5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 70

Türk Ceza Kanunu 70. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 70- (1) Müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilmez. Ceza zamanaşımının kesilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/434 E., 2021/155 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2019/434 E.  ,  2021/155 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza 05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile verilen içtimalı 20 yıl hapis cezasını infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile, 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2009 tarihli ve 2009/1650 değişik iş sayılı kararıyla infaz rejimleri farklı olan 20 yıl hapis cezasıyla, 2 yıl 6 ay hapis cezasının içtima edilmesi talebinin reddine; Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 02.12.2010 tarihli ve 2010/315 değişik iş sayılı kararıyla hükümlü ...’ın infaz etmekte olduğu 20 yıl hapis cezası yönünden 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilmiştir. İçtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazına devam edilen hükümlü ... hakkında, 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan Of Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2012 tarihli ve 237-13 sayılı kararıyla 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına; bu kararın da kesinleşmesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile şartla tahliyenin geri alınmasına ve 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verilmiştir. Hükümlünün 18.01.2016 tarihli şartla tahliyenin geri verilmesi talepli dilekçesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla infazın durdurulmasına; Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının bu karara yaptığı itirazı inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı karar ile itirazın reddine karar verilmiştir. Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığının 18.06.2016 tarihli ve 5067 sayılı kanun yararına bozma talebi doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamede; "Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.12.2008 tarihli ve 2008/7467 esas, 2008/7631 sayılı kararında 'Hükümlünün, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlediği suçlara ilişkin cezalar, o tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 71/2. maddesine göre toplanarak lehe olan 647 sayılı CİHK'nın 19. maddesi kapsamında koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, 5237 sayılı TCK'nın yürürlükte bulunduğu tarihten sonra işlenen suçlara ilişkin cezaların ise 5275 sayılı CGTİK'nın 99. maddesi uyarınca toplanarak koşullu salıverilme hükümleri 107. maddesi uyarınca belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.' şeklinde belirtildiği üzere hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği" gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulması istenmiştir. Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile; "Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına" karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.10.2020 tarih ve 84157 sayı ile; “Cezaların infazına ilişkin 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesinde 'Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise 107. maddenin uygulanması için mahkemeden toplama kararı istenir' hükmü karşısında farklı infaz rejimine tabi ilamların birleştirilemeyeceğine dair bir engel bulunmadığı görülmüştür. Gerek TCK gerekse 5275 sayılı İnfaz Kanunu'nda aynı kişi hakkında birden fazla cezanın toplanması hâlinde 765 sayılı Kanun'un 70 ve müteakip maddelerinde olduğu gibi aşılması mümkün olmayan üst sınır bulunmamaktadır. Suça ait cezalar üst sınır olmaksızın toplanacak ancak ayrı ayrı çektirilecektir. 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinde yazıldığı biçimi ile koşullu salıverilme sürelerinin hesaplanması için İnfaz Kanunu'nun 99. maddesinde yapılan toplamada amaç aynı fail hakkındaki cezaları toplayıp karıştırmak değil koşullu salıverilmeden yararlanması için cezaevinde iyi hâlli olarak geçirmesi gereken asgari süreyi belirlemektir. Örneklemek gerekirse 2005 yılı öncesi suçtan ötürü aldığı 20 yıllık ceza ile 2006 yılında işlediği suçtan aldığı 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesi uyarınca içtima edilerek 23 yıl hapis cezası infaza girdiğinde her bir ceza bağımsızlığını koruyacağından 20 yıllık ceza 647 sayılı Kanun'a, 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'a göre cezaevinde kalacağı süre hesaplanarak iyi hâlli geçirmesi gereken süre bulunup buna göre müddetname düzenlenir. Aksi hâlde uygulama koşullu salıverilmenin amacına, ruhuna aykırı düşecektir. Koşullu salıverilmeden maksat cezaevinde iyi hâlli olarak belirlenen süreyi tamamladıktan sonra cezaevinden salıverilmesidir. Şahıs bir başka infazı gereken cezanın varlığından bahsedilerek cezaevinde tutulmaya devam edilirken koşullu salıverilmeden bahsedilemeyecektir. Bu genel açıklamalar karşısında farklı infaz rejimine tabi olsa da iki ilamın içtima edilebileceği, bu sebeple yukarıda belirtilen bozma kararının kaldırılarak içtima edilebilir yönünde karar ittihazı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2019 tarih ve 1779-2833 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; farklı infaz rejimine tabi cezaların içtima edilip edilemeyeceği, bu bağlamda Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin infazın durdurulmasına dair ek kararına yönelik itiraz üzerine, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı itirazın reddi kararı hakkında, Özel Dairece verilen kanun yararına bozma kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Hükümlü ...’ın 05.12.2002 tarihinde işlediği iddia edilen kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesince 12.09.2003 tarih ve 359-5 sayı ile; hükümlünün kasten öldürme suçundan 765 sayılı TCK’nın 448/1, 51/1, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 21 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ve hapis hâlinin devamı süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan aynı Kanun’un 13/1. maddesi ve 765 sayılı TCK’nın 19 ve 36. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve 216.103.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve müsadereye karar verildiği, kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.07.2004 tarih ve 1361-2685 sayı ile onanarak kesinleştiği, 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesi üzerine yapılan uyarlama yargılaması sonucunda; Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 22.08.2005 tarih ve 59-272 sayı ile hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın 81/1 ve 29. maddeleri ile 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi uyarınca toplam 20 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Hükmün hükümlü müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.04.2006 ve 77-1681 sayı ile; "...Hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinden hüküm kurulurken gerekçeye aykırı düşecek şekilde temel cezanın müebbet hapis yerine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis olarak belirlenmesi, 5237 sayılı TCK’da cezaların içtimasına yönelik hüküm bulunmadığı gözetilmeden yasaya aykırı şekilde kasten öldürme ve 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçlarından verilen cezaların toplanması, 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçundan hüküm kurulurken ceza miktarı göz önüne alındığında 765 sayılı TCK gereği belirlenecek ceza ile 5237 sayılı TCK gereği belirlenecek cczanın miktar olarak aynı olması hâlinde hak yoksunluklarına ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirmeyen 765 sayılı TCK’nın lehe olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı TCK’ya göre uygulama yapılarak bu Yasa’nın 53. maddesinin uygulanması sebebiyle hükümlü aleyhine sonuç doğurması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği, Bozmaya uyan Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan takdiren ve ağırlaştırılarak 2 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılan hükümlü hakkında bu suç yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına; kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği, hükümlerin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.12.2007 tarihli ve 3877-9191 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 03.04.2008 tarih ve 426 değişik iş sayı ile; 18 ve 2 yıl hapis cezalarının 5275 sayılı Kanun’un 99/1. maddesi gereğince toplanması ile hükümlünün 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının bu şekilde tamamen infazına karar verildiği, Hükümlünün ceza infaz kurumundayken 26.01.2006 tarihinde işlediği iddia edilen infaz kurumuna yasak eşya sokma suçundan yapılan yargılama sonucunda, Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile; hükümlünün TCK’nın 297/1, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 08.07.2009 tarihli ve 2959-13787 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, Rize Cumhuriyet Başsavcılığının içtima talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.11.2009 tarih ve 1650 değişik iş sayı ile; farklı infaz kanunlarına göre infaz edilmesi gereken cezalara ilişkin içtima talebinin reddine karar verildiği, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesince 02.10.2010 tarih ve 315 değişik iş sayı ile; hükümlünün içtima edilen 20 yıl hapis cezasıyla ilgili 09.12.2010 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verildiği, Hakkında şartla tahliye kararı verilmesine rağmen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmayan hükümlünün, 04.08.2011 tarihinde cezaevinde işlediği iddia edilen kamu malına zarar verme suçundan yapılan yargılama sonucunda, Of Asliye Ceza Mahkemesince 31.01.2012 tarih ve 237-13 sayı; hükümlünün TCK’nın 152/1-a, 168/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 10.11.2014 tarihli ve 27956-18331 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, Şartla tahliye edildikten sonra deneme süresi içerisinde kamu malına zarar verme suçunu işlediği anlaşılan hükümlü hakkında, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; 5275 sayılı Kanun’un 107/15. maddesi uyarınca şartla tahliyenin geri alınmasına, aynı Kanun’un 107/13. maddesi gereğince ikinci suç tarihi olan 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verildiği, Bu karara yönelik hükümlü müdafisinin itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 22.04.2015 tarih ve 759 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği, Hükümlünün 18.01.2016 tarihli dilekçeyle şartla tahliyenin geri verilmesi talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; infazın durdurulmasına, kesinleşen ek ve değişik iş kararları hakkında kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği konusunda dosyanın Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği, Bu karara yönelik Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarih ve 764 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamesi ile; “Hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği” gerekçesiyle, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması talep edildiği, Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile; ihbarnamedeki gerekçeye dayanılarak Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği ve hükümlü hakkında şartla tahliyenin geri alınması kararının infazına devam edildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için “cezaların toplanması (içtiması)” ve “koşullu salıverilme” kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Cezaların toplanması (içtiması) bakımından üç farklı sistem bulunmaktadır. Bunlardan birincisi erime (yutma) sistemidir. Bu sistemde içtima içerisinde bulunan cezalardan hafif olanlar en ağır olanın içinde erirler. Başka bir deyişle faile en ağır ceza verilir ve fail daha hafif suçlara ait cezalardan muaf tutulur. Erime (yutma) sisteminin tam tersi olan toplama (maddi içtima) sisteminde ise, aynı türden cezalar toplanır, ayrı türden olanlar da sırasıyla infaz edilir. Diğer bir sistem ise hukuki içtima sistemidir. Bu sistemde faile, işlediği tüm suçlardan ceza verilmekte ancak cezaların tamamı değil bir kısmı temel olarak alınan cezaya eklenmektedir. Suçlardan en ağır cezayı gerektiren suça göre ceza (temel ceza) tayin edilir ve bu cezaya diğer suçların cezalarının belli bir miktarı eklenir. Hukuki içtima sisteminde sonuç ceza, erime sistemindeki cezadan fazla toplama sistemindeki cezadan az olmaktadır. Hukukumuzda 1953 yılına kadar uygulanan hukuki içtima sistemine, 09.07.1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle son verilmiş ve toplama sistemine geçilmiştir. Toplama sistemine yapılan en büyük itiraz, toplama sonucunda cezaların çok yüksek bir miktara ulaşması olmuştur. Bu sakıncanın giderilmesi için 765 sayılı TCK’nın 77. maddesindeki düzenlemeyle infaz kurumunda geçirilecek süreler için bir üst sınır belirlenmiştir. 6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra 765 sayılı TCK’da benimsenen “Toplama sistemi” ya da “Maddi içtima sistemi” diye adlandırılan sistemde, “Kaç suç işlenmişse o kadar ceza verilir” prensibi uygulanır ve esas itibarıyla fail, işlediği bütün suçların cezalarını ayrı ayrı çeker. Bu sisteme karşı, bazı cezaları birbirine eklemenin mümkün olamayacağı veya birbirine eklenen birden fazla muvakkat cezanın, failin bütün hayatı boyunca sürecek bir nitelik alarak müebbet bir şekle dönüşeceği yolunda eleştiriler yöneltilmiştir. Bu sakıncalara karşı da, toplama sisteminde genel bir sınır konulabileceği, bu sınıra varıldığı takdirde, geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçileceği, birbirine eklenmesi mümkün olmayan cezalar söz konusu olduğunda ise ya cezanın nevinin değiştirileceği yahut toplama imkânsız olduğundan, erime sisteminin istisnaen kabul edilebileceği görüşü ileri sürülmüştür (Dönmezer-Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 12. bası, İst-1997, Cilt III, s.106.). 765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun; 68. maddesi; “Bir kimse mütaaddit suçlardan dolayı Hüküm veya Ceza Kararnamesiyle mahkum edilirse cezalar bu bap hükümlerine göre içtima ettirilir.”, 69. maddesi; “Bir Hüküm veya Ceza Kararnamesinden sonra aynı kimsenin bu mahkumiyetten önce veya sonra işlediği bir suçtan dolayı mahkum edilmesi halinde cezaların içtimaı hükümleri tatbik olunur.”, 70. maddesi; “Birden çok ağırlaştırılmış müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan az ve altı yıldan fazla; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, dokuz aydan az ve beş yıldan fazla; birden çok müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde ise altı aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, hükmedilecek miktarı geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezaları infaz olunur.”, 71. maddesi; “Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlıyan muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur. 24 seneden aşağı olmamak üzere en az iki ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”, 72. maddesi; “Aynı neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.”, 73. maddesi; “Cezalardan biri ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur. Cezalardan biri müebbet ağır hapis ve diğeri şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nevi ve miktarına göre on günden az ve üç seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”, 74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur. İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”, 75. maddesi; “Başka neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur. Para cezaları sair cezalarla birleştiği takdirde de hepsi ayrı ayrı ve tamamen tatbik olunur.”, 76. maddesi; “Fer'i cezalar ve mahkumiyetin bütün diğer cezai neticeleri her ceza hakkında ayrı ayrı tayin ve tatbik olunur.”, 77. maddesi; “1) Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemez. 2) Başka neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların mecmuu otuz seneyi geçemez. Bu haddi aşan ceza miktarı sırası ile sürgün, hafif hapis, hapis ve ağır hapisten tenzil edilir. 3) Ağır para cezası ile hafif para cezası birleştiği takdirde çevrilecek cezanın nev'i hapistir. 4) Birleştirilen para cezalarının şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çevrilmesi halinde bu ceza müddeti beş seneyi geçemez. 5) İçtima neticesinde uygulanacak süreli fer'i cezalar, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasında on, muayyen bir meslek ve sanatın icrasının tatilinde dört yılı geçemez. 6) Yukarıki fıkralarda yazılı yukarı hadlere baliğ olan cezalara kati surette mahkumiyetten sonra işlenen suçlardan dolayı verilecek cezalar aynen tatbik olunur.”, Ve son olarak 74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur. İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”, Şeklinde düzenlenmiştir. Toplama sisteminin, cezaları, adeta niteliklerini değiştirecek surette ağırlaştırdığı yolundaki eleştirilerin karşılanması amacıyla, bu sistemde arttırmaya ve genel toplama bir yukarı sınır çizilmesi ve bu sınıra varıldıktan sonra geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçilmesine ilişkin bu prensipten esinlenen 765 sayılı TCK’da, farklı ceza nevileri için değişik yukarı sınırlar getirilmiştir. Sözgelimi; 77. maddenin birinci fıkrasına göre, içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı ceza aynı neviden ise “tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, hafif hapiste 10 seneyi geçemez”. Buna göre, hâkim her bir ceza nevi için gösterilen bu yukarı sınırlara varıncaya kadar cezaları toplayacak, fakat bu sınırları aşamayacak ve geri kalan cezalar çektirilemeyecektir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı cezalar ayrı neviden iseler “bunların mecmuu 30 seneyi geçemez". Ancak 765 sayılı mülga TCK, iki nevi hürriyeti bağlayıcı cezada bu prensipten ayrılmıştır. Bunlardan birincisi, müebbet ağır hapisle diğer bir hürriyeti bağlayıcı cezanın (TCK’nın 70 ve 73. maddeleri), ikincisi ise her biri 24 yıldan az olmayan birden çok muvakkat ağır hapis cezalarının (TCK’nın 71/2. maddesi) içtimasıdır. 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde, birden fazla suçtan verilecek mahkûmiyet kararları, aynı hüküm veya ceza kararnamesinde yer alabileceği gibi ayrı hüküm veya ceza kararnamelerine de konu oluşturabilir. İlk durumda, 765 sayılı TCK’nın 68. maddesine göre içtima hükümleri uygulanacak, ikinci hâlde ise infaz aşamasında Ceza Yargılaması Usulü Kanunu’nun 403. maddesine göre mahkemeden karar istenecektir. Bu açıklamalar sonucunda 765 sayılı TCK’nın kabul ettiği toplama sisteminde içtima kurallarına egemen olan prensipler ise şu şekilde özetlenebilir. Birinci prensip, cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre, aynı neviden cezalar birbirleri ile toplanacak, cezalar ayrı neviden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir (765 sayılı TCK’nın 71/1, 72, 74 ve 75. maddeleri). Cezaların çevrilmesi prensibi de denilen ikinci prensip, bazı cezalarda toplama sisteminin imkânsız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması hâlinde, nevilerinin değiştirilmesinden ibarettir (TCK’nın 70, 71/2 ve 73. maddeleri). Üçüncü prensip ise, içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların genel bir yukarı sınırı aşmamasını sağlamaktır. Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan “cezaların içtiması” hükümlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenleme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesinde yer almaktadır. 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi; “Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden infaz hâkimliğinden bir toplama kararı istenir.” şeklinde olup, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 42. maddesiyle “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” cümlesi madde metnine eklenmiştir. 7242 sayılı Kanun’un 42. maddesinin gerekçesinde ise; “Maddeyle, 4675 sayılı Kanunda yapılması öngörülen değişikliklere uyum sağlamak amacıyla 5275 sayılı Kanunun 99 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, birden fazla hükümdeki cezaların koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi bakımından toplanması gerektiğinde toplama (içtima) kararları, infaz hâkimliği tarafından verilecektir. Ayrıca, maddeye eklenen hükümle, adlî para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilen fakat öncelikli olarak uygulanan kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirmeyen hükümlünün bu hapis cezasının da süreli hapis cezalarında olduğu gibi toplama kararına dahil edilmesi sağlanmaktadır. Böylelikle, adlî para cezasından çevrilen hapis cezalarının da toplama kararına girmesi nedeniyle infaz edilecek cezalar bakımından hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir. Şu hâlde, yeni ceza adalet sisteminde birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında ise “cezaların içtiması” mümkün değildir. Bu sistemde cezaların toplanması, ancak koşullu salıverilmenin söz konusu olması hâlinde mümkün olabilecekken, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı adli para cezasından çevrilen hapis cezaları da 7242 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle başka cezalarla birlikte infaz edilmesi durumunda koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına yönelik toplama kararına dâhil edilebilecektir. Bir ceza hükmü verildiğinde normal sonuç bu hükmün infazıdır. Ancak bu kuralın istisnaları, bazen cezalar sistemini tamamlayan araçları oluşturmaktadır. İşte çağdaş ceza hukukunda, cezalar sistemini tamamlayan kurumlardan biri de koşullu salıverilmedir. 5275 sayılı Kanun’da da düzenlenmiş olan koşullu salıverilme kavramının ortak bir tanımı bulunmamaktadır. Bu kavramın ortak bir tanımının bulunmamasının en önemli sebebi, koşullu salıverilme kurumunun düzenlenme şekli, amacı, şartları ve sonuçlarınn ülkeden ülkeye farklılıklar içermesidir. Türk Ceza Hukuku'nda da koşullu salıverilme kavramıyla ilgili farklı tanımlar yapılmıştır. Doktrinde koşullu salıverilmeyle ilgili olarak; “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezasından, kanunun gösterdiği bir bölümünü iyi hal ile ve kurallara tam uyarak geçirmiş olan hükümlünün, konulmuş olan şartlara uymadığı takdirde geri alınması şartı ile, mahkûmiyet süresini tamamı ile bitirmeden, merciince alınacak bir kararla salıverilmesini ve böylece serbest hayata dönmesini ya da bu hayata geçişinin kolaylaştırılmasını sağlayan bir kurumdur.” (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.285.); “Şartla salıverme, cezaevinde hal ve gidişatı iyi olan hükümlüye tanınan ve hükümlülük süresinin bitmesinden önce salıverilmesini sağlayan bir lütuftur, iyiliktir.” (Sami Selçuk, Doğululaşan Batılı Kurum: Şartlı Salıverme, Tekin Yayınevi, 1. Baskı, 1990, s. 260.); “Koşullu salıverilme, mahkûm olunan cezanın bir kısmının infaz kurumunda çekilmesinden sonra, geri kalan kısmının kanunda belirtilen belirli şartlarla cezaevi dışında geçirilmesini sağlayan bir ceza infaz kurumudur.” (Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2020, s. 607; Zafer, Hamide; Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 662.); “Şartla salıverme, hürriyeti bağlayıcı cezaların infazında hem bir bireyselleştirme aracı hem de yaptırımın çekilmeyen kısmının yerine geçmek üzere öngördüğü deneme süresiyle cezaya seçenek bir kurumdur.” (Yenidünya, Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Şartla Salıverme, s. 19.); “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezanın kanun tarafından öngörülen kısmım iyi hal ile geçirmiş olan hükümlünün, konulan şartlara uymadığı takdirde geri alınması koşulu ile hükümlülük süresinin tamamının bitirilmeden merciince alınacak kararla salıverilmesini ve bu şekilde normal yaşama dönmesini sağlayan bir kurumdur.” (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. baskı, 2020, s. 715-716.); “Koşullu salıverilme, hapis cezasına mahkûm edilmiş olan hükümlünün, hükmedilen hapis cezasının belirli bir kısmını ceza infaz kurumunda iyi halli olarak çektikten sonra, belirli koşullarla cezanın kalan kısmının infaz kurumu dışında infaz edilmesini öngören ve infazın bireyselleştirilmesini sağlayan bir infaz kurumudur.” (Ahmet Bozdağ, Türk Ceza Hukukunda Koşullu Salıverilme Kurumu ve Etkinliğinin Geliştirilmesi, Adalet Yayınevi, 2. baskı, 2021, s. 25.) şeklinde tanımlamalar yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi de bir kararında koşullu salıverilmeyi; “Cezanın çektirilmesinin kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla (iyi durumuyla) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün şarta bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda, infaz sistemindeki en etkili araçtır. Koşullu salıverilmenin en önemli öğeleri, cezanın belirli bir süre çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi durum göstermesi, koşullu salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesidir” şeklinde tanımlamıştır. (AYM’nin 18.07.2001 tarihli ve 4-332 sayılı kararı.). Koşullu salıverilmenin kabulünde rol oynayan temel düşünce şudur ki, "Suçlu, hâkimin kabul ettiğinden çok daha çabuk uslanabilir ve bu durumda hükümlünün ceza kurumundaki süresi gereksiz olur". Sonuç olarak bu durumdaki hükümlünün salıverilmesi ile topluma dönmesini çabuklaştırmak ve fakat salıverilmeden itibaren belirli bir süre ile onu kontrol etmek, belli bir çerçeve içinde denetim altında tutmak suretiyle toplum hayatına uyumu bakımından bir aşamadan geçirmek ve böylece uyumu kolaylaştırmak yerinde olur (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.286.). 5275 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlarla ilgili koşullu salıverilme süreleri, 647 sayılı mülga CİK’in 19 ve ek 2. maddesi, 3713 sayılı TMK’nın 17 ve geçici 1 ile 4. maddeleri, 4616 sayılı Kanun’un 1/1-2. maddelerine göre belirlenmektedir. Somut olaydaki suçlarla ilgili koşullu salıverilme sürelerinin düzenlendiği 647 sayılı mülga Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrası; “Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin ½'ni; çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla salıverilirler.” şeklinde; ek 2. maddesinin 1. fıkrası ise; “Hükümlülerin yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre yapılır. Bakanlıkça bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda çalışanlara öncelik tanınmak kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi tutulacakları müşahadeleri sonucu yarı açık veya açık müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme tarihlerinden indirilmek suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır.” şeklinde hükümler içermektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Koşullu salıverilme” başlıklı 107. maddesinde, koşullu salıverilmenin uygulanma şartları ve süreleri bakımından sık sık değişiklik yapılmış, Kanun’un geçici 6. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gereken 107. maddesinde son olarak 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la da değişiklik yapılarak anılan madde; “(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. (2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) Ancak, Türk Ceza Kanununun; a) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, c) İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır. (3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre; a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı, b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz, c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı, d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz, e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz, Yıldır. ... (6) Koşullu salıverilen hükümlünün tâbi tutulacağı denetim süresi, yukarıdaki fıkralara göre infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez. (7) Hükümlü, denetim süresinde, infaz kurumunda öğrendiği meslek veya sanatı icra etmek üzere, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında, ücret karşılığında çalıştırılabilir. ... (10) İnfaz hâkimi, koşullu salıverilen hükümlünün kişiliğini ve topluma uyumdaki başarısını göz önünde bulundurarak; denetim süresinin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmadan veya herhangi bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine karar verebileceği gibi, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını veya belirlenen yükümlülükleri denetim süresi içinde kaldırabilir. (11) Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verilir. İnfaz hâkimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir; raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir. (12) Koşullu salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde koşullu salıverilme kararı geri alınır....” şekliyle son hâlini almıştır. Türk İnfaz Hukuku sistemi içerisinde hükümlünün koşullu salıverilmesi için Kanun'da belirtilen infaz süresini cezaevinde iyi hâlli bir şekilde geçirmesi gerekir. 5275 sayılı Kanun’da sürelerin belirlenmesinde adi suçlar, adi suçlar arasında istisna suçlar, çocuklar ve yetişkinler açısından istisna suçlar, terör suçları, örgütlü suçlar açısından farklı süreler öngörülmüş, istisna suçlarda, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda veya Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda mahkûmiyet hâlinde cezaevinde geçirilmesi gereken süre diğer suçlara nazaran daha uzun belirlenmiştir. 5275 sayılı Kanun’un ilk hâlinde genel olarak cezaevinde kalınması gereken süreler 647 sayılı mülga Kanun’da öngörülen sürelere göre artırılmış, özellikle süreli hapis cezalarında hükümlünün cezaevinde kalması gereken sürenin hesaplanmasında kullanılan 1/2 ve ayda 6 günlük indirim oranı ve süreleri, 2/3’e yükseltilmiş olmakla birlikte, 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle beraber 5275 sayılı Kanun’da istisna bazı suçlar haricinde temel infaz oranı 647 sayılı Kanun’da olduğu gibi 1/2 olarak kabul edilmiş, ancak 647 sayılı Kanun’un ek 2. maddesinde düzenlenen ayda altı günlük indirime yer verilmemiştir. Öte yandan 5237 sayılı TCK’nın 7. maddesinin 3. fıkrasında “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır” hükmü ile koşullu salıverilmede derhâl uygulama ilkesinin geçerli olmadığı, lehe hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Koşullu salıverilme süresinde sonradan yapılan değişiklik hükümlü aleyhine değerlendirilmemelidir. Bu düzenleme ile infaz rejiminin ağırlaştırıcı sonuçlar doğurmasına sebep olan hükümlerin uygulamada yol açtığı sorunlar giderilmeye çalışılmış olup koşullu salıverilme, zaman bakımından uygulamada infaz rejimine ilişkin diğer hükümlerden ayrık tutularak maddi ceza hukuku müessesesi gibi kabul edilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 7/3. maddesi gereği lehe kanun ilkesi uyarınca, suç tarihi ve suçun türüne göre hükümlünün lehine olan düzenleme uygulanmalıdır. Bu genel açıklamalardan sonra, birden fazla suça ilişkin cezanın infazında koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi açısından cezaların ne şekilde toplanması gerektiği ve farklı infaz rejimine tabi olan ya da farklı koşullu salıverilme süreleri öngörülen cezaların içtima edilip edilmeyeceği üzerinde durulmalıdır. 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre, bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise aynı Kanun’un 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir. Bu düzenleme ile, hükümlünün birden çok kesinleşmiş mahkûmiyetinin bulunması hâlinde infazda kolaylık sağlanması için cezaların toplanması, infazı gereken tüm hapis cezaları için toplam süre üzerinden tek bir şartla tahliye tarihi, deneme süresi ve bihakkın tahliye tarihinin saptanması ve cezaların infazları ile deneme sürelerinin çakışmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Kesinleşmiş mahkeme kararları suç tarihleri veya türlerine göre farklı koşullu salıverilme sürelerine tabi olması hâlinde, bu ilamlar 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi uyarınca koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi amacıyla cezaların içtiması yoluyla toplanmalı ve tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmelidir. Ancak koşullu salıverilme oranları farklı olan her bir ceza yönünden TCK’nın 7/3. maddesi uyarınca hükümlünün lehine olan süre belirlenmeli ve bu şekilde cezaların içtimasına karar verilmelidir. Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yapılan uygulama da bu yöndedir. Ancak bazı cezalar koşullu salıverilme yasağı kapsamında kalmaktadır. Örneğin 5275 sayılı Kanun’un 107/16. maddesinde işlenen suçlardan dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesi hâlinde koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Aynı şekilde 5275 sayılı Kanun’un 108/3. maddesine göre ikinci defa mükerrirlik hâlinde, yine aynı Kanun’un 107/13. maddesine koşullu salıverilme kararı geri alınanlar hakkında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Yukarıda sayılan ve benzer durumlardaki koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı cezalar diğer cezalarla toplanmamalıdır. Ancak 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine, 7242 sayılı Kanun'un 42. maddesiyle eklenen “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” şeklindeki cümle uyarınca adli para cezalarından çevrili hapis cezaları yönünden bir istisna getirilmiştir. Buna göre, adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dâhil edilmelidir. Farklı infaz rejimlerine tabi cezaların içtima edilemeyeceğine ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmasa da 647 ve 765 sayılı Kanunlara göre infaz edilecek cezalarla 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken cezaların içtima edilmesi hâlinde, toplamadaki üst sınırın ne olacağı ve üst sınır belirlendiğinde hangi yasa yürürlükte iken işlenen suçlar sebebiyle verilen cezaların infaz dışı bırakılacağı veya içtima içerisinde 765 sayılı mülga TCK gereği geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası bulunmakta ise bu cezaların içtimaya dâhil edilip edilmeyeceği ya da ne şekilde içtimaya dâhil edilmesi gerektiği gibi birtakım sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ancak somut olayda uyuşmazlığa konu cezalarda içtima edilmesi hâlinde bu üst sınırların aşılması gibi durumun söz konusu olmaması ve geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren bir cezanın bulunmaması karşısında bu aşamada sadece somut olaya ilişkin bir değelendirme yapıldığında; sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının, cezaların toplanmasına engel bir durum olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezaların şartla tahliye süreleri ve infaz rejimlerinin farklı olması anılan yasa maddesinin uygulanmasına engel değildir. Cezaların infazındaki bu farklılık, şartla ve bihakkın tahliye tarihlerinin de farklı olmasını gerektirmeyecek, hükümlünün farklı süre ve rejimlere tabi her bir cezası açısından cezaevinde geçireceği sürelerin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müddetnamede gösterilmesi yeterli olacak ancak yine toplam ceza süresi üzerinden tahliye tarihleri hesaplanacaktır. Aynı şekilde içtima kararı verecek mahkeme de toplamanın bu şekilde yapılması gerektiğini kararında göstermelidir. Koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamasına rağmen, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la adli para cezalarından çevrili hapis cezalarını da içtimaya dâhil eden ve bunun gerekçesini “...Hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” şeklinde ortaya koyan kanun koyucunun iradesinin de, cezaları mümkün olduğunca içtimaya dâhil etmek olduğu söylenebilir. Öte yandan, 5275 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtildiği üzere infazda temel amaçlardan birisi de “Hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak”tır. Bu amaca hizmet edecek koşullu salıverilme kurumunun içinde barındırdığı diğer bir müessese ise koşullu salıverilen hükümkü hakkında belirlenecek denetim süresidir. Denetim süresi, koşullu salıverilme kararı ile salıverilen hükümlünün cezaevi dışında geçireceği ve kanunla belirtilen bir süredir. Belirlenen denetim süresi, cezaevi dışında tamamlandığında hükümlü bihakkın tahliye süresini de geçirmiş olmaktadır. Ancak denetim süresi içerisinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işleyen veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar eden hükümlü hakkındaki koşullu salıverilme kararı 5275 sayılı Kanun’un 107/12. maddesi uyarınca geri alınır. Somut olaydaki gibi durumlarda ise, yani almış olduğu cezadan dolayı hakkında koşullu salıverilme kararı verilen bir hükümlünün, koşullu salıverilme tarihinden önce işleyip de içtimaya dâhil edilmeyen başka bir cezasının infazına başlanılması, başka bir ifadeyle koşullu salıverilmesine rağmen başka bir cezasının infazı nedeniyle cezaevinden ayrılmaması hâlinde, hükümlü hakkında koşullu salıverilme kararı verilmiş olsa da cezaevi dışına çıkmadığı için denetim süresinin başladığından da söz edilemez. Bu nedenle, cezaevinden ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayan bir hükümlünün, cezevindeyken sonradan işlediği başka bir suç nedeniyle koşullu salıverilme kararının geri alınması da hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından aldığı içtimalı 20 yıl hapis cezasını 647 sayılı Kanun’un 19 ve ek 2. maddelerine göre infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan 5237 sayılı TCK’nın 297/1. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının farklı infaz rejimine tabi olduğu gerekçesiyle içtima edilmediği, 20 yıl hapis cezası nedeniyle 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilen hükümlünün, içtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmadığı, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen hükümlü hakkında şartla salıverilme kararının geri alındığı dosyada; 647 sayılı Kanun’a göre infaz edilen içtimalı 20 yıl hapis cezası ile 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken 2 yıl 6 ay hapis cezasının, 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre içtima edilmesi hâlinde, 765 sayılı TCK’da veya 5275 sayılı Kanun’da belirtilen üst sınırların aşılmayacağı da göz önüne alındığında, sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının cezaların toplanmasına engel bir durum teşkil etmemesi, hükümlü hakkında tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmesinin Kanun’un amacına uygun düşeceği gibi infazda kolaylık sağlaması ve hakkaniyete uygun olması, hükümlü hakkındaki farklı infaz rejimlerine tabi olan 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının toplanarak tek bir koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi hâlinde, hükümlünün 04.08.2011 tarihinde işlediği suçun koşullu salıverilme tarihinden öncesine denk gelecek, bu durumda koşullu salıverilme kararının geri alınmasının da gerekmeyecek olması, kaldı ki hakkında koşullu salıverilme kararı verilen hükümlünün ceza infaz kurumundan ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayacağından, 04.08.2011 tarihinde işlenen suçun, denetim süresinde işlenmiş olarak kabul edilemeceği de gözetildiğinde, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen koşullu salıverilme kararı ile Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen koşullu salıverilme kararının geri alınması kararlarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla verilen infazın durdurulması kararı isabetli olduğundan, bu karara yönelik itirazı reddeden Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararını, kanun yararına bozan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin kanun yararına bozma kararının kaldırılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın infazının durdurulmasına, mahallince toplama (içtima) kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için yazı yazılmasına karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.02.2017 tarihli ve 4703-339 sayılı kanun yararına bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 4- Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın İNFAZININ DURDURULMASINA, mahallince (içtima) toplama kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.04.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2015/1668 E., 2017/554 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
tam metni aç
Yargılama aşamasında ve 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6545 sayılı Yasa'nın 70. ve 86. maddeleri hükümleri uyarınca, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan kararlar nedeniyle hakimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında açılan davaların ağır ceza mahkemeleri tarafından hükme bağlanacağı ön
Hukuk Genel Kurulu         2015/1668 E.  ,  2017/554 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece) Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince; “DAVA: Dava dilekçesinde, kasıtlı ve açıkça yasaya aykırı soruşturma yapılarak tutuklama kararı verildiği; aynı şekilde dosyanın temyiz incelemesine geç gönderildiği ve bozma kararı sonrasında da direnme hükmü kurulduğu ileri sürülerek, 150.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi, talep ve dava olunmuştur. CEVAP: Cevap dilekçesinde, davanın süresinde açılmadığı ve sorumluluk koşullarının da oluşmadığı savunulmuştur. GEREKÇE: Dava, hakimlerin hukuki sorumluluğu hükümlerine dayalı olarak manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davalılardan Erdoğan Akduman, yargılama sırasında Askeri Yargıtay Üyesi seçilmiş olup; dosyası ayrılmış ve yargılama davalı ... hakkında yürütülmüştür. Dava şartı niteliğindeki görev sorunu, kendiliğinden ve öncelikle irdelenmeli ve ön inceleme aşamasında bu konuda bir karar verilmelidir. (HMK m.114, m.115 ve m.138) Yargılama aşamasında ve 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6545 sayılı Yasa'nın 70. ve 86. maddeleri hükümleri uyarınca, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan kararlar nedeniyle hakimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında açılan davaların ağır ceza mahkemeleri tarafından hükme bağlanacağı ön görülmüş; diğer yandan, CMK'nun 142. maddesi ile de zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesi yetkili kılınmıştır. Açıklanan nedenlerle, aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçe uyarınca; 1-6545 sayılı Yasa'nın 70. maddesi ile değişik CMK'nun 141/3. maddesi ile 142. maddesi uyarınca mahkememizin görevsizliğine, 2-Dosyanın talep halinde görevli Ankara Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine, 3-Takdiren para cezası tayinine yer olmadığına, 4-Yargılama giderlerinin görevli mahkemede gözetilmesine,” Dair oybirliği ile verilen 20.01.2015 gün ve 2013/97 E., 2015/8 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkili olan Astsubay Başçavuş ...’in 02.05.2009 tarihinde arabasıyla yanında eşi, çocukları ve misafirleri ile birlikte piknikten dönerken nizamiyeye geldiklerinde, Diyarbakır Askeri Mahkemesi hakimlerinden ...’ın müvekkilinin önünü kestiğini ve müvekkiline “sen bana geri zekalı dedin, bunu nasıl dersin” diyerek sebebini sorduğunu, müvekkilinin “ben öyle bir söz sarf etmedim” şeklinde beyanda bulunduğunu, bunun üzerine hakim ...’ın görevli astsubayı arayarak müvekkilini, ailesini ve misafirlerini Merkez Komutanlığına getirttiğini, gece 23.10’a kadar süren ifade alma işlemlerinin ardından serbest bırakıldıklarını, askeri savcılıkça düzenlenen “belgedir” başlıklı yazıda, “... hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunmaması ve tutuklandığı takdirde mağduriyetine neden olunacağı değerlendirildiğinden 03.05.2009 tarihinde 02.20 civarında serbest bırakılmıştır” denildiğini, 04.05.2009 Pazartesi günü müvekkilinin yeniden savcılığa çağrıldığını, ifade işlemlerinin ardından tutuklandığını, askeri mahkemenin kendi görev alanına girmeyen, yargılama yapma yetkisi olmayan suçtan yargılama yapamayacağını ve tutuklama kararı veremeyeceğini, hakim ...’nın kanunun açık ve net hükmünü çiğnediğini, itiraz üzerine müvekkilinin 12.05.2009 tarihinde askeri savcı tarafından serbest bırakıldığını, yargılama sonucunda askeri mahkemece müvekkili hakkında beraat kararı verildiğini, müvekkilinin ve ailesinin yaşanan bu süreçte üzüntü çektiklerini ve manevi zarara maruz kaldıklarını, müvekkilinin emekli olduktan sonra bu tutuklama olayının yıkıntısını üzerinden atamadığını, sinirlerinin bozulduğunu ve tiroit hastalığına yakalandığını belirterek 150.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Hazinesi vekili davanın süresinde açılmadığını, uğranıldığı iddia edilen zararın dayanağının olmadığını, verilen kararlarda kusur, kast ve ihmalin bulunmadığını, HMK’nın 46. maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığını, sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delillerin sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İhbar olunan cevap dilekçesinde davacının CMK’da belirtilen tutuklama nedenlerinin varlığı ve askeri disiplinin korunması amacıyla tutuklandığını, bu kararın sadece kendisi tarafından değil üç kişilik heyet tarafından oybirliğiyle verildiğini, tutuklama kararında ne tarafına ne de heyete bir telkin ve tesirin söz konusu olmadığını, taraf tutma gibi bir durumdan söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. Özel Dairece yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile görevsizliğe ve dosyanın talep halinde görevli Ankara Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilamı harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 29.03.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/1042 E., 2017/255 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Yaptırımlar' başlıklı üçüncü kısmının 'Dava ve Cezanın Düşürülmesi' başlıklı dördüncü bölümünde 66-72 nci maddeler arasında düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2016/1042 E.  ,  2017/255 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Günü : 04.09.2012 Sayısı : 167-191 Sanık ...'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 220/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay, rüşvet alma suçundan TCK'nun 252/1 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden TCK'nun 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan hükmolunan hapis cezasının TCK'nun 58/9. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.05.2009 gün ve 194-100 sayılı hükümlerin sanık müdafii, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan kurulan hükmün ayrıca katılanlar ....., .... ve ... vekili ile şikâyetçiler ..., ..., ... ve .... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 29.09.2010 gün ve 1725-7041 sayı ile; “26.12.2003 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 12 ve 13. maddeleriyle; 3628 sayılı Kanunun 17. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik ve 18. maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkralarla '... rüşvet ... suçlarından veya bu suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında yapılan ihbar veya takipsizlik kararı ve iddianame Cumhuriyet Başsavcılığınca, Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü ile varsa diğer ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına bildirilir. Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır' şeklindeki hükmü ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun Ek 2/son maddesi gereğince, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, kooperatifler ve üst kuruluşlarının yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile memurları hakkında görevlerine ilişkin olarak işledikleri suçlardan; ... Belediye Başkanlığının da ...Belediye başkan ve encümenleri haklarında rüşvet almaktan açılan kamu davalarına katılma hakkı bulunması karşısında; CMK'nun 260/1. maddesi uyarınca kamu davasından haberdar edilmemiş olup da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanların kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu gözetilerek hükmün bildirilmesinin gerektiği, ancak dosyada ilgili Bakanlığın, Hazinenin ve ... Belediye Başkanlığının duruşmadan haberdar edildiğine ve temyiz hakkını kullanabilmeleri için, hükmün tebliğ edildiğine ilişkin bilgi ve belgeye rastlanmadığı anlaşıldığından, davanın ilgililere haber verildiğini ve hükmün tebliğ edildiğini gösteren bilgi ve belgeler var ise dosyasına eklenmesi, aksi halde anılan tebligat noksanlığı giderilerek alınacak tebligat parçaları ile verdikleri takdirde ayrıntılı temyiz dilekçelerinin eklenmesi ile 20.06.2006 tarihli dilekçe ile müşteki ...'nün vekili olarak katılma isteminde bulunan Av. ....'in dosya içerisinde vekâletnamesi bulunmadığından varsa kendisinden vekâletname alınarak dosya içerisine konulup iadesi sağlandıktan sonra, hükmü 07.01.2010 tarihli dilekçe ile müşteki ....'nın da temyiz ettiği, ancak bu temyiz hakkında tebliğnamede görüş bildirilmediğinden bu noksanlığın da tamamlanmasından sonra iadesi için, incelenmeyen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine" karar verilmiştir. Belirtilen eksikliklerin tamamlanmasından sonra dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 09.05.2011 gün ve 11456-3800 sayı ile; “...4422 sayılı Kanuna aykırılık suçundan açılan kamu davalarına suçtan zarar gördüklerinden dolayı katılma hakları bulunan müştekiler ..., .... ve ...'nün katılma istemlerinin reddine karar verilmesi, 31.05.2002 tarihli dilekçe ile katılma isteminde bulunun ...'nın istemi hakkında bir karar verilmemesi, Hükmün açıklandığı 25.05.2009 tarihli, bir kısım sanıkların sorguların yapıldığı ve bir kısım müştekilerin beyanlarının alındığı 05.04.2002 ve 20.12.2002 tarihli oturumlara ait duruşma tutanaklarının mahkeme başkanı, 05.09.2003 tarihli duruşma tutanaklarının 77, 78 ve 79. sayfalarının zabıt katibi, 14.05.2004 tarihli duruşma tutanağının son sayfasının üye hakim tarafından imzalanmaması suretiyle CMK'nun 219. maddesine muhalefet edilmesi” isabetsizliklerinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 04.09.2012 gün ve 167-191 sayı ile; sanığın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 220/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay, rüşvet alma suçundan TCK'nun 252/1 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden aynı Kanunun 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, hükmolunan hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. Hükümlerin sanık müdafii, katılanlar .... ve Maliye Bakanlığı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 20.01.2014 gün ve 8000-612 sayı ile; “...Suç tarihinde ... Belediyesi meclis üyesi olarak görev yapan.....'in ihbar ve anlatımları,....'ın Cumhuriyet savcısı önünde verdiği ifade, ... ve ...'ın 13.04.2001 tarihli, ...'nın 07.05.2001 tarihli ilk ifadeleri, mahkemece aldırılan 01.03.2008 tarihli bilirkişi kurulu raporu, imar planında tadilat yapılmasına ilişkin belgeler ve dosya kapsamı karşısında, ...'ya ait binanın 5 metre olan yüksekliğinin mevzuata uygun olmadığı halde 8 metreye çıkarılması için 100.000 ABD Doları rüşvetin bu kişi tarafından kendisi ile birlikte hareket eden ... aracılığı ile ... Belediye Başkanı ve meclis üyesi olan diğer sanıklara verildiği, mahkemenin ... hakkında örgüt kurma ve rüşvet alma ... suçlarına ilişkin kabul ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı...” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 31.05.2016 gün ve 394775 sayı ile; “5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220/1. maddesinde 'Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.' hükmüne yer verilmiştir. 04.02.2003 gün ve 25014 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4800 sayılı Kanun ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak iç hukuk kuralı haline gelen Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 2/a maddesinde; 'Örgütlü suç grubu'; 'Doğrudan veya dolaylı olarak mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek amacıyla belli bir süreden beri var olan ve bu sözleşmede belirtilen bir veya daha fazla ağır suç veya yasadışı eylemi gerçekleştirmek amacıyla birlikte hareket eden üç veya daha fazla kişiden oluşan yapılanmış bir grup anlamına gelir' şekilde düzenlenmiş ve 22.05.2004 gün ve 25469 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5170 sayılı Kanun ile Anayasanın 90. maddesine eklenen cümlede 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır' hükmü öngörülmüştür. Belirtilen yasal düzenlemeler karşısında örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. ...Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçundan mahkûmiyet hükmü tesis edilmiştir. Suç işlemek amacıyla örgüte üye olmak suçundan zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen sanıkların atılı suça katılıp katılmadıkları, örgütü oluşturan sayısal veriye dahil eylemde bulunup bulunmadıkları esasa girilerek hukuken incelenememiştir. Diğer sanıkların eylemlerinin hukuken değerlendirilememesi nedeniyle adı geçen sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçunun unsurlarının oluşmadığının gözetilmemesi usul ve yasalara aykırıdır. ...Açıklanan nedenlerle; Yüksek Dairenin itiraza konu 20.01.2014 gün ve 8000-612 sayılı ilamına sanık ... hakkındaki suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçu yönünden itirazın kabulü ile yerel mahkeme hükmünün onanan kısmının bozulmasına karar verilmesi, buna bağlı olarak rüşvet almak suçu yönünden de 5237 sayılı TCK'nun 58/9. maddesinin uygulanmasına ilişkin bendin çıkarılmak suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 14.06.2016 gün ve 6102-6312 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI 1- Özel Dairece onanmasına karar verilen; sanıklar ... ile ... hakkında rüşvet verme ve sanıklar ..., ..., ile ... hakkında rüşvet alma suçundan kurulan mahkûmiyet, 2- Özel Dairece düzeltilerek onanmasına karar verilen; ..., ....., ...,, ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçu ile sanıklar ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte yardım etme suçlarından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması, 3- Temyiz isteminin reddine karar verilen; sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve ihaleye fesat karıştırma; sanıklar ..., , ... ve ... hakkında ihaleye fesat karıştırma; sanıklar ..., .... ve ... hakkında özel belgede sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması, 4- Temyiz edilmeksizin kesinleşen; sanık... hakkında rüşvet alma suçundan kurulan beraat; sanıklar .....hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma; sanıklar .....ile .... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve ihaleye fesat karıştırma; sanıklar ........ hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme suçundan açılan kamu davalarının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması ile sanık ....hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından kurulan düşme, Hükümleri inceleme dışı olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve rüşvet alma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Sanık ... hakkında rüşvet alma suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...'a atılı suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının, buna bağlı olarak da sanık hakkında rüşvet alma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...’ın, Büyükçekmece Sağlık Ocağında doktor olarak çalışırken 1989 yılında ... Belediye Başkanlığına seçildiği ve 11.04.2001 tarihine kadar üç dönem boyunca bu görevi yürüttüğü, ... Teftiş Kurulunun 29.03.2002 tarihli raporuna göre; a) S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin, 1988 yılında S.S. Batı Anadolu Bölgesi Ev Yapı Kooperatifleri Birliği adı altında sekiz adet kurucu konut yapı kooperatifinin katılımı ile kurulduğu, 11.10.1995 tarihinde mevcut ünvanını kullanmaya başladığı, 1994 yılına kadar önemli bir faaliyetinin olmadığı, 1994 yılından itibaren altyapı ihalelerini üstlenmeye başladığı, 1995 yılından itibaren inceleme dışı sanıklar ..., ....'ın da denetim kurulu üyeliklerinde bulundukları, b) S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin, 1991 yılında, aralarında sanık ...'ın temsilcisi olduğu S.S. Öncülkent Konut Yapı Kooperatifinin de bulunduğu yedi adet konut yapı kooperatifinin katılımı ile kurulduğu, 1998 yılından itibaren sanık ... ile inceleme dışı sanıklar .....'ın yönetim kurulu üyeliklerinde bulundukları, c) S.S.... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin, 1991 yılında kurulduğu, yönetim kurulu başkanının inceleme dışı sanık ... olduğu, d) .... Holding A.Ş.'nin 10.09.1998 tarihinde kurulduğu, sanık ...'ın kardeşleri olan inceleme dışı sanıklar .... ve ...'ın % 35'er, .. ... .... ve ...'ın ise % 10'ar hisse ile pay sahibi oldukları, e) .... İnşaat Taahhüt Ticaret Turizm Sanayi A.Ş.'nin 22.01.1992 tarihinde kurulduğu, şirketin kurucuları olan inceleme dışı sanıklardan ...'ın % 96, .... ve ....'nun % 1'er, yine ... ve....'un % 1'er hisse ile pay sahibi iken, şirketin son sermaye dağılımında tüm ortakları sanık ...'ın kardeşlerinden oluşan .... Holding A.Ş.'nin % 95, inceleme dışı sanıklar... ...'in de % 1'er hisse oranına sahip oldukları, sanık ...'ın özel kalem müdürü olan inceleme dışı sanık ... ....'nun 03.03.1992 tarihinde .... İnşaat A.Ş.'ne inceleme dışı sanık ... ...'ın şirketteki hissesini satın almak suretiyle ortak olarak girdiği ve şirketin yönetim kurulunda yer aldığı, 28.04.1994 tarihinde hissesini inceleme dışı sanık ....'a devrettiği, f)....İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'nin 01.04.1993 tarihinde kurulduğu, kuruluşunda sanık ...'ın kardeşi inceleme dışı sanık ...'ın % 51, .'nin % 49 oranında hisse ile pay sahibi iken, şirketin son sermaye dağılımında tüm ortakları sanık ...'ın kardeşlerinden oluşan .... Holding A.Ş.'nin % 80, inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ın ise % 10'ar hisse oranına sahip oldukları, g)....İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin 03.02.1995 tarihinde, inceleme dışı sanıklar .......ve ... tarafından kurulduğu, h) .... İnşaat Taahhüt Ticaret Turizm ve Sanayi Ltd. Şti.'nin 01.08.1995 tarihinde kurulduğu, şirketin ünvanının 06.07.2000 tarihinde Esenkent Petrol Ürünleri Pazarlama Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. olarak değiştirildiği, kuruluşunda sanık ...'ın kardeşleri inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ve ....'ın % 20'şer hisse oranına sahip iken, şirketin son sermaye dağılımında tüm ortakları sanık ...'ın kardeşlerinden oluşan .... Holding A.Ş.'nin % 90, inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ın ise % 5'er hisse oranına sahip oldukları, ı) ....A.Ş.'ne ait 114.547 m²'lik arsanın ... Belediyesince kamulaştırıldığı, yargısal karar ile kamulaştırma işlemine yönelik olarak yürütmenin durdurulmasına ve kamulaştırma işleminin iptal edilmesine rağmen söz konusu arsanın, ... Belediye Meclisinin 21.06.1991 tarihli kararına dayanılarak, ... Belediyesi ile S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği arasında 27.12.1991 tarihinde yapılan sözleşme ile adı geçen birliğe devredildiği, S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğince de süreçte 7.000 konutun inşaasına başlandığı, fiili durum nedeniyle adı geçen firmanın söz konusu arsayı satmak zorunda kaldığı, i) Kooperatif birliklerinin inşaat alanı olarak kullanması gerekli arsaların temini aşamasında, arsalarını satmak istemeyenlerin sanık ... tarafından doğrudan veya dolaylı yollarla baskıya maruz bırakılıp tehdit edildikleri, baskı ve tehditlere rağmen arsalarını satmaya yanaşmayan kişilerin arsalarına iş makinaları sokulup inşaatların yapılmaya başlanılması ile fiili bir durum oluşturularak kişilerin bu arsaları satmak zorunda bırakıldıkları, j) Belediyenin asli görevlerinden olan alt yapı çalışmalarının ve çevre düzenlemesi hizmetlerinin yaptırılması ve bu hizmetlerin bedellerini talep ve tahsil yetkisinin sözleşme ile kanunlara aykırı olarak S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği ile S.S. ... Beylikdüzü Konut Yapı Kooperatifleri Birliğine devredildiği, bu işlemin İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 1998/1173 esas, 1999/1235 karar sayılı kararı ile iptal edildiği, ...S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin 1992-2000 yılları arasında toplam tutarı 28.666.910 Amerikan Doları olan ihale gerçekleştirdiği, hisselerinin tamamı sanık ...'ın kardeşlerine ait olan .... Holding A.Ş. bünyesindeki .... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin aldığı ihalelerin miktarının, toplam tutara oranının % 64 olduğu,....İnşaat Ltd. Şti.'nin aldığı ihalelerin miktarının da toplam tutar içerisinde % 8'e tekabül ettiği, S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin 1994-2001 yılları arasında toplam tutarı 45.150.072 Amerikan Doları olan ihale gerçekleştirdiği, .... Holding A.Ş. bünyesindeki .... İnşaat A.Ş.,....İnşaat Ltd. Şti. ve Sistem Mühendislik Ltd. Şti.'nin gerçekleşen tüm ihalelerden % 74 oranında pay aldığı, l) .... Holding A.Ş. bünyesindeki .... İnşaat A.Ş. ile....İnşaat Ltd. Şti.'nin, gerek S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği, gerekse S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği tarafından gerçekleştirilen ihaleler içinde en yüksek paya sahip oldukları, ...S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği ile S.S. ... Beylikdüzü Konut Yapı Kooperatifleri Birliği tarafından gerçekleştirilen ihaleler için herhangi bir ilan yapılmadığı ve ihalelere sadece belirli şirketlerin davet edildiği, S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinde ise ihalelerin büyük çoğunluğunun ilan edilmediği, sadece birkaç ihalede birlik merkezindeki ilan tahtasında duyuru yapılarak şirketlerin katılımının sağlandığı, birlikler tarafından gerçekleştirilen bazı ihalelerde ihaleye çıkılmadan önce ihaleyi kazanan şirketle işin yapımına ilişkin sözleşme imzalandığı, bazı ihalelerde ise ihaleye çıkılmadan önce işin verildiği şirkete ödemeler yapıldığı, birlikler tarafından yapılan ihalelere bilinçli olarak belli başlı şirketlerin davet edildiği, objektif ve rekabeti sağlamaya yönelik bir ihale yapıldığından bahsetmenin mümkün olmadığı, diğer firmaların sadece ihale yapılmış görüntüsü verilmesi bakımından ihalelere davet edildiği ve bu şirketlerin de birbiriyle yakın ilişki içerisinde olduğu, bilirkişi raporlarına göre; S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği tarafından "Atıksu, Kanalizasyon, Yağmursuyu Şebekesi ve Servis Yolları İkmal İnşaatı" işi ile ilgili olarak yüklenici....İnşaat Ltd. Şti.'ne 1997 yılı cari fiyatlarına göre toplam 19.867.567.023 Lira (TCMB yıllık ortalama Amerikan Doları satış kuru üzerinden 129.964 Amerikan Dolarına eşdeğer), "1. ve 2. Servis Yolları İnşaatı" işi ile ilgili olarak yüklenici....İnşaat Ltd. Şti.'ne 1995 yılı cari fiyatlarına göre toplam 998.057.553 Lira (TCMB yıllık ortalama Amerikan Doları satış kuru üzerinden 21.720 Amerikan Dolarına eşdeğer), "1. Kısım Arazi Drenajı İnşaatı" işi ile ilgili olarak yüklenici Yeni Yükseliş İnşaat Ltd. Şti.'ne 1995 ve 1996 yılı cari fiyatlarıyla toplam 6.878.416.307 Lira fazla ödemeler yapıldığı, S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği tarafından "İlköğretim Okulu İnşaatı" işi ile ilgili olarak yüklenici....İnşaat Ltd. Şti.'ne 1999 yılı cari fiyatlarıyla toplam 16.342.149.618 Lira (TCMB yıllık ortalama Amerikan Doları satış kuru üzerinden 38.712 Amerikan Dolarına eşdeğer) fazla ödeme yapıldığı, yine S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği tarafından .... İnşaat A.Ş.'ne yaptırılan "Kızgınsu Yer Altı Şebeke İnşaatı" işiyle anılan şirketin, S.S. ... .... Yapı Kooperatifleri Birliğine yaptığı aynı nitelikteki işin işçilik fiyatlarının karşılaştırılması sonucunda S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği tarafından yaptırılan söz konusu işin, 1998 yılı cari fiyatlarına göre 133.931.204.282 Lira fazla fiyata gerçekleştirildiği, 2000 yılında da yine aynı şirkete 7.421.403.788 Lira fazla ödeme yapıldığı (toplamda 521.582 Amerikan Dolarına eşdeğer), bu suretle adı geçen şirketlere haksız kazanç sağlandığı, yaptırılan altyapı inşaatı işlerinde nakliye tutarının imalat içindeki paylarının emsallerine nazaran çok yüksek olduğu, bu suretle S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin zarara uğratıldığı, yine birliklerin ihale kırım oranlarının diğer kurumlardaki oranlara göre oldukça düşük tutulmak suretiyle müteahhitlere ayrıca bir haksız kazanç sağlandığı, yaptırılan işlere değerinin üzerinde ödemeler yapılması ve bir birim muhammen bedelle başlanan işin, daha sonra 8-10 katı bir fiyatla bitirilmesi sağlanarak haksız kazanç tutarlarının artırıldığı, n) Sermayesinin tamamı sanık ...'ın kardeşlerine ait olan .... Holding A.Ş'nin iştiraki .... İnşaat A.Ş.'nin 1992-2000 yılları arasındaki 48.170.604 Amerikan Doları tutarındaki toplam gelirinin yaklaşık % 55'lik kısmını, S.S. ... ...., S.S. ... Beylikdüzü ve S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliklerinden elde ettiği, .... Holding A.Ş.'nin diğer bir iştiraki....İnşaat Ltd. Şti.'nin 1993-2000 yılları arasında toplam 19.847.986 Amerikan Doları hak ediş bedeli tahsil ettiği, bu tutarın yaklaşık % 79'luk bölümünü 1995-2000 yılları arasında S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinden alınan ihalelerden sağladığı, kalan gelirlerinin büyük bölümünü de S.S. ... .... ve S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliklerine üye olan kooperatiflere yapılan işlerden temin ettiği, o) .... İnşaat A.Ş. ve....İnşaat Ltd. Şti. ile söz konusu kooperatif birliklerinin kuruluş tarihlerinin aynı dönemlere rastladığı, adı geçen şirketlerin kooperatif birliklerince ihale edilecek işlerin yaptırılması amacıyla kurulduğu, ö) Gerek S.S. ... ...., gerekse S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birlikleri tarafından ihale edilen işlerin büyük çoğunluğunun, inceleme dışı sanıklar ....'un ortak olduğu dönemde .... İnşaat Ltd. Şti.'ne verildiği, söz konusu şirketin kuruluşunda sermaye çoğunluğunun (% 97) sanık ...'ın kardeşlerine ait olduğu, ancak konut yapı kooperatifleri birlikleri tarafından ihalelerin verilmeye başlandığı dönemde şirket hisselerinin bahsedilen kişilere devredildiği, ihalelerin yoğun olduğu dönemde şirketin bu hisse yapısının korunduğu, daha sonra şirket hisselerinin büyük çoğunluğunun (% 95) tekrar sanık ...'ın kardeşlerine ait olan .... Holding A.Ş.'ne kâr payı alınmaksızın devredildiği, bu durumun şirket ortağı olarak görünen kişilerin paravan olarak kullanıldığını gösterdiği, 22.01.1992 tarihinde kurulan .... İnşaat A.Ş.'nin, S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinden "Servis Yolları İnşaat İşi"ni 24.03.1992 tarihinde aldığı, söz konusu işin yeni kurulan ve tecrübesi bulunmayan bir şirkete verilmesinin ihalelerin kime verileceği hususunun önceden kararlaştırıldığını gösterdiği, konut yapı kooperatifleri birliklerinin yaptıracakları işlere ilişkin olarak açtıkları ihalelerin herhangi bir ilan veya duyuru yapılmaksızın davet usulü ile yapıldığı, ihalelerin büyük bölümünün .... Holding A.Ş. bünyesinde bulunan şirketlere verildiği, rakip firma olarak katılan şirketlerin sadece şekil şartlarını yerine getirmek amacıyla ihalelere katıldıkları, p) S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğine ait beş adet taşınmaz ile bunların üzerinde bulunan Rıfat Ilgaz Kültür Merkezinin (amfi tiyatro, dükkanlar ve müştemilatı ile birlikte) sembolik bir fiyatla, sanık ...'ın ölünceye kadar mütevelli heyeti başkanı olduğu Esenkent Kültür Sanat ve Eğitim Vakfına satılıp tapuya tescilinin yaptırıldığı, bu şekilde birliğin zarara uğratıldığı, r) Konut Yapı Kooperatifi Birliklerinin, yönetim ve denetiminin doğrudan veya dolaylı biçimde ele geçirildiği, birlik yöneticilerinin kendilerine veya yakın ilişki içerisinde bulundukları kişilere haksız kazanç temin ettikleri, kamu hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde ihale, imtiyaz ve ruhsat işlemlerinde nüfuz ve denetim elde edildiği, bu amaçlara ulaşabilmek için gerektiğinde şiddet, baskı ve zorlama yapıldığı, Mülkiye Müfettişliğince düzenlenen 17.01.2001 tarihli rapora göre; ...Jeans firmasının beş metre olan inşaat yüksekliğinin sekiz metreye çıkarılması için alınacak meclis kararına karşılık 50.000 Amerikan Dolarının 05.10.2000 günü belediye meclis üyesi olan inceleme dışı sanık ...'ın bürosunda dağıtıldığı iddiası üzerine, ... Belediyesinde bulunan ...Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ilgili 05.10.2000 gün ve 56 sayılı belediye meclis kararı ve ekleri ile inşaat ruhsat dosyasının incelenmesinde; uygulama imar planının belli bir parselinde 12.02.1998 tarihinde yapı ruhsatının verildiği, 08.07.1998 tarihinde ilave yapı ruhsatının düzenlendiği, ...Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin söz konusu parselde plan tadilatı için 18.09.2000 tarihinde ... Belediyesine müracaat ettiği, ... Belediye Meclisince 05.10.2000 tarih ve 56 sayılı karar ile imar tadilatı yapıldığı, bahse konu parselde yapı yüksekliğinin beş metreden sekiz metreye çıkarıldığı, 16.11.2000 tarihinde ilave yapı ruhsatı düzenlenerek yapı kullanım alanının 4.017 m² artırıldığı, Mülkiye Müfettişliğince düzenlenen 28.01.2002 tarihli rapora göre; ... Belediyesince 1998-2001 yılları arasında imar uygulamaları yolu ile değerlenen arsaların satışa çıkarıldığı, imar uygulamaları sırasında kanuna aykırı işlemler yapılarak üçüncü şahısların zarara uğratıldığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa göre yapılan satışlarda anılan Kanuna aykırı şekilde ilanların sadece mahalli bir gazetede yayımlanarak ihalelere katılımın engellendiği, ihaleye giren şirketlerin ve şahısların aynı kişiler olduğu, ihaleye ilişkin artırımların sembolik denebilecek nitelikte kalması nedeniyle muhammen bedele yakın bedellerle arsa satışlarının gerçekleştirildiği, ihaleyi alan kişi ve şirketlerce söz konusu arsaların tescil işleminin gerçekleştiği gün veya kısa bir süre sonra satıldıkları, arsa satışlarının ihale öncesi belediye başkanı ile pazarlık yapılarak gerçekleştirildiği, ihalelerin belli şahıslara verilmesinin sağlandığı, belediyeye veya kooperatif üst birliklerine iş yapan kişi veya şirketlere kanunlara aykırı olarak arsa satışı yapıldığı, .... İnşaat Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti.,....İnş. San. Tic. Ltd. Şti., ... İnş. Taah. San. Tic. A.Ş., .... İnşaat, 77 İnş. Taah. Ltd. Şti., .... İnş. San. ve Tic. A.Ş. ve .... İnş. Taah. Tic. San. A.Ş. ile S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğine ve S.S. ... Yenikent Konut Yapı Kooperatifine kanuna aykırı şekilde rekabet ve açıklık ilkelerine uyulmayarak ihaleyle arsa satışı yapıldığı ve belediyenin zarara uğratılarak çıkar sağlandığı, ... Belediyesince ihaleye çıkarılan yapım işlerinde ihalelerin belli şirketlere verildiği, bunu sağlamak için yeterlilik komisyonlarınca ihaleye giren bazı şirketlere yeterlilik verilmediği gibi, yeterlilik verilmemesi gereken şirketlere de yeterlilik verilerek ihaleyi almalarının sağlandığı, ihalelere genellikle aynı şirketlerin iştirak ettikleri, söz konusu şirketlerin teklif verdikleri işlerin faaliyet alanında görülmesine rağmen geçmiş dönemlerde bu yönde bir faaliyetlerinin olmadığı, ihaleleri alan şirketlere fazla ödemelerde bulunulduğu, ... Belediye Encümeninin 26.11.1996 günlü kararı ile; belediye encümeninin 17.10.1996 tarihli kararına istinaden mağdur ....'e yapılan taşınmaz satışına ilişkin ihalenin arsa bedelinin süresinde yatırılmadığından bahisle iptaline karar verildiği ve teminat bedelinin irat kaydedildiği, mağdurun iddiaları üzerine mülkiye müfettişlerince 12.03.2001 gün ve 23 sayılı rapor ile soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar verildiği, ... Belediyesi tarafından 23.05.2000 tarihinde yapılan 680.000.000.000 Lira keşif bedelli Adile Naşit Parkı yapım işine ilişkin ihaleye .... İnş. Ltd. Şti.,....İnş. Ltd. Şti. ve .... İnşaat A.Ş.'nin katıldıkları, ihaleyi % 5,5 tenzilatlı olarak 642.6000.000.000 Lira bedelle .... İnş. Ltd. Şti.'nin kazandığı, Mağdur .......’in, inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında arazilerinin satışı için kendisini darp ettiklerini belirterek şahsi dava açtığı, Büyükçekmece Sulh Ceza Mahkemesinin 29.11.2000 gün 467-1649 sayılı kararı ile şahsi davasını takip etmediğinden düşme kararı verildiği, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılan,.....,..... imzalı, 05.02.2001 tarihli şikâyet dilekçesinde; "Bizler ... ... meclis üyeleriyiz. Bugün saat 14.00 de olağan meclis toplantısına katılmak üzere meclis salonuna gittik. Belediye başkanı meclis toplantısını ... kapatmadan bağımsız meclis üyesi..... 'gündem bu kadar mı' diyerek görüşülmesi gereken konuların az olduğunu beyan etti. Bunun üzerine 'bizi şikâyet ediyorlar, çalıştırmıyorlar ... bir tanesi de.....' dedi. Bunun üzerine..... 'bu konu yargıya intikal etti, yargıya güvenmiyor musunuz' dedi. Bunun üzerine Başkan ...,.....'in üzerine yürüyerek 'Godoş, o...çocuğu' diyerek vurmaya kalkıştı. Meclis üyesi ...,.....'i dışarı çıkarırken ismini bilmediğim kapı görevlisi 'Rambo' lakaplı kişi yumruk ve tekme atmak suretiyle saldırdı. Biz meclis üyeleri olarak görev yapmak için geldiğimiz belediye meclis salonunda hakaret ve küfürle karşılaşıyoruz. Başkanın yolsuzluğu ile yapmış olduğumuz şikâyeti hazmedemeyen belediye başkanı bizleri tehdit etmektedir. Bu konuda bundan sonra yapılacak tehdit ve kavgaların devam edeceği endişesini duymaktayız...." ibarelerinin yer aldığı, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 1998/4657-1793 sayılı soruşturma dosyasında; mağdur .....'in, sanık ...'ın 20.09.1998 günü düğünde kulağına eğilerek "o..çocuğu" dediğini, kendisinin de aynı şekilde karşılık vermesi üzerine sanık ...'ın şişeyle burnuna vurduğunu; şikâyetçi ...'in ise, düğünde halay çeken sanık ...'ın .....'e hakaret ettiğini, ardından da elindeki şişeyi kırarak .....'i yüzünden yaraladığını, başka bir şişeyi de kendisinin yüzüne fırlattığını, daha sonra ...'ın adamları tarafından kendisine kırık cam parçaları atıldığını, kendisini sanık ... ve adamlarının yaraladığını ve şikâyetçi olduklarını beyan ettikleri, sanık ... hakkında, ..... ve ...'e yönelik sövme ve müessir fiil suçlarının 1412 sayılı CMUK'nun 344. maddesi uyarınca şahsi dava ile takibinin mümkün olduğundan bahisle takipsizlik kararı verildiği, Büyükçekmece Sulh Ceza Mahkemesince 28.02.2001 gün ve 15-94 sayı ile; sanık ... hakkında şikâyetçi ...'e yönelik müessir fiil suçundan açılan kamu davasının 4616 sayılı Kanunun 1/4. maddesi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelendiği, Katılan ..... tarafından ... Belediye Başkanlığına karşı açılan tazminat davasına ilişkin Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesince 23.12.2003 gün ve 1156-2003 sayı ile; tanık beyanı da dikkate alınarak davacı .....'nin imzası bulunan 29.06.1999 tarihli dilekçesinin davacıdan ikrah yoluyla alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve davacı lehine kıdem ve ihbar tazminatlarına hükmedildiği, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11.04.2005 gün ve 24063-12570 sayılı kararı ile onandığı, Şikâyetçi....'in inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... ile yüzleştirilmesine ilişkin 17.04.2001 tarihli tutanağa göre; şikâyetçinin, inceleme dışı sanıklar tarafından parti binası içinde dövülerek darbedildiğini ve kafasına inceleme dışı sanık ... tarafından silah dayandığını beyan ettiği, ancak inceleme dışı sanıkların suçlamaları kabul etmediği, Anlaşılmaktadır. Katılan .....; 1981 yılında ... Belediyesine işçi olarak girdiğini, belediye başkanının çaycısı ve odacısı olarak yaklaşık on yıldır çalıştığını, zabıta müdürü olan katılan ...’e başsağlığına gittiğini duyan sanık ...’ın “benim çaycım hasımlarımın başsağlığına nasıl gider” şeklinde söz sarfederek boş bir kâğıt getirip "kafamın tasını attırma, istifa et” dediğini ve kendisine yumruk attığını, direnmesi üzerine inceleme dışı sanık ...’in, ...'ın masasındaki çekmeceden aldığı tabancayı kafasına dayayıp "imzala" dediğini, bunun üzerine istifa dilekçesini imzalamak zorunda kaldığını, Katılan ...; sanık ...'ın belediye başkanlığı döneminde on dokuz ay süreyle başkan yardımcılığı ve danışmanlık yaptığını, yaptığı yolsuzlukları ve karıştığı rüşvet olaylarını şikâyet ettiği için sanık ... tarafından görevine son verildiğini, birlikte çalıştıkları dönemde sanık ...'ın belediye imkânlarını kullanarak haksız kazanç elde ettiğini, ... Belediyesinin yaptığı ihalelere katılmak isteyen firmaların baskı ve şiddet kullanılmak suretiyle ihalelere girmelerinin engellenerek zarara uğratıldıklarını, sanık ...'ın ...'ta faaliyet gösteren S.S. ... ...., S.S. ... .... ve S.S. ... Beylikdüzü Kooperatifler Birliklerinin görünmeyen sahibi olduğunu, ... Belediyesine yapılan operasyon sonrası canlı yayına katılan sanık ...’ın “beni şikâyet edip bu durumlara düşüren ... ve ...’dür, ikisiyle de hesaplaşacağım” demesinden sonra kimliğini bilmediği kişiler tarafından telefonla aranarak “gebermedin mi, sonun yakındır” şeklinde sözlerle tehdit edildiğini, ... Belediyesinde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla şikâyetçi olması üzerine açılan davanın duruşmasına katılmak için 20.09.1995 tarihinde Büyükçekmece Adliyesine gittiklerini, inceleme dışı sanık ...'in yanına gelip silahını çıkardığını ve karnına dayayarak "ölmeye mi geldin, senin beynini patlatırım" dediğini, .... ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'in de orada olduğunu, ...'in yanına gelip "sen belanı mı istiyorsun, çek git" diyerek tehdit etmesi üzerine duruşmaya girmeden adliyeden ayrıldığını, 1998 yılında inceleme dışı sanıklar ..., ... ve yanlarındaki tanımadığı 2 kişi tarafından önünün kesildiğini, araçtan inen tanımadığı kişilerin kendisini dövdüklerini ve "...’ta hareketlerine dikkat et, başkanımıza zararın dokunuyor, seni gebertiriz" diyerek tehdit ettiklerini, zabıta müdürü Sabit Kalay ve ....'ün öldürülmesi üzerine ... ilçesindeki siyasi parti temsilciliklerinin basın açıklaması yaptığını, sonrasında sanık ...’in telefonda “sen hala uslanmadın mı, gebermek mi istiyorsun” diyerek tehdit ettiğini, 1990 yılının sonlarında odasına gelen inceleme dışı sanık ...’nin “Başkan ...’ın talimatı üzerine belediyeden istifa edeceksin, aksi takdirde sonunu sen düşün, ölümlerden ölüm beğen” dediğini, ertesi gün de inceleme dışı sanık ...’in telefonla arayarak hakaret edip “belediyeden ayrılacaksın bir daha ...’a gelmeyeceksin, aksi halde seni gebertiriz” şeklindeki sözlerle tehdit ettiğini, Şikâyetçi ... kollukta; 1989 yılında 6 ay süreyle bir siyasi partinin ... Belde Başkanlığını yaptığını, parti içi seçimlerin söz konusu olduğu zamanlarda sanık ... ile yönlendirdiği kişilerin kendisini sıkıştırıp tehdit ettiklerini, 1991 seçimlerinde parti içi ön seçim çalışmalarında farklı adayları desteklemesinden dolayı sanık ...'ın kendisine baskı uygulayıp kendi adayını desteklemesini istediğini, aksi halde iş yerini yıktırmak ve kendisini bölgede yaşatmamakla tehdit ettiğini, sonrasında kendisini makam odasına çağırdığını, teklifini kabul etmemesi üzerine tokat attığını, 1992 yılındaki ... Belde Belediyesi seçimlerinde ve 1994 yılındaki yerel seçimlerde de sanık ...'ın adaylarını desteklemesi için kendisine baskı yaptığını, inceleme dışı sanıklar ... ve ...'in kendisini tehdit ettiklerini, son olarak 02.03.2001 tarihinde partinin ... Fırat Düğün Salonunda yapılan parti delegesi seçimlerine ... ve ...'ın yaklaşık yüz elli kişi ile birlikte geldiklerini, ... ve ...'ın üzerlerindeki tabancaları gösterip "sen yine mi bu işlere karışıyorsun, bu işlere karışma yoksa senin için hiç iyi olmaz" diyerek tehdit ettiklerini, ... Belediyesinde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla katılan ...'nun şikâyetçi olması üzerine açılan davanın duruşmasına 1995 yılında gittiklerini, adliye içerisinde bulunan ...., inceleme dışı sanıklar ..., Zekeriya Çelik, Ahmet Oruçoğlu ve ... ile yanlarındaki grubun ...'nu "bu davadan vazgeç, yoksa beynine kurşun sıkarız, dağıtırız" diyerek tehdit ettiklerini ve zorla kendilerini adliyeden çıkardıklarını, bu nedenle duruşmaya katılamadıklarını, Şikâyetçi ... kollukta; 1998 yılının Eylül ayında katıldığı bir sünnet düğününe sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ...., ..., .... ve ...'in geldiğini ve sanık ...'ın şişe ile aniden önce mağdur .....'e, ardından da kendisine vurduğunu ve kendisini dövmeye başladıklarını, daha önceden ... ile ...'in kendisinden rüşvet olarak istedikleri 50.000 Alman Markını vermediği için husumet beslediklerini, sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ... ve ...'in bu parayı vermezse ...'ta iş yapamayacağı hususunda kendisini tehdit ettiklerini, Mahkemede ek olarak; tehditler yüzünden fabrikasına gitmeye çekindiğini, Şikâyetçi Fikri Şener mahkemede; parti üyesi olduğunu, 01.07.1995 tarihinde parti içi delege seçimlerinde oyunu kullanmak için gittiğinde adamlarıyla gelen sanık ...'ın kendisinden dışarı çıkmasını istediğini, parti üyesi sıfatıyla oy kullanmak için geldiğini söylemesi üzerine sanık ...'ın kendisine hakaret edip yumruk attığını, sonrasında adamlarının da kendisine vurduğunu, inceleme dışı sanık ...'in de silahlı olduğunu, Şikâyetçi ... kollukta; tapulu taşınmazında bilgisi olmaksızın...Yapı Kooperatifi tarafından inşaata başlandığını sanık ...'a ilettiğini, belediye görevlileri tarafından inşaatın mühürlendiğini, buna rağmen inşaata devam edilmesi üzerine tekrar belediyeye gittiğini, kendisine İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca uygulama yapıldığını, kendisine verilen yerlerde imar izninin dokuz kat olduğunu ancak bunu da iptal ettiklerini ve yeni bir uygulamaya geçtiklerini, yeni uygulama ile 3.500 m² olan yerinin 4.900 m²'ye çıktığını söylediklerini, sanık ... ile imar müdürü olan inceleme dışı sanık....'ın bu yeni uygulama karşılığı kendisinden ticaret merkezinde bulunan 566 m²'lik yerini rüşvet olarak istediklerini, teklifi kabul etmeyince dokuz kat olan imar iznini altı kata düşürdüklerini, ticaret merkezindeki yerini de hileli imar tadilatı ile elinden alıp sattıklarını, kendisine elli hisseli bir yer vererek kandırdıklarını, 327 m²'lik yerini de bu hisseli yere kaydırdıklarını, bu yerin tekrar düzenlemeye sokulup yeşil alan ve otopark yapıldığını, karşılığında hiçbir şey vermediklerini, sanık ...’la konuşmaya giden eşine küfür edildiğini, oğlunun ise sanık ...’ın adamları tarafından dövüldüğünü ve bunalıma girerek intihara kalkıştığını, arazisinin tapusunu istemeye gittiğinde inceleme dışı sanık....’ın kendisini darbettiğini, bu konunun adliyeye intikal etmediğini, Mahkemede; taşınmazının bir kısmının sadece.... tarafından istendiğini, oğlunun sanık ...’ın talimatı ile dövülmediğini, şimdiki beyanının doğru olduğunu, Şikâyetçi .... kollukta; ... Beymen Yapı Kooperatifinin üyesi olduğunu, sanık ...'ın 25.03.2000 tarihinde kooperatifin yönetim binasına .... ile gelerek, kooperatifin 26.03.2000 tarihinde yapılacak olan olağan genel kurul toplantısında yanında getirdiği bayanlardan bir tanesinin üst birliğe başkan, diğer ikisinin de kooperatif yönetim kurulu üyesi seçilmesi hususunda baskı yaptığını, bunun üzerine kooperatif yönetimi tarafından olağan genel kurul toplantısının iptal edildiğini, 26.03.2000 günü sanık ...’ın silahlı adamlarıyla toplantının yapılacağı sitenin önüne geldiklerini, yollarını kestiklerini ve yönetim kurulu üyelerine "genel kurulu yapacaksınız, benim söylediğim kişileri de yönetime seçeceksiniz" diyerek baskı yaptığını, çıkan tartışmada hakaret ettiğini, daha sonra da dövdürttüğünü, sanık ...'ın ...'ta bulunan bütün kooperatiflere bu şekilde baskı yaptığını, silahlı adamları ile tehdit ettirdiğini ve Beylikdüzü'nde kurulan kooperatiflere sanık ...'ın seçtirdiği üst birlik yöneticilerinin sanık ...'ın talimatları doğrultusunda işlem yaptıklarını, Mahkemede ek olarak; sanık ...'ın yanındaki adamların silahlı olduğunu ancak silah çektiklerini görmediğini, Şikâyetçi....; ....Yapı Kooperatifinin üyesi olduğunu, sanık ...'ın kooperatif ve üst birlik yönetimlerine kendi istediği kişilerin seçilmesi konusunda baskı yaptığını duyduğunu, kendisinin de bulunduğu yönetim kurulu toplantısında üst birlik başkanı inceleme dışı sanık ...'in üyelerle tartıştığını, sanık ...'ın istediği kişilerin yönetime getirilmesini istediğini, aksi halde sitelerine hiçbir hizmetin gelmeyeceğini söyleyip üç adamıyla birlikte toplantıdan ayrıldığını, daha sonra yönetim kurulunun 26.03.2000 tarihinde yapılacak genel kurulu ileri bir tarihe ertelediğini, 26.03.2000 tarihinde sanık ...'ın yanında adamları ile birlikte sitedeki ilköğretim okulu binasına geldiğini, okulun çevresinin sanık ...'ın adamları tarafından sarıldığını, sanık ...'ın okulun içinde yönetim kurulu üyelerine "Bugün sizin toplantınız vardı. Başkanınız nerede? Başkanınız korkup kaçtı, hemen onu gidip bulun. Bu genel kurul yapılacak" dediğini, sanık ...'a "Sayın Başkanım, burası bizim genel kurul salonumuz. Siz Belediye Başkanısınız. Başkanımız kaçmadı. Ancak toplantımız ileriki bir tarihe ertelendi" dediğini, bunun üzerine sanık ...'ın "s..ol git, bu .....'ın kadınlarının donlarını başlarına geçireceğim, bu kadınlar kimin avukatlığını yapıyorlar" diyerek hakaret ettiğini, kendisinin konuşmaya devam etmesi üzerine sanık ...'ın, korumalarına ve adamlarına "susturun lan şu hayvanoğlu hayvanı, çıkarın buradan dışarı" diye bağırdığını ve korumalarından birkaç kişinin kendisini kollarından tuttuğunu, zabıta amiri olan inceleme dışı sanık ....'nun yanına gelip ensesinden tutarak "Hanım, hanım, sakin ol yoksa iyi olmaz" dediğini, sonrasında diğer yönetim kurulu üyeleri ile salonu boşalttıklarını, sanık ...'ın okulun kapısında diğer üyelerle tartışmaya başladığını, tüm bu olaylar sırasında sanık ...'ın adamlarının bellerinde bulunan silahlarını gösterip kendilerini korkutmaya çalıştıklarını, Şikâyetçi ....; ...'ta emlakçılık yaptığını, 1997 yılında sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ın bürosuna gelerek "bak kardeşim, burada herkes arazisini sattı, sen de sat, sonra uğraşırsın, bizi zorlama, burayı almak zorundayız. Bu sana bir ikazdır. Başka zaman geldiğinde böyle davranmayız...gel, kendi isteğinle burayı sat, yoksa biz almasını biliriz" dediklerini, kısa bir süre sonra iş yerinin kepçeyle yıkıldığını, 1999 yılının sonunda, Selahattin Korkmaz'ın düğününde çıkan kargaşada ...., sanık ..., inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ın kendisini, .....'i, ...'i, ... ve babası ....'i dövdüklerini, Şikâyetçi ....; hayvancılık yaparak geçiminin sağladığını, babasına ait arsa üzerine ev ve ahır yaptıklarını, sanık ...’ın babasını çağırıp iki dönüm yer istediğini, babasının kabul etmemesi üzerine inceleme dışı....’ın babasına ‘arsanın yarısını belediyeye bağışlamazsan imara açarız ve biz almasını biliriz’ dediğini, isteklerini kabul etmemeleri üzerine gelen dozerin komşularının evini yıktığını, Şikâyetçi ........n; kardeşleri ile müşterek arazilerini birleştirerek mevzi imar planı yaptırdıklarını, ...’un müstakil belediye olmasından sonra bu planları belediyeye sunduklarını, sanık ...’ın planlarının imardan geçmesi için arsalarının % 25'ini kendisine vermeleri durumunda sekiz kat üzerine ruhsat vereceğini beyan ettiğini, yapılan görüşmeler sonrasında baskı üzerine birer adet kamyonet, çöp arabası, sıkıştırma makinesi ile traktör ve römork satın alarak belediyeye vermek zorunda kaldıklarını, Şikâyetçi ... kollukta; daha önce ...'ta bulunan 19,5 dönüm tarlasında ahırının olduğunu ve hayvancılık yaptığını, ...'un belediye olmasından sonra imar planlarının yapıldığını, belediye başkanı seçilen sanık ...'ın kendisini belediyeye çağırıp "arsanın yedi dönümünü belediyeye bağışlayacaksın" dediğini, kabul etmemesi üzerine "hibe etmezsen senin yerini çöp alanı yapacağım" dediğini, daha sonra da arsasını çöp alanı yapıp arsanın tamamını imara açmadığını, ahırlarını yıktırdığını, arsasının yedi dönümünü elinden aldıklarını, sanık ...'ın arazi bağışı yapan veya istediği parayı veren kişilerin yerlerini imara açtığını, vermeyenleri ise mağdur ettiğini, Şikâyetçi ....; Londra Asfaltı üzerinde on iki dönümden fazla arsası olduğunu, 1990'lı yıllarda inceleme dışı sanıklar ..., ...,...., ... ve sanık ...'ın evine geldiklerini, arsasının üzerine köprülü kavşak yapacaklarını söyleyip imar planı üzerinde tadilat yapmayı bahane ederek arsasını zorla almak istediklerini, işletmeciliğini yaptıkları lokantaya sanık ... ile adamlarının değişik zamanlarda gelerek kendilerine hakaret ettiklerini, arsasını vermesi için dövdüklerini, korkudan kimseye durumu anlatamadıklarını, sanık ...'ın, adamları olan inceleme dışı sanıklar ...,.... ve ... ile birlikte, kendisine başka yerden hisseli tapular vereceklerini ve bu tapuları sonradan birleştireceklerini söyleyip "ya bu teklifi kabul et, ya da seni öldürteceğiz" diyerek tehdit ettiklerini, yine sanık ...'ın tehdit etmesi nedeniyle, birleştirme vaadiyle kendisine verilen hisseli arazilerden bir tanesini inceleme dışı sanık ...'na, bir tanesini de inceleme dışı sanık ...'ün oğluna devrettiğini, sanık ...'ın neticede kendisine 458 m² imarlı yerin tapusunu verdiğini, ancak daha sonra yeni bir imar yapılarak bu yeri de kendi parselleriyle birleştirdiklerini ve bu şekilde arazisinin elinden alındığını, sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'ın kendisini ölümle tehdit edip değişik zamanlarda dövdüklerini, Mağdur .... kollukta ve savcılıkta; müteahhit olduğunu, 1995-1996 yılları arasında ... Belediyesinde imar uygulamalarında görev yaptığını, sanık ... tarafından yapılan imar uygulamalarının usulsüz olduğunu, sanık ...'ın ... Belediyesi tarafından yapılan ihalelere örgüt içerisinde yer alan birkaç şirket haricinde başka kişi ve şirketleri sokmadığını, katılmak isteyenleri de silahla tehdit ederek ya da darbederek engellediğini, ihalelerin de örgüt içerisindeki şirketlere bırakıldığını, ... Belediyesi tarafından yapılan inşaat ve arsa ihalelerine genellikle, müdürlüğünü inceleme dışı sanık ...'in yaptığı .... İnşaat Ltd. Şti.'nin, yöneticiliğini inceleme dışı sanık ...'nun yaptığı .... İnşaat A.Ş.'nin, inceleme dışı sanıklar......ve ... tarafından kurulan....İnşaat Ltd. Şti. ile 77 İnşaat Ltd. Şti.'nin girdiklerini, ... ilçesinde kurulan S.S. ...., S.S. ... .... ve S.S. Beylikdüzü Kooperatifler Birliklerinin sanık ...'ın denetiminde olduğunu, ... ilçesindeki iş yerinin bitişiğinde bulunan taşınmazı ihale yoluyla alarak projelerini yaptırdığını, ... Belediyesinden tapuya tescil için yazı istediğinde sanık ...'ın kendisinden 50.000 Amerikan Doları isteyip bu parayı sekreteri ...'e vermesi halinde gerekli yazıyı vereceklerini söylediğini, istenilen parayı vermediğini, bu nedenle ihale teminatının belediyeye irat kaydedildiğini, Mahkemede ek olarak; ihalelere katılmak istediği için dövülüp tehdit edilen kişilerden birinin mağdur ... olduğunu, isimlerini bilmediği birkaç kişinin de dövülüp tehdit edildiğini gördüğünü, Mağdur ...; müteahhitlik yaptığını, ... Caddesi üzerinde bulunan park ihalesine katılmak istediğini, üç yüz milyar Lira teklif verdiğini, nakdi teminatı yatırmasından sonra sanık ...'ın ihaleden çıkmasını istediğini, ihaleye girmenin yasal hakkı olduğunu söylemesi üzerine sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...’in kendisine hakaret ettiklerini, sanık ... ve ...’in tabancalarını çekip sırtına ve kafasına dayadıklarını, “kendini öldürtmeden uzaklaş” şeklinde sözlerle tehdit ettiklerini, ancak olayı gören olmadığı için herhangi bir müracaatta bulunmadığını, ihaleyi inceleme dışı sanık ...'in yöneticisi olduğu .... İnşaat Ltd.Şti.'nin aldığını, 2000 yılı Mayıs ayında ... 15-16 pafta, 2343 ada, 20 parselde bulunan 133,75 m² ve 61 parselde bulunan 134 m² miktarlı taşınmazlar için ihaleye katıldığını, ihalenin yapıldığı odaya girmeden sanık ...’ın yanına gelerek silahını kasığına dayayıp "bu ihaleyi sana verdirtmem, seni öldürmeden dışarı çık" dediğini, inceleme dışı sanık ...’ın silah doğrulttuğunu, inceleme dışı sanık ...'in de kendisini tehdit edip dışarı çıkmasını istediğini ve belediyeden dışarı çıkarıldığını, 2000 yılı içerisinde kendisini telefonla arayan inceleme dışı sanık ...’nun, yaptığı şikâyet başvuruları nedeniyle özür dileyip ifadesini değiştirmesini, aksi takdirde faili meçhule gideceğini söyleyerek tehdit ettiğini, inceleme dışı sanık ...'nun da operasyondan yaklaşık dokuz gün önce “Başkanımız, kardeşleri ve adamları hakkında şikâyette bulunmuşsun, şikâyetini geri al, almazsan seni vurdurturuz, gayrimenkullerini bedelsiz olarak istimlak ederiz” dediğini, sanık ...’ın mali durumu iyi kişilerden haraç aldığını, 2000 yılında kendisinden de 600.000 Amerikan Doları almak için tanıklar .... ve ....’ü aracı olarak gönderdiğini, parayı vermemesi üzerine bu kişilerin kendisine "bu parayı verme ama adresini değiştir, yoksa ... seni öldürtecek" dediğini, kendisinin de Avcılar ilçesine taşındığını, Mağdur ...; 4,5 dönüm tarlasının olduğunu, sanık ...’ın "buranın iki dönümünü bağışlayın, taşınmazınız üzerinde sanayi yapayım" şeklindeki teklifini kabul etmediğini, inceleme dışı sanık....’ın imar uygulamasından sonra taşınmazının 1.872 m²'ye düştüğünü, belediye tarafından ahırının yıkıldığını, sanık ...’ın bağış yapmayan kişileri adamlarına dövdürdüğünü, Mağdur ... ... ilçesinde oturduğunu, eşinin babasından kalma 600 m²'lik arsalarının üzerinde iki ev ve iki dükkanlarının bulunduğunu, sanık ...'ın belediye başkanı seçildikten sonra bu yerleri yeşil alan yapacağını söyleyerek terk etmelerini istediğini, inceleme dışı sanıklar ... ile ...'i gönderip eşini tehdit ettirdiğini, belediyenin kepçesiyle arsasındaki evleri ve dükkanları yıkarak yerine çay bahçesi yaptıklarını, kamulaştırma bedelini alamadıklarını, Mağdur ...; tasfiye halinde bulunan S.S. ...Beymen Konut Yapı Kooperatifinin başkanı olduğunu, sanık ...'ın kooperatife ait arsaları kamulaştırma bedelini ödemeden yakın akrabalarına verdiğini, aralarında çeşitli davalar olduğunu, bu nedenle sanık ...'ın kendisine karşı husumet besleyip tavır almaya başladığını, değişik zamanlarda gelerek ya da telefonla arayarak veya adamlarını göndererek kendisini tehdit ettiğini, belediyede çalışan görevlilerin büyük çoğunluğunun sanık ...'ın fedailiğini yaptığını, Mağdur ... ... kollukta; 1996 yılında Mehterçeşme Mahallesi muhtarı olarak göreve başladığını, ... Belediyesinin kendi mahallelerine hizmet yapmayacağını anlamaları üzerine başka bir belediyeye bağlanmak için referandum girişiminde bulunduklarını, referandumun yapılacağı 24.08.1997 günü sanık ...'ın adamlarının kalabalık bir şekilde geldiklerini, sandık başında kendisini ve bir kısım sandık görevlilerini dövüp "itleri öldüreceğiz, bizim itler ile işimiz yoktur" diyerek tehdit ettiklerini, zabıta müdürü .... ile inceleme dışı sanık ...’ın da aynı nedenden dolayı “ağabeyini görevden alırız, işsiz kalır, kendine gel, seni öldürürüz, sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun, biz devletten daha güçlüyüz” diyerek tehdit ettiklerini, bu şahıslar tarafından ... Belediyesinde zabıta kadrosunda çalışan ağabeyine silah zoru ile istifa dilekçesi imzalatılarak belediyedeki işine son verildiğini, sanık ...'ın yanındaki adamları vasıtası ile korku yayıp şiddet uygulayarak bugünkü konumuna geldiğini, Mahkemede farklı olarak; kolluktaki ifadesinin doğru olduğunu ancak sanık ... ve kardeşi ... tarafından kendisine baskı ve şiddet uygulanmadığını, kendisine "ağabeyini görevden alırız, işsiz kalır, kendine gel, seni öldürürüz, sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun, biz devletten daha güçlüyüz" şeklindeki sözleri ....'in telefonda söylediğini, Mağdur....; 1992-1996 yılları arasında ... Belediyesinde zabıta memuru olarak çalıştığını, muhtar olan kardeşi mağdur ... ...’ın ... Belediyesinden iyi hizmet alamamaları nedeniyle mahallelerinin başka bir belediyeye bağlanması için çalışma yaptığını, bu nedenle .... ile inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ın kendisini zabıta müdürünün odasına çağırdıklarını ve kardeşini çalışmalarından vazgeçmesi konusunda ikaz etmesini, aksi halde kendisi için iyi olmayacağını söylediklerini, kabul etmeyince inceleme dışı sanıklar ... ile ...'ın kendisini dövdüklerini, ...'ın silah çektiğini, ...tarafından yazılan istifa dilekçesini mecburen imzaladığını, inceleme dışı sanıklar ..., ... ve adamlarının Mehterçeşme Mahallesinde yapılan referandumun istedikleri doğrultuda sonuçlanması için muhalif halkı sandık başında döverek oy kullanmalarına engel olduklarını, Mağdur ..... kollukta ve savcılıkta; sanık ...'ın 1989 yılında belediye başkanı seçildikten kısa bir süre sonra zenginleştiğini, kardeşleri ve çevresindeki bazı kişiler ile halkın elinde bulunan arazileri zorla ya da hileli yollarla aldıklarını, bu arazileri satarak veya araziler üzerinde bina yaparak kısa sürede mal varlıklarını artırdıklarını, bu olayları halka anlattığı için sanık ... ve adamlarının rahatsız olduklarını, 1998 yılında ....'ın düğününde sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ..., .......ve ...'in yanına geldiklerini, sanık ...'ın elinde bulunan şişe ile sağ gözünün üzerine vurduğunu, bu esnada inceleme dışı sanıklar ... ile ...'in silahlarını çekerek tehdit ettiklerini, ...'e de şişe ile vurulduğunu ancak ona kimin vurduğunu görmediğini, sanık ...'ın bazı işleri yaptırmak için inceleme dışı sanıklar ... ve ... vasıtasıyla zor kullandığını, Mahkemede; 1998 yılında bir düğünde sanık ... ile kavga ettiklerini, her ikisinin de alkollü olduklarını, kolluktaki ve savcılıktaki ifadelerini kabul etmediğini, kavgada sanık ... haricindekilerin olmadığını, Mağdur..... kollukta; 1999 yılında ... Belediyesinde meclis üyeliğine seçildiğini, yapılan bir çok işlemin kanuna aykırı ve usulsüz olduğunu görüp, bu işlemlere karşı geldiği için tehditlere maruz kaldığını, belediye meclisinde ...Jeans firmasıyla ilgili imar tadilat görüşmesi yapılmadan önce parti grubunca grup odasında yapılan toplantıda başkan vekili inceleme dışı sanık ...'ın, ...Jeans firmasının daha önce verilen beş metrelik inşaat yüksekliği iznini sekiz metreye çıkarmak istediğini belirterek, sanık ... ile halen adı geçen firmada mimar olan ve daha önce ... Belediyesinde başkan yardımcısı olarak çalışan inceleme dışı sanık ...'in konuşup anlaştıklarını, inşaat yüksekliğinin sekiz metreye çıkarılmasına ilişkin meclis kararı alınması halinde firma tarafından 50.000'i peşin, 50.000'i de askı süresinin bitiminde olmak üzere toplam 100.000 Amerikan Dolarının verileceğini, bu paranın tamamının inceleme dışı sanık ...'in hesabında olduğunu söylediğini, bu esnada meclis üyesi inceleme dışı sanık ...'in "bu para az değil mi" dediğini, daha sonra gündem maddelerinin görüşülmesine devam edildiği sırada sanık ...'ın meclis kuruluna geldiğini, meclis üyesi inceleme dışı sanık ...'nun verilecek paranın az olduğunu belirterek "bari beşer milyar peşin olsun" dediğini, sanık ...'ın ise şahsın kendisine güvenmediği için parayı peşin vermediğini, 50.000 Amerikan Dolarının peşin, 50.000 Amerikan Dolarının da meclis kararının kesinleşmesinden sonra alınması hususunda anlaşıldığını söylediğini, daha sonra 05.10.2000 tarih ve 2000/56 sayılı meclis kararının alındığını, aynı gün peşin olarak alınan 50.000 Amerikan Dolarının inceleme dışı sanık ...'ın bürosunda kendisi hariç diğer on beş meclis üyesine dağıtıldığını, inceleme dışı sanık ...'ın kendisini telefonla arayıp "paran hazır, gel al" dediğini, paranın diğer yarısının verilip verilmediğini bilmediğini, Savcılıkta farklı olarak; meclis üyelerinin inceleme dışı sanık ...'dan para aldıklarını görmediğini, ancak ...'ın kendisine para teklif ettiği zaman aynı partili diğer meclis üyelerinin hepsinin parayı aldığını söyleyerek kendisinin de almasını istediğini, Mahkemede ise ek olarak; oylamalarda belediye meclis üyelerinin sanık ...'ın talimatları doğrultusunda oy kullandıklarını, kendisi bu talimatlara uymadığı için sanık ...'ın meclis üyelerinin yanında üzerine yürüyerek çay fırlatıp "seni vurdurtmazsam a... a... bilmem ne yapsınlar" dediğini, Mağdur .......; 1995 yılında Aydın Oto isimli yazıhaneye çağrıldığını, gittiğinde inceleme dışı sanıklar ... ve ... tarafından kendisine ait ... bölgesinde bulunan hisseli arazilerinin bir kısmının sanık ... ve adamlarına verilmesi, aksi halde belediyeye işinin düşeceği ve öldürülebileceği söylenerek tehdit edildiğini, diğer hissedarlara durumu ilettiğini, korkup çekindiklerinden dolayı arazilerini değerinin altında inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ye satmaya karar verdiklerini, aynı parseldeki diğer varislerin de tehdit edilerek hisselerinin ellerinden alındığını, 1996 yılı içerisinde inceleme dışı sanıklar ... ve ...'nin avukatı olan inceleme dışı sanık ...'nun yazıhanesine gittiğinde orada bulunan inceleme dışı sanık ...’nin silah çektiğini, "biz seninle dost olamayacağız" diyerek bağırıp ateş ettiğini, ancak bu esnada inceleme dışı sanık ...'nun yazıhanede bulunmadığını, Tanık...; harita mühendisi olduğunu, sanık ...’ın meclis üyeleri, bazı akrabaları ve yakınları ile birlikte hareket ederek kendi menfaatleri doğrultusunda eylemlerde bulunduğunu, imar planı hazırlık aşamasında iken imara açılacak yerlerde taşınmazı olan kişilerle belediyenin pazarlık yaptığını, bu şekilde belediyenin kurduğu vakıflara, sanık ...'a ve onun gösterdiği kişilere ekonomik katkıda bulunanlara ait taşınmazlara yüksek imar yoğunluğu, diğer kişilere ait taşınmazlara ise düşük imar yoğunluğu uygulandığını, ihalelere sanık ...’ın yakınlarının girip kazandıklarını, sanık ...'ın inceleme dışı sanıklar ... ve ... vasıtası ile şiddet kullandığını, Tanık ...; 1995 yılının Kurban Bayramının akabinde ... Emlak Bürosunda, ortağı olan ve aynı zamanda ... Belediyesinde meclis üyeliği yapan .... ile oturdukları sırada gelen inceleme dışı sanık ... ve yanındaki üç kişinin ....'a, senet tahsili için geldiklerini söylediklerini, borcu olmadığını söyleyen ....'ı dövdüklerini, ....'ı dövdükleri sırada inceleme dışı sanık ...'nin kendilerinin mafya olduklarını söyleyerek ....'dan senedi imzalamasını istediğini, ....'ın ... Belediyesinde imar planlarında yapılan haksız ve kanunsuz uygulamalara karşı çıkması nedeniyle dövüldüğünü, kendisinin de bir dönem sanık ...'la aynı partinin ilçe yönetiminde yer alması nedeniyle sanık ...'ın inceleme dışı sanık ... ve yanındaki şahısları çıkarları için kullandığını bildiğini, kendisinin 1994 yılı seçimlerinde belediye meclis üyesi olmak istediğini, sanık ...'ın uygulayacağı haksızlıklara engel olacağı endişesiyle kendisine meclis üyeliğine aday olmaması karşılığında ....’den 100 dairelik arsa teklif ettiğini, kendisini susturmak için yapılan bu teklifi kabul etmediğini, korku salıp insanları sindirerek ...'taki tarlaları aldıklarını, daha sonra imara açtıkları bu yerleri sattıklarını, başta sanık ... olmak üzere yandaşlarının bu paralardan pay aldığını, Tanık ....; sanık ...’ın kendisini makamına çağırdığını, “sen ...’i tanıyorsun, ondan para isteniyor ancak vermiyor, üstelik bana karşı dikleniyor, kafa tutuyor, gerekirse onu ezdiririm ve vurdururum” dediğini, Tanık ....; sanık ...’ın kendisini yanına çağırıp "...'e söyle para getirsin, getirmezse birkaç kişinin başını yerim, onun da başını yerim, gerekirse öldürürüm” dediğini, Tanık Mehmet Adil Yalçın; daha önce belediyede meclis üyesi olduğunu, sanık ...’ın belediye meclis toplantılarında kendilerine saygısızca davrandığını ve ikaz ettiklerinde "burada kanun yok, burası ... Cumhuriyeti" dediğini, 05.02.2001 günü yapılan toplantıda mağdur.....’i kastederek “beni niye şikâyet ediyorsunuz, çalıştırmıyorsunuz, godoşlar” deyip mağdur.....’in üzerine yürüdüğünü, belediyede gayriresmî şekilde güvenlik görevlisi olarak çalışan Rambo lakaplı ...'in, mağdur.....’i sanık ...'ın talimatı ile dövdüğünü, bir sonraki toplantının jandarma nezaretinde yapıldığını, 1999 yılında ... Belediyesinde meclis üyesi olan .... ve ortağı ...’ın, sanık ...’ın yapmış olduğu yasa dışı olaylara karşı çıkmaları nedeniyle ....’ı, sanık ...’ın adamlarından ... lakaplı ... ve arkadaşlarının dövdüklerini, Tanık Remzi Yeni; 1996 yılından bu yana emlakçılık yaptığını, inceleme dışı sanıklar ... ve ...'nin yazıhanesine, mağdur ....... ile bu kişiler arasındaki bazı arazi sorunlarının çözümü için gittiklerini, görüşmelerden sonra inceleme dışı sanık ...’nin mağdur .......'e hakaret ettiğini, müdahale etmek istediğinde inceleme dışı sanık ...'nin "sen niye karışıyorsun" diyerek tabancasını kendisine doğrulttuğunu, orada bulunan şahısların araya girerek kendisini dışarıya çıkardıklarını, dönüp baktığında inceleme dışı sanık ...’un tabancasını mağdur .......'in kafasına doğrultarak “sıkalım bunun kafasına ... seni öldüreceğiz” dediğini, İnceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .. ve ... aşamalarda; meclis üyesi olduklarını, meclis üyesi olan mağdur.....'in sanık ...'ın koruması tarafından dövüldüğünü, ... ve ... ayrıca; mağdur.....'in dövüldüğü toplantıda sanık ...'ın mağdur.....'in yüzüne çay fırlattığını, İnceleme dışı sanıklardan; ... kollukta; 1995 yılından beri S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği Başkanı olduğunu, birliğin alt işverene yaptıracağı işlerin çoğunu sanık ...'ın talimatıyla kardeşlerine verdiklerini, Savcılıkta; kendisinin başkanlığından önce de sanık ...’ın kardeşlerinin ortak olduğu şirketlerin S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin alt yapı işlerini yaptıklarını, sonrasında da ilişkilerinin devam ettiğini, tek başına kimseye iş verme yetkisinin olmadığını, Mahkemede; 1995 yılında S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliği yönetim kuruluna birliğin genel kurul toplantısında seçildiği için kendisinin sanık ... tarafından getirildiği iddiasının yersiz olduğunu, ... kollukta; S.S. ... Beylikdüzü Konut Yapı Kooperatifleri Birliği Başkanı olduğunu, sanık ...’ın bilgisi olmadan kimsenin ihale kazanamadığını, ... İmar ve Kalkındırma Vakfında da müdürlük yaptığını, vakfa bağış yapmayan firmaların inşaatına ruhsat verilmediğini, 1993 yılında görevinden ayrılmak isteyince inceleme dışı sanık ... ile .... ve .... tarafından dövüldüğünü, Savcılıkta ve mahkemede; çalıştığı süre içerisinde belediyede herhangi bir yolsuzluğa tanık olmadığını, ihalelerin belirli şirketlere verildiği konusunda da bilgi sahibi olmadığını, ...; .... İnşaat Ltd. Şti.'nin yöneticisi olduğunu, sadece .... Parkı ihalesine katıldığını ve kazandığını, Adile Naşit Parkı ihalesine girmemesi için mağdur ...'i tehdit etmediğini, mağdur ...’in müteahhitlik karnesi olmadığı için ihaleye başvurmasının zaten mümkün olmadığını ve ihaleye teklif de vermediğini, katılan .....’nin istifa etmesi için başına silah dayamadığını, katılan....'in, siyasi rakipleri tarafından kullanılması nedeniyle bu şekilde ifade verdiğini, mağdur....'ı da tehdit etmediğini, sanık ...’a siyasi destek verdiğini, arsa ihalelerinde usulsüzlük yapmadığını,....’ın düğününde başka şahıslar arasında gerginlik yaşandığını, kimseyi dövmediklerini, ... kollukta; eşinin uzaktan akrabası olan sanık ... ile 1990 yılında tanıştığını, belediye başkanlığı öncesinde doktorluk yapan sanık ...'ın o dönemlerde maddi durumunun kötü olduğunu, sanık ... ile ...-Topkapı hattında korsan minibüsçülük yapan ağabeyi inceleme dışı sanık ...'nin tanışıklığı olduğunu, ...'ta bazı arazilerin imara açılmadığını ve arazi sahiplerinin mağdur edildiğini, bu kişilerin belediyeye çağrılıp arazilerinin bir kısmı alınarak imara açıldığını, imara açılan bölgelerin değerinin bir anda arttığını, .... bölgesinde bulunan arazilerin toplu konut yapmak amacıyla çok düşük bedellerle kamulaştırıldığını, bu arazilerin alım işlerini sanık ...'ın talimatıyla belediyede imar müdürü olarak çalışan inceleme dışı sanık.... ile Şakir isimli bir şahsın yaptıklarını, belediye meclis üyesi olan ....'ın sanık ...'ın yaptığı yolsuzluklar ve usulsüzlükler nedeniyle belediye meclisine önerge vereceğini duyan sanık ...'ın, inceleme dışı sanık ... ve...isimli şahıs ile kendisinden ....'ı korkutmalarını isteyerek "gerekirse dövün" dediğini, kendilerinin de tanık Gönül Başarır'ın bürosuna giderek ....'a "bize olan borcunu öde, biz de elimizdeki senedi iade edelim" dediklerini, asıl amaçları dövmek olduğundan borcunun olmadığını söylemesi üzerine ....'ı darp ederek "sen kim oluyorsun ...'a karşı geliyorsun, bu sana bir ders olsun" dediklerini, büro komşusu olan doktor ...'in araya girip olayı yatıştırdıktan sonra telefonla aradığı sanık ...'ın olay yerine gelerek kendilerini barıştırdığını, ....'ın bu olaydan sonra korkup önerge vermekten vazgeçtiğini, sanık ...'ın aynı dönemde "gidin ve ........n'ı gensorudan vazgeçirin, vazgeçmezse döverek vazgeçirin" şeklinde talimat vermesi üzerine inceleme dışı sanıklar ...,.... ve .... ile gidip belediye meclis üyesi olan ........n'ı da önerge vermekten vazgeçirmek için dövdüklerini, son zamanlarda sanık ...'ın işlerini inceleme dışı sanık ...'in takip ettiğini, ... Belediyesinde yapılmakta olan hemen hemen tüm ihalelerin inceleme dışı sanık ...'in yöneticisi olduğu .... İnşaat ve San. Ltd. Şti.'ne verildiğini, ihalelere katılan başka firma temsilcilerinin tehdit edildiklerini, bu firmaların hak edişlerinin ödenmediğini, zarar ettirilerek işten el çektirme gibi taktiklerin uygulandığını, cezaevinden çıkan inceleme dışı sanık ...'in, sanık ... tarafından kullanıldığını, daha önce kendisine yaptırılan işlerin inceleme dışı sanık ...'e yaptırıldığını, sanık ...'ın özellikle kendisine karşı gelen veya istediklerini yapmayan kişileri korkutmak veya dövdürtmek için kendisini ve ağabeyi olan inceleme dışı sanık ...'ni kullandığını, Savcılıkta ve mahkemede önceki savunmasını inkâr ederek; sanık ... adına hareket etmediğini, ihalelere fesat karıştırmadığını, ....’ı sanık ...’ın talimatı ile dövmediklerini, ondan alacaklı olduğu için aralarında tartışma çıktığını, ... kollukta ve savcılıkta; sanık ...'ın adamı olmadığını ve kendisini çevreye mafya olarak tanıtmadığını, arsa işleriyle ilgilenen inceleme dışı sanık ...'nin hisseli yerleri zorla alıp ... Belediyesi ile koordineli olarak sattığını, kardeşinin arazi işlerinde vatandaşları dolandırmış olabileceğini, mağdur ....... ile olan kavgaya inceleme dışı sanık ...'nin karıştığını, kendisinin kavgayı ayırdığını, bu kavgada inceleme dışı sanık ...'nin mağdur .......'e silah çekmiş olabileceğini, Mahkemede ise; soruşturma evresindeki beyanlarını kabul etmediğini, ... kollukta; 1994 yılından bu yana ... Belediyesinde meclis üyeliği yaptığını, 2000 yılı içerisinde fabrikasının bulunduğu arazi üzerinden yüksek gerilim hattı geçen ...Jeans firmasının kat yüksekliğinin beş metreden sekiz metreye çıkarılması için ... Belediyesine müracaat ettiğini, bu yönde karar alınması için inceleme dışı sanık ... tarafından ... Belediyesinde görev yapan ve kendisinin de aralarında bulunduğu on beş meclis üyesine kişi başı 6.000-7.000 Amerikan Dolarının iki parça halinde rüşvet olarak verildiğini, belediye meclisi kararı ile kat yüksekliğini sekiz metreye çıkardıklarını, yalnızca meclis üyesi mağdur.....'in rüşvet almadığını, sanık ...'ın izni olmadan belediyeden kimsenin iş alamayacağını, Savcılıkta ve mahkemede; kolluktaki ifadesini baskı altında verdiği için kabul etmediğini ve kimseden rüşvet almadığını, ... kollukta; 1996 yılında üzerinden yüksek gerilim hattı geçen arsalarında fabrika inşaatına başladıklarını, TEDAŞ'a müracaat ederek arsalarının üzerinden geçen yüksek gerilim hattının yerden yüksekliğini artırdıklarını, mimarları olan inceleme dışı sanık ... vasıtasıyla ... Belediyesine müracaat ederek yarım kat daha yükseltme talebinde bulunduklarını, bu talebin uygun görülerek planda tadilat yapıldığını ve inşaat alanını 3.000-3.500 m² civarında artırmak suretiyle inşaatı tamamladıklarını, inşaat ruhsatı alma aşamasında ... Belediyesinin zorluk çıkarttığını, inceleme dışı sanık ...'in ruhsat işlemleri için ... Belediyesinin 50.000'i peşin, 50.000'i de iş bitince verilmek üzere toplam 100.000 Amerikan Doları talep ettiğini söylediğini, 100.000 Amerikan Doları parayı ... Belediyesine verilmek üzere tek seferde inceleme dışı sanık ...'e teslim ettiğini, daha sonra ruhsatın belediye tarafından onaylandığını, inceleme dışı sanık ...’in bu parayı belediye meclis üyelerine dağıtılmak üzere sanık ...'a götürdüğünü, paranın nasıl ve kimlere dağıtıldığını bilmediğini, Savcılıkta; kolluktaki ifadesini kabul etmeyerek inceleme dışı sanık ...’e 100.000 Amerikan Doları vermediğini, kolluğun baskısı sonucu o ifadeyi imzaladığını, Mahkemede; kimseye rüşvet vermediğini ve kolluktaki ifadesini kabul etmediğini, belediye meclis üyesi olan mağdur.....’in de suça konu kararın alınmasında olumlu oy kullandığını, ... kollukta; 1994 yılından itibaren belediye meclis üyesi olduğunu, sanık ...'ın izne ayrıldığı dönemlerde başkan vekilliğini kendisine bıraktığını, ...Jeans firması yetkililerinin kendisiyle görüşerek bir miktar para karşılığında fabrikalarının kat irtifası sorununu çözmelerini teklif ettiklerini, kendisinin de parti gruplarındaki meclis üyelerinin çoğunluğu ile bu işi halledebileceğini söylediğini, belediye meclis üyelerine dağıtılmak üzere iki parça halinde 100.000 Amerikan Doları verdiklerini, sanık ...'a bilgi vererek bu parayı alıp mağdur..... haricindeki tüm meclis üyelerine dağıttığını, sonrasında meclis kararı ile firmanın kat irtifasına yönelik isteğini yerine getirdiklerini, Savcılıkta ve mahkemede; kolluk beyanını kabul etmediğini, gözaltında kötü muameleye tabi tutulduğu için o şekilde ifade verdiğini, mağdur.....’in talepleri karşılanmayınca bu tarz iddialarda bulunduğunu, ...Jeans firmasının, fabrikasının üzerinden geçen yüksek gerilim hattının kaldırılmasından sonra beş metre olan fabrika yüksekliğinin sekiz metreye çıkartılması için plan tadilatı talebinde bulunması üzerine belediye meclisinde karar aldıklarını, kimsenin bunun karşılığında para almadığını, mağdur.....'in bir tanıdığı ile ilgili olarak belediye meclisinden aleyhe karar çıkması üzerine kendilerine cephe alıp şikâyet etmeye başladığını, Selahattin Boyraz kollukta; Beylikdüzü'nde yapılan imar uygulaması sırasında bir kısım arsaların, gerçek değerlerinden oldukça düşük fiyatlarla sanık ...'ın adamları olan inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'ye verildiğini, teftişler sırasında bu durumun ortaya çıkması üzerine arsaların adı geçen şahıslardan alınarak belediyeye iade edildiğini, ...Jeans firması yetkililerinin sanık ... ve diğer meclis üyeleri ile pazarlık yaparak 100.000 Amerikan Doları karşılığında fabrikanın inşaat yüksekliğini beş metreden sekiz metreye çıkardıklarını, alınan paraların meclis üyeleri ve belediye başkanı arasında pay edildiğini, ... Belediyesine ait arsaların sanık ...'ın talimatı ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve kardeşlerinin kurduğu şirketlere satıldığını, yapılan ihalelerin de bu şahıslara verildiğini, dışarıdan ihaleye girmek isteyenlere zorluk çıkarılıp ödemeleri geciktirilerek ihalelerden çekilmelerinin sağlandığını, belediye meclisi toplantılarında kimsenin sanık ...'a karşı çıkamadığını, karşı çıkanların sanık ...'ın koruması olan Rambo lakaplı ... tarafından dövüldüğünü, mağdur.....'in de bir toplantı sırasında fikirlerine karşı çıkması nedeniyle sanık ...'ın talimatıyla meclis salonunda dövüldüğünü, Savcılıkta; kolluktaki ifadesinin baskı altında alındığını, Beylikdüzü'nde yapılan imar uygulaması sonucu inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'ye fazladan yapılan arsa tescillerinin sanık ...'ın talimatı ile düzeltilerek fazla kısımların yeniden belediye adına tescil edildiğini, ...Jeans firmasından 100.000 Amerikan Doları alındığını duyduğunu, ancak bu paranın kimlere verildiğini bilmediğini, Mahkemede; 1992 yılında vekaleten getirildiği imar müdürlüğü görevini 1998 yılına kadar inceleme dışı sanık ... ile dönüşümlü olarak yürüttüğünü, 1998-1999 yılları arası ve son olarak da 15.09.2000-11.04.2001 tarihleri arasında imar müdürlüğü yaptığını, yolsuzluk yapmadığını, ... kollukta; .... İnşaat A.Ş.'ni kurduğunu, ... Belediyesinin yaptığı ihaleleri sanık ...’ın iradesi olmadan kimsenin kazanamadığını, sanık ...'ın S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin yapacağı alt yapı işlerinin .... İnşaata verilmesi hususunda talimat verdiğini, S.S. ... Beylikdüzü Konut Yapı Kooperatifleri Birliği Başkanı inceleme dışı sanık ...’in, sanık ...’ın talimatı ile hareket ettiğini, mağdur ...’in ihaleye girmesini engellemediğini, mağdur ... ile sadece telefonda görüştüklerini, Savcılıkta; kolluktaki ifadesini kabul etmediğini, sanık ...’ın iradesi olmadan kimsenin ihale alamadığı yönünde bir söz söylemediğini, belediye başkanının rızası olmadan firmaların belediyeden iş alamayacağını ifade etmek istediğini, ihalelerde usulsüzlük yapılmadığını, kendisinin de bazı ihalelere girdiğini, Mahkemede; sahibi olduğu .... İnşaat A.Ş.'nin işlerinin çok az bir kısmını ... Belediyesinden alınan ihalelerin oluşturduğunu, alınan ihalelerin de kanunlara uygun olduğunu, Belgin Oflazoğlu kollukta; ... Belediyesinde mimar olarak çalıştıktan sonra imar müdürlüğü ve fen işleri müdür vekilliği yaptığını, ... Belediyesindeki ihalelerin çoğunu sanık ...’ın arkadaşları olan inceleme dışı sanık ...'nun sahibi olduğu .... İnş. A.Ş. ile inceleme dışı sanık ...'in yöneticisi olduğu .... İnş. Ltd. Şti.'nin kazandığını, Savcılıkta ve mahkemede; belediye meclis üyeleri ile belediye başkanının herhangi bir menfaat temin ettiğine tanık olmadığını, ihalelerin de usulüne uygun yapıldığını, ...; ortağı olduğu....İnşaat Ltd. Şti.'nin .... Holding A.Ş. bünyesinde bulunduğunu, suçlamaların husumetten kaynaklandığını, şirketlerinin faaliyetlerinin abartılarak kamuoyunda zor durumda bırakıldıklarını, mal varlığındaki artışta sanık ...'ın katkısı olmadığını, hiçbir ihaleye katılmadığını, ihaleye katılma yeterliliği bulunmayan mağdur ...’in ihaleye katılmasını engellemediklerini, ...; kardeşi olan inceleme dışı sanık ... ile birlikte....İnşaat Ltd. Şti.'ni kurduklarını, suçlamaları kabul etmediğini, mal varlığını kendi emeği ile edindiğini, ihalelere fesat karıştırmadığını, şirketinin hiçbir ihaleye girmediğini,....İnşaat Ltd. Şti.’nin S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinden almış olduğu işler karşılığı fazla hak ediş aldıkları iddiasının yersiz olduğunu, ....; .... Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu, bünyelerinde yer alan şirketlerin belediye dışında başka yerlerden de iş aldığını, ağabeyi olan sanık ... ile bir bağlantılarının olmadığını, .... İnşaat A.Ş.’nin ya da belediyeden veya kooperatif birliklerinden iş alan herhangi bir şirketin ortağı olmadığını, sadece .... Holding A.Ş.’de hissesinin olduğunu, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; kardeşlerine ait .... Holding A.Ş.'de hissesinin bulunmadığını, .... Holding A.Ş.'ye bağlı şirketlere de belediye tarafından usulsüz bir şekilde ihale verilmediğini, hazine arazilerini kamulaştırarak veya vatandaşlara ait arazilere el koyarak kendi yakınlarına düşük bedellerle sattırmadığını, belediyenin kamulaştırma yoluyla taşınmaz elde etmediğini, şahıslara ait taşınmazların kooperatiflerce satın alındığını, kooperatif birliklerinin genelde aynı şirketlere ihale ile iş vermediğini ve yönetimlerinde kendisine yakın olan kişilerin yer almadığını, diğer sanıklarla arasında örgüt ilişkisinin bulunmadığını, kendisine yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanan mağdur ....’ün siyasi rakibi olduğunu ve kardeşi ....’ün öldürülmesinden dolayı kendisini sorumlu tutarak husumet beslediğini, mağdur ...’in ifadesinde geçen tanıklar .... ve ....'i tanımadığını, belediyeden ve birliklerden iş alan şirketlerle herhangi bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığını, tüm ihalelerin usulüne uygun olarak yapıldığını, vakıflarla ilgili de herhangi bir yolsuzluğun bulunmadığını, düğünde mağdur .....’in yüzüne şişe ile vurmadığını ve şikâyetçi ...’i dövmediğini, şikâyetçi ...'in mağdur ...’in yeğeni olduğunu ve emlakçılık yaptıklarından dolayı kendisine husumet duyduklarını, katılan .....'ye istifa etmesi için baskı uygulamadıklarını ve zorla istifa dilekçesi imzalatmadıklarını, mağdur .......’in arazisini satması için inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ne tehdit ettirmediğini, imar planında park içerisinde kalması nedeniyle mağdur Safiye Kapancı'nın eşine ait arsanın yerine belediye tarafından başka bir taşınmaz verildiğini, söz konusu yere de belediye tarafından park yapıldığını, şikâyetçi ...'nun taşınmazında kanuna uygun biçimde ve hiçbir hak kaybına yol açmayacak şekilde düzenleme yapılarak yeşil alan düzenlemesine alınıp kendisine başka bir arazi verildiğini, bütün mal varlığının elinden alındığını söyleyen şikâyetçi Pamuk Yayla'nın halen elli bir adet taşınmazının bulunduğunu ve hukuki bilgi eksikliğinden dolayı aleyhine ifade verdiğini, S.S. Altınyıldız Beymen Yapı Kooperatifinin genel kurul toplantısı yapıldığı sırada kooperatif üyelerine, bayan üye seçmeleri halinde daha iyi hizmet verilebileceğini söylediğini, hiçbir şekilde baskı yapmadığını, kooperatifin 26.03.2000 tarihinde yapılacak olan genel kurul toplantısının müdahale olabileceği ihtimaline dayanılarak bu tarihten bir gün önce yönetim kurulu kararı ile ertelendiğini, 07.05.2000 tarihinde de toplantının yapıldığını, dolayısıyla henüz yapılmamış olan bir toplantının basılmış olmasının mümkün olamayacağını, tanık Halim Bölükbaşı ile katılan ...'nun birlikte hareket ettiklerini, katılan ...’nun daha önce kendisiyle aynı siyasi partide olduğunu, ihraç edilince kendisi hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu, ...Jeans firmasından alındığı iddia edilen rüşvet konusunda bilgisinin olmadığını, bir kısım inceleme dışı sanıkların kolluk beyanlarını baskı altında verdiklerini savunmuştur. Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 1- Sanık ...'a atılı suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı; Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçları açısından suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hükümlerinin ayrı ayrı değerlendirilerek "suç örgütü" kavramına değinilmesi gerekmektedir. "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçları suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun "Çıkar Amaçlı Suç Örgütü" başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında; “Doğrudan veya dolaylı biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat işlemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak, seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla zor veya tehdit uygulamak veya kişileri kendilerine tabi kılmaya zorlamak veya mensupları arasında her ne suretle olursa olsun açık veya gizli işbirliği yapmak suretiyle yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet yüklenenlere sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar; örgüte üye olanlara iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir” şeklinde düzenlenmişken; 06.12.2001 tarih ve 4723 sayılı Kanunla bu fıkradaki "zor veya tehdit" ibaresi, "tehdit, baskı, cebir veya şiddet" şeklinde değiştirilmiş; "veya kişileri kendilerine tâbi kılmaya zorlamak veya mensupları arasında her ne suretle olursa olsun açık veya gizli işbirliği yapmak" ibaresi metinden çıkarılmış, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'nun “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde ise; "(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 5237 sayılı TCK’nun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önceki dönemde; 01.08.1999 tarihinde 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun yürürlüğe girmesiyle, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarına ilişkin olarak 765 sayılı TCK’nun 313. ve devamı maddelerinin, çıkar amaçlı suç örgütü kurma suçlarına ise 4422 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması şeklindeki ikili ayrıma, 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK’nun yürürlüğe girmesi ve 765 ile 4422 sayılı Kanunların yürürlükten kaldırılmasıyla son verilmiştir. Her iki düzenleme, Ceza Genel Kurulunun 03.02.1986 gün ve 509-42, 13.04.1987 gün ve 42-211, 01.02.2000 gün ve 299-1, 11.12.2001 gün ve 248-288, 03.04.2007 gün ve 253-80, 20.10.2009 gün ve 152-245 sayılı kararları ve duraksamasız özel daire içtihatlarıyla birlikte değerlendirildiğinde; 1- Suçun maddi unsurunun; 4422 sayılı Kanun açısından çıkar amaçlı suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, 5237 sayılı TCK’nun 220. maddesi yönünden ise herhangi bir ayrım yapılmaksızın çıkar amaçlı suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmayı da kapsayacak şekilde kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kurmak olduğu, 2- Her iki Kanun açısından da, suçun maddi unsurunu oluşturan örgütün oluşabilmesi için en az üç veya daha fazla kişinin belirtilen amaçlarla bir araya gelmesinin gerektiği, bu bağlamda, 4422 sayılı Kanunda üye sayısı açısından bir açıklık bulunmamakta ise de, 4800 sayılı Kanun ile kabul edilip Bakanlar Kurulunun 2003/5329 sayılı kararıyla da 18.03.2003 gün ve 25052 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve tüm çeteler ile bölgesel örgütler için de uygulanabilirliği olan “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin” 2-a maddesindeki örgütlü suç tanımından hareketle, bu Kanuna ilişkin uygulamalarda da üye sayısının en az üç kişi olması gerektiğinin Yargıtay kararlarında duraksamasız olarak kabul edildiği, 3- Her iki Kanuna göre de, örgüt oluşturma suçunun bir tehlike suçu olarak düzenlenmiş olması nedeniyle, amaç suçun işlenmiş veya işlenmemiş olmasının suçun oluşumunu etkilemeyeceği gibi, örgüt mensuplarının amaç suçları işlemeleri halinde, ayrıca bu suçlardan da cezalandırılmalarının gerekeceği, 4- 4422 sayılı Kanunda açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte, hem bu Kanunun yürürlükte olduğu dönemdeki uygulamada, hem de bu hususa açıkça yer veren 5237 sayılı Kanunun uygulamasında kabul edildiği üzere, amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerektiği, 5- Düzenlemeler ile güdülen amacın, ileride işlenmesi ihtimali bulunan suçların önlenmesine yönelik olarak kamu için tehlike oluşturabilecek birleşmelerin engellenmesi olması nedeniyle, suçun oluşabilmesi için bir suç işlemek amacıyla oluşturulmuş basit bir birleşmeden ziyade, belirsiz sayıda amaç suçun işlenmesi amacıyla gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişkiye dayalı olarak meydana getirilmiş, sürekli bir birleşmenin bulunması gerektiği, zira örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebileceği, Sonuçlarına varılmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda suç örgütü; kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan, en az üç üyesi bulunan, üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli, gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişkiye sahip yapı olarak tanımlanabilir. Bu aşamada, bir kısım sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan açılan kamu davalarının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi nedeniyle, haklarında mahkûmiyet hükmü kurulamayan bu sanıkların, örgütün varlığı için aranan üye sayısına dahil edilip edilemeyeceklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Örgütün oluşabilmesi için en az üç kişi olması gerektiği kuralı, 4422 sayılı Kanunda bu yönde bir düzenleme bulunmamasına karşın içtihatla yerleşmiş, 5237 sayılı TCK'nun 220. maddesinin birinci fıkrasında ise örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerektiği vurgulanmıştır. Tehlike suçu olan örgüt kurma suçunda belirsiz suçların işlenmesi için en az üç kişinin bir araya gelmesiyle, diğer koşulların da varlığı halinde örgütün oluşması olanaklı olup amaç suçların işlenmesi şart değildir. Örgüt kuruculuğundan, yöneticiliğinden veya üyeliğinden açılan kamu davalarının ölüm veya dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle düşmesi gibi nedenlerden dolayı bir kısım sanıkların cezalandırılamadığı hâllerde dahi ulaşılması imkânı bulunan tüm delillere ulaşılarak bu kişilerin anılan suçları işleyip işlemediklerinin tespit edilmesi ve işlediklerinin sabit olması hâlinde bu kişilerin örgütün varlığı için aranan üye sayısına dahil edilmeleri gerekir. Aksi hâlde, fiilen suç işlemek amacıyla kurulan bir örgütün mevcut olduğu durumlarda örgütün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olduğu sabit olan bir kısım sanıkların sayıları toplamının üçe ulaşmaması nedeniyle cezalandırılamayacakları sonucu çıkar ki, kanun koyucunun bunu amaçladığı düşünülemez. Bu nedenle, dosya kapsamındaki delillere göre örgüt üyeliği sabit olan ancak haklarında örgüt üyeliği suçundan açılan kamu davalarının düşmesine karar verilen sanıkların, örgütün varlığı için aranan üye sayısının hesabında dikkate alınmaları gerektiği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Büyükçekmece Sağlık Ocağında doktor olarak görev yaparken, 1989 yılında ... Belediye Başkanlığına seçilen sanık ...'ın, yönetim kurulu başkanlığını kendisinin yaptığı S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin, inceleme dışı sanık ...'in yaptığı S.S. Beylikdüzü Kooperatifleri Birliğinin ve inceleme dışı sanık ...'in yaptığı S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğinin yönetim ve denetimlerini ele geçirdiği, kooperatif birliklerince ihale edilecek işlerin yaptırılması amacıyla da kardeşleri olan inceleme dışı sanıklar ... ve ....'a .... İnşaat Taah. Tic. Tur. San. A.Ş.'ni, ...'a....İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'ni kurdurduğu, daha sonra bu şirketlerin, kardeşleri inceleme dışı sanıklar ...., ..., .... ve ...'a ait olan .... Holding A.Ş. bünyesine geçirildiği, konut yapı kooperatifleri birlikleri tarafından gerçekleştirilen ihalelerin genellikle .... Holding A.Ş. bünyesindeki .... İnşaat A.Ş.,....İnşaat Ltd. Şti. gibi şirketlere bırakıldığı ve adı geçen şirketlere fazla ödemede bulunularak haksız kazanç sağlandığı, kooperatif birliklerinin inşaat alanı olarak kullanmayı düşündüğü arsaların alımı esnasında, arsalarını satmak istemeyen kişilere bizzat sanık ... ya da talimatıyla bir kısım örgüt üyeleri tarafından baskı yapıldığı, şikâyetçi ....'in arsasını satmak istememesi üzerine iş yerinin yıkıldığı, benzer yöntemle ... Belediyesi tarafından ....A.Ş.'ne ait arsanın usulüne aykırı şekilde kamulaştırıldığı, ardından bu alanın S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğine devredildiği, kamulaştırma işleminin yargı kararı ile iptal edilmesine rağmen söz konusu alanda 7.000 konutun inşasına başlanmak suretiyle adı geçen firmanın arsayı satmak zorunda bırakıldığı, ... Belediyesince satışa çıkarılan arsalarla ilgili yapılan ihalelerde kanuna aykırı şekilde, rekabet ve açıklık ilkelerine uyulmadan, müdürlüğünü inceleme dışı sanık ...'in yaptığı .... İnşaat Ltd. Şti., yöneticiliğini inceleme dışı sanık ...'nun yaptığı .... İnşaat A.Ş., inceleme dışı sanıklar ... ve...tarafından kurulan....İnşaat Ltd. Şti. gibi şirketlerle, S.S. ... .... Konut Yapı Kooperatifleri Birliğine arsa satışı yapılarak belediyenin zarara uğratıldığı, ... Belediyesince yapım işlerindeki ihalelerin belli şirketlere verildiği, bu bağlamda sanık ...'ın .... Parkı ihalesine katılmak isteyen ve nakdi teminat yatıran mağdur ...'i inceleme dışı sanık ...'le birlikte ihaleden çıkması hususunda tehdit ettikleri, söz konusu ihalenin, yöneticiliğini inceleme dışı sanık ...'in yaptığı ... İnşaat Ltd. Şti.'ne bırakıldığı, mağdur ... ...'in hissedarı olduğu bir arsanın sanık ...'ın adamlarına devri için inceleme dışı sanıklar ... ve ... tarafından, şikâyetçi ....'nın arazisinin devri için de, sanık ... ve inceleme dışı sanıklar ...,.... ve ... tarafından tehdit edildikleri, katılan ...'nun ... Belediyesinde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla şikâyetçi olması üzerine açılan davanın duruşmasına katılmak için 20.09.1995 tarihinde Büyükçekmece Adliyesine gittiğinde inceleme dışı sanıklar ..., ..., ...ve ... tarafından tehdit edilmesi üzerine duruşmaya girmeden adliyeden ayrıldığı, adı geçenin 1998 yılında inceleme dışı sanıklar ... ve ... tarafından sanık ...'a zararının dokunduğundan bahisle darbedilerek tehdit edildiği, sanık ...'ın .... Konut Yapı Kooperatifinin yönetim kuruluna kendi istediği kişileri seçtirmek için şikâyetçi .... ve kooperatifin bazı yönetim kurulu üyelerine baskı yaptığı, kooperatif yönetim kurulunca sanığın bu baskılarından dolayı 26.03.2000 tarihinde yapılacak genel kurul toplantısının iptal edilmesi üzerine aynı gün çok sayıda silahlı adamlarıyla birlikte kooperatifin genel kurul toplantısının yapılacağı yere gelip aralarında şikâyetçi .....'nun da bulunduğu kooperatif yönetim kurulu üyelerini tehdit ettiği, ... Belediyesinde çalışan katılan .....'yi, husumetli olduğu bir şahsın cenazesine gittiği gerekçesiyle inceleme dışı sanık ...'le birlikte cebir ve tehdit yoluyla istifa ettirdikleri, muhtarı olduğu mahallenin ... belediyesinden başka bir belediyeye bağlanması için çalışmalar yapan mağdur .....'ın, 24.08.1997 tarihinde bu konuda oylamanın yapılacağı yere gelen sanık ...'ün adamları tarafından darbedildiği, sanık ...'ın, .....isimli şahsın düğününde, belediye sınırları içindeki arazileri vatandaşların elinden zorla veya hileli yollarla aldığını halka anlatan mağdur ..... ve aralarında rüşvet meselesinden dolayı husumet bulunan şikâyetçi ...'i darbettiği, yanında bulunan inceleme dışı sanıklar ... ile ...'ın da silah çekerek mağdur .....'i tehdit ettikleri, sanık ...'ın, belediye meclis üyesi olan ....'ı aleyhinde önerge vereceği gerekçesiyle inceleme dışı sanıklar ..., ...ve açık kimlik bilgileri bilinmeyen ... isimli şahsa darbettirdiği, yine 05.02.2001 tarihli belediye meclis toplantısında belediye meclis üyesi olan mağdur.....'le, kendisini şikâyet edip çalıştırmadığından bahisle tartışmaya başladığı, mağdura hakaret edip üzerine yürüyerek darbetmeye çalıştığı, bilahare koruması olan ... isimli kişinin mağduru darbettiği, aralarında şikâyetçiler ...,... ve mağdur ...'ın da bulunduğu bazı kişilerin arazilerinin imara açılması için belediyeye bağışa zorlandıkları, sanığın kendisiyle aynı partide yer alan şikâyetçi ...'a parti içi seçimlerde kendisini desteklemesi için baskı yaptığı, şikâyetçinin 02.03.2001 tarihinde de partinin delege seçimlerinde inceleme dışı sanıklar ... ve ... tarafından seçim çalışmalarına katılmaması için tehdit edildiği, yine şikâyetçi ...'in parti içi delege seçimlerinde inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından darbedildiği, bu şekilde gerçekleştiği anlaşılan olaylar birlikte değerlendirildiğinde; sanık ...'ın suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun 1. maddesinde tanımlanan; kendisine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak amacıyla zor ve tehdit uygulamak suretiyle yıldırma, korkutma, sindirme gücünü kullanarak suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu ve yönettiği, belirtilen eylemlerin de genellikle haklarında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçundan açılan kamu davaları ile ilgili olarak dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle düşme kararı verilen inceleme dışı sanıklar ..., ...,...., ..., ..., ..... ve ... tarafından örgüt hiyerarşisi içinde ve örgüt faaliyeti kapsamında gerçekleştirildiği, adı geçen sanıkların örgütün varlığı için gereken üye sayısına dahil edilmeleri gerektiği kabul edilmelidir. Bu nedenle, sanık ...'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme suçundan cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü usul ve kanuna uygun olup, bu hükmü onayan Özel Daire kararında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden reddine karar verilmelidir. Bu uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi ...; "İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.09.2012 tarih ve 2011/167 esas ve 2012/191 karar sayılı hükmü ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220/1, 62, 53/1-2-3, 58/9 maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 20.01.2014 gün ve 2013/8000 esas ve 2014/612 sayılı ilamıyla onanan karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz üzerine Yüksek Ceza Genel Kurulunca verilen karara, aşağıda yazdığım gerekçelerle katılmamaktayım. Mahkûm olan sanık dışındaki diğer sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçlarından açılan kamu davalarında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102/4 ve 104/2 maddeleri gereğince zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı verilmiştir. Sanıklar hakkında 4422 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kamu davaları açılmıştır. Örgütün oluşabilmesi için en az üç kişi bulunması zorunludur, 4422 sayılı Kanunda bu yönde bir düzenleme bulunmamasına karşın en az üç kişi bulunması koşulu içtihatla yerleşmiştir. Bunun için de Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 2/a maddesi esas alınmıştır (8. CD. 02.06.2003 tarih ve 2495/1179). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ise örgüt suçlarında üye sayısının en az üç kişi olması gerektiği açıkça düzenlenmiştir (m. 220/1). Örgüt suçu çok failli suçlardandır. Bu suçlar da kendi aralarında yakınsama ve karşılaşma suçları olarak ikiye ayrılırlar. Yakınsama suçlarda, zorunlu olarak suçun işlenmesine katılan kişiler, aynı amacı gerçekleştirmek için hareket etmektedirler. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu açısından fail sayısının en az üç kişi olması gerekmekle bu suçun yakınsama suçu olduğu öğretide ifade edilmektedir (M. Emin Artuk, Ahmet Gökçen, A. Caner Yenidünya: Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, Ankara, 2006, s. 83; Mustafa Çetinkaya; Örgütlü Suçlarla Mücadelede Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi, Ankara, 2008, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 17). Somut olayda bir kişi mahkûm olmuş, diğer sanıklar hakkında dava zamanaşımı nedeniyle kamu davaları ortadan kaldırılmıştır. Ceza Genel Kurulu çoğunluğu zamanaşımı nedeniyle haklarındaki kamu davaları ortadan kaldırılan sanıkları da örgütün sayısına dâhil etmiştir. Her ne kadar, belirsiz suçların işlenmesi için en az üç kişinin bir araya gelmesiyle, diğer koşulların da varlığı halinde örgütün oluşması olanaklı ve amaç suçların işlenmesine gerek bulunmamakta ise de iddia edilen eylemlerden bir mahkûmiyet hükmü/hükümlerinin mevcut olmasının ve bir kısım şikâyetler hakkında takipsizlik kararlarının verilmiş olması karşısında mutlak surette 'en az üç kişinin' mahkûm olması zorunluluğu aranmalıdır ve en az üç kişi bulunması aynı zamanda bir cezalandırma şartıdır. (İsmail Dursun: Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma TCK m. 220, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2009, s. 158). Farklı bir düşünce, zamanaşımı kararının niteliğine aykırı düşecektir. Öncelikle ve hemen belirtmeliyim ki, zamanaşımı bir ceza hukuku kurumudur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Yaptırımlar' başlıklı üçüncü kısmının 'Dava ve Cezanın Düşürülmesi' başlıklı dördüncü bölümünde 66-72 nci maddeler arasında düzenlenmiştir. Dava zamanaşımına ilişkin olarak 66 ncı maddede; ‘kamu davası … düşer’, ceza zamanaşımına ilişkin 68 inci maddede ise; ‘cezalar … infaz edilmez’ denilmektedir. Kanunda öngörülen sürelerin de farklı olması nazara alındığında TCK'ndaki zamanaşımı kurumunun maddi ceza hukukuna dahil olduğu açıktır. (Mehmet Emin Alşahin: Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2010, s. 27 vd.). Öte yandan dava ve ceza zamanaşımına ilişkin düzenlemelere ceza kanununda yer verilmesinin yanısıra üst norm olan Anayasanın 38. maddesinin 2. fıkrasında 'Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır', şeklinde maddi ceza hukukunun önemli ilkelerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesine atıf yapılmış olması da kurumun maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunu göstermektedir. Anayasanın suç ve cezalara ilişkin esasları düzenleyen 38. maddesinin 1. fıkrası, 'Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suç işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır ceza verilemez' şeklindedir. Zamanaşımı süresinin dolmasında da anılan fıkranın gözetileceği, maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Görülüyor ki, dava zamanaşımının dolması karşısında kişiye ceza verilemeyecektir. Bir başka anlatımla devletin ceza verme yetkisi kalkacaktır, kişinin masumiyeti korunacaktır. Hatta dava bile açılabilmesi olanaksız hale gelecektir. Gerçekten de soruşturma evresinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç; Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt:2, Ankara, 2010, s. 2272, ayrıca a.g.e, dipnot, 699’da anılan yazarlar). Zamanaşımının dolması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına ya da kovuşturma evresinde davanın düşmesine karar verilmesi halinde 'dava zamanaşımı süresi dolan suç, ne içtima, ne tekerrür ne de itiyadi suçların belirlenmesinde dikkate alınabilir. Zira ortada bir mahkûmiyet hükmü bulunmamaktadır.' (Fahri Gökçen Taner: Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Ankara, 2008, s. 125). Dava zamanaşımının dolması sebebiyle davanın ortadan kaldırılması halinde, kişi hakkında mahkûmiyet kararı olmadığı için yargılama giderlerini ödemesine, bizatihi suç teşkil etmiyorsa müsadereye de karar verilemez. (Yaşar- Gökcan- Artuç, age, s. 2272; Taner, a.g.e., s. 126; 6. CD. 26.05.1986, 4945/5834). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 1983 tarihli Mineci/İsviçre kararında, zamanaşımı nedeniyle düşmüş bir davanın giderlerinin sanığa yüklenmesinin suçsuzluk karinesine aykırı olduğuna ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. (Taner, a.g.e., s. 126). Normatif düzenlemeler ile öğreti ve içtihatlardan anlaşılmaktadır ki, zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesi karşısında yargılanan kişi o suçtan masumdur; aleyhine hiçbir sonuç doğmaz ve düşme (ortadan kaldırma) kararına konu olan suç da hukuksal olarak hiçbir şekilde, hiçbir yerde ve özellikle bir başka suç/kişi yargılamasında nazara alınamaz. Nisbi mahkeme yöntemiyle bir başka kişinin/sanığın aleyhine kullanılamaz; somut olayda en az üç kişi kavramı içinde mütalaa edilemez. Konunun ölüm, firar, cezai ehliyetsizlik halleriyle de benzerliği bulunmamaktadır. ...Yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerle ortada örgüt suçunun yasal unsurları oluşmadığından yerel mahkeme kararının bozularak beraat kararı verilmesi gerektiği..." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. 2- Sanık hakkında rüşvet alma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasının mümkün olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusuna gelince; Uyuşmazlığın çözümünde isabetli bir sonuca ulaşılabilmesi bakımından öncelikle rüşvet suçuna değinilerek rüşvet alma suçunun suç işlemek amacıyla kurulan örgüt faaliyeti kapsamında işlenip işlenemeyeceğinin değerlendirilmesi, daha sonra 5237 sayılı TCK'nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanma koşullarının irdelenmesi gerekmektedir. Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta da rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. 5237 sayılı TCK’nun 252. maddesinde “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca “nitelikli rüşvet suçu” ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 87. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nun 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak “basit rüşveti” de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle 5237 sayılı TCK'nun 252. maddesinin birinci fıkrasında; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren” bakımından, İkinci fıkrasında ise; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır” biçiminde ifade edilmek suretiyle de “rüşvet alan kamu görevlisi” açısından “rüşvet suçu” tanımlanmıştır. Suç örgütlerinin kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmaları karşısında, rüşvet alma suçunun da örgütün kurucuları, yöneticileri ya da üyeleri tarafından örgütün hiyerarşisi ve iş bölümü içinde işlenmesi hâllerinde, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edilmelidir. 5237 sayılı TCK'nun "Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular" başlıklı 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasında "Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir" düzenlemesi yer almaktadır. 5275 sayılı Kanunun 108. maddesinde düzenlenen mükerrirlere özgü infaz rejimi; özel bir infaz rejimi olmayıp, tekerrür veya özel tehlikeli suçluluk hallerinde hükümlünün şartlı salıverilmeden yararlanabilmesi için infaz kurumunda geçirmesi gereken süreyi uzatan özel bir durumdur. Maddeye göre, mükerrir ve özel tehlikeli suçlular, mahkûm oldukları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılını, müebbet hapis cezasının otuzüç yılını ve süreli hapis cezasının dörtte üçünü infaz kurumunda iyi halli olarak geçirmeleri durumunda şartlı salıvermeden yararlanabilecektir. Bununla birlikte mükerrir ve özel tehlikeli suçlu oldukları belirlenenler hakkında cezalarının infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanacaktır. 5275 sayılı Kanunun 107. maddesinin dördüncü fıkrası da "Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler... " şeklinde düzenlenmiştir. Özel tehlikeli suçlular düzenlenmesine ilk kez 5237 sayılı TCK'da yer verilmiş olup, kanun koyucu itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçluyu özel tehlikeli suçlu olarak kabul etmiştir. Özel tehlikeli suçlular bakımından, mükerrerliğin şartları oluşmaksızın mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması esası getirilmek suretiyle, cezanın özel önleme amacı ön plana çıkarılmıştır. Söz konusu kişilerin özel tehlikeli olarak kabulünün sebebi ise diğer suç faillerine göre suça eğilimlerinin yüksek olmasıdır. "Örgüt mensubu suçlu" 5237 sayılı TCK'nun "Tanımlar" başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde; "Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişi, anlaşılır” şeklinde tanımlanmıştır. İtiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçluluk hallerinden birinin varlığı mahkemece tespit edildiği takdirde, hükümde bu durumun açıkça belirtilip, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.02.2014 gün 399-58 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu aşamada sanık hakkında kurulan ilk hükümde TCK'nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının gösterilmemesi ve aleyhe temyiz bulunmaması karşısında, bozmadan sonra kurulan hükümde TCK'nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasının cezayı aleyhe değiştirememe ilkesini ihlal edip etmediği değerlendirilmelidir. Ayrıntısına Ceza Genel Kurulunun 03.04.2012 gün ve 353-129 sayılı kararında yer verildiği üzere, aleyhe bozma yasağı; "temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında, hükümde, yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır. Anılan kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz" şeklinde kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ceza muhakemesi hukukumuzda bu madde dışında yaptırım ve cezayı aleyhe değiştirme yasağını düzenleyen başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre ceza hukukunda genel anlamda kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca 1412 sayılı CMUK'nun 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir "cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi" veya "aleyhte düzeltme yasağı"nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 307. maddesinin dördüncü fıkrasında da; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz" düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi korunmuştur. Kanunun açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere; yaptırım ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza ve yaptırım miktarı ile sınırlıdır. Kanun koyucu suçun niteliği veya adı yönünden sanık yararına kazanılmış bir hak tanımamıştır. TCK'nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ya da örgüt mensubu suçlu olmanın zorunlu sonucu olarak uygulanan infaza ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan ilk hükümde TCK'nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmaması ve aleyhe temyiz bulunmaması hâlinde, bu husus 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesi uyarınca aleyhe değiştirmeme ilkesi kapsamında değerlendirilemeyecek ve kazanılmış hakka konu edilemeyecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; ...Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin, ... ilçesinde bulunan inşaatında yapı yüksekliğinin beş metreden sekiz metreye çıkarılması talebiyle plan tadilatı için müracaat etmesi üzerine, sanık ...'ın belediye başkan vekili olan inceleme dışı sanık ...'la birlikte, talep doğrultusunda planda tadilat yapılması hususunda belediye meclisinde karar çıkarılması için daha önce ... Belediyesinde görevli iken suç tarihinde adı geçen firmada mimar olarak çalışan inceleme dışı sanık ... aracılığıyla, inceleme dışı sanık ...'yla 100.000 Amerikan Doları rüşvet karşılığında anlaştıkları, sanık ...'ın suç işlemek amacıyla kurduğu ve yönettiği örgütün hiyerarşisi ve işbölümü içinde, belediye meclis üyesi olan inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un imar planında değişiklik yapılması yönünde oy kullanmalarını sağlamak suretiyle belediye meclisinde imar planının istenildiği gibi değiştirilmesi yönünde karar aldırarak, rüşvete konu olan parayı inceleme dışı sanık ... ile birlikte alıp, adı geçen sanıklarla paylaşmaları karşısında; sanık ...'ın rüşvet alma suçunu örgüt faaliyeti kapsamında işlemesi nedeniyle, hakkında kazanılmış hak konusu olmayan TCK’nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmalıdır. Bu nedenle, sanık ... hakkında rüşvet alma suçundan TCK'nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü usul ve kanuna uygun olup, bu hükmü onayan Özel Daire kararında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden de reddine karar verilmelidir. Bu uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan; Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Somut olayda, sanık ... ile birlikte rüşvet alan ve rüşvet veren inceleme dışı sanıklar arasında gevşek de olsa hiyerarşik bağın olmadığı, rüşvet alan veya veren inceleme dışı sanıkların sürekli bir şekilde amaç suç olan rüşvet suçunu işlemeye yönelik iradelerinin bulunmadığı, sanık ... ile inceleme dışı sanıkların münferit olarak rüşvet alma ve verme suçunu işlemek için bir araya gelmiş oldukları ve aralarındaki iradenin iştirak iradesi olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan örgüt mensubu kişinin örgütten bağımsız olarak kendi adına suç işleyebileceği gibi örgüt mensubu bir kaç kişinin örgüt adına değil iştirak iradesiyle kendi adlarına suç işlemeleri de mümkündür. Olayımızda sanık ...'ın çoğunluğu suç örgütü içinde yer almayan belediye meclisi üyeleri ile iştirak halinde rüşvet anlaşması üzerine rüşvet alma suçları suç örgütü kapsamında veya bu örgüt adına işlenmiş suç değildir. Suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nun 212. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen basit rüşvet alma suçunda fail, rüşvet almasına veya vaat ya da taahhüdü kabul etmesine karşın görevinin gereğini yerine getirdiği için bu hâlde memuriyet sıfatını, ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli rüşvet alma suçunda ise, görevinin gerektirdiğinin aksine yapmaması gereken işi yapmak yahut yapması gereken işi yapmamak biçiminde davranış gösterdiği için memuriyet görevini kötüye kullanmakta ve memurun, memuriyetine ait belirli işlerde, iş sahibi tarafından sağlanan veya sağlanması vaad edilen menfaat karşılığı, görev dışı davranılması hususunda (her ikisinin serbest iradeleriyle) anlaşmaya (rüşvet anlaşması) varmalarıyla rüşvet suçu oluşmaktadır. 765 sayılı TCK’nun 209/1. maddesinde düzenlenen icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçunda ise; icbarın, manevi cebir anlamında olduğu ve cebir unsurunun manevi tazyikle gerçekleşeceği, mağdurun meydana getirilen korkunun etkisi altında suçu işlemesi hâlinde icbarın gerçekleşmiş sayılacağı, manevi cebirin belli bir şiddete ulaşmasının, ciddi olmasının, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmamasının, mağdurun iradesinin oluşumunu etkileyecek ve yapmak istediğinden başka bir hareketi yapmasına neden olacak şekilde baskı yapılmasının gerekeceği Ceza Genel Kurulunun süregelen kararlarında vurgulanmıştır. Suç tarihinde yürürlükte olan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun 1. maddesinde; suç işlemek için örgüt kurma suçunun, zor veya tehdit uygulamak suretiyle yıldırma, korkutma veya sindirme gücünün kullanılması şeklinde tahdidi olarak sayılan yöntemlerle işlenebileceğinin düzenlenmesi, rüşvet alma suçunun tarafların serbest iradesiyle işlenebilen bir suç olması, 4422 sayılı Kanunun 1. maddesinde sayılan zor veya tehdit uygulamak suretiyle yıldırma, korkutma veya sindirme gücünün kullanılması hâlinde ise irtikap suçunun oluşacağının anlaşılması karşısında, suç tarihi itibarıyla rüşvet alma suçunun suç işlemek amacıyla kurulan örgüt faaliyeti kapsamında işlenemeyeceği kabul edilmelidir. Bu itibarla; itirazın değişik gerekçeyle kabulüne, sanık ... hakkında rüşvet alma suçu yönünden Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanamayacağının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak bu hususun yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm fıkrasından TCK'nun 58. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasına ilişkin kısmın çıkarılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle, Genel Kurul Üyesi ...; "...Ayrıca somut olayda sanık hakkında rüşvet alma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 252/1. maddesi uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuş, aynı Kanunun 58/9. fıkrası uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine de karar verilmiştir. Suç ve iddianame tarihine göre iddia edilen eylemde 5237 sayılı TCK'nun yürürlüğünden önce karar verilebilseydi rüşvet suçundan mahkûmiyet kararı verilebilseydi dahi 4422 sayılı Kanunun 1/6. maddesinin uygulanabilmesi olanaksızdı. Ceza Genel Kurulu çoğunluğu rüşvet suçunun örgütün amaçları doğrultusunda işlendiğini kabul ederek lehe yasa kuralı gereği 4422 sayılı Kanunun 1/6. fıkrası uyarınca cezanın artırılmasını olanaksız gördüğü için TCK 58/9. maddesinin nazara alınmış olduğunu benimsemiş ve uygun görmüştür. Oysa 4422 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu evrede Yargıtay Özel Dairesi 4422 sayılı Kanunun 1/6. maddesini 1/1. madde ile birlikte yorumlamış 1/6. maddedeki '…birinci fıkrada gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere işlenen suçlardan' yağma, müessir fiil, tehdit, adam öldürme suçlarının anlaşılması gerektiğini kararlaştırmıştır. (8. CD. 22.01.2001, 23680/1432 M. Naci Ünver: Uygulamada Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ve Cürüm İşlemek İçin Teşekkül Oluşturmak, Ankara, 2001, s. 31-34). Öte yandan amaç suçtan ceza verilmesi halinde, örgüt mensubu olarak ceza verilmemiş ise amaç suçun cezası 4422 sayılı Kanunun 1/6. maddesi uyarınca artırılamayacaktır. (Vesile Sonay Evik: Çıkar Amaçlı Örgütlenme Suçu, İstanbul, 2004, s. 334; Cihan Kavlak: Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, Ankara, 2013, s. 353 vd. ). Suç tarihi nazara alındığında 4422 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu evrede rüşvet suçundan verilen mahkûmiyette, Özel Dairenin yerleşmiş kararlarına göre 4422 sayılı Kanunun 1/6. maddesi uyarınca ceza artırımı söz konusu olamayacağı için lehe yasa uygulamasında TCK'nun 58/9. maddesinde öngörülen infaz rejimine de karar verilmesi olanaksızdır. Yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerle TCK'nun 58/9. maddesinin uygulanması koşulları bulunmadığı" görüşüyle, Genel Kurul Üyesi ... ise; "Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; sanık hakkında rüşvet suçundan mahkûmiyet kararına bağlı olarak 5237 sayılı TCK’nun 58/9. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir. Sübuta erdiği kabul edilen suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme suçu, temâdi eder nitelikte işlenmiş olup, suç tarihi; 1989 ile 11.04.2001 tarihleri arasındadır. Lehe kanun uygulaması dolayısıyla ve yerinde bir değerlendirme sonucu, mülgâ 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu yerine, sanığın daha lehine olan 5237 sayılı TCK’ndan mahkûmiyeti cihetine gidilmiştir. 5237 sayılı TCK’nun sisteminde tekerrür bir artırım nedeni değil, bir infaz rejimidir. 5252 sayılı Kanunun 9 ve 5237 sayılı TCK’nun 7/3. maddeleri uyarınca, hükmün kesinleşmesine kadar olan hükümler karşılaştırılıp, lehe olan kanunun belirlenmelidir. İnfaz aşamasında ise; ikinci bir değerlendirme yapılarak, bu aşamada lehe olan kanun blokunun ayrıca tespiti ve uygulanması gerekir. Sözü edilen kanun hükümleri ile Yargıtayımızın istikrar bulmuş içtihatları uyarınca, 01.06.2005’ten önce işlenen suçlardan dolayı, 5237 sayılı TCK hükümlerinin lehe olduğu tespit edildiği taktirde, sanık mükerrir olsa bile hakkında TCK’nun 58. maddesi uygulanamaz ise de; 4422 sayılı Kanunun 13. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 17. maddelerinin yollamasıyla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 107. maddesinde öngörülen koşullu salıverme oranları ile 5237 sayılı TCK’nun 58/9. maddesinde öngörülen oranlar aynıdır. Bu itibarla yukarıda belirtilen yanlış gerekçe bozma nedeni olmayıp, karar yerinde düzeltilebilecek bir hatadır. Ancak; rüşvet verme suçu yönünden aynı sonuca ulaşmak mümkün değildir. Öncelikle ifade etmek isteriz ki, suç işleme amacıyla örgüt kurma suçu vesilesiyle tekerrüre ilişkin olarak yukarıda yaptığımız açıklamalar rüşvet verme suçu bakımından da geçerlidir. Ayrıca; rüşvet verme suçu, 4422 sayılı Kanunda düzenlenen organize suç örgütlerinin amaç suçlarından değildir. Organize suç örgütlerinin faaliyetleri kapsamında işlenmesi mümkün olmayan bir suçtan dolayı da 4422 sayılı Kanunun 1/6. maddesindeki artırım yapılamayacağı gibi, aynı Kanunun 13. ve 3713 sayılı Kanunun 17. maddeleri ile 5275 sayılı Kanunun 107 ve 108. maddelerinde belirtilen koşullu salıverme süreleri de uygulanamaz. Bu itibarla sanığın 01.06.2005'ten önce işlediği sâbit kabul edilen rüşvet alma suçunda lehe kanun olan 5237 sayılı TCK’nun 252/1. maddesinden hüküm verilmesi yerinde ise de; sanık hakkında aynı Kanunun 58/9. maddesinin uygulanması hukuka aykırıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı bu yönden kabul edilmelidir" düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık yönünden REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.05.2017 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2013/16502 E., 2013/29338 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
1-5237 sayılı TCK'nun da cezaların içtimaına dair bir düzenlemenin bulunmadığı gözetilmeksizin, sanıklar ... ve ... haklarında, 2863 sayılı Kanunun 70. maddesi uyarınca tesis edilen hapis cezasından çevrilen adli para cezası ile gün para cezasının toplanmasına karar verilmesi,
12. Ceza Dairesi         2013/16502 E.  ,  2013/29338 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık Hüküm : 1- Sanık ...'un, a-2863 sayılı Kanunun 74/2, 5237 sayılı TCK'nın 62, 50/1-a, 52/2-4 maddeleri uyarınca mahkumiyetine, b- 2863 sayılı Kanunun 67, 5237 sayılı TCK'nın 62, 50/1-a 52/2-4 maddeleri uyarınca mahkumiyetine, 2- Sanıklar ... ve ...'ın, a-2863 sayılı Kanunun 74/2, 5237 sayılı TCK'nın 43, 62,50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyetilerine, b- 2863 sayılı Kanunun 70, 5237 sayılı TCK'nın 43, 62,50/1-a52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine, 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler sanıklar ... ve ... müdafii ile sanık ... tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Sit alanı olarak tespit ve tescil kaydı bulunmayan Altıntaş İlçesi, Pınarcık Köyü, Pınarbaşı Mevkiinin güvenlik güçleri tarafından yaklaşık bir aydan beri sürekli kontrol altında bulundurulduğu ve her kontrolde biraz daha kazıldığının tespit edildiği, en son suç tarihinde yapılan bir ihbar üzerine saat 24.00 sıralarında belirtilen mevkiiye intikal eden kolluk kuvvetlerinin olay yerinde 4x3 metre çapında, 3 metre derinliğinde kazı çukuru bulunduğunu, kazı yapan kişilerin çukur içerisine kazı malzemelerini bırakarak orman içerisine dağıldıklarını, saat 01.25 sıralarında şahısların ormanlık alandan tekrar kazı mahalline inerek olay yerinde bıraktıkları aletleri orman içerisine sakladıklarını, bu sırada devriye ekiplerinin şahısları takip ettiğini, daha önce olay yerinde bulunan 43 AY 649 plakalı traktörün kazı yapılan yere 75 metre mesafede durdurulduğunu, içerisinde temyize gelmeyen sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın bulunduğunu, olay yerinden yaklaşık 1-1,5 metre ilerde bulunan çeşmede ise geride kalan ekibi beklemekte olan 43 AV 627 plakalı aracın içerisinde sanık ... ile temyize gelmeyen sanık ...'ın beklemekte olduğunu, aynı gün yapılan araştırmada kazı mahallinden 60 metre uzaklıkta çalılık alana gizlenmiş vaziyette 1 adet kova, 3 adet kazma, 3 adet kürek, 1 adet balyoz, 2 adet manile ile tarafsız bilirkişi kurulu raporu ile 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliğini haiz bulunan 1 adet mezar sitelinin ele geçirildiğini, sanık ...'ın aşamalarda alınan savunmasında, suç tarihinde dava konusu mevkiide, temyize gelmeyen sanıklar..., ..., ..., ..., ... ve ... ile izinsiz olarak kazı yaptıklarını, kazıyı sanık ...'ın istemi üzerine gerçekleştirdiklerini beyan ettiği, mahkeme kararına istinaden yapılan dinleme sonucu elde edilen iletişimin tespitine ve dinlenmesine ilişkin tutanaklar incelendiğinde, sanık ...'ın söz konusu kazı ile ilgili olarak başta kazıyı finanse ve organize eden sanık ... olmak üzere kazı ekibinde bulunan diğer sanıklar ile sürekli irtibat halinde olduğunun belirlendiği, Yine sanık ...'ın ikrara yönelik savunmaları, mahkeme kararına istinaden yapılan dinleme sonucu elde edilen iletişimin tespitine ve kayda alınmasına ilişkin tutanaklar incelendiğinde, sanıklar ... ile ...'un 2006 yılının Mart ayı içerisinde, ...'un samanlığında define bulmak için kazı yaptıkları, ancak her hangi bir kültür varlığı bulamadıkları ve akabinde kazı çukurunu tekrar kapattıkları, sanık ...'ın sanık ...'a suç isnat etmesini gerektirir dosyaya yansıyan bir husumetinin de olmadığı nazara alındığında, sanıklar ... ve ...'ın üzerlerine atılı izinsiz olarak kazı yapma suçunu işlediklerinin sübuta erdiği, ancak kazının ulaştığı boyut ve derinliğin tespitinin mümkün olmaması nedeniyle şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca eylemin teşebbüs aşamasında kaldığının kabulünün gerektiği, 2006 yılı Mayıs ayı içerisinde sanık ... ile ...isimli kişinin Almanya'da çalıştığını beyan ettikleri ...isimli şahsa ait olup, tarafsız bilirkişi raporu ile 2863 sayılı Kanun kapsamında taşınır kültür varlığı niteliğini haiz olduğu belirlenen 1 adet tavus kuşu figürlü mermer parçasını sanık ...'ın evine getirdikleri, sanık ...'ın söz konusu eserin fotoğrafını çekerek temyize gelmeyen sanık ... vasıtasıyla sanık ...'a gönderdiği, sanık ...'ın söz konusu eseri görmek istemesi üzerine, sanık ...'ın mermer parçasını otobüsle İstanbul'a götürerek sanık ...'a gösterdiği, sanık ...'ın eseri beğenmeyerek geri gönderdiği, sanık ...'ın dava konusu eseri valiz içerisinde temyize gelmeyen sanık ...'ın samanlığına sakladığı, soruşturma sırasında bahse konu eserin sanık ...'ın yer göstermesi ile belirtilen yerden alınarak müze müdürlüğüne teslim edildiği, bu şekilde sanıklar ... ile ...'ın kültür varlığı ticareti suçuna aracılık ettikleri, Sanık ...'in aşamalarda alınan savunmasında kendisinin komisyon karşılığında tarihi eser alım satım işine aracılık ettiğini, bu kapsamda temyize gelmeyen sanık ...'ya ait olup tarafsız bilirkişi kurulu raporu ile 2863 sayılı Kanun kapsamında kültür varlığı niteliğini haiz olduğu ancak kırık ve noksan olması nedeniyle tasnif ve tescile tabi olmayıp, müzelik değer taşımadığı, müzede etütlük olarak saklanması gerektiği belirtilen 1 adet adak stelinin, temyize gelmeyen sanık ... tarafından kendisine getirildiğini, taşın para etmeyeceğini söyleyerek ...'ya iade ettiğini beyan ettiği, sanık ...'in de, sanık ... tarafından kendisine ait kahvehaneye bir mermer taş getirilerek sanık ...'e gösterildiğini, sanık ...'in “bu taş para etmez” demesi üzerine sanık ...'nın taşı tekrar evine götürdüğünü ifade ettiği, sanık ...'nın da aynı doğrultuda anlatımda bulunduğu anlaşılmakla, Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine ancak; A-Sanıklar ... ve ...'ın mahkumiyetlerine ilişkin hükümler yönünden yapılan incelemede; 1-Sanık ... tarafından, 13/06/2006 tarihinde Altıntaş İlçesi, Pınarcık Köyü, Başpınar Mevkiinde gerçekleştirilen izinsiz olarak kazı yapma eylemi ile ilgili olarak söz konusu yerin sit alanı olarak tespit ve tescil kaydının bulunmadığı belirlenmiş ve mahkemece 2863 sayılı Kanunun 74/2 maddesi uyarınca sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; 5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen izinsiz araştırma yapma suçu ile 2863 sayılı Kanunun 6. maddesinde belirtilen kültür ve tabiat varlıklarında, bunların koruma alanlarında, tespit ve tescil edilmiş sit alanlarında araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen toprak üstünde veya su altında kültür ve tabiat varlıklarının araştırılmasına yönelik eylemlerin yaptırım altına alındığı, somut durumda ise sanık ...'ın temyize gelmeyen diğer sanıklar ile birlikte suça konu taşınmazda araziye fiziki müdahalede bulunarak kazı yapması karşısında, mahkemece sanık ...'ın ve tutanak tanıklarının katılımı ile keşif yapılarak, fen ve tarafsız arkeolog bilirkişiler vasıtasıyla, kazı yapılan yerin 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı niteliğinde bulunup bulunmadığı, tespit ve tescil edilerek koruma altına alınan yerlerden olup olmadığı hususu tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenerek, sübuta eren eylemin 5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 74/1 veya 74/1-2. cümlesi ile değişiklik öncesi yürürlükte bulunan anılan Kanunun 74/1. cümlesi ya da 74/2. cümlesinde düzenlenen suçlardan hangisine temas ettiği, 5237 sayılı TCK'nın 7. maddesi uyarınca lehe kanun değerlendirmesi de yapılarak belirlendikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, hatalı nitelendirme ile 2863 sayılı Kanunun 74/2 maddesinde düzenlenen araştırma suçunun oluştuğunun kabulü ile sanık hakkında eksik ceza tayini, 2-Sanıklar ... ve ... tarafından, ...'un samanlığında gerçekleştirilen kazı eylemi ile ilgili olarak özellikle sanık ...'ın katılımı ile dava konusu yerde keşif icra edilerek fen ve arkeolog bilirkişiler vasıtasıyla, kazı yapılan yerin 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında korunması gerekli yerlerden olup olmadığı tereddüte yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra, sübuta eren eylemin 5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 74/1 veya 74/1-2. cümlesi ile değişiklik öncesi yürürlükte bulunan anılan Kanunun 74/1. cümlesi ya da 74/2. cümlesinde düzenlenen suçlardan hangisine temas ettiği, 5237 sayılı TCK'nın 7. maddesi uyarınca lehe kanun değerlendirmesi de yapılarak tereddüte yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra, kazı çukurunun daha sonra sanıklar tarafından kapatılması sebebiyle kazının boyutlarının tespit edilememesi karşısında eylemin teşebbüs aşamasında kaldığının kabulünde zorunluluk bulunduğu hususu da dikkate alınarak, sanıkların hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, hatalı nitelendirme ile 2863 sayılı Kanunun 74/2 maddesinde düzenlenen araştırma suçunun oluştuğunun kabulü ile sanık ... hakkında eksik ceza tayini, sanık ... hakkında ise (1) numaralı bozma nedeninde belirtilen kazı eylemi ile farklı yer ve farklı tarihlerde icra edilen bahse konu kazı suçunun sanık ... yönünden ayrı bir suç teşkil edeceği gözetilmeksizin adı geçen sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükmünün tatbikine karar verilmesi, 3-Açık kimlik bilgileri belirlenemeyen ...isimli kişiye ait olup tarafsız bilirkişi raporu ile 2863 sayılı Kanun kapsamında taşınır kültür varlığı niteliğini haiz olduğu belirlenen 1 adet tavus kuşu figürlü mermer parçasının sanık ... tarafından izinsiz olarak satışa arz edildiğinin sabit olduğu, sanığın sübuta eren eyleminin 5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 67/2 ve değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 67 maddesine temas eden suçu oluşturduğu gözetilmeksizin sanık hakkında izinsiz olarak kültür varlığı bulundurma suçunu düzenleyen 2863 sayılı Kanunun 70. maddesinin tatbikinin, yine sanığın komisyon karşılığında tarihi eser ticareti suçuna aracılık ederek iştirak ettiği iddia olunmuş ve sanık ...'ın savunmasında; çeşitli tarihlerde tarihi eser alım satımına komisyon karşılığında aracılık ettiğini, sanık ...'un kendisinde bronz sikkeler bulunduğunu ve bunları satmak istediğini söylemesi üzerine tarihi eser alım satım işi ile uğraşan soy ismini bilmediği Murat isimli kişiyi Altıntaş'daki evine çağırdığını, eserleri ona gösterdiğini ancak almak istemediğini, sanık ... tarafından kendisine getirilen 30-40 adet sikkeyi de Murat isimli kişiye gösterdiğini, sanık ...'a çeşitli tarihlerde tarihi eser gösterdiğini beyan etmiş ve iletişimin tespiti tutanaklarında bu yönde bir kısım görüşmeler mevcut ise de, bu savunmanın diğer sanıklar tarafından inkar edilmesi, izinsiz kültür varlığı ticareti suçunun 5271 sayılı CMK'un 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan olmadığı, bu itibarla söz konusu suç yönünden görüşme detaylarının hukuka uygun delil olarak kabul edilemeyeceği, ticarete konu edildiği iddia olunan eserlerin sanıkların ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda da ele geçirilmemiş olması karşısında, görüşme içeriklerinde ve sanık ...'ın savunmalarında bahsi geçen eserlerin 2863 sayılı Kanunun 23. maddesi kapsamında taşınır kültür varlığı niteliğini haiz olup olmadıklarının da belirlenemediği, kaldı ki korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının, tek suç işleme kararının icrası kapsamında, farklı tarihlerde ticarete konu edilmesi halinde, teselsül hükümlerinin uygulama alanı bulacağı, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşirse, tek suç işleme kararı söz konusu olmayacağından ayrı ve bağımsız suçlar oluşacağı gözetilmeksizin, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükmünün tatbiki ile hüküm tesis edilmesi, B-Sanık ...'in mahkumiyetine ilişkin hükümler yönünden yapılan incelemede ise; 1-Her ne kadar sanık ..., Cumhuriyet Savcılığında alınan savunmasında; temyize gelmeyen sanıklar ... ve ... ile 2006 yılı Mart ayı içerisinde izinsiz olarak kazı yaptıklarını beyan etmiş ise de, yargılama aşamasında bu savunmasından vazgeçerek izinsiz olarak kazı yapmadığını sadece Gecek ve Eymir Köyleri arasında izinsiz olarak araştırma yaptığını ifade etmesi, kolluk tarafından söz konusu mevkiide yapılan araştırmada her hangi bir kazı çukurunun tespit edilememesi, söz konusu yerin 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında korunması gerekli yerlerden olmaması, sit alanı olarak tespit ve tescil kaydının bulunmaması, sanıklar ... ve ...'in aşamalarda alınan savunmalarında sanık ... ile izinsiz olarak kazı ve araştırma yapmadıklarını ifade etmeleri karşısında, sanık ...'in üzerine atılı zincirleme şekilde izinsiz olarak kazı yapmak suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yerinde olmayan gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi, 2- Sanık ...'in temyize gelmeyen sanık ...'ya ait 1 adet adak stelinin alım satımına aracılık ederek izinsiz olarak kültür varlığı ticareti suçuna iştirak ettiği sabit olmakla birlikte, hükme esas alınan tarafsız bilirkişi kurulu raporu ile söz konusu varlığın 2863 sayılı Kanun kapsamında kültür varlığı niteliğini haiz olduğu ancak kırık ve noksan olması nedeniyle tasnif ve tescile tabi olmayıp, müzelik değer taşımadığı, müzede etütlük olarak saklanması gerektiği hususlarının belirlendiği, bir eserin hem 2863 sayılı Kanun kapsamında, hem de tasnif ve tescil dışı olmasının, aynı anda etütlük mahiyette bulunmasının mümkün olmadığı gözetilmeksizin, mahkemece kendi içinde çelişkiler içeren rapora itibarla ve yerinde olmayan gerekçe ile sanığın üzerine atılı eylemin izinsiz olarak kültür varlığı bulundurma suçunu oluşturduğunun kabulü ile hüküm tesis edilmesi, yine sanık ... tarafından, değişik tarihlerde ve değişik kişiler arasında kültür varlığı ticareti işine aracılık ettiği beyan edilmiş ise de; izinsiz kültür varlığı ticareti suçunun 5271 sayılı CMK'un 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan olmadığı, bu itibarla söz konusu suç yönünden görüşme detaylarının hukuka uygun delil olarak kabul edilemeyeceği, ticarete konu edildiği iddia olunan eserlerin sanıkların ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda da ele geçirilmemiş olması karşısında, görüşme içeriklerinde ve sanık ...'in savunmalarında bahsi geçen eserlerin 2863 sayılı Kanunun 23. maddesi kapsamında taşınır kültür varlığı niteliğini haiz olup olmadıklarının, bu itibarla atılı suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının da belirlenemediği, kaldı ki korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının, tek suç işleme kararının icrası kapsamında, farklı tarihlerde ticarete konu edilmesi halinde, teselsül hükümlerinin uygulama alanı bulacağı, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşirse, tek suç işleme kararı söz konusu olmayacağından ayrı ve bağımsız suçlar oluşacağı gözetilmeksizin, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükmünün tatbiki ile cezada arttırım yapılması, C-Kabul ve uygulamaya göre de, 1-5237 sayılı TCK'nun da cezaların içtimaına dair bir düzenlemenin bulunmadığı gözetilmeksizin, sanıklar ... ve ... haklarında, 2863 sayılı Kanunun 70. maddesi uyarınca tesis edilen hapis cezasından çevrilen adli para cezası ile gün para cezasının toplanmasına karar verilmesi, 2-Sanık ... hakkında kültür varlığı ticareti suçundan hüküm kurulurken 2863 sayılı Kanunun 67. maddesinin hangi fıkrasına göre ceza tesis edildiğinin belirtilmemesi, yine kararın gerekçe kısmında sanığın tarihi eser ticareti suçunu işlediği belirtilmesine rağmen sanık hakkında 2863 sayılı Kanunun 5278 sayılı Kanun ile değişik 67/1 maddesinde düzenlenen bildirim yükümlülüğüne aykırılık suçunun cezasına hükmolunarak çelişkiye neden olunması, 3-2863 sayılı Kanun kapsamında müzelik değeri haiz taşınır kültür varlıklarının 2863 sayılı Kanunun 75. maddesi uyarınca Müze Müdürlüğüne teslimine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, suça konu 1 adet mezar steli, 1 adet adak siteli ile 1 adet tavus kuşu kabartmalı mermer parçasının akıbetleri hakkında her hangi bir hüküm tesis edilmemesi, Kanuna aykırı olup, sanıklar ... ve ... müdafii ile sanık ...'un temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sanıkların kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 17/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2009/8924 E., 2010/578 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
hakkında verilen hüküm Dairemizce onanarak kesinleşmiş olup 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi nedeniyle yeniden duruşma açılarak 765 sayılı TCK.nun 70, 3002 sayılı Yasanın 6/2, 647 sayılı Kanunun 19/1. maddeleri uyarınca içtima ettirilerek infazın 20 yıl hapis üzerinden yapılmasına dair (...) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 26/06/2009 gün ve 236/236 sayılı kararın Y
1. Ceza Dairesi         2009/8924 E.  ,  2010/578 K. "İçtihat Metni" Adam öldürmek suçundan ... hakkında verilen hüküm Dairemizce onanarak kesinleşmiş olup 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi nedeniyle yeniden duruşma açılarak 765 sayılı TCK.nun 70, 3002 sayılı Yasanın 6/2, 647 sayılı Kanunun 19/1. maddeleri uyarınca içtima ettirilerek infazın 20 yıl hapis üzerinden yapılmasına dair (...) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 26/06/2009 gün ve 236/236 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi hükümlü müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi. TÜRK MİLLETİ ADINA Hükümlü ... hakkında 765 Sayılı TCK.nun 450/4,31 ve 33.(iki kez) maddeleri gereğince kurulup kesinleşen hükümden sonra yürürlüğe giren, 5237 Sayılı TCK.nun 7 ve 5252 sayılı TCK.nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi uyarınca bozma üzerine yeniden duruşma açılarak yapılan uyarlama sonucu kurulan hükümde düzeltme sebebi dışında kanuna aykırı cihet görülmediğinden hükümlü müdafiinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle; hükümlü hakkında infazın kısıtlanmasına sebep olan 647 sayılı Yasanın uygulanması yasaya aykırı ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CMUK.nun 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasındaki, "Hükümlü ... Koç'un cezasının infazının 647 sayılı Kanunun 19/1.maddesi uyarınca 20 yıl üzerinden yapılmasına ve aynı Kanunun ek 2.maddesine göre ayda 6 gün indirim yapılmak suretiyle cezasının infaz edilmesine" olan kısmın hükümden çıkartılmasına karar vermek suretiyle DÜZELTİLEN, re’sen de temyize tabi bulunan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA), 03/02/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Müsadere zamanaşımı süresi, hükmün kesinleşmesinden itibaren kaç yıldır?

A) 10 Yıl
B) 15 Yıl
C) 20 Yıl
D) 25 Yıl
E) 30 Yıl

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol