5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 150

Ceza Muhakemesi Kanunu 150. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 150 – (Değişik: 6/12/2006 – 5560/21 md.) (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma[54]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

802 karar eşleşti
10. Ceza Dairesi, 2020/19345 E., 2024/15753 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince "alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihi itibarıyla sanık ...'in üzerine
10. Ceza Dairesi         2020/19345 E.  ,  2024/15753 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2012/381 E., 2016/256 K. SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma HÜKÜMLER: 1- Beraat; ..., ..., ... hakkında 2- Mahkûmiyet; ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : 1- Ret; ..., ..., ... hakkında 2- Onama; ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ... hakkında 3- Bozma; ..., ... hakkında Aralarındaki bağlantı nedeniyle Dairemizin 2023/14721 Esas numarasında kayıtlı dosya ile birlikte incelenmiştir. Sanıklar ..., ..., ... (...), ... (...), hakkında 16.01.2012 tarihli olay yönünden bozma üzerine kurulan hükümlerin; sanık ... hakkında 12.02.2012 tarihli olay yönünden kurulan hükmün; sanıklar ... (....), ..., ..., ... (...), ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (....) hakkında kurulan hükümlerin karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin, hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, sanık ... hariç 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A. Sanıklar ... ve ... hakkında 18.12.2011 ve sanık ... hakkında 03.01.2012 tarihli olaylar yönünden; Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.11.2012 tarihli ve 2012/181 Esas, 2012/352 Karar sayılı kararı ile aynı Mahkemenin 2012/381 Esas sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya 2012/381 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir. Sanıklar ...., ..., ..., ... hakkında 16.01.2012 tarihli olay yönünden Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.01.2012 tarihli ve 2012/94 Esas, 2012/133 Karar sayılı kararı ile aynı olay yönünden sanık ... hakkındaki aynı Mahkemenin 2012/42 Esas sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya 2012/42 Esas sayılı dosya üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir. 2012/42 Esas sayılı dosyanın bozma üzerine aldığı yeni esas üzerinden yapılan yargılamada, Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.11.2014 tarihli ve 2014/158 Esas, 2014/269 Karar sayılı kararı ile Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/381 Esas sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/381 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir. Ayrıca Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/42 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama sürecinde .... hakkındaki yakalama emrinin infaz edilememesi nedeni ile dosyası tefrik edilerek, aynı Mahkemenin 2014/227 Esasına kaydedilmiş; yakalama sonrası Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.09.2014 tarihli ve 2014/227 Esas, 2014/234 Karar sayılı kararı ile Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/381 Esas sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle, her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/381 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir. B. Bozmaya konu (birleşen) Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.03.2013 tarihli ve 2012/42 Esas, 2013/65 Karar sayılı kararı ile birleştirme öncesinde 16.01.2012 tarihli olay yönünden sanık ... Y. hakkındaki dava dosyasının tefrikine, sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis ve 7.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; sanıklar ..., ..., ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 15.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. C. Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararının, sanıklar ..., ..., ..., ... ve müdafileri taraflarından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 04.06.2014 tarihli ve 2013/11921 Esas, 2014/4392 Karar sayılı kararı ile; "Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/511 tefrik ve 2012/1042 sayılı yetkisizlik kararı ile Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen soruşturmalar ile Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/626 soruşturma sırasına kayıtlı soruşturmanın sonuçlarının araştırılması, dava açılmış ve derdest ise birleştirilmesi, hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise dosyaların bu dosya içerisine konulması, tüm deliller birlikte tartışılarak sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması" Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Ç. Yukarıda (A) bendinde belirtilen birleştirme kararları sonrası yapılan yargılamada, Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.06.2016 tarihli ve 2012/381 Esas, 2016/256 Karar sayılı kararı; 05.12.2011 tarihli olay yönünden sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; 18.12.2011 tarihli olay yönünden sanıklar ..., ...'ın, ...'nın; 03.01.2012 tarihli olay yönünden sanıklar ... ve ...'in; 16.01.2012 tarihli olay yönünden sanıklar ..., ...., ...'ın; 12.02.2012 tarihli olay yönünden sanıklar ... ve ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına; 18.12.2011 tarihli olay yönünden sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 2.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; 18.12.2011 tarihli olay yönünden sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 31 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 1.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; 16.01.2012 ve 12.02.2012 tarihli olaylar yönünden sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis ve 9.360,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; Temyize konu 18.12.2011 tarihli olay yönünden sanık ...'in, 16.01.2012 tarihli olay yönünden sanık ...'in, 12.02.2012 tarihli olay yönünden sanık ... K.'nın 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine; Karar verilmiştir. D. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; sanıklar ..., ... ve .... yönünden temyiz isteklerinin reddi; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...., ..., ..., ... yönünden usul ve yasaya uygun olması nedeniyle hükümlerin onanması; sanık ... yönünden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi; sanık ... yönünden ek savunma hakkı verilmeden 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin uygulanması nedeniyle hükmün bozulması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğuna, 3. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğine ilişkin somut delil bulunmadığına, 4. Temel cezaların gerekçesiz ve hakkaniyete aykırı şekilde üst hadden belirlendiğine, İlişkindir. B. Sanık ...'in temyiz sebepleri özetle; Mahkûmiyet kararının bozulmasına ilişkindir. C. Sanık ...'in temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Hükmedilen cezanın ağır olduğuna, ailesi yönünden maddi-manevi mağduriyet oluşturacağına, İlişkindir. Ç. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Hükmedilen cezanın ağır olduğuna, ailesi yönünden maddi-manevi mağduriyet oluşturacağına, 3. Her türlü şüpheden uzak ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, İlişkindir. D. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Tape kayıtlarının tek başına delil hükmünde kabul edilemeyeceğine, 2. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğine ilişkin somut delil bulunmadığına, İlişkindir. E. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Maddi olgularla desteklenmeyen ve farklı yorumlanan tape kayıtlarına dayanılarak cezalandırmanın hukuka aykırı olduğuna, 2. Her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, İlişkindir. F. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Yaş küçüklüğü olmasına karşın yargılamanın açık yapıldığına, 3. Suç vasfına göre mahkemenin görevli olmadığına, 4. Sanık lehine ve aleyhine olan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğuna, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 5. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca da beraat kararı verilmesi gerektiğine, İlişkindir. G. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 3. Arama ve elkoyma işleminin hukuka aykırı olduğuna; zira sanığın içinde bulunduğu plakası, modeli ve rengi belli olan araçla uyuşturucu madde taşıdığı yönünde istihbari bilgi üzerine adli arama kararı alınması gerektiğine, aksinin kabulü halinde dahi yazılı arama emrinin verildiği saat ile aramanın başladığı saat itibariyle yazılı arama emrinin usule uygun olmadığına, 4. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine, İlişkindir. Ğ. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Somut ve yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 3. Panik ve telaşla kollukta verdiği ifadesinin geçersiz olduğuna, 4. Bilinçli ve kasıtlı olarak suç işlemediğine, İlişkindir. H. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Dosyanın tekrar incelenmesini istediğine, kararı temyiz ettiklerine ilişkindir. I. Sanık ... Y. müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Kararı temyiz etmek istediklerine ilişkindir. İ. Sanık ...'in temyiz sebepleri özetle; Kararı temyiz etmek istediğine ilişkindir. J. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. K. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğuna, 3. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğine ilişkin somut delil bulunmadığına, 4. Temel cezaların gerekçesiz ve hakkaniyete aykırı şekilde üst hadden belirlendiğine, İlişkindir. L. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine, İlişkindir. M. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Eylemin suçluyu kayırma suçunu oluşturduğuna, 3. Somut ve yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 4. Telefon görüşmelerinin uyuşturucu madde ticaretine ilişkin olmadığına, 5. Maddi olgularla desteklenmeyen ve farklı yorumlanan tape kayıtlarına dayanılarak cezalandırmanın hukuka aykırı olduğuna, İlişkindir. N. Sanık ... K. müdafiinin temyiz sebepleri özetle; Kararı temyiz etmek istediklerine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR A. Sanık ... Hakkında 05.12.2011 Tarihli Olay Yönünden; 05.12.2011 tarihinde; iletişimin tespiti sonucu ... ve ...'ün fiziki takibe alındığı, ...'ın yanında ... ile aynı araçla, ...'ün farklı bir araçla geldikleri ve hep birlikte ...'ın ikametine girdikleri, kısa süre sonra ikametten çıkan ... ve ...'ün bir yere gidip döndükleri, bagajdan poşetler ve bir adet çanta alarak tekrar ikamete girdikleri, kısa süre sonra ...'un elinde poşetle ikametten çıkıp aracı ile ayrıldığı, ...'un üzerinde bulunan 1 poşet eroin, 1 paket eroin, 1 paket esrar ve 5 adet amfetamin içeren hapı rızaen teslim ettiği olayda; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; ...'da ele geçen poşetle ... ve ...'ün ellerinde görülen poşetlerin aynı olup olmadığının anlaşılamadığı, parmak izi incelemesinde herhangi bir bulguya rastlanmadığı, ...'un uyuşturucu maddeyi başka birinden alma ihtimalinin de mevcut olduğu, bu nedenlerle ..., ... ve ...'un suça iştirak ettikleri hususunun şüphede kaldığı, 17 yıldır esrar kullandığını beyan eden ...'da ele geçen uyuşturucu maddelerin çeşitliliği, suça konu eroinin net miktarı ve kullanım sınırını aşar nitelikte olması bir arada değerlendirilerek sadece ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır. B. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında 18.12.2011 Tarihli Olay Yönünden; 18.12.2011 tarihinde; iletişimin tespiti sonucu ... ve ...'ın fiziki takibe alındığı, ... ve ...'ın kullandığı aracın ...'nın annesi adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği, bu araçla ...'e ait olduğu anlaşılan eve giderek buradan uyuşturucu madde aldıklarının değerlendirildiği, ...'in Antalya'ya gitmek için bilet ayarladığı, ..., ... ve kimliği tespit edilemeyen bir şahsın söz konusu araçla otogara gittikleri, ...'ın elinde bir poşetle otobüse bindiği, ...'in elindeki çantayı alt bagaja verdikten sonra otobüse bindiği, Cumhuriyet savcısının yazılı arama emrine istinaden otobüsün durdurulduğu, üst bagajdaki poşet içinden 2 paket halinde eroin ve 1 poşette esrar ele geçtiği; eroin paketlerinden gramajı yüksek olanın ... tarafından ...'ten temin edildiğinin, gramajı düşük olanın ise ... tarafından ortağı olan ... ile birlikte ...'ten temin edildiğinin ve gramajın düşük olması nedeniyle Antalya'ya nakledilmek üzere ... tarafından ...'e teslim edildiğinin değerlendirildiği olayda; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; ... hakkında maddi bulgularla desteklenemeyen telefon görüşmeleri dışında kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraat kararı verilmiş; somut olayda ..., ... ve ...'in bir grup, ... ve ...'in ayrı bir grup olarak hareket ettikleri, bu iki grubun uyuşturucu madde temin ve sevkiyatında birbirlerine yardımcı oldukları, ...'in ...'ten uyuşturucu madde temin ettiği, ayrıca ...'nın Antalya'ya sevketmek istediği eroinin naklini kabul ettikleri, ...'nın, ... ile temin ettiği uyuşturucu maddeyi ... ve ...'a teslim edip aracını aldığı, ... ve ...'ın kovuşturma aşamasında suçlamaları kabul ettikleri, ... ve ...'ın yakalanması ile ilgili ... ve ... arasında geçen konuşmada ...'nın "maşa varken elini ateşe koymayacaksın,...seni göndermiş olsaydım...sen de girecektin şimdi içeri" diyerek kendi suçunu ve ...'in iştirakını ikrar ettiği gerekçesiyle ..., ..., ..., ... ve ...'in mahkûmiyetlerine karar verildiği anlaşılmıştır. C. Sanıklar ... ve ... Hakkında 03.01.2012 Tarihli Olay Yönünden; 03.01.2012 tarihinde; istihbari bilgi, iletişimin tespiti ve ...'ün kiraladığı aracın GPS dökümündeki baz verileri esas alınarak ...'ün Gaziantep'te ...'ten temin ettiği uyuşturucu maddeyi kiraladığı araçla Antalya'ya getireceğinin değerlendirildiği, söz konusu aracın uygulama noktasında durdurulduğu, araçta ... ve ...'in olduğu, Cumhuriyet savcısının yazılı arama emrine istinaden yapılan aramada ...'ün üzerinden 3 parça halinde eroin ele geçirildiği, ...'e ait ikamette yapılan aramada ise 1 paket eroin ile eroin bulaşıklı uyuşturucu madde içiminde kullanıldığı değerlendirilen rulo ve kart ele geçirildiği anlaşılan olayda; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; suçun işleniş biçimi, ...'de ele geçen uyuşturucu madde miktarı, suça konu uyuşturucu maddenin ele geçmesi ile dinleme kayıtlarına göre sanığın uyuşturucu madde ticareti planı içerisinde olduğu yönündeki şüphenin ortadan kalktığı, ...'ün suça konu uyuşturucu maddeyi kullanmak için aldığına ilişkin savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, ...'ün beyanına üstünlük tanınarak ...'in uyuşturucu maddeden haberdar olduğunun kabul edildiği, ...'in uyuşturucu madde nakli karşılığında menfaat temin ettiği gerekçesiyle ... ve ...'in mahkûmiyetlerine karar verildiği anlaşılmıştır. Ç. Sanıklar ..., ...., ..., ..., ... Hakkında 16.01.2012 Tarihli Olay Yönünden; 16.01.2012 tarihinde; iletişimin tespiti ve istihbari bilgi sonucu 07 NVC ... ve 07 NP ... plakalı araçlarla öncü-artçı olarak Antalya'ya uyuşturucu madde sevk edileceğinin değerlendirildiği, fiziki takip ile 07 NP.... plakalı aracın öncü ve 07 NVC ... plakalı aracın artçı olarak seyir halinde olduklarının tespit edildiği, öncü aracın Alanya'dan çıktığının ve artçı aracın uygulama noktasına gelmeden tali yola saptığının belirlenmesi üzerine artçı aracın Alanya'da durdurulduğu, hakkındaki yakalama kararının infaz edilememesi nedeniyle dosyası tefrik edilen ...'ın sürücüsü olduğu, ...'ın sağ önde oturduğu 07 NVC ... plakalı aracın durdurulduğu, ...'ın üzerinde bulunan 3 paket eroin ile 4 adet suboxone hapı kendi isteğiyle görevlilere teslim ettiği, iletişimin tespiti ve fiziki takip sonucu ..., ... ve ....'nin de suça konu uyuşturucu madde ile irtibatlı olduklarının değerlendirildiği olayda; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; iletişim tespit tutanakları içeriğinden ...'ın 2012 yılının Ocak ayı başında uyuşturucu madde sevkiyatı için harekete geçtiğinin, uyuşturucu madde temininde aracılık eden ...'i arayarak hazırlık yapmasını istediğinin değerlendirildiği, ...'in uyuşturucu madde temini için para istemesi üzerine ...'ın "... " adına kayıtlı hesaba farklı tarihlerde toplam 2.500,00 TL para yatırdığı, kamera görüntülerinden yatırılan paraların ... tarafından çekildiğinin tespit edildiği, 13.01.2012 tarihinde ..., ... ve ...'in Antalya'da buluştuklarının tespit edildiği, ...'ın talimatıyla ... ve ...'ın 07 NP ... plakalı araçla Gaziantep'e gittikleri, ... ve ...'ın uyuşturucu madde temininde sıkıntı yaşaması nedeniyle ... ve ...'in 07 NVC ... plakalı araçla Gaziantep'e gittikleri, yola çıkmadan önce ...'ın telefonunu Antalya'da bırakarak Antalya'da olduğu imajını yaratmaya çalıştığı, ..., ..., ... ve ...'ın suça konu uyuşturucu maddeyi ....'den temin ettikleri, ... ve ...'in 07 NP ... plakalı araçla, ... ve ...'ın 07 NVC ... plakalı araçla öncü-artçı olarak yola çıktıkları, yolda telefon görüşmeleri yaptıkları bir arada değerlendirilerek üzerlerine atılı suçu işlediklerinin sabit olduğu gerekçesiyle ..., ..., .... ve ...'ın mahkûmiyetlerine; hakkındaki yakalama emri infaz edilemeyen ...'ın dosyasının tefrikine karar verildiği anlaşılmıştır. D. Sanıklar ..., ..., ... ve .... Hakkında 12.02.2012 Tarihli Olay Yönünden; 12.02.2012 tarihinde; istihbari bilgi ve iletişimin tespiti sonucu ...'ın fiziki takibe alındığı, ...'ın ...'yı karşılamak için belirlenen yerde beklediğinin değerlendirildiği, ...'nın yolcu olarak bulunduğu otobüsün uygulama noktasında durdurulduğu, ...'nın üzerinde bulunan 1 poşet içindeki eroini rızaen teslim ettiği, ...'nın yakalanmasından sonra ... ve ... arasında gerçekleşen telefon görüşmeleri nedeniyle ...'in de irtibatlı olduğunun değerlendirildiği olayda; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; iletişimin tespiti tutanakları içeriğinden ... ve ...'nın olaydan bir gün önce buluştuklarının ve ...'ın suça konu uyuşturucu maddeyi ...'ya verdiğinin, ...'in bu durumdan haberdar olduğunun ve ...'nın adını vermeden onun için bilet ayırttığının, ...'ın ... ile doğrudan irtibat kurmayı tehlikeli görerek ... Antalya'ya gelinceye kadar ... ile irtibat kurduğunun anlaşıldığı, ...'ın sıkıntı olup olmadığını kontrol amacıyla 07 NP ... plakalı araçla öncü olarak yola çıktığı, ...'nın bulunduğu aracı arkadan takip ettiği, tertibat alarak bekleyen güvenlik güçlerinin önünden geçmesi ile ...'ın fiziki takibe alındığı, suça konu uyuşturucu maddenin taşınması için ... ile ...'nın anlaştıkları, iletişim tespit tutanaklarının içeriğinden ...'in ... ve ...'yı bir araya getirdiğinin, uyuşturucu madde naklinde bizzat yer aldığının, ... ve ...'nın iletişimini bizzat sağladığının anlaşıldığı, suça konu madde miktarı, olayın oluş şekli ve iletişim tespit tutanakları bir bütün halinde değerlendirilerek suçun sübuta erdiği gerekçesiyle ..., ... ve ...'in mahkûmiyetlerine; ...'nın ikrarı olmasa dahi iletişimin tespiti ve fiziki takip sonucu olayın açığa çıkacağı gerekçesiyle ... hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına; ...'ın 16.01.2012 tarihli olay ile bu olayı zincirleme şekilde işlediği gerekçesiyle hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden; Sanık müdafiinin yüzüne karşı 07.06.2016 tarihinde tefhim edilen karara karşı, sanığın karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 17.06.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunduğu, hükmün 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize tabi olmadığı gibi sanığın temyizinin beraat kararının gerekçesine yönelik olmadığı ve temyizde sanığın hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmıştır. B. Sanıklar ... ve .... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; Sanık ... K. müdafii ile sanık ...'in temyizlerinin beraat kararlarının gerekçesine yönelik olmadığı ve temyizde sanıkların hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmıştır. C. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı ve aynı maddede 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, Mahkemenin, temel cezaların alt sınır aşılarak belirlenmesine ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, sanık ... müdafiinin, sanık ...'in, sanıklar ..., ..., ... ile müdafilerinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, eleştiri dışında hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. Ç. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; 1. Suç tarihinde 15-18 yaş grubunda olan sanık ... hakkında, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 35 inci maddesi uyarınca sosyal inceleme raporu alınmaması ya da alınmama gerekçesinin hükümde gösterilmemesi, 2. Nüfus kaydına göre, 01.07.1994 doğumlu olan sanık hakkındaki Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/181 Esas sayılı dosyanın, aynı Mahkemenin 2012/381 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesinden sonra, yeniden savunmasının alındığı 08.10.2013 tarihli celsede, 18 yaşını doldurmuş olmasına rağmen duruşmanın açık yerine kapalı yapılması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 185 inci maddesinin birinci fıkrasına aykırı davranılması, 3. Sanıklar hakkında 18.12.2011 tarihli olay yönünden hükme esas alınan iletişim tespit tutanaklarının ayrıntılı olarak sanıklara okunup diyeceklerinin sorulması, iletişim tespit tutanaklarında geçen görüşmelerin kendilerine ait olmadığını söylemeleri durumunda ses örneklerinin alınarak telefon konuşmalarının söz konusu sanıklara ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, sonucuna göre tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, Hukuka aykırı görülmüştür. D. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden; Kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın savunmasının aksine, 18.12.2011 tarihinde sanıklar ... ve ...'ta ele geçen uyuşturucu maddelerle ilgisinin olduğuna dair, maddi bulgularla desteklenmeyen, farklı anlamlar taşıyabilecek telefon görüşmeleri dışında, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür. E. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; 1. 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince "alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihi itibarıyla sanık ...'in üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafi tayininin gerekmediği, ancak 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle hapis cezasının alt sınırının on yıl hapis cezası olarak değiştirildiği, karar tarihi olan 07.06.2016 tarihinde 6545 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunduğu ve 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafi tayinini gerektirdiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilerek sanık ...'in savunma hakkının kısıtlanması, 2. Sanık ...'in zorunlu müdafii eşliğinde savunması alındıktan sonra sanıklar ... ve ...'in hukukî durumlarının birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Hukuka aykırı görülmüştür. F. Sanık ... Y. Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden; 1. Sanık hakkında 16.01.2012 tarihli olay yönünden hükme esas alınan iletişim tespit tutanaklarının ayrıntılı olarak sanığa okunup diyeceklerinin sorulması, iletişim tespit tutanaklarında geçen görüşmelerin kendisine ait olmadığını söylemesi durumunda ses örneklerinin alınarak telefon konuşmalarının söz konusu sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, sonucuna göre tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, 2. Sanığa ait banka hesap bilgileri araştırılarak, 05.01.2012 ila 16.01.2012 tarihleri arasındaki hesap hareketlerinin incelenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Hukuka aykırı görülmüştür. G. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden; 16.01.2012 tarihli olay yönünden sanığın, sanık ...'da ele geçen uyuşturucu madde ticaret eylemi sabit ise de; 1. Sanık hakkında 12.02.2012 tarihli eylem yönünden hükme esas alınan iletişim tespit tutanaklarının ayrıntılı olarak sanığa okunup diyeceklerinin sorulması, iletişim tespit tutanaklarında geçen görüşmelerin kendisine ait olmadığını söylemesi durumunda ses örneklerinin alınarak telefon konuşmalarının söz konusu sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, sonucuna göre tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, 2. Aşağıda (Ğ) harfiyle gösterilen bozma nedenine göre sanık ...'nın zorunlu müdafii eşliğinde savunması alındıktan ve sanıklar ... ile ...'a iletişim tespit tutanakları okunup savunmaları alındıktan sonra sanığın hukukî durumunun birlikte değerlendirilerek belirlenmesi ve sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi, 3. Sanığa ait ikamette 28.03.2012 tarihinde yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelere ilişkin uzmanlık raporunun aslı veya onaylı örneğinin denetime imkan verecek şekilde dosya arasına alınması gerektiğinin gözetilmemesi, Hukuka aykırı görülmüştür. Ğ. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; 1. 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince "alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihi itibarıyla sanık ...'nın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafi tayininin gerekmediği, ancak 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle hapis cezasının alt sınırının on yıl hapis cezası olarak değiştirildiği, karar tarihi olan 07.06.2016 tarihinde 6545 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunduğu ve 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafi tayinini gerektirdiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilerek sanık ...'nın savunma hakkının kısıtlanması, 2. Sanık ... hakkında 12.02.2012 tarihli eylem yönünden hükme esas alınan iletişim tespit tutanaklarının ayrıntılı olarak sanığa okunup diyeceklerinin sorulması, iletişim tespit tutanaklarında geçen görüşmelerin kendisine ait olmadığını söylemesi durumunda ses örneklerinin alınarak telefon konuşmalarının söz konusu sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, sonucuna göre tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, 3. Sanık ...'nın zorunlu müdafii eşliğinde savunması alındıktan ve sanık ... ile yukarıda (G) harfiyle gösterilen bozma nedenine göre sanık ...'a iletişim tespit tutanakları okunup savunmaları alındıktan sonra sanıkların hukukî durumlarının birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR A. Sanıklar ..., ... ve .... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; Gerekçe bölümünde (A) ve (B) harfleriyle gösterilen bentlerde açıklanan nedenlerle Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.06.2016 tarihli ve 2012/381 Esas, 2016/256 Karar sayılı kararına yönelik sanık ... K. müdafii ile sanıklar ... ve ...'in temyiz isteklerinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; Gerekçe bölümünde (C) harfiyle gösterilen bentte açıklanan nedenlerle Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.06.2016 tarihli ve 2012/381 Esas, 2016/256 Karar sayılı kararında sanık ... müdafii, sanık ... ile sanıklar ..., ..., ... ve müdafileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle, hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, C. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...., ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden; Gerekçe bölümünde (Ç), (D), (E), (F), (G) ve (Ğ) harfleriyle gösterilen bentlerde açıklanan nedenlerle Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.06.2016 tarihli ve 2012/381 Esas, 2016/256 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar müdafilerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, sanıklar ..., ..., ..., ..., .... yönünden Tebliğname’ye aykırı; sanıklar ... ve ... yönünden Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Sanıklar ..., ... ve .... yönünden esası incelenmeksizin ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ...., ..., ... ve ... yönünden diğer yönleri incelenmeksizin dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.02.2024 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2023/396 E., 2023/641 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Görevlendirilmiş ihtiyari müdafilik ise 5271 sayılı CMK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olup, "Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir.
Ceza Genel Kurulu         2023/396 E.  ,  2023/641 K. "İçtihat Metni" HÜKÜMLÜ İtirazname No : 2023/39894 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3245-2905 I. HUKUKÎ SÜREÇ Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.2017 tarih ve 95-406 sayı ile kurulan hükme yönelik sanık ve müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 21.12.2017 tarih ve 3245-2905 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 08.10.2018 tarih ve 2546-3116 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.05.2023 tarih ve 39894 sayı ile; ''...Sanık hakkında savunmada zaafiyet oluşturacak şekilde yargılama yapılıp yapılmadığı ile temel ceza belirlenirken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle sanığa fazla ceza tayin edilip edilmediğine ilişkindir. Somut dosyada sanığın aşamalardaki dosyanın onaylı bir suretini mahkemeden talep etmesi karşısında, söz konusu evrakların onaylı bir suretinin sanığa teslimi sağlanmadan savunmada zaafiyet oluşturacak biçimde yazılı şekilde karar verilmesi, Bununla birlikte; Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında; Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerde 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde; suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği tehlike ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saikin yanında, TCK 61/3 maddesi gereğince suçun unsuru olan hususların temel cezanın belirlenmesinde esas alınamayacağına ilişkin düzenleme de göz önünde bulundurularak; hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun şekilde alt sınırdan makul düzeyde uzaklaşılarak bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, Karşısında hükmün onanmasına ilişkin Yüksek Dairenizin kararı hukuka aykırı görülmekle sanık lehine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmuştur...'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 03.07.2023 tarih ve 10274-4637 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İnceleme sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; TCK’nın 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olarak yargılanan sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının belirlenmesine ilişkin olup kısıtlanmadığının kabulü hâlinde sanığa alt sınırın üzerinde tayin edilen ceza miktarının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR Sanık ...'ın silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesince yargılandığı davanın 15.06.2017 tarihli dördüncü celsesinde sanığın dosya içeriğini talep ettiği, mahkeme başkanının sanığa ''Duruşmayı uzatmaya mı çalışıyorsun ?... Neyini istiyorsun dosyanın ?'' şeklinde hitap ettikten sonra sanığın kalem hizmetlerine ilişkin yönetmelikten bahsettiği, mahkeme başkanının ''İddianame sana gelmedi mi?..Avukatınızda da vardı dosyanın içeriği..'' dediği, sanığın bunun üzerine ''...Avukatım benimle alakalı hiç yanlı yanlış adını dahi bilmiyorum. Benim ile alakalı sizden beraatımı dahi isteyemedi, tutanaklarda bu da var, size bıraktı kanaatini, o nedenle ben avukatımın zaten azlini istiyorum'' şeklinde talepte bulunduğu, mahkeme başkanının ''Zorunlu olarak atanan avukat, zorunlu olarak atanan avukatın azli mi olur?'' şeklinde sorusu üzerine sanığın ''Ama nasıl olur bu beni savunmuyorsa ne yapabilirim ben'' şeklinde cevap verdiği, sanık müdafiinin bunun üzerine ''Görüşe gitmedim, şimdi şöyle ilk duruşmaya katıldığımda ve bu zamana kadar gelen celsede sürekli avukat tutacağım dedi, yani biz burada geliyoruz, hakim bey de, reis bey de söyledi, avukatınız burada, ben de buradayım, bana söylenmedi avukat bey bir görüşebilir miyiz, yüzümüze dahi bakmadı.'' şeklinde ifadeler kullandığı, bunun üzerine sanığın ''Ben sizin avukat olduğunuzu bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. '' dediği, sanık müdafiinin ise devamında ''Her duruşmada zabıtlarda da var, ben dedi avukat tutmak istiyorum dedi. Ben bunun üzerine savunma yapmam uygun mudur, değil midir?' şeklinde bir soru yönelttiği, mahkeme başkanının sanığa önceki celse avukat tutması için verilen sürede niçin avukat tutmadığını sorması üzerine sanığın maddi sıkıntıları olduğunu ifade ettiği, bunun üzerine söze giren üye hâkim ile sanık arasında; ''Üye Hâkim : Senin basit dediğin iddialar, senin ilçe imamı olduğun, senin için bu basit mi? yani hiç dosyadan haberin yokmuş gibi öyle demagoji yapıyorsun. Üye Hâkim : Dosyayı hâkimden daha iyi biliyorsun Üye Hâkim : Sabrımızı sınama anlatabiliyor muyum. Üye Hâkim: Şimdi sen Müslümansın biz de Müslümanız. Üye Hâkim : Ama demagoji yapamazsın. Üye Hâkim : Avukatını suçladın sabahtan beri, heyeti suçladın, savcıyı suçladın, burada yargılanan sensin. Üye Hâkim : Tereyağı gibi şeyin üzerine çıkma bak. Üye Hâkim: Boynunu bük demiyorum sana. Ama yargılamanın da bir ahlakı var. Üye Hâkim : Daha ne yapacaksın ya Üye Hâkim : Senin özrün kabahatinden büyük kardeşim, ne yaptığını da bilmiyorsun, sabahtan beri heyete hakaret ediyorsun, savcının işine karışıyorsun. Üye Hâkim: Sana savunma yapma demiyoruz, bak hâlen sen şey gibi Üye Hâkim : Kendi bildiğinden şaşmıyorsun, savunma yapmak demek savcıya hakaret etmek değildir. Üye Hâkim : Avukatını, avukatını, devlet sana avukat, bak devlete ihanetten yargılanıyorsun şu anda, bu devlet sana ücretsiz avukat tayin ediyor, anlatabildim mi, daha fazla haddini aşma. Üye Hâkim : Sabahtan beri diyoruz ki belki yaptığı hatasını anlar, ama sen bu nezaketi bile anlamıyorsun, bir de 25 yıllık eğitimciyim diyorsun, vay senin yetiştirdiğin çocuğa. Üye Hâkim: Güzel mevkiye gelmek başka, insan olmak başka Başkan: Peki, beraat mı istiyorsun ? Üye Hâkim : Sen savunma yaparken tamam mı haddini aştın''. şeklinde ifadelerin kullanıldığı bir diyalog yaşandığı anlaşılmıştır. 4. celse ara kararında; ''...2-Sanığın talebine binaen kendisine ulaştırılmak üzere sanık müdafiine dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerin tutanak ile bir suretinin verilmesine, ayrıca sanık müdafiine sanık ile görüşmesi ve savunmasını hazırlaması hususunun bildirilmesine'' karar verildiği, ancak sanık müdafii kaleme başvurmadığından ara kararın gereğinin yerine getirilemediği, sanığın 21.06.2017 tarihinde tartışma yaşadığı üye hâkimin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle reddini talep ettiği, Sanığın yargılamanın 5. celsesine SEGBİS'le katılmak yerine mahkemede bulunmak istemesi nedeniyle katılmadığı, yargılamanın 6. ve son karar celsesinde ise sanığın dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerin kendisine ulaşmadığını ve savunmasını bu kadar yapabildiğini ifade ettiği, mahkemece sanığın müdafiine söz verildiği, sonrasında SEGBİS kayıtlarına göre; "Sanık Müdafii; Mütalaadaki aleyhe olan hususları kabul etmiyoruz. Sanığın savunmasına bir diyeceğimiz yoktur. Bu aşamada sanıkta bulunan sanık geçmişine yönelik cemaat okullarında dershanelerinde görev yapmıştır ve bunlara bağlı olan Sanık Müdafii : Cemaatle ilişkili işlerde bulunmuştur diyelim o zaman Başkan: Bir saniye sözünü kesme Başkan: ... bir dakika avukat bey sözünü tamamlasın iddia olarak belki dile getirecek, bir dinle savunmasını ondan sonra sana söz vereceğiz. Sanık Müdafii : Sanığın beraatini talep ediyoruz, mahkeme aksi kanaatte ise lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz. Başkan: Onları avukat bey iddia olarak burada dile getirildiği için ifade etmek istiyor. Başkan: Sözünü tamamlattırsan son cümlesini bir söylese. Avukat bey başka var mı? Sanık Müdafii : Başka yok.'' şeklinde gelişen konuşmaların zabıtlara yansıdığı, Mahkeme tarafından sanığın 21.06.2017 tarihli hâkimin reddi talepli dilekçesi konusunda herhangi bir karar verilmediği, reddi talep edilen üye hâkimin duruşmanın sonraki celselerine katılmasa da 14.07.2017 ve 25.09.2017 tarihli tutukluluğunun değerlendirilmesine ilişkin kararlara katıldığı, 4. celse sonunda verilen ara kararda dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerin sanığa ulaştırılmak üzere sanık müdafiine verilmesine karar verildiği hâlde dosya içeriğindeki deliller sanığa ulaştırılmadan hüküm kurulduğu ve sanığın Baro tarafından atanan müdafiinin azlini istediği hâlde bu hususun mahkemece değerlendirilmediği, Anlaşılmaktadır. Sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu, itiraz yazısı içeriğinde yer alan dosyanın sanığa teslim edilmemesi hususu yanında, sanığın hâkimin reddine ve zorunlu müdafiine ilişkin taleplerinin değerlendirilmemesi hususlarına yönelik olarak üç ayrı başlıkta incelenecektir. V. GEREKÇE 1-Sanığın hâkimin reddi talebinin mahkeme tarafından değerlendirilmemesi; A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Hâkimin reddi sebepleri ve ret isteminde bulunabilecekler" başlıklı 24. maddesi; "(1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir. (2) Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili, hâkimin reddi isteminde bulunabilirler. (3) Bunlardan herhangi biri istediği takdirde, karar veya hükme katılacak hâkimlerin isimleri kendisine bildirilir.", "Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi isteminin süresi" başlıklı 25. maddesi; "(1) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir. (2) Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır.", "Ret isteminin usulü" başlıklı 26. maddesi; "(1) Hâkimin reddi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle veya bu hususta zabıt kâtibine bir tutanak düzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır. (2) Ret isteminde bulunan, öğrendiği ret sebeplerinin tümünü bir defada açıklamak ve süresi içinde olguları ile birlikte ortaya koymakla yükümlüdür. (3) Reddi istenen hâkim, ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirir.", "Hâkimin reddi istemine karar verecek mahkeme" başlıklı 27. maddesi; "(1) Hâkimin reddi istemine mensup olduğu mahkemece karar verilir. Ancak, reddi istenen hâkim müzakereye katılamaz. Bu nedenle mahkeme teşekkül edemezse bu hususta karar verilmesi; a) Reddi istenen hâkim asliye ceza mahkemesine mensup ise bu mahkemenin yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesine, b) Reddi istenen hâkim ağır ceza mahkemesine mensup ise o yerde ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için (1) numaralı daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise, en yakın ağır ceza mahkemesine, Aittir. (2) Ret istemi sulh ceza hâkimine karşı ise, yargı çevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi ve tek hâkime karşı ise, yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesi karar verir. (3) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek karara bağlanır. (4) Ret isteminin kabulü halinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.", "Ret istemi üzerine verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yolları" başlıklı 28. maddesi; "(1) Ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir; kabul edilmemesine ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz üzerine verilen ret kararı hükümle birlikte incelenir.", "Ret isteminin geri çevrilmesi" başlıklı 31. maddesi ise; "(1) Mahkeme, kovuşturma evresinde ileri sürülen hâkimin reddi istemini aşağıdaki durumlarda geri çevirir: a) Ret istemi süresinde yapılmamışsa. b) Ret sebebi ve delili gösterilmemişse. c) Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa. (2) Bu hâllerde ret istemi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir. (3) Bu konudaki kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilir." şeklinde düzenlemeler içermektedir. Anılan Kanun'un 31. maddesine ilişkin Hükûmet Tasarısı Gerekçesinde; "Madde, uygulamada gerçekleşmesini sağladığı olumlu sonuçlar gözetilerek, 1412 sayılı Kanun'dan kelime değişiklikleri ile aynen alınmış ve kovuşturma evresine ulaşmış davaların, tarafların iyi niyete dayanmayan ret istemleriyle sürüncemede kalmasını önlemeyi amaçlamıştır. Bu maksatla ret isteminin mutlaka geri çevrileceği hâller: Kovuşturma evresinde ileri sürülen hâkimin reddi isteminin süresinde yapılmaması, ret nedeni veya inandırıcı delilin gösterilmemesi, duruşmayı uzatmak için ileri sürüldüğünün açıkça anlaşılmasıdır. Bu hâllerde istem reddedilen hâkim tarafından doğrudan doğruya veya onun katılımıyla mahkemece geri çevrilir. ‘Geri çevirme' kararına karşı hükümle birlikte, ilk derece mahkemesince verilmişse istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesince verilmişse temyiz yoluna başvurulabilir.", Komisyon Gerekçesinde ise; "Tasarının 32. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde ‘inandırıcı' ibaresi metinden çıkarılmıştır. Çünkü ya bir delil vardır ve inandırıcıdır ya da ortada delil yoktur. İnandırıcılık delilin özünde olan bir husustur. Delilin inandırıcı olup olmadığını takdir yetkisi ise, delili değerlendirme mevkiinde olan makam veya mercie aittir. Son fıkradaki kanun yolu değiştirilmiş ve istinaf veya temyiz yerine itiraz kanun yolu tercih edilmiştir. Böylece hâkimin tarafsız olup olmadığı sorunu bir an önce çözümlenerek esasa ilişkin yargılamaya devam edilecek ve yargılama bittikten sonra dahi tarafsızlık sorunu gündeme getirilir olmaktan çıkarılacaktır. Bu gerekçelerle değiştirilen madde yeniden düzenlenmiş ve 31'nci madde olarak kabul edilmiştir." açıklamalarına yer verilmiştir. Hâkimin reddi kurumunun kötüye kullanılması nedeniyle Almanya Usul Yasası'ndaki hükümler Türk Ceza Hukuku sistemince de benimsenmiş, düzenlemeyle yersiz, zamansız ve duruşmayı uzatmak maksadıyla, kötü niyete dayalı olarak yapılan hâkimin reddi taleplerinin geri çevrilmesi suretiyle bu tür taleplerin sonuçsuz bırakılması amaçlanmıştır. Hâkimin görev yasağı bulunan davaya bakamayacağı ve yargılamaya katılamayacağı hâllerde ret istemi herhangi bir süreye bağlanmamış, yargılama bitene kadar ret talebinde bulunmak mümkün kılınmış ise de; tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddinin, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusunun başlanmasına, duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebileceği hüküm altına alınmıştır. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilecektir. Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması 5271 sayılı Kanun'un 25. maddesinde şart koşulmuştur. Kanun'daki düzenleme ile bu sürelere uyulmadığının belirlenmesi hâlinde ret isteminin geri çevrileceği hüküm altına alınmıştır. Kanun'da sayılan düzenlemelerle ret talebinde, ret sebebinin ve delillerinin gösterilmesi şart koşulmuş, böylece soyut, gerekçesiz olan ret isteklerinin önüne geçilmek amaçlanmıştır. Hâkimin gösterilen delilleri inandırıcı bulmaması hâlinde de ret isteğini geri çevirebilmesi imkânı tanınmış, ret talebinde bulunanın, ret nedenlerini somut olarak ortaya koyması zorunlu tutulmuştur. Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığının anlaşılması hâlinde de ret isteği geri çevrilecektir. Fakat burada ret isteyenin amacı açıkça anlaşılmalıdır, açıkça anlaşılamıyor ya da bu konuda kuşku varsa, ret isteği bu nedenle geri çevrilmemelidir. Ancak ret talebinde bulunan, ret nedenlerinin tümünü bir defada açıklamak yerine, azar azar açıklamakta ise, duruşmayı uzatmak istediği söylenebilir. Ret isteği süresinde yapılmışsa, ret nedenine ilişkin inandırıcı kanıtlar gösterilmişse ve yargılamayı uzatmak amacı yoksa 5271 sayılı Kanun'un 27. maddesinde belirtilen usul izlenerek reddi istenen hâkimin katılımı olmaksızın bu konuda bir karar verilmelidir. 5271 sayılı Kanun'un 28. maddesine göre ret isteminin kabulüne dair verilen kararlar kesindir. Ret isteminin kabulüne dair karar verilmesi üzerine davaya bakmakla başka bir hâkim veya mahkeme görevlendirilecektir. Ret isteminin kabul edilmemesine dair kararlara karşı ise itiraz yoluna gidilebilecektir. İtiraz mercisince verilen ret kararları ancak hükümle birlikte incelenebilecektir. 5271 sayılı Kanun'un 29. maddesinde reddi istenilen hâkimin ret isteği karara bağlanıncaya kadar yapabileceği ve yapamayacağı işlemler ile yapabileceği işlemlerin geçerli olup olmadığı hususları düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre, reddi istenilen hâkimin ret hakkında bir karar verilinceye kadar ancak gecikmesinde sakınca bulunan işlemleri yapıp diğer işlemleri yapmaması gerekir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâl, derhâl işlem yapılmadığı takdirde suçun delillerinin ortadan kaybolması olasılığının ortaya çıkması durumudur. Gecikmesi sakıncalı durumların varlığı hâlinde bir işlem o anda yapılmadığında bir daha yapılması mümkün olmayabilir ya da yapılsa da ondan umulan faydaya ulaşamamak söz konusu olabilir. Bu nedenleri düşünen kanun koyucu tarafsızlığından şüphe edilen bir hâkim olsa dahi bir işlemin gecikmesi sakıncalı olması durumunda o hâkim tarafından yapılmasını, hiç yapılmamasına üstün tutmuş ve hâkime bu alanda yetki vermiştir. Hâkim reddedildikten sonra henüz bu konuda bir karar verilmeden gecikmesinde sakınca bulunan hâl nedeniyle bir yargılama işlemi yapılmış ise tutanağa bu işlemin gecikmesinde sakınca olduğu kanaatine varılarak yapıldığı açıkça belirtilmelidir. 5271 sayılı Kanun'un 22. maddesinde öngörülen hâkimin yasaklılığı durumunda ise gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde dahi hiçbir yargılama işlemi yapamaz. Fakat maddeye eklenen ikinci fıkraya göre ret isteği oturum sırasında yapılmış ise; ret konusunda karar verilmesi için oturuma ara verilmesi gerekse bile, hâkim o oturumdaki duruşmayı sürdürmek durumundadır. Ancak bu durumda da; 5271 sayılı Kanun'un 216. maddesi uyarınca tarafların iddia ve sözlerinin dinlenmesine geçilemez ve ret konusunda karar verilmeden reddedilen hâkim tarafından yeni oturum başlatılamaz. Kanun bunu yasaklamıştır. 5271 sayılı Kanun'un 216. maddesindeki "söz" ile delillerin ortaya konulması ve tartışması bittikten sonra yargılama sonuçlandırılırken taraflara verilmesi gereken söz kastedilmektedir. Oturumda yargılama bu noktaya geldiğinde reddi istenen hâkimin duruşmaya ara vermesi zorunludur. Ret istemi konusunda verilen ret ya da kabul kararına göre eski ya da yeni hâkimle duruşmanın sürdürülmesi gerekir. Ret isteği kovuşturma evresinde ileri sürülmüşse, hâkim reddi hakkında bir karar verilinceye kadar yalnızca gecikmesinde sakınca bulunan işlemleri yapması gerekir. Oturum sırasında hâkimin reddi durumunda ise oturumu sürdürüp gecikmesinde sakınca olsun veya olmasın tüm yargısal işlemleri yerine getirecektir. Ancak katılanın son iddiası, Cumhuriyet savcısının esas hakkında görüşü ve sanık ya da müdafisinin esas hakkındaki savunmasını soramayacaktır (... Yaşar, Ceza Muhakemesi Kanunu, Yeni İçtihatlarla Uygulamalı ve Yorumlu, Ankara, 2011, 5. Baskı, 1. Cilt, s. 473 vd). 5271 sayılı Kanun'un 31. maddesinde ise ret isteminin süresinde yapılmaması, ret nedenlerinin açıklanmaması, ret delilinin belirtilmemesi veya ret isteminin duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığının açıkça anlaşılması durumunda ret isteminin geri çevrileceği, anılan geri çevirme kararına toplu mahkemelerde reddi istenen hâkimin de katılacağı, tek hâkimli mahkemelerde ise reddedilen hâkimin bizzat kendisi tarafından geri çevrileceği düzenlenmiş ve bu geri çevirme kararlarına karşı itiraz yoluna müracaat edilebileceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere hâkimin reddi talebi üzerine; "Hâkimin reddi isteminin geri çevrilmesine", "Hâkimin reddi isteminin kabul edilmesine" veya "Hâkimin reddi isteminin kabul edilmemesine-reddine-" karar verilebilecektir. "Hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine" toplu mahkemelerde reddilen hâkimin de müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde ise reddedilen hâkim tarafından karar verilebilecek iken "Hâkimin reddi isteminin kabul edilmesine" veya "Hâkimin reddi isteminin kabul edilmemesine-reddine-" ilişkin kararlarda reddedilen hâkim müzakereye katılmadan 5271 sayılı Kanun'un 27. maddesinde öngörülen usul izlenerek karar verilebilecektir. Öte yandan, 5271 sayılı Kanun'un hem 27. maddesine göre verilen ret isteminin kabul edilmemesine hem de 31. maddesine göre verilen ret isteminin geri çevrilmesine ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir. Uyuşmazlığın aydınlatılabilmesi için ihsas-ı rey kavramı üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. Günümüz Türkçesiyle kelime anlamı ''oyunu/tarafını belli etme'' olarak tanımlanabilecek, hukuk terminolojimize ise ''ihsas-ı rey'' şeklinde kalıcı olarak yerleşen bu kavram, hâkimin herhangi bir zorunlu durum olmamasına rağmen görmekte olduğu yargılamada hükümden önce vardığı sonucu beyan etmesi anlamına gelmektedir. Yargılama devam ederken uyuşmazlık konusu olayla ilgili vardığı sonucu beyan eden hâkim tarafından sürdürülen bir yargılama doğal olarak anlamını ve güvenilirliğini tamamen yitirecektir. Peşin hükümlü olup yargılama süjelerinin de kendisine bu şekilde yaklaşacağı bir hâkim tarafından idare edilen ceza muhakemesi, temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşma idealinin önünü kapayacağı gibi masumiyet karinesini de anlamsız kılacaktır. Öte yandan, ihsas-ı reye konu ifadelerin hâkimin tarafsızlığını tehlikeye düşürecek nitelikte kabul edilebilmesi için dava konusu uyuşmazlıkla ilgili nihaî kanaatini yansıttığı açıkça anlaşılacak kapsama ve niteliğe sahip olması gerekir. İhsas-ı rey sanığın lehine olduğu gibi aleyhine de olabilir. Önemle belirtmek gerekir ki ihsas-ı rey kavramının işaret ettiği durum yalnızca iddianame düzenlendikten sonra gerçekleştirilen yargılama sırasında veya duruşmadaki beyanlarla sınırlanamaz; hazırlık aşamasında söz konusu olan kararlar, özellikle tutukluluk ve tutukluluğun değerlendirmesi kararlarındaki hâkimin tarafsızlığını tehlikeye düşürecek nitelikteki tespit ve değerlendirmeler de ihsas-ı rey olarak nitelenebileceği gibi yargısal görev sırasında dile getirilmemiş olsa bile kamuoyunca bilinen açıklamalar da bu kapsamda değerlendirilecektir. Yargılamadaki tarafların ve süjelerin güvenini yitiren bir hâkimin, CMK'nın 24. maddesi gereğince tarafsızlığından söz edilemeyeceğinden ve bu durumda sağlıklı yürütülebilecek bir yargılama söz konusu olmayacağından aynı Kanun'un 30. maddesi gereğince öncelikle kendisinin çekinmesi gerekir, aksi hâlde talep edilmesi durumunda reddine karar verilmelidir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanık ... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan yapılan yargılamanın 4. celsesi sırasında üye hâkimin kullandığı ve yukarıda tamamına yer verilen ifadelerin ihsas-ı rey niteliğinde bulunup bulunmadığına ilişkin olarak sanığın süresinde sunduğu dilekçesi kapsamında bir değerlendirme yapılması gerekirken, mahkemece bu talep hususunda bir karar verilmediği, her ne kadar reddi talep edilen hâkimin sonraki celselere katılmadığı anlaşılmış ise de bu hâkimin sanık hakkında iki kez tutukluluğun devamına yönelik verilen ara kararlarda yer aldığı, kaldı ki talebin reddi istenen üye hâkimin duruşmalara çıkarılmaması şeklinde geçiştirilemeyeceği anlaşılmakla CMK'nın 24 ve 29. maddelerinde belirtilen usule göre söz konusu talep karara bağlanmadan yargılamaya devam olunmasının usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilmelidir. 2-Sanığın Baro tarafından atanan zorunlu müdafiinin azli talebinin mahkemece değerlendirilmemesi; A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için adil yargılanma hakkı bağlamında savunma hakkı ve müdafi kavramlarının ayrıntılı şekilde açıklanması gerekecektir. İnsanlık tarihi boyunca toplumlar tarafından, haklarını korumak ve hukukun üstünlüğünü benimsemek önemli bir amaç olmuş ve savunma hakkı, hukuk devleti olma yolundaki en büyük adım olarak görülmüştür (Önder SAV (1993), Savunma Hakkı ve Barolar, Ankara Barosu Dergisi,S.4,s. 549, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/1993-4/1.pdf, Erişim Tarihi: 22.10.2020). Savunma, sözlükte “saldırıya karşı koyma”, “müdafaa”, “koruma” kavramlarıyla tanımlanmıştır (Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlüğü, http://www.tdk.gov.tr/, Erişim Tarihi: 22.10.2020). Şüpheli veya sanık konumundaki kişileri koruyabilmek amacıyla ortaya çıkan savunma hakkı ise, bir suç isnadı ile iddia ve yargılama makamları karşısında bulunan şüpheli veya sanığa, bu suçlamadan kurtulması için tanınan düşüncelerini açıklayabilme hakkı olarak ifade edilmiştir. (Nur Başar CENTEL (1984), Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İstanbul, Kazancı Kitap, s. 11). Ceza muhakemesi hukuku anlamında savunma, şüpheli veya sanığın yararına olarak yürütülen, hakkındaki suç isnadına karşı konulması ile fiili ve hukuki korumayı amaçlayan bir faaliyettir. (Recep KİBAR, (1997), Türk Hukukunda Sanık Hakları, Yetkin Yayınları, Ankara, s. 51, Salih OKTAR, (2018), Ceza Muhakemesi Hukukumuzdaki Son Gelişmeler Karşısında Müdafi, “Dr. Dr. h. c. Silvia Tellenbach’a Armağan”, Seçkin Yayıncılık, s. 1128). Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde olup hak arama hakkının ilk şartı olan yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve özgürlüğü hüküm altına alınmış ve bunun tabii sonucu olarak da kişinin yargı mercileri önünde iddia, savunma ve adil ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Yargılama usulü kanunu ve yargı organı, Anayasa emri olarak, adil ve hakkaniyete uygun yargılamayı sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Savunma hakkının güvencesi olan Anayasa’nın 36. maddesi her ne kadar müdafi ile savunulma hakkından açıkça ve ayrıca bahsetmemiş olsa da meşru yol olan savunmaya aracı konumda müdafi yer almaktadır. Böylece bir anlamda bu madde müdafi yardımından yararlanmanın Anayasal güvencesi sayılmaktadır. Şüpheli veya sanık veya onların müdafileri gerek uluslararası sözleşmelerle gerekse Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkını kullanırken baskı altında olmamalıdırlar. Bu hakkını kullanan şüpheli veya sanığın veya onların savunmasını üstlenen müdafinin, bu görevini yerine getirirken herhangi bir yaptırım ile karşılaşma riski bulunmamalıdır. Ancak bunun güvencesiyle gerçek bir savunmadan bahsedilebilecektir (Serhat Sinan KOCAOĞLU, (2012), Türk Ceza Kanunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kararları Işığında Bir Hukuka Uygunluk Nedeni Olarak “Savunma Dokunulmazlığı”, Ankara Barosu Dergisi, S. 4, s. 24, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2012-4/1.pdf, Erişim Tarihi: 21.10.2020). Nitekim ülkemizin de kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkının asgari şartlarını gösteren 6. maddesinin 3/c bendinde; “Bir suç ile itham edilen herkes:... c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek, …haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle, sanığın kendisini bizzat savunma hakkının yanında, müdafi tayin etme yetkisi ile belirli şartlarda müdafiden ücretsiz yararlanabilme hakkının da bulunduğu belirtilmiştir. Bu açıdan, savunma hakkı “meşru bir yol”, müdafi de savunma hakkının kullanılması bakımından “meşru bir araçtır” (Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, Nur Centel, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul, 1984, s. 13). AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesinin asıl amacı, cezai kovuşturma söz konusu olduğunda isnat edilen suçlamalar ile ilgili olarak karar vermeye yetkili bir "mahkeme" tarafından adil bir yargılama yapılmasını sağlamak olsa da bu durum, 6. maddenin hazırlık soruşturmasına uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla bir yargılamanın adilliğinin soruşturmanın ilk safhalarında Sözleşme'nin 6. maddesi hükümlerine uygun hareket edilmemesi nedeniyle ciddi derecede zarara uğratılması söz konusuysa 6. madde ve özellikle bu maddenin (3) numaralı fıkrası yargılama öncesi durumlar için de geçerli olabilir. Buna göre Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde belirtilen hak, birinci paragrafta yer alan ceza davalarında adil yargılanma kavramının unsurlarından birini teşkil eder (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27.11.2008, § 50). Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendindeki düzenlemede isnat altında bulunan kişi, savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, kendi seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafiye sahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması devlet tarafından talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B.No: 8398/78, 25.04.1983). AİHM, mutlak olmamakla birlikte cezai bir suçla itham edilen herkesin gerekiyorsa resmî olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılanmanın temel özelliklerinden biri olduğunu belirtmekte (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23.11.1993, § 34; Demebukov/Bulgaristan, B. No: 68020/01, 28/2/2008, § 50) fakat avukat tayin edilmesinin tek başına sanığa yapılacak adli yardımın etkili olmasını garanti etmediğini de vurgulamaktadır (Salduz/Türkiye [BD], § 51). Bu açıklamalara göre adil yargılanma hakkının yeterince "uygulanabilir ve etkili" olabilmesi için kural olarak her davanın kendine has koşulları ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça polis tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkının şüpheliye sağlanması gerekir. Avukat erişiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi bir kısıtlama -gerekçesi ne olursa olsun- şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altına alınan haklarına zarar vermemelidir. Avukat erişimi sağlanmayan sanığa polis soruşturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda prensip olarak sanığın haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar geldiğinin kabulü gerekir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], § 137). Uyuşmazlığın çözümü için Türk Ceza Hukuku sisteminde müdafi kavramı ile ihtiyari ve zorunlu müdafilik düzenlemelerinden de bahsedilmesi gerekecektir. 5271 sayılı CMK’nın 2/1-c maddesinde “şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı” olarak tanımlanan müdafi, toplumsal savunmayı gerçekleştirmek amacıyla şüpheli veya sanık lehine hareket edip hukuki yardımda bulunan ve gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlayan kamusal bir muhakeme sujesidir (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onsekizinci Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul 2010, s. 401 vd.; Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, 12. Baskı, İstanbul, 2015, s. 180 vd.; Bahri Öztürk-Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma-Yasemin Saygılar Kırıt-Özdem Özaydın-Esra Alan Akcan-Efser Erdem, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, s. 245 vd.; Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Baskı, Beta, İstanbul, 2007, s. 184; Sinan Kocaoğlu, Müdafi, 2. Baskı, Seçkin, Ankara, 2012, s. 57). Şüpheli veya sanığın müdafisi aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma imkânına sahip olduğu hallerde görev yapan müdafi ihtiyari müdafi, görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu müdafidir. Görüldüğü gibi müdafinin zorunlu veya ihtiyari olması, şüpheli veya sanığın istemine ya da istemi olup olmadığına bakılmaksızın yani iradesi dikkate alınmadan atanıp atanmadığına bakılarak belirlenmektedir (Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Baskı, Beta, Kunter- Yenisey- Nuhoğlu, s. 409; Centel- Zafer, s. 187; Yurtcan, s. 192; Kocaoğlu, s. 120; Öztürk-Tezcan-M. R. Erdem-Sırma-Kırıt-Özaydın-Akcan- E. Erdem, s. 250). 1412 sayılı CMUK, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hâllerde zorunlu müdafilik sistemini getirmiştir. 5271 sayılı CMK zorunlu müdafilik sistemini önemli ölçüde genişletmiştir. Şüpheli veya sanığın Kanunun müdafi bulundurulmasını zorunlu tuttuğu hâller dışında bir müdafinin hukuki yardımından faydalanması, ihtiyari müdafilik kapsamında değerlendirilmektedir. İsteğe bağlı olarak yapılan ihtiyari müdafi seçimi yargılamanın her aşamasında yapılabilecektir. Görevlendirilmiş ihtiyari müdafilik ise 5271 sayılı CMK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olup, "Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir." şeklindedir. Bu hüküm müdafi bulundurmanın zorunlu olmadığı ve fakat şüpheli veya sanığın istemi üzerine yapılan görevlendirmeleri kapsamaktadır. Maddi gücü müdafi bulundurmaya yetersiz olan şüpheli veya sanığa, suçun niteliğine veya cezanın ağırlığına bakılmaksızın, müdafi görevlendirilmesi ihtiyari müdafilik kapsamındadır. Kanunun müdafi bulundurulmasını zorunlu saydığı durumlar dışında, şüpheli veya sanıktan müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse istemi hâlinde kendisine barodan bir müdafi görevlendirmesi yapılır. Bu kapsamda kendisine müdafi görevlendirmesi yapılmasını isteyen şüpheli veya sanık, istemini soruşturma evresinde ifadeyi alan merciye veya sorguyu yapan hâkime, kovuşturma evresinde ise mahkemeye bildirir. Bu makamlar da soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosundan görevlendirme isteminde bulunur. Ancak şüpheli veya sanık henüz bu makamlar karşısında adli bir işleme tabi tutulmamışsa istemini Baro Adli Yardım Bürosuna yapacaktır. Bu durumda istemi adli yardım hükümlerine göre değerlendirilecektir (Yenisey- Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 202; Centel-Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 195). Zorunlu müdafilik ise soruşturma veya kovuşturma aşamasında şüpheli veya sanığın ruhsal ve fiziksel durumu ile isnat edilen suçun ciddiliği ve kişisel savunmanın özellikle desteklenmesini gerektiren özel bazı hâllerde, adil bir muhakemenin zorunlu kılması nedeniyle, şüpheli veya sanığın bir müdafi ile savunulmasının zorunlu tutulmasıdır. Zorunlu müdafiliği gerektiren durumlarda, şüpheli veya sanık kendisine müdafi görevlendirilmesini açıkça istemeyip karşı da çıksa resen müdafi görevlendirilir. Zorunlu müdafilik kapsamında seçilen veya görevlendirilen müdafiye "zorunlu müdafi" denmektedir. Zorunlu müdafiliğin uygulandığı hâllerde, müdafi seçilmeden veya görevlendirilmeden yahut seçilen ya da görevlendirilen müdafi hazır bulundurulmadan ifade alma ve sorguya çekme işlemleri gerçekleştirilemez, savunma alınamaz, duruşma yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Diğer bir ifadeyle, şüpheli veya sanığın aktif olarak katıldığı tüm soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde zorunlu müdafinin hazır bulunması gerekir. Toplumsal savunmanın ceza muhakemesindeki öneminin artması ve anlaşılmaya başlanması, gelişmiş ülkelerde müdafiin yardımından yararlanmanın bir zorunluluk olarak düzenlenmesi fikrini doğurmuştur. Fakat ceza muhakemesinde herkese zorunlu müdafi görevlendirilmesi düşüncesi, hem avukatlığın serbest meslek olma özelliğine zarar vermesi hem devlete yüksek maddi külfetler yüklemesi hem de gelişmemiş ülkelerde yeterince avukat olmaması nedeniyle tam olarak uygulanamamıştır. Zorunlu müdafilik sistemi mutlak olarak uygulanmasa da gelişmiş birçok ülkede, adaletin zorunlu kıldığı bazı durumlarda zorunlu müdafiliğin uygulanması kabul edilmiştir. Ülkemizde de uzun bir süreden beri istisnai hallerde de olsa zorunlu müdafilik kabul edilmiş ve uygulanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin ilk ceza muhakemesi kanunu olan 1879 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Cezaiyye Kanunu’nda hem müdafilik sistemi hem de ilk defa zorunlu müdafilik sistemi kabul edilmiştir. Buna göre, ağır ceza gerektiren fiiller sebebiyle yapılan ceza muhakemelerinde, müdafi bulundurulması zorunlu tutulmuştur. Bu tür davalarda sanık kendisi bir müdafi seçmemişse mahkeme tarafından sanığa bir müdafi görevlendirilmesi zorunludur. Usul-i Muhakemat-ı Cezaiyye Kanunu’nun yerine 1877 tarihli Alman Ceza Muhakemesi Kanunu kodifiye edilerek oluşturulan 04.04.1929 tarihli ve 1412 sayılı CMUK’nın ilk hâlinde zorunlu müdafilik kabul edilmemişti. Ancak 1973 yılında CMUK’nın 74. maddesinde yapılan değişiklikle, sanığın gözlem altına alınması kararı verilirken müdafisi yoksa resen bir müdafi tayin edileceği düzenlenmiştir. Ayrıca 1992 yılında CMUK’da yapılan bir diğer değişiklikle de zorunlu müdafilik alanı genişletilerek, yakalanan kişi veya sanığın on sekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olması ve bir müdafisinin de bulunmaması hâlinde talebi aranmaksızın resen bir müdafi görevlendirileceği kabul edilmiştir (CMUK m. 138). Fakat CMUK’daki zorunlu müdafiliği öngören bu hüküm, Kanun'a eklenen bir istisna ile Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlarla ilgili ceza muhakemelerinde 2003 yılına kadar uygulanmadı. 2003 yılında yapılan değişiklikle, zorunlu müdafilikle ilgili hükümlerin Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlarla ilgili ceza muhakemelerinde de uygulanması kabul edilmiştir. 1412 sayılı CMUK’yı yürürlükten kaldıran 2004 tarihli ve 5271 sayılı CMK’da zorunlu müdafilik, hukuk devleti ve insan hakları anlayışımızdaki değişim ve gelişime paralel olarak ve AİHM’nin kararlarının etkisiyle CMUK’ya göre daha detaylı ve daha geniş kapsamlı düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK'ya göre; müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığın; çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2. madde), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. madde), resmî bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. madde), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (101/3. madde), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. madde) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/4. madde) hâllerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Müdafiin görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesinin ayrıca ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 150. maddesi; "(1) Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi hâlinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Şüpheli veya sanık onsekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malûl olur ve bir müdafii de bulunmazsa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." biçiminde iken, 19.12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile; “(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde değiştirilmiştir. CMK'nın 151. maddesinde; "150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhal başka bir müdafii görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar..." düzenlemesi yer almaktadır. CMK'nın 150. maddesinin birinci fıkrasında isteğe bağlı müdafilik hüküm altına alınmış; ikinci fıkrasında çocuklara, kendisini savunamayacak derece malûl olanlara veya sağır ve dilsizlere istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; üçüncü fıkrada ise alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Görüldüğü üzere, 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesinde şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesi, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırılmış, alt sınırı beş yıl ve daha az hapis cezasını gerektiren suçlar bu kapsama alınmamıştır. Düzenlemenin yürürlüğe girdiği ilk hâlinde, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlarda, soruşturma ve kovuşturma evresinde şüpheli veya sanığa istemi olmaksızın müdafi görevlendirileceğini kabul etmiştir. 2005 yılında bu hâliyle yürürlüğe giren Kanun, 2006 yılında değişikliğe uğramış; üst sınır olarak kabul edilen beş yıl, uygulamada yaşanan sorunlar, birçok soruşturma ve kovuşturmada müdafi görevlendirilmesinin maliyeti ve güçlüğü sebebiyle alt sınıra çekilmiştir. Böylece alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, soruşturma ve kovuşturma evresinde müdafi bulundurma zorunluluğu kabul edilmiştir (Soyaslan, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 184, Galma Jahic - İdil Elveriş (2010), Müdafiliğe İlişkin Bir Değerlendirme: Değişen Kanunlar, Değişmeyen Sonuç, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 90, s. 167, http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2010-90-642, Erişim Tarihi: 30.05.2018). Hakkında birden fazla suç şüphesi bulunan şüpheli veya sanığa zorunlu müdafi gerekip gerekmediğine ilişkin tespit yapılırken, her suç için öngörülen hapis cezasının alt sınırının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılırken suçlar için kanunda öngörülen hapis cezaları toplanmayacak, suçlardan herhangi birinin beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi durumunda müdafi görevlendirmesi yapılacaktır. Buna göre, alt sınırı beş yılın altında kalan birden fazla suç şüphesiyle yargılanan sanık zorunlu müdafilikten faydalanamayacaktır. Bununla birlikte, ceza yargılamalarında soruşturma ve kovuşturma evresinde elde edilen yeni delillerle suçun hukuki niteliği birçok kez değişebilmektedir. Bu değişikliklerle birlikte şüpheli veya sanığın müdafiye ihtiyaç duyması mümkün olabileceği gibi bu ihtiyacın ortadan kalkması da mümkündür. Bu nedenlerle de şüpheli veya sanığa isnat edilen suça göre müdafi bulundurulmasını zorunlu kabul etmenin uygulamada eşitsizlik yaratacağı da savunulmaktadır. Ancak, müdafi görevlendirmesi yargılamanın her aşamasında mümkün olduğundan, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden bahisle yeni suçun kanunda öngörülen hapis cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması durumunda bu aşamada resen mahkeme tarafından müdafi görevlendirilmesi yapılmalıdır. Bu aşamada görevlendirilen müdafiye savunmayı hazırlaması için yeterli zaman tanınmalı, gerekirse duruşma ertelenmelidir. İsnat edilen suçun niteliğinin değişmesi sebebiyle cezanın alt sınırının beş yıldan az olması durumunda ise müdafinin görevi kendiliğinden sona ermemelidir. Ancak, sanık savunmasını müdafi aracılığı ile yapmak istemediğini ve görevlendirilmiş olan bu müdafiden faydalanmayacağını belirtirse müdafinin görevi sona ermelidir. Buna karşın, savunmasını müdafi ile sürdürmek isterse müdafinin görevi devam etmeli ve fakat ihtiyari müdafilik kapsamında değerlendirilmelidir. 5271 sayılı CMK’nın 150/3. maddesinin, Anayasa’nın 2, 5, 11, 13 ve 36. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açılmışsa da Anayasa Mahkemesinin 12.03.2009 tarihli ve 14-48 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 149. maddesinde, şüpheli veya sanığın, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabileceği, kanuni temsilcisi varsa, onun da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebileceği, 150. maddenin (1) numaralı fıkrasında da şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesinin isteneceği, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi hâlinde bir müdafi görevlendirileceği, dolayısıyla iptali istenilen düzenleme ile, bir yargılama faaliyeti içerisinde bulunan kişinin bizzat savunma yapması veya istediği bir avukat yardımından yararlanma haklarının elinden alınmadığı, bu nedenle iptali istenilen düzenleme ile savunma hakkının özünün zedelendiği ve kullanılamaz hâle geldiği iddiaları yerinde görülmediği gerekçeleriyle iptal isteminin oy birliğiyle reddine karar verilmiştir. Öte yandan, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda müdafi bulundurulmasının zorunlu olduğu hâllerden biri Kanun'un 101/3. maddesinde yer almıştır. 5271 sayılı CMK'nın "Tutuklama kararı" başlıklı 101. maddesi; "(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. ... (3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır. ..." şeklinde düzenlenmiştir. Tutuklama, suç işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ile bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde, şüpheli veya sanığın kaçmasını ve delilleri karartmasını önlemek amacıyla, hâkim kararıyla alınan özgürlüğü kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. Tutuklama isteminde bulunulması üzerine, müdafisi olmayan şüpheli veya sanığa baro tarafından bir müdafi görevlendirilir. Hukuki niteliği bakımından bir koruma tedbiri olan tutuklama, cezalandırma amacı taşımamakla birlikte delillerin toplanması, şüpheli veya sanığın kaçmasının engellenmesi amacıyla uygulanan ve kişi hürriyetini kısıtlayan tutucu veya önleyici ağır bir tedbiridir (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku. s. 358; Öztürk, Ana Hatlarıyla Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 273; Nur Centel (2013), Tutuklama Uygulamasında Sorunlar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, S. 1. S.193, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/97762, Erişim Tarihi: 23.10.2020). Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutuklama istendiğinde, şüpheli veya sanık kendi seçeceği ya da baro tarafından görevlendirilecek bir müdafinin yardımından yararlanacaktır. Gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde tutuklama talep edildiğinde müdafisi olmayan şüpheli veya sanığa mutlaka müdafi görevlendirilmesi yapılacaktır. Gelinen noktada, CMK’da düzenlenmiş olan zorunlu müdafi görevlendirilmesini gerektiren sınırlı hâller, savunma hakkının etkin kullanılması bakımından yetersiz gibi görünse de, aslında zorunlu müdafilik gerektiren hâller ile talep hâlinde baro tarafından ihtiyari müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğuna ilişkin düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, CMK’daki düzenlemenin savunma hakkı ve çağdaş ceza adaleti açısından ve mehaz Alman hukukuna göre, oldukça ileri bir düzenleme olduğu ve ceza muhakemesinde müdafinin yardımından yararlanmanın istisna olmaktan çıkıp kural hâline geldiği rahatlıkla ifade edilebilir. Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.” denilerek teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafi yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından faydalanmak; avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin tecellisi için gerekli görülüyorsa resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi, savunma hakkını kullanırken, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkânından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B. No: 8398/78, 25.04.1983). Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak AİHM, her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, Poitrimol-Fransa, 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008). Kural olarak, sanığa, polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye Davası, Başvuru No:7377/03). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanma hakkından vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkânının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafi yardımından faydalanma hakkından açıkça vazgeçmesi hâlinde dahi adaletin selameti bakımından resen bir müdafi atanması gerektiğini 5271 sayılı CMK'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafi bulunmasını gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (CMK m. 150/2) ve gözlem altına almada (CMK m. 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir. CMK'nın 150/3. maddesine göre; müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafi görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan kabul etmese veya reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması hâlinde zorunlu müdafilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin uygulanabilmesi amacıyla çıkarılan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi Ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 7/2 maddesinde; ''Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekil azledilemez.'' şeklindeki düzenlemeyle zorunlu müdafilik için azil yasağı getirilmiş ancak aynı yönetmeliğin 6/6. maddesinde CMK'nın 151/1. maddesinde yer alan düzenlemeye paralel olarak ''Müdafi veya vekil, soruşturma evresinde ya da duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme derhal başka bir müdafi veya vekil görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar.'' şeklinde yapılan düzenlemeyle zorunlu müdafiin değiştirilmesi mümkün kılınmıştır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanık ... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi suçundan TCK'nın 314/1. maddesi gereğince cezalandırılması için açılan davada atılı suç için öngörülen hapis cezasının miktarı ''10 yıldan 15 yıla'' kadar olduğundan sanık yargılama sırasında CMK'nın 150/3. maddesi gereğince görevlendirilmiş zorunlu müdafi ile temsil edilmiştir. Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere zorunlu müdafilik kurumu isnat edilen suçun ciddiliği karşısında savunmanın desteklenmesi amacıyla sanık lehine getirilmiş bir kurum olup savunmanın devlet tarafından denetim altında tutulması değil, demokratik bir toplumun gereği olarak sanığın hukuki güvenliğinin tesisi amaçlanmıştır. Yukarıda yer verilen ilgili Yönetmeliğin 7. maddesinde sanıkça müdafiin azledilerek yargılamaya müdafisiz devam edilemeyeceği düzenlenmiş ise de aynı Yönetmeliğin 6/6. maddesi gereğince zorunlu müdafi görevini yerine getirmekten kaçındığı takdirde mahkemece değiştirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Böyle bir yargılama işlemi mahkeme tarafından re'sen yapılabileceği gibi sanığın talebi üzerine de yapılabilecektir. Yargılamanın 15.06.2017 tarihli 4. celsesinde sanık ..., müdafiine ilişkin yukarıda yer verilen şikâyetlerini ileri sürerek azlini istemiştir. Sanık müdafii de göreve devam edip etmeme hususunda kararsızlığını ifade etmiştir. CMK'nın 192/2. maddesinde yer alan ''..Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme, bu hususta bir karar verir'' şeklindeki düzenleme ve ilgili Yönetmeliğe göre sanık ...'ın, müdafiinin görevden alınması talebi hakkında mahkemece bir değerlendirme yapılarak olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken mahkeme başkanı tarafından bu talebin mahkeme heyetince karara bağlanması yerine CMK'nın 151/1. maddesinde yer alan düzenlemeye uygun getirilen ilgili Yönetmeliğin 6/6. maddesi de göz ardı edilmek suretiyle yargılamaya devam edilmesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup usul ve yasaya aykırı kabul edilmelidir. 3-Sanığın dava dosyasının bir örneğinin kendisine ulaştırılması talebinin yerine getirilmemesi hususuna ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazına gelince; A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ceza Muhakemesi Kanunu'nda konuyla ilgili; ''Delillerin ortaya konulması ve reddi Madde 206 – (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir. (2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa. (3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir. '' düzenlemesiyle birlikte ayrıca, Rapor, belge ve diğer yazıların okunması Madde 214 – (1) Bir açıklamayı ve görüşü içeren resmî belge ve diğer yazılar ve fennî muayene ve doktor raporlarının okunmasından sonra gerekli görülürse belge ve diğer yazılar veya raporda imzası bulunanlar, açıklamada bulunmak üzere duruşmaya çağrılabilirler. (2) Açıklama ve görüş veya rapor bir kurul tarafından verilmişse mahkeme, kurulun görüşünü açıklamak üzere görevi, üyelerden birine vermeyi kurula önerebilir. (3) Bilimsel görüşlere ilişkin açıklama, bu Kanunun 68 inci madde hükümlerine göre yapılır. Dinleme ve okumadan sonra diyeceğin sorulması Madde 215 – (1) Suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur. Delillerin tartışılması Madde 216 – (1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. (2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. (Ek cümle: 15/8/2017-KHK-694/148 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/143 md.) Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez. Delilleri takdir yetkisi Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.'' şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Bölge Adliye Ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'te ise; ''MADDE 165 ‒ (1) Mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören ve katılanın vekilleri ile müdafi kovuşturma evresinde dosya içeriği ile muhafaza altına alınmış delilleri fizikî veya elektronik ortamda yazı işleri müdürü ya da görevlendireceği bir zabıt kâtibinin yanında inceleyebilir. (2) Avukat veya stajyeri vekâletname olmaksızın kovuşturma dosyalarını inceleyebilir. (3) Mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve sanık kovuşturma dosyasındaki bütün tutanak ve belgelerin örneğini harçsız olarak alabilir.'' şeklinde açık bir düzenleme yer almaktadır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanık ...'ın yargılamanın birinci celsesinde dava dosyasındaki delillerin kendisine ulaştırılmasını talep ettiği hâlde bu talebinin mahkeme başkanınca uygun görülmediği, dördüncü celsede ise sanığın ''Bölge Adliye Ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'' hükümlerini hatırlatarak dosyanın kendisine gönderilmesini yeniden talep ettiği, nitekim mahkemece bu celsenin sonunda dosyanın bir örneğinin sanığa ulaştırılmak üzere sanık müdafiine teslim edilmesine karar verildiği, ancak aynı celsede sanığın azledilmesini talep ettiği müdafiin mahkeme kalemine başvurmaması nedeniyle ara kararın gereğinin yerine getirilemediği, (Bu husus hükümden sonra sanığın aynı yöndeki taleplerine devam etmesi üzerine mahkemece sanığın bulunduğu Tavşanlı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yazılan 04.09.2018 tarihli müzekkere içeriğinden anlaşılmaktadır) karar celsesinde sanık bu durumu belirttiği hâlde yargılamaya devamla mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır. Sanığın isnada konu suçla ilgili olarak dosya içerisinde bulunan deliller ve bunların dayanağı olan tespitlerin tamamına erişemediği bir yargılamada delillerin kanuna uygun şekilde tartışılmasının da mümkün bulunmayacağı, delillerin tartışılması aşamasının sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesinin ise özünde maddi gerçeği ortaya çıkarmayı amaçlayan Ceza Muhakemesi Kanunu'nun temel amacını (ratio legis) oluşturduğu ve bu husus gerçekleşmeden yapılan yargılamanın temel amacının gerçekleşmeyeceği anlaşıldığından; Her ne kadar yargılamanın son celsesinde mahkeme başkanı tarafından Bylock tutanağının bir bölümü sanığa okunup savunmasının alınmasıyla yetinilmiş ise de; dosyanın kapsamı ve delillerin niteliği gözetildiğinde sanığın dava dosyasının bir örneğinin kendisine verilmesine yönelik ve mahkemece de kabul edilen haklı talebi (delillerin sanığa doğrudan gönderilmek yerine müdafii aracılığıyla ulaştırılmasının tercih edilmesi sonucunda sanığın azlini talep ettiği müdafiinin de ihmali nedeniyle) yerine getirilmeden hüküm kurulması sanığın savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup usul ve yasaya aykırı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Sanığa alt sınırın üzerinde tayin edilen ceza miktarının isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun ise bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. I. KARAR :Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, oybirliğiyle, 2- Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 08.10.2018 tarihli ve 2546-3116 sayılı sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA, 3-Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 21.12.2017 tarihli ve 3245-2905 sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın, dosyanın bir örneğinin kendisine gönderilmesi isteyen sanığa dava dosyası verilmeden hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanmış olması ile sanığın hâkimin reddi ve müdafiinin azli taleplerinin mahkemece değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 4-Sanık hakkında, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulmasına ve başka suçtan tutuklu veya hükümlü olmadığı takdirde derhâl salıverilmesine, sanık hakkında CMK'nın 109/3-a-b bentleri uyarınca yurt dışına çıkamamak ve duruşmalara katılmak adli kontrol tedbiri uygulanmasına, oy çokluğuyla, 5- Dosyanın, CMK’nın 304/2-a maddesi uyarınca, gereği için kararı veren Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.12.2023 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/15979 E., 2023/2048 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
eliği suçundan yargılaması yapılan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği müdafi bulunmadığı gibi CMK'nın 156 ncı maddesi gereğince de re'sen bir müdafi görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150 nci maddesinin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, Anayasa'nın 36, Avrupa İnsan Hak
3. Ceza Dairesi         2021/15979 E.  ,  2023/2048 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.05.2018 tarihli ve 2017/415 Esas, 2018/217 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 62 inci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 221 inci maddenin beşinci fıkrası uyarınca 1 yıl 15 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 10.01.2019 tarihli ve 2018/2269 Esas, 2019/34 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. 7188 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 286 ıncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 18.10.2021 tarihli, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılaması yapılan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği müdafi bulunmadığı gibi CMK'nın 156 ncı maddesi gereğince de re'sen bir müdafi görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150 nci maddesinin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, Anayasa'nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde kovuşturmada müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi, kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, CMK'nın 302 nci maddesi gereğince hükmün bozulması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi özetle; 1. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, 2. Etkin pişmanlık hükümleri kapsamında bildiği her şeyi anlattığına, 3. Usul ve kanuna aykırı karar verildiğine, 4. Kabule esas alınan delillerin hukuka aykırı olduğuna, 5. Eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna, 6. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, 7. Yapının 15 Temmuz darbe girişimi ile örgüt sayılması gerektiği, iddia olunan eylem tarihleri itibariyle yargı kararı ile belirlenmiş terör örgütünün bulunmadığına, bu tarihten önceki eylemlerin suç sayılmaması gerektiğine, 8. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Tokat Milli Eğitim Müdürlüğünde Öğretmen olarak görev yaparken ihraç edilen sanık ...'nun; sadece örgüt elemanlarınca aktivasyon kodu ile doğrulama yapılarak kullanılan, kişilerin karşılıklı olarak birbirlerini eklemelerinin gerektiği, sesli arama, yazılı mesajlaşma, e-posta iletimi ve dosya transferinin gerçekleştirilebildiği, bununla kullanıcıların örgütsel mahiyetteki haberleşme ihtiyaçlarının başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duyulmadan karşılandığı, global bir uygulama görüntüsü altında münhasıran FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş olan ByLock programını 0505.... 06 nolu hattında 30.12.2015 tarihinden itibaren kullanması, sanığın ByLock programına bağlandığı IP'nin tespit edilmesi amacıyla sunucu yöneticisi tarafından kiralanan ByLock programına ait 46.166.164.181 numaralı hedef IP adresi üzerinden 86941402159186 IMEI numaralı telefona takılı 0505... 06 numaralı hat ile ilk giriş tarihi olan 30.12.2015 tarihi ve son giriş tarihi olan 18.02.2016 tarihleri arasında (günün her saatinde ve bulunduğu ortamlarda baz istasyonu bilgilerinden de anlaşılacağı üzere Tokat ilinde bulunduğu her yerde girdiği BTK raporuyla sabittir) ByLock sistemine ait farklı günlerde 30 bağlantı olduğunun tespit edilmesi ve sanığın ByLock kullandığına ilişkin ikrarının yanı sıra ByLock raporu, BTK IP kayıtları ile Tokat Emniyet Müdürlüğünün ByLock listesinden çıkarılanlar Hk. konulu yazısı ekinde bulunan ve Mor Beyin adlı hesaba ait uygulamalar nedeniyle ByLock kullanmadığı halde ByLock IP'lerine yönlendirildiği anlaşılan numaralara ilişkin hazırlanan 11.480 kişilik listede sanığın ByLock kullandığı numaranın bulunmaması neticesinde sanığın ByLock kullanıcısı olduğunun doğrulanması, yukarıda açıklandığı üzere örgüt üyesi olmayan kimsenin dışarıdan harici olarak katılamadığı, her ne kadar belli bir sürece kadar legal görünümle dini saiklerle yapılmış olsa da sonrasında aslında örgüte dair kararların alınıp, talimatların hiyerarşik bir silsilede aktarıldığı, maddi yönden örgütün ihtiyaçlarını karşılamak için himmet, burs, yardım adı altında paraların toplandığı, katılan sorumluların ve imamların ifşa olmamak için kod isimler kullandığı sohbet adı altında yapılan toplantılara katıldığı, bu durumu ikrar ettiği ayrıca Tanık Y. S.'nin; "Ben bu konuda daha önce hazırlıkta ifade vermiştim. O ifademi aynen tekrar ederim. Devamla, iddianamede bahsi geçen ...'nu öğretmen camiasından tanıyorum. Kendisini şahsen de tanıyorum. Teyder üyesi ve Aktif-Sen ilçe temsilcisi olduğunu biliyorum. 17/25 Aralıktan sonra da cemaat faaliyetlerine devam ettiğini eğitim camiasından da duydum..." ve soruşturma aşamasındaki 17.08.2016 tarihli ifadesinde geçen; "... ...'nun aktif olarak bu örgütün önde gelen isimleri olduğunu biliyorum..." şeklinde beyanı, Tanık İ. K.'nin; "...İddianamede bahsi geçen ...'nu şahsen tanıyorum. Kendisinin Aktif Sen Sendikasının ilçe temsilcisi olduğunu biliyorum. Aynı zamanda Teyder derneğinde yapılan etkinliklere katıldığını biliyorum..." şeklinde beyanı, Tanık İ. A.'nın; "...F. Karaoğlu'nu şahsen tanımam. Sadece işim dolayısıyla öğretmen olarak müşterimdi. Sadece gitmiş olduğum bir kandil gecesi programında kendisini gördüm. Kendisini o ... tanımamın sebebi de müşterim oluşudur..." şeklindeki beyanı ile de Aktif Eğitim-Sen sendikasının Turhal ilçe temsilcisi olduğunun ve sohbetlere katıldığının anlaşılması, tanık K. Ç. A.'nın; "...Ben ...'nu şahsen tanımıyorum. Sadece kendisini ismen tanırım. Paralel yapısı üyesi olduğunu eğitim camiasında geçen konuşmalarda duyuyordum. Kendisinin paralel yapının sendikası olan Aktif Sen sendikasıyla ve Zaman Gazetesinin aboneliğiyle ilgilendiğini biliyorum..." şeklinde beyanı, Tanık E. K.'nin; "...İddianamede adı geçen ... okuldan arkadaşım olması nedeniyle tanırım. Aynı zamanda kendisi komşumdur. Aktif-Sen Sendikasının tanıtımını ... bana yaptı ben de araştırdıktan sonra bu sendikaya üye oldum. Sendikanın okul temsilcisinin ... olup olmadığını bilmiyorum. Yalnızca Fatih bana sendikanın tanıtımını yaptı. Ben de üye oldum..." şeklinde beyanı, Tanık C. K.'nin; "......'nu okuldan arkadaşım olduğu için tanırım. Kendisi Aktif-Senin okul ilgilisi olduğunu biyorum. Ancak ben onun teklifiyle Aktif-Sene üye olmadım..." ve soruşturma aşamasındaki 05.08.2016 tarihli ifadesinde geçen; "...Benden gazete ve dergiye abone olmamı istedi" şeklinde beyanı, Tanık A. T.'nin; "...İddianamede bahsi geçen ...'nu Turhal ilçesinde öğretmenlik yapması nedeniyle şahsen tanırım. 15 Temmuz FETÖ/PDY darbe girişiminden önce ...'nun bu örgüte üye olduğunu halk arasında duyuyordum. Ne gibi işler yaptığını veya ne gibi eylemlerde bulunduğunu bilmiyorum..." şeklinde beyanı ile de sanığın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğunun anlaşılması, FETÖ/PDY örgütünün Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretmenler arasında iletişimi sağlayabilmek için sendika adı altında kurduğu, fakat asıl amacının örgüte üye kazandırmak ve öğretmenler arasında kontrolü elinde tutmak olan ve 25.07.2016 tarihinde 667 sayılı KHK ile kapatılan Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya kapatıldığı tarihe dek üye olması, Tokat Valiliğinin gelen cevabi yazısında FETÖ/PDY'ye ait olan ve 06.03.2016 tarihinde Genel Kurul Kararıyla feshedilen Turhal Eğitim ve Yardımlaşma Derneğinin(Teyder) kurucu üyesi olduğunun, 25.12.2013 tarihli Genel Kurul kararı ile Yönetim Kurulu asil üyeliğe, 26.12.2015 tarihinde Denetim Kurulu Başkanlığına seçildiğinin ve söz konusu derneğe kapandığı tarihe dek üye olduğunun anlaşılması, sanığa ait olup ele geçirilen "30 adet Sızıntı Dergisi, STV onur üyesi kartı, Aktif Eğitimciler Sendikası kimlik kartı, 2 adet NT kart, içerisinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...’in sesinden dini içerikli sohbetlerin bulunduğu kasetler ile sanık hakkındaki beyanlar ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile önceden süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz eden organik bağının bulunduğu ve sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 3713 sayılı TMK'nın 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasının yollamasıyla 5237 sayılı TCK'nın 314/2 nci maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturduğu konusunda tam bir vicdani kanı hasıl olmuştur. Her ne kadar sanık ... üzerine atılı suçu reddetse ve örgütün silahlı örgüt olduğunu bilmediğini iddia etse de, örgütle bağının olduğu ve Turhal ilçesinde örgüte müzahir sendika temsilcisi olarak sendikadaki, yine örgüte müzahir dernek olan Teyder derneğindeki etkin faaliyetleri, sohbet ve faaliyetlere düzenli olarak katıldığına ilişkin tanık beyanları, ByLock programını kullandığı hususunda dosyada bulunan ByLock raporu ve BTK IP kayıtları ile sanığın ikrarları delil olarak kabul edilmiş, sanığın örgütün sohbet ve diğer toplantılarına katılması ve 30.12.2015 tespit tarihi ile ByLock programını kullanıyor olması nedeniyle objektif sorumluluk gereği örgüt üyesi olmadığına ve FETÖ/PDY'nin silahlı örgüt olduğunu bilmediğine dair suçtan kurtulmaya matuf savunmasına itibar edilmemiştir. Her ne kadar TCK'nın 221/3 üncü maddesinde "Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz." şeklinde düzenleme mevcut ise de, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün çok geniş kapsamda belki sayıları yüzbinlere ulaşan üyesinin bulunması, örgütün niteliği ve faaliyetlerinin kapsamı, örgütün tepe kadrosunun dahi tam olarak tespit edilememiş olması gibi sebeplere binaen yakalanan örgüt üyesinin birkaç örgüt üyesinin yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesinin şahsi cezasızlığa sebep olamayacağı, bu durumun örgütle mücadelede etkin olma ruhuna ve kanunun gerekçesine aykırı olacağı, aksi düşünceyle çok fazla sayıda üyesi olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde örgüt üyelerinin birkaç örgüt üyesinin ismini vererek cezadan kurtulmanın yolunun açılacağı, bunun hukuk ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı, örneğin örgüte en alt seviyede katılıp ciddi şekilde etkin faaliyeti bulunmayan örgüt üyesinin çok az sayıda örgüt üyesini tanıyıp bunların da zaten yakalanmış olması halinde TCK'nın 221/3 üncü maddesindeki şahsi cezasızlıktan yararlanamayacağı, ancak yukarıda bahsedilen nitelikteki ve daha tepe kadroda bulunan örgüt üyesinin birkaç isim vererek cezadan kurtulmasının vicdana ve hukuka uygun olmayacağı, özetle TCK'nın 221/3 üncü maddesinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üye ve yöneticileri bakımından çok dar yorumlanmasının mümkün olamayacağı mahkememizce değerlendirildiğinden sanık hakkında etkin pişmanlık sebebiyle şahsi cezasızlık sebebi uygulanmamıştır. Sanık ...'nun yakalandıktan sonra örgütün Tokat ili Turhal ilçesinde bulunduğu konum itibariyle beyanları ve verdiği isimler değerlendirildiğinde etkin pişmanlıkta bulunduğu değerlendirilmiş, örgüte üye ya da yönetici olarak katılan isimlerin örgütle bağlantısının teyidi savcılık yazısı, somut dosya, deliller ve diğer soruşturmalar kapsamında alınan tanık/şüpheli beyanlarıyla büyük ölçüde örtüşmüştür. Verdiği isimler açısından soruşturmanın akibetini beklemenin verdiği isimlerin örgütle alakalı isimler olduğu da dosya kapsamıyla belirlendiğinden yargılamayı uzatacağı değerlendirilmiş ve soruşturmaların sonucu beklenmemiştir. Sanık savunmasında sendika ve dernek kapsamında faaliyetlerini anlatmış ayrıca ByLock programı üzerinden A. A. ile görüştüğünü belirtmiş, mahkememizin 2017/52 Esas ve 2017/160 Karar sayılı dosyasında yargılanıp terör örgütü üyeliğinden hakkında mahkumiyet kararı verilen A. A.'nın kendi yargılaması sırasında etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilen beyanlarda bulunduğu ve sanık ile ByLock programından haberleştiğini ifade ettiği görülmüştür. Bu kapsamda sanığın etkin pişmanlıkta bulunurken zikrettiği isimlerin sayısı, bu kişilerin etkinliği, gerek kendi faaliyetleri gerekse diğer örgütsel faaliyetlere ilişkin verdiği bilgilerin bu dava kapsamında bilinmeyen bilgiler olmaması itibariyle yapılan değerlendirmede, TCK'nın 221/4-son maddesi gereği 2/3 oranında indirim oranı belirlemek gerekmiş, suçun işleniş şekli, sanığın suç kastının yoğunluğu, örgütün niteliği, sanığın örgütte sendika temsilcisi ve dernek kurucu üyesi olarak örgütteki etkin konumu ve faaliyetleri, gizli haberleşme programını kullanmış olması, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı gözetilerek temel cezada alt sınırdan bir miktar uzaklaşılarak hüküm kurulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda; Ayrıntıları Dairemizin 14.10.2019 tarihli ve 2019/3337 Esas, 2019/6048 sayılı kararında açıklandığı üzere; Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan, kovuşturma aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafi bulunmadığı gibi CMK'nın 156 ncı maddesi uyarınca da re'sen müdafi görevlendirilmeyen sanığa Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesinin zorunlu sonucu olarak CMK'nın 150 nci maddesinin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanmasını netice verecek biçimde müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz talebi yerinde görüldüğünden hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 10.01.2019 tarihli ve 2018/2269 Esas, 2019/34 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.04.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/14486 E., 2023/1960 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı Kanuna göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (5271 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (5271 sayılı Kanun'un 150/3.
3. Ceza Dairesi         2021/14486 E.  ,  2023/1960 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/3356 E., 2019/536 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kesin kararın; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29 ncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyize tabi hale gediği, anılan Kanuna eklenen geçici 5 inci maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içerisinde temyiz talebinde bulunduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.10.2018 tarihli ve 2018/238 Esas, 2018/7163 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesi üçüncü fıkrası ve 220 inci maddesinin yedinci fıkraları delaletiyle 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 220 inci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesi, 53 üncü maddesi, ve 63 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 07.03.2019 tarihli ve 2018/3356 Esas, 2019/536 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusun reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 30.09.2021 tarihli ve bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Hesap hareketleri dikkate alındığında müvekkilinin örgütü desteklediğinden bahsedilemeyeceğine, 2.Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine riayet edilmediğine, 3.Usul ve kanuna aykırı karar verildiğine, 4.Müvekkilinin suç işleme kastı ile hareket etmediğine, 5.Sanığın müdafiisi olmaksızın yargılandığına, 6.Dernek ve sendika üyeliklerinin müspet suç yönünden delil olarak kabul edilmeyeceğine, 7. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, 8.Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, 9.Bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, 10.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, 11.Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine, 12.Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine, 13.Özel hayata saygı ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğine, 14.Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü ByLock iletişim sistemini kullanmayan, örgüte müzahir KEYDER isimli derneğe ve Aktif Eğitimciler Sendikasına üye olan, 20.01.2014 tarihinde örgüt lideri talimatı doğrultusunda Bank Asyada hesap açtırarak 02.09.2014, 21.10.2014 ve 05.02.2015 tarihlerinde de mevduat hesapları açtırmaya devam eden sanığın anılan faaliyetlerinin silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında sanık ...' nun örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı, konusu suç oluşturmayan ancak örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetlerinin hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım suçunu oluşturacağından bahisle silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir. IV.GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ceza muhakemesi hukukunda savunmanın ayrılmaz parçası olan “müdafilik” kavramı üzerinde durmak gerekecektir. Müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder (5271 sayılı Kanun m. 2/1-c). Müdafilik ihtiyari veya zorunlu olabilir. 1412 sayılı sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak isteğe bağlı/ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş, sınırlı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafilik sitemini getirmiştir. 5271 sayılı Kanun'un ise zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde genişletmiştir(C.G.K. 17.12.2009 t. 2008/1-172 E. 2009/26 K.). Şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir. Müdafiiyi kendisi ya da kanuni temsilcisi seçebilir. Müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafii görevlendirilir. Bu haller isteğe bağlı müdafiliktir. Kanunumuz bazı hallerde ise zorunlu müdafiliği benimsemiştir. Bu durum Ceza Genel Kurulunun gündemine birçok kez gelmiştir. Ayrıntıları dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararında açıklandığı üzere; “1412 sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanuna göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (5271 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (5271 sayılı Kanun'un 74/2 maddesi), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (5271 sayılı Kanun'un 101/3. maddesi), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 204/1. maddesinde) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 247/4. maddesinde) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır”. “5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerekip gerekmediği, bu kapsamda “beş yıllık ceza süresinin belirlenmesinde suçun temel şekli için kanunda öngörülen cezanın mı dikkate alınacağı yoksa, suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenlerinin de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı”, hususları yönünden irdelenmesi gerekmektedir. Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..” denilerek teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B.No: 8398/78, 25.04.1983). Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak, AİHM, her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, Poitrimol-Fransa, 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008). Kural olarak, sanığa, polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye davası, başvuru no:7377/03). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı Kanun'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafii bulunmasının gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (5271 sayılı Kanun 150/2) ve gözlem altına almada (5271 sayılı Kanun 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesine göre; müdafiisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafi görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan kabul etmese veya reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir. Acaba 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen ve zorunlu müdafiinin atanması için gerekli olan beş yıllık hapis cezasının tespitinde sadece suçun temel şekline mi bakılacak yoksa suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenleri de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak mıdır? Suç genel teorisinde suça etki eden nedenler, suçun temel şeklini düzenleyen suç tipindeki kanuni unsurların dışında kalan ve ona eklenen özel fiili nedenler veya şahsi nedenlerdir. Bu bağlamda suça etki eden nedenler, doktrinde çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır: Ağırlatıcı-hafıfletici nedenler, genel-özel nedenler, kanuni-takdiri nedenler, fıili-şahsi nedenler gibi. Suça etki eden nedenlerden cezanın artırılmasını gerektiren nedenler ağırlatıcı nedenler iken; indirilmesini gerektirenler hafifletici nedenlerdir. Ceza adalet sistemimizde 'bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı' ilkesini benimsemiştir (5237 sayılı Kanun md. 43/1, 3. cümle). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafii atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim dairemiz; 16.01.2018 tarihli ve 2017/3415 esas - 2018/495 sayılı Kararında, özellikle bölge adliye mahkemelerinin hangi kararlarının temyize tabi olduğu veya kesin olduğunu gösteren 5271 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin 2/a-b bentleri kapsamında “temyiz edilebilirlik sınırını” belirlerken, suçun sadece temel şeklini esas alınmamış nitelikli hal ve ağırlaştırıcı nedenleri de gözönüne alınmıştır. 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde zorunlu müdafilik sisteminin uygulama alanını genişletmesi, özellikle dairemizin 16.01.2018 tarih ve 2017/3415 esas – 2018/495 karar sayılı ilamında “temyiz edilebilirlik sınırı belirlenirken suçun temel şeklinde belirlenen cezanın değil nitelik hal ve ağırlaştırıcı nedenlerde gözönünde bulundurularak istenilen sonuç cezanın esas alınması” gerektiğine yönelik gerekçesi, gerçekten de pratik olarak bakıldığında, suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen “beş yıllık sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafii atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların “savunma haklarının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma” hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır. Bu nedenlerle, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı yasanın 5 inci maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu” nazara alındığında, sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında; Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanıp örgüte yardım etmek suçundan mahkum olan ve kovuşturma aşamasında tutuksuz olarak yargılanan sanığın yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi gereğince de re'sen bir müdafii görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen “silahlı terör örgütü üyeliği” suçunun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca hakkında müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmeyerek yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması kanuna aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 07.03.2019 tarihli ve 2018/3356 Esas ve 2019/536 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ( a) bendi uyarınca Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.03.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/14726 E., 2023/1969 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı Kanuna göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (5271 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (5271 sayılı Kanun'un 150/3.
3. Ceza Dairesi         2021/14726 E.  ,  2023/1969 K. "İçtihat Metni" İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kesin kararın; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyize tabi hale gediği, anılan Kanuna eklenen geçici 5 nci maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içerisinde temyiz talebinde bulunduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.10.2018 tarihli ve 2017/253 Esas, 2018/250 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 3 ve 5 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62, 221 inci maddesinin beşinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası delaletiyle altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 30.11.2018 tarihli ve 2018/126 Esas, 2018/130 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. 7188 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 16.09.2021 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; 1.Sanığın tüm aşamalarda müsnet suç ile ilgili tüm bildiklerini olduğu gibi ve samimi olarak anlattığına, 2.TCK'nın 221/4 üncü maddesi gereği indirim oranının en yüksek hadden uygulanması gerekirken 1/2 oranında indirim yapıldığına, hakkında 221/3 üncü maddesinin uygulanması gerektiğine, 3.Sanığın terör örgütünün bu vasfını bilmeden sadece bir cemaat yapılanması olduğunu zannettiğine ve örgüt içerisinde bulunduğuna, 4.Bank Asyadaki hesabına talimatla para yatırmadığına, 5.Sanığın hukuki durumunun üyelik olarak değil sempatizanlık olarak değerlendirilmesi gerektiğine, 6.Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ve temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebeplerine ve sair hususlara ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Sanık ...'nın en son Hüyük Selkişehit Ali Cevizci İlk Öğretim Okulunda sınıf öğretmeni olarak görev yaparken FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği soruşturması kapsamında mesleğinden ihraç edildiği, sanığın FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı Bank Asyada 04.02.2011 tarihinde açılmış hesabının bulunduğu, terör örgütünün sözde lideri Fetullah Gülen'in örgüt kapsamında faaliyet gösteren Bank Asyayı kurtarmaya yönelik Ocak 2014 tarihinde para yatırılması talimatından sonra Bank Asyadaki hesabının fiilen kullanıldığı, ay sonu hesap bakiyelerinin 2013 Aralık sonunda 67,08 TL, 2014 Ocak sonunda 581,44 TL, 2014 Şubat sonunda 118,80 TL, 2014 Mart sonunda 71,23 TL, 2014 Nisan sonunda 0,00 TL, 2014 Mayıs sonunda 0,00 TL, 2014 Haziran sonunda 11,66 TL, 2014 Temmuz sonunda 0,00 TL, 2014 Ağustos sonunda 200,51 TL, 2014 Eylül sonunda 783,67 TL, 2014 Ekim sonunda 738,21 TL, 2014 Kasım sonunda 746,60 TL, 2014 Aralık sonunda 789,83 TL, 2015 Mart sonunda 12,78 TL, 2015 Haziran sonunda 136,40 TL, 2015 Eylül sonunda 16,00 TL, 2015 Aralık sonunda 0,00 TL, 2016 Temmuz sonunda 5,28 TL olduğu, ayrıca aylık 868,00 TL olmak üzere toplam 37.333,00 TL tutarında proje geri ödeme işlemlerinin bulunduğu, Bank Asyanın 23.07.2016 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan BDDK kararı ile FETÖ terör örgütüne irtibat ve iltisakı nedeniyle kapatıldığı, Sanığın FETÖ terör örgütüne irtibat ve iltisakı nedeniyle 15.07.2016 tarihli darbe teşebbüsü girişiminden sonra çıkartılan KHK'ler ile kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına 20.09.2014 tarihinde üye olduğu, üyeliğinin 20.06.2016 tarihine kadar devam ettiği, sanığın adına kayıtlı 554 (...) (..) (..) nolu hat üzerinden, haklarında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçlaması ile soruşturma yürütülen şahıslarla sıkça görüştüğü, sanığın bu hattı ile Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca haklarında aynı suçtan soruşturma yürütülen Serkan Çalışkan ve Ayşe İlhan ile görüşme yaptığının belirlendiği, dosya kapsamında tanık olarak beyanda bulunan Mehmet P.'nin, kendisinin 2012-2015 yılları arasında Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesindeki 75. Yıl Orta Okulunda görsel sanatlar öğretmeni olarak görev yaptığını, burada görev yaparken FETÖ PDY silahlı terör örgütünün kendisini, sanık ...'dan sonra öğretmenlerden sorumlu abi olarak görevlendirdiğini, kendisinden önce görevli kişinin sanık ... olduğunu, sanığın toplantı ve sohbetlere kendilerini çağırdığını, sanıktan önceki görevli kişinin ise Ali Osman D. olduğunu, Ali Osman D.nin 2012 yılında öğretmenlerden sorumlu FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından görevlendirilen kişi olduğunu, 2013 yılında sanık ...'nın öğretmenlere imamlık yaptığını, 2013 yılı 17-25 Aralık sürecinden sonra bu görevi kendisinin devraldığını beyan ettiği, Yukarıda izah edildiği gibi sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olup bu örgüte üye olduğu, örgüt üyeleri ile organik bağ içerisinde bulunduğu, örgüt hiyerarşisi içerisinde yer aldığı, sanığın eylemlerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimsediğini gösterir şekilde yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arz ettiği, bu haliyle sanığın silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş, suç konusunun önem ve değeri, sanığın amaç ve saiki, suç kastının yoğunluğu, suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı göz önüne alınarak sanığın TCK 314/2 maddesi gereğince teşdiden cezalandırılmasına, atılı suçun 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde sayılı suçlardan olması nedeniyle verilen cezanın 3713 sayılı Kanun'un 5/1 maddesi gereği yarı oranında artırılmasına, ancak sanığın yargılama aşamasında örgüte ilişkin bilgiler verip kendisinin ne şekilde bu örgüt içerisine girdiğini açıkladığı, sohbete katıldığını ve bir dönem örgüt içerisinde Doğubeyazıt'ta öğretmenlerden sorumlu kişi olarak görev yapıp, öğretmenlere yönelik sohbet programları düzenlediğini beyan ettikten sonra, sınırlı sayıda yapı içerisinde bulunan kişinin ismini verdiği, sanığın vermiş olduğu bilgilerin FETÖ/PDY terör örgütünün yapısı ve faaliyetlerine ilişkin faydalı olmakla birlikte, mahkememizce yapı içerisinde sorumluluk üstlenip, sohbet hocalığı da yapan bir kişinin sahip olduğu bilgi de nazara alındığında verdiği isimlerin ve bilgilerin çok az olduğu mahkememizce değerlendirilmiş, dolayısıyla verilen bilgilerin kapsamı dikkate alınarak TCK'nın 221/4-2 inci maddesi gereği sanığa verilen cezadan takdiren 1/2 oranında indirim yapılmış, sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki olumlu davranışları, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurularak sanığa verilen cezanın 5237 sayılı TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirilmesine karar verilmiş, cezalandırılmasına dair hüküm kurulmuştur. Her ne kadar sanık Doğubeyazıt'tan ayrılıp Hüyük ilçesine geldikten sonra yapı mensubu kimseyle görüşmediğini söylemiş ise de, sanığın örgüt içerisinde öğretmenlerden sorumlu kişi olarak görev alması, 17-25 Aralık sürecinden sonra örgüt ile bağlantılı Aktif Eğitim Sendikası'na olan üyeliğini devam ettirmesi, Hüyük ilçesine taşındıktan sonra dahi eşinin terör örgütü ile bağlantılı Beyşehir ilçesindeki Gönül Koleji'nde çalışmaya başlaması ve bu kolejin darbe girişimi sonrasında çıkartılan KHK'lar ile terör örgütü ile bağlantısı sebebiyle kapatıldığının belirlenmesi karşısında sanığın terör örgütü ile bağlantısının devam ettiği kanaatine varılarak beyanına itibar edilmemiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Bölge Adliye Mahkemesince, Mahkemenin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf talebi yerinde görülmemiş olmakla, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ceza muhakemesi hukukunda savunmanın ayrılmaz parçası olan “müdafilik” kavramı üzerinde durmak gerekecektir. Müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder (5271 sayılı Kanun m. 2/1-c). Müdafilik ihtiyari veya zorunlu olabilir. 1412 sayılı sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak isteğe bağlı/ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş, sınırlı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafilik sitemini getirmiştir. 5271 sayılı Kanun'un ise zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde genişletmiştir(C.G.K. 17.12.2009 t. 2008/1-172 E. 2009/26 K.). Şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir. Müdafiiyi kendisi ya da kanuni temsilcisi seçebilir. Müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafii görevlendirilir. Bu haller isteğe bağlı müdafiliktir. Kanunumuz bazı hallerde ise zorunlu müdafiliği benimsemiştir. Bu durum Ceza Genel Kurulunun gündemine birçok kez gelmiştir. Ayrıntıları dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı Kararında açıklandığı üzere; “1412 sayılı CMUK'nın kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanuna göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (5271 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (5271 sayılı Kanun'un 74/2 maddesi), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (5271 sayılı Kanun'un 101/3. maddesi), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 204/1. maddesinde) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (5271 sayılı Kanun'un 247/4. maddesinde) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerekip gerekmediği, bu kapsamda “beş yıllık ceza süresinin belirlenmesinde suçun temel şekli için kanunda öngörülen cezanın mı dikkate alınacağı yoksa, suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenlerinin de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı”, hususları yönünden irdelenmesi gerekmektedir. Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..” denilerek teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B.No: 8398/78, 25.04.1983). Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, Poitrimol-Fransa, 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008). Kural olarak, sanığa, polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye davası, başvuru no:7377/03). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı Kanun'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafii bulunmasının gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (5271 sayılı Kanun 150/2) ve gözlem altına almada (5271 sayılı Kanun 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesine göre; müdafiisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafi görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan kabul etmese veya reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir. Acaba 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen ve zorunlu müdafiinin atanması için gerekli olan beş yıllık hapis cezasının tespitinde sadece suçun temel şekline mi bakılacak yoksa suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenleri de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak mıdır? Suç genel teorisinde suça etki eden nedenler, suçun temel şeklini düzenleyen suç tipindeki kanuni unsurların dışında kalan ve ona eklenen özel fiili nedenler veya şahsi nedenlerdir. Bu bağlamda suça etki eden nedenler, doktrinde çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır: Ağırlatıcı-hafıfletici nedenler, genel-özel nedenler, kanuni-takdiri nedenler, fıili-şahsi nedenler gibi. Suça etki eden nedenlerden cezanın artırılmasını gerektiren nedenler ağırlatıcı nedenler iken; indirilmesini gerektirenler hafifletici nedenlerdir. Ceza adalet sistemimizde 'bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı' ilkesini benimsemiştir (5237 sayılı Kanun md. 43/1, 3. cümle). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafii atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim dairemiz; 16.01.2018 tarihli ve 2017/3415 Esas - 2018/495 sayılı Kararında, özellikle bölge adliye mahkemelerinin hangi kararlarının temyize tabi olduğu veya kesin olduğunu gösteren 5271 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin 2/a-b bentleri kapsamında “temyiz edilebilirlik sınırını” belirlerken, suçun sadece temel şeklini esas alınmamış nitelikli hal ve ağırlaştırıcı nedenleri de gözönüne alınmıştır. Bu açıklamalar ışığında; 5271 sayılı Kanun'un zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde zorunlu müdafilik sisteminin uygulama alanını genişletmesi, özellikle dairemizin 16.01.2018 tarih ve 2017/3415 Esas – 2018/495 Karar sayılı ilamında “temyiz edilebilirlik sınırı belirlenirken suçun temel şeklinde belirlenen cezanın değil nitelik hal ve ağırlaştırıcı nedenlerde gözönünde bulundurularak istenilen sonuç cezanın esas alınması” gerektiğine yönelik gerekçesi, gerçekten de pratik olarak bakıldığında, suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesinde düzenlenen “beş yıllık sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafii atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların “savunma haklarının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma” hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır. Bu nedenlerle, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı yasanın 5 inci maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu” nazara alındığında, sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu zorunluluğa uyulmamasının temyizen inceleme konusu yapılıp yapılmayacağına gelince; 5271 sayılı Kanun'un 188/1 inci maddesinde; "Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve kanunun zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hallerde müdafiinin hazır bulanması şarttır." şeklinde duruşmada hazır bulunması gerekenler gösterilirken "zorunlu müdafiiyi" mahkeme heyetinden saymıştır. 5271 sayılı Kanun'un 197/1 inci maddesinde; “sanık hazır bulunmasada müdafi bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir” denmek suretiyle yasa koyucu genel kural olarak sanık müdafiinin tüm oturumlarda bulunmasını arzu etmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinin 1-a-e bendlerinde, kanuna kesin aykırılık halleri içinde, "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" gösterilmiştir. Temyiz denetiminde bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenecektir (5271 sayılı Kanun 289/1). Tüm bu hususlar dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun 156 ncı maddesi gereğince re’sen müdafii görevlendirilmeyerek bulunduğu hal nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ıncı maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde, adaletin selameti açısından zorunlu olan müdafiinin hukuki yardımından yararlandırılmadan yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek ve hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak biçimde yukarıda izah edilen mevzuat ile 5271 sayılı Kanun 188/1 ve 289/1-e maddelerine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 30.11.2018 tarihli ve 2018/126 Esas ve 2018/130 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının a bendi uyarınca Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.04.2023 tarihinde karar verildi. ... ... ... ... ...

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Şüpheli (K), 14 yaşındadır ve hırsızlık suçundan yakalanmıştır. Ailesi avukat tutacak maddi güce sahip değildir. Bu durumda prosedür nedir?

A) Avukatsız ifadesi alınır.
B) Çocuk olduğu için istemi aranmaksızın zorunlu müdafi görevlendirilir.
C) Sadece ailesi isterse baro avukat atar.
D) Sosyal hizmet uzmanı eşliğinde ifadesi alınır, avukata gerek yoktur.
E) Çocuk mahkemesi kurulana kadar beklenir.

Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol