Ceza Muhakemesi Kanunu 147. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 147 – (1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.
g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.
i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:
1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.
2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.
4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.
İfade alma ve sorguda yasak usuller
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
107 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/578 E., 2022/52 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
CMK'nın 147. maddesinde ifade alma ve sorgunun tarzının nasıl yapılacağı ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Ceza Genel Kurulu 2019/578 E. , 2022/52 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Sanık ... hakkında maktul ...'a yönelik tasarlayarak kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-a, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin ... (Kapatılan) 13. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) verilen 08.12.2009 tarihli ve 317-391 sayılı karar tarihi itibarıyla hükmedilen ceza miktarı yönünden resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyası inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.03.2011 tarih ve 7277-1122 sayı ile;
"...Sanık ... hakkında, CMK'nın 250. maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemesince, 4422 sayılı Kanun'un 1/1-2 maddesi uyarınca açılan 'çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak' suçundan beraat kararı verilmesi, tasarlayarak adam öldürme ve 6136 sayılı Yasa'ya aykırılık suçlarının örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan olmadığının kabul edilmesi, Özel Ağır Ceza Mahkemesinin yargılama yönteminin kendisine özgü ve belli suçlarla sınırlı olması karşısında, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2010 gün ve 2009/111-38 sayılı kararında da açıklandığı üzere, dosyanın görevsizlik kararı ile yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi gerektiğinin düşünülmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan ... (Kapatılan) 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) 04.04.2011 tarih ve 70-62 sayı ile görevsizlik kararı vererek dosyayı gönderdiği ... 9. Ağır Ceza Mahkemesince 25.10.2011 tarih, 131-341 sayı ve oy çokluğuyla; sanık ...'ın maktul ...'a yönelik tasarlayarak kasten öldürme suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiş, katılanlar Gülşen Bulut ve ... (Bulut) tarafından temyiz başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.01.2014 tarih ve 1221-206 sayı ile;
"...Dosya içinde bulunan ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/580 esas, 2009/746 sayılı kararında sanık ... hakkında 6136 sayılı Yasa'ya aykırılık suçundan hüküm kurulduğu, suç tarihinin 24.11.2005 olup ele geçen tabancanın emanete alındığı anlaşılmakla, ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/580 Esas, 2009/746 sayılı kararında bahsi geçen tabanca ile dosyada emanete alınan ve olay yerinde ele geçen 4 adet kovan ile 2 adet çekirdeğin bu silahtan atılıp atılmadığının araştırılıp, bu hususta ekspertiz raporu alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeyerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan ... 9. Ağır Ceza Mahkemesince 24.12.2015 tarih, 85-468 sayı ve oy çokluğuyla sanığın TCK'nın 82/1-a, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin verilen ve karar tarihi itibarıyla hükmedilen ceza miktarı yönünden resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyası inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.11.2017 tarih, 3557-4141 sayı ve oy çokluğu ile hükmün onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyeleri...
“11.10.2005 tarihinde ... isimli kişinin ateşli silahla öldürüldüğü, olaya ilişkin görgü tanığının olmadığı kuşkusuzdur.
O gece silah sesleri üzerine balkona çıkan ..., koyu renkli bir aracın hızla uzaklaştığını söylemiştir.
Tanık Havva’nın bu beyanı kesin delil niteliğinde değildir. Kaldı ki silah seslerini duyup balkona çıkana kadar olayda kullanılan aracın uzaklaşıp, Havva’nın balkona çıktığı an bir başka aracın olay yerinden geçmesi de mümkündür.
CMK'nın 147. maddesinde ifade alma ve sorgunun tarzının nasıl yapılacağı ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
CMK'nın 150. maddesinde müdafii görevlendirilmesi gereken haller belirtilmiş, bu maddenin 3. fıkrasında “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada müdafii bulundurulmasının zorunlu olduğu açıklanmıştır.
CMK'nın 148. maddesinde “ifade alma ve sorguda yasak usuller” düzenlemiş, bu maddenin dördüncü fıkrasında müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz denilmiştir.
Bu kanuni düzenlemeler ve 31.05.2006 tarihli tutanak birlikte değerlendirildiğinde;
- Şüpheli ...’a CMK'nın 147. maddesindeki haklarının hatırlatılmadığı,
- İsnat edilen tasarlayarak veya kasten öldürme suçunun cezasının alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirdiği hâlde müdafi bulundurulmadığı,
- Sanık ...’ın 31.05.2006 tarihli tutanak içeriğini hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulamadığı açık olduğundan 31.05.2006 tarihli tutanak hiçbir şekilde ... ifadesi olarak kabul edilemez ve hükme esas alınamaz.
Tutanak tanzim eden emniyet görevlileri, tutanak içeriğinin doğru olduğunu beyan etmiş iseler de; tutanağın doğru olmadığını, yani sahte tutanak tuttuklarını söylemeleri beklenemeyeceği gibi, onların tutanak içeriğinin doğru olduğunu söylemeleri tutanağı yasal hâle getirmez.
Bu tutanak ve içerdiği ikrar hükme esas alınamayacağına, tanıklar Havva ve... beyanları mahkûmiyete yeterli olmayacağına göre, sanık aleyhinde tek delil çalıntı olduğu anlaşılan araçta bulunan sigara izmaritleridir.
Birçok suçtan sabıkası, kesinleşmiş mahkûmiyetleri bulunan, çok defa cezaevine girip çıkan bir kişinin ... ... ilçesinde öldürme eylemini gerçekleştirip 150 km. uzaktaki ... ilçesine kadar suçta kullandığı silah ve çalıntı araçla gitmesi mantıklı olamaz. Suç işleme eğilimli böyle bir kişi suç alet ve aracını uygun yerde terk eder, yok eder.
... ilçesinde yakalanan araçta bulunan kişi tanık...’dir. ... sanık ...’ı kesinlikle tanımadığını beyan etmiştir.
... ilçesinde yakalanan araçtaki 7 adet sigara izmaritinden altısı üzerindeki genotiplerin sanık ...’a ait olduğu anlaşılmışsa da, çalıntı olduğu anlaşılan bu aracı sanık ...’ın olaydan önceki tarihlerde kullanması mümkündür. ... ... ilçesinde gerçekleşen öldürme olayını gerçekleştiren kişinin sadece bu sigara izmaritlerine göre tesbiti mümkün değildir. Öldürme eylemi sanık ... tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği gibi, sanık ... dışındaki kişi veya kişiler tarafından da gerçekleştirilmiş olabilir. Bu husus kesin bir şekilde tesbit edilememiş olup kuşku söz konusu olduğundan beraatine karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.06.2019 tarih ve 47204 sayı ile;
"...“Karşı oy kullanan üyelerin karşı oy gerekçelerinde de belirttikleri üzere sanığın üzerine atılı suçu işlediğine yönelik, her türlü şüpheden uzak, mahkûmiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığından, 'tasarlayarak öldürme' suçundan beraatına karar verilmesi," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.10.2019 tarih, 2648-4170 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında suç işlemek amacı ile kurulmuş örgüte üye olmak, genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak taşımak suçlarından verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece düşme kararı verilerek kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında maktul ...'u tasarlayarak öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı tasarlayarak kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
11.10.2005 tarihinde saat 01.30’ta düzenlenen tutanakta; aynı tarihte saat 00.30 sıralarında Haber Merkezinin Denizköşkler Mahallesi, Güray Sokak içerisinde silahla yaralama olayının olduğunu telsiz anonsu ile bildirmesi üzerine.... kod no’lu ekibin olay yerine intikal ettiği, Güray Sokak, 36 numaralı binanın merdiven ve kapı girişi üzerinde kan görüldüğü, olay mahallinin emniyet şeridi ile muhafaza altına alındığı, yapılan ilk araştırmada ... ili, ...ilçesi nüfusuna kayıtlı Yusuf oğlu 1952 doğumlu Muzaffer Sami Bulut isimli şahsın koyu renkli bir otodan açılan ateş sonucunda yaralandığı, yaralanan şahsın komşuları tarafından ... Vatan Hastanesine götürüldüğünün öğrenildiğinin ifade edildiği,
11.10.2005 tarihinde saat 00.40’ta düzenlenen olay yeri inceleme raporunda; aynı tarihte saat 00.20 sıralarında Haber Merkezinin Denizköşkler Mahallesi, Güray Sokak içerisinde silahla yaralama olayının olduğunu telsiz anonsu ile bildirmesi üzerine olay yerine intikal edildiği, 7265 ve 72222 kod no’lu ekiplerin de olay yerinde olduğu, olay yerinin güvenlik bandı ile çevrildiği, karşı binanın kapısı önünde kalabalığın biriktiği, olay yeri merkezinin Güray Sokak, 36 numaralı binanın önü olduğu, bina kapısı girişi önünde yaralanan şahsa ait kan birikintisinin ve yanında bir adet “FABRIQUE NATIONALE HERSTAL BELGIQUE BROWNING’S PATENT DEPOSE CAL 9 mm 245 PV 34337 T.C. POLIS” ibareli tabanca olduğu, üzerinde yapılan incelemede parmak izi tespit edilemediği, söz konusu silahın sağ kabza plastiğinin üst kısmından kırılmış olduğu ve sürgü kısmı sıkışmış olduğundan mekanizmasının çalışmadığı, bu yüzden mermi yatağı kontrolü yapılamadığı, silahın şarjöründe sekiz adet fişeğin olduğu, bina önünde asfalt zemin üzerinde sokak içerisine dağılmış vaziyette dört adet kovan ve bir adet çekirdeğin bulunduğu, çevredeki vatandaşlardan alınan bilgide şahsın isminin ... olduğu ve 36 numaralı binada ikamet ettiği, silah sesleri üzerine dışarıya çıktıklarında şahsı yerde yatar vaziyette gördüklerini, binadan çıkan komşularınca hastaneye kaldırıldığının öğrenildiği, aile efradının aşırı panikli olması sebebiyle olay yerinden ayrıntılı bilgi alınamadığı, olay yerinde bulunan ekiplerden şahsın kaldırıldığı hastanede öldüğü bilginin alındığı, bunun üzerine şahsın kaldırıldığı Özel Vatan Hastanesine saat 01.30 sıralarında intikal edildiği, hastane morguna inildiği, 172 cm boyunda, yaklaşık 85 kg ağırlığında, beyaz tenli, alnı geriye doğru açık, kısa kestane rengi saçlı, siyah bıyıklı, kahverengi gözlü, çıplak erkek şahsın yapılan incelemesinde, sağ karın üst boşluğundan mermi giriş deliğinin, sol arka yan tarafından çıkış deliğinin, ayrıca sol kalçadan ve sağ omuzdan mermi giriş deliğinin olduğunun görüldüğü, hastane görevlileri tarafından üzerinden çıkarılan elbiselerinden ceketi ve el svapları usulüne uygun olarak alındığı, olay yerinin 23 kare fotoğrafının çekildiği tespitlerine yer verildiği,
11.10.2005 tarihinde ölü muayene tutanağında; aynı tarihte saat 00.30 sıralarında yaralanarak Vatan Hastanesine kaldırılan ve aynı tarihte saat 01.00 sıralarında hayatını kaybettiği bildirilen maktulün cesedi üzerinde yapılan ölü muayenesinde, kimlik tanığı ... Bulut “Kendime gösterilen cesedi dikkatlice inceledim. 1952 doğumlu kardeşim ...’a ait olduğunu kesin olarak teşhis ettim.” dediği, hastane morgunda bulunan cesedin 175 cm boyunda kahverengi gözlü, takriben 85 kg ağırlığında, bıyıklı, alnı açık, saçları geriye doğru taranmış, siyah saçlı, kumral tenli erkek cesedinde ölü katılığı ve ölü morluğunun henüz oluşmadığı, sağ üst kadran sağ kol omuz hizası alt bölge sol kalça giriş deliğine benzer görüntülü mermi deliği yine sırt bölgesinde mermi deliği olduğu, başka bir bulguya rastlanmadığı, kesin ölüm sebebi ve giriş çıkış deliklerinin tespitinin yapılacak sistematik otopsi ile mümkün olduğu tespitlerine yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 15.12.2005 tarihli otopsi raporunda; 11.10.2005 tarihinde silahlı mermi çekirdeği yaralanması sonucu ölen maktul ...'un cesedinde kanda alkol, kanda ve idrarda uyutucu ve uyuşturucu maddelerin bulunmadığı, vücuduna 2 adet ateşli silah mermi çekirdeğinin isabet ettiği, oluşturdukları yaralanmaların müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, 3 ve 4 no’lu atışların bitişik atış mesafesi dışından yapılmış olduğu, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iliak kemik ve kot kırıklarıyla birlikte iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği tespitlerine yer verildiği,
... 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 11.10.2005 tarih ve 566 değişik ... sayılı kararı ile; olay yerinde elde edilen 1 adet BROWING marka, 9 mm çaplı, .... seri no’lu silah ve silaha ait 8 adet dolu fişek, 4 adet boş kovan, 1 adet mermi çekirdeğine, maktulün üzerinde bulunan bir adet mermi çekirdeğine, maktulden alınan el svap örneklerine ve ceketine CMK’nın 127/1. maddesi gereği el konulduğu,
14.10.2005 tarihli ekspertiz raporunda; ...numaralı silahın, 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar, Belçika yapısı, Browning marka, sürgüsünün sağ yüzeyinde “T.C POLİS” ibareleri bulunan yarı otomatik tabanca olduğu, kovan atma boşluğunun alt bölümü ile çerçevesi sağ yüzeyinin kovan atma boşluğunun alt kısmına gelen bölümlerinin kısmen deforme olması sebebiyle sürgüsünün çerçevesi üzerinde ileri geri hareket edemediği, ancak inceleme konusu tabancanın kovan atma boşluğunun alt bölümü ile çerçevesi sağ yüzeyinin kovan atma boşluğunun alt kısmına gelen bölümleri üzerindeki deformasyonlarının basit bir ameliye ile laboratuvarda giderildiği, ardından sürgüsünün çerçevesi üzerinde hareket ettiği, çap ve tipine uygun fişekleri patlattığı, silahla birlikte gönderilen 8 adet fişeğin, 9 mm çaplı Parabellum tipi olduğu, çap ve tiplerine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edildikleri, bu fişekler ile birlikte gönderilen tabanca ile deneme ve mukayese atışlarında kullanıldığı ve fişeklerin patladıklarının görüldüğü, bu hâlleri ile 6136 sayılı Yasa kapsamında yasak niteliği haiz ateşli fişeklerden olduğu, 4 adet kovan, iki adet deforme mermi çekirdeği ve 2 adet mermi çekirdeği gömleği parçasının; “ 245PV34337” numaralı, 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar, Belçika yapısı, Browning marka, sürgüsü sağ yüzeyinde “T.C POLİS” ibareleri bulunan yarı otomatik tabancadan atılmadığı, inceleme konusu tabancadan atılmadıkları tespit edilen 4 adet kovan, aynı çaplı 2 adet deforme mermi çekirdeği ve aynı çaplı 2 adet mermi çekirdeği gömleği parçası, 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar silahlarda kullanılmak üzere imal edildiği, tek bir ateşli silahtan atıldıkları, 6136 sayılı Yasa kapsamında yasak nitelikte oldukları, suç konusu 4 adet kovan, 2 adet deforme mermi çekirdeği ve 2 adet mermi çekirdeği gömleği parçasının silahı tespit edilemeyen olaylar arşivine Kod No:24109 sırasında geçici olarak beklemeye alındıklarının ifade edildiği,
30.05.2006 tarihli ev arama tutanağında; aynı tarihte saat 19.00 sıralarında Haber Merkezine gelen ismini bildirmeyen telefon ihbarı ile gasp, yaralama, adam kaldırma suçlarından aranan ve hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan ... isimli şahsın Kanarya Mahallesi, Tarlakuşu Sokak, 4 numaralı binaya girdiğini bildirdiği, adı geçen şahsın yakalanabilmesi için ... 4. Sulh Ceza Mahkemesinden alınan 2006/518 değişik ... sayılı arama kararı uyarınca 2 ve 3 numaralı dairelerde arama yapılırken 6 numaralı dairede ikamet eden ismini sonradan ... Gülbahar olduğu öğrenilen bayanın sanık ...’ın evine zorla girdiğini ve kendini dışarıya attığını beyan etmesi üzerine belirtilen daireye girildiği, ardiye olarak kullanılan yerde yakalandığı,
... Asayiş Büro Amirliği polis memurları,,,Nihat Toprak, Alaiddin Kahveci, Talip Acer, ... Aytekin, Veli Gider, Musa Uslu ve sanık ... tarafından imzalanan 30.05.2006 tarihli yakalama ve üst arama tutanağında;" 30.05.2006 günü saat 20.00 sıralarında, hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/502 sayılarına kayden, ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/9 müt sayılı kararı İle 2 yıl 2 ay 7 gün hapis cezası ve cezaevi firarisi olarak ve ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/3115 iç ilamat sayılarına kayden ... 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/321 esas sayısıyla 1 yıl 8 ay hapis cezası ile yakalama müzekkereli olarak aranmakta olan ve idaremiz ... Kanarya Mahallesi,Tavuskuşu Caddesi, Tarlakuşu Sokak No:4/2-3 sayılı yerde ikamet ettiği anlaşılan ... isimli şahsın yakalanabilmesi için, ... 4. Sulh Ceza Mahkemesinden alınan 2006/518 sayılı arama kararı ile idaremiz ... Tarlakuşu Sokak No:4/2 sayılı yerdeki daireye gelinmiş, kapı usulüne göre çalınmış, kapıyı açan ...'ın annesi ... Saral'a karar gösterilmiş ve söz konusu dairede usulüne uygun arama yapılmış, ...'ın olmadığı görülmesi üzerine, yine aynı binanın 3 no'lu dairesine gidilmiş, kapı çalınmış, ikamet eden ...'ın akrabası olan ... Gülbahar'ın kapıyı açması üzerine, karar kendisine gösterilerek konu anlatılmış ve içeri girildiğinde, iki oda bir salondan ibaret olan dairenin, girişte sağda bulunan küçük bir odaya bakıldığında ... isimli şahsın saklandığı görülmesi üzerine, adı geçen aslen ... ili, ... ilçesi, Kanarya Mahallesi nüfusuna kayıtlı, Arslan ve ... oğlu ... 1973 doğumlu ... isimli şahıs tarafımızdan tüm yasal hakları (müdafi tayin hakkının bulunduğu ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafi tayin edebilecek durumda değilse, barodan müdafi talep edileceği, yakalandığını yakınlarından istediğine haber verileceği, isnat edilen suçlamalar hakkında susma hakkının olduğu ve ifade özgürlüğünün bulunduğu) yüksek sesle kendisine hatırlatıldıktan sonra yakalanmış, adı geçenin yapılan üst aramasında,1 adet A82096079 seri no'lu 50 YTL,1 adet C60Ö53749 seri no'lu 20 YTL,1 adet C90718291 seri no'lu 10 YTL,1 adet C45244640 seri no'lu 10 YTL,1 adet .... 10 YTL,1 adet 87376966 seri no'lu 5 YTL,1 adet .... seri no'lu 5YTL toplam: 110 YTL, 1 adet ....nolu sim kart,l adet .... nolu Sim kart, l adet ev kapı anahtarı,1 adet siyah deri cüzdan ve kartvizitler, 1 adet kahverengi deri ..., 1 adet çakmak ve 1 adet sürücü belgesi zuhur etmiş, adı geçen şahıs ekip otosu ile büromuza getirildiği esnada, yakalandığı esnada tüm yasal haklan kendisine hatırlatıldığı hâlde özgür iradesi ile biz görevlilere, tarihten üç dört ay kadar evvel bir kandil akşamı ... ilçesinde bulunan ...e ait otoparkı ölen amcası ... Saral'ın intikamını almak için yanında tanımadığı iki kişiyle birlikte kurşunî renkli Hyundai oto ile giderek bombaladığını ve otonun içinde iki kaleşnikof, 1 Uzi marka ve 3 adet el bombası olduğunu, bu bombalardan birisini otoparka attığını, silahları oto ile bıraktığını ve yaya olarak kaçtığını beyan etmiş, yapılan tetkikinde;
I- 24.11.2006 günü idaremiz Kanarya Mahallesi, Sülün Caddesi No:47 sayılı yer önlerinde meydana gelen ... Mengeş isimli şahsın silahla yaralanması olayından firar olarak arandığı.
2- 07.05.2005 günü idaremiz dahilinde meydana gelen ... Harman isimli şahsın kaçırılması olayı ile ilgili firar olarak arandığı.
3- 21.05.2006 günü idaremiz dahilinde meydana gelen Akif Kapar'ın kaçırılması olayının firarisi olarak arandığı,
4- 15.05.2006 günü idaremiz dâhilinde meydana gelen müşteki ... Arduçoğlu'nun 34 SP 522 plakalı otosunun emniyeti suistimal suretiyle çalınması olayının firarisi olarak arandığı.
5- 25.02.2006 günü idaremiz Kanarya Mahallesi, Balıkçın Caddesi No:72 sayılı yerde meydana gelen ... Ezgi isimli şahsın ikametgâhının ızrar edilmesi olayının firarisi olarak arandığı,
6- 25.02.2006 günü idaremiz... No:72 karşısında park hâlinde bulunan ... Ertem'in 34 UG 696 plakalı otosunun ızrar edilmesi olayının firarisi olarak arandığı anlaşılmış,
Adı geçen gerekli tahkikat için, büromuza getirilerek işbu yakalama ve üst arama tutanağı tanzimle birlikte imzalanmıştır. 30.05.2006 saat 20.30",
... Asayiş Büro Amirliğinde Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü polis memurları ... tarafından 30.05.2006 tarihinde saat 23.20'de mülakat sonrası düzenlenen ve imzalanan tutanakta; "30.05.2006 günü saat 20.40 sıralarında, hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/502 sayılarına kayden, ... 1. ACM'nin 2006/9 müt sayılı kararı ile 2 yıl 2 ay 7 gün hapis cezası ve cezaevi firarisi olarak ve ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/3115 iç ilamat sayılarına kayden, ... 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/321 esas sayısıyla 1 yıl 8 ay hapis cezası ile yakalama müzekkereli olarak aranmakta olan, ... ili, ... ilçesi nüfusuna kayıtlı, Arslan ve ... oğlu 1973 doğumlu ... isimli şahsı ... Asayiş Büro Amirliği ekipleri tarafından yakalandığı, yakalandığı esnada görevlilere 'Tarihten üç dört ay kadar evvel bir kandil akşamı ... ilçesinde bulunan ...e ait otoparkı, ölen amcası ... Saral'ın intikamını almak için yanında tanımadığı iki kişiyle birlikte, kurşuni renkli Hyundai oto ile giderek bombaladığını ve otonun içinde iki kalaşnikof, l Uzi marka ve 3 adet el bombası olduğunu, bu el bombalarından birisini otoparka attığını, silahları oto ile bıraktığını, yaya olarak kaçtığını beyan ettiği ve yakalama tutanağına bu şekilde geçtiği Şube Müdürlüğümüze bildirilmesi üzerine, bahse konu olayın tahkikatı Şube Müdürlüğümüzce yürütüldüğünden dolayı, şahıs ile görüşmek için ... Asayiş Büro Amirliğine gelindi;
Yakalama tutanağının şubemize bildirildiği şekilde tutulduğu görüldü.
Şahısla ... Asayiş Büro Amirliğinde tüm yasal hakları hatırlatılarak yapılan görüşme de:
2004 yılında silah ile yaralama olayından hükümlü olarak yattığı ... Cezaevinden kaçtığını, ilimiz ... ilçesinde ....'da babasının amca çocuğu ... Saral'ın villasında ve yatında yaptığı görüşmeler esnasında kendisine 2 keleş tabir edilen tüfek, bir tane Uzi tabir edilen tabancaya benzer bir tabanca, 3 tane el bombası, 2 el yapımı 9 mm çaplı tabanca ve bir adet C,, tabir edilen tabanca verdiğini, malzemeleri saklamasını istediğini, kendisine 'Gümüş' kod'u söyleyen şahıslara istedikleri malzemeyi vermesini istediğini, kendisinden bu malzemeleri alarak evinde sakladığını, daha sonra yapmış oldukları bir görüşmede, ... ili halkından olan ve daha önce cinayet bürosunda çalıştığını, ... ilçesinde ikamet ettiğini bildiği ... isimli şahsı kendilerinin ...'da bulunan Petrol şirketi çalışanlarını orada bulunan adamları aracılığı ile rahatsız edip haraç para istediğini, kendilerinden kimsenin haraç isteyip rahatsız edemiyeceğini beyanla bu şahsı öldürmesini istediğini fakat firar olduğu dönemde bu olayı gerçekleştiremeden yakalandığını, Metris daha sonra ... Cezaevinde hükümlü olarak kaldığını, cezaevinde olduğu dönem içerisinde ... Saral'ın kendisine emanet olarak verdiği silahların kendi evinin bodrumunda saklı olarak kaldığını, bu dönem içerisinde Sedat...ile ... Saral arasında meydana gelen olaylardan dolayı, ... Saral'ın İtalya'da öldürüldüğünü, 2005 yılının içerisinde cezaevinden tahliye olduğunu, 2005 yılı ... ayı içerisinde daha önce ... Saral'ın kendisinden öldürmesini istediği, ... isimli şahsı .... Mahallesi'nde bulunan evini takip ettiğini, aynı gün akşam saat 19.00 sıralarında şahsı evinden çıkarken gerçekleştireceğini, fakat denk gelmediğini, takibe devam ettiğini, aynı gece tahminen saat 24.20 sıralarında evinin önünden geçerken şahsın otosuyla geldiğini, kendisine yol vermek için geri çıktığını, şahıs otosunu park edip ikamet ettiği binanın giriş merdivenlerine çıktığı esnada, olay yerine gittiği çenç olan lacivert renkli Renault 19 marka otosu ile binanın önüne gelip, otosundan inmeden, 'Bana bak, bizden kimse haraç isteyemez.' diye bağırarak üç veya dört el ateş ettiğjni, bilahare olay yerinden kaçtığını bu olayı daha önce ... Saral'dan aldığı CZ 75 tabir edilen 9 mm çaplı tabancayla gerçekleştirdiğini, bu tabancayı bilahare balyozla ezip, Sefaköy evlerinin daha yapılmadan dağıtım çukurlarına attığını, buradan çok sayıda hafriyat alındığından yer gösterse de silahın bulunamayacağını, hatta o gece kullandığı otoyla ... ili, ... ilçesinde gece saat 04.00 sıralarında, polisler ile kovalamacaya girdiğini, kendisinin otoyu terk edip kaçtığını, otoda bulunan bir erkek ve bir bayan şahsın yakalandığını, hatta otoda bir şarjörünün kaldığını;
Bu olaydan bir ay kadar sonra ... Denizköşkler, Mavi Deniz restoranın yakınlarında, yaya olarak giderken burada bulunan bir türkü evinden çıkan bir şahıs ile münakaşaya girdiğinden dolayı, daha önceden ... Saral'dan aldığı el yapımı 9 mm çaplı tabancayla şahsın sol karın boşluğuna doğru bir el ateş ettiğini, bilahare olay yerinden boş kovanı alarak kaçtığını, bu şahsın ismini bilmediğini fakat olaydan sonra takip ettiği kadarıyla, Medicana Hastanesine götürüldüğü ve bilahare buradan Çapa Hastanesine sevk yapıldığı ve daha sonrada Hastaneden kaçtığını öğrendiğini, bu şahsın sahte kimlik kullandığını öğrendiğini, bu tabancayı ... Kanarya'da kiralık bir otoda polise yakalanacağını anlayınca bırakıp kaçtığını,
... Saral'dan aldığı el yapımı diğer tabancayla da yine ... Kanarya Mahallesi'nde ... Mengeç isimli şahsa 6-7 el silahla ateş ederek yaraladığını, bu tabancayı da olay yerinde bırakarak kaçtığını,
Babasının amcasının oğlu olan ... Saral'ın Sedat...ve adamları tarafından vurulmasından dolayı, basından, internetten takip ettiği ve çevreden aldığı duyumlarla Sedat...ve suç ortakları île ilgili bilgi topladığını, suç ortağı olarak tespit ettiği, ismini hatırlamadığı bir şahsın ... ... Çebi Tıp Merkezinin arkasında bir otoparklarının olduğunu öğrendiğini, bu olayı gerçekleştirdikleri gün öğle vakitlerinde daha önceden hiç görmediği iki şahsın ikametine gelerek, ... Saral'ın daha önce kendisine silahların almaya gelecek şahısların söyleyeceğini beyan ettiği, (gümüş) parolasını söyleyerek silah istediklerini, fakat kendisinin şahıslara ... Saral öldüğünden, kendisinin hasımları olduğu için silahlara ihtiyacı olduğundan ve tespit ettiği yukarıda beyan ettiği otoparka giderek eylem yapmayı düşündüğünden veremeyeceğini, eğer kendilerinin gerçekten ... Saral'ın adamlarıysa kendisiyle beraber gelerek bu eylemi gerçekleştirme yönünde davette bulunduğunu, şahısların da bunu kabul ettiklerini, kendisinde bulunan çenç olan kurşuni renkli Hyundai marka, model ve plakasını hatırlayamadığı bir otoyla akşam saatleri otoparka gittiklerini kendisinin olay günü alkollü olduğunu, oto içinde iki adet kalaşnikof, bir adet Uzi marka silah ve üç adet el bombası olduğunu, şoförlüğü kendisinin yaptığını, otoparka yirmi metre mesafede otoyu park ettiklerini, bir adet el bombası ve kaleşnikof marka silahı alarak otoparkın duvarının dibine gittiğini, kalaşnikof silahı duvara dayayıp, bir adet el bombasını otoparka attığını, silahı alıp uzaklaştığını, el bombasının patlamadığını, içeriden kendilerine ateş edilmesi üzerine, kalaşnikof marka silahla ateş etmek isteğini ancak silahın tutukluk yaptığını, silahı arabaya bindiği esnada yola bırakıp arabayla 100 metre kadar gittikten sonra caddeye yakın bir yerde otoyu içindeki silahlar ile birlikte bırakarak caddenin karşısına geçip bir marketten meyve, sebze alarak yaya olarak belediye otobüsüne binerek, İnönü stadyumuna gittiğini, o gün maç olduğundun stada gelen seyircilerin arasına katıldığını, kendisi ile gelen iki kişinin otoparka el bombası atmaya gittiğinde otodan inerek beklediklerini, daha sonra nereye gittiklerini görmediğini,
Biz görevlilere hür iradesi ile olaylarını anlattığını, fakat ifade esnasında susma hakkını kullanmak istediğini, bizim tuttuğumuz bu tutanağa imza atmak istemediğini, vicdani olarak kendisini rahatlatmak maksadıyla biz görevlilere anlatmak istediğini, bu olayları soyadının Saral olmasından ve ...in listesinde oluşundan dolayı gerçekleştirdiğini, kimsenin kendisine baskı ile bir şey yaptıramayacağını beyan etmiştir.
Şahıs ile yaptığımız görüşmeleri Şube Müdürlüğümüz tahkikat büro amir yardımcısına telefon ile bilgi verildi, tahkikat büro amir yardımcımız konu savcısına bilgi verdiğini ve şahsın tahkikatı şubemizce yapılacağından dolayı teslim alınarak, şubeye intikal ettirilmesi ve bu görüşmelerin bir tutanağa bağlanması talimatına istinaden:
İşbu tutanak tarafımızdan ... Asayiş Büro Amirliğinde yakalanan ...'ın huzurunda tanzim ile birlikte imza altına alınmıştır.",
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 31.05.2006 tarihinde saat 11.30'da duruşmada beyanları da alınan polis memurları İbrahim Emre, Mesut Çöklü ve ... ...'in imzası bulunan "Tutanak" başlıklı belgede; "... İlçe Emniyet Müdürlüğüne yapılan ihbarı değerlendiren ekipler 30.05.2006 günü saat 20.00 sıralarında, bölgelerinde meydana gelen birçok olaydan firari olarak aradıkları ... isimli şahsı yakalamışlardır.
... yakalanıp İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü sırada görevli polislere hitaben, tarihten 3-4 ay kadar evvel bir kandil akşamı ... ilçesinde bulunan Sedat Şahin’e ait otoparkı ölen amcası ... Saral'ın intikamını almak için yanında tanımadığı iki kişi ile birlikte kurşuni renkli Hyundai marka oto ile giderek bombaladığım ve otonun içerisinde 2 adet Kalaşnikof marka tüfek, 1 Uzi marka ve 3 adet el bombası olduğunu, bu el bombalarından birisini otoparka attığını, silahları oto ile bıraktığını ve yaya olarak kaçtığını beyan etmiştir.
Bu gelişmeler üzerine ilçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri, yakaladıkları ... ve anlattığı olaylarla ilgili Şube Müdürlüğümüze bilgi vermiş ve şahsın aranıp aranmadığını sormuş, yapılan tetkiklerde şahsın aranmadığı anlaşılmıştır. Ancak yakalanan şahsın anlattığı olaylar hakkında Şube Müdürlüğümüzce daha önceden soruşturma yapıldığından, şahsın incelenmesi ve anlattığı olayların değerlendirilmesi için İlçe Emniyet Müdürlüğüne bir ekibimiz gönderilmiştir. Görevli Ekibimizin İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile yaptığı görüşmede, ... isimli şahsın bölgelerinde meydana gelen çok sayıda olaydan firari olarak arandığını, şahsı bu nedenle yakaladıklarını ancak şahıs yakalandığı sırada Sedat...ve adamlarına yönelik eylemler de yaptığını söylediğini öğrenmiştir.
Bunun üzerine görevlilerimiz şahısla görüşüp mülakat yapmış ve ...’a ... Aşayiş Büro Amirliğinde tüm yasal hakları hatırlatılarak yapılan bu görüşmede;
1) ...’ta bulunan otoparka el bombası atılması olayını ayrıntıları ile anlatmıştır.
2) Ayrıca yakın bir zaman önce ... ilçesinde silahla vurularak öldürülen ...’un öldürülmesi olayını da ... Saral’ın talimatı ile kendisinin yaptığını ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.
...'ın anlattığı tüm olaylar tutanak şeklinde yazılmış ve tüm bu gelişmeler Burhanettin Saral ve adamlarına yönelik projeli çalışmayı yürüttüğümüz soruşturma Cumhuriyet savcısına anlatılıp talimatları sorulmuştur. Soruşturma Cumhuriyet savcısının ... isimli şahsın Şube Müdürlüğümüzce teslim alınarak anlattığı olaylarla ilgili soruşturma yapılmasını ve mevcutlu olarak makamına getirilmesini söylemiştir. Bunun üzerine ... ilçe görevlilerinden teslim alınarak Şube Müdürlüğümüze getirilmiş ve gözaltına alınmıştır.
... Şube Müdürlüğümüze getirildikten sonra, anlattığı olayların doğruluğunun teyit edilmesi için yeniden mülakata alınmış ve tüm yasal hakları kendisine hatırlatılarak yakalandığı sırada anlattığı olaylarla ilgili konuşmak isteyip istemediği sorulmuş, şahıs haklarını çok iyi bildiğini, konuşmak istediğini, zaten her şeyi İlçe Polis Merkezinde iken anlattığını ancak yine anlatabileceğini söylemiş, bunun üzerine yapılan mülakatta,
... söz alarak 'Ben bu güne kadar birçok suç işledim, defalarca cezaevine girip çıktım, ben Saral ailesindenim, ... Saral benim amcam olur, ölmeden önce grubunun silahlarını ben saklardım, kendisi öldürülmeden bir süre önce bana, 1 adet Uzi marka tüfek, 2 adet kalaşnikof marka tüfek, 3 el bombası, 2 adet 9 mm çaplı tabanca, 1 adet CZ-75 marka tabanca verdi ve parolamızın 'Gümüş' olduğunu söyledi, Daha sonra da bana, sana gelip 'Gümüş' diyen şahsa silahları ver dedi, ben de silahları aldım ve sakladım.
Silahları aldıktan bir süre sonra, yani ... Saral öldürülmeden 3-4 ay önce beni tekrar yanına çağırdı ve ...’un kendilerine yanlış yaptığını, ...'da bir şirkette çalışan adamlarından haraç istediğini, bu şahsın kaleminin kırıldığını ve cezalandırılması gerektiğini söyledi. Ben de tamam gereğini yapacağım dedim, ancak bu talimatı aldıktan 3-4 gün sonra arandığım konularla ilgili polis tarafından yakalandım ve cezaevine girdim.
Ben cezaevinde iken amcam ... Saral İtalya'da öldürüldü. Ben cezaevinde bulunduğum süre içersinde Sedat...ve adamlarına operasyon yapıldı, operasyondan sonra amcam ... Saral'ı Sedat...ve adamlarının öldürdüğünü öğrendim. 2005 yılının Mayıs ayı civarında tahliye oldum, önce amcam ... Saral’ın bana verdiği talimatı yerine getirmek istedim, Bizim ailemizde sadece talimatlar yerine getirilir, nedenleri araştırılmaz, amcam ölmüş dahi olsa onun öldürülmesini söylediği kişi kesinlikle yanlış bir adamdır ki öldürülmesi talimatı verilmiştir, bu nedenle bende ...'un nasıl bir yanlış yaptığını araştırma ihtiyacı hissetmeden öldürmek için çalışmalara başladım, zaten ...'u semtimizden tanıyordum, gerekli hazırlıklarımı yaptıktan sonra 2005 yılı ... ayı içersinde bir gün şahsın ... Denizköşkler Mahallesi'ndeki evini takip etmeye başladım.
Olay günü akşam saat: 19.00 sıralarında ... evinden çıktı. Ancak bu sırada öldürme imkanı bulamadım. Daha sonra evinin önünde takibe devam ettim. Aynı gün saat 00.20 sıralarında ... otosu ile evinin önüne geldi, arabasını park etti ve binanın merdivenlerine doğru yürümeye başladı. Ben olay yerinde Çeynç olan lacivert renkli Renault 19 marka oto ile gelmiştim ve oto içerisinde bekleme yapıyordum. ... merdivenlerden yukarıya doğru çıkarken araba ile yaklaştım otodan inmeden 'Kimse bizden haraç isteyemez.' diye bağırdım ve şahsa doğru 3-4 el ateş ettim. Daha sonra kullanmakta olduğum Renault 19 marka oto ile kaçtım. Bu olayı daha önceden ... Saral'dan aldığım CZ-75 tabir edilen 9 mm çaplı tabanca ile gerçekleştirdim. Bu tabancayı bilahare balyoz ile ezip Sefaköy evleri yapılmadan önce inşaat alanına atmıştım, şuanda bulunması mümkün değildir.
Olaydan sonra gece saatlerinde olayda kullandığım oto ile ... ili, ... ilçesine gittim. Gece saat 04.00 sıralarında polisler beni durdurmak istediler, ancak benim üzerinde cinayet silahı olduğu için dur ihtarına uymayarak kaçtım. Daha sonra polisler beni kovaladılar, bende yakalanacağım endişesi ile bir süre sonra durdum ve otodan atlayarak hızlıca kaçtım. Ancak sonradan öğrendiğime göre benimle birlikte otoda bulunan bir bayan ve bir erkek şahıs yakalanmış, hatta otoda da bana ait bir şarjör kaldı. Bu olay bundan ibarettir.
Bu olaydan kısa bir süre sonra, amcam ... Saral’ı Sedat...ve adamlarının öldürdüğünü bildiğimden amcamın intikamını almak için Sedat...ve adamlarına yönelik çalışmalara başladım, öncelikle Sedat...ve adamları hakkında bilgi toplamak için internette Google sitesinde arama yaptım. Karşıma birçok bilgi çıktı ve bu bilgiler doğrultusunda çevrede araştırma yapmaya başladım ve ... ilçesindeki otoparkı buldum. Bu süreçte yanıma tanımadığım 2 kişi geldi ve bana 'Gümüş' dediler, bende amcam ölmeden önce bana söylediği parola aklıma beldi ve bende bu şahıslara silahları veremeyeceğimi, ...in adamlarının ...’ta çalıştırdığı otoparka eylem yapacağımı ve kendilerinin de eyleme katılması hâlinde silahları verebileceğimi söyledim. Gelen şahıslarda kabul etti. Bunun üzerine bende bulunan Çeynç olan gri renkli Hyundai oto ile hep beraber olayı yaptığımız otoparka geldik. El bombasının birisini otoparka attık. Ancak bomba patlamadı. Bunun üzerine otoparktan bize doğru silahla ateş ettiler. Bende kalaşnikof ile ateş etmek istedim, ancak silah tutukluk yaptı. Daha sonra oto ile bir süre kaçtık ve polis tarafından yakalanmamak için otoyu olay yerinin yakınında bir yerde terk ederek kaçtık. Ancak ben bu olayı tamamen kendim yaptım, Hiç kimseden talimat almadım. Olay günü 4 tane uyuşturucu hap içmiştim. Bu nedenle yanıma gelen ve eylemi birlikte yaptığımız şahısları tanımıyorum, fotoğraflarını da görsem kesinlikle tanımam.
Ben Burhanettin Saral ve Alaattin Saral'ı kesinlikle tanımıyorum. Ümit Saral’ı da tanımıyorum, ancak Yakup Kerem Saral'ı tanırım, kendisi amcamın yeğenidir. Yine özellikle belirtmek istiyorum, ben bu eylemleri tamamen kendim yaptım, kimseden talimat almadım.
...'taki bombalama olayını, otoda ya da silahlar üzerinde parmak izim çıkmış olabilir düşüncesi ile anlattım. ...'u ise vicdanen rahatlamak için anlattım, ancak bu olayla ilgili elinizde delil olmadığını da biliyorum. Olayda beni teşhis yapabilecek tanık olmadığını da biliyorum. Ben sadece vicdanımı rahatlatmak için bunları anlattım ve gerçekten rahatladım. Size anlatmasaydım bile nezarethanedeki nöbetçiye anlatır yine rahatlardım. Ancak ben bu konularla ilgili ifade vermeyeceğim. Susma hakkımı kullanacağım, Şu hususu yine söylemek istiyorum. Bu olayların Burhanettin ....ile bir bağı yoktur.
Demesi üzerine şahsa, madem bu konularla ilgili ifade vermeyecekse neden yakalandığı sırada gerçekleştirdiği bu olayları anlattığı, bu durumun çelişkiye neden olacağı, kendisinin Şube Müdürlüğümüzce aranmadığı hâlde, anlatımları üzerine şubemize getirildiği ve şimdiye kadar anlattığı tüm hususların tutanak şeklinde yazıldığı söylenerek sorulmuş, ... yine söz alarak;
'Ben az öncede belirttiğim gibi ...'taki bombalama olayını, otoda ya da silahlar üzerinde parmak izim çıkmış olabilir düşüncesi ile anlattım, ...'u öldürdükten sonra uzun bir süre uyuyamadım. Bu olay vicdanımı çok rahatsız etti. Sadece vicdanen rahatlamak için anlattım. Ayrıca zaten birçok suçtan aranıyorum, ben defalarca cezaevinde yattım. Bu işleri iyi biliyorum. Sizin tutacağınız tutanakların hiçbir hükmü yok. Ben Hâkim karşısında da tecrübe sahibiyim. Size anlattıklarımın tamamen yalan olduğunu, sizin uydurduğunuzu söyleyince, mahkemeler bir süre tutuklasalar bile ceza veremezler.' dedi.
Bunun üzerine şahsa susma hakkının her zaman olduğu, zaten bu hakkının mülakata başlanmadan önce yine hatırlatıldığı, ancak şu anda şubemizde olmasının tek nedenin, yakalandığı sıradaki anlatımlarının olduğu, ama yinede susma hakkını soruşturmanın her safhasında kullanabileceği, ayrıca tabi ki sadece bu şekilde anlatımının herhangi bir delil teşkil etmeyeceği, olaylarla ilgili anlatımları doğrultusunda gerekli çalışmalar yapılacağı,
Ancak tutanaklarda yazan hususları biz görevlilerin diğer taraftan İlçe görevlileri ile anlaşıp uydurmamızın mümkün olamayacağını herkesin bileceği, bu nedenle yargılama sürecinde belki de tutanaklar altında imzaları bulunan görevlilerin mahkemeye tanık olarak çağırılabileceği ve mahkeme karşısında da yüzleşeceğimiz söylendiğinde, şüpheli ... söz alarak;
'O zaman ben de Mahkemede deli numarası yaparım. Akli dengemin yerinde olmadığını gösterir hareketler yaparım ve poliste anlattığım olayların şuurumun yerinde olmadığı bir zamanda bilmeden anlattığımı söylerim, Hâkim de en fazla beni akıl hastanesine gönderir, zaten akıl hastanesi cezaevinden daha iyi, ben bu konuda da tecrübeliyim.' demesi üzerine şahısla mülakata son verildi.
... bu tutanak tarafımızdan tanzimle altı birlikte imza altına alındı.",
... İlçe Emniyet Müdürlüğünün 02.06.2006 tarihli cevap yazısında; 11.10.2005 tarihinde saat 04.00 sıralarında şüpheli olarak Atatürk Caddesi, Sıradükkânlar mevkisinde seyir eden ve dur ihtarına uymayarak kaçan aracın daha sonra da .... Mahallesi, Nazımsav Caddesi, Vizon Giyim Mağazası isimli ... yerinin yan sokakta sıkıştırıldığı ve aracın içerisindekilerden ikisinin kaçtığı, diğer üçüncü şahıs olan aracın arkasında oturan isminin ... olduğu tespit edilen şahsın yakalandığı, dur ihtarına uymayarak kaçan.... plaka sayılı, lacivert renkli, Renault Europa marka otomobilin bahse konu plakadan yapılan sorgulamada, söz konusu aracın 2001 model, saks mavi renkli, Renault 19 Europa otomobil olduğu, ... Genç adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği, otomobilin motor ve şasi numaralarından yapılan detaylı incelemesinde, ... plaka sayılı, Renault marka, 2000 model, 1.9 Europa Rna 1.4 tipi, mavi renkli motor No: ....ve şasi No: .... seri no’lu araç olduğu, 1980 ... doğumlu...adına kayıtlı olduğu, otonun ... ili, ... İlçesi Emniyet Müdürlüğünce 28.02.2005 tarihinden itibaren çalıntı olduğu ve hâlen arandığının tespit edildiği, otomobilde yapılan aramada, şoför mahalli ön kapısındaki malzeme koyma yerinde, 1 adet parlak metal renkli şarjör ve içerisinde üzerlerinde MKE 9 mm, MP-5 ibareleri yazılı bakır çekirdekli 15 adet dolu fişek, aracın ön kül tablası içerisinde 7 adet söndürülmüş Parlıament marka sigara izmaritinin ele geçtiği, sigara izmaritlerinin incelenmesi için 13.04.2006 tarihli yazı ile ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği, henüz sonucunun gelmediğinin bildirildiği, otomobil içerisinde yakalanan şüpheli ... isimli şahsın alınan beyanında, suçlamaları kabul etmediğini, arkadaşı olan ..., İzmit ve ...’te ikamet eden ve nerede kaldığı belirsiz ... Bilme isimli bir şahsın yanında bir bayan arkadaşı ile birlikte kendilerini ziyarete geldiklerini, otonun içerisinde bulunan tabanca şarjörü ve 15 adet dolu fişeğin ... Bilme isimli şahsa ait olduğunu beyan ettiğinin belirtildiği,
... ilçesinde yakalanan araç üzerinde 11.10.2005 tarihinde saat 10.30'da yapılan görgü ve tespitte; yakalanan otonun Polis Merkezi önüne getirildiği, otonun .... plaka sayılı, lacivert renkli 19 Europa Rna 1.4 tipi, Renault marka oto olduğu, otonun sağ ön sinyal lambasının alt kısmındaki far panjurunun kırık olduğu, sağ ön sinyal lambasından 10 cm kadar sağ ön kapıya doğru sağ çamurluk üzerinde bir kısmın 1 cm kadar içe doğru ezik olduğu, oto üzerinde herhangi bir iz ve emareye rastlanmadığının belirtildiği,
... Sulh Ceza Mahkemesinin 12.10.2005 tarih ve 129 değişik sayılı kararı ile; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2005 tarihli ve 2005/711 sayılı evrakı ile şüpheli ... Bilme'den ele geçen 15 adet 9 mm çapında dolu mermi ile bir adet şarjöre ait el koyma kararının CMK'nın 127 .maddesi gereğince onaylanmasına karar verildiği,
03.06.2006 tarihinde müdafi huzurunda yapılan ifadeli teşhis tutanağında; 11.10.2005 tarihinde ... ilçesinde ... isimli şahsın uğradığı silahlı saldırı sonucu öldüğü, olaylarla ilgili çalışmalar devam ederken 30.05.2006 tarihinde ... isimli şahsın yakalandığı, şahsın yakalandıktan sonra kendiliğinden ...'u kendisinin öldürdüğünü, olaydan sonrada ... ili, ... ilçesine gittiğini, burada polislerin kendisini durdurmak istediğini, üzerinde cinayette kullandığı silah olduğundan yakalanmamak için kaçtığını, kovalamaca sonucu uygun bir yerde arabasını durdurup yaya olarak kaçtığını beyan ettiği, ...'ın bu beyanları üzerine araştırma yapıldığı ve ... ilçesinde ...'un öldürüldüğü gün saat 04.00 sıralarında polisin dur ihtarına uymayan bir otonun kovalamaca sonucu yakalandığı, ancak otoda bulunan bir erkek şahsın yaya olarak kaçtığı, ... isimli şahsın ise yakalandığı, polisin dur ihtarına uymayarak otodan kaçan şahsın kimliğinin tespit edilebilmesi için olayın gerçekleştirdiğini beyan eden ... Şube Müdürlüğünde görevli sivil giyimli diğer şahıslar ile birlikte teşhis odasına alındığı, ...'e gösterilerek yaptırılan teşhis işleminde; ... söz alarak "Bana gösterdiğiniz şahısların hiçbirisini tanımıyorum. İlk defa burada gördüm." demesi üzerine teşhis işlemine son verildiğinin belirtildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 26.06.2006 tarih ve 711-28 saylı yetkisizlik kararı ile 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan yapılan soruşturma dosyasının bu soruşturma dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 17.10.2005 tarih ve 707-54 sayılı kararı ile söz konusu aracın 28.02.2005 tarihinde ... ilçesinden çalınması nedeniyle hırsızlık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından ... Cumhuriyet Başsavcılığına yetkisizlik kararı verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/11313 soruşturma sırasında kayıtlı olduğu,
Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Labaroratuvarı Müdürlüğünün 14.07.2006 tarih ve BYL.2006/2259 sayılı ekspertiz raporunda; şüpheli ...'a ait genotip özelliklerinin 11.10.2005 ... ili,.... ilçesi, ...Mahallesi, Nazımsav Caddesi, Vizon isimli giyim mağazasının yan tarafındaki sokak üzerinde.,sayılı sahte plaka takılı ... plaka sayılı otonun terk hâlinde bulunması olayı ile ilgili olarak 13.04.2006 tarihli, ... sayılı yazısı ekinde gönderilen ve hakkında taraflarınca düzenlenen 09.06.2006 tarih ve .... sayılı ekspertiz raporunda incelenen söz konusu otonun ön küllüğünden elde edildiği belirtilen (1), (2), (3), (4), (5) ve (7) numara verilen 6 adet sigara izmariti üzerinde belirlenen genotip özellikleri ile uyumlu olduğunun tespit edildiği bilgilerine yer verildiği,
Tanık... hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nın 250. maddesi ile yetkili) 31.10.2006 tarih ve 1866 sayı ile suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
Eminönü Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünün 20.03.2007 tarihli yazısında; ... ilçesinde sahte plaka ile ele geçen 34 VZ 7952 plaka numaralı otomobilin ... 32. Noterliğinin 04.11.2003 tarih ve 27510 yevmiye numaralı noter satış sözleşmesi ile...isimli şahıs adına satışının yapılmış olduğu ve 02.11.2003 tarihinde Cumhuriyet Mahallesi, Yıldız Caddesi, No: 25, D:2, .../ ... adresinde ikamet eden...isimli şahıs adına tescilinin yapılmış olduğu, daha sonra bahse konu aracın ... Polis Merkezi idaresinden çalınmış olduğu, şahsın müracaatı ile aracın dosyasına...adına 04.04.2005 tarihinde çalıntı şerhinin işlenmiş olduğu, daha sonra aracın bulunarak sahibine teslim edildiği ve 10.02.2006 tarihinde aracın yeniden...isimli şahıs adına tescilinin yapıldığı,
Dosyaya ihbar mektubu gönderen tanık İlhan Bulut'un dosya arasında bulunan ... Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2006 tarih ve 215-554 sayılı ilamı ile 11.01.2000 yılında maktuller ... Mollasalihoğlu ve ... Türkel'i öldürdüğü, bu suçlardan dolayı cezaevinde hükümlü olarak bulunduğu,
... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.06.2009 tarih ve 580-746 sayılı ilamında; suç tarihinin 24.11.2005 olduğu, mağdurunun ... Mengeç olduğu, sanığın 30.05.2006 tarihli tutanakta ve duruşmalarda işlediğini kabul ettiği silahla yaralama olayı olduğu, sanığın müştekiyi silahla yaralamadan ve 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçlarından mahkûmiyet kararı aldığı,
... Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.06.2009 tarih ve 19581-9951 sayı ile, 30.05.2006 tarihli yakalama ve üst arama tutanağını tutan ... Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
... İlçe Emniyet Müdürlüğünün 25.03.2008 tarihli cevap yazısında; konuyla ilgili adı geçen ... yakalandığında olayın mahiyeti açısından Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bilgi verildiği ve ...'ın Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne teslim edildiği, sanığın yakalandığı anda yapılan mülakat ile ilgili olarak görüntü alacak kameranın olmadığı, herhangi bir kamera ve görüntü kaydının mevcut olmadığının bildirildiği,
...'da bulunan şirketlerle ilgili soruşturma sırasında Cinayet Büro Amirliğine sunulan raporda; "Maktul ...'un ...'da ... adamı olan ...'ya ait Global Distribution isimli şirketin işlerini takip etmek için sık sık yurt dışına çıktığı, bu şirketi ...'nun 2001 yılında ... Tuğcu, Sezai Dinç ve Majit Humeyni isimli şahıslarla ortak olarak kurduğu, şirketin ortaklık yapısının ilk başta;
... ...i %1 ortak iken, daha sonra Sezai Dinç'in ...'dan aldığı vekaletnameye dayanarak hisse devrini ...'nun rızası hilafına; ... %40, ... Tuğcu %30, ..., Majit Humeyni %15 olarak yaptığı tespit edilmiştir.
2001-2005 yılları arasında kurulan şirketin getirisinin olmadığını ve ortakları tarafından dolandırıldığını anlayan ...'nun ... ilinde şirketinin danışmanlığını yapan ....isimli bayanın aracılığı ile maktul ...'uu ...'da bulunan işlerini düzeltmesi için yetki vererek görevlendirdiği;
Maktul ...'un yanında bulunan avukat ile şirketi dolandıran ... .. yeğenidir) isimli şahıslardan şirketi hukuki yollardan geri alarak ...' ya devrettiği anlaşılmıştır.
Yine rapor kapsamına göre şirketin arkasında ... Saral'ın olduğunun söylendiği, ... Saral'ın İtalya'da öldürülmesinden sonra fabrikanın işlerini ... Saral'ın yeğeni olan ...'ın oğlu olan ... takip ettiğini, bu olayı çözümlemek için .... görüştüklerini, ...'ın 'Gençlerin işine karışmıyorum.' diyerek görüşme isteklerini reddettiği belirtmiştir.
Tüm bu gelişmeler üzerine, ...'daki şirket paylaşımındaki anlaşmazlıklar yüzünden, ...'un öldürüldüğü, eylemi örgüt içersinde yer alıp, talimattan yerine getiren ...'ın yaptığı değerlendirildiği, ancak şüpheli ...'ı bu eyleme azmettirenlerle ilgili olarak bu aşamaya kadar toplanan deliller dava açmak için şimdilik yetersizdir. ...'ın tutanak beyanlarında ismi geçen ... Saral ise ölüdür.",
Sanık hakkında 01.06.2006 tarih ve 10876 protokol numarası ile ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesince düzenlenen raporda; sanığın bilinç açık, koopere, ...doğal, varsam yok, hezeyan yok, "Antisosyal kişilik özellikleri" düşünüldüğü, acil yatış ve tedaviyi gerektirir psikopatoloji olmadığının belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu ... Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.06.2006 tarih ve 2078 sayılı raporunda; sanığın gözaltına alınırken ve gözaltında kaldığı süre içerisinde herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadığını beyan ettiği, vucüdunda herhangi bir darp- cebir izine rastlanmadığının bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunu 13.03.2009 tarih ve 1124 sayılı raporunda; sanığın ceza sorumluluğunun tam olup hakkında 5237 sayılı TCK'nın 32/1 ve 32/2. maddelerinin tatbikine mahal bulunmadığının oy birliği ile bildirildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık bürosunun 01.10.2007 tarihli cevap yazısında; ... Tarım Açık Cezaevi’nde bulunan İlhan Bulut isimli şahıs tarafından 01.12.2005 tarihinde İçişleri Bakanlığına 7 sayfalık dilekçe gönderildiği, dilekçe içeriğinde başka olaylar ve isimler vermekle birlikte, özetle maktulün öldürülmesi olayının... kardeşlerin planlı işi olduğunu, ihbar mektubu üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2006/40 soruşturma numarası ile soruşturma başlatıldığı, birçok teknik takip çalışması yapıldığı, ancak herhangi bir netice alınamadığının bildirildiği,
... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250. maddesi kapsamında görevli) 13.06.2006 tarih ve 297 değişik ... sayılı kararı ile Yusuf Ziya ... maddeleri uyarınca telefon dinlemelerinden sonuç elde edilemediği,
Yargıtay'ın ilgili Dairesinin bozma ilamından sonra alınan ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 17.11.2014 tarihli uzmanlık raporunda; ... İlçe Emniyet Müdürlüğünün 12.10.2005 tarih ve ...sayılı yazısı ekinde gönderilip hakkında 14.10.2005 tarih ve BLS-2005/11528 uzmanlık sayılı ekspertiz raporu tanzim ederek laboratuvarın silahı tespit edilemeyen olaylar arşivi kod no: 24109 sırasında geçici olarak beklemeye alınan; 9 mm çaplı Parabellum tipi dört (4) adet kovan ve iki (2) adet deforme mermi çekirdiği ve iki (2) adet mermi çekirdeği gömleliği parçasının; mikroskopta yapılan karşılaştırılmalarında, aralarında çeşitli özellikler yönünden farklılıklar bulunduğunun görüldüğü, söz konusu 9 mm çaplı Parabellum tipi dört (4) kovan ve iki (2) adet deforme mermi çekirdeği ve iki (2) adet mermi çekirdeiği gömleği parçasının "33344" numaralı, 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar, yerli el yapısı, fişek yatağı dahil 11,7 cm namlu uzunluğunda, üzerinde "?ABRIQUE NATIONALE HERSTAL ...." ibareleri okunabilen, yarı otomatik tabancadan atılmamış olduklarının tespit edildiğinin belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan ... 19.10.2005 tarihinde saat 23.05'te Kollukta; 11.10.2005 tarihinde saat 00.30 sıralarında annesi Gülten, erkek kardeşi Zafer ile birlikte evlerinde bulundukları sırada bir anda apartmanlarının önünde silah sesi duyduklarını, bir süre sonra annesinin “Muzaffer” diye bağırdığını, aşağıya indiklerinde yerde yatar vaziyette babaları maktul ...’u gördüklerini, herhangi bir şahıs ya da oto görmediğini, daha sonra komşularının babası maktulü hemen alarak Vatan Hastanesine götürdüklerini, babasını silahla öldüren kimliği meçhul şahıslardan şikâyetçi olduğunu,
26.06.2007 tarihinde Mahkemede; olaydan beş dakika önce eve girdiğini, evde annesi ve kardeşi Zafer'in bulunduğunu, silah sesleri duyduklarını, dışarıya çıkıp baktıklarında babası maktulün yerde yattığını, maktulü kimin ya da kimlerin vurduğunu görmediğini, huzurdaki sanığı hiç görmediğini, olay yerinde de görmediğini, silah seslerinden sonra dışarıya baktıklarında bir arabanın iki bina öteden aksi istikamete doğru gittiğini, karanlıkta arkasından gördüğünü, arabanın koyu renkli olduğunu, karanlık olduğu için rengini tam seçemediğini, plakasını da okuyamadığını, markasını da tam olarak tespit edemediğini,
Katılan ... (Bulut) 31.05.2006 tarihinde Kollukta; maktulün babası olduğunu, polis memuru iken 1991 yılında emekli olduğunu, emekli olduktan sonra Güngören ilçesinde Bulut Reklam Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketini kurduğunu, yaklaşık 1-2 yıl kadar bu işi yaptıktan sonra siyasete girdiğini, 2000-2004 tarihleri arasında DYP Güngören İlçe Başkanlığı görevini yaptığını, ilçe başkanlığını bıraktıktan sonra eski DYP İl Başkanı Süleyman Soylu ve eski ... Emniyet Müdür Yardımcısı Gündüz Memişoğlu ile birlikte SMG Güvenlik Şirketini kurduğunu, kurdukları güvenlik şirketiyle ... genelinde bulunan park ve bahçelerin güvenliği ile özel toplantıların güvenlik işleriyle ilgilenmekte olduklarını, babası maktulün kurulan şirketin Genel Müdürü konumunda olduğunu, maktulün tarihten 1 yıl kadar önce ...'ya gittiğini ve ayın 12 günü sürekli olarak bu ülkede kalmakta olduğunu, maktule hangi amaçla ...'ya gittiğini sorduklarında "...'da oteli bulunan Yusuf Hacısüleymanoğlu isimli şahısla birlikte bu ... için gittiğini söylediğini, 2005 yılının Eylül ayında maktulün ...'dan Yusuf ile birlikte geldiklerini, maktule "Artık ... ya gidecek misin?" diye sorduğunda babası maktulün kendisine "Artık ... bitti, bundan sonra ...'ya kontrol amaçlı ayda 1 kez gideceğim ve sizinle birlikte Ocak ayında ...'ya tatile gideceğiz." dediğini, bu görüşmeden 3-4 gün sonra yani 11.10.2005 tarihinde saat 16.30 sıralarında annesi ve babası ile birlikte babasının kullandığı oto ile ... ilçesine gittiklerini, dayısına gideceği için kendisini meydana bırakıp döndüklerini, vermiş olduğu tarih doğum günü olduğu için arkadaşlarından doğum günü mesajı beklerken üst komşularının kendisini arayarak olayı haber verdiğini, dayısı ile birlikte evlerine gittiklerini, babasının ölüm haberini alır almaz dayısının cep telefonundan Yusuf 'u arayarak "Polisler babamın kiminle gittiğini soruyorlar, ben de seni hatırlıyorum." dediğinde kendisine "Telefonumu da ismimi de polise verebilirsin" dediğini, kendisine hiçbir tepki göstermediğini, yaşanan olaylardan sonra babası maktulün ...'ya ... isimli şahsın teklifi üzerine gittiğini, ...'nun babasına aylık 2.000 dolar ve ... bitimi 25.000 dolar olmak üzere vaatte bulunduğunu, ancak babasının takip ettiği, ne olduğunu bilmediği ... için rakip konumundaki şahıs ya da şahıslarla ...'da mahkemelik olduklarını, babasının taraf olduğu kişilerin mahkemeyi kazandığını, mahkemeyi kaybeden kişilerin babasına "Sen bizim ekmeğimizi böldün, bizim arkamızda Sarallar var." dediklerini çevreden duyduğunu, yaşanan bu olaylardan sonra babasının öldürülmesi olayı ile ilgili tüm şüphelerinin Saral grubu üzerinde olduğunu, Saral grubu olarak kastettiği kişilerle aynı köylü olduklarını, babasının dayısının oğlu tanık İlhan Bulut'un 6 yıl önce ...'un... ilçesinde yaşanan silahlı çatışma olayında soyadı Saral olan 2 kişiyi öldürünce iki aile arasında kan davasının başladığını,
26.06.2007 tarihinde Mahkemede; olay anında evde olmadığını, olaydan sonra eve geldiğini, eve geldiğinde babası maktulün vurularak öldürüldüğünü, maktulü hastaneye götürdüklerini, yerde sadece silahı ve kanlar olduğunu, sanığı tanımadığını, ilk defa burada gördüğünü, tarafına okunan emniyetteki ifadesinin doğru olduğunu,
Tanık ... 11.10.2005 tarihinde saat 01.30’da Kollukta; 11.10.2005 tarihinde saat 00.30 sıralarında evde televizyon izlerken sokaktan silah sesleri gelmesi üzerine hemen balkona çıktığını, sokaklarından koyu renkli marka ve model veremeyeceği, Şahin'e benzer bir arabanın hızla uzaklaştığını ve karşı apartmanın merdivenleri üzerinde ayakları basamaklara doğru sırtüstü yatar vaziyette karşı binanın 4 no’lu dairesinde oturan ...’un olduğunu gördüğünü, konuyla ilgili bildikleri ve gördüklerinin bunlardan ibaret olduğunu,
02.06.2006 tarihinde saat 19.20'de Kollukta; 2005 yılı ... ayı içerisinde oğlu ve kızı ile birlikte gecenin ilerleyen saatlerinde Arena isimli televizyon programını seyrettikleri sırada sokaktan bir el silah sesi duyduğunu, bunun üzerine balkona çıkarak balkonun camını açtığını, bu sırada yine 3-4 el daha silah sesi duyduğunu, silah sesinin geldiği yönün evinin hemen ön tarafında olduğu için o yöne baktığı sırada yanına oğlu ...'in de geldiğini, oğlunun da aynı yere baktığında kendisine "Anne vurulan Zafer'in babası" dediğini, biraz dikkatli baktığında komşusu olan katılan Gülten'in eşi maktulün yaralı şekilde yerde yattığını gördüğünü, bu sırada komşusunun yanından eski model Renault marka olduğunu tahmin ettiği, koyu renkli br otonun kaldırım üzerine çıkarak hemen önündeki sokaktan kendisine göre sol istikametine doğru hızlı bir şekilde gittiğini, arabanın içerisinde kaç kişi olduğunu görmediğini, maktule bu arabanın içindeki şahısların ateş ettiğini tahmin ettiğini, ifade alma odasından Emniyet Müdürlüğü otoparkında park hâlinde bulunan değişik marka ve otolar kendisine gösterildiğinde park hâlinde bulunan Renault marka 19 model otoyu göstererek olay günü gördüğü arabanın bu arabaya benzediğini söylediği,
09.10.2007 tarihinde Mahkemede; gece geç saat olduğunu, salonda Arena programını seyrettiklerini, yanında oğlu ... ve kızı Nükhet'in olduğunu, silah sesi duyduklarını, hemen balkona koştuğunu, hızla bir arabanın uzaklaştığını gördüğünü, ancak aracı net teşhis edemediğini, plakasını alamadığını, sürücüsünü göremediğini, sokakta şüpheli bir şahısda görmediğini, eski model Tofaş marka...model bir araç olarak hatırladığını, rengini gri olarak hatırladığını, araç içerisinde sürücü de dâhil kimseyi göremediğini, 3. katta olduğunu, olayın yaklaşık 20 metre uzaklıkta olduğunu, maktulün Aesas Apartman girişinde yerde yattığını, ilk önce kim olduğunu anlamadığını, aşağıda insanların toplandığını, bağrışmalar olunca ...'un ödürüldüğünü anladığını, balkona ilk kendisinin çıktığını, oğlunun arkasından geldiğini, önceki ifadelerinin de doğru olduğunu, ilk ifadesinde...marka araçtan söz ettiğini, ikinci ifadesinde Renault marka araçtan söz ettiğini, araç modellerinden anlamadığını, kesin olarak gördüğü aracın hangi model ve marka olduğunu bilmediğini, ancak gördüğü aracın renginin gri olduğunu,
21.06.2006 tarihinde bilgi edinme tutanağında ...; FİDELTUS şirketinin sahibi olduğunu, ayrıca ...'da 2001 yılı içerisinde Global Dağıtım isminde şirket kurduklarını, şirketin % 96 hissesinin kendisine ait olduğunu, geriye kalan hissenin Sezai Dinç isimli arkadaşına ait olduğunu, ...'daki şirketin Pakmaya şirketine ait ürünleri pazarlama işi yaptığını, bu hissedeki tüm haklarını 2002 yılında kardeşi Cüneyt Kalyoncu'ya devrettiğini, 2005 yılı başlarında şirkette çalışan ...vasıtası ile maktulle tanıştığını, o dönemde maktulün güvenlik şirketi olduğunu bildiğini, ilerleyen dönemlerde maktulü yurt içinde ve dışında bulunan şirketlerinin denetimiyle ilgili işe aldığını, maktulü 2005 yılı Haziran ve Temmuz ayı içerisinde ...'da bulunan ve hisseleri kardeşine ait olan Global Dağıtım Şirketinin büyümesiyle ilgili sermaye artırımı konusunda görevlendirdiğini, maktulün ...'lı avukatlarla görüştüğünü, şirketin mali yapısı, son durumunu tespit ettiğini, bu konuda gelip kendisine iki defa rapor verdiğini, ...'da bulunan şirketlerinin haksız bir şekilde ortakları tarafından alınmasının söz konusu olmadığını, maktulü bu konu için görevlendirmediğini, sadece maktulü şirketin sermaye artırımıyla ilgili olarak görevlendirdiğini, bildiği kadarıyla kardeşine ait olan şirketle ilgili ...'da böyle bir dava açılmadığını, herhangi bir şekilde şirketlerinin bazı şahıslarca haksız bir şekilde alınması veya bu şahısların mafya gruplarının korumaya almış olmasının söz konusu olmadığını, en azından kendisinin bu konuda bir bilgisinin olmadığını, zikredilen Saral ailesinden ... Saral ve kardeşi ...'ı tanımadığını, ...'da bulunan bu şirketle alakalı bu şahısların ne gibi bir alakası olduğunu bilmediğini, Saral ailesinden kimseyi tanımadığını, kendisine sorulan Yusuf Ziya Hacısüleymanoğlu'nu tanımadığını,
Cüneyt Kalyoncu 26.06.2006 tarihinde bilgi alma tutanağında; ...bulunan Global Dağıtım isimli şirketin %83 hisse sahibi olduğunu, bu şirketin ilk olarak 2001 yılında abisi ...'nun vekaleti ile .... isimli ortakları tarafından kurulduğunu, ilk kurulduğunda da şirketin hissesinin %4'ü bu şahıslar üzerinde, %96 hissesinin abisi ... üzerinde olduğunu, sonra hisseleri kendisinin devraldığını, maktulle 2005 yılı Haziran ayı içerisinde Bükreş'te olduğu zaman dilimi içerisinde tanıdığını, maktulün abisi ...'ya ait şirketin birinde de yöneticilik yaptığını, maktulün şirketlerinde sermaye artışı yapmak ve yeni yatırım yapma talepleri nedeni ile ...'daki şirketin gerçek durumunun tespiti için abisi tarafından görevlendirildiğini, maktulle iki kez şirkette görüştüğünü, bunun haricinde maktulü hiç görmediğini, maktulün ...'daki şirketin genel durumu ile ilgili abisi ...'ya verilmek üzere bir rapor hazırlayıp gittiğini, her ne kadar hisseler kendi adına olsa da aile büyüğü olduğundan dolayı sorumluluk ve son kararların abisine ait olduğunu, 2005 yılı Ekim ayında ...'dan döndüğünü, abisi Cem'den maktulün tabanca ile vurularak ... ilinde öldürülmüş olduğunu duyduğunu, cinayetin nedeninin şirketleriyle alakalı bir konu olduğunu zannetmediğini, ...'daki şirkette bulunduğu dönemde şirkette herhangi bir sorun olmadığını, şirketleri ile ilgili olarak herhangi bir tehdit olmadığını, şirketin hisselerinin devri ile ilgili de hiçbir sorun yaşanmadığını, ne kendisinin ne de şirketin mahkemelik bir durumunun olmadığını,
Dilekçe kapsamında 20.06.2006 tarihinde ifadesi alınan İlhan Bulut özetle; ... ili, ...ilçesinde işlediği bir cinayetten dolayı 20 yıl hüküm giydiğini, ...’un öldürülmesi olayı ile ilgili ihbar dilekçesini kendisinin verdiğini, yaklaşık 7 yıldır cezaevinde olduğunu, maktulün öz halasının oğlu olduğunu, 2005 yılı ilkbahar aylarında ... ile birlikte gıda üzerine ... yaptığını, ancak bilmediği bir sebepten dolayı karşı tarafla ...’da mahkemelik olduğunu, karşı tarafın kim olduğunu bilmediğini, rahmetlinin kardeşlerinin bu süreci iyi bildiğini, mahkeme süresince Burhanettin ve Alaattin Saral kardeşlerin maktulün karşı tarafını tuttuklarını, mahkemeyi maktul kazanınca Saral ailesinin kin beslemeye başladığını, zaten çok eskiye dayalı kendi aileleri ile Saral ailesi arasında husumet bulunduğunu, Sedat Şahin’in adamları tarafından 2005 tarihinde Mart-Nisan aylarında İtalya da ... Saral’ın öldürülmesi üzerine Saral ailesinin iyice güven kaybettiğini, bu güveni tekrar kazanmak için ses getirsin diye Sedat Şahin’in yakınlarına saldırmaya başladıklarını, ... olayında da büyük yara aldıklarını, aynı dönem içerisinde Günbak olayında da Ümit Saral’ın istediğini alamadığını, Günbak’ın ortağı Kamil Bulut’un kendi akrabaları olduğunu, Kamil’in arkasında da kendilerinin olduğunu düşündüklerini ve bu olayda da kaybedince hazır piyasaya adamlarını salmışken ağabeyi maktul ...’i de sahur vaktinde evine girerken Saral ailesinin sırtından vurarak öldürdüklerini, aynı gece cinayetten 2 saat önce akrabası olan Turgut Bulut’un işlettiği çay bahçesine kendilerine polis süsü veren kişilerin iki arabayla geldiklerini, ilerleyen günlerde tesis çalışanlarına bu şahısların teşhis ettirildiğini, ... Osman Hacısüleymanoğlu’nun akrabaları olduğunu öğrendiklerini, aynı zamanda bunların da ...’da sosyal tesislerinin bulunduğunu, maktulün ...’ya gittiğinde o sosyal tesislerde kaldığını, ... Osman ve Yusuf Hacısüleymanoğlu’nun ...’daki süreci net bildiklerini, kendileri ile bugüne kadar herhangi bir husumetlerinin olmadığını, fakat akrabası olan Turgut Bulut‘un sosyal tesislerinde cinayetten 2 saat önce bulunmalarına bir anlam veremediklerini, bunların alınıp etraflıca sorgulandıkları takdirde olayın tam olarak çözüleceği inancında olduğunu,
12.04.2007 tarihinde istinabe olunan Mahkemede; iddianameyi ve ihbar mektubunu okuduğunu, hazırlanan iddianame ile ilgili de soruşturmanın eksik olduğu yönünde kanaatinin oluştuğunu, hâlen cezaevinde olduğundan dolayı konuyla ilgili bilgi eksikliği olduğundan soruşturmanın genişletilmesinin kanun yararına olacağını düşündüğünü, daha kapsamlı bilginin ... Organize Suçlar Müdürlüğü ve Asayiş Şube Cinayet Büro Amirliğinde mevcut olduğunu, bu olayın olduğu tarihte ve öncesinde 01.11.2000 tarihinden itibaren cezaevinde olduğundan kapsamlı bilgiye sahip olmadığından bildiklerini daha önce talimatla ... Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda iken ... Organize Suçlar Müdürlüğünce alındığını, hâlen soruşturma çerçevesinde bu ifadesinin değerlendirilmesini, emniyet güçlerince yapılacak olan kapsamlı çalışmada daha farklı bulgulara ulaşılacağı kanaatini taşımakta olduğunu,
Tanık Yaşar Karataş 31.05.2006 tarihinde Kollukta; maktulün kayınbabası olduğunu, maktulün ...'ya ait ...'da bulunan şirketindeki hisselerini haksız olarak devir alındığını maktule anlattığını, maktulün bir ... için ...'ya 2005 yılı Mayıs ve Haziran ayları içerisinde gittiiğini, ...'ya gittiğinde .... evinde kaldığını, şahsa durumu anlattığını, bu işin arkasında Sarallar ailesinin olduğunu öğrendiğini, Türkiye'ye döndüğünde Burhanettin Saral'la görüştüğünü, olayı anlattığını, daha sonra tekrar ...'ya gittiğini, şirket ortakları ile görüştüğünü, maktulün yaptığı bu görüşmeler sırasında şahısların ... Saral'ın kardeşi ...'ın kendilerini koruduğunu söylediklerini, bunun üzerine kayınpederinin kendince bir araştırma yaptığını, olayın doğru olduğunu öğrendiğini, bu şirketin hisse devri için ...'da dava açıldığını, bu işler sırasında Yusuf Ziya'nın yardımcı olduğunu, bu olayların çoğunu daha sonradan Yusuf Ziya Hacısüleymanoğlu, Metin Sağıroğlu ve maktulün ismini bilmediği dayısından duyduğunu, kimler tarafından öldürüldüğünü ve ölüm nedeninin anlattığı olaylar olup olmadığını bilmediğini,
26.06.2007 tarihinde Mahkemede; maktulün damadı olduğunu, olay sırasında kendi evinde olduğunu, olay yerinde olmadığını, bu nedenle görgüye dayanan bilgisinin olmadığını, maktulü kimin vurduğu konusunda kesin bilgisinin olmadığını, Emniyette vermiş olduğu ifadesinin doğru olduğunu, maktulün olay tarihinden önce bir düşmanı olduğunu da bilmediğini, duymadığını, Hakan Eyüpoğlu'nun maktulün dostu olduğunu, aralarında düşmanlık bulunmadığını,
Tanık ... 20.10.2005 tarihinde Kollukta; maktul ...’un Güvenlik Şirketi’nde 2005 tarihinde yaz aylarında Güvenlik Müdürü olarak çalışmaya başladığını, hemşehrisi olduğu hâlde yanında çalışmaya başladığında tanıdığını, daha önceden tanımadığını, yanında çalışmakta iken 11.10.2005 tarihinde evinin önünde tabancayla ateş edilerek öldürüldüğünü duyduğunu, ancak kimin öldürdüğünü bilmediğini, maktulün öldürülmeden bir gün önce kendisine ... numaralı telefonu verdiğini, “Bu telefonun Hakan isimli bir şahsa ait olduğunu, bu şahsı aramasını, birlikte çalıştığımızı ve senin de emekli polis memuru olduğunu söyle ve kendisine benim yurt dışında olduğumu, emanet olan yani alacağı olan parayı ise Salı veya ... günü vereceğimizi söyle” dediğini, bunun üzerine şahsı aradığını, kendisini tanıttığını, maktulün söylediklerini aynen Hakan isimli şahsa ilettiğini, şahsın da “Başka bir esnaf arkadaşından borç aldığını parasını hemen göndermesini ve yahut da maktulün telefonla kendisini aramasını, böyle bir terbiyesizlik olmaz” dediğini, bu konunun haricinde maktulün sık sık ...’ya gidip geldiğini, ancak niçin gidip geldiğini bilmediğini, ...’ya gidişlerinde de ara sıra ... yerlerine gelen ... ili, ...ilçesinden olan.... ile birlikte gittiklerini bildiğini, .... öldürüldükten sonra şahısla buluştuğunu kendisine “Birlikte ...’ya gidiyordunuz, bu olay ...’ya gidip gelme meselesinden mi meydana geldi?" diye sorduğunu, kendisine “...’da Pakmaya dağıtımı ile ilgili bir şirket var. Bu şirketin sahibinin ise Akmerkez'de olduğunu, şirketin kontrolünü ise maktulün yaptığını, ayrıca şirket zarar ediyordu onun için gidiyorduk, ancak ...’da bir sorun bulunmadığını, Türkiye'deki işlerinin birlikte olmadığını, ...’da kendisine ait otel ve kumarhanesinin olduğunu ve gezmek amacıyla gittiğini” söylediğini,
11.09.2008 tarihinde Mahkemede; maktulün Zeytinburnu'ndaki şirketinde suç tarihinden önce güvenlik amiri olarak çalıştığını, bu nedenle kendisini tanıdığını, yanında çalıştığı sırada geceleyin evinin önünde öldürüldüğünü ertesi günü duyduğunu, olayla ilgili bildiklerini polise anlattığını, aradan uzunca süre geçtiği için poliste verdiği ifadesinin okunmasını istediğini, okunan ifadesinin doğru olduğunu, ekleyeceği bir husus olmadığını, maktulün neden öldürüldüğünü hâlen daha öğrenmiş olmadığını, 30 yıl önce memleketten ayrıldığını, huzurdaki sanığı hiç tanımadığını, maktul ile aynı memleketli olmalarına rağmen ...'da tanıdığını, maktulün olay öncesinde kendisine kendini tehdit eden birisi olduğundan söz etmediğini, can güvenliğinin olmadığından bahsetmediğini, olay günü saat 15.30'a kadar beraber olduklarını,
Kollukta bilgisine başvurulan ... 05.06.2006 tarihinde, maktulün yeğeni olan Turgut Bulut isimli şahısla ....çay bahçesini birlikte işlettiklerini, olaydan iki saat önce kendilerini polis olarak tanıtan ve çay bahçesine gelen iki şahsın daha sonra...'da cenazede ismini öğrendikleri İsmail Hacısüleymanoğlu'nun ve yanındakilerin maktulün öldürülmesi olayı ile bir alakalarının olduğunu değerlendirdiklerini,
Tanık... ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/707 sayılı soruşturma kapsamında 11.10.2005 tarihinde şüpheli sıfatıyla müdafisi huzurunda Savcılıkta; aracı ... Bilme'nin kullandığını, kendisinin arka koltukta oturduğunu, araçta ayrıca ... Bilme'nin bayan arkadaşının da olduğunu, bayanı tanımadığını, ilk defa olay sırasında gördüğünü, araçta konuşurlarken ...'ın bu bayana "Firdevs" diye hitap ettiğini, ... Bilme'nin açık kimliğini bilmediğini, kendisini 2005 yılı Mayıs ayı sonunda ...'da tanıdığını, tahminen 35 yaşlarında, 180 cm uzunluğunda, 85 kg ağırlığında, sakalsız, bıyıksız, sarışın, siyah gözlü birisi olduğunu, açık kimlik bilgilerini ve adresini bilmediğini, bildiği kadarıyla ..., İzmit ve ... civarlarında oturduğunu, kendisinin herhangi bir telefon numarasını ya da açık adresini bilmediğini, kendisinin gece ...'ya neden geldiğini bilmediğini, sorduğunda kendisine "Eğlenmek için geldim." dediğini, arabada bulunan şarjör ve dolu mermileri görmediğini, ancak araçta bulundukları sırada ...'ın kendisine bir tabanca gösterdiğini tabancanın siyah renkli olduğunu, çap ve markasını hatırlamadığını, aracın çalıntı olduğunu bilmediğini,
Şüpheli sıfatıyla bu soruşturma kapsamında müdafisi huzurunda 03.06.2006 tarihinde Kollukta; sanığın beyanları üzerine yapılan araştırmada maktulün öldürüldüğü gün saat 04.00 sıralarında polisin dur ihtarına uymayan bir otonun kovalamaca sonucu yakalandığı, ancak otoda bulunan bir erkek ve bir bayan şahsın yaya olarak kaçtığı, tanık...'in yakalandığının belirtildiği, maktulü tanımadığını, öldürülmesi olayından bilgisinin olmadığını, ara sıra kadın isteyen arkadaşlarına yardımcı olduğunu, bu şahıslara birlikte olmaları için kadın bulduğunu, çevresinin bu konuda oldukça geniş olduğunu, bu tarihten yaklaşık 3-4 ay önce ...'da bulunan mesire alanında yanında birkaç kız ile gezdiği esnada yanına bir erkek şahsın geldiğini, bu kadınları sorduğunu, bu erkek şahsa para karşılığında ilişkiye girmesi için yanında bulunan bayanın birini verdiğini, bu şahıs oldukça uzun boylu, çakır gözlü, sarışın, omuzlarına kadar uzun saçlı, korkunç bir yüz ifadesine sahip olan 80-90 kilo civarında 35-40 yaşlarında lacivert takım elbiseli bir şahıs olduğunu, bu şahsa oturduğu evin adresini gösterdiğini, bu olayın üzerinden 3-4 ay kadar geçtikten sonra olay günü saat 03.00-04.00 sıralarında rengini ve modelini hatırlayamadığı bir arabayla ikametinin önüne tek başına geldiğini, arabasının kornasına basması üzerine dışarıya çıktığını, kendisine "Karı var mı?" diye sorduğunu, kendisine "Akşam misafir olarak kalan ... ili halkından ...isimli bir bayan var." dediğini, 100 TL karşılığında anlaştıklarını, şahıstan komisyon alacağını, fakat şahsın üzerinde bozuk para olmayınca araca kendisinin de bindiğini, yolda giderken şahsın birkaç sigara içtiğini, kendisinin de sigara içtiğini, ancak içtiği sigaraların izmaritlerini camdan aşağıya attığını, yolda giderken polisleri gördüklerini, polislerin dur ihtarı yaptığını, fakat şahsın kaçmaya başladığını, polislerin de kendilerini takip ettiğini, bu sırada arabayı kullanan şahsın belinden çıkarttığı silahı kendisine doğrultarak "Sakın kıpırdamayın." dediğini, kovalamaca biraz devam ettikten sonra tenha bir yerde aracı durdurarak araçtan atlayıp kaçtığını, bu sırada yanında bulunan ...isimli bayanın da kaçtığını, kaçan şahsın kendisini ... Bilme olarak tanıttığını, ...isimli bayanın sürekli bir yere takılmadığını, bu olaydan sonra hiç görmediğini,
26.06.2007 tarihinde Mahkemede; adını ... Bilme olarak bildiği kim olduğunu ve gerçek kimliğini tam olarak bilmediği şahsın yanında bir bayan olduğu hâlde ifadesindeki aracı kullandığını, evine gelerek kendisini de aldığını, araç ile gezdirdiğini, polisleri görünce ...'ın yanındaki bayanla kaçtığını, kendisinin araçta kaldığını ve yakalandığını, maktulün vurulması olayıyla ilgisinin ve bilgisinin olmadığını, emniyyetteki ifadesinin de doğru olduğunu, ... Bilme isimli şahsa iki kez bayan arkadaş temin ettiğini, yanındaki bayanın da ...adında bir bayan olduğunu, teşhis tutanağının doğru olduğunu, huzurdaki sanığı daha önceden tanımadığını, ilk defa emniyetteki teşhis sırasında gördüğünü, bu araca üç dört defa bindiğini, ... Bilme'nin bu aracın çenç olduğunu kendisine söylediğini, olay gecesi ...'ın evine gece saat 01.00 sıralarında geldiğini, evden ayrılmalarının saat 02.00 sıraları olduğunu,
Araç sahibi ... 24.04.2008 tarihinde Mahkemede; 2006 yılı kış aylarında ...Oto Center'da bulunan galericiler sitesinden ... Oto Galerisi'nden....plaka sayılı Renault 19 marka lacivert renkli aracı satın aldığını, satın alır almaz galericinin kendisine devrini yaptığını, yaklaşık bir yıl kadar aracın üzerinde kaldığını, 2007 yılının ... ayından önce aracı aynı sitedeki Turhan Otomotive aracı verdiğini, takas yapıldığını, galericiye vekaletname verdiğini, aracın kendisinde olduğu süre içerisinde kimseye vermediğini, aracın kendisinde olduğu süre içerisinde hırsızlık olayına da karışmadığını, aracı aldığında kimin üzerine kayıtlı olduğunu hatırlamadığını,
Tanık Abit Kırkın 16.12.2008 tarihinde Mahkemede; ... Otomotiv Galerisinin ortaklarından olduğunu, satış yapmaya yetkili olduğunu, ...'in müşterilerinden olduğunu, 2006 yılında kış aylarında 34 VZ 7952 plakalı aracı satın aldığını, resmi işlemlerini kendisinin yaptığını, ancak bu aracı kimden aldıklarını hatırlamadığını, her şeyin resmi kayıtlarda olduğunu,
Tutanak düzenleyicisi Mesut Çöklü 26.06.2007 tarihinde Mahkemede; sanığı ... İlçe Emniyet Müdürlüğünün yakaladığını, onlara yakalandığında olayla ilgili bilgiler verince olay da kendileri ile ilgili olduğundan bahisle sanığı kendi şubelerine teslim ettiklerini, soruşturma savcılarına bilgi verdiklerini, sanığı almaya giden ekibe de sanığın olayı anlattığını, üçüncü kez şubede vicdanen rahatsız olduğunu söyleyerek tutanaktaki olayları olduğu gibi anlattığını, tutanağın doğru olduğunu, sanığın bunları vicdanını rahatlatmak için söylediğini kendilerine söylediğini, sanığı dinlemeden önce ... İlçe Emniyet Müdürlüğünün olayı ve sanığın beyanlarını resmi bir üst yazı ile kendilerine bildirdiğini, sanığa şifahi sorgu yaptıkları sırada hatırladığı kadarıyla alkollü ve sarhoş durumda olmadığını, mülakatın şube müdürlüğü binasında yapıldığını, müsait bir odada yapıldığını, bu ifadeden sonra ... bölgesinde maktulün öldürülmesi olayında kullanıldığı söylenen otoyu araştırmaya başladıklarını, sanığın ifadesini almadan önce tüm anlattıklarını bir tutanakla tespit edeceklerini kendisine söylediklerini, imzaya yanaşmadığı için sanığa imza yeri açmadıklarını ve tutanağı sanığa imzalatmadıklarını, sanığın sonra ifadesi alınmak istediğinde de susma hakkını kullandığını,
Tutanak düzenleyicisi İbrahim Emre Mahkemede; huzurdaki sanığın başka bir olay nedeniyle ... İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yakalandığında kendisi ile mülakat yapan polislere Burhanettin Saral davasına konu ile, ... ...'de bir otoparka el bombası atılması olayına karıştığını, ayrıca bir adam öldürme olayına karıştığını söyleyince ... İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin kendilerini aradığını, bu olaylarla ilgili görevlendirdikleri ekibi gönderdiklerini, giden ekibin sanıkla görüştüğünü, aynı olayları ekibe de anlattığını, bunun üzerine konuyu soruşturma savcısına aktardıklarını, savcının da şahsı ...'den teslim almalarını, soruşturmaya dâhil etmelerini istediğini, bunun üzerine sanığı Organize Şubeye getirdiklerini, yanında bulunan ... ... ile sanıkla mülakat yaptıklarını, ancak sanığın kendilerine "Bunları sizlere anlatıyorum. ancak ileride ifade verirken susma hakkını kullanacağım." dediğini, yazılı ifade vermem dediğini, bunun üzerine tutanak tuttuklarını, tutanağa her şeyi yazdıklarını, okunan tutanağın doğru olduğunu, imzanın kendisine ait olduğunu,
Tutanak düzenleyicisi ... ... Mahkemede; tutanak altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, okunan tutanağın da doğru olduğunu, huzurdaki sanığın hem ... hem de Organize Şubede huzurlarında tutanaktaki olayları anlattığını, aynen tekrar ettiğini, hatta sanığın adam öldürme olayından sonra ... ilçesine kaçtığını, orada bazı olaylara da katıldığını söylediğini, huzurdaki sanıkla mülakat yaparken bire bir görüştüklerini, başka hiçbir evraka bakmadıklarını, başka bir evraktan yararlanmadıklarını, sanıkla görüşmeyi teşhis odasında yaptıklarını, bununla ilgili tutanağı düzenlediklerini, ancak ifadesini ayrı bir odada aldıklarını, teşhis odasında kamera kayıt sistemi bulunması gerektiğini ancak faal mi değil mi bilmediğini,
Tutanak imzacısı Tahsin Kütük 24.04.2008 tarihinde Mahkemede; olayın üzerinden epeyce bir zaman geçtiğini, bu nedenle detayları hatırlamadığını, ancak sanığı kendilerinin yakaladığını, yakaladıklarında bazı beyanlarının olduğunu, şu anda hatırlamadığını, hatırladığı kadarıyla ikamet ettiği yerde yakaladığını, yakalama ve üst arama tutanağı okunup sorulduğunda, sanığın yakalandığında tutanakta yazılan şeyleri kendilerine anlattığını, doğru olup olmadığını bilmediğini, sanığı sonra organizenin gelip kendilerinden aldığını, tutanak altındaki imzanın kendisine ait olduğunu,
Tutanak imzacısı ....24.04.2008 tarihinde Mahkemede; hatırladığı kadarıyla sanığın ikametine geldiği yönünde ihbar geldiğini, bunun üzerine evine gidip sanığı aldıklarını, epeyce kalabalık olduklarını, emniyete götürdüklerini, orada neler konuştuğunu bilmediğini, sonra organizenin gelip aldığını, yakalama ve üst arama tutanağı ortak düzenlendiği için imzaladığını, ancak sanığın konuşmalarına şahit olmadığını,
Tutanak imzacısı Musa Uslu 24.04.2008 tarihinde Mahkemede; sanığı evinde yakalayıp büroya getirdiklerini, büroya getirildiğinde yaptığı açıklamaları tutanakta belirtilen şekilde tutanak altına aldıklarını, yakalama ve üst arama tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu,
24.01.2008 tarihinde tanık Turgut Bulut Mahkemede; kardeşi tanık ... Bulut'la birlikte Mavran Çay Bahçesini çalıştırdığını, olay akşamı saat 22.00 sıralarında sivil giyimli 2 şahsın çay bahçesine geldiğini, yanlarına gittiğini, kendisine polis olduklarını söylediklerini, Bitlisli olarak bildiği şahsın masasına giderek onu direkt masasından kaldırmak istediklerini, engel olduğunu, dşarıya çıkan 2 şahsın yanında tekrar 2 şahısla birlikte yani dördü beraber çay bahçesine tekrar girmek istediklerini, Bitlisli şahsa kimliğini sorup gittiklerini, Bitlisli şahsa sorduğunda kendisine "...'ın arkadaşı olduğunu ve birlikte olduklarını," söylediğini, bu şahsı bir daha görmediğini, maktulün öldürülmesi olayının bu hadiseden 1,5-2 saat sonra meydana geldiğini, maktulün öldürülmesinden 15 gün kadar sonra Hızır Hacısüleymanoğlu'nun oğlunun cenazesi için...'ya gittiğini, bahsettiği 4 kişiyi gördüğünü, onların da kendisini gördüğünü, yani bu şahısların ya Saral ya da Hacısüleymanoğlu ailelerinden ya da onlardan olduğunu düşündüğünü, dükkâna gelen şahıslarla cenazede gördüğü şahısların aynı olduğunu, bunlardan bir tanesinin fotoğrafını daha sonra polisin gösterdiğini, İsmail Hacısüleymanoğlu olduğunu öğrendiğini, bu şahsı cenazede tekrar gördüğünü, yani ... yerine gelen ve kendisini polis olarak tanıtan kişilerden birinin İsmail Hacısüleymanoğlu olduğunu kesin olarak tespit ettiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... 01.06.2006 tarihinde müdafisi huzurunda Kollukta; susma hakkını kullandığı,
Savcılıkta; ... Saral'ın amcası olduğunu, Burhanettin Saral'ı ise tanımadığını, soyadlarının aynı olmasına rağmen tanımadığını, akrabası olmasının da normal olduğunu, çünkü Sarallar'ın geniş bir aile olduğunu, Emniyet Müdürlüğü tarafından kendisine bazı konularda suçlamalar yüklendiğini, kendisinin maktulü öldürülmesi ve aynı zamanda ...'ta bulunan otoparka bombalı saldırıda bulunduğunun iddia edildiğini, Emniyet ve ... İlçe Emniyet Müdürlüğünde bu tür şeyler söylemediğini, soyadı Saral olduğu için ...'de iken zorla bazı şeyler söylemesi için baskıda bulunduklarını, orada Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli emniyet mensuplarının olduğunu, hiçbir şekilde yazılı ifade vermediği gibi bahsedilen hususlarda herhangi bir şey söylemediğini, ... Emniyeti tarafından kasten yaralama suçundan ötürü arandığını, ... Mengeç isimli şahsın 5 ay kadar önce vurulması olayını kendisinin gerçekleştirdiğini, bundan ötürü aranmakta olduğunu, bununla ilgili ... Adliyesinde ifade vereceğini, söz konusu olayın şahsi bir meseleden ötürü kaynaklandığını, yine bu olayın devamı olarak Akif Kapar isimli komşusunu da kendisini alıkoyduğundan bahisle hakkında şikâyetçi bulunduğunu, yukarıda sözünü ettiği her iki şahsın da eski arkadaşları olduğunu, yaralama ve alıkoyma olayı ile ilgili olarak da ... Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütüldüğünü, hakkında isnat edilen suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini, esasen Emniyet Müdürlüğünde de olayları kabul etmediğini bildirdiğini, ancak ifadesini susma hakkını kullandığı şekilde tanzim ettiklerini, mahzur görmeyip imzaladığını, ... isimli şahsı tanımadığını, daha öncesinden ... ... ilçesine gitmiş olmadığını, polise maktulü öldürdüğüne dair bir şey söylemediğini, bunun devamı olarak polisin ... ilçesi görevlileri ile irtibata geçerek... isimli şahsa ulaşılması ile de bir ilgisinin olmadığını, ... Bilme isimli şahsı da tanımadığını, hiçbir vakit ... Saral'dan silah ve bomba almadığını, yakalandığında da üzerinde kendi kimliğinin olduğunu, söz konusu olayın kendisine karşı kurulmuş bir komplo olduğunu, ... Emniyeti tarafından sevilmediğini, soyadı da Saral olduğu için bu şekilde bir olay kendisine isnat edildiğini, bu olaylarla hiçbir ilgisinin ve bağının olmadığını,
Tutuklanması talebiyle sevk edildiği ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK 250. madde ile görevli); kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini, savcılıkta olayları detaylıca anlattığını, sorulan soruları da gerekli şekilde cevapladığını, orada da belirttiği gibi soyadının Saral olmasından başka Burhanettin Saral ve çevresindeki kişilerle ilgisi olmadığını, zaten önce bir adli olayla ilgili ...'de gözaltına alındığını, daha sonra Organize Şubeyi çağırdıklarını, kendisini onlara teslim ettiklerini, bu teslimden önce yaklaşık 4,5 saat tarafına bahsedilen 31.05.2006 tarihli 4 sayfalık tutanağı baskı yaparak imzalatmaya çalıştıklarını, fakat imzalamadığını, o tutanaktaki sözü edilen şeyleri de kendisinin söylemediğini, bu tutanağın nasıl yazıldığını bilmediğini, tutanağı yazılmış hâlde önüne getirdiklerini, oku, imzala dediklerini, bu tutanağı okumadığını ve imzalamadığını, daha sonra Organize Şubede tekrar ifadesini almak istediklerini, "Bu olayları anlattı ancak susma hakkını kullandı." diye yazdıklarını, maktulü tanımadığını, maktulün öldürülmesi olayıyla da ilgisi olmadığını, ...'ta Tıp Merkezi Otoparkı'nın bomba atılması ve uzun namlulu silahlarla ateş edilmesi olayına da katılmadığını, bunları sanki kendi söylemiş gibi tutanak tutup yazdıklarını, kendi anlatımlarına ilişkin tutanakların altına gerekli imzaları attığını, imza atmadığı tutanaklardaki anlatımlarını kabul etmediğini, ... Emniyetinde kendisini sevmediklerinden ve ... Saral'ın amcası olduğunu bildiklerinden böyle bir tutanak tutup kendisini suçladıklarını düşündüğünü, Emniyette yukarıda belirttiği gibi bu olaylara karışmadığını söylemesine rağmen susma hakkını kullandığı şeklinde yazıldığını, aleyhine bir durum olmadığı için tutanağı imzaladığını, Savcılıkta verdiği ifadesininde doğru olduğunu,
22.02.2007 tarihinde Mahkemede; suçlamaları kabul etmediğini, 2005 yılı Mart ayında cezaevinden çıktığını, o tarihten sonra cezaevine girmediğini, iddianamede belirtilen suçlarla ilgisinin olmadığını, eski suçlamaları olduğu için polisin kendisinin üzerine geldiğini, iddianamede bahsedilen kişileri tanımadığını, soyadı benzerliği dışında suçlanan kişilerle bir birlikteliğinin olmadığını, sadece ... Saral'ın akrabası olduğunu, ancak kendisi ile ölene kadar hiç görüşmediğini, herhangi bir otoparkı kurşunlamadığını, oraya bomba da atmadığını, maktulü görmediğini, bunların tamamen polisin suçlaması olduğunu, ..., ... ilçesine de gitmediğini, plakası belirtilen araçla bir ilgisinin olmadığını, bu araca ne zaman kimlerle bindiği konusunda herhangi bir fikrinin olmadığını, böyle bir araca binip binmediğini de hatırlamadığını, küllüğünde kendisine ait sigara izmaritleri bulunduğu tespitleri olduğunu, ne şekilde yapıldığını bilmediğini, olabileceğini de ancak o araca ne zaman nerede ve kimlerle bindiği konusunda herhangi bir şey bilmediğini, kaldı ki bahsedilen aracın kasten öldürme olayında kullanıldığı yönünde herhangi bir tespitin de bulunmadığını, polise kesinlikle böyle bir şey söylemediğini, olay tarihinde kendi evinde üst katta oturan teyzesinin kızının dairesinde polisin kendisini yakaladığını, olayda yakalandığında polisin kendisini başka bir silahla yaralama olayı nedeniyle aradığını, bu suçlamalardan dolayı yakalandığını, savunmalarının bundan ibaret olduğunu, devamla anlattığı şekilde bu olaydan önce de polisin kendisini 3 kez suçladığını, hakkında davalar açıldığını, tüm bunlardan beraat ettiğini, poliste suçlandığı konularla ilgili hiçbir şey konuşmadığını, yanında avukatının da olduğunu, bahse konu telefonun kendisine ait olmadığını, cep telefonu kullanmadığını, bu bahsedilen telefonun kaldırdığı bir ... adamına ait telefon olduğu polis tarafından iddia edildiğini, bu şahsın da hakkında açılan davada dinlendiğini, böyle bir telefondan kendisinin de bahsetmediğini, bu dosyanın ... Ağır Ceza Mahkemesinde bulunduğunu,bu telefonun söylediği mağdura ait telefon olduğunu, tutanak tanığı Mesut Çöklü'nün beyanının alınmasından sonra gerek ... İlçe Emniyet Müdürlğünde gerekse Organize Şube Müdürlüğünde dava konusu edilen adam öldürme ve bomba atma olayları ile ilgili hiç kimseye samimi itirafta bulunmadığını, bulunsa idi altına imza atacağını, zaten organize şubede bütün odalarda kamera sistemi olduğunu, faili meçhul kalmış bir dosyadaki olayların kendi üzerine yüklenmek istediğini, tutanak düzenleyicilerinin beyanlarının doğru olmadığını, böyle bir mülakatın yapılmadığını, yapılmış olsaydı kamera kayıt sistemlerine geçeceğine, maktulün İsmail ve Yusuf Hacısüleymanoğlu tarafından öldürüldüğünü, bununla ilgili maktulün yeğenleri ... Bulut ve Turgut Bulut'un ifadelerinin olduğunu, yakalama ve üst arama tutanak düzenleyicileri polis memurları dinlendikten sonra silahla yaralama olayının doğru olduğunu, diğer yazılanların kendisine ait olmadığını, kendileri tarafından yazıldığını,
Bozmadan sonra Mahkemede; yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini, hakkında düzenlenen düzmece tutanaklarla suçlandığını, bu olayı gerçekleştirdiğine dair herhangi bir delil olmadığını, olayla herhangi bir bağı olmadığını, soy isminin Saral olması ve bazı akrabalarının cezaevinde bulunması sebebiyle bu olaya monte edildiğini, hakkında düzmece tutanak düzenlendiğini, o tutanaklarda imzasının olmadığını, hiçbir görevliye maktulle ilgili bir şey söylemediğini, Organize Suçlarla Şube Müdürlüğünde her şeyin kamera kaydına alındığını, bu kayıtlar olmasına rağmen imha edildi şeklinde cevap verdiklerini, kendisine göre bu kayıtların hâlen polis tarafından saklandığını, aksi hâlde kayıtları göndermeleri durumunda kendilerinin suçlu duruma düşeceğini, bu nedenle imha ettik diye cevap verdiklerini, mahkemenin hakkında çeteden ve bombalamadan beraat vermişken belirli bir nefret ve kinle kasten öldürmeden ceza verdiğini, eğer bu işi yapsaydı diğer suçlamalardan da ceza alacağını, emniyetteki soruların soruluş şekline göre mecburen susma hakkını kullandığını, bozma ilamındaki aleyhine olan hususları kabul etmediğini,
Savunmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için nitelikli kasten öldürme suçunun, kesinleşmiş ilamlarının infazı ve karışmış olduğu başka suçlar sebebiyle arama kararı uyarınca yakalanıp gözaltına alınan şüphelinin bu esnada kendiliğinden başka soruşturma dosyaları ile ilgili ikrarı ve bunun polis memurları tarafından mülakat sonucu tutanak altına alınmasının delil değeri ve CMK'nın "Delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
Kasten öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinde; "Nitelikli hâller" başlıklı 82. maddesinde; "(1) Kasten öldürme suçunun;
a) Tasarlayarak,
...İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" düzenlemesiyle de tasarlayarak öldürme, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır.
Gerek madde metninde, gerekse gerekçesinde "tasarlama" kavramının tanımına yer verilmemiş, bu konunun açıklığa kavuşturulması, öğreti ve yargısal kararlara bırakılmıştır. Öğretide tasarlamayı açıklama bakımından "soğukkanlılık" ve "planlama teorisi" olarak iki görüş ileri sürülmüştür. Soğukkanlılık teorisine göre, tasarlayarak öldüren şahısta bir soğukkanlılık gözlenmektedir. Bu kişinin başkasını öldürürken hiç heyecan duymamış olması, ondaki ruhsal kötülüğü göstermektedir. Ayrıca fail, öldürme kararını önceden almış olmasına, araya zaman girmiş olmasına karşın, soğukkanlılığını korumuş ve bu karardan vazgeçmemiştir. Planlama teorisine göre ise, tasarlama ile işlenen öldürme suçlarında, suç, önceden kararlaştırılmış, hazırlanmış ve planlanmıştır. Bu hazırlık, pusu kurmak, mağduru ya da maktulü bulmak, hile ile öldüreceği yere getirmek şeklinde olabilecektir. Burada fail, önceden aldığı suç işleme kararını gerçekleştirmek için suçta kullanacağı araçları seçip, temin etmekte ve bu suçu nasıl işleyeceği konusunda plan yapmaktadır.
765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde, Ceza Genel Kurulunun 09.07.2002 tarihli ve 138-301 sayılı ile 03.12.2002 tarihli ve 247-414 sayılı kararlarıyla; "Failin bir kimseye karşı bir suçu işlemeye sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, suçu işlemeden önce soğukkanlı bir şekilde düşündükten sonra ulaştığı ruhsal sükûnete rağmen kararından vazgeçmeyip ısrarla ve bu akış içerisinde fiilini icraya başlaması hâlinde tasarlamadan söz edilebilir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte, ancak tasarladığı suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi fakat bir başka nedenle ve ani bir kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı araştırılmalıdır" sonucuna ulaşılmıştır.
Yerleşik yargısal kararlarda kabul edildiği ve tereddütsüz bir şekilde uygulandığı üzere, tasarlamadan söz edilebilmesi için; "Failin, bir kimsenin vücut bütünlüğü veya yaşam hakkına karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermiş olması, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi" gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 16.04.2013 tarihli ve 3-144 sayılı, 26.06.2012 tarihli ve 67-258 sayılı, 12.06.2012 tarihli ve 560-227 sayılı, 25.01.2011 tarihli ve 122-7 sayılı, 16.02.2010 tarihli ve 251-25 sayılı, 02.02.2010 tarihli ve 239-14 sayılı, 15.12.2009 tarihli ve 200-290 sayılı, 03.10.2006 tarihli ve 30-210 sayılı, 13.11.2001 tarihli ve 239-247 sayılı ile 28.04.1998 tarihli ve 117-155 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Şüpheli veya sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgi sahibi olan tek kişidir. Birçok suçta, mağdurun olaya ilişkin doğrudan doğruya bilgisi bulunmaz. Bu nedenle şüpheli veya sanık beyanı, olayın aydınlatılması bakımından son derece önemlidir.
Şüpheli veya sanığın olaya ilişkin açıklamalarının dinlenilmesi, ifade alma ve sorgu işlemi olarak adlandırılır. Şüphelinin, kolluk görevlileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından, soruşturma konusu suçlarla ilgili olarak dinlenilmesine ifade alma denir. Şüpheli veya sanığın, hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenilmesine ise sorgu denir.
İfade alma genel bir tanımla, ifade alanın şüphelinin karşısına resmî bir sıfatla çıkmasını ve ondan bilgi istemesini ifade eder. Ceza muhakemesinde, yapılan en önemli işlemlerden olan ifade almanın amacı, muhakemenin amacıyla aynı doğrultudadır. Yani ifade almada da, maddi gerçeği bulmak için, resmi makamlarca soru sorulması, bilgi toplanması, şüpheli açısından ise savunma söz konusudur.
Kolluk, suçu öğrenir öğrenmez araştırmalara başlar. Suç şüphesinin belirli bir kişiyi göstermediği aşamada kolluk, etraftakilere rastgele sorular sorabilir.
Örneğin, bir ... yeri sahibi polisi arar ve o gün ... yerinde hırsızlık yapıldığını, bunu orada çalışan yedi işçiden birinin gerçekleştirmiş olabileceğini söyler. Bu durumda, polis olay yerine giderek, şüphe belli bir yönde somutlaşıncaya kadar, hiçbir usule bağlı olmadan işçilere soru sorabilir. Bu faaliyet, ifade alma sayılmaz ve kolluğun bilgi toplaması olarak adlandırılır. Bilgi toplama faaliyeti, herhangi bir kurala bağlı değildir. Bilgi toplama aşaması polisin planlı olarak çalışmaya başladığı ve araştırma işlemlerine giriştiği anda sona erer.
Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu m.15/1'e göre, kolluk yaptığı soruşturma sırasında ifadelerine başvurulması gereken kişileri ve onlardan gerekli olan bilgileri sorar. Kolluğun bilgisine (ifadesine) başvuracağı kişiler Gözaltı Yönetmeliği'nde gösterilmiştir. Yönetmeliğe göre, bir suçun tespiti veya aydınlatılmasına yönelik olarak, şikâyetçi ile suçtan zarar gören ve suç işleme şüphesi altında bulunmayan diğer kişilerin dinlenilmesine, bilgi alma denir. Bu tanıma göre bilgi alma, suçtan zarar gören ve diğer kişiler hakkında söz konusu olabilir. Kolluk kişileri tanık sıfatıyla dinleyemez. Çünkü soruşturma evresinde ancak Cumhuriyet savcısı Yasa'da gösterilen usule uygun olarak tanık dinleyebilir. Kolluğun yaptığı dinleme işlemi bilgi toplamadır. Bilgi alma yöntemi, ifade alma, sorgu ve tanık dinlenilmesinin aksine, sıkı şekil şartlarına bağlanmamıştır.
Kolluk soru sorduğu kişiden şüpheleniyorsa, o kişiyi şüpheli sıfatıyla, haklarını hatırlatarak ve CMK m. 147'deki usule uygun bir şekilde Cumhuriyet savcısının bilgisi dâhilinde dinleyebilir.
Bunun gibi, kollukla karşılaşan kişinin kolluğun hak hatırlatmasına veya isnatta bulunmasına ya da bilgi toplamak amacıyla soru sormasına fırsat bırakmadan yaptığı ani açıklamalarda ifade olarak değerlendirilmez. Örneğin, bir trafik kazası nedeniyle araştırma yapan kolluk (B)'nin kapısını çalsa ve (B) kapıyı açıp kolluğu gördüğünde hemen konuşmaya başlayarak tüm gün nerede olduğunu, olayın nasıl gerçekleştiğini anlatsa, bu durum ifade alma olarak değerlendirilemez.
O hâlde, ani olarak yapılan açıklamalar ve bilgi toplama esnasında elde edilen bilgiler, henüz kimin şüpheli olduğu bilinmediğinden, ifade sayılmaz ve bunlar için ifade almaya özgü kurallara uyulması gerekmez. Bu arada, ileride şüpheli/sanık olabilecek kişiye de bu yolla soru sorulmuş veya o, kendiliğinden açıklama yapmış olabilir. Ani açıklamalar ve bilgi toplama kapsamında kolluğun sorduğu sorulara verilen cevaplar, ifade alma usulüne uyulmamış olmasına rağmen kovuşturma evresinde değerlendirmeye alınır. (Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 15. Bası, sayfa, 242,243,244,245)
5271 sayılı CMK'nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesi;
"(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" hükmünü içermektedir.
Ceza Genel Kurulunun 16.05.2006 tarihli ve 137-142 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ceza muhakemesi hukukunda vicdani delil sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen, hem delil serbestliği, hem de delillerin değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza muhakemesinde somut gerçek arandığından, hâkimi bu gerçeğe götürebilecek her şey delil olabilir. Ancak, hükme dayanak alınan delillerin gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun bulunmaları gerekir. Bu belirlemeler ceza muhakemesinde şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve ... duygularını yaralayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...'ın 11.10.2005 tarihinde saat 00.30 sıralarında ... ilçesi, Denizköşkler Mahallesi, Güray Sokak, 36 numaralı bina girişinde, maktul ...'u tabanca ile vurarak öldürdüğü iddia ve kabul edilen olayda;
Maktul ...'un 1952 olup, ... ili, ...ilçesi nüfusuna kayıtlı emekli polis memuru olduğu, en son ... İlçe Emniyet Müdürlüğü İnfaz Büro'da çalıştığı, 1992 yılında emekli olduğu, olay tarihinde de SGM Güvenlik Şirketinin ortaklarından olduğu, maktulün 11.10.2015 tarihinde gece saat 00.30 'da ... ili, ... ilçesi, .... Mahallesi, Güray Sokak, 36 numaralı oturduğu binanın önündeki merdivenlerde tabanca ile ateş edilerek yaralandığının çevredeki vatandaşlar tarafından görülmesi üzerine hastaneye kaldırıldığı, ancak yapılan tıbbi müdahaleye rağmen kurtarılamayarak vefat ettiği, olay yerinde yapılan incelemede 4 adet 9 mm boş kovan, 2 adet mermi çekirdeği ve maktule ait silahın şarjöründe 8 adet merminin ele geçtiği, ekspertiz raporuna göre; 4 adet kovan, aynı çaplı 2 adet deforme mermi çekirdeği ve aynı çaplı 2 adet mermi çekirdeği gömleği parçasının 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar silahlarda kullanılmak üzere imal edildiği, tek bir ateşli silahtan atıldıkları, silahı tespit edilemeyen olaylar arşivine kayıt edildiğinin belirtildiği, maktulün Adli Tıp raporuna göre, sırt soldan ve sol gluteustan aldığı iki mermi yarası sonucu öldüğü, her iki mermi çekirdeğinin vücudu terk ettiği ve her iki yaranın da öldürücü nitelikte olduğunun tespit edildiği, kolluğun soruşturma faaliyetine başladığı, failin tespit edilemediği,
Başlangıçta olayla irtibatı tespit edilemeyen sanık ...'ın daha önce işlemiş olduğu suçlar nedeni ile zaman zaman cezaevine girip çıktığı, kesinleşmiş bulunan mahkûmiyet hükmü ve işlediği iddia edilen bir kısım suçlar nedeniyle hakkında yakalama kararı düzenlenmiş olduğu, 30.05.2006 tarihinde saat 19.00 sıralarında ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Kanarya Polis Merkez Amirliğine yapılan telefon ihbarı ile sanığın bulunduğu adresin bildirilmesi üzerine, ... 4. Sulh Ceza Mahkemesinden 2006/518 değişik sayılı arama kararıyla ... İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yapılan operasyon sonucunda, Kanarya Mahallesi, Tarla Kuşu Sokak, 6 numaralı adreste yakalandığı, aynı gün saat 20.30 sıralarında düzenlenen yakalama ve üst arama tutanağı ile yasal haklarının hatırlatıldığı, sanığın yakalamaya konu olmayan ve daha önceden gerçekleşen ... ilçesinde bulunan otoparkın bombalanması olayının kendisi tarafından gerçekleştirildiğini anlattığı, bu evrakın soruşturmasının ... İlçe Emniyet Müdürlüğünce takip edildiğinden Organize Suçlarla Mücadele Şubesine bilgi verildiği, bu şubeden gelen görevlilerle 23.20'de düzenlenen tutanakta, kendisine herhangi bir suçlama ve soru yöneltilmediği hâlde "maktulü öldürdüğünü, bu hadiseden bir ay sonra Türküevinde çıkan bir şahısla münakaşaya girdiğinden amcası ... Saral'dan aldığı el yapımı 9 mm çaplı silahla yaralandığını, ayrıca mahkûmiyet hükmü aldığı mağdur ... Mengeç isimli şahsı 6-7 el silahla ateş ederek yaraladığını, otopark bombalama olayını kendisinin gerçekleştirdiğini ancak delil yetersizliğinden dolayı hakkında beraat kararı verildiğini" şeklinde anlatımda bulunması üzerine soruşturma savcısına bilgi verilerek alınan talimat doğrultusunda sanığın beyan ettiği olayların 2006/1866 sayılı soruşturmada kayıtlı olması nedeniyle o kapsamda işlem yapılması ve mevcutlu olarak savcılığa getirilmesinin talimatı verildiği, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerinden teslim alınan ve hakkında gözaltı kararı verilen sanığın Organize Şube Müdürlüğüne getirildikten sonra 31.05.2006 tarih ve saat 11.30'da düzenlenen tutanak içeriğine göre; maktul ...'u ...'da bulunan şirketlerinden haraç istediğinden amcası olan ve 31.01.2005 tarihinde ...'da çapraz ateşe alınmak suretiyle öldürülen babasının amcasının oğlu ... Saral'ın isteği ile ve yine onun verdiği silahla öldürdüğünü, hadise günü akşam saat 19.00 sıralarında maktulü evinden çıkarken öldürmeyi planladığını ancak gerçekleştiremediğini, takibe devam etmesi sonucunda aynı gece saat 00.20 sıralarında evine gelmekte olan maktule üç el ateş etmek suretiyle öldürdüğünü, olayda CZ75 9 mm'lik silah kullandığını, silahı daha sonra imha ettiğini, olay yerinden Lacivert renk Renault 19 marka aracıyla kaçtığını, saat 04.00 sıralarında ... ili, ... ilçesinde polislerle kovalamaca yaşaması üzerine otoyu terk ettiğini, araçta bir erkek bir bayan şahsın kaldığını, olayda kullandığı silahın şarjörünün de bu araçta kaldığını beyan etmiştir.
Başka suç nedeniyle yakalanan sanığın serbest iradesi ile bir baskı oluşturmaksızın geçmişte yaşanan ve faili meçhul olan bu öldürme olayını gerçekleştirdiğini açıklaması üzerine beyanlarının doğruluğunun teyidi için yapılan araştırmada; 11.10.2005 tarihinde saat 04.00 sıralarında ... ili, ... ilçesinde ....plakalı araçtan şüphelenilmesi üzerine dur ihtarı yapıldığı, aracın durmayıp kaçmaya başladığı, diğer ekiplerden de yardım istenerek aracın takip edilip sıkıştırılması üzerine, araçta bulunan üç kişiden ikisinin karanlıktan faydalanarak kaçtığı, ele geçen aracın 2001 model saks mavisi Renault 19 marka sahte plakalı olduğu, motor ve şasi numarasından yapılan incelemede, .... plakalı, Renault marka, 2000 model, 1.9 Europa, 1.4 motor...adına kayıtlı 28.02.2005 tarihinde ... ...'den çalıntı olduğunun tespit edildiği, otomobilde yapılan aramada, şoför mahalli ön kapısındaki malzeme koyma yerinde 1 adet parlak metal renkli şarjör ve içerisinde üzerinde MKE, 9 mm, MP-5 ibareli bakır renkli 15 adet dolu fişek, ön kül tablası içerisinde 7 adet Parliament marka sigara izmaritinin ele geçirildiği, sigara izmaritlerinin incelenmesi için 13.04.2006 tarihli yazı ile ... Polis Şube Kriminal Müdürlüğüne gönderildiği, araçta yakalanan...'in düzenlenen evrakla birlikte ... Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildiği, DNA incelemesi yapılmak üzere ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2006 tarih ve 244 sayılı kararıyla sanıktan kan örneği alındığı ... ilçesindeki araçta ele geçirilen sigara izmaritlerinden ele geçen DNA profilleri ile karşılaştırılmak üzere laboratuvara gönderildiği, 14.07.2006 tarihinde düzenlenen ekspertiz raporunda 7 adet sigara izmaritinden 6'sı üzerindeki genotiplerin sanığa ait olduğunun belirlendiği, ... ilçesinde araçta yakalanan tanık ... 11.10.2005 tarihinde alınan ifadesinde,"aynı tarihte saat 03.00 sıralarında ... ili tarafında oturduğunu bildiği ... Bilme isimli şahsın aracıyla evine geldiğini, yanında 'Firdevs' diye hitap ettiği bir bayanın bulunduğunu, kendisinin de bu araca bindiğini, yolda polislerin dur ihtarı üzerine ...'ın kaçmaya başladığını, bir süre sonra ... ile bayanın araçtan kaçtıklarını," bu hadisenin ortaya çıkması üzerine ...'in tekrar beyanına başvurulunca 03.06.2006 tarihli ifadesinde, "maktulü tanımadığını, 3-4 ay önce tanıştığı bir şahsın gece saat 03.00 sıralarında ikametine geldiğini, kendisinden kadın istediğini, o akşam evinde bulunan ...isimli bayanı 100 TL karşılığında verebileceğini söylediğini, birlikte araca bindiklerini, aracı kullanan ...'ın birkaç sigara içtiğini, kendisinin de içtiğini, ancak camdan dışarı attığını, yolda polislerin takibe alması üzerine bu şahsın kaçmaya başladığını, kendilerine silah çektiğini, bir süre sonra aracı durdurup yaya olarak bayanla kaçtıklarını, kendisinin araçta kaldığını," her iki beyanı arasında çelişki oluştuğundan sorulunca, duruşmada ise son ifadesinin doğru olduğunu, duruşmada ve emniyette yaptırılan teşhislerde sanığı tanımadığını beyan ettiği,
Tanık ... 11.10.2005 tarihinde kollukta," ...balkona çıktığını, sokaklarından koyu renkli marka ve model veremeyeceği Şahin'e benzer bir aracın hızla uzaklaştığını," olayın Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce soruşturulmaya başlanılması üzerine, 02.06.2006 tarihinde alınan ifadesinde, "üç dört el silah sesi duyduğunu, camdan baktığında maktulün yaralı olarak yerde gördüğünü, bu sırada eski model Renault marka olduğunu tahmin ettiği koyu renk bir otonun hızla uzaklaştığını, bu araç içerisinden ateş edildiğini tahmin ettiğini, Emniyet Müdürlüğü otoparkında araçlar gösterildiğinde Renault 19 marka bir aracı göstererek kaçan araç buna benziyordu." dediği, duruşmada da "eski model Tofaş Şahin'e benzer gri olduğunu hatırladığını, aslında araç modellerinden anlamadığını," beyan ettiği,
Sanığın beyanına ilişkin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nde 31.05.2006 tarihinde saat 11.30'daki tutanağı düzenleyen polis memurları ... duruşmada tanık olarak dinlendikleri, her üç görevlinin de tutanak içeriğini doğruladıkları, ayrıca bir önceki tutanakta imzaları bulunan polis memurları T.... ve Musa Uslu'nun da dinlenildiği,
Sanık şüpheli sıfatıyla gözaltında iken avukat huzurunda Organize Şube Müdürlüğünde susma hakkını kullandığı, Savcılıkta ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinde ve Mahkemede "atılı suçlamaları kabul etmediğini, soy isminin Saral olması sebebiyle bu olayları polis memurlarının uydurduğunu," savunmuştur.
Maktul ...'un öldürülmesi olayı soruşturmaya konu edilip fail veya failleri araştırılmakta iken sanık hakkında bu eylem nedeniyle bir soruşturma olmadığı, soruşturmanın sanığı yakalayan emniyet birimlerince değil başka bir büro tarafından yürütüldüğü, sanığa herhangi bir soru yöneltilmeksizin maktulün öldürülmesi ve üç farklı olayla ilgili beyanlarda bulunduğu, kolluk görevlilerince sözlü beyanlarının 30.05.2006 tarihinde saat 23.20 sıralarında düzenlenen tutanağa bağlandığı, bu tutanak içeriğine göre maktulü öldürdüğünü ayrıntıları ile anlattığı, durumdan Cumhuriyet Savcısına bilgi verilerek alınan talimat doğrultusunda Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne getirildiği ve gözaltına alındığı, gözaltında iken aynı şekilde beyanda bulunduğu, bu beyanları da 31.05.2005 tarihinde saat 11.30'da düzenlenen tutanak ile imza altına alındığı, sanığın anlatımının yerel mahkemece mahkûmiyet hükmüne esas alınmış olması nedeniyle bu delilin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerekecektir.
Ceza Muhakemesinin amacı; her ne şekilde olursa olsun değil, maddi gerçeği insan onuruna aykırılık oluşturmayan ve hukuka uygun yöntemlerle elde edilecek delillerle erişmektir.
Maddi gerçeği araştırmak için yapılan ceza muhakemesi işlemlerinden birisi de "ifade alma" veya "sorguya çekmedir". İfade alma bir araştırma işlemidir. Şüphelinin işlediği iddia edilen suç konusunda Cumhuriyet savcısı tarafından veya Cumhuriyet savcısının emriyle kolluk tarafından bilgisine başvurulması ifade almadır. Sorgu ise bir savunma işlemidir.
Devletin şüphelendiği kişiye, bu suç ile ilgili soru sorması "ifade almadır". Devletin şüphelenmediği kişiye soru sorması ise "bilgi toplamadır". Bireyin kendisini suçlamama hakkından doğan hak öğretme mecburiyeti vardır. Hâkim şüpheli veya sanığa soru sorarsa "sorgu" söz konusu olur. Hâkim tarafından savunması alınmayan şahıs "sanık" değildir. (Yenisey/Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku 4. Baskı, s:607)
Soruşturma evresinde yapılan araştırmalar belli bir kişi üzerine yoğunlaşmaya başlayınca bu kişinin CMK 90/2 maddesi uyarınca yakalanması ile şüpheli statüsüne girdiği kabul edilir. İster suç üstü yakalanması, ister CMK 90/2 maddesinde ve diğer yasal düzenlemelerde yer alan suç üstü olmayan yakalamalarda ilgiliye susma hakkı söylenir ve bu hak kullanılırsa soru sorulmaz. Diğer bir anlatımla ön mülakat yapılamaz. (Yenisey/Nuhoğlu age s:608)
Şüpheli veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde uyulması gereken kurallar CMK 147. madde de düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre;
Öncelikle şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür. Esas hakkında herhangi bir soru sormadan evvel kendisine yüklenen suç anlatılır. Şüpheli veya sanığa müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukuki yardımdan yararlanabileceği, müdafinin ifade veya sorguda hazır bulunabileceği bildirilerek müdafi seçecek durumda olmadığını beyan etmesi hâlinde Baro tarafından kendisine müdafi görevlendirileceğini, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının (susma) hakkının olduğu, şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği, kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerinin ortadan kaldırmak ve lehe olan hususları ileri sürmek olanağının olduğunu hatırlatılmak suretiyle kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınacaktır.
İfade veya sorgu bir tutanakla tespit edilir. Tutanakta, ifade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih, ifade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları, sorguya çekilen kişinin açık kimliği, tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile varsa müdafisi tarafından okunup imzalanması, imzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri yer alacaktır.
İfade veya sorgunun ses veya görüntü bandına kaydedilmesi mümkündür.
Yasak ifade alma veya sorgu yöntemleri ise CMK'nın 148 maddesinde belirtilmiştir. Şüphelinin veya sanığın beyanı, özgür iradesine dayanmalıdır. Özgür iradeyi engelleyici yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rızayla verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez ve duruşmada okunamazlar.
Yasada yasak yöntemler sayılmış olup özgür iradeyi engelleyici şekilde; kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Şüphelinin aynı olayla ilgili yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından gerçekleştirilecektir.
Soruşturma aşamasında, ifade kapsamında olduğu değerlendirilmeyen ve kendiliğinden yapılan açıklamaların, hukukun niteliğinin değerlendirmesinin uyuşmazlığın çözümü açısından önem arz edecektir. Bu konuda öğretideki görüşler incelendiğinde; "Kolluk soru sorduğu kişiden şüpheleniyorsa, o kişiyi şüpheli sıfatıyla haklarını hatırlatarak ve CMK 147 deki usule uygun bir şekilde Cumhuriyet Savcısının bilgisi dahilinde dinleyebilir. (CMK madde 161/1-2,164/2) bunun gibi kollukla karşılaşan kişinin kolluğun hak hatırlatmasına veya isnatta bulunmasına ya da bilgi toplamak amacıyla soru sormasına fırsat bırakmadan yaptığı ani açıklamalarda ifade olarak değerlendirilemez. Örneğin, bir trafik kazası nedeniyle araştırma yapan kolluk (B)'nin kapısını çalsa ve (B) kapıyı açıp kolluğu gördüğünde konuşmaya başlayarak tüm gün nerede olduğunu, olayın nasıl gerçekleştiğini anlatsa bu durum ifade alma olarak değerlendirilemez. Kişinin anlatımları da ifade kapsamında değerlendirilmez. O halde, ani olarak yapılan açıklamalar ve bilgi toplama esnasında elde edilen bilgiler, henüz kimin şüpheli olduğu bilinmediğinden ifade sayılmaz ve bunlar için ifade almaya özgü kurallara uyulması gerekmez. Bu arada, ileride şüpheli/sanık olabilecek kişiye de bu yolla soru sorulmuş veya o kendiliğinden açıklama yapmış olabilir. Ani açıklamalar ve bilgi toplama kapsamında kolluğun sorduğu sorulara verilen cevaplar, ifade alma usulüne uyulmamış olmasına rağmen kovuşturma evresinde değerlendirmeye alınır." (Centel/Zafer, Ceza Muhakemeleri Kanunu 14. Baskı s:239-240.).
Bu konuda Kunter-... "Gözaltına alınan şüpheliye CMK 147. maddesi uyarınca haklarının bildirilmesi mecburiyeti vardır. Ancak karakolda verilen bütün ifadeler gözaltında iken alınmış sayılmaz. Kendiliğinden ve iradi olarak yapılan açıklamalar ifade alma kapsamına girmez. Ancak, sorulan soru kendiliğinden açıklama yapan kişinin konuşmasını kolaylaştıracak basit sorular, konuşma akışı içinde olağan sorular olduklarında hak öğretmeye gerek yoktur. Buna karşılık yönlendirici ve olayın derinlenmesine ayrıntılarını öğrenmeye yönelik sorular sorulacağı vakit daha evvel haklarının öğretilmiş olması gereklidir. (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuk 18. Baskı, s:904.).
"İfadesi alınacak olunan kişiye sorulan soruların ilk amacı kimlik tespitidir. İlgiliye adının veya soyadının sorulması için müdafinin hazır bulunmasına gerek yoktur. Bu tür kimlik sormalar teknik anlamda ifade değildir. "
"ABD Yüksek Mahkemesi maddi gerçeği ortaya çıkartmak amacıyla polisin bazı senaryolar yaratabileceğini kabul etmiştir. Polis bir olayda çocuklarını öldürdüklerinden şüphelenilen karı - kocadan, kadına isteği üzerine kocasıyla konuşmasına izin vermiş, fakat bu konuşma sırasında cebinde teyip olan bir polis memuru hazır bulunmuştur. Karı - koca konuşmasından elde edilen bilgiler daha sonra mahkemede delil olarak kullanılmıştır. Mahkeme bu konuya ilişkin olarak verdiği kararda serbest iradeyi etkilemeyen yöntemlerin polis tarafından kullanılabileceğine karar vermiştir. Şüphelinin ifadesi alınmazdan önce hücresine şüpheli gibi gönderilen bir polis memuru ile yaptığı konuşmaların ileride ifade alınması sırasında kullanılması olayında, ABD Yüksek Mahkemesi hücrede bulunan iki kişinin konuşmasının ifade alma sayılmayacağı, hücre içinde şüpheli gibi davranan bir polis memurunun ifadesi alınacak olan bir kişinin iradesi üzerine bir baskı yaratmayacağını ve bu nedenle kendi kendisini suçlamama ile ilgili kurala aykırılık bulunmadığına karar vermiştir. Amerika hukukunda kabul edilen bu çözüm, bizde geçerli değildir; polisin böyle bir davranışı hile olarak nitelendirilebilir." (Kunter- Yenisey -_Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku 18. Baskı, s:906).
İfade alma sayılmayan konuşmaların delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı konusunda Kunter - Yenisey - Nuhoğlu; Savcılık veya kolluk basit bir başlangıç şüphesi üzerine, ilgilinin suç işlemiş olup olmadığını araştırmaya başlarsa, buna bilgi toplama denilir. Bilgi toplama fert haklarını kısıtlayan bir işlem sayılmadığı için genel yetki ile yapılabilir. Bu aşamada suçun iz ve eserleri henüz net bir şekilde ortada değildir. Sadece suçun işlendiği konusunda olayla bağlantılı, fakat tecrübe kuralına dayanan bir tahmin vardır. Tahmine dayalı basit şüphe Ceza Muhakemesi Hukukunda sadece arama türünden koruma tedbiri açısından önem kazansa da, ilgili kişiyi sanık statüsüne getirmek için yeterli kuvvette değildir. Belli bir kişi hakkında soruşturma yapıp yapmama konusunda bir karar vermek açısından, yürütülen bilgi toplama kapsamı içindeki ifade alma işlemleri sırasında "ilgiliye" haklarını öğretme mecburiyeti yoktur. CMK 147 bu alanda uygulanamaz....
Suç işlendiği izlenimi ortaya çıkmışsa yani şüphe somutlanmış ise veya kuvvetli ise ve ilgilinin polis tarafından yakalanması için gereken yoğunluğa ulaşmışsa yakalama işlemi sırasında polisin ilgiliye haklarını öğretmesi gerekir. Bununla birlikte yakalanan kişi olay yerinde haklarını öğrendikten sonra söyleyeceği sözler açısından müdafinin hazır bulunması şartı aranmaz. Kendiliğinden yapılan açıklamalarda hakların bildirilmesi kuralı geçerli değildir. Mesela, kıskançlık nedeniyle karısını öldürdükten sonra karakola giderek teslim olan şahsın, kendiliğinden yaptığı açıklamalardan önce onun susturulması, müdafinin getirilmesi söz konusu olmaz.
Suçüstü halinde iken takip edilen kişinin söylediği sözler bakımından susma hakkının bildirilmesi kuralı geçerli değildir. Mesela, suç işledikten hemen sonra takip edilerek yakalanan sanığa, suç aleti olan silahı nereye koyduğu sorulduğunda, sanık bunun yerini söylerse avukat olmadan konuştuğu ileri sürülerek, elde edilen silahın kanuna aykırı yöntemli delil elde edilmiş sayılacağı ileri sürülemez. (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku 18. Baskı, s:1460-1462)
Yerleşik uygulama ve doktrindeki görüşlere göre şüpheli veya sanık konumundaki kişilerin ifadesinin alınması ya da sorguya çekilmesi durumunda haklarının hatırlatılması Anayasal ve yasal bir zorunluluktur. Ancak yukarıda açıklandığı üzere bazı işlemlerin ifade ve sorgu olmadığı dolayısıyla yasada öngörülen sınırlamalara uyulma zorunluluğu bulunmadığı, diğer taraftan ifade ve sorgu niteliğinde olmayan beyanların da ikrar olarak değerlendirilmesi mümkün değil ise de suçun ispatında delil olarak kabul edilmesinde de yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Somut olayda, sanık hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmü ve soruşturması devam eden suçlar nedeniyle çıkarılan yakalama müzekkeresi doğrultusunda yakalanarak karakola getirilmiştir. Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda şüphelinin kolluk tarafından ifadesine başvurulacaksa yasal haklarının hatırlatılması gereklidir. Aksi takdirde yapılan işlemler hukuka aykırı olacaktır. Ancak kolluk tarafından işlendiği bilinmeyen bir suça ilişkin sanığın kendi özgür iradesi doğrultusunda ikrarda bulunduğu takdirde beyanlarının tutanağa bağlanması kolluğun adli görevlerindendir. Bu tutanak yasak sorgu kapsamında olmadığından sanık aleyhine delil olarak da kullanılabilecektir.
Söz konusu tutanakta gerçekleştiği ifade edilen olayla ilgili araştırma yapıldığında; ...'daki maktulün de karıştığı ihtilaflı olayların dosyada mevcut delillerle doğrulandığı, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından suça konu araçta ele geçirilen 7 adet sigara izmaritinden 6 adedinin sanığın genotip yapısına uyduğu yönündeki rapor, aynı şekilde otomobilde bir şarjör ve içerisinde on beş adet 9 mm dolu merminin ele geçirilmesi, olay yerinde elde edilen dört adet 9 mm boş kovan ile çekirdeklerin tek bir silahtan atıldığına dair Polis Kriminal Laboratuvarı raporu, otopsi raporu tanık ...,...u ile katılanlar ... beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde; sanık ...'ın 11.10.2005 tarihinde önceden öldürmeye karar verdiği maktul ...'un ikameti olan ... ilçesi...Mahallesi, Güray Sokak, 36 numaralı binanın önünde saat 19.00 sıralarında beklemeye başladığı, maktulün evinden çıktığı sırada eylemini gerçekleştiremediği, bu kez maktulün eve dönüşünü beklediği, gece saat 00.20 sıralarında evine dönen maktulü en az dört el ateş ederek yaraladığı, maktulün kaldırıldığı hastanede sırt soldan ve sol gluteusdan aldığı iki mermi yarası sonucu öldüğü tüm dosya kapsamından anlaşılmakla özel Dairenin sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararında isabetsizlik görülmediğinden;
Haklı nedenlere dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu üyesi ...;
"Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda özetle “...sanık ...‘ ın hakkındaki başka suçlardan kesinleşmiş yakalama emirleri üzerine yakalandıktan sonra, incelemeye konu ...’un öldürülmesi olayını ve başkaca suçlan kendisinin gerçekleştirdiğine dair İkrar mahiyetinde, soru/cevap tarzında sanığın imzasını içermeyen, yasal hakları CMK’na göre ayrı ayrı açıklanıp anlatılmadan ve müdafi bulundurulmaksızın, sonradan sanığın müdafi huzurunda alınan ifadelerinde içeriği doğrulanmayan ‘TUTANAK‘ başlıklı 30.05.2006 saat 23.20 kayıtlı ve 31.05.2006 saat 11.30 kayıtlı iki adet belge ile bu belgelerden yola çıkılarak sanığın adam öldürme olayında kullandığı iddia edilen aracın olay günü gecesi ... ili, ... ilçesinde emniyet ekiplerinin dur ihtarına uymayarak sürücüsü kaçan Renault marka saks mavisi araçtan elde edilen sigara izmaritlerinin DNA incelemelerinin sanığa ait olduğunun belirlenmesi delililin, sanığın adam öldürme suçundan mahkumiyetine esas Ceza Muhakemesi Kanununa uygun ve yasal delil olarak kabul edilip edilmeyeceği, bu iki tutanağın düzenleyicisi olan polis memurlarının beyanlarının tanık delili olarak hükme esas alınıp alınamayacağı, ‘Tutanak’ başlıklı belgelerin yasal delil olarak kabul edilmemesi ve bu tutanakları düzenleyen tanık beyanlarına itibar edilmemesi gerekmesi halinde geriye kalan öldürme olayında kullanıldığı iddia edilen araçtan elde edilen sigara izmaritlerinin sanığa ait olduğuna ilişkin maddi nitelikteki DNA delili ile ...'in tanık beyanının sanığın mahkumiyeti için yeterli delil olarak kabul edilip edilemeyeceği, dolayısıyla sanığın atılı kasten öldürme suçundan beraati yönündeki Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın kabul edilmesi gerekip gerekmediği ...” konularında görüş ayrılığı oluşmuştur.
11.10.2005 günü saat 00.30 sıralarında; ... ... İlçesinde evinin önünde ... isimli şahsın ateşli silahla vurularak öldürüldüğü, olay yerinde 4 adet 9 mm boş kovan iki adet mermi çekirdeğinin bulunduğu,
Olayla İlgili olarak dinlenen tanıklardan ... kolluk ifadesinde, olay gecesi 00.30 sıralarında evinde televizyon izlerken dışarıdan silah sesleri geldiğini, balkona çıkıp baktığında koyu renkli marka ve model veremeyeceği...e benzer bir arabanın hızla uzaklaştığını, karşı apartmanın önünde yerde Muzaffer beyin yatmakta olduğunu gördüğünü beyan ettiği,
Olay tarihinden itibaren yapılan araştırmalarda failin tespit edilemediği ancak cinayetin Saral ailesi mensuplarınca gerçekleştirilmiş olabileceğinin değerlendirildiği, 30.05.2006 tarihinde bu öldürme olayından aranmayan, hakkında kesinleşmiş hapis cezalan sebebiyle yakalama müzekkeresi bulunan sanık ... ... İlçesinde yakınına ait bir evde yakalandığı, yakalamayı yapan ... İlçe Emniyet Müdürlüğünce 30.05.2006 tarihli saat 20.30 kayıtlı 'Yakalama ve Üst Arama Tutanağı' düzenlendiği, bu tutanakta sanığa CMK’nun 147. maddesindeki tüm yasal haklan ayrı ayrı okunarak açıklandıktan sonra sanığın kendi özgür iradesi ile tarihten 3-4 ay kadar önce ... ili, ... İlçesinde öldürülen amcası ... Saral‘ın intikamını almak üzere Sedat...isimli şahsa ait otoparkın bombalanması olayım iki kişiyle birlikte kendisinin gerçekleştirdiğini ikrar etmesi üzerine ayrıca arandığı diğer başka suç kayıtlarıyla birlikte bu durumun tutanağa yazıldığı,
... İlçe Emniyet Müdürlüğünce 30.05.2006 tarihli saat 20.30 kayıtlı 'Yakalama ve Üst Arama Tutanağı' ve içeriğinin usul ve yasaya uygun olduğu ayrıca sanık tarafından da imzalandığı, bu yasal tutanak içeriğinde sanığın 11.10.2005 tarihinde ... ilçesinde ...‘un öldürülmesi olayını kendisinin gerçekleştirdiğinden bahsetmediği,
Anlaşılmış olup,
... Emniyet Müdürlüğünce sorumluluk bölgelerinde olmayan ... ilçesindeki ...in otoparkının bombalanması olayıyla ilgili olarak yakalama tutanağından bir örneğinin bilgi amaçlı olarak ilgili birime bildirilmesi üzerine Organize Şubeden bir ekibin ... Emniyet Müdürlüğüne geldikleri, Organize Şube ekiplerinin nazarında artık ... ... ilçesindeki bombalama olayının bir şüphelisi olup hakkındaki kendisiyle görüşme dahil tüm adli adli işlemlerde CMK‘nın 147. maddesindeki yasal haklan tek tek okunup açıklandıktan sonra şüpheli müdafi istemese dahi CMK‘nın 150/3, maddesi gereğince kendi müdafisi veya zorunlu olarak Barodan atanacak müdafisi huzurunda ... ilçesindeki bombalama ve ...‘un öldürülmesi ve diğer olaylara ilişkin söyleyecekleri tutanağa geçirilmesi gerekmesine rağmen sanığın ağzından ... ilçesindeki bombalama, ... İlçesindeki ...‘un öldürülmesi ve diğer suçlara ilişkin sanığın ikrar ve suçların ayrıntılarına ilişkin “Tutanak” başlıklı 30.05.2006 saat 23.20 kayıtlı belge içeriği itibariyle aslında bir şüpheli ifade tutanağı olup, şüpheliyle yapılan görüşme öncesinde kendisine yasal haklan hatırlatıldığı belirtilerek ...‘a şüpheli sıfatı atfetildiği halde müdafisi olmadan, sanığın imzasını içermeyen ve sonradan aşamalarda içeriği doğrulanmayan mülakat olarak adlandırılan belge düzenlenmesi CMK‘na aykırıdır ve CMK‘nın 148/4. maddesi gereğince hükme esas alınamaz. Yine sanık ...‘ın Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne getirildikten sonra ertesi gün şube görevlileri nazarında ...'un öldürülme olayının şüphelisi olduğu artık kendisiyle ... Emniyetinde yapılan görüşme ve düzenlenen tutanakla belirlenmesine rağmen şüpheliyle soru/cevap tarzında 31.05.2006 saat 11.30 kayıtlı “TUTANAK” başlıklı ‘yasal haklan hatırlatılarak yapılan görüşmede tabiri kullanılarak, müdafisi olmadan/görevlendirilmeden CMK‘nın 147 ve 150/3. maddesi hükümlerine aykırı olarak, sanığın imzasını içermeyen ve sonradan aşamalarda içeriği doğrulanmayan ve mülakat olarak adlandınılan '...sanığın ...‘un öldürülmesi olayının hangi tarih ve saatte nerede hangi silahla gerçekleştirdiği, silahı ve yedek şarjörünü ne yaptığı, hangi model marka araçla olay yerinden kaçtığı, bu araçla ... ... ilçesine ne zaman gittiği, burada araç içerisinde kimlerle beraberken polislerin aracı durdurması üzerine araçtan inerken kaçtığını ancak araçta suçta kullandığı silahın yedek şarjörünü bıraktığını, vicdanını rahatlatmak için bu suçu anlattığının...' aktarıldığı hususların bir belge şeklinde düzenlenmesi CMK'na aykırıdır ve hükme esas alınamaz.
Sanık ... sonradan 01.06.2006 tarihinde CMK’nın 147. maddesindeki hakları çerçevesinde müdafi huzurunda alınan ifadesinde ise susma hakkını kullanmış, Cumhuriyet Savcısı, Sulh Ceza Mahkemesi ve yargılama aşamalarında müdafisi huzurunda verdiği ifadelerinde atılı ...‘un öldürülmesi olayını kendisinin işlemediğini Emniyette de işlediği yönünde bir beyanda bulunmadığını beyan etmiştir. Bir kimseye CMK‘nun 147. maddesindeki haklan hatırlatılarak onunla mülakat tarzında görüşme yapılması, bir suçla ilgili anlattıklarının tutanağa bağlanması düzenlenen belgenin başlığı ne olursa olsun bir ifade alma ve sorgu işlemi girişimidir. Bu işlem CMK‘na uygun ise yasal bir delildir ve hükme esas alınabilir aksi halde yasal bir delil değildir ve asla hükme esas alınamazlar, dosyamıza konu 'TUTANAK‘ başlıklı 30.05.2006 saat 23.20 kayıtlı ve 31.05.2006 saat 11.30 kayıtlı iki adet belge aslında bir ifade alma/sorgu çalışmasıdır, sanık tarafından imzalanmadığı, müdafi olmadan gerçekleştirildiği ve sonradan mahkeme huzurunda doğrulanmadığı için CMK‘nın 148/4. maddesine göre hükme esas alınamayacak delil kapsamındadırlar. Bu usulsüz ifade alma girişimi niteliğindeki belgelerin düzenleyicisi olan polis memuru tanıkların mahkeme huzurunda dinlenip tutanak içeriğini doğrulamaları bu belgeleri yasal hale getirmediği gibi tutanak tanıklarının bu beyanların da mahkumiyet hükmüne esas alınamayacağı, destekleyici mahiyette yan delil olarak bile değerlendirelemeyeceği tartışmasızdır. Aksi halde suç soruşturmaları ve kovuşturmalarında yasal olan ”şüpheli İfade tutanağı” yerine yasal olmayan “mülakatlı ifade tutanağı, sözlü görüşme tutanağı, şüpheli mülakat tutanağı, şüpheli ifadesi öncesi ön görüşme tutanağı, şüpheli sohbet tutanağı“ gibi müdafi ve şüpheli imzası dahi içermeyen belgelere, düzenleyenleri tanık olarak dinlemek suretiyle esas veya destekleyici delil mahiyeti kazandırmış oluruz ki, bu da bizi 5271 sayılı CMK ile Anayasanın 19. maddesinde koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında suç soruşturma/kovuşturmalarında izlenecek usul ve uygulamalar ile adil yargılanma hakkı bakımından gelinen olumlu aşamadan oldukça geriye götürür. Sanık işlediği suçla ilgili bir vatandaşla sohbet edip içini dökerek konuşabilir. Ancak şüphelinin bir suçla ilgili adli kolluk görevlileriyle yaptığı suç ikrarına dair sohbet ve anlatımının adı ise suç ikrarıdır, görevlilerin yasal mevzuatın kendilerine yüklediği yöntemlerle görevlerini yerine getirerek anlatımları ifade alma işlem ve tutanağına dönüştürmeleri gerekir.
Yasal delil olarak kabul edilemeyecek ‘tutanak‘ başlıklı 30.05.2006 saat 23.20 kayıtlı ve 31.05.2006 saat 11.30 kayıtlı iki adet belgeden sanığa atfedilen beyanlardan yola çıkılarak ...‘un öldürülmesi olayında sanığın kullandığı iddia edilen ve olay gecesi ... ili ... ilçesinde polis ekiplerince durdurulan ve sürücüsü kaçan araçtan elde edilen sigara izmaritleri ile sanığın yakalandıktan sonra vücudundan alınan doku /kan örnekleri üzerinde yapılan DNA incelemesinde 6 adet sigara izmaritinin sanığa ait olduğunun belirlenmesi yasal delil kabul edilecek midir? Ceza Muhakemesi Hukukunda ”zehirli ağacın meyveleri" olarak bilinen kabul gereği, maddi bir delil olmakla birlikte bu dosya açısından sanığın yasal olmayan tutanaklardan elde edilerek ulaşılan DNA delilinin de sanığın mahkumiyetine esas alınamayacağı ortadadır. Ancak DNA delilinin maddi bir delil olması ve bu soruşturma dışında her zaman yasal bir yolla elde edilebilecek bir delil olması dolayısıyla yasal bir delil olduğu kabul edilse bile, sanık öldürme olayında kullanılan araca o gün ve öncesinde binip sigara içmiş olabileceği gibi, araçta başka kişilerle birlikte sigara içmiş ve öldürme olayını o kişiler de gerçekleştirmiş olabilirler, sanık atılı suçu kabul etmediğine ve bu şüpheyi de yenemediğimize göre, başka delillerle desteklenmeyen bu DNA delili de tek başına sanığın öldürme suçundan mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil niteliğinde değildir.
Sanığın aleyhine delillerden olan tanık ...’in adam öldürme olayının gecesi olay yerinden uzaklaşan aracın önce koyu renkli Tofaş marka, sonra Renault marka koyu bir araç, en son olarak ise markasını tam olarak bilmemekle birlikte gri renkli bir araç olarak tarif etmesi, sanığın suçta kullandığı iddia edilen ve ... da dur ihtarına uymadığı için yakalanan aracın Renault marka saks mavisi bir araç olduğu da düşünüldüğünde, tanık Havva'nın çelişkili ve tutarsız beyanlarının da sanığın mahkumiyetine tek başına yeterli kesin ve inandırıcı delil mahiyetinde olmadığı, hatta destekleyici yan delil boyutuna bile ulaşmadığı açıktır.
...'un öldürüldüğü gece ... ili ... ilçesinde polis ekiplerince durdurulan ve sürücüsü kaçan araçtaki sigara izmaritleri üzerinde sanığa ait DNA delilleri elde edilmesiyle ilgili olarak o gece araçta yakalanan... isimli şahsın alınan ifadelerinde kaçan araç sürücüsünün isminin ... BİLME olduğunu, ancak huzurda yapılan canlı teşhiste ... BİLME olarak tanıdığı ve olay gecesi kaçan sürücünün sanık ... olmadığını kesin ve net olarak ifade etmesi, kaçan sürücünün sanık olmadığının delili kabul edilmelidir. Ayrıca araç içerisinde başka yerlerden parmak izi ve başkaca DNA numunesi tespit edilememiş olması, sanığın bıraktığı iddia edilen şarjör ve mermiler üzerinde parmak izi alımı ve tespiti yapılmamış ve/veya çıkmamış olması da sanık lehine bir delildir. Yine sanığın katıldığını kabul ettiği başka bir olayda kullanıp yakalattığı silah ve kovanlarıyla ...’un öldürülmesi olayında kullanılan silahtan elde edilen boş kovanlarla uygunluk göstermediğine dair kriminal rapor ile dosya içerisindeki maktulün husumetli oluğu başkaca kişiler tarafından da öldürülmüş olabileceğine dair tutanaklar, sanık lehine değerlendirilmelidir.
Tüm bu açıklamalar ve mevcut deliller ışığında incelemeye konu somut olayda, amaç maddi gerçeğe ulaşmak olmakla beraber her zaman maddi gerçeğe ulaşılamayabileceği, hukuki gerçeğe ulaşma tabirinin daha doğru olduğu, maddi gerçeği bulmaya doğru giden yolda Anayasa ve CMK’na uygun yasal ve hukuki delillerle yürünmesi gerektiği, yasal olmayan ve ceza muhakemesi mevzuatına uygun olmayan delillerle, yasal olmayan delillerden yola çıkılarak elde edilen delillerle, yasal olmayan tutanakları düzenleyenlerin tanık olarak dinlenerek tutanaklara yasallık kazandırmaya çalışılarak, tek başına başka delillerle desteklenmeyen delillerle, çelişkili ve yetersiz tanık beyanlarıyla sanık ...’ın ...'un öldürülmesi olayını işlediğine ve cezalandırılmasına dair ilk derece mahkemesinin kararını onayan Özel Daire kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanığın beraati yönündeki itirazının kabulü gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun aksi yöndeki itirazın reddine dair kararına katılmıyorum." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...;
"İtiraza konu dosyada genel kurulun sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş farklılığı, sanık ...’ın sübut bulduğu kabul edilen tasarlayarak öldürme suçunu işlediğine dair somut, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı ve bu nedenle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin düşüncemize dayanmaktadır.
Somut olaydaki olgu ve deliller şunlardır:
11.10.2005 günü saat 00.30 sıralarında; ... ... İlçesi... Mahallesi, Güray Sokak, No: 36 sayılı binanın önünde ... isimli şahsın ateşli silahla vurularak öldürülmüştür. Otopsi raporunda; maktulün, sırt soldan ve sol gluteusdan aldığı iki mermi yarası sonucunda öldüğü, her iki mermi çekirdeğinin vücudu terkettiği ve her iki yaranın da öldürücü olduğu belirlenmiştir.
Olay yerinde 4 adet 9 mm boş kovan iki adet mermi çekirdeğinin bulunduğu olay ve olay yeri inceleme tutanaklarından anlaşılmaktadır. Ele geçirilen boş kovan ve mermi çekirdekleriyle ilgili olarak polis kriminal laboratuvarında yapılan incelemede 4 adet boş kovanın tek bir silahtan, yine iki adet deforme mermi çekirdeği ve iki adet mermi çekirdeği gömleğinin tek bir silahtan atıldığı yönünde ekspertiz raporu düzenlenmiştir.
Olayla ilgili olarak dinlenen tanıklardan ... bulunan kolluk ifadesinde 00.30 sıralarında evinde televizyon izlerken dışarıdan silah sesleri geldiğini, balkona çıkıp baktığında koyu renkli marka ve model veremeyeceği Şahin’e benzer bir arabanın hızla uzaklaştığını, karşı apartmanın önünde yerde maktulün yatmakta olduğunu gördüğünü beyan etmiştir.
Olay tarihinden sonra yapılan araştırmalarda fail veya failler bulunamamıştır. Bununla birlikte, 30/05/2006 tarihinde bu olaydan dolayı herhangi bir suç şüphesi altında bulunmayan, aranmayan, ancak başka suçlardan dolayı hakkında verilip kesinleşen hapis cezaları sebebiyle yakalama emri bulunan sanık ..., ... ilçesinde yakalanmıştır.
... İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurlarınca ekiplerince yapılan yakalama işlemleri sırasında sanık ... ile soru-cevap şeklinde gerçekleştirdiği sözlü mülakat sırasında yakalama olayı ile ilgisi olmayan bir bombalama eyleminden bahsetmesi üzerine bu husustaki soruşturma Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne devredilmiştir.
Organize suçlarla mücadele şube müdürlüğü görevlilerince de sanığın söylediğine atfen düzenlenen 31.05.2006 saat 11.30 tarihli tutanak içeriğinde de özetle; sanık ...'ın, ...’da bulunan şirketlerinden haraç istemesi nedeniyle, ... isimli şahsı, daha önceki bir olayda öldürülen amcası ... Saral'ın isteğiyle ve yine onun verdiği silahla öldürdüğü, aynı akşam 19.00 sıralarında maktülü evinden çıkarken vurmak istediği, ancak denk getiremediği, takibe devam ettiği, aynı gece 00.20 sıralarında maktülün evinin önünde bekleyip, üç el ateş etmek suretiyle öldürdüğü, olayda CZ-75 9 mm silah kullandığı, bu silahı daha sonradan imha ettiği, olay anında lacivert Renault 19 marka aracı kullandığı, olaydan sonra ... ili, ... ilçesinde 04.00 sıralarında polislerle kovalamacaya girdiği, otoyu terkedip kaçtığı, otoda bulunan bir erkek bir bayan şahsın yakalandığı, hatta otoda bir şarjörünün kaldığı tutanak altına alınmıştır. Sanık bu tutanağı imzalamamıştır.
Sanığın bu şekildeki açıklamalarından sonra belirttiği hususlarla ilgili olarak yapılan araştırmada; 10.11.2005 tarihinde, 04.00 sıralarında ... ili ... ilçesinde.... plakalı araçtan şüphelenilmesi üzerine dur ihtarı yapıldığı, aracın durmayıp kaçmaya başladığı, diğer ekiplerden yardım istenerek aracın sıkıştırıldığı, bu sırada araçta bulunan üç kişiden ikisinin karanlıktan faydalanarak kaçtığı, 2001 model, saks mavisi, Renault 19 marka sahte plakalı çalıntı aracın, gerçek plakasının.... olduğu, araç içerisinde yapılan aramada, 9 mm. tabanca şarjörü içinde 15 adet mermiyle, küllüğünde 7 adet sigara izmaritinin ele geçirildiği yönünde tutanak düzenlenip araçta yakalanan... adlı şahıs soruşturma evraklarıyla birlikte aynı gün ... Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildiği anlaşılmıştır.
... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2006 tarihli kararıyla sanıktan kan örneği alınıp, kriminal polis laboratuvarına, ... ilçesindeki araçta ele geçirilen sigara izmaritleri ile karşılaştırılmak üzere gönderilmiş, düzenlenen 14.07.2006 tarihli ekspertiz raporunda; 7 adet sigara izmaritinden 6'sı üzerindeki genotiplerin sanığa ait olduğu belirlenmiştir.
Sanığın beyanına ilişkin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde tutanak düzenleyen polis memurları Mesut Çöklü, İbrahim Emre, ... ... yargılama safahatinde tanık olarak dinlenmiş ve her üç görevli de tutanak içeriğini doğrulamıştır.
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce, bahsi geçen ...’daki şirketle ilgili iddialar araştırıldığında, maktulün polis memurluğundan emekli olmasından sonra güvenlik şirketi ortağı olduğu, ...’daki ... isimli şahsa ait şirkette sorunlar yaşanması üzerine ...’nun isteğiyle maktulün defalarca ...’ya gidip geldiği, şirkette usulsüz hisse devri yapan ... .... adlı kişiler aleyhine dava açılmasını sağlayarak usulsüz hisse devirlerini iptal ettirdiğini, usulsüz hisse devirleri yapılan şirketteki bu işlemlerin arkasında Saral ailesinin olduğunu söylediği dosya içerisinde mevcut kollukça düzenlenen rapor ile bu olaya ilişkin olarak dinlenen tanıklar ... Bulut'un beyanlarından anlaşılmaktadır.
Maktulün öldürmesi ve sonrasındaki olaylara yönelik anlatımlarına ilişkin sözlü mülakat tutanağında sanığın imzası bulunmadığı gibi imzadan imtina edip etmediği, etmişse de bunun nedenine dair bir açıklamaya da yer verilmemiştir.
Sanık ..., Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğündeki ifadesi sırasında susma hakkını kullanmıştır. Cumhuriyet Savcısı huzurundaki beyanlarında ve tüm kovuşturma sürecinde ise ... Emniyet Müdürlüğü ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen tutanakları kabul etmediğini, olayla ilgisinin olmadığını, Bülent Ezer isimli şahsı tanımadığını, ... ili, ... ilçesine gitmediğini belirterek suçlamaları kabul etmemiştir.
İtiraza konu dosyadaki temel sorun, yukarıda belirtilen olgu ve kanıtların hukuki yönden incelenip değerlendirilmesi, hükme esas alınıp alınamayacağının tespiti ve yeterliliğinin irdelenmesidir. Bu kapsamda öncelikle, sanığı mahkumiyete götüren süreci başlatan ikrarıyla ilgili tutanaklar değerlendirildiğinde, ... İlçe Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 30.05.2006 tarihli tutanak ile Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen; 31.05.2006 tarihli her iki tutanakta sanığın imzasının bulunmadığı, yasal hakları hatırlatılmadan ve müdafi hazır bulundurulmadan soru-cevap şeklindeki beyanlarının tutanağa geçirildiği görülmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Ceza Muhakemesi Kanununun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir.
Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hakim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçeğe, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılıp sonuca ulaşılmalıdır.
Yükletilen suçun, 5237 sayılı TCK ile 5271 sayılı CMK’nın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden sonra işlendiğinin anlaşılmasına göre, sanığa o ana kadar şüphelisi olmadığı ancak suçu kabulüyle birlikte “şüpheli” sıfatını aldığı sözlü beyanının alınması sırasında CMK’nın 147. maddesinde işaret edilen haklarının hatırlatılması, bu kapsamda suçun niteliğine göre sanığın talebi olmasa dahi CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca hazır bulundurulması zorunlu olan müdafiye okunarak beyan ve imzalarının alınması gerekmektedir. Ancak görülmektedir ki, sanığın suç ikrarına ilişkin beyanının tespit edildiği sözlü mülakat işlemi sırasında zorunlu bu usul işlemlerinden hiçbirisi uygulanmamıştır. CMK'nın 148/4. maddesi uyarınca, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadeler hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Nitekim sanık, mülakat şeklinde tutanağa geçen ikrarını hiçbir aşamada hakim ve mahkeme önünde doğrulamamıştır. Belirtildiği şekilde; yasal hakları hatırlatılmadan, zorunlu müdafi hazır bulundurulmadan, hakim veya mahkeme huzurunda kabul edilmeden imzasız alınan beyan ve ikrarlar usulüne uygun olmayıp hukuken yok hükmündedir. Kanıt olarak kabul edilip hükme esas alınamaz, alınması CMK’nın 289/1-i maddesi uyarınca mutlak bozma nedeni hallerindedir.
Öte yandan, itiraza konu dosyanın genel kuruldaki görüşmeleri sırasında çoğunluk görüşünü oluşturan üyeler tarafından mahkumiyete esas oluşturacağı ifade edilen önemli bir husus da, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri İbrahim....’in sanığın ikrarını içeren sözlü mülakat tutanağı içeriğini duruşmadaki yeminli anlatımlarında doğrulamalarıdır. Belirtmek gerekir ki, yukarıda hukuka aykırı delil olduğu ve bu itibarla sanığın ikrarının bir kanıtı olarak duruşmada okunmasının ve hükme esas alınmasının mümkün olmadığı vurgulanan bu tutanakların içeriğini teyit eden hiçbir tanıklık, sözkonusu tutanakları ceza hukuku açısından itibar edilebilir hale getirmez. Başka bir açıdan bakıldığında ise, sanığın içeriğini tümüyle reddettiği, imzası bulunmayan, müdafi huzurunda alınmayan bu tutanakların sonraki aşamalarda belki de kendilerine sahtecilik veya görevi kötüye kullanma suçlaması yöneltilmesi ihtimal dahilinde bulunan kolluk görevlileri tarafından doğrulanmaması düşünülemez. Bu bakımdan, bu görevlilerin tanık olarak dinlenmesinin gerekli olmaması bir yana, dinlenmeleri de hukuka aykırı delil niteliğindeki tutanakları geçerli ve yasaya uygun hale getirmez. Temeli tamamen çürük olan bir yapının sonradan yapılan katkı ve düzeltmelerle ayakta tutulması olanaklı değildir.
Bunun dışında:
Öldürme olayından birkaç saat sonra, 10.11.2005 tarihinde, saat 04:00 sıralarında kolluk görevlilerinin ... ilçesinde kovalamaca sonucu ele geçirdiği 2001 model,...mavisi, Renault 19 marka ....sahte, ....gerçek plakalı çalıntı olduğu tespit edilen aracın durumu değerlendirildiğinde, söz konusu aracın, öldürme olayında kullanıldığına dair dosyada somut herhangi bir kanıt mevcut değildir. Kollukça; araçtaki iki şahsın kaçtığı, Bülent Ezer isimli şahsın ise yakalandığı belirtilmiştir. ..., olayın hemen akabinde 11.10.2005 tarihinde kollukta ve Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ifadelerinde; saat 03.00 sıralarında evinin önünde yatarken ... Bilme isimli bir arkadaşının yanında tanımadığı bir bayan olduğu halde evine geldiğini, korna çalıp uyandırdığını, birlikte eğleneceğiz deyince aracına bindiğini, seyir halindeyken sivil polislerin dur işareti verdiğini, ... Bilme'nin durmadığını, bir süre sonra yanındaki bayanla arabadan inip kaçtıklarını, 03.06.2006 tarihinde Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde ve Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadelerinde; kadın isteyen arkadaşlarına yardımcı olduğunu, 3-4 ay önce yanındaki iki kızla gezerken kızlardan birinin beyaz...marka otodaki bir şahsa göz kırptığını, şahsın; "bu kadınlar çalışıyor mu" diye sorduğunu, ilişki için 20-30 TL. karşılığında kızlardan birini bu şahsa verdiğini, şahsın bir iki saat sonra geri dönüp adresini aldığını, 3-4 ay sonra olay günü 03.00-03.30 sıralarında tekrar evine geldiğini, kornaya basınca yanına gittiğini, yine kadın isteyince evinde ...isimli kadının misafir olarak kaldığını 100 TL. karşılığında ilişkiye girebileceğini söylediğini, anlaşıp ...ile birlikte bu şahsın arabasına bindiklerini, yolda ekip otosuyla karşılaştıklarını, kendisini ... Bilme diye tanıtan şahsın polisin dur işaretine uymayıp yoluna devam ettiğini, kovalamaca sırasında aracını tenha bir yerde durdurup ...ile birlikte kaçtıklarını, kendisinin kaçamayıp polise yakalandığını, beyan etmiş, ifadeli teşhis tutanağında; sanığı ilk defa gördüğünü, ... Bilme isimli şahsın ... olmadığını belirtmiştir. Sanık ... ile de irtibatı olduğuna ilişkin bir delil de dosyada bulunmamaktadır. Bu ifadelere göre; ...'ın; hukuki değerden yoksun tutanakta belirtildiği şekilde .... plakalı araçta olduğu, öldürme olayında bu otoyu kullandığı kesinlik kazanmamıştır. Yine, tanık...'ın ifadeleri değerlendirildiğinde, adı geçen tanık olay gecesi 00.30 sıralarında evinde televizyon izlerken silah sesleri duyduğunu, balkona çıkıp baktığında komşusu ...'un yerde yaralanmış sırt üstü yatarken yanından hızlı bir şekilde geçen bir aracı fark ettiğini, arabadaki şahısları ve ateş ettiklerini görmediğini belirtmiştir. Tanık, kolluktaki ilk ifadesinde; yerde yatan ...'un yanından "marka ve modelini hatırlayamadığı koyu renkli Şahine benzer bir arabanın hızla geçip uzaklaştığını" belirtmiş, 02.06.2006 tarihli bir diğer ifadesinde ise; "eski model, Renault marka, koyu renkli bir otonun hızlı bir şekilde geçip gittiğini" ifade etmiştir. Bu durumda doğrudan olay anına dair görgüye dayalı bilgisi olmayan tanık...'ın, ifadelerinde maktulün yanından geçerken gördüğünü söylediği arabayı farklı şekillerde tarif ettiği, otodaki şahısları ve ateş ettiklerini görmediği, beyanlarının mahkumiyete esas alınacak nitelikte ve ağırlıkta olmadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında, .... plakalı otoda ele geçen sigara izmaritleriyle sanığın kan örneklerinin genetik yönden karşılaştırılmasına ilişkin ekspertiz raporunun olayın görgü tanığının mevcut olmaması, sanığın sözlü mülakat şeklindeki ikrarının hukuka aykırı olarak alınması, bu nedenle hukuken yok hükmünde sayılması, diğer aşamalardaki savunmalarda da suçun ikrar edilmemesi hususlarıyla beraber ele alınması zorunludur. Bu aracın sanığa ait olduğu veya olay gecesi sanık tarafından suçta kullandığı belirlenemediği gibi, araçta yakalanan tanık...; ifadelerinde araçtan kaçan bir kadınla ... Bilme isimli bir şahıstan söz etmiş, ifadeli teşhis tutanağında sanığı teşhis edememiş, ilk defa gördüğünü söylemiştir. Mülakatta söylediği belirtilen ve araçta ele geçirilen şarjörde veya araçta sanığın vücut izine rastlanılmamıştır. Bu durumda, sanığa ait olduğuna veya sanığın olayda kullandığına ilişkin kanıt bulunmayan araçta bulunan sigara izmaritlerinin aracın önceki başka bir tarihte de sanık tarafından kullanılmış olma ihtimali de gözetilmek suretiyle sanığa aidiyetine dair tek kanıt mahiyetindeki ekspertiz raporu esas alınarak mahkumiyet kararı verilmesi hukuka uygun değildir.
Tüm bu tespitler ışığında, her ne kadar sanığın, maktulü tasarlayarak kasten öldürdüğü ileri sürülmüş ise de, yukarıda açıklandığı üzere; olayın görgü tanığının mevcut olmadığı, suç kanıtı olan silahın bulunamadığı ve bu itibarla olay yerinde bulunan mermi ve kovanlarla eşleştirilmesinin yapılamadığı, kolluktaki sözlü mülakatta kayda geçirilen ikrarının hukuka uygun bir şekilde tespit edilmediği gibi müdafi huzurunda alınmayan ve imzasını içermeyen ikrarın hiçbir aşamada doğrulanmadığı, olayın akabinde sanığın suçta kullandığı ve olay yerinden kaçtığı öne sürülen 34 MOL 41 plakalı araç ve bu aracın içinde sigara izmaritleri ele geçirilmiş ise de; aracın sanığa ait olduğunun ve suçta kullanıldığının kanıtlanamadığı, sanıkla ilgisi tespit edilemeyen bir araçta ele geçirilen sigara izmaritlerinin sanığa aidiyetine ilişkin tek kanıt durumundaki ekspertiz raporu esas alınarak ve bu rapora dayanılarak mahkumiyet hükmü verilemeyeceği, keza; yükletilen suçun, ölenle husumetli olan başka şahıslar tarafından da işlenmiş olabileceğine dair dosyada; beyanlar ve kollukça düzenlenmiş raporlar bulunduğu anlaşılmakla; yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğine dair mahkumiyetine yeter, şüpheden öte kesin ve inandırıcı kanıtlar elde edilemediğinden sabit olmayan atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.",
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığa atılı suçun sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2-Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.01.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 25.01.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bu celsede sanığa CMK’nun 147. maddesinde düzenlenen hakları okunmuş ve yüklenen suç anlatılmıştır.
Ceza Genel Kurulu 2012/9-1464 E. , 2013/61 K.
* KONUT DOKUNULMAZLIĞININ İHLALİ SUÇU
* SORGUSU YAPILIRKEN İDDİANAMENİN SANIĞA OKUNMAMASI
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 191
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 52
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 50
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 116
"İçtihat Metni"
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçundan sanık N. Paçıcı'nın 5237 sayılı TCK’nun 116/1, 62, 50/1-a, 52/1-2 maddeleri uyarınca 3.000 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Adalar Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.06.2009 gün ve 44-56 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.05.2012 gün ve 3010-6106 sayı ile;
"...2- Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükme ilişkin temyize gelince;
Sanığa CMK'nın 191/3-b maddesi uyarınca iddianame okunmadan sorgusu yapılıp hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 30.07.2012 gün ve 18146 sayı ile;
“Soruşturma sonucunda hazırlanan iddianame, mahkeme tarafından duruşma günü ile birlikte sanığa tebliğ edilmiştir.
Kamu davası yargılaması aşamasında, sanık sorgusunun yapıldığı 09.09.2008 tarihli celseye katılmıştır. Bu celsede sanığa CMK’nun 147. maddesinde düzenlenen hakları okunmuş ve yüklenen suç anlatılmıştır. Kaldı ki, anılan maddenin 1. fıkrasının b bendinde de, sanığa yüklenen suçun anlatılması gerektiği belirtilmektedir.
Sanık sorgusunda iddianame ile uyumlu bir savunma yapmıştır. Yine aynı celsede, dosyada var olan diğer kanıt ve belgeler sanığa okunmuştur.
CMK’nun 191/3-b maddesinde iddianamenin duruşmada hazır bulunan sanığa okunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile amaçlanan, sanığın hangi eyleminden dolayı yargılandığı hakkında bilgi sahibi olması ve mahkeme huzurunda kendisini savunabilmesidir.
Ancak somut yargılamada iddianame kendisine tebliğ edilen, CMK’nun 147. maddesinde düzenlenen hakları hatırlatılan, yüklenen suç anlatılan, dosyadaki kanıt ve belgelere yüzüne karşı okunan sanık, hangi suçlama ile karşı karşıya olduğunu açık ve net bir şekilde öğrenmiştir. Dolayısıyla, sorgu sırasında iddianamenin okunmaması sanığın savunma hakkını kısıtlamamaktadır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.11.2012 gün ve 8294 - 12093 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Konut dokunulmazlığının ihlali suçuyla sınırlı olarak yapılan incelemede, Özel Daire ile Yargıtay Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, yerel mahkeme hükmünün, Özel Dairece iddianamenin okunmadığından bahisle bozulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanık hakkında katılanın duvarla çevrili bahçesinin içinde bulunan kestane ağacını bir işçi tutarak kestirdiği iddiasıyla kamu davası açıldığı, 23.05.2008 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21. maddesine göre iddianamenin sanığa tebliğ edildiği,
Sanığın 10.06.2008 ve 08.07.2008 tarihli oturumlara katılmadığı, katılan ve tanığın yer aldığı 10.06.2008 tarihli ilk oturumda duruşmaya başlandıktan sonra iddianamenin kabulü kararının okunduğu,
Tebligata rağmen duruşmaya gelmeyen bu nedenle hakkında zorla getirme kararı verilen sanığın 09.09.2008 tarihli üçüncü oturuma katıldığı, açık kimliği ve adresinin tespit edildiği, ikamet adresi olarak tebligatın çıkarıldığı adresi verdiği, CMK’nun 147. maddesi gereğince kendisine yüklenen suçun anlatıldığı ve aynı maddedeki diğer hakları hatırlatılarak sorgusuna geçildiği,
Savunmasında, üzerine atılı suçu kabul etmediğini, katılanın evinin kendi oturduğu apartmanın ön kısmında olduğunu, kendisinin de apartmanın en üst katında oturduğunu, katılana ait ağaçların kendisini hiçbir zaman rahatsız etmediğini, işçi olarak tuttuğu söylenen M. Akyol'un daha önce kendi apartmanında bahçıvan olarak çalışdığını, 5-6 yıl kadar önce yöneticilik yaptığı dönemde apartman sakinleri tarafından kışlık sezon ücreti vermemek için işten çıkarıldığını, bundan dolayı hakkında böyle bir iftirada bulunduğunu beyan ettiği,
Aynı oturumda hazır bulunan müdafiinin de, müvekkilinin bu olayla ilgisi olmadığını, müştekiye ait ağaçları kesmekte herhangi bir menfaati bulunmadığını, kaldı ki dosyaya ibraz ettiği resimlerden de anlaşılacağı üzere suça konu olan ağacın kesilmeyip budandığı şeklinde anlatımda bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK’nun 176/1. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ edileceği hükme bağlanmış, aynı maddenin son fıkrasında da iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği belirtilmiştir.
CMK’nun “ifade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesinin 1. fıkrasında; “Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır” denilmek suretiyle sorguya çekilmeden önce sanığa yüklenilen suçun anlatılması gerektiği vurgulanmıştır.
Aynı kanunun "Duruşmanın başlaması" başlıklı 191. maddesinin 3. fıkrasında ise;
“Duruşmada, sırasıyla;
a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,
b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,
c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,
d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır” düzenlemelerine yer verilerek, sanığın sorgusu yapılmadan önce iddianamenin ve iddianame yerine geçen belgenin okunması gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda gösterilen düzenlemeler savunma ve yapılan isnadı öğrenme hakkı kapsamında olup, sanığın hakkındaki suçlamalardan haberdar olması ve daha etkili savunma yapması amaçlanmaktadır.
Sanığın savunmasının alınmasından önce iddianamenin okunmasıyla da, sanığın üzerine atılı suçtan haberdar olması, neyle suçlandığını bilmesi ve bu kapsamda kendini daha etkin savunması amaçlanmaktadır. Bunun yanında, iddianame okunmadan sanığın savunmasının alınmasıyla CMK'nun 191/3. maddesinde yer alan usul kuralına aykırı davranılmış olmakla birlikte, sanığın, iddianamenin tebliği ve savunması alınmadan önce üzerine atılı suçun anlatılması ile birlikte suçtan haberdar olması ve savunmasını da iddianamede anlatılan olaylara ve yöneltilen suçlamaları karşılayacak şekilde yapması halinde, sadece iddianamenin okunmaması nedeniyle sanığın savunma hakkının kısıtlandığı ve kendisini etkili bir şekilde savunamadığı söylenemeyeceği gibi, buna bağlı olarak yapılan diğer işlemler de varlıklarını ve geçerliliklerini koruyacaktır.
Diğer taraftan, 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308. maddesinin;
“Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.
1- Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması,
2- Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi,
3- Makbul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vaki olup da bu talep kabul olunduğu halde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi,
4- Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmağa kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi,
5- Cumhuriyet Müddeiumumîsi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması,
6- Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlal edilmesi,
7- Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi,
8- Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tehdit edilmiş olması” şeklindeki açık düzenlemesi karşısında, belirtilen hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olmaları gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi bulunmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin istikrar kazanmış uygulamaları da bu yöndedir.
Nitekim 20.05.1957 gün ve 5–13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlakada kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı”, Ceza Genel Kurulunun 29.06.2004 gün ve 124–155 sayılı kararında; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 307. maddesine göre temyiz, ancak hükmün yasaya aykırı olması sebebine dayanır. Yasaya aykırılık ise bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Anılan Yasanın 308. maddesinde sekiz bent halinde, tamamı usule ilişkin olan ve yasaya mutlak aykırılık oluşturduğu varsayılan haller sıralanmıştır. Bozma gerektirip gerektirmeyeceği hususunda Yargıtay’a araştırma yetkisi tanınmamış olan bu hallerin varlığının saptanması durumunda hükmün Yargıtay’ca bozulması gerekmektedir. Anılan maddenin dışındaki muhakeme normlarına aykırılık bakımından ise aykırılığın son karara etkisi bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Hukuka aykırılığın son karara etki etmediği, kaldırılmasının da etkide bulunmayacağı muhakkak ise bu aykırılıkların bozma sebebi sayılması çoğu kez yargılamanın uzamasından başka bir işe yaramayacaktır. Nitekim CYUY’nın 320. maddesinde düzenlenen ve Yargıtay’ın temyiz dilekçesinde ileri sürülmeyen husus ve vakıalarla ilgili incelemesini hükme etkili olabilecek derecedeki hukuka aykırılıklarla sınırlayan ilke de bu hususa işaret etmektedir. Her ne kadar yazılılık ilkesi gereğince hazırlık soruşturmasında yapılan işlemlerin tutanağa geçirilerek düzenleyen ve hazır olan ilgililer tarafından imzalanması gerekli ise de, içerikleri sanığın Cumhuriyet savcısı ve sulh hâkimliği ifadelerindeki benzer anlatımları ile teyit edilmiş olan kollukça düzenlenmiş tutanaklara yönelik sahtelik iddiasında bulunulmadığı, üstelik tutanakların sonuncu sayfalarının düzenleyenler ve sanık tarafından imzalandığı, tutanakların içeriğini doğrulayan başka kanıtlar da bulunduğu dikkate alındığında, somut olayda içeriğindeki hususları kanıtlayabilme özelliklerinde bir noksanlık meydana gelmediği saptanan tutanakların bir kısım sayfalarının imzalanmamış olması sonuca etkili olmadığından, açıklanan ilkeler ışığında bu husus bozma nedeni sayılmamalıdır”, 28.02.2012 gün ve 294–64 sayılı kararında ise; “Hazır bulunduğu duruşmada şikâyetçi ve vekilinin davaya katılma istemi üzerine sanık ve müdafiinin görüşü alınmadan katılma isteminin kabulüne karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmakta ise de, sanık ve müdafiinin katılma kararından haberdar olmaları, katılma kararı verildikten sonra yapılan duruşmada hazır bulunmalarına rağmen katılma kararı konusunda bir itirazda bulunmamaları, hükmü temyiz eden sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde bu konuya ilişkin bir itirazının olmaması karşısında, nispi nitelikteki bu hukuka aykırılığın esasa etkili olduğundan veya savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyecektir” sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, s. 529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılıklar verilmiş kararı etkilememişlerse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. Bu kuralın istisnası CMUK’nun 308. maddesindeki mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s. 200–201), “CMUK’nun 308. maddesinde sayılanlar dışındaki muhakeme hukukuna aykırılıklar mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilir. Mutlak temyiz nedenleri bulunduğunda hüküm mutlaka bozulacaktır. Mutlak olmayan temyiz nedenlerinin varlığı halinde ise, hükmün bozulabilmesi için söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkilemiş olup olmadığına bakılacaktır” (Bahri Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, s. 611), “Temyiz sebebi ile bozma sebebi birbirlerinden farklı kavramlardır. Hükme tesiri bulunmayan aykırılıklar bozma sebebi teşkil etmezler” (Feridun Yenisey, Duruşma ve Kanun Yolları, 2. Bası, s. 184), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, bunun bir temyiz nedeni olarak kabul edilmesi ve kararın bozulması gerekir. Aksine son kararda bir hukuku zedeleme olmasına karşılık, bu aykırılık kararı etkilememiş, mahkemenin son kararı bu ihlal olmadığı takdirde de değişmeyecek durumda olursa bir temyiz nedeninden söz edilemez. Nispi temyiz nedenlerinden söz edildiğinde, yargılama hukuku ihlalinin son karara nispeti, yani etkisi araştırılmalıdır” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4. Bası, s. 443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4. Bası, s. 365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık bozma nedeni sayılmamaktadır. Kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte olmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s. 82), “Her hukuka aykırılık, temyiz nedeni, dolayısıyla bozma nedeni sayılmaz. Sadece hükme esas teşkil eden hukuka aykırılıklar temyiz nedeni olarak ileri sürülebilir. Başka bir değişle, bir hukuka aykırılığın temyiz nedeni sayılabilmesi için, hukuka aykırılık ile hüküm arasında sebep sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır. Şu halde, mutlak temyiz nedenleri dışında kalan ve son karara etkisi olmayan hukuka aykırılıklar temyiz nedeni sayılamazlar” (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, s. 707), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Yener Ünver–Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Bası, s. 864), “Şayet bir hukuka aykırılık hali sanığın lehine bir şekilde hükme etki ediyor veya lehte ya da aleyhte herhangi bir etkide bulunmuyorsa, bu halde ortada bir temyiz sebebinin olduğundan bahsedilemez” (Özbek–Kanbur–Doğan–Bacaksız–Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2011, 2. Bası, s. 719) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların bozma nedeni sayılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir.
Hükmün esasına etkisi olmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce bozma nedeni yapılması Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasındaki; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükme ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin; “Herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkemece davasının makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesinin ihlali anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
14.04.2008 tarihinde düzenlenen iddianamenin 23.05.2008 günü sanığa tebliğ edilmesi, 09.09.2008 günlü duruşmada tüm yasal haklarının hatırlatılarak, üzerine atılı suçun anlatılması, sanık ve müdafiinin iddianamedeki anlatılan olay ve yöneltilen suçlamalar doğrultusunda savunma yapmaları ve ne kovuşturma aşamasında ne de temyiz aşamasında haklarındaki suçlamalarla ilgili olarak yeterince bilgi sahibi olmadıkları için yeterince savunma yapamadıkları yönünde bir iddialarının bulunmaması karşısında, sanığın savunma hakkının kısıtlandığından bahsedilemeyecektir.
Sanığın savunmasının alındığı oturumda iddianamenin okunmaması suretiyle CMK'nun 191/3. maddesine aykırı davranılmış ise de; sanığın sorgusuna geçilmeden önce iddianamede yer alan hakkındaki suçlama ve hangi kanun maddesinin uygulanmasının talep edildiği konusunda yeterince bilgilendirilmiş olması karşısında sözkonusu usul hükmüne uyulmaması, hükmün esasına tesir eder nitelikte bir aykırılık olmayıp, mutlak bozma nedenleri arasında da sayılmadığından bozma nedeni yapılmamalıdır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, hükmün esastan incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi S. Bakıcı; “1- Adil yargılama; davanın erken sonuçlandırılması olmayıp sanık ile katılanın tüm haklarını tamamen ve en iyi şekilde kullanma olanağı sağlanarak en az giderle ve en kısa zamanda sonuçlandırılmasıdır. Bunun için de sözlülük, doğrudanlık, yüz yüzelik ilkeleri modern hukuk sisteminde kabul edilmiştir.
Bu ilkelerden yola çıkan yasa koyucu, CMK.nın 176/1, 4. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğini ve savunmasını hazırlamak üzere tebliğ ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunmasını öngörmüştür. 176. madde ile yetinmeyen, iddianamenin tebliğini yeterli bulmayan yasa koyucu 15 madde sonra, sanığın üzerine atılı suçu ayrıntılarıyla öğrenmesi, savunma hakkını en iyi şekilde kullanması için iddianamenin okunmasını emretmiştir.
Yasa koyucunun yeterli görmediği, iddianamenin tebliği ile yetinilmesi yasa koyucunun amacına aykırıdır.
2- İddianame, dava açan belge olup her zaman CMK.nun 170. maddesinde yazılı unsurları taşıdığı söylenemez. Çoğu zaman deliller gösterilmemekte, olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanmamakta, lehe olan hususlar belirtilmemektedir. Bu şekilde düzenlenen bir belgenin sanığa tebliğinin yeterli olduğu, sanığın; kendisine yüklenen suçu, delillerin neler olduğunu, delillerin olayla nasıl ilişkilendirildiğini, lehine ve aleyhine olan hususları, işlendiği iddia olunan suç nedeniyle öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiğini öğrendiği ve buna göre de savunmasını yaptığı kabul edilemez.
3- CMK.nun 193/3-c maddesine göre; iddianamenin okunması, yüklenen suçun, uygulanması istenen maddelerin sanığa açıklanmasından sonra 'yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu ve 147. maddede belirtilen diğer hakları' açıklanacaktır. İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunmadan bu hakların sanığa bildirilmesi, hiçbir yararı olmayan, amaca hizmet etmeyen, usulen yapılan soyut bir bildirim olacaktır.
4- İddianame veya yerine geçen belge okunmadığı takdirde, yüklenen suçu anlayamayan sanığın, CMK'nun 191/3-d maddesi uyarınca açıklamaya hazır olduğunu bildirmesi de, bir şekilden ibaret olup yasa koyucunun amacına, savunma hakkının kutsallığına aykırıdır.
5- CMK.nun 191/3-b maddesinde 'İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur' denilmektedir. Maddenin 3. fıkrasında '… alınır', '… okunur', '… bildirilir', '… yapılır' ifadeleri kullanıldığından bu hükümler emredici niteliktedir. Vazgeçilemez, yararı olmadığı ya da bir başka hüküm uygulandığından amacın gerçekleştiği kabul edilemez.
Yasa koyucu tarafından gerekli görülüp herkes tarafından uyulması zorunlu nitelikte, buyurucu olarak düzenlenen bir hükmün yarar sağlamadığı, davayı uzatacağı ileri sürülerek uygulanmasından vazgeçilmesi; yasa koyucunun iradesine karşı çıkılması, hükmün gereksiz kabul edildiği sonucunu doğuracaktır.
6- Öğretide ve Ceza Genel Kurulunun bazı kararlarında benimsenen 'CMUK.nun 308. maddesinde sayılan hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olması gerekir. Esasa yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi olmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır' görüşünün olayda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Çünkü iddianamenin okunmaması, savunma hakkının kısıtlanması olup 308. maddenin 8. bendinde yer alan 'hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararı ile müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması' hükmünün ihlalidir. Yargıtay’ın bu kararı ile savunma hakkı kısıtlanmaktadır.
7- Emredici bir hükmün yerine getirilmemesinin, beraat eden sanığa son sözünün sorulmaması örneğinde olduğu gibi “nisbi hukuka aykırılık” teşkil edeceği, bu itibarla uygulanmasında fayda bulunmadığı ve bozma nedeni yapılamayacağı görüşüne katılmak mümkün değildir. Çünkü yasanın kabul ettiği savunma hakkı ile ilgili emredici hükme uymama, mutlak hukuka aykırılık hallerinden olduğu gibi savunma hakkının kısıtlanması da evrensel hukuk kurallarına aykırıdır” düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi R. Özkepir; "Ceza Muhakemesi Kanunu sistematiğinde duruşma, yargılama etkinliğinin kalbidir. Maddi gerçeğe açıklık (alenilik), yüze karşılık (vicahilik) ve sözlülük (şifahilik) ilkelerine göre yürütülen duruşmadan elde edilen izlenim ve kanaate göre ulaşılır.
Sözlülük ilkesiyle kastedilen sadece tarafların beyanlarının sözle ifade edilmesi olmayıp, dava dosyasındaki belgelerin de duruşmada okunmasıdır.
İddianamenin sanığa okunmasını öngören CMK’nın 191/3-b maddesindeki düzenleme, sanığın savunma hakkı ile doğrudan ilgili olduğu gibi duruşmanın sözlülüğü ilkesinin de gereğidir.
SORGUSU YAPILIRKEN İDDİANAMENİN SANIĞA OKUNMAMASI suretiyle yerel mahkemece buyurucu nitelikteki CMK’nın 191/3-b maddesine aykırı davranıldığından hükmün bozulması gerekir.
Bu nedenle özel dairenin bozma gerekçesi yerinde olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi" düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Genel Kurul Üyesi de; benzer görüşlerle karşıoy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 14.05.2012 gün ve 3010-6106 sayılı kararının konut dokunulmazlığının ihlali suçuna ilişkin olarak KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, hükmün esastan incelenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.02.2013 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 19.02.2013 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/153 E., 2020/446 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/201 esasına kaydı yapılan kamu davasının, sanığın savunmasının alındığı 08.12.2016 tarihli celsesinde, CMK'nın 147 ve 191. maddeleri uyarınca;
Ceza Genel Kurulu 2018/153 E. , 2020/446 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 880-792
IŞİD/DEAŞ silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'nın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.02.2017 tarihli ve 201-19 sayılı hükme yönelik sanık ve hükümden sonra düzenlenen 20.02.2017 tarihli vekâletnameye istinaden müdafisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 07.04.2017 tarih ve 880-792 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 29.11.2017 tarih ve 2257-5509 sayı ile;
"...Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Adil yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36/1. maddesinde; ‘Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.’, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ‘Adil yargılanma hakkı’ başlıklı 6/1. maddesinde de; ‘Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...’ denilerek teminat altına alınmıştır. Anılan hakkın muhtevası, savunma ve müdafi yardımından faydalanma hakkı yönünden Sözleşme'nin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre; bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir.
AİHS’nin 6/3-(c) bendi gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkânından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan ‘silahların eşitliği’ ilkesinin de gereğidir (AİHM Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78, 25.4.1983). Ancak AİHM, AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinin, bu hakkın teminatlarından kişilerin kendi iradeleriyle vazgeçmelerini engelleyecek şekilde yorumlanamayacağı düşüncesindedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 4447/05, 01.10.2013).
Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibarıyla asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02, 27.11.2008, Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27.3.2007, Aksin ve diğerleri/Türkiye, Anayasa Mahkemesi B. No: 2013/2319 8.4.2015).
Ne var ki; AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkânının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye ).
Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafi yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi hâlinde dahi adaletin selameti bakımından resen bir müdafinin atanması gerektiğini, 5271 sayılı CMK'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Ayrıntıları Dairemizce de benimsenen Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı kararında açıklandığı üzere; ‘1412 sayılı CMUK, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hâllerde zorunlu müdafilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı CMK zorunlu müdafilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı CMK'ya göre; müdafi bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2. md.), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. md.), resmî bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. md.), tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilmesi (101/3. md.), davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/4. md.) hâllerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.’
Şu hâle göre; 5271 sayılı CMK'nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafi de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafi görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafi refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkânları itibarıyla (AİHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan ‘silahların eşitliği’ ilkesinin ve Anayasa'nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafi görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.01.2018 tarih ve 29581 sayı ile;
"Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasındaki ihtilaf tutuklu yargılanan sanığın kovuşturma aşamasında müdafi yardımından yararlandırılmasının zorunlu olup olmadığına dairdir.
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler ve uluslararası sözleşmelerdeki düzenlemeler şu şekildedir;
TCK'nın 314. maddesi;
‘Madde 314 - (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.’
3713 sayılı TMK'nın 5. maddesi;
‘3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.
(Ek fıkra: 22/07/2010-6008 S.K/4.md.) Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.’
CMK'nın 150. maddesi;
‘(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.’
CMK'nın 101/3. maddesi;
'Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.'
Şeklindedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6/3-c maddesi ise ‘Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;’ şeklindedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), AİHS sisteminde bir sanığın, resen avukat tayin edilmesinden ücretsiz olarak faydalanma hakkının, hakkaniyete uygun cezai yargılanma kavramına ilişkin unsurlardan birini oluşturduğunu (13 Mayıs 1980 tarihli Artico-İtalya kararı) kabul etmekle birlikte, AİHS'nin 6/3-c maddesinin bu hakkın kullanımına iki koşul getirdiğini, bu koşullardan birincisinin ‘avukat tutma olanaklarının’ olmamasına bağlı olduğunu, ikincisinin ise ‘hukuki menfaatlerin’ ücretsiz adli yardımın sağlanmasını şart koşup koşmadığının araştırılması gerektiğini de belirtmektedir (Talat Tunç- Türkiye). AİHM aynı kararında, AİHS’nin 6. maddesinin ne sözcük anlamında ne de muhakemesinde, bir kimsenin, resen tayin edilen bir avukat tarafından temsil edilmesi hakkını kendi isteğiyle açık ya da üstü kapalı bir şekilde reddetmesini engellemediğini de hatırlatmaktadır (Mutatis mutandis, Hakansson ve Sturesson-İsveç, 21 Şubat 1990 tarihli karar ve Sejdovic-İtalya, No: 56581/00).
5271 sayılı CMK'da, AİHS'nin 6/3-c maddesinde hüküm altına alınan savunma hakkı yönünden yapılan düzenlemede (CMK 150), isnat edilen suç için öngörülen cezanın miktarına bakılmaksızın kişinin kendi seçtiği bir müdafinin yardımından yararlanabileceği gibi hukuki menfaatlerin ücretsiz adli yardımın sağlanmasını şart koşup koşmadığına bakılmaksızın istemi hâlinde bir müdafi atanabileceği, isnat edilen suça öngörülen cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis gerektirmesi, sanığın çocuk, sağır dilsiz veya kendini savunamayacak derecede malul olması hâllerinde ise istemine bakılmaksızın bir müdafi atanması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile AİHS ile teminat altına alınan haklar bir adım daha ileriye taşınmıştır.
CMK'nın 150. maddesi dışında zorunlu müdafiliğin düzenlediği başka maddeler de Yasa'da yer almıştır. CMK'nın 204/1, 247/4, 74/2 ve 101/3. maddeleri Yasa'daki diğer düzenlemelerdir.
CMK'nın 101/3. maddesi ise hakkında soruşturma aşamasında veya kovuşturma aşmasında ilk kez tutuklama isteminde bulunulanların haklarını teminat altına almak bakımından müdafi atanmasını zorunlu kılmıştır. Maddenin düzenleniş şeklinden, müdafi atanmasındaki zorunluluğun tutuklama istemi ile hâkim ya da mahkeme huzuruna çıkarılan kişinin yapılacak sorgusu sırasında müdafi yardımından yararlanmasını sağlamaya yönelik olduğu ve yapılacak sorgu işlemine münhasır olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim yasa sistematiğindeki yerine bakıldığında düzenlemenin, CMK'nın 1. kitabının 'Koruma Tedbirleri' başlıklı 4. kısmının 'Tutuklama' başlıklı 2. bölümünde yer aldığı görülmektedir.
Bunun dışında ayrıca, şüpheli veya sanığın resmî bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. md.), davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/4. md.) hâllerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.
CMK'nın 150. maddesi dışında zorunlu müdafiliği düzenleyen yasa maddelerine bakıldığında, bazı özel hâllere münhasır düzenleme niteliğinde oldukları, bunlardan CMK'nın 74. maddesi gereğince yapılan gözlem sonucunda akıl hastası olduğu saptananlara, soruşturma veya kovuşturmanın tamamında görev yapmak üzere CMK'nın 150/2. maddesi gereğince müdafi atanacağı hüküm altına alınmış olmasına rağmen tutuklanan şüpheli veya sanık hakkında benzer bir düzenleme yoluna gidilmemiştir. CMK'nın 150/2. maddesine göre şüpheli veya sanığın; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması hâlleri ile CMK'nın 150/3. maddesi gereğince alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmanın muhatabı olan şüpheli ve sanıklar yönünden AİHS'nin 6/3-c maddesinde yazılı koşullardan avukat tutma olanağının bulunmaması koşuluna bakılmaksızın ve istemi aranmadan resen atanacak zorunlu müdafiliği kabul etmiş olan yasa koyucunun, tutuklu yargılanan sanıklar yönünden benzer bir düzenlemeye gitmemiş olmasının bir eksiklik değil fakat, bilinçli bir tercih olduğu anlaşılmaktadır. AİHS'nin kişinin kendisine atanan müdafinin yardımını reddetmek hakkını kabul ettiği de gözetildiğinde, kendisine seçeceği ya da istemi hâlinde atanacak bir müdafinin yardımından yararlanma hakkı olduğu hatırlatıldığı hâlde müdafi seçmeyen ve atanması konusunda mahkemeden bir istemde bulunmayan, savunmasını kendisinin yapacağını beyan eden sanığa sırf tutuklu yargılanması nedeniyle müdafi atanmasının zorunlu olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 20.10.2016 tarihli ve 2016/67138 sayılı soruşturması kapsamında ‘Silahlı terör örgütü üyesi olma' suçundan tutuklanma istemi ile Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilen sanık ...'nın Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde yapılan 2016/578 numaralı sorgusu sırasında kendisine CMK'nın 101/3. maddesi gereğince atanan müdafisi huzurunda savunmasını yaptığı, tutuklanmasına karar verildikten sonra hakkında düzenlenen iddianame ile kamu davası açıldığı, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/201 esasına kaydı yapılan kamu davasının, sanığın savunmasının alındığı 08.12.2016 tarihli celsesinde, CMK'nın 147 ve 191. maddeleri uyarınca; yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmasının kanuni hakkı olduğu, müdafi seçme hakkının bulunup onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafinin sorgusunda hazır bulunabileceği, müdafi seçecek durumda değil ise ve bir müdafinin yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine Baro tarafından bir müdafinin görevlendirileceği hususlarının hatırlatıldığı, sanığın haklarını anladığını, müdafi talebinin olmadığını ve savunmasının kendisinin yapacağını beyan ettiği ve bu şekilde yargılamanın devam edip sanığın mahkûmiyeti ile sonuçlandığı, müdafi seçimi veya atanmasına dair tüm haklarının sanığa açıklıkla izah edilmesine karşın, sanığın bu haklarını kullanmadığı, AİHS'ye göre sanığın müdafi yardımı reddetme hakkının bulunduğu, CMK'nın 150/2-3. maddelerinde yazılı zorunlu müdafilik koşullarının bulunmadığı, CMK'nın 204/1. maddesinde yazılı hâllerin de olmadığı, bu nedenlerle yargılamanın müdafi bulundurulmadan sürdürülüp sonuçlandırılmasının Yasa'ya ve AİHS'ye aykırılık teşkil etmediği sonucuna varıldığı," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 20.02.2018 tarih ve 661-385 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Kovuşturma aşamasında müdafi talebinde bulunmayan ve tutuklu yargılanan sanığa müdafi atanmamasının, CMK'nın 101/3. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı,
2- TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddeleri uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan sanığa, CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerekip gerekmediği,
Ve bu bağlamda sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; uyuşmazlıkların görüşülmesine geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince, sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde sanığın savunma hakkı kapsamında ve CMK'nın 101/3. maddesi uyarınca yargılama sırasında sanığa müdafi atanması gerektiğine ilişkin temyiz talebinin bulunup bulunmadığı; bulunmadığının kabulü hâlinde ise Özel Dairece bu nedene istinaden sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle bozma kararı verilip verilemeyeceğinin tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine öncelikle bu hususlar değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından,
IŞİD/DEAŞ silahlı terör örgütünün gerçekleştirmesi muhtemel eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilerek etkisiz hâle getirilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması amacıyla yürütülen çalışmalar sonucunda elde edilen istihbari bilgiler kapsamında; silahlı terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen ve yeğeni olan inceleme dışı sanık ... ile irtibatı, telefon içeriğinde bulunan terör örgütü mensuplarına ait fotoğraflar ve video görüntüleri, terör örgütü tarafından propaganda amacıyla kullanılmakta olduğu değerlendirilen ses kayıtları, sanık ....’nın mesajlaşma içeriği, istihbari bilgileri teyit eder şekilde Suriye’deki çatışma bölgelerinde bulunduğuna dair gönderileri ve sosyal medya hesabındaki “Türkiye’de bulunan müslümanların Nusret Cephesi terör örgütü için kıymetli olduğu ve saldırıyı Nusret Cephesinin üstlenmediği” şeklindeki yorumu ve bu yorumu sonunda “Nusret cephesi” şeklinde terör örgütü adına yaptığı paylaşımlar birlikte ele alınarak; sanığın El Kaide terör örgütünden 2016 yılında ayrılma kararı alan ve IŞİD/DEAŞ terör örgütünce de benimsenen Selefilik/Vahabilik ideolojisi doğrultusunda faaliyet yürüten "Nusret Cephesi" içerisinde bizzat faaliyet yürüttüğü ve terör örgütü adına eylem yapmak veya yaptırmak maksadıyla gelecek örgüt mensuplarına yardım ve yataklık yapabileceği ya da terör örgütü adına bizzat eylem yapabileceği değerlendirilerek sanık Muhammet Beşir Olukca’nın 10.10.2016 tarihinde gözaltına alındığı, Antalya Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde müdafisi huzurunda ifadesi alınan sanığın, Antalya Terör ve Örgütlü Suçları Soruşturma Bürosunun 20.10.2016 tarihli ve 2016/67138 soruşturma sayılı yazılarıyla birlikte tutuklanması talebiyle sevk edildiği Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde müdafisi huzurunda sorgusu yapıldıktan sonra tutuklanmasına karar verildiği ve IŞİD/DEAŞ silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 53 ve 58/9. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle hakkında kamu davası açıldığı, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 08.12.2016 tarihinde yapılan ilk duruşmada iddianame okunduktan sonra, sanığa yüklenen suçun anlatıldığı, CMK’nın 147 ve 191. maddeleri uyarınca; yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmasının kanuni hakkı olduğu, müdafi seçme hakkının bulunup onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafisinin sorgularında hazır bulunabileceği, müdafi seçecek durumda değil ve bir müdafinin yardımından faydalanmak istediği taktirde, kendisine Baro tarafından bir müdafinin görevlendirilebileceği, şüpheden kurtulmak için somut delillerin toplanmasını, kendi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırma ve lehine olan hususları ileri sürme hakkı olduğunun hatırlatılması üzerine sanığın, müdafi talep etmediğini beyan ederek savunmasını yaptığı, 07.02.2017 tarihinde yapılan oturumda sanığın, IŞİD/DEAŞ silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,
Sanığın 10.02.2017 tarihli dilekçeyle istinaf başvurusunda bulunduktan sonra, 20.02.2017 tarihinde düzenlenen vekâletnameye istinaden kendisine müdafi olarak tayin ettiği Av. ...'in de 01.03.2017 havale tarihli dilekçeyle istinaf başvurusunda bulunması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 07.04.2017 tarih ve 880-792 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği,
Kararın sanık müdafisi Av. ...'e 20.04.2017 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, sanık müdafisinin süresi içerisinde ibraz ettiği 27.04.2017 tarihli dilekçesinde; esasa ilişkin nedenlerin yanında "Müvekkil şahsa CMK 150/3 maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerekmektedir. Zorunlu müdafi atanmadan müvekkil şahsın mahkemede ifadesinin alınması ve zorunlu müdafi olmadan ceza tayini usul açısından hatalı olup bozmayı gerektirmektedir...Müvekkil hakkında isnat edilen suçun cezasının alt sınırı 5 ve daha fazladır. Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu birlikte değerlendirildiğinde alt sınır 7 yıl 6 aydır. CMK 150/3 fıkrasında alt sınırı 5 yıldan fazla olan suçlarda 2. fıkraya atıf yaparak sanığın istemine bakılmaksızın müdafi görevlendirilmesi zorunludur. Zorunlu müdafi atanmadan müvekkil şahsın mahkemede ifadesinin alınması ve zorunlu müdafi olmadan ceza tayini usul açısından hatalı olup bozmayı gerektirmektedir." şeklindeki usule ilişkin sebeplerini de belirterek hükmü temyiz ettiği,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 29.11.2017 tarih ve 2257-5509 sayı ile; "...CMK'nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafi de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafi görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafi refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkânları itibarıyla (AİHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan ‘silahların eşitliği’ ilkesinin ve Anayasa'nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafi görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Ön sorunlar ve esasa ilişkin uyuşmazlıkların sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
I- Sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde sanığın savunma hakkı kapsamında ve CMK'nın 101/3. maddesi uyarınca yargılama sırasında sanığa müdafi atanması gerektiğine ilişkin temyiz talebinin bulunup bulunmadığı; bulunmadığının kabulü hâlinde ise Özel Dairece bu nedene istinaden sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle bozma kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı;
Ön sorunlar konusunda isabetli bir çözüme ulaşılabilmesi bakımından temyiz başvuru usulü ve başvuru üzerine yapılacak işlemlerin ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir.
1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar” başlığını taşıyan 313. maddesi;
“Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını talep etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir.
Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir.
Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.”,
5271 sayılı CMK’nın “Temyiz başvurusunun içeriği” başlığını taşıyan 294. maddesi ise;
“1- Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
2- Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.”
Şeklinde düzenlenmiştir.
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı şekilde, resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür.
Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin, örneğin; "Hükmü temyiz ediyorum." şeklindeki dilekçelerde olduğu gibi herhangi bir temyiz sebebi içermemesi durumunda tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu üzere usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddi gerekir.
1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz sebebi” başlığını taşıyan 307. maddesi; “Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir.” düzenlemesini taşımaktadır.
5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinde ise temyiz nedenleri;
“1- Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.
2- Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” şeklinde belirtilmiş, maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde de;
“Madde, 1412 sayılı Kanun'dan ayrılarak 'kanuna aykırılık' yerine daha geniş anlamlı ve amaca uygun olan 'hukuka aykırılık' sözcüklerine yer vermiştir.
Yargılamanın konusunu oluşturan cezai uyuşmazlık çözüldükten ve maddi gerçeğe ulaşıldıktan sonra ilgili hukuk kuralının eksik veya yanlış uygulanması veya hiç uygulanmaması hukuka aykırılığı oluşturur.
Hukuk kuralı deyimi, temel hukuk ilkelerini, yazılı olan veya olmayan hukuk kurallarını, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddi hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar.
Temyiz başvurusunun, hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayandırılması gerekir. Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Mülga CMUK’da temyiz sebebi “kanuna aykırılık” olarak belirlenirken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka aykırılık” olarak belirlenmiştir. Ancak her iki Kanun’a bakıldığında bu iki farklı kavramın aynı şekilde anlaşılmasının istendiği sonucuna varılmaktadır. Zira her iki Kanun'un ilgili hükümlerinde bu kavramlar, “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” şeklinde tanımlanmış olup öğretide de geçmişten bu yana kanuna aykırılık kavramı geniş yorumlanmış ve bu ifadenin yazılı hukukla sınırlı anlaşılmaması gerektiği, bu nedenle yazılı hukuka ek olarak; içtihada aykırılık, tecrübe ve mantık kurallarına aykırılık, öğretiye aykırılık, maruf ve meşhur olan şahsi bilgilerdeki hataların da kanuna aykırılık kapsamında denetlenebileceği, ayrıca uluslararası hukuka ve evrensel hukuki değerlere aykırılığın da temyiz nedeni olarak ileri sürülebileceği ifade edilmiştir.
Temyiz nedenleri bakımından iki Kanun arasındaki esas farklılık, 5271 sayılı CMK’nın temyiz başvurusunun içeriği başlıklı 294. maddesinden kaynaklanmaktadır. 1412 sayılı CMUK'nın 313. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 294. maddesinin ilk fıkraları temyiz sebeplerinin gösterilmesi hususuna ilişkindir ve arada ciddi bir fark yoktur. Oysa her iki maddenin ikinci fıkraları birbirinden tamamen farklıdır. 5271 sayılı Kanun’un 294. maddesinin ikinci fıkrasında temyiz sebebinin ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceği açıkça belirlenmiştir.
Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki sorunu oluşturur. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir.
Temyiz nedeni olan hukuka aykırılık, hâkimin olaya en uygun normu bulamaması veya bulsa da yanlış değerlendirip uygulama yapmasıdır. Hukuka aykırılığa yol açan norm muhakeme hukuku normu olabileceği gibi (Örneğin, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkının hatırlatılmaması, karar oturumunda hazır olan sanığa son söz hakkı verildikten sonra katılana da diyeceklerinin sorulması gibi.) maddi hukuk normu da olabilir. (Örneğin, sanığın eylemi suç teşkil etmediği hâlde mahkûmiyet hükmü kurulması, suçun niteliğinin hatalı belirlenmesi, eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi gibi.) Maddi hukuk normunun ihlâli hâlinde temyiz edenin sıfatı da dikkate alınarak kararın bozulması gerekmekte ise de muhakeme hukukuna ilişkin ihlâllerde, ihlâlin hükmü etkileyip etkilemediği gözetilmelidir.
Bu kapsamda muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz nedeni olarak açıkça ileri sürülmesi gerekmektedir. Muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde Yargıtay hem muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını hem de ilk derece veya bölge adliye mahkemelerince muhakeme normunun uygulandığı olayın doğru tespit edilip edilmediğini denetleyecektir. Temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezaî yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
Nitekim, 5271 sayılı CMK'nın 301. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde; "Yargıtay, yalnız temyiz dilekçesi veya beyanında maddi hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle ileri sürülen hususlarla, temyiz istemi yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması veya eksik veya yanlış uygulanmasından dolayı yapılmışsa bu olgular hakkında inceleme yapar.” açıklamalarına yer verilerek temyiz sebebinin hangi hukuka aykırılık iddiasına dayandırıldığının gösterilmesi; muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına ilişkin temyiz taleplerinde hiç uygulanmayan, eksik veya yanlış uygulanan usul kuralları ile buna dayanan maddi olguların ileri sürülmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Öğretide de temyiz sebeplerinin muhakeme hukukuna ve maddi hukuka ilişkin olarak ileri sürülmesi bakımından; “Maddi hukuk normlarına ilişkin temyiz başvurularında sebep gösterilmesi zorunluluğunun Yargıtay incelemesinde önemli bir sınırlama içermediği, muhakeme hukukuna aykırılık nedeniyle hüküm temyiz ediliyorsa hükmü temyiz edenin, bu aykırılığa temel oluşturan maddi olguları göstermek zorunda iken maddi hukuka aykırılıkta, maddi hukuka aykırılıktan dolayı hükmün temyiz edildiğinin belirtilmesinin yeterli olduğu, Yargıtayın maddi hukuk normlarının tümünü göz önünde tutup inceleme yapması gerektiği” (Serap Keskin Kiziroğlu, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Yasa Yoluna İlişkin Değişikliklere Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Kasım-Aralık, 2017, s; 182 vd.), "5271 sayılı CMK'nın 288. maddesi uyarınca temyiz sebebi olarak belirtilenler dışında kalan muhakeme hukukuna ilişkin diğer hukuka aykırılıklar bakımından Yargıtayın karar vermesine olanak bulunmadığı, buna karşılık, kararın hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği yönünde bir irade ortaya konulduğu sürece incelemenin maddi hukuka ilişkin tüm hukuka aykırılıklar yönünden yapılabileceği, bu bağlamda, Yargıtayın olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yapılan bir temyiz istemi karşısında bu istemi yerinde bulmasa bile haksız tahrikin koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle de cezanın indirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozabileceği” (Mustafa Ruhan Erdem, Cihan Kavlak, Ceza Muhakemesinde Temyiz İncelemesinin Kapsamı ve Sınırları, Yargıtay Dergisi, Ekim, 2018, Sayı; 4, s; 1434; 1472.), "Muhakeme hukukuna ilişkin aykırılıklardan farklı olarak, maddi hukuka ilişkin denetimin, hükmün tüm yönleriyle incelenmesini gerektirdiği, maddi hukukun yanlış uygulandığına ilişkin genel bir ifade içeren temyiz dilekçesinde açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi, dosyaya yansıyan delillere göre suçun unsurlarının oluşmaması, sanığın suçu işlediğinin sabit olmaması, suçun vasfının yanlış belirlenmesi, suçun nitelikli hâllerinde yapılan hata sonucu cezanın yanlış belirlenmesi veya teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması sonucu sanığın ceza alması veya almaması ya da hak ettiğinden az veya çok ceza alması durumlarında Yargıtayın bu hukuka aykırılığı bozma nedeni yapabileceği" (Ekrem Çetintürk, Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunda Maddi (Fiili) Sorunun İncelenmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Mart 2019, s; 466-489.) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nın 302. maddesi uyarınca hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan ve hükme etki edecek nitelikte bulunan diğer hukuka aykırılıklar da bozma nedeni olarak ayrı ayrı gösterilecek; hükme etki edecek nitelikte bulunmayan hukuka aykırılıkların ise hükmün bozulmasında neden dikkate alınmadıkları açıklanmak suretiyle belirtilmesiyle yetinilecektir. Bu kapsamda, temyiz dilekçesinde maddi hukuka aykırılık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde, Yargıtayın ilgili Ceza Dairesi tarafından hüküm, dilekçede gösterilen maddi hukuka aykırılık nedeniyle bozulduğunda dilekçede açıklanmış olmasa bile temyiz incelemesi sırasında saptanacak olan tüm maddi hukuka aykırılıklar temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni olarak ayrı ayrı gösterilecektir. Temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde ise, temyiz nedeni olarak gösterilen muhakeme hukukuna aykırılığın hükme etki edecek nitelikte bulunması durumunda, hüküm bu nedenle ve varsa mutlak hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulacak; temyiz nedeni olarak gösterilen muhakeme hukukuna aykırılığın hükme etki edecek nitelikte bulunmaması ya da temyiz nedeni olarak ileri sürülmemekle birlikte inceleme sırasında saptanan ve mutlak hukuka aykırılıklar dışında kalan muhakeme kurallarına aykırılık bulunması durumunda ise bu hususun bozma nedeni yapılmayarak ilamda gösterilmesiyle yetinilecek, varsa inceleme sırasında tespit edilen veya dilekçede gösterilen 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı hukuka kesin aykırılıklar nedeniyle kararın bozulması yoluna gidilecektir. Diğer taraftan, bozmaya neden olan maddi veya usul hukukuna aykırılık hükmün dayandırıldığı işlemlerden kaynaklanmışsa aynı zamanda bu işlemler de bozulacaktır.
Mutlak temyiz nedenleri ise, sanığa hak tanıyan kurallar olmalarının yanı sıra aynı zamanda adil bir yargılamanın yapılabilmesi için öngörülmüş, kamusal menfaatleri gözeten kurallardır. Bu hâllerin varlığı durumunda hükmün bundan mutlak olarak etkilendiği kabul edilmiştir. Kanun bu noktada hukuka aykırılığa ilişkin nedensellik bağını kendisi kurduğundan hâkime takdir yetkisi bırakmamıştır (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul, 2016, s; 834 vd.).
1412 sayılı CMUK’nın “Kanuna muhalefet hâlleri” başlığını taşıyan 308. maddesi;
"Aşağıdaki hâllerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.
1 - Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması,
2 - Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi,
3 - Makul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vakı olupta bu talep kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi,
4 - Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi,
5 - Cumhuriyet Müddeiumumisi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması,
6 - Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlâl edilmesi,
7 - Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi,
8 - Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması,” ,
5271 sayılı CMK’nın “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesi ise;
“1- Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,
b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması,
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması,
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi,
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi,
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması,
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması,”
Şeklindedir.
Görüldüğü üzere, mutlak hukuka aykırılık hâlleri, 1412 sayılı CMUK’nın 308. maddesinde, 5271 sayılı CMK’da ise 289. maddede sayılmış olup her iki hüküm karşılaştırıldığında ilk dikkat çeken husus hükümlerin başlıklarının farklı olmasıdır. Belirtmek gerekir ki, iki hükmün başlığının farklı olması içerikte bir değişikliğe yol açmamaktadır. 1412 sayılı CMUK’da seçilen terim “kanuna muhalefet hâlleri” iken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka kesin aykırılık hâlleri” ibaresidir. 5271 sayılı CMK’nın hukuka kesin aykırılık hâlleri olarak adlandırdığı nedenleri ifade etmek için öğretide geçmişten bu yana “mutlak temyiz nedenleri” terimi de kullanılmaktadır. Temyiz nedenleri bağlamında iki Kanun arasındaki en önemli fark ise, 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinin (i) bendine eklenen hükümle “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının” bir mutlak hukuka aykırılık hâli olarak kabul edilmesidir.
Doktrinde bir kısım yazarlarca, kanun koyucu tarafından hükme etkili oldukları açıkça kanuni düzenlenmeye bağlanmamış hukuka aykırılıkların nispî temyiz sebebi olarak ileri sürülebileceği, temyiz dilekçesinin gerekçeli olması kuralının hem nispî hem de mutlak temyiz sebepleri bakımından geçerli olduğu yani hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetilemeyeceği savunulmaktadır. Bu anlayışa göre, 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan kabul edilebilirlik denetimine ilişkin kural, bünyesinde en az bir temyiz sebebi bulunan dilekçeler yönünden geçerlidir. Nitekim maddede yazılı olan “Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır.” kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Gerekçesiz bir dilekçe Yargıtayın ön incelemesinden geçemeyeceği için hükümde var olan ancak gösterilmeyen nedenin mutlak mı yoksa nispî bir temyiz nedenine mi ilişkin olduğunu denetlemek mümkün olmayacaktır. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, Yargıtayın bu nedenleri kabul etmemesine karşın 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmü bozması mümkündür (Hakan Karakehya, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara, 2016, s; 635 vd.; Fahri Gökçen Taner, 5271 sayılı CMK'nın Temyiz Kanun Yoluna İlişkin Hükümlerinin Yürürlüğe Girmesiyle Ortaya Çıkan Farklılıklar, Ankara Barosu Dergisi, Nisan, 2017, s; 66.).
Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinin (g) bendinde hükmün, 230. madde gereğince gerekçe içermemesi hukuka kesin aykırılık hâlleri içinde düzenlenerek, bu eksiklik Yargıtay tarafından dikkate alınacak bir hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmiştir.
Bilindiği üzere, Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçesinde ise 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesi uyarınca suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirmesinin yapılması, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirlenmesi ile mantıksal ve hukuksal bütünlük sağlanarak herkesi tatmin edecek ve anlaşılır kararın, bu hâli ile Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeli olması gerekmektedir. Beraat hükmünün gerekçesinde de ayrıca 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığı gösterilmelidir. 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinin (g) bendinde hükmün, aynı Kanun'un 230. maddesi gereğince gerekçe içermemesi muhakeme hukukuna ilişkin bir hukuka aykırılık hâli olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu denetimin gerçek manada yapılabilmesi için Yargıtayın, gerekçede yazılı olan hususlar ile maddi soruna ilişkin tespitlerin uyumlu olup olmadıkları yönünden inceleme yapması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Doktrinde de ifade edildiği üzere, Yargıtayın gerekçeyi denetlemesi, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek olay hakkında hüküm kurması, kanıya ulaşması, vakalarla ilgili saptamalarda bulunması anlamına gelmez (Centel, Zafer, s; 841).
Açıklamalar ışığında bölge adliye mahkemelerince verilen kararların temyizi üzerine temyiz denetiminin ne şekilde yapılacağına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçildiğinde;
1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz Mahkemesince tetkik edilecek noktalar” başlıklı 320. maddesi;
“Temyiz Mahkemesi, temyiz istida ve layihasında irat olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz istidasında bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder.
313 üncü maddenin ikinci fıkrasında gösterilen müstenidattan başka temyiz müddeasını teyit için yeniden müstenidat göstermeğe lüzum yoktur. Bununla beraber böyle müstenidat arz olunmuşsa kabul olunur.”,
5271 sayılı CMK’nın “Temyizde incelenecek hususlar” başlıklı 301. maddesi ise;
"1- Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapar.”
Biçiminde düzenlenmiştir.
Doktrinde, temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından; “Yargıtay hukuksal incelemesine önündeki hüküm bakımından ispat konularının sübuta erdiği varsayımından başlar. Temyiz mahkemesi yalnızca hâkimin delilleri değerlendirmesinde hukuksal hata yapıp yapmadığını değerlendirebilir. Delillerin değerlendirilmesi ve ispat açısından vicdani kanıyı olay hâkiminin oluşturması gerekir. Ancak bunun için de yerel mahkeme kararının gerekçesi ve dayanaklarının, sanığın tüm sorgu tutanaklarının, temyiz mahkemesine sunulması gerekir” (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, 13. Baskı, Ankara 2017, s; 778 vd.). “Yargıtay, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek eylemin varlığı veya yokluğu, kanıtların inandırıcılığı ya da kesinliği gibi yargılarda bulunamaz, ancak maddi olayların gerekçede yeterince yansıtılıp yansıtılmadığı, yansıtılan maddi olaylara ilişkin kanıtların tartışılıp tartışılmadığı, bu tartışma yapılırken doğa, mantık, deneyim ve hukuk kurallarına uyulup uyulmadığı yönlerinden hükmü inceleyerek olay yargılamasını sınırlı bir şekilde denetleyebilir” (Sami Selçuk, Temyiz Denetiminin Sınırları, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, s; 336.). "Temyiz kanun yolunda maddi mesele incelenemez. Ancak kanun koyucu sanığa gerçekçi bir hukuki koruma sağlamayı amaçladığı için aradan geçmiş olan zamanın olumsuz etkilemediği oranda maddi mesele incelenebilmelidir. Burada esas mahkemesindeki hâkimin doğrudan doğruyalık ilkesinden kaynaklanan maddi meseleyi takdir etme yetkisi ortadan kaldırılmadan, dosyaya girdiği oranda maddi meseleyi inceleyen, bu istisna dışında sadece hukuki mesele ile ilgilenen bir temyiz incelemesi yapılmalıdır. Yargıtay maddi meseleyi sadece hükmün gerekçelerine dayanarak incelemelidir" (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2014, s; 1234.). "Tamamen maddi soruna ilişkin olan aykırılıkların temyiz kanun yolunda denetlenmesi mümkün değildir. Ancak, mahkemenin, elindeki maddi olguları hukuk kurallarına uygun olarak değerlendirip değerlendirmediği ve hükme esas alırken hukuk kurallarına bağlı kalıp kalmadığı Yargıtay tarafından incelenmek zorundadır. Aynı şekilde hukuka aykırılığın, yargılama kurallarının doğru uygulanmaması nedeniyle ileri sürülmesi hâlinde de Yargıtay hem yargılama kuralarına uyulup uyulmadığına hem de bu kuralların uygulanmasına esas teşkil eden ve daha önce mahkemece tespit edilmiş olan maddi vakıaların doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini inceleyebilecektir" (Taner, s; 57; Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Baskı, İzmir, 2017, s; 856.). “Temyiz kanun yolunda temyiz mahkemesi, sözlülük, yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak geçmişte olan bir olayın nasıl meydana geldiğini ortaya çıkaran olay hâkiminin tespitleriyle bağlıdır. Bununla birlikte olay mahkemesinin tespitleri belirsiz, eksik, çelişkili, mantık veya deneyim kurallarıyla çatışıyorsa olay mahkemesinin tespitleriyle bağlılık ortadan kalkar. Yargıtayın, bölge adliye mahkemesi incelemesinden geçmiş bir kararla ilgili yapacağı denetimin, verilen kararın hukuksal yönüyle sınırlı olması hâli, Yargıtayca hiçbir zaman maddi olay denetimi yapılamayacağı anlamına gelmez. İlk derece veya bölge adliye mahkemelerinin kararlarında bilimin yerleşmiş ilkelerine, genel yaşam deneyimlerine, mantık kurallarına aykırılıklar varsa, ulaşılan sonuç ve gerekçe arasında birbiriyle açıkça çelişen tespitler bulunuyorsa, maddi olay açık, kesin ve tam olarak belirlenememiş ise ve bu nedenlerle kararın hukuksal yönden denetimine olanak yoksa Yargıtay maddi olay denetimi yapabilir” (Erdem, Kavlak, s; 1424; 1460.). “Bir olayı tespit ederken ilk derece mahkemesi hâkimi delilleri serbestçe takdir eder. Ancak bu tespitin eksiksiz olması ve hâkimin kanaatinin objektif dayanaklarının hükümden anlaşılması gerekir. Bu nedenle maddi olaya ilişkin denetim, maddi vakıanın sübutuna ilişkin kanaatin yeterli delile dayanarak ve mantık kurallarına uygun bir şekilde oluşturulup oluşturulmadığı açısından yapılmaktadır" (Centel, Zafer, s; 840.).
Şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Görüldüğü gibi doktrinde çoğunlukta olan bu anlayışa göre, Türk Ceza Muhakemesi'ne istinaf kanun yolunun getirilmiş olması, temyiz mahkemesinin önceden olduğu gibi somut temyiz denetiminin elverdiği ölçüde maddi soruna girmesine engel oluşturmayacak, temyiz kanun yolunda somut dava üzerinden içtihatlarla birliği sağlayacak olan Yargıtay, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir etme yetkilerini de dikkate alarak bu delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görebileceği ve inceleyebileceği maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıklar üzerinden bozma kararı verebilecektir.
Burada ifade etmek gerekir ki; ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin uyguladığı maddi ceza normlarının hukuka uygun olması, maddi olayın doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilerek bu tespite uygun olan maddi hukuk normlarının uygulanmasına bağlıdır. Başka bir ifadeyle, maddi sorun ile maddi hukuk normlarının bu ayrılmaz niteliğinden dolayı uygulanan maddi hukuk normlarının hatalı olduğu iddiasıyla yapılan temyiz başvurularında hükmün hukuki yönden denetiminin maddi sorundan ayrılması mümkün değildir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması sonucunda maddi sorunun da hatalı şekilde belirlendiği hâllerde dosyaya yansıyan tüm delillerle birlikte maddi sorun irdelenmeksizin hükmün hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, Kanun'da Yargıtayın temyiz denetimi sırasında maddi sorunu inceleyemeyeceğine ilişkin bir hüküm de mevcut değildir. 5271 sayılı CMK’nın “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunmasının gerektiği durumlarda, Yargıtayın, davanın esasına hükmedebileceği belirtilmiş olup bu düzenlemeye göre ilk derece veya bölge adliye mahkemelerinin tespitlerinin hukuki denetim yapılmasına olanak vermeyecek ölçüde yetersiz olması hâlinde maddi sorunun tespiti ve buna bağlı olarak maddi ceza normunun doğru tatbik edilmesi bakımından Yargıtayın eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verebilecek olması, hukuki denetimin, o ana kadar yapılan tespitlerin, normun olaya uygulanması için yeterli dayanak oluşturup oluşturmadığı hususunu da içerdiği sonucunu doğurmaktadır.
Yargıtay, temyiz kanun yoluyla ülkedeki hukuk kurallarının istikrarlı ve aynı biçimde uygulanmasını yani içtihat birliğini sağlar. 5271 sayılı CMK, ilk derece yargılaması ile temyiz yargılaması arasına istinafı yerleştirerek, hem Yargıtayın içtihat mahkemesi konumunu güçlendirmeyi hem de mahkemelerin son kararlarının yalnızca hukuki sorun değil, maddi sorun açısından da sağlıklı bir şekilde denetlenmesinin yolunu açmayı öngörmüştür. Bununla birlikte ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektedir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Anayasanın 138. maddesi de tüm hâkimlerin Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vereceklerini hükme bağlamıştır. Bu nedenle ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinde yapılmakta olan yargılama sonucunda ulaşılma imkânı bulunan bütün deliller ele alınıp değerlendirilmeden karar verilmesi, maddi sorunun doğru olarak tespit edilmemesi, dosyada mevcut delillerle maddi soruna ilişkin tespitlerin uyumlu olmaması gibi nedenlerle yazılı hukuka, evrensel hukuki değerlere, akla, bilime ve tecrübe kurallarına aykırı olacak şekilde maddi olay değerlendirmesinin hatalı olarak belirlendiği hâllerde adaletin tam olarak gerçekleşmesi amacı da gözetilerek Yargıtayın, hükmün hukuki yönüne ilişkin olan ve hükme etki eden maddi olay değerlendirmesindeki hukuka aykırılıkları da temyiz yoluyla incelemesi gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun konuları ayrı ayrı değerlendirildiğinde;
1- Sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde savunma hakkı kapsamında temyiz talebinin bulunup bulunmadığı;
Yerel Mahkemece sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık ve müdafisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine dair karar verildiği, bu kararın da sanık müdafisince esasa ilişkin nedenlerin yanında "...Müvekkil şahsa CMK 150/3 maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerekmektedir. Zorunlu müdafi atanmadan müvekkil şahsın mahkemede ifadesinin alınması ve zorunlu müdafi olmadan ceza tayini usul açısından hatalı olup bozmayı gerektirmektedir...Müvekkil hakkında isnat edilen suçun cezasının alt sınırı 5 ve daha fazladır. Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu birlikte değerlendirildiğinde alt sınır 7 yıl 6 aydır. CMK 150/3 fıkrasında alt sınırı 5 yıldan fazla olan suçlarda 2. fıkraya atıf yaparak sanığın istemine bakılmaksızın müdafi görevlendirilmesi zorunludur. Zorunlu müdafi atanmadan müvekkil şahsın mahkemede ifadesinin alınması ve zorunlu müdafi olmadan ceza tayini usul açısından hatalı olup bozmayı gerektirmektedir." şeklindeki usule ilişkin sebepler belirtilerek temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Özel Dairesince, kararın "...CMK'nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafi de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafi görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafi refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkânları itibarıyla (AİHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan ‘silahların eşitliği’ ilkesinin ve Anayasa'nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafi görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği anlaşılmakla;
Sanık müdafisinin 27.04.2017 tarihli dilekçesinde "TCK'nın 314/2 ve TMK'nın 5. maddesi birlikte değerlendirildiğinde ön görülen hapis cezasının alt sınırı 5 yılı geçeceğinden CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa istemi aranmaksızın zorunlu müdafi atanması gerektiği, zorunlu müdafi atanmadan sanığın mahkemede ifadesinin alınmasının usul açısından hatalı olduğu" şeklinde gösterilen usule ilişkin temyiz taleplerinin, Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen "Adil yargılanma hakkı" ile AİHS'nin 6-c maddesinde hüküm altına alınan "Savunma hakkı"na ilişkin olduğu ve temyiz incelemesinin sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı kapsamında yapılması incelenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
2- Sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde CMK'nın 101/3. maddesi uyarınca yargılama sırasında tutuklu sanığa müdafi atanması gerektiğine ilişkin temyiz talebinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, Özel Dairece bu nedene istinaden sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle bozma kararı verilip verilemeyeceği;
Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. CMK'nın 298. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin, örneğin; "Hükmü temyiz ediyorum." şeklindeki dilekçelerde olduğu gibi herhangi bir temyiz sebebi içermemesi durumunda tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu üzere usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddi gerekir. CMK'nın 294. maddesinin ikinci fıkrasında temyiz sebebinin ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceği açıkça belirlenmiştir. Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki sorunu oluşturur. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir. Temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda işaret edilmekle yetinileceği de gözetildiğinde, sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde CMK'nın 150/2-3. maddeleri uyarınca zorunlu müdafi görevlendirilmeden yargılama yapılamasının hukuka aykırı olduğuna yönelik talebinin CMK'nın "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesinin birinci fıkrasının "Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" şeklinde düzenlenen (h) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden, sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde açıkça belirtilmiş olmasa bile, Özel Dairece yapılan temyiz incelemesinde sanığın savunma hakkıyla doğrudan ilgili olan CMK'nın 101/3. maddesine aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkin değerlendirme yapılabileceği kabul edilmelidir.
(I-2) numaralı ön soruna ilişkin uyuşmazlık bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Ön sorun olarak ele alınan temyiz dilekçesindeki CMK' nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafii atanmadığından savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin temyiz itirazının Özel Daire tarafından CMK'nın 101/3. maddesi uyarınca temyiz incelemesi için temyiz nedeninin var olduğuna ve CMK'nın 101/3. maddesine aykırılık nedeniyle temyiz kanun yolu incelemesi yapılabileceğine ilişkin sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak edilmemiştir. Zira;
Öncelikle ifade edilmesi gerekir ki CMK'nın 101/3 ve 150/3. maddeleri ile yapılan düzenlemeler farklı usuli işlemlerdir. Yargılamada zorunlu müdafi bulundurulması gerektiğine ilişkin temyiz nedeni var olsa bile bu temyiz nedeni ancak mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül edip etmediğine ilişkin incelmenin konusu olacak ve CMK' nın 289. maddesi uyarınca temyiz incelemesi yapılabilmesi için bu hususa ilişkin olmasa bile bir temyiz nedeninin bulunması yeterli olup somut olarak zorunlu müdafiliğe ilişkin temyiz nedeni aranmayacaktır. Ancak CMK'nın 101/3. maddesinde düzenlenen usuli müessese bundan farklıdır.
Öncelikle sanık, tutuklu yargılama sırasında müdafii bulundurulması gerektiğine ilişkin CMK'nın 294. maddesi uyarınca temyiz nedeni olarak ileri sürmemiştir. CMK'nın 288. maddesi kapsamında temyiz konusu yapılmayan bu hususun temyizen incelemesi yapılamayacaktır.
CMK'nın 288. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde gösterilen bir temyiz nedeni ile hükmün bozulması hâlinde aynı Kanun'un 302/3. kapsamında diğer hukuka aykırılık hâllerinin ilâmda gösterilebileceği nazara alındığında, temyiz dilekçesinde gösterilmeyen bir hususta CMK'nın 289. maddesinde yazılı hususlar dışında bir incelemesi yapılmadan diğer temyiz nedenlerinin incelenmesi sırasında saptanan hukuka aykırılıkların ilâmda gösterilebileceği kabul etmek gerekecektir. Ancak somut olayda tutuklu yargılama sırasında müdafi bulundurulmaması nedeninden ayrı ve bağımsız bozma nedeni bulunmadığından temyiz konusu edilmeyen bu nedenden dolayı bozma kararında ilâmda gösterilmesi de mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik nitelemesini kazanan içtihatlarına göre temyiz nedenlerinin usul hukuku yönünden son derece somut olarak gösterilmesi beklenirken, maddi hukuka ilişkin temyiz nedenlerinin soyut ve genel ibarelerle gösterilmesinin yeterli kabul edilmektedir.
Sanığın CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafiilik koşulları bulunmayan olayda müdafisi bulunmadan tutuklu yargılanma, usul hukuku hükümlerine göre CMK'nın 150/3. maddesinden başka bir usul hukuku müessesesine ilişkin olup bu konun temyizen incelenebilmesi için somut temyiz nedeninin bulunması gerekir. Ayrıca müdafii bulunmaması nedeniyle hangi delillere erişemediğine ilişkin somut bir temyiz nedeni yoktur.
Öte yandan tüm usul hukuku müesselerinin savunma hakkının kısıtlanması olarak belirleme yapılması usul hukukuna ilişkin temyiz nedenlerinin somutlaştırılması gerektiğine ilişkin içtihatlarla çelişeceği gibi tüm usul hukukuna ilişkin müesselerin savunma hakkı kapsamı altında inceleme zorunluluğu da ortaya çıkacaktır ki buna katılmak mümkün değildir. Zira CMK'nın 289. maddesinde belirtilen savunma hakkının mahkeme kararı ile kısıtlanmış olması şeklindeki yazım biçiminden 'savunma hakkı' teriminin usul hukuku açısından daha dar kapsamlı bir niteliğe hasredildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan Özel Dairenin bozma nedeni CMK'nın soruşturmaya ilişkin 101/3, Anayasanın 36/1 ve AİHS'nin 6. maddelerine dayandırılmıştır.
Öncelikle sanığa isnat edilen suçun kovuşturma aşamasında müdafii bulundurma zorunluluğunu düzenleyen CMK'nın 150/3. maddesi kapsamında olup olmadığı; tutuklu yargılamada sanığa müsnet suçun niteliği ve öngörülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafi bulundurma zorunluluğuna temas eden CMK'nın 101/3. maddesine ilişkin uygulamanın hangi kanun yolu ile denetleneceğinin tartışılmasında zorunluluk bulunmaktadır.
CMK'ya göre ceza soruşturma ve kovuşturmasında kural olarak her sanık müdafi yardımından yararlanabilir, istemi hâlinde kendisine Barodan müdafi atanması zorunludur. CMK'nın 147. maddesine göre savunması öncesinde sanığa bu hakkı hatırlatılmış, sanık, müdafi istemeden savunmasını yapacağını beyan etmiştir. Savunma hakkı kapsamında mütaala edilmesi gerekli olan bu hak hatırlatılmadan savunmasının alınması bizatihi bozma nedenidir. Ancak somut olayda bu durum söz konusu değildir.
CMK'nın 101. maddesinin başlığı 'Tutuklama Kararı' dır. Tutuklamanın safahatını düzenler. Müdafi zorunluluğunu düzenleyen CMK'nın 101/3. maddesi 'tutuklama istenildiğinde şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafi yardımından yararlanır' hükmünü amirdir. Yani gerek soruşturmada gerekse kovuşturmada tutuklama kararı istenildiğinde mutlaka şüpheli veya sanığa müdafi tayin zorunluluğuna işaret etmektedir. İsteme bakılmaz. Somut olayda sanığın ilk tutuklanması ve soruşturma aşamasında kendisine müdafi atanmıştır.
Maddede tutukluluğun devamı kararlarına ilişkin düzenleme getirildiği halde tutukluluğun devamı kararlarında müdafi zorunluluğuna işaret edilmemiştir.
İlk tutuklama kararında olduğu gibi tutukluluğun devamı kararlarında müdafi zorunluluğu kişi hürriyetine ilişkin olması nedeniyle farazi olarak kabul edilse bile, ilk tutuklama ve kovuşturma aşamasında tutukluluğun devamı kararları hangi kanun yolu ile denetlenecektir. Bunun temyiz aşamasında denetimi mümkün müdür?
Öte yandan CMK'nın 101/3. maddesinde yazılı ilk tutuklamada müdafi bulundurulması gerektiğine kuşku yoktur. Somut olayda ilk tutuklamada sanığa müdafi atanmıştır. Ancak biz sanığın ilk tutuklamada müdafi olmadan tutuklandığını tutukluluğunun devamı kararlarının da yargılamanın müdafi istenmemesi nedeniyle müdafi olmadan verildiğini düşünelim. Bu halde hangi kanun yolu normu uygulanacaktır.
Hiç kuşku yok ki ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları CMK'nın 101/5. maddesine göre itiraz kanun yoluna tabidir. Gerek tutuklama gerekse tutukluluğun devamı kararı itiraz kanun yolu ile denetlenecek ve itiraz üzerine kesin olarak karar verilecektir. İtiraz kanun yoluna tabi olup kesin olarak verilen bir karar temyiz kanun yolu incelenmesi mümkün değildir. Ancak itiraz üzerine kesin olarak verilen karar kanun yararına temyize konu olabilir. Somut olayda kanun yararına temyiz de söz konusu değildir.
Usul hukukuna ilişkin uygulama, yargılamada esasa etki etmişse bunun somut olarak tespiti hâlinde temyizen incelenip bozma konusu yapılabileceğini ifade etmemiz gerekirse de, somut olayda kendi istemi ile müdafi olmadan yapılan yargılamanın savunmasını ne suretle etkileyip delillere ulaşmada somut olarak hangi güçlüklerle karşılaştığı hangi delillere ulaşamadığının gerek sanık tarafından ortaya konması gerektiği gibi temyiz incelemesinde bu hususların somut olarak tespit edilmesi gerekir ki böyle bir değerlendirme de mevcut değildir.
Usul hukuku olduğuna kuşku bulunmayan tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu gerekçesine yönelik somut bir temyiz nedeni gösterilmediğinden özel daire tarafından temyiz incelemesi yapılmasının CMK'nın 288. maddesine aykırılık teşkil ettiği; yine Özel Daire tarafından resen yapılan inceleme ile CMK'nın 101/3. maddesine aykırılık olarak nitelenen denetiminin itiraz kanun yoluna tabi olup temyizen incelenemeyeceği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II- Kovuşturma aşamasında müdafi talebinde bulunmayan ve tutuklu yargılanan sanığa müdafi atanmamasının, CMK'nın 101/3. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı; TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddeleri uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan sanığa, CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerekip gerekmediği ve bu bağlamda sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı;
Uyuşmazlıkların sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için adil yargılanma hakkı bağlamında savunma hakkı ve müdafi kavramlarının ayrıntılı şekilde açıklanması gerekmektedir.
Savunma, sözlükte “saldırıya karşı koyma”, “müdafaa”, “koruma” kavramlarıyla tanımlanmıştır (Türk Dil Kurumu. Güncel Türkçe Sözlüğü. Http://www....gov.tr/ Erişim Tarihi: 22.10.2020.). Şüpheli veya sanık konumundaki kişileri koruyabilmek amacıyla ortaya çıkan savunma hakkı ise, bir suç isnadı ile iddia ve yargılama makamları karşısında bulunan şüpheli veya sanığa, bu suçlamadan kurtulması için tanınan düşüncelerini açıklayabilme hakkı olarak ifade edilmiştir. (Nur Başar CENTEL, 1984, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İstanbul, Kazancı Kitap, s. 11.). Ceza muhakemesi hukuku anlamında savunma, şüpheli veya sanığın yararına olarak yürütülen, hakkındaki suç isnadına karşı konulması ile fiili ve hukuki korumayı amaçlayan bir faaliyettir. (Recep Kibar, Türk Hukukunda Sanık Hakları, Yetkin Yayınları, Ankara, 1997, s. 51., Salih OKTAR, Ceza Muhakemesi Hukukumuzdaki Son Gelişmeler Karşısında Müdafi, “Dr. Dr. h. c. Silvia Tellenbach’a Armağan”, Seçkin Yayıncılık, 2018, s. 1128.).
Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde olup hak arama hakkının ilk şartı olan yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve özgürlüğü hüküm altına alınmış ve bunun tabii sonucu olarak da kişinin yargı mercileri önünde iddia, savunma ve adil ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Yargılama usulü kanunu ve yargı organı, Anayasa emri olarak, adil ve hakkaniyete uygun yargılamayı sağlayacak şekilde düzenlenmiştir.
Savunma hakkının güvencesi olan Anayasa’nın 36. madde her ne kadar müdafi ile savunulma hakkından açıkça ve ayrıca bahsetmemiş olsa da meşru yol olan savunmaya aracı konumda, müdafi yer almaktadır. Böylece bir anlamda bu madde müdafi yardımından yararlanmanın anayasal güvencesi sayılmaktadır. Şüpheli veya sanık veya onların müdafileri gerek uluslararası sözleşmelerle gerekse Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkını kullanırken baskı altında olmamalıdırlar. Bu hakkını kullanan şüpheli veya sanığın veya onların savunmasını üstlenen müdafinin, bu görevini yerine getirirken herhangi bir yaptırım ile karşılaşma riski bulunmamalıdır. Ancak bunun güvencesiyle gerçek bir savunmadan bahsedilebilecektir (Serhat Sinan Kocaoğlu, 2012, Türk Ceza Kanunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kararları Işığında Bir Hukuka Uygunluk Nedeni Olarak “Savunma Dokunulmazlığı”, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2012-4/1.pdf Erişim Tarihi: 21.10.2020.).
Nitekim ülkemizin de kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkının asgari şartlarını gösteren 6. maddesinin 3/c bendinde; “Bir suç ile itham edilen herkes:... c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek, …haklarına sahiptir” denilmek suretiyle, sanığın kendisini bizzat savunma hakkının yanında, müdafi tayin etme yetkisi ile belirli şartlarda müdafiden ücretsiz yararlanabilme hakkının da bulunduğu belirtilmiştir. Bu açıdan, savunma hakkı “meşru bir yol”, müdafi de savunma hakkının kullanılması bakımından “meşru bir araçtır”.(Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, Nur Centel, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul, 1984, s. 13.).
AİHM'ye göre Sözleşme'nin 6. maddesinin asıl amacı, cezai kovuşturma söz konusu olduğunda isnat edilen suçlamalar ile ilgili olarak karar vermeye yetkili bir "mahkeme" tarafından adil bir yargılama yapılmasını sağlamak olsa da bu durum, 6. maddenin hazırlık soruşturmasına uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla bir yargılamanın adilliğinin soruşturmanın ilk safhalarında Sözleşme'nin 6. maddesi hükümlerine uygun hareket edilmemesi nedeniyle ciddi derecede zarara uğratılması söz konusuysa 6. madde ve özellikle bu maddenin (3) numaralı fıkrası yargılama öncesi durumlar için de geçerli olabilir. Buna göre Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde belirtilen hak, birinci paragrafta yer alan ceza davalarında adil yargılanma kavramının unsurlarından birini teşkil eder (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27.11.2008, § 50).
Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendindeki düzenlemede isnat altında bulunan kişi, savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, kendi seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafie sahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması devlet tarafından talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B.No: 8398/78, 25.4.1983).
AİHM, mutlak olmamakla birlikte cezai bir suçla itham edilen herkesin gerekiyorsa resmî olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılanmanın temel özelliklerinden biri olduğunu belirtmekte (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23/11/1993, § 34; Demebukov/Bulgaristan, B. No: 68020/01, 28/2/2008, § 50) fakat avukat tayin edilmesinin tek başına sanığa yapılacak adli yardımın etkili olmasını garanti etmediğini de vurgulamaktadır (Salduz/Türkiye [BD], § 51).
Bu açıklamalara göre adil yargılanma hakkının yeterince "uygulanabilir ve etkili" olabilmesi için kural olarak her davanın kendine has koşulları ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça polis tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkının şüpheliye sağlanması gerekir. Avukat erişiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi bir kısıtlama gerekçesi ne olursa olsun- şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altına alınan haklarına zarar vermemelidir. Avukat erişimi sağlanmayan sanığa polis soruşturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda prensip olarak sanığın haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar geldiğinin kabulü gerekir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], § 137).
Uyuşmazlığın çözümü için Türk Ceza Hukuku sisteminde müdafi kavramı, ihtiyari ve zorunlu müdafilik düzenlemelerinden de bahsedilmesi gerekecektir.
5271 sayılı CMK’nun 2/1-c maddesinde “şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı” olarak tanımlanan müdafi, toplumsal savunmayı gerçekleştirmek amacıyla şüpheli veya sanık lehine hareket edip hukuki yardımda bulunan ve gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlayan kamusal bir muhakeme sujesidir (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onsekizinci Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul 2010, s. 401 vd.; Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, 12. Baskı, İstanbul, 2015, s. 180 vd.; Bahri Öztürk-Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma-Yasemin Saygılar Kırıt-Özdem Özaydın-Esra Alan Akcan-Efser Erdem, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, s. 245 vd.; Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Baskı, Beta, İstanbul, 2007, s. 184; Sinan Kocaoğlu, Müdafi, 2. Baskı, Seçkin, Ankara, 2012, s. 57.).
Şüpheli veya sanığın müdafi aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma imkânına sahip olduğu hâllerde görev yapan müdafi ihtiyari müdafi, görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu müdafidir. Görüldüğü gibi müdafinin zorunlu veya ihtiyari olması, şüpheli veya sanığın istemine ya da istemi olup olmadığına bakılmaksızın yani iradesi dikkate alınmadan atanıp atanmadığına bakılarak belirlenmektedir (Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Baskı, Beta, Kunter- Yenisey- Nuhoğlu, s. 409; Centel- Zafer, s. 187; Yurtcan, s.192; Kocaoğlu, s.120 ; Öztürk-Tezcan-M. R. Erdem-Sırma-Kırıt-Özaydın-Akcan- E. Erdem, s. 250.).
1412 sayılı CMUK, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hâllerde zorunlu müdafilik sistemini getirmiştir. 5271 sayılı CMK zorunlu müdafilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. Şüpheli veya sanığın Kanun’un müdafi bulundurulmasını zorunlu tuttuğu haller dışında bir müdafinin hukuki yardımından faydalanması, ihtiyari müdafilik kapsamında değerlendirilmektedir. İsteğe bağlı olarak yapılan ihtiyari müdafi seçimi yargılamanın her aşamasında yapılabilecektir. Görevlendirilmiş ihtiyari müdafilik ise 5271 sayılı CMK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasından düzenlenmiş olup "Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir." şeklindedir. Bu hüküm müdafi bulundurmanın zorunlu olmadığı ve fakat şüpheli veya sanığın istemi üzerine yapılan görevlendirmeleri kapsamaktadır. Maddi gücü müdafi bulundurmaya yetersiz olan şüpheli veya sanığa, suçun niteliğine veya cezanın ağırlığına bakılmaksızın, müdafi görevlendirilmesi ihtiyari müdafilik kapsamındadır. Kanun’un müdafi bulundurulmasını zorunlu saydığı durumlar dışında, şüpheli veya sanıktan müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse istemi hâlinde kendisine barodan bir müdafi görevlendirmesi yapılır. Bu kapsamda kendisine müdafi görevlendirmesi yapılmasını isteyen şüpheli veya sanık istemini soruşturma evresinde ifadeyi alan merciye veya sorguyu yapan hâkime kovuşturma evresinde mahkemeye bildirir. Bu makamlar da soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosundan görevlendirme isteminde bulunur. Ancak şüpheli veya sanık henüz bu makamlar karşısında adli bir işleme tabi tutulmamışsa istemini Baro Adli Yardım Bürosuna yapacaktır. Bu durumda istemi "adli yardım" hükümlerine göre değerlendirilecektir (Yenisey, Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 202., Centel, Zafer. Ceza Muhakemesi Hukuku. s. 195.).
Zorunlu müdafilik ise, soruşturma veya kovuşturma aşamasında şüpheli veya sanığın ruhsal ve fiziksel durumu ile isnat edilen suçun ciddiliği ve kişisel savunmanın özellikle desteklenmesini gerektiren özel bazı hâllerde, adil bir muhakemenin zorunlu kılması nedeniyle, şüpheli veya sanığın bir müdafi ile savunulmasının zorunlu tutulmasıdır. Zorunlu müdafiliği gerektiren durumlarda, şüpheli veya sanık kendisine müdafi görevlendirilmesini açıkça istemese de (karşı da çıksa) kendisine resen müdafi görevlendirilir. Zorunlu müdafilik kapsamında seçilen veya görevlendirilen müdafiye ise, zorunlu müdafi denmektedir. Zorunlu müdafiliğin uygulandığı hâllerde, müdafi seçilmeden veya görevlendirilmeden yahut seçilen ya da görevlendirilen müdafi hazır bulunmadan ifade alma ve sorguya çekme işlemleri yapılamaz, savunma alınamaz, duruşma yapılmaz ve hüküm kurulamaz. Diğer bir ifadeyle şüpheli veya sanığın aktif olarak katıldığı tüm soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde zorunlu müdafinin hazır bulunması gerekir.
Toplumsal savunmanın ceza muhakemesindeki öneminin artması ve anlaşılmaya başlanması, gelişmiş ülkelerde müdafinin yardımından yararlanmanın bir zorunluluk olarak düzenlenmesi fikrini doğurmuştur. Fakat ceza muhakemesinde herkese zorunlu müdafi görevlendirilmesi düşüncesi, hem avukatlığın serbest meslek olma özelliğine zarar vermesi hem devlete yüksek maddi külfetler yüklemesi hem de gelişmemiş ülkelerde yeterince avukat olmaması nedeniyle tam olarak uygulanamamıştır. Zorunlu müdafilik sistemi mutlak olarak uygulanmasa da gelişmiş bir çok ülkede, adaletin zorunlu kıldığı bazı durumlarda zorunlu müdafiliğin uygulanması kabul edilmiştir.
Ülkemizde de uzun bir süreden beri istisnai hâllerde de olsa zorunlu müdafilik kabul edilmiş ve uygulanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin ilk ceza muhakemesi kanunu olan 1879 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Cezaiyye Kanunu’nda hem müdafilik sistemi hem de ilk defa zorunlu müdafilik sistemi kabul edilmiştir. Buna göre ağır ceza gerektiren fiiller sebebiyle yapılan ceza muhakemelerinde, müdafi bulundurulması zorunlu tutulmuştur. Bu tür davalarda sanık kendisi bir müdafi seçmemişse, mahkeme tarafından sanığa bir müdafi görevlendirilmesi zorunludur. Usul-i Muhakemat-ı Cezaiyye Kanunu’nun yerine 1877 tarihli Alman Ceza Muhakemesi Kanunu kodifikiye edilerek oluşturulan 04.04.1929 tarihli ve 1412 sayılı CMUK’un ilk hâlinde zorunlu müdafilik kabul edilmemişti. Ancak 1973 yılında CMUK’nın 74. maddesinde yapılan değişiklikle, sanığın gözlem altına alınmasına kararı verilirken sanığın müdafisi yoksa kendine resen bir müdafi tayin edileceği düzenlenmiştir. Ayrıca 1992 yılında CMUK’da yapılan bir diğer değişiklikle de zorunlu müdafilik alanı genişletilerek, yakalanan kişi veya sanığın onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olması ve bir müdafisinin de bulunmaması hâlinde talebi aranmaksızın kendisine resen bir müdafi görevlendirileceği kabul edilmiştir. (CMUK m.138) Fakat CMUK’daki zorunlu müdafiliği öngören bu hüküm, kanuna eklenen bir istisna ile Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlarla ilgili ceza muhakemelerinde 2003 yılına kadar uygulanmamış, 2003 yılında yapılan değişiklikle, zorunlu müdafilikle ilgili hükümlerin Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlarla ilgili ceza muhakemelerinde de uygulanması kabul edilmiştir. 1412 sayılı CMUK’yı yürürlükten kaldıran 2004 tarihli ve 5271 sayılı CMK’da zorunlu müdafilik, hukuk devleti ve insan hakları anlayışımızdaki değişim ve gelişime paralel olarak ve AİHM’in kararlarının etkisiyle CMUK’ya göre daha detaylı ve daha geniş kapsamlı düzenlenmiştir.
Alman ceza muhakemesi hukukunda, şüpheli veya sanık olan çocukların yargılamalarında müdafi bulunması zorunluluğu yoktur. Fakat bu tür yargılamalarda adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkeme başkanı talep üzerine ya da resen müdafi görevlendirilebilir. Dolayısıyla bu tür yargılamalarda müdafi bulunması zorunlu olmayıp mahkeme başkanının takdirine bırakılmıştır.
5271 sayılı CMK'ya göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2. md.), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. md.), resmî bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. md.), tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilmesi (101/3. md.), davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/4. md.) hâllerinde şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır
5271 sayılı CMK'nın "Müdafiin görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesinin ayrıca ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 150. maddesi;
"(1) Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi hâlinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Şüpheli veya sanık onsekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malûl olur ve bir müdafii de bulunmazsa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır" biçiminde iken,
19.12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile;
“(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir" şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında isteğe bağlı müdafilik hüküm altına alınmış; ikinci fıkrasında, çocuklara, kendisini savunamayacak derece malul olanlara veya sağır ve dilsizlere istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; üçüncü fıkrada ise alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesinde şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesi, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırılmış, alt sınırı beş yıl ve daha az hapis cezasını gerektiren suçlar bu kapsama alınmamıştır.
Düzenlemenin yürürlüğe girdiği ilk hâlinde, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlarda, soruşturma ve kovuşturma evresinde şüpheli veya sanığa istemi olmaksızın müdafi görevlendirileceği kabul edilmiştir. 2005 yılında bu hâliyle yürürlüğe giren Kanun 2006 yılında değişikliğe uğramış, üst sınır olarak kabul edilen beş yıl, uygulamada yaşanan sorunlar, birçok soruşturma ve kovuşturmada müdafi görevlendirilmesi yapılmasının maliyeti ve güçlüğü sebebiyle alt sınıra çekilmiştir. Böylece alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, soruşturma ve kovuşturma evresinde müdafi bulundurma zorunluluğu kabul edilmiştir (Soyaslan, Ceza Muhakemesi Hukuku. s. 184., Galma Jahıc, İdil Elveriş, 2010, Müdafiliğe İlişkin Bir Değerlendirme: Değişen Kanunlar, Değişmeyen Sonuç. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, s. 167. http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2010-90-642, Erişim Tarihi: 30.05.2018.). Hakkında birden fazla suç şüphesi bulunan şüpheli veya sanığa zorunlu müdafi gerekip gerekmediğine ilişkin tespit yapılırken, her suç için öngörülen hapis cezasının alt sınırının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılırken suçlar için kanunda öngörülen hapis cezaları toplanmayacak, suçlardan herhangi birinin beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi durumunda müdafi görevlendirmesi yapılacaktır. Buna göre alt sınırı beş yılın altında kalan birden fazla suç şüphesiyle yargılanan sanık zorunlu müdafilikten faydalanamayacaktır. Bununla birlikte ceza yargılamalarında soruşturma ve kovuşturma evresinde, elde edilen yeni delillerle suçun hukuki niteliği birçok kez değişebilmektedir. Bu değişikliklerle birlikte şüpheli veya sanığın müdafiye ihtiyaç duyması mümkün olabileceği gibi bu ihtiyacın ortadan kalkması da mümkündür. Bu nedenlerle de şüpheli veya sanığa isnat edilen suça göre müdafi bulundurulmasını zorunlu kabul etmenin uygulamada eşitsizlik yaratacağı da savunulmaktadır. Ancak müdafi görevlendirmesi yargılamanın her aşamasında mümkün olduğundan, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden bahisle yeni suçun kanunda öngörülen hapis cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması durumunda bu aşamada resen mahkeme tarafından müdafi görevlendirilmesi yapılmalıdır. Bu aşamada görevlendirilen müdafiye savunmayı hazırlaması için yeterli zaman tanınmalı, gerekirse duruşma ertelenmelidir. İsnat edilen suç için öngörülen hapis cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması sebebiyle müdafi görevlendirilmiş olan şüpheli veya sanığına isnat edilen suçun niteliğinin değişmesi sebebiyle cezanın alt sınırının beş yıldan az olması durumunda ise müdafinin görevi kendiliğinden sona ermemelidir. Ancak sanık savunmasını müdafi aracılığı ile yapmak istemediğini ve görevlendirilmiş olan bu müdafiden faydalanmayacağını belirtirse müdafinin görevi sona ermelidir. Buna karşın sanık, savunmasını müdafi ile sürdürmek isterse müdafinin görevi devam etmeli ve fakat ihtiyari müdafilik kapsamında değerlendirilmelidir.
5271 sayılı CMK’nın 150/3. maddesinin, Anayasa’nın 2, 5, 11, 13 ve 36. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açılmış ise de Anayasa Mahkemesinin 12.03.2009 tarihli ve 14-48 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 149. maddesinde, şüpheli veya sanığın, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabileceği, kanuni temsilcisi varsa, onun da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebileceği, 150. maddenin (1) numaralı fıkrasında da şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesinin isteneceği, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi hâlinde bir müdafi görevlendirileceği, dolayısıyla iptali istenilen düzenleme ile bir yargılama faaliyeti içerisinde bulunan kişinin bizzat savunma yapması veya istediği bir avukat yardımından yararlanma haklarının elinden alınmadığı, bu nedenle iptali istenilen düzenleme ile savunma hakkının özünün zedelendiği ve kullanılamaz hâle geldiği iddialarının yerinde görülmediği gerekçeleriyle iptal isteminin oy birliğiyle reddine karar verilmiştir.
Gelinen bu aşamada, suçun nitelikli hâline ilişkin 5237 sayılı TCK'da yer alan düzenlemelere de değinilmelidir.
765 sayılı Kanun'un sisteminde, suçun temel şekline göre cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren hususlara "ağırlaştırıcı sebepler" ve "hafifletici sebepler" denilmekte iken 5237 sayılı Kanun'da, suçun temel şekline göre cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren nedenler nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bunun sonucu olarak da nitelikli hâller yalnızca daha ağır cezayı veya cezada artırımı gerektirmemekte, kanunda daha az cezayı gerektiren nitelikli hâller de yer almaktadır (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç- Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, Suç Teorisi, 2. Bası, İstanbul, 2002, s.89; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, Ankara, 2010, Seçkin Yayınevi, s.199-200; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, Ankara, 2012, Seçkin Yayınevi, s.128-129.).
5237 sayılı TCK’nın bazı maddelerinde suçun nitelikli hâli için, bağımsız yaptırım öngörülmüş iken (Örneğin; 94/2-3, 106/2, 109/2, 149/1. maddeleri) bazı maddelerinde suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması yöntemi tercih edilmiş (Örneğin; 86/3, 102/3, 103/3-4, 109/3. maddeleri), bazılarında ise suçun nitelikli halleri için hem bağımsız bir ceza öngörülmüş (Örneğin; 109/2. maddesi), hem de aynı maddenin müteakip fıkralarında yer alan nitelikli hâller için cezanın belirli bir oranda artırılması esası kabul edilmiştir (Örneğin; 109/3. maddesi).
Kanun'da, suçun nitelikli hâlleri için bazı maddelerde bağımsız bir ceza öngörülmesi, bazılarında ise somut olayımızda olduğu gibi cezanın belirli bir oranda artırılması esasının benimsenmesi, uygulamada birtakım zorluklara neden olsa da, bu tercih bütünüyle kanun koyucunun takdiridir. Bununla birlikte bu takdir, kanunda cezanın belirli bir oranda artırılmasının öngörüldüğü hâllerin nitelikli hâl olmayıp ağırlaştırıcı neden olduğu anlamına da gelmemektedir.
Kanun koyucu, 5237 sayılı TCK'da, özel hükümlerin yanı sıra genel hükümlerde de suçun nitelikli hâllerine ilişkin düzenlemeler yapmış, bu bağlamda TCK'nın 66. maddesinin 3. fıkrasındaki; “Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.” düzenlemesi ile, ister bağımsız bir yaptırım öngörülmüş olsun, isterse belirli bir oranda artırım yapılması yöntemi tercih edilmiş olsun, dava zamanaşımı süresinin daha ağır cezayı gerektiren tüm nitelikli hâller göz önüne alınarak belirleneceğini hüküm altına almıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı kararı).
Öte yandan Ceza Muhakemesi Kanunu’nda müdafi bulundurulmasının zorunlu olduğu hâllerin 150. madde ile sınırlı olmaması ve uyuşmazlığın çözümü için Kanun'un 101/3. maddesindeki zorunlu müdafilik düzenlemesinin de açıklanması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nın "Tutuklama kararı" başlıklı 101. maddesi;
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.
..." şeklinde düzenlenmiştir.
Tutuklama, suç işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ile bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde, şüpheli veya sanığın kaçmasını ve delilleri karartmasını önlemek amacıyla, hâkim kararıyla alınan özgürlüğü kısıtlayıcı, bir koruma tedbiridir. Tutuklama isteminde bulunulması üzerine, müdafisi olmayan şüpheli veya sanığa baro tarafından bir müdafi görevlendirmesi yapılır. Hukuki niteliği bakımından bir koruma tedbiri olan tutuklama, cezalandırma amacı taşımamakla birlikte delillerin toplanması, şüpheli veya sanığın kaçmasının engellenmesi amacıyla uygulanan ve kişi hürriyetini kısıtlayan tutucu veya önleyici ağır bir tedbiridir (Yenisey, Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku. s. 358., Öztürk. Ana Hatlarıyla Ceza Muhakemesi Hukuku. s. 273., Nur Centel, 2013, Tutuklama Uygulamasında Sorunlar. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, S.1. S.193. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/97762 (Erişim Tarihi: 23.10.2020).
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutuklama istendiğinde, şüpheli veya sanık kendi seçeceği ya da baro tarafından görevlendirilecek bir müdafinin yardımından yararlanacaktır. Gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde tutuklama talep edildiğinde müdafisi olmayan şüpheli veya sanığa mutlaka müdafi görevlendirilmesi yapılacaktır. Kural bu olmakla birlikte, kanun tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda müdafi bulundurmanın zorunluluğundan bahsetmemiştir. Burada belirtilmek istenen asıl husus, şüpheli veya sanığa savunma hakkını kullanmasına imkân tanımaktır.
Müdafiye tanınmış olan dosyaya erişim ve dosyadan örnek alma imkânı şüpheli veya sanığa tam olarak tanınmamıştır. Bu durum özellikle tutuklu bulunan sanık açısından önem arz etmekle birlikte AİHM vermiş olduğu kararlarda, bilmediği bir dilde yargılanan yabancının ücretsiz hukuki yardımdan yararlanıyor olması ve müdafiye dosyadan örnek alma yetkisi tanınmış olması sebebiyle, başvurucuya dosyayı görme imkânının tanınmamasının bireysel savunma kapsamında Sözleşme’nin 6/3-c maddesine ihlal oluşturmadığına karar vermiştir. (AİHM. Kamasinski ve Avusturya. 9783/82 B. No. 12.19.1989 T. 86-88. p. https://hudoc.echr.coe.int (Erişim Tarihi: 23.10.2020).
Gelinen noktada, CMK’da düzenlenmiş olan zorunlu müdafi görevlendirilmesini gerektiren sınırlı hâller, savunma hakkının etkin kullanılması bakımından yetersiz gibi görünse de aslında zorunlu müdafilik gerektiren hâller ile talep halinde baro tarafından ihtiyari müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğuna ilişkin düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, CMK’daki düzenlemenin savunma hakkı ve çağdaş ceza adaleti açısından ve mehaz Alman hukukuna göre, oldukça ileri bir düzenleme olduğu, ceza muhakemesinde müdafinin yardımından yararlanmanın istisna olmaktan çıkıp kural hâline geldiği rahatlıkla ifade edilebilir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları ayrı ayrı değerlendirildiğinde;
1- Kovuşturma aşamasında müdafi talebinde bulunmayan ve tutuklu yargılanan sanığa müdafi atanmamasının, CMK'nın 101/3. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı ve bu bağlamda savuma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı;
5271 sayılı CMK'ya göre; müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2. md.), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. md.), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. md.), tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilmesi (101/3. md.), davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/4. md.) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.
CMK’da düzenlenmiş olan zorunlu müdafi görevlendirilmesini gerektiren sınırlı hâller ile talep hâlinde baro tarafından ihtiyari müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğuna ilişkin düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, ceza muhakemesinde ihtiyari olarak müdafinin yardımından yararlanmanın istisna olmaktan çıkıp kural hâline geldiği, zorunlu müdafiliğe ilişkin düzenlemelerin Kanun'da sınırlı sayıda ifade edildiği ve bu nedenlerle bu istisnai düzenlemelerin yorumla genişletilemeyeceği kabul edilmelidir.
Uyuşmazlığa konu, 5271 sayılı CMK'nın "Tutuklama kararı" başlıklı 101. maddesinin üçüncü fıkrasında tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanığın kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafinin yardımından yararlanacağının düzenlendiği, hukuki niteliği bakımından bir koruma tedbiri olan tutuklamada dosyaya erişim ve dosyadan örnek alma imkânı şüpheli veya sanığa tam olarak tanınmadığından müdafi zorunluluğu ilk aşama, yani ilk tutuklama talebi için öngörülmüş olup CMK’da tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ve sanığın tutuklu olduğu yargılamalarda müdafi atanmasına ilişkin zorunluluk hâli düzenlenmemiştir. Sanık ...’nın soruşturma aşamasında alınan ilk ifadesi müdafisi huzurunda alındığı gibi, sorgusunda da CMK’nın 101/3. maddesine uygun olarak müdafisinin hazır bulunduğu, kovuşturma aşamasında ise müdafi seçecek durumda olmaması ve bir müdafinin yardımından faydalanmak istemesi hâlinde, kendisine baro tarafından bir müdafinin görevlendirilebileceğine yönelik hakkı da hatırlatıldığında, sanığın müdafi yardımından yararlanmak istemediğini beyan ederek savunmasını yaptığı ve hakkındaki tüm delillerden haberdar olduğu, Özel Daire bozma ilamında yer alan ve AİHM'nin oluşturduğu bir kavram olan “adaletin selameti” ilkesinin, Ceza Muhakemesi Hukukunda adli yardım müessesesinin konusu olarak tanımlandığı ve kişinin maddi olanaklarının avukat tutmaya elverişli olmadığı hâllerde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkını ifade ettiği, yine Özel Daire ilamında dayanılan AİHM'nin 27.11.2008 tarihli ve 36391/02 başvuru numaralı "Salduz-Türkiye" kararının 1412 sayılı CMUK dönemine ilişkin olup Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kural olarak her davanın kendine has koşulları ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebep olmadıkça, şüpheliye polis tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkının sağlanmasına yönelik olduğu hususları ve ayrıca Kanun’da sınırlı şekilde sayılan zorunlu müdafiliğe ilişkin düzenlemeler ile sanığın talebi hâlinde baro tarafından ihtiyari müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğuna ilişkin düzenleme birlikte değerlendirildiğinde; tutuklanması amacıyla sevk edildiği sulh ceza hâkimliğinde CMK'nın 101/3. maddesi uyarınca kendisine zorunlu olarak müdafi atanan sanık hakkında kovuşturma evresinde, CMK'nın 147/1-c maddesindeki hakkından haberdar edilen ve müdafi talebinde bulunmayan sanığın müdafiye erişim hakkı da kısıtlanmadığından zorunlu müdafi atanmamasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı kabul edilmelidir.
2- TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddeleri uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan sanığa, CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerekip gerekmediği ve bu bağlamda sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı;
Silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açılan sanık ...’nın cezalandırılması talep edilen TCK’nın 314/2. maddesinde temel hapis cezasının beş yıl olarak belirlenmesi; 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesinin ise temel hapis cezasının artırılmasına dair düzenleme içermesi; CMK'nın 150/3. maddesinde de alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada şüpheli veya sanığa müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun hükme bağlanması; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun şüpheli veya sanığa zorunlu müdafi görevlendirilmesinde temel cezanın gözetilmesi gerektiğine dair 06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı kararında da açıklandığı üzere, dava zamanaşımının düzenlendiği TCK'nın 66/3. maddesinde suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin göz önüne alınması gerektiğini açıkça belirten kanun koyucunun, alt sınırı beş yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda zorunlu müdafiliği düzenlerken, cezada belirli bir oranda artırım öngören nitelikli hâllerin de bu madde kapsamında dikkate alınması gerektiğine dair bilinçli bir tercihte bulunmasına rağmen bu madde kapsamında herhangi bir düzenleme yapmamış olması ve ayrıca zorunlu müdafilik gerektiren hâller ile talep hâlinde baro tarafından ihtiyari müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğuna ilişkin CMK’nın 150/1. maddesindeki düzenleme de dikkate alındığında; müdafi talebinde bulunmayıp savunmasını bizzat yapacağını beyan eden sanığa atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu için öngörülen ceza miktarına göre CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca müdafi atanmasının zorunlu olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının kaldırılmasına, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
(II-1,2) numaralı uyuşmazlık konuları bakımından Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Üyesi ...; "Müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder (CMK m. 2/1-c). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarihli ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararında da ayrıntılarıyla açıklandığı üzere müdafiilik ihtiyari veya zorunlu olabilir. 1412 sayılı CMUK, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafiilik sistemini benimsemiş, sınırlı bazı hâllerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafiilik sistemini getirmiştir. 5271 sayılı CMK ise zorunlu müdafiilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural hâline getirecek derecede genişletmiştir (CGK. 17.02.2009 günlü 2008/1-172 E. 2009/26 K.).
5271 sayılı CMK’nın 101/3. maddesi gereğince tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi hâlinde görevlendirilmesi gereken müdafinin, zorunlu müdafi kapsamında kabul edilmesi gerekir. Zira taraf olduğumuz Sözleşme hükümleri ve mevcut mevzuatımız doğrultusunda adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. Maddesinde 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir', Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin'Adil yargılanma hakkı' başlıklı 6/1. maddesinde de;'Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...' denilerek teminat altına alınmıştır.
Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafi yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafii yardımından yararlanma ve bir müdafii tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafii yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafii yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan'silahların eşitliği' ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B. No: 8398/78, 25.04.1983).
Soruşturma sırasında tutuklamaya sevkte, kovuşturma aşamasında tutuklu olarak yargılamada müdafi bulundurulmasının, ceza süresi gibi diğer koşulların varlığına bağlı tutulmayan bir zorunluluk olduğu hususunda doktrinde tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Tutukluluk yargılamasında sadece soruşturmada değil, kovuşturma aşamasında da müdafini,n bulunması ve tutukluluk hususunda görüşünün alınması zorunluluğuna işaret edilmiştir. Zira gözlem altına alınma ve tutuklamaya sevk gibi özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanma tehlikesinin doğduğu anda müdafii zorunluluğuna işaret eden kanun koyucunun, tehlikenin gerçekleşip şüpheli veya sanığın tutuklanmasından sonra müdafiinin gerekmeyeceği düşüncesiyle hareket ettiğinin kabulüne olanak yoktur. İlk tutuklama kararına göre aleyhine artan şüphe sebepleri dolayısıyla hukuki durumu ve savunma hazırlama, delillere erişme bakımından iddia makamına nazaran sahip olduğu imkanları itibariyle fiili durumu ağırlaşan şüpheli ya da sanığın tutukluluğun devamı kararlarında da müdafiin hukuki yardımından etkili bir şekilde faydalanmasının, adaletin selameti açısından bir zorunluluk olduğunun kabulü'evleviyet ilkesi' nin bir gereğidir.
CMK’nın, 'Duruşmada hazır bulunacaklar' kenar başlıklı 188/1. maddesinde 'zorunlu müdafi' de muhakeme heyetinden sayılmıştır. CMK 289. maddesinin 1-a-e bendlerinde de hukuka kesin aykırılık hâlleri içinde, 'mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması' ile'duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması' gösterilmiştir. Dolayısıyla usulüne uygun şekilde açılmış bir temyiz davasında bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz sebeplerinde gösterilmese dahi resen inceleme kapsamındadır (CMK 289/1).
Öte yandan konunun 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerekip gerekmediği, bu kapsamda 'beş yıllık ceza süresinin belirlenmesinde suçun temel şekli için kanunda öngörülen cezanın mı dikkate alınacağı yoksa, suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenlerinin de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı' hususları yönünden de irdelenmesi gereklidir.
Suç isnadı altındaki kişiden kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılma imkanını sağlayan'müdafii yardımından yararlanma hakkı' aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan'silahların eşitliği' ilkesinin de gereğidir. AİHS’nin 6/3-(c) bendi gereğince bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında 1) kendisini bizzat savunma, 2) seçtiği bir müdafii yardımından yararlanma, 3) a-)müdafii tayin etme imkanından yoksun ise ve b-) adaletin selameti için gerekli görülüyorsa resen atanacak müdafii yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir (AİHM Pakelli/Federal Almanya, B. No:8398/78).
Bunun yanı sıra AİHM pek çok kararında kişilerin bu teminatlardan vazgeçme hakkının da bulunduğunu, vazgeçmenin de bir hak olup kullanılmasının engellenmemesi gerektiğini de belirtmektedir (AİHM Aksin ve Diğerleri/Türkiye, B. No:4447/05). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanma hakkından vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olmasının yanı sıra, sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekmektedir (AİHM Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02). Ne var ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda da kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği hapis cezasının miktarı ile yürütülen davanın karmaşıklığı karşısında avukat yardımının sağlanması hukuki bir menfaattir ve korunması gerekmektedir (AİHM Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96).
5271 sayılı CMK'nın 150/3 maddesine göre; şüpheli veya sanığın talebi olup olmadığına bakılmaksızın, özel avukatı olup olmadığı da ayrıca araştırılmaksızın alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafii görevlendirilmesi zorunludur. Yani kişinin talebi olmasa ve hatta istemese, reddetse bile yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafiilik uygulanmak zorundadır ve sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tüm tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir.
Ceza adalet sistemimizde 'bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı' ilkesini benimsemiştir (TCK md. 43/1, 3. cümle). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin CMK'nın 150/3. maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafii atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınır süreleri olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hâli veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, CMK'nın 150/3. maddesinde düzenlenen 'beş yıllık sınırının' belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafi atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların 'savunma haklarının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma' hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı açıktır.
Kaldı ki 3713 sayılı TMK’nın 1. Maddesinde 'Terör' tanımı verilmiş olup, 2. maddesinde'terör suçlusu'nun tanımı yapılmış, 3. maddesinde mutlak terör suçları sayılmış ve 4. maddesinde de 'terör amacıyla işlenen suçların terör suçu sayılacağı belirtilmiştir. 3713 sayılı TMK’nun 5. maddesinde de terör amacıyla işlenen suçlar 'terör suçu' sıfatını kazanarak suça özgü tayin olan cezanın ½ oranında artırılacağı amir hükmü düzenlenmektedir. Terör suçlarının gözaltı sürelerinin yanı sıra tutukluluk sürelerinin de diğer suçlardan farklı olması, TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanma zorunluluğu ve CİK'nın 107/4 ve 108. maddeleri uyarınca infazlarının da farklı olması karşısında terör suçu, herhangi bir suçun nitelikli hâli ya da ağırlaştırıcı nedeni değil, nevi değişmiş hâli kabul edilmelidir.
Bu nedenlerle silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı yasanın 5. maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda 'silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu' nazara alındığında, sanık hakkında,'silahlı terör örgütü üyesi olma' suçundan yapılan yargılama sırasında, CMK'nın 150/3. maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.
CMK’nın 101/3. maddesi gereğince tutuklamaya sevk edilip tutuklu olarak silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılaması yapılan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi CMK’nın 150. maddesi gereğince resen müdafi görevlendirilmeyerek, sanığa isnat edilen'silahlı terör örgütü üyeliği' suçunun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca hakkında müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında ve ayrıca bulunduğu tutuklu yargılanma hâli nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan 'silahların eşitliği' ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkına aykırı olacak şekilde, adaletin selameti açısından gerekli olan müdafiinin hukuki yardımından yararlandırılmadan yargılama yapılıp savunması tespit edilerek hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak biçimde CMK 101/3, 150/3, 188/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi nedeniyle hükmün bozulması gerektiği doğrultusundaki Daire kararının yerinde olduğu kanaatindeyim. Bu gerekçelerle, sayın çoğunluğun aksi yöndeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü yolundaki görüşüne katılmamaktayım." görüşüyle,
(II-2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddeleri uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan sanığa, CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafii atanması gerektiği" düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 29.11.2017 tarihli ve 2257-5509 sayılı sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Sanığın hukuki durumunun belirlenmesi için dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 05.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede, sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde sanığın savunma hakkı kapsamında temyiz talebinin bulunup bulunmadığı hususuna ilişkin ön sorun bakımından oy birliğiyle, diğer ön sorun ile her iki uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2014/728 E., 2016/389 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
maddesi uyarınca öncelikle sanığa yasal hakları hatırlatılmadan sorgusu yapılmak suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 191/3-c ve 147. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu 2014/728 E. , 2016/389 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nun 109/2, 109/3-e, 62 ve 53. maddeleri uyarınca üç yıl dört ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Çankırı 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.03.2011 gün ve 119-66 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 07.05.2014 gün ve 13476-6211 sayı ile;
“Suç tarihinden önce resmi nikâhlı eşi olan mağdurenin yaşanan ailevi geçimsizlik nedeniyle baba evine dönmesinin ardından olay günü sanığın annesi Sevgi ve anneannesi Fatma'yla beraber barışmak maksadıyla kayınpederinin evine gittiği ve burada çıkan tartışma sırasında sanığın mağdureyi konuşup ikna etmek üzere anneannesiyle birlikte evden çıkartıp araçla kendi evine götürdüğü tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, mevcut haliyle sanığın üzerine atılı suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 02.07.2014 gün ve 333486 sayı ile;
"TCK'nun uyuşmazlık konusu suça ilişkin 'Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' başlığını taşıyan 109. maddesinin 1 ve 2. bendi düzenlemesi;
'Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.' şeklindedir.
Bu hukuki çerçeveden somut olayımıza baktığımızda; sanık ..., aralarındaki geçimsizlik nedeniyle müşterek konutlarını terk ederek babasının evine giden mağdure eşi Serap'ı geri getirmek amacıyla annesi ve kız kardeşi ile birlikte olay mahalline gitmiş, birlikte gitmek davetini reddeden mağdureyi, kendisine engel olmaya çalışan mağdurenin anne ve babasına yumruk vurmak ve mağdureyi kolundan çekip sürükleyerek zorla, geldikleri araca götürmüş ve yine zorla da eve sokmaya çalışmıştır. Yani sanık, hem fiili işlemek için ve hem de fiil sırasında cebir kullanmıştır. Bu hususta dosya kapsamına ve toplanan delillere göre bir duraksama yoktur.
Özetle; belirtilen oluşa dair sübutta bir sorun bulunmamaktadır. Esasen Yüksek Dairenin bozması da sübuta değil, yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığına yöneliktir.
Dolayısıyla mahkemenin sanık ...'un hürriyetten yoksun bırakmak suçundan mahkûmiyetine dair hükmü yasal düzenlemeye, toplanıp tartışılan delillere, dosya kapsamına, hukuka ve hakkaniyete uygun bulunmaktadır" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 15.10.2014 gün ve 7384-11140 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, sanık ... hakkında ise kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları ile oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle sanığa yasal hakları hatırlatılmadan sorgusu yapılmak suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 191/3-c ve 147. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
İddianamenin sanığa 07.07.2010 günü CMK'nun 176. maddesi uyarınca usule uygun şekilde tebliğ edildiği, 22.11.2010 günlü oturumda sanığın kimlik tespiti yapılıp kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alındıktan sonra CMK'nun 191/3-c maddesi gereğince, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147. maddede belirtilen diğer hakları bildirilmeden sorgusunun yapıldığı, 04.01.2011 tarihli oturumda yasal hakları bildirilmeksizin ikinci kez dinlenenen sanığa CMK'nun 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanındığı ve 30.03.2011 tarihinde sanığın mahkûmiyetine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
CMK'nun "Duruşmanın başlaması" başlıklı 191. maddesinin 3. fıkrasında yer alan;
"Duruşmada, sırasıyla;
a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,
b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,
c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,
d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır" biçimindeki düzenlemeyle, sanığa yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147. maddede belirtilen diğer haklarının bildirilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu yöntem uygulandıktan sonra sanık savunma yapmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılmalıdır.
CMK'nun "İfade ve sorgunun tarzı" başlıklı 147. maddesi ise;
"(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.
g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.
i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:
1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.
2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.
4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri." şeklinde düzenlenmiş ve bu çerçevede isnadı ve hakları öğrenme, müdafiden yararlanma, susma ve delillerin toplanmasını isteme hakkı gibi sanığın en temel hakları ceza muhakemesinde güvence altına alınmıştır.
Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. (AYM; B.N: 2014/9817, 26.02.2015) AİHM'de bu kapsamda hakkaniyete uygun bir yargılama için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin savunma hakkının tam olarak ve yeterince kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır. (Ludi/İsviçre, B.N:12433/86, 15.06.1992; Artico/İtalya, B.N:6694/74, 13.05.1980)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
CMK'nun 191/3-c ve 147. maddeleri uyarınca sorguya çekilmesi gereken sanığa, bu maddeler ile tanınan savunma hakkına ilişkin hakları hatırlatılmadan, hatırlatılmış ise de; bu husus tutanağa geçirilmeden savunması alınıp yargılamaya devam edilerek hüküm tesisi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanığa yasal hakları hatırlatılmadan sorgusunun yapılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 07.05.2014 gün ve 13476-6211 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Çankırı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.03.2011 gün ve 119-66 sayılı hükmünün, sanığa yasal hakları hatırlatılmadan sorgusunun yapılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.10.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2015/4672 E., 2016/2330 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
CMK'nın 147. maddesinde, ifade ve sorgunun tarzı düzenlenmiş olup, bu maddede şüpheli ya da sanığa yüklenen suçun kendisine anlatılarak, suçlama hakkında açıklamada bulunmayabileceği, şüpheden kurtulmak için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği ve müdafii
16. Ceza Dairesi 2015/4672 E. , 2016/2330 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Anayasayı ihlal, Hükümete karşı suç, Silahlı terör
örgütü kurma, yöneticisi olma, Silahlı terör örgütüne
üye olma, Silahlı terör örgütüne üye olmamakla
birlikte örgüt adına suç işleme, Silahlı terör
örgütüne yardım, Silahlı terör örgütüne silah sağlama,
Suç üstlenme, Kişisel verilerin kaydedilmesi,
Kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme
veya ele geçirme, Yasaklanan bilgileri açıklama,
Yasaklanan bilgileri temin, Tehlikeli maddelerin
izinsiz bulundurulması veya el değiştirilmesi,
Uyuşturucu madde ticareti yapma, Genel güvenliğin kasten
tehlikeye sokulması, Devletin güvenliğine ilişkin belgeler,
Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, Kişiler
arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması,
Özel hayatın gizliliğini ihlal, Tehdit, Mala zarar verme,
Resmi belgede sahtecilik, Tutuklu, Hükümlü veya suç
delillerini bildirmeme, Hakaret, 6136 sayılı Kanuna
muhalefet, 2863 sayılı Kanuna aykırılık, Nitelikli öldürme,
Nitelikli öldürmeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti
hükümetine karşı silahlı isyan suçundan, Askerleri
itaatsizliğe teşvik
Hüküm : Sanıklar ................. hakkında; TCK’nın 314/2, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyet,
I- TEMYİZ TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ;
A) İnceleme Dışı Bırakılan Temyiz Talepleri
Sanık .... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükmü müdafii tarafından 05.08.2013 tarihindzekerrie, sanık.... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükmü müdafii tarafından 12.08.2013 tarihinde temyiz edilmişse de; sanık .... müdafiinin 06.05.2014 tarihli, sanık....'in 27.01.2014 tarihli ve sanık.... müdafiinin ise 16.08.2013 tarihli dilekçeleri ile temyiz istemlerinden vazgeçtiklerini bildirilmeleri karşısında, hükümlerin de re'sen temyize tabi olunmaması nedeniyle temyiz incelemesi dışında bırakılmıştır.
B) Temyiz İstemlerinin Kabulü
1- Anayasa'nın 40/2, 1412 sayılı CMUK'nın halen yürürlükte olan 310. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 34, 231, 234. ve 291 maddeleri uyarınca yasa yolu, mercii, süresi ve şeklinin tefhimi yanında, bu hususların kararda da yer alması gerekliliği gözetilerek, 05.08.2013 günü tefhim edilen hükümde 5271 sayılı CMK'nın 39. ve 331/4. maddeleri uyarınca tutuklu olmayan sanıklar yönünden adli tatilde sürelerin işlememesine rağmen temyiz süresinin tefhim ve tebliğden itibaren 7 gün ile sınırlandırılması suretiyle sanıkların yanıltılması;
2- Bir kısım sanık müdafilerince temyiz dilekçelerinin son oturumda ve hemen akabinde verildiğinin belirtilmesine rağmen dosya içeriğinde bulunamaması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazısına cevap olarak verilen 05.05.2015 tarihli yazıda ''... Kapatılan... Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dava dosyasına ait temyiz kayıtlarının temyiz defterine işlenmediğinin, temyiz defteri kayıtlarının 2012 yılına kadar işlendiğinin, 2009/191 Esas sayılı dosyanın temyiz kayıtlarının bulunmadığının” bildirilmesi;
Karşısında AİHS'nin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6/3-b maddesinde sanığın savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkının ceza yargılamasının her aşamasında gözetilmesi gerekliliğinin ihlal edildiği kanaatine varılması nedeniyle usulî aykırılıklar da gözetilerek hak kaybına neden olunmaması için sanıklar ....,....,.....,.....,.....,....., ile bir kısım sanık ve müdafilerinin temyiz istemlerinin süresinde olduğundan süre yönünden;
Tebliğnamedeki temyiz istemlerinin reddine ilişkin düşünce benimsenmemiştir.
C) Temyiz İstemlerinin 1412 sayılı CMUK'nın 317. Maddesi Uyarınca Reddi
1- Sanık ..... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık... hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan, askerleri itaatsizliğe teşvik suçlarından, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık ... hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, sanık .... Anayasayı ihlal, nitelikli adam öldürme ve nitelikli adam öldürmeye teşebbüs, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçlarından verilen beraat kararlarını temyizde sanıkların hukuki yararının bulunmadığı gözetilerek sanık ...müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık..... müdafii ile sanık .... müdafiinin gerekçeye yönelik olmayan temyiz taleplerinin;
2-a) Sanık .... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan davada verilen tefrik kararının;
b) Sanık .... hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından, sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin;
CMK'nın 223. maddesi anlamında hüküm sayılmadığından, temyizi kabil olmayan bu kararlara yönelik Cumhuriyet savcıları ile sanık. .... temyiz istemlerinin;
3- a) Katılan... Başkanlığının, sanıklar ....,...,.....,...., ..hakkında silahlı terör örgütünün yöneticisi olması nedeniyle TCK'nın 314/1 ve 220/5. maddeleri delaletiyle ...saldırısı ve .....ine bomba atılması eylemlerinden, sanıklar .. ve ...hakkında nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından, sanık .. hakkında Anayasayı ihlal, hükümete karşı suç, nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından, sanıklar ...ve ... hakkında Anayasayı ihlal, nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından doğrudan zarar görmediğinden açılan davalara katılma ve bu suçlardan kurulan hükümleri temyize yetkisi bulunmadığından,... binasına zarar verme suçundan açılmış bir dava bulunmadığı halde, bu suçtan yeniden kurulan hükmün hukuki değerden yoksun olduğundan, katılan vekilinin bu suçlara yönelik temyiz isteminin;
b) .... adına .... ve .... Ajansı Basın Yayıncılık A.Ş.'nin, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan açılan davalara katılma ve bu suçlardan kurulan hükümleri temyize yetkisi bulunmadığından, katılanlar vekilinin, sanıklar .................... yönünden anılan suçtan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin;
1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
4- Suçtan zarar gördüğünü belirterek şikayetçi olan....'in, davaya katılma talepli dilekçesinin duruşmanın bittiği 21.06.2013 tarihinden sonra mahkemeye ulaşması nedeniyle şikayetçinin usule uygun şekilde katılan sıfatını almadığı anlaşılmakla; ...... Ağır Ceza Mahkemesinin 18.07.2014 tarihli 2014/880 D.İş sayılı kararı temyiz talebinin reddine dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığından bahse konu kararın ONANMASINA, şikayetçi .....'in talebinin REDDİNE, Karar verilmiştir.
II- DURUŞMA TALEPLERİ
Sanıklar....,....,,.......,,,, ve müdafilerinin, ceza miktarı itibariyle yasal şartları taşımayan duruşma taleplerinin CMUK'nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE;
Sanık ..... ve müdafiinin yapılan tebligata rağmen duruşmaya gelmediği ve bir mazeret de bildirmediği; mürafaa sırasında sanık ..... müdafiinin beyanı üzerine ara kararı ile duruşmalı inceleme yapılmasına karar verilmiş ise de sanık müdafiinin alfabetik sıra ve mürafaanın bitiminde tekrar yapılan yoklamada duruşmada hazır bulunmadığı anlaşılmakla sanıklar ....ve ... ile yukarıda duruşmalı inceleme talepleri reddedilen diğer sanıklar yönünden DURUŞMASIZ; Sanıklar ...., .....,.....,....,...., yönünden DURUŞMALI olarak inceleme yapılmıştır.
III- ZAMANAŞIMI SÜRESİNCE HÜKÜM KURULMASI MÜMKÜN GÖRÜLENLER
Sanık.... hakkında açılan bir kısım davalarla ilgili hüküm kurulmamış ise de; nüfus kaydına göre sanığın karardan sonra 01.04.2015 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, mahkemesince CMK'nın 223/8 maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi mümkün görülmüştür.
Sanık .... hakkında 10.07.2008 tarihli iddianame ile TCK'nın 288. maddesi(2 kez), TCK'nın 315. maddesi(3 kez), TCK'nın 319/1. maddesi(4 kez), TCK'nın 284/1. maddesi(3 kez), TCK'nın 216/1. maddesi(2 kez), 2863 sayılı Kanun'un 73. maddesi(2 kez), 2813 sayılı Kanun'un 32/A maddesi, TCK'nın 334/1. maddesi(8 kez), TCK'nın 312/2, 313/4,314/3 ve 220/5 maddeleri delaletiyle TCK'nın 336. maddesi, 174/1. maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan davalarla ilgili hüküm kurulmamış ise de, bu hususta dava zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.
IV) GENEL DEĞERLENDİRME
Dava dosyası, toplam sayfa sayısı 6.533 olan 23 ayrı iddianame ile açılan davaların birleştirildiği, duruşmaya 20.10.2008 tarihinde başlandığı, birleşen dosyalarda da dahil olmak üzere toplam 620 oturum yapıldığı, 275 sanığın yargılandığı, 157 tanığın dinlendiği, Cumhuriyet savcılığınca 2270 sayfalık mütalaa verildiği, yargılama neticesinde verilen hükmün 05.08.2013 tarihinde tefhim edildiği, gerekçeli kararın ise 16.798 sayfadan oluştuğu,
Temyiz incelemesi için Dairemize, 3.868 klasör, 11 adet çuval, içerisinde 208 kitabın olduğu 4 adet karton kutu ve 92 cilt iddianameden oluşan dosyanın teslim edildiği, yargılamanın birleşen dosyalarla birlikte yaklaşık 5 yıl sürdüğü görülmüştür.
Bu kararın V. bölümünde mahkemece yargılamaya başlanmadan önce dikkate alınması gereken muhakeme şartı, görev, tefrike ilişkin Dairemizce bozma konusu yapılan hukuka aykırılıklara yer verilmiştir. VI. Bölümde soruşturma işlemlerine, VII. Bölümde yargılama aşamasındaki işlem ve kararlara, mahkemenin teşekkül ve müzakere usulüne, VIII. Bölümde örgüt suçuna, IX. Bölümde Hükümete karşı suça, X. Bölümde Devlet sırrı suçuna, XI. Bölümde mahkemenin kabul ettiği vahamet arz eden olaylara yer verilmiş; XII. Bölüme eksik soruşturma nedenleri, XIII. Bölüme genel bozma nedenleri dercedilmiş, XIV. Bölümde emanete ilişkin tespitlerden sonra son olarak XV. Bölümde Hüküm kısmı yer almıştır.
İncelemelerde özellikle temyiz istemlerinde yoğunlaşan şekliyle, davaya ve hükme esas alınan kanıtların elde edilmesi, hukuken geçerliliği ve takdiri, adil yargılama sürecini etkileyen işlem ve kararların değerlendirilmesi ve özellikle varlığı ya da yokluğu birçok sanığın hukuki durumunu doğrudan ilgilendiren silahlı terör örgütüne ait kanıtlar, geçerliliği, örgüt kurma ve örgüte üye olma suçu yönünden yeterliliği ve bu örgüt faaliyetleri içerisinde işlendiği kabul edilen hükümete karşı suç ve devlet sırlarına karşı suçların değerlendirilmesine yer verilmiştir.
Bu kararda öncelikle temyiz konusu hukuki uyuşmazlık ile Dairemizin görüş ve kabulü ortaya konulduktan sonra konuyla ilgili bozma nedenlerini belirleme şeklinde bir sistematik takip edilmiştir.
V-TEMEL HUSUSLAR
A-YARGILAMA ŞARTLARI
1) Ölüm Nedeniyle Düşme
Sanık .... müdafiinin hükmü 06.08.2013 tarihinde temyiz ettiği ve sanığın hükümden sonra 30.12.2013 tarihinde ölmüş olduğunun anlaşılması karşısında; UYAP kayıtlarında bulunan 27.06.2014 gün ve 2009/468 Esas 2013/552 sayılı ölüm nedeniyle düşmeye ilişkin ek karar hukuki değerden yoksun kabul edilmiştir.
Sanıklar ....,.....,.....,.....,ve .... hakkında kurulan hükümler yönünden;
UYAP ortamından alınıp dosya içine konulan nüfus kayıt örneklerinden, sanıklar .....'ın 17.10.2014 tarihinde, ....'nun 25.06.2015 tarihinde,....'un 09.12.2014 tarihinde, ....'ün 21.03.2015 tarihinde, ....'ın 06.11.2014 tarihinde, ...'in 01.04.2015 tarihinde, ...'un 30.12.2013 tarihinde, ......'in 02.01.2015 tarihinde, .....'ın 11.05.2015 tarihinde ve ......'ın 06.03.2015 tarihinde hükümden sonra öldükleri anlaşılmakla, bu sanıkların öldüklerine ilişkin kayıtların araştırılarak TCK'nın 64/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223. maddeleri gereğince hukuki durumlarının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmaktadır.
2) Akıl Hastalığı Nedeniyle Durma
Sanık .... hakkında CMK'nın 223/8 maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin itirazların incelenmesinde;
Soruşturmanın veya kovuşturmanın başlatılması ya da yürütülmesi; şikayet şartının gerçekleşmesi, sanığın gaip (kaçak) olması, yasama dokunulmazlığının bulunması, suç işleme tarihinden sonra sanığın akıl hastalığına yakalanması gibi belli koşulların gerçekleşmesine veya engellerin bulunmamasına bağlı kılınmış olabilir. Yargılama şartları denilen ve yargılama yapılabilmesi için bulunması gereken bu şartların kovuşturma evresinde ortaya çıkması halinde; şartın gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığının anlaşılması halinde davanın düşmesine, buna karşılık şartın henüz gerçekleşmediği ancak gerçekleşme ihtimalinin bulunduğunun anlaşılması halinde ise şartın gerçekleşmesini beklemek üzere kovuşturmanın durması kararı verilir. Bu bağlamda isnat edilen suç tarihinden sonra ve kovuşturma aşamasında dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.07.2012 tarihli raporuna göre; suç tarihinde herhangi bir akli arıza içinde olduğuna delalet edecek tıbbi bulgu ve belgeye rastlanılmadığı, ancak; organik beyin sendromu (travmaya bağlı) teşhisinden dolayı akıl hastalığının bulunduğu anlaşılması karşısında; bu rahatsızlığın “duruşma ve sorgu yapılmasını imkansız kılacak, yani sanığın kendini makul şekilde müdafaa edemeyecek derecede olması”(Kunter-Yenisey- Nuhoğlu, CMK s.696) halinde sanık ....’un iyileşme olanağının bulunup bulunmadığı hususunda ek rapor alınarak sonucuna göre iyileşme imkanı bulunmadığı takdirde CMK'nın 223. maddesi 8. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca davanın düşmesine, iyileşme olanağı devam etmesi halinde ise; CMK'nın 223 maddesi 8. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca kovuşturmanın durmasına, sanığın konusunda uzman bir hastanede gözlem altına alınarak koruma ve tedaviye karar verilmeli, amaca uygun aralıklarla yargılanmaya imkan sağlayacak derecede salaha ulaşıp ulaşmadığı sorulmalı, iyileştiğinde yargılanmasına başlanmalı ve sonucuna göre hukuki durumunun saptanması gerekirken, suç tarihi itibarı ile ceza ehliyeti araştıran yetersiz rapora dayalı olarak savunma hakkını kısıtlayıcı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
B-YÜCE DİVAN İTİRAZI
Sanık..... müdafiinin bu sanık yönünden görevli mahkemenin yüce divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olduğuna dair temyiz itirazlarının incelenmesi;
Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan Devlettir. Böyle bir düzenin kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması; temel hak ve özgürlüklerin, Anayasal güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır.
Anayasa'nın 145. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Anayasa'nın 37. maddesine göre; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3. maddesinde mahkemelerin görevlerinin kanunla düzenleneceği 4. maddesinde, davaya bakan mahkemenin görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verilebileceği düzenlenmiştir.
Mahkemelerin görevleri yargılamanın usulüne ilişkin konulardan olup, ceza yargılaması usulüne ilişkin yasaların kamu düzeni ile ilgili olmaları nedeniyle yürürlüğe girmelerinin ardından taraf iradelerinden bağımsız olarak derhal uygulanmaları gerektiğinden her yargılama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasaya göre yürütülmesi zorunludur. Yargılama hukuku normlarının zaman bakımından uygulanmasında dikkat edilmesi gereken konu, yeni yasanın yürürlüğe girdiği tarihte muhakemenin sona ermiş olup olmadığıdır. Yargılama henüz kesin olarak bitmemişse, yeni yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren yapılacak yargılama işlemlerinde kural olarak yeni yasanın uygulanması gerekir.
01.06.2005 tarihinden, 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun ile yürürlükte kaldırılıncaya kadar uygulanmakta olan CMK'nın 250. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlara bakmak üzere ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve aynı Kanun maddesinin 3. fıkrasında “Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfatı ve memuriyetleri ne olursa olsun bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır” hükmüne yer verilmiştir.
Yine 6352 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılan CMK'nın 251. maddesinin 1. fıkrasında “250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet Savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır” düzenlemesi yer almıştır.
6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile CMK'nın 250, 251, 252. maddeleri yürürlükten kaldırılırken aynı Kanun'un geçici 2. maddesinin 4. fıkrası uyarınca kapatılan bu ağır ceza mahkemelerinin açılmış olan davalara kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar bakmaya devam edecekleri kararlaştırılmıştır.
07.05.2010 tarihli ve 5922 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile değişik Anayasa'nın 148. maddesinin 7. fıkrasına göre, “...., ..,... ve ... Komutanları ile . Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar”.
6352 sayılı Kanun'un 75. maddesi ile değiştirilen 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile terör suçları ile Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalara bakacak ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." hükmüne yer verilmiş, daha sonra bu hüküm 21.02.2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Sanık.... 2008-2010 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti .....Başkanlığı görevini yaptıktan sonra .... rütbesiyle emekliye ayrılmıştır.
.... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/106 esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama sırasında 30.12.2011 tarihinde yapılan suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen 02.02.2012 tarihli iddianame ile .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/14 esas sayılı dosyasında yüklenen suçlardan dolayı cezalandırılması için kamu davası açılmış ve iddianamedeki birleştirme talebi doğrultusunda aynı mahkemenin 2010/106 esas sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Bu dava dosyası da işbu 2009/191 esas sayılı dosya ile birleştirilmiş ve yargılama sonunda sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir.
Bilahare sanık hakkındaki soruşturma tamamlanıp dava açıldıktan sonra 11.02.2014 tarihinde kabul edilen 6519 sayılı Kanun'un 61. maddesi ile 353 sayılı Kanun'a 15/A maddesi eklenerek, .... Başkanı ve ....Komutanları hakkında soruşturma açılması ....'ın iznine tabi tutulmuş, ..... tarafından kamu davasının açılmasına gerek görülürse, soruşturma dosyasının .... Sıfatıyla yargılama yapılmak üzere Anayasa Mahkemesi'ne gönderileceği kuralı getirilmiştir. Bu soruşturma yöntemine ilişkin düzenlemenin, davanın açılmasından sonra ancak, hükmün kesinleşmesinden önce yürürlüğe girmesi nedeniyle, bu düzenlemenin usul hukukuna ilişkin olduğunun kabul edilmesi halinde, usul hükümlerinin derhal uygulanması prensibi ve usule ilişkin işlemlerin yapıldığı tarihteki mevzuata göre varlıklarını koruyacağı ilkesi gözetildiğinde, sanık hakkında uygulanma olanağı bulunmayacaktır. Diğer taraftan bu hüküm, “maddi ceza hukuku” müessesesi kabul edilmesi halinde de lehe bulunan kanunun geçmişe şamil olması nedeniyle, bu düzenlemenin sanık hakkında uygulanıp, yasanın öngördüğü şekilde izin alınması davanın devamı için şart olacaktır. Bu konudaki değerlendirmenin asıl davaya bakacak olan yüksek mahkeme “Yüce Divan” tarafından yapılmasının uygun olduğu değerlendirilmiştir.
Her ne kadar mahkemece, sanığa atılı suçların görev kapsamında kalmadığı ve eylemlerin görevi ile ilgili bulunmadığı kabul edilerek yargılamaya devamla karar ittihaz olunmuş ise de; sanığa isnat olunan suçlara ilişkin iddia edilen eylemlerin (İnternet Andıçları ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılama neticesi beraat kararı ile sonuçlanan dosyada ana belge olarak yer verilen İrticayla Mücadele Eylem Planı çalışmalarının sanığın bilgisi dahilinde yapıldığı, yürütülmekte olan..... soruşturmaları ile ilgili olarak .... olduğu dönemde yaptığı basın açıklamaları, ayrıca sanığın bilgisi haricinde üçüncü kişilerin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, açıklamalar ve belgelerde sanığın isminin geçmesi nedeniyle bu kişilerle örgütsel bağ içerisinde bulunduğu yönündeki ve benzeri kabuller) yürütmekte olduğu ...Başkanlığı görevinin kendisine sağladığı kolaylık ve avantajla gerçekleştirildiği, yine, atılı eylemlerin görevdeki yetkiyi kötüye kullanma yönünden tartışılması gerektiği nazara alındığında, atılı suçlara ilişkin eylemlerin sanığın doğrudan göreviyle ilgili olduğu anlaşılmıştır.
Tüm bu düzenlemeler ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, üst norm olan Anayasa'nın 5922 sayılı Kanun'la kabul edilen ve 12.09.2010 tarihinde yapılan referandumla yürürlüğe giren 148/7. maddesindeki “... Başkanı, ... ve ...... Komutanları ile...Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar” hükmü ile sanığın yargılama merciinin Yüce Divan olarak değiştirilmiş olmasına, usule ilişkin bir düzenleme olması nedeniyle yürürlüğe girmesinden sonra yapılan tüm yargılama işlemlerine uygulanması gerekmesine rağmen, Yüce Divan yerine Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılması ve yargılamaya bu mahkemede devam edilmesi Anayasa'ya ve yasalara açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanık ...... ile bağlantılı suç işlediği iddia olunan diğer sanıkların durumlarının da Yüce Divan tarafından takdir edilmesi uygun görülmüştür.
C-TEFRİK/BİRLEŞTİRME
Ceza muhakemesinde genel kural, açılan her dava üzerine ayrı bir yargılamanın yapılmasıdır. Ancak, uyuşmazlıklar arasında bağlantı olduğu zaman bağlantının özelliği gereği bu kuraldan ayrılmak mümkündür. Bağlantılı davalar ayrı ayrı görülebileceği gibi birleştirilerek de görülebilecek olup, istisnai hallerden biri olan yargılamaların birleştirilmesine karar verilebilmesi için;
- Davalar arasında bağlantı olmalı,
- Davaların birleştirilmesinde yarar görülmeli,
- Birleştirme yasağı söz konusu olmamalıdır.
Kanun koyucu, açılan her dava üzerine ayrı yargılama yapılmasını kural olarak benimseyip istisnai durumlarda davaların birleştirilebileceğini hüküm altına alırken, birleştirmede fayda bulunup bulunmadığının her olayda araştırılmasını arzu etmiştir. Birleştirme zorunluluğu ya da birleştirme yasağının söz konusu olmadığı diğer durumlarda, mahkemelerce görülmekte olan davalar arasında bağlantı olduğu tespit edildiğinde bu davalar birleştirilecektir. Fakat birleştirme zorunlu olmayıp tamamen mahkemenin takdirine bırakılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.06.2013 gün ve 1345 - 279 sayılı kararında belirtildiği üzere, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, üye olma suçlarıyla bu çerçevede işlenen sair (yağma, 6136 sayılı yasaya aykırılık gibi) suçlardan kurulan hükümlerin birbirinden bağımsız olarak denetlenmesinin mümkün olması karşısında birleştirme zorunlu görülmemiştir.
Kaldı ki yargılamaların birlikte görülmesini mutlak biçimde aramak, davaların uzamasına neden olacağı ve makul sürede sonuçlanmasını engelleyeceği gibi hakkında hüküm verilmesi dışında yapılacak bir muhakeme işlemi bulunmayan kişilerle ilgili davaların zamanaşımına uğramasına, bozulan kamu düzeninin kısmen de olsa düzeltilmesi imkanının kaybedilmesine ve dolayısıyla da toplumdaki adaletin gerçekleşmesini görmeye yönelik beklentilerin karşılanamamasına neden olacaktır.
Terör Örgütleri mensuplarının gerçekleştirmek istedikleri Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak, Hükümete karşı suç ve Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar amaç suç olup bu suçu gerçekleştirmek için işlenen diğer suçlar araç suçtur. Bu suçların işlenmesi halinde failin gerçek içtima kuralı doğrultusunda cezalandırılması gereklidir. Ayrıca örgüt üyesi, örgütün faaliyeti doğrultusunda vahim bir eylem (öldürme, yaralama, yağma ...gibi) gerçekleştirdiğinde geçitli suç nedeniyle üyelik suçundan değil amaç suçtan cezalandırılacaktır. Bu nedenle bu kabil suçların birlikte görülmesinde zorunluluk vardır. Nitekim... cinayeti olarak adlandırılan davanın temyiz incelenmesinde bu gerekçe ile bozma kararı verilmiştir. Ancak... davası sanıkları ile .... örgütü olarak isimlendirilen davanın sanıkları arasında hukuki ve fiili bağlantının varlığının somut delillerle ispat edilmesi, ya da öldürme suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiğinin tespiti halinde davalar birlikte görülmeli, sanıkların hukuki durumu buna göre belirlenmelidir. Aksi takdirde yukarıda açıklanan nedenlerle davanın birleştirilmesi usul ekonomisine aykırı olacağı gibi tutuklu şekilde devam eden yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmasını engelleyeceğinden, bu tür davalar ana dosyadan tefrik edilerek karara çıkarılmalıdır.
İlamın ilgili bölümlerinde ayrıntılı gerekçeleri açıklandığı üzere, haklarında beraat kararı verilen bir kısım sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi sonucunda, mahkeme heyetinin kanuna uygun teşekkül edip etmediğine, müzakerelerin usul kurallarına uygun olup olmadığına ilişkin, “usuli eksiklerin tespit edildiği noktaların, sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları olmaması ile birlikte doğrudan kamu düzenini ilgilendirmeleri” nedeniyle ve dosyanın diğer sanıklarından bir kısmının aynı kararla ilgili mahkeme heyetinin oluşumu ve müzakerelerin yapılışına ilişkin itirazlarda bulunması da dikkate alındığında, CMUK'nın 309. maddesinin dosyamızda uygulanması mümkün görülmemiş, sanıklar yönünden salt bu nedenle bozma kararı vermek gerekmiş ise de; "makul sürede yargılanma hakkı" çerçevesinde haklarında başkaca yargılama işlemi gerekmeyen sanıkların dosyaları tefrik edilerek, haklarında mahkemesince karar verilmesi mümkün görülmüştür.
Keza haklarında kanıtlar toplandıktan sonra mahkumiyetlerine karar verilen ....,.....,.....,....., ve .... gibi bazı sanıkların eylemlerinin suç oluşturmaması ve bu nedenle de yapılacak başkaca yargısal işlem bulunmaması halinde verilecek bozma kararı üzerine "aklanma hakkı" ve "makul sürede yargılanma hakkı" dikkate alınarak dosyalarının tefrik edilip haklarında beraat kararı verilmesinde zorunluluk görülmüştür.
VI- SORUŞTURMA İŞLEMLERİ
A-İLETİŞİM
Tüm deliller gibi iletişimin tespiti neticesinde elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların da delil olarak kullanılabilmesi için CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesi gerekmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 12. maddesi kişisel yazışma ve özel hayatı koruma altına alırken iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ise ''Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna, haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir'' denilmiş, bu hükme benzer şekilde Anayasamızın 22. maddesinde de ''Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Milli Güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hakimin onayına sunulur. Hakim kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.'' hükmüne yer verilmiştir.
Ceza Muhakemesi Hukukumuzda iletişimin tespitiyle ilgili ilk düzenleme 4422 sayılı Kanun'la yapılmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 135. maddesinde konu yeniden düzenlenmiş ve 4422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. CMK'nın 135. maddesinin gerekçesinde düzenleme yapılırken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılan düzenlemeye esas alındığı belirtilmektedir. Gerekçede ayrıca ''...gerek ikrar, gerek işlenen suça ait diğer delil, iz ve emareler, suçu işleyen, şerikleri, yataklık edenler ile diğer kişiler arasında cereyan eden telefon muhaberelerinin dinlenmesi veya sinyalleri, yazıları resimleri tek yönlü sistemlerle alan ve ileten araçlara girilerek elde edilebilir. Ancak burada çok açık olan ve örneğin uyuşturucu madde trafiğinde olduğu gibi başka suretle delilini bulmak olanağının çok az olduğu suçları ve faillerini meydana çıkarmak gibi önemli toplumsal yarar ile haberleşme özgürlüğü, özel hayatın dokunulmazlığı gibi temel insan haklarına saygının çatıştığı çok açık olduğundan batı ülkeleri bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarına uygun şekilde düzenlemişlerdir'' ifadeleri yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin belli değerlerin korunması amacıyla ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya Davaları'nda verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; “Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir” ve “Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir.” biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların yasalarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunumuz da konuyu kişinin mahremiyet hakkı ile kamunun suçların önlenmesi ve aydınlatılması ihtiyacı arasında bir denge sorunu olarak değerlendirmekte, Anayasamıza ve insan hakları hukukunun yerleşik yaklaşımlarına uygun bir düzenleme getirmektedir. Buna göre CMK'nın soruşturma sürecinde yürürlükte bulunan 135. maddesinde;
“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353 sayılı Kanunun 17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, ... mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, ... mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu Madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu'nda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (Madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),
3. İşkence (Madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, Madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188),
7. Parada sahtecilik (Madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),
9. (Ek alt bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Fuhuş (Madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (Madde 235),
11. Rüşvet (Madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (Madde 282),
13. Silahlı örgüt (Madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (Madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (Madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'da tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları.
c) (Ek bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Bankalar Kanunu'nun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 68 ve 74 ncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Kanun gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, varolan denge sorununu üç araç kullanarak çözmeyi hedeflemiştir; ilki, iletişimin tespiti kararını verecek merciin sınırlandırılması, ikincisi iletişimin tespiti kararı verilmesinin olaya özgü koşulları olan mevcut şüphe, delil ve delil elde etme durumu, üçüncüsü de kararın verilebileceği suçların sınırlandırılmasıdır. Ceza muhakemesi hukukumuzda herhangi bir şekilde dosyaya alınmış iletişim tespit tutanağının CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri anlamında hukuka uygun delil değeri kazanabilmesi için CMK 135. maddeye göre verilmiş bulunan kararın maddenin 1. cümlesinde düzenlenmiş şartlara uygun olarak verilmiş bir karar gerekmekte olup, kararı veren merci kendisine sunulan talebi bu koşullar açısından değerlendirirken, yargılamayı yapan mahkemede öncelikle iletişimin dinlenilmesine ilişkin kararın hukuka uygunluğunu denetleyecektir.
Yukarıda belirtildiği şekilde kanun koyucu mevcut denge sorununu doktrinde katalog suç olarak adlandırılan yöntemle çözmeyi hedeflemiştir. Buna göre iletişimin dinlenilmesi kişiler, toplum ve devlet üzerinde ağır zarar veya tehlikeye yol açan bir dizi suç için mümkündür. Bu niteliğe sahip bulunduğu tartışmasız olan dosyamıza konu suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu soruşturma tarihinde katalog içinde yer alırken 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle yapılan değişiklikle katalogdan çıkarılmıştır. Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli olan "derhal uygulama'' ilkesi nedeniyle 6526 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce 'suç işlemek için örgüt kurmak' suçundan usulüne uygun şekilde verilmiş kararlara göre yapılan iletişimin dinlenilmesi kayıtları hukuka uygun delil olarak hükme esas alınabilecektir (Kanun'un yürürlüğe giriş tarihinde ise süresi tamamlanmış olsun ya da olmasın tedbirin sonlandırılması gerekmektedir). Suç işlemek için örgüt kurmak suçundan 6526 sayılı Kanun'dan önce verilmiş kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi bakımından anılan değişikliğin gerekçesinin irdelenmesi önem arz etmektedir.
6526 sayılı Kanun'un değişiklik gerekçesinde; ''...Türk Ceza Kanunu'nun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin altıncı fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılıp yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır'' denilmektedir.
Kanun koyucuya göre, soruşturmalarda 6526 sayılı Kanun'dan önce ''suç örgütü kurmak suçuna'' ilişkin olarak CMK'nın 135. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ''kuvvetli şüphe sebepleri'' bulunmadığı halde bu suç kullanılarak katalogda bulunmayan bazı suçlara ilişkin delil toplandığını bu uygulamanın hukuka aykırı olduğunu saptadıktan sonra aykırılığın kendi içinde düzelmeyeceği öngörüsü ile 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçunu katalogdan çıkarma yoluna gitmiştir.
Gerçekten de bir suç örgüt kapsamında işlenmişse, katalogda yer almasa bile CMK'nın 135/6-8 madde, fıkra ve bendi kapsamında alınmış bir dinleme kararına dayanılarak düzenlenen iletişimin tespit tutanaklarının örgüt faaliyetleri kapsamında işlenmiş suça ilişkin yapılan yargılamada delil olarak kullanılması mümkündür. Aksi halde örgütün kurucusu için alınmış bir dinleme kararının örgütün işlediği suçların aydınlatılmasında kullanılamayacağı düşünülemeyeceğinden bu imkanı sağlayan TCK'nın 220. maddesi bu anlamda CMK'nın 135/6. maddesinde düzenlenen katalog suç güvencesi için gizli bir tehdit olarak belirmiş, doktrinde de kanun koyucunun saptadığı suistimal kanuna karşı hile olarak nitelenmiştir. (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku) Elbette ki bahse konu örgüt suçunun oluşup oluşmayacağı ancak bir yargılama neticesinde ortaya çıkabilecektir, bunun yanında ceza mahkemesi suça ilişkin soruşturma makamının nitelendirmesiyle bağlı olmadığı gibi, kolluğa işlendiği iddia olunan suçun kesin olarak var olup olmadığı veya vasfını belirleme görevi de yüklenemez, yukarıda da belirtildiği üzere 6526 sayılı Kanun'un gerekçesinde yer alan husus iletişimin dinlenilmesine karar veren hakimin gözetmesi gereken CMK'nın 135/1. maddesindeki ''suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması'' şartıyla ilişkilidir. Kanun koyucu uygulamada 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu' bakımından bu önkoşulun yeterince iyi incelenmediği, kanaatini ifade etmektedir. Bu kanaat ve yapılan değişiklik karşısında her ne kadar yukarıda ifade edildiği üzere yapılan değişiklik geçmişe etkili olmasa bile değişiklikten önce 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçundan verilen iletişimin dinlenilmesi kararlarının daha dikkatle denetlenmesi gereği ortaya çıkmış bulunmaktadır.
6526 sayılı Kanun'daki değişiklikle dolaylı olarak ilgili olan iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesinin diğer ön koşulu başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin ilk şeklinde suç işlemek için örgüt kurma suçunun katalog içerisine alınıp TCK'nın 220. maddesinin 2, 6 ve 8. maddelerinin kapsam dışında tutulması nedeni dikkate değerdir; Suç örgütü kuran ve yöneten kişiler örgütün amaç suçlarını bilfiil işlememekte, çoğunlukla suçu işleyen örgüt üyelerini azmettiren, sevk ve idare eden konumda bulunmaktadırlar. İletişimin dinlenilmesi örgüt üyeleriyle örgüt kurucu ve yöneticileri arasındaki örgütsel bağlantı ve hiyerarşiyi saptayabilmek açısından büyük önem arz etmektedir. Bu anlamda kanun koyucu 8. bendin kanundan çıkarılmasının yaratacağı tehlikeyi kataloğa eklemeler yaparak aşmaya çalışmış, böylece yukarıda ifade edilen dengeyi sağlama amacı gütmüş, ancak örgüt kurucu ve yöneticileriyle örgüt üyeleri arasındaki bağlantıyı delillendirme noktasındaki önemli bir imkan katalog harici suçlar bakımından ortadan kaldırılmıştır.
İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesinin kararı veren merci ve katalog suç şeklindeki objektif koşullarının yanında olaya göre değişen subjektif nitelikteki ''suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının'' bulunmaması koşullarının yasa koyucunun amaçladığı dengeyi sağlayabilmesi için hakim tarafından dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim talebin kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın CMK'nın 135/1. maddesinin subjektif koşullarına uygunluğu denetlenemez hale gelecek ve ön koşullar ölü düzenleme halini alacaktır ki özellikle suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna yönelik olarak verilen iletişimin dinlenilmesi kararları bakımından kanun koyucunun 6526 sayılı Kanun gerekçesinde ifade ettiği durum budur. Soruşturma makamları CMK 135/6-8. maddelerinin getirdiği imkanı kullanıp kolaycı bir yaklaşım içine girerek suça iştirak şekillerini, varlığı TCK'nın 220. maddesinde sıkı koşullara bağlanmış olan örgüt kurma suçu olarak göstermekten, şüphelilerin sorgusu sırasında dinleme tutanaklarını kullanarak ikrar elde etme yoluna gitmekten ve edemediği durumlarda tutanakları kendine göre yorumlayarak yeterli ve kuvvetli şüphe elde etmeye çalışmaktan kaçınmak zorundadır.
Somut olayımızda verilen iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına dair kararların hukuka uygunluğu irdelenmeden önce CMK'nın 135/1. maddesindeki subjektif koşulları içeren tanımın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre ''İletişimin denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe sebeplerinin varlığı şarttır... kuvvetli şüphe sebeplerinin tutuklama için öngörülen 'kuvvetli suç şüphesinden' farklıdır. Zaten tutuklama kararı verecek kadar kuvvetli şüphe varsa iletişimin denetlenmesi yolu kendiliğinden kapanmaktadır. Şüphe ve belirti kavramları arasında ayrım yapılması gerektiğini belirten yazarlar ''İletişimin denetlenmesi kararı verilebilmesi için çok basit bir suç şüphesinin varlığı yeterli ise de, suç işlendiğine ilişkin belirtilerin kuvvetli olması gereklidir'' saptamasına yer vermişlerdir. 6526 sayılı Kanun CMK'nın 135/1. maddesinde yaptığı değişiklikle kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığını 'somut delillere dayanması'' şartını getirmiştir. Bu değişiklik yapılmadan önce de hakimin bu şartın varlığını denetlerken somut olayların varlığını araması Kanun'un kişilerin mahremiyetini korumayı amaçlayan anlayışının bir gereğidir ancak uygulamada soyut gerekçelerle iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesi anılan değişikliğin gerekçesini oluşturmuştur. Bu şartın varlığında aranması gereken önemli bir husus da şüphe sebeplerinin kanuna aykırı elde edilmemiş olmasıdır. CMK'nın 217. maddesinin gerekçesine göre hukuka aykırı delil niteliğinde bulunan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne yapılan saldırılar yoluyla elde edilmiş bilgiler de CMK'nın 135. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanak alınamayacaktır.
CMK 135/1. maddenin iletişimin dinlenilmesi kararı verilebilmesi için öngördüğü subjektif şartın ikinci unsuru başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim soruşturma makamından delil elde etme hususundaki hangi çabalarının sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır.
Önemle belirtmelidir ki, iletişimin tespiti kararı soyut gerekçelerle verilmiş olsa bile tekamül etmiş bir dosyadan kararların verildiği tarihte CMK'nın 135/1. maddesindeki şartların varlığı anlaşılabiliyorsa yargılama makamı iletişimin dinlenilmesi kararının hukuka uygunluğunu kendisi de saptayabilecektir. Yine önemle belirtmek gerekir ki subjektif koşulun her iki unsurunun da mevcut bulunması kararın verilebilmesi için zorunludur.
CMK, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenebilmesine bazı hallerde sınırlamalar getirmiştir. Buna göre, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halindeyse alınan kayıtlar derhal yok edilir (CMK m. 135/2). İkinci fıkranın bu lafzından anlaşıldığı kadarıyla kayda alınamayacak olan bu iletişim, CMK’nın 135. maddesi hükmü anlamında tespit edilebilecek, dinlenebilecek ve bu iletişime ilişkin sinyal bilgileri değerlendirilebilecektir.
CMK’nın 136. maddesi hükmü gereği şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında, bu Kanun’un 135. maddesi hükmü uygulanamaz. Meslekleri gereği CMK’nın 46. maddesi hükmü çerçevesinde tanıklıktan çekinme hakkı olan avukatlar hakkında da iletişiminin denetlenmesi çerçevesinde bu iletişimin “kayda alınması” tedbirinin zaten 135. maddenin ikinci fıkrası hükmü gereği uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sonuç olarak müdafiin, yüklenen suça ilişkin olarak şüpheli veya sanıkla bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kalmaktadır.
Ancak müdafiin suçu bizzat işlediği veya bu suça iştirak ettiği şüphesi altında bulunması halinde ise, bu tedbire ilişkin olarak kendisi hakkında da denetleme kararı alınmış olmak kaydıyla 135. maddenin ikinci fıkrası hükmündeki engelin ortadan kalkacağı, yani zaten mümkün olan tespit, dinleme ve sinyal bilgilerini değerlendirme tedbirleri yanında kayda alma tedbirinin de uygulanabileceği sonucuna ulaşılabilecekken 136. madde hükmünün salt lafzi bir şekilde ele alınması durumunda, müdafiin bu sefer kendisin de şüphelisi olduğu bu suç, şüpheli veya sanığa yüklenen suç olma vasfını devam ettirdiği için, kendisiyle bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin yine 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kaldığı söylenebilecektir.
Tesadüfen elde edilen delillerin düzenlendiği 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre “Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir”. Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. CMK’da arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer (örneğin, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) koruma tedbirlerinin uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından, CMK.nın 138. maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir.
Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazı sınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi delillerin, çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi, katalog suçlardan birine ilişkin olması öngörülmüştür. Tesadüfi delil elde edilince iletişimin dinlenmesine devam edilebilmesi için ortaya çıkan yeni suçla ilgili dinleme şartlarının yeniden değerlendirilip yeni bir hakim kararı alınması gerekir.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfi deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır.
Bu şekildeki iletişim tespitiyle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususuna gelindiğinde;
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre; ''...kanuna aykırı deliller teorisi çerçevesinde yabancı sistemlerin ''hukuka aykırılıktan'' anladıkları, sanığın Anayasa ile teminat altına alınmış olan haklarından birinin bir devlet organı tarafından yapılmış bir işlemle ihlal edilmiş olmasıdır.''
Hukuka aykırı delil sorunu CMK'nın 135, 206 ve 217. maddeleri çerçevesinde Ceza Genel Kurulu'nca tartışılmıştır; Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2013 tarih ve 2013/399 sayılı kararında; ''...ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir.
Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nın 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı Kanun'un 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.
Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve yargılama faaliyetlerinin bütünü itibariyle adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede, "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin; işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir. “Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller” kavramındaki 'hukuka aykırılık', sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır.
Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36'ncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Baskı, 2007 yılı, s. 1080),
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.
Ceza Genel Kurulu aynı düşüncelere 20.05.2014 tarih ve 2014/268, 03.06.2014 tarih ve 2014/302 sayılı kararlarında da yer vermiştir. Buna göre soruşturma bir bütün olarak adilse hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil hükme esas alınabilecektir. Ancak Ceza Genel Kurulu kararları içeriğinde atıf yapılan doktrin görüşlerinde önemli bir nokta üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrine göre sanığın temel haklarını ihlal etmeyen ve şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu deliller hükme esas alınabilecektir. Bunun dışında yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yapılması zorunluluğundan bahsedilmektedir.
Esasında CMK'nın ''Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir'' şeklindeki düzenlemeyi içeren 217/2. maddesi ve gerekçesi hukuka aykırı deliller için doktrin ve Ceza Genel Kurulu'nun yaptığı önemli hukuka aykırılık/önemsiz hukuka aykırılık şeklinde bir ayrıma yer vermemiştir. Buna rağmen doktrinde yapılan ayrım tamamen hatalı kabul edilemez, elde edilmesinde basit şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu delillerin, hükme esas alınmaması adil yargılama ilkesini zedeleyebilecektir. Ayrımın hangi kritere göre yapılacağı hususunda değişik görüşler bulunmakta olup CMK'nın 217. maddesinin gerekçesinde sayılan durumların yanında CMK'nın 148. maddesinde belirtilen yollarla elde edilen delillerin mutlak olarak hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçekten de haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK'nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez.
Yukarıda yazılan düzenlemeler ve açıklamalar ışığında;
1-) Bir kısım sanıklar hakkında iletişim tespiti ve uzatma kararları verilmiş olup, bu kararlara dayanak olan talep yazılarını düzenleyen soruşturma makamının kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturan bilgilere ne suretle eriştiği belirlenememekte, soruşturma makamının talep yazılarında kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturabilecek herhangi bir belge ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 7/1 maddesine göre hazırlanması gereken gerekçeli raporun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda,
a-...... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/83 Teknik Takip nolu kararı ile şüpheliler ....,.....,.....,....., ve ...... hakkında verilen iletişimin tespiti kararının gerekçesinin, “şüphelilerin suçla ilgisi olup olmadıklarının tespiti için” şeklinde olduğu ve bu kapsamda CMK'nın 135. maddesinde belirtilen kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan olgulara yer verilip açıklanmadığı;
b-Şüpheli ya da sanık sıfatıyla tespit edildiği anlaşılamadığı gibi CMK'da yer alan tanıklığa ilişkin kurallara da uygun şekilde alındığı ve yasak sorgu usullerine göre tespit edilip edilemediği anlaşılamayan .....’in mülakat beyanları doğrultusunda .... Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 23.10.2007 tarihli raporu üzerine ..... Ağır Ceza Mahkemesi'nin .... Teknik Takip nolu kararı ile şüpheliler....., ...., ....,.....,.....,....., ile birlikte 21 sanık hakkında (....’in mülakat beyanlarının doğruluğuna ilişkin bir inceleme ve araştırma yapılmadan) soyut kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanılarak iletişimin tespiti kararı verilmesi yasaya uygun bulunmamıştır.
2- İletişimin dinlenilmesine ilişkin kararlar verilmeden önce başka suretle delil elde etmeye ilişkin soyut ifadeler dışında dosya kapsamında yeterli çalışmanın yapılmadığı;
....Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/745 ve 2007/764 Teknik Takip nolu kararları ve dosyamızda bulunan benzer nitelikteki kararlarda her bir sanık ve somut olay için ortaya çıkan bulgulara göre bir değerlendirilme yapılması gerekirken genelleme suretiyle tüm kararlarda “..... yapılanmasının deşifre edilmesi suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütlü bir yapı içerisinde faaliyet gösteren şahısların suç faaliyetlerinin önlenmesi, suçluların suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi ve grup içerisindeki yapının ortaya konulabilmesinin fiziki takip ve tasarrut çalışmaları ile mümkün olmadığından başka türlü delil elde etme imkanı bulunmadığı” gerekçesine dayanılarak iletişim tespiti kararı verilmesi ve yetersiz gerekçeye dayalı bu kararlar uyarınca yapılan arama işlemlerinin hükme esas alınması;
3- Sanıklar ....,.....,.....,....., gibi sanıklarda olduğu üzere, CMK’nın 135/3. Maddesine aykırı olarak tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimlerin kayda alınması ve bu kayıtlar derhal imha edilmeyerek dosyada muhafaza edilmesi;
4- Sanıklar, ....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklarda olduğu gibi haklarında iletişimin tespiti kararı verilen şüphelilerle görüşmeleri tespit edilen ve o aşamada haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunmayan bu sanıklar hakkında CMK'nın 138/1 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına derhal bildirimde bulunularak iletişim tespiti kararı alınması gerekirken usulüne uygun karar alınmadan yapılan görüşmelere ilişkin tutanakların imha edilmeyip dosyada kanıt olarak bulundurulması;
5-Dosya arasında iletişim tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararları da bulunmayan sanık ..... ve .... arasında geçen 2003 yılına ait iletişim tespit tutanakları ile sanık ..... ile ...arasındaki 12.03.2004 tarihli, ... ile İsmet arasındaki 12.03.2004 tarihli ve sanıklar ...ile ... arasındaki 29.02.2004 tarihli iletişim tespit tutanaklarının CMK'nın 138. maddesine aykırı bir şekilde sanıklar aleyhine delil olarak kullanılması;
6- Sanıklar ....,.....,.....,.....,hakkında iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararlarının, Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde dosya arasına konulmaması;
7-CMK'nın 170. maddesi gereğince toplanan delillere göre, yüklenen suçu oluşturan olaylar ile mevcut delillerin ilişkilendirilerek düzenlenecek iddianame ile kamu davası açma görevi Cumhuriyet savcısına verilmiştir. Ancak, haklarında ilgisiz iletişim tespit tutanaklarına iddianamede yer vermelerinden dolayı tazminat davası açılan Cumhuriyet savcılarının cevap dilekçelerinde iddianameye konulacak iletişim tespit tutanaklarının belirleme işlemlerinin kendileri tarafından yapılmadığının ileri sürülmesi karşısında CMK'nın 170/1. maddesine aykırı davranıldığının anlaşılması;
8- Sanık.......’in emniyet müdürlüğünde gözaltında olduğu 26.02.2008 günü sanıkla birlikte olan avukatı .....’un, cep telefonundan sanığın işyerini aradığı, işyerine ait telefon için verilmiş iletişim tespit kararı kapsamında kayıt altına alındığı anlaşılan 1824 ve 1825 sayılı iletişim tespit tutanaklarının incelenmesinde; Avukat .....’un iki görüşmeyi de tanık ..... ile yaptığı ancak bu esnada yan yana olmalarından dolayı avukat ile sanık ..... arasındaki konuşmaların da kayda alındığı; bu kayıtların sanık ....bakımından TCK’nın 314/2. ve 38/1. maddesi delaletiyle 270/1. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükümlerine ve sanık .... bakımından TCK’nın 270/1 maddesi uyarınca kurulan mahkumiyet hükmüne delil kabul edildiği anlaşılmakla, CMK’nın 135/3. maddesine aykırı olarak sanığın, tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimlerin kayda alınması; bu kayıtların derhal imha edilmeyerek dosyada muhafaza edilmesi ve CMK’nın 135. maddesinde sayılmayan suç üstlenme suçu bakımından delil kabul edilmesi;
9- Sanık .... hakkında.... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31.10.2007 gün ve 2007/1276 teknik takip sayılı kararıyla iletişimin tespitine ve kayda alınmasına karar verilmiş ise de dosyada bu tarih öncesinde de iletişim tespit tutanaklarının bulunduğu ve bunların mahkemece delil kabul edildiği, bu tutanaklarda karar numarası olarak “2007/156” şeklinde belirtilmiş ise de Yargıtay denetimine imkan sağlayacak şekilde bu kararın dosya içine alınması gerektiğinin gözetilmemesi,
CMK'nın 206/2-a, 230/1-b ve 217. maddelerine aykırı görülmüştür.
B-ARAMA/EL KOYMA/DOKÜMANLARIN İNCELENMESİ
1- ARAMA VE EL KOYMA
a- Adli ve Önleme Araması
Arama, amacına göre "adli arama" ve "önleme araması" olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etmek amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya "adli arama" ikinci tür aramaya ise "önleme araması" denilmektedir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.11.2014 gün ve 2013/9-610 esas, 2014/512 karar, 2013/9-841 esas, 2014/513 karar sayılı kararları ile 28.04.2015 gün ve 2013/9-464 esas, 2015/132 sayılı kararında gösterildiği üzere; adli arama, elkoyma ile birlikte 5271 sayılı CMK'nın 116-134 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 5. maddesinde adli arama; "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir" şeklinde tanımlanmıştır. Adli aramanın amacı şüpheli veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin ele geçirilmesidir.
Arama yazılı bir karara veya emre dayanmak zorundadır. Sonradan yazıya çevrilmiş olsa bile sözlü emir ile arama yapılması mümkün olmayıp yazılılık şartı Anayasa'nın 20, 21 ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 116. maddelerinin amir hükmü gereğidir. Arama kural olarak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile de yapılabilecektir. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür.
Anayasal koruma altında bulunan ve kişilerin temel haklarından olan konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği haklarının bir yansıması olarak, CMK’nın 118. maddesinde aramanın yapılacağı zaman dilimini belirleyen bir düzenlemeye yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde kural olarak gece vaktinde arama yapılamaz. TCK’nın 6/1-e bendinde gece vakti; ‘güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi’ olarak tanımlanmıştır. Ancak, suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmayacağı, maddenin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Bu halde, aramanın gece yapılmasını haklı gösteren sebepler, somut olgularla desteklenerek arama kararına yazılmalıdır.
Hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, ancak yetkili olduğu yargı çevresinde bulunan bir mahal için arama kararı verebilir. Bu durum, CMK’nın 161/1. maddesinde “...Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister”, aynı Kanun'un 162. maddesinde ise “Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir” şeklinde düzenlenmiştir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 10.07.2014 gün ve 2014/4166 esas, 2014/5354 karar sayılı kararında da “...belli bir yerde yapılması zorunlu olan soruşturma işlemlerinde, işlemin yapılacağı yerdeki Sulh Ceza Mahkemesinden karar alınması gerekmekte ise de; soruşturma işleminin herhangi bir yerde yapılması zorunluluğunun bulunmadığı durumlarda soruşturmanın yapıldığı yer Sulh Ceza Mahkemesi’nin yetkili olduğu...” denilmiştir. 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile mülga olan CMK’nın 250, 251 ve 252. maddelerinde de bu hususa dair özel bir düzenleme yoktur. CMK’nın 250. maddesi ile yetkili hakimin, bu madde kapsamında yetkili olduğu yargı çevresinde arama kararı verebilecek olmasında tereddüt yokken, yargı çevresi dışındaki mahallerde kural olarak arama kararı veremeyeceğini kabul etmek gerekir. CMK’nın 20. maddesindeki “yetkili olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler, sadece yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz” hükmü yanında, 21. maddede de “bir hakim veya mahkeme, yetkili olmasa bile, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yargı çevresi içerisinde gerekli işlemeleri yapar” şeklindeki açık düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, gecikmesinde sakınca bulunan haller belgelendirilmesi veya makul gerekçelerle kabul edilmesi halinde yukarıdaki genel düzenlemeye istisna teşkil edebilecektir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin “bir delilin hükme esas alınıp alınmayacağı hususunda, yargılamanın tümünün adil yapılıp yapılmadığının belirlenerek sonucuna göre karar verilmesine” dair içtihadı da dikkate alınarak aramanın hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Arama kararında veya emrinde, aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi açıkça gösterilmelidir. Aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresinin açık olarak gösterilmesi gerekse bile bina numarasının yanlış gösterilmesi gibi basit hatalar, hukuka aykırılık teşkil etmez.
Arama kolluk tarafından icra edilmekle birlikte hakim veya Cumhuriyet savcısı her zaman aramaya katılıp nezaret edebilir. Hakim veya Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan aramalarda herhangi bir işlem tanığının bulundurulmasına gerek yoktur. Kolluk tarafından, hakim veya Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılan aramalarda ise o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması yasal bir zorunluluk olup, bu zorunluluk, Yargıtay CGK'nın 28/04/2015 gün ve 2013/9-464 esas, 2015/132 karar sayılı ilamında "o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve arama sonucu elde edilen delilin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğu, bu nedenle hükme esas alınamayacağı" şeklinde ortaya konmuştur.
Aranacak yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir, kendisi bulunmazsa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri veya kendisiyle birlikte oturmakta olan bir kişi veya komşusu hazır bulundurulur. CMK'nın 120/3. maddesi uyarınca kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına ve bu kapsamda hazır bulunabilmesi için ilgili tarafından çağrılmasına engel olunamaz.Bununla birlikte aramanın sonuçsuz kalmasına neden olabilecekse avukatın çağrılması veya beklenilmesi şart değildir. Ancak, kolluk kuvvetlerine ve yargı merciilerine "engel olmama" biçiminde negatif yükümlülük öngören bu hükmün avukatın hiçbir şekilde çağrılmayacağı ve beklenilmeyeceği şeklinde yorumlanmaması, aksine uygulamaların arama işlemini ve bunun sonucunda elde edilen delilleri hukuka aykırı hale getirebileceğinin unutulmaması gerekir. Bu nedenle talep edilmesi durumunda bu istek aramayı tehlikeye sokacak veya sonuçsuz bırakacak nitelikte olmadığı müddetçe arama mahallinde gerekli tedbirler alınarak makul bir süre kişinin avukatının beklenilmesi ceza muhakemesinin amaç ve ilkelerine daha uygun olacaktır. Nitekim öğretide de "muhakemenin her aşamasında avukat yardımından yararlanmak mümkün olduğuna göre, aramada da sanık kadar onun avukatının da hazır bulunma hakkının olduğu kabul edilmelidir. Ancak bir avukat çağrılması ve beklenilmesi aramayı sonuçsuz bırakacağı hallerde, diğer bir ifadeyle gecikmede tehlikelinin bulunması halinde artık bu haktan yararlanılmaması gerekir" (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999, 1. Bası, s.132-133). Bunun yanında "Hakkında arama tedbiri uygulanan kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Ancak, avukat çağrılması ve beklenmesi aramayı sonuçsuz bırakmayacak olmalıdır" (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, Eylül 2014, 11. Bası, s.393) şeklinde görüşler de ileri sürülmüştür.
Konut, işyeri, bina gibi birden fazla odası veya bağımsız bölümü olan mahallerde; şüpheli, malik, yetkili veya zilyed gibi ilgili kişilerin arama sırasında hazır bulunması; mezkur kişilerin arama yapılan yerin sadece bir bölümünde bulundurulması veya bekletilmesi demek değildir. Aramanın yapıldığı her bölümde, ilgilinin ve/veya müdafiinin hazır bulunma, aramanın kendi gözetiminde yapılmasını isteme hakkı vardır. Şüpheliye ve diğer kişilere böyle bir hak, aleyhlerine suç delili olabilecek eşyanın elde edilmesine tanık olabilmeleri ve oluşabilecek kuşkuları ortadan kaldırmak için verilmiştir. Bu husus savunma hakkının bir parçası olup aynı anda birden fazla yerde arama yapan kolluk, bu hakkın kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde hareket etmemelidir. Yine arama faaliyetinin tamamı, işlem tanığı olarak mahalde bulunan şahısların da huzurunda yapılmalı; bu şahıslar elde edilen her delile, bulunduğu yere, bulunma yöntemine ve muhafaza altına alınışına tanıklık etmelidir. Aksine yapılan uygulama -itiraz vaki olduğunda- arama tutanağında yazılmış ve imza altına alınmış olsa dahi elde edilen delilin sıhhati bakımından kuşku doğuracak ve o delili CMK’nın 206. maddesi uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil vasfına sokabilecektir.
2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 9. ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 18 – 26. maddelerinde düzenlenen önleme araması -ki adli aramadan farklı olarak- suçun işlenmesinden önceki alanla ilgili idari tedbirlerdendir. Adli aramanın amacı şüpheli veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin ele geçirilmesi iken; önleme araması, genel emniyet ve asayişin korunması ve tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan bir yoldur. Başlangıçta suç işlenmesinin önlenmesi düşüncesi olsa bile, suç şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren yapılacak durdurma ve arama adli bir nitelik taşıyacaktır. Suç şüphesinin ortaya çıkmasından sonra CMK kuralları uygulanması gerektiğinden, arama işleminin önceden alınmış bulunan önleme araması kararına göre değil CMK kurallarına göre icra edilmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, önleme araması sonucunda bir suç unsuruna veya deliline rastlanırsa koruma altına alınacak ve durum Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilerek elkoyma işlemini gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenecektir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de elkoyma yapılabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır.
Arama işlemi tutanağa bağlanır. Tutanakta aramanın sonuçları, el konulan suç eşyasına ilişkin tereddüt hasıl olmayacak şekilde ayırt edici ve belirleyici bilgiler ve arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanı hususları yer almalıdır. CMK’nın 122. maddesinin 2. fıkrasında “Belge ve kâğıtların zilyedi veya temsilcisi kendi mührünü de koyabilir veya imzasını atabilir. İleride mührün kaldırılmasına ve kâğıtların incelenmesine karar verildiğinde bu işlemin yapılmasında hazır bulunmak üzere, zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağrılır; çağrıya uyulmadığında gerekli işlem yapılır.” şeklinde düzenleme mevcuttur.
b- Askeri Mahallerde Arama
Askeri mahallerde yapılacak yapılacak aramalarda Cumhuriyet savcısının katılımı zorunlu olup ayrıca arama, genel kolluk tarafından değil askeri makamlar tarafından yerine getirilecektir. ‘......’den ne anlayacağımız ve nerelerin askeri mahal olduğu, CMK’nın madde gerekçelerinde belirtilmiştir. Buna göre 211 sayılı ..... İç Hizmet Kanunu’nun 12. maddesinde tanımlanan kıt’a, taktik birlik, idari birlik, karargah ve askeri kurumlar; aynı Kanun'un 51. maddesinde açıklanan kışla ve benzeri yerler, 100. maddede belirtilen orduevleri, askeri gazinolar ve kışla binaları askeri bina olup askeri mahal niteliğinde oldukları açıklanmıştır.
c- Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve Elkoyma
Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesinde düzenlenmiş olup, CMK’nın 116 ve 123. maddeleri arasında yer alan arama koruma tedbirinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. CD, DVD, flash bellek, disket, harici ve dahili harddisk, bilgisayar özelliği içeren noktaları bakımından akıllı telefon ve benzerlerinden elde edilen ve tamamı “dijital delil” olarak adlandırılan, suistimale müsait olan verilerin; sıhhatini ve güvenliğini sağlamak amacıyla ve bireyin özel hayatına, kişisel verilerine yönelik olumsuz tesirleri göz önünde tutularak “son çare” olarak başvurulabilecek “özel koşullara bağlı” bir koruma tedbiri olması nedeniyle, genel adli aramadan ayrıksı ve istisnai olarak, ayrıntılı düzenlenmiş olup, bu hallerde arama kararının yalnızca hakim tarafından verilebileceği öngörülmüştür. Soruşturma tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 134. maddesine göre;
“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine hakim tarafından karar verilir.
(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.
(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.
(4) İstemesi halinde, bu yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.
(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.”
Hükmün uygulanmasına ilişkin ayrıntılara Yönetmelikte yer verilmiştir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 17. maddesi (Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma), CMK'nın 134'üncü maddesi temelinde düzenlenmiştir.
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar” olarak tanımlanan ve bilişim teknolojilerinin temel işlev aracı olan elektronik veriler, bilgisayar sistemleri tarafından otomatik olarak (değişken IP adresleri, log kayıtları, güvenlik kamerası kayıtlar vb.) oluşturulabileceği gibi kullanıcılar tarafından bilgisayar medyaları (dizüstü bilgisayar, PC, hard disk, USB Bellek, CD/DVD, bilgisayar işletim sistemi vasıtasıyla çalışan ve veri yüklenebilen akıllı telefon, mp3 çalar video kameralar, vb.) üzerinde de oluşturulabilmektedir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar ise elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Elektronik delil, bir elektronik araç üzerinde saklanan veya bu araçlar aracılığıyla iletilen, soruşturma açısından değeri olan bilgi ve verilerdir. (KESER BERBER, Leyla; Adli Bilişim, Yetkin Yayınları, Ankara 2004, sy 46)
Maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen ‘yedekleme’ tabirinden, ‘imaj alma’ işlemini anlamak gerekir. Zira imaj alma, dijital medyanın alelade kopyalanması değil aktif, silinmiş veya artık alanlarında bulunan verilerin, orijinal medyadaki haliyle bire bir aynı, adeta aynadaki görüntüsü gibi yedeklenmesidir. “Delillerin alındığı aşamadaki sıhhatinin korunması amacıyla, işlemi yapan kolluk tarafından, bilgisayarın hard diski alındığı anda öncelikle hash değeri alınarak tutanak tutulmalı ve bütün bu imaj alma, yedekleme vb. işlemler şüpheli veya vekilinin yanında gerçekleştirilmelidir.” (ÖZEN, Muharrem – ÖZOCAK, Gürkan; Adli Bilişim, Elektronik Deliller ve Bilgisayarlarda Arama ve El Koyma Tedbirinin Hukuki Rejimi; Ankara Barosu Dergisi, sayı:2015/1 Yıl:73)
CMK’nın 134. maddesi uyarınca arama kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim tarafından verilir. Diğer koruma tedbirlerinin aksine, suç üstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde dahi Cumhuriyet Savcısı bu kararı veremez. Cumhuriyet Savcısı tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hal gerekçesiyle verilen arama kararına istinaden yapılan aramada elde edilen dijital delillerle ilgili sonrasında hakim tarafından el koymanın onanması ve CMK 134. madde uyarınca incelenmesi kararı verilse dahi, bu kararlar, savcı emri ile yapılan aramada elde edilen delilleri hukuka uygun hale getirmez. “Zira, ceza muhakemesinde, ancak hukuka uygun yollarla elde edilmiş deliller soruşturma ve yargılamaya konu edilebilir, aksi halde, kanunda öngörülen usullerden birine dahi uyulmaması durumunda, elde edilen delil “kanuna aykırı delil” olacak ve herhangi bir hukuki anlam içermeyecektir.” (ÖZEN – ÖZOCAK, Ankara Barosu Dergisi, 2015/1 Yıl:73)
CMK’nın 134. maddesi, dijital medyaların önce mahallinde incelenmesini, bilgisayar programlarına veya kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde ise bilgisayarlara el konulmasını öngörmektedir. Bu hüküm uygulamada bazı sıkıntılara yol açmaktadır. Zira, bilgisayarda yerinde inceleme yapılması çoğu kez mümkün ve sıhhatli olmayıp, teknik yetersizliklerden dolayı imaj da alınamamaktadır. Dijital delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edildiğinin kabul edilebilmesi bakımından bu nokta önemlidir.
Ceza muhakemesinde deliller kanuna uygun olmalı ve kanuna uygun yöntemlerle elde edilmelidir. Adil yargılanmanın sağlanabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında toplanan bulguların delil değeri taşıyabilmesi için, şüpheli veya sanıktan elde edilen dijital verilerin, yasa ile sınırları belirlenmiş teknik gerekliliklere uygun olarak toplanması ve sonucunda yargılama makamlarına eksiksiz, bozulmamış halde sunulması gerekmektedir. Yasa koyucunun, CMK’nın 134. maddesini ayrıntılı olarak düzenlemesinin amacı da budur. Dijital delillere harici müdahalenin teknik olarak mümkün olması, çoğu zaman kim tarafından hangi tarihte müdahale yapıldığının da belirlenememesi karşısında, güvenli bir şekilde el konulup incelenebilmesi için mahallinde imaj alındıktan sonra orijinal medyanın şüpheliye bırakılması gerekmekte ise de bu şart soruşturma yapan kolluk personelinin teknik yetersizliği, ekipman yokluğu, ortamın incelemeye elverişli olmaması gibi nedenlerle yerine getirilememektedir.
Bu itibarla arama ve elkoymanın özel bir hali olarak CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen ve özel hayatın gizliliğine daha fazla müdahale içermesi nedeniyle yasa koyucu tarafından genel arama ve elkoymadan daha sıkı koşullara tabi tutulan bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama ve elkoymanın bu özelliği gözardı edilmek suretiyle, aramayı gerçekleştiren kişilerce elkoyma işlemine geçildiği sırada sistemdeki verilerin yedeklemesi (imaj-adli kopya) yapılmadan ve yedekten bir kopya alınıp şüpheli veya vekiline verilmeden, ya da yukarıda yazılı nedenlerden dolayı mahalde yedekleme ve yedekten kopya verme olanağının bulunmadığının objektif olarak kabulünde zorunluluk bulunan hallerde, aramayı yapan kolluk birimince dijital delillere müdahaleyi önleyecek şekilde, seri numaraları tutanağa yazılmak suretiyle usulüne uygun olarak zapt edilip mühürlenmeden, şüpheli veya müdafiinin istemesi halinde nezaret etme ve denetleme imkanı sağlanarak inceleme mahalline kadar eşlik etmesi sağlanmadan ve bu yerde şüpheli veya müdafiinin hazır bulunmasına imkan verildikten sonra mümkün olan en kısa süre içinde mühür açılıp, dijital medyanın derhal imajının alınarak ilgilisine de imajlardan bir kopya ve orijinal medya teslim edilmeden, yine sanık veya müdafiinin mühür açma işlemi sırasında hazır bulunmasının mümkün olmadığı hallerde, mühür açma işleminin arama ve el koyma kararını veren hakimin huzurunda açılarak imaj alma işleminin bu sırada yapılması yoluna gidilmeden inceleme yapılması halinde arama ve elkoyma işleminin yasaya ve hukuka uygunluğundan bahsetmek mümkün olmadığı gibi bu yolla elde edilen delillerin de hukuka uygunluğu tartışılır hale gelecek ve yargılama makamınca hükme esas alınması mümkün olamayacaktır.
d- Avukat Bürolarında Arama ve Elkoyma
Ceza Muhakemesi Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatın bürosunda ve ikametinde elkoyma ile ilgili işlemleri genel hükümlerden ayrıksı ve istisnai olarak düzenlemiştir. Zira avukatın sır saklama yükümlülüğünün korunması, savunma hakkının önemli bir uzantısıdır.
Avukatlık Kanunu’nun 36. maddesinde, “Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse .......i ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır” denilmiş, ikinci fıkrada ise avukatların öğrendikleri hakkında ancak müvekkillerinin izin vermesi durumunda tanıklık edebileceği, ancak bu halde de tanıklıktan çekinme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir.
Avukatlar hakkındaki arama ve elkoyma koruma tedbirleri de özel olarak düzenlenmiştir. Bunun sonucunda avukatın mesleği gereği elinde bulunan, savunmaya dair olan ve müvekkili ile ilgili belgelerin genel kurallara göre yapılacak aramada ve el koymada açığa çıkmasının önüne geçilmiş, avukatın sır saklama yükümlülüğüne uygun kurallar getirilmiştir.
CMK’nın 130. maddesinde,
“(1) Avukat büroları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısının denetiminde aranabilir. Baro başkanı veya onu temsil eden bir avukat aramada hazır bulundurulur.
(2) Arama sonucu elkonulmasına karar verilen şeyler bakımından bürosunda arama yapılan avukat, baro başkanı veya onu temsil eden avukat, bunların avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu öne sürerek karşı koyduğunda, bu şey ayrı bir zarf veya paket içerisine konularak hazır bulunanlarca mühürlenir ve bu konuda gerekli kararı vermesi, soruşturma evresinde sulh ceza hâkiminden, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemeden istenir. Yetkili hâkim elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu saptadığında, elkonulan şey derhâl avukata iade edilir ve yapılan işlemi belirten tutanaklar ortadan kaldırılır. Bu fıkrada öngörülen kararlar, yirmidört saat içinde verilir.
(3) Postada elkoyma durumunda bürosunda arama yapılan avukat veya baro başkanı veya onu temsil eden avukatın karşı koyması üzerine ikinci fıkrada belirtilen usuller uygulanır.” denilmektedir.
Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinde,
“(1) Avukatların avukatlık veya...... ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.
(2) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanun'unun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi, haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez.”
Avukat bürolarında arama, mutlaka bir mahkeme kararına istinaden, Cumhuriyet savcısının denetiminde ve baro temsilcisi arama tanığı sıfatıyla hazır bulunduğu halde yapılabilecektir. Bu esnada, genel arama bölümünde aramanın ne şekilde yapılacağına dair belirtilen kurallara riayet edilmelidir.
CMK’nın 130/2. maddesine göre, avukat bürosunda yapılan arama sonucu elde edilen delillerin, avukat-müvekkil arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğu hususundaki itiraz, bürosu aranan avukat veya aramada hazır bulunan baro temsilcisince yapılabilir. Bu durumda, itiraza konu delil, okunmaksızın ve incelenmeksizin ayrı bir delil torbası içerisine konularak mühürlenir ve itirazı karara bağlaması için hakime teslim edilir. Hakim, elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğuna karar verirse, mezkur delil avukata iade edilir. Aksine karar verildiğinde ise bu delil artık soruşturma kapsamında, soruşturma makamlarınca incelenip değerlendirilir. Bu kararlar yirmi dört saat içinde verilir.
Avukat konutları ile ilgili düzenleme, Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinde olup, aramaya dair istisnai kurallar yalnızca avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri iddia edilen suçlarla sınırlıdır. Yani soruşturma konusu suç, şüphelinin avukatlık mesleği ile ilgili değilse, arama CMK’daki genel arama usullerine göre yapılır.
2- ARAMADA ELDE EDİLEN BELGE VE EVRAKIN İNCELENMESİ
CMK'nın 122. maddesi aramada ele geçirilen belge ve kağıtlar incelemeye yetkili mercileri ve inceleme şeklini düzenlemektedir. Yukarıda anılan Kanun'un 122 maddesine göre,
"(1) Hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin belge veya kağıtları inceleme yetkisi, Cumhuriyet savcısı ve hakime aittir.
(2) Belge ve kağıtların zilyedi veya temsilcisi kendi mührünü de koyabilir veya imzasını atabilir. İleride mührün kaldırılmasına ve kağıtların incelenmesine karar verildiğinde bu işlemin yapılmasında hazır bulunmak üzere, zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağrılır; çağrıya uyulmadığında gerekli işlem yapılır.
(3) İnceleme sonucu soruşturma veya kovuşturma konusu suça ilişkin olmadığı anlaşılan belge veya kâğıtlar ilgilisine geri verilir.”
Kolluk görevlileri arama işlemi sırasında belirtilen nitelikte kağıtlara rastladıklarında bunları ilgilinin rızası olsa bile okumayarak bir zarfa koyacak ve mühürleyecektir. Kolluk görevlileri, soruşturma ve kovuşturma konusu suçla ilgilisi olmayan ve belgelerin incelenmesi sırasında öğrenilen kişilere ait özel bilgilerin, kişisel veri olarak korunması gerektiğini, maddenin amacının ilgilinin suçla ilişkisi bulunmayan ve onun özel hayatı ve ilişkilerine dair yazıların ne surette olursa olsun başkaları tarafından okunmamasını sağlamak ve böylece özel hayatın dokunulmazlığını güvence altına almak olduğunun göz önünde tutmalıdır. Nitekim, Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği'nin 16/2. maddesinde kolluk görevlilerinin aramada ele geçen belge ve kağıtları inceleme yetkisi bulunmadığı vurgulanmıştır. Buna göre; "kolluk arama sırasında ele geçen belge ve kağıtlara suçla ilgili olup olmadığını tespit amacıyla incelemeksizin bakabilir, suçla ilgili olabileceğinden şüphelendiği anda Kanun'un öngörüldüğü şekilde incelenecek belge ve kağıtları ambalajlayarak mühürler."
Maddede açıkça belirtildiği üzere belge ve kağıtlara zilyedi veya temsilcisi el konulan bu belge ve kağıtların değiştirilmesini önlemek amacıyla kendi özel mührünü koyabilir veya imzasını atabilir. Mührü kaldırarak incelemeye karar verildiğinde hazır bulunmak üzere zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağırılır. Çağrıya uyulmasa da mühürler açılarak incelemeye geçilebilir.
Hakimin ve savcının yapacağı inceleme kağıdın delil olma veya müsadere edilebilir özelliğine sahip olup olmadığını anlamak için içeriğinin incelenmesidir. Hakim bunun için gerekli görürse bilirkişiye başvurabilir. Aramayı yapan memurun kağıtları yanına alması el koyma değil geçici olarak emniyet altına almaktır.(Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku Ankara, 2012 sf.369)
Arama sırasında, devlet sırrı niteliğinde olan belgelere de rastlanabilir. 5271 sayılı CMK’nın 125. maddesine göre;
“(1) Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.
(2) Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir.
(3) Bu Madde hükmü, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak uygulanır.”
Anılan maddenin gerekçesi incelendiğinde, mahkemelerin, resmi devlet kurumlarından, niteliklerini öngörerek isteyeceği devlet sırrı niteliğindeki belgelerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Şu halde Cumhuriyet savcısı soruşturma aşamasında CMK’nın 122. maddesi gereğince, arama esnasında sanıklardan ele geçecek belgeleri inceleyebilecek, bu belgelerin devlet sırrı niteliğinde olduğu şüphesine ulaştığı halde ise yalnızca 125. madde uyarınca işlem yapılması için belgeleri muhafaza altına alabilecektir. Fakat yalnızca mahkemeye ait olan yetkiyi kullanma anlamına gelecek şekilde, bu belgelerin niteliğine ilişkin araştırma yapamayacaktır. Kolluk personelinin ise yukarıda belirtildiği üzere normal belgelerde dahi inceleme yetkisinin çok kısıtlı olduğu dikkate alındığında, devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri incelemesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Kolluk görevlisi arama esnasında, belgenin soruşturma konusu suçla ilgili olup olmadığının tespiti ile sınırlı olan ön incelemesinde, bir belgenin devlet sırrı niteliğinde olduğundan kuşkulanır ise derhal Cumhuriyet savcısına bilgi verip, evrakı mühürlü zarf içinde Cumhuriyet savcısına teslim etmeli, Cumhuriyet savcısı ise yukarıda açıklanan silsile doğrultusunda usuli işlemleri tamamlamalıdır.
3- ARAMANIN HUKUKA AYKIRILIĞI VE BU AYKIRILIĞIN SONUÇLARI:
Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir. Hukuka aykırılık, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 22.06.2001 gün ve 2-2 sayılı kararında, “Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır. Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasa koyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. (Örneğin, E. 1985/31 K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115) Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir” denilmektedir.
Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir.
Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır. CMK'nun 217. maddesinde,
"(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” denilmiş; aynı Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması halinde reddolunacağı ifade edilerek, hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki, aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkumiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur.
Her şekle aykırılığın aynı zamanda bir hak ihlaline de yol açacağı şeklindeki bir kabul isabetli değil ise de bu şekle aykırılık, elde edilen delilin güvenilirliğini tartışmalı hale getiriyorsa, herhalde hükme esas alınmaması gerekir.
Ancak usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan, güvenirliği konusunda kuşku bulunmayan arama sonucunda ele geçen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerden birinin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” sayılmaları ve mahkumiyet hükmüne dayanak teşkil edememeleri de kabul edilemez.
Bu açıklamalar ve ilkeler çerçevesinde dosya incelendiğinde;
...... Ağır Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2008/421 D. İş sayılı arama kararına istinaden ....., .... ve Ulusal Kanal Genel Merkezlerinin ..... Sokak No:-- ..../... adresinde kollukça yürütülen arama faaliyetinde,
-Arama kararının gecikmesindeki sakıncalı ve zorunluluk gerektiren durum açıklanıp gösterilmeksizin CMK’nın 250. maddesiyle yetkili mahkeme tarafından, yetki sınırlarının dışında olan..... ili için arama kararı verildiği;
-Arama kararında gece vakti arama yapılmasına izin verilmesini haklı kılacak yasal bir gerekçe gösterilmediği gibi ekindeki soruşturma evrakında da buna dair somut olgu ve kanıtların tespit edilemediği;
-Kolluk tarafından 21.03.2008 günü saat 04:00 sıralarında, arama yapılacak binaya, işlem tanıkları olan .... Mahallesi Muhtarı ..... ve aza .... olduğu halde gelindiği; bu esnada binada, güvenlik görevlisi ...., iki partili ve genel başkan olan sanık ...’in bulunduğu; kolluk ekiplerinin önce binanın dördüncü katındaki genel başkanlık makamı ve eklerinin bulunduğu yere gittikleri ve aramaya oradan başlandıktan yaklaşık kırk beş dakika sonra avukatlar ..... ve ...’in aramaya katıldıkları, bu katılım öncesinde genel başkanlık ve genel sekreterlik bölümlerinde aramanın tamamlandığının da parti avukatlarınca iddia edildiği; çok sayıda kolluk görevlisinin binanın katlarına ve odalarına arama faaliyeti için dağıldıkları; bu esnada muhtar ve azanın büyük salon tabir edilen yerde bekletildikleri ve bağımsız bölümlerde yapılan hiçbir aramanın bu şahısların huzurunda yapılmadığı; aramalarda elde edildiği iddia edilen özellikle CD/DVD gibi dijital medyalara seri numaraları ve ayırt edici özellikleri yazılmayarak el konulduğu; aramaya katılan polislerce, binada ele geçirildiği iddia edilen CD/DVD, disket gibi medyaların tamamının ilgililerce paraflandığı beyan edilmesine rağmen, özellikle iddianameye ve gerekçeli karara konu edilen ve suç unsuru içerdiği kabul edilen ve makam katında girişin karşısındaki sekreter odasının sağ tarafında bulunan masaya ait etajerin çekmecesinden çıktığı iddia olunan ...., ... ve .. marka olmak üzere dört adet CD üzerinde avukatların veya sair ilgililerin paraflarının olmadığı; ayrıca .... Genel Başkanı sanık ....’in saat 07:30-08:30 sıralarında gözaltına alınarak arama mahallinden götürüldüğü, bu nedenle aynı gün saat 17:45’te sona erdiği anlaşılan arama faaliyetinin genel başkan olan .....'in yokluğunda yapıldığı;
-Ayrıca sanıklar ve müdafiileri tarafından, arama mahalline tutanakta imzası bulunanların dışında ve sayıca çok fazla kolluk görevlisinin girerek aramaya katıldığı; kolluk görevlilerinin birçok bağımsız bölüme avukatlar ve ilgililerin yokluğunda girerek arama faaliyetinde bulundukları iddia edilmiş olmasına rağmen yerel mahkeme tarafından bu hususların dikkate alınmadığı;
-Mezkur arama kararında CMK’nın 134. maddesi uyarınca, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair hiçbir hüküm olmadığı halde, arama kapsamında tüm dijital medyalara yasaya uygun el koyma gerekçesi dahi yazılmadan el konulduğu, mahallinde imajlarının alınmadığı ve ilgili avukatların talebine rağmen kopya verilmediği, tüm dosya kapsamı ile mahkemece celp edilip dosya arasına örneği konulan ..... Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/318 esas ve 2010/1154 karar sayılı kararından anlaşılmıştır.
Ayrıca;
a-.... Ağır Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2008/421 D. İş sayılı kararında yasal gerekçe ve somut olgu belirtilmeden gece vakti arama yapılmasına izin verilmesi; mahkemenin, CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri ve dayanakları gösterilmeden verdiği arama kararı ile arama yapılması; avukatların beklenmesi durumunda aramanın sonuçsuz kalmasına neden olabilecek sebepler belirtilmeden avukatların yokluğunda aramaya başlanması; işlem (arama) tanıklarının tüm arama işlemlerine katılımının sağlanmayarak yalnızca bir bölümde tutulması; bahse konu arama ve el koyma kararında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nın 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde yapılan aramada elde edildiği iddia olunan tüm dijital medyalara, seri numaraları ve ayırt edici özellikleri yazılmayarak ve arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu suretle elde edilen delillerin sanıklar...., ...., ..., ..., ...., ...., ..., ....,.....,.....,....., ve dolaylı olarak birçok sanık bakımında suç delili olarak hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 116-127, 134, 162 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi;
b-Avukat olan sanıkların büro ve ev aramalarına ilişkin olarak,
aa) Sanıklar .... ve ...’ın avukatlık bürolarında yapılan arama faaliyetinin incelenmesinde; CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri ve dayanakları gösterilmeden verilen mahkeme kararlarında bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nun 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde, kollukça sanıkların avukatlık bürolarında yapılan aramalarda ele geçen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanıklara veya müdafiilerine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun olmayan gerekçe ile el konulması; yine dijital ve basılı doküman şeklindeki bir çok delilin avukat-müvekkil ilişkisine dair olduğu iddiaları karşısında, CMK’nın 130/2. maddesi uyarınca, bu iddiaya konu delillerin incelenmeksizin mühürlenerek hakim önüne götürülmesi ve hakimin karar vermesinden sonra sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, bu hususta bir karar alınmaksızın delillerin incelenmesi ve bu suretle elde edilen delillerin hükme esas alınması;
bb) Bunun yanında sanık.....’in evinde yapılan aramaya gelince,
Yukarıda belirtilen dijital delillerin elde edilmesindeki hukuka aykırılıkların yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca, avukatların görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı işledikleri suçlardan dolayı evlerinde ve bürolarında yapılacak aramanın, kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile yapılacağı düzenlenmiş olup, yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararında, sanığın bizatihi avukatlık mesleği faaliyetlerinin dahi suç unsuru olarak kabul edildiğinin anlaşılması karşısında, 26.03.2008 günü sanığın evinde Cumhuriyet savcısı ve baro temsilcisinin yokluğunda arama yapılması;
cc) Sanık.....’in aramalarına gelince; elde edilen dijital medya ve basılı doküman şeklindeki bir çok delilin avukat-müvekkil ilişkisine dair olduğu iddiaları karşısında, CMK’nın 130/2. maddesi uyarınca, bu iddiaya konu delillerin incelenmeksizin mühürlenerek hakim önüne götürüldüğü, doküman delilleri hakim tarafından incelenmiş ise de dijital delillerin, hakim tarafından bilirkişi olarak atanan kolluk personelince incelenmesi ve hakim tarafından verilen kararın bu incelemeye dayandırılması suretiyle CMK’nın 130, 134 ve 217. maddeleri ile Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesine muhalefet edilmesi;
c- CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri (gecikmesinde sakınca bulunan ve zorunluluk gerektiren durum) ve dayanakları gösterilmeden verilen hakim kararına istinaden sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklar da olduğu gibi ev veya iş yerlerinde arama yapılması suretiyle CMK’nın 161 ve 162 maddelerine muhalefet edilmesi;
d- Hakim kararında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nın 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde, sanıkların ev veya iş yerlerinde ve dernek, siyasi parti, basın kuruluşları gibi tüzel kişilerin hizmet binalarında yapılan aramalarda hard disk, bilgisayar kasası, CD ve DVD gibi dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nun 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi;
e- Sanıkların ev veya iş yerlerinde ve dernek gibi tüzel kişilerin hizmet binalarında yapılan aramalarda elde edilen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanığa veya müdafiine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,........,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,..gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi;
f- Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesi ancak hakim kararıyla mümkün olduğu halde, Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle veya hiçbir soruşturma makamı tarafından verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada elde edilen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanık veya müdafiine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi;
g- 5271 sayılı CMK'nın 2/e ve 161 maddeleri ile 2559 sayılı PVSK'nın Ek 6. maddesi uyarınca bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenen kolluğunun derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip, onun emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlaması gerekmekte iken usulüne uygun adli arama emri veya kararı almadan delil elde etmek amacıyla olaydan belli bir süre önce verilmiş....Sulh Ceza Hakimliği’nin 2006/952 D.İş sayılı önleme araması kararı uyarınca 07.01.2007 günü sanık ......’ın sevk ve idaresindeki otomobilde yapılan arama işlemi; usulüne uygun verilmiş bir arama kararı bulunmadığından açıkça hukuka aykırı olup bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınması da mümkün değildir. Bu itibarla; hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen delillerin (Kuvayı Milliye 1919 Derneği üye başvuru formları ve on üç adet not kağıdı) ve buna ilişkin düzenlenen tutanağın sanıklar ....,.....,.....,.....,yönünden yerel mahkemece hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 116 ve devamı maddeleriyle 217. maddesine muhalefet edilmesi;
h- Arama sırasında elde edilen belgelerin ve kağıtların incelenmesiyle ilgili uygulamaların değerlendirilmesinde, sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.......,.....,....,.....,.....,....., ve ...’da olduğu gibi aramalarda ele geçen evrak ve kağıtları inceleme yetkisinin CMK’nın 122/1 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğu nazara alınmadan, doğrudan kolluk personelince incelenmesi suretiyle oluşturulan doküman inceleme tutanaklarının bu haliyle hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 122 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi;
ı- İşlem tarihinde askeri mahal olduğu kabul edilen lojman, kışla, birlik gibi kapalı alanlarda yapılan aramaların Cumhuriyet savcısının istem ve katılımı ile askeri makamlar tarafından yerine getirileceğine ilişkin kurallara riayet edilmeyip, sanıklar ....,....., ....., ..... ve ...’un askeri mahalde bulunan aramalarına emniyet mensuplarının da iştirak etmesi ve bu şekilde elde edilen delillerin hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 119/5 ve 217. maddesine muhalefet edilmesi;
i- Sanıklar .... ve ....erilen arama kararı ile yapılan arama sonucu tutulan tutanağın Yargıtay denetimine imkan vermek üzere dosya kapsamında bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi;
Usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
VII- KOVUŞTURMA AŞAMASINA İLİŞKİN İŞLEMLER
A- TANIKLIK
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 esas 2013/454 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.
Tanığın açıklamalarının değerlendirilebilmesi için onun kim olduğunun bilinmesi bir zorunluluk teşkil etmektedir. Bu itibarla, tanıkların sanığın ceza görmesinde veya beraat etmesinde herhangi bir yararı ve aralarında bir dayanışma hissi bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve tanıklığın değerlendirilebilmesinin de dikkate alınması gerekir. Nitekim CMK'nın 58/1. maddesinin "...gerekirse tanıklığa ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında hakimi aydınlatacak durumlara, özellikle şüpheli, sanık veya mağdur ile ilişkilerine dair sorular yöneltilir." hükmü formalite gereği değil, tanığın kim olduğunun henüz beyanına başvurulmadan önce belirlenebilmesi ve yapacağı açıklamaların güvenirliğinin dinleyen makam tarafından test edilmesi amacıyla getirilmiştir.
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkan sağlamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa, tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. (CMK m.48)
CMK'nın 48. maddesinde, temelini Anayasanın 38/5. madde hükmünden alan ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK m.206/a ve m.217/2) hukuka aykırı delil de hükmü esas alınamaz. (YCGK 12.11.2013 2013/1-251, 2013/454)
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği halde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyişi kanıtların da bulunması halinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
AİHM'nin gizli tanıklığın koşullarına dair verdiği (Ellis, Simms ve Martin-İngiltere, Daire Kararı) kararda özetle,
-Tanığın kimliğinin gizli tutulması için haklı bir neden olmalıdır;
-Mahkeme tarafından gizli tanığın beyanının mahkumiyet kararı verilmesi için tek veya esaslı unsur olup olmadığı kararlaştırılmalıdır;
-Mahkumiyet kararının tek veya ana dayanağı gizli tanığın ifadesi ise, işlemleri ayrıntılı incelemeye tabi tutulmalıdır.
Bu koşullar altında tanıkların gizli dinlenmesinde kamu yararı olduğu belirtilmiştir. Aynı kararda çapraz sorgulamanın etkin şekilde yapılmasını arayarak, gizli tanığın beyanının güvenilirliğinin adil ve uygun şekilde değerlendirildiğine kanaat getirerek başvuruyu reddetmiştir. AİHM diğer dairesinin 11.12.2011 tarihli (Başvuru no: 26766/05) kararı da aynı prensipler tekrar edilmiştir.
Sanığın kendisinin katılmadığı, suç ortaklarının gerçekleştirdiği diğer suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkündür. Bir kişinin aynı suça iştirak etmediği takdirde iki sıfatı (tanık-sanık) birden taşınmasında engel bulunmamaktadır.
AİHM de suç ortaklarının tanıklığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre ifadenin tanık tarafından değil de kendisi de sanık olan biri tarafından verilmiş olmasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bu ifade elle tutulur derecede mahkumiyetin temeli olabilecek nitelikte ise, sözcüğün dar anlamında bir tanık tarafından mı, kendisi de sanık olan biri tarafından mı verildiğinden bağımsız olarak, iddia makamı için bir delildir. Çünkü mahkemeye göre, tanık teriminin AİHS sisteminde "özerk" bir anlamı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da AİHS'nin 6/1 ve 6/3-d maddesinin tanığa sağladığı güvenceler, sanık olup açıklamaları “tanıklık” olarak değerlendirilebilecek kişiler bakımından da devreye girebilecektir. Bu bağlamda AİHM'e göre, suça iştirak eden, olayın mağduru, şikayetçi devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı ya da tanık olabilir.
Gizli tanıklık, kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjelerinin huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.
Tanık Koruma Kanunu ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre gizli tanık deliline başvurabilmek için,
1-CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunun'da örgütlü suçlar için ceza alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK.nun m.3/1-b) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.
2-Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike de başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikelerin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.
AİHM, tanıktaki genel bir korkudan ötürü tanığın dinlenilmemesini kabul etmemektedir. (AL-KHAWA ve Tahery/İngiltere-AİHM Büyük Dairesi Kararı) Korku, doğrudan doğruya yargılanan sanık veya onun yakınlarından kaynaklı olmalıdır. Böyle bir somut korku nedeni yoksa, tanığın korkusunun varlığının başka delille desteklenmesi gereklidir. Bunun için öncelikle tanığın ya da yakınlarının karşılaştığı somut tehdit ve baskılar kolluk görevlilerince belirlenip, yetkili makama sunulmalı, yetkili makamca da bu hususlar göz önünde tutarak, tanığın korkularının yerinde olup olmadığına karar verilmelidir. Ayrıca gerekli görülmesi halinde de özel tedbirler ve alternatiflerle korkunun giderilip giderilemeyeceği değerlendirilmelidir.
Tanığın, sanıkla yüz yüze geldiğinde mahcubiyetten korkması ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin kendisi olduğunun ortaya çıkmasıyla uğrayacağı itibar kaybı kaygısı “ağır tehlike” kavramı kapsamında değerlendirilemez.
Bu değerlendirmeyi yapacak kişi soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısıdır. Polisin veya jandarmanın bu konuda takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle soruşturmada gizli tanıklar kesinlikle Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmelidir. Kovuşturma aşamasında ise, değerlendirmeyi tanığı dinleyecek olan mahkeme yapacaktır. Mahkeme soruşturma aşamasında koşullar oluşmadığı halde gizli tanık statüsü verilen tanığın bu statüsünü devam ettirmemelidir. Koşulları varsa 5726 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki tedbirler uygulanmalıdır.
AİHM, tanığın kimliğini gizleme gerekçesinin tutarlığının ve dayanaklarının araştırılmamış olmasını Sözleşmenin 6. maddesine aykırı bulmuştur. (Visser ve diğerleri/Hollanda 2002) Diğer yandan AİHM, polislerin ve benzer statüde görev yapan kamu görevlilerinin kimliklerinin gizli tutulmasını ancak özel koşulların varlığı halinde kabul etmektedir. (Vanmechelen/Hollanda 1997)
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde vs. gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alarak dinlenebilir.
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi, bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.
Ancak hangi yöntemle dinlenilirse dinlenilsin CMK'nın 58/3. maddesinin son cümlesine göre "soru sorma hakkı bulunanların soru sorma hakkı” saklıdır.
Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.
Anayasa'nın 36/1. maddesine göre, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanma suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak, iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının d bendine göre, bir suç ile itham edilen herkes iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmeleri ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek hakkına sahiptir.
Bu düzenlemeler karşısında, mahkemenin, iddia makamının tanıkları yanında katılan ya da sanık tarafının tanık dinletme taleplerini de adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirip karara bağlanması gerekir.
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkanı sağlanmalıdır.
Bir kimse hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltilebilmesi onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu test etme olanağına sahip olması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Böylece suçlanan kişi aleyhindeki tanık beyanlarının zayıf/itibar edilmez noktalarını ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak onların güvenirliğini huzurda test edebilecek, tanığın inandırıcılığı ve güvenirliği bakımından sorduğu sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılama makamının uyuşmazlık konusu olayı sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil savunmanın argümanlarıyla da algılanmasını sağlayabilecektir.
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkanı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67)
CMK'nın 179. maddesine göre sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir.
Mahkemede CMK'nın 181/1 maddesine göre tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saat sanığa ve müdafiine bildirmelidir.
Sanık ancak CMK'nın 200. maddesine göre, suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi halinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır.
CMK'nın 208. maddesi gereğince, “Tanıklar, dinlendikten sonra ancak mahkeme başkanı veya hakimin izniyle duruşma salonundan ayrılabilir.”
CMK'nın 212. maddesi uyarınca, tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.
CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hakim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hakimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.
CMK'nın 59. maddesine göre, tanıktan tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir.
CMK'nın 204. maddesinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini engelleyeceği ya da tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın duruşma salonundan çıkarılacağı, duruşmada hazır bulunması, dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görülmezse oturumun yokluğunda sürdürülüp bitirilebileceği, ancak sanığın müdafii yoksa mahkemece barodan bir müdafii görevlendirilmesinin sağlanması, oturuma yeniden alınan sanığın yokluğunda yapılan işlemlerin açıklanması hükme bağlanmıştır.
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi halinde, yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992)
Bu yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda;
1- Birçok sanığın, tanıkların dinlendiği oturumlardan (16 oturum veya esas hakkındaki mütalaaya kadar gibi) çıkarıldığından tanıklara soru sorma ve tanık ifadelerine karşı beyanda bulunma olanağı tanınmayarak,
Disiplin cezası veya duruşmanın yönetimi kapsamında oturumlardan uzaklaştırılan sanıkların veya müdafilerinin oturuma katılımlarından sonra kendilerine, yokluklarında yapılan işlem ve alınan ifadelerinin okunmayarak (örneğin tanık .......'in beyanı alındığı oturumdan çıkartılan sanıklar ve müdafilerine okunmaması gibi uygulamalarıyla) CMK'nın 204. maddesine aykırı davranılmış ve bu suretle savunma haklarının kısıtlanması;
2- Dosyanın kapsamı da dikkate alındığında CMK'nın 181/1. maddesine aykırı olarak genellikle tanıkların dinleneceği oturumların bir takvime bağlayıp hazırlık yapmalarına olanak verecek şekilde sanıklara ve müdafilerine bildirilmemesi;
3- .....'ın ifadelerinin sanık, tanık ve gizli tanık olarak tespit edilip daha sonra bu beyanların aynı maddi olayla ilgili olarak birbirini destekler nitelikte üç ayrı kanıt olarak hükme esas alınması;
4- Tanığın beyanlarının güvenilirliğinin denetlenmesi açısından anlatımlarda geçen tarihi bilgi ve maddi vakıaların uygunluğunun araştırılıp tespitinden sonra hükme esas alınması gerekirken tanıkların, sanıkların aleyhine şahsi yorumlar yapmasına müsaade edilerek ve bu yöndeki bir kısım sanıkların itirazları dikkate alınmaksızın hayatın olağan akışıyla uygun düşmeyen tanık beyanlarının hükme esas alınması;
Bu bağlamda, tanık .....'in dosyadaki orijinal belgeye aykırı yurt dışı giriş çıkış bilgilerine uymayan beyanlarına karşı, bu belgeler getirilip tanığa sorulmaması ve beyanlarının doğruluğunun denetlenmemesi, gizli tanık Kıskaç ve gizli tanık 9'un beyanlarındaki öznel yorumları ve sanıklardan birinin eski eşinin yeni kocası olan gizli tanık ....'ın sanığa olan husumetinin bulunması hususları dikkate alındığında tanıkların tarafsızlığının ne şekilde sağlandığının ve neden ifadesine itibar edildiğinin karar yerinde açıklanmaması;
5-Gizli tanıklar 9 ve .... gibi bazı tanıkların ifadelerinin tespiti sırasında sanıklar hakaret içeren sözler sarf ederek duruşma disiplinine aykırı davrandıkları halde tanıklar hakkında disiplin tedbiri uygulanması yerine tepki gösteren sanıklar hakkında oturumdan çıkarılmalarına veya uzun süreli oturumlardan yasaklanmalarına karar verilerek savunma haklarının kısıtlanması;
6-Gizli tanık 9'un 14.11.2012 tarihli oturumda ifadesi tespit edilirken,... saldırısı soruşturmasını yürüten ..... Cumhuriyet savcıları, yargılamayı yapan mahkeme başkanı, ... onursal başsavcısı ile bir kısım siyasetçi ve kamu görevlileri hakkında iftira ve ağır hakaret içeren ve maddi gerçeklere uygun düşmeyen sözler sarf etmesi üzerine, hazır bulunan sanık ve müdafilerinin anlatımın devam etmemesi yönündeki itirazları reddedilerek, tanığın benzer şekilde anlatımlarına devam etmesine müsaade edilerek tanığın dinlenmesine ilişkin usul kurallarına aykırı davranılması;
7-Gizli tanık 9 gibi bazı tanıkların ifade vermeleri sırasında tanığın sadece bildiklerini ve gördüklerini anlatma prensibine aykırı olarak ellerinde bulunan dokümanları inceleyerek anlatımda bulunmasına ve soruları yanıtlamasına müsaade edilerek CMK'nın 59/1. maddesine aykırı davranılması;
8-Gizli tanık .... gibi bir kısım tanıkların beyanlarının gerekçeli karara aynen yazılarak olumlu ya da olumsuz değerlendirme yapılmadan hükme esas alınması;
9-Bir delilden mahkemenin hangi gerekçe ile vazgeçebileceği ya da ortaya konulması isteminin hangi nedenlerle reddedileceği CMK'nın 206/2. maddesinde açıklanmıştır. Maddenin 2/b fıkrasında “delil ile ispatlanmak istenilen olayın karara etkisi yoksa” ortaya konulmak istenilen delilin ve bu kapsamda tanığın dinlenmesi talebi de mahkemece reddolunabilir. CMK'nın 172. maddesinde sanığa ve katılanlara söylenen tanık dinletme hakkı sınırsız değildir. Davaya konu olayla ilgili olarak karara etkisi olma ihtimali bulunması halinde mahkemenin tanık dinlemesi mecburi hale getirilmektedir. Tarafların CMK'nın 178. maddesine göre hazır ettiği ya da yargılamanın seyrine göre dinlenmesini gerekli gördüğü tanıkların dinlenmelerine ilişkin talep ve haklarının ancak CMK'nın 206/2 maddesinde sayılan nedenle sınırlandırılabileceğinin kabulü gerekir.
Bununla birlikte delillerin ortaya konması çerçevesinde tanık dinleme talebinin reddi için ciddi ve açık bir nedenin bulunması, CMK'nın 206/2 maddesi uyarınca verilecek kararın gerekçesinin somut olgu ve olaylara bağlı olarak ortaya konulması gerekir.
Nitekim yerleşik Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği gibi mahkemenin tüm kararlarının Anayasanın 141/3 ve CMK'nın 34. maddesine göre akla, hukuka ve maddi olaya uygun bir açıklama içeren gerekçeye sahip olması gerekir.
Yerel mahkeme 11.01.2013 tarihli kararında, dinlenen toplam açık ve gizli tanık sayısını, bunların %37.7'sinin sanıklar ve müdafilerinin talebi ile dinlendiğini belirttikten sonra, tanık dinletme isteklerinin doğrudan reddedilmeyip yapılan değerlendirme sonucunda talebin önemli bir kısmının karşılandığı, karşılamayanların ise “davaya katkı sağlamayacağı, gayri ciddi olmaları, davanın uzamasına sebep olması ve dinlenen tanıkların niteliği ve niceliği itibariyle maddi gerçeği vuzuha kavuşturmaya yeterli olduğu bu nedenle dinlenmelerinin davaya katkı sağlamayacağı, aksine davanın yıllarca uzamasına sebep olacağı, adil yargılama ilkesinin bir unsuru olan 'davanın makul sürede bitirilmesi'ni açık bir şekilde önleyeceği” gerekçesiyle dinlenen tanıklarla yetinilmesine, başkaca tanık dinlenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesinde belirttiği istatistiksel bilgiler tanık dinlenmesinin gerekçesi olamayacağı gibi davayı uzatmak amaçlarının ve gayri ciddiliklerini ortaya koyan maddi olaylara ilişkin somut olgular belirtilmeden, kanun metnin tekrarından ibaret cümlelere yer vermenin, gerekçeyi hukuka uygun hale getirmeyeceği gibi, savunma tarafından dinlenilmesi talep edilen tanıkların birçoğunun yargılama konusu olaya ilişkin ilgi ve görgüleri olan kişiler olup, bu tanıkların davaya katkı sağlamayacağına ilişkin tespitin de dosya içeriğine uygun düşmediği anlaşılmaktadır. Gerekçe olarak gösterilen “davanın makul sürede bitirilmesi” ilkesi, sanığın lehine konulmuş bir adil yargılama prensibi olup; bu prensip, ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkması ve AİHS'nin savunmaya sağladığı en temel haklardan olan “tüm önemli olgu ve hukuksal sorunları yeterli biçimde açıklayabilme ve bu konuda delil ileri sürebilme”, “kararların gerekçeli olması”, “silahların eşitliği” kurallarını ortadan kaldıramaz. Ancak “gerçek adalet” makul sürede sağlanmalıdır, gerçek adaleti sağlamayan ancak makul sürede tamamlanan bir yargılama gerek kanunların gerekse AİHS'nin 6. maddesinin bir amacı olamaz. Kaldı ki makul sürenin değerlendirilmesinde, “olayın kapsamı ve güçlükleri”, “yargılamayı yürüten makam ve yargı organının tutumu”, “yargılananlar açısından yargılamanın sona ermesinin önemi” gibi ölçütler göz önünde bulundurulmaktadır. Bu bağlamda,
a- Tanık ......'ın dinlenmesi yönündeki ara karardan yeterli ve hukuki gerekçe gösterilmeden vazgeçilmesi;
b- Dinlenilmesi halinde dosyanın esasını etkileyebilecek konumda olup da sanık ... ve müdafiinin hazır ettikleri tanık ...'nın, sanıklar ... ve .....müdafiinin hazır ettiği tanıklar ....Başkanı ..., emekli ...., emekli ... ve emekli ....., sanık ...müdafiinin hazır ettiği tanık Yaşar Yazıcıoğlu'nu, sanık ... müdafiinin hazır ettiği uzman kişi ....'ı dinletme taleplerinin reddedilmesi;
c- Tanık ....'in ifadesinde geçen gazete nüshasının yayınlanıp yayınlanmadığı, 2003 yılında sanık ....'ün ...'ya gidip gitmediğine yönelik hususlar ile gizli tanık ....'ın 22.04.2007'de ...'da toplantı yaptıklarını söylemesine rağmen ....'ün koruma kayıtlarının araştırılıp araştırılmadığı bu gibi hususların karar yerinde tartışılmaması;
10- Kovuşturma başında her sanığın dinlenen tanıklara soru sorulmasına imkan verilmesine rağmen 2012 yılı Haziran ayından sonra dinlenen tanıklar yönünden ise sadece tanığın ifadesinde adı geçen sanıklara sözlü olarak soru sormalarına diğer sanıkların ise sorularını yazılı olarak Mahkeme Başkanına iletmelerine ve Mahkeme Başkanı tarafından uygun görüldüğü takdirde sorulmasına şeklinde karar verilerek, sanık veya müdafiinin soru sorulması sırasında olayla ilgisi yerine tanığın beyanında adı geçmesi gibi yasal olmayan gerekçelerle engellenmesi, bu bağlamda,
a)Tanık .....'ın dinlenmesi sırasında soruların yazılı verilmesinin istenmesi;
b)19.04.2012 tarihli oturumda sanık....'in kendisi ile ilgili beyanda bulunan gizli tanığa soru sormak istemesi üzerine müsaade edilmemesi, ısrarı üzerine sanığın oturumdan çıkartılarak tanığın sorgulanmasına devam edilmesi, gibi uygulamalarla sanıkların savunma hakkı kısıtlanarak adil yargılama haklarının ihlal edilmesi;
11-Tanık sıfatıyla soruşturma ve kovuşturma aşamasında ifadesi tespit edilmediği gibi, bir kısım beyanın da zora dayalı olup yasak delil niteliğinde bulunduğu anlaşılmasına rağmen .... isimli kişinin ifade görüntülerinin duruşmada izlettirilmesi ve mahkemenin gerekçeli karardaki ''Ancak ses kaydındaki ifadenin kötü muamele sonucu tespit edildiğine dair şüphe oluştuğundan'' tespitine rağmen bu beyan ve ifadelerinin hükme esas alınması suretiyle CMK'nın 206/2-a ve 217/1. maddesine aykırı davranılması;
12- Mahkeme başkanınca, sanık ve müdafilerinin soru sorma hakların uygun şekilde yapılmadığı gerekçesiyle engellenmesi nedeniyle,
a) Sorulara itiraz eden sanık ve müdafilerinin itirazlarının usul ve yasaya uygun gerekçelerle reddedilmesi gerekirken, duruşma görüntüleri ve tutanak içerikleri ile uyumlu olmayacak biçimde disiplini bozdukları gerekçesiyle reddedilmesi;
b) 24.01.2012 tarihli oturumda sanık ...'in maddi tespit yaparak tanığa soru sorma isteminin ve benzer şekilde bazı sanık veya müdafilerinin aynı şekilde soru sorma taleplerinin kabul edilmeyerek tanığı sorgulama hakkının ve dolasıyla savunma hakkının kısıtlanması;
c) 17.04.2012 tarihli oturumda sanık ....'in, tanığa sorduğu soruya yanıt alamamasından dolayı aynı soruyu tekrarlaması üzerine sorunun mükerrer olduğu gerekçesiyle tanığa yöneltilmesine izin verilmemesi ve benzer şekilde başka sanık ve müdafilerinin sorularının engellenmesi;
13- Kimliğinin gizlenmesine karar verilen tanıkların, kimliklerinin açığa çıkması engellenecek şekilde kamera kayıtlarının, sanık ve müdafilerine verilmeyerek ifade çözüm tutanaklarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığına dair sanıklara ve müdafilerine denetim imkanı sağlanmadan, bu ifadelerin hükmü esas alınarak CMK 217. maddesine aykırı davranılması;
14- Sanıklar..... ve ... hakkında gerekçede belirtilen tanık .....'in kolluk ifadesinin dosya kapsamında bulunmaması, gerekçeli kararın dipnotla bilgi notunda atıf yaptığı, gizli tanığın ifadesinin imzasız örneğinin dosya arasına alınması;
15- Dosya kapsamında, CMK'nın 58/3. maddesi ve Tanık Koruma Kanunu kapsamındaki düzenlemeleri göz önüne alındığında tanıkların hazır bulunanların huzurunda dinlenmelerinin ne şekilde haklarında ağır bir tehlike teşkil ettiği ve bu tehlikenin başka türlü önlenemeyeceği ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacağının hususlarında sebep gösterilmeden ve herhangi değerlendirmede bulunmadan tanığın talebi üzerine tanığın kapalı oturum dinlenilmesine, tanığın duruşma salonu dışında bulunan tanık odasına alınarak orijinal ses ve görüntüsünün duruşma salonuna aktarılmak veya görüntüsünün değiştirilerek aktarılmak suretiyle dinlenmesi şeklinde tanık koruma tedbirlerine karar verildiği;
16- Gizli tanık sıfatı bulunmayan tanıkların, örneğin tanıklar ...., ..., ..., ....'ın dinlenilmesinde olduğu gibi yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin duruşma dışında kapalı bir oda içinde görüntü aktarımı suretiyle ifadesinin tespiti yoluna gidilerek CMK'nın 200. maddesine muhalefet edilmesi;
17- Sanık ....'in müdafisi olarak görev yapan Av. ....ile sanık ...'ın müdafiisi olarak görev yapan Av. ....'ın Avukatlık Kanunu 36. maddesinde belirtilen usule aykırı şekilde tanık olarak ifadesinin hükme esas alınması;
18- .... mensuplarının dinlenilmesi hususunda 2937 sayılı ... Kanunu'nun 29. maddesine aykırı davranmak suretiyle emekli ..... mensubu ' ün tanık olarak dinlenilmesi ve beyanlarının hükme esas alınması;
19- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin (İlk Derece Sıfatıyla) 13.11.2015 tarih 2012/1 Esas- 2015/4 Karar sayılı kararında gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit ve kabul edilen ve haklarında bu nedenle soruşturma yürütülen gizli tanık ...ve gizli tanık ...'un beyanlarının hükme esas alınması;
20-Mahkeme tarafından, bir kısım sanıkların ... Düşünce Derneği'nin yönetimini ele geçirildiğinin kabul edilmesi karşısında, sanık ....'dan önce dernek başkanlığını yapan....nın tanık sıfatıyla dinlenilmesinin gerektiğini gözetilmemesi;
21-Tanık ... gibi bir kısım tanıkların, sanıkların savunmaları doğrultusunda lehe anlatımda bulunmalarına rağmen bu tanıkların ifadesini niçin itibar edilmediğinin tartışılıp karar yerinde gösterilmemesi;
22-Kimliğinin gizlenerek dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinde,
a) Dosya kapsamında, CMK 58/2. maddesi ve Tanık Koruma Kanunu kapsamındaki düzenlemeleri göz önüne alındığında tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması ne şekilde haklarında kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacağı hususunda sebep gösterilmeden ve herhangi bir değerlendirmede bulunmadan, tanığın talebi üzerine kimliğinin gizlenerek dinlenilmesi, tanığın duruşma salonu dışında bulunan tanık odasına alınarak orijinal ses ve görüntüsünün duruşma salonuna aktarılmak; görüntüsünün veya sesinin değiştirilerek aktarılmak suretiyle dinlenmesi şeklinde tanık koruma tedbirlerine karar verilmesi;
b) Tanığın kimliğinin aleniyet kazanmasına (gizli tanık ..., gizli tanık 9 ) veya kimliğini açıklayarak beyanda bulunmak istenmesine; tanıkların kimliklerinin açıklanarak(gizli tanık ...) veya orijinal ses/görüntüsüyle (gizli tanık 17, gizli tanık ...) dinlendiği halde bu tanıklar hakkında alınan koruma tedbirlerinin gerekliliği ve yararlılığı kalmadığı anlaşılması rağmen koruma tedbirlerinin kaldırılmadan tanığın dinlenmesi ve sorgulamasının yapılması;
c) Yüksek güvenlikli cezaevlerinde hükümlü olarak bulunan .... ve .... gibi kişilerin devletin koruması altında olduğu halde, tanıkların kimliklerinin ortaya çıkması ne şekilde haklarında kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacağı hususunda değerlendirme yapılmadan ve koruma tedbiri gerekçeleri açıkça belirtilmeden kimliklerinin gizlenerek dinlenilmesi;
d) Gizli tanıkların kimliğinin açığa çıkmaması gerekçesiyle güvenilirliği ve sözlerinin doğruluğu tespit edecek nitelikte soruların sorulmasına engel olunması suretiyle CMK'nın 58/1.maddesine aykırı davranılması,
Usul ve yasaya aykırıdır.
B-SAVUNMA
CMK'nın 147. maddesinde, ifade ve sorgunun tarzı düzenlenmiş olup, bu maddede şüpheli ya da sanığa yüklenen suçun kendisine anlatılarak, suçlama hakkında açıklamada bulunmayabileceği, şüpheden kurtulmak için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği ve müdafii yardımından yararlanabileceğine ilişkin haklarının hatırlatılması gerektiği belirtilmiştir. CMK'nın 148. maddesinde ise ifade alma ve sorgudaki yasak usuller düzenlenmiş olup, bu usullerle tespit edilen ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Keza müdafii hazır bulundurulmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz kuralı getirilmiştir. Kanunda açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte doktrinde ifade ve sorgunun, günün makul saatlerinde, zorunlu durumlar haricinde gece yapılmaması, şüpheli veya sanığın yaşı, fiziksel ve ruhsal dayanıklılığı, sağlık durumu gibi faktörlerin ifade alma ve sorgunun süresini belirlemede dikkate alınması gerektiği, yirmi dört saatlik dilim içerisinde sekiz saatten fazla ifade alma işlemine devam edilmemesi bu sürenin de kesintisiz olmayıp asgari her iki saatte bir ara verilmesi gerektiği belirtilmektedir. (Prof. Vahit Bıçak, Suç Mahkemesi Hukuku, Ankara 2010, sh 545)
AİHS'nin 6. maddesinin (3). fıkrasının (c) bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek” hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Sanık kendisini bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına da sahiptir. Ancak müdafi ile temsil edilme hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında, sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır.
AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (a) bendi ile hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkına yer verilen (b) bentlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni ve niteliği hakkında bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (AİHM Pelissier ve Sassi/ Fransa)
Savunmanın hazırlanması için gerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen "meşru vasıta ve yollardan yararlanmak" kavramının kapsamındadır. (AYM, 1992/39, 16/6/1992). Bu hak gereğince sanığa ve müdafiine savunma için gerekli hazırlıkları yapabilecekleri zamanın verilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde suçun hukuki nitelendirmesinin değişmesi halinde de savunmanın yeniden hazırlanması için gerekli zaman ve kolaylıklar sağlanmalıdır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesi ile de “sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında da aynı hüküm uygulanır.
Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler varsa müdafiine yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir.
Ancak kanun koyucu bu düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olmakla birlikte, o eylemin hukuksal niteliğinde değişiklik olmasını anılan ilkeye aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına olanak sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir.
Yargılamaya konu olayların mahiyeti, iddianame, mütalaa ve birleşen dosyalar ile tüm dosya kapsamı dikkate alınarak, savunma hakkını kısıtlamayacak şekilde her bir sanığın bireysel durumları göz önüne alınarak savunmasını yapması için gerekli makul sürenin sağlanması gerektiği gözetilmeyerek tüm sanıklar yönünden birleşen dosyada savunmayı 1 veya 2 tam duruşma günü, esas hakkındaki savunmayı 1 veya 2 saat, sözlü talepleri ise 15 dakika ile sınırlandırılmasına kararlar verilerek savunma haklarının kısıtlandığı belirlenmiştir.
Müdafii yardımından yararlanma hakkı, savunma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur. Nitekim CMK'nın 149. maddesi "şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiinin yardımından yararlanabilir" diyerek bunu ifade etmektedir. Soruşturma evresinde olduğu gibi kovuşturma evresinde de müdafiin sanıkla görüşme, sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.
CMK'nın 150. maddesi iki halde yargılamada müdafii bulundurma zorunluluğu getirmiştir. Bunlardan birincisi sanığın çocuk ya da sağır dilsiz veya kendini savunamayacak derece malül olması; ikincisi ise, alt sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada özel müdafii bulunmayan sanığın istemi aranmaksızın bir müdafii görevlendirilir.
Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı yukarıda belirtilmiştir. (CMK'nın m. 149/3) Soruşturma aşamasında kısıtlama kararı bulunmadığı sürece dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin örneğini harçsız olarak alabilir. (CMK'nın m. 153/1-2) İddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir, bütün tutanak ve belgelerin örneklerini alabilir. (CMK m. 153/4)
Öte yandan CMK'nın 154. maddesine göre "sanık vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Sanığın müdafiiyle yazışmaları denetime tabii tutulamaz.
5275 sayılı Kanunun 114/5. maddesine göre, tutuklunun müdafii ile olan haberleşme ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz. Aynı Kanun'un 86/4 maddesine göre de Ceza infaz kurumlarına giren avukatlarca savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilerek belge ve dosyalar incelemeye tabii tutulamaz.
Müdafiin kovuşturma evresinde hazır bulunma yetkisi CMK'nın değişik hükümlerinde düzenlenmiştir. Kanunun mecburi müdafiiliği kabul ettiği hallerde (CMK'nın m. 150) müdafiinin duruşmada hazır bulunması zorunludur (CMK m.188/1). Bu nedenle CMK'nın 191/1. maddesi uyarınca hazır bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra duruşmaya başlanmalıdır. CMK'nın 197. maddesi, sanık duruşmada hazır bulunmasa da müdafiin bütün oturumlarda bulunma yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle de duruşma günü mutlaka müdafiine bildirilmelidir.
CMK'nın 216/1. maddesinde “Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Anılan Kanun maddelerinde şüpheli veya sanığın savunmasını yapması için bir süre sınırlaması öngörülmemiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'sinin 6. maddesinin (b) bendinde belirtilen "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkı, sanığın, duruşmada “savunmasını yapmak için de gerekli olan zaman ve kolaylıklara sahip olma” hakkını da kapsamaktadır. Ceza muhakemesinin sözlülük ilkesi uyarınca, sanığa ve yargılamanın diğer taraflarına duruşmada yeterli sürede söz hakkı tanınması esastır.
Kovuşturma aşamasında müdafii, sanığa katılana tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yönetilmesinin gerekip gerekmediği mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde müdafii yeniden soru sorabilir. (CMK'nın m. 201/1) Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (CMK'nın m. 216/2)
CMK'nın 150. maddesine göre görevlendirilen müdafii, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir ya da görevini yerine getirmekten kaçınırsa, mahkeme derhal başka bir müdafii görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir. Bu madde ile müdafiin savunma faaliyetinin kısıtlanmasından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin pek çok kararında belirtildiği üzere (Artico v. İtalya; Goddi v. İtalya ve Kamaninski v. Avusturya kararları gibi, Prof. Dr. Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin yayınları Ankara 2012 sh.563) mahkemeye müdafiin görevini gereği gibi yerine getirip getirmediğinin denetlenmesi zorunluluğunu da getirerek müdafii yardımından yararlanma hakkının önemi ortaya konulmuştur. Eğer yeni müdafii savunmasını hazırlamak için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir (CMK m.151/2) Nitekim Avukatlık Kanunu'nun 134. maddesinde üstlendiği savunma görevinin gereklerini yerine getirmeyen veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun biçimde davranmayan müdafii hakkında disiplin soruşturması yapılarak disiplin cezası verileceği hükme bağlanmıştır.
02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulanan CMK'nın 252/1-d maddesi uyarınca mahkeme savunma hakkını sınırlama anlamına gelmeyecek şekilde sanık veya müdafiine makul bir süre vermek zorundadır.
Savunma hakkının doğal sonuçlarından birisi de duruşmada hazır bulunma hakkıdır. 5271 sayılı CMK'nın 193/1. maddesinde istisnalar saklı kalmak üzere, “hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı” hükme bağlanmıştır.
Yine CMK'nın 189/1. maddesinde “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve Kanun'un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır.” denilmek suretiyle zorunlu müdafiin de duruşmada hazır bulunması gerektiği belirtilmiştir.
Duruşmanın düzen ve disiplini başlığı altında CMK'nın 204. maddesinde, “Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.” ve 02/07/2012 tarihinde mülga CMK'nın 252/1-f. maddesinde ise “Mahkeme başkanı, duruşmanın düzenini bozan sanığı veya müdafii o günkü oturumun tamamına çıkmamak üzere, duruşma salonundan çıkartır. Bunların, sonra gelen oturumda da duruşmayı önemli ölçüde aksatacak davranışlara devam edecekleri anlaşılırsa ve hazır bulunmaları gerekli görülmezse, yokluklarında duruşmaya devam olunmasına mahkemece karar verilebilir. Bu karar, esasa ilişkin iddia ve savunmanın yapılmasına engel olacak biçimde uygulanamaz ve sanığın kendisini başka bir müdafi ile temsil ettirmesine izin verilir. Duruşma salonundan çıkartılan sanık veya müdafiin bundan sonraki oturumlarda da duruşmanın düzenini bozmakta ısrar etmeleri hâlinde, bir daha aynı dava ile ilgili oturumların tamamına veya bir kısmına katılmamalarına da karar verilebilir. Bu hüküm müdafi hakkında uygulandığı takdirde, durum ilgili baroya bildirilir...” şeklinde düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında,
1-Mahkeme tarafından,
a-TCK'nın 311, 312, 313 ve 314/1 maddeleri ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılan sanıkların savunma süresini iki duruşma günü, TCK. 314/2 ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılmış sanıkların savunma süresini ise bir duruşma günü ile sınırlandırılması;
b-Esas hakkındaki mütalaaya karşı, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması istenen sanıklar için sanık ve müdafii/müdafilerine toplam bir saat, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği ile diğer suçlardan cezalandırılması istenen sanıklar için ise, sanık ve müdafii/müdafiilerine toplam iki saat sözlü olarak beyanda bulunma hakkı tanınması;
c-Değişik iş kararıyla duruşma sürecinde, sanıklar ve müdafilerine tahliye ve lehlerine olan delillerin toplanmasını isteme amacına yönelik talep ve beyanlarının sunmaları için tanınan, ayrı ayrı yarımşar saat toplamda ise bir saat sürenin, daha sonra bu sürenin ayrı ayrı 15'er dakikalık süreye indirilmesine şeklinde karar verilmesi;
d-Mahkemenin 18.03.2013 tarihli duruşmada sanıklar ve müdafiilere esas hakkındaki mütalaa, dosyada bulunan tüm bilgi, belge, rapor ve tanık beyanlarına karşı son savunmalarını hazırlamaları için bir daha ki duruşmaya denilerek 08.04.2013 tarihine kadar süre verilmesi;
2-Dava dosyasının 23 ayrı dosyanın birleşmesinden oluştuğu toplam 620 oturum yapıldığı ve yargılamanın yaklaşık 5 yıl sürdüğü duruşma yapılan yerin avukatların iş yerlerinden uzakta bulunan ....de yer alması nedeniyle duruşmalara katılımın zorlaştığı dikkate alındığında bir kısım sanıkların hakkın kötüye kullanması biçiminde bulunmayan kendisini duruşmalarda birden fazla müdafii ile temsil ettirme taleplerinin yüklenen suçların niceliği ve niteliği ile dosyanın kapsamı irdelenmeden yetersiz gerekçeyle her bir sanığın en fazla üç müdafi ile temsil edilmesi şeklinde karar vererek CMK'nın 149/2. ve 189. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması;
3-Sanıklara yüklenen suçların niteliği ve niceliği, dosyanın kapsamı dikkate alındığında sanıkların okunan belgelerle ya da dinlenen tanık beyanlarıyla ilgili müdafii yardımına ihtiyaç duyduğunda talepleri doğrultusunda duruşma disiplinini bozmadan bir arada bulunmalarına müsaade edilmeyerek CMK'nın 154. maddesine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması;
4-Duruşmalar sırasında sanık müdafilerinin mikrofonları verilen süreyi aştıklarından bahisle kapatılarak hukuki yardım amacıyla oturumda sanıklarla görüşmelerine izin verilmeyerek, duruşma sırasında ve verilen aralara ilişkin kamera kayıtlarına göre işlem yapılmak suretiyle sanık müdafiilerinin görevlerinin yerine getirilmesine engel olunarak savunma hakkının kısıtlanması;
5-Ceza yargılamasının özelliklerinden birisi de sözlülük ilkesi olduğu halde, mahkemece sanıkların ve müdafilerin sözlü olarak yapmış oldukları usule ilişkin ya da eksik araştırma konularındaki taleplerinin yazılı olarak verilmesi istenerek bu ilkeye aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması;
6-Müdafilik görevinin gereği gibi yerine getirilmesi amacıyla tanık dinletmek isteyen bazı sanık müdafilerinin ve sanık müdafisi olarak görev yapmakta iken cezaevinde bulunan müvekkillerinin görevleri gereği ziyaret eden ...... gibi bir kısım sanıkların bu eylemlerinin kanunen verilen görevin yerine getirilmesi nedeniyle hukuka uygunluk arz etmesine rağmen örgütsel ve suça ilişkin faaliyet olarak değerlendirilerek gerekçeye dayanak yapılması;
7-Bazı sanıklara istinat edilen suçlar zorunlu müdafii bulundurulmasını gerekli kılacak nitelikte bulunmasına rağmen bu sanıkların müdafilerinin bulunmadığı oturumlarda suçlamalarla ilgili beyanlarının alınması ve sorular sorulması suretiyle müdafiden yararlanma hakkının bertaraf edilmesi;
8-Mahkemenin yargılama sırasında verdiği gerek ara kararlarını gerekse mahkeme başkanının oturumun yönetimiyle ilgili kararlarını duruşma disiplinini bozmamak kaydıyla itiraz ve yeniden gözden geçirilmesini talep etme hakkının bulunmasına rağmen özellikle sanık müdafilerinin mahkeme başkanını duruşma idaresi kapsamında kalan söz hakkının süresi, sorulacak soruların belirlenmesi ya da usulü işlemlerle ilgili karar ve uygulamalarına yapmış oldukları itirazların kanuna aykırı olarak "mahkeme başkanına itiraz edilemeyeceği ve kararlarının tartışılamayacağı" gerekçesiyle dinlenmemesi;
9-Bir kısım sanık ve müdafilerinin, birleşen dava dosyalarının iddianamelerinin duruşmada yeniden okunması yönündeki taleplerin, birleşme öncesi ile ilgili davalarda okunduğu gerekçesiyle reddedilmesi;
10-Mahkeme tarafından oturum bitiminde talepler konusunda karar verilmesi yerine celse arasında karar verilmesine şeklinde karar verilip dosyanın esasına ilişkin mağdurların ve tanıkların dinlenilmesi, duruşmadan men kararları, bilirkişi görevlendirilmesi gibi bir çok işlemin tarafların katılımı olmadan dosya üzerinden değişik iş kararları ile verilmesi;
11-Mahkeme tarafından, dosya kapsamında bulunan CD, DVD, harddisk, bilgisayar ve imajları ile belgelerin kendilerine verilmesini isteyen sanıklar ...,.....,.....,.....,, bir kısım sanık ve müdafiilere, henüz soruşturmanın devam ediyor olması, belgelerin gizli kaşeli olması, kişisel verilerin bulunması gibi sebeplerle taleplerin reddedilerek savunma hakkının kısıtlanması;
12-....,.....,.....,....., gibi bir kısım sanıklar hakkında bu kurallara uyulmaksızın ve özellikle, zorunlu gerekçeler de gösterilmeksizin, kesintisiz uzun süreli geceleyin sağlıksız ve hazırlıksız şekilde ifade ve sorguların yapılarak CMK'nın 147 ve 148. maddelerine aykırı davranılması keza sanık olan .....'in kollukta alınan ifadesi sırasında ifade içeriği ile uyuşmayan ve kendisine sorulan sorularla ilgili varsayımsal düşüncelerini yazdığını belirttiği notların herhangi bir araştırma yapılmadan aleyhine kanıt olarak kullanılması;
13-İfadesi şüpheli ya da sanık sıfatı ile tespit edildiği anlaşılamayan ve CMK'nın 45-58. maddelerinde düzenlenen tanıklığa ilişkin kurallara da uygun şekilde alındığı anlaşılmayan, keza dosyada kendisine yasak sorgu yöntemleri uygulandığı konusunda kuvvetli şüphe oluşturan ses kayıtları bulunan .....'in anlatımlarının hükme esas alınarak, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ilkesine aykırı davranıldığı gibi hükmün, ancak hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş kanıtlara dayandırılabileceğini emreden Anayasanın 38/6. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 217. maddelerine aykırı davranılması;
14-Bir suç şüphesi ile hakkında cezai soruşturma başlatılan ve o andan itibaren ‘şüpheli’ sıfatını taşıyan kişinin savunmasının ne şekilde ve hangi kurallara tabi olarak alınacağı CMK’nın 147. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, sanık ....’ın gözaltına alınmasından sonra anılan düzenlemelerde yeri olmayan ve ‘mülakat’ adı verilen yöntemle, yasal hakları hatırlatılmadan ve müdafii yardımından da yararlanma imkanı tanınmadan beyanının alınması, bu beyanının adı geçen sanıkla birlikte ....gibi sanıklar hakkında da aleyhe delil kabul edilmesi suretiyle CMK’nın 147 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi;
15-Sanıkların CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma haklarının ihlali yönünden yapılan incelemede;
a-Sanıklar ....,.....,.....,....., ve ..... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçu nedeniyle ek savunma verilmeden TMK 5. maddenin uygulanması;
b-Sanık..... hakkında TCK’nın 334/1, sanık .... hakkında ise TCK'nın 136. maddeleri uyarınca verilen hapis cezalarında, sanıklara ek savunma hakkı tanınmaksızın TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması;
c-Sanık.....hakkında TCK'nın 327/1. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ve esas hakkında mütalaada da aynı maddenin uygulanması talep edilmiş ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden TCK'nın 334/1. maddesinden hüküm kurulması;
d-Sanık .... hakkında TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri delaletiyle 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ve esas hakkında mütalaada TCK'nın 314/2. maddesi uygulanması talep edilmiş ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden ve esas hakkında mütalaaya karşı beyanı alınmadan hüküm kurulması;
e-Sanık......'a atılı tüm suçları yönünden savunması alınmadan ve ayrıca TCK'nın 135. maddesinden cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden ve esas hakkında mütalaaya karşı beyanı da alınmadan TCK'nın 136. maddesinden hüküm kurulması;
16-Duruşmada hazır bulunan sanık .....'nun mütalaaya karşı beyanı ve son savunması alınmadan karar verilmesi;
17-Sanıklar....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., gibi birçok sanık yönünden CMK'nın 252/1-f maddesinin 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmasına rağmen, mahkeme başkanının duruşma düzenini bozan sanık veya müdafiinin oturumların bir kısmına ya da tamamına katılmamalarına karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması;
18- 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 81. maddesinin 1. fıkrasındaki “Asker kişiler, ifadelerinin alınması veya sorguları için bağlı bulundukları askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin emri ile getirilirler.” düzenleme karşısında, 01.04.2010 tarihinde asker kişi olan Sanık ....,.....,.....,.....,’un soruşturma aşamasındaki ifadesinin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü personelince alınması ve ifade esnasında askeri inzibat bulundurulmaması; 02.04.2010 tarihinde mahkemedeki sorgusu sırasında, CMK’nın 148. madde hükmü hatırlatılmaksızın, “kolluk ve Cumhuriyet savcılığında müdafii bulundurulmaksızın alınan ifadelerini kabul edip etmediği”nin sanığa sorulması ve anılan husustaki bu kabul beyanına istinaden kolluk ve savcılık beyanlarının delil kabul edilmesi; yine.... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/118 esas sayılı dosyasının 26.01.2011 tarihli celsesinde de müdafii olmaksızın alınan kolluk ifadesinin, sanığa okunması suretiyle CMK’nın 148 ve 213. maddelerine muhalefet edilmesi;
19-Sanık .....'ın Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli olarak savunmasının alınmasından sonra 19.12.2008 tarihinde....F Tipi Cezaevinde kolluk tarafından bir kez daha ifadesinin alınması yoluna gidilerek CMK’nın 148/5. maddesine muhalefet edilmesi;
Suretiyle sanıkların savunma hakları kısıtlanarak kanuna aykırı şekilde uygulama yapıldığı tespit olunmuştur.
C-DELİLLERİN TARTIŞILMASI
CMK'nın 206. maddesine göre, sanıkların sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konularak tartışılması ve gerektiğinde reddi aşamasına geçilir. Maddeye göre delillerin ortaya konulması, tanıkların ve bilirkişilerin dinlenmesi, diğer ispat araçlarının ileri sürülmesi, incelenmesi, irdelenmesi, açıklanması ve tartışılması demektir. Asıl olan bütün delillerin, ispat araçlarının soruşturma ve duruşma hazırlığı evresinde bir araya getirilmesi ve böylece davanın bir duruşmada bitirilmesidir. Ancak, ceza yargılamasının amacının, maddi gerçeğe ulaşmak olması nedeniyle hakim, taraflarca ikame edilen kanıtlarla bağlı değildir. Mahkemenin kendiliğinden duruşma aşamasında kanıt toplaması olanaklıdır. Hüküm, duruşmada ortaya konulan delillere dayanır. Çünkü, bu deliller tartışılmış, taraflar bunlara karşı diyeceklerini bildirmişlerdir. Tartışılmayan bir delil hükme esas alınamaz. Sözlülük ilkesi nedeniyle kural olarak tanığın duruşmada dinlenmesi ve önceki anlatımının okunulmasıyla yetinilmemesi gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, ceza yargılamasında kural her şeyin delil olabilmesidir. Ancak, yine de delillerde kimi özellikler aranmaktadır. Bunlar,
-Deliller hukuka uygun olarak elde edilmelidir. Hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamazlar. CMK'nın 217. maddesinde yüklenen suçun ancak hukuka uygun delillerle ispat edilebileceği öngörülmüştür.
-Delillerin, ispat açısından önemli olması gerekir. İspat açısından bir yararı ya da etkisi yoksa delil olamaz.
-Ortaya konulması istenen delilin davayı uzatmak maksadıyla bildirilmemesi gerekir. Sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa, isteğin reddi gerekir.
Deliller gerçekçi olmalıdır, beş duyu organıyla öğrenilmelidir. Tanık beyanı, bilirkişi raporu dış dünya ile ilgili olmakla delil niteliğindedir. Ancak dış dünya ilgili olmayan hayali şeyler ya da afaki varsayımlar veya çıkarımlar delil olmazlar.
Delillerin akılcı olması şarttır. Olayla ilgisi olmayan şeyler delil olamaz. Hakimlerin kişisel bilgi ve kanaati delil olmaz. Kişisel bilginin delil olabilmesi için hakim değil tanık olması gerekir. Delili yalnızca Cumhuriyet savcısı ya da hakimin öğrenmesi yeterli olmayıp tarafların da öğrenip tartışması zorunludur.
Mahkemenin ilk ve asli hedefi, gerçeği ortaya çıkartmaktır. Bu nedenle istek üzerine delilleri ikame edilebileceği gibi, mahkemenin kendiliğinden tanık ve bilirkişi çağırması ve başkaca kanıtların getirilmesini istemesi de olanaklıdır.
Kural olarak, çağrılan tüm tanıkların ve bilirkişilerin dinlenmeleri ve öteki kanıtların ortaya konulmaları gerekir ise de, dinlenen bir bölüm tanığın anlatımıyla ve bilirkişinin görüşünün alınmasıyla olayın hiçbir, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde çözümlenmesi durumunda, zaman kaybına ve gereksiz uğraşıya yol açılmaması için, geride kalan tanık ve bilirkişiler dinlenilmemelidir. Aksi halde tüm kanıtların ortaya konulması zorunluluğu, yargılamayı uzatmayı amaçlayan kötü niyetlilerin işine yarayacaktır. Bu nedenlerle, kanıtların reddi ve sınırlandırılması durumlarını somutlaştırırsak, aşağıda ortaya konulmak istenen delillerin reddi gereklidir.
“a-Kanıt gösterilmesine yasal olanak yoksa, b- Durum kanıt gerektirmeyecek biçimde açık ise, c- Kanıtlanması istenilen olayın karara etkisi yoksa ya da daha önce kanıtlanmış bir hususa ilişkin ise, d- Kanıt amaca elverişli değilse, e- Kanıtın elde edilmesi olanaksız ise, f- Kanıt gösterilmesi isteği işi uzatmak amacıyla yapılmış ise, g-İleri sürülen olay gerçek olarak kabul edilecek nitelikte ise, gösterilen kanıtın reddi gerekir.”
Maddede belirtilen bu hükümlerin, değişik aşamada gösterilen tüm tanık ve bilirkişiler için uygulanması olanaklıdır.
Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa katılanın, söz birliği etmeleri durumunda mahkemenin herhangi bir kanıttan vazgeçmesi mümkündür. Ancak bir yargıya ulaşması için gerekli ise, mahkemenin, tarafların vazgeçme isteklerini reddederek, kanıtı incelemesi ya da dinlemesi gerekir. Vazgeçme mahkemeyi bağlamaz.
Katılan, kişisel haklarını kanıtlamak için gösterdiği kanıtlardan, C. Savcısının ve sanığın uygun beyanlarına gerek olmadan, her zaman tek yanlı olarak vazgeçebilir.
Ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Gerçeğe ulaşılabilmesi için sanığın leh ve aleyhindeki delillerin dava sonuçlanıncaya kadar her zaman toplanabilmesi olanaklıdır. CMK'nın 217. maddesi gereğince, bir delilin veya ispat olunacak vakıanın geç ileri sürülmesi, bu kanıt veya olgunun ileri sürme talebinin reddini gerektirmemektedir. Yargılamanın süratle bitirilmesi ilkesi asla maddi gerçeğin ortaya çıkarılması gayesinin önüne geçmemelidir. Delillerin reddi kararı, gerek tarafları gerekse toplumun adalet beklentisini karşılayacak derecede akla, hukuka uygun ve yeterli gerekçelere dayanmalıdır.
CMK'nın 206 ve devamı maddelerinde delillerin ortaya konulmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, anılan Kanunun 216. maddesinde ise delillerin tartışılmasının usulü ve sonlandırılması açıklanmıştır.
CMK'nın 208. maddesinde aynı yasanın 68. maddesine uygun olarak dinlenen tanıkların ifadelerinden sonraki işlemler, 209. maddesinde naip ve istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları ile aynı yöntem ile dinlenen tanık ifade tutanakları, muayene ve keşif tutanakları gibi delil niteliğindeki belge ve diğer belge ile bilgilerin duruşmada okunması, 211. maddede duruşmada önceki ifadesi okunmakla yetinilecek tanık ya da suç ortağının belirlenmesi, 212 ve 213. maddelerde hangi hallerde tanığın ve sanığın önceki ifadesinin 214. maddede de bir açıklama ve görüşü içeren resmi belge ve diğer yazıların, muayene ve doktor raporlarının okunmasından sonra hangi hallerde bu belgeleri düzenleyenlerin duruşmaya çağrılabileceği düzenlenmiştir. Duruşmada okunup tartışılmayan delillerin hükme esas alınmaması prensibinin bir sonucu olarak, olayın tek delililin bir tanık açıklamasından ibaret olması durumunda, daha önce yapılan yazılı ifade tutanağının dinleme yerine geçmeyeceği belirtilmiştir.
CMK'nın 215. maddesinde, delillerin ortaya konulmasında yani, beyanların tespiti ve belgelerin okunmasından sonra bunlara karşı katılan veya vekiline Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine diyeceklerini bildirme hakkı düzenlenmiştir. Bu kişilerin yokluğunda beyanlar tespit edilip belgeler okunmuş ise, hazır bulundukları ilk oturumda bu kanıtlara karşı diyeceklerin sorulması gerekir. Ancak söz konusu kişilerin diyeceklerinin sorulması için çağrılmaları öngörülmemiştir. CMK'nın 216. maddesinin 1. fıkrasında ise, ortaya konulan deliller ile ilgili tartışma aşamasında söz sırası düzenlenerek, 2. fıkrada esasa ilişkin açıklamaların (esas hakkındaki mütalaa ve savunmanın) usulü ve son olarak 3. fıkrada hükümden önceki son sözün sanığa verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin açığa çıkarılması için sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulması ve tartışılması aşamasına geçilir. Ceza yargılamasında maddi gerçek iddia ve savunma makamlarının görüşlerinin tartışılması sonucunda ortaya çıkar. Hâkim de kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.
Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceği CMK'nın "Delillerin tartışılması başlıklıklı" 216. maddesinde:
"1)Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir.
2)Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
3)Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamını teşkil edenlerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
5271 sayılı CMK'nın 216. maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkrasındaki hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır.
Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural gerek son oturumda gerekse ara oturumlarda uygulanması gereken genel bir kural iken, son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son oturumda sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra tekrar duruşmaya geri dönülmez ve artık hüküm kurulur.
Delillerin tartışılması sırasında sanık ister duruşmada hazır bulunsun isterse bulunmasın son sözün sanık müdafiine verilmesi gereklidir. Kanun koyucu söz sırasında sanık müdafiini sanıktan sonra saymıştır. Hükümden önce son söz hakkı ise Kanun'un açık ifadesinden de anlaşıldığı üzere sadece hazır bulunan sanığa aittir. Sanığın hükümden önceki son söz hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafii için nasıl ki temsilcisi denilerek sanığın yerine sorgulanamaz ve ifadesi alınamaz ise, sanığın hazır olduğu oturumda da son söz hakkını kullanamaz.
İnceleme konusu somut olayda, mahkemece CMK'nın 206. maddesi uyarınca sanıkların sorgusu tamamlandıktan sonra bir kısım tanıkların dinlendiği devamında ve bazı oturumlarda dosyaya konulan belgelerin okunduğu ancak içeriklerinin açıkça anlatılmadığı bu aşamadan sonra, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası alınıp sanık ve müdafiilerinin esasa ilişkin savunma yapması istenilmiş olmakla; CMK'nın 215. maddesi uyarınca dinlenen tanıkların, suç ortaklarının ve bilirkişilerin dinlenmesinden sonra ve okunmasında yasal engel bulunmayan her bir belgenin açıkça okunmasından sonra bu beyan ve belgelere karşı sırasıyla katılan veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine diyecekleri ile beyan ve belgeler üzerindeki değerlendirilmeleri sorulduktan ve bu şekilde delillerin maddi olaylara ve hukuka uygun olup olmadıklarının belirlenmesinden sonra sırasıyla katılan ve vekilinin esasa ilişkin beyanları ile Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaası alınıp devamında yine CMK'nın 216. maddesi uyarınca sanıklara ve müdafilerine esas hakkındaki savunmaları sorulup akabinde hazır bulunan sanıklara son sözleri verilmesi gerekirken bu yargılama kurallarına uyulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 215 ve 216. maddelerine aykırı davranılması tüm sanıklar yönünden bozma nedeni olarak kabul edilmiştir.
D-MAHKEME KARARLARINDAKİ GEREKÇE ZORUNLULUĞU
Anayasanın 141/3. maddesinde "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." Buna paralel hüküm içeren 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 34. maddesinde de "Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır" hükümleri yer almaktadır.
Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise CMK'nın 230. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sırayla,
“a)İddia ve savunma, bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğu, b)Kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri, c)Tüm bunların ışığında ulaşılan kanı, sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi, d)Cezayı ağırlatan ve hafifleten yasal ve değerlendirmeye bağlı nedenlerle cezayı kaldıran yasal nedenlerin bulunup bulunmadığı, bunlara ilişkin istemlerin kabul veya reddiyle temel cezanın belirlenmesine ilişkin nedenler, e)Cezanın ertelenmesi, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik veya bu konulardaki istemlerin kabul veya reddine ilişkin dayanaklar gösterilecektir. Açıklanan bu usul kuralları buyurucu nitelikte olup, uygulamaması 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nın 308/7 (5271 sayılı CMK'nın 289/1-e) maddesi uyarınca kesin bozma nedenini oluşturur.”
AİHS'nin adil yargılama hakkını düzenleyen 6. maddesinde gerekçeli karar hakkı açıkça yer almamaktadır. Buna karşılık AİHM, demokratik toplumda tuttuğu çok önemli yer nedeniyle dar yorumlamanın amaca uygun olmayacağını ifade ettiği, AİHS'nin 6/1. madde hükmüne ilişkin olarak, mahkemelerin kararlarında gerekçe vermekle yükümlü oldukları yorumunda bulunmaktadır. (Delcourt/Belçika, 17 Ocak 1970 Par. 25) Bu itibarla, gerekçeli karar hakkı hakkaniyete uygun yargılama ilkesi kapsamında tanınan içtihadî bir haktır ve mahkeme ceza yargılaması sonucunda verilen kararların gerekçeli olmasının demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ögelerinden birisi olduğunu belirtmiştir.
Bir yargı kararının gerekçesiz olması, adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturacağı gibi, yetersiz bir gerekçe de aynı sonucu doğuracaktır. (H/ Belçika kararı 30 Kasım 1987)
Dairemizce de benimsenin Yargıtay CGK'nın 25.01.2011 tarihli 2010/7-192 E. 2011/01 K. sayılı ve benzer nitelikteki diğer kararlarında belirtildiği üzere;
Karar sorun/iddia, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Gerekçe kısmında, delillerle sonuç arasındaki bağ yani neden bu sonuca ulaşıldığı anlatılmalı ve hukuki nitelendirmeye yer verilmelidir. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklaması olduğuna göre dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olmalıdır. Yeterli ve yasal bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek ve yargısal denetimin yapılmasına kolaylık sağlamak için hükmün gerekçeli olması gerekir.
Hükmün mantıksal dayanağını oluşturan gerekçe, somut olaya, akla, mantığa, bilimsel görüşlere ve yargısal içtihatlara dayalı olmalıdır. Bu özellikleri taşıyan bir gerekçe, kararların daha isabetli verilmesini sağlar, tarafları tatmin eder, yasa yolu aşamasında kararların denetimine olanak sağlar, ayrıca bilimsel ve içtihat hukukunun gelişmesine olanak tanır.
Yargı yetkisinin “Türk Milleti Adına” bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yolundaki Anayasa kuralı ile bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olması kuralı arasında doğrudan bağlantı vardır. Takdir hakkının kullanılması mahkemeye verilmiş bir yetkidir ve yetkinin yerinde kullanılıp kullanılmadığının denetimi ancak gerekçeyle yapılabilir. Takdir yetkisinin keyfi kullanımı ancak gerekçe denetimiyle engellenir. Hükmün nedeni olarak da tanımlanan gerekçenin öğrenilmesi hakkı sadece dava taraflarının değil kamunun da hakkıdır. Bu durum gerekçenin tam ve gerçeğe dayalı olmasını zorunlu kılar. Zira yerleşik Yargıtay içtihatlarında da ısrarla belirtildiği üzere gerekçe yetersiz ve gerçek durumu yansıtmıyor ise hak ihlali olduğu açıktır.
Mahkeme kararları tarafları ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olmalı, Yargıtay'ın gerekçelerle tutanak denetimini yapması ve bu açıdan disiplin işlemlerini yerine getirmesi için, kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, belirsiz, kapalı ve duraksamalı söylemlerden kaçınılması ve genelleme yapılmaması gerekir.
Aralarında bağlantı kurulmadan, sadece delillerin art arda sıralanması "yeterli ve geçerli" bir gerekçe değildir. Dayanılan gerekçe ile birlikte, iddia, savunma, sanığın lehine ve aleyhinde olan delillerin tartışılması, suçun kanuni unsurlarının yanı sıra sabit kabul edilen ve edilmeyen olayların kararda gösterilmesi gerekmektedir. Hangi delillere hangi gerekçeyle üstünlük tanındığının gerekçeye açıkça yansıtılması gerekmektedir. Öte yandan, cezanın kişiselleştirilmesinde gösterilecek gerekçe, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini de gösterecek biçimde dosya içeriğine uygun, geçerli ve yasal olmak zorundadır.
Yine mahkemece, ceza tayin edilirken cezanın maddede yazılı alt sınırın üzerinde belirlenmesi halinde gerekçenin TCK'nın 61. maddesinde belirtildiği şekilde, suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksirine dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekir.
Hakimin vicdani kanaati, davada oluşmalıdır ve delillerin tartışılıp hükmün oluşmasında önem arz eden bu kanaatin dava dışı bilgilerden, inançlardan ortaya çıkması çok tehlikelidir. Hakime etki edebilecek olan her husus, kurallara uygun olarak kanıtlanmalıdır. Mahkeme kararında, duruşma dışı bazı olayların ve davranışların yan delil olarak gösterilmesi doğru değildir. Hakimin kendi bilgisi de hükme dayanak yapılamaz. Yalnız vicdani kanaate dayanan bir kabul, her zaman gerçeğe uygun düşmez. Bir şeyin şüpheli olarak kabulü, reddi anlamına gelmelidir. Vicdani kanaat kendi başına hüküm sebebi olmaz, isnadın doğruluna veya yanlışlığına vicdanen kanî oluncaya kadar hakimin delil araştırmaya devam etmesi gerekir. O halde vicdani kanaat, delil değildir. "Gerekçe" ile "hukuki gerçek" farklı olamaz. Terim çoğaltmak, açıklamak gerekçe sayılmaz. Vicdani kanaat "delillerin takdiri" bakımından önemlidir. Bu dahi delillerin mevcut olmasını gerektirir. Bu delillerin rasyonel ve realist olmaları zorunludur. Subjektif nitelikte bulunan vicdani kanaat gerekçe sayılamaz.
Hakimin delilleri toplama ve toplanmış delilleri takdiri aynı şey değildir. Hakimin delilleri toplamasında takdir hakkı bulunmayıp, toplanmış olan delillerin takdirinde serbesttir. Ancak bu serbestlik de keyfilik değildir.
Bu düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda,
1-Dönemin Başbakanı ....hakkında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun 19.01.2011 tarih ve 198 karar sayılı Raporundaki çoğunluk görüşünde; “. .... Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihlerinde; tromboflebit, sol 9. kaburga kırığı, pulmoner tromboemboli, Parkinson hastalığı, Myastenia gravis, blefarit, osteoporoz, kontrole hipertansiyon tanıları ile yatırıldığı, önerilerle taburcu edildiği, 28/05/2002 tarihinde evde yapılan kontrolde; 7. ve 8. vertebra hizasının ödemli, palpasyonla ağrılı olduğu, çekilen filmlerde T8 kompresyon kırığı saptandığı, korse ile fiksasyon ve mutlak yatak istirahati önerildiği, evde kontrollere devam edildiği, 12/06/2002'de gece evde düştüğü belirtildiği, muayenede omurilik zedelenme bulgusu olmadığı, ısrarla yatak istirahati ve korse gerekliliği önerildiği, en son 02/07/2002 tarihli ev ziyaretine ait muayene bulguları olduğu, 30/05/2003, 11/06/2002, 28/07/2003 tarihlerinde ... Akademisi ve ..... Fakültesi Eğitim Hastanesi'nde anemi açısından ayaktan takip ve tedavisi yapıldığı, 22/08/2003-29/08/2003 tarihlerinde aynı hastanede yataktan düşme, kasılma, bilinç kaybı nedeniyle yatırıldığı, yapılan tetkiklerle epilepsi tanısı konulduğu, en son 01/05/2006 tarihinde intraventriküler kanama nedeniyle aynı hastaneye yatırıldığı, takip ve tedavisi sürerken 05/11/2006 tarihinde öldüğü bildirilen.... adına düzenlenen adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde;
Kişinin ....Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihleri arasındaki yatışında; sol 9. kaburga kırığı, tromboflebit, pulmoner tromboemboli yönünden değerlendirildiği, uygulanan tedavilerin tıbben uygun olduğu, Myastania Gravise de uygun tedavi verildiği fakat Parkinson hastalığı açısından hastane ve evdeki tıbbi kayıtlar ve takiplerde tutulan notlarda eksiklikler dikkati çektiği, Parkinson hastalığının düzeyi, komplikasyon (unutkanlık, hipotansiyon, uyku problemleri) gelişip gelişmediğinin, ilaç kullanımı ile ilgili sorunların olup olmadığının not edilmediği, bunlardan dolayı hastanın son muayene bulgularının düzenli olarak değerlendirilmediği ve detaylı olarak bildirilmediğinden hastanın kliniğine göre dopaminerjik tedavi ve tedavinin dozlarının yeterli olup olmadığı hakkında kesin bir yorum yapılamamakla birlikte, evdeki takipte düşmelerin ön planda olduğu, iki taraflı Parkinson hastalığı olan olgunun orta veya ileri evre (Hoehn and Yahr Skorlaması sonucu en az 3) Parkinson hastalarında görülebilen bir durum olduğu, bunu destekler biçimde.... tarafından yapılan takipte ilaç dozunun yükseltilmiş olması ve klinik bulguların daha iyi olduğunun not düşülmesi düşünüldüğünde dopaminerjik tedavinin yetersiz kaldığının kabulü gerektiği”, 2 Adli Tıp Uzmanı, Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile Nöroloji Uzmanı olmak üzere toplam 6 hekim imzası ile çoğunluk görüşü olarak belirtilmiş;
Buna karşılık ..... Uzmanı, Beyin Sinir Cer. Uzmanı, Göğüs Kalp Damar Cer. Uzmanı, İç Hastalıkları Uzmanı, Genel Cerrahi Uzmanı olmak üzere toplam 5 hekim imzalı muhalefet şerhinde ise; “sırt solunda ağrı, sol bacakta ağrı ve şişlik, ağrı nedeniyle yürüme güçlüğü yakınmaları ile başvurmuş olduğu ve öyküsünde 12 gün önce duvara sırtını çarptığı ifade edilen ....'in, ....Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihleri arasındaki yatışı sırasında yapılan tetkik ve tahlillerin, tetkik ve tahliller neticesi tespit edilen tromboflebit, pulmoner emboli ve kot kırığına yönelik uygulanan tedaviler ile daha önceden tanısı konmuş Parkinson ve Myastenia Gravis hastalıklarına, hastaneye müracaatından önceki süreçte olduğu şekilde aynı dozda tedavi uygulanmasının tıp kurallarına uygun olduğu” beyan edilmiştir.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 5'e karşı 6 oyla-oyçokluğu ile düzenlediği raporda, dönemin ......'in diğer rahatsızlıklarının yanında orta veya ileri evrede parkinson hastalığının da teşhis ve tedavisine ilişkin kullanılması gereken ilaçlar konusunda görüş birliği bulunduğu, farklı görüşün ....Üniversitesi Hastanesinde bu rahatsızlığın tedavisi sırasında uygulanan ilaç dozunundan kaynaklandığı, çoğunluk görüşüne göre dozun yetersiz olup yükseltilmesi gerektiği, muhalefet şerhinde ise uygulanan ilaç tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğunun beyan edildiğinin anlaşılması karşısında; rahatsızlığa ilişkin teşhis ve tedavide kullanılacak ilaç konusunda ittifak bulunması, kullanılacak ilaç dozu konusundaki uzman hekimler arasında 5/6 şeklinde farklı görüş çıkması dikkate alındığında, farklı görüşlerden herhangi birinin bilimsellikten uzak olduğunun ileri sürülemeyeceği, uygulamada hekimler arasında tedavideki doz farkı konusunda görüş farklılıkları bulunmasının doğal olması, kullanılacak doz miktarında tıp literatüründe kesinlik bulunmaması karşısında, mahkemece rapor içeriğinin yanlış anlamlandırılarak tedavi sürecinin dolaylı biçimde örgütsel faaliyet olarak kabul edilip dönemin ....'nı iş göremez hale getirmek suretiyle hükümete karşı suçun işlendiğine delil kabul edilmesi;
Kabule göre de; ....Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı olup teşhis ve tedavi ekibinde yer almayan sanık ...'ın, hastanede uygulanan tedavinin ne şekilde yapılacağı konusunda teşhis ve tedavi sürecinde görev alan hekimleri ve sağlık personellerini yönlendirdiğine ilişkin somut deliller ortaya konulmadan meydana gelen sonuçtan sorumlu tutulup yazılı şekilde mahkumiyeti yönünde hükmü kurulması;
2-Dosya kapsamında bulunan .....'dan ele geçen kasetler içerisinde bulunan “....ile ..... arasında geçen bir telefon konuşmasına” ilişkin ses kaydının hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediği hususunda tartışılmadan sanıklar aleyhine delil olarak kullanılması;
3-Sanıklar .....ve .....'ın bir kısım görüşmelerinin, ... Grubu faaliyetleri kapsamında kendilerinden habersiz olarak kayıt altına alındığının mahkemece kabul edilmesine rağmen, anılan görüşmelerin adı geçen sanıklar yönünden aleyhlerine delil kabul edilmesi;
4-...... Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. md. ile Görevli ve Yetkili) tarafından hazırlanan 10.07.2008 tarih ve 2007/1536 soruşturma, 2008/968 esas sayılı iddianame, 08.03.2009 tarih ve 2009/511 soruşturma, 2009/268 esas sayılı iddianame ile 13.04.2012 tarih ve 2012/544 soruşturma, 2012/269 esas sayılı iddianamede yer alan bir kısım anlatımların olduğu gibi alınarak, gerekçeli kararın delil değerlendirme bölümüne yazılması;
5-Mahkeme tarafından gerekçeli kararın 2. Kitap B bölümünde ''Bilişim itirazları'' başlığı altında yapılan “...Örneğin, CMK'nın 134/5. maddesinde belirtilen bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.” tespitinin uygulamada yeri bulunmamaktadır. “Mahkememiz tarafından yaptırılan HTS raporu sadece bir DVD'ye sığan 3,5 GB veri içeren excel tablo verisi Yargıtay denetimi yapılması aşamasında kullanılması için yaklaşık 6-7 ayı bulan bir zaman içerisinde kağıda bastırılabilmiş, her biri 500 sayfa olan 1300 civarında klasör oluşturulduğu yapılan uygulama ile müşahede edilmiştir. CMK'nın 134/5. maddesinin uygulanamıyor olması yapılan işlemi sakatlamakta mıdır, bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Eğer anılan Kanunun 134. madde anlamında tüm usul şartları tamamlanmadan bir delilin kullanılamayacağını düşünmek 2005 Haziran ayından itibaren yürütülen tüm soruşturmaları ve kovuşturmaları etkileyecektir.... Tüm bu izahatlar karşısında, CMK 206. maddenin 2/b maddesinde tanımlanan, “delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur” hükmünün dar yorumlanması gerekmektedir. CMK'nın 134. maddesinde belirtilen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoymanın, CD, DVD, Hafıza kartı, Flash bellek, harici harddisk gibi dijital medyanın kopyası veya imajının verilmesini kapsamamaktadır'' şeklinde değerlendirme yapılması karşısında;
Suç şüphesi üzerine maddi gerçeğin araştırılması için uygulanacak usul kuralları CMK'da düzenlenmiş olup, soruşturma aşamasında kolluk görevlileri ve Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkemenin bu kurallara uygun şekilde soruşturma ve yargılama yapma zorunluluğu karşısında, yargılama merciilerinin görevi, yasaları eleştirmek değil, kanun koyucunun amacına uygun şekilde yorumlayıp uygulamaktan ibaret olduğu gözetilmeksizin, halen yürürlükte bulunan ve emredici hükümler içeren bir kısım kanun hükümlerinin sanıklar aleyhine yorumlanarak yazılı şekilde uygulamalar yapılması;
6-Mahkeme tarafından, gerekçeli kararın 2. Kitap A bölümünde, ''....'' başlığı altında 2008/209 esas sayılı birleşen dosyanın 19.10.2009 tarihli 116. oturumunda çapraz sorgusu yapılan sanık ... bir soruya vermiş olduğu cevapta sanıklardan birini ve ayrıca kamuoyunca bilinen bir kişiyi sevdiğini beyan etmesine rağmen sanık ...'ın ifadesi bölünmek suretiyle bozularak sadece sanığı sevdiğine ilişkin kısmın örgüt üyeliğine karine olarak kabul edilmesi ve hükme esas alınması;
7-Sanık .....hakkında kararın gerekçesinde, silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan TCK'nın 314/2 maddesi uyarınca alt sınırdan ayrılarak ceza tayin edildiği belirtilmesine rağmen hüküm kısmında alt sınırdan ceza tayin edilerek çelişki yaratılması;
8-TCK'nın 61. maddesine göre, hakim, somut olayda bu maddede yazılı gerekçeleri göz önünde bulundurarak, temel cezayı belirleyecektir. Ancak maddede yazılı suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmelidir. Bu maddedeki sebeplerin aynen sıralanması yeterli değildir.
Bu bağlamda ....,...,...,...,..., .... gibi sanıklar hakkında temel cezanın alt sınırdan ayrılmak suretiyle belirlenmesinde kanunda belirtilen ölçütlerin ne şekilde gerçekleştiği denetime uygun bir şekilde bilgi ve belgelerle ilişkilendirilerek değerlendirilmeden kanun maddesindeki terimlerin sıralanması suretiyle hüküm kurularak TCK'nın 61. maddesine aykırı davranılması;
9-Gerekçeli kararda önsözün yazılacağına ilişkin CMK'nın 223. ve 230. maddelerinde bir düzenleme bulunmadığı gibi yazılan önsözün imzasız bırakılması;
10-Gerekçeli kararda CMK'nın 230 ve 232. maddelerine aykırı olarak, hükümden sonra meydana gelen olaylardan üye hakimlerin basın açıklamasına, Yargıçlar Sendikasının basın açıklamasına ve 6526 sayılı Kanuna ilişkin değerlendirilmelere yer verilmesi;
11- Karar yazma tekniğine uygun olmayacak şekilde esasa ilişkin tespitlerin dipnotlarla yapılması;
12- Sanıkların bireysel durumlarının değerlendirilmesine ilişkin bölümde, sanıklarla ilgili yapılan tüm işlemleri tutanaklarıyla birlikte tahdidi şekilde sayılması ile yetinilerek, CMK'nın 230/1-b. maddesinde belirtildiği gibi “esas alınan veya reddedilen delillerin ayrı ayrı belirtilmesi” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak karar yerinde tartışılmaması;
13-Karar başlığında maktul .....'den katılanların gösterilmemesi ve suç tarihlerinin yanlış gösterilmesi,
Usul ve yasaya aykırıdır.
E-DAVA AÇILMAYAN SUÇLARDAN HÜKÜM KURULMASI
Ceza hukukunun “davasız yargılama olmaz” ilkesinin yer aldığı CMK'nın 225/1 maddesi uyarınca “hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen fiil ve fail hakkında verilir” ve mahkeme kesinlikle dava edilmeyen bir fiil veya fail hakkında hakkında kendiliğinden yargılama yaparak, karar veremez. Usule ilişkin bu yasal düzenlemeye aykırı olarak, dava konusu yapılacak eylemin açıkça ve bağımsız olarak iddianamede gösterilmesi gerektiği halde,
-Sanık .... hakkında kişisel verileri kaydedilmesi suçundan, sanık ...... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan,
-Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan,
-Sanık .... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan,
-Sanık .... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....'ın eylemlerinden dolayı yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla....ve...'in eylemlerinden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....,..... ve ....'in eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından,
-Sanık.... hakkında yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından,
-Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan,
-Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan,
-Sanık ....hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan,
-Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık .... hakkında yasaklanan bilgileri temin suçundan,
-Sanık ... hakkında yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından,
-Sanık ... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....'nın eyleminden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ..., .... ve ...'nun eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından,
-Sanık.... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ...'ün eyleminden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ...'ın eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet ve tehdit suçlarından,
-Sanık ...hakkında tehdit suçundan,
-Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık.... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan,
-Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan,
-Sanık .....hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....,.....,.....,....., ve ...'in eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından,
-Sanık.... hakkında, iddianamede eyleminin "... ile irtibatlı olarak ...’a örgütün amaçları doğrultusunda kullanılmak üzere bilgi ve doküman temini için faaliyet gösterdiği, temin ettiği dokümanları.... vasıtası ile ...’a ulaştırdığı anlaşılmaktadır." şeklinde tariflendiği ve TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği ancak mahkemenin gerekçeli kararında sanığın eyleminin ".... Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hukuki yararı olmamasına rağmen örgütsel amaçla 01.07.2008 tarihinde....'in vesayet altına alınması için dava açmak olarak" kabul edilip sanığın TCK 314/3 ve 220/7. maddeleri yollaması ile 314/2. maddesi uyarınca,
Mahkumiyetlerine;
-Sanık... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan,
-Sanık ....hakkında yasaklanan bilgileri temin suçundan,
-Sanık ....hakkında hakaret suçundan,
Beraatlerine
Dair karar verilmesi kanuna aykırıdır.
F- MÜZAKERE USULÜ
CMK'nın 227 maddesinde,
“(1)Müzakerede ancak karara ve hükme katılacak hakimler bulunur.
(2)Mahkeme başkanı mahkemesinde staj yapmakta olan hakim ve avukat adaylarının müzakere sırasında hazır bulunmalarına izin verebilir.”
CMK'nın 188/3 maddesinde ise “bir oturumda bitmeyecek davada, “herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek ve oya katılmak üzere yedek üye bulundurulabilir” hükmü yer almıştır.
CMK'nın 188/3 maddesinin gerekçesinde “...yedek üye, duruşma sırasında herhangi bir müdahalede bulunmaz ve fakat duruşmaları dikkatli izler” açıklamasına, CMK'nın 227 maddesi gerekçesinde ise “madde, müzakerenin sadece karara ve hükme katılacak hakimler tarafından yapılacağı ilkesini getirmiş bulunmaktadır. Danışma amacıyla olsa bile hiç bir kimse müzakerelere katılamaz. Bu ilke tarafsızlığın zorunlu bir gereğidir...” ifadesine yer verilmiştir.
1412 sayılı CMUK'nın benzer nitelikteki 381/2. maddesinde “Bir celsede bitmeyecek duruşmalarda mazereti dolayısıyla bulunmaması ihtimali olan azanın yerine geçmek ve reye iştirak etmek üzere ihtiyat aza bulundurulabilir.” anılan Kanun'un 382. maddesinde ise “müzakerede ancak hükme iştirak edecek hakimler bulunur...” hükmü yer almaktaydı. CMUK'nın 381. maddesinin gerekçesinde “mahkemeler adedi kanunisinden ne fazla ve ne de eksik olarak teşekkül edemeyeceği gibi, aza adedi noksan veya fazla bir heyetin vereceği kararlar muteber olmaz” açıklamasına yer vermiştir. Aynı Kanun'un 382. maddesinin gerekçesinde de “...yedek üyenin müzakerede asıl üyeler birlikte bulunamayacağı belirtilmiştir. Müzakeratın ve reyin her türlü tesirli arî ve masun kalmasını temin için müzakerat ve rey itası keyfiyetinin hafi olarak cereyanı ve bundan hiç kimsenin istisna edilmemesi kavaidi umumiyedendir.” açıklamasına yer verilmiştir.
“CMUK'nın 381/2 maddedeki reye iştirak etmek kaydından, ihtiyat azanın da, asil hakimle birlikte müzakereye iştirak edeceği manası anlaşılmamalıdır. İhtiyat aza, ancak asil hakimin bulunmadığı takdirde onun yerine kaim olarak müzakerede bulunur. Kanun müzakereye hükümden vicdanen sorumlu olanların iştirakini, başkaca tesirlerden uzak kalmasını sağlamak maksadıyla emretmiştir.” (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, Ankara Üniversitesi yayınları no:427 Ankara 1978 s. 531-532)
Bu düzenlemeler ve açıklamalar karşısında, 05.08.2013 tarihli oturumda kürsüde 6 hakim olduğu halde hükmün tefhim edildiği, gerek kararın tefhime katılan hakimlerin basına yaptıkları açıklamalar gerekse gerekçeli karardaki anlatımdan müzakereye sadece karara iştirak eden hakimlerin değil, mahkemenin diğer hakimlerininde katıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda;
*Mahkemenin karar müzakeresi usulü CMK'nın 227. maddesine açıkça aykırı olduğu gibi bu aykırılığın aynı Kanun'un 289/1-a maddesi uyarınca kesin hukuka aykırılık hallerinden bulunmasına rağmen yazılı şekilde müzakere yapılarak hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
Bazı beraat kararlarının incelenmesi
Bu hukuka aykırılığın sonucuna bağlı olarak haklarında beraat kararı verilen sanıkların hukuki durumlarının da değerlendirilmesi gerekmiştir. Bir kısım sanıklar hakkında başkaca bozma nedeni tespit edilememiş ise de; Dairemizce mahkemenin müzakere usulünün hukuka aykırı olduğuna ilişkin tespiti karşısında beraat kararlarının 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK'nın 309. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. Buna göre;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.09.2007 gün ve 189-188 ile 06.11.2007 gün ve 212-229 ve Dairemizin 04.03.2014 gün ve 1402-112 sayılı kararlarında "Ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden, yargılamanın diğer süjelerinin hukukunu ilgilendiren ve ceza yargılamasının sair temel ilkeleriyle irtibatlı olan usul kuralları, maddede tanımlanan 'salt sanık yararına vazedilmiş kurallar' kapsamında sayılmamaktadır" şeklinde sonuca ulaşılmıştır.
Öğretide "Ceza muhakemesi normları iki çeşittir. Çoğunluğu oluşturan normların amacı hakikatin araştırılmasıdır. Azınlıkta olanlar, şüpheden yararlanması gereken sanığın lehine kabul edilmişlerdir. Hakikatin araştırılması için ve dolayısı ile sanık dâhil herkesin yani toplumun lehine kabul edilmiş norma aykırılık elbet bozma nedeni olacaktır. Fakat sadece sanık yararlansın diye konulmuş norma aykırı hareket edildi diye sanık aleyhine bozmanın amaca ters düşeceği açıktır. Bu konuda bütün güçlük, normun hakikatin araştırılması için mi, yoksa yalnızca sanık lehine mi konulmuş olduğunun tayininde ortaya çıkmaktadır. Suçun mahiyeti değişince sanığın müdafaasını yapabilecek halde bulundurulması, sanık lehine temyizde cezanın ağırlaştırılmaması normlarının sanık lehine konuldukları şüphe götürmez. Buna karşılık kısmen de olsa hakikatin araştırılması için kabul edilmiş normlar sadece sanık lehine kabul edilmiş sayılmaz." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Bası, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, s. 1427) "Madde, sırf maznun lehine bir hüküm tesis etmiştir. Yalnız maznunun menfaati değil, umumi menfaat düşüncesi ile konulmuş olan hükümler buraya dâhil değildir." (Muhtar Çağlayan, Ceza Muhakemesi Usulü, 1980, s. 105) "Sanık lehine olan kaidelere aykırılık, son kararın sanık aleyhine bozulması için hak vermez. Örneğin sanık beraat etmişse karar sanığa son söz verilmedi diye bozulamaz. Son sözün sanığa verilmesinin sebebi, kendi lehine bulup çıkaracağı bir delil ile lehinde karar verebilmektir. Burada en lehe karar verildiğine göre, son söz verilmemiş olması daha lehe bir durum doğuracak değildir." (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, Sulhi Garan Matbaası s. 209) "Hukuk kurallarına aykırı verilen kararın temyiz denetiminde bozulacak olması doğaldır. Bu, hukuka aykırılıkların giderilmesi için başvurulacak zorunlu bir yoldur. Ancak bazen mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılık, kararın bozulmasını gerektirmez. Gerçekten sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez. Böyle bir kuralın getirilmesinin amacı sanık menfaatine uygun olarak ortaya çıkan bir durum veya neticenin ortadan kaldırılmasını engellemektir." (Özbek-Kanbur- Doğan-Bacaksız, Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, İkinci Bası, Seçkin Yayınevi, 2011, s. 750) "Amacı sanığın menfaatlerinin korunması olan hukuk kuralının ihlal edilmiş olması halinde Cumhuriyet savcısı, sanığın lehine olan bu ihlali öne sürerek kararın temyiz incelemesi sonunda bozulmasını isteyemeyecektir. Bu kuralın getirilmiş olmasının amacı, sanık menfaatine uygun olarak ortaya çıkmış olan halin veya neticenin ortadan kaldırılmasını engellemektir." (Ceza Muhakemesi Kanunu İzmir Şerhi, Veli Özer Özbek, Birinci Bası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2005, s. 1128) "Sanığın yararına konulan kurallara aykırı davranılması, ilke olarak hükmün bozulmasını gerektirir ise de, bu aykırılık hükmün sanık aleyhine bozulması için Cumhuriyet savcısına hak vermemektedir." (Osman Yaşar, Ceza Muhakemesi Kanunu, Beşinci Bası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2011, c. 3, s. 3987) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
*Yukarıda açıklanan gerekçelerle haklarında beraat kararı verilen bir kısım sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi sonucunda, mahkeme heyetinin kanuna uygun teşekkül edip etmediği, müzakerelerin usule uygun olup olmadığına ilişkin kuralların "sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları" olmaması ve dosyanın diğer sanıklarından bir kısmının aynı kararla ilgili mahkeme heyetinin oluşumu ve müzakerelerin yapılışına ilişkin itirazlarda bulunması da dikkate alındığında CMUK'nın 309. maddesinin dosyamızda uygulanması mümkün görülmemiş ve bu sanıklar yönünden salt bu nedenle bozma kararı vermek gerekmiştir.
Ancak, mahkemesince "makul sürede yargılanma" hakkı çerçevesinde haklarında başkaca yargılama işlemi gerekmeyen bu sanıkların dosyaları tefrik edilerek haklarında karar verilmesi mümkün görülmüştür.
G-ADİL YARGILAMA İLKESİNİ İHLAL EDEN NEDENLER
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Hukuki, cezai ve idari yargılama faaliyetlerinde ilkelerin bu hakka göre belirlenmesi, hukuk devleti olmanın asgari şartlarındandır. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Adil yargılamaya ilişkin hak ve ilkelerden bir kısmı maddede açıkça belirtilmiş ise de -maddenin hukuk devleti ve demokratik toplum için sahip olduğu özel önem nedeniyle- İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nce geniş yorumlanmış, içtihatlarla geliştirilen bir takım unsurlar, madde hükmüne adeta zımnen dahil edilmiştir. “Adil yargılanma hakkının norm alanının genişlemesinin bir sonucu olarak bireyler sahip olduğunu iddia ettikleri tüm yasal hak ve yükümlülükleri talep edebilir; aynı zamanda devletin bu hak ve yükümlülüklere yaptığı her türlü müdahaleye yargı önünde itiraz edebilirler.” (ÇELİK, Abdullah; Adil Yargılanma Hakkı Rehberi, Anayasa Mahkemesi Yayınları; Ankara, 2014) Hakkaniyete uygun yargılama kavramından yola çıkılarak başka pek çok ilke ve hak da belirlenmiştir. Örneğin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle gerekçeli karar hakkı bunlar arasında sayılabilir.
Sözleşmenin 6. maddesi kapsamındaki garantiler sadece mahkemedeki yargılama sürecine uygulanmaz, bu süreçten önce ve sonraki aşamalarda da uygulanır. Ceza davalarında, garantiler polis tarafından gerçekleştirilen soruşturma aşamasını da kapsar.
Sözleşme açısından sorgulanan şey varılan sonuçtan çok yargılama sürecidir. Diğer bir anlatımla içerik olarak adil bir karar verilip verilmediği değil, adil bir karar verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı 6. maddenin koruması altındadır.
1-Tarafsız mahkeme ve hakim önünde yargılanma hakkında
AİHS'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında şu ibare yer almaktadır; "...kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının... dinlenmesini istemek hakkını haizdir." Bu kural, her türlü organ kurum ve kişiden bağımsız davanın taraflarına karşı nesnel, yargılama usulü güvencesine sahip bir yargı yerini ifade etmektedir.
AİHS'nin birçok kararında hakim dışındaki unsurların yargı içinde yer almasını ve yargı dışındaki kişilerinde hakimler üzerinde emredici ve etkileyici konumda olmasının yargı yerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında endişeye yol açacağına karar verilmiştir. Bu durumda yargıçların yakınlık duydukları ya da aidiyet hissettikleri dernek, kulüp veya birtakım etnik, dini ya da siyasi yapılanmaların etkileri ve yönlendirmeleri altında kalmadan karar vermeleri mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı yönünden zorunludur.
İç hukukumuz yönünden hakimin görevinin ne olduğu Anayasa ve yasalarımızda ayrıntılı olarak belirlenmiş değildir. Anayasa’nın 140. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına göre; “Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür. Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Hakimlerin görevle ilgili sorumluluklarının belirlenebilmesi için, görev ve yetkilerinin ne olduğunun bilinmesi ne kadar önemliyse, bu görev ve yetkileri hangi ilke ve esaslara göre yerine getirmeleri gerektiğinin bilinmesi de o derece önemlidir. Nitekim, yapılan eylemin “görevin gereklerine aykırı hareket” olup olmadığının belirlenmesi, ancak görevin gereklerinin ne anlama geldiğinin doğru tespit edilebilmesi ile mümkün olabilecektir. Görevin gereklerinden ne anlaşılması gerektiği değerlendirilirken, hakimlere Anayasa ve yasalarla açıkça verilen görev ve yetkilerin yanında, bu görev ve yetkilerin kullanılması sırasında uyulması gereken ilkeler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakimlerin görevlerini hangi esaslara göre yapmaları gerektiği konusunda mevzuatımızda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu konudaki en önemli uluslararası metin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangalor Yargı Etiği İlkeleridir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile de bu ilkelerin benimsenmesine karar verilmiştir. Bu belgede altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Bu ilkeler bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olarak sayılmaktadır. Diğer kapsamlı açıklamaların yanında bağımsızlıktan bahsedilirken, “hakim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.”; tarafsızlıktan bahsedilirken, “Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hakim, yargısal görevlerini tarafsız, ön yargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hakim mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır”; doğruluk ve tutarlılıktan bahsedilirken, “Hakim, mesleki davranış şekli itibarıyla, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır. Hakimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır. Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir”; dürüstlükten bahsedilirken, “Dürüstlük ve dürüstlüğün görüntü olarak ortaya konuluşu, bir hakimin tüm etkinliklerini icrada esaslı bir unsurdur. Hakim, hakimden sadır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır. Kamunun sürekli denetim süjesi olan hakim, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Hakim, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır. Hakim, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır. Hakim ailesinin, sosyal veya diğer ilişkilerinin, hakim olarak mesleki davranışlarını veya vereceği yargısal kararları etkilemesine izin vermemelidir. Hakim, hakimlik mesleğinin prestijini, kendisine, aile üyelerinden birisine veya her hangi bir kimseye özel çıkar sağlayacak şekilde ne kendisi kullanmalı ne de başka birisine kullandırtmalıdır. Ayrıca hakim, yargı görevinin yerine getirilmesinde, herhangi bir kimsenin kendisini etkileyebileceği izlenimine ne kendisi yol açmalıdır ne de başkalarının böyle bir izlenime yol açmalarına müsaade etmelidir. Hakim ve aile üyeleri, yargısal görevlerin yerine getirilmesine ilişkin olarak, bir şeyin hakim tarafından yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberru ya da bir iltimas talebinde bulunmaları veya kabul etmeleri konusunda izin veremez”; eşitlikten bahsedilirken, “Yargıçlık makamının gerektirdiği performans açısından asıl olan; herkesin mahkemeler önünde eşit muameleye tabi tutulmasını sağlamaktır”; ehliyet ve liyakatten bahsedilirken, “Hakim, yargısal görevlerini layıkıyla yerine getirilmesine uygun düşmeyen davranışlar içerisinde bulunamaz” denilmek suretiyle bir hakimin (savcının) uyması gereken etik değerler özü itibarıyla ortaya konulmuştur.
Şu halde hakimler, Anayasa ve yasalarla kendilerine verilen görev ve yetkileri yazılı olan veya olmayan ancak evrensel anlamda hakim ve savcıları bağladığında kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Aksine davranışın ortaya çıkacak sonuçlar ve toplumdaki adalet duygusunda açacağı yara itibarıyla hakimlik mesleğinden kaynaklanan yetki ve görevin ihmal edilmesi ya da kötüye kullanılması anlamına geleceği açıktır.
Dosyamıza konu davalarının soruşturmasında görev alan ve aynı kişilerden oluşan kolluk personeli grubunun, Türkiye'nin birçok ilinde yapılan operasyonlarda görev yapması, tüm dokümanlar ile dijital verilerin bu kişiler tarafından incelenerek tutanağa bağlanması, Cumhuriyet savcılarının CMK'nın 122. maddesine aykırı olarak düzenlenen bu tutanaklara kuşku ile yaklaşmadan ve sorgulamadan itibar ederek koruma tedbirlerine ilişkin kararlara, iddianameye ve mütalaaya konu etmesi, yargılamayı yapan yargıçların da ısrarla yukarıda belirtildiği üzere yasalara aykırı olarak elde edilen kanıtlara göz yumması ve bu yöndeki ısrarlı itirazları dikkate almayarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yönelik haklı taleplerin ısrarla ve yetersiz gerekçelerle reddedilmesi, karardan sonra, soruşturma ve yargılamada esas alınan önemli delillerin sahteliği konusunda tespitlerin ortaya çıkması karşısında, sahteliği ortaya çıkan delillerden objektiflikten uzak varsayıma dayalı çıkarımlar yaparak bu varsayımların sübuta esas alınması, hakimlerin tarafsızlığı konusunda haklı şüphe oluşturacağının gözetilmemesi usule ve yasaya aykırıdır.
2-Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak
AİHS'nin 6. maddesinin amacı hak arayanları, yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı koruma, özellikle ceza davalarında suçlanan kişinin uzun süre işin nasıl sonuçlanacağı endişesiyle yaşamasını önlemektir. AİHM makul sürenin değerlendirilmesinde, "olayın kapsamı ve güçlükleri", "yargılamayı yürüten makam veya yargı organın tutumu", "başvurucunun tutumu ve ilgili açısından yargılamanın sona ermesinin önemi" gibi ölçütleri gözönünde bulundurmaktadır.
İnceleme konusu dosyada birleşen dava sayısı, sanık sayısı, suç sayısı gibi ölçütler gözönüne alındığında yargılamanın makul sürede bitmediği ileri sürülemez ise de, yargı mercilerinin davaları makul sürede bitirecek şekilde yargılamanın yapılması için gerekli tedbirleri alması zorunluluğu karşısında; kararımızın birinci bölümünde de belirtildiği üzere birleştirilmesinde zorunluluk bulunmayan davaların birleştirilmesi, soruşturma ve kovuşturmanın paralel olarak yapılması, yani bir kısım sanıklar yönünden kovuşturma başladığı halde aynı suçla ilgili olarak diğer sanıklar hakkında soruşturmalara devam edilmesi, gibi nedenlerle davanın makul sürede bitirilmesini sağlayıcı önlemlerin alınmaması nedeniyle bir kısım sanıklar bakımından hak ihlali olduğu anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda iddianamelerin ve gerekçeli kararın uzun olarak hazırlanmalarına ilişkin itirazlar incelendiğinde;
Mevzuatımızda, iddianamenin ne kadar sayfa yazılacağı konusunda bir düzenleme bulunmamakla birlikte CMK'nın 170. maddesinde iddianamede bulunması gerekenler sıralanmış ve suçun delilleri ile yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanması, sadece sanıkların aleyhine olan hususların değil lehine olan hususların da belirtilmesi ve suç maddelerinin açıkça zikredilmesi zorunlu kılınmıştır. Bunun dışındaki bilgilerin iddianamede bulunması gerekmez.
CMK'nın 174. maddesinde, iddianamenin ve soruşturma evraklarının mahkemeye verildikten itibaren 15 gün süreyle incelenmesi gerektiği, 176. maddesinin 4. fıkrasında ise (iddianame örneği içeren) çağrı kağıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği -yani savunmanın hazırlanması için en az bir hafta süre verilmesinin zorunlu olduğu- düzenlenmiştir.
AİHS'nin 6/3 (b) maddesine göre hakkında suç isnadı olan kimse "savunmasını tamamlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkına sahiptir. Bu bendin ihlali silahların eşitliği bakımından da ihlale neden olabilmektedir.
AİHM'ce duruşmaların başlamasından iki hafta önce 17.000 sayfalık dava dosyasını edinebilmeleri, silahların eşitliği ilkesiyle birlikte 6/3 (b) maddesinin de ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Tüm bu açıklamalardan, düzenlenen iddianamenin mahkemece onbeş gün içinde incelenebilecek, sanık yönünden ise okunup bir hafta içinde savunma hazırlanabilecek bir hacme sahip olması gerektiği, ancak davanın kapsamına göre savunma süresinin artırılabileceği sonucuna varılabilecektir. AİHM'nin içtihatlarında ise binlerce sayfalık iddianameler için ihlal bulunduğu kabul edilmiştir.
Bu kadar uzun ve çok sayıda eki olan bir iddianame karşısında, sanık ya da müdafiine iddianameyi okuyup, delilleri inceleyip, buna göre etraflıca bir savunma hazırlamak olanağı verilmemesi, adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmüştür. Bu durum, aynı zamanda sanığın, sağlıklı bir şekilde hakkında yapılan suçlamayı öğrenememesi sonucunu doğurmakla, isnat edilen suçu öğrenme hakkının da ihlali olarak kabul edilmiştir.
Aynı şekilde, 16798 sayfadan ibaret gerekçeli kararın bir haftalık temyiz süresinde okunup, sanığın kendisine ilişkin bölümleri belirleyip diğer sanıklarla bağlantıları ile gerekçeli kararın dayandığı kanıtlar ve değerlendirmelerini inceleyerek temyiz hakkını kullanması olanaklı değildir. Gerekçeli kararın kapsamının da makul olmadığı, ele geçen ancak kanıt değeri bulunmayan doküman ve sair delillerin de karara yazıldığı, iddianamedeki ifade ve değerlendirmelerin tekrar edildiği ve bu haliyle de irdelenmesinin güç bir hale getirildiği anlaşılmıştır. Bu durumun da sanıklar açısında bir hak ihlali doğurduğu kabul edilebilmesi gerekmiştir.
3-Hakkaniyete uygun olarak yargılanma hakkına ilişkin olarak
Sanığa hakkaniyete uygun yargılanma kapsamında suçlamadan haberdar olma ve tercüman hakkı, savunma hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı müdafii yardımında yararlanma hakkı, iddia tanıklarına soru sorma hakkı gibi haklar tanınmıştır.
Bu haklardan gerekçeli karar hakkı, suçlamayı öğrenme ve müdafiiden yararlanma ve isnat edilen suçlamadan haberdar olma hakkına ilişkin kararımızın ilgili bölümlerinde tespitler yapılmıştır.
VIII-ÖRGÜT SUÇU
A-ÖRGÜT :
1- GENEL AÇIKLAMA
Örgüt, soyut bir birleşmeden ziyade bünyesinde organik ve hiyerarşik yapı ve dolayısıyla alt üst ilişkisi, emir komuta zincirinin hakim olduğu bir yapılanmadır. olup, bu ilişki nedeniyle mensupları üzerinde hakimiyet kuran güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Altlık üstlük ilişkisi, emir ve talimat yetkisini içerir basit de olsa hiyerarşinin mevcudiyeti ve belirsiz sayıda suçlar işlemek için bir araya gelmenin devamlılığını gösteren dış emarelerin varlığı ve amaçlanan suçlar için örgütsel yapı, üye, araç gereç bakımından elverişli olması gereklidir. Örgütün amaçlarına ulaşmak bakımından bu niteliklere sahip olup olmadığı somut olaya göre belirlenmelidir.
Mevzuatımızda örgüt suçları 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 220, 314 ve 78. maddelerinde düzenlenmiştir.
2- TCK'NIN 220 MADDESİNDE DÜZENLENEN SUÇ İŞLEMEK İÇİN ÖRGÜT KURMA SUÇU:
Örgüt suçları ile ilgili en temel düzenlemedir. Korunan hukuki değer, kamu güvenliği ve barışı olup bu suçun oluşabilmesi için süreklilik arz eden bir birleşmenin bulunması zorunludur. Çok failli suçlardan olup kurucu ve yöneticiler dahil en az üç kişinin iradelerinin bu yönde birleşmiş olmaları ve bu birleşmenin iştirak iradesini aşar nitelikte olması gereklidir. Bunun için somut olayda örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacı etrafında bir araya gelindiğinin kanıtlaması gerekmektedir. Örgütlenmede örgütsel ilişki ve süreklilik olduğu gibi işlenmesi tasarlanan ve işlenen eylemle örgüt arasında bir bağlantının varlığının da araması gerekir. Somut tehlike suçu olsa bile suçun oluşumu için elverişlilik unsuru aranır. Kesintisiz bir suç olup, birleşmenin belirsiz bir süre devamı gereklidir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır.
TCK'nın 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma suçu” için, suç işlemek için örgüt kurma ve diğer örgüt suçlarından farklı olarak devletin güvenliği ve anayasal düzeni, anayasal düzenin işleyişine karşı suçlardan herhangi birini işlemek üzere anlaşma yeterlidir. Suç işlemek üzere örgüt kurma suçu için en az 3 kişinin organize yapı oluşturması zorunlu bulunduğu halde, TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç iki veya daha fazla kişinin amaç ve araç açısından, maddi olgularla belirlenen bir biçimde fikren anlaşması suçun oluşumu için yeterlidir. Bir örgütlenme ve hiyerarşik yapının bulunması gerekmez. TCK'nın 302 ilâ 315 maddelerinde tanımlanan suçların icrasına başlanılmayan hallerde suçların işlenmesi için anlaşmaya varan kişiler yönünden TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç oluşacaktır.
3-TERÖR SUÇLARI; TERÖR VE SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA, YÖNETME, ÜYE OLMA SUÇLARI:
a- Terörün tanımı ve terör suçları:
Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanun'da gösterilmiştir. Kanun'un 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için;
Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir. Eylemle, Anayasada belirtilen, Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır. Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır.
Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları ve 4. maddesinde de işlenme bağlamına göre dolaylı terör suçları gösterilmiştir.
b- Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları:
aa-TCK'nın 314. maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olmalıdır. TCK'nın 220 maddesinden ayıran en önemli ölçüt budur. Burada sayılan suçlar dışında kalan amaç suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütler de TCK'nın 220. maddesi kapsamında kabul edilmiştir.
bb-3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile silahlı olmayan terör örgütlerini kurma, yönetme ve üye olma suçları düzenlenmektedir.
4-TERÖR ÖRGÜTLERİNİN NİTELİKLERİNİN BELİRLENMESİ:
Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında, bir oluşumun, örgüt niteliğinde bulunup bulunmadığı ve niteliğinin belirlenmesi hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yargılama safahatında, dava ya da soruşturmaya konu oluşumun nerede, ne zaman, kimler tarafından, ne amaçla kurulduğu; ülke genelinde amaca elverişli eylem ve faaliyetlerine ilişkin bilgiler ilgili Devlet kurumlarından dosyaya getirtilmek suretiyle dosyada mevcut olay ve deliller doğrultusunda yargılama makamlarınca belirlenmekte ve yargı kararının kesinleşmesi ile oluşumun suç, terör ya da silahlı terör örgütü niteliğinde bulunup bulunmadığı kesin olarak tespit edilmektedir.
B- MAHKEME TARAFINDAN KABUL EDİLEN ÖRGÜT DOKÜMAN LARI:
1- ÖRGÜT ANA DOKÜMANLARI
a-.... Analiz Yeniden .... Yönetim ve Geliştirme Projesi ..../ 29 Ekim 1999:
Kapak kısmında ....ve arkadaşlarının kalpaklı fotoğrafına yer verilerek, altında mütarekeye rağmen aldığı önlemlerle ordunun ayakta durmasını sağladığı ibaresi bulunan ve içindekiler dizinin 6 bölüme ayrıldığı, “Amaç” başlıklığı altında, “bu çalışmanın amacının ... ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş ...tek ve gerçek içtenlikli koruyucusu ... bünyesinde faaliyet gösteren ....'un re-organizasyonuna katkıda bulunabilmektir” saptaması yapılan ve “Cumhuriyetin 75. yılının idrak edildiği 20 yüzyılın son yılında, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin çok tehlikeli bir tırmanışa geçtiği” vurgulanarak, “1914 den buyana devam eden Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasını amaçlayan savaşın sürdüğü” tespiti ile “dış ülke istihbarat örgütlerinin devletin her kademesine sızdığı, hatta ....girdiği dönemler yaşandığı ve bunun içindir ki ..... bünyesinde faaliyet gösteren ...'un Türkiye Cumhuriyeti için her zamankinden fazla yaşamsal önem ifade ettiği” vurgulanıp, “bu çalışmada, ...ilke ve hedefleri doğrultusunda TSK bünyesi içinde faaliyet gösteren ...'un sorunlarının belirlenmesi ve giderilmesine yönelik gözlem ve tespit önerilerine yer vermekle kalmayıp, yeni bir yapılanma örneği teklif edildiği ve ....'un 21. yüzyıl koşullarına uygun re-organizasyonu doğrultusunda analiz yapılarak, yeniden yapılanma raporunun hazırlandığının” belirtildiği yazılmıştır. “Kapsam” başlığı altında, “bu analiz yönetim geliştirme ve yeniden yapılanma raporu haddimizi aşarak ....'un büyüteç altına alınmasından daha ziyade, 21. yüzyılda yeni bir yapılanma ile değerli ... mensuplarının yanı sıra sivillerden de sonuna değin yararlanılması gereği ve zorunluluğuna” yer verildiği belirtilmiş; “... içerisinde yer alan değerli .. mensupları ile ... ve ülkesine bağlı her meslekten sivillerin organizasyonu ile ortaya çıkacak olan yeni yapılanma gerçekte geç kalmış bir girişim olarak görülmelidir her meslekten seçkinlerin yer alacağı sivil personel kadrosu ile ... iç ve dış faaliyetlerinde çok daha etkin bir güce erişecek hareketlilik, duyarlılık, yaptırım gücü yüksek olanaklar kazanmış olacaktır” ibarelerine yer verilmiştir. “... Örgütlenme” başlığı altında ise istihbarat tarihinden bahsedildiği; “Yöntem” başlıklı kısımda, “21. yüzyılda ...'un resmi istihbarat kuruluşlarının yanı sıra legal ve illegal örgütlenmelere karşı mücadele etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacağının bilinmesinin yeterli olmayacağı bu bağlamda ....'un faaliyetlerini yeni ve gelişmiş yöntemlerle sürdürmek zorunda olduğu” belirtilmiştir. “Gizlilik Prensibi” başlığı altında, istihbaratta gizliliğin önemi ve genel olarak istihbarata ilişkin örneklemelere yer verildiği anlaşılmaktadır. Yine dokümanın “21. Yüzyıla Girerken Dünyada İstihbarat Ve Örgütsel Yapılanma İle Faaliyet Alanlarının Önemi” başlığı altında yer alan, “Genel” alt başlığı altında, Türkiye'deki resmi istihbarat kuruluşlarına ilişkin genel değerlendirme ve bilgilere yer verildiği ve “...'un .... Kuvvetlerinin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerinde içinde yer alacağı sivil personelden yararlanmakta, karşılaştığı ve bundan sonra karşılaşacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir” saptamasına yer verilmiştir. “İstihbarat .... Ve ... Genel Durum Ve Sorunlar” başlığı altında ise istihbaratta insan faktörünün öneminden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Dokümanın “.....” başlığı altında, “21. yüzyılın en önemli sorunlarından birisinin de terör olacağı belirtilip, terör gruplarının mutlaka kontrol altında tutulması, gerekirse naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alması gerektiği ve siyaseti 21. yüzyılda istihbarat örgütlerinin belirleyeceği” saptaması yapılmış ve devamla “dünyada var olabilmiş tüm sistemler ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri engellemiştir. Bunun ise iki yolu vardır: 1-Suikast 2- Dezenformasyon” ibaresine yer verildiği; “Yeniden .. ve Personel Analizi Genel Durum ve Sorunlar” başlığı altında istihbarat örgütlerinin yeniden yapılandırılması ve insan kaynağı hususlarına yer verilip bu sorunlar nedeniyle .... gibi çok özel bir yapılanmanın içinde yer alması uygun görülecek devamla “sivil personelin seçimi olabildiğince dikkat, titizlik ve özen istemektedir. Aksi halde ... Cumhuriyeti resmi istihbaratı MİT'in bugün içinde bulunduğu sorun ve çelişkilerin benzer versiyonları ... bünyesine taşınmış olur. ..., benzer bir örneği kendi içinde Jitem gerçeği ile yaşayarak yeterli deneyim elde etmiştir. Bu deneyim kazanımı bugün düzenlenecek olan yeni; “...'un gözleri her şeyi görmeli, kulakları her şeyi duymalıdır. Yabancı örgütler ve içlerine sızdırılan ajanlar aracılığıyla elde edilen istihbarat çok önemlidir. Ancak bunlar kontrol dışında kalan kanallardır” ibaresine yer verilmiş; “Sivil Toplum Örgütleri” başlığı altında, “...'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır. Çünkü sivil toplum kuruluşları içte ve dışta kamuoyunda kutsal bir İnsanlık görevini yerine getiren örgütler olarak değerlendirirler. ...Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü bu örgütlenmelerin finans kaynakları dış ülkelerdir. Bir istihbarat örgütünün organizasyon ve eleman yapıları çok büyük önem ifade eder. ... merkez yönetiminde yer alacak eleman sayısı olabildiğince az olmalıdır” ibarelerine yer verilmiştir. “Köprü Personel” başlığı altındaysa, “genç, yetenekli, eğitimli, donanımlı personel arasından seçilecek üç kişi .. içerisinde (üniteler arası) ve örgüt dışında örgütü temsilen hareket edebilmeli ve teması sağlamalıdır. Bu kişiler örgüt içerisinde görev almamalı, örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmelidir. Böylece güvenlik sağlanmış olacaktır. Zaman içinde bu personel arasında ... bünyesinde yönetici olacak çok başarılı personel yetişecektir. “Ajan Profili; Fahişeler” başlıkları altında genel bilgiler derc edilmiş olup, “Medya” başlığı altındaysa, “güçlü istihbarat örgütlerinin medyadan sonuna değin yararlanılması” gerektiği saptaması yapıldıktan sonra, “... medya kuruluşlarını kontrol etme yönündeki faaliyetlerinin kendi medya kuruluşlarını oluşturarak mevcut ulusal ve uluslararası oluşumları doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme denetleme ve kontrol altına alma yöntemini uygulamaya koymaya kaçınılmaz bir biçimde zorunludur” denilmektedir. “Uluslararası Ticaret ve Bankacılık” başlığı altında, “...doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomi/politik denge sağlayabilmelidir. ...'un üretim tesislerine ticari holdinglere ve bankalara ihtiyacı vardır. Hem de doğrudan ve mutlak sahibi olarak” denilmiştir. “İlaç ... ve Taşımacılık” başlığı altında, genel bilgiler verilmiş olup, “İllegal İşler” başlığı altında, Türkiye'nin uyuşturucu ticaretini denetim altına alması gerektiği vurgulanmaktadır. “... Planı Merkez Yönetim” başlığı altında ise “.... örgütünün başkanına doğrudan bağlı olan dört daire komutanlığı ile iki sivil başkanlıktan oluşmalıdır. Toplam altı ünitenin komutan ve başkanlarının bir asistanı ile bir de bölüm uzmanlarından oluşan iki yardımcısı olmalıdır. Ünitelerin komutan ve başkanlarının yanında görev alacak bölüm uzmanı illegal faaliyetlerin yurt içi ve yurt dışı hukuk platformunda legal gibi gösterilebilmesi düzenlemelerinden sorumlu olacaklarıdır. Şöyle ki, 1-... Başkanlığı, 2- .... Komutanlığı, 3- ....ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı, 4- .. Dairesi Komutanlığı, 5- ......Başkanlığı (sivil), 6- ....Araştırma Dairesi Komutanlığı, 7- .....ve Planlama Dairesi Başkanlığı (sivil) bu ünitelerin komutan ve başkanları birbirlerini tanımlarında hiçbir sakınca olmamakla birlikte, birbirlerinin görev ve sorumluluk alanlarını bilmemeleri esası ......'a istihbarat örgütleri içinde ayrıcalıklı bir özellik ve güvenlik kazandıracaktır. Bu altı ünitede görev alacak ajanlar kendi bölümlerinin komutan ve başkan asistanları dışında diğer üniteler ve personeller ile hiçbir şekilde ilişki kuramamalıdır. Üniteler arası enformasyon değerlendirmesinde ayrıcalık tanınabilecek tek bölüm ..... Dairesi Komutanlığıdır. Çünkü elde edilen enformasyon analiz ve değerlendirilmesinde gerektiği hallerde katkısı olabilir” ibarelerine yer verilmiş; “Kontrol Dairesi” başlığı altındaysa, “bu dairenin varlığından ......örgütü Başkanı / Komutanından başka hiç kimsenin bilgisi olmaması kesin bir gerekliliktir. Operasyonlarda yer alması zorunlu olan bu dairede yer alan ajanların ilk görevi operasyon alanı içerisinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemektir. İkinci bir görevleri karşı istihbarat örgütlerine geçen yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden her hangi bir ajanı öldürmektir. Bir ajanın sonu başlangıcında olduğunun ilk işareti, örgüte ve ajanlara karşı sorumluluk alanında yarar sağlamamaya başladığı süreçtir. Kontrol Dairesinde yönlendirilecek ajanlar mutlaka ...... Kuvvetleri bünyesinde operasyon ünitelerinde çok dürüst, güvenilir kişilerden seçilmelidir. Emirleri doğrudan ... Komutanından almalıdırlar. Üst yöneticiler ve örgüt personeli ile ajanları tarafından bilinmemelidirler, ibarelerine yer verilip; “Eğitim” başlığı altındaysa ... örgütü bünyesinde yer alacak personel mutlaka ve sürekli olarak eğitim programlarında tutulmalıdır” saptaması yapılmış, “Kaynak Yaratılması” başlığı altında, İstihbarat örgütlerinin çok güçlü finansa ihtiyacı olduğu ve bankalardan yapılan para aktarımlarından finans sağlanabileceği anlatılmaktadır. “....” başlığı altında, Naylon şirketlerin kurulması gerekliliğinden ve işlemlerin tamamlanmasından sonra naylon şirketlerin kurulmasında kullanılan elemanların ortadan kaldırılmasından bahsedilip, “....'un kuracağı legal ticari şirketler deşifre olmadıkları sürece yaşatılmalı, geliştirilerek güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Böylece ekonominin kontrol altında tutulup, para akışının yönlendirilebileceğinden” bahsedilmektedir. “... ve .... Faaliyetler” başlığı altında, Genel bilgiler verilerek devamında, “Spekülatif Kaynaklar Yaratılması” başlığı altında, “...hazine arazilerinden spekülatif kazanç anlamında yararlanarak kaynak yaratmalıdır. .... hazine arazileri üzerinde yeni organize sanayi alanları ile yeni toplu konut alanlarını oluşturulmasından spekülatif kaynaklar yaratmalıdır” ibarelerine yer verilmiş, “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise; .......i bünyesinde faaliyet göstermekte olan ....'un yeni bir yapılanmaya yönelme zorunluluğu ve gereksinimi yine ...'un kamuoyundaki imaj ve düşünce değişiminin sağlanması zorunluluğu olduğu vurgulanıp, “kamuoyunun kafasının karıştığı içinden çıkamadığı mantıklı ve tatmin edici açıklamalar alamadığı zamanlarda, gelişen her olay karşısında .... sözcüğünü anımsayıp dehşete kapılarak içten içe ... sözcüğünü yinelemekte olduğu medya kuruluşları içerisindeki kötü niyetli çevrelerin ... aleyhine kara propaganda yürüttükleri, ...'un kara propagandadan sağlayacağı yararlık doyum noktasına ulaştığı, bundan sonrasının negatif olduğu tespitine yer verilip, ...'un yeni yapılanması hakkındaki düzenlediğimiz bu raporda haddimizi aşmak gibi bir niyetimiz olamayacağı gibi dürüstlük esasları içerisinde yararlı olacak bir rapor hazırlamaya çalışmamız gerektiğinin de bilincinde olduğumuzu ifade etme gereği duyuyoruz. Raporumuzda dile getirdiğimiz hususların re-organizasyonu personel içinde sağlanacak değişim, örgütün yeniden düzenlenmesi, operasyonel faaliyetlerdeki aksaklıkların giderilmesi, jeo-ekonomi politik alanındaki çalışmalar, eğitim, düşsel yaratıcılıktan ve askeri ateşelerden gereği biçimde yararlanma, teknolojik lojistik olanaklara kavuşulması ile....Türkiye Cumhuriyetinin 76. yaşını kutladığı şu günlerde Türkiye'nin bağımsızlığının devamını sağlayıcı en etkin ve önemli unsurlardan birisi olarak değil, aynı zamanda çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumuna önemli, büyük ve anlamlı katkıları olacağından hiç kuşku yoktur. En içten saygı ve şükranlarımızla” ibaresi ve altta karalanmış bir kısım olduğu görülmüştür. Karalanmış kısımda bazı fotokopilerde strateji grubu yazdığı okunabilmektedir.
b- Lobi Aralık 1999/ ....
....'ün resmi ve “Lobi” ibaresi bulunan doküman kapağından sonra içindekiler dizinin yer aldığı dokümanın “Giriş” başlığı altında dünyada koşullar ve bölgesel gelişmeler nedeniyle sivil unsurların örgütlenmesi zorunluluğunun kaçınılmaz bir gerçek olarak ortaya çıktığı bu gerçekten hazırlanan ve Lobi adı verilen bu gizli örgütsel çalışmanın amaçları doğrultusunda şimdiye değin faaliyet gösterilmemiş olmasının büyük talihsizlik olduğundan bahsedilip, sivil toplum örgütleri, vakıf ve insani kuruluşlara ilişkin dünya ve Türkiye'de tarihi perspektif içerisinde örneklemelerde bulunularak sivil unsur olarak çalışması planlanan Kemalist sivil lobiye veya yapacağı çok yönlü yararlı faaliyetlere gereksinim olduğu bu suretle Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı sivil toplum örgütlerinin karşılarında ilk kez bir sivil kontra hareketin direncini bulacağından bahisle lobinin gerekliliği irdelenmiştir. “Amaç” başlığı altındaysa; Türkiye'de faaliyet göstermekte olan yabancı sivil toplum örgütleri ve Türkiye'deki faaliyetleri hakkında bilgiler sayılmış, Lobinin amaçları arasında etnik, fundamentalist, bölücü yıkıcı unsur ve oluşumlar içine çekilmek istenen gençliğin, böylesi tuzaklara düşürülerek kullanılmasının önüne geçilmesini de sağlamak olduğu vurgulanmıştır. “Kapsam” başlığı altında ise; Lobinin geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalarında özellikle gençlerin resmi ideolojileri ve ülke çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarladığı, lobinin yapılanması ve tüm faaliyetlerinin mevcut hukuk platformu ile çerçevelendiği Lobinin .... ideolojiye bağlılığı, bağımsızlığı kendi içerisinde uygulamaya koyulabileceğinden bahsedilmiştir. “Politika” başlıklı bölümde ise; Lobi tasarım ve girişim uygulamalarında toplumun temiz toplum anlayışına örnek sivil toplum örgütlenmelerinin oluşturulmasına önderlik edeceği, sendikaların Lobi organizasyonu şemsiyesi altındaki kuruluşlar içerisinde yer almalarının sağlanması gerektiği, Lobinin prensip olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içerisinde yer almayacağı, sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalması gerektiği vurgulanmıştır. “Hedef” başlığı altında ise Lobinin amaçlarından saptırılmaması için ekonomik olarak güçlü olmasının esas olduğu, Lobi çalışmalarında medya kuruluşları ile doğrudan temasta bulunmamaya azami özen gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. “Yöntem” başlığı altında, Lobinin prensip olarak hiçbir girişim ve eylemin içinde yer almaması tümüyle yasal düzenleme içinde hareket etmesi ve tüm çalışma faaliyetlerinde gizlilik prensiplerine sadık kalması gerekliliğinden bahsedilmektedir. “Organizasyon Planı” başlığı altında ise Lobinin organizasyon planı 1- Merkez, 2- ...Toplama, 3- .. Değerlendirme, 4- ...Ticaret, 5- Kültür ve Bilim, 6- Teori ve Senaryo, 7-...Propaganda, 8- Hukuk, 9- Uluslararası İlişkiler departmanlarından oluşması gerektiği, Lobinin Merkezinde görev alması için beş güvenilir yöneticinin bulunacağı ve birimlerinin oluşturulması ve sağlıklı işleyişinin sağlanmasından sorumlu olduğu; .... departmanında bir başkan on kişilik yardımcı kadronun yer alacağı ve istihbarat verileri toplama, arşivleme merkeze sunma görevinin bulunduğu; .... departmanının bir başkan ve beş yardımcı kadrodan oluşacağı ve istihbarat analiz raporlarının hazırlanmasından sorumlu oldukları; ...ve Ticaret departmanının bir başkan altı yardımcı personelden oluşacağı, ticari konuları izlemekten sorumlu oldukları; ... departmanında bir başkan;... departmanında bir başkan ve beş senaristin yer alacağı, medya kuruluşlarını yönlendirme çalışmalarına katkıda bulunacakları; ... departmanının bir başkan beş yardımcıdan oluşacağı ve medya kuruluşlarını bilgilendirilmesi, yönlendirme ve kontrol altında tutma görevinin bulunduğu; Hukuk departmanında bir başkan ve beş yardımcısının görevli olacağı bu departmanda sadece hukukçuların yer alacağı ve hukuksal kurallardan azami ölçüde yararlanma çalışanlarının yürütüleceği; Uluslararası İlişkiler departmanında bir başkan, altı yardımcının yer alacağı ve uluslararasında güç odaklarında yer alan kişileri organizasyon şemsiyesi altındaki kuruluşlara kazandırma çalışması gerçekleştirecekleri açıklamasına yer verilmiştir. “Kadro” başlığı altında, Yalnızca sivillerin yer alacağı, bu örgütlenmenin köprü eleman ile faaliyet göstereceği merkezde yer alan beş sivil yönetici ile köprü personel görevini üstlenecek iki sivilin atanacağı, yine “Eleman profili” başlığı altında ise Lobi örgütlenmesi içinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanımlarının bulunmasının aranılacağı ancak, sistem ile barışık olmayan kişililer arasından da eleman seçimi cihetine gidilmesi ile Lobinin etkili ve önemli kuruluşlarında her kesimden portrenin kullanılması gerektiği, yine birim başkanları, köprü personel, finans, ticaret, şirket ve vakıf faaliyetleri, başlıkları altında bu hususlara ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise Lobinin faaliyet alanları içerisinde ....,.....,.....,.....,ve tüm ....de çok önemli başarılar sağlanabileceği saptamasına yer verilmiştir. “Sonuç ve Öneriler” başlığı altındaysa, Lobinin Türk İnsanının ve toplum yapısının özellikleri ile doğabilecek her türlü gereksinim dikkate alınarak tasarlanmasına özen gösterilmeye çalışıldığı, Lobi adı verilen örgütsel organizasyonun faaliyetlerine gelecek zaman dilimi içinde çok daha fazla gereksinim olacağı saptamasıyla ve saygılarımızla ifadesi ile doküman sona ermektedir.
2-MAHKEME TARAFINDAN.... ÖRGÜTÜNE AİT OLDUĞU KABUL EDİLEN DİĞER BELGELER:
a) .... Örgütü Tarafından Türkiye'deki Gruplara, Tarikat Ve Cemaatlere, Mafya Oluşumuna Yasadışı Örgütlere İlişkin Olarak Hazırlandığı Kabul Edilen Belgeler:
aa) Reaksiyon Etnik Fundamentalist/bölücü/yıkıcı Unsurlar Analiz ve Tasfiye Projesi İstanbul/Kasım 1999
Analiz amacı, kapsam.... ve ... başlıklı 1. bölümün, analiz amacı alt başlığı altında; "... adlı bu analiz/projenin amacı .... bünyesinde faaliyet gösteren.....un milli mücadele girişimlerinden günümüze ....'nin varlığını tehdit etmekte olan etnik, fundamentalist, bölücü ve yıkıcı unsurların kaynak ve hedeflerini belirlemesi ile tasfiye edebilmesine katkıda bulunabilmektir" ibaresinin yer aldığı,
“Yöntem” başlıklı bölüm sonunda, “... Devletinin bağımsızlığı ve varlığını ortadan kaldırmaya yönelik her türden etnik/fundamentalist/bölücü/yıkıcı unsurlar ile mücadelede uygulanacak yöntem: meşruluk plâtformunda, reaksiyon prensipleri esas alınarak sürdürülmelidir. Kesin başarı sağlayacak yollara açılan kapıların tek anahtarı bu yöntem olabilir. Üzerinde ısrar ettiğimiz bu yöntemin sağlıklı bir biçimde işleyebilmesi için, çok sağlıklı bir istihbarat ve toplanan istihbarat verilerinin derinlemesine analizi ile gerçekleştirilebilir” yolunda değerlendirmelerde bulunulduğu anlaşılmıştır.
bb) ..... Operasyonların Tasfiyesi, .... ve Türk-kürt Kardeşliği .../1 Mayıs 2000
.... Örgütünün yönetim kadroları, finans ve yayın organlarının denetim altına alınması, böylelikle dış güç odaklarının kontrol ve yönetiminden arındırılmasının sağlanacağı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.
cc) ..... Eylül 2000
“Sunuş” başlıklı bölüm içeriğinde, "Bu çalışma ulusal ve uluslararası entrika labirentlerinde, çıkarları doğrultusunda diledikleri gibi at koşturan narko/ekonomi/politik prensiplere sırtını yaslamış, kamuoyunda mafia tanımlaması ile anılan ....(devletçe örgütlenmiş) güç odaklarının re/organizasyonu için hazırlanmıştır" ibarelerine yer verildiği ve “...'nın Yeniden Yapılandırılması” başlıklı bölümde “...'nın yeniden yapılandırılabilmesi mutlaka askeri bir girişim olarak ele alınmalıdır.” “Türkiye'de yapılması gerekli ve zorunlu olan doğrudan Genelkurmay'a bağlı 'sivil' bir kurul tarafından oluşturulacak Mafia yapılanmasıdır" yolunda değerlendirmede bulunulduğu anlaşılmıştır.
dd) ...Silahları Üretim ..../ 13 Kasım 1999
Kimyasal silahların tarihçesi, kullanımı, önde gelen kimyasal silahlar ve biyolojik silahlar ile.. savaşları gibi başlıklar altında açıklamalarda bulunulduğu ve .... ... ve ...savaşların 21. yüzyıl savaş teknikleri içinde en etkin ve yaygın gücü oluşturacağına ilişkin saptama bulunduğu; “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise, .... bünyesinde faaliyet göstermekte olan "..."un dikkatlerine sunulan bu analiz ve öneri çalışmasının amacı, kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmenin kaçınılmaz gerekliliğine olan inancımızdır.”ifadesine yer verilmiştir.
ee) Fundamentalist Terör .../ 3 Nisan 2000
Fundamentalist olarak nitelendirilen kişi ve çevrelere ilişkin çeşitli değerlendirme ve açıklamalar yer almıştır.
ff) Osmanlı'dan Günümüze Masonik Bilderberg Çetesi, Siyonizm Ve Protokol, Finans Odakları Ve Teknokratlar Nasıl Egemen Oldu? İstanbul/30 Mart 2000
Bilderberg grubunun kuruluşu, gizli toplantıları, Türk basınında bilderberg başlıkları altında değerlendirmelerine yer verilmiştir.
gg) Sabetaycılık Ve Türkiye Sabetayları (dönmelik) Reoasta - Operasyon Projesi- İstanbul/mayıs 2000
Rav Sebetay Zwi ve Sebataycılık hakkında açıklama ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
hh) Hizbullah İstanbul/Şubat 2001
Hizbullah terör örgütününe yönelik değerlendirmeleri içermektedir.
b) .... Örgütünün İstihbarat, İstihbarat Kuruluşları ve MİT İle İlgili Olduğu Kabul Edilen Belgeler
aa) 21. Yüzyıl'da Casusluk-Araştırma-Gözlem-Analiz Raporu İstanbul /Aralık 2000 İsimli Belgenin;
İstihbarat faaliyetletleri ve .... hakkında değerlendirmeleri, içerdiği;
bb) Şirket Gizli Gerçekler Gözlem & Analiz Aralık 2000/İstanbul isimli belgede;
... ve bazı ... görevlileri hakkında değerlendirmelerinin yer aldığı,
cc) Şirket &... Gözlem & Analiz ..../ Aralık 2000 belgesinde;
Bir kısım... görevlileri ile bazı şahıslar hakkında eleştirel değerlendirmeler ve biyografik yazıların yer aldığı anlaşılmıştır.
dd) JİTEM'ci ve ..'çi ... Başlıklı Belgede;
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ulusal istihbarat mekanizmasını yeniden ve sıfırdan kurması kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur. Ancak yepyeni bir istihbarat örgütü kurulurken, bu girişim son derece gizli tutulmalı ve bundan siyasi, bürokrat, teknokrat ve hükumet kadroları haberdar edilmemeli, ...kadroları yeni yapılanmanın içinde yer almamalıdır.” ibareleri bulunmakta olup, “21. yüzyılda ülkelerin bağımsızlığı ve güçlenerek gelişebilmeleri, istihbarat örgütlerinin başarılı çalışmalarına göre şekillenecektir. Bu gerçeğin görülmesi ve gereğinin süratle yerine getirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.” yolunda değerlendirmede bulunulduğu anlaşılmıştır.
ee) ..& ... Gazeteciler İstanbul/Aralık 2000 belgesinde;
Medya içine yerleştirilen istihbarat ajanlarının varlığı ve bunun gazetecilerin güvenilirliği ile basın özgürlüğüne etkisinin değerlendirilmiştir.
c-) ... ve Lobi Örgütlenmesinin İdeolojik Yapısına Ve Sivil Toplum Kuruluşları Örgütlenmesine, Gençlik Yapılanmasına Dair Olduğu Kabul Edilen Belgeler :
aa) ... Hareket İstanbul/Eylül 2000 belgesinin;
“....Hareket Derneğinin merkezinin İstanbul olması gerektiği, anılan dernek merkezinin üretilen ve üretilecek teorik stratejik ve doktriner argümanların yaşama geçirilmesi için propaganda merkezi olarak faaliyet gösterecek ülke içinde ve ülke dışındaki merkezlerin koordinasyonunu sağlayacağı, yönetiminin üreteceği teorik, stratejik ve doktriner argümanların, dernek dışından oluşturulacak beş kişilik gizli bir komite tarafından üretileceği, komite üyeleri arasında iletişimi sağlayacak olan bir köprü personelin yer alacağı, dernek başkanının talimatları köprü personelden alıp uygulamaya koyacağı; Derneğin ülke içinde her alanda kitlesel ve kurumsal faaliyetlerde bulunarak Kemalizme aykırı her konuda direnç göstereceği” ibarelerinin yer aldığı,
bb) ...Mode..... Dinamik Ulusal Güç Birliği &... Cephesi adlı belgede;
"... adı verilen bu çalışmada; ...Birliği gençlik mercek altına alınması suretiyle, analizinin yapılarak, 21. Yüzyıl Türkiye'sinin ulusal çıkarlara ve Kemalist ideoloji ilkelerine uygun biçimde yeniden örgütlenmesinin planlandığı" ibarelerini içerdiği , gençlik hareketleri ve gençliğin örgütlenmesi, Lümpen gençlik, Üniversite gençliği, gibi konu başlıkları altında anılan hususlara ilişkin değerlendirmelere yer verildiği;
“Sonuç” başlıklı bölümünde ise "Bu çalışmada temel amaç; ... Birliği merkezli, Kemalist örgütlerin sağlıklı ve realist biçimde oluşturulmasının önemini ve gerekliliğini dile getirmektir. Merkezin oluşturulması, yerel ve bölgesel örgütlerin kuruluşu, faaliyet alanları ve örgütlerin birbirlerini tamamlayıcı, farklı sorumluluklar üstlenmeleri ve saptanan hedefler doğrultusunda faaliyet ve eylemleri ile uygulanması gereken yöntemlerin detayları bu çalışmanın dışında tutulmuştur.” ifadelerinin yer aldığı;
cc) Ulusal Gençlik Birliği Üzerine Görüşler 3 Aralık 2000
“Program Sorunları” başlığı altında, "Ulusal Gençlik Birliğinin kuruluşu ve inşası ... iktidar projesinin bir parçası olarak ele alınmalıdır", "Amaçlarımız 'hukuk devleti evrensel demokrasi gibi neoliberallerin vurguladığı kavramlarla değil ...Devrim'in program kavramlarıyla ifade edilmeli ve terim kargaşasına son verilmeli', '... düşmanlığıyla gençlik birleştirilemez', 'Programı doğru olan Ulusal Gençlik Birliği Türkiye Üniversitelerinin yarısında örgütlü olan ...Toplulukları gibi oluşumları bir araya getirerek önemli bir birikimi kucaklamıştır.' Ulusal Gençlik Birliği ....'da 38 üniversiteden 427 öğrencinin katılımıyla kurulmuştur." yolundaki açıklamaların yer aldığı ve Türkçe karşılıkları bulunan fundamentalist, monopol, apolitik, globalleşme, gibi sözlükleri kullanmamak gerektiğine ilişkin değerlendirme ile son bulduğu;
dd) Dinamik Anti/Tez ...09 Aralık 2000 İsimli Belge
"Ebedi ....'ün strateji dehasını örnek alarak hazırladığımız, ... Model: .... Hareketi çalışmayı ... adıyla tanımlamayı uygun görmüş, Ulusal Güç Birliğine ulaşmanın yolu olarak ... örneğinden yola çıkılması gerektiğini vurgulamaya özen gösterdiğimiz 29 Ekim 2000 tarihli tez....'e iletilmiştir. ... tarafından kaleme alınan "....Üzerine Görüşler" adıyla ileri sürülen düşünceler objektif olarak entelektüel birikim süzgecinden geçirildiğinde, örtülü antitez niteliği taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.” ibarelerini içerdiği ve başta ulusal gençliğin toplumun değerler ve ortak ideal çerçevesinde örgütlenmesi sağlanarak yaratılan olumsuzluklara tepki gösterilmesinin gerektiğine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği,
ee) Genel Yapı
.... Derneği hakkında değerlendirmelerin ve faaliyetlerine ilişkin önerilerin yer aldığı,
Anlaşılmaktadır.
d) ..Örgütüne Bağlı Lobi Örgütlenmesinin Medya Yapılanmasına Dair Kabul Edilen Belgeler
aa) Ulusal Medya 2001 İstanbul belgesinde;
....tesinin re/organizasyonu konusunda değerlendirmelerin yapıldığı ve içerisinde “Bağımsız ulusal medya kuruluşlarının yaratılabilmesi için yurtta ve yurt dışında faaliyet gösteren Türk iş adamları arasından seçilecek kişilerden ...i” oluşturulması ve burada yer alacak iş adamlarının devlet kurumlarınca ticari faaliyetlerinde desteklenmesi gerektiği”ne ilişkin ibare ve değerlendirmelerin bulunduğu ,
bb) Kanal 6 Analiz Yönetim ve Geliştirme Projesi .../ Kasım 1999 belgede;
Türkiye'de ulusal yayın yapmakta olan Kanal 6 televizyonunun re/organizasyonuna katkıda bulunmak amacıyla hazırlandığı ve bu hususta somut öneri ve görüşlere yer verildiği, Kanal 6'nın gerçek re/organizasyonunun sağlanabilmesi için talep edilmesi halinde daha birçok ayrıntılı etüdün hazırlanmasının mümkün olduğu ibarelerini içerdiği; yine Dünya ve Avrupa Birliğinde yayıncılık konularında değerlendirmelerin yapıldığı,
cc) Dergi Analiz & Proje ..../22 Temmuz 2000 belgesinin;
Dergi yayıncılığı konusunda değerlendirme ve önerileri içerdiği,
dd) Ulusal Medya 2010 belgesinde;
Giriş başlıklı bölümde “Türkiye'nin Laik Cumhuriyet yapısına kastetmiş dış odaklar, devşirdikleri yerli işbirlikçilerin desteğiyle ülkenin üniter devlet yapısını ortadan kaldırabilecek bir güce erişmişlerdir. Bir zamanlar emperyalist devletlerin emellerine hizmet eden karşı devrim heveslisi unsurların ülkeyi sürükledikleri şartlardan çok daha vahim oluşumlar içerisine itilen Türkiye'de, bugünkü emperyalist işbirlikçiler ile baş etmek için ... ideoloji ruhunu yeniden canlandırmanın gerekliliği apaçık ortadadır.”değerlendirmelerine yer verildiği; Referanslar bölümünde ise, "...; Analiz, Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi; Eleman ve Organizasyon; Medya 29 Ekim 1999 ... Kanal 6 Analiz; Yönetim ve Geliştirme Projesi, .../ Kasım 1999, Reaksiyon; Etnik/Köktendinci/ Bölücü/Yıkıcı Unsurları Analiz ve Tasfiye Projesi; Günümüz Türkiyesi; Medya.... / Kasım 1999, Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine; Cumhuriyetin İdeolojik Hegemonyasının Yeniden Örgütlenmesi; Medya Araçlarının Örgütlenmesi 25 Kasım 1999. Lobi; Organizasyon Planı; İletişim ve Propaganda. Aralık 1999, .... Clarridge & Gülen İlişkisi; İ... / 29 Mart 2000, Televizyon; Analiz, Yönetim ve Geliştirme Projesi. .../ Temmuz 2000, Dergi; Analiz & Proje, ..... / 22 Temmuz 2000, Ulusal Medya 2001; İ... / Eylül 2000. .... Hareket; ... / Eylül 2000. ....i; Re/Organizasyon Çalışması 2001, Sosyal Sınıfların Analizi ve Sosyo-Psikolojik Mühendislik; Toplumsal Algılanın Dizaynında Medyanın Rolü Ankara / Ekim 2006, Psikolojik Harekat.../ Aralık 2006" yazıldığı,
".... güçlerin ve işbirlikçilerinin haricindeki tüm Türk sanatçı, aydın ve gazetecilerin Kemalist ideoloji çatısı altında birleşmeleri sağlanmalıdır. Ulusal medya oluşumuna katkıda bulunma her Türk aydınının üstüne düşen bir sorumluluktur" içeriğindeki değerlendirme ile son bulduğu,
ee) Televizyon Analiz Yönetim Ve Geliştirme Projesi ..Temmuz 2000 belgesinde;
"Cumhuriyet gazetesi ile Ulusal TV'nin hisselerini elinde bulunduracak olan yeni anonim bir şirket kurulmalıdır. Bu şirketin yönetim kurul başkanlığı ile yönetim kurulu üyeliğine getirilecek olan kişiler önemlidir ve özenli bir seçim yapılmalıdır" ibarelerini içeren sunuş başlıklıklı bölümün devamında; Türkiye'de ulusal yayın yapacak olan özel televizyon istasyonun yapılanma ve re-organizasyonuna katkıda bulunabilmenin amaçlandığı belirtilerek anılan hususta değerlendirmelerde bulunulduğu,
ff) Cumhuriyet Gazetesi Re/organizasyon Çalışması
Ulusal medyanın merkez üssü seçildiği ifade edilen Cumhuriyet Gazetesinin hisselerinin devri konusunda açıklama ve değerlendirmelerin yer aldığı;
gg) Yeni Bir Medya Patronu Yaratılacak Başlıklı Bilgi Notu
Medyanın içinde bulunduğu duruma ilişkin yapılan geniş çalışşmanın daha önce sunulmuş olduğu belirtilerek Medyada yeni bir ortaklık bağı kurularak yazılı ve görsel yayıncılık sektöründe medya gruplarının karşısında güçlü bir rakip olarak çıkılması için hazırlıklar yapıldığı hususunda değerlendirmeler içerdiği,
Anlaşılmaktadır.
e).... Örgütünün Lobi Örgütlenmesinin İş Dünyası, Sanayi ve Ticari Faaliyetlerine ilişkin Olduğu Kabul Edilen Belgeler :
aa) USİAD Ulusal Sanayici ve İş Adamları İstanbul/12 Nisan 2000 belgesinde;
Ekonomik alanda yer alan sivil toplum örgütü olarak nitelendirilen ...ve .... Adamları (...)'ın desteklenmesi gerektiği yolunda değerlendirmelerin yapıldığı
bb) Birleşik ......... 27 Haziran 2000-06 Operasyon Belgesinde
Birleşik .....Uluslar arası platformda faaliyet gösterebilecek dinamik ve örtülü faaliyet birimi olarak kodlandığı, bu nedenle kuruluş, personel ve tüm faaliyetlerinin temelde yerel hukuk normlarına uygun olması zorunluluğunun bulunduğu gibi evrensel hukuk standartlarına da azami özenin gösterilmesi gerektiği, yine Uluslararası.... A.Ş ve Uuluslararası Protokol ve Halkla ilişkiler A.Ş. konularında yapılması amaçlanan çalışmalara ilişkin değerlendirmelerin bulunduğu;
cc) ...A.Ş. Uluslararası Güvenlik Şirketi Projesi ...l/26 Haziran 2000 belgesinde;
Kurulmasının planlandığı belirtilen Özel güvenlik şirketlerinin yapısı ve faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği;
dd) ...l A.Ş. Uluslararası Halkla İlişkiler Şirketi Projesi İsimli Belgede
Kurulması planlanan Uluslararası ... ve halkla ilişkiler şirketlerinin yapısı ve faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği;
...l A.Ş olarak kurulması planlanan şirketin anonim şirket olarak faaliyet göstereceği, yönetim kurulu başkanının emekli bir kurmay albay olacağı, şirket faaliyetlerinin denetimi ve şirket organizasyonun Merkez Birim tarafından yerine getirileceği, şirketin uluslararası nitelikte bir şirket olmak için girişimler yapması gerektiği,
ee) Özel Güvenlik Şirketi İstanbul 11 Temmuz 2000 belgesinde;
Özel güvenlik teşkilatı, özel güvenlik şirketleri, özel güvenlik şirketi personeli, ve denetim bölümlerinde; mevzuata ilişkin açıklamaların yapıldığı ve "Öneriniz üzerine; dikkatlerinize sunulan bilgiler ve gelişmelerden yararlanılarak “Uluslararası Özel Güvenlik Şirketi” kuruluş çalışmalarının başlatılması, “Lobi” koduyla tanımlanan faaliyet alanı içinde yer alması uygun görülen projenizin hayata geçirilmesinin yararlı olacağı görüş birliği ile kabullenilmiştir. Gereğini rica ederiz" ibarelerinin yer aldığı,
ff) Oluşum Aralık/ 1999 Belgesinin;
....'in güvenliğinin sağlanmasına ilişkin değerlendirmeleri içerdiği;
gg).... /Yatırım ve İşbirliği Oluşum Raporu ....l/21 Ağustos 2000 belgesinde;
Türkiye–K.Irak arasında ticari, yatırım ve işbirliği oluşumu konusunda değerlendirmelerin yapıldığı,
Belirtilmiştir.
f) ..... Lobi Örgütlenmesinin Sanat ve Kültür Yapısına ilişkin Olduğu Kabul Edilen Belgeler:
aa) Redaktör Casuslar Hayalet Yazarlar Araştırma / Gözlem Analiz İstanbul /29 Mayıs 2000 belgesinde;
Türk edebiyat ve araştırma dünyasının gerçek değerlerinden yararlanılması gerektiği, bazı güç odaklarının yaptığı gibi; "redaktör" değil, yazarlığını kanıtlamış, eserleri ile okura mesaj verebilmiş gerçek yazarların bilgilendirilerek, literatür dünyasına yeni eserlere ve kaynak eserler yaratabilmelerine olanak sağlanması, böylece Türk ve dünya kamuoyunun değer verdiği bağımsız yazarların, özgün ve objektif eserleri ile bilgilendirilerek "güven" unsurundan yararlanmanın başarılmasının gerekli ve zorunlu olduğuna ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı;
bb) ... Sanatçılar-Türk Toplum Yapısında Değişim (Sanat-Sanatçı-Entelektüel ve İletişim Dünyasında İstihbarat Faaliyetleri)....l/10 Nisan 2000 belgesinde ise;
İstihbarat örgütlerinin sanat ve sanatçı ile ilişkileri ayrıca sanatçılara bakış açısı ve bu konudaki önerileri de içeren Türkiye'de sanat ve sanatçı konularında değerlendirmelerin yapıldığı,
Anlaşılmaktadır.
g) ... Örgütü Mensupları Tarafından Hazırlandığı Kabul Edilen, Bireysel Çalışma Niteliğindeki Belgeler
aa) Devletin Yeniden Yapılanması İçin Öneriler Mastır Plan Ön Çalışması Belgesinde
“Çalışmanın Amacı ve Kapsamı” başlıklı giriş bölümünde, sunulan bu bilgiler bir taslak çalışma olup “yazılı düşünme” olarak değerlendirilmelidir ibarelerini içeren ve Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde gerekçesini bulan yeni bir teşkilat yapısı oluşturma ve uygulamalarının temel hareket noktalarını oluşturacak “Mastır Plan” çalışmasına ışık tutmak amacını taşıdığının belirtildiği,
bb) Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine 25 Kasım 1999 İsimli Belgede
Farklı içerikte metinlerinin bulunduğu, devletin yeniden yapılandırılması hususunda öneri ve görüşleri içerdiği ve “Türkiye halkı 21. Yüzyılın başında Kemalist devrimin ikinci büyük atılımını gerçekleştirecektir. Türkiye, arkada kalan yüzyılın başında olduğu gibi mazlum milletlerin yeni atılımında öncü roller oynayacak ve devrimci bir model yaratacaktır. Türkiye Avrasya yüzyılının yıldızı olacak birikime ve dinamizme sahiptir" yolunda değerlendirmede bulunulduğu,
cc) Cumhuriyet Devrimi İktidarı Projesi İsimli Belgede
“Bugün Türkiye, Kurtuluş Savaşı yıllarına benzeyen bir ikili iktidar durumuna girmiştir. 1920-22 yıllarındaki İstanbul merkezli Osmanlı Devleti ve Ankara merkezli Ulusal Devlet arasındaki iktidar bölünmesi, günümüz koşullarında yeniden ortaya çıkmıştır. 1950'de başlayan Küçük Amerika sürecinin yarattığı.... iktidarı ile Kemalist Devrim'den kalan mevzileri savunan Cumhuriyet iktidarı karşı karşıyadır. Yönetim ve parlamento, Küçük Amerika iktidarının denetimindedir. Cumhuriyet iktidarı, Ordu eksenlidir.” yolunda tespitlerin yapıldıktan sonra, bu durumun uzun boylu devam edemeyeceği, çözümün ise Kemalist devrimi tamamlamak olduğu yolundaki değerlendirmelerin yapıldığı;
dd) ...'den Ele Geçen "... Slayt Gizli" İsimli Belgede
Gençlerin genel durumu bölümünde “Gençlerin yaratıcılıkları, politik hareketleri ve sporsal faaliyetleri önemsenmiyor, bu yüzden her sene düzenli olarak milyonlarca yaratıcı gencimiz kayboluyor” ibarelerine yer verildiği;
... (... Gençleri yönlendirme projesi)'nin tamamen gizli bir birlik ile yapılacağı ve .. (... atılımı) hareket Kanun'un Türkiye Cumhuriyeti legal yasalarına uygun şekilde hazırlanmış Kemalizmi baz alan, ...'nın görüşlerine dikkatli bir yönetim şeklinin benimsendiği harekatın yazılı yönergesi olduğu, kavga etmeye ve duygusallaşmaya kesinlikle karşı olduğu değerlendirmelerine yer verildiği; ee) Yeni ... Haziran 2004 İsimli Belgede;
“Milisleşme Ama Nasıl?” başlığı altında, “..., mevcut ulusal ve küresel düzen incelendiğinde, ülkeyi parçalama yolunda devreye sokulan küresel girdaptan kurtarmak için kurulacak altyapının milis bir zihniyet ile oluşturulması gerektiğine fakat bu milisliğin klasik ve klişe metodolojilerden hayli uzak, yeni ve yapıcı dinamikler üzerinden inşa edilmesi gerektiğine inanmaktadır.” ibarelerine yer verildiği ve devamında ise;
“...Kurulacak yapı; yazı boyunca da vurguladığımız üzere, "güç birliği" değil, "güç ağı" prensibi üzerinden dağınık olarak kurulması gerektiğinden, bu yapının "liderlik" mekanizması da kendine özgü olmalıdır. Bundan dolayı, sözkonusu altyapının hiyerarşik değil, heterarşik bir liderlik mekanizmasına ihtiyacı olacaktır.” yolunda değerlendirmeleri içerdiği;
“Sonuç” başlıklı bölümünde yer alan “Bu analiz; söz konusu hareketlenmenin dinamikleri ve yapısı oluştururken; hem mevcut zaafların giderilmesi, hem de daha sağlıklı bir yapının kurulması için çorbada tuzumuz olsun kaygısı ile kaleme alınmıştır.” yolundaki değerlendirme ile son bulduğu;
ff) Türkiye'yi Türksüzleştirme Operasyonu Behiç Gürcihan 2004 İsimli Belgede
Küresel güçlerin Türkiye'yi Türksüzleştirme; Türkleri de millet bilincinden sıyırma operasyonu düzenledikleri; toplumsal ve coğrafi yabancılaşma konularında değerlendirmede bulunulduğu;
gg) 2023 Platformu 23 Ocak 2005-29 Ekim 2023 İsimli Belgede
“2023 Platformu Organizasyon Yapısı” başlığı altında, kurucu konsey, yüzler konseyi, yönetim kurulu, denetim, mali heyet, idari heyet alt başlıklarının bulunduğu şema olduğu,
Belirtilmiştir.
h) ....ve Lobi Örgütlerinin Kendi Mensupları İçin Hazırlattığı Kabul Edilen Belgeler
aa) Fabrikatör Gözlem & Analiz .../Şubat 2000 İsimli Belgenin
Doğu Perinçek hakkında eleştirel içerikli analiz niteliğinde hazırlandığı belirtilen ve içeriğinde özgeçmiş bölümüne de yer verilen belge olduğu,
bb) Analiz (....Türk Ve ....Birlikte Örgütleme Tasarımı)...7 Nisan 2000 İsimli Belgede
Türk ve Kürdü birlikte örgütleme tasarımı konusunda eleştirel değerlendirmelerin yer aldığı;
cc) Türkiye'yi Biçimlendiren Kemalist Generalin Portresi İstanbul/20 Ocak 2000 İsimli Belgede
..... hakkında değerlendirmeleri içerdiği, ... /....l/20 Ocak 2000 ibaresi bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
ı) ...ve Lobi Örgütleri Tarafından Örgüt Mensuplarına ve Diğer Kişilere Hitaben Yazıldığı Kabul Edilen Mektuplar
..., ...., ... ve ...'a yazılan mektuplar yer almaktadır.
i- .... Örgütü Ve Lobi Örgütlenmesi Tarafından Hazırlattırıldığı Kabul Edilen Araştırma Çalışmalarına Dair Belgeler
aa) T.C. ..... Adayları Operasyon ... /30 Nisan 2000 Belgesinde
....adayları hakkında değerlendirmelerinin yer aldığı;
bb) Batı Dünyasından Demokratik Hukuk Örnekleri ...11 Nisan 2000 İsimli Belgede
Bir kısım Avrupa Ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerindeki mevzuat, infaz hukukuna ilişkin uygulamalar ile davalara ilişkin açıklama ve değerlendirmelerin yer aldığı;
cc) .... Sorunu-Kilise Devleti....Ekim 2000/ Şubat 2001 İsimli Belgede
...terörizmi -...sorunun tarihçesi, Türk ...ilişkileri, ... Arşiv belgeleri gibi başlıkları altında ermeniler ve Ermenistan ile ticari ilişkiler konularında değerlendirmelerde bulunulduğu,
dd) ...İşbirlikçilerinin Kronolojik Söylem Ve Amaçlarına Atatürk'ün Yanıtları ...11 Nisan 2000 İsimli Belgenin
“Giriş” başlığı altında, “Bu çalışmamızda günümüz koşulları göz önüne alınarak, tarihsel somut belgelere dayalı, çok özet olmakla birlikte, çok anlaşılır bir biçimde Cumhuriyet Devrimine karşı sürdürülmekte olan savaş gözler önüne serilmesi amaçlanmıştır.” ibaresine yer verilmiş ve devamında; ...'ün çeşitli tarihli konuşmalarına yer verildiği ve “Diğer örnekler” başlıklı bölümün ise; ...., .... Bakanı Cohen ile görüştü; ... "Artık çeyrek asrını doldurmuş olan bu Cumhuriyeti hiç kimse tanımamazlıktan gelemez. Bu çağımızın yadsınamayacak bir gerçeği olmuştur. Nice yıl dönümleri için Kıbrıslı kardeşlerimize saygılarımızı ve iyi dileklerimizi sunuyorum dedi.” ibaresi ile sonlandığı;
ee) 21. Yüzyılda .... Ulusal Program ...-Ulusal İlkeler Global 2000 İ...Aralık 2000 belgesinde;
“Milli güvenlikten sorumlu yönetim kadrolarının Kemalizmin Ulusal Proğramını uygulamakla yükümlü ve sorumlu oldukları, Türkiye'nin önünde bekleyen 10-15 yılın çok güç bir dönem olacağının kaçınılmaz gerçek olduğu; Türkiye'nin Kemalist sivil toplum örgütlerini oluşturmamış olmasının büyük bir hata olduğu ”yolunda değerlendirmelerin bulunduğu;
ff) 13. Kabile Alevi Kimliği belgesinin;
Aleviliğin tarihi ve temel inançları, siyasal ve sosyal yaşamda aleviler, Atatürk ve Bektaşilik gibi başlıklar altındaki değerlendirmeleri içerdiği,
gg- HAARP ve NBC Silahları İstanbul 26 Mart 2000 Belgesinde
Nicola Tesla isimli şahsın elektrik ve elektronik alandaki çalışmaları ile HAARP projesine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği ve suni depremler yaratabileceği yolunda görüşlere yer verildiği,
hh) Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesinin;
Avrupa Birliği Komisyonu'nun 8 Kasım 2000 tarihinde açıkladığı “Katılım Ortaklığı Belgesi” hakkındaki eleştirel değerlendirmeler içerdiği;
ıı) Yezidilik Adavilik İstanbul /Ocak 2001 Belgesinin
Yezidilik ve Adaviliğe ilişkin değerlendirmeleri içerdiği;
ii)... Yeni Stratejik Konsept 21. Yüzyıl Stratejileri İstanbul/Kasım 2000 Belgesinde ise;
... zirvesinde kabul edilen 23-24 Nisan 1999 tarihli yeni stratejik konsepte ilişkin değerlendirmeler ile ...ya yönelik eleştirileri içerdiği, "...'nun 21. yüzyıl yeni stratejik konseptinin....Cumhuriyet ilkeleri temelinde ve ulusal devlet yapısının korunarak, tam bağımsızlık temelinde globalleşme yolunda ve ... tam üyelik ile ...i ilişkileri çerçevesinde, ulusal güvenlik ve çıkarlar doğrultusunda alternatif yorum kazanımı elde edilebilmesi doğrultusunda üzerinde ciddi çalışmalar yapılarak avantajlar üretilmesine ihtiyaç olduğu açıktır" yolunda öneriler içerdiği,
Belirlenmiştir.
j) ... Örgütüne Ait Eylem ve Operasyonlara İlişkin Hazırlandığı Kabul Edilen Belgeler
aa) İrticayla Mücadele Eylem Planı İsimli belge
bb) Proje isimli belge
cc) Kitleşim isimli belge
dd) İnternet Andıcı belgesi
ee) Yargıtay Binası Krokisi ve Krokinin açılımı belgesi
ff) Dönemin .......'a yönelik eylem hazırlığına dair belge
gg) ....,....,.....,.....,....., ve ,,,,'e yönelik silahlı saldırı hazırlığına dair telefon tape belgeleri
hh) ...Tesislerine Saldırı Eylem Planı belgesi
ıı)......,.....'a Yönelik Suikast Planı belgesi
ii) .....e Yönelik Suikast Planı
jj) ...Federasyonu Genel....'a Suikast planı belgesi
kk) ... Federasyonu Genel ....'e Suikast planı belgesi
ll) ...'da Bulunan ...Alışveriş Merkezine ...Saldırı Planı belgesi
mm)...'a Suikast Planı belgesi
nn) Cumhuriyet Çalışma Grubunun Faaliyetlerine Dair Belgeler,....,.....,.....,.....,Ve .... İsimli ..... Planlarına Dair belgeler,
oo) ...simli... Örgütlenmesi,
Belgelerinden ibarettir.
k)... Terör Örgütü ve Lobi Yapılanması Tarafından Hazırlanan Fişleme Niteliğinde Kabul Edilen Örgüt belgeleri
aa) Biyografi 18 Ocak 2000
..... isimli şahıs hakkında kişisel bilgileri de içeren eleştirel mahiyette notlardır.
Belgede, İşadamı ....hakkında iş, aile ve özel yaşamıyla ilgili birçok bilginin toplandığı, siyasi bağlantılarının ve etnik kökeninin anlatıldığı, karakter analizi başlıklı bir bölümde kişiliğine dair değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir.
bb) Örtülü Faaliyetler-bir ....../6 Nisan 2000
.....hakkında kişisel bilgileri de içeren eleştirel mahiyette notlardan ibarettir.
C-MAHKEMENİN ÖRGÜTÜN VARLIĞINA İLİŞKİN KABUL ETTİĞİ DELİLLER:
1- .....'in .... Dergisine verdiği 05.01.1997 tarihli mülakat
2- ......de 07.01.1997 tarihinde yayımlanan 40 Dakika adlı proğram
3- .....'ın ......Komisyonuna gönderdiği 10.03.1997 tarihli dilekçe
4- ..... Dergisinin 22- 28 Mart 1997 tarihli ...... Cinayetler Ülkesi ......Katillere ..... Mercedes' başlıklı haberi
5- 14-15 Haziran 1997 tarihlerinde yapılan ..... Konferansı
6- Teori Dergisinin Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanan Uluslararası.......Konferansı başlıklı kapak haberi
7- .....Kitabevinden 1997 tarihinde yayınlanan ...... tarafından yazılan .....İçinde Devlet isimli kitap
8- ......'in yargılandığı .....Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/64 esas sayılı dosyasına ilişkin deliller
9- ..... Dergisinin 1 Nisan 2001 tarihli sayısında yayınlanan ' Orduya Haziran Darbesi' başlıklı kapak haberi
10- ......Dergisinin 8 Nisan 2001 ' ....., .....ve ..... Hazırlıyor' başlıklı haberi
11- .....'nun ..... ismi ile ...... Gazetesinde 30 Nisan 2001- 1 Mayıs 2001 tarihlerinde yayınlanan ' ......' ve ' .....ı Sanmayın' başlıklı köşe yazıları
12- ......'nun Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkemedeki tanık beyanları
13- .....Dergisinin 06.05.2001 tarihli sayısında ..... imzası ile yayınlanan '..... nın ..... Yaygarasında .....' başlıklı yazı
14- ......Dergisinin 12 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan ...... imzalı ......isimli kapak haberi
15- .......'ün 2003 yılında .....'da katıldığı bir toplantıyı anlattığı 2005 tarihli internet forumunda yayınlanan 'Bu Vadi .....' başlıklı yazısı
16- .....(......) Gerneği Genel Merkezinde, ...... ve ...'ın evinde, ... ve ...'in işyerlerinde yapılan aramalarda bulunan elektronik eşyalar için de bulunan veriler,
17- ....'ın acıkistihbarat.com sitesindeki oyun bozan adlı köşesinde 01.07.2005 tarihinde...i mahlası ile yazılan '... başlıklı yazısı
18- Sanık ...'in ...'a verdiği özgeçmiş yazısı
19-...da CD,....'da ise 51 nolu CD içerisinde bulunan '..' başlıklı belge
20- Sanıklar ... ile .. arasında geçen 04.04.2008 tarihli telefon konuşması ve .....'da bulunan ....' yazılı kart ve yemin metni yazısı
21- Kaşif ...'ın 28 Şubat 2008; ...'in 10.02.2009 tarihli ifadeleri
22- Sanık...'ın 26 Mayıs 2009 ve 07 Aralık 2009 tarihli ifadeleri
23- ...'in 29 Mayıs 2009 tarihli dilekçeleri
2...'in kendi eli ürünü şema (24 Şubat 2008)
25- ...'ın ...sinde 18 Haziran 2000 yayınlanan... başlıklı yazısı
26-..'in öldürülmesi konusunda www...... isimli internet sitesinde 12 Ekim 2001 tarihinde yayınlanan yazı
27- ...'ün www......com isimli internet sitesinin tanıtım gecesinde 22 Mayıs 2002 tarihinde yaptığı konuşma
28- ... ortağı olduğu ...Bürosunda yapılan aramada bulunan www.... internet sitesinde 04.06.2002 yayınlanan ... başlıklı yazının internet çıktısı
29....'ın www.....com.tr internet sitesinde yayınlanan Av..... ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin yazısı,
30.....de yayınlanan Sıradışı programında Av. ...'nun söylediği ...ı'nın ölümü sebebiyle yayınlanan taziye ilanına ilişkin söylemleri,
31- Soruşturma Safahatında Ele Geçen Belgeler:
a-...Partisinde yapılan aramada bulunan Mütercim 4.3.1997 başlıklı belge
b-... Partisi Genel Merkezinde ele geçen 4 nolu disketteki 'bozkurt Teşkilatı' isimli belge 14 Nisan 1997
c...e ait my marka flash bellekte bulunan .. isimli belge 10 Haziran 1997
d-... fujitsu laptop bilgisayarından çıkan .... suikastı isimli yazı 23 Ocak 2005
e-....'nun bilgisayarından çıkan fotoğraf (06.02.2008)
f- ..'in ev aramasında 13.02.2008 tarihinde ele geçen belgeler
g...ve ... ...'da ele geçen Jitem isimli belgelerden ibarettir.
D- ÖRGÜTÜN VARLIĞI /YOKLUĞUNA İLİŞKİN RESMİ KURUMLARA AİT YAZILAR:
1- .... Müsteşarlığının 09.05.2008 Tarih ve 16015736 Sayılı Yazısı:
Teşkilata posta kanalıyla intikal eden 2 imzasız mektup ve 6 CD içeriğinde... adıyla iddia niteliğindeki haberlere paralel bilgiler tespit edildiği, . ....'e ait bilgisayar yedekleri olduğu iddia edilen CD lerin bir bölümünün, bazı kişilerin kaleme aldığı kitap, dergi, makaleler ile açık kaynak bilgilerinden, bir bölümünün ise, kişi veya kuruluşlara ait dokümanlardan oluştuğu ve arşiv niteliğinde toplandığı izlenimi edinildiği, .... tarafından soruşturmaya konu edilen bilgilerin paylaşılmaması nedeniyle arşiv bilgisi ile sınırlı tutulduğu, iddia niteliğinde olan ... adı kullanılarak yürütülen çalışmaların, devleti, rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinilmesi bu çerçevedeki bilgilerin farklı kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyit eder nitelikte olması nedeniyle, CD'lerde yer alan belgeler çerçevesinde hazırlanan kitapçığın 10.07.2003'de ...y Başkanına 19.11.2003 tarihinde ... intikal ettirildiği, bu çalışmaların özeti niteliğinde başka bir bilgi notunun ise ... 19.1.2006.... Başkanına ise 26.5.2006 tarihinde sunulduğu, ...-Lobi metninin 12.7. 2006 tarihinde aloihbar.org adlı web sitesinde yayınlandığı, diğer taraftan bazı çevrelerce kaleme alınmış öneri, tez, etüd gibi dokümanlardan hareketle hazırlandığı anlaşılan, ..., Lobi, Oluşum, Şirket, Reaksiyon, Fundamentalist terör vb. projelerde, Müsteşarlık ile ilgili iddiaların büyük bir bölümünün özellikle.... Dergisi ve diğer basın yayın organlarından alıntılar olduğu, iddia niteliği dışında resmi bir husus içermediği belirtilmiştir.
2- ... Müsteşarlığının 06.11.2008 Tarihli Yazısı :
......isimli metnin 12.07.2006 tarihinde aloihbar... adlı .... sitesinde yayınlandığı, açık kaynaklarda yapılan inceleme neticesi söz konusu sitenin Kasım 2008 ayı itibariyle faaliyette olmadığı belirtilmiştir.
3- .... Müsteşarlığının 23.12.2008 Tarihli Yazısı: Müsteşarlığa pek çok kaynaktan gelen bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve yorumlanması neticesinde hazırlanarak ilgili makam ve kuruluşlara gönderilen istihbari bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
4-.... Müsteşarlığının 30.12.2008 Tarihli Yazıları:
... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben ...adı verilerek posta ile teşkilata gönderilen 2 ihbar mektubu ve ilişiğindeki CD ler içindeki iddiaların tetkiki ve arşive yansıyan teyit edilmemiş bilgilerden hareketle hazırlanan bilgi notunun 21.06 2007'de sayın ... ve aidiyeti nedeniyle 22.6 2007 de sayın ... sunulduğu söz konusu CD'deki iddialarla ilgili Müsteşarlıkça, herhangi bir çalışma yapılmadığının bildirildiği, yine aynı tarihli bir başka yazı ile ...Ağır Ceza Mahkemesine ihbar mektubu ve ekindeki CD'lerde yer alan ...dokümanları ile ... ifadelerindeki iddiaların incelenmesi ile arşive yansıyan ve teyit edilmemiş bilgileri içeren, ayrıca açık kaynaklarda yansıyan bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan kitapçığın 19.11.2003 tarihinde sayın... 10.07. 2003 tarihinde sayın ....Başkanına intikal ettirildiği, sonrada Türkiye gündeminde olan gelişmeler nedeniyle 2003 yılındaki çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun, 19.01.2006 tarihinde ...; 26.05.2006 tarihinde ise .... Başkanına sunulduğu belirtilmiş, bilgi notunda yapılan değerlendirmede ise kesin belirleme yapılamamakla birlikte .. adını kullanarak yürütülen çalışmaların bu aşamada devleti, rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinildiği ancak iddia niteliğindeki bu bilgilerin bir birinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyid etmiş olması, olayın dedikodu çizgisinin ötesinde organize bir faaliyetin işaretlerini taşımakta olup konuyla ilgili mevcut bilgiler asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde, bazı sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı teorik yanı detaylandırılmış ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütaala edildiği bildirilmiştir. Yine aynı tarihli diğer yazısında ..ile ...'in aynı kişi olduğu belirtilmiştir. Aynı tarihli bir başka yazıda ise İhbar mektubu ve ekindeki CD'lerde yer alan...i isimli belge ile diğer dokümanların yanı sıra ...'in bahse konu CD'ler içinde bulunan ifadesindeki iddialarının tetkiki ile arşive yansıyan ve teyit edilmemiş bilgileri içeren, ayrıca açık kaynaklara da yansıyan bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan kitapçığın 19.11.2003 tarihinde...'a, 10.07.2003 tarihinde ise .. Başkanı'na intikal ettirildiği, bilahare Türkiye gündeminde yer alan gelişmelerden hareketle 2003 yılında hazırlanan çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun 19.01.2006 tarihinde Başbakan'a 26.05.2006 tarihinde ...Başkanı'na yeniden sunulduğu belirtilmiştir.
5-... Müsteşarlığının 30.12.2008 Tarihli Yazısı:
... gönderici adı ile .... – ... Üssüne veya çalışanlarına yönelik planlanan suikastın önlenmesi konulu ihbara ilişkin bilgi notları açıklaması.
6- .... Müsteşarlığının 15.01.2009 Tarihli Yazı Cevabı: İstihbaratın oluşturulmasında kullanılan araç ve yöntemler açısından istihbari bilgi ve belgelerin delil niteliği taşımadığının belirtildiği bu hususun ilgili kurumlara gönderilen bilgi notlarında da belirtildiğine ilişkin yazı,
7- ... Müsteşarlığının 27.02.2009 Tarihli Yazısı:
...'in hiçbir zaman Müsteşarlıkta çalışmadığı konulu yazı,
8-... Müsteşarlığının30.03.2009 Tarihli Yazısı:
... Dergisi ile ilgili basın organlarındaki iddialara ilişkin arşiv bilgisi bulunmadığına dair yazı,
9-...Müsteşarlığının 02.04.2009 Tarihli Yazısı: 03.07.2002 tarihli ihbar mektubuna ilişkin hazırlanan dokümanın .... tarafından ......'e elden sunulduğuna ilişkin yazı,
10- .... Müsteşarlığının 13.07.2009 Tarihli Yazısı: ....e gönderilen ihbar mektubu suretinin gönderildiği ve yine aynı tarihli bir başka yazısında .... ile yapılan istihbari bilgi derleme amaçlı görüşmenin kaydının bulunmadığına dair yazı cevabı,
11- .... Müsteşarlığının 12.11.2009 Tarihli Yazısı: ...'un tanık olarak dinlenmesinin uygun görülmediği ve yine aynı tarihli bir başka yazıda .... Evlerine ilişkin bilgilerin 29.03.2007 tarihinde ...Başkanı'na, 30.03.2007 tarihinde ....'a elden sunulduğu ve bir örneğinin mahkemeye gönderildiğine dair yazı,
12- ..... Müsteşarlığının 12.11.2009 Tarihli Yazısı: ..... Evlerine ilişkin hususlar konusunda ilgili makam tarafından geriye dönük araştırma talebinde bulunulmaması nedeniyle detaylandırıcı çalışma yapılmadığı ve teşkilatta ilave duyum haber bilginin mevcut olmadığına dair yazı,
13- .....ı Müsteşarlığının 16.04.2010 Tarihli Yazısı: ....Evlerine ilişkin hususlarda ilave duyum bilgi olmadığı, bilgi notunun çeşitli haber toplama vasıtaları kullanılarak derlenen istihbari bilgilerin analizi neticesi hazırlandığı, bu çerçevede tek bir kaynağa bağlı kalmayarak derlenen bilgilerle ilgili açıklamada bulunulmasının mümkün görülmediğine dair yazı,
14- .... Müsteşarlığının 27.05.2010 Tarihli Yazısı: ....ve .... Partisine ait olduğu belirtilen basın açıklaması, bildiri ve benzeri dışında kalan dokümanların evveliyatı, daha önce herhangi bir yerde ele geçirilip geçirilmediği, örgütsel nitelik taşıyıp taşımadığı hususlarında bir tespitte bulunulamadığı belirtilmiştir. (eklerinde ihbar mektubu ekindeki CD'de yer alan dokümanlar ....'den ele geçirilen dokümanlar, ....,.....,.....,....., hakkındaki dokümanlar .... Partisine ait evraklar ile açık kaynaklarda yer alan dokümanlar olduğu belirtilmiştir)
15- .....Müsteşarlığının 25.06.2010 Tarihli Yazısı:
Suikast planlarıyla ilgili Müsteşarlığa intikal etmiş bilgi bulunmadığı belirtilmiştir,
16... Müsteşarlığının 08.04.2011 Tarihli Yazısı:
..... evlerine ilişkin bilgi notunun, muhtelif ham bilgilerin ön incelenmesi neticesi hazırlandığı, çalışmanın herhangi bir ihbar mektubu dayanak alınarak yapılmadığı, 07.06.2007 tarihli ihbar mektubunda Müsteşarlıkça hazırlanan 5 sayfalık .... Evleri konulu bilgi notunun bir örneğinin de bulunduğu, ihbar mektubunun ve ekindeki DVD'nin 21.06.2007 tarihinde ...'a, 27.06.2007 tarihinde ....Başkanına intikal ettirildiğine dair yazı,
17- .... Müsteşarlığının 08.03.2013 Tarihli Yazısı: ... Koordinatörü ..... ile 1998 yılında yapılan görüşmenin içeriğine dair bilgi notunun gönderildiğine ilişkin yazı cevabı,
18-...Teşkilatının 08.06.2009 Tarihli Yazı Cevabı:
03.07.2002 tarihinde posta kanalı ile kaynağı tespit edilemeyen isimsiz bir ihbar mektubu ekinde intikal eden 6 adet CD tetkiki ile arşiv ve açık kaynaklara yansıyan teyit edilmemiş bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan dokümanın görüldüğünden 10.07.2003 tarihinde sunulan çalışmaların özeti niteliğindeki bilgi notlarının 19.11.2003 yılında ...ve ...Başkanlığı'na sunulduğu bahse konu doküman içeriğinde belirtilen hususların devam ettiği görüldüğünden söz konusu çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun 19.01.2006 tarihinde...n'a 26.05.2006 tarihinde ise .... Başkanına tekraren sunulduğu,
19-.. Müsteşarlığının 02.07.2008 Tarihli Yazısı :
Ekinde .. Müsteşarlığının ...'a gönderdiği ... şeması ve "mevcut bilgilerden hareketle kesin belirleme yapılamamakla birlikte ... adı kullanılarak yürütülen çalışmaların bu aşamada devleti/rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinildiği, ancak iddia niteliğindeki bu bilgilerin birbirinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini teyit eder olması olaya dedikodu çizgisinin ötesinde bir anlam kazandırmakta ve yönlendirilmiş, organize bir faaliyetin işaretlerini taşımaktadır. Bu nedenle konuyla ilgili mevcut bilgiler asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde bazı sivil toplum örgütleri ... siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütalaa edilebilir" belirlemesinin bulunduğu ....'in çok gizli başlıklı yazısı olduğu anlaşılmaktadır.
20- .... Müsteşarlığının 24.02.2009 Tarihli Yazısı:
..... ile ilgili yazıya konu bilgi ve belgelerin 2937 sayılı Kanun kapsamında istihbari nitelikli bilgi olarak değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtilmiştir.
21- ..... Başkanlığının 24.9.2007 Tarihli Yazısı:
...... tipi bir yapılanmaya ait herhangi bir bilgi ve belgenin ..... başkanlığında mevcut olmadığı bildirilmiştir.
22- .... Başkanlığının 14.01.2009 Tarihli Yazısı:
..... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben bu konuda daha önce Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazılar ilgi tutulmuş ve... oluşum adlı belgenin ...ya ait olmadığı belge içinde TSK ile ilgili geçen her türlü bilgi ve ifadenin... ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı, .. tipi bir yapılanmaya ait herhangi bir bilgi ve belgenin ... Başkanlığında mevcut olmadığı bildirilmiştir.
23- ...Başkanlığının 18.11.2011 Tarihli Yazısı;
1990 lı yıllarda .... tarafından gündeme getirilen ... ve ..'nın yazdığı kitaba konu olan ... Dergisinin bazı sayılarında yer verilen ve sair köşe yazarlarının yazılarında geçen, askeriye içinde olduğu belirtilen ve var olduğu iddia edilen...adlı yapılanma hakkında bu yayınlardan ve tespitlerden dolayı gerek o tarihlerde, gerekse daha sonra herhangi bir soruşturma yapılmadığı bildirilmiştir.
24- ..... Komutanlığının 31.12.2008 Tarihli Yazısı:
.. Komutanlığı karargahına ... isimli örgütle ve bu örgütlerle bağlantılı örgütlerle ilgili 12.06.2007 tarihinden önce herhangi bir suç ihbarında bulunulmadığı, .. örgütü tarafından 12.06.2007 tarihinden önce Jandarma sorumluluk bölgesinde işlenmiş herhangi bir suç bilgisine rastlanılmadığı belirtilmiştir.
25- .... Komutanlığının 04.08.2010 Tarihli Yazı:
.... Komutanlığı, ... Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda devletin yeniden yapılanması üzerine; ... Birlikte Örgütleme Tasarımı; Türkiyeyi... Operasyonu.....-.... Doc dokümanları dışındaki DVD içerisinde yer alan ana belgeler ve yan belgeler olarak nitelendirilen 50 dokümanın Ek -A ve Ek-B deki bilgiler dikkate alındığında, dokümanların aynı bilgisayarlarda aynı kişiler tarafından yazıldığının anlaşıldığı, dokümanların kapak tasarımları ve yazım şekillerinin benzer olduğu, dokümanlarda bölüm ilk cümlelerinin ilk harflerinin dergi karakterine benzer şekilde diğer karakterlerden büyük olduğu, dokümanların dergi için hazırlanmış araştırma yazılarına benzediği, aynı yazı fontunun kullanıldığı, madde işaretlemeleri ve numaralandırma sistemlerinin askeri metinlerde hiç kullanılmadığı gibi sivil metinlerde de pek rastlanılmadığı, içerik itibariyle benzer konuların aynı bakış açısı ile ele alınıp bazı dokümanların birebir aynı olduğu, bazılarında çok küçük değişiklikler yapıldığı, DVD içindeki dokümanlarda yazan hanesinde ... veya .., en son kaydeden hanesinde ... veya ..., şirket bölümünde ... veya ... isimlerinin, yönetici hanesinde ise .. veya .. isimlerinin bulunduğu, ayrıca bu dokümanların 1999 ile 2001 yılları arasında oluşturulduğunun görüldüğü, .. kelimesinin ... virüsünün dijital ortamdaki dokümanlara bulaşmasıyla yazan hanesini ... olarak değiştirdiğinin anlaşıldığı, dokümanlar içeriğinden ulaşılan ..Dergisinin 1998 yılında yayın hayatına başladığı, genel yayın yönetmenin ... haber koordinatörünün ... olduğunun görüldüğü, ... ve ..'ın ev ve iş yeri aramalarında söz konusu dokümanların tamamına yakınının ele geçirildiği belirtilip, dokümanlar hakkında özet bilgiler verilmesinden sonra, dokümanların örgüt dokümanı olup olmadığı hususundaki değerlendirmenin tüm dosya içeriği üzerinden yargılama makamı tarafından yapılmasının uygun olacağının mütalaa edildiği belirtilmiştir.
26- ...Komutanlığının 06.05.2010 Tarihli 2010/83 Sayılı Dosyaya Gelen Yazısı :
İddianamede ismi belirtilmeden anlatılan ve silahlı terör örgütü olduğu belirtilen böyle bir örgütün yapısı ve eylemlerine ilişkin bu güne kadar herhangi bir istihbari bilginin intikal etmediği ve kayıtlarda bilgi ve belgenin bulunmadığı belirtilmiştir.
27- ... Müdürlüğünün 23.7.2007 Tarihli Yazısı:
...l Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2007 tarihli .... isimli gizli bir örgütlenme ile alakalı geçmişte yapılan çalışma olup olmadığı hususundaki yazısı üzerine; Müdürlük arşivine göre 15.3.2001 tarihli yazıları ile projeli çalışma başlatıldığı 14.11.2002 tarihli yazı ile söz konusu çalışmaya son verilmesi yazılarının bulunduğu bildirilmiştir.
28-...Müdürlüğünün 22.01.2009 Tarihli Yazısı:
...Suçlarla ... Başkanlığı'nın arşivinde yapılan tetkik ve... Müdürlüğünün ilgili diğer birimleriyle yapılan yazışmalar neticesinde "....'deki Türk paralarının geri getirilmesi, bilgisayar korsanları ve kara para ile mücadele" konularında yapılan çalışmalarla ilgili hazırlanmış "..." isimli bir rapor bulunmadığı belirtilmiştir.
29- ...Müdürlüğünün 29.07.2009 Tarihli Yazısı:
.... döneminde kara para ile mücadele konularında yapılan çalışmalarla ilgili hazırlanmış ...isimli bir rapor bulunmadığı belirtilmiştir.
30- ... Müdürlüğünün 06.01.2009 Tarihli Yazı Cevabı :
Genel Müdürlüğe intikal eden çalışmalarda elde edilen bulgulardan.. isimli örgüt ve diğer örgütlerin .. isimli örgüt ile bağlantısının 12.06.2007 tarihinden önce bilinmemesi veya deşifre edilememiş olması nedeniyle 12.06.2007 tarihinden önce meydana gelen olaylar ile gerçekleştirilen operasyon ve soruşturmalar esnasında anlamlandırılamadığı, 2001 yılında ... Müdürlüğü tarafından yürütülen bir operasyonda ... isimli şahıstan ele geçirilen ... örgütü ile ilgili dokümanların Genel Müdürlüğe intikal etmediği, ancak İ...C.Başsavcılığınca Genel Müdürlüğe gönderilen bilgi, belge ve dokümanların incelenmesi neticesinde bu örgüt veya bağlantılı örgütlerce 12.06.2007 tarihinden önce işlenmiş terör/örgütlü suçlarla ilgili olabileceğinin ortaya konulduğu, ayrıca soruşturma kapsamındaki 39 adet el bombasının incelenmesinde aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların önceki yıllarda kullanıldığı 18 olaydan 7'sinin şiddet içerikli eylemler olduğu belirtilmiştir.
31.... Müdürlüğünün 21.01.2009 Tarihli Yazısı :
12.06.2007 tarihinde başlatılan operasyonlarda çok sayıda bilgi, belge doküman ve silah ele geçirilmesi sonucu iddianamede belirtilen örgüt ile ilgili bilgilere ulaşıldığı ve bomba irtibat raporlarının değerlendirilmesiyle geçmiş dönemde faaliyetleri görülen bazı örgütlerin .. örgütü ile bağlantılı olabileceğinin anlaşıldığı, kayıtlarının incelenmesinde adı geçen örgüte ve bu örgütle bağlantılı terör/suç örgütlerine ilişkin bilgilerin iddianamede var olan bilgilerle sınırlı olduğu, soruşturma süresince elde edilen tüm bulguların soruşturma Cumhuriyet savcısının kontrolünde ve adli makamların uhdesinde bulunduğu değerlendirmesi yapılmıştır.
32- ....Müdürlüğünün 05.06.2008 Tarihli Yazısı :
... Müdürlüğü kayıtlarında söz konusu soruşturmaya kadar ... isimli herhangi bir terör örgütüne ilişkin daha önceden intikal etmiş soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin bulunmadığı ve dolayısıyla soruşturma konusu yapılanmanın yeni ortaya çıkarılmış bir yapı olduğunun anlaşıldığı belirtilip, Cumhuriyet savcılığı tarafından 2 adet CD, 2 adet DVD, 5 sayfa doküman 3 tanık ifadesi, iki sayfalık çözüm tutanağı, bomba irtibat raporları çerçevesinde yapılan incelemede, ... yapılanmasının görünüşte devletin yeniden yapılandırılarak iktidara ulaşmak şeklinde özetlenebilecek amaca sahip olduğu dokümanlarda görülmekle birlikte, yapılanmanın amaca ulaşmak için, naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verme ve ülke çıkarları mevcut rejim ilkelerine aykırı ideallerine sahip siyasilerin engellenmesi için suikastın da kullanılabileceği, içte ve dışta ortak veya benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren benzer legal illegal örgütler ile işbirliğinin kaçınılmaz olduğu yolundaki bilgi, karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmeyi kabul eden anlayış göz önüne alındığında, ... denilen yapının iktidar olma hedefine yasal olmayan yöntemlerle ulaşmayı planladığı, örgütlü yapının tam olarak oluşturulduğu ve hayata geçirildiğinden bahsetmenin mümkün görüldüğü, yapılanmanın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1 ve 7. maddelerinde ifade edilen örgütlü yapıya sahip bir örgütlenme olduğu, ayrıca cebir ve şiddet başlığı altında ifade edilen silah ve patlayıcı madde bulundurma, eylem hazırlıkları, bomba irtibat bilgileri dikkate alındığında 3713 sayılı Kanun'un tanımladığı terör örgütü niteliklerinin tamamlanacağı ve soruşturma konusu yapının terör örgütü olarak nitelendirilebileceğinin değerlendirildiği belirtilmiştir.
33- ... Müdürlüğünün 18.03.2010 Tarihli Yazısına Ekli Bilgi Notu:
DVD ortamında gönderilen belgelerin evveliyatlarının olmadığı, daha önce herhangi bir yerde ele geçirilmediği, herhangi bir örgüte ait olduğuna dair bir tespit yapılamadığı, ancak... saldırısı sanığı .... isimli şahsın hukuk bürosunda ele geçirilen 16 sayfalık belgenin gönderilen dokümanlardan bir kısım alıntılar içerdiğinin anlaşıldığı, belgelerin tamamına yakın kısmının tasarım ve yazı karakterleri yönünden benzerlik gösterdiği, "emir ve tensiplerine sunulan", "saygılarımızla", "haddimizi aşarak" vb. tabirler kullanılan belgelerin hiyerarşik olarak üst makama arz edilir tarzda talimatla veya önceden belirlenen konular üzerinde uzman kişi veya kişiler tarafından ayrıntılı olarak hazırlandığı, içerik yönünden devlet otoritesini ele geçirmek amacı olup, bir bütünlük içinde belirli bir amaca yöneldiği, hiyerarşik bir yapının mevcut olduğu, karar alma mekanizmasının bulunduğu, 1999 yılında hazırlandığı anlaşılan bir belgedeki "re-organizasyon" ifadesi dikkate alındığında, öncesi olan bir yapı olduğu, devamlılığın bulunduğu, gizlilik ve cezalandırmanın olup, cebir ve şiddeti amaçlarına ulaşmada araç olarak kullanabilecek bir yapı olduğu, belgeler bir bütün olarak incelendiğinde, belirlenen amaçlar etrafında üçten fazla kişinin bir araya geldiği hiyerarşik bir yapının olduğu, gizliliğin esas alındığı, görev dağılımı yapıldığı, işbölümü-faaliyet alanları ve sorumlulukların önceden tespit edildiği, eleman-finansal kaynak temini ve üyelerinin eğitimi gibi hususların açıkça ortaya konulduğu, yapılan iş bölümü çerçevesinde görevli grupların faaliyet alanlarına ilişkin raporlar sunularak bir yapının hayata geçirildiği, profesyonel bir örgütlenme olduğu, yapılanmanın amaçlarına ulaşabilmek için salt demokratik ve yasal stratejilere yönelmekle yetinmeyerek yasal olmayan yöntemlerle devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, yönlendirmek, alternatif bir otorite olarak ortaya çıkmak ve neticede devlet otoritesini ele geçirmek şeklinde tezahür eden siyasal bir hedefi olduğunun görüldüğü, DVD ortamında Genel Müdürlüğe gönderilen belgelerin içerik/şekil yönlerinden incelendiğinde örgütsel nitelik taşıdığının değerlendirildiği ifade edilmiştir.
34- ...Müdürlüğünün 19.11.2008 Tarihli Yazısı :
Mevcut mevzuat çerçevesinde ...Müdürlüğü tarafından tutulan idari ve icrai işlem niteliğine haiz bir terör örgütleri listesi uygulaması bulunmadığı, zaman zaman görülmekte olan somut davalarla ilgili soruşturma veya kovuşturma makamlarının adli talimatlarına binaen bir yapılanmanın terör örgütü niteliğinde olup olmadığının Genel Müdürlüğe sorulduğu ve ilgili kanun hükümleri gereğince, yargı kararları ve kayıtlarda bulunan ya da adli makamlarca sunulan bilgi ve belgeler doğrultusunda hazırlanan değerlendirme raporlarının adli makamlara sunulduğu belirtilmiştir
35- ... Müdürlüğünün 21.07.2009 Tarihli Yazısı:
"....'ün illegal yapılanması" adı altında mülakat görüntüleri çözüm metinleri, evrak vb. herhangi bir dokümana rastlanılmadığı yazılmıştır.
36- .... Sekreterliğinin 28.09.2009 Tarihli Yazı :
.... döneminde kara para ile mücadele konularında yapılan çalışmalarla ilgili ... ismi verilen bir rapora, belgeye Bakanlık kayıtlarında rastlanılmadığı belirtilmiştir.
E-TANIK ..... BEYANLARI:
1-Cumhuriyet savcılığında 25.04.2009 tarihli ifadesinde: “Görevli olduğum dönemde ....Müsteşarı zaman zaman tarafıma bazı bilgiler ve kayıtsız belgeler verirdi ancak hatırladığım kadarıyla ...olarak sözü edilen örgütle ilgili arşivlere geçecek mahiyette kayıtlı bir evrak verilmedi” şeklinde,
2-.... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2009/191 Esas sayılı dosyasının 02.08.2012 tarihli duruşmasında, “.. tarafından bana verilen belgede gördüğüm ve o zaman bunu tutarsız olarak değerlendirdiğim belge dışında, .. hakkında hiçbir bilgim yoktur. ... örgütü diye bir örgütün olduğu, faaliyet gösterdiği hakkında da bilgim yoktur. ... belgesi diye, örgüt diye gelen belgede büyük tutarsızlıklar vardı. ...yönden olmayan olmaması gereken bir mantık hatası kıdemsiz olan birisi daha kıdemli olandan yukarıda görünüyor. İsim vermiyorum. Dokümanları da çok ihtiraslı ve tutarlılığı geçerliliği olmayan dokümanlar olarak değerlendirdim ve kayıtlı olarak da gelmediği için .. Başkanına gönderdim. ... Başkanı benim gönderdiklerimi incelediğinde daha ciddi bir şey bulursa tekrar bana döner. Böyle bir dönüşte olmadı. Aslına bakarsanız ...un içinde geçen olayların çoğu polisiye olaylar yani askerler belki işin içinde geçmiş ama bunların bir kısmı emekli askerler falan o zaman öyle değerlendirdik”,
Şeklinde ifade vermiştir.
F- HÜKÜMDEN SONRA ORTAYA ÇIKAN DELİLLER :
Örgütün varlığına delil kabul edilen Proje-Kitleşim dijital dokümanlarının yer aldığı 06.12.2010 tarihinde ....İstihbarat.... Güvenlik Şube Müdürlüğü .... Amirliğinin zemin kaplamaları altında bulunan 5 nolu ........ Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31.03.2015 tarih ve 2014/188 Esas 2015/143 karar sayılı kararında 5 nolu Harddiskte normal kullanıcı hareketi ile açıklanamayacak biçimde altı ayrı zamanda, saati güncel olmayan, bir bilgisayardan tarih sıralamasına uymaksızın veriler yüklenmesi ve kullanılan yazı fontlarının ilk kullanım tarihleri ve yükleme tarihlerine göre çelişkiler bulunması nedeniyle sahte olarak oluşturduğu yönünde kuvvetli şüphe bulunduğuna karar verilmiştir.
Dosyamız sanığı ...'ın başka dosya sanıkları ile irtibatlı ve bu kişilerin bağlı olduğu hücre yapılanması sorumlusu olarak faaliyet yürütüp ve tahliye edilmemesi halinde soruşturma Cumhuriyet savcılarına yönelik suikat yapılması talimatını verdiğinin kabul edilmesine rağmen; ... 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02.10.2015 Tarih ve 2014/155 Esas, 2015/359 Karar sayılı karar sayılı dosyasında; ......,.....,.....,....., ve .... haklarında ... silahlı terör örgütü üyesi olmak, ...ve şiddet kullanarak ...'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, ...ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından beraatlerine karar verildiği;
....,.....,.....,....., ve ....'ın ikametlerinde ele geçen flash bellekte “Görevlendirme ve ....i” isimli word belgeleri içeriğinden dolayı dosyamız sanıkları ....,.....,.....,....., ve .... ile örgütsel irtibat kurulduğu kabul edilmiş ise de aynı iddia ile açılan davada bu sanıklar beraat etmişlerdir.
“.....” olarak bilinen ...4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31.03.2015 tarih ve 2014/188 Esas, 2015/143 Karar sayılı dosyasındaki mahkumiyet hükmüne esas alınan dijital delilerdeki çok sayıdaki dosyanın oluşturulma ve değiştirilme tarihi üst verileri arasında çelişkiler bulunması, donanma komutanlığında ele geçirilen 5 nolu Harddiske normal kullanıcı hareketi ile açıklanamayacak şekilde 6 ayrı zamanda saati güncel olmayan bir bilgisayardan tarih sıralamasına uymaksızın veriler yüklenmesi, son olarak 28/07/2009 tarihinden sonra toplu şekilde veri yüklendiğinin anlaşılması, “calibri” ve “cambria” yazı tiplerinin office open xml referanslarının microsoft office yazılımlarda ilk kullanılma tarihleri dikkate alındığında belgelerin oluşturulma tarihinde de çelişkiler bulunması, mahkumiyet hükmüne esas tüm dijital verilerde zaman, mekan ve kişi yönünden birçok çelişkiler bulunması, belgelerin oluşturulma tarihlerinden çok sonraki durum ve olayları içermesi dikkate alındığında, sahtecilik yapıldığı kesin olarak belirlenen 11 ve 17 nolu CD'1er dışındaki dijital delillerin de sahte olarak oluşturulduğu yönünde kuvvetli şüphe oluştuğu bu nedenle suç duyurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.
Dosyamızda örgütün .. İle ... Planının uygulanmaya konulduğu kabul edilen “..” olarak bilinen Yargıtay 11. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yaptığı yargılama sonucu verdiği 13.11.2015 tarih ve 2012/1E.-2015/4 K. sayılı kararı ile yargılanan sanıkların beraatine ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
G- MAHKEMENİN ÖRGÜT KABULÜ:
Mahkemece, farklı zaman ve yerlerde ele geçen dosya kapsamında bulunan ve bir birini teyit eden kanuni delillere göre ... terör örgütünün varlığı sabit kabul edilmiş, ....'ya bağlı değişik .. ülkelerindeki örgütlenmelere devletlerin tarih ve kültürlerine göre değişik isimler verildiği belirtilerek, Türkiye'de adına derin devlet de denilen kontrgerilla örgütünün varlığının ..... tarafından açıklandığı gibi, bu hususta bir çok yayının da yapıldığı vurgulanarak, derin devlet, gladio, kontrgerilla şeklinde adlandırılan kanun dışı yapılanmanın, terör örgütü niteliğinde bulunduğu kabul edilmiş, 1952 yılında.... üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin de ...'daki gibi kontrgerilla örgütlenmesi 1996 yılında ... kazasında ortaya çıkmış olsa da bu yargılamanın 14 kişi ile sınırlı kaldığı ... nolu...nin kararına atıf yapılarak bunun silahlı teşekkülün belli bir kısmı olduğu vurgulanmış, soruşturmada ele geçen örgüt belgelerinin, .... terör örgütüne aidiyeti hususunda şüphe bulunmadığı saptaması yapılmıştır. ...kazası sonrası ortaya çıkan yapının da aslında ... terör örgütünün küçük bir hücresi olduğu kabulüne yer verilmiş, terör örgütüne Avrupa'daki örneklerine uygun biçimde Türk kültürüne ait bir terim olan “...” adının verildiği kabul edilerek, “.. Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi....29 Ekim 1999” adı verilen ... örgütünün temel belgesinde belirtildiği şekilde, örgütün adının...olduğu kabul edilmiştir. .... Müdürlüğünün 05.06.2008 tarihli örgüt hakkında mahkemeye göndermiş olduğu yazı içeriğinden yapılan alıntılarla "12.06.2007 tarihinde başlayan soruşturmada elde edilen delillerin değerlendirilmesi geçmiş dönemde faaliyetleri görülen terör örgütlerinin yeni ortaya çıkartılan bir yapı olduğu, ... terör örgütü ile bağlantılı olabileceği, ... örgütünün amacının devleti yeniden yapılandırılarak, iktidara ulaşmak için, suikast dahil yasal olmayan yöntemleri uygulamayı planladığı ve devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına alarak onu yönlendirme hedefi doğrultusunda örgütlü yapının tam olarak oluşturulup hayata geçirildiği belirtilmiştir. Soruşturma kapsamında ele geçen silah mühimmat ve bomba yapım malzemeleri, eylem öncesi istihbarat faaliyeti kapsamında Yargıtay krokisi, suikast planına dair bilgiler, soruşturma kapsamında ..'da tanık olarak 12.03.2008 tarihinde dinlenilen bir kişinin, dosya sanıkları ile İstanbul'da bir villada buluştukları kendilerine verilen 3 el bombasını para vaadi ile kendisi ve arkadaşının aldıklarını ve gazeteye yönelik saldırı amaçlı atıldığı yolundaki beyanı nazara alınarak ... yapılanmasının 3713 sayılı Kanun'un 1. ve 7. maddeleri kapsamında terör örgütü olduğu değerlendirmesine" yer verilmiştir. ... örgütünün; yürütme organının cebren ortadan kaldırılması veya çalışamaz duruma getirilmesi amacı etrafında farklı birimlerce hücre şeklinde düzenlenen, .... bomba atılması,... saldırısı gibi örneklerden hareketle, ... örgütü üye profilinin bilinen diğer terör örgütü üye profilinden farklı olduğu kabul edilmiştir. Dosya kapsamındaki delillere atıf yapılarak, ... terör örgütünün bazı mensuplarının ....-....-.... gibi terör ve çıkar amaçlı suç örgütleri ile irtibatlı bulunduğu, ... terör örgütünün diğer bütün terör örgütlerinden farklı strateji ve yapılanmaya sahip bulunduğu saptamasına yer verilerek, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre silahlı terör örgütü olduğu kabul edilmiştir.
H- ÖRGÜTÜN VARLIĞINA İLİŞKİN DELİLLERİN ELEŞTİRİSİ:
.... 03.11.1...tarihinde meydana gelen ve ....,.....,.....,.....,'un ölmesi, ....'ın yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasından sonra devlet içindeki çeteler ve derin devlet tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde, dosya sanığı olup örgüt üyeliğinden mahkumiyetine karar verilen..... verdiği 05.01.1... tarihli mülakat ile ... örgütü ilk kez Türkiye gündeminde tartışılmaya başlanmıştır. ...'in ... TV'de 07.01.19... tarihinde yayımlanan “....” adlı programa ve 14-15 Haziran 19...tarihinde yapılan ..Konferansına katılarak yaptığı konuşmalarında,... örgütünü ilk kez 1.. yılında ......'ten duyduğunu 1950'li yıllarda ... ve ... tarafından ..'da devletin bilgisi dahilinde kurulduğunu, orada başarılı olmasından sonra 1960'ların başında Türkiye'ye taşındığını, bu duyumunu ...'ın teyit ettiğini açıklamıştır. 14-15 Haziran 19... tarihinde yapılan .. Konferansında ki bu beyanlarına ilaveten ... örgütünün 19..lı yıllarda şekil değişikliğine gittiğini, .....'ın tasfiyesinden sonrada örgütün dağıtıldığını belirtmiş, duruşmada ise bu beyanlarını tekrarla, 19.. yılında örgütün dağıldığını ifade etmiştir. ..'in, bu açıklamalarından sonra yine bu dosya sanığı ...ın ..... Komisyonuna gönderdiği 10.03.19... tarihli dilekçesi ve bu dilekçesini yayınladığı ...Dergisinin 22- 28 Mart 1....tarihli sayısında "... ......" başlıklı haberinde ... örgütünden bahsettiği, ... Dergisinin Temmuz 19... tarihli sayısında Uluslararası .. Konferansı'nın haberleştirildiği; .. tarafından yazılan “.....” isimli 1997 yılında çıkan kitapta da, ...in anlatımına yer verildiği, daha sonra ..'ın,..esindeki 18 Haziran 2000 tarihli “.. ve ...” başlıklı köşe yazısında, ...Dergisinin 01 Nisan 20... ve 08 Nisan 20... tarihli sayılarında '.... Darbesi' ve '..., ... ve ...o Hazırlıyor' başlıklı haberlerinde ... örgütünden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra da....'nun .... ismi ile ...Gazetesindeki 30 Nisan 2001-1 Mayıs 2001 tarihlerinde yayınlanan “...” ve “...” başlıklı köşe yazıları ile konu tartışılmaya devam edilmiştir. .., Cumhuriyet savcılığı ve mahkemedeki tanık olarak verdiği ifadelerinde bahse konu yazıları, güncel görüşme ve basın haberlerinden edindiği bilgileri yorumlayarak kaleme aldığını, belgenin kendisine isimsiz posta yoluyla geldiğini, belgenin imza kısmında karalı bir yazı olduğunu bu nedenle belgenin altında isim var yazdığını beyan etmiştir. Basında konuya ilişkin yazılar; ... Dergisinin 06.05.2001 tarihli sayısında... imzası ile yayınlanan '...'nın ... Yaygarasında...i' başlıklı yazı, ... Dergisinin 12 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan .. imzalı ..isimli haber, 02.08.2008 tarihli www. .... com tr internet sitesinde yayınlanan ...t'ın ...ile yaptığı görüşme içeriğine ilişkin yazısı, ...'in öldürülmesi konusunda www.... isimli sitede 12 Ekim 2001 tarihinde yayınlanan yazı, ...'ün internet forumunda 27.05.2005 tarihinde yayınlanan ...' başlıklı yazısı, ...'ın açık isitihbarat intersitesinde ...mahlası ile yazdığı 01.07.2005 tarihli “....r” başlıklı yazı, yine ...'in ... dergisine mülakatını içeren 26.06.2006 tarihli yazılarla devam etmiştir. Bu yazıların tamamı ve .... Hukuk Bürosunda yapılan aramada ele geçen ve www.... adlı internet sitesinden indirildiği anlaşılan .... ibareli yazı (sanık ... Hukuk Bürosundan ortağı olan .... bu yazıyı internetten kendisinin indirmiş olabileceğini ifade etmiştir.) ve sanık ...ün www....com sitesinin açılışı nedeniyle yaptığı konuşma da örgütün varlığına delil kabul edilmiştir.
Bu süreçte sanıklardan ...'ün eski komutanı ... vasıtasıyla gazeteci olarak tanıdığı ve bir süre yanında bulunduğu anlaşılan, ...'in dolandırıcılık suçu nedeniyle gözaltına alınması sonrasında, ... ve ...'ın sorgulandıkları, .. ve ... ev ve...Dergisi Bürosu olarak kullandıkları işyeri aramalarında, mahkemece örgüt dokümanı olarak kabul edilen dokümanların bulunduğu, ..'in kefaletle serbest kalması sonrasında yurt dışına çıkış yaptığı ve bir daha dönmediği soruşturma ifadesi dışında da ifadesinin bulunmadığı, dosyaya getirilen ses kaydında ise gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına dair bulguların mevcut bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu dokümanlar nedeniyle soruşturmanın .. Müdürlüğü ... Şubesine devredildiği, dosyamız sanıklarından o tarihte şube müdürü olan ...'ın .. Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığından 15.03.2001 tarihinde olayla ilgili proje soruşturma izni alması üzerine ... Şubesiyle olayın araştırılması için yazışma yapmış, ancak ...t Şube Müdürlüğü'nce bu konuda çalışma yapılmaması nedeniyle ... Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın onayı ile 14.11.2002 tarihinde proje çalışmasının sonlandırılmasına, evrak ve belgelerin iadesine karar verilmiştir. Evrak ve belgeler ....'e ulaşılamadığı için iade edilememiş,...'a ise 04.07.2003 tarihinde iade edilmiştir....an'ın kollukta yapılan mülakat çözüm tutanağına göre, dokümanların kendisine ... tarafından redakte işlemi için getirildiği, kendisinin redakte etmesinden sonra ..'e verdiğini ifade etmiştir. Dosya içerisinde ..'in .. ismi yazılı masada ve resmi önünde çekilmiş fotoğraflarının da bulunduğu belirlenmiştir. Sanık ..'ın ise .. ile .. dergisini çıkardığı ve aynı binayı iş yeri olarak kullandıkları, ..'ın medya ile ilişkili olup ..Şubat sürecinde de gündemde olan bazı kişilerin medyada açıklama yapmasına yardımcı olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sanık ...,...'i ... Müdürlüğü ....Şubesindeki ... yakın kişilerin gözaltına aldırdıklarını, bu grubun ... ve çevresinde bulunanlara yönelik operasyonu kendisine yaptırmak istendiğini anladığını ifade etmiştir....'den elde edilen ... Analiz Yeni .... Yönetim ve .... Projesi üzerinde ... Kriminal Polis Laboratuvarı... Başkanlığı tarafından yapılan inceleme sonucu düzenlenen 04.09.2009 tarihli Ekspertiz Raporuna göre belgenin 24. sayfasının sağ alt bölümündeki 'En içten saygı ve şükranlarımızla' ibareli yazıların alt satırında yer alan karalanmış bölümde 'Strateji Grubu' ibarelerinin bulunduğu ve üzerinin siyah renk mürekkepli bir kalemle karalandığı ayrıca karalanan hatlarda kalem ucu presyonuna bağlı, kağıdın dokusunda meydana gelen flaj izi derinliğinin mevcut olduğu, mürekkep akışının bulunduğunun belirlendiği ve bu bulgulara atfen 'Strateji Grubu' ibareli yazıların üzerindeki siyah renk mürekkepli kalemle karalanan hatların fotokopi/montaj yoluyla değil, ıslak mürekkepli kalemle husule getirilmiş olduğunun belirtildiği, .... Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi başlıklı örgütün ana dokümanı kabul edilen belgenin sanıklarda ele geçen ve dosyada bulunan tüm suretlerinin de aynı şekilde karalanmış fotokopi yada dijital suretleri olduğunun görüldüğü anlaşılmıştır.
... Teşkilatı'nın 09.05.2008 tarihli yazısından, isimsiz mektupla yapılan ihbar ve ekindeki CD'lerdeki bilgiler, açık kaynak ve arşiv bilgileri ile sınırlı yapılan çalışmanın, 2003 yılında ...Başkanı ve ...'a sunulduğu, bu çalışmanın özetinin ise 2006 yılında yine ... ve ...... Başkanı 'na sunulduğu, ... adı kullanılarak yapılan çalışmadan, devleti rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabası izlenimi edinildiği, dokümanlardaki iddiaların büyük çoğunluğunun özellikle ... Dergisi ve diğer basın yayın organlarından alıntılar şeklinde ve iddia niteliğinde hususlar olduğu; yine ... Teşkilatı'nın 30.12.2008 tarihli yazısında önceki yazı içeriği tekrar edilerek, iddia niteliğindeki bilgilerin organize faaliyetlerin işaretlerini taşıdığı, yeni bir yapı altında, yeni yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olduğu belirtilmiştir. .... Başkanlığı'nın 14.01.2009 tarihli yazısında ise .... tipi yapılanmaya ilişkin bilgi belge bulunmadığı bildirilmiştir. ... Komutanlığı'nın 04.08.2010 tarihli yazısında, dokümanların kapak tasarımlarının ve yazım benzer nitelikte olduğu, dokümanlarda bölüm ilk cümlelerinin ilk harfinin dergilerde kullanılan karaktere uygun şekilde diğer harflerden büyük olduğu, DVD içindeki dokümanların yazan hanesinde "...." veya "..." şirket bölümünde "..." yönetici hanesinde "...." yazılı olup 1999-2001 yılları arasında oluşturulduğu dijital virüs nedeniyle yazan hanesindeki ismin "...." olarak değiştiği dokümanlar içeriğinden ulaşılan ... Dergisinin 1998 yayınlanmaya başlandığı, ...Yönetmeninin ..., ...Koordinatörünün ...olduğunun bildirildiği; yine ... Komutanlığının 06.05.2010 tarihli yazısında ise iddianamede anlatılan örgüt yapılanması ve eylemlerine ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı şeklinde cevap verilmiştir. .... Müdürlüğünün 06.01.2009 tarihli yazısında ... örgütü ve diğer örgütlerin ....la bağlantısının 12.06.2007 den önce bilinmemesi veya deşifre edilmemesi nedeniyle bu tarihten önce operasyon ve soruşturmaların anlamlandırılamadığı; yine aynı Kurumun 21.01.2009 tarihli yazısında ... örgütü ve bu örgütle bağlantılı suç terör örgütlerine ilişkin bilgilerin iddianamede var olan bilgilerle sınırlı olduğu soruşturma sürecinde elde edilen tüm bilgilerin soruşturma Cumhuriyet savcısı'nın kontrolünde, adli makamların uhdesinde bulunduğu; 18.03.2010 tarihli tarihli cevabi yazıda ise ele geçen dokümanların içerik ve şekil yönlerinden örgütsel nitelik taşıdığı ve devlet otoritesini, kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, yönlendirmek, alternatif bir otorite ortaya çıkarmak suretiyle, devlet otoritesini ele geçirmeyi hedef aldığı değerlendirmesi yapılmıştır. ....Müdürlüğünün Mahkemece hükme esas alınan 05.06.2008 tarihli yazısında ise ...isimli herhangi bir terör örgütüne ilişkin daha önceden intikal etmiş soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin bulunmadığı dolayısıyla soruşturma konusu yapılanmanın yeni ortaya çıkartılmış 3713 sayılı Kanun'un tanımladığı terör örgütü niteliğinde bulunduğu bildirilmiştir.
Örgütün ana dokümanı olarak kabul edilen “... Analiz Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” belgesine göre, ...örgütünün, .... örgütü Başkanı/Komutanı'na bağlı olarak .. Dairesi Komutanlığı, ... Analiz Değerlendirme Komutanlığı, ...Dairesi Komutanlığı,...Daire Başkanlığı, ... .... Dairesi Komutanlığı, .. Planlama Dairesi Başkanlığı olmak üzere altı departman ve doğrudan .... Başkanlığı'na bağlı olarak ..Dairesi şeklinde örgütleneceğinin; yine örgütün ana dokümanı kabul edilen “Lobi” belgesinde ise ... tarafından atanmış ... departmanına bağlı ..... ve Propaganda, Hukuk, Uluslararası ilişkiler olmak üzere sekiz departman şeklinde örgütleneceğinin ve .. departmanın iki sivil köprü eleman ile ...ile irtibatı sağlayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Buna karşın mahkemece kabul edilen .. ana yapılanmasının: ... yapılanma, Devlet kurumlarında yapılanma, ...yapılanma, .. yapılanması, Terör örgütü yapılanması şeklinde oluştuğu; ...yapılanmanın ise ...Toplum Kuruluşları, ... ve İletişim Yapılanması, Hukuk, ... Başkanlığı şeklinde örgütlendiğinin kabul edildiği; karar yerinde örgütün hiyerarşik yapısının ortaya konulamadığı, departmanlar ya da hücre yapılanmaları arasında irtibatın ne suretle sağlandığı; astlık-üstlük ilişkisi, emir-talimat verme yetkisinin her bir sanık için ayrı ayrı değerlendirilerek kime bağlı faaliyet yürüttüğü ve kabul edilen örgüt hiyerarşisindeki yerinin somut delillerle ortaya konulmamış, sanıkların örgütün ana belgeleri kabul edilen dokümanlardaki ibarelere atıflar yapılmak suretiyle örgüte bağlandığı anlaşılmış olup, örgütün nerede, ne zaman, kimler tarafından ne amaçla kurulduğu somut bilgilerle tespit edilmemiştir.
... Partisinde ele geçen “...” ve “...”; ...Derneği'nin ...'daki Genel Merkezinde yapılan aramada bilgisayarda bulunan “önemlinotlar.doc” isimi word belgesi, ...'nun ev aramasında bilgisayarda bulunan elektronik posta mesajı, ...'ın ev aramasında bulunan CD içerisindeki “İşte Gerçek ...: -....” başlıklı yazı, ...'ın işyeri aramasında Harddisk içindeki ".....- e....doc ...- .....doc” ... -....doc, ....doc ile ... ve.......'da ele geçen “Kurtlar Vadisi ... başlıklı dokümanların CMK'nın 134 maddesine aykırı olarak toplanan kanıtlar niteliğinde bulunduğu gözetilmemiştir.
Örgüte ilişkin tüm dokümanlara 2001 yılında ... hakkındaki dolandırıcılık suçu nedeniyle .. Müdürlüğü tarafından el konulduğu, örgüt ana dokümanı olarak kabul edilen .. belgesinin 12.07.2006 tarihinde aloihbar. com da yayınlanmış olduğu; Örgüt ana dokümanı kabul edilen ... Analiz Yeniden Yapılanma Geliştirme Projesi ve Lobi belgelerinde örgüt dokümanlarında rastlanmayacak biçimde ve birden fazla '.... içinde kurulu bulunan '... Örgütü' ifadesine yer verildiği; yine örgüt dokümanlarında rastlanmayan biçimde örgüt dokümanının içindekiler dizini oluşturulduğu görülmektedir. ...'ın anılan belgelerin kendisine redaksiyon işlemi için ..tarafından verildiği ve kendisinin düzeltmeler yaptığı yolundaki beyanları ve ele geçen dokümanlarda farklı nüshalarda düzeltme ve değişiklikler yapıldığı da nazara alındığında çok gizli olması gereken bu nedenle örgüt üyelerinin dahi bilmesinde sakınca bulunan bu belgelerin düzeltme amaçlı olarak ..... üzerinden ...'a verilmesinin mahkemece kabul edilen örgütün büyüklüğü ve gizlilik hususundaki prensipleri ile ne suretle örtüştüğü, karar yerinde açıklanıp tartışılmamıştır. .... Komutanlığı'nın 31.12.2008 tarihli yazı içeriğinde yer alan dokümanlara ilişkin tespitlerin karar yerinde değerlendirilmediği; ...Teşkilatına ... adı ve isimsiz mektuplar ekinde 6 CD olarak gelen ihbara konu edilen dokümanlar ve arşivde yer alan teyit edilmemiş bilgilere göre hazırlanan çalışma, 2003 ve 2006 yıllarında Genelkurmay Başkanı'na ve Başbakan'a sunulduğu anlaşılmaktadır. .... Teşkilatı tarafından mektup ve eklerindeki CD'lerin, farklı kaynaklardan gelen birbirini doğrulayan ihbarlar şeklinde nitelendiği gözetilmeden, mahkeme bu ihbarları istihbari bilgi değerlendirmesi yapılarak kabule esas almıştır. Örgüt ana belgelerinde ...içerisinde kurulu bulunduğu sık sık vurgulanan... örgütü hakkında ...... Başkanı ...'ün tanık sıfatıyla verdiği ifadelerinde; .... Teşkilatı tarafından tarafından kendisine verilen belge dışında, .. örgütü diye bir örgütün olduğu, faaliyet gösterdiği yönünde bilgisinin olmadığını, .. örgütü belgesi diye gelen belgede büyük tutarsızlıklar bulunduğunu, geçerli ve tutarlı olmadığını değerlendirerek, kayıtlı olarak gelmediği için ...Başkanına gönderdiğini,...Başkanın teamül gereği ciddi bir şey bulunması durumunda tekrar kendisine dönmesi gerektiğini, ancak kendisine dönüş yapmadığını beyan etmiştir.
Örgütün ana dokümanı kabul edilen “Analiz Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” belgesinde suikastın bir metot olarak kabul edilmesi gözetildiğinde, “.... 2000” belgesinde faili meçhul cinayetlere olumsuz yaklaşılmasının keza ...örgütü yöneticilerinden olduğu kabul edilen bir sanık hakkında “... ve ....” başlıklı örgüt dokümanların da tahkir edici ibareler bulunmasının nedenleri; “...” başlıklı dokümanda .....yerine....'nın gelmesinin ne suretle örgüt ilişkisi kabul edildiği açıklanmamıştır. ...'da meydana gelen trafik kazası sonrasında başlatılan soruşturma çerçevesinde cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak, hakkında tevkif ve yakalama müzekkeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek suçlarından mahkumiyetlerine karar verilen kişilerin ...örgütünün bir hücresi olduğu somut deliller ortaya konulup tartışılmadan kabule konu edilmiştir.
...'in gözaltında verdiği ifadeye göre oluşturulan ... örgüt şemasının, örgüt dokümanları olarak kabul edilen dokümanlardan ve mahkemenin örgüte ilişkin kabulünden farklı olup, ...'in belirttiği bir çok isim hakkında dava açılmamış bulunduğu, sanık....'den ele geçen şemanın genel hatları ve içeriği itibariyle ... örgütü şeması olarak kabulünün mümkün bulunamayacağı nazara alınmamıştır. Sanık ...'in gözaltında kolluğa ifade verdikten sonra sorguya sevki sırasında oluşturduğu anlaşılan örgüt şemasının örgüt ana belgeleri ve mahkemenin kabul ettiği örgütlenme şeması ile uyumlu olmadığı gibi bu şemayı ne amaçla çizdiği yolundaki savunması da değerlendirilmiş değildir.
İmzasız ihbar mektupları ve ekinde gönderilen CD'ler ile arşive yansıyan açık kaynak bilgilerine göre ... Teşkilatı'nın oluşturduğu örgüt şemasında yer alan bazı isimlerin dava sürecinde açık hale getirildiği, bir çok ismin hala bilinmeyecek biçimde kapalı bulunduğu ve bu suretle karar verildiği anlaşılmıştır.
... örgütünden ilk kez bahseden sanık ...r'in örgütün canlı bir örgüt olmadığına dair beyanlarına ne için itibar edilmediğine yönelik mahkeme kabulü (sanığın 1997 yılındaki açıklamalarında örgütün dağıtılmış olduğuna ilişkin açıklamaları karşısında) dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Örgütün kuruluşuna ilişkin Avrupa'daki bazı ülkelerde yapılan soruşturmalara atıfta bulunulmak suretiyle, varsayıma dayalı olarak.... bünyesinde ....örgütü olarak kurulduğu kabulüne yer verilmiş, yine sanıklar .... ile ... arasında geçen, ....'ın ... Komutanı .. tarafından verildiğini söylediği ve kendisinde ele geçen “....” kartı ve aynı zarf içinde bulunan yemin metninin 09 Mart 19... darbecileri olarak belirttiği kişilerin, bu yapılanmaya ilişkin olarak kullandıkları bir isim ve parola olduğu yönündeki iletişim tespit tutanağına yansıyan ifadesi karar yerinde tartışılmaksızın sanık ... ...'da ele geçen yemin metni ve “...” yazısı, örgütün varlığına delil kabul edilmiş karta yazılı ...un aslında ... olduğu ancak baskı hatası nedeniyle ... yazıldığı belirtilerek, örgütün 1971 tarihinde de var olduğuna kanıt kabul edilmiştir.
...'ün ... hakkında fezleke bulunduğunu bilmesinin örgütün varlığına delil kabul edildiği gibi, .....'nun bilgisayarında bulunan resimde ... yazılı olması da .... örgütünün somut deliller gösterilmeden ...örgütüne bağlı bir örgüt olarak kabulü ile dolaylı olarak, örgütün varlığına delil kabul edilmiştir. Sanıklar ... ile ... arasında gerçekleşen, sanık ...'ın 15.03 2001 tarihinde proje çalışma onayı aldığı .. soruşturmasının, davada yargılanan bazı sanıklarla sınırlı olduğu ve...nun 1990'lı yıllarda ...daki faili meçhullerle ilgili halen faaliyeti olmayan bir örgüt olduğu yolundaki söylemleri iletişim tespit tutanağı içeriği ve dosya kapsamı ile değerlendirilmesi yerine, örgütsel gizliliğe dolayısıyla örgütün varlığına; ..... ve ...'in beyanlarının hayatta olmayan kişiler ve çevreden duyuma ilişkin oldukları gözetilmeden ergenekon örgütünün varlığına delil kabul edilmiştir. ....'nın ölümü nedeniyle ...onun taziye ilanı verdiğine ilişkin Av. ...'nun bir TV kanalında söylemlerine konu edilen ilan metni dosyaya getirtilip incelenmemiş, ... mahkeme huzurundaki savunmasında; ...'in ifadesini değiştirmesi için kendisine baskı yapmadığını ifade etmiş olması karşısında ....'in telkini ile ifade değiştirmesinin ne suretle örgütün varlığına delil kabul edildiği karar yerinde tartışılmamıştır.
....sine el bombası atılmasına ilişkin davada yargılanan Sanık ...'ın ...esi ve... eylemleri nedeniyle yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde bozmadan önceki ifadelerinde yer almayan ...örgütüne ilişkin beyanlarının, olaydan yaklaşık 2 yıl sonra, anılan davada 13.02.2008 tarihinde mahkumiyet hükmü kurulmasından sonra sanık, tanık ve (gerekçeli kararın 2. Kitap A- 1910 sayfasında yazılı olduğu şekliyle) gizli tanık olarak verdiği ifadeler, aralarındaki oluşa ilişkin çelişkiler giderilmeden, bu ifadelerin önceki ifadelerine neden üstün tutulduğu karar yerinde gösterilmeden ve aynı olay nedeniyle ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkumiyetlerine karar verilen..., ....., ..., ..'ın aşama ifadeleri ve .... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulan ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından esasa girilmeden birleştirme zorunluluğundan bahisle bozulan önceki mahkumiyet hükmüne neden itibar edilmediği de karar yerinde açıklanmadan, eylemin ... örgütü adına işlendiğinin kabul edilmesi ve Ümraniye'deki evde ele geçen el bomları ile ... eyleminde kullanılan el bombaları arasında kesin olarak irtibat kurmaya elverişli veri bulunmadığı nazara alınmadan, ...sine atılan el bombalarından biri ile ... aramasında ele geçen 27 el bombasından iki adedinin sadece üretim yılının aynı olduğundan hareketle bombalar ile eylem arasında bağlantı kurulmuştur.
Önceki ifadelerinde örgüt hakkında beyanı bulunmayan ve hakkında TCK'nın 221. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümleri uygulanan sanık Habip ....'ın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla verdiği sonraki beyanları ve ....'in yazdığı mektupların soruşturmayı akamete uğratmak için dezenformasyon amacıyla yazıldığı kabul edilmesine rağmen somut deliller ortaya konulmadan olayın ergenekon tarafından kurgulandığı; yin....'den ele geçen S-1 dokümanı ile ... ilçesinde yapılan aramada ele geçen silah ve mühimmatın somut deliler gösterilmeden örgüt belgesi ve silahların ..... örgütü faaliyeti çerçevesinde yapılacak eylemlerde kullanılmak amacıyla saklandığı kabul edilmiştir. Cumhuriyet ...'nun ve darbe planlarının örgütle ilişkisinin somut delilleri ile ortaya konulmaması, .....soykırımı iddialarına ilişkin yurt dışında hukuki mücadele zemininde meşru faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan ....sinin, kanıtları gösterilmeden örgütün sivil toplum kuruluşu olduğuna karar verilmiştir. ... hakkında ...'nun öldürülmesi nedeniyle açılan davanın tefrik edildiği gözetilmeden, yine ....'nın iş yeri aramasında bulunan kasetlerde yer alan “... ile .... arasında geçen telefon konuşmasına” ilişkin kayıtların hukuka uygunluğu tartışılmadan örgütün varlığına delil kabulü hukuka uygun bulunmamıştır.
... Planının, ...'in bilgisayar günlüklerine dayanması, bu planların ... tarafından gündeme getirilmesi, ...'in günlük tuttuğunu ancak darbe planlarına ilişkin kısımların sonradan eklendiği yönündeki beyanı dikkate alınarak ..., ... ve ... hakkında tefrik edildiği anlaşılan soruşturma dosyasının akıbeti araştırılıp Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde dosya içerisine alınmadan “darbe günlükleri” olduğu kabul edilen günlüklerin, sanık .... .'ın bilgisayarında CMK' nın 134 maddesi hükümlerine uygun olmayan biçimde elde edilen belgelerle doğrulandığı ve ...'e ait olduğu kabul edilip, dolaylı olarak örgütün varlığına delil kabul edilmiştir.
..dokümanı olarak kabul edilen .. belgeleri ile Cumhuriyet Çalışma Grubu'na ilişkin belgelerin içinde bulunduğu .....Komutanlığı'nda ele geçtiği ileri sürülen 5 nolu Harddisk ve diğer dijital veriler ile ...Davası olarak bilinen dava kapsamında ele geçen dijital delillerle ilgili manipülasyon yapıldığına ilişkin hükümden sonra ortaya çıkan raporlar, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde “ ... İle Mücadele ... Planı ile bağlantılı ...” olarak bilinen dava da ve.... Davasında yeniden yargılama üzerine verilen beraat kararı ile sanık ...'in hükümden sonra verdiği 28.09.2015 havale tarihli dilekçesi içeriği de gözetildiğinde örgütün varlığına ilişkin yeniden hukuki değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmalıdır.
Bu tespit ve açıklamalar bağlamında,
.... Başkanlığı ve ... Komutanlığının yazılarında ..örgütünün varlığına ilişkin bilgiler bulunmadığı, ...Teşkilatı Müsterşarlı'ğına örgüte ilişkin bilgilerin, istihbarat niteliği bulunmayan ihbarlar, eklerinde gönderilen dijital deliller ve açık kaynaklarla sınırlı olduğu, ... Müdürlüğü yazısına göre ise örgüte ilişkin bilgilerin ilk defa bu soruşturma ve dava kapsamında ortaya çıkmış olduğu belirtilmesine rağmen, ... Müdürlüğü yazısının kabule esas alındığı mahkeme kararında, örgütün nerede, ne zaman, kim ya da kimler tarafından ne amaçla kurulduğunun somut olarak ortaya konulmadığı, örgütün mahkemece kabul edilen büyüklüğü karşısında, dokümanların örgütün varlığını açıklamak için yeterli olmadığı, örgüt faaliyeti kapsamında daha önce işlenmiş suçların ortaya konulamadığı, sanıkların örgütle nerede ne zaman kimler vasıtasıyla organik ilişki kurdukları açıklanmadan ve somut delilleri ortaya konulmadan dokümanlarda yazılı soyut cümlelere atıf yapılarak örgütle bağlantılarının kurulduğu; örgüt hiyerarşisinde konumları somut olarak ortaya konulmadığı gibi, kabul edilen şekliyle departman/hücreler arasındaki köprü elemanları ve irtibatın ne suretle sağlandığının da ortaya konulamadığı; örgüt hiyerarşisinin ve köprü elemanların ortaya konulmamasının henüz örgüt hiyerarşisinde yer alan kişiler ile köprü elemanlarının belirlenememiş olması gerekçesi ile açıklanamayacağı; mahkemece kabul edilen şekli ile hiyerarşisi ortaya konulamayan örgütün, sevk ve idaresinin mümkün bulunmadığı gibi kendisini de gizlemesinin mümkün bulunmadığı; ... içinde kurulu olmakla birlikte sivil yapılanmaya da sahip olduğu ve 1971 yılında da var olduğu kabul edilen örgütten, ...Teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı, ... Komutanlığı ve ...Genel Müdürlüğü ile ... Kuvvetleri ... Başkanı ...'ün dahi örgütün varlığından haberdar olmamasının olağan kabul edilemeyeceği, keza varlığı kabul edilen bu örgütün diğer terör örgütlerini yönetip yönlendirdiğine dair delil bulunmadığı; örgütün varlığına esas alınan bazı delillerin hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı; örgütün varlığına kanıt kabul edilen deliller ile ilgili hükümden sonra ortaya çıkan bilirkişi raporları ve beraat kararları da gözetilerek, sanıkların dosya kapsamındaki atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı eylem ve faaliyetleri ile bu eylem ve faaliyetlerindeki irtibat ortaya konulduktan sonra, varsa iştirak iradesini aşan hiyerarşik bir yapılanmanın bulunup bulunmadığı ile bu yapıdaki konumları, bir ya da birden fazla oluşum ya da örgüt niteliğinde olup olmadığı; yine dosya kapsamındaki delil ve eylemlerle ilişkilendirilerek, varsa örgüt ya da örgütlerin nitelikleri de belirlendikten sonra, sanıkların eylem ve faaliyetleri ile örgütteki hiyerarşik ilişkileri somut delillerle ortaya konulup, hukuki durumlarının buna göre tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.
IX-HÜKÜMETE KARŞI SUÇ
Suçun konusu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yönetim gücünü temsil eden hükümettir. Hükümet, Anayasanın 109. maddesine göre Bakanlar Kuruludur. Cebir kullanılarak Hükümetin görevini yapamaz hale getirilmesinde, Anayasayı İhlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda 'Hükümete karşı suç' tan söz edilebilecektir. Teşebbüs suçudur. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte, görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi olarak tanımlanmış olup, bu suç Anayasal düzenin temel organlarından olan Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik, teşebbüse ait icra hareketlerini tamamlanmış suç gibi cezalandırmaktadır. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükümetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir.
765 sayılı TCK'nın 147. maddesinin Değerlendirilmesi
Mülga 765 sayılı TCK 147. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren, ıskat veya vazifesini görmekten cebren men edenlere, bunları teşvik eyleyenlere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde yapılan düzenleme ile fiil tanımlanarak yaptırıma bağlanmıştır.
Bu suç, siyasi iktidar aleyhine suçlardandır. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmıştır.
İcra organından kasıt hükümettir. Hükümet, Anayasaya göre Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir. İcra organı hem idari fonksiyonları hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Hükümet aynı zamanda devletin anayasal düzeni içinde bir kurumsal yapıyı ifade etmektedir. Bakanlar Kurulu bir bütün halinde siyasi iktidarı temsil etmektedir. Başbakan ve Bakanlar çift sıfata sahiptirler. Bunlar Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak siyasi icra iktidarlarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde, idari fonksiyon göstermektedirler. Yani idari birer şeftirler. Bu mahiyetleri ile de devlet kuvvetlerini ve devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Suçun konusu icra fonksiyonlarıdır. Bu nedenle tek tek Bakanların fonksiyonları veya Başbakanın aleyhine yapılacak tecavüzler, bu suçu meydana getirmeyecektir. Bakanlar Kurulu karar alma makamıdır. Cumhurbaşkanına ve Başbakana ait olmayan bütün karar yetkileri kabineye aittir. Başbakan, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesinden sorumludur. Sadece bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görevini engelleyecek mahiyette ise bu takdirde hükümet fonksiyonlarının engellendiği kabul edilmelidir.
Suçun Unsurları:
Hareket: Belirli neticelere yönelmiş maddi bir harekettir, neticeye doğurmaya elverişli bulunmalıdır. Netice doğurmaya elverişli olmayan bir hareket bu suç anlamında hareket sayılmaz. Bu anlamda hazırlık hareketleri, irade uygunluklarını ifade eden fiili birleşmeler hareketi meydana getirmemektedir. Bu hareketler başka suçları oluşturabilecektir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 24.04.1972 tarih 30/29 sayılı kararında da yer aldığı üzere Anayasayı ihlale matuf cemiyet veya silahlı çete kurulması veya propaganda yapılması bu maddeyi ihlal sayılmayacak, bu şekildeki hareketler şartları gerçekleşmiş ise mülga 765 sayılı TCK'nın 168-171 maddeleri gereğince cezalandırılacaktır.
Netice: Bu suçta neticenin gerçekleşmesi aranmakta teşebbüs tamamlanmış suç gibi cezalandırılmamaktadır. Suçun oluşumu bakımından aranan netice, icra fonksiyonlarının, cebren men veya icra organının ıskat edilmesidir. Bu şekilde hükümetin siyasi karar alma iradesi engellenmiş, kısmen yok edilmiş veya ıskat yoluyla tamamen bu imkan ortadan kaldırılmıştır. İcra organının fonksiyonunun ifası yönündeki iradesi kısmen veya tamamen ortadan kaldırılabilir. Bu ihlal geçici ya da kalıcı olması sonucu değiştirmez.
Cebir: Doktrinde bir kısım yazarların görüşüne göre “fillin hukuka aykırılığı şeklinde anlamak gereklidir veya cebre matuf bir iradenin mevcudiyeti” yeterlidir, şeklinde değerlendirilmiştir. Bir icra organını hukuki yollardan düşürmek suç teşkil etmek bir yana parlamenter demokrasinin şartlarından biridir. Burada söz konusu olan cebren men veya ıskat keyfiyetidir.
Cebir, “fertlerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek” gerçekleşmesi anlaşılmalıdır. Bu nedenle maddi olabileceği gibi manevi cebir şeklinde de gerçekleşebilir.
Burada cebren hükümeti ıskat etmekle beraber, gaye hükümet sistemini değiştirmek ise fiil 146. maddeyi ihlal etmiş olacaktır.
Bu suç 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde yer almaktadır. Suçta korunan hukuki değer “Anayasayı İhlal” suçuyla aynıdır. Eski Ceza Yasasında 147. maddedeki suçtan farkı “teşebbüs suçu” olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla hükumetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Bu suçta cebir ve şiddet “suçun unsurudur”. Doktrinde cebir unsurunu, maddi cebir olarak anlayanların yanında, “fertlerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek” tehditle de gerçekleşebileceğini savunan görüşler de bulunmaktadır.
Manevi Unsur: Suçun manevi unsuru kasttır. Özel kastın mevcudiyetine ihtiyaç yoktur.
Yeni TCK 312. maddede yaptırıma bağlanan suçun sadece “maddi Cebir ” ile işlenebileceğinin kabulü halinde, eski yasadaki düzenlemeye göre suçun unsurlarının değiştiği kabul edilmeli ve lehe yasa bu duruma göre belirlenmelidir.
X-DEVLET SIRRI
Sır, kelime anlamı bakımından, başkalarınca bilinmesinde sakınca görüldüğü için bir olayın, bir bilginin, bir durumun vb. dışarıya karşı korunmasıdır. Bu koruma ihtiyacı, sırrın içeriğini oluşturan konunun, başkalarınca bilinmemesinde yarar görüldüğünü açığa vurur. İnsan için bilginin ve bilme durumunun dereceleri varsa sır, gizlilik açısından en üstte yer alır. Gizlenen bilgi, üçüncü kişilerden özenle sakınılan bilgi, bir mahremiyet içerir, başkalarına kapalı, alenileşmemiş, gizlenmesinde yarar görülen bir bilgiye, bir olaya, bir duruma dair kapalı alandır.
AİHS'nin 10/2 maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “devlet sırrının açıklanmaması” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır.
Anayasa’nın 26. maddesinde düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceğini belirtirken, devlet sırrı kavramına yer vermiştir: “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut Kanun'un öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”
Burada “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilere” yer verilmekle birlikte neyin yani hangi tür bilgilerin kastedildiği açık değildir.
Yine Anayasa’nın 28. maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilmiştir.“…Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar.” Bu düzenlemede ise bir aidiyetten bahsedildiğine göre devletin “şahsileştirilmesi” söz konusudur..
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır. Yine aynı Kanun’un 125. maddesinde, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak gizli tutulamayacağı belirtilmektedir.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında “Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani mahkeme hakimin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır.
Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile ilgili olarak karşılaştığımız bir başka yasal düzenleme ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı, “açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir.”
Sırdan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler”dir. (TCK.m. 326-Gerekçe)
Devlet Sırrı, açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m.3)
Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere şiddetli cezalar öngörmektedir. 5237 sayılı TCK'da, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” adlı yedinci bölümde, 326. ile 339. maddeler arasındaki suçlardır.
Bunun haricinde kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında 258. maddede "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir;
"özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler",
“yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler”,
"devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler".
Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir.
TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330. maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeleri” kastetmektedir.
TCK'nın 334, 335, 336 ve 337. maddeleri, "yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler”den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir.
Türk Ceza Hukuku yönünden açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir.
Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir.
Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişilerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir.
Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz.
Devletin idari makamları veya organları bilgi, belge veya şeylere açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler.
Yetkisiz kimselere açıklanması sakıncalı görülen bilgilerin, önem derecesine göre sıralanması ve adlandırılmasına "gizlilik derecelendirmesi” denir.
Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devletin faaliyetlerini veya menfaatlerini tehlikeye koyabilecek veya zarara uğratabilecek mesaj, doküman, rapor, araç, gereç, tesis ve yerler hakkında kayıt edilmiş veya edilmemiş bilgi ve belgeler "gizlilik dereceli bilgi veya belgeler” olarak adlandırılabilir.
Bu bilgi veya belgeler gizlilik dereceli yerlerde saklanır.
Gizlilik dereceleri, bilmesi gereken kişiler dışındakilere açıklanması veya verilmesi, milli güvenlik ve devlet menfaatleri bakımından sakıncalı görülen bilgi, belge ve malzemelere verilir.
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre;
Gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır.
Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, Devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
Soruşturma ve Kovuşturma aşaması;
Arama ve elkoyma işlemleri sırasında Devlet sırrı niteliği taşıyan belgelere tesadüf edilebilir.
Daha önce de belirtildiği gibi 5271 Sayılı CMK’nın, 125/2. maddesi; “Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir.” şeklindedir ve bu kapsamda Cumhuriyet savcısı dahi, içeriği Devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri inceleyemeyecektir.
5271 sayılı CMK’nın 122. maddesinde ise, hakkında arama işlemli yapılan kişiye ait belgeleri inceleme yetkisinin Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğunun belirtildiği görülmektedir. Burada ayrımı yapılması gereken husus devlet sırrı niteliğindeki belgelerin soruşturma aşamasında sanıkta ele geçmesi durumudur.
5271 sayılı CMK’nın 125. maddesinin gerekçesinde resmi devlet kurumlarından mahkemelerin niteliklerini öngörerek isteyeceği devlet sırrı niteliğindeki belgelerden bahsedildiği görülmektedir. Bu açıdan soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı CMK’nın 122. maddesi gereğince, arama esnasında sanıklardan ele geçecek belgeleri inceleyebilecek ve bu belgelere ilişkin devlet sırrı olduğu şüphesine ulaştığı takdirde 5237 sayılı Kanun’un 125. maddesi uyarınca işlem yapılması için belgeleri muhafaza altına alacak fakat bunların niteliğine ilişkin mahkeme yerine geçerek araştırma yapamayacaktır.
Devlet sırrı niteliğinde olduğu düşünülen belgeler için incelenmesi gereken diğer bir husus ise bu belgelerin ele geçtikleri tarihte halen sır ya da gizli niteliği taşıyıp taşımadıkları sorunudur. Eğer bilgi temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış (somut bilgiye dayalı olmayan tahmini veya rivayet şeklinde yorumlar olmamak koşulu ile) veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise artık sır olmaktan çıkacağı değerlendirilmelidir.
Bu açıklamalar kapsamında belgelerin ele geçtikleri tarihte sır niteliğini taşıyıp taşımadıklarının araştırılması ve bu araştırma sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilecektir.
Devlet sırrı niteliği şüphesi taşıyan belgelere ilişkin mahkeme araştırma yaparken konunun özelliği ve karmaşıklığına göre Devletin bu konudaki yetkili kuruluşlarından görüş alabileceği gibi, bilirkişi incelemesi yaptırması da mümkündür. Askerî Yargıtay Daireler Kurulu 21. 01. 1972 gün ve 1972/8-9 E. K. sayılı kararı ile "Siyasi veya askerî sırrın nelerden ibaret olacağını kanunlarımız tayin ve tespit etmemiştir. Bir malûmatın milli müdafaa bakımından gizli kalması icap eden bir malûmat olup olmadığını salahiyetli mahkeme takdir edecektir. Ancak, bir malumatın gizliliğini tayin teknik bir iş olduğu cihetle bunun halli için hâkimin bilgisi kâfi gelmez. Yetkili makamlar, milli savunmanın tahmil ettiği zaruretleri ve işbu malumatın elde edilmesinden tevellüt edebilecek zararların mahiyetini isabetle takdir edecek durumdadırlar. Bu bakımdan, tatbikatta, elde edilen malûmatın veya vesaikin mahiyetini tâyinde yetkili makamların rey ve mütalâalarına daima müracaat edilmektedir. Gerçekten, istihsal edilen malumatın vahamet derecesi, lehine casusluk yapılan devletin düşmanlık hissiyatına ve bu devletle olan siyasi münasebetlerin mahiyetine göre değişen nispi bir karakter arz edeceği cihetle yetkili makamlara başvurulmak suretiyle malûmatın gizlilik derecesinin tâyin ve tespit edilmesi zaruret ifade etmektedir” şeklindeki kararla aynı şekilde tespitler yapılmıştır.
Bu açıklamalar kapsamında;
1- Soruşturma aşamasında Devlet sırrına ilişkin belge ve bilgilerin, CMK’nın 125. maddesi gereğince, mahkeme yerine Cumhuriyet savcılığınca incelenip niteliğinin belirlenmesi;
2- Ele geçen ve Devlet sırrı olduğu şüphesi duyulan belgelerin, ilgili kurumlardan Devlet sırrı olup olmadığı hususunda görüş alınması yerine konunun uzmanı olmayan .....savcılıklar ve .... Adli Müşavirliklerinden alınan görüşler doğrultusunda hüküm kurulması;
3- Mahkemece, belgelerin ele geçtikleri tarihte halen sır niteliğini taşıyıp taşımadıklarının araştırılması ve bu araştırma sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi;
4- Yasaklanan bilgileri temin etmek suçuna konu belgelerde hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmayacağından; suça delil kabul edilen belgelerin yasaklanma biçimlerinin hukuka uygun olup olmadığına ya da yasaklamanın suç tarihi itibari ile devam edip etmediğine yönelik araştırma yapılmaması suretiyle,
Sanıklar ....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklarda olduğu gibi eksik soruşturma ile mahkumiyet hükmü kurulması,
Usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
XI-MAHKEMENİN KABUL ETTİĞİ VAHAMET ARZ EDEN OLAYLAR:
Gerekçeli kararda delil değerlendirmesinin yapıldığı 2. Kitap A kısmında,
.... atılan bombanın kafile numarasının ... ilçesinde geçenler ile benzer olması, .... ilçesinde ele geçen bombalar ile ...'ın ilgisinin beyanları da desteklenen parmak izi maddi delili ile sabit olması, ....'in de... ile örgütsel bağlantısının da dikkate alarak .....'ın "...sine atılan bombaların .... tarafından .... semtindeki toplantıda verildiği'' şeklindeki beyanı dosya kapsamı ve maddi deliller ile örtüştüğü;
Sanık ....'ın eylemleri gerçekleştirmek için daha önceden tanıdığı sanık .... aracılığı ile sanıklar.., .... ve ..'yi ayarladığını, türban-başörtüsü gibi dini değer veya sembollerle herhangi bir işleri olmayan sanıkların, bomba atma eylemlerinden önce barda toplantı yaptıklarını, daha sonra .....i'de bulunan..i binasına sanık ...'ın, ...'den aldığı el bombasını 05.05.2006 tarihinde ..ye verdiğini, sanık ...i'nin, sanıklar .. ve ..'dan ayrılarak bombayı atmasından sonra birlikte kaçtıklarını, 10.05.2006 tarihinde de ...'ın attığını, bu sırada sanık ...l'in yanında sanıklar ... ve ...nin olduğunu, sanık ...'nun olay yerinde olduğu;
Sanık ...'ın, bizzat ...'den aldığı el bombasını 11.05.2006 tarihinde yanına sanık ... ve... olduğu halde ...sine atarak patlattığı;
Sanıklar ...., .., ... ve ...'ın ...'ya birlikte arabayla geldiklerini, 16.05.2006 tarihinde sanıklar ..., .. ve ...'ın araçla... binası etrafına geldiklerini, sanıklar ... ve ...'ın arabada beklerken sanık ...'ın 5. katta bulunan 2. Daire Başkanlığına çıkarak keşif yaptığını, 17.05.2006 günü saat 09.45 civarında... binasına gelen sanık ...'ın, ruhsatsız silah ile aynı masa etrafında toplantı halinde bulunan 2. Daire Başkan ve üyelerini bir gazetede yer alan resimlerinden de teşhise çalışarak 10-15 saniye gözetleyip belirledikten sonra öldürmek kastıyla birkaç metre mesafeden maktul ve mağdurlara ateş ettiğini, bu eylem sonucu yaralanan maktul ..'in öldüğü, mağdurlar ....,.....,.....,....., ve ...'nun yaralandığını, olay yerinde bir kez tavana muhtemelen kaçmasını kolaylaştırmak amacıyla korku vermek için ateş eden ve eylem sırasında herhangi bir söz sarf etmeyen, slogan atmayan sanık .....'ın, panikten yararlanıp kaçmak için çıkış noktasına geldiği sırada güvenlik görevlilerini görmesi üzerine tavana ateş ettiği ancak görevlilerce yakalanarak etkisiz hale getirildiği;
Sanık ....'ın ....ine bomba atılması ve...'a saldırı eylemlerini belli bir plan dahilinde yürüttüğü, sanıklar ..., ... ve ...'ı .... bombalamaları eylemleri karşılığındaki paraları orada vereceğini belirterek...'ya götürdüğünü;
Sanık .....'ın kendisine ...Terör Örgütünce verilen görev ve görevi yerine getirmesi ile önemli yerlere geleceği, çalışmasına gerek kalmayacağı şekilde maddi rahata kavuşacağı vaadi ile eylemlere katıldığını, sanıklar ..., ..., ... ve ....'ın münhasıran maddi çıkar vaadi ve beklentisi için ....sinin bombalanması eylemlerine katıldıkları;
Sanık ....'ın, ...i saldırıları konusunda itibar edilen beyanlarında, kendisinin ... ve ... Terör Örgütü ile bağlantısını kabul ettiğini, ...tesi saldırılarının .... ve ....'in talimatı ve .....'in verdiği bombalar ile gerçekleştirildiğini beyan ettiği;
...saldırısının ise, ...si saldırılarından hemen sonra olması, her iki eylemin de aynı amacı gerçekleştirmeye yönelik olması, eylemlerde de aynı kişilerin istihdam edilmesi hususları birlikte değerlendirerek bu eylemin de ... Örgütü Yöneticisi ..... ve ....'ün talimatı ile gerçekleştirildiği;
....sine 3 kez bomba atılması ve akabinde... üyeleri'nin heyet halindeyken hedef alınarak bir üyenin öldürülüp, diğerlerinin öldürülmeye teşebbüs edilmesi bireysel olmadığını, eylemin örgütsel bir eylem olduğunu, bu eylemlerin dinsel güdülerle değil, ... Örgütünün hedeflediği amaç suçların gerçekleşmesi için işlenen eylem olduğunu, sanık... önemli bir .... Örgütü üyesi olduğunu, ...sinin bombalanması eylemlerine katılan sanıklar ...., ...ve ...'nin ... Örgütü üyesi olmamakla birlikte ... Örgütü adına suç işleyen kişilerden olduğunu, ....sinin bombalanması eylemine katılan sanık ....'ın ise ... Örgütünün üyesi olduğu;
Bu eylemlerin ve özellikle ... saldırısının dosyadaki amaç suç olan hükumeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun gerçekleşmesine neden olacak niteliğe sahip olduğunu, ancak sanık ...'ın olaydan hemen sonra yakalanması ve soruşturma makamlarının etkin çalışmalarıyla irtibatlarının hızla ortaya çıkarılmasından dolayı bu eylem kendisinden beklenen ülkede askeri darbe yapılması sonucunu doğuramadığı;
Bu eylemlerin, süreklilik arzeden ve belli bir zaman diliminde, amaç suçların gerçekleşebilmesi için işlenen ve dosyadaki sair eylemler ile organik bağı olan örgütsel nitelikteki eylemlerden olduğu, eylemler öncesi ve işlenmesi sırasındaki yapılan hazırlıklar ve organizasyon, sonrasında meydana gelen olaylar ve dezenformasyon faaliyetleri, iddianamelerde sanıklara isnat edilen suçlar ile ...sine atılan bombalar ve Danıştay saldırısı arasındaki ilişki, işlenen suçların sonuç ve etkileri dikkate alındığında eylemlerin ... Örgütü mensupları tarafından gerçekleştirildiği;
...Örgütünün her iki eylemdeki amacının, TCK'nın 312/1 maddesine uyan .. ve ... Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemek olduğu anlaşıldığından, eylemlere katılan sanıklar her ne kadar örgüt yöneticisi, örgüt üyesi ve örgüt adına suç işlemek suçlarını işlemiş iseler de eylemlerinin bütün halinde TCK'nın 312. maddesine uyan suçu oluşturduğu;
Gerekçeli kararın sanıkların bireysel değerlendirmesinin yapıldığı 3. Kitap kısmında ise,
Sanık .. hakkında,
.... terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanığın eylemlerini.... Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda ve örgüt yöneticilerinden sanıklar .. ve ..'ün talimatları ile yerine getirdiğini, hiyerarşik yapıya dahil olarak eylem yaptığı;
Nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs suçları yönünden, ...saldırısı eylemini ... silahlı terör örgütü adına, örgüt yöneticilerinden......'in talimatı ile yerine getirdiği;
Sanık.... hakkında,
Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanığın ...Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda, sanıklar ... ve...'in emir ve talimatları üzerine el bombalarını ....sine attığını ve diğer sanıklara attırdığını, sanığın bu eylemlerini ... Silahlı Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda ve örgüt yöneticilerinden sanıklar ... ve ..'ün talimatları ile yerine getirdiğini, hiyerarşik yapıya dahil olup, sanıklar .....ve ...'e bağlı olarak örgütsel faaliyet yürüttüğünü, bu nedenle sanığın ... Silahlı Terör Örgütü üyesi olduğu;
Danıştay saldırısı eylemi nedeni ile sanık ...'ın örgüt içerisindeki konumu itibariyle sanık ...'a emir ve talimat verecek konumda olmaması, ... saldırısı eyleminde sanık ....'ı azmettirdiği veya eyleme bizzat iştirak ettiği yönünde delil bulunmaması, olay günü olay yerinde olmaması hususları, sanığın kendi beyanı ve dıger sanıkların beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirerek suçun işlenmesi sırasında sanığın yardım ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, sanığın atılı suçları işlediği sabit olmadığı;
Sanıklar .... ile sanık İ....hakkında,
TCK'nın 312. maddedeki suç yönünden, sanıkların, örgüt yöneticilerinden sanıklar ..... ve ....'ün talimatı ile sanık ... tarafından Cumhuriyet Gazetesine el bombası atılması eylemine katıldıklarını, eylemde bombanın insanların bulunduğu bir ortama atılarak kişilerin hayati tehlikeye düşürülmesine sebep oldukları, sanıklar bizzat bombayı atmasalar da, asıl bombayı atan .....'ın yanında bulunup suçun işlenmesini kolaylaştırarak suça iştirak ettikleri, bu nedenlerle de asli fail gibi olmasalar da suçun işlenişine yardım eden olarak cezalandırılmaları gerektiği;
Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanıkların, hiyerarşik yapıya dahil olmadan, sanıklar .... ve ...'a bağlı olarak hareket ettikleri, bu nedenle sanıkların ... Silahlı Terör Örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri;
Mala zarar verme suçu yönünden, sanıkların iştiraki ile sanık.... tarafından 11.05.2006 tarihinde atılan el bombasının patladığını, bu olay sırasında .....sinin binasında zarar meydana geldiğinden sanıklar ... ve ..'ın asıl failin yanında bulunmak ve suçun işlenişini kolaylaştırmak suretiyle üzerilerine atılı mala zarar verme suçunu işledikleri;
Danıştay saldırısı nedeniyle sanıklar....., ...'ın konumları itibariyle sanık ...'a emir ve talimat verecek konumda olmamaları,.....saldırısı eyleminde sanık ...'ı azmettirdikleri veya eyleme bizzat iştirak ettikleri yönünde delil bulunmaması, olay günü olay yerinde olmamaları, olaydan bir gün önce sanık ... ile birlikte ..... binası yakınına gitmiş ise de arabada beklemek suretiyle yapılan keşif işlemine katılmamaları hususlarını, sanıkların beyanları ve diğer sanıkların beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirerek suçun işlenmesi sırasında sanıkların yardım ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği bu nedenle sanıkların atılı suçları işlemedikleri;
Sanık .... hakkında,
Danıştay saldırısı yönünden, sanık ....'ın bu eylemi, ... silahlı terör örgütü adına, örgüt yöneticilerinden ...'in talimatı ile yerine getirdiği;
Sanık .... hakkında,
Danıştay saldırısı yönünden, sanık ....'ın bu eylemi, .. Silahlı Terör Örgütü adına, örgüt yöneticilerinden sanıklar .... ve .....in talimatı ile yerine getirdiği,
Mahkeme tarafından kabul edilmiştir.
Mahkemenin Kabulüne Göre Sanıkların Suça İştirakleri ve Sorumluluklarının Tespiti
Suça İştirak:
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda asli iştirak/fer'i iştirak ayrımı kaldırılmıştır. Yasa gerekçesinde belirtildiği üzere mülga 765 sayılı TCK'da kabul edilen sistemin en önemli sakıncası, kişinin suçun işlenişine katkısının, gerçekleştirilen suçun bütünlüğü içerisinde değil, ondan bağımsız olarak ele alınmasıdır. Bu nedenle 765 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde uygulanan sistemde, suçun işlenişine iştirak eden kişilerin çoğu zaman asli fail olarak mı yoksa fer'i fail olarak mı sorumlu tutulacakları duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanamamaktadır.
Yine gerekçede ifade edildiği gibi, Hükümet Tasarısı'nda da benimsenen asli iştirak, fer'i iştirak ayrımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı sonuçlaması ve uygulamada zorluk ve duraksamalara neden olması dolayısıyla, bu ayrımı esas alan düzenleme tasarıdan çıkarılmıştır. Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir.
Yeni yasada, iştirak halinde faillik ve şeriklik söz konusudur. .....de azmettiren ve yardım eden olarak ikiye ayrılmaktadır. Böylece 765 sayılı Yasada asli manevi fail sayılan azmettiren, 5237 sayılı Yasada fail olarak kabul edilmeyip, şerikler arasında sayılmıştır. Bir suçun işlenmesinde asıl sorumluluk faillere aittir, şerikler ise 40. maddede yer alan bağlılık kuralı gereğince sorumlu tutulabilmektedirler.
Yasa koyucunun 37. maddenin 1. fıkrasındaki “suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur” ifadesiyle faillik kavramının kapsamını oldukça geniş tuttuğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak, birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi, zımni veya açık bir iş bölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Öyle ki, bu anlamda suçu sonuçlayan hareketi yapmayan fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gerekli ortamı hazırlayanlardan her birisi de fail sayılabilecektir. Buradan çıkartabileceğimiz netice, suçun işlenmesi sırasında mağdura yönelik olarak yapılacak hareketlerin çoğu kez yardım etme olarak değil, faillik olarak değerlendirileceği yönünde olacaktır. Ancak, bu ifadeden yardım etmenin sadece suçun işlenmesinden önce veya sonra mümkün olabileceği sonucunun da çıkartılmaması gerekir. Zira, yardım etme her aşamada mümkün olabilecek fakat daha çok suçun işlenmesinden önceki ve sonraki hareketler yardım etme olarak değerlendirilebilecektir.
Olayımız açısından çözülmesi gereken sorun, nitelikli öldürme suçuna katılıp katılmadığına ve katıldı ise iştirak düzeyinin belirlenmesine yöneliktir.
Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin saptanması için, eylemin bir evresindeki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Çünkü suç kastının mutlaka belli bir aşamada oluşması gerekmediği gibi, iştirak iradesinin de suç tamamlanıncaya kadar her aşamada oluşması mümkündür.
Bu açıklamalar doğrultusunda dosya kapsamı ile mahkeme kabulünden eylemin silahlı bir örgütün amaç ve talimatı doğrultusunda işlendiğinin kabul edilmesinden veya kabul edilmemesinden bağımsız olarak araç suçlar bakımından , sanık.....'ın, sanık ... aracılığı ile sanıklar .., .... ve ...'yi ayarladığı, sanıkların toplanıp karar almalarından sonra ...sine yönelik eylemleri gerçekleştirdikleri, daha sonra ...saldırısı eylemi için sanık ....'yi İstanbul'da bırakarak ....'ya aynı araçla geldikleri, 16.05.2006 tarihinde sanık .....'ın, sanıklar ...... ve ......'la birlikte keşif amacıyla ..... yakınına geldikleri, sanık .....'ın diğer sanıkları .....'ın hemen arkasında bulunan ..... Caddesi'nde araçta bırakarak ..... binasına geçtiği, olay mahallini gezdiği, daha sonra sanıklar ....., ..., ..... ve .....'ın biraraya gelerek konuyu tartıştıkları, toplantıdan sonra bir arada .....'da otelde kaldıkları, ertesi sabah sanık .....'ın ..... binasında müzakere salonunda heyet halinde çalışan maktul ve mağdurlara tabanca ile ateş ederek nitelikli öldürme ve öldürmeye teşebbüs eylemi gerçekleştirdiği, olay yerinden kaçarken yakalandığı, sanık ......'ın ise sanıklar ...... ve .....r'ı Terminale götürerek otobüsle İstanbul'a gönderdikten sonra otogardan ayrıldığı, bilahare sanıkların yakalandıkları anlaşılmıştır.
Kabul ve uygulamaya göre,
A-) Mahkeme tarafından, ... Terör Örgütü yöneticileri olduğunu kabul ettiği kişilerin... ili ..... ilçesinde yapılan bir toplantıda örgüt üyesi sanıklar ..... ve ......'a verildiği kabul edilen bombaların....sine atılmasını örgütsel eylem olarak değerlendirildiği, örgüt yöneticilerinin talimatıyla gerçekleştirilen .... saldırısında aynı ekibin kullanıldığı, önemli bir örgüt üyesi olan ...'ın, sürekli yanında bulunan ve örgütsel toplantılara birlikte katılan örgüt üyesi sanık ... ile ... ve ...'la birlikte özel bir araçla örgütsel bir eylem kabul edilen ... saldırısını gerçekleştirmek için ...'ya geldikleri kabul edildiği halde, sanıklar ..., ... ve...'ın örgütsel eylemden vazgeçtiklerine veya eylemlerinden gönüllü vazgeçerek, asli fail olan ....'ın eylemden vazgeçmesi için ellerinden gelen bütün gayreti göstermelerine rağmen eylemi engelleyemediklerine (TCK'nın 41.m.) dair mahkemece tespit edilmiş bir durum bulunmamasına rağmen, eylem öncesi suç işleme kararını kuvvetlendirme, suç işleme sırasında yakınında bulunarak manevi destek olmak şeklindeki davranışların, sanık ...’ın fail olarak gerçekleştirdiği nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs fillerine yardım suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, yasal olmayan gerekçelerle sanıkların beraatlerine karar verilmesi;
B-) .... saldırısı eyleminin ... Örgütü Yöneticisi .... ve ....'ün talimatı ile gerçekleştirildiği kabul edildiği halde, sanık .... ve ....'in bireysel durumlarının değerlendirilmesi bölümlerinde nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs suçları yönünden, ....saldırısı eylemini ..... silahlı terör örgütü adına örgüt yöneticilerinden ...'in talimatı ile yerine getirdiği şeklinde tespit yapılması suretiyle çelişkiye düşülerek karar verilmesi;
C-) Amaç suç niteliğinde bulunan TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunu gerçekleştirmek amacı ile vahamet arz eden eyleme herhangi bir şekilde iştirak edenlerin, amaç suç bakımından sorumluluk statüleri faillik niteliğinde olduğu gözetilmeksizin, olayda tatbiki mümkün olmayan, ancak koşulları oluştuğu takdirde araç suçlara uygulama olanağı olan TCK'nın 39. maddesine göre indirim yapılarak sanıklar .... ve...'ın eksik ceza ile cezalandırılması,
Yasaya aykırıdır.
XII-EKSİK SORUŞTURMA NEDENLERİ
1-Sanık.... hakkında,
a)... Üsteğmen .... Lojmanları adresinde yapılan aramada el konulan ... numaralı ajanda içinde yer aldığı iddia ve kabul edilen kroki ve uydu görüntülerinin basılı olduğu (2) adet A/4 kağıdında yer alan yazıların kendisine ait olmadığı yolundaki savunması karşısında; anılan kroki ile (2) adet A/4 kağıdında yer alan yazıların sanığa ait olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma sonucu kroki yönünden ... Kriminal Polis Laboratuvarının 22.01.2009 tarihli raporu ile yetinilerek ve (2) adet A4 kağıdında yer alan yazılar yönünden ise bu hususta hiçbir araştırma yaptırılmaması;
b)Sanık hakkında ......Mahkemesi'nde askeri eşyayı gizleme suçundan açılan kamu davasının akıbetinin araştırılması, karara çıkmış olması halinde ise kararın onaylı bir örneğinin bu dosya içerisine alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerekmesi;
c)Maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması bakımından, sanığın aramalarda ele geçen aynı sis kutusunun ....'nda, ....'nde ve ....'de yapılan aramalarda ele geçirildiğini savunmasında iddia etmiş olması karşısında, anılan hususların araştırılarak iddiasının doğru olup olmadığının tespiti gerektiği gözetilmeden, ... aramalarında ele geçirilen malzemelerin başka bir soruşturmanın konusu olmaları ve mahkemenin görevi kapsamında bulunmadığından incelenmediği belirtilerek yetersiz gerekçe ve eksik araştırma ile yazılı şekilde sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması;
2-Bir kısım sanıklar ve müdafilerinin aramada ele geçen delillere kolluk görevlilerince sayı ve içerik itibariyle ilave yapıldığının ileri sürülmesi karşısında; mahkemece bu hususta ayrıntılı araştırma yapılmadan karar verilmesi;
3-Sanık ... hakkında TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde,
29/05/2008 tarihli inceleme değerlendirme raporunda (2 nolu delil) telefon hafıza kartı, bilgisayar inceleme raporunda ise medion marka pocket pc'den çıkan hafıza kartı olarak kabul edilen dijital delilin, arama işleminde bulunduğuna dair 24/01/2008 tarihli arama tutanağında herhangi bir ibare olmadığı; bahse konu inceleme değerlendirme raporunun incelenmesinde, mezkur hafıza kartında 25/01/2008 günü 06:00-06:04 saatleri arasında oluşturulmuş 8 adet dijital dosyanın mevcut olduğu tespit edilmiş, arama işleminin ise arama tutanağında belirtildiği üzere 24/01/2008 günü saat 23:00'da tamamlandığı da gözetilerek;
a-Hafıza kartının sanık hakkında yapılan arama işleminden elde edilip edilmediğinin araştırılması;
b-Hafıza kartında el konulma tarihinden sonra 8 adet dosyanın oluşturulup oluşturulmadığı hususunda uzman bir heyetten bilirkişi raporu aldırılması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi ve delile el konulma tarihinden sonra hukuka aykırı bir müdahalede bulunulduğu tespit edilmesi halinde, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi;
4-Sanık ....'in evinde yapılan aramada elde edildiği belirtilen ....---...Müsteşarlığının "Çok Gizli" ....ve .... Raporu olarak tabir edilen evrak ile ilgili olarak, sanığın bu belgeyi avukatlık mesleğini yürütmesinden dolayı vekili olduğu bir dava dosyasından temin ettiğine dair savunmasının araştırılması gerektiği gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulması;
5-....Partisi Genel Merkezi,... Kanal ve ... Dergisi.... Mahallesi ... Sokak No:.---.... adresinde 21/03/2008 günü yapılan aramada,
a) CMK’nın 119. ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 11. maddesinde arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanının arama tutanağına yazılacağının ve imzalarının alınacağının belirtilmiş olması karşısında; arama mahalline tutanakta imzası bulunanların dışında ve çok sayıda kolluk görevlisinin girerek aramaya katıldığı; kolluk görevlilerinin bir çok bağımsız bölüme avukatlar ve ilgililerin yokluğunda girerek arama faaliyetinde bulundukları; arama tutanağının 3. sayfasında yazılı, girişin karşısındaki sekreter odasının sağ tarafındaki masanın etajerinde bulunduğu yazılan materyallerin, avukatların yokluğunda, kollukça bulunduğu iddiaları karşısında söz konusu iddiaların arama işlemine katılanların dinlenilmesi ve ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/318 esas sayılı dosyası getirtilip incelenmek suretiyle araştırılarak sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi;
b) Aramada ele geçtiği iddia edilen ..... marka CD içerisinde Cumhuriyet savcılığınca yaptırılan incelemede, CD'de bulunan “....” klasörü içinde Yargıtay binası krokisi ve bu krokinin açılımına dair bir metin belgesi bulunduğu yerel mahkeme tarafından kabul edilmiş olup; sanıkların, bu CD’nin aramada bulunmadığı, CD içindeki klasörlerle bir ilgilerinin olmadığı, kroki ve krokinin açılımı belgesinin 24.03.2008 tarihli Taraf Gazetesi nüshasında yayınlandığı ve bu yayında yer alan belgenin büyütülerek incelenmesinde 13.03.2008 tarihinde, yani .... Partisi aramasından 8 gün önce, ....tesi'nin ....-..... büroları arasında fakslandığının anlaşıldığı hususundaki iddialar karşısında, söz konusu iddiaların araştırılarak, bu iddialar ile ilgili .... Gazetesi yetkilileri hakkında bir soruşturma yapılıp yapılmadığının, kamu davası açılıp açılmadığının tespiti ile kamu davası açılmış ise bu dosyanın celbedilerek incelenmesi;
Aynı CD içerisinde yer alan ve ... tarafından oluşturulduğu mahkemece kabul edilen "... Lokantası Yemeği" belgesinde, yemeğe sanık ...'ın da katılacağı yazılı ise de belgenin oluşturulma tarihi olan 02/01/2008 tarihinde sanık ....ın cezaevinde tutuklu olduğu ve bu sebeple söz konusu belgenin de gerçek dışı olduğu hususundaki sanık savunmasının araştırılması ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi;
6-Sanık ...'ın ev ve iş yeri aramasında ele geçirildiği iddia edilen 13 ve 55 nolu CD’lerde yer alan çeşitli klasörlerde ....de bulunan Vecihi ..ı .... üssüne ait fotoğraflar, krokiler, personele ait kimlik örneklerinin bulunması ile ilgili olarak;... Müsteşarlığı’nın 30.12.2008 tarihli ve 497 sayılı cevabi yazısında: ... Bölgesi kırsalında öldürülen bir teröristin üzerinde bulunan belgeler arasında... üssüne yönelik eylem planlarına rastlandığı,...Partisi’nin ...’ya yönelik olarak planlanan eylemle ilişkilendirilmeye çalışılmasının dezenformasyon amaçlı bir yönlendirme faaliyeti olabileceğinin belirtilmesi karşısında, sanıktan dijital olarak ele geçirildiği iddia olunan ... Üssü belgeleriyle, .. yazısında belirtilen teröristten elde edilen eylem planının aynı olup olmadığının, yine yazıda belirtildiği gibi bu olayın... Partisi’ne yönelik bir dezenformasyon faaliyeti olup olmadığının araştırılarak sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi;
7-Dosya arasında bir örneği bulunan ve sanık .. hakkında olduğu anlaşılan Dr. ... Devlet Hastanesinin 28/02/2006 gün ve 226 sayılı sağlık kurulu raporunda, sanığa "paranoid psikoz (tedavi ile çalışma olanağı yok)" teşhisi konulduğu ve tüm dosyanın tetkikinde sanığın suç tarihinde veya yargılama sırasında cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda bir rapor aldırılıp aldırılmadığının tespit edilememesi karşısında, sanığın Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine sevkinin yapılarak cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda rapor aldırılıp sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi;
8-Soruşturma aşamasında ...'in avukatlığını yapan sanık ....siz'in aramalarında elde edilen ve TCK'nın 334. maddesi uyarınca sanık hakkında verilen mahkumiyet kararına delil olarak kabul edilen belgelerle ilgili olarak; sanık...'in, diğer sanıklardan ...in bürosuna hukuki yardım için geldiğinde yanında getirdiği CD içerisinde bu belgelerin olduğu, müvekkili olan ... için de delil kabul edilen bu belgelerin çıktısını savunma amacıyla aldığı, belgelerin avukatlık faaliyet ve savunma hakkı kapsamında kendisinde bulunduğuna yönelik savunması karşısında, sanık....'in bu savunmayı doğrular nitelikteki beyanları da gözetilerek sanığın savunmasının doğruluğu araştırılmaksızın eksik araştırma ile mahkumiyet hükmü kurulması;
9-Sanık ...'in ...'daki ikametinden ele geçirilen ve örgütün eylem planları olduğu kabul edilen "tedhiş planı" belgelerinde yer alan eylem planlarının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, yazılı olduğu şekilde bir eylemin gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği hususunda belgelerde geçen yerlerde keşif yapılmadan, bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, eksik araştırma ile mahkumiyet hükmü verilmesi;
10-12.06.2007 tarihinde .... İl ... .... Komutanlığına yapılan ihbarda verilen bilgiler üzerine; ...... Mahallesi Muhtarlığı’nın önündeki tek katlı binanın (önünde büfe var) çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğunun belirtildiği ve bunun üzerine .... İl .... Komutanlığı’nca ihbar bildirim formunun düzenlendiği, bu bildirim formunda ihbar saatinin 12:55, bildirimin saatinin 12:57 olarak belirtildiği, İstanbul’da düzenlenen ihbar kayıt formunda ise ihbarın 12:40 da bildirildiğinin belirtilmesi karşısında, ihbar saati hususundaki çelişki giderilmeksizin eksik araştırma ile hüküm kurulması;
11-Sanık ...’in, sanık...’a gönderdiği özgeçmiş raporunun örgüt belgelerine esas alınmasına rağmen, özgeçmişin doğruluğuna ilişkin bir araştırma yapılmadan hüküm kurulması;
12-Sanık...’ın silahlı terör örgütü üyeliğine delil olarak kabul edilen ve ...’dan ele geçtiği belirtilen ses kasetlerinin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği ilişkin bir araştırma yapılmadan hükme esas alınması;
13-Sanıklar ...ve ... hakkında 5237 sayılı TCK’nın 204/1. maddesi uyarınca karar verilirken, sahte olduğu kabul edilen belgelere ilişkin yeterli araştırma yapılmaksızın mahkumiyet hükmü kurulması;
14-Sanık ...’e ait olduğu belirtilen ... belgesine ilişkin olarak dinlenilen tanık ...’ın, sanık lehine olan beyanları, dikkate alınmadan ve bu husus karar yerinde tartışılmadan, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi;
15-Sanık ... müdafiinin; sanığın ....’de yapıldığı iddia edilen toplantıya katılmadığını savunması, toplantı tarihinde sanığın cep telefonu baz istasyonu kayıtlarının getirtilerek incelenmesini talep etmesi ve ... kayıtlarındaki görüşme sayılarına itiraz etmesi karşısında, bu hususlarda araştırma yapılmaksızın;
Sanık Veli Küçük'ten ele geçirilen belgelerle ilgili alınan kriminal raporlarına itiraz edilmesi ve Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılması talebi bulunmasına rağmen, bu yöndeki talebin hangi sebeple yerinde görülmediği, polis kriminal raporu ile neden yetinildiği tatmin edici bir şekilde ortaya konulmaksızın karar verilmesi;
16- Tanık ....'in soruşturma aşamasında verdiği beyanları ile mahkeme aşamasında verdiği beyanların doğruluğu araştırılmaksızın hüküm kurulması;
17- Sanık ...'in gözaltındayken nezarethanede yazdığını beyan ettiği örgütsel şemanın ne şekilde ve ne zaman alındığı hususunda araştırma yapılmaksızın karar verilmesi;
18-... Başkanlığı tarafından yerel mahkemeye gönderilen 22 Haziran 2012 tarih ADMÜŞ:9140-653-12/M.O.A sayılı .... olayı ile ilgili oluşturulan şemaya ilişkin yazı içeriğinin, örgütün varlığı ve eylemin sorumluların tespiti açısından delil olarak kullanmış olması karşısında, bir kısım sanık ve müdafiilerinin, belgenin içeriğinin resmi yazı formatı dışında şüphe doğurucu nitelikte olduğu gerekçesiyle belge içeriğine itiraz etmelerine karşın bu iddianın doğru olup olmadığı araştırılmaksızın hüküm kurulması;
19-Yargılama sürecinde gerek kolluğa gerekse soruşturma ve kovuşturma makamlarına yargılama konusu olaylarla ilgili olarak çok sayıda isim içeren ve içermeyen ihbar mektuplarının gönderildiği anlaşılmakla anılan ihbarların kim ya da kimler tarafından yapıldığı yönünde herhangi bir araştırmaya gidilmemesi, suretiyle eksik soruşturma sonucu hüküm kurulması,
Yasaya aykırıdır.
XIII-GENEL BOZMALAR
1- Hüküm kurulduğu sırada kazanılmış hakkın gözetilmediği;
Sanık .... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan kurulan ... Ağır Ceza Mahkemesinin 13.02.2008 tarih ve 2006/158 esas, 2008/45 karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.12.2008 tarih ve 2008/14884 esas, 2008/13337 karar ilamı ile bozulduğu, aleyhe temyiz olmadığı, bozulan hükümde 6136 sayılı Kanun muhalefet suçundan 2 yıl hapis ve 450,00-TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, sanıklar .... ve ... hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.07.2007 tarih 2006/820 esas 2007/363 karar sayılı hükmün, sanık ... müdafii ile sanık ...müdafii tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 25.12.2008 tarih 2008/8280-14870 sayılı ilamı ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan sanıklara verilen ''2 yıl hapis ve 450-TL adli para cezası'' şeklindeki sonuç cezanın, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca cezanın kazanılmış hak oluşturduğunun gözetilmemesi;
2-Mahkeme heyeti tarafından imzalanan duruşma tutanağında geçen ''deve'' kelimesinin, gerekçeli kararın 2. Kitap A bölümün 801 sayfasında bulunan 1137 nolu dipnotunda ''bu kelimenin edep olduğunu mahkememiz işitmiştir'' şeklinde değerlendirdiği, talep üzerine duruşma tutanaklarında düzeltmeler yapıldığı halde bazı düzeltmelerin kimin tarafından yapıldığı belirtilmeden paraf atıldığı;
21.06.2013 tarihli oturuma ilişkin tutanağın incelenmesinde, yapılan yoklamaya göre duruşma salonunda olmaması gereken sanık ....'e son sözleri sorularak savunması alındığı, yine duruşma tutanağındaki yoklamaya göre duruşma salonunda olması gereken sanık ...'a son sözünün sorulmadığı anlaşılmakla,
Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde duruşmanın görüntü kaydının çözülerek duruşma tutanağına çevrilmesi sırasında CMK'nın 219 ve 221. maddelerine aykırı davranılması;
3-Sanık .... müdafiinin hükümden sonra temyiz aşamasında Dairemize sunduğu dilekçe ekinde, .... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu'nun 2014/116784 Soruşturma sayılı dosyasında mevcut bulunan 3 kişilik adli tıp uzmanı bilirkişi tarafından tanzim edilen belge inceleme raporunda “irtica ile mücadele eylem planı” başlıklı dokümandaki “sanık ...'e atfen atılan imzanın basit tersimli ve taklidinin nispeten kolay oluşu nedeniyle zayıf ihtimalle ...'in eli ürünü olabileceği, ancak bunun kesin olarak belirlenemediği”nin tespiti karşısında ilgili soruşturma evrakı ve bahse konu rapor mahkemeye celp edilip incelenerek bu konuda alınmış diğer raporlarla birlikte değerlendirilip belgedeki imzanın sanığın eli ürünü olup olmadığı kesin olarak tespit edildikten sonra hukuki durumunun buna göre tayininin gerektiğinin düşünülmemesi;
4-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 139/n maddesi uyarınca değişik işler kaydı tutulması gerekir. Yönetmeliğin 156 maddesine göre değişik işler kaydı; "(1) diğer kayıtlara işlenmesi gerekmeyen; idari yaptırım kararlarına karşı yapılan başvurular, arama, el koyma, gözlem altına alma, iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması, gizli soruşturma için görevlendirilmesi, teknik araçlarla izlemek gibi karar ve işlemler ile 5271 sayılı Kanun'un 205'inci maddesi uyarınca verilen tutuklama kararlarının safahatının işlendiği kayıttır. (2) Bu kayıt; sıra numarası, şüpheli veya kabahatlinin kimlik bilgileri, mahkeme esas numarası, talep eden, talep ve tarihi, karar ve tarihi, merciine gönderildiği tarih ile düşünceler sütunlarından oluşur." UYAP üzerinden gönderilemeyen evrakın ilgili kişi ya da mercine gönderildiği tarihinin tespiti için ayrıca yönetmeliğin 158. maddesine göre zimmet kaydı da tutulması gerekmektedir.
Yönetmeliğin, değişik işler kaydının yazılması gereken koruma tedbirlerinin sonradan düzenlendiği, değiştirildiği yönündeki iddiaların bertaraf edilmesi, kararın verilme tarihinin kuşkudan uzak şekilde belirlenmesi yönünden gerekli denetimin yapılmasına yönelik olduğu dikkate alınmadan, diğer koruma tedbirleri yanında iletişim tespiti kararlarının da hiçbirisinin bu kayda geçirilmesi söz konusu olmadığı gibi sıra numarasının da yazılmaması;
5-Dosyadaki dijital verilerin incelenmesinde genellikle bilirkişi olarak aynı kişi ya da kişilerin görevlendirilmesi ve bu bilirkişilerin raporlarına karşı etkin bir itiraz yolunun kullandırılmaması;
6-Kabule göre;
a)Sanıklar ..., ...., .... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümler yönünden,
Hüküm tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 65. maddesiyle TCK'nın 152. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişiklik karşısında, mala zarar verme suçu bakımından sanıkların hukukî durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması;
b)Adli sicil kaydına göre tekerrüre esas geçmiş hükümlülüğü bulunmayan ve terör örgütüne yardım ettiği kabul edilen sanıklar ..., ..., ..., ...., ... ve ... hakkında örgüt mensupları hakkında uygulanması mümkün bulunan TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanması;
c)Sanık ... hakkında 765 sayılı TCK'nın lehe olduğu kabul edilerek uygulama yapıldığına göre, anılan Kanun'un bir bütün halinde uygulanması gerektiği gözetilmeden 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine aykırı olarak müsadere kararı verilirken 5237 sayılı TCK'nın 55/1. maddesinin uygulanması;
d)Sanıklar ...., ... ve ... hakkında eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme kapsamında kaldığı kabul edilmesine karşın 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan hüküm kurulurken suçun ne suretle örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği de gösterilmeksizin hükmolunan cezadan 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesi uyarınca artırım yapılması;
e)Sanık .... hakkında hüküm açıklama tutanağında devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçundan TCK'nın 327. maddesinden mahkumiyet hükmü kurulurken TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği halde, gerekçeli kararda anılan mahkumiyet yönünden TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezada indirim yapıldığının belirtilmesi suretiyle hükmün karıştırılması; usul ve yasaya aykırı olup,
f)Hükümden sonra, ....Donanma Komutanlığında yapılan aramada ele geçen 5 nolu harddisk, 11 nolu cd ve diğer dijital verilere ilişkin .... 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/188 esas, 2015/143 karar sayılı dosyasında alınan tüm bilirkişi raporlarının getirtilip incelenerek ve denetimine olanak verecek şekilde dosya içine alındıktan sonra, gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden inceleme yaptırılmasında zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
XIV-EMANET/MÜSADERE
Mahkeme tarafından hakkında beraat kararı verildiği halde adli emanete kayıtlı;
Sanık ....'e ait cep telefonu, sim kart ile birçok sanıkla birlikte sanık ... ait dijital verilerin toplandığı 16 DVD ve 3 adet CD'nin, sanık...'e ait CD, harddiskin, sanık...'a ait CD'ler, iletişim tespit tutanaklarını içeren CD'nin, sanık ...'a ait cep telefonu ve 3 hafıza kartı ile ... ve arkadaşlarının ses kayıtlarının CD'nin, sanık ...'e ve arkadaşlarına ait tapeler, ses CD'si ve görüşme kayıtlarını içerir 5 adet DVD'nin, sanık ...'a ait cep telefonu, ... kartı ile sanık ve arkadaşlarına ait tapeleri ses CD si ve görüşme kayıtlarını içerir 5 adet DVD'nin, sanıklar ... ve ..'a ait cep telefonu ve sim kartı ile sanık ...'ya ait harddiskin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmek suretiyle kabul ile hüküm arasında çelişki yaratılması bozmayı gerektirmiştir.
XV. HÜKÜM
Ayrıntısı karar gerekçesinde açıklandığı üzere;
Belirtilen usul ve yasaya aykırılıklar nedeniyle, Cumhuriyet savcıları, katılanlar .... Ajansı Basın ve ... A.Ş. ile ...ı vekili, ... Başkanlığı vekili, ....., .... adlarına vekaleten kendi adına asaleten Av. ...'in temyiz nedenleri,
Sanıklar.. ve müdafiileri temyiz dilekçeleri,
Sanıklar ve müdafiilerin duruşmalı incelemede ileri sürdükleri temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden,
Sanıklar ....,.....,.....,....., haklarında kurulan bazı hükümler yönünden re’sen de temyize tabi olan hükümlerin öncelikle bu sebeplerden dolayı AYRI AYRI BOZULMALARINA;
Bozma sebeplerine göre hakkındaki mahkumiyet hükmünü, temyizden vazgeçme sebebiyle inceleme dışı bırakılan.... ile temyiz isteminde bulunmayan sanıklar ...., ...., ..., ...., ... ve ... hakkındaki mahkumiyet hükümleri yönünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 325. maddesi gereğince SİRAYETİNE;
Sanık ...yönünden ruhsatlı tabancalarının, bir kısım sanıklar yönünden pasaportlarının iadesi ve sanık .... yönünden ise ipoteğin kaldırılması talepleri ile sair talepler hususunda ilk derece mahkemesince karar verilmesine;
Dosya kapsamına, yargılama konusu suçların niteliğine, sanık hakkında verilen ceza miktarına, bozmanın içeriğine, tutuklulukta geçen süreye ve halen hakkında verilen başka mahkumiyet kararlarının infazına devam olunduğunun ve tutuklama müzekkeresinin infazına ara verildiğinin bildirilmiş olmasına göre, bu aşamada tüm adli kontrol kararlarının yeterli olmayacağı kanaatiyle, sanık ..... müdafiinin tahliye isteminin REDDİNE; 21/04/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
TEFHİM ŞERHİ:
21.04.2016 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'in huzurunda sanıklar ......, ....,.....,.....,....., ve yetki belgesi ibraz eden Av. 'in yüzlerine karşı 21.04.2016 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
İfade alma işlemi sırasında şüpheliye hatırlatılan haklar ve yükümlülükler kapsamında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
A) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
B) Müdafi seçme hakkının bulunduğu bildirilir.
C) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir.
D) İkrar etmesi halinde cezasında indirim yapılacağı bildirilir.
E) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır.
Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.