5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 1

Ceza Muhakemesi Kanunu 1. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 1 – (1) Bu Kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler. Tanımlar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5.007 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2024/17730 E., 2024/5563 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
ıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; sanık müdafine gerekçeli kararın 06.11.2019 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edildiği ve karara karşı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 06.11.2019 tarihli, temyiz s
8. Ceza Dairesi         2024/17730 E.  ,  2024/5563 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/4244 E., 2019/2455 K. SUÇLAR : Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme, satma vb., yasak cihaz ve program bulundurmak HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, ret A.Sanık hakkında başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme, satma vb suçu yönünden; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 08.10.2019 tarihli kararının, sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü: Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; sanık müdafine gerekçeli kararın 06.11.2019 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edildiği ve karara karşı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 06.11.2019 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak yapılan ihtarlı tebligata rağmen de aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B.Sanık hakkında yasak cihaz ve program bulundurmak suçu yönünden; İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın hükmü değiştirme niteliğinde olduğundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 11.05.2017 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme, satma vb., ve yasak cihaz ve program bulundurmak suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 245 inci maddesinin ikinci fıkrası, 245 inci maddesinin A-1 bendi ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır. 2.İstanbul Anadolu 49.Asliye Ceza Mahkemesinin 13.09.2018 tarihli kararı ile sanık hakkında başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme, satma vb., ve yasak cihaz ve program bulundurmak suçlarından 5237 sayılı Kanun'un 245 inci maddesinin A-1 bendi, 50 inci maddesinin (a) bendi, 52 inci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 6.000,00 TL ve 2.000,00 TL adli para cezası cezalandırılmasına karar verilmiştir. 3.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 08.10.2019 tarihli kararı ile düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan Ziraat Bankası vekilinin temyiz isteği; suçun sübut bulduğuna ve sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Dava konusu olay; 06.02.2017 günü saat 21:00 sıralarında Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince rutin uygulama sırasında Doğu Mahallesi’nde faaliyet gösteren Huzur Çay Ocağı’nda uygulama sırasında bulunan şüpheli ...’un panik hareketlerinin dikkat çektiği, çantasından cisim attığının kolluk görevlilerinin tespiti üzerine yakalanan şüphelinin üzerindeki eşyaların yapılan incelemesinde toplam 19 adet çeşitli bankalara ait kredi kartlarının olduğunun tespit edildiği, beraberinde Wbth-2172 VER:3.1 S/N 1512260029 marka kart kopyalama aparatı, ayrıca 20 adet “White Plastic” yani kopyalamaya hazır manyetik şeritli kart ile 1 adet Tansaş, 1 adet Mudo, 1 adet Carrefoursa kartları ile flash bellekler, laptop ve diğer malzemelerinin ele geçirildiği, White Plastic'lerin yapılan incelemesinde kartın ön yüzünde kart numaralarının yer aldığı fakat manyetik şeritlerinin yapılan incelemesinde farklı bankalara ait kartların bu beyaz plastiklere kopyalandığının tespit edildiği iddiasına ilişkindir. A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Sanığın beraberinde ele geçen cihaza ilişkin olarak düzenlenen rapor içeriklerine bakıldığında; WBE marka Encoder cihazının mevcut hali ile banka kartı kopyalamaya elverişli bir cihaz olduğu görülmüştür. Bu itibarla sanığa yüklenen bir bilişim sistemine giriş yapılmasını sağlayacak manyetik kartları kopyalayabilen cihaz bulundurup kullanmak suretiyle, yüklenen bu suçu da ayrıca işlediği sabit görüldüğünden cezalandırılmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Sanığın eylemi ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiğinden, bunlardan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 44. maddesi gereği en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılması gerektiği halde, sanık hakkında yukarıda incelenen Türk Ceza Kanunu’nun 245/2. maddesi yanında, ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 245/A-1 maddesine göre hüküm kurulması kanuna aykırı, sanık müdafinin istinaf itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, Bu aykırılık aynı madde gereğince yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan: 1-Hükmün Yasak Cihaz ve Program Bulundurma suçu hakkındaki 2 numaralı bendinin kaldırılmasına, 2-Sanık hakkında üzerine atılı yasak cihaz ve program bulundurma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına 3-Sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/1-a maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A.Sanık hakkında başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme, satma vb suçu yönünden yapılan incelemede; Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; sanık müdafine gerekçeli kararın 06.11.2019 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edildiği ve karara karşı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 06.11.2019 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak yapılan ihtarlı tebligata rağmen de aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B.Sanık hakkında yasak cihaz ve program bulundurmak suçu yönünden yapılan incelemede; Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; 06.02.2017 günü saat 21:00 sıralarında Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince rutin uygulama sırasında Doğu Mahallesi’nde faaliyet gösteren Huzur Çay Ocağı’nda uygulama sırasında bulunan şüpheli ...’un panik hareketlerinin dikkat çektiği, çantasından cisim attığının kolluk görevlilerinin tespiti üzerine yakalanan şüphelinin üzerinde ki eşyaların yapılan incelemesinde toplam 19 adet çeşitli bankalara ait kredi kartlarının olduğunun tespit edildiği, beraberinde Wbth-2172 VER:3.1 S/N 1512260029 marka kart kopyalama aparatı, ayrıca 20 adet “White Plastic” yani kopyalamaya hazır manyetik şeritli kart ile 1 adet Tansaş, 1 adet Mudo, 1 adet Carrefoursa kartları ile flashbellekler, laptop ve diğer malzemelerinin ele geçirildiği olayda; Türk Ceza Kanunu'nun 245 inci maddesinin A fıkrasının (1) bendine göre "Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu Bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.", Somut olayda işlenen fiil birden fazladır. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu'nun 44 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmünün somut olayda uygulanma imkanı mevcut değildir. Sanığın beraberinde ele geçen cihaza ilişkin olarak düzenlenen rapor içeriklerinde, WBE marka Encoder Cihaz'ın mevcut hali ile banka kartı kopyalamaya elverişli bir cihaz olduğu görülmekle; bir bilişim sistemine giriş yapılmasını sağlayacak manyetik kartları kopyalayabilen cihaz bulundurup kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği anlaşılmakla; sanığın söz edilen suçtan ayrıca mahkumiyeti yerine yazılı şekilde hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A.Sanık hakkında başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme, satma vb suçu yönünden; gerekçe bölümünün A bendinde açıklanan nedenle ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; sanık müdafine gerekçeli kararın 06.11.2019 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edildiği ve karara karşı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 06.11.2019 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak yapılan ihtarlı tebligata rağmen de aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B.Sanık hakkında yasak cihaz ve program bulundurmak suçu yönünden; gerekçe bölümünün B bendinde açıklanan nedenle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 08.10.2019 tarihli ve 2018/4244 Esas, 2019/2455 Karar sayılı kararına yönelik katılan banka vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17.Ceza Dairesinin, 08.10.2019 tarihli ve 2018/4244 Esas, 2019/2455 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2024 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

1. Ceza Dairesi, 2022/10564 E., 2023/5959 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin; hükmolunan cezaların tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret ve mahkumiyet kararları ile bu suçlara yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca hükümlerin temyizinin mümkün olmadığı belirlen
1. Ceza Dairesi         2022/10564 E.  ,  2023/5959 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/480 E., 2021/693 K. SUÇLAR : Kasten yaralama, tehdit, hakaret HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı ve mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun reddi, temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Katılan sanık ... müdafiinin 09.04.2021 havale tarihli temyiz dilekçesi içeriğinden sanıklar ve suça sürüklenen çocuk hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinde bulunduğu anlaşılarak bu kapsamda inceleme yapılmıştır. Sanık ... ile suça sürüklenen çocuk hakkında kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin; hükmolunan cezaların tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret ve mahkumiyet kararları ile bu suçlara yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca hükümlerin temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir. Sanık ... hakkında tehdit, silahla tehdit ve hakaret suçlarından kurulan beraat hükümlerine ilişkin; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi tarafından, verilen beraat kararının istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı ve bu karara yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca hükümlerin temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir. Sanıklar Kadir ve Yaşar hakkında kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin; İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.04.2019 Tarihli ve 2018/237 Esas, 2019/239 Karar sayılı kararı ile; a. Sanık ... hakkında katılan sanık ... ve katılan suça sürüklenen çocuk ...'ye yönelik silahla tehdit, tehdit ve hakaret suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir. b. Sanıklar ....., .....ve ......,hakkında kasten yaralama suçlarından, ayrı ayrı 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d ve son bentleri), 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 4 er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, c. Suça sürüklenen çocuk hakkında kasten yaralama suçlarından, 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d ve son bentleri), 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 31 ... maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 2 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 2. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 16.03.2021 Tarihli ve 2020/480 Esas, 2021/693 Karar sayılı kararı ile; a. Sanık ... hakkında katılan sanık ... ve katılan suça sürüklenen çocuk ...'ye yönelik silahla tehdit, tehdit ve hakaret suçlarından İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine, b. Sanıklar ve suça sürüklenen çocuk hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile; i. Sanıklar ...hakkında kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d ve son bentleri), 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, ii. Suça sürüklenen çocuk hakkında kasten yaralama suçlarından, 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d ve son bentleri), 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 31 ... maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun'un 51 nci maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine, iii. Sanıklar ....., ve ......, hakkında kasten yaralama suçlarından, ayrı ayrı 5237 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi delaletiyle 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d ve son bentleri), 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 4 yıl 2 şer ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan ... vekilinin temyiz sebepleri sanıklar ve suça sürüklenen çocuk hakkında üst hadden ceza tayin edilmesi gerektiğine, haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının şartlarının gerçekleşmediğine, katılan sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... müdafiinin temyiz sebepleri sanık ...’nin katılana yönelik eylemi olmadığına, meşru müdafaaya, haksız tahrike, beraate, katılan hakkında düzenlenen adli rapora, vekalet ücretine ve katlan sanık ... hakkında sanıklara yönelik eylemleri nedeniyle mahkumiyet hükmü kurulması gerektiğine, sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri sanığın üzerine atılı suçu işlemediğine, beraatine karar verilmesi gerektiğine, sanık ...’ın temyiz sebepleri mahkumiyetine yeterli delil olmadığına, beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1. Katılan sanık ... ile katılan sanık ... ve katılan suça sürüklenen çocuk ...’nin birbirlerini tanıdıkları, katılan sanık ... ve katılan suça sürüklenen çocuk ...’nin eczanede çalıştıkları, daha önceden katılan sanık ...’in eczaneye borcu olduğu, eczane sahibinin borcunu istedikten sonra katılan sanık ...’in eczane önünden geçerken katılan suça sürüklenen çocuk ...’a ve gıyabında eczane sahibine hakaret içerikli sözler söylediği, olay günü berberde tıraş olan katılan sanık ...'nin yanına gelen katılan sanık ...'in küfür ve hakaret ettiği, berber dükkanın dışında ise katılan sanık ...'ye kafa atarak basit şekilde yaraladığı, aynı gün olaydan kısa süre sonra sanık ..., suça sürüklenen çocuk ... ve sanık ...'in katılan sanık ...'in iş yerine ve evine giderek onu aradıkları bulamayınca telefonla iletişim kurarak buluştukları, katılan sanık ...’nin yanında babası olan sanık ... ile kuzenleri olan sanık ... ve uça sürüklenen çocuk ... ’nin bulunduğu, katılan sanık ...'in katılan sanık ...'nin elini sıkmak amacıyla elini uzattığı sırada arkadan yaklaşan suça sürüklenen çocuk ...'nin katılan sanık ...'in başının arkasına vurması sonucu yere düştüğü ardından olay yerinde bulunan sanıklar ...'in bir süre yerde yatan katılana tekme ile vurdukları ve adli raporunda belirtilen şekilde yaraladıkları kabul edilmiştir. 2. Sanıkların, suça sürüklenen çocuğun, katılanları ve tanıkların beyanları tespit edilerek dosya içerisine eklenmiştir. Katılanın yaralanmasına ilişkin düzenlenen adli muayene raporu dosyada mevcuttur. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmemiş ancak katılan ...’in haksız tahrik teşkil eden davranışının sanık ...’ye yönelik basit yaralama ve hakaret ile suça sürüklenen çocuğa yönelik hakaret eylemlerinden ibaret olduğu, bu eylemler nedeniyle asgari oranda haksız tahrik indirimi yapılması gerekirken (1/3) oranında indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi ve yine katılan ...’in sanıklar......, ve .....,’a yönelik haksız tahrik eylemi bulunmadığı halde haksız tahrik indirimi yapılması sebepleriyle ilk derece mahkemesi tarafından kurulan mahkumiyet hükümleri kaldırılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş. IV. GEREKÇE A. Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden; Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin katılanın beyanları ile uyumlu adli muayene raporuyla saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, mevcut delillerle mahkumiyet hükmü kurulmasında isabetsizlik bulunmadığı, Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşılmakla anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. B. Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden; Sanığın eylemini katılanın sanığın oğlu olan .......,'ye yönelik hakaret ve yaralama eylemlerinde bulunması nedeniyle gerçekleştirdiği anlaşılmakla sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A. Sanık ... hakkında katılan sanık ... ve katılan suça sürüklenen çocuk ...'ye yönelik silahla tehdit, tehdit ve hakaret suçlarından kurulan beraat hükümleri yönünden; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer verilen; “On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılanlar vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Sanık ... ile suça sürüklenen çocuk hakkında kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan ... vekilinin, sanık ve suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, C. Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 16.03.2021 Tarihli ve 2020/480 Esas, 2021/693 Karar sayılı kararında katılan vekili, sanık ... müdafii ve sanık ... öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, D. Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden; Gerekçe bölümünde yer alan (B) paragrafında açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 16.03.2021 Tarihli ve 2020/480 Esas, 2021/693 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.10.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/14486 E., 2023/1960 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kesin kararın; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29 ncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyize tabi hale gediği, anılan Kanuna ekle
3. Ceza Dairesi         2021/14486 E.  ,  2023/1960 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/3356 E., 2019/536 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kesin kararın; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29 ncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyize tabi hale gediği, anılan Kanuna eklenen geçici 5 inci maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içerisinde temyiz talebinde bulunduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.10.2018 tarihli ve 2018/238 Esas, 2018/7163 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesi üçüncü fıkrası ve 220 inci maddesinin yedinci fıkraları delaletiyle 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 220 inci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesi, 53 üncü maddesi, ve 63 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 07.03.2019 tarihli ve 2018/3356 Esas, 2019/536 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusun reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 30.09.2021 tarihli ve bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Hesap hareketleri dikkate alındığında müvekkilinin örgütü desteklediğinden bahsedilemeyeceğine, 2.Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine riayet edilmediğine, 3.Usul ve kanuna aykırı karar verildiğine, 4.Müvekkilinin suç işleme kastı ile hareket etmediğine, 5.Sanığın müdafiisi olmaksızın yargılandığına, 6.Dernek ve sendika üyeliklerinin müspet suç yönünden delil olarak kabul edilmeyeceğine, 7. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, 8.Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, 9.Bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, 10.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, 11.Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine, 12.Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine, 13.Özel hayata saygı ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğine, 14.Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü ByLock iletişim sistemini kullanmayan, örgüte müzahir KEYDER isimli derneğe ve Aktif Eğitimciler Sendikasına üye olan, 20.01.2014 tarihinde örgüt lideri talimatı doğrultusunda Bank Asyada hesap açtırarak 02.09.2014, 21.10.2014 ve 05.02.2015 tarihlerinde de mevduat hesapları açtırmaya devam eden sanığın anılan faaliyetlerinin silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında sanık ...' nun örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı, konusu suç oluşturmayan ancak örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetlerinin hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım suçunu oluşturacağından bahisle silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir. IV.GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ceza muhakemesi hukukunda savunmanın ayrılmaz parçası olan “müdafilik” kavramı üzerinde durmak gerekecektir. Müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder (5271 sayılı Kanun m. 2/1-c). Müdafilik ihtiyari veya zorunlu olabilir. 1412 sayılı sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak isteğe bağlı/ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş, sınırlı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafilik sitemini getirmiştir. 5271 sayılı Kanun'un ise zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde genişletmiştir(C.G.K. 17.12.2009 t. 2008/1-172 E. 2009/26 K.). Şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir. Müdafiiyi kendisi ya da kanuni temsilcisi seçebilir. Müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafii görevlendirilir. Bu haller isteğe bağlı müdafiliktir. Kanunumuz bazı hallerde ise zorunlu müdafiliği benimsemiştir. Bu durum Ceza Genel Kurulunun gündemine birçok kez gelmiştir. Ayrıntıları dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararında açıklandığı üzere; “1412 sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanuna göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (5271 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (5271 sayılı Kanun'un 74/2 maddesi), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (5271 sayılı Kanun'un 101/3. maddesi), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 204/1. maddesinde) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 247/4. maddesinde) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır”. “5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerekip gerekmediği, bu kapsamda “beş yıllık ceza süresinin belirlenmesinde suçun temel şekli için kanunda öngörülen cezanın mı dikkate alınacağı yoksa, suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenlerinin de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı”, hususları yönünden irdelenmesi gerekmektedir. Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..” denilerek teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B.No: 8398/78, 25.04.1983). Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak, AİHM, her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, Poitrimol-Fransa, 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008). Kural olarak, sanığa, polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye davası, başvuru no:7377/03). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı Kanun'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafii bulunmasının gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (5271 sayılı Kanun 150/2) ve gözlem altına almada (5271 sayılı Kanun 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesine göre; müdafiisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafi görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan kabul etmese veya reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir. Acaba 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen ve zorunlu müdafiinin atanması için gerekli olan beş yıllık hapis cezasının tespitinde sadece suçun temel şekline mi bakılacak yoksa suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenleri de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak mıdır? Suç genel teorisinde suça etki eden nedenler, suçun temel şeklini düzenleyen suç tipindeki kanuni unsurların dışında kalan ve ona eklenen özel fiili nedenler veya şahsi nedenlerdir. Bu bağlamda suça etki eden nedenler, doktrinde çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır: Ağırlatıcı-hafıfletici nedenler, genel-özel nedenler, kanuni-takdiri nedenler, fıili-şahsi nedenler gibi. Suça etki eden nedenlerden cezanın artırılmasını gerektiren nedenler ağırlatıcı nedenler iken; indirilmesini gerektirenler hafifletici nedenlerdir. Ceza adalet sistemimizde 'bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı' ilkesini benimsemiştir (5237 sayılı Kanun md. 43/1, 3. cümle). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafii atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim dairemiz; 16.01.2018 tarihli ve 2017/3415 esas - 2018/495 sayılı Kararında, özellikle bölge adliye mahkemelerinin hangi kararlarının temyize tabi olduğu veya kesin olduğunu gösteren 5271 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin 2/a-b bentleri kapsamında “temyiz edilebilirlik sınırını” belirlerken, suçun sadece temel şeklini esas alınmamış nitelikli hal ve ağırlaştırıcı nedenleri de gözönüne alınmıştır. 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde zorunlu müdafilik sisteminin uygulama alanını genişletmesi, özellikle dairemizin 16.01.2018 tarih ve 2017/3415 esas – 2018/495 karar sayılı ilamında “temyiz edilebilirlik sınırı belirlenirken suçun temel şeklinde belirlenen cezanın değil nitelik hal ve ağırlaştırıcı nedenlerde gözönünde bulundurularak istenilen sonuç cezanın esas alınması” gerektiğine yönelik gerekçesi, gerçekten de pratik olarak bakıldığında, suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen “beş yıllık sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafii atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların “savunma haklarının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma” hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır. Bu nedenlerle, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı yasanın 5 inci maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu” nazara alındığında, sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında; Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanıp örgüte yardım etmek suçundan mahkum olan ve kovuşturma aşamasında tutuksuz olarak yargılanan sanığın yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi gereğince de re'sen bir müdafii görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen “silahlı terör örgütü üyeliği” suçunun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca hakkında müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmeyerek yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması kanuna aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 07.03.2019 tarihli ve 2018/3356 Esas ve 2019/536 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ( a) bendi uyarınca Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.03.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/14726 E., 2023/1969 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kesin kararın; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyize tabi hale gediği, anılan Kanuna ekl
3. Ceza Dairesi         2021/14726 E.  ,  2023/1969 K. "İçtihat Metni" İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kesin kararın; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyize tabi hale gediği, anılan Kanuna eklenen geçici 5 nci maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içerisinde temyiz talebinde bulunduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.10.2018 tarihli ve 2017/253 Esas, 2018/250 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 3 ve 5 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62, 221 inci maddesinin beşinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası delaletiyle altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 30.11.2018 tarihli ve 2018/126 Esas, 2018/130 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. 7188 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 16.09.2021 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; 1.Sanığın tüm aşamalarda müsnet suç ile ilgili tüm bildiklerini olduğu gibi ve samimi olarak anlattığına, 2.TCK'nın 221/4 üncü maddesi gereği indirim oranının en yüksek hadden uygulanması gerekirken 1/2 oranında indirim yapıldığına, hakkında 221/3 üncü maddesinin uygulanması gerektiğine, 3.Sanığın terör örgütünün bu vasfını bilmeden sadece bir cemaat yapılanması olduğunu zannettiğine ve örgüt içerisinde bulunduğuna, 4.Bank Asyadaki hesabına talimatla para yatırmadığına, 5.Sanığın hukuki durumunun üyelik olarak değil sempatizanlık olarak değerlendirilmesi gerektiğine, 6.Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ve temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebeplerine ve sair hususlara ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Sanık ...'nın en son Hüyük Selkişehit Ali Cevizci İlk Öğretim Okulunda sınıf öğretmeni olarak görev yaparken FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği soruşturması kapsamında mesleğinden ihraç edildiği, sanığın FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı Bank Asyada 04.02.2011 tarihinde açılmış hesabının bulunduğu, terör örgütünün sözde lideri Fetullah Gülen'in örgüt kapsamında faaliyet gösteren Bank Asyayı kurtarmaya yönelik Ocak 2014 tarihinde para yatırılması talimatından sonra Bank Asyadaki hesabının fiilen kullanıldığı, ay sonu hesap bakiyelerinin 2013 Aralık sonunda 67,08 TL, 2014 Ocak sonunda 581,44 TL, 2014 Şubat sonunda 118,80 TL, 2014 Mart sonunda 71,23 TL, 2014 Nisan sonunda 0,00 TL, 2014 Mayıs sonunda 0,00 TL, 2014 Haziran sonunda 11,66 TL, 2014 Temmuz sonunda 0,00 TL, 2014 Ağustos sonunda 200,51 TL, 2014 Eylül sonunda 783,67 TL, 2014 Ekim sonunda 738,21 TL, 2014 Kasım sonunda 746,60 TL, 2014 Aralık sonunda 789,83 TL, 2015 Mart sonunda 12,78 TL, 2015 Haziran sonunda 136,40 TL, 2015 Eylül sonunda 16,00 TL, 2015 Aralık sonunda 0,00 TL, 2016 Temmuz sonunda 5,28 TL olduğu, ayrıca aylık 868,00 TL olmak üzere toplam 37.333,00 TL tutarında proje geri ödeme işlemlerinin bulunduğu, Bank Asyanın 23.07.2016 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan BDDK kararı ile FETÖ terör örgütüne irtibat ve iltisakı nedeniyle kapatıldığı, Sanığın FETÖ terör örgütüne irtibat ve iltisakı nedeniyle 15.07.2016 tarihli darbe teşebbüsü girişiminden sonra çıkartılan KHK'ler ile kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına 20.09.2014 tarihinde üye olduğu, üyeliğinin 20.06.2016 tarihine kadar devam ettiği, sanığın adına kayıtlı 554 (...) (..) (..) nolu hat üzerinden, haklarında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçlaması ile soruşturma yürütülen şahıslarla sıkça görüştüğü, sanığın bu hattı ile Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca haklarında aynı suçtan soruşturma yürütülen Serkan Çalışkan ve Ayşe İlhan ile görüşme yaptığının belirlendiği, dosya kapsamında tanık olarak beyanda bulunan Mehmet P.'nin, kendisinin 2012-2015 yılları arasında Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesindeki 75. Yıl Orta Okulunda görsel sanatlar öğretmeni olarak görev yaptığını, burada görev yaparken FETÖ PDY silahlı terör örgütünün kendisini, sanık ...'dan sonra öğretmenlerden sorumlu abi olarak görevlendirdiğini, kendisinden önce görevli kişinin sanık ... olduğunu, sanığın toplantı ve sohbetlere kendilerini çağırdığını, sanıktan önceki görevli kişinin ise Ali Osman D. olduğunu, Ali Osman D.nin 2012 yılında öğretmenlerden sorumlu FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından görevlendirilen kişi olduğunu, 2013 yılında sanık ...'nın öğretmenlere imamlık yaptığını, 2013 yılı 17-25 Aralık sürecinden sonra bu görevi kendisinin devraldığını beyan ettiği, Yukarıda izah edildiği gibi sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olup bu örgüte üye olduğu, örgüt üyeleri ile organik bağ içerisinde bulunduğu, örgüt hiyerarşisi içerisinde yer aldığı, sanığın eylemlerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimsediğini gösterir şekilde yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arz ettiği, bu haliyle sanığın silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş, suç konusunun önem ve değeri, sanığın amaç ve saiki, suç kastının yoğunluğu, suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı göz önüne alınarak sanığın TCK 314/2 maddesi gereğince teşdiden cezalandırılmasına, atılı suçun 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde sayılı suçlardan olması nedeniyle verilen cezanın 3713 sayılı Kanun'un 5/1 maddesi gereği yarı oranında artırılmasına, ancak sanığın yargılama aşamasında örgüte ilişkin bilgiler verip kendisinin ne şekilde bu örgüt içerisine girdiğini açıkladığı, sohbete katıldığını ve bir dönem örgüt içerisinde Doğubeyazıt'ta öğretmenlerden sorumlu kişi olarak görev yapıp, öğretmenlere yönelik sohbet programları düzenlediğini beyan ettikten sonra, sınırlı sayıda yapı içerisinde bulunan kişinin ismini verdiği, sanığın vermiş olduğu bilgilerin FETÖ/PDY terör örgütünün yapısı ve faaliyetlerine ilişkin faydalı olmakla birlikte, mahkememizce yapı içerisinde sorumluluk üstlenip, sohbet hocalığı da yapan bir kişinin sahip olduğu bilgi de nazara alındığında verdiği isimlerin ve bilgilerin çok az olduğu mahkememizce değerlendirilmiş, dolayısıyla verilen bilgilerin kapsamı dikkate alınarak TCK'nın 221/4-2 inci maddesi gereği sanığa verilen cezadan takdiren 1/2 oranında indirim yapılmış, sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki olumlu davranışları, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurularak sanığa verilen cezanın 5237 sayılı TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirilmesine karar verilmiş, cezalandırılmasına dair hüküm kurulmuştur. Her ne kadar sanık Doğubeyazıt'tan ayrılıp Hüyük ilçesine geldikten sonra yapı mensubu kimseyle görüşmediğini söylemiş ise de, sanığın örgüt içerisinde öğretmenlerden sorumlu kişi olarak görev alması, 17-25 Aralık sürecinden sonra örgüt ile bağlantılı Aktif Eğitim Sendikası'na olan üyeliğini devam ettirmesi, Hüyük ilçesine taşındıktan sonra dahi eşinin terör örgütü ile bağlantılı Beyşehir ilçesindeki Gönül Koleji'nde çalışmaya başlaması ve bu kolejin darbe girişimi sonrasında çıkartılan KHK'lar ile terör örgütü ile bağlantısı sebebiyle kapatıldığının belirlenmesi karşısında sanığın terör örgütü ile bağlantısının devam ettiği kanaatine varılarak beyanına itibar edilmemiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Bölge Adliye Mahkemesince, Mahkemenin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf talebi yerinde görülmemiş olmakla, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ceza muhakemesi hukukunda savunmanın ayrılmaz parçası olan “müdafilik” kavramı üzerinde durmak gerekecektir. Müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder (5271 sayılı Kanun m. 2/1-c). Müdafilik ihtiyari veya zorunlu olabilir. 1412 sayılı sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak isteğe bağlı/ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş, sınırlı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafilik sitemini getirmiştir. 5271 sayılı Kanun'un ise zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde genişletmiştir(C.G.K. 17.12.2009 t. 2008/1-172 E. 2009/26 K.). Şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir. Müdafiiyi kendisi ya da kanuni temsilcisi seçebilir. Müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafii görevlendirilir. Bu haller isteğe bağlı müdafiliktir. Kanunumuz bazı hallerde ise zorunlu müdafiliği benimsemiştir. Bu durum Ceza Genel Kurulunun gündemine birçok kez gelmiştir. Ayrıntıları dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı Kararında açıklandığı üzere; “1412 sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanuna göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (5271 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (5271 sayılı Kanun'un 74/2 maddesi), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (5271 sayılı Kanun'un 101/3. maddesi), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 204/1. maddesinde) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 247/4. maddesinde) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerekip gerekmediği, bu kapsamda “beş yıllık ceza süresinin belirlenmesinde suçun temel şekli için kanunda öngörülen cezanın mı dikkate alınacağı yoksa, suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenlerinin de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı”, hususları yönünden irdelenmesi gerekmektedir. Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..” denilerek teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B.No: 8398/78, 25.04.1983). Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, Poitrimol-Fransa, 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008). Kural olarak, sanığa, polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye davası, başvuru no:7377/03). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı Kanun'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafii bulunmasının gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (5271 sayılı Kanun 150/2) ve gözlem altına almada (5271 sayılı Kanun 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesine göre; müdafiisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafi görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan kabul etmese veya reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir. Acaba 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen ve zorunlu müdafiinin atanması için gerekli olan beş yıllık hapis cezasının tespitinde sadece suçun temel şekline mi bakılacak yoksa suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenleri de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak mıdır? Suç genel teorisinde suça etki eden nedenler, suçun temel şeklini düzenleyen suç tipindeki kanuni unsurların dışında kalan ve ona eklenen özel fiili nedenler veya şahsi nedenlerdir. Bu bağlamda suça etki eden nedenler, doktrinde çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır: Ağırlatıcı-hafıfletici nedenler, genel-özel nedenler, kanuni-takdiri nedenler, fıili-şahsi nedenler gibi. Suça etki eden nedenlerden cezanın artırılmasını gerektiren nedenler ağırlatıcı nedenler iken; indirilmesini gerektirenler hafifletici nedenlerdir. Ceza adalet sistemimizde 'bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı' ilkesini benimsemiştir (5237 sayılı Kanun md. 43/1, 3. cümle). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafii atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim dairemiz; 16.01.2018 tarihli ve 2017/3415 Esas - 2018/495 sayılı Kararında, özellikle bölge adliye mahkemelerinin hangi kararlarının temyize tabi olduğu veya kesin olduğunu gösteren 5271 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin 2/a-b bentleri kapsamında “temyiz edilebilirlik sınırını” belirlerken, suçun sadece temel şeklini esas alınmamış nitelikli hal ve ağırlaştırıcı nedenleri de gözönüne alınmıştır. Bu açıklamalar ışığında; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde zorunlu müdafilik sisteminin uygulama alanını genişletmesi, özellikle dairemizin 16.01.2018 tarih ve 2017/3415 Esas – 2018/495 Karar sayılı ilamında “temyiz edilebilirlik sınırı belirlenirken suçun temel şeklinde belirlenen cezanın değil nitelik hal ve ağırlaştırıcı nedenlerde gözönünde bulundurularak istenilen sonuç cezanın esas alınması” gerektiğine yönelik gerekçesi, gerçekten de pratik olarak bakıldığında, suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen “beş yıllık sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafii atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların “savunma haklarının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma” hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır. Bu nedenlerle, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı yasanın 5 inci maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu” nazara alındığında, sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu zorunluluğa uyulmamasının temyizen inceleme konusu yapılıp yapılmayacağına gelince; 5271 sayılı Kanun'un 188/1 inci maddesinde; "Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve kanunun zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hallerde müdafiinin hazır bulanması şarttır." şeklinde duruşmada hazır bulunması gerekenler gösterilirken "zorunlu müdafiiyi" mahkeme heyetinden saymıştır. 5271 sayılı Kanun'un 197/1 inci maddesinde; “sanık hazır bulunmasada müdafi bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir” denmek suretiyle yasa koyucu genel kural olarak sanık müdafiinin tüm oturumlarda bulunmasını arzu etmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinin 1-a-e bendlerinde, kanuna kesin aykırılık halleri içinde, "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" gösterilmiştir. Temyiz denetiminde bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenecektir (5271 sayılı Kanun 289/1). Tüm bu hususlar dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun 156 ncı maddesi gereğince re’sen müdafii görevlendirilmeyerek bulunduğu hal nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ıncı maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde, adaletin selameti açısından zorunlu olan müdafiinin hukuki yardımından yararlandırılmadan yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek ve hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak biçimde yukarıda izah edilen mevzuat ile 5271 sayılı Kanun 188/1 ve 289/1-e maddelerine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 30.11.2018 tarihli ve 2018/126 Esas ve 2018/130 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının a bendi uyarınca Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.04.2023 tarihinde karar verildi. ... ... ... ... ...
3. Ceza Dairesi, 2021/16679 E., 2023/2907 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temy
3. Ceza Dairesi         2021/16679 E.  ,  2023/2907 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.03.2018 tarihli ve ... sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 3 ve 5 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5237 sayılı Kanun'un 62, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası yollamasıyla altıncı fıkrası uyarınca 6 yıl 10 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 27.12.2018 tarihli ve ...sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3.Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 12.10.2021 tarihli ve bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi özetle; 1.Müdafiinin 08.01.2018 tarihli dilekçesi ile istifa ettiğini bildirdiği ve kendisine barodan müdafii tayin edilmesini talep ettiği halde müdafii olmadan yargılamasının yapılarak savunma hakkının kısıtlandığına, 2.İddia makamının esas hakkında mütalaasını açıkladıktan sonra kendisine savunma yapmak üzere yeterli süre tanınmadan ceza tayin edilmesinin yüksek mahkeme kararlarına aykırı olduğuna, 3.Yargılamanın yetkisiz mahkemede ve hiç tanımadığı 63 kişi ile birlikte yapıldığına, bu hususun adil yargılanma hakkını zedelediğine, 4.Kendisinin örgüt üyesi olmadığına, savunmasının aksini kanıtlayacak her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına, 5.Suçun kanuni unsurlarının oluşmadığına, üzerine atılı suçu işlemediğine, kendisine atfedilen fiillerin 15 Temmuz tarihinden öncesine ait olduğuna, 6.ByLock kullanmadığına, ByLock programının hukuki delil mahiyeti taşımadığına, dosyadaki ByLock yazışmalarının kendisine ait olmadığı gibi, kabul anlamına gelmemek kaydıyla konusu suç teşkil etmeyen yazışmalar olduğuna, bu içeriklerin ve mesajların sahte olduğuna, 7. Bank Asyadaki hesabını talimatla açmadığına, 8.Hakkında aleyhe beyanda bulunan tanıkların duruşmada dinlenmediğine ve soru sorma hakkının elinden alındığına, 9.Temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşıldığına, fazla ceza tayin edildiğine, 10.Hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ve temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebeplerine ve sair hususlara ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Sanığın FETÖ/PDY'ye müzahir Kütahya Özel Eğitim ve Öğretim Şirketine bağlı yurtlarda muhasebe ve büro personeli çalıştığı, FETÖ/PDY örgütünün gizli haberleşme programı olarak kullanılan ByLock uygulamasını kendi adına kayıtlı iki cep telefonu hattı üzerinden kullandığının tespit edildiği, sanığın ByLock programını kullanmadığını savunduğu ancak bu savunmasının samimi olmadığı, zira sanığın ID'sinin 118978 olduğu, bu ID'nin sanık adına kayıtlı 0543 ... ... ve 0543 ... ... numaralı telefon hatlarıyla ilgili olduğu, şifresinin "...fb337" olduğu, kullanıcı adının da "fkpt" olduğu, bu ibarenin kendisinin isim ve soy isminin ünsüz harflerinden oluştuğu, başka kişilerin rehberini ifade eden roster bölümünde aynı şekilde "Fatih Abi" olarak kayıtlı olduğunun anlaşıldığı, 267514 ID numaralı İ. K. E.u isimli ByLock kullanıcısının sanığa hitaben "Ibrahim Talha ne yapıyor" şeklinde soru sorduğu, İ. T.'nin sanığın oğlu olduğu, ayrıca sanığa yazışmalarda "Fatih" diye hitap edildiği, ByLock uygulaması içeriklerine göre kendisinin diğer kişilere yönelik olarak örgüt içi çalışmalarda etkin bir şekilde yer aldığının anlaşıldığı, sanığın ByLock listesinde birçok kullanıcının bulunduğu, iki ayrı hattı üzerinde ByLock tespitinin yapıldığı, sanığın 0543 ... ... hat üzerinden tespit edilen yazışmalarında 1368 kez oturumunun ve çok sayıda hareketinin bulunduğu anlaşılmış, sanığın ByLock programını kullanmadığına ilişkin savunmasının samimi olmadığı, zira mahkememizce temin edilen ve dosyada bulunan HIS kayıtlarının doğrudan sanık adına kayıtlı olan telefon hatları üzerinden Litvanya'daki ByLock sunucusuna birçok defa bağlanıldığını ispatlandığı, dosyada yer alan tanık E. T. ve R. D.'nin beyanlarının da sanığın örgüt hiyerarşisi içinde yer aldığı hususunu desteklediği böylelikle sanığın ByLock kullanıcısı olduğu mahkememizce kabul edilmiş ve örgüt üyesi olduğu kabul edilerek eylemine uyan maddelere göre cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanık hakkında temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılmıştır. Zira sanığın savunmalarının aksine örgüt içerisinde ByLock uygulaması yazışmalarından anlaşıldığı gibi örgüt için çalışmalara aktif şekilde katıldığı, sanığın iki ayrı hattı üzerinden ByLock kullandığı, 0543 ... ... hat üzerinden tespit edilen yazışmalarında 1368 kez oturumunun ve çok sayıda hareketinin bulunduğu, yine sanığın örgüte müzahir Kütahya ilinde faaliyet gösteren Ufuk Gençlik Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğine üyeliği bulunduğu, bu durumda sanığın eylem sayısı ve eylem çeşitliliği itibariyle kasta dayalı kusurunun ağır olduğu, anlaşıldığından sanığın suç kastı ve kasta dayalı kusurunun ağır olduğu düşünülmüş ve alt sınırdan uzaklaşmak gerektiği kanaatine varılmıştır. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan sanığın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ceza muhakemesi hukukunda savunmanın ayrılmaz parçası olan “müdafilik” kavramı üzerinde durmak gerekecektir. Müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder (5271 sayılı Kanun m. 2/1-c). Müdafilik ihtiyari veya zorunlu olabilir. 1412 sayılı sayılı CMUK'un kişisel savunmada kural olarak isteğe bağlı/ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş, sınırlı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafilik sitemini getirmiştir. 5271 sayılı Kanun'un ise zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde genişletmiştir(C.G.K. 17.12.2009 t. 2008/1-172 Esas 2009/26 Karar). Şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir. Müdafiyi kendisi ya da kanuni temsilcisi seçebilir. Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. Bu haller isteğe bağlı müdafiliktir. Kanunumuz bazı hallerde ise zorunlu müdafiliği benimsemiştir. Bu durum Ceza Genel Kurulunun gündemine birçok kez gelmiştir. Ayrıntıları dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararında açıklandığı üzere; “1412 sayılı CMUK'un kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanun'a göre; müdafi bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (5271 sayılı Kanun'un 150/2 nci maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesi), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (5271 sayılı Kanun'un 74/2 maddesi), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (5271 sayılı Kanun'un 101/3 üncü maddesi), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 204/1 inci maddesinde) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 247/4 üncü maddesinde) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır”. “5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerekip gerekmediği, bu kapsamda “beş yıllık ceza süresinin belirlenmesinde suçun temel şekli için kanunda öngörülen cezanın mı dikkate alınacağı yoksa, suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenlerinin de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı”, hususları yönünden irdelenmesi gerekmektedir. Adil yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36/1 inci maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1 inci maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..” denilerek teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B.No: 8398/78, 25.04.1983). Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak, AİHM, her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, Poitrimol-Fransa, 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008). Kural olarak, sanığa, polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye davası, başvuru no:7377/03). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafi yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı Kanun'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafii bulunmasının gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (5271 sayılı Kanun 150/2) ve gözlem altına almada (5271 sayılı Kanun 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesine göre; müdafiisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafi görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan kabul etmese veya reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir. Acaba 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen ve zorunlu müdafiinin atanması için gerekli olan beş yıllık hapis cezasının tespitinde sadece suçun temel şekline mi bakılacak yoksa suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenleri de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak mıdır? Suç genel teorisinde suça etki eden nedenler, suçun temel şeklini düzenleyen suç tipindeki kanuni unsurların dışında kalan ve ona eklenen özel fiili nedenler veya şahsi nedenlerdir. Bu bağlamda suça etki eden nedenler, doktrinde çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır: Ağırlatıcı-hafıfletici nedenler, genel-özel nedenler, kanuni-takdiri nedenler, fıili-şahsi nedenler gibi. Suça etki eden nedenlerden cezanın artırılmasını gerektiren nedenler ağırlatıcı nedenler iken; indirilmesini gerektirenler hafifletici nedenlerdir. Ceza adalet sistemimizde 'bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı' ilkesini benimsemiştir (5237 sayılı Kanun md. 43/1, 3. cümle). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafi atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim dairemiz; 16.01.2018 tarihli ve 2017/3415 Esas - 2018/495 sayılı kararında, özellikle bölge adliye mahkemelerinin hangi kararlarının temyize tabi olduğu veya kesin olduğunu gösteren 5271 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin 2/a-b bentleri kapsamında “temyiz edilebilirlik sınırını” belirlerken, suçun sadece temel şeklini esas alınmamış nitelikli hal ve ağırlaştırıcı nedenleri de gözönüne alınmıştır. Bu açıklamalar ışığında; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde zorunlu müdafilik sisteminin uygulama alanını genişletmesi, özellikle dairemizin 16.01.2018 tarih ve 2017/3415 Esas – 2018/495 Karar sayılı ilamında “temyiz edilebilirlik sınırı belirlenirken suçun temel şeklinde belirlenen cezanın değil nitelik hal ve ağırlaştırıcı nedenlerde gözönünde bulundurularak istenilen sonuç cezanın esas alınması” gerektiğine yönelik gerekçesi, gerçekten de pratik olarak bakıldığında, suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen “beş yıllık sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafii atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların “savunma haklarının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma” hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır. Bu nedenlerle, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı Kanun'un 5 inci maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu” nazara alındığında, sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu zorunluluğa uyulmamasının temyizen inceleme konusu yapılıp yapılmayacağına gelince; 5271 sayılı Kanun'un 188/1 inci maddesinde; "Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve kanunun zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hallerde müdafiinin hazır bulanması şarttır." şeklinde duruşmada hazır bulunması gerekenler gösterilirken "zorunlu müdafiiyi" mahkeme heyetinden saymıştır. 5271 sayılı Kanun'un 197/1 inci maddesinde; “sanık hazır bulunmasada müdafi bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir” denmek suretiyle kanun koyucu genel kural olarak sanık müdafiinin tüm oturumlarda bulunmasını arzu etmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinin 1-a-e bendlerinde, kanuna kesin aykırılık halleri içinde, "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" gösterilmiştir. Temyiz denetiminde bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenecektir (5271 sayılı Kanun 289/1). Tüm bu hususlar dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan sanığın, müdafiinin yargılama aşamasında 08.01.2018 tarihli dilekçesi ile vekillikten çekildiği, bu tarihten sonra kendisinin seçtiği bir müdafi bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun 156 ncı maddesi gereğince re’sen müdafi görevlendirilmeyerek bulunduğu hal nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesinin ve Anayasa'nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde, adaletin selameti açısından zorunlu olan müdafiinin hukuki yardımından yararlandırılmadan yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek ve hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak biçimde yukarıda izah edilen mevzuat ile 5271 sayılı Kanun 188/1 ve 289/1-e maddelerine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 27.12.2018 tarihli ve 2018/1147 Esas ve 2018/1460 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.05.2023 tarihinde karar verildi. ... ... ... ... ...

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.