5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 109

Ceza Muhakemesi Kanunu 109. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 109 – (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. (2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir. (3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir: a) Yurt dışına çıkamamak. b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak. c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak. d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek. e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek. f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak. g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek. h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak. i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek. j) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Konutunu terk etmemek. k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek. l) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek. (4) (Ek: 25/5/2005 – 5353/14 md.)[22] (Mülga: 2/7/2012-6352/98 md.) (Yeniden Düzenleme:14/4/2020-7242/15 md.) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir. (5) Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin meslekî uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir. (6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 md.) Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.[23] (7) (Ek: 6/12/2006 – 5560/19 md.) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.[24] Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

28 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2018/81 E., 2023/159 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
maddesiyle CMK'nın adlî kontrolü düzenleyen 109. maddesinin üçüncü fıkrasına (j) bendi eklenmiş ve 'konutu terk etmemek' şeklinde yeni bir adlî kontrol kurumu getirilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2018/81 E.  ,  2023/159 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2015/54998 YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 372-456 I. HUKUKİ SÜREÇ Davacı ... vekilinin, müvekilinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmesinden sonra, bu suç nedeniyle haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyle 30.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat istemiyle ... aleyhine açtığı davanın, davacının konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığından yalnızca haksız gözaltında kaldığı süreler için belirlenen 86,05 TL maddi ve 200 TL manevi tazminatın haksız işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine ilişkin Van 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.12.2014 tarihli ve 372-456 sayılı hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 29.05.2017 tarih ve 2333-4473 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire Üyeleri K. Hamurcu ve S. Yıldırım; “Ceza yargılamasında temel amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bununla birlikte amaç ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğin ortaya çıkarılması değil, hukuka uygun yöntemlerle maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ceza yargılaması, devletlerin egemenlik hakkı ve kamu düzeni ile yakından ilgili olmakla beraber insan hakları açısından da önemlidir. Bu nedenle ceza yargılamasında kanıt toplama araçlarının hukuka uygunluğu ile elde edilen kanıtların yargılamada kullanılması birbiriyle bağlantılı ve uygun olmak zorundadır. Bir suç nedeniyle yapılan soruşturmada, soruşturmanın yapılabilmesini ve yargılama sonunda verilen kararın yerine getirilebilmesini sağlamaya dönük olarak yasalarda öngörülmüş olan ve hükümden önce birtakım temel hak ve özgürlüklere kısıtlama getiren geçici tedbirlere 'koruma tedbirleri' denmektedir. Koruma tedbirleri hem geçici hem de henüz ortada bir mahkûmiyet hükmü bulunmadan uygulanan tedbirler olduğu için insan hakları ihlâlleri açısından en sık karşılaşılan alan olmaktadır. Suçsuzluk karinesi ile kamu düzeninin sağlanması için belli şüphe altındaki kişilerin özgürlüklerinin kısıtlanmasının çatıştığı alan koruma tedbirleri alanıdır. Bu nedenle koruma tedbiri uygulanan kişilerin, uygulanan tedbir nedeniyle uğradıkları her türlü zararın Devletçe giderilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yedinci Bölüm başlığı 'Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat'tır. Buna göre, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında tutuklama, yakalama, arama, el koyma şeklindeki koruma tedbirinin hukuka aykırı ve haksız olarak uygulanması sonucu kişilerin uğradığı maddî ve manevî zararların tazmini mümkün olmaktadır. Kişi özgürlüğünün haksız ve hukuka aykırı olarak kısıtlanması başlı başına önemli bir insan hakkı ihlâlidir. Haksız tutulmanın sonucu ve hukuk devletinin gereği olarak bu halde devletin tazmin sorumluluğu doğacaktır. CMK'nın 141 ilâ 144. maddelerinde de kişinin haksız tutulması hâlinde tazminat ödeneceğini düzenlemiştir. Burada önemli olan kriter, kişi hakkında uygulanan koruma tedbirinin sonucu, kişi özgürlüğünün kısıtlanmış olmasıdır. 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi 01.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 98. maddesiyle CMK'nın adlî kontrolü düzenleyen 109. maddesinin üçüncü fıkrasına (j) bendi eklenmiş ve 'konutu terk etmemek' şeklinde yeni bir adlî kontrol kurumu getirilmiştir. Hâkim kararı ile suç soruşturması veya kovuşturmasında şüphelinin özgürlüğü bu şekilde kısıtlanmakta, kişi konutunu belirlenen süre ile terk edememekte, bir anlamda konutta hapsedilmektedir. Tutuklama koruma tedbiri ile aynı sonuçları doğurmaktadır. Maddî ceza hukukunda kıyas mümkün değilse de ceza yargılama hukukunda, kişi hak ve özgürlük alanını genişletici ve koruyucu şekilde kıyas yapılması mümkündür. CMK'nın 141. maddesinden sonra yürürlüğe giren CMK'nın 109/3-(j) maddesinde düzenlenen 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinin de tutuklama gibi kişi hürriyetini kısıtlamaya yönelik bir koruma tedbiri olduğu açıktır. Tutuklama durumunda tazminat ödenmesi mümkün kabul edilirken, aynı şekilde kişinin özgürlüğünü ve serbestçe hareket edebilme hakkını ortadan kaldıran 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinde tazminat ödenmemesini kabul etmek evrensel hukuk değerleri ve yasanın amacı ile uygun düşmemektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; hakkında Van 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/119 sorgu sayılı kararı ile 'konutu terk etmemek' koruma tedbiri uygulanan davacı lehine tazminata hükmedilmesi gerekirken, tazminat talebinin reddine dair Yerel Mahkeme kararının bozulması yerine, onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyoruz.” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.07.2017 tarih ve 54998 sayı ile; “...Davacı ...'ın konutunu terk etmeme şeklindeki adli kontrol altına alınması nedeniyle üniversite öğrencisi olması sebebiyle eğitim hayatını kesintiye uğramış ve eğitim sürecinde aksamalar meydana gelmiştir. Söz konusu süre içinde herhangi bir çalışma içinde olamadığı ve evde sürekli kalarak ev hapsinde tutulduğu ve davacının, maddi ve manevi anlamda zarara uğradığı tartışmasızdır. 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği ancak, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 98. maddesiyle CMK'nın adlî kontrolü düzenleyen 109. maddesinin üçüncü fıkrasına (j) bendi eklenmiş ve 'konutu terk etmemek' şeklinde yeni bir adlî kontrol kurumu daha sonra yürürlüğe girerek uygulanmaya başlamıştır. 5271 sayılı CMK'nın tazminat istemini içeren 141 maddesinde, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında yakalanarak gözaltına alınan veya tutuklananlara yönelik haksız eylemlerin tazminata konu edilmiş isede, 18.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasa'nın 70. maddesiyle düzenlenen ve CMK'nın 141. maddesine 3. fıkra olarak eklenen değişiklikte; 'Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.' hükmünü içermektedir. Bu düzenlemeyle; haksız yere uygulanan diğer koruma tedbirlerine yönelik tazminat taleplerinin kabul edilebileceği ve davacı, sanık lehine olan yasal düzenleme kapsamında uygulama yapılabileceği açıkça görülmektedir. Hâkim kararı ile suç soruşturması veya kovuşturmasında şüphelinin özgürlüğü bu şekilde kısıtlanmakta, kişi konutunu belirlenen süre ile terk edememekte, bir anlamda konutta hapsedilmektedir. Tutuklama koruma tedbiri ile aynı sonuçları doğurmaktadır. Maddî ceza hukukunda, kıyas mümkün değilse de ceza yargılama hukukunda, kişi hak ve özgürlük alanını genişletici ve koruyucu şekilde kıyas yapılması mümkündür. Tutuklama durumunda tazminat ödenmesi mümkün kabul edilirken, aynı şekilde kişinin özgürlüğünü ve serbestçe hareket edebilme hakkını ortadan kaldıran 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinde tazminat ödenmesinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durum evrensel hukuk değerleri ve yasanın amacı ile uygun düşmemektedir. Bu itibarla davacı ...'ın ev hapsinde bulunduğu günler için de net asgari ücret üzerinden hesaplanacak maddi tazminatın verilmesi ile söz konusu tedbir nedeniyle evinden çıkamayan davacı lehine makul ve hakkaniyet ölçülerine uygun bir miktarda manevi tazminat hükmedilmesi gerekirken maddi ve manevi tazminatın gözaltında kaldığı süreleri kapsayacak şekilde eksik verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 26.12.2017 tarih, 3616-10931 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; adli kontrol tedbiri kapsamında hakkında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verilen davacının, CMK uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Davacı ...’ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 04.11.2013 tarihinde yakalanıp gözaltına alındığı, Van Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.11.2013 tarihinde ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle Van 1. Sulh Ceza Mahkemesine sevk edildiği, anılan Mahkemenin 07.11.2013 tarihli ve 2013/117 sorgu sayılı kararıyla tutuklanma talebinin reddi ile davacı hakkında CMK’nın 109/3-j maddesi uyarınca 3 ay süre ile adli kontrol tedbiri kapsamında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verildiği, Van Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce tedbirin uygulanmaya başlandığı, tedbire riayet eden davacı hakkında aynı suçtan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince 27.05.2014 tarih ve 34-17 sayı ile, CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verildiği, beraat hükmünün 03.06.2014 tarihinde kesinleştiği, Davacı vekilinin, 22.08.2014 havale tarihli dilekçe ile, davacı için haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyle 30.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi olmak üzere toplam 50.000 TL tazminat talebinde bulunduğu, Yerel Mahkemece, davacının konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığına ve bu nedenle yalnızca haksız gözaltında kaldığı süreler için belirlenen 86,05 TL maddi ve 200 TL manevi tazminatın haksız işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verildiği, Anılan hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece; “Koruma tedbirleri kavramı içinde yakalama, gözaltına alma, tutuklama, arama ve elkoyma, adli kontrol, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme ve telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi konuları yer almaktadır. 466 sayılı Kanunda bu koruma tedbirlerinden yakalama, gözaltı ve tutuklama, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. ve devamı maddelerinde ise yakalama, gözaltı, tutuklama, arama ve elkoyma işleminden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmininin düzenlendiği dikkate alındığında, davacı hakkında uygulanan ve 5271 sayılı CMK'nın 109/3-j. maddesinde düzenlenen konutunu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.” açıklamasıyla onanmasına oy çokluğuyla karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddede, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra, anılan maddenin son fıkrada; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir.” hükmü yer almıştır. Anayasa'da yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yedi bent hâlinde, tazminatı gerektiren durumlar ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası haline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 10.01.1991 tarihli ve 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş, 19. maddede yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra anılan maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu hüküm 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” şeklinde değiştirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş, maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması durumunda mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, kişilerin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 466 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, CMK'nın Yedinci Bölümü'nde, "Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" ana başlığı altındaki 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda CMK'nın "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesi; “(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a)Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b)Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c)Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d)Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e)Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f)Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g)Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h)Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j)Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k)(Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (2)Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir. (3)(Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4)(Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere suç soruşturması ve kovuşturması sırasında koruma tedbirleri için öngörülen usullere aykırı hareket edilmesi nedeniyle meydana gelen zararların telafi edilmesi CMK’nın 141 ve devamı maddelerinde güvence altına alınmıştır. Söz konusu maddelerde tazminat istenebilecek hâller, tazminat istemenin koşulları, tazminat istenmesine engel olan durumlar ve devlet tarafından ödenmiş olan tazminatın, koruma tedbirlerinin haksız bir şekilde uygulanmasına yol açarak zarara neden olan kişiden geri alınması konuları düzenlenmiş bulunmaktadır. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istenebilecek hâller ise aynı Kanun’un 141. maddesinin 1. fıkrasında; yakalama, tutuklama, arama ve elkoyma olarak tahdidi bir şekilde sayılmıştır. Tazminat konusunun Kanun’da “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlığı altında düzenlenmesine rağmen tüm koruma tedbirlerine hukuka aykırı bir biçimde başvurulmasından kaynaklanabilecek maddi ve manevi zararların giderilmesi kapsama dâhil edilmemiş; iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı, teknik araçlarla izleme, beden muayenesi, vücuttan örnek alınması gibi ağır hak ihlaline sebebiyet veren tedbirler de bu kapsamın dışında tutulmuştur. Yine adli kontrol tedbirine hukuka aykırı olarak başvurulması veya makul süreyi aşacak kadar uzun bir süre bu tedbirin uygulanmasına devam edilmesi hâllerinde de tazminat istenebileceğine yönelik açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. 18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 70. maddesi ile CMK'nın 141. maddesine; “Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.” şeklindeki üçüncü fıkra eklenmiştir. Her ne kadar doktrinde bazı yazarlarca bu fıkranın 141. maddenin 1. fıkrasında sayılan hâlleri genişletmek için getirildiğine ilişkin görüşler ileri sürülmüş ise de hükmün kendisi ile birlikte gerekçesinde de tazminat nedenleri sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Ayrıca üçüncü fıkraya ilişkin hiçbir açıklama da yapılmamıştır. Hükmün gerekçesinde ise “Yukarıda (1) ilâ (6) numaralı bentlerde belirtilen hâllerde, usulsüz işlemlere muhatap olmuş veya bu gibi hâllerle karşılaşmış bulunan kişi, uğradığı her türlü maddî ve manevî zararlarını Devletten dava etmek, isteyebilmek hakkına sahip olacaktır. (7) ve (8) numaralı bentlerde ise manevî zararlarını istemek ve dava etmek hakkını kullanabilecektir.” hususuna yer verilmek suretiyle 141. madde kapsamında tazminat davalarının Devlet aleyhine açılması gerektiği belirtilerek yalnızca usule ilişkin bir açıklama yapılmıştır. Bu fıkra ile getirilen düzenleme sınırlı olarak sayılan tazminat hâllerini genişletmeye yönelik olmayıp sayılan koruma tedbirlerine ilişkin açılacak tazminat davalarında sorumluluğun açıkça devlete ait olduğunun belirtilmesinden ibarettir. Nitekim 4. fıkradaki; “Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” şeklindeki düzenleme de bu tespiti destekler mahiyettedir. Nitekim Adalet Komisyonu Raporu'nda da, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının ancak Devlet aleyhine açılabileceği hususuna açıklık getirmek amacıyla üçüncü fıkra hükmünün eklendiği belirtilmiştir. Bu nedenle kanun koyucunun CMK’nın 141. maddesinde sayılan tazminat nedenlerinin genişletilmesi yönünde bir iradesi bulunmadığı kabul edilmelidir. Ayrıca kanun koyucu hükmün sınırını genişletmek istediğinde somut düzenlemeler getirmekte ve bu niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Kanun koyucunun bu konudaki niyetini açıkça gösteren adımlarına bakıldığında, CMK'nın 141. maddesine 3. fıkranın eklenme tarihi olan 18.06.2014’ten önce 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile 1. fıkraya yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayanlara ilişkin tazminat hâli eklendiği görülmektedir. Bu bakımdan kanun koyucu 141. maddedeki koruma tedbirlerinin kapsamını genişletmek istediğinde bu iradesini somut ve açık bir şekilde düzenlemek suretiyle ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 04.11.2013 tarihinde yakalanıp gözaltına alındığı, ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sevk edildiği Mahkemece hakkında tutuklanma talebinin reddi ile CMK’nın 109/3-j maddesi uyarınca 3 ay süre ile adli kontrol tedbiri kapsamında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verildiği, söz konusu adli kontrol tedbirine riayet eden davacı hakkında aynı suçtan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda verilen beraat hükmünün 03.06.2014 tarihinde kesinleştiği, davacı vekilinin süresi içerisinde verdiği dilekçe ile davacı için haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, Yerel Mahkemece, davacının konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığına ve bu nedenle yalnızca haksız gözaltında kaldığı süreler için belirlenen maddi ve manevi tazminatın haksız işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verildiği, anılan hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece hüküm onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istenebilecek hâllerin CMK'nın 141. maddesinin 1. fıkrasında tahdidi bir şekilde sayılmış olmasına rağmen adli kontrol tedbiri kapsamında bulunan konutunu terk etmemek yükümlülüğü nedeniyle oluşacak zararların tazminat yoluyla giderilmesi hususuna yer verilmemesi, aynı maddenin üçüncü fıkrası ile getirilen düzenlemenin sınırlı olarak sayılan tazminat hâllerini genişletmeye yönelik olmayıp sayılan koruma tedbirlerine ilişkin açılacak olan tazminat davalarında sorumluluğun açıkça devlete ait olduğunun belirtilmesinden ibaret olması ve 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'la CMK'nın 141. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklikte olduğu gibi Kanun koyucunun tazminat kapsamındaki koruma tedbirlerinin kapsamını genişletme yönündeki ifadesini somut ve açık bir biçimde ortaya koyması hususları dikkate alındığında adli kontrol tedbiri kapsamında hakkında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verilen davacının, CMK uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığının kabul edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Her ne kadar adli kontrol tedbiri kapsamında bulunan 'konutunu terk etmemek' yükümlülüğü nedeniyle oluşacak zararların tazminat yoluyla giderilmesi hususunda CMK’nın 141. maddesinin birinci fıkrasında açık bir hüküm bulunmasa da Anayasanın 138/1. maddesindeki 'Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.' şeklindeki düzenleme emredici nitelikte olup, normlar hiyerarşisinde Anayasanın en üstte yer aldığı kuşkusuzdur. Dolayısıyla Hakim karar verirken Anayasa hükümlerini dikkate alması anayasal bir zorunluluktur. Anayasamızın 90/5. maddesindeki düzenlemeye göre; usulüne uygun yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, temel hak ve özgürlükler yönünden kanunlar ile farklı hükümler içermesi halinde uluslararası sözleşmelerin esas alınacağı tartışmadan varestedir. Diğer taraftan Anayasanın 19/son maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlali sonucunda oluşan zararın tazminat hukuku çerçevesinde devletten talep edileceğine amirdir. Usul hukukunda kıyas yapılabilir. Nitekim 05.07.2021 tarih ve 7331 sk. 15. md. ile değişik CMK 109/6 md. gereğince adli kontrol tedbiri kapsamındaki konutunu terk etmeme yükümlülüğünde tıpkı tutuklama tedbirinde olduğu gibi kişinin hürriyetinden yoksun kalması nedeniyle bir tutulma hâli varlığının söz konusu olması, bu sebeple tutuklama tedbiriyle benzer şekilde kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılması sonucunu doğuran ve tutuklama tedbiriyle aynı amacı takip eden ev hapsi yükümlülüğünün özgürlüğü kısıtlayan bir hâl olarak bu maddeler kapsamında değerlendirilmesi gerekmesi nedenleriyle davacının koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hakkı bulunduğundan Özel Dairenin onama kararının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.", Ceza Genel Kurulu Üyesi Doç. Dr. ...; "Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, adli kontrol tedbiri kapsamında hakkında' konutunu terk etmemek' yükümlülüğüne karar verilen davacının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. I- TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN TAZMİNAT HUKUKU ARAÇLARIYLA KORUNMASINA DAİR ANAYASAL VE ULUSLARARASI ANDLAŞMALARA DAYALI PERSPEKTİF İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS)’nde özgürlük ve güvenlik hakkı güvenceye alınmış; 'Sözleşme hükümlerine aykırı olarak yapılan yakalama veya tutma işlemlerinin mağduru olan herkesin ise tazminat isteme hakkına sahip olduğu' kuralı getirilmiştir (md.5/5). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 19. maddesiyle de kişi hürriyeti ve güvenliği teminat altına alınmış; maddenin son fıkrasıyla da, bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zararların, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödeneceği kuralı benimsemiştir. Bilindiği üzere, Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrasında 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu' ilkesi kabul edilerek; fıkranın son cümlesinde ise usulüne goöre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar ya kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuş̧mazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı' hükme bağlanmıştır. Belirtilen son cümlenin dikkat çekici bir yönü, 7.5.2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun’la getirilen bir değişiklik sonucu olmasıdır (5170/ md. 7). Söz edilen değişikliğin gerekçesi ise 'Uygulamada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi hâlinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlıkta hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90'ıncı maddenin son fıkrasına hüküm eklenmesi' olarak belirtilmiştir. Kısacası, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmaların normları ile kanun hükümlerinin çatışması durumunda uluslararası andlaşmalara tartışmasız şekilde üstünlük tanınmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin normatif olarak güvenceye alınması gerekliliği perspektifinden hareket edilerek, adli kontrol tedbiri kapsamındaki söz edilen yükümlülüğün tazminatı gerektirip gerektirmeyeceği konusu, İHAS’nin 5. maddesi ile Anayasamızın 19. ve 90. maddesinin son fıkrası çerçevesinde temel haklar ile bunların ihlalinin tazminat hukuku araçlarıyla giderilmesi ilkesi çerçevesinde değerlendirmelere girişilmelidir. II- UYUŞMAZLIK KONUSU KORUMA TEDBİRİNİN NİTELİĞİ Dava konusu 'konutu terk etmemek' şeklindeki yükümlülük, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nin 109/3-j maddesi kapsamında bir 'adli kontrol tedbiri' olup; ceza muhakemesi hukuku bağlamında 'koruma tedbiri' niteliğindedir. Nitekim CMK’nın birinci kitabının 'Koruma Tedbirleri' başlıklı dördüncü kısmında düzenlenmiştir. Söz edilen koruma tedbiri, bireyin yaşadığı yer olan konutunu terk etmemeyi zorunlu kılmaktadır. Uygulamada, bu tedbirin genellikle ayağına takılan elektronik kelepçe ile kişinin izlenmesi suretiyle gerçekleştirildiği bilinmektedir. Kontrol altındaki bu kişi konutunu terk eder ise, sistem devreye girerek denetimli serbestlik müdürlüğüne bildirilmektedir. Bu durumda tedbire uymayan yükümlü hakkında hemen tutuklama kararı verilebileceği göz önüne alındığında, tedbir yükümlüsü olan kişi hiç bir surette konutundan ayrılamamakta; kaçmasını önlemeye ilişkin caydırıcılık sağlanmaktadır. Dolayısıyla, tutuklama tedbirinde olduğu gibi belirli bir infaz kurumunda yaşamaya zorunlu bırakmamakla birlikte konutu terk etmeme yükümlülüğü bireyin özgürlüğünü esaslı ölçüde sınırlayan bir koruma tedbiridir. Normatif çerçeveden bakıldığında, CMK’nin 109/6. maddesinin son fıkrasında yer verilen 'konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki günün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınacağı' yönündeki kural, bu tedbirin kişilerin özgürlüğünü doğrudan kısıtlayıcı etkisinin kanun koyucu tarafından da ikrar edilmesinden öte bir şey değildir. O hâlde, kişi özgürlüğünü böylesine esaslı biçimde sınırlayan bir tedbirin hukuka aykırı uygulanmasına karşı yasal giderim yollarının da hukuk sistemlerinde mevcut olması demokratik hukuk devletinin gereğidir. III- SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİ KAPSAMINDA KONUTU TERK ETMEMEK TEDBİRİNE KARŞI YASAL GİDERİM MEKANİZMALARI CMK, koruma tedbirlerinin sebebiyet verebileceği haksızlıklara karşı yasal giderim mekanizması olarak tazminat hukuku araçlarına başvurulması metodunu benimsemiştir. Bunu yerine getirirken 141. maddede hangi koruma tedbirlerinin hangi şekilde uygulanmasına dair zararların tazminat yoluyla giderilebileceğini 'sınırlı sayma metodunu tercih ederek' 11 bent hâlinde belirtmiştir. Konutu terk etmemek tedbiri, Anayasanın 19. maddesi anlamında 'Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulma' ve Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında 'Sözleşme hükümlerine aykırı olarak yapılan yakalama veya tutma işlemleri' niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla, hakkında konutu terk etmemek tedbiri uygulanmak suretiyle Anayasa ve Sözleşme hükümlerine aykırı olarak 'tutulan' kişinin 'hukuka aykırı şekilde tutma (kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali) sebebiyle' ortaya çıkan mağduriyetinin giderilmesi gereklidir. Hemen belirtmeliyiz ki, CMK’nin 141. maddesindeki anılan sınırlayıcı kural, 'Normun lafzi yorumu kabul edildiğinde' adli kontrol tedbirine karşı doğrudan tazminat davası açılabilmesine cevaz vermiyor gözükmektedir. Bu itibarla, adli kontrol tedbirini tazminat davasına sebebiyet verecek durumlar arasında saymayan CMK’nin 141/1. maddesindeki kural, İHAS’nin 5. maddesi ile Anayasamızın 19. ve 90. maddesinin son fıkrası çerçevesinde benimsenen 'Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlalinin tazminat hukuku araçlarıyla giderilmesi' ilkesine aykırıdır. Ezcümle, CMK’nın anılan normu ile İHAS’nin 5. maddesi temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin olarak farklı hükümler içermekte olup, bu durumda Anayasamızın 90/son maddesi gereğince 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşma' vasfında olan İHAS hükümleri uygulanacaktır. Belirtilen kapsamda, Sözleşmenin 5. maddesi gereğince 'haksız tutma sebebiyle kişilerin tazminat davası açabilmeleri' mümkün kabul edilmelidir. IV- ADLİ KONTROL TEDBİRİNİN TUTUKLAMA YERİNE GEÇEN 'İKAME NİTELİKTE' BİR TEDBİR OLUŞU SEBEBİYLE TAZMİNATI GEREKTİRMESİ Adli kontrol tedbiri ve bir türü olan konutu terk etmemek yükümlülüğü ikame nitelik taşıyan, yani 'tutuklama yerine geçen' bir tedbirdir. Nitekim, bunu vurgulamak isteyen kanun koyucu 'Şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebileceği' ve benzer şekilde 'Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adlî kontrole ilişkin hükümlerin uygulanabileceği' (CMK md. 109/1-2) yönünde normlar benimsemiştir. Belirtilen normlar, adli kontrol tedbirlerinin kişi özgürlüğünü sınırlayıcı yönüyle tutuklama tedbirinden hiç de farklı olmayıp, tutuklama yerine hükmolunabilen, ikame nitelikte bir tedbir olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Adli kontrol tedbirinin ikame, tutuklama yerine geçen niteliğinden yola çıkılarak CMK’nın 141/1. maddesindeki haksız tutuklama kararı verilen kişiler gibi tazminata karar verileceği düşüncesindeyiz. Gerçekten, hak arama özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiği gözetildiğinde, ikame nitelikteki adli kontrol tedbirinin de haksız koruma tedbiri uygulanması sebebiyle tazminata konu edilebilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Böyle bir yorum, hem hak ve özgürlükler lehine yorum oluşturacak hem de 141. maddenin kabul ediliş amacına, anılan normun ratio legis’i ile uyumlu olacaktır. V- YURT DIŞINA ÇIKAMAMAK KORUMA TEDBİRİNE KARAR VERİLMESİNİN İÇTİHAT TUTARLILIĞINA UYGUNLUĞUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ Yargıtay 12. Ceza Dairesince yurt dışına çıkamamak koruma tedbirine hukuka aykırı şekilde karar verilmesi durumu, CMK’nın 141/3. maddesine dayanılarak tazminata konu edilebilecek bir hâl olarak istikrarlı içtihatlarla kabul edilmiştir. Anılan gerekçenin 6545 sayılı Kanun değişikliğiyle kabul edilen bir norm olup, söz edilen içtihada dayanak gösterilmesinin isabetli olmadığı düşüncesinde olduğumuzu ifade etmeliyiz. Bununla birlikte, içtihatla gelinen mevcut durum değerlendirildiğinde, yurt dışına çıkamamak Kanun’un 109/3-a maddesinde adli kontrol tedbiri olarak düzenlenmiştir. Bu itibarla, somut uyuşmazlıktaki şekilde konutu terk etmeme tedbiri durumunda tazminat verilebileceğini kabul etmeyip; yurt dışına çıkamamak tedbiri durumunda tazminat verilmesini kabul etmek Yargıtay Özel Dairesinin içtihatları arasında tutarlılık meselesinin oluşmasına sebebiyet verebilecektir. Bu durum ise, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturacaktır. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle, adli kontrol tedbiri kapsamındaki söz edilen konutu terk etmeme yükümlülüğünün tazminatı gerektirip gerektirmeyeceği konusu, İHAS’nin 5. maddesi ile Anayasamızın 19. ve 90. maddesinin son fıkrası çerçevesinde temel haklar ile bunların ihlâlinin tazminat hukuku araçlarıyla giderilmesi ilkesi çerçevesinde yorumlanması gereklidir. Bu itibarla, Anayasamızın 90/son maddesi çerçevesinde İHAS’nin 5. maddesine üstünlük tanınarak anılan konutu terk etmeme koruma tedbiri sebebiyle CMK’nın 141. maddesi çerçevesinde tazminata hükmolunabilmesi mümkün olmalıdır. Belirttiğimiz düşüncelerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan çoğunluğun görüşüne katılamıyorum." On Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği", Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.03.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 15.03.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Ceza Dairesi, 2013/16902 E., 2014/149 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Adli kontrol" başlıklı 109. maddesinde "Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir." şeklindeki düzenleme ve aynı Kanun'un "Tutukla
9. Ceza Dairesi         2013/16902 E.  ,  2014/149 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Örgüt faaliyeti kapsamında kişisel verileri başkasına vermek ve Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekiller Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmek suçlarından sanık ... hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147, 61/1 ve 59/2. maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136/1, 43/1-2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol koruma tedbirine tabi tutulmasına dair İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 05/08/2013 tarihli ve 2009/191 esas, 2013/95 sayılı kararını müteakip, sanık müdafii tarafından adli kontrol kararına yapılan itirazın reddine ilişkin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/08/2013 tarihli ve 2013/554 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Adli kontrol" başlıklı 109. maddesinde "Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir." şeklindeki düzenleme ve aynı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" başlıklı 100. maddesinde "Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez..." şeklindeki düzenlemeler uyarınca adli kontrol koruma tedbirine kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunması halinde karar verilebileceği, her ne kadar sanık hakkında mahkemesince üzerine atılı suçları işlediği kabul edilerek mahkumiyete karar verilmiş ise de, dosya kapsamına göre sanığın yargılama aşamasında tutukluluğu sonlandırıldıktan sonra dahi bir çok kez yurt dışına çıktığı, kaçma imkanları bulunmasına rağmen sanığın bu yollara tevessül etmediği, milletvekili olması nedeniyle temsil görevini ifa ettiği, sanığın kaçması, delilleri karartma, saklanma sebeplerinin bulunmadığı cihetle itirazın kabulü yerine yazılı gerekçeyle reddedilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 11.10.2013 tarih ve 2013/15522/63195 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.11.2013 tarih ve 2013/347619 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla; Dosya incelenerek gereği düşünüldü: İnceleme yerinin Yargıtay olması ve kesinleşmiş kararlara yönelik bulunması nedeniyle olağanüstü temyiz de denilen kanun yararına bozma, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.11.2005 tarih ve 132–128 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, sadece karar veya hükmün verildiği zamanda yürürlükte bulunan usul veya maddi ceza hukukuna aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olarak başvurulabilen olağanüstü bir kanun yoludur. Hukuka aykırılığın giderilmesi için başka bir kanun yolunun mümkün olduğu veya yargılama makamlarının asıl ceza davasına devam ettikleri durumlarda bu kanun yoluna başvurulamayacaktır. Diğer yandan, 14.11.1977 tarih ve 3–2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ve başta Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları olmak üzere yerleşik Yargıtay uygulamalarında da belirtildiği gibi, mahkemenin veya hakimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlara ilişkin olarak kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacaktır. Somut olay bakımından; Hükümle birlikte CMK’nın 109. maddesi uyarınca verilen adli kontrol altına alınma ve yurtdışına çıkamama yükümlülüğüne tabi tutulma kararı esas hükümle birlikte bu hükme bağlı olarak temyizen incelenecektir. CMK’nın 2/f maddesi uyarınca; kanun yararına bozma talebine konu edilen hukuka aykırılık iddiası da dahil olmak üzere, asıl hükme yönelik olarak 1412 sayılı CMUK’nın halen yürürlükte olan 307. maddesi uyarınca temyizen ileri sürülmüş bulunan hukuka aykırılıkların da neticeye bağlanacağı kovuşturma süreci henüz bitmemiş ve temyiz aşamasında beklemektedir. Kanun yararına bozma talebinde hukuka aykırılık bağlamında ileri sürülen talebin sanığa yüklenen suçun sübutu ve vasfıyla ilişkisi de nazara alındığında, temyize de konu edilmiş mahkumiyet hükmünün bir yönüyle temyizden önce incelenmesi sonucunu doğuracak ve bu durum kanun yararına bozma yolunun niteliğiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca; sanığın, yasal olarak bir tutuklama nedeninin var sayılabileceği CMK’nın 100/11. maddesi kapsamında yüklenen bir suçtan tutuklanıp tahliye edildiği, sonradan hükümle birlikte CMK’nın 109. maddesi uyarınca adli kontrole ve anılan maddenin 3. fıkrasının (a) bendi uyarınca yurtdışına çıkamama yükümlülüğüne tabi tutulduğu, bu işlemlerin tamamının mahkemenin takdiri çerçevesinde gerçekleştiği görülmektedir. Kanun yararına bozma talebinde ileri sürülen bozma nedeninin, tutukluluğun, adli kontrolün ve sanığın tabi tutulmakta olduğu yükümlülüğün CMK’nın ilgili hükümlerinde gösterilen objektif kurallara aykırılık iddiasını içermediği, aksine; takdire ilişkin hususlara yönelik olduğu görülmektedir. İtirazın kabulü yerine reddedilmesinde isabet görülmediğine ilişkin kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2023/12823 E., 2023/9622 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
hakkında 02.11.2021 tarihli oturumda salıverilmesine karar verilen ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında adli kontrol tedbiri uygulanan sanık ile ilgili;
10. Ceza Dairesi         2023/12823 E.  ,  2023/9622 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.02.2022 tarihli ve... Karar sayılı kararı ile sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 16.660,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir. B. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.02.2022 tarihli ve ... Karar sayılı kararı ile sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 10 yıl 5 ay hapis ve 20.820,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir. C. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 30.06.2022 tarihli ve... Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. D. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık ... hakkında hükmün onanması, sanık ... hakkında 02.11.2021 tarihli oturumda salıverilmesine karar verilen ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında adli kontrol tedbiri uygulanan sanık ile ilgili; gerekçeli karadaki hükmün yedinci paragrafında "sanığın hükümözlü olarak tutukluluk halinin devamına" karar verildiği halde onuncu paragrafında "adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına" hükmedilerek sanık hakkında uygulanan koruma tedbiri konusunda çelişki oluşturulması, nedeniyle hükmün bozulması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Beraat kararı verilmesi gerektiğine, 3. Sanığın atılı suçu işlemediğine, 4. Mahkûmiyete yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı somut delil bulunmadığına, 5. Eksik ve yetersiz inceleme ile karar verildiğine, 6. Sanığın kullanıcı olduğuna, İlişkindir. B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Sanığın atılı suçu işlemediğine, 3. 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, 4. Kararın bozulması gerektiğine, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yaptığına yönelik kuvvetli suç şüphesinin bulunması üzerine kullandığı telefonun iletişimin dinlenmesi, tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi esnasında sanık ...'ın kullandığı telefon dinlemelerinde sanık ... ile uyuşturucu madde ticaretine yönelik görüşmeler yapması üzerine fiziki takip başlatıldığı, bu kapsamda; 1. yakalamada; sanık ... ile sanık ...'nin, 21.10.2018 günü saat 13:40 sıralarından itibaren buluşmaya dair telefonda görüşmeler yaptıkları, akabinde; saat 14:30 sıralarında 44 BR 206 plakalı araç ile gelen sanık ...'nin yol üzerinde bekleme yaptığı, sokak üzerinde duraklama yapan başka bir araçta sanık ...'ın oturduğunu gören sanık ...'nin araçtan inerek sanık ...'ın bulunduğu aracın sağ ön camına gelerek sanık ... ile tokalaştığı, sanık ...'nin cebinden çıkarttığı parayı sanık ...'a, sanık ...'ın da elindeki siyah renkli naylon poşeti sanık ...'ye verdiği, sanık ... poşeti alarak sağ cebine koyduğu ve gelmiş olduğu araçla hareket ettiği sırada aracın cadde üzerinde durdurulacağı esnada sanık ...'nin aracın camından yere attığı siyah poşet içerisinde esrar maddesi ele geçirildiği, 2. yakalamada; sanık ...'nin, 1. yakalamada ele geçirilen uyuşturucu maddeleri teslim edememesi üzerine sıkıntı yaşaması ve alıcı durumunda olan kişilerin (... Ö. vs.) sanık ...'yi sıkıştırmaları üzerine evine gitmemeleri için bu kişilerle görüşmesi ve konuyu çözmesi hususunda sanık ...'dan yardım istemeye yönelik görüşmelerin yapıldığı, bu meyanda; sanık ...'ın, alıcı durumunda olan .... ile görüşmeler yaptığı, bu görüşmelerde sanık ...'ın, ...'a uyuşturucu madde vereceğinin tespit edilmesi üzerine fiziki takibin başlatıldığı, 23.10.2018 günü saat 22:24 sıralarında otobüs durağında, sanık ...'ın ... plakalı aracın şoför koltuğunda beklediği, saat 22:26 sıralarında ..., Tugay ve ...'ın otobüs durağına geldikleri, ...'ın bulunduğu aracı görünce yanına gittikleri, bir süre konuştuktan sonra Tugay ve ...'ın aracın yanından ayrıldığı, ...'un ise sanık ...'ın bulunduğu araca bindiği, araçla bir süre dolaştıktan sonra saat 22:52 sıralarında Tugay ve ...'ın bulunduğu park civarına geldiklerinde ...'un araçtan indiği, ...'ın ise araç ile parktan uzaklaştığı, fiziki takip neticesinde ..., Tugay ve ...'ın parkta olduklarının görülmesi üzerine kollukça bilgilendirme yapılacağı esnada ...'un esrar maddesini yere attığı, 3. yakalamada ise; sanık ... ile Mehmet G. arasında 03.12.2018 günü saat 18:25 sıralarından itibaren buluşmaya ve uyuşturucu satışına yönelik telefon ile görüşme yaptıklarının tespit edilmesi üzerine fiziki takibin başlatıldığı, 03.12.2018 günü saat 20:16 sıralarında sokağın kesişiminde sanık ...'ın ...plakalı araçla beklediği, Mehmet'in aracın ön yolcu kısmına oturduğu, araç içerisinde kısa bir süre konuştuktan sonra Mehmet'in, sanık ...’a para verdiği, sanık ...’ın da uyuşturucu maddeyi Mehmet’e verdiği, akabinde her ikisinin araçtan indiği, Mehmet'in, içerisinde Ali Y'ın bulunduğu 44 AL 424 plakalı araca binerek oradan uzaklaştıkları, Mehmet ve Ali'nin bulunduğu araç durdurulduğunda sağ ön koltukta oturan Mehmet'in montunun sol cebinden çıkarmış olduğu esrar maddesini polislere teslim ettiği, A. Sanık ...'ın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden yapılan değerlendirmede; Uyuşturucu madde ticaretine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında sanıklar ... ve... hakkındaki iletişimin tespitinden anlaşılacağı üzere; 21.10.2018 günü saat 13:40 sıralarında (1. yakalamada) sanıklar ... ile... arasında buluşmaya yönelik yaptıkları konuşmada; Enes Ensari'nin "tamam abi yarım saat bir saate kadar orda olurum" dediği, saat 14:22 sıralarında; Enes Ensari'nin; "abi tamam abi dur bi bakam benim araba da şey yok" dediği, ...'ın; "şöyle söylim sana gardaş benim sana ne kadar borcum var nakit olarak benim sana ne kadar borcum var nakit olarak" dediği, Enes Ensari'nin; "beşyüz elli lira abi" dediği, ...'ın; "beşyüz elli lira gel gardaş", "beşyüz lira diyelim" dediği, ...'ın; "değil mi beşyüz mi verecen sen baba" dediği, Enes Ensari'nin; "he abi" dediği, sanık ...'ın; "tamam gel gardaş hadı görüşürüz" dediği ve sanıkların buluştuğu, yapılan fiziki takibe göre; saat 14:30 sıralarında sanık ...'nin yol üzerinde araçla bekleme yaptığı, araçtan inerek sanık ...'ın bulunduğu aracın sağ ön camına gelerek sanık ... ile tokalaştığı ve cebinden çıkarttığı parayı sanık ...'a verdiği, sanık ...'ın da elindeki siyah naylon poşeti sanık ...'ye verdiği, Enes Ensari bu poşeti alarak sağ cebine koyduğu ve gelmiş olduğu araçla hareket ettiği sırada içinde bulunduğu aracın cadde üzerinde durdurulacağı esnada sanık ...'nin aracın camından yere attığı siyah poşet içerisinde esrar maddesinin ele geçirildiği, sanık ... serbest bırakıldıktan sonra 21.10.2018 tarihinde, saat 19:50 sıralarında yapılan iletişimin tespitinde; sanık ...'nin; "valla iyidir abim benim çok şükür ya abi o parayı gönderebil misin acaba taksi göndersem" dediği, sanık ...'ın; "para yok gardaş parayı gönderemem para gitti gardaş yerini doldururum ama enesim", "bir saat sonra ben seni mutlu edecem gardaş" dediği, Enes Ensari'nin; "çok çok acil bi durum var bak yemin ederim", "çünkü inanmim yo yo haklılar her kim olsa aynısı olur yanı inanmiler abi" dediği, ...'ın; "gardaş biz boşluğu dolduruz sen rahatına bak", "eksik kalma eksik kalma enes lafımı dinliyor musun", "kimseye eksik kalma gabadayılığını yap kenera çık" dediği, sanık ...'ın; (2. yakalama ile ilgili olayda) 1. yakalamanın bir devamı olarak sanık ...'nin, ... Ö. ve arkadaşlarından uyuşturucu temin etme karşılığında aldığı 500 TL parayı sanık ...'a vermesi ve karşılığında uyuşturucu alması sonrasında ... ve arkadaşlarına teslim edemeden yakalanması karşısında kendisini sıkıştırdıklarından dolayı sanık ...'ı arayarak yardım istediği ve ...'un cep telefonunu sanık ...'a 22.10.2019 tarihinde saat 19:18 sıralarında gönderdiğinin iletişimin tespiti sırasında ortaya çıktığı, Enes Ensari'nin ...'a; "Evime bidaha gelmesinler maksadım busefer kötü olurum onlarla" , "Abicim en azından deki Yarın yada diyer gun donecem size de ara baska nodan size gelecez felan diyolar si..cem bunları”, “Abi bunlar bize giderse babam anamı si..er Evde değilim ben kurban olam bi ara, beni” şeklinde mesaj yazdığı, Enes Ensari'nin ...'a; "abi şu şerefsizleri bi ara de ki gardaş şu an müsait değilim geldiğim zaman ben sizi arayacam de" dediği, bunun üzerine 23.10.2018 günü saat 15:00 sıralarında sanık ...'ın, ...'un telefonunu arayarak "he gardaş he bugün benim dükkanın oraya mı gelmişler bu gençler" dediği, ...'un; "vallaha galiba seni sormayamı gelmişler Ensari'yi sormaya mı gelmişler" dediği, ...'ın; "he sana zahmet onlara ulaş gardaş böyle şeyler için insanların ekmeğine kapısına cartuna curtuna gitmesinler cahillik etmişler", "Ensari'yle paşam ben senin yanına her türlü gelecem zaten sıkıntı yok ben geldiğim zaman seni boşta göndermeyecem anladın gardaş", "ben elimden geleni yaparım paşam akşam ama serinlikte ben bu numaradan seni arıyacam diğer gardaşlarda yanında olsun tamam baba", "he diğer gardaşlarıda çağır yalnız söyle bi daha kapıya mapıya sakın ha gardaş tamam" dediği, saat 18:23 sıralarında sanık ...'ın ...'a; "tamam gardaşım ben bu numara senin ben bu numaradan seni bir saate kadar arıyacam sana yerimi söyleyecem yanıma gel tamam" dediği, ...'un; "abi ama o yukarı kadar ben gelemem abi biraz değişik şeyler var hani geldin mi ben sana zaten söylerim de" dediği, sanık ...'ın; "tamam kuyuönünün oralarda dur ben gelirim birazdan yanına geçerken uğrarım" dediği, saat 19:50 sıralarında sanık ...'ın, Enes'e; "Ensari senin bu adamlara ne kadar para almışsın gardaş sen bu adamlardan bu adamlar mağdur olmasınlar gardaşım söyle" dediği, Enes'in; "abi 500 lira aldım 500-25" dediği, ...'ın; "tamam ne kadar vereceksin gardaş", "gardaş gardaş bu adamlar papaz oluyom ben adamlarla kardeşim beni niye böyle insanlarla muhatap edisiniz abicim ne kadar 50 vermeyecekmiydin sen bunlara" dediği, Enes'in; "evet abi daha fazlasını istiyorlarda odur şey olacaktı" dediği, saat 19:52 sıralarında sanık ...'ın, ...'a; "bak ikidir ben ne yaptım kardeşim sana 15-15 gelsem 30 gelmişim demi paşam doğru söyleyelim birbirimize değil mi", "bak baba 30 e ben sana gardaş bi 20 daha gelecem 50 değil mi gardaş", dediği, ...'un; "abi 20 daha gelisin 50'de benim 100 liraya ihtiyacım varken parça parça geldi mi o da gidi yani ha olanda gidi hiçbişey anlamim" dediği, sanık ...'ın; "100'e ihtiyacın varken doğru söylüyorsunda ben sana kendim bugün gene bi 20 daha gelecem gardaş 20 milyon daha verecem sana anladın mı" dediği, saat 21:46 sıralarında sanık ...'ın ...'a; "aramadım çünkü işlerimi halletmedim gardaş birazdan arıyacam seni" dediği ve sanık ... ile ...'un saat 22:21 sıralarında buluştukları, saat 22:32 sıralarında ..., Enes'e; "geçen bu tecdenin orda sen ne kadardı gardaş toplam giden" diye sorduğu, Enes'in; "47 abi" dedikten sonra ...'a; "abi bu şeyler yanında mı" diye sorduğu, sanık ...'ın; "gardaş arıyacam yanımda kimse yoktur benim arıyacam bi onlarla görüşecem şimdi" deyince...'nin; "tamam abi orda o zaman yirmiii...yirmiii.." dediği, yapılan fiziki takibe göre; 23.10.2018 günü saat 22:24 sıralarında sanık ...'ın aracın şoför koltuğunda beklediği, saat 22:26 sıralarında ..., Tugay ve ...'ın otobüs durağına gelerek ...'ın bulunduğu aracın yanına gittikleri, bir süre konuştuktan sonra Tugay ve ...'ın aracın yanından ayrıldığı, ...'un ise sanık ...'ın bulunduğu araca bindiği ve araç ile bir süre dolaştıktan sonra saat 22:52 sıralarında Tugay ve ...'ın bulunduğu park civarına geldiklerinde ...'un araçtan indiği, ...'ın ise araç ile parktan uzaklaştığı, ..., Tugay ve ...'ın park içerisinde olduklarının görülmesi üzerine kolluk görevlileri geldiği esnasında ...'un esrar maddesini yere attığı, sanık ... hakkında yapılan iletişimin tespitinden anlaşılacağı üzere; 03.12.2018 tarihinde saat 18:25 sıralarında (3. yakalamada) ...'in, sanık ...'ı arayarak yanına gelip gelemeyeceğini, ne zaman müsait olduğunu sorduğu, görüşme ayarladıkları, sanık ...'ın, saat 18:27 sıralarında Mehmet'e; "Ne hallesecek" şeklinde mesaj attığı, Mehmet'in de; "100" yazdığı, saat 18:28 sıralarında “Olumlu mu” yazdığı, sanık ...'ın; “100 TL mi” yazdığında Mehmet'in; önce “Yok yok” yazdığı, daha sonra dikkat çekmemek için "TL", "Aynen" yazdığı, aralarında hemen yetişmeyeceğine, haber verdiğinde gelmesini istediğine, fiyatının 200 TL olduğuna yönelik yazışmaların yapıldığı, daha sonra sanık ...'ın, Mehmet'e geleceği yeri tarif ettiği ve buluştukları, yapılan fiziki takibe göre; 03.12.2018 günü saat 20:16 sıralarında sanık ...'ın 44 KV 787 plakalı araçla beklediği, Mehmet'in aracın ön yolcu kısmına oturduğu, araç içerisinde kısa bir süre konuştuktan sonra Mehmet'in, sanık ...’a para verdiği, sanık ...’ın da uyuşturucu maddeyi Mehmet’e verdiği, akabinde her ikisinin araçtan indiği, Mehmet'in, içerisinde ...'ın bulunduğu 44 AL 424 plakalı araca binerek oradan uzaklaştıkları, Mehmet ve Ali'nin bulunduğu araç durdurulduğunda sağ ön koltukta oturan Mehmet'in montunun sol cebinden çıkarmış olduğu esrar maddesini polislere teslim ettiği, sanık ...'ın, 1 olayda; Enes Ensari'ye 500 TL karşılığında esrar maddesini sattığı, tape kayıtlarından da "500-25" şeklindeki ve diğer görüşmelerden bu durumun anlaşılabilir olduğu, 1. olayın devamı niteliğinde olsa da aslında...'nin ...'tan alıp kendisine verdiği 500 TL para karşılığında esrar maddesini Enes'e vermiş ise de Enes'in yakalanması sebebiyle uyuşturucu maddeyi ...'a verememesi karşısında bu kez sanık ...'ın esrarı ...'a verdiği, ayrıca; sanık ...'ın tanık Mehmet'e de esrar maddesini 150 TL'ye sattığının teknik ve fiziki takip tutanakları, teşhis tutanakları ve alınan beyanlarla sabit olduğu, sanık ... ile ilgili yapılan teknik ve fiziki takip tutanaklarının bu maanada doğrulandığı, bu itibarla; sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair tam bir vicdani kanaate varılarak sanık ...'ın müsnet "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan cezalandırılması gerektiği, gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. B. Sanık ...'nin üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden yapılan değerlendirmede; sanık ... ile ilgisi bulunan teknik ve fiziki takip tutanakları, alınan kriminal raporlar ve beyanları yukarıda (A) fıkrasında tafsilatlı olarak yer verildiği üzere; 1. yakalama tarihi olan 21.10.2018 tarihinde, sanık ...'nin, uyuşturucu madde temin etmek üzere tanık olarak dinlenen ... ve arkadaşlarından 500 TL aldığı, bu para ile ...'dan uyuşturucu madde satın aldığı, ancak; fiziki takip sonucu yakalanan...'nin bu maddeyi ...'a verememesi üzerine Enes'i sıkıştırdıkları, evine gideceklerini söyledikleri, bunun üzerine sanık ...'nin, ...'un cep telefonunu ...'a vererek kendisine yardımcı olmasını, konuyu çözmesini, evine gelmemelerini sağlamasını istediği, ...'ın da ... ile görüşerek yakalanan uyuşturucu maddeyi kendilerine vermeyi üstlendiği ve uyuşturucuyu ...'a verdiği, her ne kadar iddianamede 1. ve 2. yakalamaya ilişkin hususlar iki farklı olay olarak anlatılmış ise de; 1. yakalamaya ilişkin iletişim tespitlerinin 21.10.2018 tarihinde, 2. yakalamaya ilişkin iletişimin tespitinin de aynı tarihte başladığı ve 23.10.2018'de de devam ettiği, bu itibarla; sanık ...'nin uyuşturucu maddeyi bulundurmadaki amacının; ... için ...'dan aldığı uyuşturucuyu ...'a vermek olduğunun ve dolayısıyla; ticari amaç kastıyla hareket ettiğinin yukarıda teferruatlı bir şekilde yer verdiğimiz tape kayıtlarından ve beyanlardan anlaşıldığı, zira; 2. yakalamada ...'a veremediği bu uyuşturucu sebebiyle kendisini sıkıştırdıklarını, yakalattığına inanmadıklarını ...'a söyleyerek aramasını istemesinden açıkça anlaşıldığı, alınan beyanların sanık ...'nin ticari maksatla uyuşturucuyu elinde bulundurduğunu ortaya koyması, yapılan teknik ve fiziki takiplerin bu maanada doğrulanması ve tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanık ...'nin fikir ve eylem birliği içerisinde ... ile birlikte hareket ederek uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği hususunda tam bir vicdani kanaate varıldığı, ancak; sanık ... bakımından 1. ve 2. yakalamaya ilişkin eylemlerinin tek ve birbirinin devamı şeklinde eylem olarak kabul edilmesi gerektiği ve sanığın sadece 1. eylemde ticaret kastıyla uyuşturucu madde bulundurduğu, 2. yakalamada bir satışının bulunmadığı dikkate alınarak sanık ...'nin müsnet 1. Eylem yönünden uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılmasına karar vermek gerektiği, gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesi ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına ve sübutuna, eksiksiz ve yeterli inceleme ile karar verildiğine, ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına ve sübutuna, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin sanık hakkında uygulanmasına, ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, aşağıda belirtilenler dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. 1. Sanık hakkında ikinci kez tekerrüre esas alınan Malatya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.10.2015 tarihli ve 2015/334 Esas, 2015/787 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 29 uncu, 62 nci, 50 nci ve 52 nci maddeleri gereği doğrudan verilen 1.000 TL adli para cezasının hüküm tarihi ve miktarı itibarıyla kesin nitelikte olduğu ve tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adli sicil kaydındaki tekerrüre esas olabilecek diğer mahkûmiyetlerine ilişkin ilam örneklerinin getirtilerek kesinleşme ve infaz tarihleri araştırıldıktan sonra sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58 inci maddesi uyarınca ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi, 2. 02.11.2021 tarihli oturumda salıverilmesine karar verilen ve 5271 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin üçüncü maddesinin (a) ve (b) bentleri kapsamında adli kontrol tedbiri uygulanan sanık ile ilgili; gerekçeli karardaki hükmün yedinci paragrafında "sanığın hükümözlü olarak tutukluluk halinin devamına" karar verildiği halde onuncu paragrafında "adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına" hükmedilerek sanık hakkında uygulanan koruma tedbiri konusunda çelişki oluşturulması, Hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde (A) numaralı bentte açıklanan nedenlerle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 30.06.2022 tarihli ve ... Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde (B) numaralı bentte açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 30.06.2022 tarihli ve ... Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2023 tarihinde karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2020/1499 E., 2020/3679 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesi ile CMK'nın 109. maddesine 4.
16. Ceza Dairesi         2020/1499 E.  ,  2020/3679 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi Suç : Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak ve yardım etmek Hüküm : Sanık ...'in TCK'nın 314/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 53, 58/9, 63 maddeleri Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda savunmaya yeterli imkânın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren duruşmalı inceleme taleplerinin REDDİNE, Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 1- Savunma Makamı Olarak Avukatlık Mesleği; Avukatlık görevi kamu hizmeti niteliğinde serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder. (Avukatlık Kanunu 1. md.) Nitekim, avukatlar ceza kanunumuza göre yargı görevi yapanlar sınıfında kabul edilmiştir. (TCK md. 6/1-d) Dolayısıyla görev sırasında veya yaptığı görevden dolayı avukata karşı işlenen suçlar hakkında, bu suçların hakimlere karşı işlenmesine ilişkin hükümler uygulanacaktır. (A.K. 57. md) görev sırasında veya görevden dolayı işledikleri suçlar nedeniyle de özel soruşturma statüsüne tabidirler.(m.58) Yargının kurucu unsurlarından birisi olan savunma makamını temsil eden avukatlık mesleği, kişiye sağladığı hak ve yetkilerinin yanında sorumluluk da yüklemektedir. Avukatlığın amacı hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki meselede anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derece yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetinede kişilerin yararlanmasına tahsis eder.(A.K. 2. md) Mesleğin onuruyla bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş avukatlıkla birleşmez.(A.K. 11.md) Avukatlık görevi ifa edilirken; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleriyle meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunmak, görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmamak yasaklı hallerden olup disiplin cezası gerektiren eylemler olarak tanımlanmıştır. (A.K. 134.md) Ceza Kanununumuza göre, sınırları yasa ile çizilen görevin ifası hukuka uygunluk nedenidir. (TCK 24/1) Görevin kötüye kullanılması halinde bu sorumsuzluk hali geçerli olmayacaktır. Nitekim temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanımı Anayasamızın 14. maddesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. maddesinde yasaklanmıştır. Herhangi bir terör örgütü mensubunun Avukatlık görevi kapsamında savunmasını üstlenmek meşru olup yasalarca yasaklanmış hallerden değildir. Ancak avukatların müvekkiliyle özdeşleşmesi, savunma hakkını aşar biçimde müvekkilinin bireysel hak ve hukukunu korumaktan ziyade terör örgütünü ve diğer mensuplarını koruyucu davranışta bulunmak, müvekkillerini güvenlik güçlerine ve yargı merciilerine karşı yasa dışı eylemlere yöneltmek fiillerinin görevle bağdaşmayacağı tartışmadan vareste olup, görevin ifası kapsamında değerlendirmeye olanak bulunmamaktadır. 2- Hükme Esas Alınan Delillerin Hukuka Aykırı Şekilde Elde Edildiğine İlişkin ve Diğer Usuli İtirazlar; Bilgisayarlarda, bilgisayar proğramlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma CMK 134. maddesinde düzenlenmiştir. Soruşturma tarihinde yürürlükte bulunan madde içeriğine göre; bilgisayar kütüklerinin şifresinin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde gerekli kopyalarının alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. Bilgisayar kütüklerine el koyma işlemi sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. İstemesi halinde, bu yedekten bir kopya çırakılarak şüpheliye ve vekiline verilir. Genel kural bu şekilde olmakla birlikte 15 Temmuz 2016 yılında ... mensupları tarafından gerçekleştirilen darbeye teşebbüs suçu nedeniyle Anayasa hükümleri doğrultusunda ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmiş ve bu süreçte uygulanacak hükümlere ilişkin KHK’lar çıkarılmıştır. 668 sayılı KHK’nın 3. maddesinde; MADDE 3- (1) 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, 12.04.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından, olağanüstü halin devamı süresince; ...... e) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan bir kişi bulundurulur. j) “5271 sayılı Kanunun 134. maddesi uyarınca bilgisayarlarda, bilgisayar proğramlarında ve kütüklerinde yapılacak arama, kopyalama ve elkoyma işlemlerine, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da karar verilebilir. Bu karar, beş gün içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını elkoymadan itibaren on gün içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Kopyalama ve yedekleme işleminin uzun sürecek olması halinde bu araç ve gereçlere elkonulabilir. İşlemlerin tamamlanması üzerine elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.” Düzenlemelerine yer verilmiştir. Arama sırasında ilgililer dışında 2 kişi bulundurulma zorunluluğunun bir kişiye indirilmesi karşısında, ayrıca darbeye teşebbüs suçu nedeniyle; suça iştirak edenler ya da bu örgüt mensubu oldukları gerekçesiyle çok sayıda kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma işlemleri başlatılmış olup, binlerce bilgisayar ve dijital delillere el konulmuştur. Bu delillerin incelenmesi için normal koşullar dışında uzunca bir zamandiliminin gerekeceği, el konma anında kopya alıp ilgilisine teslim etme imkanı bulunmamasına göre; suç tarihindeki mevzuata göre yapılan işlemde açık bir şekilde hukuka aykırılık görülmemiştir. CMK 23/2. maddesindeki; aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakimin, kovuşturma evresinde görev yapamayacağına ilişkin emredici hüküm 5320 sayılı CMK’nun yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki Kanunun 11/1 maddesi uyarınca, sulh ceza hakiminin Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı hallere münhasır olup 163/1 maddedeki haller dışında uygulanamayacaktır. Soruşturma sırasında görev yapan hakimin yargılama aşamasında görev almasına ilişkin yerleşik yargısal uygulamaya bakıldığında; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.03.1995 tarih 1/29-54 sayılı kararında da açıklandığı üzere “sanığın sorgusunu yapan hakim asıl davaya bakan mahkemeye ve karara katılabilir” şeklinde ifade edilmiş bu uygulama Ceza Genel Kurulunun 07.06.2011 gün 1/75-114 sayılı kararı ve müteakip tarihte verilen kararlarda devam etmiştir. Dairemizce de benimsenen uygulamada, soruşturmada görev yapan hakimin işin esası hakkında ihsası rey teşkil edecek şekilde görüş açıklaması hallerinin dışında kovuşturma işlemlerine katılabilmesi mümkün görülmüştür. Hakimin reddine ilişkin talep mahkemece geri çevrilmiş olup itiraz süresi beklenmeden karar verilmiş ise de; temyiz denetiminde incelenen ret nedenleri davadan çekilmeyi gerektirir nitelikte olmadığından, sonuca müessir görülmeyen usuli eksiklik bozma nedeni olarak kabul edilmemiştir. Terör örgütü mensuplarının yargılandığı davalarda, tanıkların etkilenmemesi ve korunması için savunmada zaafiyet yaratmayan orantılı nitelikteki tedbirler yasaya aykırı görülmemiştir. Delillerin tartışılması bölümünde, sanıklar müdafilerinin kovuşturmanın genişletilmesi yönündeki talepler hakkında yazılı beyanda bulunmak zorunlu kılınmış ise de bu uygulamadan duruşma sırasında vazgeçilip müdafilere söz hakkı verilmiş olması ve savunma haklarını kullanmaları için yeterli imkan sağlandığı anlaşılmakla; Usule yönelik itirazlar ve temyiz nedenleri yerinde görülmeyerek işin esası incelenmiştir. 3- Açlık Grevi ve Ölüm Orucu; Hükmen tutuklu ... müdafileri tarafından Dairemize verilen 24.08.2020 tarihli dilekçeler ile; Müvekkilinin cezaevinde veya hastanenin mahkum koğuşunda kalmaları sağlığı yönünden hayati risk oluşturduğundan tahliyesi talep edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.08.2020 tarih 52910118-8294 sayılı yazısında CMK'nın 104/3 maddesi uyarınca talep hakkında dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle esasa yönelik görüş bildirilmemiştir. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir (CMK. 104/1 m.). Dosya Bölge Adliye Mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir (CMK. 104/3 m.). 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 16. maddesinde; hapis cezasının infazının hastalık nedeniyle ertelenmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında "diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmi sağlık kuruluşlarının mahkumlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkumun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkumun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır." düzenlemesi yapılmıştır. 7242 sayılı Kanununun 15. maddesi ile CMK'nın 109. maddesine 4. fıkra eklenerek 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu düzenlemede "Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16'ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir." hükmüne yer verilmiş olup yakalanmış olduğu hastalığı veya engellilik nedeniyle cezaevi koşullarında hayatını yalnız başına idame ettiremeyenler hakkında ilk derece mahkemesince tutuklama yerine adli kontrol kararı verilebilecektir. 5275 sayılı İnfaz Kanununun 78 ve müteakip maddelerinde hükümlülerin sağlığının korunması tıbbi müdahaleler, muayene ve tedavi hakkında düzenlemeler yapılmıştır. İnfazı engelleyecek hastalık haline 81. maddede yer verilmiş olup 82. maddede hükümlünün kendisine verilen yiyecek ve içecekleri reddetmesi halinde yapılacak uygulama gösterilmiştir. İlgili maddede; Madde 82 (1) Hükümlüler, hangi nedenle olursa olsun, kendilerine verilen yiyecek ve içecekleri sürekli olarak reddettikleri takdirde; bu hareketlerinin kötü sonuçları ile bırakacağı bedensel ve ruhsal hasarlar konusunda ceza infaz kurumu hekimince bilgilendirilirler. Psikososyal hizmet birimince de bu hareketlerinden vazgeçmeleri yolunda çalışmalar yapılır ve sonuç alınamaması hâlinde, beslenmelerine kurum hekimince belirlenen rejime göre uygun ortamda başlanır. (2) Beslenmeyi reddederek açlık grevi veya ölüm orucunda bulunan hükümlülerden, birinci fıkra gereğince alınan tedbirlere ve yapılan çalışmalara rağmen hayatî tehlikeye girdiği veya bilincinin bozulduğu hekim tarafından belirlenenler hakkında, isteklerine bakılmaksızın kurumda, olanak bulunmadığı takdirde derhâl hastaneye kaldırılmak suretiyle muayene ve teşhise yönelik tıbbî araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirler, sağlık ve hayatları için tehlike oluşturmamak şartıyla uygulanır. (3) Yukarıda belirtilen hâller dışında, bir sağlık sorunu olup da muayene ve tedaviyi reddeden hükümlülerin sağlık veya hayatlarının ciddî tehlike içinde olması veya ceza infaz kurumunda bulunanların sağlık veya hayatları için tehlike oluşturan bir durumun varlığı hâlinde de ikinci fıkra hükümleri uygulanır. (4) Bu maddede öngörülen tedbirler, kurum hekiminin tavsiye ve yönetimi altında uygulanır. Ancak, kurum hekiminin zamanında müdahale edememesi veya gecikmesi hükümlü için hayatî tehlike doğurabilecek ise, bu tedbirlere ikinci fıkrada belirtilen şartlar aranmaksızın başvurulur. (5) Bu madde uyarınca hükümlülerin sağlıklarının korunması ve tedavilerine yönelik zorlayıcı tedbirler, onur kırıcı nitelikte olmamak şartıyla uygulanır. Doktrinde, açlık grevi en ilkel anlamda kişinin kendi vücudunu bir ifade ve/veya protesto biçimi olarak kullanması şeklinde tanımlanmıştır. Bir diğer ifade ile “açlık grevi, herhangi bir tutum, davranış, uygulama veya olayı benimsemediğini göstermek ya da bazı isteklerini yetkili kişi veya makamlara kabul ettirmek veya belirli bir meseleye dikkat çekmek için vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerini kısmen veya tamamen almayarak aç kalma esasına dayanan bir protesto yöntemidir. (Serkan Cengiz makaleler 422 TBB Dergisi, Sayı 88, 2010) Açlık grevleri genellikle örgüt mensubu olan hükümlü ve tutukluların örgütün talimatı ya da bireysel kararla başvurdukları yöntemdir. BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (m. 3) ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 2) yaşam hakkının insanın olmazsa olmaz haklarından birisi olduğunu vurgulamıştır. Bu hakların sadece üçüncü kişiler tarafından yapılan bir müdahaleye karşı sağlanan korumayı ihtiva edip etmediği hukuk doktrininde tartışılmaktadır. Mahkemece kişinin kendi sağlığına ve bedenine zarar verme durumunun bir kısım kararlarda değerlendirdiği görülmektedir. Aihm’nin Pretty / Birleşik Krallık Kararı “38. madde 2’nin lafzı açık bir şekilde devlet görevlilerinin kasden veya planlı olarak ölümcül kuvvet kullanması hususunu düzenler. Hal böyle olmakla birlikte madde metni sadece kasdi öldürmeleri değil, “güç kullanmanın”müsaade edildiği ve istenilmeyen bir sonuç olarak ortaya çıkabilecek yaşamdan mahrum bırakma hallerini de kapsar (A. g. e., paragraf. 46 ve 148). Ayrıca, Mahkeme madde 2/1’in Devlete sadece kasten ve hukuka aykırı olarak yaşamın sonlandırılmasından sakınmasını değil ayrıca kendi egemenliği altında bulunanların yaşamlarını koruyacak uygun tedbirler almasını emrettiğine hükmetmiştir. (Bkz. L.C.B./ Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Kararlara Dair Raporlar 1998-III, p. 1403, § 36). Bu yükümlülük … iyi şekilde tanımlanmış bazı koşullarda başka bir bireyin suç niteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamı risk altında olan bir kişiyi korumak amacıyla uygulanabilir önleyici tedbirlerin alınması açısından resmi makamlar üzerinde pozitif bir yükümlülüğü zımnen ihtiva eder (bkz. ... / Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VIII, s. 3159, paragraf 115, ve Kılıç / Türkiye, no. 22492/93, paragraf 62 ve 76, ECHR 2000-III). 4. Zorla Besleme Kavramı ve Aihm’nin Konuyla İlgili Yaklaşımı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuruya ilişkin kararında bir mahpusun sağlık durumunun zorla beslemeyi kaçınılmaz hale getirdiğinin doktor raporlarıyla açık bir şekilde ortaya konulması şartıyla zorla beslemenin bir yöntem olarak uygulanabileceğine hükmetmiştir. (Nevmerzhitsky / Ukrayna5) Mahkeme, kararının devamında zorla besleme yöntemine başvurulması durumunda bu uygulamanın adli makamların denetimine tabi tutulması gerektiğini ve zorla beslemenin uygulanma şeklinin de mahpusun vakar, onur ve sağlığına tecavüz etmemesi gerektiğine işaret ederek, zorla beslemenin en azından yukarıda belirtilen şartları taşıması koşuluyla uygulanabilir olduğuna hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: “29. Mahkeme tıbbın köklü prensiplerine göre terapötik (tedavi edici) bir zaruretten kaynaklı bir tedbirin prensip olarak insanlık dışı veya alçaltıcı olarak telakki edilemeyeceğini yinelemektedir. Aynı şey gıda almayı bilinçli olarak reddeden belirli bir mahpusun yaşamını korumayı amaçlayan zorla besleme içinde söylenebilir. Hal böyle olmakla birlikte Sözleşme organları tıbbi zaruretin ikna edici bir şekilde mevcut olduğu hususunda tatmin olmak zorundadır ( Herczegfalvy/ Avusturya) İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre tedbire başvurabilmek için; Tıbbi bir zaruret olmalı ve bu durum ikna edici ve kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde tıbbi raporlar ile açıkça ortaya konulması, zorla besleme kararının yasal makamların denetimine tabi tutulması, kararın alınması sırasında usulü garantilere (itiraz ve sair) uygun davranılması ve zorla besleme kararının uygulanma şekli insan onuruna, vakarına aykırı olmayacak ve işkence teşkil etmeyecek şekilde gerçekleşmelidir. SOMUT OLAYDA: Hükmen tutuklu olan sanık cezaevinde açlık grevine başladığı, sağlığının bozulması üzerine tam teşekküllü sağlık kuruluşuna sevk edildiği, buna rağmen tedaviyi kabul etmemesi nedeniyle tıbbi müdahale yapılamadığı, sağlık durumunun kötüleştiği, 5275 sayılı Kanunun 16/3 maddesindeki usule uyularak, cezaevinde kalmasının hayati bakımından tehlike oluşturup oluşturmayacağının tespiti bakımından tüm tıbbi tedavi evraklarıyla birlikte İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kuruluna sevk edilip burada muayenesi yapılan sanık hakkında, Kurulca düzenlenen 29.07.2020 tarih ve 11927 sayılı rapora göre, hastane şartlarında yatırılarak tıbbi takip ve tedavisinin sağlanması gerektiği, cezaevi şartlarında kalmasının sağlığı açısından uygun olmadığı oy birliğiyle mütaala edilmiştir. Tedavi için sevk edildigi S.B.Ü İstanbul Kanuni ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 14.08.2020 tarihli ve muhtelif raporlarında hayati tehlikesinin bulunduğu bildirilmiştir. Tutuklu sanık ... tarafından Avrupa İnsan Hakları mahkemesine tahliye edilmeleri için tedbir kararı verilmesi yönünde yaptıkları başvuru mahkemece, İstanbul Kanuni ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tutulma koşullarının başvurana yönelik hayati bir tehlike oluşturacak şekilde ciddi ve geri dönülmez bir hasar riski taşımadığına karar vermiştir. İlgili kararda; hükümetin ...-19'a karşı ...'ı korumak ve sözleşmenin 2 ve 3 maddelerinde garanti altına alınan hakların korunmasını sağlamak için gerekli tüm önlemleri almaya devam etmesini beklemektedir. Başvuranın talebi halinde de açlık grevini sonuçlandırma hususunda kendi seçtiği doktora danışma hakkı sağlanmasını tavsiye etmiştir. Dosyanın temyiz incelemesi sırasında hükmen tutuklu ...'ın açlık grevine devam edip etmediği tıbbi müdaheleyi kabul edip etmediği hayati riskinin bulunup bulunmadığı son aşamadaki durumunun ne olduğu hususunda 02.09.2020 tarihinde, İstanbul Kanuni ... Eğitim Araştırması Başhekimliğine yazılan müzekkere cevaben düzenlenen aynı tarihli raporda; açlık grevinin 212. gününde olan hasta her ne kadar tanı ve tedaviye yönelik hiçbir işlemi kabul etmiyor olsa da hastanın tıbbi durumu ve literatür verileri de göz önünde tutularak hayati riskinin olduğu kanaatine varıldığı, açlık grevine bağlı elektrolit dengesi bozukluğuna bağlı ani kalp durması riskinin olduğu beyan edilmiştir. 1412 sayılı CMUK'nın 399/2. maddesinde düzenlenen hayati tehlikeye sebebiyet veren hastalık nedeniyle infazın iyileşinceye kadar durdurulması hükmü aynı şekilde 5275 sayılı İnfaz Kanununun 16. maddesinde yer almıştır. Cezaevi idaresi yasalara uygun şekilde sanığın açlık grevinden en az şekilde zarar görmesi için gerekli tüm tedbirleri orantılı biçimde almak suretiyle tam teşekküllü bir hastaneye tedavi amaçlı sevk ettiği, ancak sanığın tedaviyi kabul etmemesi nedeniyle durumunun ağırlaştığı, açlık grevinin sonlandırılması ve tedavi yapılmasına izin verilmesi hususundaki telkinleri kabul etmeyen ve açlık grevine devam eden sanığın hayati riskinin devam ettiği anlaşılmıştır. Cezaevinde kalmayı engelleyecek şekilde hayati tehlikeye sebebiyet verecek bir hastalığa yakalanmak sanığın kusurundan ya da doğal nedenlerden ileri gelmesi durumları için bir ayrım gözetmeyen kanun koyucu, cezaların infazını iyileşme tarihine kadar ertelemeyi tercih ederek bu şekilde düzenleme yapmıştır. Bu açıklamalar ışığında ve önceki yargısal uygulamalar doğrultusunda, hükmen tutuklu ...'ın cezaevinde veya hastanenin mahkumlar için ayrılan mahsus yerinde kalması hayati risk oluşturduğundan 5275 sayılı Kanunun 16/2 ve 116/1 maddelerindeki hükümler doğrultusunda infazın durdurulmasına, infazın gerçekleştirilebilmesi için adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; I- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar ..., ... ve ... hakkında İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/117 esas sayılı dosyasında da DHKP/C silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılama yürütüldüğünün anlaşılmış olması karşısında her iki dosyaya konu eylemler arasında hukuki ve fiili kesinti oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/117 esas sayılı dosyasında bu sanıklar bakımından açılan davaların reddine karar verilmesi mümkün görülmüştür. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, sanıkların avukatlık görevi kapsamı dışında örgütü gizleme faillerinin yakalanmasını engelleme soruşturma organlarını yanıltma ve direnme yönünde telkinde bulunma, adli olaylarla ilgili örgüt üst düzey yöneticilerine rapor verme, terör örgütü mensuplarının cenazelerine, anma toplantı ve yasa dışı gösterilere katılma, örgüt faaliyeti çerçevesinde düzenlenen yurtdışında gerçekleştirilen konferanslara konuşmacı ya da dinleyici olarak katılma kod ismi kullanma cezaevindeki örgüt mensuplarına kuryelik yapma şeklindeki eylemlerin örgütsel faaliyet olduğuna dair kabul doğrultusunda suçun nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanıklar ve müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, II-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar ... ve ... hakkında sonuç cezanın 3 yıl 1 ay 15 gün yerine 2 yıl 13 ay 15 gün olarak eksik tayini ve sanık ...’in mahkeme kabulünde yer alan eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının tayininde hataya düşülmek suretiyle silahlı terör örgütüne yardım suçundan hüküm kurulması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, sanıkların avukatlık görevi kapsamı dışında örgütü gizleme faillerinin yakalanmasını engelleme soruşturma organlarını yanıltma ve direnme yönünde telkinde bulunma, adli olaylarla ilgili örgüt üst düzey yöneticilerine rapor verme, terör örgütü mensuplarının cenazelerine, anma toplantı ve yasa dışı gösterilere katılma, örgüt faaliyeti çerçevesinde düzenlenen yurtdışında gerçekleştirilen konferanslara konuşmacı ya da dinleyici olarak katılma kod ismi kullanma cezaevindeki örgüt mensuplarına kuryelik yapma şeklindeki eylemlerin örgütsel faaliyet olduğuna dair kabul doğrultusunda suçun nitelendirildiği kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanıklar ve müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddine ancak; Silahlı terör örgütüne yardım suçundan mahkumiyetine hükmolunan sanıklar hakkında, sadece örgüt mensubu suçlular hakkında uygulama imkanı bulunan TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümlerden TCK’nın 58/9. maddesinin uygulandığı bölümler çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, III-Sanıklar ..., ..., ... ve ... Gökten hakkında kurulan hükümlere gelince; 1-a)Sanık ... hakkında İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/117 esas sayılı dosyasında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan dava ile iş bu dava birleştirilip tüm deliller bir arada değerlendirilerek, sanığın eyleminin TCK’nın 314/1. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü yönetmek vasfını taşıyıp taşımadığı ve eylemler arasında hukuki ve fiili kesinti bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayininde zorunluluk bulunması, b- Kabul ve uygulamaya göre, Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında, harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp, yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemeyeceği gözetilerek, örgütteki faaliyetlerin çeşitliliği ve yoğunluğuna göre TCK 61. maddedeki kriterler nazara alınarak temel ceza belirlemek suretiyle örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek yönetici olarak hüküm kurulması; 2-Sanık ... hakkında İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/117 esas sayılı dosyasında silahlı terör örgütü yönetmek suçundan derdest dava bulunduğu anlaşılmakla, örgüt üyeliği ve yöneticiliği suçların mütemadi suçlardan olduğu gözetilerek, her iki dava birleştirilip tüm deliller bir arada değerlendirilerek, sanığın eyleminin TCK’nın 314/1. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü yönetmek vasfını taşıyıp taşımadığı ve eylemler arasında hukuki ve fiili kesinti bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayininde zorunluluk bulunması, 3-Sanık ...’ın mahkeme kabulünde yer alan eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının tayininde hataya düşülmek suretiyle silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, 4-Sanık ...’in hükümden sonra temyiz aşamasında 27.08.2020 tarihinde vefat ettiğine ilişkin UYAP ortamından alınan nüfus kaydı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamı ile tahliye taleplerinin REDDİNE, sanık ...’ın İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 29.07.2020 tarih 11927 sayılı raporuna göre cezaevi şartlarında kalmasının hayati bakımdan tehlike yaratacağı anlaşıldığından 5275 sayılı Kanunun 16/2 maddesi gereğince iyileşinceye kadar İNFAZININ DURDURULMASINA, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal SALIVERİLMESİ için Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, iyileştiğinde cezanın infazının sağlanması bakımından CMK 109/3-a maddesi gereğince yurtdışına çıkmamak adli kontrol tedbirinin uygulanmasına, infaz savcılığınca 5275 sayılı Kanunun 16/3 maddesi uyarınca gereğinin takdir ve ifasına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 109 ]
3. Ceza Dairesi 2007/4265 E., 2007/3641 K. 3. Ceza Dairesi 2007/4265 E., 2007/3641 K. - ÇOCUKLAR HAKKINDA TUTUKLAMA KARARI - GÖREVLİ MAHKEME - TUTUKLAMA KARARI- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 101 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 109 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 162 ] - 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 26 ] - 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 42 ] - 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 5 ] - 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 7 ] - 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 8 ] - 5395 S. ÇOCUK KORUMA KANUNU [ Madde 20 ] "İçtihat Metni" Yaralama suçundan şüpheli Zübeyir hakkında yapılan soruşturma evresi sırasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100, 101/1. maddeleri uyarınca tutuklanmasına dair Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan talep üzerine, soruşturma evresinde tutuklamanın Sulh Ceza Mahkemesi'nden talep edilebileceği ve görevli olunmadığından bahisle, evrakın görevli ve yetkili Adana Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine ilişkin (Adana Birinci Çocuk Mahkemesi)'nin 07.11.2006 tarihli ve 2006/52 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile görevsizlik kararının kaldırılmasına dair (Adana Beşinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nin 08.11.2006 tarihli ve 2006/359 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı 31.01.2007 gün ve 004719 sayılı yazısı ile kanun yararına bozma isteminde bulunduğundan, bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.02.2003 gün ve KYB 2007/24967 sayılı ihbarnamesiyle Yargıtay İkinci Ceza Dairesi Yüksek Başkanlığına gönderilmiş olup, anılan Dairece 12.03.2007 gün, 2007/2703-3643 sayılı görevsizlik kararı ile Dairemize gönderilmekle incelendi. Mezkur ihbarname ile; Dosya kapsamına göre, soruşturma evresinde çocuk suçlu hakkında tutuklama kararını vermeye yetkili ve görevli mahkemenin Çocuk Mahkemesi olduğundan bahisle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de; Bilindiği üzere; 03.07.2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 42. maddesinde, Çocuk Koruma Kanunu'nda hüküm bulunmayan hallerde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olup, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 101. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da "soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Sulh Ceza hakimi tarafından kovuşturma evresinde mahkemece karar verilir." hükmüne yer verildiği, anılan Kanun'da Ceza Muhakemesinin "soruşturma" ve "kovuşturma" olmak üzere iki evreye ayrıldığı, keza Kanun'un 162. maddesinde "Cumhuriyet Savcısı, ancak hakim tarafından yapılabilecek bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı sulh hakimine bildirir. Sulh Ceza Hakimi istenilen işlem hakkında Kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir." şeklinde bir düzenleme mevcut olup, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nda da muhakemenin '"Soruşturma" ve "Kovuşturma" olarak ikiye ayrıldığı, ancak soruşturma evresinde tutuklama veya adli kontrol gibi ancak hakim tarafından yapılabilecek bir soruşturma işlemi ile ilgili olarak, hangi hakim tarafından karar verileceği hususunun gösterilmediği, bunun da, zikredilen hususlarda kanun koyucunun amacının genel hükümlere göre işlem yapılması olduğunu gösterdiği, Keza; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 26. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen "Mahkemeler ve Çocuk Hakimi, bu kanunda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirler almakla görevlidir" hükmü nedeniyle, soruşturma evresinde yasa kapsamına giren ve suç işleyen çocuklara ilişkin tutuklama kararlarının Çocuk Mahkemeleri tarafından verilebileceği ileri süre-bilirse de, Kanun'un Hükümet gerekçesine bakıldığında, madde metninde belirtilen tedbirlerin açıkça gerek Çocuk Koruma Kanunu, gerekse diğer kanunlarda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler olarak belirtildiği, oysa tutuklama ve adli kontrol kararlarının Ceza Muhakemesi tedbiri olduğu, bu nedenle bu kapsama girmeyeceği gözetildiğinde, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu ihbar olunduğu anlaşıldı. Gereği görüşülüp düşünüldü: 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nda; suça itilen çocuk yaştaki şüphelilerin soruşturma evresinde anılan Kanun'un 5. ve devamı maddelerinde "Koruyucu ve Destekleyici Tedbirler" başlığı altında, şüpheli çocuğu korumak için bir dizi tedbirler öngörülmüş, Kanun'un 7. maddesinde ise, "Koruyucu ve destekleyici tedbir kararının çocuk hakimi tarafından alınabileceği" belirtilmiş, 8. madde de, "bu tedbirlere karar verme yetkisinin, çocuğun ana, baba, vasi veya birlikte yaşadığı kimselerin bulunduğu yerdeki çocuk hakimine ait olduğu" vurgulanmıştır. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 20. maddesinde "Adli Kontrol" başlığı altında belirtilen Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesinde sayılanlara ilave olarak bazı tedbirler öngörülmüş, aynı maddenin 2. fıkrasında ise; "ancak bu tedbirlerden sonuç alınamaması, sonuç alınamayacağının anlaşılması ve tedbirlere uyulmaması durumunda tutuklama kararı verilebilir" şeklinde düzenleme getirilmiş ve Adli Kontrol Tedbirleri arasında gösterilen tutuklama kararını hangi merciin vereceği konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Çocuk Koruma Kanunu'nun "uygulanacak hükümler" başlıklı 42. maddesi "Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Ceza Muhakemesi Kanunu ... hükümleri uygulanır." amir hükmü nazara alındığında, Çocuk Koruma Ka-nunu'nda suça sürüklenen çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarına çocuk hakimi tarafından karar verileceği belirtildiği halde, adli kontrol ve tutuklama kararına hangi merciin karar verebileceği belirtilmediğinden, bir Ceza Muhakemesi tedbiri olan tutuklama kararı Çocuk Koruma Kanunu'nda bir düzenleme bulunmadığından, anılan Kanun'un 42/1. maddesi delaletiyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama kararı" başlıklı 101/1. maddesi uyarınca çocuk hakkında soruşturma evresinde tutuklama kararını Sulh Ceza Hakiminin vermesi gerektiği anlaşılmakla; Açıklanan nedenlerle, Adalet Bakanlığının Kanun Yararına Bozma isteyen yazısına dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden, itiraz üzerine Adana Beşinci Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilip kesinleşen 08.11.2006 tarihli ve 2006/52 değişik sayılı kararın 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca (BOZULMASINA), bozma doğrultusunda müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılıgı'na (TEVDİİNE), 19.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bir kamu lisesinde görev yapan öğretmen A'ya karşı kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan şüpheli B ile ilgili olarak, Cumhuriyet savcısı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesinde belirtilen tutuklama nedenlerinin varlığına kanaat getirmekle birlikte, şüphelinin bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bulunmasını ve soruşturma dosyasına etki etme ihtimalinin zayıf olmasını göz önünde bulundurarak, tutuklama tedbirinin bu aşamada orantısız olacağı gerekçesiyle sulh ceza hâkimliğinden tutuklama yerine adlî kontrol altına alınmasını talep etmiştir. Sulh ceza hâkimi, Cumhuriyet savcısının bu talebi ve dosya kapsamını değerlendirerek şüpheli B hakkında adlî kontrol kararı vermeyi düşünmektedir. Bu bilgilere ve 5271 sayılı CMK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasında katalog şeklinde sayılan yükümlülüklere göre, sulh ceza hâkiminin şüpheli B hakkında doğrudan hükmedebileceği adlî kontrol tedbirleri arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

A) Suç mağduru olan öğretmen A'nın haklarını güvence altına almak üzere, hâkim tarafından takdir edilecek bir miktar parayı aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.
B) Şüphelinin, özellikle uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından arınması amacıyla, hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmasını ve bunları kabul etmesini sağlamak.
C) Şüphelinin, belirlenen yer veya bölgelere, özellikle suç mağdurunun ikametgâhı ve görev yaptığı okulun çevresine gitmesini yasaklamak.
D) Cumhuriyet savcılığının belirleyeceği ve denetleyeceği bir kamu kurumunda veya sivil toplum kuruluşunda kamuya yararlı bir işte ücretli veya ücretsiz olarak çalışmak.
E) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı gereğince ödemekle yükümlü olduğu nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermesini istemek.

Bu maddeyle ilgili 13 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol