5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 164

Ceza Muhakemesi Kanunu 164. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 164 – (1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.[62] (2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir. (3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir. Diğer kolluk birimlerinin adlî kolluk görevi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2023/373 E., 2024/155 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
5271 sayılı Kanun'un adli kolluk ve görevi başlıklı 164 üncü maddesinin ikinci fıkrası 'Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.
Ceza Genel Kurulu         2023/373 E.  ,  2024/155 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2015/414900 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 143-633 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın kaçak ve bandrolsüz eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu'nun 3/18-son delaletiyle aynı Kanun'un 3/5, 3/10-son ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/2, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin İstanbul Anadolu 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.11.2015 tarihli ve 143-633 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesince 18.01.2023 tarih ve 9129-602 sayı ve oy çokluğu ile; "1- Sanık hakkında 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemi ile dava açıldığı halde, 5271 sayılı Kanun'un 226 ncı maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan, sanığın 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrasının son cümlesi yollaması ile aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci ve onuncu fıkraları uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi, 2- 10.12.2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasının "23 üncü" fıkra olarak değiştirildiği gözetilerek, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasına eklenen 'Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması halinde ise üçte birine kadar indirilir.' şeklindeki düzenlemenin sanık lehine hükümler içermesi, yine aynı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen fıkra uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hâle geldiği ve anılan madde uyarınca suça konu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarındaki miktarın hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödenmesi hâlinde verilecek cezada; soruşturma aşamasında ihtarat yapılmamış ise 1/2, yapılmış ise 1/3 oranında indirim uygulanacağının hüküm altına alındığı dikkate alınarak, 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 12 nci maddenin ikinci fıkrası gözetilerek ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması ve sonucuna göre uygulama yapma görevinin de yerel mahkemeye ait bulunması zorunluluğu, 3- 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi C. Topaktaş; "Kaçak sigara satıldığı ihbarını 09.07.2014 tarihinde alan emniyet mensupları, ihbarda adı geçen iş yerine 12.07.2014 tarihinde kendiliğinden gitmişler polis tanıtma kartlarını göstererek iş yeri sahibine ihbarla ilgili bilgi vermişler, tutanağa göre iş yeri sahibi iş yerinde bulunan sigaraların kendisine ait olduğunu söylemiş ve rızasıyla sigaraları teslim etmiştir. Sanık hakkında kaçakçılık suçunu işlediğinden bahisle açılan davada, yerel mahkemece mahkumiyet doğrultusunda verilen hükmün temyizi üzerine, kararı inceleyen heyetimizin çoğunluğu, suçun sübutuyla ilgili bir bozma yapmadan, uygulama hataları ve hükümden sonra yürürlüğe giren ve sanık lehine hükümler içeren düzenlemelerin uygulanması bakımından hükmün bozulmasına karar vermiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 119 uncu maddesi; 'Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.' şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un adli kolluk ve görevi başlıklı 164 üncü maddesinin ikinci fıkrası 'Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.' şeklindedir. Somut olayda adli kolluk olarak görev yapan kolluk görevlileri 09.07.2014 tarihinde aldıkları ihbar nedeniyle, Cumhuriyet Savcısına bilgi verip emir almadan 12.07.2014 tarihinde yetkilerinin dışına çıkarak sanığın iş yerinde arama yapmışlar ve elde ettikleri bu delillerle soruşturma işlemlerine başlamışlardır. Soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının bilgisi ve talimatları doğrultusunda yapılması gerektiğine dair 5271 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye uymamışlardır. Yapılan ihbarın 5271 sayılı Kanun'un 116 ncı maddesi kapsamında makul şüphe olup olmadığını ilk değerlendirecek olan Cumhuriyet savcısı, karar istenildiğinde ise hâkimdir. İhbarın üzerinden üç günlük süre geçmiş olması nedeniyle suçüstü hali de söz konusu değildir. Somut olayda suç işlendiği hususunda ihbar alınmış olması nedeniyle yargının yetkisinde ve değerlendirmesinde olan bir alana girilmiştir. Artık bu durumda kolluk görevlileri Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatları doğrultusunda hareket etmek zorundadırlar. 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesine uygun şekilde verilmiş bir arama kararı olmadan, sanığın iş yerinde yapılan arama 5271 sayılı Kanunu’na aykırılık teşkil ettiğinden usulsüz bir aramadır ve bu aramada elde edilen deliller hükme esas alınacak nitelikte değildir. Sanığın sigaraların kendisine ait olduğunu söyleyip suçunu ikrar etmiş olması ya da aramaya rıza göstermiş olması usule aykırı elde edilen delilleri usule uygun hale getirmeyecektir. Yerel Mahkeme hükmünün, aramanın usule uygun olmadığı ve sanığın beraatına karar verilmesi gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi gerektiğini düşündüğüm için, heyetimizin sayın çoğunluğunun görüşlerine iştirak etmiyorum." şeklindeki düşünceyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.04.2023 tarih ve 414900 sayı ile; "...Kaçak sigara satıldığı ihbarını 09.07.2014 tarihinde alan emniyet mensupları, ihbarda adı geçen iş yerine 12.07.2014 tarihinde kendiliğinden gitmişler polis tanıtma kartlarını göstererek iş yeri sahibine ihbarla ilgili bilgi vermişler, tutanağa göre iş yeri sahibi iş yerinde bulunan sigaraların kendisine ait olduğunu söylemiş ve rızasıyla sigaraları teslim etmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 119 uncu maddesi; 'Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.' şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un adli kolluk ve görevi başlıklı 164 üncü maddesinin ikinci fıkrası 'Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.' şeklindedir. Somut olayda adli kolluk olarak görev yapan kolluk görevlileri 09.07.2014 tarihinde aldıkları ihbar nedeniyle, Cumhuriyet Savcısına bilgi verip emir almadan 12.07.2014 tarihinde yetkilerinin dışına çıkarak sanığın iş yerinde arama yapmışlar ve elde ettikleri bu delillerle soruşturma işlemlerine başlamışlardır. Soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının bilgisi ve talimatları doğrultusunda yapılması gerektiğine dair 5271 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye uymamışlardır. Yapılan ihbarın 5271 sayılı Kanun'un 116 ncı maddesi kapsamında makul şüphe olup olmadığını ilk değerlendirecek olan Cumhuriyet savcısı, karar istenildiğinde ise hâkimdir. İhbarın üzerinden üç günlük süre geçmiş olması nedeniyle suçüstü hâli de söz konusu değildir. Benzer bir olayda yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/213 Karar sayılı kararında şu şekilde gerçekleşen suç konusunun ele geçirilmesi işlemini usul ve yasalara aykırı görmüştür. '...02.10.2013 tarihli tutanağa göre, aynı gün saat 22.00 sıralarında jandarma ihbar hattına 'M. D.' adlı şahsın Çiniyeri Köyü'ndeki kahvehanesinde kaçak sigara satıldığına ilişkin gelen ihbar üzerine kolluk görevlilerinin 02.10.2013 tarihli Cumhuriyet savcısıyla görüşme tutanağından da anlaşılacağı üzere, 22.15'de nöbetçi Cumhuriyet savcısına ihbar içeriği hakkında bilgi verdikleri, Cumhuriyet savcısının adı geçen iş yeri çevresinde araştırma yapılması yönündeki talimatı üzerine kolluk görevlilerinin sanığın kahvehanesine gittikleri ve iş yerinde bulunan sanığa ihbar içeriğini anlattıktan sonra kahvehanede kaçak sigara bulunması hâlinde kendi rızası ile teslim edip etmeyeceğini sordukları, bunun üzerine sanığın iş yerinde bulunan masanın birinci ve ikinci çekmecesinden çıkarttığı 25 paket kaçak sigarayı kolluk görevlilerine teslim ettiği ve sonrasında nöbetçi Cumhuriyet savcısına ele geçen kaçak sigaralar hakkında bilgi verildiği olayda; Sanığın iş yerinde kaçak sigara sattığına ilişkin gelen ihbar üzerine mahkemece verilmiş usulüne uygun bir arama kararı olmadığı gibi, gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama izni ya da Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri bulunmadığı, Cumhuriyet savcısınca iş yeri çevresinde araştırma yapılması yönündeki talimatın arama izni olarak değerlendirilemeyeceği, devletin kamu gücünü kullanan kolluk görevlilerinin karşısında direnme gücü bulunmayan sanığın bu aşamada gösterdiği rızanın hukuken geçerli olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle ilk bakışta görülemeyecek şekilde sanığın iş yerinde bulunan masanın çekmecesinden ele geçen kaçak sigaraların yasak delil niteliğinde olduğu ve CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu delilin de hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir....' Somut olayda suç işlendiği hususunda ihbar alınmış olması nedeniyle yargının yetkisinde ve değerlendirmesinde olan bir alana girilmiştir. Artık bu durumda kolluk görevlileri Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatları doğrultusunda hareket etmek zorundadırlar. 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesine uygun şekilde verilmiş bir arama kararı olmadan, sanığın iş yerinde yapılan arama 5271 sayılı Kanunu’na aykırılık teşkil ettiğinden usulsüz bir aramadır ve bu aramada elde edilen deliller hükme esas alınacak nitelikte değildir. Sanığın sigaraların kendisine ait olduğunu söyleyip suçunu ikrar etmiş olması ya da aramaya rıza göstermiş olması usule aykırı elde edilen delilleri usule uygun hale getirmeyecektir. Yerel Mahkeme hükmünün, aramanın usule uygun olmadığı ve sanığın beraatına karar verilmesi gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi gerekirken yalnızca sair nedenlerle bozulması ile yetinilmesi usul ve yasalara aykırıdır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 10.05.2023 tarih, 7443-4653 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu kaçak sigaraların hukuka uygun yöntemle elde edilip edilmediğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 09.07.2014 tarihinde Güzelyalı Mahallesi, İstasyon Caddesi üzerinde yer alan tütüncü dükkânında kaçak sigara satıldığına dair gelen ihbar üzerine, adı geçen iş yerine giden kolluk görevlilerinin kendilerini tanıttıktan sonra sanığa iş yerinde kaçak sigara satıp satmadığını sordukları, sanığın da kendisi için aldığını belirterek toplam 12 karton kaçak sigarayı rızaen kolluk görevlilerine teslim ettiği, Dava konusu 12 karton kaçak sigaraya ilişkin düzenlenen 23.07.2014 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasına göre; dava konusu eşyanın CİF değerinin 240,00 TL, gümrük vergisinin 678,39 TL ve gümrüklenmiş değerinin 918,39 TL olduğu, 11.05.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre; ele geçirilen sigaraların paketleri üzerinde ithalat izni ve TAPDK ile GİB logolarını taşıyan bandrollerin bulunmadığı, bu hâliyle kaçak olduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; ele geçirilen kaçak sigaraların iş yerinde satılmasının suç olduğunu bilmediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için arama tedbirinin hukuki niteliği ile bu tedbire hâkim olan genel ilkelere değindikten sonra konuya ilişkin anayasal ve kanunî düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. A- Genel Olarak Koruma Tedbiri: Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kağıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere koruma tedbiri denir (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013, 1. Bası, s.1). Koruma tedbirleri genel itibarıyla CMK'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un Birinci Kitabının Dördüncü Kısmı "Koruma Tedbirleri" başlığını taşımakta olup arama ve yakalama tedbirine de bu kısımda yer verilmiştir. Kanun'un bu açık düzenlemesine göre arama ve yakalama birer koruma tedbiridir. Koruma tedbirleriyle çoğu zaman henüz gerçekten bir suçun işlenip işlenmediği ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiği yargı kararı ile sabit olmadığı hâlde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek gerek şüphelinin gerekse şüpheli statüsünde olmayan üçüncü kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmektedir. Bu nedenle koruma tedbirlerine ölçülü bir şekilde, görünüşte haklı olan ve gecikmesinde sakınca ya da tehlike bulunan hâllerde başvurulmalıdır. Yakalama ve tutuklamanın esasları, Anayasa’mızın 19. maddesinde "Kişi hürriyeti ve güvenliği" başlığı ile; "Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Şekil ve şartları kanunda gösterilen: Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir…" olarak düzenlenmiştir. CMK'nın 2. maddesinde ise suçüstünün tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 90. maddesinde ise yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler düzenlenmiştir. Madde 2: " …j) Suçüstü: 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve delille yakalanan kimsenin işlediği suçu…ifade eder." şeklinde olup maddedeki tanım doğrultusunda; örneğin failin mağduru bıçaklaması durumunda CMK'nın 2/j-1; failin mağduru bıçakladıktan sonra takip üzerine yakalanması durumunda CMK'nın 2/j-2; failin bıçaklama eyleminden hemen sonra elinde kanlı bıçakla yakalanması durumunda ise CMK'nın 2/j-3 maddesindeki suçüstü hâlleri söz konusu olacaktır. Anayasa'nın "Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler" başlıklı 90. maddesi; "(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: a) Kişiye suçu işlerken rastlanması. b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler. (3) Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir. (4) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir. (5) Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır. (6) Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesi istenir." biçimindedir. Madde gereğince; kişiye bir suç işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçmasının önlenmesi veya kimliğinin hemen belirlenmesinin mümkün olmaması hâllerinde herkesin geçici olarak yakalama yetkisi bulunmaktadır. Kolluk görevlileri, hakkında tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya amirlerine ulaşma imkanlarının bulunmaması durumunda yakalama yetkisine sahiptirler. Kolluk, yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almalı, hemen Cumhuriyet savcısına haber vermeli ve emirleri doğrultusunda işlem yapmalıdır. 2559 sayılı Polis Vazife Salâhiyet Kanunu'nun 13. maddesinde de polise, suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri yakalama yetkisi verilmiştir. PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan 13. maddesi; "Polis, A) Suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri, B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları, C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri, D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları, E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırılabilecek kişileri, G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri, Yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar"... düzenlemesine yer verilmiştir. Arama ve elkoymanın esasları; Anayasa'mızın 20. maddesinde "Özel hayatın gizliliği", 21. maddesinde ise "Konut dokunulmazlığı" başlıkları altında düzenlenmiştir. Anayasa'nın 20. maddesi; "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar...", 21. maddesi ise; "Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." hükümlerini amirdir. Anayasa'nın 13. maddesindeki düzenleme ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması anayasal güvence altına alınmış ve belli şartlara tabi kılınmıştır. Bu düzenlemeye göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar ise Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. B- Koruma Tedbiri Olarak Arama ve Çeşitleri: 1. Arama Kavramı Arama; "Arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s.113). Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Örneğin; bir polis memurunun, yayalar ya da diğer araçlar bakımından tehlike oluşturacak şekilde kullanılması nedeniyle durdurduğu bir aracın arka koltuğunda, uyuşturucu madde veya tabanca görmesi üzerine bunlara el koyması arama olarak kabul edilmemektedir (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin, 1999, 1. Bası, s.18). Arama; kişilerin konutları, iş yerleri, araçları, diğer yerleri, üstleri, eşyaları, özel kağıtları, kullandıkları bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütükleri üzerinde yapılmaktadır. Kişinin üstünde yapılan aramanın beden muayenesi boyutuna varmaması gerekir. Zira, beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması aramadan farklı hükümlere tâbi kılınmış olup cinsel organlar veya anüs bölgesine bakılması iç beden muayenesi sayılmaktadır. Bu bölgeler haricindeki ağız, koltuk altı gibi beden boşlukları ile ayak, kol, saç arası gibi vücut bölgelerine tıbbi araç veya yöntemler kullanılmaksızın bakılması arama hükümlerine tabidir. Aramaya ilişkin hükümler sadece CMK'da düzenlenmiş değildir. Arama işleminin yapılışına ilişkin usulleri ayrıntılı olarak düzenleyen Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 3. maddesinde yer verildiği üzere PVSK, 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, 5607 sayılı Kanun, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede de bu hususta kurallar vazedilmiştir. 2. Arama Çeşitleri Arama, amacına göre adli arama ve önleme araması olarak ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya adli arama, ikinci tür aramaya ise önleme araması denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma, hem de önleme tedbiridir. Her iki tür arama arasında ortak özellikler bulunmakla birlikte hukukî nitelikleri, tâbi oldukları kanuni düzenlemeler ve kapsamları bakımından önemli farklılıklar da bulunmaktadır. a. Önleme Araması Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; PVSK'nın 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 19. maddesinde; "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır. Böylelikle kamu güvenliği ile düzenini bozabilecek kişi ve eşya bulunarak muhtemel bir zararın gerçekleşmesine veya suç işlenmesine engel olunarak toplum yakın bir tehlikeden korunacaktır. Önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. PVSK bu nitelikteki tehlike hâlini makul sebep olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı makul şüphe ile önleme aramasındaki makul sebep farklı kavramlardır. Makul sebep konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken makul şüphe çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Seçkin, 4. Baskı, 2016, s. 381-382). Önleme araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. PVSK'nın 9. maddesinde somut ve yakın bir tehlikenin baş gösterebileceği alanlar esas alınmak suretiyle önleme araması yapılabilecek yerler tek tek sayılmış olup buna göre önleme araması; 1) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde, 2) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde, 3) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde, 4) Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve kurumun imkânlarıyla önlenmesi mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında rektör, acele hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım istemeleri hâlinde, girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında, 5) Umumî veya umuma açık yerlerde, 6) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda yapılabilecektir. Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir. Önleme araması idari bir işlem olsa da kural olarak hâkim kararıyla yapılmalıdır. Kolluk tarafından somut tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler önceden tespit edilip aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî âmirine yazılı olarak iletilir. İllerde vali veya bu konuda yetkilendirdiği yardımcısı ve ilçelerde ise kaymakamı ifade eden mülki amir, kolluğun talebini uygun bulursa hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kendisi de yazılı arama emri verebilir. Önleme araması kararının alınmasında ve icrasında Cumhuriyet savcısının herhangi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Kolluğun kendi içindeki birim amirlerinin emri ile önleme araması yapılamaz. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 4. maddesi uyarınca, önleme araması bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hal; derhâl işlem yapılmadığı takdirde, milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi veya zarar görmesi, suç işlenmesinin önlenememesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespit edilememesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâlini ifade etmektedir. PVSK'nın 9/6. maddesi uyarınca spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu durumlarda gecikmesinde sakınca bulunan hâlin bulunduğu kabul edilmektedir. Önleme araması kararında veya emrinde; aramanın sebebi, konusu ve kapsamı, aramanın yapılacağı yer, aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre belirtilmelidir. Önleme aramasında gece ile ilgili bir istisnaya yer verilmediğinden her zaman yapılması mümkündür. Önleme araması kararının geçerli olacağı sürenin sınırı ile ilgili olarak da mevzuatta kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Zira önleme aramasının geçerli olacağı süre, karar verilmesine dayanak teşkil eden makul sebebin niteliğine göre değişkenlik arz edebilmektedir. Örneğin; olimpiyat oyunları gibi iki ya da üç hafta sürecek ve dünyanın birçok ülkesinden sporcu ve izleyicilerin katılacağı bir spor organizasyonunda yaşanabilecek kamu düzenini bozucu nitelikteki olayların ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla makul sebep oluşması hâlinde yapılacak bir önleme aramasının geçerlilik süresi organizasyon süresi kadar olabileceği gibi, başka olaylarda duruma göre bir gün süreli, hatta saatli önleme araması kararlarının verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bu sürenin aramanın haklı kıldığı süreden fazla olmaması lazımdır. Önleme aramasının da kişilerin temel hak ve özgürlüklerine bir müdahale niteliğinde bulunması nedeniyle, makul bir sebep olmadığı hâlde verilen uzun süreli önleme araması kararı görünürde yasal olsa bile hukuka uygun olmayacaktır. Aynı şekilde makul bir sebep yokken belli periyotlarla yenilenmek suretiyle süreklilik arz edecek ve genel arama izlenimi verecek şekilde önleme araması kararı verilmesi de hukuka aykırı olacaktır. Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda PVSK'da ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmelik'in "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı dördüncü bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Dolayısıyla icra edilişi bakımından adli arama ile önleme araması arasında bir fark gözetilmemiştir. Önleme araması sonucunda bir suç unsuruna veya deliline rastlanırsa koruma altına alınacak ve durum Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilerek elkoyma işlemini gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenecektir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de elkoyma yapılabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır. Önleme aramasının konusu ve kapsamı içinde olan ancak suç unsuru oluşturmayan bozuk para veya çakmak gibi bir şey ise geçici olarak koruma altına alınır ve aramaya sebep teşkil eden husus sona erdiğinde ilgiliye teslim edilir. Önleme aramasının sonucu arama kararı veya emri veren merci veya makama bildirilir. Ayrıca arama sırasında suç unsuruna rastlanmışsa bununla ilgili özel olarak önleme araması tutanağı hazırlanır. Bu tutanakta adli arama tutanağında olduğu gibi arama kararının tarih ve sayısı, hâkim kararı yoksa verilmiş olan yazılı emrin tarih ve sayısı ile emri veren merci, aramanın yapıldığı yer, tarih ve saat, aramanın konusu, aranan kişinin kimlik bilgileri, adını söylemediği takdirde eşkâl bilgileri, arama yapılan yerin adresi, araçta arama yapılmışsa aramanın mevkii ve aracın bilgileri, aramanın sonuçları, elkonulan suç eşyası varsa buna ilişkin belirleyici bilgiler, aramada yakalanan kişiler varsa kimlik bilgileri, kimliği belirlenemiyorsa eşkâl bilgileri, arama sonucunda yaralanma veya maddi bir zarar meydana gelip gelmediği ve arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanı hususları yer alır. Tutanak arama işlemine katılmış olanlar ve hazır bulunanlarca imzalanarak bir sureti ilgiliye verilir. Suç unsuruna rastlanmadığı durumlarda, aranan kişinin talebi hâlinde, kendisine arama kararı veya emrinin tarih ve sayısı, aramanın tarih ve saati, yeri, aranan şahsın ve arayan görevlinin kimlik bilgilerinin yer aldığı bir belge verilir. Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler için herhangi bir arama emir veya kararına gerek yoktur. Bir yerin faaliyeti bakımından uymakla yükümlü bulunduğu kurallara uygun olarak çalışıp çalışmadığının tespiti bakımından o yerde yapılan işlem bir denetlemedir (Murat Aydın, Arama ve El Koyma, Seçkin, 2012, 2. Baskı, s.137). Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Denetim yapılacak hâller" başlıklı 18. maddesinde kolluk tarafından kendiliğinden denetim yapılabilecek bu hâller gösterilmiştir. Bu kapsamda örneğin; umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin genel güvenlik ve asayiş yönünden denetimi, kimlik sorma, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre araçlarda bulunması gerekli belgeler ve eşyayla ilgili yapılan denetimler, elektromanyetik aygıtlar ve dedektör köpekleri aracılığıyla yapılan tarama şeklindeki denetimler kolluk tarafından herhangi bir arama emir veya kararına gerek olmadan kendiliğinden yapılabilecektir. Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler yönetmelikte sayılanlardan ibaret olmadığından daha pek çok özel kanunda ve düzenleyici işlemde idari denetimlere ilişkin hükümler yer almaktadır. PVSK’nın 4/A maddesinde polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma yetkisi verilmiştir. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde bu yetkinin kullanılması için umma derecesinde makul şüphe aranmıştır. PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A. maddesi; "Polis, kişileri ve araçları; a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek, b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek, c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek, ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek, amacıyla durdurabilir. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz. Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir. Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla olamaz. Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilir. Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı hâlinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez...", Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kontrol işlemleri" başlıklı 27. maddesi ise; "Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, 'umma' derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişi durdurulabilir. Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arzedecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma ve kontrol işlemi yapılamaz. Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz. Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır: a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir. b) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin cinsiyetinde bulunan görevli tarafından yapılır. c) Yapılan kontrolün konusu ve sebepleri ilgiliye açıklanır. d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir. e) Yoklama suretiyle kontrol, kişiye en az sıkıntı verici şekilde yapılır. f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır. g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir. h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz. i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir. j) Kontrolden sonra talep üzerine olay yerinde derhâl bir tutanak düzenlenir. Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir." Hükümlerini taşımaktadır. Söz konusu düzenlemelerle kolluğa, koşulları oluştuğu taktirde kişi ve araçları durdurma ve yoklama biçiminde kontrol yapma yetkileri tanınmıştır. Yönetmelik'in 27. maddesinin (g) ve (i) fıkraları gereğince kollukça durdurulan kişinin herhangi bir yerinde uyuşturucu gibi belirli bir şeyin gizlendiği düşünülüyorsa veya makul sebep oluşmuşsa önleyici kolluk yetkisi dâhilinde daha geniş kapsamlı kontrol yapma imkânı doğacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kolluk gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir. b. Adli Arama Şüpheli veya sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyanın ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, elkoyma ile birlikte CMK'nın 116-134, PVSK'nın 2, Ek 4, Ek 6, 5607 sayılı Kanun'un 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 5. maddesinde; "Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır (Bahri Öztürk-Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma-Yasemin Saygılar Kırıt-Özdem Özaydın-Esra Alan Akcan-Efser Erden, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 10. Baskı, 2016, s.492, Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 12. Baskı, 2015, s. 400). Arama tedbirine başvurulabilmesi için şu üç ön şartın birlikte bulunması gerekmektedir: 1- Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması, 2- Görünüşte haklılık, 3- Ölçülülük. Arama tedbirinin ilk ön şartı gecikmede sakınca ya da tehlike bulunmasıdır. Bu şart hem arama tedbirine başvurulması hem de kim tarafından karar verilebileceğinin belirlenmesi bakımından önem arz etmektedir. Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması derhâl işlem yapılmadığı takdirde tedbirden beklenen faydanın elde edilemeyecek, ceza muhakemesinin gereği gibi ve amacına uygun biçimde yapılamayacak olmasıdır. Gecikmede sakınca bulunup bulunmadığını olayın özelliklerine göre tedbire karar vermeye yetkili mercii takdir edecektir. Arama tedbirinin ikinci ön şartı ise görünüşte haklılıktır. Buna göre arama tedbirine ancak bir hakkın tehlikede olduğunu gösteren olaylar mevcut olduğu takdirde başvurulabilecektir. Hakkın bulunup bulunmadığının araştırılması zaman alacağından ve tehlike gecikmeye müsaade etmediğinden haklı görünüşle yetinilmek zorunludur. Bu bağlamda bir ihlal ya da suç işlendiği hususunda şüphe bulunmalıdır (Buck/Almanya, 28.04.2005; Başvuru no:41604). Arama tedbirinin üçüncü ve son ön şartı ölçülülüktür. Ölçülülük ilkesinin temel amaç ve işlevi, arama tedbirine muhatap olacak kişilerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için kullanılacak kamu gücünü, hak ve özgürlükler lehine sınırlandırmak, müdahalelerde aşırılığa gidilmesini ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetleri önleyebilmektir. Dar anlamda ölçülülük de denilen orantılılık ise; tedbirin ilgililere ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini ve katlanılamaz nitelikte olmaması gerektiğini ifade etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da, Buck/Almanya (28.04.2005; Başvuru no:41604) ile Smirnov/Rusya (07.06.2007; Başvuru No:71362/01) kararlarında; yapılan müdahale ile izlenen meşru amacın orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Aramaya konu olabilecek yerler şüphelinin veya sanığın yahut diğer bir kişinin üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerlerdir. Adli aramanın günün her saatinde yapılması mümkün olmakla birlikte konutta, iş yerlerinde ve diğer kapalı yerlerde aramanın kural olarak gündüz yapılması gerekir. Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalar hariç, söz konusu yerlerde gece vakti arama yapılamayacaktır. Arama kararı verilebilmesi için aramanın konusunu oluşturan kişi veya şeylerin, arama yapılacak yerde bulunduğu hususunda belli bir şüphenin olması gerekir. Kanun aranacak kişinin suçla ilgisine göre, bu şüphenin yoğunluğunu farklı şekillerde düzenlemiş ve suçla ilgisi olmayan kişiler nezdinde aramayı daha sıkı koşullara tâbi kılmıştır. CMK'nın 116. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan hâline göre şüpheli veya sanıkla ilgili yapılacak aramalarda arama sonunda şüpheli veya sanığın yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunmalıdır. Makul şüphe Yönetmelik'in 6. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: "Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir. Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış, tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler gözönünde tutularak belirlenir. Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır." Bu düzenlemenin getirdiği en büyük yenilik; makul şüphe sebeplerinin somut olgulara dayanması gerektiğinin açıkça belirtilmesi ve arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağının veya belirli bir kişinin yakalanacağının öngörülmesi gerektiğidir. Buna göre; soyut olarak belirli bir yerde suçluların yakalanma ihtimaline binaen adli arama kararı verilemez. Örneğin; meydana gelen bir hırsızlık olayının soruşturması sırasında; olay öncesinde benzer şekilde hırsızlık yaptığı söylenen kişilerin soruşturma konusu olaya karıştıklarına, evlerinde bu suçun delillerinin bulunduğuna dair somut bir olgu yoktur ve bunlara yönelik şüphe, makul şüphe değildir. Arama konusunda karar verecek merciye iletilecek raporda; makul şüpheyi açıklayan bilgiler, makul şüphe sebebinin ne olduğuna dair bilgi ve emareler, bilginin kaynağı, aranan şeyin veya kişinin ne olduğu, bir kişi veya şeyin aranmak istenen yerde olduğuna dair duyulan inancın nedenleri açıklanmalıdır. Aramanın kişi hak ve özgürlüklerine ciddi boyutta bir müdahale olduğu göz önüne alındığında makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması ve belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Başka bir anlatımla, arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut olmalıdır. CMK'nın 117. maddesi uyarınca, suç işleme şüphesi altında olmayan diğer kişilerin de üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya kendisine ait diğer yerleri, şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla aranabilecektir. Diğer kişiler kavramına tüzel kişiler ile resmî makam ve daireler de dâhildir. Kişinin tanıklıktan çekinme hakkının bulunması da aramaya engel değildir. Maddenin ikinci fıkrasına göre diğer kişilerle ilgili arama yapılması, makul şüphenin yanı sıra aranılan kişinin veya suç delillerinin, belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlıdır. Ancak bu sınırlama şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerler ile izlendiği sırada girdiği yerler bakımından geçerli değildir. Arama kararı veya emrinin belli bazı bilgileri içermesi zorunludur. (CMK md.119/2) Arama karar veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, açıkça gösterilmelidir. Arama kural olarak hâkim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı durumlarda ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabilecektir. Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür. Ancak bazı durumlarda hâkim kararı ve yazılı arama emri bulunmasa dahi arama yapılabilecektir. Bu hâller olayın özelliğinden veya kanun hükmünün verdiği arama yetkisinden kaynaklanabileceği gibi arama emri almaya imkân bulunmaması nedenine de dayanabilir. Bu durumlarda kolluk görevlileri, bir arama kararı veya emri beklemeden arama yapmak, delilleri elde etmek ve failleri yakalamakla görevlidir. Yakalama kişinin özgürlüğünü kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. Bu niteliği gereği üst arama işlemine göre daha geniş kapsamlı bir işlemdir. Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemleri düzenleyen CMK’nın 90/4. maddesi gereğince de, kolluk yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engelleyecek tedbirleri almalıdır. Bu bağlamda kişinin yakalanmasından sonra tedbir olarak kaba üst araması yapılabilir. Ayrıca karar alınmasına gerek olmayan bu arama işlemi, en kısa zamanda ve dikkatli bir biçimde elle yoklama şeklinde yapılmalıdır. Bu şekilde yapılan işlem diğer bir anlatımla yoklama bir arama değildir. Bu nedenle arama prosedürüne uyulmasına da gerek bulunmamaktadır. Ancak yapılan yoklamanın arama boyutuna ulaşmaması gerekir (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 9. Baskı, 2017, s. 305). Yakalanan kişinin üstündeki kıyafetlerin tamamen çıkarılması ve beden çukurlarının aranması ise mümkün değildir. PVSK’nın Ek 4. maddesinde; "Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir…" , "Adlî görev ve yetkiler" başlıklı Ek 6. maddesinde; "Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir. Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir. Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır. Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar..." ve PVSK'nın 25. maddesindeki "Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar." şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, edinilen bilgi, ihbar veya şikayet üzerine ya da kendiliğinden suçla karşılaşan kolluğun, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alması zorunludur. Gerekli tedbirler derhâl alınırken, tedbire başvurulmadığı takdirde ceza muhakemesinin amacına ulaşılamayacağı, yani delillerin kaybolması gibi bir sonucun ortaya çıkabileceği değerlendirilerek, işlemin yapılması esnasında haklı görünmesi ve ölçülülük ilkesine uygun olarak hareket edilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. Aksi durumda ise maddi gerçeğe ulaşma amacı tehlikeye girecek, mağdur ve sanık haklarının ihlali söz konusu olacaktır. Bu hâlde suçun işlendiği bilgisini alan kolluk, olay yerinde delillerin karartılmasını önleme yetki ve görevi kapsamında yakaladığı kişi ya da kişilerin kaba üst aramasını yapabilecek ve el koyduğu olayı, yakalanan kişi ya da kişiler ile uyguladığı tedbirleri en kısa zamanda Cumhuriyet savcısına bildirecektir. Bu aşamada soruşturma işlemleri ve hukuka aykırı aramaya ilişkin düzenlemelere değinilmesinde fayda bulunmaktadır. CMK'nın 2. maddesinde soruşturmanın tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 158. maddesinde ihbar ve şikâyet, 160. maddesinde bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi, 161. maddesinde Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri, 164. maddesinde ise adlî kolluk ve görevi düzenlenmiştir. CMK'nın 2. maddesinin (e) bendinde soruşturma; "Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,.. ifade eder." olarak tanımlanmış, "İhbar ve şikayet" başlığını taşıyan 158. maddesi; "(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir. (2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (3) Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir. (4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir. (6) Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur." , "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlığını taşıyan 160. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlığını taşıyan 161. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. (2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. (3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. (4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür...", "Adlî kolluk ve görevi" başlığını taşıyan 164. maddesi ise; "...(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir." Şeklinde düzenlenmiştir. Ceza muhakemesinin kurallarının uygulanmaya başlaması başlangıç şüphesi ile olmaktadır. Başlangıç şüphesinin, dayandığı deliller basit, diğer aşamalarda elde edilebilecek delillere göre yetersiz ve/veya sayıca az olmakla birlikte en azından belirti düzeyinde delillere dayanıyor olması ve bir suçun işlendiği yolunda akla ve mantığa uygun bir şüphe ortaya koyması gerekmektedir. Bu bakımdan somut olaylara dayanmayan, soyut iddia ve tahminler başlangıç şüphesi olarak kabul edilemeyecek, buna karşılık başlangıç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmesi de gerekmeyecektir. Ortada bu nitelikte bir şüphe yokken ceza muhakemesi soruşturmasının başlatılması ve koruma tedbirlerine müracaat edilmesi hâlinde, bu işlemin kaynağı hukuki olmayacağından keyfîlik olarak değerlendirilmesi söz konusu olacaktır (Bahri Öztürk, Ceza Hukukunda Koğuşturma Mecburiyeti, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1991, s. 54, Feridun Yenisey, Hazırlık Soruşturması ve Polis, Beta, 1. Bası, Mayıs 1987, s. 45). CMK'da ayrıntılı olarak açıklanmayan başlangıç şüphesine ilişkin olarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında; "Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur. Bu şartları (üçüncü fıkradaki) taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz." şeklinde ayrıntılı düzenlemeye yer verilmiştir. Soruşturma işlemlerine fiilen başlamak için gerekli şüphe bakımından getirilen bu kriterlerin sadece bu kanun kapsamındaki kamu görevlileri açısından değil tüm soruşturmalar için uygulanması soruşturmaların hukuka uygun olarak başlatılması ve yürütülmesi noktasında yararlı bir yaklaşım tarzı olacaktır. Suç işlendiği izlenimi yaratan bir durumun ihbar, şikâyet veya resen yetkili makamlar tarafından öğrenilmesi üzerine durum derhâl Cumhuriyet savcısına bildirilip, alınan talimatlar doğrultusunda konunun araştırılması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresini başlatacak olan şüphenin somut olayda bulunup bulunmadığını takdir edecek, soruşturma başlatacak şüphe olduğunu değerlendirmesi durumunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için emrinde bulunan adli kolluk görevlileri aracılığı ile şüphelinin lehinde ve aleyhine olan bütün delilleri toplayıp, şüphelinin haklarını korumak için gerekli olan tedbirleri alacaktır. Adli kolluk görevlileri el koyduğu olayları, uyguladığı tedbirleri Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve aldığı emirleri yerine getirmek zorundadır. Ceza muhakemesinde yapılan işlemlerin tekrarlanma fırsatının olmaması, sürecin hızlı işlemesi nedeniyle adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısından aldığı talimatlara uygun bir biçimde delil toplaması, toplanan delilleri muhafaza etmesi ve yetkililere teslim etmesi gerekmektedir. Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir. Hukuka aykırılık bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı hâlinde hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 22.06.2001 tarihli ve 2-2 sayılı kararında: "Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır. Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasakoyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır (Örneğin, E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115). Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir." denilmektedir. Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir. Hukuka aykırı olarak yapılan aramanın hem ceza muhakemesi hukuku, hem maddi ceza hukuku, hem de tazminat hukuku bakımından birtakım müeyyideleri ortaya çıkabilecektir. Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır. CMK'nın 217. maddesinde; "1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki düzenlemeyle hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de, ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur. Hukuka aykırı aramanın maddi ceza hukuku bakımından yaptırımı ise eylemin suç teşkil etmesidir. TCK'nın "Haksız arama" başlıklı 120. maddesinde hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisinin üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. Konut ve iş yerleri bakımından hukuka aykırı aramalar ise TCK'nın 116 ve 119/1-e maddeleri kapsamında değerlendirilecektir. Nihayet, aramadaki hukuka aykırılıklar gerek Devletin, gerekse arama kararını veren veya uygulayan kamu görevlilerinin tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilecektir. Bu kapsamda CMK'nın 141/1. maddesinde aramanın amacıyla orantılı olmayacak biçimde ölçüsüz gerçekleştirilmesi durumunda kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri öngörülmüştür. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme 09.07.2014 tarihinde Güzelyalı Mahallesi, İstasyon Caddesi üzerinde yer alan tütüncü dükkânında kaçak sigara satıldığına dair gelen ihbar üzerine, adı geçen iş yerine giden kolluk görevlilerinin kendilerini tanıttıktan sonra sanığa iş yerinde kaçak sigara satıp satmadığını sordukları, sanığın da kendisi için aldığını belirterek toplam 12 karton kaçak sigarayı rızaen kolluk görevlilerine teslim ettiği olayda; Sanığın iş yerinde kaçak sigara sattığına ilişkin gelen ihbar üzerine mahkemece verilmiş usulüne uygun bir arama kararı olmadığı gibi, gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama izni ya da Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri bulunmadığı, iş yerindeki suç delillerinin tespiti ve teslimine ilişkin rızanın hukuken geçerli olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle usulüne uygun yazılı arama emri veya adli arama kararı bulunmaksızın iş yerinde yapılan arama sonucunda ele geçirilen kaçak sigaraların yasak delil niteliğinde olduğu ve CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu delilin de hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 18.01.2023 tarihli ve 9129-602 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- İstanbul 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.11.2015 tarihli ve 143-633 sayılı hükmünün, CMK'nın 116 ve 119. maddeleri uyarınca usulüne uygun verilmiş bir yazılı arama emri veya adli arama kararı bulunmadan ele geçirilen suça konu eşyanın, hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde bulunduğu gözetilmeden söz konusu delile dayanılarak hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.04.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi. ##

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2023/378 E., 2024/64 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
5271 sayılı Kanun'un adli kolluk ve görevi başlıklı 164 üncü maddesinin ikinci fıkrası 'Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.
Ceza Genel Kurulu         2023/378 E.  ,  2024/64 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2021/116433 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 721 - 155 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın kaçak ve bandrolsüz eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/18. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 3/5, 3/10-son ve 3/22. maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/2-3, 51/1-3 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve müsadereye ilişkin Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.02.2021 tarihli ve 721-155 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesince 18.01.2023 tarih ve 11266-578 sayı ile; "Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının 'Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmalık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz' hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik gereği kovuşturma aşamasında da etkin pişmalık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Yasanın 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında 'Soruşturma evresinde, ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır' düzenlemesinin getirildiği cihetle, soruşturma aşamasında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanık hakkında, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 7242 sayılı Kanun ile 5607 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikler nedeniyle mahkemesine iadesi üzerine, mahkemece sanığa yapılan etkin pişmanlık ihtarında suça konu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada yapılacak indirim oranının '1/2' olacağının bildirilmesi gerekirken, sanığa '1/3' oranında indirim yapılacağı bildirilmek suretiyle sanığın yanıltılması ve bu itibarla ödeme yapmadığından bahisle hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanmaması," isabetsizliklerinden oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi C. Topaktaş; "Kaçak sigara satıldığı ihbarını 06.03.2015 tarihinde alan emniyet mensupları, ihbarda adı geçen isimde bir market bulunmadığını öğrenmeleri üzerine herhangi bir işlem yapmamışlar, 10.03.2015 tarihinde yeniden yapılan ihbarda Tataroğlu marketin yan tarafında bulunan bir depoda kutular içerisinde sahte sigara var satılıyor denilmesi üzerine, 16.03.2015 tarihinde Tataroğlu market isimli iş yerine gitmişler polis tanıtma kartlarını göstererek iş yeri sahibine ihbarla ilgili bilgi vermişler, iş yerinin iki bölmeden oluştuğunu, iş yerinin yan tarafında bulunan depoda kolilerin içerisinde kaçak sigaralar olduğunu görmüşler, tutanağa göre iş yeri sahibi bu sigaraların kendisine ait olduğunu söylemiş ve rızasıyla teslim etmiştir. Sanık hakkında kaçakçılık suçunu işlediğinden bahisle açılan davada, yerel mahkemece mahkûmiyet doğrultusunda verilen hükmün temyizi üzerine, kararı inceleyen heyetimizin çoğunluğu, suçun sübutuyla ilgili bir bozma yapmadan, hükümden sonra yürürlüğe giren ve sanık lehine hükümler içeren düzenlemelerin uygulanması bakımından hükmün bozulmasına karar vermiştir. 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesi; 'Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.' şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un adli kolluk ve görevi başlıklı 164 üncü maddesinin ikinci fıkrası 'Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.' şeklindedir. Somut olayda adli kolluk olarak görev yapan kolluk görevlileri 10.03.2015 tarihinde aldıkları ihbar nedeniyle, Cumhuriyet savcısına bilgi verip emir almadan 16.03.2015 tarihinde yetkilerinin dışına çıkarak sanığın iş yerinde arama yapmışlar ve elde ettikleri bu delillerle soruşturma işlemlerine başlamışlardır. Soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının bilgisi ve talimatları doğrultusunda yapılması gerektiğine dair 5271 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye uymamışlardır. Somut olayda suç işlendiği hususunda ihbar alınmış olması nedeniyle yargının yetkisinde olan bir alana girilmiştir. Artık bu durumda kolluk görevlileri Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatları doğrultusunda hareket etmek zorundadırlar. 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesine uygun şekilde verilmiş bir arama kararı olmadan, sanığın iş yerinde yapılan arama 5271 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil ettiğinden usulsüz bir aramadır ve bu aramada elde edilen deliller hükme esas alınacak nitelikte değildir. Yerel mahkeme hükmünün, aramanın usule uygun olmadığı ve sanığın beraatına karar verilmesi gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.04.2023 tarih ve 116433 sayı ile; "...Kaçak sigara satıldığı ihbarını 06.03.2015 tarihinde alan emniyet mensupları, ihbarda adı geçen isimde bir market bulunmadığını öğrenmeleri üzerine herhangi bir işlem yapmamışlar, 10.03.2015 tarihinde yeniden yapılan ihbarda Tataroğlu marketin yan tarafında bulunan bir depoda kutular içerisinde sahte sigara var satılıyor denilmesi üzerine, 16.03.2015 tarihinde Tataroğlu market isimli iş yerine gitmişler polis tanıtma kartlarını göstererek iş yeri sahibine ihbarla ilgili bilgi vermişler, iş yerinin iki bölmeden oluştuğunu, iş yerinin yan tarafında bulunan depoda kolilerin içerisinde kaçak sigaralar olduğunu görmüşler, tutanağa göre iş yeri sahibi bu sigaraların kendisine ait olduğunu söylemiş ve rızasıyla teslim etmiştir. Sanık hakkında kaçakçılık suçunu işlediğinden bahisle açılan davada, yerel mahkemece mahkûmiyet doğrultusunda verilen hükmün temyizi üzerine, kararı inceleyen heyet çoğunluğu, suçun sübutuyla ilgili bir bozma yapmadan, hükümden sonra yürürlüğe giren ve sanık lehine hükümler içeren düzenlemelerin uygulanması bakımından hükmün bozulmasına karar vermiştir. 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesi; 'Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.' şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un adli kolluk ve görevi başlıklı 164 üncü maddesinin ikinci fıkrası 'Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.' şeklindedir. Somut olayda adli kolluk olarak görev yapan kolluk görevlileri 10.03.2015 tarihinde aldıkları ihbar nedeniyle, Cumhuriyet savcısına bilgi verip emir almadan 16.03.2015 tarihinde yetkilerinin dışına çıkarak sanığın iş yerinde arama yapmışlar ve elde ettikleri bu delillerle soruşturma işlemlerine başlamışlardır. Soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının bilgisi ve talimatları doğrultusunda yapılması gerektiğine dair 5271 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye uymamışlardır. Benzer bir olayda yüksek yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/213 Karar sayılı kararında şu şekilde gerçekleşen suç konusunun ele geçirilmesi işlemini usul ve yasalara aykırı görmüştür. ;'...02.10.2013 tarihli tutanağa göre, aynı gün saat 22.00 sıralarında jandarma ihbar hattına M.D. adlı şahsın Çiniyeri Köyü'ndeki kahvehanesinde kaçak sigara satıldığına ilişkin gelen ihbar üzerine kolluk görevlilerinin 02.10.2013 tarihli Cumhuriyet savcısıyla görüşme tutanağından da anlaşılacağı üzere, 22.15'de nöbetçi Cumhuriyet savcısına ihbar içeriği hakkında bilgi verdikleri, Cumhuriyet savcısının adı geçen iş yeri çevresinde araştırma yapılması yönündeki talimatı üzerine kolluk görevlilerinin sanığın kahvehanesine gittikleri ve iş yerinde bulunan sanığa ihbar içeriğini anlattıktan sonra kahvehanede kaçak sigara bulunması hâlinde kendi rızası ile teslim edip etmeyeceğini sordukları, bunun üzerine sanığın iş yerinde bulunan masanın birinci ve ikinci çekmecesinden çıkarttığı 25 paket kaçak sigarayı kolluk görevlilerine teslim ettiği ve sonrasında nöbetçi Cumhuriyet savcısına ele geçen kaçak sigaralar hakkında bilgi verildiği olayda; Sanığın iş yerinde kaçak sigara sattığına ilişkin gelen ihbar üzerine mahkemece verilmiş usulüne uygun bir arama kararı olmadığı gibi, gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama izni ya da Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri bulunmadığı, Cumhuriyet savcısınca iş yeri çevresinde araştırma yapılması yönündeki talimatın arama izni olarak değerlendirilemeyeceği, devletin kamu gücünü kullanan kolluk görevlilerinin karşısında direnme gücü bulunmayan sanığın bu aşamada gösterdiği rızanın hukuken geçerli olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle ilk bakışta görülemeyecek şekilde sanığın iş yerinde bulunan masanın çekmecesinden ele geçen kaçak sigaraların yasak delil niteliğinde olduğu ve CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu delilin de hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir....' Somut olayda suç işlendiği hususunda ihbar alınmış olması nedeniyle yargının yetkisinde olan bir alana girilmiştir. Artık bu durumda kolluk görevlileri Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatları doğrultusunda hareket etmek zorundadırlar. 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesine uygun şekilde verilmiş bir arama kararı olmadan, sanığın iş yerinde yapılan arama 5271 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil ettiğinden usulsüz bir aramadır ve bu aramada elde edilen deliller mahkumiyet hükmüne esas alınamayacaktır.. Yerel mahkeme hükmünün, aramanın usule uygun olmadığı ve sanığın beraatına karar verilmesi gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde suçun subutunun kabulü usul ve yasalara aykırıdır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 10.05.2023 tarih ve 7442 - 4471 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu kaçak sigaraların hukuka uygun yöntem ile elde edilip edilmediğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 16.03.2015 tarihli "Yakalama, muhafaza altına alma" tutanağına göre, olay günü 32 Evler Mahallesi, Belpaş Market yanında bulunan Hatipoğlu Market adlı iş yerinde kaçak sigara satıldığına dair gelen ihbar üzerine anılan adrese giden kolluk görevlilerince adreste adı geçen marketin bulunmadığının anlaşılması üzerine etrafta araştırma yapıldığı sırada 32 Evler Mahallesi üzerinde Tataroğlu Market içerisinde depo gibi bir bölme olduğunun ve burada saklanan kaçak sigaraların peyder pey markette satıldığının ihbar edildiği, adı geçen markete girerek kendilerini tanıtan kolluk görevlilerinin iş yerinin sahibi olan sanığa marketinde kaçak sigara satıp satmadığını sordukları sırada dükkânın yan tarafında bulunan depoda ağzı açık koliler içerisinde kaçak ve bandrolsüz sigaraları gördükleri ve sanığın rızası ile çeşitli markalarda toplam 409 paket kaçak sigarayı teslim aldıktan sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısını arayarak olaya ilişkin bilgi verdikleri, 19.03.2015 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasına göre; dava konusu eşyanın CİF değerinin 715,75 TL, vergiler toplamının 2.607,86 TL ve gümrüklenmiş değerinin 3.323,61 TL olduğu, 29.07.2015 tarihli ekspertiz raporuna göre; ele geçirilen sigaraların paketleri üzerinde ithalat izni ve TAPDK ile GİB logolarını taşıyan bandrollerin bulunmadığı, bu hâliyle kaçak olduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; ele geçirilen sigaraları iş yerinde satmak için satın aldığını savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için arama tedbirinin hukuki niteliği ile bu tedbire hâkim olan genel ilkelere değindikten sonra konuya ilişkin anayasal ve kanuni düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. A- Genel Olarak Koruma Tedbiri: Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kâğıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere koruma tedbiri denir (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013, 1. Bası, s.1). Koruma tedbirleri genel itibarıyla CMK'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un Birinci Kitabının Dördüncü Kısmı "Koruma Tedbirleri" başlığını taşımakta olup arama ve yakalama tedbirine de bu kısımda yer verilmiştir. Kanun'un bu açık düzenlemesine göre arama ve yakalama birer koruma tedbiridir. Koruma tedbirleriyle çoğu zaman henüz gerçekten bir suçun işlenip işlenmediği ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiği yargı kararı ile sabit olmadığı hâlde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek gerek şüphelinin gerekse şüpheli statüsünde olmayan üçüncü kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmektedir. Bu nedenle koruma tedbirlerine ölçülü bir şekilde, görünüşte haklı olan ve gecikmesinde sakınca ya da tehlike bulunan hâllerde başvurulmalıdır. Yakalama ve tutuklamanın esasları, Anayasa’mızın 19. maddesinde "Kişi hürriyeti ve güvenliği" başlığı ile; "Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Şekil ve şartları kanunda gösterilen: Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir…" olarak düzenlenmiştir. CMK'nın 2. maddesinde ise suçüstünün tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 90. maddesinde ise yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler düzenlenmiştir. Madde 2: " …j) Suçüstü: 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve delille yakalanan kimsenin işlediği suçu…ifade eder." şeklinde olup maddedeki tanım doğrultusunda; örneğin failin mağduru bıçaklaması durumunda CMK'nın 2/j-1; failin mağduru bıçakladıktan sonra takip üzerine yakalanması durumunda CMK'nın 2/j-2; failin bıçaklama eyleminden hemen sonra elinde kanlı bıçakla yakalanması durumunda ise CMK'nın 2/j-3 maddesindeki suçüstü hâlleri söz konusu olacaktır. Anayasa'nın "Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler" başlıklı 90. maddesi; "(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: a) Kişiye suçu işlerken rastlanması. b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler. (3) Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir. (4) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir. (5) Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır. (6) Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesi istenir." biçimindedir. Madde gereğince; kişiye bir suç işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçmasının önlenmesi veya kimliğinin hemen belirlenmesinin mümkün olmaması hâllerinde herkesin geçici olarak yakalama yetkisi bulunmaktadır. Kolluk görevlileri, hakkında tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya amirlerine ulaşma imkanlarının bulunmaması durumunda yakalama yetkisine sahiptirler. Kolluk, yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almalı, hemen Cumhuriyet savcısına haber vermeli ve emirleri doğrultusunda işlem yapmalıdır. 2559 sayılı Polis Vazife Salâhiyet Kanunu'nun 13. maddesinde de polise, suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri yakalama yetkisi verilmiştir. PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan 13. maddesi; "Polis, A) Suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri, B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları, C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri, D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları, E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırılabilecek kişileri, G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri, Yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar..." düzenlemesine yer verilmiştir. Arama ve elkoymanın esasları; Anayasa'mızın 20. maddesinde "Özel hayatın gizliliği", 21. maddesinde ise "Konut dokunulmazlığı" başlıkları altında düzenlenmiştir. Anayasa'nın 20. maddesi; "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar...", 21. maddesi ise; "Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." hükümlerini amirdir. Anayasa'nın 13. maddesindeki düzenleme ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması anayasal güvence altına alınmış ve belli şartlara tabi kılınmıştır. Bu düzenlemeye göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar ise Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. B- Koruma Tedbiri Olarak Arama ve Çeşitleri: 1. Arama Kavramı Arama; "arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s.113). Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Örneğin; bir polis memurunun, yayalar ya da diğer araçlar bakımından tehlike oluşturacak şekilde kullanılması nedeniyle durdurduğu bir aracın arka koltuğunda, uyuşturucu madde veya tabanca görmesi üzerine bunlara el koyması arama olarak kabul edilmemektedir (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin, 1999, 1. Bası, s.18). Arama; kişilerin konutları, iş yerleri, araçları, diğer yerleri, üstleri, eşyaları, özel kağıtları, kullandıkları bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütükleri üzerinde yapılmaktadır. Kişinin üstünde yapılan aramanın beden muayenesi boyutuna varmaması gerekir. Zira, beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması aramadan farklı hükümlere tâbi kılınmış olup cinsel organlar veya anüs bölgesine bakılması iç beden muayenesi sayılmaktadır. Bu bölgeler haricindeki ağız, koltuk altı gibi beden boşlukları ile ayak, kol, saç arası gibi vücut bölgelerine tıbbi araç veya yöntemler kullanılmaksızın bakılması arama hükümlerine tabidir. Aramaya ilişkin hükümler sadece CMK'da düzenlenmiş değildir. Arama işleminin yapılışına ilişkin usulleri ayrıntılı olarak düzenleyen Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 3. maddesinde yer verildiği üzere PVSK, 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, 5607 sayılı Kanun, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de de bu hususta kurallar vazedilmiştir. 2. Arama Çeşitleri Arama, amacına göre adli arama ve önleme araması olarak ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya adli arama, ikinci tür aramaya ise önleme araması denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma, hem de önleme tedbiridir. Her iki tür arama arasında ortak özellikler bulunmakla birlikte hukukî nitelikleri, tâbi oldukları kanuni düzenlemeler ve kapsamları bakımından önemli farklılıklar da bulunmaktadır. a. Önleme Araması Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; PVSK'nın 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 19. maddesinde; "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır. Böylelikle kamu güvenliği ile düzenini bozabilecek kişi ve eşya bulunarak muhtemel bir zararın gerçekleşmesine veya suç işlenmesine engel olunarak toplum yakın bir tehlikeden korunacaktır. Önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. PVSK bu nitelikteki tehlike hâlini makul sebep olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı makul şüphe ile önleme aramasındaki makul sebep farklı kavramlardır. Makul sebep konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken makul şüphe çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Seçkin, 4. Baskı, 2016, s. 381-382). Önleme araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. PVSK'nın 9. maddesinde somut ve yakın bir tehlikenin baş gösterebileceği alanlar esas alınmak suretiyle önleme araması yapılabilecek yerler tek tek sayılmış olup buna göre önleme araması; 1) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde, 2) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde, 3) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde, 4) Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve kurumun imkânlarıyla önlenmesi mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında rektör, acele hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım istemeleri hâlinde, girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında, 5) Umumî veya umuma açık yerlerde, 6) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda yapılabilecektir. Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir. Önleme araması idari bir işlem olsa da kural olarak hâkim kararıyla yapılmalıdır. Kolluk tarafından somut tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler önceden tespit edilip aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî âmirine yazılı olarak iletilir. İllerde vali veya bu konuda yetkilendirdiği yardımcısı ve ilçelerde ise kaymakamı ifade eden mülki amir, kolluğun talebini uygun bulursa hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kendisi de yazılı arama emri verebilir. Önleme araması kararının alınmasında ve icrasında Cumhuriyet savcısının herhangi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Kolluğun kendi içindeki birim amirlerinin emri ile önleme araması yapılamaz. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 4. maddesi uyarınca, önleme araması bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hal; derhâl işlem yapılmadığı takdirde, milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi veya zarar görmesi, suç işlenmesinin önlenememesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespit edilememesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâlini ifade etmektedir. PVSK'nın 9/6. maddesi uyarınca spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu durumlarda gecikmesinde sakınca bulunan hâlin bulunduğu kabul edilmektedir. Önleme araması kararında veya emrinde; aramanın sebebi, konusu ve kapsamı, aramanın yapılacağı yer, aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre belirtilmelidir. Önleme aramasında gece ile ilgili bir istisnaya yer verilmediğinden her zaman yapılması mümkündür. Önleme araması kararının geçerli olacağı sürenin sınırı ile ilgili olarak da mevzuatta kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Zira önleme aramasının geçerli olacağı süre, karar verilmesine dayanak teşkil eden makul sebebin niteliğine göre değişkenlik arz edebilmektedir. Örneğin; olimpiyat oyunları gibi iki ya da üç hafta sürecek ve dünyanın birçok ülkesinden sporcu ve izleyicilerin katılacağı bir spor organizasyonunda yaşanabilecek kamu düzenini bozucu nitelikteki olayların ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla makul sebep oluşması hâlinde yapılacak bir önleme aramasının geçerlilik süresi organizasyon süresi kadar olabileceği gibi, başka olaylarda duruma göre bir gün süreli, hatta saatli önleme araması kararlarının verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bu sürenin aramanın haklı kıldığı süreden fazla olmaması lazımdır. Önleme aramasının da kişilerin temel hak ve özgürlüklerine bir müdahale niteliğinde bulunması nedeniyle, makul bir sebep olmadığı hâlde verilen uzun süreli önleme araması kararı görünürde yasal olsa bile hukuka uygun olmayacaktır. Aynı şekilde makul bir sebep yokken belli periyotlarla yenilenmek suretiyle süreklilik arz edecek ve genel arama izlenimi verecek şekilde önleme araması kararı verilmesi de hukuka aykırı olacaktır. Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda PVSK'da ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmelik'in "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı dördüncü bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Dolayısıyla icra edilişi bakımından adli arama ile önleme araması arasında bir fark gözetilmemiştir. Önleme araması sonucunda bir suç unsuruna veya deliline rastlanırsa koruma altına alınacak ve durum Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilerek elkoyma işlemini gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenecektir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de elkoyma yapılabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır. Önleme aramasının konusu ve kapsamı içinde olan ancak suç unsuru oluşturmayan bozuk para veya çakmak gibi bir şey ise geçici olarak koruma altına alınır ve aramaya sebep teşkil eden husus sona erdiğinde ilgiliye teslim edilir. Önleme aramasının sonucu arama kararı veya emri veren merci veya makama bildirilir. Ayrıca arama sırasında suç unsuruna rastlanmışsa bununla ilgili özel olarak önleme araması tutanağı hazırlanır. Bu tutanakta adli arama tutanağında olduğu gibi arama kararının tarih ve sayısı, hâkim kararı yoksa verilmiş olan yazılı emrin tarih ve sayısı ile emri veren merci, aramanın yapıldığı yer, tarih ve saat, aramanın konusu, aranan kişinin kimlik bilgileri, adını söylemediği takdirde eşkâl bilgileri, arama yapılan yerin adresi, araçta arama yapılmışsa aramanın mevkii ve aracın bilgileri, aramanın sonuçları, elkonulan suç eşyası varsa buna ilişkin belirleyici bilgiler, aramada yakalanan kişiler varsa kimlik bilgileri, kimliği belirlenemiyorsa eşkâl bilgileri, arama sonucunda yaralanma veya maddi bir zarar meydana gelip gelmediği ve arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanı hususları yer alır. Tutanak arama işlemine katılmış olanlar ve hazır bulunanlarca imzalanarak bir sureti ilgiliye verilir. Suç unsuruna rastlanmadığı durumlarda, aranan kişinin talebi hâlinde, kendisine arama kararı veya emrinin tarih ve sayısı, aramanın tarih ve saati, yeri, aranan şahsın ve arayan görevlinin kimlik bilgilerinin yer aldığı bir belge verilir. Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler için herhangi bir arama emir veya kararına gerek yoktur. Bir yerin faaliyeti bakımından uymakla yükümlü bulunduğu kurallara uygun olarak çalışıp çalışmadığının tespiti bakımından o yerde yapılan işlem bir denetlemedir (Murat Aydın, Arama ve El Koyma, Seçkin, 2012, 2. Baskı, s.137). Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Denetim yapılacak hâller" başlıklı 18. maddesinde kolluk tarafından kendiliğinden denetim yapılabilecek bu hâller gösterilmiştir. Bu kapsamda örneğin; umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin genel güvenlik ve asayiş yönünden denetimi, kimlik sorma, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre araçlarda bulunması gerekli belgeler ve eşyayla ilgili yapılan denetimler, elektromanyetik aygıtlar ve dedektör köpekleri aracılığıyla yapılan tarama şeklindeki denetimler kolluk tarafından herhangi bir arama emir veya kararına gerek olmadan kendiliğinden yapılabilecektir. Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler yönetmelikte sayılanlardan ibaret olmadığından daha pek çok özel kanunda ve düzenleyici işlemde idari denetimlere ilişkin hükümler yer almaktadır. PVSK’nın 4/A maddesinde polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma yetkisi verilmiştir. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde bu yetkinin kullanılması için umma derecesinde makul şüphe aranmıştır. PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A. maddesi; "Polis, kişileri ve araçları; a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek, b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek, c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek, ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek, amacıyla durdurabilir. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz. Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir. Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla olamaz. Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilir. Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı hâlinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez...", Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kontrol işlemleri" başlıklı 27. maddesi ise; "Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, 'umma' derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişi durdurulabilir. Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arzedecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma ve kontrol işlemi yapılamaz. Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz. Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır: a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir. b) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin cinsiyetinde bulunan görevli tarafından yapılır. c) Yapılan kontrolün konusu ve sebepleri ilgiliye açıklanır. d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir. e) Yoklama suretiyle kontrol, kişiye en az sıkıntı verici şekilde yapılır. f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır. g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir. h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz. i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir. j) Kontrolden sonra talep üzerine olay yerinde derhâl bir tutanak düzenlenir. Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir." Hükümlerini taşımaktadır. Söz konusu düzenlemelerle kolluğa, koşulları oluştuğu taktirde kişi ve araçları durdurma ve yoklama biçiminde kontrol yapma yetkileri tanınmıştır. Yönetmelik'in 27. maddesinin (g) ve (i) fıkraları gereğince kollukça durdurulan kişinin herhangi bir yerinde uyuşturucu gibi belirli bir şeyin gizlendiği düşünülüyorsa veya makul sebep oluşmuşsa önleyici kolluk yetkisi dâhilinde daha geniş kapsamlı kontrol yapma imkânı doğacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kolluk gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir. b. Adli Arama Şüpheli veya sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyanın ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, elkoyma ile birlikte CMK'nın 116-134, PVSK'nın 2, Ek 4, Ek 6, 5607 sayılı Kanun'un 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 5. maddesinde; "Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır (Bahri Öztürk-Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma-Yasemin Saygılar Kırıt-Özdem Özaydın-Esra Alan Akcan-Efser Erden, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 10. Baskı, 2016, s.492, Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 12. Baskı, 2015, s. 400). Arama tedbirine başvurulabilmesi için şu üç ön şartın birlikte bulunması gerekmektedir: 1- Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması, 2- Görünüşte haklılık, 3- Ölçülülük. Arama tedbirinin ilk ön şartı gecikmede sakınca ya da tehlike bulunmasıdır. Bu şart hem arama tedbirine başvurulması hem de kim tarafından karar verilebileceğinin belirlenmesi bakımından önem arz etmektedir. Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması derhâl işlem yapılmadığı takdirde tedbirden beklenen faydanın elde edilemeyecek, ceza muhakemesinin gereği gibi ve amacına uygun biçimde yapılamayacak olmasıdır. Gecikmede sakınca bulunup bulunmadığını olayın özelliklerine göre tedbire karar vermeye yetkili mercii takdir edecektir. Arama tedbirinin ikinci ön şartı ise görünüşte haklılıktır. Buna göre arama tedbirine ancak bir hakkın tehlikede olduğunu gösteren olaylar mevcut olduğu takdirde başvurulabilecektir. Hakkın bulunup bulunmadığının araştırılması zaman alacağından ve tehlike gecikmeye müsaade etmediğinden haklı görünüşle yetinilmek zorunludur. Bu bağlamda bir ihlal ya da suç işlendiği hususunda şüphe bulunmalıdır (Buck/Almanya, 28.04.2005; Başvuru no:41604). Arama tedbirinin üçüncü ve son ön şartı ölçülülüktür. Ölçülülük ilkesinin temel amaç ve işlevi, arama tedbirine muhatap olacak kişilerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için kullanılacak kamu gücünü, hak ve özgürlükler lehine sınırlandırmak, müdahalelerde aşırılığa gidilmesini ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetleri önleyebilmektir. Dar anlamda ölçülülük de denilen orantılılık ise; tedbirin ilgililere ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini ve katlanılamaz nitelikte olmaması gerektiğini ifade etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da, Buck/Almanya (28.04.2005; Başvuru no:41604) ile Smirnov/Rusya (07.06.2007; Başvuru No:71362/01) kararlarında; yapılan müdahale ile izlenen meşru amacın orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Aramaya konu olabilecek yerler şüphelinin veya sanığın yahut diğer bir kişinin üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerlerdir. Adli aramanın günün her saatinde yapılması mümkün olmakla birlikte konutta, iş yerlerinde ve diğer kapalı yerlerde aramanın kural olarak gündüz yapılması gerekir. Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalar hariç, söz konusu yerlerde gece vakti arama yapılamayacaktır. Arama kararı verilebilmesi için aramanın konusunu oluşturan kişi veya şeylerin, arama yapılacak yerde bulunduğu hususunda belli bir şüphenin olması gerekir. Kanun aranacak kişinin suçla ilgisine göre, bu şüphenin yoğunluğunu farklı şekillerde düzenlemiş ve suçla ilgisi olmayan kişiler nezdinde aramayı daha sıkı koşullara tâbi kılmıştır. CMK'nın 116. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan hâline göre şüpheli veya sanıkla ilgili yapılacak aramalarda arama sonunda şüpheli veya sanığın yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunmalıdır. Makul şüphe Yönetmelik'in 6. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: "Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir. Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış, tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler gözönünde tutularak belirlenir. Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır." Bu düzenlemenin getirdiği en büyük yenilik; makul şüphe sebeplerinin somut olgulara dayanması gerektiğinin açıkça belirtilmesi ve arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağının veya belirli bir kişinin yakalanacağının öngörülmesi gerektiğidir. Buna göre; soyut olarak belirli bir yerde suçluların yakalanma ihtimaline binaen adli arama kararı verilemez. Örneğin; meydana gelen bir hırsızlık olayının soruşturması sırasında; olay öncesinde benzer şekilde hırsızlık yaptığı söylenen kişilerin soruşturma konusu olaya karıştıklarına, evlerinde bu suçun delillerinin bulunduğuna dair somut bir olgu yoktur ve bunlara yönelik şüphe, makul şüphe değildir. Arama konusunda karar verecek merciye iletilecek raporda; makul şüpheyi açıklayan bilgiler, makul şüphe sebebinin ne olduğuna dair bilgi ve emareler, bilginin kaynağı, aranan şeyin veya kişinin ne olduğu, bir kişi veya şeyin aranmak istenen yerde olduğuna dair duyulan inancın nedenleri açıklanmalıdır. Aramanın kişi hak ve özgürlüklerine ciddi boyutta bir müdahale olduğu göz önüne alındığında makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması ve belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Başka bir anlatımla, arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut olmalıdır. CMK'nın 117. maddesi uyarınca, suç işleme şüphesi altında olmayan diğer kişilerin de üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya kendisine ait diğer yerleri, şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla aranabilecektir. Diğer kişiler kavramına tüzel kişiler ile resmî makam ve daireler de dâhildir. Kişinin tanıklıktan çekinme hakkının bulunması da aramaya engel değildir. Maddenin ikinci fıkrasına göre diğer kişilerle ilgili arama yapılması, makul şüphenin yanı sıra aranılan kişinin veya suç delillerinin, belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlıdır. Ancak bu sınırlama şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerler ile izlendiği sırada girdiği yerler bakımından geçerli değildir. Arama kararı veya emrinin belli bazı bilgileri içermesi zorunludur (CMK md.119/2). Arama karar veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, açıkça gösterilmelidir. Arama kural olarak hâkim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı durumlarda ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabilecektir. Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür. Ancak bazı durumlarda hâkim kararı ve yazılı arama emri bulunmasa dahi arama yapılabilecektir. Bu hâller olayın özelliğinden veya kanun hükmünün verdiği arama yetkisinden kaynaklanabileceği gibi arama emri almaya imkân bulunmaması nedenine de dayanabilir. Bu durumlarda kolluk görevlileri, bir arama kararı veya emri beklemeden arama yapmak, delilleri elde etmek ve failleri yakalamakla görevlidir. Yakalama kişinin özgürlüğünü kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. Bu niteliği gereği üst arama işlemine göre daha geniş kapsamlı bir işlemdir. Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemleri düzenleyen CMK’nın 90/4. maddesi gereğince de, kolluk yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engelleyecek tedbirleri almalıdır. Bu bağlamda kişinin yakalanmasından sonra tedbir olarak kaba üst araması yapılabilir. Ayrıca karar alınmasına gerek olmayan bu arama işlemi, en kısa zamanda ve dikkatli bir biçimde elle yoklama şeklinde yapılmalıdır. Bu şekilde yapılan işlem diğer bir anlatımla yoklama bir arama değildir. Bu nedenle arama prosedürüne uyulmasına da gerek bulunmamaktadır. Ancak yapılan yoklamanın arama boyutuna ulaşmaması gerekir (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 9. Baskı, 2017, s. 305). Yakalanan kişinin üstündeki kıyafetlerin tamamen çıkarılması ve beden çukurlarının aranması ise mümkün değildir. PVSK’nın Ek 4. maddesinde; "Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir…" , "Adlî görev ve yetkiler" başlıklı Ek 6. maddesinde; "Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir. Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir. Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır. Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar..." ve PVSK'nın 25. maddesindeki "Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar." şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, edinilen bilgi, ihbar veya şikayet üzerine ya da kendiliğinden suçla karşılaşan kolluğun, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alması zorunludur. Gerekli tedbirler derhâl alınırken, tedbire başvurulmadığı takdirde ceza muhakemesinin amacına ulaşılamayacağı, yani delillerin kaybolması gibi bir sonucun ortaya çıkabileceği değerlendirilerek, işlemin yapılması esnasında haklı görünmesi ve ölçülülük ilkesine uygun olarak hareket edilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. Aksi durumda ise maddi gerçeğe ulaşma amacı tehlikeye girecek, mağdur ve sanık haklarının ihlali söz konusu olacaktır. Bu hâlde suçun işlendiği bilgisini alan kolluk, olay yerinde delillerin karartılmasını önleme yetki ve görevi kapsamında yakaladığı kişi ya da kişilerin kaba üst aramasını yapabilecek ve el koyduğu olayı, yakalanan kişi ya da kişiler ile uyguladığı tedbirleri en kısa zamanda Cumhuriyet savcısına bildirecektir. Bu aşamada soruşturma işlemleri ve hukuka aykırı aramaya ilişkin düzenlemelere değinilmesinde fayda bulunmaktadır. CMK'nın 2. maddesinde soruşturmanın tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 158. maddesinde ihbar ve şikâyet, 160. maddesinde bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi, 161. maddesinde Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri, 164. maddesinde ise adli kolluk ve görevi düzenlenmiştir. CMK'nın 2. maddesinin (e) bendinde soruşturma; "Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,.. ifade eder." olarak tanımlanmış, "İhbar ve şikayet" başlığını taşıyan 158. maddesi; "(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir. (2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (3) Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir. (4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir. (6) Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur." , "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlığını taşıyan 160. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlığını taşıyan 161. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. (2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. (3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. (4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür...", "Adlî kolluk ve görevi" başlığını taşıyan 164. maddesi ise; "...(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir." Şeklinde düzenlenmiştir. Ceza muhakemesinin kurallarının uygulanmaya başlaması başlangıç şüphesi ile olmaktadır. Başlangıç şüphesinin, dayandığı deliller basit, diğer aşamalarda elde edilebilecek delillere göre yetersiz ve/veya sayıca az olmakla birlikte en azından belirti düzeyinde delillere dayanıyor olması ve bir suçun işlendiği yolunda akla ve mantığa uygun bir şüphe ortaya koyması gerekmektedir. Bu bakımdan somut olaylara dayanmayan, soyut iddia ve tahminler başlangıç şüphesi olarak kabul edilemeyecek, buna karşılık başlangıç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmesi de gerekmeyecektir. Ortada bu nitelikte bir şüphe yokken ceza muhakemesi soruşturmasının başlatılması ve koruma tedbirlerine müracaat edilmesi hâlinde, bu işlemin kaynağı hukuki olmayacağından keyfîlik olarak değerlendirilmesi söz konusu olacaktır (Bahri Öztürk, Ceza Hukukunda Koğuşturma Mecburiyeti, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1991, s. 54, Feridun Yenisey, Hazırlık Soruşturması ve Polis, Beta, 1. Bası, Mayıs 1987, s. 45). CMK'da ayrıntılı olarak açıklanmayan başlangıç şüphesine ilişkin olarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında; "Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur. Bu şartları (üçüncü fıkradaki) taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz." şeklinde ayrıntılı düzenlemeye yer verilmiştir. Soruşturma işlemlerine fiilen başlamak için gerekli şüphe bakımından getirilen bu kriterlerin sadece bu kanun kapsamındaki kamu görevlileri açısından değil tüm soruşturmalar için uygulanması soruşturmaların hukuka uygun olarak başlatılması ve yürütülmesi noktasında yararlı bir yaklaşım tarzı olacaktır. Suç işlendiği izlenimi yaratan bir durumun ihbar, şikâyet veya resen yetkili makamlar tarafından öğrenilmesi üzerine durum derhâl Cumhuriyet savcısına bildirilip, alınan talimatlar doğrultusunda konunun araştırılması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresini başlatacak olan şüphenin somut olayda bulunup bulunmadığını takdir edecek, soruşturma başlatacak şüphe olduğunu değerlendirmesi durumunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için emrinde bulunan adli kolluk görevlileri aracılığı ile şüphelinin lehinde ve aleyhine olan bütün delilleri toplayıp, şüphelinin haklarını korumak için gerekli olan tedbirleri alacaktır. Adli kolluk görevlileri el koyduğu olayları, uyguladığı tedbirleri Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve aldığı emirleri yerine getirmek zorundadır. Ceza muhakemesinde yapılan işlemlerin tekrarlanma fırsatının olmaması, sürecin hızlı işlemesi nedeniyle adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısından aldığı talimatlara uygun bir biçimde delil toplaması, toplanan delilleri muhafaza etmesi ve yetkililere teslim etmesi gerekmektedir. Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir. Hukuka aykırılık bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı hâlinde hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 22.06.2001 tarihli ve 2-2 sayılı kararında: "Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır. Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasakoyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır (Örneğin, E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115). Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir." denilmektedir. Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir. Hukuka aykırı olarak yapılan aramanın hem ceza muhakemesi hukuku, hem maddi ceza hukuku, hem de tazminat hukuku bakımından birtakım müeyyideleri ortaya çıkabilecektir. Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır. CMK'nın 217. maddesinde; "1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki düzenlemeyle hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de, ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur. Hukuka aykırı aramanın maddi ceza hukuku bakımından yaptırımı ise eylemin suç teşkil etmesidir. TCK'nın "Haksız arama" başlıklı 120. maddesinde hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisinin üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. Konut ve iş yerleri bakımından hukuka aykırı aramalar ise TCK'nın 116 ve 119/1-e maddeleri kapsamında değerlendirilecektir. Nihayet, aramadaki hukuka aykırılıklar gerek Devletin, gerekse arama kararını veren veya uygulayan kamu görevlilerinin tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilecektir. Bu kapsamda CMK'nın 141/1. maddesinde aramanın amacıyla orantılı olmayacak biçimde ölçüsüz gerçekleştirilmesi durumunda kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri öngörülmüştür. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme 16.03.2015 tarihli "Yakalama, muhafaza altına alma" tutanağına göre, olay günü 32 Evler Mahallesi, Belpaş Market yanında bulunan Hatipoğlu Market adlı iş yerinde kaçak sigara satıldığına dair ihbar üzerine anılan adrese giden kolluk görevlilerince adreste adı geçen marketin bulunmadığının anlaşılması üzerine etrafta araştırma yapıldığı sırada 32 Evler Mahallesi üzerinde Tataroğlu Market içerisinde depo gibi bir bölme olduğunun ve burada saklanan kaçak sigaraların peyder pey markette satıldığının ihbar edildiği, adı geçen markete girerek kendilerini tanıtan kolluk görevlilerinin iş yeri sahibi sanığa marketinde kaçak sigara bulundurup bulundurmadığını sordukları sırada dükkânın yan tarafında bulunan depoda ağzı açık koliler içerisinde kaçak ve bandrolsüz sigaraları gördükleri ve sanığın rızası ile çeşitli markalarda toplam 409 paket kaçak sigarayı teslim aldıktan sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısını arayarak olaya ilişkin bilgi verdikleri olayda; Sanığın iş yerinde arama yapılmasına ilişkin usulüne uygun bir arama kararı olmadığı gibi gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama emri ya da Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri bulunmadığı, failin üstü, eşyası, konutu, iş yeri ve faile ait diğer yerlerden suç delillerinin elde edilmesinin ancak kanunlar çerçevesindeki düzenlemelere riayet edilmesiyle mümkün olduğu, iş yerindeki suç delillerinin tespiti ve teslimine ilişkin rızanın hukuken geçerli olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle olay tutanağı ve dosya kapsamından ilk bakışta görülemeyecek şekilde iş yerinin bitişiğinde depo olarak kullanıldığı anlaşılan bölmede bulunan kaçak sigaraların yasak delil niteliğinde olduğu ve CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu delilin de hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Emniyet 155 hattına 10.03.2015 tarihinde telefonla yapılan ihbarda '32 evler mahallesi ana cadde üzeri Tataroğlu market yan tarafında depo gibi bir bölme yapmışlar içerisinde kutularda sahte sigara satılıyor' şeklinde açık kimlik ve adres bilgisi içermeyen yalnızca market ismi verilerek ihbar yapılmıştır. Dolayısıyla ihbar henüz başkaca herhangi bir somut emare ile desteklenmeyen bir aşamada olup ihbar içeriği itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 116 ve devamı maddeleri uyarınca adli arama kararı ya da yazılı arama emri alınmasını gerektiren bir durum bu aşmada söz konusu değildir. Bu şekliyle kolluk görevlileri, ihbarın doğruluğunu araştırmak için belirtilen yere gittiklerinde marketin yan tarafında bulunan depo görünüşlü bölmenin dışarıdan içerisi görünen kısımdan bakıldığında, açıkta ve gözle görülür şekilde bulunan kolilerin içerisinde açık vaziyette kaçak sigaraların olduğu görülerek muhtelif markalarda toplam 409 paket yurda kaçak olarak sokulmuş olan bandrolsüz sigara tespit edilerek sanığın rızası doğrultusunda muhafaza altına alınmıştır. 2559 sayılı PVSK’nın Ek 4. maddesi uyarınca, bir suçla karşılaştığında suça el koymak ve delilleri tespit edip, muhafaza altına almak ile görevli olan kolluk görevlilerince dışarıdan içerisi görünen depo görünüşlü bölmedeki gözle görülür şekilde kolilerin içerisinde açık vaziyette kaçak sigaralara bu şekilde el konulmasının; 'Gizlenmiş bir şeyi bulmaya çalışma ve araştırma' anlamlarına gelen ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5. maddesinde tanımlanan arama işlemi olarak değerlendirilemeyecektir. Kolluk görevlileri 'işlenmekte olan bir suçla' diğer bir anlatımla 'suçüstü' hali ile karşılaşmışlardır. Görevliler bu şekilde ele geçirdikleri suç konusu eşyayı muhafaza altına aldıktan sonra uyguladıkları tedbirler ve olay hakkında derhal Cumhuriyet savcısına bilgi vermişler, müteakiben emirleri doğrultusunda soruşturma işlemleri sürdürülmüştür. Bu itibarla emniyet görevlileri tarafından alınan ham ihbari bilginin, ‘adli arama kararı’ veya ‘yazılı adli arama emri’ talep edilecek yeterli bir somut delile dayanmadığı aşamada mevcut usul ve yasalara göre görevlilerin sadece istihbarı çalışmada bulunabilecekleri, bu aşamada yapılan araştırmada, ham ihbari bilginin doğru çıkması sonucu ‘ani gelişen olaylar neticesinde ele geçirilen delil’ olup bir suçla karşılaşan polisin hizmet branşına bağlı olmaksızın suça el koymak ve delilleri tespit edip, muhafaza altına almakla görevli ve yetkili olduğuna dair 2559 sayılı PVSK'nın Ek 4, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 8. maddesinin (f) bendindeki suçüstü haline dair düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, herhangi bir arama işlemine başlanılmaksızın suça konu sigaraların ele geçirilmesi işleminin hukuka uygun olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Somut olay bağlamında tartışılması gereken diğer bir husus ise; kolluğun gerçekleştirdiği işlemin hukuka aykırı arama olduğu kabul edilecek ise bu durumda somut olayımızda sanığın ikrarının değerlendirilmesi gerektiği hâlde bu yönde değerlendirme yapılmaması nedeniyle sayın çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. Şöyle ki; Çözümü gereken diğer uyuşmazlık hukuka aykırı aramada elde edilen maddî delil dışındaki diğer delillerin, yani somut olayımız bağlamında olay hakkındaki ihbar ile sanığın mevcut ikrarının somut olayda mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı hususunda toplanmaktadır. Ceza yargılaması hukukumuzda 'delil serbestisi' ilkesi geçerlidir. Amacı isnada konu maddî gerçeği ortaya çıkarmak olan ceza yargılamasında, olaya münhasır delillerden biri 'beyan' delilidir. Beyan delillerinden olan ‘ikrar’ eylem hakkında en çok bilgisi bulunanın beyanı olması, özgür iradeyle verilip gerçeğe de uygun bulunması hâlinde dosyada varlığını koruyan diğer tüm kanıtlar gibi hakim tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gereken bir delildir. ‘Hukuka aykırı delillerin uzak etkisi’, hukuka aykırı elde edilen ve bu nedenle muhakemede kullanılamayan bir delilden yola çıkılarak ancak hukuka uygun yöntemlerle elde edilen diğer bir delilin muhakemede kullanılmasının mümkün olup olmadığını tartışır. Bu sorun Kıta Avrupası hukuk sisteminde 'hukuka aykırı delillerin uzak etkisi', Anglo-Sakson hukukunda ise 'zehirli ağacın meyvesi' olarak adlandırılmaktadır. Gerek AİHM gerek ise Anayasa Mahkemesi hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi sorununu tartıştığı kararlarında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesini incelerken sıklıkla kullandığı hukuka aykırılığı ileri sürülen delilin 'tek veya belirleyici delil olması' ölçütünü kullanmaktadır. Bu sebeple hukuka aykırı delillerin uzak etkisi sorununun özellikle 'belirleyici delil' ölçütü bakımından tartışılması gereklidir. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, mahkûmiyete dayanak teşkil eden diğer delillerin, yalnızca hukuka aykırılığı iddia edilen delilden yola çıkılarak elde edilip edilmediği tartışılmamaktadır. Hukuka aykırı arama olduğu sabit olduğunda mahkeme 'delil serbestisi' ilkesi uyarınca her somut olaya göre diğer delillerin geçerli olup olmadığını yorumlayıp değerlendirme yapmalıdır. Elbette ki, adil yargılama hakkı ihlal edilmeden, 'orantılılık' ilkeleri gözönüne alınarak hâkim delilleri serbestçe takdir etmelidir.Bu olayda kolluk şöyle bir durumla da karşılaşabilirdi; dışarıdan baktıklarında depoda sanığı elinde suç aleti ve ortada Ali’ye ait cesetin başında görebilirdi. Bu durumda arama kanuna aykırı olduğundan ceset veya suç aleti ortada mı kalacaktı? Usul hukukumuz gözönüne alındığında hukuka aykırı deliller hükme esas alınmayacaktır aksini de savunmamaktayım. Ancak usul hükümlerinin dar yorumlanmaması gerekir. Arama hukuka aykırı olarak yapıldığında değerlendirme dışı olacaktır.Sanığın mahkûmiyeti için delil olarak geriye kolluğa yapılan ham ihbar ve ikrar kalmaktadır. Olayımızda ihbar ve ikrar isnat olunan suçla ilgilidir. İhbar ve ikrar delil olarak kabul edilebilir ve hukuka uygun bir delildir. Dolayısıyla somut olaya bir bütün olarak baktığımızda, hukuka aykırı kabul edilen arama ile elde edilen delil mahkûmiyet kararı sonucuna götüren tek ve belirleyici delil niteliğinde olmayacaktır. Başka bir anlatımla, sanık kaçak sigaraların ele geçirilmesine dair tutanakların doğruluğu konusunda bir itirazı bulunmadığı gibi kolluk ve yargılama aşamasında değişmeyen özgür irade mahsulü savunmalarında 'ele geçen sigaraların kendisine ait olduğunu, bu sigaraları tır parkında tır şoförlerinden başkalarına satmak amacıyla satın aldığını ve işyerinde sattığını kaçak sigara olduğunu da bildiğini' belirterek atılı suçlamayı ikrar etmektedir, Dolayısıyla isnat edilen suçu destekleyen ihbar ve samimi ikrar bulunmaktadır.Sanığa duruşmada delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir tespit bulunmamaktadır. Sonuç olarak; tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, hakkındaki ihbar üzerine başlatılan soruşturma ve kovuşturma evrelerinde sanığın ihbarla uyumlu olup hayatın olağan akışına uygun düşen özgür irade mahsulü ve samimi ikrarı karşısında, kaçak sigaraları ticari amaçla bulundurma suçu sübuta erdiğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddi yerine kabulüne dair sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 18.01.2023 tarihli ve 11266-578 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2021 tarihli ve 721 - 155 sayılı hükmünün, CMK'nın 116 ve 119. maddeleri uyarınca usulüne uygun verilmiş bir yazılı arama emri veya adli arama kararı bulunmadan ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde bulunduğu gözetilmeden hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/1335 E., 2020/401 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Adli Kolluk ve görevleri” başlıklı 164. maddesi;
Ceza Genel Kurulu         2016/1335 E.  ,  2020/401 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 212-121 Kasten öldürme suçundan sanıklar ... ve ...'ün TCK'nın 37/1, 81/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Silifke Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.05.2009 tarihli ve 236-140 sayılı, ceza miktarı yönünden resen temyize tabi olan hükümlerin sanıklar müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.06.2010 tarih ve 9615-4728 sayı ile; "...İncelemeye konu dosya ile Anamur Cumhuriyet Başsavcılığının 05.08.2008 tarih ve 2008/1100 soruşturma sayılı kararı ile kasten öldürme suçuna iştirakten soruşturma evrakının ayrılmasına karar verilen şüpheli ... hakkındaki dosya arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu, Mut Cumhuriyet Başsavcılığının 02.03.2009 tarih ve 2009/111 esas sayılı iddianamesi ile de sanıklar ..., ... ve ... hakkında suç uydurma suçundan Mut Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı anlaşılmakla; a) Kasten öldürme suçuna iştirakten şüpheli ... hakkındaki soruşturmanın sonucu araştırılarak, açılmış bir dava var ise, davaların birleştirilmesi olanağının araştırılması, b) Suç uydurma suçundan haklarında kamu davası açılan sanıklar ..., ... ve ... hakkındaki kamu davasının sonucu araştırılarak, karar verilmiş ve kesinleşmiş ise dosyanın, aksi hâlde dosyanın onaylı örneğinin getirtilip dosya arasına konulması, Ve kanıtların birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi yerine, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması," gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 03.10.2012 tarih ve 265-232 sayı ile; sanıkların önceki hükümler gibi TCK'nın 37/1, 81/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba hükmedilmiştir. Ceza miktarı yönünden resen temyize olan bu hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.10.2014 tarih ve 2177-4437 sayı ile; "...Nüfus kaydına göre 01.01.1991 doğumlu olup, suç tarihinde 18 yaşından küçük olan maktulün, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 15.02.2012 tarihli raporuna göre suç tarihi itibarıyla 21 yaşlarında olduğunun belirlenmesi ve sanıklar müdafilerinin de maktulün yaşının tespitini istemeleri karşısında; 5271 sayılı CMK’nın 218. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak maktulün yaşının düzeltilmesine karar verilerek nüfus kaydına şerh edildikten sonra hüküm kurulması yerine, maktul hakkında yaş tashihi işlemi yapılmadan suç niteliğinde değişiklik olacak şekilde 5237 sayılı TCK’nın 82/1-e maddesi yerine 81/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; 02.06.2015 tarih ve 212-121 sayı ile; maktulün yaş tashihi yapılarak sanıkların önceki hükümler gibi TCK’nın 37/1, 81/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir. Ceza miktarı yönünden resen temyize olan bu hükümlerin sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.05.2016 tarih ve 4247-2487 sayı ile; hükümlerin TCK’nın 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.07.2016 tarih ve 300876 sayı ile; "...Sanık ...'nun olay yerinde bulunduğuna, ani olarak gelişen kavga sırasında sanık ... ile fikir birliği içerisinde olduğuna, suçun icrasını kolaylaştıran herhangi bir eylemde bulunduğuna ve suça iştirak ettiğine dair mahkûmiyetine yeter her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanık ... hakkında beraat kararı verilmesi; sanık ...'in ise eylemine uyan TCK'nın 87/4. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kasten öldürme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması yasaya aykırı görüldüğünden yetersiz ve dosya kapsamıyla uygun olmayan gerekçeyle kurulan hükümlerin bozulması gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.10.2016 tarih ve 4779-3564 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında suç üstlenme ve tehdit, sanık ... hakkında tehdit suçundan verilen beraat kararları temyiz edilmeksizin, sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ...’na atılı maktule yönelik eyleminin sabit olup olmadığının, 2- Sanık ...'na atılı maktule atılı eyleminin sabit olduğunun kabulü hâlinde sanıklar ... ve ...'nun eylemlerinin kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Nöbetçi polis memurunca 06.06.2008 tarihinde saat 20.10’da düzenlenen tutanakta; Demirören Jandarma Karakolundan telefon eden görevlinin... plaka sayılı, beyaz renkli, Şahin model bir aracın “Dur” ihtarına uymadan yoluna devam ettiğini, araç içerisindeki şahıs veya şahısların şüpheli olabileceklerini, araç sürücüsünün trafikteki diğer sürücüleri taciz ettiğini, trafik güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü bildirmesi üzerine 6053 kod numaralı ekibin durumdan haberdar edildiği, aracın polis kontrol noktasında durmadan yoluna devam etmesi üzerine de 155 ihbar hattı vasıtasıyla Anamur İlçe Emniyet Müdürlüğünün bilgilendirildiği açıklamalarına yer verildiği, Aynı tarihte saat 20.40’ta tutulan tutanakta; ... plaka sayılı aracın polis kontrol noktasında “Dur” ihtarına rağmen yoluna devam etmesi üzerine ekip aracıyla söz konusu aracın takip edildiği, Çarıklar Beldesine kadar süren takibin, aracın gözden kaybedilmesi ile sonlandırıldığının ifade edildiği, Anamur Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru ... tarafından 06.06.2008 tarihinde saat 21.15’te düzenlenen tutanakta; saat 20.54 ve 21.10 sıralarında 155 polis imdat telefonunu iki kez arayan bir erkek şahsın “Yeğenim ...’i Güzeller, iskelede rehin almışlar, İskele semtini basın, şahısları yakalayın” demesi üzerine konunun ekiplere anons edildiği bilgisine yer verildiği, Aynı polis memuru tarafından düzenlenen ihbar tutanağında; Anamur ilçesi, Cerenler mevkisinde, Taşlık olarak bilinen yerde, bir erkek şahsın kan içinde yerde yattığının bildirilmesi üzerine, 7664 ve 7624 kod numaralı ekiplerin olay yerine sevk edildiğinin bildirildiği, Anamur İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliğince düzenlenen 06.06.2008 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olay yerinde yaralı ve yerde yatar şekilde bulanan maktul ...’nün cankurtaranla hastaneye kaldırılmış olduğu, şahsın yattığı yerin polis ekibince işaretlendiği, buna göre şahsın baş kısmı kuzeye, ayak kısmı güneye bakacak şekilde stabilize yol ortasında yatmış olduğu, aynı hizada yolun sağ, batı tarafında yol üzerinde kirli beyaz renkli, Şahin model aracın önü kuzeye, arkası güneye, deniz tarafa bakar vaziyette park hâlinde olduğu, şoför kapısının yarı açık vaziyette, camının açık, sol arka kapının kilitli ve camının yarıya kadar açık, sağ iki kapı ile camlarının kapalı olduğu, tekerlerinin sağlam, bagaj kapısı ve ön kaputunun kapalı olduğu, aracın arka tamponunun olmadığı, aracın teyp kızağının yerinden çekilmiş ve sarkar vaziyette olduğu, teybin yerinde bulunmadığı, sağ ön koltuğun önünde yerinden sökülmüş bir hoparlör ve güneşlik olduğu, aracın sağ ön güneşliğinin yerinde olmadığı, aracın şoför kapısı iç kısmında 1 adet siyah saplı meyve bıçağı, sağ ön kapısı iç kısmında 1 adet siyah saplı ekmek bıçağı, arka koltuk altında ahşap saplı ekmek bıçağı olmak üzere 3 adet bıçak bulunduğu, bu bıçakların 6136 sayılı Kanun’a göre yasak nitelikte olmadıkları, aracın batı tarafında, yol dışında yerde bir adet oto teybinin bulunduğu, aracın sağ yol tarafında 1 adet 7,65 mm çapında kovan, 1 adet 9 mm çapında kovan, 1 adet 7,65 mm çapında fişek, 1 adet 9 mm çapında deforme olmuş mermi çekirdeğinin bulunduğu tespitlerine yer verildiği, 07.06.2008 tarihinde saat 02.00’de düzenlenen yakalama ve üst arama tutanağında; inceleme dışı mağdur ...’in kendisini silahla yaraladığını iddia ettiği ...’nun yakalanması için gerekli işlemler yapılırken, sanık ...’nun arandığını duyması üzerine kendiliğinden karakola gelerek teslim olduğu, sanığın üst aramasının yapıldığı, herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği, Anamur Emniyet Müdürlüğünde görevli Komiserler ..., ....ile Polis Memurları......ve ... Tetik tarafından 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanakta; “Mağdur ... ile Anamur Devlet Hastanesi müşahede odasında yapılan ön görüşmede, kendisinin 06.06.2008 tarihinde Mersin ilinden gelirken yolda cep telefonundan kendisini Ciğer ....lakaplı ... isimli şahsın aradığını ve görüşmek istediğini, kendisinin de şu an yolda olduğunu, Anamur’a gelince arayacağını belirttiği ve Anamur ilçesine geldiğinde arkadaşı olan ...’nün kendisini... plakalı oto ile Eski Cezaevi civarında aldığını ve olayın meydana geldiği Taşlık mevkisine birlikte gittiklerini, Ciğer...isimli şahsı arayarak Anamur’a geldiğini ve şu anda İskele, Taşlıkta olduğunu, bildirdiğini, yaklaşık 5-10 dakika sonra kırmızı renkli, Güzel Kardeşler plakalı, çift kabinli bir kamyonetle Ciğer...ve Güzellerin eniştesi olan ... isimli şahısların geldiğini, araçtan iner inmez Ciğer ...’in kendisine yumruk atarak elindeki bıçakla çeşitli yerlerinden yaraladığını, kendisi kaçarken de ... ve Ciğer ...’in silah çektiklerini, Ciğer...isimli şahsın havaya ateş ettiğini, ...’nun da ... isimli şahsa ateş ettiğini, ateş etme sonucu ...’nün yere düştüğünü gördüğünü, kendisinin hızla koşarak olay yerinden ayrıldığını, yolda rastladığı Çarıklar Belediye Başkanı şoförünün aracı ile kendisini ilçe merkezine, Üç Yol mevkisine getirdiğini, jandarma karakolu önünde düştüğünü belirtmiş, bir gün önce arkadaşı olan Alemci lakaplı ..., ..., ... isimli arkadaşları ile birlikte iken ... isimli şahsa Alemci isimli arkadaşlarının silah çektiğini, bu yüzden kendilerine ... ve Ciğer ...’in saldırdığını, ...’e Çarıklar hâlinde ...’in silah çektiğini, kendi isminin de orada geçmesinden dolayı Ciğer...ile ...’in eniştesinin kendilerine saldırdıklarını, bunun intikamının alınacağını, Ciğer ...’i önceden tanıdığını, ...’in yanlarında çalıştığından enişteleri olduğunu bildiğini, yanlarına gelen şahısların bunlar olduğunu, her iki şahıstan da şikâyetçi olduğunu, biz görevlilere samimi bir şekilde olayın sıcaklığıyla anlattığına dair işbu tutanak tarafımızdan tanzimle birlikte imza altına alındı.” ibaresinin bulunduğu, Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesince düzenlenen 09.06.2008 tarihli otopsi raporunda; 176 cm boyundaki erkek cesedinin incelenmesinde, kanda 104.0 mg/dl alkol bulunduğu, sol skapular bölge üst kısımda ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği, bu yaranın 2 cm üstünde ateşli silah mermi çekirdeği çıkış deliği, sol oksipital alt kısımda 0,7 cm çapında ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği yarası olmak üzere maktulün vücudunda iki adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği yarası mevcut olup, başın arkasındaki yaranın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, sırttaki yaranın ise müstakilen öldürücü nitelikte olmadığı, ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği cilt, cilt altı bulgularına göre; haricen başa isabet eden atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu, diğer atış elbiseli bölgede olduğundan kesin atış mesafesi tayini yapılamadığı, kesin atış mesafesi tayini isteniyorsa olay anında kişinin üzerinde bulunan giysilerde bilirkişi incelemesi yaptırılmasının uygun olduğu, beyin dokusu içinden bir adet mermi çekirdeği çıkarıldığı, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırığı, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği, Mağdur ... hakkında Anamur Devlet Hastanesince 07.06.2008 tarihinde saat 01.00’de düzenlenen adli raporda; genel durumunun iyi, yaşamsal bulgularının doğal olduğu, muhtemelen ilaç kullanımına bağlı uyku hâlinin bulunduğunu, vücudunda göğüs ve kolda yüzeysel sıyrıklar olduğu, belirtilen lezyonların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduklarının belirtildiği, Otopsi sırasında maktulün başından çıkarıldıktan sonra incelemeye gönderilen mermi çekirdeği ile ilgili olarak Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 10.11.2008 tarihli uzman raporunda; deforme mermi çekirdeğinin 7,65 mm çapında olduğu ve çapına uygun bir silahla atıldığı, Adana Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünce hazırlanan 16.06.2008 tarihli uzman raporunda; olay yerinde bulunarak tetkik için gönderilen 1 adet fişeğin 7,65 mm çapında Browning tipi olup çap ve tipine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edildiği, inceleme konusu 7,65 mm çapındaki Browning tipi fişeğin çapına uygun bir silah ile deneme atışında kullanıldığı ve normal olarak patladığı, bu itibarla 6136 sayılı Kanun kapsamına giren ateşli silah fişeklerinden olduğu, tetkik konusu 1 adet kovanın, 7,65 mm çapında Browning tipi fişek atan silahlarda kullanılmak üzere imal edilmiş, 6136 sayılı Kanun kapsamına giren fişeklere ait olduğu, inceleme konusu 1 adet kovanın 9 mm çapında Parabellum tipi, 9 mm çapında deforme 1 adet mermi çekirdeğinin, 9 mm çapında fişek atan silahlarda kullanılmak üzere imal edilmiş, 6136 sayılı Kanun kapsamına giren fişeklere ait olduğunun bildirildiği, Adana Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünce düzenlenen 23.07.2008 tarihli uzman raporunda; maktul ..., sanıklar ... ve ... ile inceleme dışı mağdur ...’e ait svap alma bantlarında atış artıklarına rastlanılmadığı, maktul ... ve inceleme dışı mağdur ...’e ait tişörtler üzerinde atış artıklarından antimonun mevcut olduğu, maktul ...’ye ait inceleme konusu tişörtün arka sol tarafında omuz dikiş hattından 28 cm aşağıda, sol yan dikiş hattına 9 cm mesafede 1,5 cm çapında bir adet mermi giriş deliğinin mevcut olduğu, söz konusu deliğin ateşli bir silah ile yapılan bitişik atış sonucu meydana gelmiş olduğu, aynı tişörtün arka sol tarafında dikiş hattından 19 cm aşağısında sol kol dikiş hattına 4 cm mesafede 0,7 cm çaplarında girdi çıktı şeklinde beş adet mermi çıkış deliğinin mevcut olduğu tespitlerine yer verildiği, Anamur İlçe Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 08.07.2008 tarihli parmak izi mukayese tablosundan; maktulün öldürülmeden önce içerisinde bulunduğu... plaka sayılı, Şahin model aracın sol arka kelebek camı üzerinde tanık ...'ın sağ el baş parmak izinin bulunduğunun ifade edildiği, Anamur İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile sanıklardan ... ve müdafisinin imzaları da bulunan 09.06.2008 tarihinde saat 14.50’de düzenlenen tutanakta; olaydan 3 gün sonra gelerek teslim olan sanık ...’ün, maktul ...’nün öldürülmesi olayında kullandığını bildirdiği 7,65 mm çapında mermi kullanan tabanca ile kendisine ait mavi renkli 1110 model cep telefonunu olayın ardından Anamur ilçesi, Güzelyurt Mahallesinde dere kenarından denize savurduğunu beyan etmesi üzerine, dalgıçlar yardımıyla yapılan aramada, sanığın gösterdiği yerde, sahile 15 metre mesafede, deniz zemininde, mavi renkli, 1110 model bir cep telefonu bulunduğu, telefonun batarya ve sim kartının olmadığının görüldüğü, 50 dakika boyunca deniz tabanında yapılan arama işlemi sonucunda sanığın suçta kullandığını belirtildiği tabanca ile cep telefonuna ait sim kart ve bataryanın bulunamadığının belirtildiği, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi üzerinde yapılan sorgulamada sanık ... Çavuşoğlu’nun çalıştığı şirketlerin ortağı ve sanığın kayınbiraderi olan ... ile ... ve ... hakkında suç uydurma suçundan kamu davası açıldığı, Mut Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamalarının sonunda, ..., ... ve ...’in 17.06.2008 tarihinde ...’in park hâlindeki aracından taşıma ruhsatlı 9 mm çapındaki 2 adet tabancasının çalındığına ilişkin Kolluğa yaptıkları başvuruyla, işlenmediğini bildikleri bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi bildirmek suretiyle suç uydurma suçunu işlediklerinden bahisle mahkûmiyetlerine karar verildiği, bu hükümlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.03.2014 tarihli ve 9284-2904 ile 6481-2905 sayılı ilamlarla düzeltilerek onanmak yoluyla kesinleştikleri, 31.03.2009 tarihli tutanakta; Anamur Sulh Ceza Mahkemesinin 31.03.2009 tarihli ve 2009/70 sayılı kararı doğrultusunda konutunda arama yapılan sanık ...’nun kayınbiraderi ...’in Anamur ilçesi, Malaklar köyünde bulunan ikametindeki kilitli çelik kasa içerisinde, 9 mm çapında mermi kullanan Zigana marka 1 adet tabanca ve içerisinde15 adet fişek bulunan şarjör, 9 mm çapında mermi kullanan Smith Wesson marka 1 adet tabanca ve içerisinde 10 adet fişek bulunan şarjör, 0,357 inç çapında mermi kullanan Gümüşay marka 1 adet tabanca, 7,65 mm çapında mermi kullanan Kırıkkale marka 1 adet tabanca ve içerisinde 4 adet fişek bulunan şarjör ile Canik marka 9 mm çaplı mermi kullanan 2 ayrı tabancaya ait taşıma ruhsatı ve 12 kalibreli, ruhsatlı 5 adet av tüfeğinin bulunduğunun görüldüğü, tüm tabanca ve av tüfeklerinin ruhsatlı olmaları nedeniyle el koyma işleminin yapılmadığının ifade edildiği, Sanık müdafisince dosyaya sunulan ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı görevlilerinden Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 04.01.2011 tarihli ve “Bilimsel Mütalaa” başlıklı yazının sonuç kısmında; maktulün ölümüne yol açan yaranın sanıklardan ...’ün anlatımlarındaki gibi sırta vurulan silahın bir kez ateş alması ile meydana gelmesinin mümkün olduğu, tek bir mermi çekirdeğinin katlanmış bir giyside 5 adet delik oluşturabileceği, inceleme dışı mağdur ...’in vücudunda tarif edilen yaraların, mağdur tarafından meydana getirilmiş psikopatik kesiler niteliğinde olduğu kanaatine varıldığının ifade edildiği, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca düzenlenen 11.08.2011 tarihli raporda; maktul ...’nün kanında 104 mg/dl etanol bulunduğu, kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı kafatası kırığı, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş olduğu, otopsisinde ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına ait 2 giriş ve 1 çıkış yarası tanımlandığı, kişilerin olay sırasında aktif ve hareketli oldukları, uygun pozisyonda 2 numaralı giriş deliğinden giren ateşli silah mermi çekirdeğinin 3 numaralı çıkış deliğinden çıkıp 1 numaralı giriş deliğinden tekrar girmesinin mümkün olduğu, bu bölgeden bir adet mermi çekirdeği elde edildiğinin belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca düzenlenen 15.02.2012 tarihli raporda; yapılan fethi kabir işlemi sonucu elde edilen kemiklerin incelenmesinden humerus proksimal epifiz hattının büyük oranda kapanmış, çentiklenmelerinin yer yer mevcut olduğu, krista iliaka iskion pubis epifiz hatlarının kapanmasının büyük oranda tamamlanmış olup kısmen çentikli, uç kısmının kısmen açık olduğunun tespit edilmesine göre, maktul ...’nün 07.06.2008 tarihi itibarıyla 21 yaşı içinde bulunduğunun ifade edildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... Cumhuriyet Başsavcılığında ve Mahkemede benzer şekilde; öldürülen ...’nün babası olduğunu, bahçıvanlık yaparak geçimini sağladığını, oğlunun bir süre şehirler arası yolcu taşıyan otobüslerde muavin olarak çalıştığını, daha sonra bu işi bıraktığını, oğlunun sabit bir işinin olmadığını, düzgün olmayan insanlarla arkadaşlık kurduğunu, oğlunun her sabah erkenden evden çıkıp, gece geç saatlerde eve geldiğini, gece saat 23.00 sıralarında polisin araması ile olaydan haberdar olduğunu, oğlunu ..., ..., ... ve ... isimli şahıslardan birinin öldürdüğünü, duyduğuna göre Çarıklar köyünden bazı kişilerle Güzeller arasında sebze meyve halinde bir sorun yaşandığını, oğlunun bu olay nedeniyle öldürüldüğünü düşündüğünü, oğlunun olaya karışmadığını ancak olayda adının geçtiğini, davacı ve şikâyetçi olduğunu, İnceleme dışı mağdur ... 07.06.2008 tarihinde saat 03.45’te Kollukta şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; Çarıklar Beldesinde ikamet ettiğini, bir hafta önce Mersin’e gittiğini, 06.06.2008 tarihinde saat 18.30’da plakasını bilmediği bir kamyona binerek Mersin’den Anamur’a döndüğünü, cep telefonu ile arkadaşı maktul ...’yü aradığını, maktulden kendisini eski cezaevi mevkisinden almasını istediğini, maktulün beyaz renkli bir araçla geldiğini, araca binerek maktulle birlikte Taşlık mevkisine bira içmeye gittiklerini, sahilde aracı park edip bira içmeye başladıklarını, yaklaşık 5 dakika sonra Isuzu marka bir pikabın gelerek önlerine park ettiğini, araçtan tanımadığı 2 kişinin indiğini, bu kişilerin kendisini ve maktul ...’yı araçtan çıkardıklarını, ne olduğunu sormalarına rağmen şahısların cevap vermediğini, şahıslardan birinin elinde tabanca ve ustura bulunduğunu, tabanca ile havaya ateş edip ustura ile vücudunun çeşitli yerlerini kestiğini, korktuğu için bu şahsa karşılık veremediğini, maktulü araçtan indiren şahsın elinde de bir tabanca bulunduğunu, iki el silah sesi duyduğunu, şahısların geldikleri araçla olay yerinden ayrıldıklarını, bağırıp çağırmaya başladığını, etraftakilerin olay yerine geldiklerini, cep telefonu ile amcası ...’i aradığını, “Amca, bizi vurdular” deyip telefonu kapattığını, paniğe kapıldığını, koşarak olay yerinden uzaklaştığını, yolda çevirdiği bir araca bindiğini, tekel büfesi görünce araçtan indiğini, sigara alıp jandarma karakoluna gittiğini, karakoldaki askerlere “Beni kestiler, aileme ulaşın, ben iyi değilim” dediğini ardından kendinden geçtiğini, hastanede ne anlattığını bilmediğini, olayın şoku ile hastanede anlattıklarını kabul etmediğini, kimseyle husumetinin bulunmadığını, sanıklardan ...’nu tanıdığını, Ciğer lakaplı ...’ü tanımadığını, ... ve ...’ün olay yerinde olmadıklarını, 07.06.2008 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında mağdur-şüpheli sıfatıyla; Kollukta verdiği ifadesini kabul ve tekrar ettiğini, 02.06.2008 tarihinde sağlık raporu almak amacıyla, Mersin’e gittiğini, 06.06.2008 akşamı saat 19.00 sıralarında yolda durdurduğu çimento taşıyan bir kamyonet ile Anamur’a geldiğini, arkadaşı maktul ...’yü arayıp kendisini bulunduğu yerden almasını istediğini, görüşmeden beş dakika sonra maktul ...’nın beyaz renkli, Şahin model bir araçla geldiğini, bu aracın kime ait olduğunu bilmediğini, araca daha önce de hiç binmediğini, Sefa’nın kullandığı araçta başka birisinin bulunmadığını, Taşlık mevkisinde maktulün önceden almış olduğu biraları içmeye başladıklarını, birer sigara yaktıklarını, sigaralar bitmeden iki şahsın çift kabinli, üstü açık Nissan veya Isuzu marka bir pikap ile gelip kendi araçlarının önünde durduklarını, gelen aracın sağ ön kısmında oturan açık kimliğini bilmediği şahsın araçtan inerek kendilerine yöneldiğini, aracın ön kısmına, yere doğru herhangi bir şey söylemeden ateş ettiğini, aynı şahsın asılarak kendisini araçtan dışarıya çıkardığını, “Sen karışma, akıllı ol, kimsenin işine karışma,” diyerek elinde bulunan bıçakla kolunu göğsünü, ayaklarını ve vücudunun çeşitli yerlerini çizdiğini, diğer şahsın ise maktul ...’yı araçtan çıkardığını, bu şahısların bağırarak konuştuklarını ancak ne söylediklerini hatırlamadığını, daha sonra bir el silah sesi duyduğunu, şahısların olay yerinden ayrıldıklarını, bu kişileri görse tanıyabileceğini, şahısların ... ve ... olmadıklarını, olaydan hemen sonra cep telefonuyla amcası ...’i aradığını, “Amca bize silahla saldırdılar, gelip beni alın,” dediğini ancak bu görüşmede “Güzeller” ismini kullanmadığını, amcasının ne için bu şekilde beyanda bulunduğunu bilmediğini, maktul ...’nın yaralı olduğunu anlayınca bağırmaya başladığını, yola çıkıp bir aracı durdurarak Anamur ilçe merkezine geldiğini, üç yol kavşağında bulunan tekel büfesinden sigara aldığını, büfeciye babasını telefonla arattırdığını ancak telefon cevap vermeyince jandarmaya gittiğini, 05.06.2008 tarihinde ..., ..., maktul ... ile araçla gidip Çilingir Petrolden benzin almadığını, ... ile herhangi bir telefon görüşmesi olmadığını, aracın Ali’ye ait olduğunu sonradan öğrendiğini, Hastanede Kolluk görevlilerine verdiği beyanların doğru olmadığını, ...’nun maktule ateş ettiğini veya ...’ün kendisini tehdit ederek bıçakla yaraladığına ilişkin kesinlikle bir beyanda bulunmadığını, ... ile hem arkadaş hem de köylü olduklarını, ...’in ...’e silah çekme iddiası ile ilgili bilgisinin bulunmadığını zira o tarihte Mersin’de olduğunu, Antalya - Anamur yolunda seyrederken... plaka sayılı, Şahin model araçla yolu kapatıp tehdit ederek tanık...’dan para istemediğini, bu şahsın kendisini nasıl teşhis ettiğini de bilmediğini, 25.07.2008 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında mağdur-şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; konuyla ilgili olarak daha önce Kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdiğini, bu ifadelerini bazı hususlar dışında kabul ve tekrar ettiğini, her ne kadar, 02.06.2008 tarihinde sağlık raporu almak için Mersin’e gittiğini ve olay tarihinde Mersin’den döndüğünü beyan etmiş ise de, olay günü maktul ... ile kime ait olduğunu bilmediği beyaz renkli bir araçla, Isparta ilinin Eğirdir ilçesine gittiklerini, bir süre gezdikten sonra, Antalya Mersin yolu üzerinden tekrar Anamur’a döndüklerini, yanlarında başkasının bulunmadığını, olayın şokunu atlatması nedeniyle yaşananları daha ayrıntılı hatırladığını, Isparta’da bulunduğu sırada ve dönüş yolunda ... isimli şahısla telefon görüşmesi yaptığını, 0539 231 32 55 numaralı telefon hattının kendisine ait olduğunu, ...’in, samimi arkadaşı Tahir Güzel’in abisi olduğunu, harçlığı kalmadığı için para istemek için Ahmet’i aradığını, Ahmet’in de kendisinde para olmadığını, sonra görüşebileceklerini söylediğini, o gün yaklaşık 5-6 kez karşılıklı görüşmelerinin bulunduğunu, ...’ı tanımadığını, olayın ilk şokuyla, sahildeki olay yerine iki kişinin geldiğini söylemiş ise de olay yerine bir kişinin geldiğini, olay yerinde bulunan silahlardan birinin maktul ...’ya ait olduğunu, Antalya yolunda polisin kendilerine “Dur” ihtarında bulunduğunu, durmadıklarını, aracı kullanan maktul ...’ya niçin durmadığını sorduğunda "Arabada silah var o yüzden durmadım" dediğini, bira alıp Taşlık mevkisine geldiklerini, Nissan ya da Isuzu marka bir pikabın yanlarına park ettiğini, maktulün silahı koltuğun altından alarak beline soktuğunu, silahı tarif edemeyeceğini, olay yerinde 2 kez ateş sesi duyduğunu, maktul ...’nın da gelen aracın önünde doğru ateş ettiğini, ateş etmeden önce maktulün araç şoföründen para istediğini, bu şahıs hakaret edince, gözdağı vermek amacıyla maktulün ateş ettiğini, olay tarihinden sonra, mümkün olduğu kadar Anamur dışında kalmaya çalıştığını, can güvenliğinin bulunmadığını, Mahkemede ve Keşifte benzer şekilde; arkadaşı maktul ... ile 05.06.2008 tarihinde Isparta’ya gidip gezdiklerini, olay günü Anamur’a dönerlerken yolda, Melleç mevkisinde maktul ...’nın bir aracın önünü kesip 10 TL bira parası istediğini, araçta bir kadın ve bir erkeğin bulunduğunu, kendisinin olaya müdahale edip şahıslardan özür dileyerek maktulü araca bindirdiğini, Ören mevkisinde polis kontrolünden kaçtıklarını, maktule neden durmadığını sorduğunu, maktulün araçta silah olduğunu söylediğini, olaydan yaklaşık 40-45 dakika önce Anamur’a döndüklerini, maktulün kullandığı beyaz renkli, Şahin model araçla gezip bira içmek için Taşlık mevkisine gittiklerini, yol boyunca da bira içtiklerini, sahile geldikten kısa bir süre sonra kırmızı renkli bir pikabın yanlarına geldiğini, maktulün küfrederek “Bundan bira parası alacağım,” deyip araçtan indiğini, gelen araca el kaldırdığını, araçta tek kişi bulunduğunu, bu kişinin sanık ... olduğunu, ...’in “Söyle tosunum” demesiyle maktulün “Bira parası ver lan, ben bira alacağım” dediğini, bunun üzerine sanık ...’in maktul ...’ya “Oğlum Anamur’da herkes birbirini tanır, kimden para alacaksınız, hepimiz Anamurluyuz” dediğini, daha sonra maktul ...’nın bir el ateş ettiğini, sanığı araçtan indirdiğini, kendisinin ise korkarak aracın arkasına gittiğini, o arada maktulle sanık arasındaki tartışmanın devam ettiğini, maktul ...’nın “Avradını sinkaf ettiğimin çocuğu, ben bu parayı almasını bilirim” diye sanığa küfrettiğini, bunun üzerine maktulle sanığın boğuşmaya başladıklarını, korkup ileriye doğru koştuğunu, bir el silah sesi daha işittiğini, sonra sanık ...’in aracının geriye dönüp olay yerinden ayrıldığını, kendisinin ise koşarak maktulün yanına gittiğini, maktulü kan içinde görünce korktuğunu, bir araba çevirmek için koşarak yola çıktığını, daha sonra amcası ...’i arayıp “Amca bizi taşlıkta vurdular” dediğini, sorulması üzerine, “Amca, bizi vurdu, Güzel Kardeşler diye bir araç geldi, bizi vurdu” dediğini, amcası “Kim vurdu” diye sorunca, "Tanımıyorum, bilmiyorum" diye cevap verdiğini, bir araç durdurduğunu “Amca beni hastaneye kadar götürür müsün” dediğini, 500-600 metre kadar gittikten sonra paniğe kapılıp araçtan indiğini, o sırada Çarıklar Belediyesi makam şoförü ...’ı aracıyla gelirken gördüğünü, durdurup “Abi beni hastaneye ya da karakola bırak” dediğini, Anamur, Üç Yol mevkisinde ailesini aramak ve sigara almak için araçtan indiğini, bir marketten sigara alıp koşarak yakındaki jandarmaya gittiğini, “Komutanım bizi vurdular, vurdu” dediğini, bu sırada bayıldığını, olay nedeniyle şoka girdiğini, silah patlayınca korkup böğürtlen dikenlerine doğru yuvarlandığını, vücudunun dikenlerce çizilip yaralandığını, neden çoğul eki kullanarak “Amca bizi taşlıkta vurdular” dediğinin sorulması üzerine; olayın yol açtığı şok ile kendinden geçtiğini, aslında bir kişiyi kastederek böyle konuştuğunu, tanık Komiser ...’ün yalan söylediğini, iddianamede yer aldığı üzere sanık ...’in havaya doğru ateş ettiğini, sanık ...’nın ise maktul ...’ya ateş ettiğine ilişkin bir şey söylemediğini, olay tarihinde iki telefonunun olduğunu, bir hattının 0 539 231 32 55 numaralı olduğunu, diğer telefon hattının numarasını ise hatırlamadığını, araçtaki yazıyı kastederek amcasına “Bizi Güzeller vurdu” dediğini, olaydan bir gün önce Mersin’de bulunduğunu, akşam geldiğini, sanık ...’in kendisini tehdit etmediğini, 07.06.2008 tarihinde saat 03.45’te Kollukta müdafi huzurunda alınan ifadesinin okunarak sorulması üzerine, böyle ifade verdiğini hatırlamadığını, böyle sözler söylemediğini, söylemediği sözlerin tutanağa yazılmış olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 07.06.2008 tarihli ifadesi okunup sorulduğunda; bu ifadesini de kabul etmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığında 25.07.2008 tarihli vekili huzurunda verdiği diğer ifadesi okunup sorulduğunda “Bu ifadem doğrudur” dediği, 06.06.2008 tarihinde saat 20.05’te tutulan tutanak okunup sorulduğunda “Tutanak içeriğini kabul etmiyorum” şeklinde cevap verdiği, Tanıklar... ve ... benzer şekilde Kollukta; olay akşamı sahile bira içmeye gittiklerini, park hâlindeki 42 plakalı bir aracı sol ön kapısı açık vaziyette gördüklerini, aracın yanında ise 25-30 yaşlarında bir şahsı yerde yatarken görmeleri üzerine şahsın yanına gittiklerini, yaralı olduğunu anlayınca durumu polise bildirdiklerini, Tanık ... Kollukta; atık şişeleri toplayarak geçimini temin etmeye çalıştığını, olay günü saat 20.30 sıralarında boş şişe toplamak için Taşlık civarına gittiğini, beyaz renkli Şahin model bir araç gördüğünü, aracın içerisinde iki gencin oturduklarını, daha ileride bira içen başka şahıslar görünce şişeleri almak için onların yanına gittiğini, 20 dakika kadar bu şahısların biralarını bitirmelerini beklediğini, daha sonra boş şişeleri alıp maktul ve inceleme dışı mağdurun bulunduğu aracın olduğu yere döndüğünü, araçtaki gençlerden birini yolda yatarken, diğer genci ise araç içerisinde heyecanlı bir şekilde telefonla konuşurken gördüğünü, yerdeki gence yakından baktığında başındaki kanamadan yaralandığını anladığını, olay yerinde bulunduğu süre zarfında beyaz renkli araçtan başka aracın gelmediğini, silah sesi duymadığını, Cumhuriyet Başsavcılığında; silah sesi işitmediğini zira sahilde dalga seslerinden başka ses işitmenin imkânsız olduğunu, aracın yanına yaklaştığında ise araç içerisinde telefonla konuşan gencin “Vurdular, gittiler” şeklinde sözler söylediğini, Mahkemede; mağdur ...’un araç içerisinde telefonla konuştuğu kişiye “Vurdular, gittiler” diye söz söylediğini işittiğini, Tanık ... Kollukta olay günü saat 22.20’de alınan ifadesinde; 06.06.2008 tarihinde saat 19.30 sıralarında yeğeni inceleme dışı mağdur ...’in kendisini cep telefonu ile arayarak “Amca beni ve yanımdaki arkadaşım ...’yü silahla vurdular, yetişin” dediğini, kendisinin de “Yeğenim yerini söyle, geleyim” dediğini, Şenol’un da kendisine “Amca, gelme, bizi vuran Güzeller seni de vururlar” dediğini, araçla hemen Taşlık mevkisine gittiğini, polis aracı ile cankurtaranı görünce olay yerine yaklaştığını, yerdeki maktulün cankurtarana bindirildiğini, yeğenini olay yerinde bulamadığını, Cumhuriyet Başsavcılığında; Kolluktaki ifadesini kısmen kabul ettiğini, olayın telaşından ve dikkatsizlikten ifadesinin hatalı algılanarak beyanının yanlış yazıldığını, olay akşamı saat 20.30-21.00 sıralarında kendisini telefonla arayan yeğeni ...’in heyecanlı bir şekilde konuşarak “Amca arkadaşımı vurdular, ben yaralıyım,” dediğini, nerede olduğunu sorunca “Taşlık” diye cevap verdiğini, hemen oraya geleceğini söylediğinde ise Şenol’un “Amca, gelme seni de vururlar,” dediğini, Kolluktaki ifadesinde yazıldığı gibi “Güzeller tarafından arkadaşının vurulduğu, kendisinin ise yaralandığı” şeklinde bir şey işitmediğini, neden böyle yazıldığını bilmediğini, Mahkemede; olay tarihinde akşam saat 21.00 sıralarında yeğeni Şenol’un cep telefonundan kendisini aradığını, “Amca biz vurulduk, beni Güzel Kardeşler vurdu” dediğini, nerede olduğunu sorunca “Amca sen gelme, seni de vururlar” dediğini, bunun üzerine 155 polis ihbar hattını arayıp olay yerine gittiğini, Kollukta verdiği ifadesinin kelimesi kelimesine doğru olduğunu, yeğeninin durumuna üzüldüğü için Savcılıkta o şekilde ifade verdiğini, Kollukta ve Mahkeme huzurunda verdiği ifadesinin doğru olduğunu, Tanık ... Kollukta; mağdur ...’in amcası olduğunu, 06.06.2008 tarihinde saat 20.30 sıralarında kendisini telefonla arayan kardeşi ...’in “...’i Güzeller İskele bölgesinde rehin almışlar, biz oraya geçiyoruz, sen de gel” dediğini, bunun üzerine 155 polis ihbar hattını aradığını, “Yeğenim mağdur ...’i Güzeller iskelede rehin almışlar, İskele semtini basın, şahısları yakalayın” şeklinde ihbarda bulunduğunu, daha sonra polis hattını ikinci kez arayarak aynı sözleri tekrar ettiğini, Çarıklardaki evinden çıkarak, kendi aracıyla Anamur Devlet Hastanesine gittiğini, hastanede maktul ...’yı gördüğünü, yeğeni Şenol’un daha sonra hastaneye cankurtaranla getirildiğini, kardeşi ...’in kendisine telefonda bildirmesi ile olayı Güzellerin gerçekleştirdiğini öğrendiğini, Mahkemede; olayı görmediğini, olay akşamı saat 21.00 sıralarında ağabeyi ...’in kendisini cep telefonuyla arayıp “... vurulmuş acele Anamur’a gel” dediğini, polise haber verdiğini ve hastaneye gittiğini, hastanede abisi ...’yı gördüğünü, abisinin Şenol’u kimin vurduğuna dair bir şey söylemediğini, kendisinin de sormadığını, Kollukta verdiği ifade ile oluşan çelişki nedeniyle sorulduğunda, emniyette ne ifade verdi ise o beyanının doğru olduğunu, ...’in telefon etmesiyle Güzellerin Şenol’u vurduğunu öğrendiğini, ağabeyinin telefonda kendisine “Güzeller ...’i vurmuş” dediğini, Tanık... Kollukta; olay günü aracıyla Aydın’dan Anamur’a gelirken... plakalı aracın tehlikeli ve süratli bir şekilde yolda seyrettiğini, aracın önünde durup yolu kesmesi üzerine kendisinin de durmak zorunda kaldığını, araçtan elinde bira şişesi ile inen inceleme dışı mağdur ...’in kendisinden 10 TL bira parası istediğini, parayı vermeyince şahsın aracın bagajından çıkardığı kriko ile “Aracını parçalarım” diye kendisini tehdit ettiğini, kendisinin de “Anamurluyum, sizi Anamur’da bulurum” diye cevap vermesi üzerine, “Kusura bakma amca” deyip yollarına devam ettiklerini, durumu Jandarmaya bildirdiğini, Tanık ... Kollukta; olaydan bir gün önce 05.06.2008 tarihinde saat 20.30 sıralarında ...’in... plakalı araçla yanına geldiğini, araçta ...’den başka ..., maktul ... ile inceleme dışı mağdur ... ve tanık ...’ın bulunduğunu, kendisinin de araca binerek araçla gezdiklerini, Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında ve Mahkemede benzer şekilde; iletişimin tespiti tutanağında inceleme dışı mağdur ... ile görüşme yapıldığı belirtilen 0 536 322 79 15 numaralı telefon hattını kendisinin kullandığını, ... ve ... kardeşlere ait Güzeller Muz Sarartma Tesisinde yaklaşık 3 ay çalıştığını ancak şimdi işsiz olduğunu, ... ve ... ile sadece soy isim benzerliği bulunduğunu, bu kişilerin akrabası olmadığını, Şenol ile “merhabası olacak kadar” bir arkadaşlık ilişkisi bulunduğunu, olay günü Şenol’u 6-7 kez telefonla aradığını, Şenol’un da kendisini olay günü 4-5 kez aradığını, bu görüşmeler sırasında Şenol’un kendisinden ödünç para istediğini, Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; Anamur İlçe Emniyet Müdürlüğünde Asayiş Büro Amirliğinde Komiser olarak görev yaptığını, 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanakta imzasının bulunduğunu, maktul ...’nün öldürülmesi ile ilgili olarak yapılan tahkikat kapsamında Anamur Devlet Hastanesinde tedavisi yapıldıktan sonra müşahede odasında bulunan inceleme dışı mağdur ... ile yapmış olduğu ilk şifahi görüşmede, Şenol’un kendilerine “06.06.2008 tarihinde Mersin’den geldiği sırada Ciğer...olarak tanınan ...’ün kendisini cep telefonundan aradığını ve görüşmek istediğini söylediğini, kendisinin de şu anda yolda olduğunu ve Anamur’a geldiğinde görüşebileceklerini söylediğini, Anamur’a geldiğinde arkadaşı Sefa’yı aradığını, Sefa’nın... plakalı beyaz renkli araçla cezaevi civarından kendisini aldığını ve birlikte Taşlık mevkisine gittiklerini, buradan ...’ü arayarak yerini söylediğini, görüşmenin yaklaşık beş dakika sonrasında kırmızı renkli, Güzel Kardeşler plakalı çift kabinli bir kamyonet ile ... ve ...’nun geldiklerini, ... isimli şahsın araçtan iner inmez havaya ateş ettiğini, daha sonra kendilerini araçtan indirdiklerini, ...’nun ...’ye ateş ettiğini, daha sonra Ciğer lakaplı ...’ün de vücudunun muhtelif yerlerini ustura ile keserek ‘Bu olaydan kimseye bahsetme yoksa sen de ölürsün’ şeklinde tehdit ettiğini, ardından kaçarak kurtulduğunu, ayrıca 05.06.2008 tarihinde arkadaşı olan Alemci lakaplı ..., ... ve ... ile ... arasında meydana geldiği belirtilen ve ...’in ...’e silah çektiğine dair olayla ilgili olarak kendi adının da geçmesi nedeniyle, kendilerine kin beslediklerini, bu nedenle ...’ye ateş edildiğini ve kendisinin yaralandığını” beyan ettiğini, kendilerinin daha sonra yaptıkları araştırmada ... ile ..., ... ve ... arasında belirtilen olayın Emniyet ve Jandarmaya intikal etmeyecek şekilde kapatıldığını haricen öğrendiklerini, inceleme dışı mağdur ... ile adliyeye gelmeden önce aralarında geçen konuşmada mağdurun yine benzer beyanlarda bulunduğunu ancak korktuğunu söyleyerek avukat huzurunda alınan beyanın doğru olduğunu söylediğini, Mahkemede; beyanını almak için ... ile tedavisi yapıldıktan sonra Anamur Devlet Hastanesinde görüştüğünü, dinlenme odasına girip Şenol’a olayın nasıl olduğunu şifahen sorduğunu, inceleme dışı mağdur ...’un önce konuşmak istemediğini, bağırıp çağırdığını, bazı olaylar nedeniyle önceden tanıdığı Şenol’dan sakin olmasını ve ne olduysa anlatmasını istediğini, içmesi için sigara verdiği mağdurun biraz sakinleştiğini, görevliler dışında yanında bulunan kişileri odadan çıkartıp polislerle birlikte baş başa kaldığı mağdur ne söylediyse tutanağa geçirdiklerini, ifade alırken sürekli odada bulunduğu için Şenol’un ellerinde ve bileğinde kesiler gördüğünü, yaraların nasıl oluştuğunu sorduğunda, sanık ...’in kendisini bıçakla çizdiğini söylediğini, Tanık ... Mahkemede; polis memuru olduğunu, 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanakta imzasının bulunduğunu, polis haber merkezine “Bir kişi vuruldu” diye anons geçildiğini, bunun üzerine hastaneye gittiklerini, hastanede maktulün kimliğini tespit etmeye çalıştıklarını, yarım saat sonra inceleme dışı mağdur ...’un cankurtaranla hastaneye getirildiğini, daha hastaneye girerken mağdurun bağırmaya başladığını, “Arkadaşımı Güzeller vurdu” diye koridorda ve yattığı bölümde bağırdığını, üstünü başını yırtıp yüzünü tırmaladığını, kendisine yara bere vermeye çalıştığını, kimin vurduğunu öğrenmek için sorduklarında, mağdurun “Güzellerin eniştesi arkadaşımı vurdu,” dediğini yine Ciğer...lakaplı ...’ün kendisini silahla vurduğundan bahsettiğini, söylenenleri tutanağa geçtiklerini, mağdurun bıçakla vurulduğuna dair bir beyanının olmadığını, zaman geçtiği için unutmuş da olabileceğini, mağdurun taşkınlık yapıp tutanağı imzalamadığını, doktor geldiğinde mağdurun kendinde olduğunu, doktor “Götürün bunu, hiçbir şeyi yok” deyince mağduru götürdüklerini, mağdur ne dediyse onu tutanağa yazdıklarını, kendisine “Şu muydu, bu muydu” diye isim sayıp yönlendirmediklerini, Tanık ... Mahkemede; polis memuru olduğunu, 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanakta imzasının bulunduğunu, olay akşamı anons yapılınca hastaneye gittiklerini, olayla ilgili ön bilgi almak, olayın nasıl olduğunu sormak için inceleme dışı mağdur ... ile görüştüklerini, Şenol’un bu esnada yatakta oturur vaziyette olduğunu ve taşkınlık yapıp duvara vurduğunu, “Bize nasıl bunu yaptılar” diye bağırdığını, mağdura sigara verdiklerini, sakinleşen mağdurun konuyla ilgili bilgi verdiğini, söylediklerini aynen tutanağa geçtiklerini, mağdurun beyanlarında bıçak sözünün yer almadığını, tutanağın okunup sorulması üzerine; tutanak içeriğini şimdi hatırlamadığını ancak tutanağın doğru olduğunu, Tanık ... Mahkemede; polis memuru olduğunu, 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanakta imzasının bulunduğunu, olay tarihinde anons edilmesi üzerine önce olay yerine intikal ettiklerini sonra hastaneye gittiklerini, inceleme dışı mağdur ...’un acilden çıkarılıp müşahedeye alınmış olduğunu, kendisinden bilgi almak için yanına gittiklerinde tedirgin olan Şenol’un bilincinin yerinde olduğunu, “Vuracağım, ben de kıracağım” gibi sözler söylediğini, “Arkadaşımı vurdular, Güzeller vurdu, Güzellerin damadı vurdu” dediğini, bir de Ciğer ... isimli kişiden bahsettiğini, Ciğer ...’in kendisini araçtan indirerek yumrukla vurduğunu, Güzellerin damadının da maktulü indirerek silahla vurduğunu söylediğini, mağdur ...’un iki silahtan bahsettiğini, Ciğer ...’in kendisini kesici bir aletle yaraladığını söylediğini, tutanak içeriğinin doğru olduğunu, Tanık ... Tetik Mahkemede; polis memuru olduğunu, 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanakta imzasının bulunduğunu, olay tarihinde grup yazıcısı olarak görev yaptığını, anons üzerine hastaneye gittiklerini, cankurtaranla önce maktulün getirildiğini, 45 dakika kadar sonra jandarma karakolunun önünde bir şahsın bayılıp yere düştüğünün söylendiğini, bu kişinin inceleme dışı mağdur ... olduğunu, getirildiğinde baygın olduğu için Şenol’un önce acil servise götürüldüğünü, doktor müdahalesi ile kendisine geldiğini, panik hâlindeki mağdurun müşahede odasında “Bizi vurdular, Güzeller vurdu” dediğini, mağdurun üst kısmının çıplak olduğunu, üstünü başını elleri ile çizdiğini, Ciğer ...’in kendisine yumruk atıp havaya ateş ettiğini, Güzellerin eniştelerinin de maktule ateş ettiğini, yere düştüğünü ve olay yerinden kaçtığını söylediğini, tutanak içeriğinin doğru olduğunu, Tanık... istinabe olunan Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; polis memuru olarak görev yaptığını, 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanakta imzasının bulunduğunu, maktul ...’nün hastaneye getirildiğinde konuşamaz durumda olduğunu, inceleme dışı mağdur ...’in yaşanan olayı hastanede kendisine özetleyerek anlattığını, 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanağı kendisinin elle yazarak oluşturduğunu, ...’in anlattıklarını olduğu gibi zabta geçirdiğini, tutanak içeriğini aynen tekrar ettiğini, tutanakta belirtilen hususlar dışında olayla ilgili bilgisinin bulunmadığı, Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; maktul ... ile inceleme dışı mağdur ...’i tanımadığını, sanıklardan ...’nun kayınbiraderi ...’i ise sebze meyve haline mal getirmesi nedeniyle tanıdığını, maktulün öldürülmesinden iki gün önce bir hususu konuşmak istediği ...’in kendisini terslediğini, kesinlikle bu kişiye silah çekmediğini, zaten aynı günün akşamı kendisinden özür dilediğini, bu tartışma sırasında maktul ile inceleme dışı mağdur ...’un yanında olmadıklarını, Mahkemede; çevrede “Alemci ...” olarak tanındığını, olayla ilgili herhangi bilgisinin bulunmadığını, sebze meyve halinde hamallık yaptığını, ... sebze meyve ticareti yaptığı için mal yükleme işini ... ile görüşmek istediğini, ...’nın kendisini terslediğini, kendisinin bir şey demeden eve gittiğini, inceleme dışı mağdur ... ile köylü olduklarını, maktul ...’yü pek tanımadığını, ancak maktulün pek iyi insanlarla gezmediğini, Tanık ... Kollukta; Çarıklar Belediyesinde şoför olarak görev yaptığını, 06.06.2008 akşamı kendi aracıyla iskele yönüne doğru seyir hâlinde iken, inceleme dışı mağdur ...’in bağırıp el ederek kendisinden durmasını istediğini, durup araca aldığı mağdurun üzerinin yırtık ve kanlı olduğunu, Şenol’un “Hemen beni hastaneye bırak, bıçaklandım” dediğini, mağdurla hastaneye doğru giderlerken mağdurun sigara ve telefon kontörü almak için bir büfenin önünde inmek istediğini, mağduru araçtan indirip yoluna tek başına devam ettiğini, Mahkemede; mağdur ...’u araca aldığında üzerinde yara bere fark etmediğini, Kolluktaki ifadesi okunarak sorulduğunda, Kolluk görevlilerinin ifade verirken kendisini sıkıştırdıklarını, Belediye Başkanının da araması üzerine, Daireye bir an önce gitmek için polise yalan söylediğini, Tanık ... Kollukta ve Mahkemede benzer şekilde; Anamur ilçe merkezinde büfe işlettiğini, mağdur ...’i tanıdığını, olay günü saat 21.45 sıralarında iş yerinde bulunduğu sırada, telaşlı olan mağdurun üzeri kanlı şekilde tek başına büfeye geldiğini, sigara, çakmak ve telefon kontörü almak istediğini, parayı ise bir gün sonra vereceğini söylediğini, sigara ve çakmağı verdiğini ancak telefon kontörü vermediğini, mağdurun bunun üzerine bir telefon numarası vererek “Bari babamı ara dediğini” mağdurun söylediği numarayı çevirdiğini ancak telefonu açan olmadığını, mağdurun büfeden çıktıktan sonra jandarma yönüne gittiğini, Tanık ... istinabe olunan Mahkemede; Anamur Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinde doktor olarak çalıştığını, inceleme dışı mağdur ...’in hastaneye polisler tarafından getirildiğinde durgun bir hâlinin bulunduğunu, sorduğu sorulara konsantre olup yanıt veremediğini, mağdurun hastaneye baygın olarak getirildiğini kendisine ifade edildiğini, mağduru gördüğünde ayakta olduğunu, şahıstan fazla bir alkol kokusu almadığını, bilincinin yerinde olduğunu, sanki sakinleştirici ilaç almış gibi bir durgunluğunun olduğunu, muayene yaptığı esnada herhangi bir taşkınlığına tanık olmadığını, mağdurdaki yaralanmanın kesici aletle olmadığını, yaralanmanın sıyrık şeklinde olduğunu, bu sıyrıkların böğürtlen dikenlerini üzerine düşme ya da boğuşma esnasında tırnakla oluşturulabileceğini, bunlar arasında net bir ayrım yapılabilmesinin mümkün olmadığını, Tanık ... Kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında benzer şekilde; ... plaka sayılı aracın sahibi olduğunu, olaydan bir gün önce 05.06.2008 tarihinde saat 20.30 sıralarında ...’a aracı emanet olarak verdiğini, ...’nın yanında bu sırada inceleme dışı mağdur ..., maktul ... ve ...’in de bulunduğunu, hepsinin birlikte geldiğini, daha sonra tanık ...’ı da telefonla çağırdıklarını, araçla gidip benzin aldıklarını daha sonra...ve kendisinin bunlardan ayrıldığını, bu dördünün araçla gittiklerini, aracı kendisine teslim etmemeleri üzerine karakola giderek şikâyetçi olduğunu, görevlilerin aracın bilgilerini alarak kendisinden biraz daha beklemesini, araç gelmezse müracaatını kayıtlara geçireceklerini söylediklerini, 06.06.2008 tarihinde saat 13.00 sıralarında ...’ı telefonla aradığını, telefonu açan ...’nın inceleme dışı mağdur ..., maktul ... ve ... ile birlikte Konya’da bulunduklarını ve akşam Anamur’a döneceklerini söylediğini, saat 17.00 sıralarında tekrar aradığında ise mağdur ... ile telefonla görüştüğünü, Şenol’un kendisine saat 23.00 sıralarında aracı teslim edeceklerini, jandarma kontrolünden kaçarken aracın arka tamponunu kırdıklarını söylediğini, olayla ilgili bilgisinin bundan ibaret olduğunu, Tanık ... Mahkemede; tanıklık yapmak istemediğini, Tanık ... Kollukta ve Mahkemede benzer şekilde; Malaklar köyü muhtarı olduğunu, olay gecesi saat 23.00 sıralarında kendisini telefonla arayan bir arkadaşının Taşlık mevkisinde yaşanan olayla ilgili olarak kayınbiraderi sanık ... ile akrabası ve çalışanı sanık ...’ün adlarının geçtiğini söylemesi üzerine sanık ...’nu alarak polis merkezine getirdiğini, sanık ...’e ise ulaşamadığını, sanık ...’nun olay günü saat 17.00 sıralarında bir yakınlarının nikâh töreninde olduğunu, tören çıkışı sanık ...’nın 33 Güzel Kardeşler 012 plaka sayılı araçla kamyon garajına gittiğini, saat 20.00’de sanığı hesapları alması için sanayideki dükkâna ... ile birlikte gönderdiğini, yaklaşık 25 dakika sonra sanık ...’nın geri geldiğini, saat 20.30 sıralarında ise kendi sevk ve idaresindeki 33 Güzel Kardeşler 010 plaka sayılı Renault marka, Megane model araç ile garajdan Malaklar köyüne gittiklerini, burada arkadaşları ile oturup sohbet ettiklerini, garajdan çıktıkları sırada 33 Güzel Kardeşler 012 plaka sayılı, kırmızı renkli pikabın garajda olmadığını, büyük bir ihtimalle aracı çalışanlardan birinin almış olabileceğini, anlattığı yerlerde güvenlik kamerası bulunduğunu, istenirse görüntüleri teslim edebileceğini, Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli sıfatıyla; ... ile bir akrabalıklarının bulunmadığını ancak Ahmet’in olaydan 7-8 ay kadar önce yanlarında işçi olarak çalıştığını, bu kişinin inceleme dışı mağdur ...’u telefonla arayarak ne konuştuklarını bilemediğini, ...’i tanımadığını ancak bu şahsın Çarıklar sebze meyve halinde kardeşi ... ile maktulün öldürülmesinden bir gün önce tartıştığını duyduğunu, Mut ilçesinde bulunduğu sırada park hâlindeki cipinden çalınan 9 mm çapında mermi kullanan iki tabancanın maktulün öldürülmesinde kullanılmadığını, maktulün öldürülmesi suçunun failinin sanık ... olduğunu çevredekilerin konuşmasından öğrendiğini, zaten sanık ...’ün de atılı suçu işlediğini beyan ettiğini, Tanık... Kollukta; Güzel Kardeşler Şirketinde iki yıldır garaj bekçisi olarak çalıştığını, olay günü saat 19.30 sıralarında iş başı yaptığını, kendisine sorulan kırmızı renkli, çift kabinli ve 33 Güzel Kardeşler 012 plaka sayılı pikabın olay günü garaja hiç uğramadığını, akşamüzeri sanık ...’nun gelip bu araçla geri gittiğini, Tanık... Mahkemede; sanık ... ile akraba olduklarını, olayı görmediğini, olay günü oğlu Alperen’in belediye nikâh salonunda nikâh töreni olduğunu, saat 17.00’de ...’nun nikâha katıldığını, akşam 19.00 sıralarında ayrıldığını, Tanık... Mahkemede; olay günü nikâh töreni olduğunu, saat 20.30- 21.00 sıralarında Malaklar köyünde verilen düğün yemeğinde sanık ...’nun da bulunduğunu, Tanık ... Mahkemede; nikâh töreninde şahit olarak bulunduğunu, nikâh sırasında ve saat 20.30 sıralarında verilen yemekte sanık ...’yı gördüğünü, Tanık ... Mahkemede; ... ve ...’e ait şirketlerde çalıştığını, olay akşamı saat 17.00 sıralarında kamyon garajına geldiğini, patronu ...’in saat 20.30 sıralarında kendisine ait Megan model araçla ... ile birlikte geldiğini, peşinden şirkete ait kırmızı renkli çift kabin Isuzu pikapla sanık ...’nun geldiğini, peş peşe kamyon garajında park ettiklerini, ...’in sanık ...’na “Hesapları topla gel” dediğini, sanık ... ve ...’in sanayiye gittiklerini, yaklaşık 15-20 dakika sonra saat 20.45 sıralarında sanık ...’nun tekrar kamyon garajına geldiğini, içeride hesap gördüklerini, sanık ... geldiği vakit arabasını dışarıda diğer sanık ...’ün arabasının arkasına park ettiğini, sanık ...’in de o an yanlarında oturduğunu, daha sonra çift kabin arabaya “Ben bir iskeleye varıp geleceğim” diyerek binip gittiğini, saat 20.50 sıralarında ... ve sanık ...’nun dışarı çıktığını, ...’nın arabasının nerede olduğunu sorduğunu, kendisinin de sanık ...’ün araçla iskeleye gittiğini söylediğini, “Arabayı getirdiğinde buraya koysun” dedikten sonra ...’le beraber ...’in arabasına binip 5-10 dakika kadar uzaktaki Malaklar köyüne gittiklerini, Tanık ... Mahkemede; ... ve ...’e ait şirketlerde çalıştığını, olay günü saat 20.00- 20.30 sıralarında sanık ... ile sanayiye gittiklerini, İfade etmişlerdir. Sanık ... 09.06.2008 tarihinde Kollukta müdafisi huzurunda; Malaklar köyünde çiftçilik yaparak geçimini sağladığını, maktul ...’yü Taşlık mevkisinde 7,65 mm çapında mermi kullanan silahıyla kendisinin vurduğunu, olayda kullandığı tabanca ile cep telefonlarını Cerenler mevkisinde denize attığını, attığı yeri göstereceğini, detaylı ifadesini Cumhuriyet Başsavcılığında vereceğini, pişman olduğunu, “Olay sırasında yanında kimse bulunup bulunmadığı, olay yerine gittiği aracın sahibinin kimliği, maktulü neden vurduğu, maktulün yanında kimlerin bulunduğu, olay esnasında kendisinden başka silah kullanan olup olmadığının” sorulması üzerine; “Susma hakkımı kullanıyorum” şeklinde cevap verdiği, Cumhuriyet Başsavcılığında; kırıp attığı telefon numarasını bilmediğini, susma hakkını kullanmak istediğini, Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; psikolojisinin şu an bozuk olduğunu, olaydan sonra ormana çıktığını, şuurunun yerinde olmadığını, susma hakkını kullanmak istediğini, Mahkemede; deniz kenarında gezinmeyi sevdiği için olay akşamı saat 20-21 sıralarında Güzeller Şirketine ait Isuzu marka pikap araçla Taşlık mevkisine, sahile denizi görmek maksadıyla gittiğini, yolda karşısında bordo renkli beyazımsı Şahin model bir araba durduğunu, ön koltuktan tanımadığı genç birisinin inerek kendisine “Dur” dediğini, aracını durdurduğunu, bu şahsın “Cebinde ne kadar para varsa vereceksin” demesi üzerine kendisinin de “Ben seni tanımıyorum, benim sana borcum yok” diye cevap verdiğini, şahsın “Sen bu parayı bana seve seve vermezsen s.ke s.ke vereceksin” deyip belinden tabancasını çıkardığını ve kendisinden aşağı inmesini istediğini, ellerini havaya kaldırdığını, şahsın yanında bir kişinin daha bulunduğunu ama diğer şahsı görmediğini, kaçmak niyetiyle biraz yürüyüp uzaklaştığını şahsın “Dön, yaklaş” dediğini bu sırada aralarında 2 metre mesafe olduğunu, şahsın kendisinin ayağına doğru bir el ateş ettiğini, ancak merminin isabet etmediğini, bunun üzerine kendisinin de yaklaşıp maktulün silahının namlusundan tuttuğunu, maktulün kendisini öldüreceğine inandığını, belindeki ruhsatsız 7,65 mm çapında mermi kullanan eski bir silahı olduğunu, silahını çıkartıp çökertmek için maktulün sol omzuna silahıyla vurduğunu, silahın ateş aldığını, maktulün yere yığıldığını, şoka girdiğini, aracına binip uzaklaştığını, diğer şahsı görmediğini, ölen kişinin maktul ... olduğunu sonradan öğrendiğini, Malaklar köyünün, Çarıklar Mahallesine, Bayrak Direği mevkisine kaçtığını, gece saat 01-02 sıralarında silahla kendisine ait iki ayrı telefonu Cerenler Mevkisinde denize attığını, bu telefonlardan birinin 0 532 481 6288 numaralı, diğerinin 0 533... numaralı olduğunu, yine aynı yere döndüğünü, Sanık ... Kollukta; olay sırasında olay yerinde bulunmadığını, Malaklar köyünde bulunduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığında; susma hakkını kullanmak istediğini, Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; susma hakkını kullandığını, Mahkemede; Samsun ili, Terme ilçesinde doğduğunu, üç yıldan beri Anamur’da ikamet ettiğini, yakın çevresi ile akrabalarından başka kimseyi tanımadığını, maktul ... ve inceleme dışı mağdur ...’u tanımadığını, diğer sanık ...’le sıhri hısım olduklarını, olay tarihinde ...’le görüşmediğini, olayla ilgisinin bulunmadığını, olay sırasında, olay yerinde olmadığını, buna ilişkin tanıkları ve görüntü kayıtları bulunduğunu, silahının olmadığını, suçsuz olduğunu, Savunmuşlardır. Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 1- Sanık ...’na atılı maktule yönelik eyleminin sabit olup olmadığı; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Adli Kolluk ve görevleri” başlıklı 164. maddesi; “(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder. (2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir. (3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir.” Aynı Kanun’un “Soruşturma evresinde yapılan işlemlerin tutanağa bağlanması” başlıklı 169. maddesi ise; “(1) Şüphelinin ifadesinin alınması veya sorgusu, tanık ve bilirkişinin dinlenmesi veya bir keşif ve muayene sırasında Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkiminin yanında bir zabıt kâtibi bulunur. Acele hâllerde, yemin vermek koşuluyla, başka bir kimse, yazman olarak görevlendirilebilir. (2) Her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır. Tutanak, adlî kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imza edilir. (3) Müdafi veya vekil sıfatıyla hazır bulunduğu işlemlerle ilgili tutanakta avukatın isim ve imzasına da yer verilir. (4) Tutanak, işlemin yapıldığı yeri, tarihi, başlama ve bitiş saatini ve işleme katılan veya ilgisi bulunan kimselerin isimlerini içerir. (5) İşlemde hazır bulunan ilgililerce onanmak üzere tutanağın kendilerini ilgilendiren kısımları okunur veya okumaları için kendilerine verilir. Bu husus tutanağa yazılarak ilgililere imza ettirilir. (6) İmzadan kaçınma hâlinde nedenleri tutanağa geçirilir.” şeklinde iken 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile Kanun’a; “(7) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlarla ilgili yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. Kolluk görevlilerinin ifadesine başvurulması gerektiği hâllerde çıkarılan davetiye veya çağrı kâğıdı, kolluk görevlisinin iş yeri adresine tebliğ edilir. Bu kişilere ait ifade ve duruşma tutanaklarında adres olarak iş yeri adresleri gösterilir.” düzenlemesini içeren 7. bent eklenmiştir. CMK'nın 161 ve 164. maddeleri gereğince Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluğun soruşturma işlemlerini yerine getirmesi mümkündür. Öte yandan; amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında ilk uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Olay tarihinde 21 yaşı içerisinde bulunduğu adli raporlarla tespit edilen maktul ...’nün bir süre şehirler arası yolcu taşıyan otobüslerde şoför muavini olarak çalıştığı, bu işinden ayrıldıktan sonra yeni bir iş bulamadığı, babasının beyanına göre kötü arkadaşlar edinerek sabah erkenden çıktığı eve gece geç saatlerde dönmeyi alışkanlık hâline getirdiği, maktulün inceleme dışı mağdur ... ile arkadaş olduğu, Şenol’un köylüsü olan ve Anamur ilçesi, Çarıklar sebze meyve halinde taşımacılık yapan ...’in olaydan bir gün önce, Anamur’da çok sayıda şirketin ortağı olup sebze meyve halinde alım satım da yapan ... ile tartışma yaşadığı, Anamur Emniyet Müdürlüğünde görevli Komiserler ..., ... ile Polis Memurları... ve ... Tetik tarafından 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te düzenlenen tutanak içeriğine göre inceleme dışı mağdur ... ve maktul ... ile tanık ...’ın da bu tartışma sırasında “Konyalı Alemci ...” olarak tanınan ...’in yanında yer aldıkları, sebze meyve halindeki tartışma sırasında ...’in ...’e silah çektiği ve “Seninle görüşeceğiz” diyerek ...’i tehdit ettiği, Anamur ilçesinde “Güzeller” olarak tanınan kardeşlerden ...’in bu tartışmayı telefonla köy muhtarı da olan ağabeyi ...’e bildirdiği, ...’in aynı zamanda sanık ...’nun kayınbiraderi olduğu, “Ciğer ...” olarak tanınan diğer sanık ...’ün ise ... ve ...’in şirketlerinde çalıştığı gibi Güzel kardeşlerle aralarında akrabalık bağının da bulunduğu, sebze meyve halindeki tartışmadan sonra 05.06.2008 tarihinde saat 20.30 sıralarında ..., ..., maktul ... ve inceleme dışı mağdur ...’in tanık ...’dan... plaka sayılı, beyaz renkli, Şahin model aracı emanet alarak Anamur’da gezmeye başladıkları, olay günü de maktul ... ile birlikte Isparta’nın Eğirdir ilçesine giden maktul ve mağdurun, Antalya - Anamur kara yolunu kullanarak Anamur’a döndükleri sırada, ...’in cep telefonu vasıtasıyla Ciğer...olarak bilinen sanıklardan ... tarafından aranarak nerede olduğunun sorulduğu, sanık ...’e Anamur’a doğru geldiklerini söyleyen ...’in Anamur ilçesine geldiğinde maktul ile birlikte Taşlık mevkisi olarak anılan yere gidip park ettiği araç içinde maktulle beraber bira içmeye başladığı, Şenol’un sanık ...’e telefon ederek Taşlık’ta bulunduğunu bildirdiği, olay yerine yaklaşık 5 dakika sonra Güzeller Şirketine ait olup o gün sanık ...’nun kullanımında olan 33 Güzeller Kardeşler 012 plaka sayılı pikapla gelen sanıklar ... ve ...’nun hızla arabadan inerek maktul ... ile mağdur ...’u araçtan çıkardıkları, ...’ün havaya ateş ettikten sonra kesici bir cisim çıkararak inceleme dışı mağdur ...’in sol kol içi ve göğüs bölgesini çizerek basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, sanık ...’nun ise tabanca ile maktule ateş ettiği, isabet alan maktulün yere düşmesi sonucu sanıkların geldikleri araçla olay yerinden uzaklaştıkları, mağdur ...’in olaydan hemen sonra olay yerinde iken amcası ...’i telefonla aradığı, “Amca beni ve yanımdaki arkadaşım ...’yü silahla vurdular, yetişin” dediği, ...’in olay yerini sorması üzerine de “Amca, gelme, bizi vuran Güzeller seni de vururlar” demesi üzerine ...’in durumu telefonla kardeşi ...’e bildirdiği, ...’in de 155 ihbar hattını saat 20.54 ve 21.10’da olmak üzere iki kez arayarak “Yeğenim ...’i Güzeller, iskelede rehin almışlar, İskele semtini basın, şahısları yakalayın” şeklinde ihbarda bulunduğu, bu durumun Anamur Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru ... tarafından 06.06.2008 tarihinde saat 21.15’te tutanak altına alındığı, paniğe kapılan inceleme dışı mağdur ...’in yolda durdurduğu Çarıklar Belediye Başkanının şoförü tanık ...’ın aracına binerek, “Hemen beni hastaneye bırak, bıçaklandım” dediği, ancak babasına telefon edebilmek ve sigara almak için bir tekel büfesinin önünde araçtan indiği, tanık ...’ın Kolluktaki ifadesinde, Şenol araca bindiğinde üzerinin yırtık ve kanlı olduğunu beyan ettiği, büfeden sigara alıp çıkan mağdurun jandarma karakoluna giderek karakol önünde düşüp bayıldığı, cankurtaranla kaldırıldığı Anamur Devlet Hastanesinde adli vakayı nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirmeden önce ilk bilgileri almak için mağdur ... ile ön görüşme yapan Anamur Emniyet Müdürlüğünde görevli Komiserler ..., ... ile Polis Memurları... ve ... Tetik’e mağdur ...’in, “maktulü sanık ...’nun silahla ateş ederek vurduğunu, havaya ateş eden ...’ün ise kendisini kesici aletle yaraladığını” detaylandırarak anlattığı, mağdurun bu anlatımı üzerine görevlilerce 06.06.2008 tarihinde saat 22.05’te iki sayfa uzunluğundaki tutanağın düzenlendiği, olay yerinde yapılan inceleme sonucu aracın sağında 1 adet 7,65 mm çapında, 1 adet 9 mm çapında olmak üzere 2 adet kovan, 1 adet 7,65 mm çapında fişek, 1 adet 9 mm çapında deforme olmuş mermi çekirdeğinin bulunduğunun tespit edildiği, arandığını öğrenen sanık ...’nun olay gecesi polis merkezine gelerek teslim olduğu ancak suçlamayı kabul etmediği, olay sırasında olay yerinde bulunmadığını iddia ettiği, olaydan sonra kaçarak 3 gün boyunca saklanan sanık ...’ün ise 09.06.2008 tarihinde teslim olduğu polis merkezinde müdafisi huzurunda verdiği ifadesinde, maktul ...’yü Taşlık mevkisinde 7,65 mm çapında mermi kullanan silahıyla kendisinin vurduğunu, olayda kullandığı tabanca ile cep telefonlarını Cerenler mevkisinde denize attığını, attığı yeri göstereceğini, detaylı ifadesini Cumhuriyet Başsavcılığında vereceğini, pişman olduğunu, “Olay sırasında yanında kimse bulunup bulunmadığı, olay yerine gittiği aracın sahibinin kimliği, maktulü neden vurduğu, maktulün yanında kimlerin bulunduğu, olay esnasında kendisinden başka silah kullanan olup olmadığının” sorulması üzerine; “Susma hakkımı kullanıyorum” şeklinde cevap verdiği, dalgıç yardımıyla sanığın gösterdiği yerde yapılan arama sonucunda sahilden 15 metre açıkta deniz tabanında sanığın tarifine uygun renk ve modelde 1 adet cep telefonunun sim kartı çıkarılmış ve bataryasından ayrılmış şekilde bulunduğu, ancak silaha rastlanılamadığı, maktul ...’nün cesedi üzerinde yapılan otopsi sonucunda; kanında 104.0 mg/dl alkol bulunan maktulün sol skapular bölge üst kısımda ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği, bu yaranın 2 cm üstünde ateşli silah mermi çekirdeği çıkış deliği, sol oksipital alt kısımda 0,7 cm çapında ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği yarası olmak üzere iki adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği yarası bulunduğu, başın arkasındaki yaranın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, sırttaki yaranın ise müstakilen öldürücü nitelikte olmadığı, ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği cilt, cilt altı bulgularına göre; haricen başa isabet eden atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu, diğer atış elbiseli bölgede olduğundan kesin atış mesafesi tayini yapılamadığı, kesin atış mesafesi tayini isteniyorsa olay anında kişinin üzerinde bulunan giysilerde bilirkişi incelemesi yaptırılmasının uygun olduğu, beyin dokusu içinden bir adet mermi çekirdeği çıkarıldığı, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırığı, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği, sanıkların çalıştıkları şirketlerin ortağı ve aynı zamanda akrabaları olan ...’in park hâlindeki aracından taşıma ruhsatlı 9 mm çapındaki 2 adet tabancasının çalındığına ilişkin olaydan 11 gün sonra 17.06.2008 tarihinde Kolluğa müracaat ettiği, ... ile birlikte ... ve ... hakkında işlenmediğini bildikleri bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi bildirmek suretiyle suç uydurma suçunu işlediklerinden bahisle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda mahkûmiyetlerine karar verildiği, bu hükümlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.03.2014 tarihli ve 9284-2904 ile 6481-2905 sayılı ilamlarla düzeltilerek onanmak yoluyla kesinleştikleri, can güvenliği bulunmadığını ifade eden inceleme dışı mağdur ...’in aşamalarda ifadesini sanıklar lehine değiştirerek sanıkların maktul ve kendisine saldıran kişiler olmadığını ifade ettiği anlaşılan dosyada; Olaydan bir gün önce Çarıklar meyve sebze halinde meydana gelen tartışma sırasında ...’i tehdit eden ...’in yanında inceleme dışı mağdur ... ile maktul ...’nün de bulunması, bu olaydan ...’in haberdar edilmesi üzerine Güzeller olarak bilinen ailenin damadı olan sanık ... ile aile arasında akrabalık bağı bulunan ve şirketlerinde çalışan sanık ...’ün ...’nun kullanımında bulunan 33 Güzel Kardeşler 012 plaka sayılı pikapla Taşlık sahiline birlikte gitmeleri, inceleme dışı mağdurun olaydan hemen sonra sanık ve yakınlarının ifadesine tesir etmesine imkân vermeyecek kısa süre içerisinde, sıcağı sıcağına, Anamur Devlet Hastanesindeki görevli polis memurlarına, sanık ...’nun maktule ateş ettiği yönündeki anlatımı, bu anlatımı tutanak altına alan Komiserler ..., ... ile Polis Memurları... ve ... Tetik’in mağdurdan bizzat işittiklerini belirttikleri sözleri yazdıkları tutanak içeriğini doğrulamaları, CMK'nın 161 ve 164. maddeleri gereğince Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluğun da soruşturma işlemlerini yerine getirmesinin mümkün oluşu, ...’in olayı ilk olarak bildirdiği amcası ...’in, yeğeninin kendisine “Amca beni ve yanımdaki arkadaşım ...’yü silahla vurdular, amca, sen gelme, bizi vuran Güzeller seni de vururlar” şeklindeki beyanı, ...’in durumu telefonla kardeşi ...’e bildirmesi üzerine ...’in 155 ihbar hattını saat 20.54 ve 21.10’da olmak üzere iki kez arayarak “Yeğenim ...’i Güzeller, iskelede rehin almışlar, İskele semtini basın, şahısları yakalayın” şeklinde ihbar, bu olguyu doğrulayan Anamur Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru ... tarafından 06.06.2008 tarihinde saat 21.15’te düzenlenen tutanak içeriği, sanık ...’in olaydan üç gün sonra gelerek maktulü silahla kendisinin vurduğunu, telefonu ve silahı denize attığı yönündeki tevilli ikrarı, sanığın gösterdiği yerde deniz tabanında kendisinin olduğunu kabul ettiği telefonun bulunmuş olması, sanıkların akrabası olan ...’in olaydan 11 gün sonra ruhsatlı iki adet tabancasının aracından çalındığına ilişkin asılsız ihbarda bulunması, ruhsatlı olan bu iki tabancanın elde edilemeyişi, ...’in işlenmediğini bildiği bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi bildirmek suretiyle suç uydurma suçunu işlediğine ilişkin Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen mahkûmiyet hükmü, olayın tek görgü tanığı olan inceleme dışı mağdur ...’in önce amcasına, ardından hastanede kendisi ile ön görüşme yapan polis memurlarına olayın gelişim şeklini samimi şekilde ve detaylıca anlattıktan sonra yaşamından endişe ettiğini de belirterek olaya ilişkin anlatımlarını aşama aşama istikrarlı bir şekilde sanıklar lehine değiştirmiş olması, ...’in bu sonraki anlatımları ile sanıkların akrabası veya çalışma arkadaşları olan savunma tanıklarının sanığı suçtan kurtarmaya yönelik beyanlarına itibar edilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde sanık ...’na atılı diğer sanık ... ile iştirak hâlinde maktul ...’ye yönelik suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu hususa ilişkin itirazının reddine karar verilmelidir. 2- Sanıkların maktule yönelik eylemlerinin kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğu; 5237 sayılı TCK’nın “Kasten Öldürme” başlığı altında düzenlenen 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” hükmünü içermektedir. “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası ise suç ve karar tarihindeki hâli ile; “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”, şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan “onaltı” ibaresi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Konuya ilişkin TCK'nın 87. maddesinin gerekçesinde ise; “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir” açıklamasına yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161.). 765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır. Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd; ... Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c 3, s. 2484 vd.). 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için; a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer yandan, 5237 sayılı TCK’nın “Kasten öldürme” başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Suçun vasıflandırılması için failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu büyük önem taşımaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Bu açıklamalar ışığında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birinci uyuşmazlık konusunda detaylı şekilde anlatılan olayda; Anamur ilçesinde kardeşi ... ile birlikte çok sayıda şirketin sahibi olan ...’in olaydan bir gün önce sebze meyve halinde taşımacılık da yapan ... isimli şahıs tarafından Çarıklar sebze meyve halinde tehdit edilmesi üzerine durumu ağabeyi ...’e telefonla bildirdiği, Güzeller olarak bilinen aile ile akrabalıkları bulunan ve Güzeller şirketlerinde çalışan sanıklar ... ile ...’ün bu tehdit olayı sırasında ...’in yanında bulunan ve ...’in adamı oldukları yönünde söylentiler bulunan maktul ... ile inceleme dışı mağdur ...’e husumet duymaları, maktulün bulunduğu yeri öğrenir öğrenmez yanlarına öldürmeye elverişli olduğu hususunda kuşku bulunmayan tabancalarını alarak gitmeleri, sanıklardan ...’nun bitişik atış mesafesinden olacak şekilde, maktulün sırt bölgesine dayadığı silahını ateşlemesi, sırta isabet eden merminin 2 cm yukarıdan vücudu terk ettiği, başın arka kısmından giren ve uzak atış mesafesinden ateşlendiği belirtilen merminin ise beyin dokusu harabiyeti oluşturarak maktulün ölümüne yol açmış olması, başından aldığı mermi yarasının tesiri ile maktulün yere düşmesinden sonra öldürme kastının bulunmadığı şeklinde yorumlanabilecek ilk yardım, yetkililere haber verme gibi herhangi bir davranış sergilemeksizin, öldürme gayesinde sonuç aldıkları bilinciyle her iki sanığın olay yerinden kaçıp uzaklaşmaları şeklindeki, olay öncesi, olay sırası ve olay sonrasındaki davranışları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanıklar ... ve ...’ün maktul ...’yü aldıkları karar doğrultusunda fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurarak iştirak hâlinde kasten öldürdükleri, sanıkların kastının yaralamaya yönelik olmadığı, eylemlerinin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden de reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık yönünden REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 06.10.2020 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle karar verildi.
7. Ceza Dairesi, 2021/7399 E., 2025/6869 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ceza Muhakemesi Kanununun 160/1-2, 161/2 ve 164/2 maddeleri gereğince Cumhuriyet Savcısına bilgi verilerek onun emir ve talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunludur.
7. Ceza Dairesi         2021/7399 E.  ,  2025/6869 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2013/1231 E., 2014/746 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, kaçak sigaraların müsaderesi TEMYİZ EDENLER : Sanık ... müdafi, sanık ... müdafi, suçtan zarar gören Gümrük İdaresi vekili TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, suçtan zarar gören Gümrük İdaresi dava ve duruşmalardan haberdar edilmeden yargılama sonlandırılmış ise de, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için yasa yollarının açık olduğu gözetilerek temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: Olayın oluş biçimi, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; 1. Suç tarihi itibarıyla suçtan doğrudan zarar gören Gümrük İdaresi'nin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 234/1-b bendi uyarınca davadan haberdar edilip duruşma günü bildirilmeden yokluğunda yargılamaya devamla hüküm kurulması, 2. Suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre sanıkların eyleminin, 11.04.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3/18. maddesi kapsamında kaldığı, ancak suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesinin son cümlesi yollamasıyla aynı Kanun'un 3. maddesinin 5. ve 10. fıkraları kapsamında bulunduğu gözetildiğinde; 10.12.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 22. fıkrasının ''3/23." madde ve fıkrası olarak değiştirildiği dikkate alınarak, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3/23. madde ve fıkrasına eklenen "Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar pek hafif olması halinde üçte birine kadar indirilir." şeklindeki düzenlemenin sanık lehine hükümler içerdiği, yine aynı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve dava konusu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katının ödenmesi halinde, soruşturma evresinde etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmamış ise verilecek cezada 1/2 oranında, yapılmış ise 1/3 oranında indirim yapılacağı belirtilerek 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca etkin pişmanlık ihtarında bulunulması gerektiği de göz önünde bulundurulmak suretiyle; Suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesi ile 6545, 7242 ve 7423 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 3/18-son yollamasıyla aynı Kanun'un 3/5, 3/10, 3/23 ve 5/2. maddeleri somut olaya ayrı ayrı uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63. maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen geçici 12/2. maddesi gereği ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının Mahkemesince saptanması ve sonucuna göre uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması, 3. 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde öngörülen hak yoksunlukları uygulanırken, 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile anılan maddede yapılan değişiklik ve Anayasa Mahkemesinin 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir. 4. Suç konusu kaçak sigaraların tamamının 5607 sayılı Kanun'un 13/1. maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 54/4. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, 5.Suç tarihi itibarıyla suçtan doğrudan zarar görmeyen ... lehine vekâlet ücretine hükmolunması, Açıklanan nedenlerle, sanık ... müdafi, sanık ... müdafi, ile suçtan zarar gören Gümrük İdaresi vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğu ile BOZULMASINA, 07.05.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI DÜŞÜNCE Kolluk tarafından tutulan tutanakta belirtildiği üzere; kaçakçılığı önlemeye yönelik yürütülen çalışmalarda 03/10/2013 günü akşam saatlerinde 34 J 3716 plaka sayılı araçla kaçak sigara getirileceği bilgisinin alınması üzerine, aracın hareket halinde görülerek takibe alındığı, otoban gişeleri önünde durdurulduğu, aracın camından bakıldığında üzeri örtü ile kapatılmış kolilerin görüldüğü, sanık ...’den sorulduğunda kaçak sigara olduğunu sigaraların yanında bulunan yengesi ...’ye ait olduğunu söylediği, ...’nin sigaraları rızaen teslim ettiği, daha sonra Cumhuriyet Savcısına bilgi verildiği anlaşılmaktadır. Somut durumda Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek yapılmış bir işlem bulunmadığı gibi herhangi bir arama emri de bulunmamaktadır. 5607 sayılı kaçakçılıkla mücadele kanununun 9/1. maddesindeki düzenleme; “Kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğundan şüphe edilen her türlü kap, ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlar ile kişilerin üzerlerinde yapılacak arama ve elkoymalar, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca yerine getirilir.” şeklindedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Birinci Kitap, "Koruma Tedbirleri" başlıklı Dördüncü Kısımda, "Arama ve elkoyma" başlıklı Dördüncü Bölümde düzenlenen "Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" başlıklı 116 ıncı maddesi arama işleminin yapıldığı tarihte; “Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir” hükümlerini içermektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 119. maddesi; “Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir” hükümlerini içermektedir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5 inci maddesinde adli arama; "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin, özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, etrafı çevrili diğer mahallerinde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir” şeklinde tanımlanmıştır. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin “Karar alınmadan yapılacak arama” başlıklı 8 inci maddesinde; “Aşağıdaki hâllerde ayrıca bir arama emri ya da kararı aranmaz: a) Hakkında tutuklama kararı veya yakalama emri veya zorla getirme kararı bulunan kişi ile hakkında gıyabî tutuklama kararı verilen kaçak yakalandığında üstünde, yakalanması amacıyla konutunda, işyerinde, yerleşim yerinde, bunların eklentilerinde ve aracında yapılacak aramada, b) Hâkim kararı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile veya kolluk tarafından doğrudan yakalanan kişinin, kendisine, başkalarına veya yakalama işlemini yapan kolluk görevlilerine zarar vermesini önlemek amacıyla yapılacak kaba üst aramasında, c) Gözaltına alınan kişinin, nezarethaneye konmadan önce yapılan üst aramasında, d) Herhangi bir sebeple hukuka uygun şekilde yakalandıktan sonra kolluk güçlerinin elinden kaçmakta olan kişilerin veya işlenmekte olan veya henüz işlenmiş olan veya pek az önce işlendiğini gösteren belirtilerin olduğu suçun failinin yakalanması amacıyla takibi sırasında girdikleri araç, bina ve eklentilerinde yakalanması amacıyla yapılacak aramalarda, e) 1) 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında gümrük salonları ve gümrük kapılarında kaçak eşya sakladığından kuşkulanılan kişilerin üzeri, eşyası, yükleri ve araçlarının gümrük kontrolü amacıyla gümrük görevlilerince aranmasında, 2) 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında Gümrük Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girilmesi, çıkılması ve geçilmesi yasak olan gümrük bölgesinde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçlarının yetkili memurlar tarafından durdurularak bu kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsa taşıma araçlarının aranmasında, f) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24 üncü maddesindeki kanunun hükmü ve âmirin emrini yerine getirme, 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ve 26 ncı maddesindeki hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası ile diğer kanunların öngördüğü hukuka uygunluk sebepleri ve suçüstü hâlinde yapılan aramalarda, toplum için veya kişiler bakımından hayatî tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla veya kapalı yerlerden gelen yardım çağrıları üzerine, konut, işyeri ve yerleşim yeri ile eklentilerine girmek için.” hükümlerine yer verilmiştir. Olayımızla ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararlarına da bakmak gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/610 Esas ve 2014/512 sayılı kararında ve bu karara benzer birden çok kararında adli arama ve önleme aramasının hangi hallerde yapılacağına ilişkin belirlemeler yapmış ayrıca karar alınmadan yapılacak aramalarla ilgili de görüş ortaya koymuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/610 Esas ve 2014/512 sayılı kararında: “Ceza muhakemesinin kurallarının işlemeye başlaması "başlangıç şüphesi" ile olmaktadır. Bu nedenle koruma tedbirleri bir suçun işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesinden sonraki aşamada başvurulan adli nitelikli tedbirlerdir. Önleme aramasında tehlikeli bir kişi veya eşya aranmakta olup önleme aramasının muhatapları da suç şüphesi altında olmayan kişilerdir. CMK'nun 161/2 ve PVSK'nun Ek 6. maddeleri uyarınca edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan kolluğun, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için gerekli acele tedbirleri aldıktan sonra durumu derhal Cumhuriyet savcısına bildirmesi ve Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapması gereklidir. Başlangıçta suç işlenmesinin önlenmesi düşüncesi olsa bile, suç şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren yapılacak durdurma ve arama adli bir nitelik taşıyacaktır.” denilmiştir. Somut olayda 34 J 3716 plakalı araçla kaçak sigara getirileceği bilgisi alınmıştır. Elde edilen bilgilerle kaçak sigara getirileceğinin öğrenilmesi ve somut bir veriye ulaşılması halinde yapılacak adli işlemler 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda belirtilen kurallara uygun bir şekilde yapılmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanununun 2/e maddesine göre soruşturma kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır. Soruşturma aşaması başlamıştır. Ceza Muhakemesi Kanununun 160/1-2, 161/2 ve 164/2 maddeleri gereğince Cumhuriyet Savcısına bilgi verilerek onun emir ve talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunludur. Kolluk görevlileri kendi başlarına işlem yaparlarsa, bu işlemler Ceza Muhakemesi Kanunundaki düzenlemelere uygun olmadığı için geçerli olmayacaktır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda rızaen aramaya yer verilmemiştir. Suç delillerinin elde edilebileceği makul şüphe hallerinde kolluk görevlilerinin kendiliğinden arama yapabilecekleri de Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Sanığın aracında yapılan arama, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 8. maddesinde düzenlenen “karar alınmadan arama yapılacak haller” kapsamına da girmemektedir. Kolluk görevlileri Ceza Muhakemesi Kanununun 2/e, 160/1-2, 161/2 ve 164/2 maddelerindeki düzenlemelere, CMK’nin 116. ve 119. maddelerine, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5 inci ve 8 inci maddelerine uygun hareket etmemişlerdir. Ceza Muhakemesi Kanunundaki düzenlemelere uymadan işlem yapılması nedeniyle deliller usulsüz elde edildiğinden hükme esas alınamaz. Kaçağa konu sigaraların elde ediliş şekli usülsüz işlemlere dayalı olduğundan, sanıklar hakkında delil olarak kullanılamaz. Usulsüz işlemler ve usulsüz arama nedeniyle elde edilen delillerin kullanılamayacağı gözetilerek, kararın aramanın ve yapılan işlemlerin usülsüz olması nedeniyle bozulması gerektiğini düşündüğüm için, heyetimizin sayın çoğunluğunun aksi yöndeki görüşlerine katılmıyorum.
10. Ceza Dairesi, 2023/850 E., 2023/2693 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
iğine ve uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair elde edilen bilgilerin uyumlu olması halinde ayrıca şuç şüphesi oluşturan bilgilerin elde edildiği aşamada suç üstü halinin olmaması, bu durumda kolluk görevlilerinin edindikleri bilgileri, 5271 sayılı CMK'nın 2/e, 158, 160, 161 ve 164. maddeleri uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına bildirip bu konuda adli arama kararı talep etmeleri ve Cumhuriyet
10. Ceza Dairesi         2023/850 E.  ,  2023/2693 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet ... tebliğnamede sanık olarak gösterilmiş ise de; sanık hakkındaki hükme yönelik temyiz talebi bulunmadığından inceleme dışında tutulmuştur. Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin, hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.02.2014 tarih, 2013/402 Esas ve 2014/36 Karar sayılı kararı ile; a. Sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 58 inci maddesi uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis ve 1.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir. b. Sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. B. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararının, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 19.11.2019 tarihli ve 2016/1074 Esas, 2019/6323 Karar sayılı kararı ile; "1. Olay tutanakları uyarınca; sanık ...’dan gizli soruşturmacı sivil giyimli kolluk görevlilerinin 10.07.2013 ve 18.07.2013 tarihlerinde uyuşturucu madde satın aldıklarının anlaşılması karşısında; A. Olay tutanaklarında belirtilen gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin Kocaeli 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 18.02.2013 tarihli 2013/157 D. İş sayılı kararının dosya içerisinde bulundurulmaması, B. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan CMK'nın 139. maddesine göre gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için işlenen suçun kanunda sayılan ve gizli soruşturmacı kullanılabilecek suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde etme imkanının bulunmaması, suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir suç olması ve yetkili ve görevli mahkemece bir karar verilmesi gerekir. Dava konusu suç uyuşturucu madde ticareti yapma suçu olduğu halde, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suç olmadığı; zira CMK'nın 139. maddesinin 4. fıkrasına göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği; yine CMK'nın "Teknik Araçlarla İzleme" başlıklı 140. maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir kararın bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve CMK'nın 140. maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Mahkemece suçun sübutu gizli soruşturmacı faaliyetleri, fotoğraf teşhis tutanakları ile teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen kayıtlara dayandırılmıştır. CMK'nın 217. maddesine göre sanığa atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen delile dayanılarak sübuta gidilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla a. Suçun sübutunun tespiti için sanıktan uyuşturucu madde alma - temin etme eylemini gerçekleştiren gizli soruşturmacılar kolluk görevlisi ise "suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama" konusunda faaliyette bulunabileceklerinden, öncelikle gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olup olmadığının sorulması, adli kolluk görevlisi ise CMK'nın 139/3. maddesi hükmü de gözetilerek tanık olarak dinlenilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, b. Sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 140. maddesi uyarınca teknik araçlarla izlemeye ilişkin verilmiş bir kararın bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise hukuki denetime olanak sağlayacak şekilde aslı veya onaylı örneği getirtilerek bu dosya içine konulması; yoksa bu yöntemle elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği hususu gözetilerek sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması, 2. 17.11.2013 tarihli olay tutanağı uyarınca; suç tarihinde sanık ...’ın içerisinde bulunduğu ... plaka sayılı araca kolluk görevlileri tarafından dur ihtarında bulunulduğu, aracın durmayarak yoluna devam ettiği ve araç içerisinden suça konu net 46,3 gr AM-2201 etken maddesini içerir uyuşturucu ile 53 adet ağzı açık boş paketin dışarıya atılmasından sonra aracın resmi ekiplerce durdurulduğu somut olayda; araç içerisinde bulunan sanık ... ile hakkında aynı suçtan dolayı beraat kararı verilen ...’ın kolluk, savcılık ve mahkemece alınan savunmalarında araç içerisinden bir şey atmadıklarını beyan etmeleri karşısında; olay tutanağında imzaları bulunan tutanak tanıklarının mahkemeye çağrılarak tanık olarak dinlenmeleri ve sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanık ...’ın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması, 3. 28.11.2013 tarihli fiziki takip tutanağı uyarınca; sanık ...’ın kullanmakta olduğu....nolu hattının Kocaeli 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 18.11.2013 tarih ve 2013/819 d. iş sayılı kararıyla iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına konu edindiği, dinleme içeriklerinden sanığın suç tarihinde uyuşturucu madde temini için diğer sanıklar ... ve ... ile birlikte.... plaka sayılı araç ile İstanbul iline gideceğinin tespit edildiği ve sanıkların içerisinde bulunduğu aracın suç tarihinde saat 16:30 itibariyle takibe alındığı ve saat 22:30’a kadar takip edilen aracın İstanbul dönüşü kuruçeşme mevki otoban turnikesi çıkışında durdurulduğu, araçta ve sanıklar üzerinde Kocaeli 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2013/850 d. iş sayılı önleme araması kararına istinaden olay tutanağı uyarınca kabaca yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, sonrasında GBT/UYAP sorgulamasında sanık ...’un Kocaeli 3. Sulh Ceza Mahkemesince aranıyor olması ve sanığın şüphe arz edecek tedirgin hareketleri nedeniyle detaylı arama yapılabilmesi amacıyla sanıkların araçlarıyla birlikte .... Ekipler Büro Amirliğine götürüldükleri ve burada sanıklar ... ve ...’ın üstlerinde yapılan ikinci aramada suç unsuruna rastlanılmadığı ancak sanık ...’un detaylı yapılan üst aramasında sanığın kemeri altına gizlenmiş vaziyette beyaz şeffaf poşete sarılı 100 adet MDMA içerir suça konu hapların ele geçirildiği ve aramadan sonra dosya savcısı ... ...’a telefonla bilgi verildiğinin anlaşıldığı somut olayda; CMK'nın 161. maddesinin 2. fıkrası ve PVSK'nın Ek 6. maddeleri uyarınca edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan kolluğun, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için gerekli acele tedbirleri aldıktan sonra durumu derhal Cumhuriyet savcısına bildirmesi ve Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda gerekli soruşturma işlemlerini yapması gereklidir. 2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesine göre "önleme araması", suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir. CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre "adli arama" ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması değil ancak adli arama yapılabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.02.2017 tarih, 2016/20-800 esas ve 2017/120 sayılı kararında; "Kollukça alınan bilgiler ile yapılan araştırma sonucu sanığın kimliğine ve uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair elde edilen bilgilerin uyumlu olması halinde ayrıca şuç şüphesi oluşturan bilgilerin elde edildiği aşamada suç üstü halinin olmaması, bu durumda kolluk görevlilerinin edindikleri bilgileri, 5271 sayılı CMK'nın 2/e, 158, 160, 161 ve 164. maddeleri uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına bildirip bu konuda adli arama kararı talep etmeleri ve Cumhuriyet savcısından alacakları talimat doğrultusunda işlem yapmaları gerektiğinden, adli arama kararı alınmadan yapılacak arama işleminin ve bu arama sonucunda ele geçirilecek uyuşturucu maddenin hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olacağı, suçun maddi konusu ve delili olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde edilmesi durumunda ise hükme esas alınamayacağı ve buna bağlı olarak suçun unsurunun oluşmayacağı gözetildiğinde, yerel mahkemece sanığın üzerinin aranması için CMK'nın 116 ve devamı maddelerine uygun olarak alınmış bir "adli arama kararı" olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma sonucu hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir" şeklinde açıklama yaparak suç şüphesi oluşturan bilgilerin elde edildiği aşamada suç üstü halinin mevcut olmayacağının hükme bağlandığının anlaşılması karşısında; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş" olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağından; Somut olayla ilgili adli arama kararı ya da yazılı adli arama emri bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa aslı veya onaylı örneğinin getirtilmesi, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması, Kabule göre de; 4. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetin 2013/4284 sırasına kayıtlı bulunan ve sanıklardan ele geçen 3 adet cep telefon ile 1 adet sim kartın suçun işlenmesinde kullanıldığına ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden iadesi yerine müsaderelerine karar verilmesi, 5. 10.07.2013, 18.07.2013, 17.11.2013 ve 28.11.2013 tarihli olaylarda; İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nce suça konu uyuşturucu maddelerden alınan şahit numunelerin müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 6. Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanıkların durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması" nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir. C. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.02.2021 tarih, 2019/444 Esas ve 2021/47 Karar sayılı kararı ile; a. Sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesi ve 58 inci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir. b. Sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. D. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz istemlerinin yerinde görülmemesi nedeniyle hükümlerin onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Sanık ...'ın temyiz sebepleri Kararın Yargıtay'a gönderilmesi talebine ilişkindir. B. Sanık ...'un temyiz sebepleri Alınan cezaya itiraza ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Güvenlik güçlerince uyuşturucu madde ticareti yapan kişilere yönelik olarak yürütülen istihbari çalışmalar, yapılan fiziki takipler, iletişim tespiti çerçevesinde 10.07.2013 günü sanık ...'dan gizli soruşturmacılarca güven alımı kapsamında 20,00 TL karşılığı 3.6 gram, yine 18.07.2013 günü 20,00 TL karşılığı 2.0 gram esrar maddesi alınmıştır. Bu eylemlerle ilgili olarak uyuşturucu madde alımı yapan gizli soruşturmacılar tarafından yapılan teşhiste uyuşturucu madde satın almış oldukları şahsın sanık ... olduğunun teşhis tutanağından anlaşıldığı, olay tarihlerinde gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen GS416'nın suç tarihinde adli kolluk görevlisi olarak görev yaptığı ve mahkemece tanık olarak alınan beyanında olayın doğru olduğunu beyan ettiği anlaşılmakla sanık ...’un 10.07.2013 ve 18.07.2013 tarihli eylemleri ile satmak amacıyla uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği; 17.11.2013 tarihinde sanık ...'ın (... ...) plakalı araç ile İstanbul'dan temin ettiği uyuşturucu maddeleri Kocaeli'ne getireceği bilgisinin alındığı, (... ...) plakalı araca kolluk görevlilerince dur ihtarında bulunulduğu ancak aracın buna riayet etmediği ve araç seyrine devam ederken araç içerisinden beyaz bir poşetin atıldığı, daha sonra 100 metre kadar ileride aracın durdurulduğu ve atılan poşet incelendiğinde gazete kağıdına sarılı vaziyette daralı ağırlığı 66 gram gelen bonzai madde olduğunun tespit edildiği, olay tarihi olan 17.11.2013 tarihli tutulan tutanakta imzası olan kolluk görevlilerinin alınan beyanlarında olayın doğru olduğunu beyan ettikleri hususları birlikte değerlendirildiğinde sanık ...’ın 17.11.2013 tarihli eylemi ile satmak amacıyla uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği gerekçesiyle sanıkların mahkûmiyetlerine karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince "alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihi itibarıyla sanıkların üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafii tayininin gerekmediği, ancak 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle hapis cezasının alt sınırının on yıl hapis cezası olarak değiştirildiği, hükmün verildiği 11.02.2021 tarihinde 6545 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunduğu ve 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafii tayinini gerektirdiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilerek sanıkların savunma hakkının kısıtlanması hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.02.2021 tarih, 2019/444 Esas ve 2021/47 Karar sayılı kararına yönelik sanıkların temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısı ile ilişkisine dair aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) El koydukları olayları derhal savcıya bildirmek zorundadırlar.
B) Yakalanan kişiler ve uygulanan tedbirleri savcıya bildirirler.
C) Savcının adliyeye ilişkin emirlerini gecikmeksizin yerine getirirler.
D) Adli kolluk, savcıdan bağımsız olarak kendi inisiyatifiyle soruşturmayı sonlandırabilir.
E) Savcı, adli kolluk görevlilerine emirleri yazılı veya acele hallerde sözlü verir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol