5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 98

Türk Ceza Kanunu 98. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 98- (1) Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. BEŞİNCİ BÖLÜM Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma Çocuk düşürtme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

40 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2017/1046 E., 2021/298 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
Örneğin; TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yan
Ceza Genel Kurulu         2017/1046 E.  ,  2021/298 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 255-262 Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonunda ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince 27.05.2013 tarih ve 195-188 sayı ile; sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nın 37/1, 81/1, 83/3, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiştir. Hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.04.2015 tarih, 1612-2788 sayı ve oy çokluğuyla; “...Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre, sanıkların çalıntı bir araçla gece vakti maktulün bekçi olarak çalıştığı, kurbanlık hayvan satışı yapılan ağılın önüne hayvan hırsızlamak amacıyla yaklaştıklarında maktulün sanıkları fark ettiği, ele geçmeyen tabancasını alarak dışarıya çıktığı, araca doğru ateş etmeye çalıştığı sırada sanıklardan ...'in kullandığı aracı maktulün üzerine sürdüğü, maktulün çarpmayla birlikte çamura saplanan aracın altında kalarak sıkıştığı, sanıkların olay yerinden yaya olarak kaçtıkları, araç ile zemin arasında ertesi güne kadar kalan maktulün bu nedenle öldüğü anlaşılan olayda, fikir ve irade birliği içinde hareket eden sanıkların amaçladıkları hırsızlık suçunu gizlemek ve yakalanmamak amacıyla, icrai hareketle maktulü öldürdükleri gözetilerek TCK’nun 82/1-h maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları yerine yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hükümler kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri ... ve ...; "Sanık ...'ın hırsızlık suçu konusunda fikir ve irade birliği içerisinde diğer sanıkla birlikte hareket ettiği sabit ise de, sanık ...'ın TCK'nın 37. maddesi kapsamında öldürme suçuna iştirak ettiğini kabul etmenin olanaksız olduğu, sanık ...'ın maktule araçla çarpan sanığın yanında ve o araçta olmasının TCK'nın 37. maddesi anlamında suça iştirak ettiğini göstermeyeceği, öldürme suçu konusunda bir anlaşmalarının olmadığı, olayın ani bir şekilde geliştiği, TCK'nın 39. maddesi kapsamında bir değerlendirme yapıldığında TCK'nın 39/2-a maddesinde 'suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek'. TCK'nın 39/2-b maddesi kapsamında 'suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.' TCK'nın 39/2-c maddesinde 'suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.' olarak tanımlanan yardım etme unsurlarının sanık ... yönünden somut olayda gerçekleşmediği, sanık ...'ın sorumluluğunun ancak maktule araçla çarpılmasından sonra başladığı, ölümü engelleme noktasında bir çaba göstermeyen sanık ...'ın eyleminin TCK'nın 83/2-b maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, buna göre mahkemenin eylemin TCK'nın 83/3 maddesi kapsamında kaldığına dair görüşünün doğru olduğu, hükmün sanık ... yönünden onanması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Bozmaya uyan ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince 05.10.2015 tarih ve 255-262 sayı ile; sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 82/1-h, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiş, karar tarihi itibarıyla ceza miktarı yönünden resen temyize tabi olan hükmün sanık ve müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.03.2017 tarih, 528-706 sayı ve oy çokluğuyla; hükmün TCK’nın 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri ... ve ...; "...Sanıkların olay yerine hırsızlık yapmak amacıyla geldikleri konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sanıklar olay yerine birlikte ve hırsızlık yapmak amacıyla gelmişlerdir. Öldürme suçu konusunda önceden anlaşmaya vardıklarını söylemek mümkün değildir. Çoğunluk görüşünde olduğu gibi öldürme suçu konusunda fikir ve irade birliği içerisinde değillerdir. Ani gelişen bir olayda, direksiyonda bulunan sanığın eylemine diğer sanık ...’ın TCK’nın 37. maddesi kapsamında katıldığını söylemek mümkün olmadığı gibi, TCK’nın 39. maddesi kapsamında bir yardımdan da bahsetmek mümkün değildir. Bu durumda kullandığı araçla maktule çarpan sanığın yanında olan diğer sanığın durumu ne olacaktır? Burada sanık ...’ın eyleminin TCK’nın 83/3. maddesi kapsamında kaldığını değerlendirmekteyiz. Somut olayda, sanık ...’ın sorumluluğunun maktule araçla çarpıldıktan sonra başladığını kabul etmek durumundayız. Sanık ...’ın, maktulün araç altında kaldığını, bir şekilde müdahale yapabilecek yerlere bildirmesi hâlinde maktulün kurtulması mümkündür. Çünkü çarpma sonrasında maktulün canlı olduğu anlaşılmaktadır. Maktul sabaha kadar araç altında kalmasının etkisiyle ölmüştür. Bu açıklamalar ışığında sanık ...’ın eyleminin TCK’nın 83/3. maddesi kapsamında olduğu," gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.06.2017 tarih ve 408671 sayı ile; "...Sanık ...'in eyleminin, 5237 sayılı TCK'nın 82/1-h maddesindeki bir suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçu değil, TCK'nın 83/2-b maddesindeki kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu oluşturduğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.09.2017 tarih, 1453-2836 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında hırsızlık suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin, sanık ... hakkında hırsızlık suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak, nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ise düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup inceleme itirazın kapsamına göre sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ...’in maktule yönelik eyleminin nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun; 2- Sanığın eyleminin nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde; sanığın bu suça iştirakinin TCK’nın 37. maddesi kapsamında “müşterek faillik” mi yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında “yardım eden” niteliğinde mi olduğunun, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 12.12.2010 tarihli otomobil hırsızlığı müracaat tutanağında; ...’nın saat 22.00 sıralarında Küçükköy Polis Merkezi Amirliğine müracaat ederek aynı gün saat 19.30’da Kazım Karabekir Mahallesi, 840. Sokağa park ettiği ... plaka sayılı, Murat marka, Kartal model aracının çalındığını belirterek aracını çalan kimliğini bilmediği kişi veya kişilerden şikâyetçi olduğunun ifade edildiği, 13.12.2010 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı gün saat 08.30 sıralarında ... ili, Avcılar ilçesi, Cihangir Mahallesi, Haramidere mevkisinde bulunan adak ve kurbanlık hayvan satış yerinde bir ceset olduğunun bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, boş arazide ... plaka sayılı, beyaz renkli, Murat marka, Kartal model bir aracın görüldüğü, aracın altında, araçla ıslak toprak arasında sıkışarak yüzükoyun şekilde yere yatmış bir erkek cesedinin bulunduğu, ceset ve yakındaki kulübe etrafında yapılan inceleme sonucunda 9 mm çapında 1 adet kovan ile kurusıkı tabancalarda kullanılan 1 adet kovanın muhafaza altına alındığı, aracın tekerlek izleri takip edildiğinde, otomobilin kulübeye geldiği, kulübeden ayrıldıktan sonra stabilize çamurlu yoldan olay yerine gittiği, çamur nedeniyle kayganlaşan yolda patinaj yaptığı ve çamura saplandığı, aracın ön tamponunda, sağ sinyal lambasında ve ön kaputta hasar bulunduğu, sol arka kısmının ve direksiyonun çamurlu olduğu tespitlerine yer verildiği, 15.12.2010 tarihli yazı ve 17.12.2010 tarihli yakalama tutanağında; Haramidere mevkisindeki kurbanlık hayvan satış yerinde cesedi bulunan 13.09.1954 doğumlu ...’ın ölümü ile ilgili olarak yürütülen araştırmalar sonucu elde edilen istihbari bilgilerden, 1986 doğumlu ve ...-Yüreğir nüfusuna kayıtlı olan sanık ... ile 1992 doğumlu, ...-Yüreğir nüfusuna kayıtlı inceleme dışı sanık ...’in olayla ilgilerinin bulunduğunun öğrenildiği, yapılan araştırmalar sırasında polisi görmesiyle aracıyla ters istikamette seyrederken trafik kazası yaparak durmak zorunda kalan inceleme dışı sanık ...’in 14.12.2010 tarihinde saat 20.30 sıralarında yakalandığı, sanığın kendisini ... olarak tanıtmasına karşın gerçek isminin ... olduğu ve 18 ayrı suç kaydının bulunduğu, gözaltına alınan ...’in, Aranan Şahıslar Büro Amirliği nezarethanesinden 16.12.2010 tarihinde saat 15.00 sıralarında firar ettiği, aynı gün saat 23.00 sıralarında Esenyurt’ta bir barakanın eklentisinde, üzeri örtülü şekilde çekyatta gizlenirken yakalandığının ifade edildiği, Emniyet görevlilerince düzenlenen 03.02.2011 tarihli talimat alma tutanağında; maktulün ölümü ile sonuçlanan olayın diğer şüphelisi ...’in yakalanması için yürütülen çalışmalar sırasında 03.02.2011 tarihinde Başakşehir ilçesinde meydana gelen başka bir canlı hayvan hırsızlığı suçundan yakalanan sanıkla görüşmek için Başakşehir Polis Merkezine gidildiği, kendisini ... olarak tanıtan şahsın sanık ... olduğu ve başkasının kimlik bilgilerini kullandığının anlaşılması üzerine soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı ile görüşülerek gerekli talimatların alındığının belirtildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığınca düzenlenen 21.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda; olay yerinde bulunan kovanlardan 1 adedinin 9 mm çaplı ses fişeği kovanı olduğu ve 9 mm çapında ses ve gaz fişeği istimal eden bir tabancadan atıldığı, 9 mm çapındaki diğer kovanın ise 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliğini haiz fişeklere ait olduğu ve 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar bir silahtan atıldığının; 27.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda; maktulün sağ el iç svap numunesinde atış artığı tespit edildiğinin; 16.02.2011 tarihli ekspertiz raporunda ise; ... plaka sayılı aracın direksiyon simidi ve el freni kolu üzerinden alınan svaplar üzerindeki genotip özelliklerin maktul ...’ın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu; sanık ...’i ait DNA profilinin Gaziosmanpaşa ve Sultangazi ilçelerinde işlenen 11 ayrı otomobil hırsızlığında tespit edilen DNA profili ile uyumlu olduğu bilgilerine yer verildiği, 16.03.2011 tarihli otopsi raporunda; 168 cm boyunda, 75 kg ağırlığında, 55-60 yaşlarındaki erkek cesedinin baş bölgesinde, sağ parietal üst yanda, saçlı deri içerisinde 1,5 cm’lik düzensiz kenarlı laserasyon, burun sırtında üstte 0,2-0,3 cm’lik 3-4 adet sıyrık, sol infraorbital ödem bulunduğu, yüz, her iki el ve el parmaklarının toprakla bulaşık olduğu, sol el 2-3. metakarp arası dorsalde 0,5 cm’lik düzensiz kenarlı laserasyon, sağ el 1. metakarp dorsalde 1cm’lik yüzeyel abrazyon, sol uyluk üst 1/3 önde 4x3 cm’lik alanda içerisinde normal cildi doku içeren ekimozlu sıyrık, sol uyluk üst 1/3 yanda 5x4 cm’lik alanda içerisinde normal cildi doku bulunan sıyrıklı ekimoz, sağ uyluk 1/3 üst dış yanda arkada 6x2 cm ve 8x1,5 cm’lik iki adet, sağ diz üzerinde 4x2,5 cm lik sıyrıklı ekimoz ve sağ uyluk 1/3 ön ortada 3x2,5 cm’lik yüzeysel sıyrık görüldüğü, lomber bölgede en büyüğü solda 6x3 cm’lik olmak üzere çok sayıda yüzeysel sıyrık, sırtta horizontal planda torakal 11-12. vertebra hizasında solda daha belirgin olmak üzere en geniş yeri 8 cm eninde, ortasında daha belirgin olmak üzere soluk ve cilt seviyesinden, muhtemelen basıya bağlı çökük görünümde alan olduğu, sağ klavikulanın sternumla birleşim yerinden kırıklı çıkık, sağ 3 ve 4. kot midklavikuler hattan ekimozlu kırık, solda 1. kot parasternal hattan ekimozlu kırık bulunduğu, maktulün kanında alkole rastlanılmadığı, yüzünde ve el parmak eklem sırtlarında küt travmatik yaralar bulunan kişinin ölümünün araç altında sıkışma ile uyumlu klavikula ve kot kırıkları ile birlikte karın göğüs basısından gelişen mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğunun ifade edildiği; Adli Tıp Kurumu ... Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 16.01.2013 tarihli raporda; adli dosyada mevcut kayıtlı belgelerde kişinin araç tekeri altında sıkışmış ve ölü olarak bulunduğu, otopsisinde vücudunda çok sayıda sıyrık ve ekimoz, lomber bölgede en büyüğü 6x3 cm’lik olmak üzere çok sayıda yüzeysel sıyrık, sırtta horizontal planda en geniş yeri 8 cm eninde, ortasında daha belirgin olmak üzere soluk ve cilt seviyesinden muhtemelen basıya bağlı çökük düzeyde alan görüldüğü, her iki sternokleidomastoid kas ve boyun ön yüzde yaygın doku içi kanama, sağ klavikulada sternum ile birleşim yerinde kırıklı çıkık sağ 3-4. kot midklavikuler hasta ekimozlu kırığı, sol 1. kotun parasternal hattan ekimozlu kırık olduğu ve iç organlarda tespit edilen makroskopik bulgular da dikkate alındığında; kişinin ölümünün göğüs sıkışmasına bağlı kot, klavikula kırıkları ile birlikte mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin olay anında araç altından hemen çıkartılması hâlinde kurtulma ihtimalinin bulunduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... Kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında benzer şekilde; maktulün oğlu olduğunu, babasının 35 yıldır ...’un çeşitli ilçelerinde kasaplık ve koyun besiciliği yaptığını, son bir senedir de olayın meydana geldiği yerde adaklık koyunlara baktığını, dedelerinden kalan bir tabancanın babasında olduğunu, babasının kaldığı kulübede bir kutu içerisinde 50 adet fişek gördüğünü, olay sırasında memleketi olan ... ilinde bulunduğunu, olayı görmediğini, tespit edilecek sanık veya sanıklardan şikâyetçi olduğunu, Katılan ... Cumhuriyet Başsavcılığında; maktulün kızı olduğunu, babasının kurbanlık hayvanların bakımını yaptığını, sanıkların kurbanlık hayvanları çalmaya geldiklerinde kendilerine engel olmaya çalışan maktulü öldürdüklerini bu nedenle sanıklardan şikâyetçi olduğunu, Tanık ... Kollukta; Avcılar ilçesinde bulunan bir fabrikada gece bekçisi olarak çalıştığını, kaldığı kulübenin önünden saat 23.00 sıralarında bir aracın geçtiğini, araçta iki kişinin bulunduğunu, aracın süratle U dönüşü yapıp olayın meydana geldiği yöne doğru gittiğini, yaklaşık 5 dakika sonra 3-4 el silah sesi duyduğunu, ardından bir erkeğin “Bana yardım edin” dediğini işittiğini, fakat bulunduğu kulübeden dışarı çıkmadığını, yarım saat sonra dışarı çıkarak 150 metre mesafede bulunan ... isimli arkadaşının yanına gittiğini, ...’ı uyandırdığını, uzak mesafeden birlikte olay yerine baktıklarını, ...’a hırsızların çaldıkları aracı bırakıp gittiklerini söylediğini, arabanın yanında kimsenin olmadığını görünce kulübesine gidip yattığını, sabah olunca etraftakilerden durumu öğrendiğini, Mahkemede; sanıkları tanımadığını, olay akşamı bir aracın gelip dönüş yaptığını, 4-5 dakika sonra silah sesleri geldiğini, birilerinin “Yardım edin, yardım edin,” diye seslendiğini, kulübesinde beklediğini, seslerin kesildiğini, sabah olunca olaydan haberdar olduğunu, sanıkları tanımadığını, olay yerinde karşılaşmadığını, yardım çağrısı yapan seslerin genç bir kişiye ait olduğunu, maktulün tabanca taşıdığını görmediğini, olayın vahametini bilmediği için yardım çağrısına rağmen olay yerine gitmediğini, Tanık ... Kalfa Kollukta; Haramidere mevkisindeki bir şirkette vinç işçisi olarak çalıştığını, hemen yanlarında ise maktulün bekçiliğini yaptığı adak kurban satış yerinin bulunduğunu, bu yerin sahibinin Zeki Demir olduğunu, maktulün gündüzleri burada kasaplık yaptığını, geceleri ise bekçilik yaptığını ve bir kulübede kaldığını, olay gecesi tanık Behcet’in yanına gelip silah sesi duyduğunu söylediğini, birlikte olay yerine gittiklerini, beyaz renkli, Kartal model araca 20 metre kadar yaklaştıklarını, aracın yanında kimseyi görmediklerini, kulübesine gidip yattığını, sabah kalkıp maktulün kaldığı kulübeye giderken beyaz renkli aracın altında maktulün cesedini gördüğünü, Tanık Mahmut Çavlık Kollukta; Haramidere mevkisinde bulunan bir fabrikada işçi olarak çalıştığını, olay gecesi tanık Behcet’in yanına gelip kendisine “Adakçının orada bir araba var, silah sesi duydum, şahıslar sarhoş, beni arabayı itmek için çağırdılar, ben de gitmedim” dediğini, Behcet’e “İyi yapmışsın” diye karşılık verdiğini, Behcet’in kendisine arazideki beyaz renkli, Kartal model aracı da gösterdiğini, aracın yanında kimseyi görmediğini, sabah olunca maktulün öldüğünü öğrendiğini, Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; sanıklar ile yan yana çadırlarda yaşadıklarını, olay günü saat 21.00 sıralarında sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'i beyaz renkli, Kartal model bir araçla dolaşırken gördüğünü, 13.12.2010 tarihinde öğle saatlerinde Beylikdüzü yönünden ... il merkezine gelirken, E-5 kara yolunun yanında bulunan boşlukta bira içtiklerini, bu sırada koyun besleyen bir şahsın kendilerinin koyunlarını çalmaya geldiklerini zannederek silahla ateş ettiğini, kendilerinin de arabayla olay yerinden uzaklaşmaya çalıştıklarını, bu sırada ateş edilen silahtan korunmak için arabanın içinde eğildiklerini ve araçla kendilerine göre daha çukur bir yerden ateş eden şahsın olduğu tarafa gidip kendisine çarptıklarını, şahsın aracın tekerleri altında kaldığını, yerin çamur olmasından dolayı aracın altından şahsı çıkaramadıklarını, bu nedenle arabanın içinde bulunan krikoyla maktulü aracın altından çıkarmaya çalıştıklarını, krikonun çamura batması nedeniyle maktulü sıkıştığı yerden çıkaramadıklarını, bu sırada yoldan geçmekte olan bir adamı çağırdıklarını, adamın korkarak yanlarına gelmediğini, kendilerinin de aracın altında kalan şahsı, araçla birlikte olay yerinde bırakarak olay yerini terk ettiklerini duyduğunu, Mahkemede; sanıklarla zaman zaman araziye gidip içki içtiklerini, inceleme dışı sanık ...’in kullandığı araçla olay gecesi araziye gittiklerini, sanıkların kız arkadaşlarının da araçta olduğunu, olay yerine gelince bira içmeye başladıklarını, silah çekip üzerlerine gelen bir şahsın “Çıkın buradan, gidin” dediğini, şahıs ateş edince arabaya bindiklerini, aracı ...’in kullandığını, maktul ateşe devam edince başlarını eğdiklerini, silah seslerinin kesildiğini ancak maktulün ortalıkta olmadığını, arabadan inince maktulün arabanın altında olduğunu gördüklerini, ... ve ... ile birlikte maktulü arabanın altından çıkarmaya çalıştıklarını ancak başaramadıklarını, kriko kullandıklarını, yağmur nedeniyle arabanın olduğu yerde kaldığını, hareket etmediğini, kızların ağlamaya başladığını, olay yerinden geçen bir şahsa bağırarak yardım istediklerini ancak şahsın yardıma gelmediğini, olay yerinde yarım saat kadar uğraştıklarını ancak maktulü çıkaramadıklarını, arabanın altındaki şahsın canlı olduğunu, “Beni kurtarın” diye bağırdığını, sanıkların suçunun olmadığını, araçtaki kızları tanımadığını, maktulün nasıl ezildiğini görmediğini, olay sırasında sanıkların yanında bulunduğunu, Tanık ... Mahkemede; 4 yıl kadar önce sanık ... ile sevgili olduğunu, olay meydana geldiğinde ise sanıkla ayrıldığını, maktulü tanımadığını, inceleme dışı sanık ...’in, sanığın arkadaşı olduğunu, olay günü sanık ... ile birlikte arabayla dolaştıklarını, aracı ...’in kullandığını, sanıklar arasında yer beğenme yüzünden tartışma çıktığını, ...’ın kızıp arabayı durdurduğunu, arabadan ...’la birlikte indiğini, olay yerinde 4 kişi hatta 5 kişi olduklarını, dördüncü kişinin ...'in sevgilisi, beşinci kişinin ise... isimli küçük bir çocuk olduğunu, aracın Kartal model bir araç olduğunu, İnceleme dışı sanık ... Kollukta; 18 yaşını ikmal ettiğini, atık kâğıt toplayarak geçimini sağladığını, gayriresmî olarak yaşadığı kadından bir çocuğunun bulunduğunu, 12.12.2010 tarihinde çalınan ... plakalı aracı kendisinin çalmadığını, kimin çaldığını da bilmediğini, tanık ... ile sanık ...’i tanımadığını, uyuşturucu madde ve alkol kullandığı için olay günü ne yaptığını hatırlamadığını, maktulün ölümü ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, Cumhuriyet Başsavcılığında ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; olay gecesi ailesi ile birlikte evinde bulunduğunu, uyuşturucu hap kullandığını, çok sayıda düşmanın olduğunu, aleyhindeki beyanları kabul etmediğini, kimseyi öldürmediğini, suçsuz olduğunu, Mahkemede; sanık ... ile olay tarihinden yaklaşık 2 hafta kadar önce tanıştıklarını, olay akşamı Gaziosmanpaşa'da yürürken çalışır durumda bir otomobil gördüklerini, aracı bu şekilde sahibinin haberi olmaksızın oradan aldıklarını, aracı kendisinin kullandığını, sanık ... ve tanık ... ile dolaşmaya başladıklarını, kız arkadaşlarını bulup arabaya aldıklarını, sürekli gittikleri arazide bira içmeye başladıklarını, bu esnada maktulün havaya doğru ateş ettiğini, oturdukları yerden kalkıp o akşam çaldıkları araca bindiklerini, kafalarının iyi olduğunu, aracı çalıştırıp hareket ettiklerini, ateş eden maktulün aracın önünde olduğunu göremediğini, ses gelince durup araçtan indiğini, arka sol lastiğin altında bir kişinin yattığını gördüğünü, karanlık nedeniyle de maktulü göremediğini, kasıtlı olarak maktule çarpmadığını, maktul daha fazla zarar görmesin diye aracı zorlayamadıklarını, maktulün kendilerine “Kaçın gidin” dediğini, sanık ..., tanık ... ve kız arkadaşları ile ileride duran bir şahıstan yardım istediklerini, "Aracın altında adam kaldı, yardım edin," dediklerini, bu şahsın dönüp gittiğini, bu şahsın cankurtaran veya polis çağıracağını düşünerek bir süre beklediklerini ancak kimsenin gelmediğini, arabanın krikosunu çıkartıp taktıklarını ama arabayı kaldırmayı başaramadıklarını, çevrede kimsenin olmadığını, maktulü o şekilde bıraktıklarını, maktulün biraz konuştuğunu sonra sustuğunu, tabanca sesi duyulduğunda kız arkadaşlarının yanlarından ayrılıp gittiğini, sanık ..., tanık ... ve kendisinin olay yerinde kaldığını, ifadesini bu şekilde düzelttiğini, yardım eden olur diye düşünerek dolmuşa binip evlerine gittiklerini, kimseyi öldürmediğini, üzerinde tabanca bulunmadığını, bir el silah sesi duyduğunu, maktul aracın altında kaldığında elinde veya üzerinde tabanca görmediğini, Kollukta, Savcılıkta ve Sulh Ceza Mahkemesinde ifade verirken korktuğunu, psikolojisinin bozulduğunu, bu nedenle o ifadelerinin doğru olmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü, inceleme dışı sanık ...’in kiraladığını söylediği ve kullandığı beyaz renkli, Kartal model araçla E-5 kara yolunun kenarında bira içtiklerini, havanın kararmaya başladığını, bir süre sonra bir erkek şahsın tabanca ile 2-3 el ateş ederek bulundukları yere doğru geldiğini, aracın arka kapısından atlayıp olay yerinden kaçıp evine gittiğini, inceleme dışı sanık ...’in ise olay yerinde kaldığını, öğrendiği kadarıyla ...’in bu şahsı vurup öldürdüğünü, ehliyetinin bulunmadığını, aracı kullanmadığını, kurusıkı veya tabancasının bulunmadığını, ...’in silahı olup olmadığını bilmediğini, iddia edildiği gibi araba çalmadığını, hayvan hırsızlığı için maktulün bulunduğu yere gitmediğini, maktulü öldürmediğini, duyumuna göre maktulün silahını alan inceleme dışı sanık ...’in bu silahı babasına vermediğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini, Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; inceleme dışı sanık ...’i mahalleden tanıdığını, ... ile sorgu tarihinden yaklaşık 2,5 ay önce mahallede karşılaştıklarını, birlikte bira içtiklerini, bir süre sonra ...’in kullandığı beyaz renkli, Kartal model arabaya binerek gezmeye başladıklarını, E-5 kara yolu kenarında durup orada da içki içtiklerini, bu esnada kim olduğunu bilmedikleri bir kişinin kendilerine doğru geldiğini, bu şahsın elinde silah bulunduğunu, şahsın ateş etmesi üzerine aracın içinden çıkıp kaçtığını, ...’in bu kişiyi öldürdüğünü sonradan duyduğunu, kesinlikle olaya karışmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, Mahkemede; ... ilinin Yüreğir ilçesinde doğduğunu, babasının öldüğünü, 6 kardeş olduklarını, okula hiç gitmediğini, okuma yazma bilmediğini, 8 yıl kadar önce ...'a geldiğini, sokaklarda hurda topladığını, evli ve 2 çocuğunun bulunduğunu, inceleme dışı sanık ... ile olaydan önce yeni tanıştıklarını, olay yerine gelmeden önce Gaziosmanpaşa’da kapıları açık bir aracı görünce sahibinin haberi olmaksızın aracı aldıklarını, tanık ...’in kullandığı araçla Mahallede dolaşırken inceleme dışı sanık ... ile karşılaşınca aracı ...’in kullanmaya başladığını, bakkaldan bira aldıklarını ve içmeye başladıklarını, bu esnada maktulün elindeki tabancayla kendilerine doğru geldiğini, bir yandan da ateş ettiğini, o anda aracın içerisinde olduklarını, araçtan inip kaçtığını ve olay yerinden uzaklaştığını, maktule ne olduğunu bilmediğini, ...'in veya tanık ...'ın elinde silah görmediğini, kendisine sorulmadığı için önceki ifadesinde tanık ...'dan bahsetmediğini, olay yerinde kız arkadaşı ...’un da yanında olduğunu, ...’in açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediğini, olay sırasında ...’in kız arkadaşının da yanlarında olduğunu, hırsızlık suçlamasını da kabul etmediğini, olay yerine içki içip alem yapmak için gittiklerini, suçsuz yere hapis yattığını, Savunmuştur. Tüm uygar hukuk düzenleri insan yaşamını en üstün değer kabul etmişlerdir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve T.C. Anayasası’nda mutlak ve en üstün değer olarak algılanan insan hayatı, korunmasında sadece bireyin çıkarı olduğu için değil, aynı zamanda toplumun da menfaati olduğu için ceza himayesinin konusu yapılmıştır. Bu bağlamda, 5237 sayılı TCK'nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hayata Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünün 81. maddesinde “Kasten öldürme”, 83. maddesinde ise “Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçları düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinde; kasten öldürme suçu ile ilgili olarak; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenleme yapılmıştır. Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu bağlamında ihmal kavramı incelendiğinde; ihmalin ceza hukukçularının dikkatini harekete nazaran gecikmeli olarak çektiği, ihmali davranışın veya ihmalin mahiyetinin neden ibaret bulunduğunun tartışma konusu olduğu görülmektedir. Günümüzde doktrin ihmalin fiziki değil normatif bir esasa sahip bulunduğu konusunda görüş birliğine varmıştır. Buna göre ihmalin esası, bireyin yapmak zorunda olduğu bir hareketi yapmamasından ibarettir. Ancak bütün ihmali davranışlar değil sadece hukuk kuralları ile çatışan ihmali davranışlar hukuku ilgilendirmektedir. Bu nedenle ihmali davranışların hukuk düzeni tarafından yapılması emredilen hareketlerin yapılmamasından başka bir şey olmadıkları ifade edilmektedir. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, ..., 2019, sayfa, 137-138.). Alman Ceza Kanunu’nun (Strafgesetzbuch) “Suçun ihmal suretiyle icrası” başlıklı 13. madesinin 1. fıkrası; “(1) Bir ceza kanununda yer alan bir suç tipindeki bir neticeyi bertaraf etmekte ihmal gösteren kişinin bu kanuna göre cezalandırılabilmesi için, neticenin meydana gelmemesi için hukuki yükümlülük şeklinde bir sorumluluk üstlenmiş olması ve bu ihmali davranışın kanundaki suç tipini gerçekleştiren icrai bir davranış gibi kabul edilmiş olması şarttır.” hükmünü içermekte olup, madde Yasa’nın genel hükümler bölümünde yer almaktadır. (Feridun Yenisey, Gottfried Plagemann, Alman Ceza Kanunu, Strafgesetzbuch, Genişletilmiş 2. Baskı, Beta Yayınevi, 2015, Sayfa 15-16.). 1926-2005 yılları arasında yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda “Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçuna ilişkin özel bir düzenleme yapılmamış, bu suç ilk kez 5237 sayılı Kanun ile müstakil bir maddede bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 83. maddesi ile; “(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.” hükümleri getirilmiş; Madde gerekçesinde de; “Madde metninde kasten öldürme suçunun ihlâli davranışla işlenmesi düzenlenmiştir. İhmal, kişiye belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğünün yüklendiği hâllerde, bu yükümlülüğe uygun davranılmamasıdır. Belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı olarak bu davranışın gerçekleştirilmemesi sonucunda, bir insan ölmüş olabilir. Örneğin, bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabip, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmez ve sonuçta hasta ölür. İhmali davranışla sebebiyet verilen ölüm neticesinden dolayı sorumlu tutulabilmek için, neticeyi önlemek hususunda soyut bir ahlakî yükümlülüğün varlığı yeterli değildir; bu hususta hukukî bir yükümlülüğün varlığı gereklidir. Neticeyi önleme yükümlülüğü, bazı durumlarda koruma ve gözetim yükümlülüğüne dayanmaktadır. Bu yükümlülüğün kaynağı önce kanundur. Kişilere belli durumlarda belli bir yönde icraî davranışta bulunma konusunda kanunla yükümlülük yüklenmektedir. Örneğin velayet ilişkisinin gereği olarak ana ve babanın çocukları üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. (22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, madde 335 vd.). Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, başlı başına bir haksızlık ifade etmektedir. Koruma ve gözetim yükümlülüğünün iradî biçimde üstlenilmesi, neticeyi önleme yükümlülüğünün ikinci bir kaynağını oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, koruma ve gözetim yükümlülüğü, bir sözleşme ilişkisinden kaynaklanabilir. Bu konudaki üçüncü grubu, öngelen tehlikeli fiilden kaynaklanan neticeyi önleme yükümlülüğü oluşturmaktadır. Örneğin, taksirle bir trafik kazasına neden olan kişi, kaza sonucunda yaralanan kişilerin bir an önce tedavi edilmelerini sağlama konusunda bir yükümlülük altına girmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda yaralı kişinin ölmesi hâlinde, bu neticeden dolayı kazaya sebebiyet veren kişiyi de sorumlu tutmak gerekir. Kasten öldürme suçu gibi, kanunî tanımında belli bir fiilin icrasının yanı sıra bir neticeye de unsur olarak yer verilmiş olan suçlarda, söz konusu netice, ihmali bir davranışla da gerçekleştirilebilir. Bu itibarla, bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabibin, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmemesi sonucunda hastanın ölmesi hâlinde; ihmalî davranışla öldürme suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Ancak, ihmalî davranışla öldürme suçu, kasten işlenebileceği gibi taksirle de işlenebilir. Belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğün gereği olan icraî davranışta bulunmaması sonucunda bir insanın ölebileceğini öngörmüş ise, olası kastla işlenmiş olan öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Buna karşılık, belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğe aykırı davrandığının bilincinde olduğu hâlde, bunun sonucunda bir insanın ölebileceğini objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak öngörmemiş ise; taksirle işlenmiş öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulmak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, suçun icrai davranışla işlenmesine nazaran temel cezada indirim yapılmasına ilişkin olarak mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Getirilen bu yeni düzenleme doktrinde kimi yazarlarca madde başlığından, metnine, Kanun maddesinin amacından, madde gerekçesine kadar sert eleştirilerle karşılanmıştır. Bu yazarlarca; norm koymanın, normatif bir önerme oluşturmanın dilde kendine has bir biçimi olduğu savunularak, Kanun’un 83. maddesinin başlığının “Kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi” biçiminde olması gerektiği, Kanun maddesi metninin kanun hükmü niteliğinde olmaktan uzak şekilde kaleme alınmış olduğu, sözü gereksiz yere uzatmak yerine düzenlemenin “Kasten ihmalde bulunarak bir kimsenin ölümüne neden olan kimse...” ifadesine Kanun’un 83. maddesinin 3. fıkrasındaki müeyyide hükmünün eklenmesinin yeterli olacağı, Kanun metnindeki “...cezadan indirim de yapılmayabilir” düzenlemesi ile bu suç yönünden cezanın indirilmesinin hâkimin takdirine değil, keyfine bırakıldığı, ihmali davranışla kasten insan öldürmeyi daha az vahim gören Kanun koyucunun bu suç failinin daha az ceza ile cezalandırılabileceğini kabul ettiğini, bu durumun başka ülke kanunlarında emsalleri olmakla birlikte, suçun cezasının niteliksel ve niceliksel olarak farklı olmasını haklı kılmamakta olduğu savunulmuştur. (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, Kişilere Karşı Suçlar, Us-A Yayıncılık, sayfa 43-45.). Hukuk normları, yasaklayıcı ve emredici normlar olmak üzere, iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Sadece icrai bir hareketle ihlal edilebilecek olan ve belirli bir hareketin yapılmasının istenmediği yasaklayıcı normlarda, yasaklanan hareketin yapılması sonucunda bir hak ihlali gerçekleşmektedir. Örneğin; TCK'nın 81. maddesinde yer alan öldürmeyi yasaklayan norm bir kimsenin öldürülmesiyle ihlal edilmiş olacaktır. Emredici normlarda ise, belirli bir hareketin yapılması yasaklanmamakta, aksine belirli bir hareketin yapılması emredilmektedir. Bu emredici kurala uyulmaması başka bir anlatımla yapılması emredilen hareketin yerine getirilmemesi sonucunda haksızlık meydana gelmekte yani kanunda tanımlanan suç ihmali hareketle işlenmektedir. Örneğin; TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yani ihmali hareketle oluşmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8. bası, s.366-367.). Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nın 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "sağlık mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği hâlde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmali suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "garanti yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla garanti yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eş değer olması zorunludur. TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen; "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ile 88. maddesinde düzenlenen; "kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır. (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), ..., 2004, 3.baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 11.bası, s.221-231; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası, s.370-390; ... ..., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, ..., 2015, 18.bası, s.164-175; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi ..., 2015, 9.bası, s.240-246.). 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Hayata son vermeyi, yani öldürmeyi yasaklayan normun, kasti ve icrai bir hareketle, yani başkasının hayatını sona erdirmeye yönelik aktif bir davranışla gerçekleştirilmesi hâlinde TCK'nın 81 ve 82. maddelerinde düzenlenen kasten öldürme suçu işlenmiş olacaktır. Bu suçun oluşması bakımından önemli olan husus, başkasının hayatını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareketin icra edilmiş olmasıdır. Buna karşılık, öldürmeyi yasaklayan norm, ihmali bir hareketle ihlal edildiğinde fail, başkasının hayatını sona erdirmek amacıyla aktif bir davranış gerçekleştirmemekte, öldürme suçu, başkasının hayatını korumakla yükümlü bulunan kişinin, bu yükümlülüğünü ihlal etmesi suretiyle işlenmektedir. Bununla birlikte bu hâlde fail, ancak hukuken (kanun, sözleşme, olay öncesindeki tehlikeli davranış nedeniyle) başkasının yaşamını korumakla yükümlü bulunan, başkasının yaşamına yönelik saldırı veya tehlikeden o kişiyi korumayı hukuken garanti eden kişi olabilir. Başkasının yaşamını korumak bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan garantör konumundaki kişi, bu yükümlülüğünü ölüm neticesinin gerçekleşeceğini bilerek yerine getirmezse, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesinden (TCK'nın 83. maddesi) söz edilecektir. Buna karşılık, garanti yükümlülüğü altında bulunan kişi, yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal etmekle birlikte, bunu korumakla yükümlü olduğu hayatın sona ereceği bilinciyle kasten yapmamışsa ve fakat bu yükümlülük ihlaline bağlı olarak yine de ölüm neticesi meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet verme suçu (TCK'nın 85. maddesi) söz konusu olabilecektir. Başkasının hayatını korumak ve gözetmekle yükümlü bulunan kişi, bu yükümlülüğünü dikkatsiz ve özensiz davranışıyla da ihlal edebilir. Örneğin, bir bakıcı kendisine bırakılan küçük bir çocuğun evdeki sehpaların üzerine çıkıp aşağı atlamasını görmesine rağmen diğer işlerini bitirmek için çocukla ilgilenmediği ve gerekli önlemi almadığı takdirde çocuğun düşerek ölmesi hâlinde, ölüm neticesini önleme yükümlülüğü bulunduğundan ve bu yükümlülüğünü özensiz davranışıyla ihlal etmiş olacağından taksirle ölüme neden olmadan dolayı sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle, ölüm neticesinin ihmali bir davranışa bağlı olarak meydana geldiği hallerde somut olayın şartları dikkate alınarak, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği belirlenmelidir. Bununla birlikte, ölüm neticesinin kasten meydana geldiği hâllerde olası kasıt, taksirle meydana geldiği hallerde ise bilinçli taksir şartlarının oluşup oluşmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası,s. 366-390.). Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. Kanun’un 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanun’da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. "Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, "Bağlılık kuralı" da aynı Kanun'un 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanun’un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde; Olay tarihinden bir gün önce saat 20.45 sıralarında ...’ya ait ... plaka sayılı aracın park edildiği yerden çalındığı, inceleme dışı sanık ...'in sevk ve idaresindeki bu araçta sanık ...’in de bulunduğu, hayvan hırsızlığı maksadıyla Avcılar ilçesi, E-5 kara yolu kenarındaki hayvan satış yerine giden sanık ve inceleme dışı sanığın, maktul ...’ın bekçiliğini yaptığı hayvan satış yerine saat 23.00 sıralarında vardıkları, sanık ... ve inceleme dışı ...’i fark eden maktulün hırsızlık suçuna engel olmak için taşıdığı tabanca ile havaya ateş ettiği ve kaçmalarını engellemek için ...’in kullandığı sanık ...’in içinde bulunduğu aracın önüne geçtiği, ...’in yakalanmamak amacıyla aracı maktulün üzerine sürdüğü, maktulün aracın altında kaldığı, ıslak zeminle aracın alt kısmı arasında maktulün vücudunun sıkışması nedeniyle aracın hareket edemediği, araçtan inen sanık ve inceleme dışı sanığın maktulü aracın altından çıkarmaya çalıştıkları ve seslenerek etraftan yardım istedikleri, karşılık bulamayınca maktulü ve çaldıkları aracı olay yerinde bırakarak olay yerinden kaçtıkları, maktulün araç altında sıkışma ile uyumlu klavikula ve kot kırıkları ile birlikte karın göğüs basısından gelişen mekanik asfiksi sonucu hayatını kaybettiği, ertesi sabah aracın altında cesedi bulunan maktulün tabancasının da elde edilmediği anlaşılan olayda; Hırsızlık suçunu işlemek hususunda fikir ve irade birliği içinde hareket eden sanıkların maktul tarafından görülerek engellenmeye çalışması sırasında hakkında nitelikli öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükmü kesinleşen inceleme dışı sanık ...’in amaçladıkları hırsızlık suçunu gizlemek ve yakalanmamak amacıyla, içinde bulundukları araçla maktule kasten çarpmak şeklindeki icrai hareketle maktulü kasten öldürme suçunu işlediği, bu suça sanık ...’in TCK’nın 37. maddesinde düzenlenen müşterek fail olarak katıldığına yeterli delil bulunmadığı ancak suçu bizzat işleyen sanığın yanında bulunmasına karşın ona engel olabilecek herhangi bir davranış sergilemediği gibi ...'in bu suçu işlemesini engellemeye yönelik herhangi bir söz dahi sarf etmeyen, aksine olay öncesi, olay sırası ve olay sonrasında suçun asli faili inceleme dışı sanık ...'in yanında bulunup destek olmak suretiyle bu sanığa manevi yardımda bulunan sanık ...'in eyleminin nitelikli kasten öldürme suçuna TCK’nın 39. maddesinde düzenlendiği şekilde yardım etme kapsamında olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire düzelterek onama kararının sanık ... yönünden kaldırılmasına, ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2015 tarihli ve 255-262 sayılı hükmünün sanık ...’in inceleme dışı sanık ...’in maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım eden olarak katıldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin ilk uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...; "Sanık ... hakkında kasten adam öldürmek suçundan yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onanmasına dair karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın reddine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur. Olay gecesi sanık ... ile hakkında verilen mahkumiyet kararı kesinleşen ...’în daha önceden çaldıkları bir araç ile yanlarında ... adlı yaklaşık 10 yaşlarındaki çocuk ile birlikte maktülün bekçilik yaptığı kurbanlık satışı yapılan yere gece saat 23:00 sıralarında hırsızlık yapmak amacıyla geldikten sonra hırsızlık yapılacağını anlayan maktülün havaya ateş açması üzerine aracı sevk ve idare eden ...'in araç ile maktüle çarparak yaralanmasına sebebiyet verdikten sonra kendi imkanları ile aracın altında sıkışan ve o anda hayatta olan maktülü kurtarmak istedikleri ancak başaramadıkları için araç altında sıkışan ve o anda yaşamakta olan maktülü araç altında bırakarak hiçbir resmi kurumdan yardım istemeden olay yerinden ayrıldıkları, maktülün doğrudan çarpma sonucu değil aracın altında kalan göğüs ve karın kısmına yapılan bası sonucu boğularak vefat ettiği dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için, TCK’nın 82, 83, 98, 37 ve 39 maddelerinin konumuzu ilgilendiren fıkraları irdelenerek sanığın kasten adam öldürmek eylemine iştirak iradesiyle katılıp katılmadığının ve bunun sonucuna bağlı olarak TCK’nın 82, 83 ve 98 maddelerinde yazılı bulunan suçlardan hangisinin oluşacağının toplanan deliller ışığında yeniden irdelenerek yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir. İhmal suretiyle kasten öldürme suçu bir özgü (mahsus) suç olup, bu suç herkes tarafından değil ancak kanunda ifade edilen belirli kimseler tarafından işlenebilecektir. Buna göre bu suçun faili 'belli bir davranışta bulunmak hususunda kanunî düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğü bulunan ya da önceden gerçekleştirdiği davranışı başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturan kimse' olabilir. İhmalin yapılması gerekenin yapılmaması şeklindeki tanımını da göz önünde bulundurarak, bu suçun failini kısaca ölüm neticesini önleme hukuki yükümlülüğü bulunan kimse şeklinde ifade edebiliriz. 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, 'kanunda tanımlanmış bir haksızlık' olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. 5237 sayılı TCK'nın 'Kasten öldürme' başlıklı 81. maddesinde; 'Kasten adam öldürme' suçu düzenlenmiş, 'Nitelikli hâller' başlıklı 82. maddesinde; nitelikli haller belirtilmiş, 'Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi' başlıklı 83. maddesinde ise; '(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması b)Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir' hükmüne yer verilmiştir. TCK’nın 98 Maddesinin birinci fıkrası; 'Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmemeyi', ikinci fıkrası ise; 'Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesini' müeyyide altına almıştır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sanığın yargılamaya konu edilen eyleminde, kasten adam öldürmek suçuna iştirak iradesiyle katılıp katılmadığının, bir başka deyişle ...nın 37 ve 39 maddelerindeki unsurların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. 1-)Sanık ile hakkında mahkumiyet kararı verilen ...’in olay öncesinde hırsızlık suçunu işlemek için iştirak iradesiyle hareket ettikleri konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamasına karşın, adam öldürme konusunda anlaşmaya vardıklarına dair herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiştir. Esasında, anlık gelişen olay esnasında, sanığın aracı kullanan hükümlünün eylemine müdahale etme olanağı da bulunmamaktadır. 2-) Sanığın çok ani gelişen bir olayda, hükümlünün yanında aynı araçta seyrederken, hükümlünün aracı maktülün üstünü sürerek çarptığı sırada engel olma imkanının bulunduğuna dair şüpheden arındırılmış kesin kanıtların elde olunamadığı açıktır. Sayın çoğunluk tarafından sanığın eylemi TCK’nın 39 maddesi uyarınca yardım kapsamında değerlendirilirken kanaatimizce olaydan sonra sanık ile hakkındaki mahkumiyet kararı kesinleşen hükümlünün; maktülü aracın altından çıkarmak için değil, rahat kaçabilmek için aracı kurtarmak amacıyla uğraştıkları şeklinde ki faraziyeden yola çıkılarak böyle bir sonuca ulaşılmıştır. Oysa zaten çalıntı olan bir araç ile adam öldürme suçu gibi çok ağır bir suçu işleyen faillerin, rahatlıkla başka bir ulaşım aracı bulabilecekleri bir yerden bir an önce aracı bırakarak kaçmak yerine, başkaları tarafından görülerek yakalanabilecekleri riskini göze almalarının hayatın olağan akışına aykırı olacağı açıktır. Mevcut delillere göre sanığın, TCK'nun 39/2-a maddesinde 'suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek'. TCK'nun 39/2-b maddesi kapsamında 'suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.' TCK'nun 39/2-c maddesinde 'suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.' olarak tanımlanan yardım etme şeklinde kabul edilebilecek bir eyleminden de bahsetmek mümkün olmayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kuruluda aşağıda özetlenen 2013/39 K sayılı ilamında; şüpheli durumu sanık lehine değerlendirerek, sanığın TCK’nın 83 maddesinden sorumlu tutulmasına karar vermiştir. C.G.K. 2013/39 K sayılı ilamında; 'Sanığın bebeği icrai hareketle kasten öldürdükten sonra boş arsaya bıraktığı ya da poşetin içine koyarak ölmesini sağladığı hususu şüphe boyutunda kaldığından bahisle kanundan kaynaklanan garantörlük görevini kasten ihmal ederek ölüm neticesinin meydana gelmesine icrai davranışla eşdeğer olan bir ihmali davranışla neden olmaktan ibaret eylem,' TCK'nun 83. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir. TCK’nın 37 ve 39 maddesindeki unsurların gerçekleşmediğinin açıklanmasından sonra, uyuşmazlığın çözümü için görüşümüz doğrultusunda TCK’nın 83/3 maddesinin unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. 1-)Sanık ile hükümlünün olaydan sonra, maktülü sıkıştığı yerden kurtarmaya çalıştıkları hususun da da herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira maktülü araç altından çıkarmak istediklerini beyan eden hükümlü ...’in savunmasının, ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonucunda '....... plaka sayılı aracın direksiyon simidi ve el freni kolu üzerinden transfer edildiği belirtilen svaplar üzerinde belirlenen genotip özelliklerin maktul ...'ın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu' şeklinde düzenlenen rapor ve yine olay yerinde kendisinden yardım istenen ancak korktuğu için yardım etmediğini beyan eden ...’nun ifadesi ile çok net bir şekilde doğrulanmıştır. 2-) Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda; kişinin ölümünün göğüs sıkışmasına bağlı kot, klavikula kırıkları ile birlikte mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin olay anında araç altından hemen çıkartılması halinde kurtulma ihtimalinin bulunduğu' belirtilmiştir. TCK'nun 83. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, başkasının hayatını korumak ve gözetmek yükümlülüğü altında bulunan garantör konumundaki kişinin, korumak ve gözetmekle yükümlü olduğu hayatın sona erme tehlikesi ortaya çıkmasına rağmen, hayatın korunması açısından yapılması gereken icrai davranışları gerçekleştirmemesi gereklidir. Bu aşamada en önemli sorun hükümlüye ait araçta bulunan sanığın, hükümlü tarafından gerçekleştirilen davranıştan sonra maktüle yardımcı olma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığının belirlenmesinden ibarettir. Hırsızlık suçunu işlemek için, hükümlünün sevk ve idaresindeki birlikte çaldıkları araç ile maktülün bekçi olarak bulunduğu alana gelen sanığın çok ani gelişen olayda, hükümlüye engel olabilecek imkanı ve hatta zamanı bulamama ihtimalinin mevcut olmasına karşın, ilk eylemden dolayı çok zor durumda kalan maktüle yardım etme yükümlülüğünün doğduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Zira somut olayımızda hükümlünün bulunduğu araca binen sanığın sıradan bir yolcu olmadığı, aracın çalınması aşamasından itibaren olayın gerçekleştiği ana kadar diğer sanık ile birlikte hareket ettiği, sadece iş bölümü gereği aracı hükümlünün kullandığı, bekçinin ateş etmesi üzerine paniğe kapılan hükümlünün, maktüle çarpmasına engel olacak zamanı bulabileceğine dair kesin katıtlar elde olunamasa dahi, hırsızlık için gittiği alanda gerçekleşen tehlikeli durumdan sorumlu tutulmamasının kanun koyucunun gerçek iradesine aykırı olacağı açıktır. Aksine düşünce de, önce bir aracı çalan sonrada hırsızlık yapmak için başka bir yere giden sanığın, sırf aracı kendisinin kullanmadığından bahisle meydana gelen tehlikeli durumdan sorumlu tutulmaması, aynı araca yolcu olarak binen şahıs ile aynı kefeye konması anlamına gelirki, çağdaş hiçbir hukuk sisteminin böyle bir kabule izin vermesi beklenemez. Böyle bir kabulün türk ceza kanununun olmazsa olmazı olan hakkaniyet ilkesine aykırı kararların ortaya çıkmasına sebebiyet vereceği açıktır. Örneğin hırsızlık için gittikleri evde, kendi bilgisi dışında havagazı vanasını açan arkadaşının sebebiyet verdiği ortamda zehirlenmekte olan ev halkına yardımcı olmayan sanığında tehlikeli duruma kendisinin sebebiyet vermediğinden bahisle gerçekleşen ölümlerden dolayı sadece TCK’nın 98 maddesinden sorumlu tutulması anlamına gelir ki; anılan madde öngörülen müeyyidenin hakkaniyete uygun sonucu sağlamaya yetmeyeceği açıktır. Uyuşmazlığa konu olayda, iştirak etmemekle birlikte sanığıneyleme kendisinin sebebiyet vermediği ve buna bağlı olarak yardım yükümlülüğünün doğmadığının kabul edilmesi halinde zor durumda olana yardım etmediğinden bahisle TCK’nın 98 maddesinden sorumlu tutulması gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda; 'kişinin ölümünün göğüs sıkışmasına bağlı kot, klavikula kırıkları ile birlikte mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin olay anında araç altından hemen çıkartılması halinde kurtulma ihtimalinin bulunduğu'nun belirtilmiş olması, suçta kullanılan aracın direksiyon simidi ve el freni kolu üzerinden transfer edildiği belirtilen svaplar üzerinde belirlenen genotip özelliklerin maktul ...'ın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu' nun tespit edilmiş olması, olaydan sonra sanık ile arkadaşlarının yardım istediklerinin tanık ...’nun ifadesi ile doğrulanmış olması karşısında; ani gelişen olayda, sanığın başkası tarafından sevkedilen aracın maktüle çarpması eylemine fail ya da şerik olarak iştirak ettiği hususu şüphe boyutunda kalmaktadır. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; 'suçsuzluk' ya da 'masumiyet karinesi' olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; 'in dubio pro reo' olarak ifade edilen 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak suçun vasıflandırılması yapılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Sonuç itibariyle çaldıkları araçla maktülün bekçi olduğu alana hırsızlık amacıyla giden ve o ana kadararacı sevk eden hükümlü ile birlikte hareket eden sanığın, aracın maktüle çarpması eylemine iştirak iradesiyle fail ya da şerik sıfatıyla katıldığı hususunda şüpheden arındırılmış kesin kanıtlar ele olunamamış ise de; çarpma eyleminden sonra yardım yükümlülüğüne aykırı davrandığından bahisle TCK’nın 83 maddesinden, bizce iştirak edilmemekle birlikte yardım yükümlülüğünün doğmadığının kabul edilmesi halinde ise en azından TCK’nın 98 maddesinden sorumlu tutulması gerekirken, şüpheli durumun sanık aleyhine değerlendirilmesi suretiyle kasten adam öldürme suçuna TCK’nın 39 maddesi kapsamında yardım ettiğinden bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın değişik gerekçeyle kabulüne dair karara yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle, Sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna iştirakine ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyeleri ... ve ...; "Somut olayda, Genel Kurulun sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş farklılığı, maktul ...’ın öldürülmesiyle sonuçlanan olayda, sanık ...'in, hakkında nitelikli şekilde kasten insan öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmü Yüksek 1. Ceza Dairesi tarafından onanarak kesinleşen sanık ...'in eylemine TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında 'fail' olarak iştirak ettiği yönündeki düşüncemize dayanmaktadır. Yapılan yargılama ve incelenen dosya kapsamına göre; Çok sayıda hırsızlık suçundan sabıkaları bulunan ... ve ..., olaydan kısa bir süre önce ... ili Gaziosmanpaşa ilçesinden birlikte çaldıkları ve sanık ...'in sevk ve idaresindeki, sanık ...’ın ise ön yolcu koltuğunda bulunduğu ... plakalı araçla suç tarihinde gece saatlerinde Avcılar ilçesi Haramidere mevkiinde bulunan adaklık kurban satış ve kesim yerine gelmişler, burada bir süre alkol aldıktan sonra asıl amaçları olan küçükbaş hayvan hırsızlığı fiilini işlemek üzere harekete geçmişlerdir. Bu sırada sanıkların maksatlarını gerçekleştirmeye yönelik davranışlarını fark eden ve sözkonusu yerde bekçilik yapan maktul ... sanıkların içinde bulunduğu araca doğru yönelmiş ve hatta onları korkutup uzaklaştırmak için yanında taşıdığı ancak olaydan sonra elde edilemeyen 9 mm. çapındaki tabancasıyla havaya bir el ateş etmiştir. Bunun üzerine planladıkları eylemi gerçekleştiremeyeceklerini anlayan sanıklar yakalanmamak amacıyla harekete geçmiş, aracı kullanan sanık ..., dosya içeriğinden belirlenen çarpma noktası ve hasar tespitine göre kendilerine göre tam karşıdan yaklaştığı anlaşılan maktulün üstüne doğru otomobili sürmüş, meydana gelen çarpmanın etkisiyle yüzüstü yere düşen ve üzerinden geçen otomobilin sol arka tekeri ile zemin arasında sıkışan maktul, otopsi bulgularına göre araç altında sıkışma ile uyumlu klavikula ve kot kırıkları ile birlikte karın-göğüs basısından gelişen mekanik asfıksi nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu aşamada, gerek maktulün bedeninin tekerlek altında sıkışması, gerekse yağmur nedeniyle balçığa dönüşen zeminin engel olması nedeniyle sanıklar tüm denemelerine rağmen otomobili hareket ettirmeyi başaramamışlar ve yaya olarak olay yerinden kaçmışlardır. Olay esnasında otomobili kullanan ve aracı maktulün üstüne sürerek meydana gelen ölüm olayının baş aktörü olan inceleme dışı sanık ...’in hem yerel mahkemenin hem de hükmü onayan Yargıtay 1. Ceza Dairesinin kabullerine göre TCK'nın 82/1 -h maddesi kapsamında işlenmesi planlanan hırsızlık suçunun fark edilmesinden sonra yakalanmamak amacıyla nitelikli şekilde kasten öldürme suçunun faili olduğu hususunda tereddüt yoktur. Bu noktada, uyuşmazlığın temelini oluşturan sanık ...’in olaydaki konumu ve işlevi ön plana çıkmaktadır. Buna göre, sanık ..., bir gün öncesinde gerçekleşen otomobil hırsızlığı olayında ve sonrasında sanık ... ile birlikte hareket etmiş, gün boyunca onunla birlikte gezmiş, inceleme konusu olayın gerçekleştiği ana kadar, birlikte işlemeyi planladıkları hayvan hırsızlığı suçunu icra etmek için onun yanında yer almıştır. Sonrasında çalıntı araçla gece saatlerinde geldikleri adaklık kurban satış ve kesim yerinde kendilerini fark eden bekçi maktul ...’in üzerlerine doğru gelmesi ve havaya ateş etmesinden sonra, yakalanmamak için görüş mesafesi içinde ve tam karşıdan gördükleri maktulün üzerine aracını hızla süren sanık ...'in yanında yer almış, onu ikaz etme, ona engel olma, direksiyona müdahale ederek aracın yönünü değiştirme şeklinde bir davranışta bulunmamış, çarpma sonucu maktulün bedeninin aracın altında kalması ve aracın çamurlu zemine saplanmasından sonra aracı hareket ettirmeye yönelik çabaların sonuçsuz kalmasının ardından maktulü sıkıştığı yerde ölüme terk ederek yine sanık ... ile birlikte olay yerinden kaçmıştır. Hırsızlık suçu işlemeyi bir yaşam şekli olarak benimsedikleri dosya kapsamından anlaşılan ve yasal zeminde bulunmayan sanıkların, her olayın beraberinde ciddi bir yakalanma riskini getirdiğini bilmemeleri düşünülemez. Bu nedenle sanıkların her biri açısından maktul tarafından fark edilmeleri üzerine ve yakalanma kaygısıyla paniğe kapıldıklarını veya spontane bir şekilde hareket ettiklerini kabul etmek olanaklı değildir. Bu bakımdan ister aracı bizzat kullansın, isterse aracı kullanan diğer kişinin yanında yer alarak ona maddi veya manevi olarak destek versin, gerçekleşen eyleme ilişkin sanığın sorumluluğun derecesi değişmeyecektir. Öte yandan olayın başlangıç, gelişim ve sonuçlanmasına ilişkin tüm aşamalara TCK’nın 37/1. maddesi bağlamında 'fail' olarak fikir ve irade birliği içinde katıldıkları, hırsızlık suçunu işledikleri sırada oluşabilecek tüm engelleri birlikte defetmek üzere en başta verdikleri kararın olası sonuçlarını da öngördüklerinde kuşku bulunmayan sanıkların sorumluluklarında maktulün öldürülmesi eylemine hasren özel bir ayrım yapılarak, sanık ...'m eyleminin TCK'nın 39. maddesi uyarınca “yardım eden” olarak kabulü de usul ve yasaya uygun değildir, zira iştirakin kapsam ve derecesinin belirlenmesinde eylemin bir anına veya kısmına göre değil olayın bütünlüğü içinde bakılması gerekmektedir. Bu yönüyle, sayın çoğunluğun sanık ...'ın olaydaki konum ve rolünü tali/ikincil olarak suça yardım boyutunda ele alan görüşüne iştirak etmek mümkün olmadığından, sanığın sorumluluğunun TCK'nın 37/1. maddesine göre belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun suçun sabit olduğuna ilişkin görüşüne katılmıyoruz." görüşüyle, Sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin ilk uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşüncesiyle, Sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna iştirakine ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi uyarınca asli fail olarak iştirak ettiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 08.03.2017 tarihli ve 528-706 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA, 3- ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2015 tarihli ve 255-262 sayılı, sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık ...’in inceleme dışı sanık ...’in, maktule yönelik işlediği nitelikli kasten öldürme suçuna TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım eden olarak katıldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 22.06.2021 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

12. Ceza Dairesi, 2015/16400 E., 2017/5197 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
hakkında TCK nın 85/1, 62, 50/4, 50/1-a, 52/2-4, 53/6, 63, 98/2,62,50,52, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet
12. Ceza Dairesi         2015/16400 E.  ,  2017/5197 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle Öldürme, Yardım Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Hüküm : 1-Sanık ... hakkında TCK nın 85/1, 62, 50/4, 50/1-a, 52/2-4, 53/6, 63, 98/2,62,50,52, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet 2-Sanık ... hakkında TCK'nın 98/2,62,50,52 maddeleri gereğince mahkumiyet Taksirle öldürme ve yardım bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçlarından sanık ...'ın mahkumiyetine, yardım bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçundan sanık ...'ın mahkumiyetine ilişkin hükümler sanık ... müdafi ile sanık ... tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü; 1-Sanık ... hakkındaki taksirle öldürme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak; 5237 sayılı TCK'nın 53/6. maddesinde, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği düzenlendiği; sanık hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmasına karar verilirken, ilgili maddedeki üst sınırın 3 yıl olduğu nazara alınmadan, sanığın 3 yıl 4 ay süre ile sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilmesi; Kanuna aykırı olup hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; Mahkemenin takdiri de göz önüne alınarak hükmün TCK'nın 53/6. maddesinin uygulanması ile ilgili paragrafındaki ''3 yıl 4 ay'' ibaresinin ''3 yıl'' olarak değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve Kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA; 2-Yardım ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine gelince; Ölenin olay günü saat 20.10 sıralarında, iki yönlü ve sağında 1.2 metre banketi olan ve aydınlatması bulunan köy yolunda, alacakaranlık havada bisiklet ile seyri sırasında, karşı yönden gelen sanık ... idaresindeki araç ile çarpıştığı, olay akabindeki tespitlere göre, ölenin gidiş istikametine göre yolun sağ şeridi üzerinde ve yol bitimine yakın bir yerde seyir halinde olduğu, çarpmanın etkisi ile yolun sağındaki banket üzerine düştüğü, bisiklete ait herhangi bir ışıklı uyarıcı cihazın mevcut olmadığı, diğer aracın ise yolu ortalayarak her iki şeridi de ihlal ettiği, sanığın aracı ile yavaşladıktan sonra bir şahsa çarptığını gördüğü halde olay yerini terk ettiği, olay yerindeki far parçalarından aracın önce modeline, sonra da araç sahibi olan sanık ...'a ulaşıldığı, ...'ın kendi rızası ile kolluk kuvvetlerine teslim olarak, olay günü 20.30 da sanık ...'ın aracı kendisine getirdiğini, aracı hasarlı olduğundan teslim almadığını belirttiği, sanık ...'ın ise aracı Denizli iline tamir amaçlı götürdüğü, aracın ertesi gün saat 21.45'te kolluk kuvvetlerine getirildiği ve sanık ...'ın da araç ile birlikte teslim olduğu, olay yerinde yaralı olarak bulunan ölene ise olay yeri yakınında evi bulunan ve çarpma sesi duyması üzerine hemen olay yerine giden tanık ... tarafından yardım edilerek ambulansa haber verildiği, ölenin hastaneye sevki sağlanmasına rağmen aynı gün saat 21.45 te hastanede vefat ettiği olayda, sanık ...'ın gerçekleşen eyleminin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 82. maddesinde, “Trafik Kazalarında Yükümlülük” başlığı altında düzenlenen idari para cezasını gerektirir kabahat olarak kabulü gerekirken, 5237 sayılı TCK'nın 98. maddesinde tanımlanan ve unsurları itibariyle oluşmayan yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan mahkumiyetine karar verilmesi; yine sanık ...'ın dayısının oğlu olan sanık ...'ın kendisine ait aracını sanık ...'ın babasına ödünç olarak verdiği, akabinde sanık ...'ın aracı teslim etmek istediği sırada seyir halinde iken kazanın meydana geldiği, olay akabinde sanık ...'ın çarpma olayından ve ölenin yaralı halde olay yerinde beklediğinden haberdar olduğuna dair dosya içeriğinde açık bir tespit bulunmadığı gibi sanığa atılı suçun yasal unsurları da oluşmadığından sanık ...'ın da atılı suçtan beraati yerine, delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkumiyetine karar verilmesi; Kanuna aykırı olup, sanık ... müdafi ile sanık ...'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA; 15.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2019/13594 E., 2020/4184 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Hüküm : TCK'nın 98/2, 62/1, 53/1-2. maddeleri uyarınca mahkumiyet
12. Ceza Dairesi         2019/13594 E.  ,  2020/4184 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Hüküm : TCK'nın 98/2, 62/1, 53/1-2. maddeleri uyarınca mahkumiyet Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü: Olay günü, müteveffanın sanığın evinde şüpheli şekilde “akut uyuşturucu intoksikasyonu ve kronik kullanıma bağlı gelişen komplikasyonların ortak etkisi sonucu” gerçekleşen ölüm olayında; sanık ile birlikte uyuşturucu madde kullanan müteveffa ...'un rahatsızlanması üzerine, rahatsızlığın uyuşturucu kullanımından kaynaklandığını zanneden sanığın durumun anlaşılması halinde soruşturmaya maruz kalacağı düşüncesiyle, olaydan iki saat sonra 112 yi aradığı, 112 yetkilileri geldiğinde ise ...'un ölmüş olduğu, sanığın ise alkollü olduğu, ayakta durabildiği ve bilincinin yerinde olduğunun belirtildiği, sanığın birlikte uyuşturucu kullandığı arkadaşı müteveffanın uyuşturucu kullanımı sonucu fenalaşması nedeniyle olaydan iki saat sonra ambulansı araması ve bu arada ölümün gerçekleşmesi nedeniyle mahkemece, sanığın 5237 sayılı TCK'nın 98. maddesinde tanımlanan yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılarak yapılan incelemede; Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın bir nedene dayanmayan; katılan vekilinin tayin edilen cezaya, sanığın ihmalinin kast derecesinde olduğuna, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 01/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2019/3486 E., 2020/653 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
b-) TCK.nin 98/2, 62, 51. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası, erteleme.
1. Ceza Dairesi         2019/3486 E.  ,  2020/653 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Kasten öldürme ve bu suça yardım, suçluyu kayırma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme HÜKÜM : 1- Sanık ... hakkında; Kasten öldürme suçundan CMK.nin 223/2-e maddesi uyarınca beraat. 2- Sanık ... hakkında; TCK.nin 283/1, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 3.000.-TL adli para cezası. 3- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında; a) Kasten öldürmeye yardım suçundan CMK.nin 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat, b-) TCK.nin 98/2, 62, 51. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası, erteleme. 4- Sanıklar ... ve ... hakkında; TCK.nin 109/2, 109/3-b, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası, TCK.nin 81/1, 83, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 11yıl 3 ay hapis cezası. TÜRK MİLLETİ ADINA Katılanlar vekilinin yetkisi olmadığından duruşmalı inceleme isteminin CMUK'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir. Katılanların, sanık ... hakkında suçluyu kayırma suçundan kurulan hükmü temyize yetkileri bulunmadığından, katılanlar vekilinin bu suçtan kurulan hükme yönelik, temyiz istemlerinin CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilerek, bu hüküm tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak inceleme dışı bırakılmıştır. Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar ...ve ... haklarında; maktul ... ...’ya karşı nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun, maktule karşı öldürme eylemlerinin, sanıklar ... ve ...’ın, maktule karşı eylemlerinin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına göre nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun suç niteliği tayin, sanıklar ...ve ... haklarında haksız tahrik ve tüm sanıklar haklarında takdiri indirim nedenlerinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanıklar ..., ... ve ... haklarında; maktule karşı kasten öldürme ve bu suça yardım etme suçlarından elde edilen delillerin 5271 sayılı CMK'nin 223/2-e maddesi uyarınca mahkumiyetlerine yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek beraatlerine karar verildiği mahkemece kabul ve takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılanlar vekilinin cezanın az olduğuna, beraat kararlarının hatalı olduğuna, sanık ... ve ... müdafilerinin suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, beraat etmeleri gerektiğine, sanık ... müdafiinin eksik incelemeye, usule, sübuta, lehe hükümlerin uygulanmadığına, sanıklar ...ve ... müdafilerinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle; 1- Sanıklar ... ve ... haklarında; maktul ... ...’ya karşı nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet, sanıklar ...,... ve ... haklarında maktule karşı kasten öldürme ve bu suça yardım etme suçlarından kurulan beraat hükümlerinin incelenmesinde; hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak ONANMASINA, 2- Sanık ... ve ... haklarında; maktul ... ...’ya karşı ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde; Sanıklar ... ve...'ın eylemleri nedeniyle vücudunda yaygın künt travmatik lezyonlar oluşan maktulun künt kafa travması nedeniyle öldüğü, sanıkların ölene karşı gerçekleştirdiği darbe sayısı, süreklilik, darbelerin niteliği, isabet eden nahiyeler karşısında yapılan ve sürdürülen eylemlerin neticesinde ölümün muhakkak olduğu, tanıkların hastaneye götürülmesi gerektiği yolundaki beyanlara rağmen eyleme devam etmiş olmaları karşısında öldürme kastının dış aleme açıkça yansıdığı, yaralının hastaneye götürülmemesi suretiyle ihmal sonucu kasten öldürmekten bahsedilemeyeceği, kasten öldürmeye yönelen kişinin yaralıyı hastaneye götürüp zararın doğmasının önlemesi halinde TCK.nin 36. madde uyarınca gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır hükmü de nazara alınarak sanıkların TCK’nin 81/1, 29, 53. maddeleri gereğince cezalandırılmaları yerine, yazılı şekilde TCK’nin 83/3. maddesi gereğince cezalandırılmaları, 3- Sanıklar ... ve ... haklarında maktule karşı yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde; İddianamede bu sanıklar hakkında atılı suçlar, hürriyetten yoksun bırakma ve kasten öldürmeye yardım olarak nitelendirilirken, eylemlerle ilgili yapılan açıklamada talimatların yerine getirilmesi, kamera görüntülerinin çöpe atılması, kan ve bu gibi izlerin silinmesi, maktulun yanında bulunulması olarak belirtildiği, dolayısıyla anlatılan eylemlerle yaşı, hastalığı veya yaralanması gibi nedenlerle kendisini idare edemeyecek durumda olan kimseye tesadüf eden bir nevi insani yardım ve bildirim yükümlülüğüne uymamak olarak tanımlanan TCK.nin 98. maddesi ile ilgisi olmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.06.1999 tarih ve 10-137/146 sayılı kararının ve bir çok Yargıtay kararıyla benimsendiği üzere olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmiş olması dahi o olay hakkında dava açıldığını göstermeyeceği, sanığın yargı mercii önündeki eylemini sınırlandırarak güvence fonksiyonu teşkil eden başka bir olaya dayanmadan bağımsız olarak açıklanıp açıkça ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirtilmesinin gerektiği nazara alındığında sanıklar hakkında yardım ve bildirim yükümlülüğüne uymamaktan usulüne uygun açılmış bir dava olmadığı halde Cumhuriyet savcısının mütalaası doğrultusunda mahkumiyet hükmü kurularak CMK’nin 225/1. maddesine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş olup, katılanlar vekilinin ve sanıklar müdafilerinin temyiz tirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak BOZULMASINA, 24/02/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2015/5736 E., 2015/40858 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu Türk Ceza Kanununun 98. maddesinde “(1)Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yı
4. Ceza Dairesi         2015/5736 E.  ,  2015/40858 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sulh Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Terk, yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 1-Terk ve yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçlarından verilen beraat kararına yönelik temyizde, Türk Ceza Kanununun 97. maddesinde düzenlenen terk suçunun birinci fıkrasında, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi hâline terk etmek suç olarak tanımlanmış, terk olgusu bağımsız bir suç olarak kabul edilmiştir. Suçun mağduru, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimse, faili ise, bu kimseler üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan koruma ve gözetim yükümlülüğü yüklenen kişilerdir. Bu suçla korunan hukuki değer, insanın yaşama ve vücut bütünlüğü hakkının yanı sıra koruma ve gözetim yükümlülüğü olan kişilerin bu görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve bu sayede ortaya çıkacak sosyal fayda düşüncesidir. Suçun maddi unsuru yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan mağdurun “kendi haline terk edilmesidir”. Suç bağlamında “kendi haline terk”, failin, mağdurla olan fiili ilişkisini geçici ya da sürekli şekilde kesmesi ve mağduru egemenlik alanının dışına çıkarması, bu bağlamda kendi haline bırakmasıdır. Bu suç “kendi haline terk” gerçekleştiği anda tamamlanır. Terk süresi uzun veya kısa olabilir. Burada önem taşıyan husus, terk süresinin mağdur için tehlike yaratma hususunda yeterli olup olmadığıdır. Kişinin kendi haline terk edilmesi, koruma ve gözetim altında bulunanın, bu yükümlülüğü üstlenmiş olan kişi tarafından herhangi bir yerde korumadan yoksun hale getirilmesidir. Terk fiilinin, fail dışında, koruma ve gözetim yükümlülüğünü üstlenebilecek durumda olan ve bu iradeyi taşıyan kişilerin inisiyatif kullanabilecekleri biçimde ve ortamda gerçekleştirilmesi halinde bu suç oluşmaz. Suçun oluşumu için, failin mağduru, koruma ve gözetim yükümlülüğü üstlenebilecek durumdaki bir kişi veya kurumun kontrolüne bırakmaksızın “mağduru kendi haline terk” fiilini gerçekleştirmesi veya terk anı itibariyle bu yükümlülüklerin kim tarafından taşınacağının belirsiz olması gerekir. Terk suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Faildeki saikin önemi yoktur. Fail yaşı, hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle yasa, sözleşme, doğal bağlılık ilişkisi veya fiili bir nedenden dolayı koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiyi terk etme bilinç ve iradesiyle hareket etmelidir. Başka bir deyişle fail, “kendi haline terk” eyleminden doğacak neticeyi bilmeli ve istemelidir. Mağdurun kendi haline terk edilmesi, icrai ya da ihmali davranışla gerçekleştirilebilir. Terk suçu, gerçek ihmali suçtur ve kanunda tarif edilen belli bir emredici davranışın (terk etmeme) kasten yerine getirilmemesi ile oluşur. Failin, her bir mağdura karşı ayrı ayrı bakma, koruma ve gözetme yükümlüğü bulunduğundan, birden fazla kişinin suçun mağduru olması durumunda gerçek içtima kuralı uygulanır. Zincirleme suça ilişkin hüküm uygulanamaz. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu Türk Ceza Kanununun 98. maddesinde “(1)Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (2)Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı suç 765 sayılı TCK'nın 476. maddesinde “Bir kimse yedi yaşından aşağı bir sabiyi veya müptela olduğu akıl veya beden hastalığından dolayı kendini idare edemeyen bir kimseyi terkedilmiş bulupta derhal ait olduğu daireye veya Hükümet memurlarına malumat vermekte ihmal ederse beş liradan elli liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır. Bir mecruha veya sair tehlikede bulunan bir kimseye yahut ölü veya ölüye benzer bir cesede tesadüf edipte mümkün olan yardımı yapmakta veya derhal ait olduğu daireye veya Hükümet memurlarına malumat vermekte ihmal eden kimse hakkında dahi aynı ceza tertip olunur.” şeklinde düzenlenmiştir. Görüleceği üzere yeni kanunda eski kanundan farklı olarak, yaş sınırı koymak yerine yaş nedeniyle kendini idare edemeyecek durumda olan kimse tabirine yer verilmiş ve yaşlıların da bu suçun mağduru olabileceği vurgulanmıştır. Ayrıca kendini idare edemeyecek durumda olmayı gerektiren sebepler sınırlı olarak sayılmamış, “başka herhangi bir nedenle” ibaresi konularak belirtilenler dışındaki durumlarda da kişilerin yardıma muhtaç olabileceği varsayılarak kapsam genişletilmiştir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu ile korunmak istenen hukuki değer, kişilerin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünün korunmasıdır. Ayrıca bu suçla, toplumda birlikte yaşayan bireylerin, yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye “ahlaki ve sosyal bir ödev” olan yardım ve bildirim yükümlülüklerini yerine getirmeleri amaçlanmış ve toplumsal dayanışmanın bu suretle yaşatılması hedeflenmiştir. Yardım veya bildirim yükümlülüğü medeni toplumlarda toplumsal ve sosyal hayatın gerekliliklerinden kaynaklanmaktadır. Bireylerin, zayıfları koruma ve yardım etme görevinin bulunduğu kabul edilir. Ayrıca bu yükümlülüklerin ahlaki bir yönü de vardır. Bu düzenleme ile bireylerin yardıma muhtaç olduğu durumlarda, diğer kişiler bakımından yardımda bulunma ya da en azından ilgili makamlara durumu haber verme mecburiyeti getirilip, yardıma hukuki bir nitelik kazandırılarak, aykırı davranışlar cezai yaptırıma bağlanmıştır. Suçun maddi unsuru yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan bir kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde “Yardım etmemek” yada “durumu derhal ilgili makamlara bildirmemek” şeklindeki ihmali davranışlardır. Kanun koyucu iki tür ihmali davranış öngörmüştür. Bunlardan birinin varlığını suçun oluşumu için yeterli görmüştür. Burada seçimlik hareketli bir suç söz konusu olup, her iki harekette ihmali niteliktedir. Failin yardım etmeme nedeniyle sorumlu tutulabilmesi, failin kendisini veya bir başkasını tehlikeye sokmadan, olanakları, gücü ve yeteneğiyle orantılı biçimde, hal ve koşullara göre yardım yapmasının mümkün olduğunun tespitine bağlıdır. Yardım yapmanın mümkün olduğu sonucuna varıldığında, bu yardımın biçimi ve kapsamı, somut olayın özelliklerine göre, bu bağlamda failin kişisel ve fiziksel özellikleri ile deneyimi, bilgisi, sahip olduğu araçlar, tehlikenin boyutu, ayrıca ani gelişen olaylarda failin şoka girip girmediği de gözetildikten sonra mahkemece takdir edilecektir. Failden beklenen yardım, mağdur için halen var olan zarar ve tehlikenin genişlememesine yönelik ve buna uygun olan koruyucu faaliyetler olabilir. Ancak yardımın yeterli olamayacağı belli ise, failin sorumluluktan kurtulması için durumu derhal ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bildirim yükümlülüğü, iletişim vasıtası cihazlarla, el kol hareketleri ile yazılı veya sözlü olarak yahut herhangi bir biçimde yerine getirilebilir. Belirtilen durumlara maruz kalmış bir kimseyle karşılaşan kişinin hal ve koşullara göre öncelikle mağdura yardım etmesi, mümkün olmaması veya yardımın yetersiz kalacağının anlaşılması halinde ise durumu derhal ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, başkalarının yardım veya bildirimde bulunması, failin yardım veya bildirimde bulunmasını gereksiz kılmış ise, bu durumda bu suçun oluştuğundan söz edilemez. Bildirimin derhal yapılması, hal ve koşullara göre en uygun bildirme yönteminin tercih edilerek yükümlülüğün gecikmeye meydan vermeksizin durumun ilgili makamların bilgisine iletilmesidir. İlgili makamlardan maksat ise soruşturma yapmakla görevli adliye ve kolluk makamları ile durumu adli makamlara bildirmekle yükümlü diğer resmi kurumlardır. Suçun mağduru, yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan bir kimsedir. Mağdur yaşayan gerçek bir kişi olmalıdır. Suç tipinde mağdurun yaşı, yaralanması veya hastalığı tek başına mağduriyet için şart olarak öngörülmemiştir. Suçun oluşumu için ayrıca mağdurların sayılan sebeplere bağlı olarak kendilerini idare edememesi gereklidir. Mağdurun ne sebeple yardıma muhtaç olduğunun ise önemi yoktur. Kendini idare edemeyecek durumda olma hali ile kastedilen, mağdurun, bir başkasının yardımı olmadığı takdirde, hayatına, sağlığına veya vücut bütünlüğüne yönelik ağır bir tehlikenin mevcudiyeti olması şeklinde anlaşılmalıdır. Suçun faili olaya sebebiyet veren kişi dışındaki herkes olabilir. Failin, mağdurun yardıma muhtaç hale gelmesine kasta veya taksire dayalı hareketiyle neden olması halinde, failden yardım veya bildirimde bulunması beklenemez; bu nedenle fail sadece işlediği suçtan sorumlu olur. Ancak olaya sebebiyet veren kişi, mağdura yardım konusunda kendiliğinden inisiyatif almış, bu nedenle başkalarının yardım etmesine ve resmi mercilere bildirmesine engel olmuş ve buna rağmen yardımı gerçekleştirmemiş ise, kendiliğinden üstlendiği yardım yükümlülüğünü yerine getirmediği için, fail olarak bu suçtan sorumlu tutulmalıdır. Fail mağduru koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kişi ise, bu durumda terk suçundan söz edilebilir. Failin neticeyi önleme konusunda hukuki bir yükümlülüğü mevcut ise yükümlülüklere aykırı davranışların, diğer şartların da mevcut olması halinde 83. maddede düzenlenen kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi ya da 88. maddede düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun konusu, madde metninde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde mağdurun yaralanması veya zarar görmesidir. Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle mağdurun ölmesi halinde ikinci fıkra hükümleri uygulanır. Maddenin birinci fıkrasında “tehlike suçu” olarak düzenlenen bu suçun manevi unsuru kasttır. Fail, mağdurun kendini idare edemeyecek durumda olduğunu, yardım veya bildirimde bulunduğu takdirde tehlikenin ortadan kaldırılabileceğini bilecek ve buna rağmen bu yükümlülükleri yerine getirmemeyi isteyecektir. Maddesinin ikinci fıkrasında, netice sebebiyle ağırlaşmış suç haline ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda faile ikinci fıkradaki ağırlaştırılmış ceza uygulanacaktır. Ancak failin bu ağır sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için TCK’nın 23. maddesi uyarınca netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir. Suç tehlike suçu olmasının yanı sıra ihmali suç niteliğindedir. İhmal kesintisiz bir nitelik taşıdığından, diğer yandan sonuca ulaşmamış bir ihmali hareketi değerlendirebilmek ve hangi sonuca yöneldiğini anlayabilmek imkânı bulunmadığından, bu suça teşebbüs mümkün değildir. Yardım veya bildirim yükümlülüğüne aykırı davranan her kişinin ihmali davranışı ayrı bir suçu oluşturacağı için prensip itibariyle bu suçta şeriklik mümkün değildir. İstisnai olarak ortaklık ancak, yardım veya bildirim yükümlülüğü bulunmayan, dolayısıyla, fail olmayan bir kişinin bu konuda yükümlülüğü bulunan faili azmettirmesi suretiyle mümkün olabilecektir. Fail maddede öngörülen seçimlik ihmali davranışların ikisini birden gerçekleştirdiğinde, bir başka deyişle hem yardım hem de bildirim yükümlülüklerini ihlal ederse, tek bir suçtan sorumlu olur. Ayrıca yardıma muhtaç birden fazla kişi mevcutsa, aynı neviden fikri içtima kuralı uyarınca tek bir cezaya hükmedilmekle birlikte, bu ceza TCK'nın 43/2. maddesi gereğince artırılır. Öngelen tehlikeli durum nedeniyle mağdurun kendini idare edemeyecek duruma gelmesine fail neden olmuşsa ve bu nedenle ölüm gerçekleşmişse, anılan Kanunun 83. maddesinde tanımlanan ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan sorumlu tutulması gerekir. Yargılamaya konu somut olayda; Sanığın boşanma aşamasında olduğu eşi katılan ... yaklaşık 10 yıldır kanser hastası olup beynindeki tümör nedeniyle tedavi gördüğü, hastalığının son dönemlerinde yatalak duruma gelmesi nedeniyle anne ve babasının katılanı kendi evlerine alarak bakımını burada yaptıkları, sanığın eşine nafaka bağlandıktan sonra eşinin ağır hastalığı nedeniyle gördüğü tedavinin devam edebilmesi için SSK prim ödemeleri konusunda daha dikkatli davranması gerektiği halde bu konuda yeterli hassasiyeti göstermeyerek mağdurenin tedavisinde ve ilaçlarının alınmasında sorun yaşamasına neden olduğu olayda, katılanın sanık eşinin koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunması nedeniyle TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen yardım veya bildirim yükümlülüğünden bahsedilemeyeceği, bu suçun oluşması açısından katılanın sanığın koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunmayan kişilerden olmasının gerektiği, öte yandan katılanın anne ve babasının bakmak üzere katılanı kendi evlerine götürmeleri nedeniyle, olayda bu suçun yasal unsuru olan “kendi haline terk” unsuru gerçekleşmediğinden terk suçunun da oluşmayacağı gözetilerek yerel mahkemece isabetli biçimde beraat kararları verilmesi karşısında, Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan ... vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 2-Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğünün ihlali suçuna yönelik temyize gelince, Sanığın ağır hasta konumunda olan boşanma aşamasındaki eşi katılana karşı bakım ve destek olma yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle eyleminin TCK'nın 233. maddesinde düzenlenen aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturduğu kabul edilerek yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğünün ihlali suçunun, CMK'nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşmaya tabi olması karşısında, anılan maddelerde öngörüldüğü biçimde yöntemine uygun olarak uzlaşma önerisinde bulunulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı ve sanık .... müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Fail Sinan, yolda yürürken ağır yaralı bir kişinin yerde yattığını görmüş; ancak "başım ağrımasın" diyerek durumu yetkili makamlara bildirmeden ve yardım etmeden yoluna devam etmiştir. Yaralı kişi kısa süre sonra tıbbi müdahale yapılamadığı için ölmüştür. Sinan’ın bu eylemi Türk Ceza Kanunu (Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi) uyarınca nasıl nitelendirilmelidir?

A) Sinan kasten öldürme suçundan sorumlu olur.
B) Sinan taksirle öldürme suçundan sorumlu olur.
C) Sinan temel şekliyle yardım ve bildirim yükümlülüğünün ihlalinden sorumludur; ölüm neticesinden sorumlu tutulamaz.
D) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, ağırlaştırılmış hapis cezasına hükmolunur.
E) Sinan bir kamu görevlisi olmadığı için bu suçun faili olamaz.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol