5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 127

Ceza Muhakemesi Kanunu 127. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 127 – (1) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. (2) Kolluk görevlisinin açık kimliği, elkoyma işlemine ilişkin tutanağa geçirilir. (3) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.) Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar. (4) Zilyedliğinde bulunan eşya veya diğer malvarlığı değerlerine elkonulan kimse, hâkimden her zaman bu konuda bir karar verilmesini isteyebilir. (5) Elkoyma işlemi, suçtan zarar gören mağdura gecikmeksizin bildirilir. (6) (Değişik: 25/7/2018-7145/15 md.) Askerî mahallerde yapılacak elkoyma işlemi, Cumhuriyet savcısının nezaretinde askerî makamların katılımıyla adlî kolluk görevlileri tarafından yerine getirilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle de askerî makamların katılımıyla adlî kolluk görevlileri tarafından elkoyma işlemi yapılabilir. Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

185 karar eşleşti
7. Ceza Dairesi, 2013/23612 E., 2014/8826 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Marka araca yönelik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 127.maddesi gereğince el konulmasının onaylanmasına dair ...4.Sulh Ceza Mahkemesinin 05.04.2013 tarihli 2013/495 değişik iş sayılı kararını müteakip, kovuşturma aşamasında araç sahibi vekili tarafından araca yönelik el konulma kararının kaldırılması i
7. Ceza Dairesi         2013/23612 E.  ,  2014/8826 K. "İçtihat Metni" Kaçak sigara naklinde kullanıldığı ve zulalı olduğu belirtilerek talep edilen... Cumhuriyet Başsavcılığının 07.04.2013 tarihli 2013/16292 soruşturma sayılı yazısı ile .... plakalı .... Marka araca yönelik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 127.maddesi gereğince el konulmasının onaylanmasına dair ...4.Sulh Ceza Mahkemesinin 05.04.2013 tarihli 2013/495 değişik iş sayılı kararını müteakip, kovuşturma aşamasında araç sahibi vekili tarafından araca yönelik el konulma kararının kaldırılması isteminin reddine ilişkin... 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 10.07.2013 tarihli ve 2013/411 esas sayılı kararına yapılan itirazın reddine dair... 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 23.07.2013 tarihli ve 2013/666 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 02.12.2013 gün ve 72788 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.12.2013 gün ve KYB. 201..... sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre karar tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükümleri çerçevesinde yapılan incelemede; 1-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128/1-b maddesinde, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait olan ulaşım aracına el konulabileceğinin belirtildiği ve aidiyet kavramı ise mülkiyet ile ilgili olduğu halde,... 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/411 esas sayılı dosyasından yürütülen yargılamanın kovuşturma aşamasında hakkında aracına el konulma kararı verilen araç sahibinin sanık olmadığı gözetilmeden, araca el konulmasına yönelik kararın kaldırılması isteminin reddine ilişkin karara yapılan itirazın kabulü yerine yasal gerekçe gösterilmeksizin reddine karar verilmesinde, 2-Soruşturma aşamasında, Cumhuriyet Başsavcılığının araca ilişkin el koyma talep tarihi 07.04.2013 olduğu halde,... 4.Sulh Ceza Mahkemesinin anılan el konulmasının onaylanması karar tarihinin, kararda 05.04.2013 olarak gösterilmesinde, 3-Kabule göre, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 10/1.maddesinde, bu Kanunda tanımlanan suçların işlenmesinde kullanılan taşıtlara, Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre el konulur, hükmünün düzenlendiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128/4.maddesindeki kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen el koyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur, hükmü karşısında araca el koyma kararının icrasının aracın kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilme suretiyle olduğu belirtildiği halde aracın talep edene teslim edilmemesinde ve araçla ilgili araçla ilgili el koyma kararı sonrası taleple ilgili olarak aynı Kanun'un 131/5.maddesindeki, el konulan eşya, soruşturma evresinde Cumhuriyet Başsavcılığı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından, bakım ve gözetimiyle ilgili tedbirleri almak ve istendiğinde derhal iade edilmek koşuluyla, muhafaza edilmek üzere, şüpheliye, sanığa veya diğer bir kişiye teslim edilebilir. Bu bırakma, teminat gösterilmesi koşuluna da bağlanabilir, hükmüne aykırı olarak aracın sahibine teslim edilmeme gerekçesinin kararda gösterilmemesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; El koyma kararına yapılan itiraz üzerine mercii tarafından verilen kararın içeriği ve niteliği itibariyle bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceğinden isteminin REDDİNE, 03.04.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi. ... KARŞI OY Kaçak sigara naklinde kullanıldığı iddiasıyla, ... adına tescilli 42 DRS 62 plaka sayılı araca 07.04.2013 tarihinde el konulmuş ve bu elkoyma işlemi... 4. Sulh Ceza Mahkemesince onanmıştır. El koymanın onanması kararı 05.04.2013 tarihi olarak yazılmıştır. Olayın kovuşturma evresinde, el konulan aracın tescil maliki avukatı aracılığıyla 03.06.2013 tarihli dilekçeyle, kendisi hakkında dava açılmadığını, olaya karışmadığını, mal sahibi 3.kişi durumunda olduğunu beyan ederek el koyma kararının kaldırılmasını ve maliki olduğu aracın kendisine teslim edilmesini talep etmiştir. Bu talep yargılama mahkemesi olan... 1.Asliye Ceza Mahkemesince evrak üzerinde yapılan inceleme sonucu 10.07.2013 tarihli ve 2013/411 E. Sayılı kararla reddedilmiştir. Bu red kararına karşı araç sahibi vekili tarafından adı geçen mahkemeye itirazda bulunulmuştu, itirazı yerinde görmeyen... 1. Asliye Ceza Mahkemesi incelenmek üzere dosyayı itiraz mercii olan... 1.Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. İtiraz mercii tarafından da 23.07.2013 gün ve 2013/666 değişik iş sayılı kararla itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı Adalet Bakanlığının talebi üzerine Yargıtay Başsavcılığı tarafından 17.12.2013 günlü ve 2013/387997 sayılı ihbarname ile kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulmuştur. Mezkur ihbarnamede; " ................................................... 1-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128/1-b. maddesinde, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait olan ulaşım aracına el konulabileceğinin belirtildiği ve aidiyet kavramı ise mülkiyet ile ilgili olduğu halde,... 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/411 esas sayılı dosyasından yürütülen yargılamanın kovuşturma aşamasında hakkında aracına el konulma kararı verilen araç sahibinin sanık olmadığı gözetilmeden, araca el konulmasına yönelik kararın kaldırılması isteminin reddine ilişkin karara yapılan itirazın kabulü yerine yasal gerekçe gösterilmeksizin reddine karar verilmesinde, 2-Soruşturma aşamasında, Cumhuriyet Başsavcılığının araca ilişkin el koyma talep tarihi 07.04.2013 olduğu halde,... 4. Sulh Ceza Mahkemesinin anılan el konulmasının onaylanması karar tarihinin, kararda 05.04.2013 olarak gösterilmesinde, 3-Kabule göre, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 10/1.maddesinde, bu Kanunda tanımlanan suçların işlenmesinde kullanlan taşıtlara, Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre elkonulur, hükmünün düzenlendiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128/4. maddesindeki kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen elkoyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur, hükmü karşısında araca el koyma kararının icrasının aracın kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilme suretiyle olduğu belirtildiği halde aracın talep edene teslim edilmemesinde ve araçla ilgili el koyma kararı sonrası taleple ilgili olarak aynı Kanun'un 131/5.maddesindeki, el konulan eşya, soruşturma evresinde Cumhuriyet Başsavcılığı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafindan, bakım ve gözetimiyle ilgili tedbirleri almak ve istendiginde derhal iade edilmek koşuluyla. Muhafaza edilmek üzere, şüpheliye, sanığa veya diğer bir kişiye teslim edilebilir. Bu bırakma teminat gösterilmesi koşuluna da bağlanabilir, hükmüne aykırı olarak aracın sahibine teslim edilmeme gerekçesinin kararda gösterilmemesinde, isabet bulunmadığı" gerekçeleriyle... 1.Ağır Ceza Mahkemesinin yukarıda gün ve sayısı belirtilen kararının CMK.nun 309.maddesi uyarınca kanun yararına bozulması talebinde bulunulmuştur. Kanun yararına bozma talebini inceleyen Dairemiz Heyetinin sayın çoğunluğu tarafından 03.04.2013 günlü kararla "el koyma kararına yapılan itiraz üzerine mercii tarafından verilen kararın içeriği ve niteliği itibariyle bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceğinden istemin reddine "karar verilmiştir. Sayın Çoğunluğun bu kararının aşağıda açıklayacağım nedenlerle isabetli olmadığı görüşündeyim. I-Sayın Çoğunluğun talebin reddi kararı gerekçesi usul ve yasaya uygun değildir. Açık değildir. Gerekçe olarak gösterilen "Mercii kararının içeriği ve niteliği" ifadesinden neyin kasdedildiği açık ve net olarak belli değildir. Dolayısıyla da red kararı gerekçesizdir. Bu nedenle Anayasanın 141 ve AİHS.nin 6.maddesine aykırıdır. Kararının bu nedenle bozularak dosyanın Daireye iadesi gerektiği görüşündeyim. II-... olduğumuz red kararı, konuyla ilgili hukuki düzenlemelere, öğretiye, Yargıtay kararlarına AİHS.ne, AİHM içtihatlarına ve Anayasaya da uygun değildir. Bu uygunsuzluk halleri ayrı başlıklar altında aşağıda açıklanmaya çalışılacaktır. 1-Hukuki düzenlemeler bakımından: Hakkında kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulan... 1.Ağır Ceza Mahkemesinin yukarıda gün ve sayısı belirtilen kararına konu işlem, suç soruşturması nedeniyle "el koyma" işlemidir. "El koyma" işlemi hukuki niteliği itibariyle müsadereden farklıdır. Müsadere bir güvenlik tedbiri ve sürekli olup ve 5271 sayılı TCK.nun genel hükümler kısmında düzenlendiği halde "el koyma" 5271 sayılı CMK.nunda koruma tedbirleri olarak kabul edilen tedbirler arasında yer almaktadır ve geçicidir. (Centel/Zafer- Ceza Muhakemesi Hukuku-Beta 6.Baskı s.806-807, Prof.Dr. Bahri Öztürk/Kazancı/Güleç-Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri 2013-Seçkin Kitabevi s.140-141) El koyma kararı sırasında yürürlükte bulunan CMK.nun konumuza ilişkin hükümleri şöyledir; "Madde 127 - (1) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./16.mad) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini gerçekleştirebilir. (2) Kolluk görevlisinin açık kimliği, el koyma işlemine ilişkin tutanağa geçirilir. ........................................................................................ (3) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./16.mad) Hâkim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde el koyma kendiliğinden kalkar. ....................................................................................... (5) El koyma işlemi, suçtan zarar gören mağdura gecikmeksizin bildirilir. ........................................................................................ Madde 128 - (1) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait; b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, ....................................................................................... El konulabilir. Bu taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, el koyma işlemi yapılabilir. (2) Birinci fıkra hükmü; ....................................................................................... d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar, ....................................................................................... Hakkında uygulanır. .......................................................................... (4) Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen el koyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. ....................................................................................... (9)Bu Madde hükmüne göre elkoymaya ancak hâkim karar verebilir. Madde 131-(1) Şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait el konulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılması halinde, re'sen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir. (2) 128 inci Madde hükümlerine göre el konulan eşya veya diğer malvarlığı değerleri, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edilir." Kaçakçılık suçlarının işlenmesinde kullanılan nakil araçlarına da 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunun 10.maddesi hükmünün göndermesiyle CMK.nun 128.maddesinin dördüncü fıkrasına göre el konulacaktır. Sözü edilen hüküm şöyledir; "Madde 10 – (1) Bu Kanunda tanımlanan suçların işlenmesinde kullanılan taşıtlara, Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre elkonulur. (2) 13 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına girmesi, Türkiye’de sicile kayıtlı olmaması ... da soruşturma ve kovuşturma devam ederken, kaçakçılık suçunun işlenmesinde tekrar kullanılması halinde, el konulan araç alıkonulur. Sahibinin aracın değeri kadar teminatı alıkoyma tarihinden itibaren otuz gün içinde gümrük idaresine teslim etmesi halinde, araç sahibine iade edilir............................................................... ............................................................................................." Yukarıdaki hükümlerinden de anlaşılacağı gibi el koymaya hakim karar verir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini yapmaya yetkilidir. (CMK. 127/1). Hâkim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde el koyma kendiliğinden hükümsüz kalacaktır. (CMK. 127/3). Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunan hallerde şüpheli veya sanığa ait kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına da el konulabilir.(128/1-b). Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen el koyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. (CMK. 128/4). CMK 128. maddesi kapsamında el koymaya ancak hakim karar verir. (128/9). 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında işlenen suçlarda kullanılan nakil araçlarına da CMK.nun 128/4.maddesi hükmüne göre el konulur. (KMK. 10/1) Şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait el konulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılması halinde, re'sen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir. (CMK.131/1) CMK.nun 131/1.maddesine göre yapılan itirazın, aynı Kanunun 267 ila 271. maddelerinde düzenlenen itiraza ilişkin hükümlere göre incelenip karara bağlanacağı konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Buna göre; Kaçak eşya naklinde kullanılan aracına el konulan kişi, el koymanın kaldırılmasını ve aracın kendisine iadesini yetkili merciden talep edebilir. (CMK. 131) Bu talebi reddedilen kişi ret kararını öğrendiği günden itibaren yedi gün içersinde talebi reddeden merciie itirazda bulunabilecektir. (CMK.268/1) Kararına itiraz edilen hakim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltecek, yerinde görmezse en çok üç günde itirazı incelemeye yetkili merciie gönderecektir.(CMK.268/2) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine aittir. (268/3-c) İtiraz mercii bu itirazı kanunda aksine bir hüküm bulunmadığından duruşma yapmaksızın evrak üzerinden verecektir. (CMK 271) .Bu karar, sonuç doğurucu ve kesin niteliktedir. (CMK.271/4). Bu karara karşı kanun yararına bozma yasa yoluna gidilip gidilemeyeceği hususu karşı görüşümüzün esasını oluşturmaktadır. Hangi kararların kanun yararına bozma yasa yoluna taabi olduğu CMK.nun 309.maddesinin 1.fıkrasında düzenlenmiştir. Anılan hüküm şöyledir; "Madde 309 – (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir." Hükümden de anlaşılacağı gibi hakim veya mahkemeler tarafından verilen kararlar veya hükümler eğer istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmişse, hukuka aykırılık bulunduğu takdirde bu kararlara karşı olağanüstü yasa yoluna (olağanüstü temyize) başvurulabilecektir. Hukuka aykırılığın başka bir yasa yolu ile giderilmesi mümkün olduğu takdirde böyle bir karara karşı kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemeyeceği konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Örneğin yargılama sonucunda verilen esas kararla birlikte temyiz incelemesi yapılabilecek olan ara kararlarına karşı temyiz yasa yolundan önce kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemeyecektir. Yine koruma tedbirleri arasında yer alan tutukluluk kararına karşı da kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemez. Zira her duruşmada mahkemece tutukluluğun devam edip etmeyeceği konusunda karar verilmesi yasal bir zorunluluktur. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında tutuklu salıverilmesini talep edebilmektedir. Bu talebin reddi ise itiraza tabidir. (CMK.104) Bu durum esas karara kadar tekrarlanabilmektedir. Esas karar temyiz edildiğinde tutukluluk hali de temyiz mahkemesince incelenebilmektedir. Buna karşılık el koyma kararının kaldırılmasının reddi kararına karşı yapılan itirazın reddedilmesi halinde bu karar kesin olup itirazda bulunan kişi bakımından, yeniden talep etmeyi gerekli kılacak bir delil ortaya çıkmadığı sürece tekrar el koymanın kaldırılmasının talep edilmesi yasal olarak mümkün değildir. Zira tutukluluk tedbirinde olduğu gibi eşyasına el konulan kişi soruşturma veya kovuşturma evresinin her aşamasında el konulan eşyasının iadesini talep etme hakkı bulunduğuna ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda yargılama süresince elkoyma kararının kaldırıp kaldırılmayacağı ancak yargılama hakiminin takdirine kalmış olmaktadır. Yargılama hakiminin bu yetkisi yasa yolu olarak kabul edilemez. Bu halde, eşyasına elkonulan şahıs yargılama sürecinin sonucunu beklemek zorunda kalacaktır. Yargılama sonucunda el konulan eşyanın ... iadesine veya müsaderesine karar verilecektir. Müsaderesine karar verildiği takdirde güvenlik tedbir olan el koyma kararı koruma tedbiri olan müsadere kararına dönüşmüş olacaktır. Bu nedenle ortada el koyma kararı kalmadığından bu hususun esas kararla birlikte ancak kelkoymayı koruma tedbirine dönüştüren müsadere kararı temyizen incelenebilecektir. Bir başka ifade ile el koyma kararı ve buna yapılan itiraz üzerine verilen karar esas hükümle birlikte incelenebilecek ara kararlarından değildir.Öte yandan "Hakimin el koyma kararını ileride bir gün kaldırarak haksızlığı giderme ihtimali olabilir. Bu nedenle kanun yararına bozmaya gelinemez" şeklindeki bir kabul de doğru olmayacaktır. Taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine suç soruşturması nedeniyle haksız olarak el konulan kişi veya kurumlar bakımından ileride telafisi güç hatta imkansız olacak şekilde ağır sonuçlara yol açabilecektir. Örneğin, kapsamlı bir suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle şüpheli-sanık veya 3.kişilerin, özel hukuk tüzel kişilerinin taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine haksız olarak elkoyma kararı verilmiş olabilir. Böyle bir durumda el koyma kararına yapılan itirazın, kesin mahiyette olan ret verilen karara karşı kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemesinin kabul edilmemesi halinde yıllarca sürecek yargılama sonucuna kadar bu özel ... da tüzel kişiler telafisi mümkün olmayacak şekilde (iflas ile sonuçlanabilecek kadar) ağır bir zarara uğrayabilirler. Yine aynı şekilde suçta kullanıldığı düşüncesiyle kara, deniz (gemi gibi) ve hava ulaşım araçlarından birine haksız olarak el koyma kararı verilen bir olayda yargılama sonucunda mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Açıklanması geri bırakılan hükümle birlikte el konulan aracın sahibine iadesine karar verilse dahi beş yıllık deneme süresince bu iade gerçekleşmeyecek ve süre sonu beklenecektir. Bu durumda da el koyma kararı, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenledir ki el koyma koruma tedbiri kararının verilmesi, bu kararın denetlenmesi, uygulanma süresi büyük önem arzetmektedir. Nitekim Yasa Koyucu bu bağlamda, 21.02.2014 kabul tarihli 6526 sayılı Kanunun 10.maddesiyle CMK.nun 128.maddesinde değişiklik yapmıştır. Maddenin 1.fıkrasında yapılan değişiklikle taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine el konulması için önceki düzenlemede yeterli görülen "kuvvetli şüphenin" "somut delillere" dayanması öngörülmüştür. Bu koşulun gerçekleşmesi halinde el konulacak taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin de "somut olarak belirlenmesi" hükmü getirilmiştir. Maddenin 9.fıkrasında da değişiklik yapılmıştır. Buna göre el koymaya ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilecektir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oybirliği aranacaktır. Bu değişiklikler, Yasa Koyucunun taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine el koyma işlemine, bu konuda karar verilmesine ve bu kararın denetlenmesine verdiği önemi göstermektedir. Oybirliği koşulunun aranması da bunun göstergesidir. Kişi özgürlüğünü kısıtlayan tutukluluk tedbirine veya mahkumiyete karar verilirken dahi oybirliği aranmamaktadır. (Prof.Dr. Erdener Yurtcan-6526 sayılı Yasayla Ceza Muhakemesi Kanununda Yapılan Değişiklikler- Exprese Basımevi-2014 s.49-51) Gerek doğrudan, gerekse itiraz üzerine oybirliğiyle verilen ve niteliği itibariyle çok önemli olan el koyma kararları hakkında yapılan itirazın, mercii tarafından kesin olarak verilen red kararına karşı kanun yararına bozma yasayoluna gelinemeyeceğine ilişkin sayın çoğunluğun kararı yasanın ve Yasa Koyucunun amacına ve hukuka uygun değildir. 2- Öğreti bakımından; Öğretide kanun yararına bozma yasa yoluna gidilebilecek kararlar ve kanun yararına bozmanın amacı konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Buna göre istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen hakimlik ve mahkeme kararlarına karşı bu yola başvurulabilecektir. Öğretiye göre bu olağanüstü kanun yoluna başvurulmasının amacı, kanun hükümlerinin yeknesak ve eşit bir şekilde uygulanmasını, varsa kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılıkların giderilmesini, bu giderilmeden sanığın da faydalanmasını sağlamaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da istikrar bulmuş uygulamalarında kanun yararına bozma yasa yolunun amacını öğretiye uygun yorumlamaktadır.(...C.G.K. 16.06.2009 gün ve 2009-58/166 sayılı, 19.02.2008 gün ve 2008-19-31 sayılı kararları) Bazı yazarlar kanun yararına bozma yasa yoluna gidilebilecek kararları iki gurupta toplamaktadırlar. Bu görüşe göre birinci gurupta kesinleşmiş son kararlara karşı, ikinci gurupta ise kesinleşmiş ara kararlarına karşı kanun yararına bozma yasa yoluna gidilebilecektir.(Öztürk/Tezcan/Erdem ve diğerleri-Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku Seçkin Yayımevi 5. baskı s.739-Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe-Ceza Muhakemesi Hukuku Seçkin yayımevi 5.baskı s.818) İkinci gurupta sözü edilen ara kararları kapsamında, son kararlarla birlikte temyizi mümkün olmayan ara kararları yer aldığı gibi eğer son karar temyiz edilmeden kesinleşmiş ise temyizle birlikte incelenebilecek olan ancak temyiz edilmediği için kesinleşen ara kararları da yer almaktadır. Koruma tedbirleri kapsamında olan el koyma kararının ve bu karara karşı yapılan itiraz üzerine mercii tarafından verilen ve kesin nitelikte olan kararın son hükümle birlikte temyizen incelenecebilecek ara kararlarından olmadığını yukarıda açıklamış idik. Yaptığımız inceleme ve araştırmalardan öğretide bu kararlara karşı kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemeyeceğine ilişkin bir görüşe rastlanılmamıştır. Buna karşılık Dr. Ahmet Gökçen'e ait Ceza Muhakemesinde Basit Elkoyma ve Postada Elkoyma isimli (Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sermaye İşletmesi Yayınları No:90 -1994 basımı) eserin 207 sahifesinde elkoyma kararlarına karşı yazılı emir yoluna gidilebileceği açıça ifade edilmektedir. Yine öğretide koruma tedbirleri arasında yer alan arama tedbiri kararına karşı da kanun yararına gidilebileceği ifade edilmektedir.(Makale -Yrd.Doç.Dr. Recep Gülşen-Yeni Ceza Muhakemesi Kanunun'da Arama-Hukuki Perspektifle" Dergisi "HPD"- sayı:3 sh.93) Görüldüğü gibi Sayın Çoğunluğun el koyma işlemi konusunda verilen kararlara karşı kanun yararına bozma yasa yoluna gelinemeyeceği yolundaki kararı, öğretideki görüşlerle de bağdaşmamaktadır. 3-Yargıtay kararları bakımından; El koyma kararını vermeye yetkili mahkemenin tespiti konusunda itiraz merciinin kararına karşı yapılan kanun yararına bozma talebi üzerine 6.Ceza Dairesiyle Yargıtay Başsavcılığı arasında oluşan uyuşmazlığı Yargıtay Ceza Genel Kurulu esastan inceleyerek karara bağlamıştır. Sözü edilen kanun yararına bozma talebi konusu kararlar ve Yargıtayca verilen kararlar kısaca şöyledir: Cumhuriyet Savcısı tarafından suç şüphesi altında bulunan bir çocuk hakkında yapılan soruşturma sırasında muhafaza altına alınan eşyaya CMK.nun 127/1 maddesi uyarınca ... Çocuk Mahkemesinden elkoyma kararı verilmesi talep edilmiştir. Mahkeme talep konusunda karar verme yetkisinin sulh ceza hakimine ait olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Cumhuriyet Savcısı bu red kararına karşı itiraz yasa yoluna başvurmuştur. İtiraz mercii olan ... 1.Ağır Ceza Mahkemesi ise 14.03.2006 gün ve 2006/370 müteferrik sayılı karar ile itirazı reddetmiştir. Bu karara karşı Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Başsavcılığı tarafından 04.05.2006 gün ve 19264 sayılı yazıyla kanun yararına bozma yasa yoluna müracaat edilmiştir. Kanun yararına bozma talebinde itiraz merciinin itirazı kabul etmesi gerekirken reddetmesinin isabetsiz olduğu nedeni ileri sürülmüştür. Bu talep 6.Ceza Dairesi tarafından esastan incelemiş ve 04.06.2007 günlü, 2006/12756 E. 2007/6931 K. Sayılı kararla kabul edilerek itiraz merciinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. Dairenin bu bozma kararına karşı Yargıtay Başsavcılığı tarafından Ceza Genel Kuruluna itiraz edilmiştir. İtiraz gerekçesi olarak itiraz merciinin kararınının yerinde olduğu ileri sürülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 16.10.2007 gün ve 191/207 sayılı kararla değişik gerekçeyle itirazı kabul ederek Daire kararının kaldırılmasına ve dosyanın Daireye gönderilmesine karar vermiştir. Ceza Genel Kurulunun oybirliğiyle verdiği bu kararı dosyadaki evrakların onaysız fotokopi olduğu, bu eksikliğin tamamlatılarak bir karar verilmesi gerektiği gerekçesine dayanmaktadır. Dosyanın gönderildiği 6.Ceza Dairesince Ceza Genel Kurulu kararında belirtilen eksiklik giderildikten sonra bu kez 19.03.2012 gün ve 2008/6822 E. 2012/5610 K.sayılı kararla itiraz merciinin kararı yerinde olduğu gerekçesiyle yasa yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir. Görülmektedir ki, her ne kadar kanun yararına bozma talebi nedeni el koyma kararını vermeye yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin ise de bu sorun el koyma işleminden kaynaklanmaktadır. El koyma kararı verilmesi talebine ilişkin itiraz merciinin ret kararı ile el koyma kararının kaldırılması talebinin reddine ilişkin karara karşı yapılan itirazın reddi kararı aynı niteliktedir ve kesin kararlardır. Her iki durumda da bu kararlar esas kararla birlikte temyizen incelenecek ara kararlarından değildir. Sorunun halli için yasa yararına bozma yolundan başka bir yasa yolu da bulunmamaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulu ve 6. Ceza Dairesi yasa yararına bozma talebini inceleyerek oybirliğiyle karara bağlamışlardır. Öte yandan temyiz incelemelerinde, yargılama mahkemelerinin el koyma kararı verilen taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerleri hakkında son kararla birlikte olumlu veya olumsuz bir karar vermedikleri görülmektedir. Mahkemece eksik bırakılan bu husus temyiz incelemesine konu yapılmamakta, karar bu nedenle bozulmamaktadır. Yargıtay kararında eksik bırakılan bu konuda mahallinde her zaman bir karar verilmesinin mümkün olduğu hatırlatılmakla yetinilmektedir. (7.C.D. 04.06.2013 gün ve 8550/12218, 18.04.2013 gün ve 2012/19298 E. 2013/9519 K. Sayılı kararlar)Yargıtayın bu uygulaması doğrudur. Zira karar verilmeyen bir konuda temyiz denetiminin yapılması mümkün değildir. Bu nedenledir ki, el koyma konusunda verilen ve kesin nitelikte olan kararlardaki hukuka aykırılıkların, haksızlıkların bir ... önce giderilmesi ve uygulamada birliğin sağlaması için yasa yararına bozma yoluna gidilmesi zorunluluğu vardır. Tarafımızdan yapılan araştırma ve incelemelerde, el koyma kararı konusunda itiraz merciinin verdiği karara karşı yasa yararına bozma yoluna gelinemeyeceğine ilişkin bir Yargıtay kararına rastlanılmamıştır. Yukarıda belirtilen emsal kararlar da gözetildiğinde Sayın çoğunluğun kararı Yargıtay içtihatlarına da aykırıdır. 4-AİHS, AİHM ve Anayasa bakımından; Anayasamızın "Temel Haklar ve Ödevler" başlıklı ikinci kısmının "Kişi Hakları ve Ödevleri" başlıklı 2.bölümünün "Mülkiyet hakları" kenar başlıklı 35.maddesine göre herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilmektedir. AİHS.nin Ek 1.Protoklünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1.maddesinin 1.fıkrasına göre her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Yine bu maddeye göre Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Maddenin 2.fıkrasında ise Devletlerin kamu yararına uygun olarak mülkiyetin kullanılmasını düzenleme yetkisinin bulunduğu belirtilmektedir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı gibi gerek Anayasamızda ve gerekse AİHS.inde mülkiyet hakkı güvence altına alınmıştır. Bu hakkın sınırlanması ise ancak kamu yararına kanunla mümkün olabilmektedir. Nitekim 5271 sayılı CMK.nun 127 ila 132.maddelerinde düzenlenen el koyma tedbiriyle mülkiyet hakkına kanunla sınırlama getirilmiştir. AİHM'e göre el koyma işlemi geçicidir. Bu işlemde, mülkiyetten yoksun bırakılma bulunmamaktadır. Mülkiyet hakkının kullanılmasına engel olmaktadır. 1 nolu Ek Protokol

Diğer kararlar (4)

3. Ceza Dairesi, 2022/7605 E., 2022/9151 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/07/2020 tarihli ve 2020/1760 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itiraz hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 127/3. maddesi uyarınca bahse konu elkoyma kararının 24 saat içerisinde görevli hakimin onayına sunulmadığından elkoyma kararı kendiliğinden kalkacağından bahisle itirazın kabulüne, anılan elkoyma kararının kaldırılmasına ilişkin Mardin 1.
3. Ceza Dairesi         2022/7605 E.  ,  2022/9151 K. "İçtihat Metni" I-TALEP; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.01.2022 tarih ve 2022/7504 sayılı yazısı ile; Silahlı terör örgütü (PKK/KCK) içinde yer alıp, bu örgüt adına hendek, barikat, çukur açılması ve bombalı tuzakların etkisiz hale getirilmesi amacıyla yapılan eylemler sebebiyle şüpheli ... hakkında yürütülen soruşturma sonucunda, hendek barikat kazımında kullanılan sarı renkli üzerinde CAT ibaresi bulunan CAR0434ELFSH01091-numaralı seri no: 7K2446 supplier ref:991790-1 customer ref: 293-5073S01 ibaraleri bulunan lastikli kepçenin muhafaza altına alınmasına ve el konulmasına dair Mardin 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/07/2020 tarihli ve 2020/1760 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itiraz hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 127/3. maddesi uyarınca bahse konu elkoyma kararının 24 saat içerisinde görevli hakimin onayına sunulmadığından elkoyma kararı kendiliğinden kalkacağından bahisle itirazın kabulüne, anılan elkoyma kararının kaldırılmasına ilişkin Mardin 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/12/2020 tarihli ve 2020/3374 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Dosya kapsamına göre, anılan kepçenin Dargeçit İlçesinde meydana gelen ve PKK/KCK terör örgütü mensupları tarafından gerçekleştirilen hendek barikat eylemleri sırasında kullanıldığı, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan kepçenin suçta kullanıldığı değerlendirilerek muhafaza altına alınmasına ve el konulmasına yönelik talebi üzerine Mardin 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/07/2020 tarihli ve 2020/1760 değişik iş sayılı kararıyla anılan kepçeye el konulması yönünde karar verildiği, anılan karara karşı şüpheli müdafii tarafından yapılan itiraz hakkında, Mardin 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/12/2020 tarihli ve 2020/3374 değişik iş sayılı kararı ile "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 127/3. maddesi uyarınca bahse konu elkoyma kararının 24 saat içerisinde görevli hakimin onayına sunulmadığından elkoyma kararının kendiliğinden kalkacağı" gerekçesiyle itirazın kabulüne, anılan elkoyma kararının kaldırılmasına karar verilmiş ise de; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 123. maddesinde yer alan "(1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır.(2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilir." ve 127. maddesinde yer alan "(1)Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. (2)Kolluk görevlisinin açık kimliği, elkoyma işlemine ilişkin tutanağa geçirilir. (3)Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur." şeklindeki düzenlemeler ve silahlı terör örgütü içinde yer alıp bu örgüt adına hendek, barikat, çukur ve bombalı tuzakların etkisiz hale getirilmesi amacıyla şüphelinin eyleminin, silahlı terör örgütünün hiyerarşisi içinde ve örgüte duyulan bağlılık duygusu kapsamında örgütün amaçları doğrultusunda işlendiğinin iddia edilmiş olması karşısında, şüphelilerin silahlı terör örgütüne üye olmak eyleminin bir bütün halinde işlendiğinin kabulü ile ispat aracı olarak yararlı görülen ve gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli olduğu anlaşılan silahlı terör örgütü mensupları tarafından gerçekleştirilen hendek barikat kazımında kullanılan sarı renkli üzerinde CAT ibaresi bulunan CAR0434ELFSH01091 numaralı, seri no: 7K2446 supplier ref: 991790-1 customer ref: 293-5073S01 ibaraleri bulunan lastikli kepçenin el konulmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 11/01/2022 gün ve 94660652-105-47-14146-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; 10.11.1978 doğumlu Eşref Kılıç, 09.07.2020 tarihli dilekçesi ve 21.11.2016 tarihli müşteki sıfatı ile Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesine göre el koyma işleminin yapıldığı tarihte Mardin ili Dargeçit ilçesinde müteahhitlik yapmakta, ayrıca iş bu süreçte de Bağözü ile Safa Mahallelerinde bildirdiği adreslerde ikamet etmektedir. Sunulan vekaletname ve satış sözleşmesi ile tutanak içeriklerinden ayrıca sicil ve de oda kayıtlarından anlaşılacağı üzere aynı zamanda Bahçebaşı Mahallesi Turgut Özal Bulvarı Hükümet Konağı Caddesinde bulunan 20.09.2013 tescil tarihli ve tek ortaklı, Ektar İnşaat Nakliye Turizm Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin, tek ortağı ve yetkilisidir. “Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği” suçundan 30/05/2016 tarihli teslim tesellüm tutanağı ile Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne teslim edildiğine dair kaydı görülen ...'ın "30.05.2016- 08.09.2016" tarihleri arasında hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunduğuna dair UYAP sisteminde kaydı bulunmaktadır. Adli sicil kaydında sabıka kaydı bulunmakta ise de UYAP sisteminde terör suçlarına ilişkin her hangi bir dosya bilgisi bulunmamaktadır. Batman 4.Noterliğinin 07.10.2015 tarihli satış sözleşmesine göre Ektar İnşaat Nakliye Turizm Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, 07/10/2015 tarihli satış sözleşmesi ile 61.000-TL karşılığında Zenyol İnşaat Nakliye Gıda Petrol Temizlik Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden, 34-08-9416 plaka ve CRS52605 motor nolu, FSH01091 şase no ile kayıtlı 2008 model Caterpıllar marka kanal kazıcı ve yükleyici cinsi iş makinesini satın almıştır. Bahse konu satış sözleşmesini Batman ilinde faaliyet gösteren Zenyol İnşaat Nakliye Gıda Petrol Temizlik Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına Kemal Zengin, Ektar İnşaat Nakliye Turizm Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına ise ... imzalamıştır. Batman Ticaret ve Sanayi Odasının iş makinesı tescil belgesinde de 29.01.2014 tarihinde trafiğe çıkış izni verilen aracın "07.10.2015" tarihli satış senedi ile satışının yapıldığı belirtilmiştir. Dargeçit Kaymakamlığı İlçe Emniyet Amirliğinin 28.09.2015 tarih ve 2015/10 sayılı yazıları ile ilçede ve çevre illerde meydana gelen asayiş ve terör olaylarının artmasından dolayı kamu kurum ve kuruluşlarına karşı yapılabilecek hırsızlık ve terör saldırılarının önlenmesi, milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlakın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi taşınması ve bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı madde ve eşyanın tespit edilebilmesi, ilçeye gelebilecek şüpheli şahısların, araçların ve aranan şahısların yakalanabilmesi amacıyla ilçede bulunan umuma açık yerlerde, yapım aşamasında bulunan inşaat alanlarında, metruk binalarda ilçe giriş ve çıkışlarında her türlü toplu taşıma araçlarında, kişiler üzerinde, araçlarında, eşyalarında Adli Önleme Arama Yönetmeliğinin 18 ve devamı maddelerince arama izni talep edilmiş; Dargeçit Sulh Ceza Hakimliğinin, 28.09.2015 tarih ve 2015/223 değişik iş sayılı kararı ile de talebin kabulü ile "İlçe Emniyet Amirliği ekiplerince 01.10.2015 perşembe günü saat 00.00 dan, 31.10.2015 cumartesi günü saat 23.59 a kadar ilçede bulunan umuma açık yerlerde, yapım aşamasında bulunan inşaat alanlarında, metruk binalarda, ilçe giriş ve çıkışlarında, her türlü toplu taşıma araçlarında, kişiler üzerinde, araçlarında (özel kağıt ve zarflar hariç), eşyalarında" arama yapılmasına izin verilmiştir. 01.10.2015 tarihli tutanağa göre; 28.09.2015 günü saat 13.00 sıralarında terör örgütü mensupları tarafından Dargeçit Belediyesine ait bir adet iş makinası (kepçe) ile bir adet kamyon gasp edilmiş ve akabinde örgüt mensupları tarafından Safa Mahallesinin bir kısım sokaklarına hendekler kazılmaya ve barikatlar kurulmaya başlanılmış, devamında 29.09.2015 günü saat 05.00 sıralarında güvenlik güçlerince operasyon düzenlenmiş ancak bahse konu iş makinası, kamyon veya örgüt üyesi şahıslara rastlanılamamış, Ilısu Caddesi ve bağlı sokaklarına hendek kazılarak barikat kurulduğu görülmüş, saat 05.30 sıralarında operasyona son verilmiş, aynı gün yani 29.09.2015 günü saat 20.00 sıralarında bahse konu kepçe ve kamyonun yine hendek ve barikat çalışmalarına başlaması üzerine 30.09.2015 günü saat 01.30 sıralarında Ilısu Caddesi üzerine operasyon düzenlenmiş, operasyon esnasında bahse konu kepçe ve kamyona Ilısu caddesi üzeri Şirin market önünde rastlanmış, güvenlik güçlerine çevrede bulunan örgüt mensuplarından ateş açılmış, buna aynı şekilde karşılık verilmiş, örgüt mensubu şahısların kaçması üzerine saat 02.15 sıralarında operasyona herhangi mal ve can kaybı olmadan son verilmiş, bahse konu kamyon zarar gördüğünden olay yerinden ayrılamamış ancak kepçe olay yerinden 100 metre kadar uzaklaşmış ve orada kalmış, 30.09.2015 günü saat 23.00 sıralarında da aynı kepçenin Tepebaşı Mahallesi Şalker sokak üzerinde hendek kazdığının tespiti üzerine olay yerine intikal edilmiş, kepçenin hendek kazmasını durdurmaya yönelik lastik ve motor kısmına silahla müdahalede bulunularak kullanılamaz hale getirilmiş ve ekipler saat 23.30 sıralarında ilçe emniyet amirliğine intikal etmiş, ilerleyen saatlerde de terör örgütü mensupları tarafından ilçe emniyet amirliği ve bağlı noktalarına taciz atışı yapılmış, her hangi bir can ve mal kaybı meydana gelmemiştir. Genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçundan tanzim olunan 12.10.2015 tarihli savcı görüşme tutanağı ile diğer tutanak içeriklerinde belirtildiği üzere, 28.09.2015 tarihinde Dargeçit Belediyesine ait 1 adet kepçe ve 1 adet kamyonun ve 29.09.2015 tarihinde de yine Dargeçit Belediyesine ait 1 adet kamyon ve traktörün terör örgütüne müzahir şahıslarca gasp edilerek, Bahçeşehir ve Safa Mahalleleri ile Ilısu caddesinde hendek kazma ve patlayıcı madde tuzaklama şeklinde eylem hazırlıkları yaptıkları hususunun tespiti üzerine 10.10.2015 tarihinde saat 07.00 den itibaren Dargeçit Kaymakamlığınca sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve sonrasında güvenlik güçlerince bahse konu şahıslara ve yapılan barikat, hendek ve tuzaklanmış patlayıcıların imhasına yönelik operasyon başlatılmış; 12.10.2015 tarih saat 23.59'a kadar da devam eden operasyon sürecince de Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda şüpheliler hakkında 2015/592 ve 2015/619 soruşturma numaralarına kayden tahkikat yapılmıştır. 07.10.2015 tarihli telefonla görüşme tutanağına göre ilçe dahilinde kepçe ve oto tamirciliği yapan şahıslar aranmak sureti ile idare dahilinde terör örgütüne müzahir şahıslarca gasp edilerek hendek kazma ve barikat yapma işlerinde kullanılan kepçe, kamyon, traktör ve hiçbir aracın tamiri vb işler için çağrıldığında gitmeyecekleri, zorla götürülse dahi bu tamir işlerini yapmayacakları, hiç bir surette yedek parça vb. malzeme temininde bulunmayacakları ve bu şekilde bir durumla karşılaştıklarında ivedi ilçe emniyet amirliğini bilgilendirecekleri hususları tebliğ edilmiştir. İş bu operasyon sürecinde gecikmesinde sakınca bulunan hal nedeniyle Cumhuriyet savcısınca verilen arama kararlarına istinaden arama yapılan mahallerle ve de Sulh Ceza Hakimliğinin 28.08.2015 tarih, 2015/223 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden Bahçebaşı Mahallesinde bulunan metruk bina aramasında ele geçen, 12.10.2015 tarihli kolluk fezlekesinde belirtilen suç unsurlarına ve eşyalarına ilişkin olarak yapılan isteme müsteniden Cumhuriyet savcılığının 12.10.2015 tarihli yazısı ile yapılan talebe istinaden, Dargeçit Sulh Ceza Hakimliğinin 13.10.2015 tarihli 2015/232 ve 2015/233 değişik iş sayılı kararları ile CMK'nın 134 maddesince inceleme izni verilmiş, CMK'nın 127 maddesi uyarınca da iş bu arama ve el koyma kararları onanması talebinin kabulü ile kararlar onaylanmıştır. 12.10.2015 tarihli kolluk fezlekesi ve ekinde belirtilen suç unsurları veya eşyaları arasında, "CAT 434 E model kepçe" bulunmamaktadır. "18.10.2015" tarihli tutanağa göre, 10.10.2015 tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi akabinde başlatılan operasyonlarda, olaylarda kullanıldığı tespit edilen ve uzman personellerce etkisiz hale getirilen bir adet BMC kamyon; bir adet üzerinde Dargeçit Belediyesi yazılı kamyon; bir adet 432 D. Dargeçit Belediyesi yazılı Caterpiller marka kepçe ve bir adet "CAT 434 E model kepçe" Dargeçit Hükumet Konağı bahçesine getirilerek muhafaza altına alınmıştır. "17.05.2016 tarih ve saat 14.39" ibareli teslim tesellüm tutanağına göre; 10.10.2015 günü sokağa çıkma yasağının başlamasının akabinde olaylarda kullanıldığı tespit edilen Belediyeye ait iş makineleri muhafaza altına alınmış, aynı gün saat 11.03'te Cumhuriyet savcısınca muhafaza altına alınan iş makinalarının Dargeçit Belediyesine teslim edilmesi talimatı verilmiş, Dargeçit Hükumet Konağı bahçesinde muhafaza altına alınan, Kılavuz Belediyesi ibaresi olan hasarlı kamyon; bir adet CAT0432DLTDR00312 ibareli ve Dargeçit Belediyesi yazılı, sarı renkli, hasarlı kepçe; bir adet sarı renkli, hasarlı, plakası olmayan Dargeçit Belediyesi ibaresi bulunan plakası Dargeçit Belediyesinde memur olarak çalışan A.S. isimli şahıstan öğrenilen kamyon, A. S. adlı şahsa teslim edilmiştir. "17.05.2016 tarih ve saat 16.46" ibareli araştırma tutanağında, sokağa çıkma yasağı ilanının akabinde yapılan operasyonda, olaylarda kullanıldığı tespit edilerek muhafaza altına alınan "CAT0434ELFSH01091" numaralı, sarı renkli, hasar görmüş kepçenin kime ait olduğuna dair yapılan araştırmalarda; POLNET sisteminde bilgisine ulaşılamadığı, aynı tarihte Mardin Ticaret Odası yetkilisi ile yapılan telefon görüşmesinde kaydının olmadığının belirtildiği, aynı gün kepçenin içerisi kontrol edildiğinde bulunan kartvizitte yazılı telefondan A.K ile yapılan görüşmede kepçesinin olmadığını ve kime ait olduğunu bilmediğini beyan ettiği, Batman Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünden M.A ile yapılan telefon görüşmesinde, kayıp bir kepçe olmadığının beyan ediliği, kartvizitte yer alan telefon saat 16.36 da tekrar aranıp A.K adlı şahısla tekrar görüşüldüğünde kepçe sahipleriyle görüştüğünü ve kepçesinin kaybolduğunu söyleyen kimse olmadığını beyan ettiği, ilçede harfiyat işleriyle uğraşan ve kepçelerinin olduğu bilenen şahıslarla yapılan telefon görüşmelerinde kayıp herhangi bir kepçelerinin olmadığını beyan ettikleri, hasarlı kepçenin kime ait olduğunun tespit edilemediği, kepçenin ilçe emniyet amirliği binası önündeki boş alana koyularak muhafaza altına alındığı, kime ait olduğuna dair araştırmaların ise devam ettiği belirtilmiştir. "06.06.2016 tarih saat 16.00" ibareli araştırma tutanağına göre, 10.10.2015 günü saat 07.00 sıralarında sokağa çıkma yasağının ilan edilmesinin akabinde yapılan operasyonlarda olaylarda kullanıldığı tespit edilerek muhafaza altına alınan kepçenin kime ait olduğuna dair yapılan araştırmalarda araştırmaların devam ettiği belirtilmiştir. Süreçte, kepçe sahibinin tespitine dair işlemlere devam edilmiştir. Safahatte kollukça yapılan çalışmalara bu aşamada değinilmeyecek ise de, netice itibari ile yapılan çalışmaların özetle bildirildiği, "24.07.2016 tarih saat 17.18" ibareli tutanağa göre, özetle; "Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/592 soruşturması kapsamında 10.10.2015- 12.10.2015 tarihlerinde PKK/KCK silahlı terör örgütü mensuplarınca yapılan barikat, çukur, bombalı tuzaklamalarının etkisiz hale getirilmesi amacı ile yapılan operasyon esnasında örgüt mensuplarınca kullanıldığı tespit edilerek etkisiz hale getirilen akabinde İlçe Emniyet Amirliği önünde muhafaza altına alınan, bugüne kadar da herhangi bir müracaatçısı olmayan ve sahibine ulaşılmasına yönelik çalışmalar yapılan sarı renkli, üzerinde "CAT" ibaresi bulunan "CAR0434ELFSH01091 -numaralı, seri no:7K2446", Supplier Ref:991790-1 Customer Ref:293-5073S01" ibareleri bulunan lastikli kepçe ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda; 18.10.2015 tarihli tutanak ile kepçenin olaylarda kullanıldığı tespit edilerek muhafaza altına alındığının, 17.05.2016 tarihli teslim tesellüm tutanağı ile Belediyeye ait muhafaza altına alınan iş makinalarının Belediyeye teslim edildiğinin anlaşıldığı; 18.05.2016 tarihli Trafik Denetleme Büro Amirliğine yazılan yazıya ilişkin gönderilen cevabi yazı ve eklerinde kepçenin yapılan sorgulamasında sahibine ulaşılamadığı anlaşılmış, 18.05.2016 tarihli yazılarla Batman Belediyesinden, Mardin Ticaret ve Sanayi Odasından ve Diyarbakır Borusan Makine ve Güç Sistemleri San. Tic. Aş.'den kepçenin sahibinin tespit edilerek bilgi verilmesi istenilmiş, Mardin Ticaret ve Sanayi Odasının 27.05.2016, Batman Belediye Başkanlığının 01.06.2016 tarihli cevabi yazıları ile de kepçenin sahibinin tespit edilemediği belirtilmiş, Diyarbakır Borusan Makine ve Güç Sistemleri San. Tic. A.ş. unvanlı firmanın 30.05.2016 günü yolladığı faksta kepçenin satışının Konya'da faaliyet gösteren Doğu-Batı Yapı-İsa Güda unvanlı firmaya yapıldığı ancak daha sonrası farklı kişilere devredilmiş olabileceğinin ve süreçlerinin takibinin mümkün olmadığı belirtilmiş, 06.06.2016 tarihli araştırma tutanağında bildirilen telefon hattının sahibi olarak görünen şahıs aranmış ve şahıs ile arkadaşıyla görüşme gerçekleştirilmiş, kepçenin sahibine ulaşılmasına yönelik çalışmalara devam edildiği anlaşılmış, 09.06.2016 tarihli yazıya istinaden gelen Konya Ticaret Odası cevabi yazısında Doğu-Batı Yapı-İsa Güda Unvanlı firmanın kaydına rastlanmadığı belirtilmiş, 18.05.2016 tarihli yazı ile Batman İ1 Emniyet Müdürlüğünden kepçe içerisinde bulunan kartvizit ile ilgili çalışma yapılması istenilmiş fakat cevabi bir yazı ulaşmamış; 17.05.2016 tarihli araştırma tutanağı ile kartvizit üzerinde bulunan numara arandığında telefonu açan şahsın kepçeden bilgisinin olmadığını beyan ettiği, Mardin Ticaret Odası, Batman Belediyesi Fen İşleri ve ilçede bulunan, ulaşılabilen, bilinen kepçe sahipleri ile görüşüldüğü ancak kepçe ile ilgili bilgilerinin olmadığını beyan ettikleri anlaşılmış; Konya Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliğine gönderilen 09.06.2016 tarihli yazıya gelen 12.07.2016 tarihli yazı ve eklerinde Doğu-Batı Yapı İsa Güda'nın kayıtları bildirilmiş, Polnet üzerinden sorgulandığında İ.Ö. isimli şahıs bilgisine ulaşılmış, yapılan telefon görüşmesinde kepçeyi 2011 yılında Siirt ilinde noterden sattığını, yakıldığını duyduğunu ama nerede yakıldığını bilmediğini, kepçeyi ... isimli Batmanlı bir şahsa sattığını beyan etmiş, yapılan çalışmalarda Batman/Merkez'de ikamet eden Mehmet Mahsum Zengin isimli şahsın tespiti yapılarak 15.07.2016 günü saat 17.09 sıralarında telefonla görüşülmüş, şahıs müteahhitlik işi ile uğraştığını, kepçeyi 7-8 ay öncesinde sattığını, satış işlemini Batman 4. noterinden gerçekleştirdiğini, 18.07.2016 günü satış sözleşmesini temin edebileceğini beyan etmiş, 18.07.2016 günü saat 15.58 sıralarında mail yoluyla Batman 4. Noterliği tarafından düzenlenen satıcısının Zenyol İnşaat Nakliye Gıda Petrol Temizlik Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, alıcısının Ektar İnşaat Nakliye Turizm Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olduğu 07.10.2015 tarihli satış sözleşmesi gönderilmiş, incelendiğinde Bahçebaşı Mahallesi Turgut Özal Bulvarı Hükümet Konağı Caddesinde faaliyet gösterdiği görülen Ektar İnşaat Nakliye Turizm Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi ve kepçenin alıcısının ... isimli şahıs olduğu tespit edilmiş, şahsın ikamet adresinin Kayapınar/Diyarbakır olarak göründüğü, tespit edilen telefonunun kapalı olduğu, şahsın idare dahilinde ikamet eden akrabalarının bulunduğunun görülmesi üzerine kardeşi Sadık Kılıç'ın 21.07.2016 günü arandığı, telefonda Metin Kılıç olarak kendisini tanıtan şahısla görüşüldüğü, ...'ın 50 gündür Midyat Cezaevinde bulunduğunu, kepçeden bilgisinin olmadığını, kendisinin Safa Mahallesi Ezgi 2 Sokakta ikamet ettiğini beyan ettiği; arşiv araştırmasında ...'ın 29.05.2016 tarihli tutanakla “Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği” suçundan 2015/1424 karar no ile aranıyor olduğunun tespit edildiği akabinde 30.05.2016 tarihli teslim tesellüm tutanağı ile Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne teslim edildiği anlaşılmış, şahsın cezaevine teslim edildiği anlaşıldığından kepçenin başkaca kişilere devredilip devredilmediği tespit edilememiş olduğu belirtilmiştir. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 19.09.2016 tanzim ve havale tarihli dilekçesi ile ..., Bahçebaşı mahallesinde bulunan kendisine ait kilitli parke taşı şantiyesinde bulunan 2008 model kanal kazıcı ve yükleyici caterpıllar marka 434E tipi 34-08-9416 plakalı iş makinesinin, kendisinden habersiz PKK terör örgütünce alındığı ve hendeklerde kullandığı, örgüt mensuplarınca tahrip edilen makinanın tarafına verilmesini istemiştir. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının 14.11.2016 tarih ve 2015/592 sayılı çağrı kağıdı ile tanık sıfatı ile beyanı alınacağı belirtilerek ... ifadeye çağrılmıştır. Çağrı kağıdını içerir davetiye 21.11.2016 tarihinde bizzat ... tarafından tebliğ alınmıştır. 21.11.2016 tarihinde, 2015/592 sayılı soruşturma kapsamında Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığında, müşteki sıfatı ile verdiği ifadesinde ..., tanıklık yapmak istediğini, 2008 model, 34089416 plakalı Caterpiller marka kepçenin şahsıan ait olduğunu, 07.10.2015 tarihinde Batman'da faaliyet gösteren ...İnşaat şirketi isimli şirketten parke döşeme işi yaptığından satın aldığını, kepçeyi çalıştığı yerde bıraktığını, Hendek olayları olduğu zaman evde otururken yüzü kapalı 3 kişi ve yüzü açık daha sonra öldürülen adını Rezzan olarak bildiği kişinin kamyonunu almak için evine geldiklerini, kendisinin de kamyonu kurtarmak amacıyla kamyonunu alarak Bağözü Köyüne gittiğini ve 5 gün köyde kaldığını, daha sonra köyden dönerek Dargeçit ilçesindeki parke taşı işine devam edeceğini ancak inşaat alanına gittiğinde kepçenin yerinde olmadığını, bununla ilgili yazılı olarak hiçbir yere müracaatının olmadığını, sorduğunda 2-3 kepçenin Bahçebaşı Mahallesinde olduğunun söylendiğini ve gittiğinde kepçesinin orada durduğunu, kabloları sökük çalıştırdıklarını gördüğünü, anahtarın sadece kendisinde bulunduğunu, kepçeyi inşaat alnına götürmek istediğini ancak polislerin savcının emri olduğunu, kimsenin araçlara dokunmayacağını kendisine söylediklerini, daha sonra kepçeyi Hükümet Konağının bahçesine çektiklerini, daha öncesinde kepçenin tarafına iade edilmesi için dilekçe verdiğini, kepçesini alıp hendek işlerinde kullanan şahıs ya da şahıslardan davacı ve şikayetçi olduğunu, kepçenin iade edilmesini istediğini beyan etmiştir. Süreçte tanzim olunan Dargeçit İlçe Emniyet Amirliğinin fezlekelerinde ... yahut söz konusu kepçeden bahsedilmemiştir. Ancak Gizli tanık ifadesinde belediyeye ait kepçelerin hendek kazmada kullanıldığına dair örgüt mensuplarına ilişkin anlatımda bulunulduğu görülmüştür. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2018 tarih 2015/592 soruşturma, 2018/158 karar sayılı yetkisizlik kararı ile tahkikat evrakları, gereğinin taktir ve ifası için Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Kararda, 28-29 Eylül 2015 gününden itibaren Dargeçit ilçesinde terör örgütü üyelerince hendek kazma, barikat kurma faaliyetlerine başlanıldığı, 10-12/10/2015 günlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edilerek güvenlik kuvvetlerince terör eylemine müdahalede bulunulduğu belirtilmiş başlık kısmında ise ... ve Mehmet Cüneyt Gündüz'ün müşteki olarak adlarına yer verilmiştir. Şüpheliler ise .... ...ve faili meçhul sanık olarak belirtilmiştir. Şüphelilere atfedilen suç ise silahlı terör örgütüne üye olma suçudur. Soruşturma evrakı, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/14410 soruşturmasına kayıt edilmiştir. Süreçte şüphelilerden bir kısmı hakkında ölmüş olmaları ve sair gibi nedenlerle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar verildiği, Ali Kaya hakkında ki evrakın ayrıldığı, bir kısmı için yetkisizlik kararı verildiği, faili meçhul sanık yönünden ise daimi arama kararı verildiği görülmüş, KYO kararları içeriklerinde belirtilen Belediyeye ait iş araçlarına ilişkin olarak Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/131 esasında yargılamanın yapıldığı anlaşılmış ve celp edilen Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.05.2019 tarih, 2017/131 esas 2019/584 karar sayılı gerekçeli kararında ... ile ilgili yahut söz konusu kepçe ile ilgili bir bilgiye yer verilmemiştir. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma ihbar yazısında adı geçen ...'ünde kepçe ile ilgili bir beyanına yahut bilgisine rastlanılmamıştır. Fezleke incelendiğinde, genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçundan, Hendek olayları nedeni ile zarara uğradıklarını belirten şahıslar un müşteki sıfatı ile ifadeleri çeşitli tarihlerde alınmıştır. 15.09.2017 tarihinde de ..., olaylar nedeni ile ikametinin zarar gördüğünü belirterek müşteki sıfatı ile kollukta ifade vermiştir. 11.09.2017 tarihinde kaymakamlığa zararının tespit ve tazmin edilmesine dair dilekçe ibraz etmiştir. Kaymakamlığın 12.09.2017 tarihli yazısı ile de müştekinin dilekçesinde bahsedilen konunun araştırılması kolluktan istenmiştir. 15.09.2017 tarihli fezleke ile de tanzim olunan evraklar Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yine suça sürüklenen çocuklarla ilgili de tahkikat evrakları Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/513 ve bir kısım şüpheliler yönünden de 2016/514 numaralarına tefrikle kayıt edilmiştir. "20.12.2019 tarihli" teslim tutanağında ise Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/592 sayılı soruşturması kapsamında Dargeçit İlçesinde meydana gelen 10-12.10.2015 tarihlerinde barikat çukur bombalı tuzaklamaların etkisiz hale getirilmesi amacı ile yapılan operasyon esnasında örgüt mensuplarınca kullanıldığı tespit edilerek etkisiz hale getirilen ve akabinde Dargeçit İlçe Emniyet Amirliği önünde muhafaza edilen sarı renkli üzerinde CAT ibaresi bulunan "CAR0434ALFSH01091" numaralı, lastikli kepçenin; Mardin Merkez Cumhuriyet savcılığının 2018/14410 dosyasına kayden henüz işlemlerinin devam ettiği bilgisinin alındığı ayrıca kepçenin yanında bulunan ve herhangi bir soruşturma kaydı tespit edilemeyen su tankeri ile birlikte, kepçenin şahsa ait arsada bulunduğundan güvenlik amacı ile soruşturma savcısına bilgi verilerek Dargeçit Belediyesi deposuna çekilip, görevliye muhafaza için teslim edildiği belirtilmiştir. 09.07.2020 havale tarihli, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına, 2018/14410 dosyasına sunduğu dilekçesi ile ..., Mardin ili Dargeçit ilçesi Bağözü mahallesinde ikamet ettiğini, müteahhit olarak resmi kurum ve kuruluşlarda iş yaptığını, 11.10.2015 tarihinde terör örgütü tarafından oluşturulan hendeklerde kullanmak üzere inşaat alanında bulunan iş makinasının gece vakti götürüldüğünü, şu an iş makinasının ilçe emniyet amirliği önünde bulunduğunu ve tarafına verilmesini istemiştir. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2020 tarih, 2018/14410 soruşturma sayılı müzekkeresi ile Dargeçit İlçe Emniyet Amirliğinden, yürütülmekte olan soruşturmaya esas olmak üzere müşteki ...’ın talep dilekçesi gönderilerek, talebi doğrultusunda şahsa ait olan ve halen Dargeçit İlçe Emniyet Müdürlüğünü önünde bulunan, ekte gönderilen evraklarda ruhsat bilgileri yazılı bulunan iş makinesinin 2015 yılı sonunda Dargeçit ilçesinde meydana gelen hendek barikat olaylarında kullanılıp kullanılmadığı, söz konusu araca ilişkin herhangi bir mahkemeden verilmiş olan el koyma kararının bulunup bulunmadığı ve aracın hangi olaylarda kullanıldığına ilişkin araştırma yapılması ile buna ilişkin olarak cevabi yazının çok ivedi şekilde gün içinde gönderilmesi rica olunmuştur. 13.07.2020 tarihli İlçe Emniyet Amirliği yazısı ile de Cumhuriyet başsavcılığına yukarıda belirtilen bir kısım tutanaklarda ekli halde, tanzim olunan "13.07.2020 tarih saat 12:30" ibareli tutanak gönderilmiştir. Bahse konu tutanakta özetle; Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı Zamanaşımı Bürosunun talimatı ile müşteki ...'ın dilekçesine istinaden yapılan araştırmalarda, dosya içeriğinden yapılan araştırmalarda konu ile ilgili Dargeçit TEM Büro Amirliğimiz 2015/275 suç numaralı dosyası, Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/592 sayılı soruşturması kapsamında tahkikat yürütüldüğü, akabinde dosyanın Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/14410 sayılı dosyasına gönderilmiş olduğunun anlaşıldığı, bahse konu olayın Dargeçit ilçesinde meydana gelen iki hendek/ barikat olayından ilki olduğu, 10.12.2015-12.10.2015 tarihlerinde iki gün süresince, ilan edilen sokağa çıkma yasağında gerçekleştirilen hendek, barikat, bombalı tuzakların bertaraf edilmesi için operasyonların yapıldığı, ... isimli şahsın kepçesine istinaden yapılan araştırmalarda, 01.10.2015 tarih ve 01:00 saatli tutanakla Dargeçit Belediyesine de ait bir kısım iş makinaları ile Tepebaşı Mah. Şalker sokak üzerinde hendek kazıldığının, silahlı müdahale ile de bir kepçenin işlemez hale getirildiğinin belirtildiği görülmüşse de bahse konu kepçenin ...’a ait olup olmadığının tutanakta marka model bilgisi belirtilmediğinden anlaşılamadığı, 18.10.2015 tarih, 17:56 saatli bir başka tutanakta ... isimli şahsa ait olduğu değerlendirilen kepçe ile Dargeçit Belediyesine ait bir kısım iş makinasının Hükümet Konağı bahçesine getirilerek muhafaza altına alındığı, 17.05.2016 tarihli tutanakla belediyeye ait araçların teslim edildikleri, ... isimli şahsa ait olduğu sonradan 24.07.2016 tarihli tutanakla tespit edilen kepçe ile ilgili bu tutanağın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, ancak tutanak tanzim tarihinde ... isimli şahsın cezaevinde bulunduğunun tespit edildiğinin anlaşıldığı; bahse konu kepçe ile alakalı herhangi bir el koyma kararı içerikli belge veya mahkeme kararına dosyada rastlanılmadığı; 20.12.2019 tarihinde kepçenin şahsa ait arazide bulunması sebebiyle soruşturma savcısına bilgi verilerek Dargeçit Belediyesi deposuna muhafazası için teslim edilmiş olduğu ve halen Dargeçit Belediyesi deposunda muhafaza edilmekte olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının 14.07.2020 tarih, 2018/14410 soruşturma sayılı, "elkoyma hk." konulu yazısı ile Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinden, yürütülmekte olan soruşturmaya esas olmak üzere PKK/KCK Örgüt mensupları tarafından hendek barikat kazımında kullanılan sarı renkli üzerinde CAT ibaresi bulunan CAR0434ELFSH01091- numaralı S
7. Ceza Dairesi, 2022/12247 E., 2023/1638 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında CMK’nun 116-134, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli arama;
7. Ceza Dairesi         2022/12247 E.  ,  2023/1638 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/3330 E., 2022/86 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, müsadere TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.12.2014 tarihli ve 2014/612 Esas, 2014/1597 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesi, 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 4 gün karşılığı 80,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmiştir. 2.İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.12.2014 tarihli ve 2014/612 Esas, 2014/1597 Karar sayılı kararının, sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 10.11.2020 tarihli ve 2019/15842 Esas, 2020/14507 Karar sayılı ilâmıyla; hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61 inci ve 62 nci maddeleri ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması ve sonucuna göre uygulama yapma görevinin de yerel mahkemeye ait bulunması zorunluluğu nedeniyle sair yönleri incelenmeden bozulmasına karar verilmiştir. 3.İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.01.2022 tarihli ve 2020/3330 Esas, 2022/86 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrası yollamasıyla aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci, onuncu ve yirmiikinci fıkraları, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 51 inci maddesi ve 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca erteli 10 ay hapis ve 1 gün karşılığı 20,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına ve kaçak sigaraların müsaderesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebepleri; hapis cezasının ertelenmesi kararının yerinde olmadığı ve re'sen nazara alınacak diğer sebeplere ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1.Olay tarihinde, kolluk görevlilerince sanığın çantasında yapılan kontrolde 249 paket muhtelif markalarda kaçak sigaranın ele geçilerek muhafaza altına alındığı anlaşılmıştır. 2.Sanığın aşamalardaki savunmalarında suçlamayı ikrar ettiği, keza kendisine bildirilen gümrüklenmiş değerin iki katı kadar parayı ödeyecek gücü olmadığını beyan ettiği belirlenmiştir. 3.Mahkemece, Hukukî Süreç başlığı altında (2) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verildiği belirlenmiştir. IV. GEREKÇE 1.Katılan vekilinin sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının ertelenmemesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebinin incelenmesinde, üç aydan fazla kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyeti bulunmayan sanık hakkında Mahkemece yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşması nedeniyle erteleme hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediğinden hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunamıştır. 2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir. 3.Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının "Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz" hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesine eklenen fıkra uyarınca kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği, 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin "Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır" hükmünü içerdiği, sanığa soruşturma aşamasında etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmadığı, kovuşturma aşamasında sanığa dosyada bulunan ... varakasında bildirilen gümrüklenmiş değerin 2 katının bildirildiği, bu nedenle soruşturma aşamasında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanık hakkında, mahkemece suça konu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada yapılacak indirimin "1/2 oranında" olacağının bildirilmesi gerekirken, 1/3 oranında indirim yapılacağı belirtilmesi suretiyle sanığın yanıltılması, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde (3) numaralı paragrafta açıklanan nedenle İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.01.2022 tarihli 2020/3330 Esas, 2022/86 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2023 tarihinde karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Dosyamızdaki somut olayda, Balçova İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin, olay tarihinde saat 11:50 sıralarında Kızılcık sokak üzerinde durumundan şüphelendikleri sanığı durdukları, taşıdığı spor çanta içinde ne olduğunu sordukları, sanığın sigara olduğunu söylemesi üzerine çanta içinde 249 paket değişik markalarda kaçak sigaranın ele geçirildiği anlaşılmıştır. Sanık kollukta alınan ifadesinde sigaraları iş yerine götürdüğünü, mahkemede vermiş olduğu ifadesinde ise satacağını ve içeceğini beyan ederek suçunu kabul etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda sanığın 5607 sayılı Kanuna muhalefetten cezalandırılmasına karar verilmiş, Dairemizde yapılan denetimde de sanığın kaçakçılık suçunu işlediği sabit görülmekle, işlendiği iddia olunan fiilin suç oluşturduğu tespiti yapılmasına rağmen, aramanın hukuka aykırı olup olmadığı ve arama sonrasında elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılmamıştır. Sair hususlardan dolayı çoğunluk görüşüyle kararın bozulmasına karar verilerek dosya mahalline gönderilmiştir. Delil, hâkimin maddi gerçeği ortaya koymak amacıyla kullandığı ispat araçlarının bütünüdür. Sanığın, tanığın ve 3. kişilerin açıklamaları, yazılı açıklamalar, ses veya görüntü kaydeden cihazların kayıtları delilleri oluşturmaktadır. Türk ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi geçerli sayılmıştır. Ceza yargılamalarında her şey delil olarak kullanılabilmektedir. Bu temel düşünce gereği, hâkim ve savcı delilleri değerlendirme konusunda geniş bir hareket alanına sahiptir. Delillerin araştırılmasında ise hukuk devleti ilkeleri gereği serbestlikten söz edilememektedir. Delillerin tespiti bir takım sınırlar içinde yer almalıdır. Öncelikle bu sınırlar içinde delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Deliller hukuka aykırı olarak elde edilmiş ise hâkim ve savcı bu delilleri değerlendirme dışında tutacaktır. Konuyla ilgili İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde ve hukuk sistemimizde; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 12. maddesinde “Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde “herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin “Mahremiyet hakkı” başlıklı 17. maddesinde; “1. Hiç kimsenin özel ve aile yaşamına, konutuna veya haberleşmesine keyfi veya hukuka aykırı olarak müdahale edilemez; onuru veya itibarı hukuka aykırı saldırılara maruz bırakılamaz. 2. Herkes bu tür saldırılara veya müdahalelere karşı hukuk tarafından korunma hakkına sahiptir” Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 12. Maddesinde ise; “Hiç kimse özel hayatı, ailesi meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır” Anayasa'nın “Özel Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. Maddesinde;  “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 6.c fıkrası, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinin 2. fıkrasında “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” 206. maddesinin 2-a bendinde “Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.” Reddolunur. Görüldüğü üzere, Anayasa’dan farklı olarak CMK’ da “kanuna aykırılık” tan değil “hukuka aykırılık” tan bahsedilerek Anayasa’ya nispetle geniş bir düzenleme getirilmiştir. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230/1-b maddesindeki düzenlemesine göre mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde “delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi” gerekir. “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesinin 1. fıkrası i bendi uyarınca “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması” halinde, “temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da hukuka kesin aykırılık var sayılır.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında CMK’nun 116-134, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli arama; Yönetmeliğin 5. maddesinde "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir" Şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenlemelere göre Türk hukuk sisteminde suç, ancak hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilecektir. Arama yapılması, ses kaydı alınması, görsellerin kullanılması, sorgulama  yapılması sırasında ve benzer durumlarda delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun arama kararı alınmadan yapılan arama kararları sonucunda elde edilen deliller hukuka uygun olarak elde edilmiş sayılamayacaktır. Hukukçular tarafından hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin kullanılıp kullanılamayacağına dair teoriler ileri sürülmüştür. Bu konuyla ilgili “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.” düşüncesi ilk kez Amerikan Yüksek Mahkemesi hâkimi Frankfurter tarafından kullanılmıştır. Bu düşünce, hukuka aykırı delillerin uzak etkisi veya Anglosakson hukuk sistemindeki  “zehirli ağacın meyvesi” olarak adlandırılmıştır. Bu görüş hem Türk hukuk sistemini hem de Kıta Avrupası ülkelerinde ceza muhakemesi hukuku doktrin ve uygulayıcıları önemli şekilde etkilemiştir. Delilerin elde edilmesinden evvel, delillere ulaşma yolunda hukuka aykırı olarak yapılan muameleler neticesinde, ortaya bir delil çıkması halinde bunun hukuka uygunluğu tartışma konusu yapılması gerekmektedir. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delil neticesinde, hukuka uygun olarak elde edilen diğer delillerin muhakeme sırasında kullanılıp kullanılmayacağı, vuzuha kavuşturulması gerekli hukuki bir mesele olarak ortaya çıkacaktır. Olayın başlangıcında suçun ortaya çıkarılmasına sebep olan delil hukuka aykırı olarak elde edilerek, hukuka aykırı olarak ortaya çıkartılan bu delil kullanılarak ikinci bir delil elde edilmiş ise bu delil hükümde kullanılabilecek midir. Uygulayıcılar ve doktrin tarafından tartışılan ve tartışılması gereken husus hukuka aykırı elde delilin ne olacağı meselesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İncelediği kararlarında, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir delil türünün, iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller de dâhil olmak üzere, kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını ifade etmekte ve delillerin elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere, yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını, Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yaptığını, konunun milli hukuk çerçevesinde çözülmesi gerektiğini beyan etmektedir. Mahkeme delillerin değerlendirilmesi noktasında, hukuka aykırılıktan ziyade sözleşmeye aykırılık ve yargılamanın adilliği ve sözleşmeye her aykırılığın yargılamanın adil olmadığı sonucunu kendiliğinden doğurmayacağını, delillerin elde edilme şekli de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı üzerinde durmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, yargısal vazife ifa eden siyasal bir kurum olduğunu, birçok davada, davalı devletin tayin etmiş olduğu hâkimin, kendi devleti lehine muhalefet şerhi yazdığı kararları da mevcuttur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle teminat altına alınan hakların korunması ve hayata geçirilmesi evvelemirde üye devletlerin sorumluluğu altındadır. Sözleşme metni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları erişilmeye çalışılan nihai hedefler şeklinde düşünülmemelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu inanç hürriyeti ve eğitim hakkını konulu davalarda isabetli olmayan kararlar verdiği de akıldan çıkarılmamalıdır. Mihenk noktası olarak sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararların dikkate alınması durumunda kişilerin hak ve hukuklarının korunması yetersiz kalınacağı bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Hülasa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları takip edilmekle birlikte hukuk sistemimizde var olan ve kişilerin hak ve hukukunu korumada yeterli olan düzenlemeleri cihanşümul hukuk kaideleri ile bir bütün olarak yoğurarak mahkemelerimiz tarafından hukuka uygun kararlar oluşturulabileceği muhakkaktır. Anayasa Mahkemesinin 2013/6183 başvuru numaralı, 19/11/2014 tarihli delil yasakları ile ilgili bireysel başvuru kararında; “Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.” şeklinde karar vermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 25.11.2014 tarih ve 2014/166-514 sayılı kararında, hukuka aykırı olarak yapıldığı kabul edilen aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delillerin, somut olayda ikrarın mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı hususu tartışılarak: “Hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; arama işleminin hukuka aykırı yapılması nedeniyle ele geçirilen ruhsatsız tabancanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınmayacağı, başkaca maddi delillerle desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.” Şeklinde karar vererek hukuka aykırı delillerin uzak etkisini kabul etmiş, hukuka aykırı olarak elde edilmiş ilk delil yoluyla elde edilen ikinci delilin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 06.02.2020 tarih ve 2016/18-1146 esas ve 2020/68 sayılı kararında ise; “5271 sayılı CMK'nın 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" açık, amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu, 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun’un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağının ifade edilerek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağının açıklandığı hususları karşısında arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen ve Yerel Mahkemece mahkûmiyet hükmüne esas alınan delillerin de “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” olduklarının kabulü gerekir.” Şeklinde karar vererek hukuka aykırı elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Anayasa’nın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil yasaklarına dair hükümleri, hukuk devleti temel düşüncesiyle, mağdur haklarıyla, devletin etkili soruşturma ve kovuşturma yapma ve uyuşmazlıkları adil, etkin ve süratli bir şekilde çözüme ulaştırmak yönündeki yükümlülükleriyle birlikte, hukuka aykırı delillerin değerlendirilme yasağı düşüncesi iki temel husus üzerinde şekillenmektedir. Vatandaşların hukuki güvenliğini sağlamak ve zabıtanın hukuka uygun çalışmasını temin etmek. Hukuka aykırı delillerin kullanılması ve hükme esas alınması halinde, vatandaşların hukuki güvenliği söz konusu olamayacaktır, dolayısıyla insan hakları ve hukuk devleti kavramlarından bahsedilemeyecektir. Bu sebeple, insan hakları ve hukuk devleti düşüncesinin özümsenmesi için hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi yasağı vazgeçilmez bir temel düşünce olarak karşımıza çıkmaktadır. Zabıtanın delil toplaması sırasında hukuk kurallarına riayet etmemesi ve hukuka aykırı elde edilen bu delillerin karara esas alınması halinde zabıtanın keyfiliğinin önüne geçilmesi imkânı da kalmayacaktır. Arama işlemi Kanun’un imkân verdiği usullere uygun olarak gerçekleştirilmemişse, suçun maddi unsuru olan ancak hukuka aykırı olarak elde edilen bu deliller sanığa gösterilip, buna karşı diyecekleri sorularak alınan ifadesinin dış müdahaleler olmaksızın, serbest iradeye dayanılarak yapıldığının kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın talep etmesine veya zorunlu müdafi bulunmasının yasal gereklilik olmasına rağmen, müdafi atanmaksızın ya da yasal hakları hatırlatılmadan alınan savunması hukuka uygun olmayacağından, suçunu ikrar etmesi halinde bile delil olarak değerlendirilemeyecektir. Aynı şekilde hukuka aykırı olarak elde edilip, “delil” olma özelliği bulunmayan suç eşyası, suçun sübutuna en büyük delil olarak sanığa gösterilerek alınan “ikrarı” serbest iradeye dayalı sayılamayacağından, hukuk nezdinde bir kıymet atfedilemeyecektir. Usulsüz olarak gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemleri sonucunda elde edilen suçun konusu ve maddi unsuru olan eşya ele geçmeden yapılacak savunma ile ele geçirildikten sonra yapılacak savunmanın muhtemelen aynı olmayacağı düşünülmelidir. Zabıta, Cumhuriyet Savcısı veya Hâkim, hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek, suça konu eşya ele geçmemiş gibi sanıktan ifade vermesini istemeleri halinde, sanığın aynı şekilde suçunu ikrar etmeyeceği kuvvetle muhtemeldir. Velev ki sanık suçun maddi unsuru ortada yokken ikrarda bulunsa, sanığın bu ikrarı soyut kalacağından, mahkûmiyetine yeterli delil olarak kabul edilemeyecektir. Sanığın aleyhine, hukuka aykırı olarak elde edilen delilden sonra alınan ikrarından yola çıkılarak, sanığın bu itiraflarının mahkûmiyetine yeterli ve geçerli kabul edilmesi hukuka uygun değildir. Sanığın ifadesinin, sorgusunun ve savunmasının alındığı aşamalarda, hukuk kurallarına uyulmaksızın yapılan haksız arama sonucu, suç eşyasının ele geçirildiğine ilişkin düzenlenen tutanakların önüne konulması ve böylece bu suçlamadan kurtulma imkânının kalmadığını düşüncesine kapılan sanığın, psikolojik baskı altında yapmış olduğu açıklamaların itiraf kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın hissettiği bu psikolojik baskı ve sıkışmışlık, CMK 148. Maddesinde “Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz” şeklinde düzenlenen ve yasak yöntemler sayıldıktan sonra “gibi” kelimesi kullanılarak bu sayılanlara benzer yöntemler kullanılmak suretiyle elde edilen itiraf ve ikrarın hukuk sistemimizdeki düzenlemelere göre kabul görmesi mümkün görünmemektedir. Polis kimliğinin gösterilmesiyle devlet gücünün kullanılması ve bu durum karşısında haklarının ne olduğunu muhtemelen bilmeyen veya haksız muameleye direnemeyen, ruhsal müdahaleye maruz kalan sanıktan, hukuka aykırı arama ile delil elde edilmesi ve bu olaya dair tutulan tutanakların yapılan her işlem sırasında kendisine gösterilerek, psikolojik baskı altına alınmak suretiyle alınan ikrarının, ifade alma ve sorguda yasak usuller arasında sayılacağı, gerçek manada bir ikrar olduğundan söz edilemeyeceği aşikârdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin delillerin kabul edilebilirliğinin taraf devletlerin milli hukuk sistemlerine göre incelenmesi gerektiğini kabulüne binaen, iç hukuk düzenimizde yer almakta olan CMK 206/2-a, CMK 217/2, Anayasa 38/6, CMK 230/1-b maddelerindeki düzenlemeler karşısında, hukuk sistemimizde katı bir şekilde hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin mutlak değerlendirme yasağına tabii tutulmak sureti ile hükme esas alınmamalarının kabul edilmesinin artık bir zorunluluk olduğu açıktır. Aksinin düşünülmesi halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında 116 ila 134. maddeleri, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5 ila 17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli aramada uyulacak kaidelere dair düzenlemeler anlamını kaybedecek, kişilerin hak ve hukuklarının korunmasında zafiyet oluşacak, hukuk devleti kurallarından ziyade polis devleti kuralları uygulamaya esas olacak, kolluğun keyfi uygulamalarının denetlenmesi imkânı ortadan kalkacaktır. Hukuk sistemimiz, kolluğun gayrı kanuni uygulamalarını yargılama faaliyeti içerisinde meşru zemine oturtmaya çalışmakla meşgul olacaktır. Evrensel hukuk kaideleri ve iç hukukumuzda bulunan kişilerin hak ve hukuklarını korumak üzere oluşturulmuş bütün düzenlemelerin muradının bu olmayacağı bir hakikattir. Sanık hakkında hukuka aykırı elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle, yukarıda açıkladığımız sebeplerle sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.
7. Ceza Dairesi, 2022/10413 E., 2023/853 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında CMK’nun 116-134, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli arama;
7. Ceza Dairesi         2022/10413 E.  ,  2023/853 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/109 E., 2021/1847 K. SUÇLAR : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : İlk derece Mahkemesi hükmünün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Milas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.11.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/481 Karar sayılı kararı ile 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci ve yirmiikinci fıkraları ile 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve aynı Kanun'un 52 nci maddesi uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezasından çevrili 4.000,00 TL ve doğrudan hükmedilen 40,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, suça konu kaçak eşyanın 54 üncü maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiştir. 2.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 07.07.2021 tarihli ve 2021/109 Esas, 2021/1847 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan ... İdaresi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek sanığın 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan beraatine, İlk Derece Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 07.07.2021 tarihli ve 2021/109 Esas, 2021/1847 Karar sayılı kararının katılan ... İdaresi vekili tarafından temyizi üzerine dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 24.10.2022 tarihli ve 7-2021/118787 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebepleri; 1. Sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verildiğine, 2. Suça konu kaçak eşyanın müsaderesi hakkında hüküm tesis edilmediğine, 3. Re'sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR A. İlk Derece Mahkemesi Aşaması 1.Kaçakçılık suçu ile mücadele kapsamında kolluk birimlerince yürütülen çalışmalarda, cep telefonu satışı yapılan iş yerlerinin vitrinlerinde, kaçak cep telefonlarının satış amaçlı sergilendiği, iş yeri içerisindeki tezgahlarda satışa sunulduğu bilgisine ulaşılması üzerine, sanığın iş yerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda iş yeri için Milas Sulh Ceza Hakimliğinin 22.01.2019 tarihli, 2019/101 Değişik İş sayılı arama kararının alındığı, bu karara dayanılarak sanığın işlettiği Mobil İletişim 48 isimli iş yerinde, olay tarihinde yapılan aramada, iş yeri içerisinde 19 adet kaçak cep telefonu ele geçirildiği, bahse konu arama tutanağının sanık, iş yeri komşularından bir kişi ve aramaya iştirak eden iki kolluk görevlisi tarafından imzalandığı anlaşılmıştır. 2.Sanık aşamalarda değişmeyen savunmasında, Mobil İletişim 48 isimli iş yerinin işletmecisi olduğunu, telefonları tanımadığı şahıslardan satın aldığını, telefonların ikinci el telefonlar olduğunu ve iş yerinde satışını yaptığını belirtmiştir. 3.Dosyada mevcut 24.01.2019 tarihli IMEI sorgulamasına ilişkin tespit tutanağından ve 16.06.2020 tarihli bilirkişi inceleme tutanağından telefonların bir kısmının imei numaralarının klonlanmış bir kısmının ise IMEI numaralarının kayıt dışı olduğu, telefonların tamamının yabancı menşeili ve kaçak olduğu tespit edilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesi Aşaması Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan duruşmasız yargılamada, "Aramanın ne şekilde yapılacağını düzenleyen 5271 sayılı CMK'nın 119/4. Maddesine göre "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06/02/2020 tarih, 2016/18-1146 esas ve 2020/68 karar nolu içtihadında CMK 119/4. maddesinin "Cumhuriyet Savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri ve ya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." açık ve emredici hükmüne aykırı olarak yapılan aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntem ile elde edilmiş olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünce başvurucunun konutunda arama tanıkları hazır bulundurulmadan yapılan bir aramada ele geçen delillerin hükme esas alınması ile ilgili bir olayda oy birliğiyle verilen 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 numaralı bireysel başvuru kararında da, aramanın icrasına ilişkin CMK 119/4 (CMUK 97/2) maddesine aykırılık sadece basit şekli bir kurala aykırılık olarak değerlendirilmemiş, bu kurala aykırı bir arama sonucunda elde edilen deliller tek ve belirleyici delil olarak kullanılarak hüküm kurulmasının adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar verilmiştir. Yine Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 02.07.2020 tarih 2020/1205 Esas, 2020/9566 Karar sayılı kararında da; Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulması gerektiği, yasanın açık, amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması halinde icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu, 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun’un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Dosya arasında bulunan 23/01/2019 tarihli iş yeri arama ve el koyma tutanağında, aramaya sadece güvenlik görevlileri olan 2 polis memuru, sanık ve iş yeri komşusu olarak ... Ulusan'ın katıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi, 23/01/2019 tarihinde iş yerinde yapılan aramada Cumhuriyet Savcısı olmaksızın yapılan arama işleminde ihtiyar heyetinden ya da komşulardan 2 kişinin bulunmaması nedeniyle yapılan işlemin hukuka aykırı olduğu, hukuka aykırı bir yöntemle yapılan arama sonucu elde edilen deliller ile bu delillerin varlığı üzerine yapılan savunma ve bilirkişi incelemesinin hükme esas alınamayacağı, sanığın da suçu kabul etmemesi karşısında hukuka aykırı yöntemle elde edilen deliller değerlendirme dışı bırakıldığında ise sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair hakkında hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü şüpheden uzak kesin ve inadırıcı delil bulunmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken usulsüz arama sonucu elde edilen deliller hükme esas alınarak sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı ise de; Bu hukuka aykırılık CMK 280/1a ve CMK 303/1a maddeleri uyarınca duruşma açılmaksızın Dairemizce düzeltilebilir nitelikte olduğundan; 1-İlk Derece Mahkemesince 5607 Sayılı Yasaya Muhalefet suçundan verilen mahkumiyt hükmünün KALDIRILMASINA, 2-Kaldırılmasına karar verilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yerine: "Sanığın üzerine atılı 5607 Sayılı Yasaya Muhalefet suçunu işlediği sabit olmadığı anlaşıldığından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE, Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına, İfadeleri yazılmak suretiyle, CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca hükmün DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE," karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1.Arama yapıldığı sırada ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulunması gerekirken 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen bu düzenlemeye aykırı olarak yapılan arama nedeniyle hukuka uygun yollarla elde edilmiş mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığı şeklindeki gerekçeyle sanık hakkında beraat kararı verilmiş ise de, usulüne göre alınmış bir arama kararı bulunan somut olayda bu karara ve kararın infazı sırasında yapılan işlemlere yönelik bir itirazın olmadığı, sanığın arama sonucunda ele geçen eşyaların kendi iş yerinden ele geçirildiğine ve ele geçen kaçak eşyayı iş yerinde satışa arz ettiğine ilişkin açık ikrarının mevcut olduğu, arama işlemine ve arama yapılırken bir takım hakların ihlal edildiğine yönelik olarak sanıktan gelen herhangi bir yakınmanın bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 tarihli ve 2007/7-147 Esas, 2007/159 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sırf arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” sayılmalarının ve mahkûmiyet hükmüne dayanak teşkil edememelerinin kabul edilemeyeceği gözetilerek; sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyeti yerine, yerinde görülmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi, 2.Ele geçen ve kaçak olduğu anlaşılan cep telefonlarının 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince müsaderesine karar verilmesi gerekirken bu yönde hüküm tesis edilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 07.07.2021 tarihli ve 2021/109 Esas, 2021/1847 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.01.2023 tarihinde karar verildi. (K.D.) MUHALEFET ŞERHİ Dosyamızdaki somut olayda, Milas Kom Grup Amirliğince, Milas Sulh Ceza Mahkemesinden alınan arama kararıyla, sanığa ait işyerinde 5271 sayılı Kanun'un aramanın güvenirliliği ile ilgili 119/4. maddesinin “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur” amir hükmüne aykırı olarak o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın arama yapıldığı ve 19 adet cep telefonu ele geçirildiği anlaşılmıştır. Sanık kollukta ve mahkemede vermiş olduğu ifadesinde telefonların kendisine ait olduğunu ikinci el olarak dükkânında sattığını, klonlamadığını kaçak olduklarını bilmediğini beyan ederek, telefonların kendisine ait olduğunu kabul etmiş ancak suçlamayı kabul etmemiştir. Yapılan yargılama sonucunda 5607 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş, istinaf incelemesinde ise aramanın hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle sanığın beraatına karar verilmiştir. Dairemizde yapılan denetimde ise “usulüne göre alınmış bir arama kararı bulunan somut olayda, bu kararın infazı sırasında yapılan işlemlere yönelik bir itirazın olmadığı, sanığın arama sunucunda ele geçen eşyaların kendi iş yerinden ele geçirildiğine ve ele geçen kaçak eşyayı iş yerinde satışa arz ettiğine ilişkin açık ikrarının mevcut olduğu, arama işlemine ve arama yapılırken bir takım hakların ihlal edildiğine yönelik olarak sanıktan gelen herhangi bir yakınmanın bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 tarihli ve 2007/147 Esas, 2007/159 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, “sırf arama sırasındaki şekle ilişkin bu koşulun ihlal edilmesine dayanılarak aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı ve ele geçen delillerin de “hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delil” olarak nitelenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır” şeklindeki kararı gereğince sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyeti yerine, yerinde görülmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur” şeklindeki kararı da gözetilerek sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yerinde görülmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.” gerekçesiyle çoğunluk görüşüyle kararın bozulmasına karar verilerek dosya mahalline gönderilmiştir. Delil, hâkimin maddi gerçeği ortaya koymak amacıyla kullandığı ispat araçlarının bütünüdür. Sanığın, tanığın ve 3. kişilerin açıklamaları, yazılı açıklamalar, ses veya görüntü kaydeden cihazların kayıtları delilleri oluşturmaktadır. Türk ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi geçerli sayılmıştır. Ceza yargılamalarında her şey delil olarak kullanılabilmektedir. Bu temel düşünce gereği, hâkim ve savcı delilleri değerlendirme konusunda geniş bir hareket alanına sahiptir. Delillerin araştırılmasında ise hukuk devleti ilkeleri gereği serbestlikten söz edilememektedir. Delillerin tespiti bir takım sınırlar içinde yer almalıdır. Öncelikle bu sınırlar içinde delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Deliller hukuka aykırı olarak elde edilmiş ise hâkim ve savcı bu delilleri değerlendirme dışında tutacaktır. Konuyla ilgili İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde ve hukuk sistemimizde; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 12.maddesinde “Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde “herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin “Mahremiyet hakkı” başlıklı 17. maddesinde; “1. Hiç kimsenin özel ve aile yaşamına, konutuna veya haberleşmesine keyfi veya hukuka aykırı olarak müdahale edilemez; onuru veya itibarı hukuka aykırı saldırılara maruz bırakılamaz. 2. Herkes bu tür saldırılara veya müdahalelere karşı hukuk tarafından korunma hakkına sahiptir.” Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 12. maddesinde ise; “Hiç kimse özel hayatı, ailesi meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.” Anayasanın “Özel Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. maddesinde; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 6.c fıkrası, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinin 2. fıkrasında “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” 206. maddesinin 2-a bendinde “Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse” reddolunur. Görüldüğü üzere, Anayasa’dan farklı olarak CMK’ da “kanuna aykırılık” tan değil “hukuka aykırılık” tan bahsedilerek Anayasa’ya nispetle geniş bir düzenleme getirilmiştir. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230/1-b maddesindeki düzenlemesine göre mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde “delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi” gerekir. “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması” halinde, “temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da hukuka kesin aykırılık var sayılır.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında CMK’nun 116-134, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli arama; Yönetmeliğin 5. maddesinde "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir." şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır. Arama başta özel hayatın gizliliği olmak üzere temel hak ve özgürlüklere önemli bir müdahale niteliğindedir. Bunun dışında aranan yer ve icra ediliş şekline göre aramanın konut dokunulmazlığına, kişi özgürlüğüne, seyahat özgürlüğüne ve vücut bütünlüğüne müdahale oluşturması da mümkündür. Bu nedenle gerek arama kararı verilmesi gerekse, aramanın icrası sıkı usul kurallarına bağlanmıştır.  Arama kolluk tarafından icra edilmekle birlikte hâkim veya Cumhuriyet savcısının her zaman aramaya katılıp nezaret etmesi de mümkündür. 5271 sayılı CMK’nun 119/4. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması zorunludur. Bu kişilere arama (işlem) tanığı denilmektedir.  Kanun koyucu "bulundurulur" demek suretiyle arama tanıklarının bulundurulmaları zorunluluğunu, “arama yapabilmek için” demek suretiyle de arama tanıkların aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmaları gerektiğini vurgulamış, aramada tanıkların aramanın sonunda veya sadece bir kısmında hazır bulundurulmaları yeterli sayılmamıştır. Ancak aramaya engel olunduğu için zor kullanılmış veya aranılacak yere haber verilmeden baskın şeklinde girilmiş ise arama tanıkları güvenliğin sağlanmasından hemen sonra getirilebilirse de ancak aramaya tanıklar getirilmeden başlanamaz. Bu durumda düzenlenen tutanağa arama tanıklarının başlangıçta getirilmeme sebepleri ve hangi aşamada getirildikleri yazılmalıdır. Arama tanığı bulundurma zorunluluğu konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılacak aramalar bakımından geçerlidir. Kanun koyucu bu yerlerin dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği ilkesi bakımından taşıdığı önem nedeniyle arama koruma tedbirine maruz kalan kişilere teminat sağlamıştır.  Hâkim veya Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan aramalarda hâkim ve savcının aramaya katılması yeterli bir güvence sayılmış, ayrıca dışarıdan arama tanığı hazır bulundurulmasına gerek görülmemiştir. CMK’nun 169. maddesi uyarınca her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır. Tutanak, adlî kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imza edilir. Arama da bir soruşturma işlemi olduğuna göre, hâkim ve Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan aramalarda hâkim ve savcıların yanlarında zabıt kâtibi de bulunacaktır. Aramanın icra edilmesi sırasında doğabilecek muhtemel sorunlar ile elde edilebilecek delillerin güvenilirliğine ilişkin doğabilecek şüphelerin giderilmesi yönünden CMK’nun 119/4. maddesindeki düzenleme özel bir önem arz etmektedir. Kanun koyucu tarafından kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebi ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamaktır. Gerçekten de arama sonunda aramaya maruz kalan kişilerle aramayı yapan kolluğun aramanın hukuka uygunluğu, ele geçen delillerin varlığı ve ele geçiriliş biçimleri bakımından uyuşmazlığa düşmesi her zaman mümkündür. Hâkim ve savcıların hazır bulunmadığı aramalarda arama tanığı hazır bulundurulmaz ise bu uyuşmazlıklar nedeniyle arama işlemi ve ele geçen deliller üzerinde oluşan şüphenin giderilebilmesi için tanıklığına başvurulabilecek aynı zamanda arama faaliyetinde görev almış sorumlu kolluk görevlileri dışında kimse kalmayacak ve bu durum yargılama sırasında arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliği üzerindeki tartışmaların sürüp gitmesine neden olabilecektir. Arama tanıkları ancak kanunda belirtilen o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan kişiler olabilir. Her halükarda başka bir birimde çalışsa bile kolluk görevlileri arasından arama tanığı seçilemez. (Veli Özer Özbek, Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2012; Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999)  CMK’nun 119/4. maddesine aykırı davranılarak kolluk tarafından konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama tanığı bulundurmadan yapılan aramalarda ele geçen delillerin hukuki niteliği ve hükme esas alınıp alınamayacağı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 tarihli ve 147-159 ve 13.03.2012 tarihli 278-96 sayılı kararlarında tartışılmış, her iki kararda da; sırf arama sırasındaki şekle ilişkin bu koşulun ihlal edilmesine dayanılarak aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı ve ele geçen delillerin de “hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delil” olarak nitelenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu kararlardan sonra, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünce başvurucunun konutunda arama tanıkları hazır bulundurulmadan yapılan bir aramada ele geçen delillerin hükme esas alınması ile ilgili bir olayda verilen 19.11.2014 tarihli 2013/6183 numaralı Bireysel Başvuru kararında; “Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki "kanuna aykırılığın" yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi…” gerektiğini belirtmiştir. Hukukçular tarafından hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin kullanılıp kullanılamayacağına dair teoriler ileri sürülmüştür. Bu konuyla ilgili “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.” düşüncesi ilk kez Amerikan Yüksek Mahkemesi hâkimi Frankfurter tarafından kullanılmıştır. Bu düşünce, hukuka aykırı delillerin uzak etkisi veya Anglosakson hukuk sistemindeki  “zehirli ağacın meyvesi” olarak adlandırılmıştır. Bu görüş hem Türk hukuk sistemini hem de Kıta Avrupası ülkelerinde ceza muhakemesi hukuku doktrin ve uygulayıcıları önemli şekilde etkilemiştir. Delilerin elde edilmesinden evvel, delillere ulaşma yolunda hukuka aykırı olarak yapılan muameleler neticesinde, ortaya bir delil çıkması halinde bunun hukuka uygunluğu tartışma konusu yapılması gerekmektedir. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delil neticesinde, hukuka uygun olarak elde edilen diğer delillerin muhakeme sırasında kullanılıp kullanılmayacağı, vuzuha kavuşturulması gerekli hukuki bir mesele olarak ortaya çıkacaktır. Olayın başlangıcında suçun ortaya çıkarılmasına sebep olan delil hukuka aykırı olarak elde edilerek, hukuka aykırı olarak ortaya çıkartılan bu delil kullanılarak ikinci bir delil elde edilmiş ise bu delil hükümde kullanılabilecekmidir. Uygulayıcılar ve doktrin tarafından tartışılan ve tartışılması gereken husus hukuka aykırı olarak elde edilen delilin ne olacağı meselesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi incelediği kararlarında, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir delil türünün, iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller de dâhil olmak üzere, kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını ifade etmekte ve delillerin elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere, yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını, Sözleşmedeki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yaptığını, konunun milli hukuk çerçevesinde çözülmesi gerektiğini beyan etmektedir. Mahkeme delillerin değerlendirilmesi noktasında, hukuka aykırılıktan ziyade sözleşmeye aykırılık ve yargılamanın adilliği ve sözleşmeye her aykırılığın yargılamanın adil olmadığı sonucunu kendiliğinden doğurmayacağını, delillerin elde edilme şekli de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı üzerinde durmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle teminat altına alınan hakların korunması ve hayata geçirilmesi evvelemirde üye devletlerin sorumluluğu altındadır. Sözleşme metni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları erişilmeye çalışılan nihai hedefler şeklinde düşünülmemelidir. Mihenk noktası olarak sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu kararların dikkate alınması durumunda kişilerin hak ve hukuklarının korunması yetersiz kalınacağı bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Hülasa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları takip edilmekle birlikte hukuk sistemimizde var olan ve kişilerin hak ve hukukunu korumada yeterli olan düzenlemeleri cihanşümul hukuk kaideleri ile bir bütün olarak yoğurarak mahkemelerimiz tarafından hukuka uygun kararlar oluşturulabileceği muhakkaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli ve 2014/166-514 sayılı kararında, hukuka aykırı olarak yapıldığı kabul edilen aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delillerin, somut olayda ikrarın mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı hususu tartışılarak: “Hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; arama işleminin hukuka aykırı yapılması nedeniyle ele geçirilen ruhsatsız tabancanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınmayacağı, başkaca maddi delillerle desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.” şeklinde karar vererek hukuka aykırı delillerin uzak etkisini kabul etmiş, hukuka aykırı olarak elde edilmiş ilk delil yoluyla elde edilen ikinci delilin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 2013/464 Esas, 2015/132 Karar sayılı kararında “kolluk tarafından aramanın 5271 sayılı CMK’nun aramanın güvenirliliği ile ilgili 119/4. maddesinin “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur” amir hükmüne aykırı olarak o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve arama sonucu elde edilen suça konu mermilerin hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen delilin ve buna ilişkin düzenlenen tutanağın, yerel mahkemece hükme esas alınmasında ve Özel Dairece de bu hükmün onanmasında isabet bulunmamaktadır. Yapılan arama işleminin icrası bakımından hukuka aykırı olduğu kabul edildikten sonra, hukuka aykırı aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delillerin somut olayda mahkûmiyet için yeterli olup olmadığına gelince; Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte hukuka uygun olarak elde edilmiş delillerle ispat edilebilmesidir. Bu itibarla, hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; sanığın tüm aşamalarda suçlamayı, aramada ele geçen şeylerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmediği de gözetildiğinde dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller değerlendirme dışı tutulduğunda sanığın cezalandırılmasına yeterli delil bulunmamaktadır.  Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında yapılan arama işlemi hukuka aykırı olup bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı, dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller değerlendirme dışı tutulduğunda ise sanığın cezalandırılması yeterli başkaca delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.” şeklinde karar vererek hukuka aykırı elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında ise; “5271 sayılı CMK'nın 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" açık, amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama  işlemi  sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu, 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun’un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağının ifade edilerek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağının açıklandığı hususları karşısında arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen ve Yerel Mahkemece mahkûmiyet hükmüne esas alınan delillerin de “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” olduklarının kabulü gerekir.” şeklinde karar vererek hukuka aykırı elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil yasaklarına dair hükümleri, hukuk devleti temel düşüncesiyle, mağdur haklarıyla, devletin etkili soruşturma ve kovuşturma yapma ve uyuşmazlıkları adil, etkin ve süratli bir şekilde çözüme ulaştırmak yönündeki yükümlülükleriyle birlikte, hukuka aykırı delillerin değerlendirilme yasağı düşüncesi iki temel husus üzerinde şekillenmektedir. Vatandaşların hukuki güvenliğini sağlamak ve zabıtanın hukuka uygun çalışmasını temin etmek. Hukuka aykırı delillerin kullanılması ve hükme esas alınması halinde, vatandaşların hukuki güvenliği söz konusu olamayacaktır, dolayısıyla insan hakları ve hukuk devleti kavramlarından bahsedilemeyecektir. Bu sebeple, insan hakları ve hukuk devleti düşüncesinin özümsenmesi için hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi yasağı vazgeçilmez bir temel düşünce olarak karşımıza çıkmaktadır. Zabıtanın delil toplaması sırasında hukuk kurallarına riayet etmemesi ve hukuka aykırı elde edilen bu delillerin karara esas alınması halinde zabıtanın keyfiliğinin önüne geçilmesi imkânı da kalmayacaktır.  Arama işlemi Kanun’un imkân verdiği usullere uygun olarak gerçekleştirilmemişse, suçun maddi unsuru olan ancak hukuka aykırı olarak elde edilen bu deliller sanığa gösterilip, buna karşı diyecekleri sorularak alınan ifadesinin dış müdahaleler olmaksızın, serbest iradeye dayanılarak yapıldığının kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın talep etmesine veya zorunlu müdafi bulunmasının yasal gereklilik olmasına rağmen, müdafi atanmaksızın ya da yasal hakları hatırlatılmadan alınan savunması hukuka uygun olmayacağından, suçunu ikrar etmesi halinde bile delil olarak değerlendirilemeyecektir. Aynı şekilde hukuka aykırı olarak elde edilip, “delil” olma özelliği bulunmayan suç eşyası, suçun sübutuna en büyük delil olarak sanığa gösterilerek alınan “ikrarı” serbest iradeye dayalı sayılamayacağından, hukuk nezdinde bir kıymet atfedilemeyecektir. Usulsüz olarak gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemleri sonucunda elde edilen suçun konusu ve maddi unsuru olan eşya ele geçmeden yapılacak savunma ile ele geçirildikten sonra yapılacak savunmanın muhtemelen aynı olmayacağı düşünülmelidir. Zabıta, Cumhuriyet Savcısı veya Hâkim, hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek, suça konu eşya ele geçmemiş gibi sanıktan ifade vermesini istemeleri halinde, sanığın aynı şekilde suçunu ikrar etmeyeceği kuvvetle muhtemeldir. Velev ki sanık suçun maddi unsuru ortada yokken ikrarda bulunsa, sanığın bu ikrarı soyut kalacağından, mahkûmiyetine yeterli delil olarak kabul edilemeyecektir. Sanığın aleyhine, hukuka aykırı olarak elde edilen delilden sonra alınan ikrarından yola çıkılarak, sanığın bu itiraflarının mahkûmiyetine yeterli ve geçerli kabul edilmesi hukuka uygun değildir. Sanığın ifadesinin, sorgusunun ve savunmasının alındığı aşamalarda, hukuk kurallarına uyulmaksızın yapılan haksız arama sonucu, suç eşyasının ele geçirildiğine ilişkin düzenlenen tutanakların önüne konulması ve böylece bu suçlamadan kurtulma imkânının kalmadığını düşüncesine kapılan sanığın, psikolojik baskı altında yapmış olduğu açıklamaların itiraf kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın hissettiği bu psikolojik baskı ve sıkışmışlık, CMK 148. maddesinde “Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz” şeklinde düzenlenen ve yasak yöntemler sayıldıktan sonra “gibi” kelimesi kullanılarak bu sayılanlara benzer yöntemler kullanılmak suretiyle elde edilen itiraf ve ikrarın hukuk sistemimizdeki düzenlemelere göre kabul görmesi mümkün görünmemektedir. Polis kimliğinin gösterilmesiyle devlet gücünün kullanılması ve bu durum karşısında haklarının ne olduğunu muhtemelen bilmeyen veya haksız muameleye direnemeyen, ruhsal müdahaleye maruz kalan sanıktan, hukuka aykırı arama ile delil elde edilmesi ve bu olaya dair tutulan tutanakların yapılan her işlem sırasında kendisine gösterilerek, psikolojik baskı altına alınmak suretiyle alınan ikrarının, ifade alma ve sorguda yasak usuller arasında sayılacağı, gerçek manada bir ikrar olduğundan söz edilemeyeceği aşikârdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin delillerin kabul edilebilirliğinin taraf devletlerin milli hukuk sistemlerine göre incelenmesi gerektiğini kabulüne binaen, iç hukuk düzenimizde yer almakta olan CMK 206/2-a, CMK 217/2, Anayasa 38/6, CMK 230/1-b maddelerindeki düzenlemeler karşısında, hukuk sistemimizde katı bir şekilde hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin mutlak değerlendirme yasağına tabii tutulmak sureti ile hükme esas alınmamalarının kabul edilmesinin artık bir zorunluluk olduğu açıktır. Aksinin düşünülmesi halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında 116 ila 134. maddeleri, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5 ila 17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli aramada uyulacak kaidelere dair düzenlemeler anlamını kaybedecek, delilin elde edilmesinde yapılacak hukuka veya kanuna aykırılığın önemli veya önemsiz, mutlak veya nispi bir hakkı ihlal etmesi gibi ayrımlar yapılması gerekecektir. Delil kanunda kabul edilen usul hükümlerinin tümü uygulanarak elde edilmelidir. Aksi takdirde, delil elde eden soruşturma ve kovuşturma organlarının bir kısım kanun hükümlerini önemsiz, ihmal edilebilir, ihlali mutlak hakları zedelemeyen gibi ayrımlara tabi tutarak uygulamaması hali söz konusu olur ki, bu durum bir takım kanun hükümlerinin uygulamada yürürlükte kaldırılması sonucunu doğuracak, arama sırasında arama tanıklarının hazır bulundurulmasına ilişkin hükümlerin hiçbir uygulama alanı kalmayacaktır. Arama tanıkları olmasalar da olur şeklinde kabul edilecek bir ayrıntı haline getirilecektir. Uygulamanın bu şekilde yerleşmesi halinde CMK’nın arama tanıklarını düzenleyen hükmü fiilen yürürlükten kalkmış olacak, kişilerin hak ve hukuklarının korunmasında zafiyet oluşacak, hukuk devleti kurallarından ziyade polis devleti kuralları uygulamaya esas olacak, zabıtanın keyfi uygulamalarının denetlenmesi imkânı ortadan kalkacaktır. Hukuk sistemimiz, kolluğun gayrı kanuni uygulamalarını yargılama faaliyeti içerisinde meşru zemine oturtmaya çalışmakla meşgul olacaktır. Evrensel hukuk kaideleri ve iç hukukumuzda bulunan kişilerin hak ve hukuklarını korumak üzere oluşturulmuş bütün düzenlemelerin muradının bu olmayacağı bir hakikattir. Yukarıda tafsilatlı olarak açıkladığım sebeplerle temyiz isteminin esastan reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum. 26.01.2023
7. Ceza Dairesi, 2022/7730 E., 2022/15802 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında CMK’nun 116-134, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli arama;
7. Ceza Dairesi         2022/7730 E.  ,  2022/15802 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 5607 sayılı Yasaya aykırılık HÜKÜM : Beraat, eşyanın müsaderesine Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Suç tarihinde sanığa ait işyerinde yapılan kontrollerde dava konusu 52 paket kaçak sigaranın ele geçirildiği olayda; her ne kadar sanığın işyerinde yapılan aramaya ilişkin bir arama kararı yoksa da, sanığın aşamalardaki savunmalarında suça konu sigaraları satmak için aldığı yönündeki ikrarı dikkate alındığında, müsnet suçtan mahkumiyeti yerine, oluşa uymayan yazılı gerekçe ile beraatine karar verilmesi, Yasaya aykırı olup, katılan kurum vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.11.2022 tarihinde üyeler ... ve ...'in hükmün onanması gerektiğine dair karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi. (M) (M) MUHALEFET ŞERHİ Dosyamızdaki somut olayda, Gaziantep Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı görevlileri ve ... Polis Merkez Amirliği görevlilerinin, sanığa ait işyerinde 03.10.2014 tarihinde saat 19.15 de, usulüne uygun arama kararı alınmadan arama yaptıkları ve suça konu 52 paket muhtelif markalarda gümrük kaçağı sigarayı ele geçirdikleri, Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı görevlileri tarafından Cumhuriyet savcısına 03.10.2014 tarihinde saat 22.00 da arama kararıyla ilgili bilgi verildiği ve savcı görüşme tutanağı düzenlendiği, ... Polis Merkez Amirliği görevlilerinin de 04.10.2104 tarihinde saat 03.00 da Cumhuriyet savcısına aramayla ilgili bilgi verdikleri ve savcı görüşme tutanağı düzenledikleri, her iki savcı görüşme tutanağının da Ceza Muhakemesi Kanunun 161/3 maddesi gereğince Cumhuriyet savcısı tarafından imzalanarak yazılı hale getirilmediği anlaşılmıştır. Sanık kollukta ve mahkemede vermiş olduğu ifadesinde kaçak sigaraları, Suriyeli tanımadığı bir şahıstan satmak üzere aldığını beyan ederek suçunu kabul etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda aramanın hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle sanığın beraatına karar verilmiştir. Dairemizde yapılan denetimde ise “her ne kadar sanığınişyerinde yapılan aramaya ilişkin bir arama kararı yoksa da, sanığın aşamalardaki savunmalarında suça konu sigaraları satmak için aldığı yönünde ikrarı dikkate alındığında, müsnet suçtan mahkûmiyeti yerine, oluşa uymayan yazılı gerekçeyle beraatına karar verilmesi” şeklinde ki gerekçeyle çoğunluk görüşüyle kararın bozulmasına karar verilerek dosya mahalline gönderilmiştir. Delil, hâkimin maddi gerçeği ortaya koymak amacıyla kullandığı ispat araçlarının bütünüdür. Sanığın, tanığın ve 3. kişilerin açıklamaları, yazılı açıklamalar, ses veya görüntü kaydeden cihazların kayıtları delilleri oluşturmaktadır. Türk ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi geçerli sayılmıştır. Ceza yargılamalarında her şey delil olarak kullanılabilmektedir. Bu temel düşünce gereği, hâkim ve savcı delilleri değerlendirme konusunda geniş bir hareket alanına sahiptir. Delillerin araştırılmasında ise hukuk devleti ilkeleri gereği serbestlikten söz edilememektedir. Delillerin tespiti bir takım sınırlar içinde yer almalıdır. Öncelikle bu sınırlar içinde delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Deliller hukuka aykırı olarak elde edilmiş ise hâkim ve savcı bu delilleri değerlendirme dışında tutacaktır. Konuyla ilgili İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde ve hukuk sistemimizde; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 12. maddesinde “Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde “herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin “Mahremiyet hakkı” başlıklı 17. maddesinde; “1. Hiç kimsenin özel ve aile yaşamına, konutuna veya haberleşmesine keyfi veya hukuka aykırı olarak müdahale edilemez; onuru veya itibarı hukuka aykırı saldırılara maruz bırakılamaz. 2. Herkes bu tür saldırılara veya müdahalelere karşı hukuk tarafından korunma hakkına sahiptir.” Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 12. maddesinde ise; “Hiç kimse özel hayatı, ailesi meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.” Anayasa'nın “Özel Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. Maddesinde; Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 6.c fıkrası, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinin 2. fıkrasında “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” 206. maddesinin 2-a bendinde “Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.” Reddolunur. Görüldüğü üzere, Anayasa’dan farklı olarak CMK’ da “kanuna aykırılık” tan değil “hukuka aykırılık” tan bahsedilerek Anayasa’ya nispetle geniş bir düzenleme getirilmiştir. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230/1-b maddesindeki düzenlemesine göre mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde “delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi” gerekir. “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesinin 1. fıkrası i bendi uyarınca “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması” halinde, “temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da hukuka kesin aykırılık var sayılır.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında CMK’nun 116-134, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli arama; Yönetmeliğin 5. maddesinde "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir." Şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenlemelere göre Türk hukuk sisteminde suç, ancak hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilecektir. Arama yapılması, ses kaydı alınması, görsellerin kullanılması, sorgulama yapılması sırasında ve benzer durumlarda delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun arama kararı alınmadan yapılan arama kararları sonucunda elde edilen deliller hukuka uygun olarak elde edilmiş sayılamayacaktır. Hukukçular tarafından hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin kullanılıp kullanılamayacağına dair teoriler ileri sürülmüştür. Bu konuyla ilgili “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.” düşüncesi ilk kez Amerikan Yüksek Mahkemesi hâkimi Frankfurter tarafından kullanılmıştır. Bu düşünce, hukuka aykırı delillerin uzak etkisi veya Anglosakson hukuk sistemindeki “zehirli ağacın meyvesi” olarak adlandırılmıştır. Bu görüş hem Türk hukuk sistemini hem de Kıta Avrupası ülkelerinde ceza muhakemesi hukuku doktrin ve uygulayıcıları önemli şekilde etkilemiştir. Delilerin elde edilmesinden evvel, delillere ulaşma yolunda hukuka aykırı olarak yapılan muameleler neticesinde, ortaya bir delil çıkması halinde bunun hukuka uygunluğu tartışma konusu yapılması gerekmektedir. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delil neticesinde, hukuka uygun olarak elde edilen diğer delillerin muhakeme sırasında kullanılıp kullanılmayacağı, vuzuha kavuşturulması gerekli hukuki bir mesele olarak ortaya çıkacaktır. Olayın başlangıcında suçun ortaya çıkarılmasına sebep olan delil hukuka aykırı olarak elde edilerek, hukuka aykırı olarak ortaya çıkartılan bu delil kullanılarak ikinci bir delil elde edilmiş ise bu delil hükümde kullanılabilecek midir. Uygulayıcılar ve doktrin tarafından tartışılan ve tartışılması gereken husus hukuka aykırı elde delilin ne olacağı meselesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İncelediği kararlarında, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir delil türünün, iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller de dâhil olmak üzere, kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını ifade etmekte ve delillerin elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere, yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını, Sözleşme’ deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yaptığını, konunun milli hukuk çerçevesinde çözülmesi gerektiğini beyan etmektedir. Mahkeme delillerin değerlendirilmesi noktasında, hukuka aykırılıktan ziyade sözleşmeye aykırılık ve yargılamanın adilliği ve sözleşmeye her aykırılığın yargılamanın adil olmadığı sonucunu kendiliğinden doğurmayacağını, delillerin elde edilme şekli de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı üzerinde durmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle teminat altına alınan hakların korunması ve hayata geçirilmesi evvelemirde üye devletlerin sorumluluğu altındadır. Sözleşme metni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları erişilmeye çalışılan nihai hedefler şeklinde düşünülmemelidir. Mihenk noktası olarak sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararların dikkate alınması durumunda kişilerin hak ve hukuklarının korunması yetersiz kalınacağı bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Hülasa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları takip edilmekle birlikte hukuk sistemimizde var olan ve kişilerin hak ve hukukunu korumada yeterli olan düzenlemeleri cihanşümul hukuk kaideleri ile bir bütün olarak yoğurarak mahkemelerimiz tarafından hukuka uygun kararlar oluşturulabileceği muhakkaktır. Anayasa Mahkemesinin 2013/6183 başvuru numaralı, 19/11/2014 tarihli delil yasakları ile ilgili bireysel başvuru kararında; “Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.” şeklinde karar vermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 25.11.2014 tarih ve 2014/166-514 sayılı kararında, hukuka aykırı olarak yapıldığı kabul edilen aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delillerin, somut olayda ikrarın mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı hususu tartışılarak: “Hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; arama işleminin hukuka aykırı yapılması nedeniyle ele geçirilen ruhsatsız tabancanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınmayacağı, başkaca maddi delillerle desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.” şeklinde karar vererek hukuka aykırı delillerin uzak etkisini kabul etmiş, hukuka aykırı olarak elde edilmiş ilk delil yoluyla elde edilen ikinci delilin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Anayasa’nın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil yasaklarına dair hükümleri, hukuk devleti temel düşüncesiyle, mağdur haklarıyla, devletin etkili soruşturma ve kovuşturma yapma ve uyuşmazlıkları adil, etkin ve süratli bir şekilde çözüme ulaştırmak yönündeki yükümlülükleriyle birlikte, hukuka aykırı delillerin değerlendirilme yasağı düşüncesi iki temel husus üzerinde şekillenmektedir.Vatandaşların hukuki güvenliğini sağlamak ve zabıtanın hukuka uygun çalışmasını temin etmek. Hukuka aykırı delillerin kullanılması ve hükme esas alınması halinde, vatandaşların hukuki güvenliği söz konusu olamayacaktır, dolayısıyla insan hakları ve hukuk devleti kavramlarından bahsedilemeyecektir. Bu sebeple, insan hakları ve hukuk devleti düşüncesinin özümsenmesi için hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi yasağı vazgeçilmez bir temel düşünce olarak karşımıza çıkmaktadır. Zabıtanın delil toplaması sırasında hukuk kurallarına riayet etmemesi ve hukuka aykırı elde edilen bu delillerin karara esas alınması halinde zabıtanın keyfiliğinin önüne geçilmesi imkânı da kalmayacaktır. Arama işlemi Kanun’un imkân verdiği usullere uygun olarak gerçekleştirilmemişse, suçun maddi unsuru olan ancak hukuka aykırı olarak elde edilen bu deliller sanığa gösterilip, buna karşı diyecekleri sorularak alınan ifadesinin dış müdahaleler olmaksızın, serbest iradeye dayanılarak yapıldığının kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın talep etmesine veya zorunlu müdafi bulunmasının yasal gereklilik olmasına rağmen, müdafi atanmaksızın ya da yasal hakları hatırlatılmadan alınan savunması hukuka uygun olmayacağından, suçunu ikrar etmesi halinde bile delil olarak değerlendirilemeyecektir. Aynı şekilde hukuka aykırı olarak elde edilip, “delil” olma özelliği bulunmayan suç eşyası, suçun sübutuna en büyük delil olarak sanığa gösterilerek alınan “ikrarı” serbest iradeye dayalı sayılamayacağından, hukuk nezdinde bir kıymet atfedilemeyecektir. Usulsüz olarak gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemleri sonucunda elde edilen suçun konusu ve maddi unsuru olan eşya ele geçmeden yapılacak savunma ile ele geçirildikten sonra yapılacak savunmanın muhtemelen aynı olmayacağı düşünülmelidir. Zabıta, Cumhuriyet Savcısı veya Hâkim, hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek, suça konu eşya ele geçmemiş gibi sanıktan ifade vermesini istemeleri halinde, sanığın aynı şekilde suçunu ikrar etmeyeceği kuvvetle muhtemeldir. Velev ki sanık suçun maddi unsuru ortada yokken ikrarda bulunsa, sanığın bu ikrarı soyut kalacağından, mahkûmiyetine yeterli delil olarak kabul edilemeyecektir. Sanığın aleyhine, hukuka aykırı olarak elde edilen delilden sonra alınan ikrarından yola çıkılarak, sanığın bu itiraflarının mahkûmiyetine yeterli ve geçerli kabul edilmesi hukuka uygun değildir. Sanığın ifadesinin, sorgusunun ve savunmasının alındığı aşamalarda, hukuk kurallarına uyulmaksızın yapılan haksız arama sonucu, suç eşyasının ele geçirildiğine ilişkin düzenlenen tutanakların önüne konulması ve böylece bu suçlamadan kurtulma imkânının kalmadığını düşüncesine kapılan sanığın, psikolojik baskı altında yapmış olduğu açıklamaların itiraf kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın hissettiği bu psikolojik baskı ve sıkışmışlık, CMK 148. maddesinde “ Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz” şeklinde düzenlenen ve yasak yöntemler sayıldıktan sonra “gibi” kelimesi kullanılarak bu sayılanlara benzer yöntemler kullanılmak suretiyle elde edilen itiraf ve ikrarın hukuk sistemimizdeki düzenlemelere göre kabul görmesi mümkün görünmemektedir. Polis kimliğinin gösterilmesiyle devlet gücünün kullanılması ve bu durum karşısında haklarının ne olduğunu muhtemelen bilmeyen veya haksız muameleye direnemeyen, ruhsal müdahaleye maruz kalan sanıktan, hukuka aykırı arama ile delil elde edilmesi ve bu olaya dair tutulan tutanakların yapılan her işlem sırasında kendisine gösterilerek, psikolojik baskı altına alınmak suretiyle alınan ikrarının, ifade alma ve sorguda yasak usuller arasında sayılacağı, gerçek manada bir ikrar olduğundan söz edilemeyeceği aşikârdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin delillerin kabul edilebilirliğinin taraf devletlerin milli hukuk sistemlerine göre incelenmesi gerektiğini kabulüne binaen, iç hukuk düzenimizde yer almakta olan CMK 206/2-a, CMK 217/2, Anayasa 38/6, CMK 230/1-b maddelerindeki düzenlemeler karşısında, hukuk sistemimizde katı bir şekilde hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin mutlak değerlendirme yasağına tabii tutulmak sureti ile hükme esas alınmamalarının kabul edilmesinin artık bir zorunluluk olduğu açıktır. Aksinin düşünülmesi halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında 116 ila 134. maddeleri, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5 ila 17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli aramada uyulacak kaidelere dair düzenlemeler anlamını kaybedecek, kişilerin hak ve hukuklarının korunmasında zafiyet oluşacak, hukuk devleti kurallarından ziyade polis devleti kuralları uygulamaya esas olacak, kolluğun keyfi uygulamalarının denetlenmesi imkânı ortadan kalkacaktır. Hukuk sistemimiz, kolluğun gayrı kanuni uygulamalarını yargılama faaliyeti içerisinde meşru zemine oturtmaya çalışmakla meşgul olacaktır. Evrensel hukuk kaideleri ve iç hukukumuzda bulunan kişilerin hak ve hukuklarını korumak üzere oluşturulmuş bütün düzenlemelerin muradının bu olmayacağı bir hakikattir. Sanık hakkında hukuka aykırı elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle, yukarıda açıkladığımız sebeplerle kararın onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyoruz.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Elkoyma işlemi hakim kararı olmaksızın yapılmışsa, hakim onayı için süre sınırı nedir?

A) İşlemden itibaren 24 saat içinde onaya sunulur, hakim 24 saat içinde karar verir.
B) İşlemden itibaren 24 saat içinde onaya sunulur, hakim 48 saat içinde karar verir.
C) İşlemden itibaren 48 saat içinde onaya sunulur.
D) Onay gerekmez.
E) İşlemden itibaren 3 gün içinde.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol