Ceza Muhakemesi Kanunu 110. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 110/A – (Ek:8/7/2021-7331/17 md.)
(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir.
(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez.
(3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır.
Adlî kontrol kararının kaldırılması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
2 karar eşleşti
9. Ceza Dairesi, 2014/1494 E., 2014/2310 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 110/2-3. maddesinde, “Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir;
9. Ceza Dairesi 2014/1494 E. , 2014/2310 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : KYB - 2014/35121
Mahkemesi : İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi
Tarihi : 24.10.2013
Numarası : 2013/658 değişik iş
Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekiller Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs suçundan sanık M.. H.. hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 147, 61/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol koruma tedbirine tabi tutulmasına dair İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.08.2013 tarihli ve 2009/191 esas, 2013/95 sayılı kararını müteakip, sanık müdafii tarafından adli kontrol kararına yapılan itirazın süre yönünden reddine ilişkin anılan Mahkemenin 30.09.2013 tarihli ve 2013/566 değişik iş sayılı kararına itirazın reddine dair İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2013 tarihli ve 2013/658 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 110/2-3. maddesinde, “Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. 109 uncu madde ile bu madde hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.” şeklindeki düzenleme uyarınca, kovuşturmanın her aşamasında adlî kontrol kararının değerlendirilebileceği gözetilmeden Mahkemesince itirazın süre yönünden reddine karar verilmesinde,
2- 5271 sayılı Kanunun "Adli kontrol" başlıklı 109. maddesinde "Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir." şeklindeki düzenleme ve aynı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" başlıklı 100. maddesinde "Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez..." şeklindeki düzenlemeler uyarınca adli kontrol koruma tedbirine kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunması halinde karar verilebileceği, her ne kadar sanık hakkında mahkemesince üzerine atılı suçları işlediği kabul edilerek mahkûmiyete karar verilmiş ise de, dosya kapsamına göre, milletvekili olması nedeniyle temsil görevini ifa ettiği, bu görevi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisince yurt içinde olduğu gibi yurtdışında da yasama faaliyetleri çerçevesinde görevlendirilebileceği de dikkate alınarak, sanığın kaçması, delilleri karartma, saklanma sebeplerinin bulunmadığı cihetle itirazın kabulü yerine yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 24.01.2014 gün ve 2013/2029/6304 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.01.2014 gün ve 2014/35121 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1 nolu bozma nedeninin incelenmesinde;
Sanığın, 05.08.2013 tarihli mahkumiyet hükmüyle birlikte verilen adli kontrol kararına yasal süresinde itiraz etmediği anlaşılmaktadır. Kanun yararına bozma talebinde söz edilen ve Dairemizce mahallinden getirtilerek incelenen, sanık müdafiince mahkemeye sunulmuş 23.09.2013 tarihli dilekçe içeriğinin esas itibariyle 05.08.2013 tarihli adli kontrol kararına itiraz mahiyetinde olmadığı ve adli kontrol kararının kaldırılması veya değiştirilmesi talebini içerdiği, Mahkemesince kovuşturma evresinin her aşamasında ileri sürülebilecek nitelikteki bu talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiği ve bu karardan sonra yasal süresine bağlı yeni bir itiraz yasa yolunun başlayacağı gözetilmeden, 23.09.2013 tarihli dilekçe içeriğini karşılamayacak ve CMK’nın 110 ve 111. maddelerine aykırı olacak biçimde yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş olup,
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24.10.2013 tarih ve 2013/658 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, bozma sebebine göre tebliğnamedeki 2 nolu bozma nedeninin incelenmesine yer olmadığına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (1)
Ceza Genel Kurulu, 2019/248 E., 2023/334 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
tarihli ve 131-111 sayılı kararıyla 5271 sayılı CMK'nın 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışına çıkmama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından söz konusu adli kontrol kararının, 7331 sayılı Kanunla değişik 5271 sayılı CMK'nın 110/A maddesinde yazılı sürenin de gözetilmesi suretiyle KALDIRILMASINA, gereği için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına YAZI YAZILMASINA,
Ceza Genel Kurulu 2019/248 E. , 2023/334 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 131-111
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık ...'ın mağdur ...'e yönelik gerçekleştirdiği neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK'nın) 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-d, 87/2-b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Kangal Asliye Ceza Mahkemesince 25.01.2012 tarih ve 236-11 sayı ile kurulan hükmün, sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 07.04.2014 tarih ve 1559-14123 sayı ile;
"Hükmün gerekçe kısmında sanığa asgari hadden uzaklaşılarak ceza tayin edildiği belirtilmesine karşın, kısa kararda ceza uygulamasına göre temel cezanın asgari hadden tayin edildiği, ancak TCK'nin 87/2-b maddesi uyarınca ceza tayin edilirken 9 yıl hapis cezasına çıkartılmak suretiyle cezanın belirlenmesi suretiyle hükümde çelişki yaratılması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyan Yerel Mahkemece 30.03.2015 tarih ve 349-216 sayı ile sanığın TCK’nın 86/1, 86/3-b-e, 87/2-b-son cümlesi uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, aleyhe temyiz olmaması nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 307/4. maddesi uyarınca 8 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCK’nın 62. maddesi uyarınca neticeten 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve TCK’nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün ise sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 31.01.2019 tarih ve 5497-1708 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.03.2019 tarih ve 62199 sayı ile “Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, yerel mahkemece, sanık ...'ın üzerine atılı eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediği, gerçekleştirdiğinin kabulü halinde mağdurun beden veya ruh bakımından kendisini savunup savunamayacağı ve sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı yönünde yeterli değerlendirme yapılmadan, sanık lehine ve aleyhine olan delillerden hangilerine üstünlük tanındığı belirtilmeden, gerekçesiz olarak karar verildiği kanaatine ulaşılmıştır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nin 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden birini oluşturacağından yetersiz gerekçeyle kurulan hükmün bozulmasına karar verilmelidir" düşüncesi ile itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK'nın) 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.04.2019 tarih ve 7131-8802 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Kangal Cumhuriyet Başsavcılığının 17.08.2006 tarihli ve 340-135 sayılı iddianamesiyle; şüpheliler ..., ... ve ...’in buğday teslimi için bekledikleri sırada şüpheli ...’in kamyonla yanlarından toz çıkartarak geçmesi üzerine önce ... ile ... arasında çıkan sözlü tartışmanın kavgaya dönüştüğünün, kavgaya ..., ... ve ...’un da karıştığının, her iki tarafın birbirlerine ağaç sopa ve demir levye gibi aletlerle saldırdıklarının, bu ilk olay nedeniyle ..., ..., ... ve ...’in yaralandıklarının, kavganın olay yerinde bulunan vatandaşlar tarafından aralandığının, bu ilk kavgadan sonra ... ve ...’in telefonla akrabalarını arayarak yardım istediklerinin, olay yerine ...’in babası olan sanık ile şüpheli ...’in babası ...’in akrabalarıyla birlikte geldiklerinin, ... soyadlı grup ile ... soyadlı grubun birbirleri ile ağaç sopa, bijon anahtarı, levye gibi aletlerle yeniden kavgaya giriştiklerinin, kavga sırasında sanığın mağdurun sağ gözüne bijon anahtarı ile vurarak yaraladığının ve mağdurdaki yaralanmanın yaşamını tehlikeye soktuğunun, duyu ve organlarından birini sürekli yitirmesine neden olduğunun, yüzünde sabit ize neden olduğunun ve kişinin beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olduğunun tespit edildiği, bu nedenlerle sanığın TCK’nın 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-d, 87/2-b, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Yerel Mahkemenin 16.06.2017 tarihli ve 131-111 sayılı gerekçeli kararında;
1. ve. 2. sayfalarda; Kangal Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 17.08.2006 tarihli iddianamedeki olay anlatımına, Yerel Mahkemenin iki farklı tarihli hükümlerine ve önceki Yargıtay bozma ilamları doğrultusundaki yargılama safahatına yer verildiği, sanığın bozma öncesi ve sonraki aşamalarda sunduğu savunmaların özetlendiği,
3. ve 4. sayfalarda; sanık müdafiinin savunmalarına yer verildiği, Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe başlıklı bölümde; mağdurun beyanları ile tanık beyanlarının özetlendiği,
5. sayfada; Yerel Mahkemece yapılan keşif ve Adli Tıp Kurumu raporlarının özetlendiği ve gerekçe kısmının son paragrafında;
“Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanık ...'ın katılan ...'a karşı üzerine atılı yaralama suçunu işlediği sabit olduğundan sanığın cezalandırılmasına, cezalandırma yoluna gidilirken suç konusunun önem ve değeri, suç sebepleri ve saikleri sanığın kişiliği ekonomik ve sosyal durumu nazara alınarak ayrıca sanığın mahkumiyetine hükmedilen 2006/236 Esas sayılı ilk kararda sanık aleyhine temyiz yoluna başvurulmadığı, yeniden verilen cezanın önceki verilen hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir ceza olamayacağı anlaşılmakla sanık hakkında her ne kadar alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayinine gidildiyse de sonuç ceza olarak 8 YIL hapis cezası ile cezası ile cezalandırılmasına, katılandan sanığa karşı herhangi bir haksız fiil tespit edilemediğinden TCK'nun 29. Maddesine göre sanık hakkında haksiz tahrik hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” şeklindeki açıklamalara yer verilerek hüküm fıkrasına geçildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Öne Sürülen Görüşler
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
CMK'nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında;
"Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.”,
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
"(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
Hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. Başlık bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, sorun bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, gerekçe kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, sonuç (hüküm) kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53. ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının gerekçe bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, CMK'nın 289/1-9 ve 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33.). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.).
AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.).
Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.).
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.).
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35.). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39.).
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Yerel Mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilen ve 6 sayfadan oluşan gerekçeli kararın; CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşleri ihtiva ettiği,
Ancak;
CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca; delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine yönelik olarak, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin neler olduğu açıkça ortaya konulmadığı gibi tanık ifadelerine ve dosyada mevcut raporlara özetlenmek suretiyle kararda yer verilerek savunma makamınca sunulan savunma ve delillerin neden reddedildiğinin açıkça gösterilmediği,
Adı geçen Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca; Yerel Mahkemece suça konu maddi olayda ulaşılan kanaate, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen maddi fiilinin ne olduğuna, bu fiilin TCK’nın hangi maddeleri uyarınca ne şekilde nitelendirildiğine ve TCK’nın 61 ve 62. maddeleri uyarınca belirlenen sıra ve esasa göre ceza uygulamasının takdiren veya teşdiden nasıl ve hangi gerekçeyle belirlendiğine açıklık getirilmediği,
Netice itibarıyla, hükmün CMK’nın 230. maddesinde yazılı gerekçede gösterilmesi zorunlu hususlar yönünden; mahkemenin suça konu maddi olayın oluşuna dair kabulünü, TCK’nın 86. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinin uygulanması gerekçesini ve özellikle de sanığın olay yerine gelmesine neden olan oğlu ...’ın yaralanması şeklinde gerçekleşen ilk olayın TCK’nın 29. maddesi kapsamında haksız tahrike konu olup olmayacağının gerekçesini ihtiva etmemesi nedenleriyle, yasal ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir.
Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemece sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içermemesi isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 31.01.2019 tarihli ve 5497-1708 sayılı onama ilâmının KALDIRILMASINA,
3- Kangal Asliye Ceza Mahkemesinin 16.06.2017 tarihli ve 131-111 sayılı mahkûmiyet hükmünün, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içermemesi isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilip, Özel Dairenin onama kararının kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle; sanık ... hakkında verilen cezanın infazına başlanmış ise İNFAZININ DURDURULMASINA, sanık hakkında Kangal Asliye Ceza Mahkemesinin 16.06.2017 tarihli ve 131-111 sayılı kararıyla 5271 sayılı CMK'nın 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışına çıkmama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından söz konusu adli kontrol kararının, 7331 sayılı Kanunla değişik 5271 sayılı CMK'nın 110/A maddesinde yazılı sürenin de gözetilmesi suretiyle KALDIRILMASINA, gereği için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.06.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre terör suçlarında adli kontrol süresi uzatmalar dahil toplam en çok kaç yıl olabilir?
A) 3 yıl
B) 5 yıl
C) 7 yıl
D) 10 yıl
E) 15 yıl
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.