/4164 Esas 2015/5027 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onama yapılan Siirt 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/101 esas 2014/254 Karar sayılı dosyasında sanıklardan birinin PKK silahlı terör örgütü mensubunun babası diğerinde amcası olduğu, sanıkların PKK silahlı terör örgütünün dağ kadrosunda olan örgüt mensubu ile dağa giderek burada görüştükleri, sonrasında örgüt mensubunun sanıkların Siirt ...'deki evlerine geldiği ve sanıkların örgüt mensubunu evlerinin müştemilatında gizledikleri sonraki günlerde örgüt mensubunun Siirt ...'de bir komisere silahlı suikast düzenleyerek şehit ettiği ve olaydan sonra kaçtığı, sanıkların örgüt mensubunu yine gizledikleri, ardından operasyon ile başka yerde gizlenen örgüt mensubunun ölü olarak ele geçirildiği olayda yerel mahkemenin sanıklara öldürme fiiline yardım ve TCK'nın 302 nci maddesinde düzenlenen Devletin Birliğini Bozma ve Ülke Bütünlüğünü Bozma suçundan verilen hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının Yargıtay tarafından onandığı dikkate alındığında; akrabası hatta oğlu dahi olsa örgüt mensubuna yardım etme eyleminin cezalandırıldığı ve örgütsel faaliyet olduğu anlaşılmıştır.
Böylece; suça sürüklenen çocuk ve sanıkların söz konusu eylemlerin iştirak halinde işledikleri anlaşıldığından eylemin işleniş biçimi ve ortaya çıkan sonucun vehamet arz etmesi nedeniyle suça sürüklenen çocuk ve sanıkların üzerlerine atılı Anayasayı İhlal, Bir Suçun Delillerini Ortadan Kaldırmak ya da Yakalanmamak Amacıyla Öldürmeye Teşebbüs ve Birden Fazla Kişi Tarafından Gece Vakti Suç Örgütüne Yarar Sağlamak Amacıyla Yağma suçunu iştirak halinde işledikleri anlaşılmakla; sanıkların eylemlerine uyan TCK 37/1 madde delaleti ile TCK'nın 82/1-h, TMK'nın 5/1, TCK'nın 35/2, 53, 63, 58/9; TCK'nın 37/1 inci madde delaleti ile TCK'nın 149/1-a-c-g-h, TMK'nın 5/1, TCK'nın 168/3, 53, 63, 58/9; TCK'nın 309/1, TMK'nın 5/1, TCK'nın 53, 63, 58/9 uncu maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına,
Suça sürüklenen çocuk eylemine uyan TCK'nın 37/1 inci madde delaleti ile TCK'nın 82/1-h, TCK'nın 35/2, 31/3, 53, 63; TCK'nın 37/1 inci madde delaleti ile TCK'nın 149/1-a-c-g-h, 31/3, TCK'nın 168/3, 53, 63; TCK'nın 309/1, 31/3, TCK'nın 53, 63 üncü maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Özellikle sanık ... Ala Sattar soruşturmada müdafi huzurundaki beyanında özetle; Kusay'ın kendisine kavga nedeninin kız mesele olmadığını, aksine mağdur ... Waad'ın fotoğraflarını ... üyesi olduklarından dolayı çektiğini, bu nedenle kavganın çıktığını söylediğini, Kusay'ın mağdurun göğsüne bıçakla vurduğunu, sonra suça sürüklenen çocuk ... İsmail'in elindeki bıçakla mağdurun sırtına vurduğunu, sanık ... Shukri'nin mağdura kafa attığını, sanık ...'ın mağdura sopa ile vurduğunu, kendisinin ise elinde ağzı kapalı olan bıçakla mağdurun koluna vurduğunu, bıçağın ağzını açmadığını ifade ettiği, sanık ...'da soruşturmada müdafi huzurundaki ilk beyanlarında; Othman'ın kavga edeceği şahsın ...'lı olduğunu, Irak'a dönmek için Irak'a şirin görünmek için Türkiye'de bulunan ...'lıların fotoğraflarını Irak'a gönderdiğini, kendisinin ... giyimli elbiselerle çekilmiş fotoğraflarının olduğunu, ancak ...'ın elinden kurtulmak için kendini ...'lı göstermek için bunları çektiğini ifade ederek tevilli ikrarda bulunduğu, sanık ... Shukri'nin müdafi huzurundaki ilk beyanlarında; dayısının oğlu sanık ...'ın ...'a katıldığını ve kavga yerine gittiğini, sanık ...'nın ... kamuflajı ile gezdiğini, Othman'ın mağdur ... Waad'ın ...'lıların fotoğraflarını çektiğini, bu nedenle kavga edeceğini söylediğini, suça sürüklenen çocuk ... İsmail'in mağdur için "bu gavat ...'lıların fotoğraflarını Irak'a nasıl gönderir" dediğini ifade ettiği, böylece sanık ...'ın ... üyesi olduğunun anlaşıldığı, suça sürüklenen çocuk ... İsmail'de müdafi huzurundaki ilk ifadelerinde özetle; abisinin ...'lı olduğunu ve ...'ın çatışma videolarının abisinin kendisine yolladığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Bu beyanlar dikkate alındığında suça sürüklenen çocuk ve sanıkların mağduru bıçaklama nedeninin kız meselesi olmadığı, mağdurun suça sürüklenen çocuk ve sanıkların ...'lı olmaları nedeniyle fotoğraflarını çekilmesi olduğu, sanık ...'nın amcası tanık Sukına Mustafa Rıdha'nın ve soruşturma aşamasında müdafi huzurundaki tevilli beyanına göre; ... giysileri ile fotoğraflarının olması, yine ... Shukri'nin ilk ifadelerine göre; sanık ...'ın örgüte katıldığını ifade ettiği dikkate alındığında; tanık beyanlarının birbirlerini doğruladığı, dijital materyal inceleme raporlarının tanık beyanlarını doğruladığı ve olay görüntü tutanaklarına göre suça sürüklenen çocuk ve sanıkların olay mahallinden kaçarken görüntü verdikleri dikkate alındığında suça sürüklenen çocuk ve sanıkların söz konusu eylemi ... silahlı terör örgütü üyesi olduklarına ilişkin hususunu gizlemek ve suç delillerini ortadan kaldırmak için işledikleri, mağdurun cep telefonunu gasp ettikleri, dikkate alındığında eylemin ... silahlı terör örgütünün örgütsel bir eylemi olduğu ve vahim nitelikteki bu eylemlerin TCK'nın 309 uncu madde de düzenlenen "Anayasayı İhlal suçunu" oluşturduğu, bu suçun oluşması için sanıkların örgütün hiyerarşik yapısına dahil üyesi olmaları gerekmediği, ancak yine de sanık ...'ın ... üyesi olduğunun sanığın müdafi huzurundaki ilk ifadesi, tanık beyanı ve dosyası ayrılan ... Shukri'nin beyanlarından sabit olduğunun anlaşıldığı, suçun oluşması için işlenen fiilin örgütün faaliyeti kapsamında olmasının yeterli olduğu ve mağdurun da ülkemiz vatandaşı, polisi veya askeri olmasının şart olmadığı, eylemin ülkemizin kanunlarını ve kamu düzenini ihlale yönelik vahim nitelikle eylem olmasının yeterli olduğu, nitekim somut olayımızda bu şartların oluştuğu mahkememizce kabul edilmiş ve sanıkların olayın sıcağı sıcağına soruşturma aşamasında müdafi huzurundaki beyanları hükme esas alınmış böylece sanıkların mahkeme aşamasında kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik savunmalarına itibar edilmemiştir.
Suça sürüklenen çocuk ve sanıklar hakkında kurulan hükümde temel ceza belirlenirken mağdura karşı olan eylemde birden fazla ağırlaştırıcı sebep ve sanıkların eylem ve kasıt yoğunlukları gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılmış, suça sürüklenen çocuk ve sanıkların teşdiden cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2007/9621 E., 2012/4154 K., 2009/859 E., 2012/8471 sayılı Kararında da vurgulandığı üzere hırsızlığı icra etmek veya tamamlamak veya malı kaçırmak ya da cezadan kurtarmak maksadıyla hırsızlık esnasında veya akabinde cebir veya tehdide başvuran failin eylemi yağmaya dönüşmekte ve kendisi de bir yağmacı gibi cezalandırılmaktadır. Yağmaya dönüşen hırsızlık bir başka suçun nitelikli veya özel şekli değildir. Suç üstü rastlanan “hırsızlık esnasında veya akabinde” yağmaya eşit ceza verme bakımından suçun özel koşulunu oluşturur. Bu suç kendine özgü bir yapı içerip yağmanın tipe uygun eylem unsurunu oluşturan cebir/tehdit ve alma, burada farklı bir zamansal sınırlama içerisinde birleşmektedir. Failin bir şeyi alacağı anda fark edilip, kaçmak istediği sırada yakalamaya çalışan mağdura zor kullanması da hırsızlık suçunu yağma suçuna dönüştürmektedir.
Mağdurun bıçakla yaralanmak suretiyle parasının ve telefonun alınmış olması karşısında yağma suçunda aranılan cebir unsurunun gerçekleştiği açıktır. Kovuşturma aşamasında mağdurun parasının iade edilmemekle birlikte sanıkların yakınları tarafından telefonunun iade edilmesi ve mağdurun Sakarya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/170 Esas, 2019/331 Karar sayılı dosyasındaki açık beyanında sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rıza göstermesi sebebi ile suça sürüklenen çocuk ve sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanmıştır.
Değer azlığı:Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2008/6-15 E., 2008/59 K., 2008/6-44 E., 2008/43 K., Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2010/6194 E., 2012/3964 K. ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2009/24932 E., 2013/693 K., 2012/25424 E., 2015/11896 K., sayılı kararlarında hükmedildiği üzere; 5237 sayılı TCK’nın 150 inci maddesinin 2 nci fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramı, 765 sayılı TCK’nın 522 nci maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmamakta olup; “değerin azlığı” suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda uygulanabilir. Maddenin uygulanmasındaki en önemli ölçüt, değer ölçüsü olup, ölçüye konu edilmesi gereken değer ise, fiilen gasp edilen olmayıp, eylem kastına dahil edilen değerdir. Bu değerin ise “indirim yapılmasını” haklı saydıracak düzeyde az olması gerekmektedir.
Suça sürüklenen çocuk ve sanıkların eyleminde yukarıda bahsedilen şartlar oluşmadığından yani sanıkların bir ihtiyacı söz konusu olmadığı gibi yağma fiilini özgülediği değerlerin miktarı da az olmadığından yukarıda belirtilen maddenin uygulanması mümkün görülmemiştir.
Öldürmeye teşebbüs: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.11.2016 ... ve 2015/1-1103 E., 2016/441 K., 2001/1-419 E., 2002/161 K., 08.07.2003 ... ve 2003/196 E., 2003/212 K. 30.09.2003 ... ve 2003/226 E., 2003/229 K., 08.07.2008 ... ve 2008/88 .,E 2008/184 K., 31.03.2009 ... 2009/248 E., 2009/82 K. ve 18.02.2014 ... 2014/325 E., 2014/73 K. sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesi sırasında; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânının olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmaktadır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
Davaya konu olan olayda mağdurdaki yaralanma TCK'nın 86/1 inci maddesini aşan bir yaralanma olduğundan aynı Kanunun 149/2 nci maddesi gereğince sanıklar yaralama eyleminden de sorumludurlar.
Olayda kullanılan kesici aletlerin öldürme suçu için elverişli olması mağdurun sırt bölgesinden 11 kere bıçaklanması ve hareketli kavga olmasına ek olarak mağdurun toraks bölgesinden toraksa nafiz şekilde yaralanıp hayati tehlike geçirmesi ve ancak olayın şehir merkezinde olup mağdurun derhal hastaneye kaldırılması üzerine erken tıbbi müdahale sonucunda akciğerleri gelişen hava kaçağının tedaviye bağlanması suretiyle hayatta kalmış olması karşısında sanıkların eylemlerine bağlı olarak ortaya çıkan kasıtlarının öldürmek olduğu düşünülmüştür. Zira Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre failin mağdurun öldüğünü düşünerek eylemini devam ettirmemesi halinde de öldürmeye teşebbüs hükümleri uygulanmalıdır. Bundan dolayı mağdurun sırtındaki her bir yaranın mahiyeti hakkında ayrıca rapor alınmasına gerek duyulmamıştır. Zira toraksa nafiz olan yara tek başına öldürmeye teşebbüs suçunun delili olarak kabul edilmiştir. İştirak durumu: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2009/1-194 E., 2009/235 sayılı Kararında da hükmedildiği üzere kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin saptanması için, eylemin bir evresindeki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Çünkü, suç kastının mutlaka belli bir aşamada oluşması gerekmediği gibi, iştirak iradesinin de suç tamamlanıncaya kadar her aşamada oluşması olanaklıdır.
Suça sürüklenen çocuk ve sanıkların olayın öncesinden beri birlikte hareket edip olay yerine suç aletlerini beraber alarak gittikleri, mağdura birlikte saldırıp, birlikte savunmadan yoksun bırakıp, daha sonra da birlikte olay yerinden uzaklaştıkları dikkate alındığında sanıkların fikir ve eylem birliği halinde hareket ettiklerinin kabul edilmesi gerekmiştir.
Sanıklar ... ve ... hakkında Sakarya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay bozma ilamından öncesi esası olan 2019/170 Esas, 2019/331 Karar (yeni esas 2021/432 Esas, 2022/37 Karar) sayılı dosyasında yapılan yargılamada sanıkların mağdura karşı nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçu yönünden neticeten 11 Yıl, 8 Ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, nitelikli yağma suçu yönünden ise; neticeten 6 yıl, 8 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verildiği, karara karşı sadece sanıklar tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, bu suçlar yönünden sanıklar aleyhine istinaf ve temyiz yoluna başvurulmadığı, bu nedenle ceza yönünden sanıkların kazanılmış hakkı olduğu anlaşıldığından mahkememizce kazanılmış hakları korunarak karar verilmiş, hüküm kurulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Suça sürüklenen çocuk ... hakkında "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme" suçundan tayin olunan netice ceza 16 yıl 8 ay hapis cezasından yaş küçüklüğü nedeniyle TCK’nın 31/3- son cümlesi uyarınca verilebilecek cezanın üst sınırı olan "12 yıl hapis cezası" yerine “16 yıl 8 ay hapis” cezasına hükmolunarak suça sürüklenen çocuğa fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunarak hükmün, II- C 5 inci fıkrasından sonra gelmek üzere "TCK’nın 31/3-son cümlesi uyarınca netice olarak 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına" ibarelerinin eklenmesi suretiyle istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesince kurulan diğer hükümlere ilişkin kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Suça Sürüklenen Çocuk ... Hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hüküm yönünden
Suça sürüklenen çocuğun nitelikli yağma suçundan cezalandırılmasına ilişkin hükme yönelik suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince kesin olup, temyizi kabil kararlardan olmadığı anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
B. Tüm Sanıklar Hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme ve nitelikli yağma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan hükümler yönünden
İlk Derece Mahkemesince suça sürüklenen çocuk ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca neticeten "16 yıl 8 ay hapis" olarak belirlenmesinin Kanuna uygun olduğu gözetilmeksizin anılan hükmün istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından uygulama yeri olmayan 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi uyarınca verilebilecek cezanın üst sınırının "12 yıl" olduğu gerekçesiyle netice cezanın "12 yıl hapis" olarak eksik belirlenmesi aleyhe temyiz olmadığından ve suça sürüklenen çocuk ...'ın temyiz aşamasında etkin pişmanlıktan faydalanmak için sunmuş olduğu dilekçesi, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacağından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, tanık beyanlarından, sanıkların müdafileri ile verdiği hazırlık ifadelerinden, dijital materyal inceleme raporlarından ve tüm dosya kapsamından ... silahlı terör örgütü üyesi olduğu anlaşılan sanık ...'nın gerçekleştirdiği nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs ve nitelikli yağma suçlarına diğer sanıklar ve suça sürüklenen çocuğun da iştirak ettikleri, vahim eylem statüsünde olan bu suçlara ilişkin sübutun; mağdur beyanı, olayların gerçekleşme şekli, doktor raporları, suça sürüklenen çocuk ve sanıkların tevilli ikrarlarıyla anlaşılıp savunmaların aksinin ispatlandığı, suça sürüklenen çocuk ve sanıkların ... silahlı terör örgütünün Anayasayı ihlal etme amacına yönelik vehamet arz eden eylemleri gerçekleştirdikleri, verilen mahkumiyet kararlarına ilişkin vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılarak verilen hükümler hukuka aykırı bulunmamıştır.
V. KARAR
A. Suça Sürüklenen Çocuk ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hüküm yönünden
Suça sürüklenen çocuğun nitelikli yağma suçundan cezalandırılmasına ilişkin hükme yönelik suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince kesin olup, temyizi kabil kararlardan olmadığı anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteminin REDDİNE,
B. Tüm Sanıklar Hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme ve nitelikli yağma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ve Suça Sürüklenen Çocuk ... hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan hükümler yönünden
Gerekçe bölümünde B bendinde açıklanan nedenle Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2.Ceza Dairesinin 30.06.2022 tarihli ve 2022/1021 Esas, 2022/1184 Karar sayılı kararında tüm sanıklar müdafileri ve suça sürüklenen çocuk müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN AYRI AYRI ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Sakarya 4.Ağır Ceza Mahkemesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2.Ceza Dairesinine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.04.2023 tarihinde karar verildi.
... ... ... ... ...
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Genel Hükümler
(A), işlediği bir suç nedeniyle 10.02.2003 tarihinde kesinleşen hükümle 6 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Cezasının infazına başlandıktan bir yıl sonra, 10.02.2004 tarihinde ceza infaz kurumundan firar etmiştir. Firari olduğu dönemde, 15.05.2015 tarihinde, kanunda üst sınırı üç yıl hapis cezasını gerektiren kasten yaralama suçunu işlemiş ve bu suçtan hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmiştir. (A), 20.06.2035 tarihinde yakalanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ceza zamanaşımına ilişkin hükümleri dikkate alındığında, (A)'nın kalan 5 yıllık hapis cezasının infazı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) (A)’nın işlediği ikinci suç ceza zamanaşımını kestiğinden, kesilme tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlayan yirmi yıllık zamanaşımı süresi yakalanma tarihinden önce dolduğu için kalan cezanın infazı mümkün değildir.
B) İkinci suçun işlendiği 15.05.2015 tarihinde yeniden işlemeye başlayan yirmi yıllık ceza zamanaşımı süresi, (A)'nın yakalandığı 20.06.2035 tarihinde henüz dolmamış olduğundan kalan cezanın infazı gerekir.
C) Kalan ceza miktarı beş yıl olduğundan, TCK m. 68/1-e uyarınca on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre her halükârda dolduğu için ceza infaz edilemez.
D) Hükümlünün firari olması ceza zamanaşımının işlemesini durduran bir neden olduğundan, zamanaşımı süresi dolmamıştır ve kalan cezanın infazı gerekir.
E) İkinci suçun işlenmesi ceza zamanaşımını kesmişse de, bu durum yalnızca ikinci suça ilişkin cezanın infazı bakımından geçerli olup ilk suçtan kalan cezanın zamanaşımını etkilemez; bu nedenle firar tarihinden başlayan yirmi yıllık süre dolduğundan ceza infaz edilemez.
Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.