5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 185

Ceza Muhakemesi Kanunu 185. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 185 – (1) Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır. Kapalılık kararının ve nedenlerinin yazılması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

265 karar eşleşti
17. Ceza Dairesi, 2019/11826 E., 2019/14155 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
3)Kayden 28/07/2003 doğumlu olup, aynı zamanda karar celsesi de olan 22/03/2019 tarihinde 18 yaşını ikmâl etmediği anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 185/1. maddesi gereğince duruşmanın kapalı yapılarak hükmün de kapalı oturumda açıklanması gerektiği halde buna aykırı olarak açık yargılama yapılarak karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmekted
17. Ceza Dairesi         2019/11826 E.  ,  2019/14155 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme Hükümlü ... hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 32/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-a maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına, 5237 sayılı Kanun’un 57/1. maddesi uyarınca hükümlünün yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına ilişkin...Asliye Ceza Mahkemesinin 22/03/2019 tarihli, 2018/213 Esas, 2019/122 Karar sayılı ilamının kesinleşmesini müteakip anılan kararlara karşı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 17/09/2019 tarihli ve 94660652-105-54-14310-2019-KYB sayılı “Kanun Yararına Bozma” talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başavcılığının 30/09/2019 tarihli ve 2019/93065 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İstem yazısında; “1)5237 sayılı Kanun'un 31/2. maddesinde yer alan; “Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olan kişilerin işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluklarının olmayacağı, ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmedilmesinin gerektiği" şeklindeki düzenleme karşısında; dosya kapsamına göre, suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk ... hakkında...Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan 28/03/2018 havale tarihli raporda ''...işlediği iddia edilen gece vakti ibadete ayrılmış yerlerde bulunan eşya hakkında hırsızlık, gece vakti birden fazla kişi ile birlikte konut dokunulmazlığını ihlal etme ve ibadethanelere zarar verme suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp bu fiillerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu (farik ve mümeyyiz olmadığı)...” yönünde bildirilen görüşe aykırı olarak suça sürüklenen çocuk hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirine hükmedilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde, 2)5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 35/1 ve Çocuk Koruma Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 20/2. maddelerindeki düzenlemeler uyarınca; fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocukların fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneklerinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin olup olmadığının takdiri bakımından, bu kişilerin bireysel özelliklerini ve sosyal çevrelerini ortaya koyan ve sosyal inceleme olarak adlandırılan incelemenin yaptırılmasında zorunluk bulunduğu; buna karşın mahkemece suç tarihinde 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuk ... hakkında sosyal inceleme yaptırılmadan hüküm kurulmasında, 3)Kayden 28/07/2003 doğumlu olup, aynı zamanda karar celsesi de olan 22/03/2019 tarihinde 18 yaşını ikmâl etmediği anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 185/1. maddesi gereğince duruşmanın kapalı yapılarak hükmün de kapalı oturumda açıklanması gerektiği halde buna aykırı olarak açık yargılama yapılarak karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir. Hukuksal değerlendirme: I-Suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde, suça sürüklenen çocuk hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine mi akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine mi hükmolunması gerektiği meselesi yönünden yapılan değerlendirme: 5237 sayılı TCK’nin “Yaş küçüklüğü” başlıklı 31. maddesinde; “(1) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. (2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/5 md.) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan onbir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. (3) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/5 md.) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz.” hükümlerine yer verilmiştir. Anılan maddenin gerekçesi ise; “Çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde bulunan oniki yaşını doldurmuş ve fakat henüz onbeş yaşını tamamlamamış kişiler, genellikle işlediği fiilin bir haksızlık oluşturduğunun bilincinde olmakla beraber, bazı durumlarda fiili işlemekten kendini alıkoyamamakta ve bazı davranışlar açısından iradesine yeterince hâkim olamamaktadır. Bu nedenle, suç oluşturan bir fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş olup da henüz onbeş yaşını bitirmemiş olan kişilerin, işlediği suç açısından davranışlarını yönlendirebilme yeteneğine sahip olduğunun belirlenmesi hâlinde, ceza sorumluluğunun olduğu kabul edilmiştir. Bu grup yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olup olmadığı, çocuk hâkimi tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yaş küçüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce rapor hazırlanması istenir. Çocuk hâkimi, hazırlanan bu raporları, ceza sorumluluğunun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacağı değerlendirmede dikkate alır. Kusur yeteneği bulunmayan yaş küçüğü hakkında ceza tertibine yer olmadığına karar verilir. Ancak, bu kişiler hakkında koruyucu, eğitici ve yeniden topluma kazandırıcı nitelikte güvenlik tedbirlerine hükmedilir. Çocuk hâkimi, işlediği suç açısından ceza sorumluluğunun olduğunu kabul ettiği yaş küçüğü hakkında ise kural olarak indirilmiş cezaya hükmedecektir.” şeklindedir. Aynı Kanun’un “Akıl hastalığı” başlıklı 32. maddesi ise; “(1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. TCK’nin “Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri” başlıklı 57. maddesinde ise; “(1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar. (2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hakim kararıyla serbest bırakılabilir. (3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir. (4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır. (5) Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır. (6) İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkûm olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, mahkeme kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir. (7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine mahkeme veya hakim kararıyla serbest bırakılabilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.03.2013 tarihli, 2012/9-1468 Esas, 2013/101 Karar sayılı ilamında; “Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluğu işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin varlığına bağlıdır. Bu yaş grubundaki çocukların ceza sorumluluklarının bulunup bulunmadığı açılacak kamu davası sonucunda çocuğun sosyal inceleme raporundaki ailevi, sosyal, ekonomik, psikolojik koşulları ile eğitim durumuna ilişkin tespitler ve adlî tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk hâlinde uzman hekimin görüşü dikkate alınarak bizzat çocuk mahkemesi tarafından belirlenir. Bu değerlendirme sonucunda mahkemece çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediği kabul edilirse ceza sorumluluğu yoktur ve hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223/3-a maddesi uyarınca “kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilip, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Pek tabi bu kararın verilebilmesi için öncelikle çocuğun eyleminin sabit olduğu ve suç teşkil ettiği tespit edilmelidir. Aksi takdirde çocuğun beraatine karar verilmelidir. Ceza verilmesine yer olmadığı ile beraat, hukuki yapıları ve sonuçları ayrı iki farklı karar türüdür. Kanun on iki yaşını doldurmamış olan çocuklar ile ilgili güvenlik tedbiri uygulanması konusunda hâkime takdir hakkı tanımış iken, 12-15 yaş grubuna giren ve işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemesi nedeniyle ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklarla ilgili güvenlik tedbiri uygulanmasını zorunlu tutmuş, bu konuda hâkime takdir yetkisi vermemiştir.” denilmektedir. Yukarıdaki açıklamalar göz önüne alındığında, 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocukların, üzerine atılı suçları işlediklerinin sabit olması durumunda, sosyal inceleme raporundaki ailevi, sosyal, ekonomik, psikolojik koşulları ile eğitim durumuna ilişkin tespitler ve adlî tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk hâlinde uzman hekimin görüşü birlikte değerlendirilip işledikleri fiillerin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamadıkları veya davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin yeterince gelişmediği kabul edilirse suça sürüklenen çocuklar hakkında 5271 sayılı CMK’nin 223/3-a maddesi uyarınca “kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilip çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunmalıdır. II-Suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuklar hakkında sosyal inceleme raporu aldırılmasının zorunlu olup olmadığı meselesi yönünden yapılan değerlendirme; TCK'da ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlığı altında düzenlenen ve kusurluluğu etkileyen hâllerden biri olarak öngörülen yaş küçüklüğü aynı Kanunun 31. maddesinde: “(1) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. (2) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. (3) Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz” şeklinde düzenlenmiş, Madde gerekçesinin fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlarla ilgili bölümünde; “Bu grup yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olup olmadığı, çocuk hakimi tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yaş küçüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce rapor hazırlanması istenir. Çocuk hakimi, hazırlanan bu raporları, ceza sorumluluğunun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacağı değerlendirmede dikkate alır.” açıklamalarına yer verilmiştir. TCK'nin 31. maddesi ile yaş küçüklüğünün ceza sorumluluğuna etkisi, fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış, on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış ve on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olanlar olmak üzere üç farklı grup içerisinde ele alınmıştır. Uyuşmazlık konusu itibarıyla fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluğu üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu kusur yeteneğinin varlığına bağlıdır. Kusur yeteneğinin bulunup bulunmadığına ilişkin tespit ise 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 35 ile Çocuk Koruma Kanunun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar hakkında Yönetmeliğin 20 ve 21. maddeleri çerçevesinde yapılacaktır. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun (ÇKK) “Sosyal İnceleme” başlığını taşıyan 35. maddesi; “(1) Bu Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılır. Sosyal inceleme raporu, çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde bulundurulur. (2) Derhâl tedbir alınmasını gerektiren durumlarda sosyal inceleme daha sonra da yaptırılabilir. (3) Mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi kararda gösterilir”, Çocuk Koruma Kanunu'nun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin (ÇKKY) 20. maddesi; “(1) Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılabilir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında çocuğun, veli veya vasisi ya da müdafii veya bu kimselerin avukatları da mahkeme veya çocuk hâkimine müracaat ederek çocuk hakkında sosyal inceleme yapılmasını talep edebilirler. (2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. (3) Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığını takdir yetkisi münhasıran mahkemeye aittir. Sosyal incelemeyi yapan bilirkişi, çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre koşulları, gördüğü eğitim, fiziksel ve ruhsal gelişimi hakkında bir rapor düzenler. Hâkim, bu yaş grubuna giren çocuğun kusur yeteneğinin olup olmadığını takdir ederken, görevlendirdiği bilirkişinin hazırlamış bulunduğu raporda yer verilen gözlem, tespit ve değerlendirmeleri göz önünde bulundurur. (4) İkinci ve üçüncü fıkralardaki hâllerde, hâkim veya mahkeme, sosyal inceleme raporu ile birlikte çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin belirlenebilmesi amacıyla adlî tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk hâlinde uzman hekimden görüş alır...” Aynı Yönetmeliğin 21. maddesi ise, "... (2) Raporda çocuğun işlediği fiille ilgili olarak hukukî anlam ve sonuçları kavrayabilme ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığı hakkında sonuç değerlendirmesinde bulunulmaz. (3) Sosyal inceleme raporu, suça sürüklenmiş çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde bulundurulur” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre; TCK'nin 31. maddesinin gerekçesi ve ÇKK'nin 35 ile ÇKKY'nin 20/3 ve 21/3. maddelerinde belirtildiği üzere kusur yeteneğinin var olup olmadığı mahkeme veya hâkim tarafından tespit edilecektir. Bu tespit yapılırken de ÇKKY'nin 20/4. maddesi uyarınca mahkeme veya hâkim, bu yaş grubu bakımından zorunlu olarak alınması gereken suça sürüklenen çocuğun aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce düzenlenen sosyal inceleme raporu ile suça sürüklenen çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği hakkında adlî tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk hâlinde uzman hekim tarafından düzenlenen bilirkişi raporundaki gözlem, tespit ve değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak, raporlarla bağlayıcı olmaksızın, her delil gibi bunları da serbestçe değerlendirip suça sürüklenen çocuğun kusur yeteneğinin olup olmadığını takdir edecektir. Yukarıdaki yasal düzenlemelerden ve açıklamardan da anlaşılacağı üzere 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 35/1 ve Çocuk Koruma Kanunu'nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 20/2. maddesi gereğince, suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuklar hakkında sosyal inceleme raporunun aldırılması zorunludur. III-Duruşma tarihlerinde sanık veya suça sürüklenen çocuklardan bir veya birden fazlasının, 18 yaşından küçük olması durumunda yargılamanın açık oturumda mı yoksa kapalı oturumda mı yapılacağı meselesi yönünden yapılan değerlendirme; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.02.2012 tarihli, 2011/6-331 Esas, 2012/69 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Anayasamızın 141. maddesinde “mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır” ifadesiyle, adil yargılanma hakkının bir gereği olarak duruşmaların açık yapılması gerekliliği hükme bağlanmıştır. Yargılamanın aleniliği ilkesi ceza yargılamasının temelini oluşturan ilkelerden birisi olmakla birlikte, bu ilke mutlak ve istisnasız değildir. Yargılamanın aleniliği ilkesi, gizli yargılamaların sakıncalarını gidermeyi, mahkeme kararlarına güveni sağlamayı ve adil bir yargılamayı güvence altına almayı amaçlarken, aleniyet ilkesinin istisnasını oluşturan zorunlu kapalılık ise suça sürüklenen çocuğu korumayı amaçlamaktadır. 1412 sayılı CMUK’un “Mecburi gizlilik” başlıklı 375. maddesi; “On beş yaşını henüz bitirmemiş olan çocuklara ait duruşma mutlaka gizli olur. Hüküm dahi gizli tefhim olunur” şeklinde iken, 5271 sayılı CMK’nin “Zorunlu kapalılık” başlıklı 185. maddesi; “Sanık onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır” şeklinde düzenlenmiş ve alenilik ilkesinin istisnasını oluşturan zorunlu kapalılığın uygulama alanı suça sürüklenen çocuklar lehine genişletilmiştir. CMK’nin 185. madde gerekçesinde; “Küçük yaştaki çocuklara ait yargılamanın aleni olması bunların fikir ve muhakemeleri ve intikalleri üzerinde çok fena tesirler husule getirebilir” denilmek suretiyle, zorunlu kapalılığın amacının alenilik ilkesinin ihlali olmayıp suça sürüklenen çocuğu korumak olduğu açıkça ifade edilmiştir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda, gerek taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, gerekse yargılama yasalarının bireyi ve çocuğu koruma siyasetinin bir sonucu olarak suça sürüklenen çocukları koruma altına alan pek çok hükme yer verilmiştir. Bu kapsamda yasa koyucu 1412 sayılı CMUK’da 15 yaşından küçük sanıklar için öngörülen zorunlu kapalılık uygulamasını genişleterek CMK’nin 185. maddesinde 18 yaşından küçük sanıklar için zorunlu kapalılık sistemini benimsemiştir. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin birinci maddesinde; “18 yaşına kadar her insanın çocuk olduğu” ve sözleşmenin 40. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde ise; “suça sürüklenen çocuğun kovuşturmanın her aşamasında özel hayatının gizliliğine saygı gösterilmesi hakkına sahip bulunduğu” şeklinde yer alan düzenlemelere 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunlarında yer verilmesi ve suça sürüklenen çocukları korumaya yönelik olarak alenilik ilkesinin istisnasını oluşturan zorunlu kapalılık uygulamasının suça sürüklenen çocuklardan yalnızca 12-15 yaş grubunda bulunanları değil, 15-18 yaş grubunda bulunanlarda dahil olmak üzere tümünü kapsayacak şekilde genişletilmesi karşısında, 18 yaşını doldurmamış çocukların duruşmaları kapalı yapılmalı ve hükümler de kapalı duruşmada açıklanmalıdır. İnceleme konusu somut olayda: I-İhbarnamenin (1) no’lu bozma istemi açısından yapılan inceleme: Hükümlü ... hakkında...Adli Tıp Kurumu Şube Müdürü Uz.Dr.Erkut Ragıp Bulut tarafından düzenlenen 27.03.2018 tarihli rapor “Kocaali Hazırlık Bürosu'nun 09/03/2018 tarihli ve 2018/216 sayılı yazısı ile gönderilen Alaattin ve Beraat oğlu, 28/07/2003 Karasu doğumlu ...'nin...Adli Tıp Şube Müdürlüğünde yapılan muayenesinde; öz bakımın vasat, duygudurumunun ötimik olduğunun müşahede edildiği, sorulduğunda, dışarından lise birinci sınıfa gittiğini, derslerinin fena olmadığını, ailesi ile birlikte yaşadığını, babasının müzisyen olduğunu, söz konusu olayda ise suçsuz olduğunu ifade ettiği, şahsın yaşı itibarıyla cevaplaması gereken bazı soruları doğru olarak cevaplayamadığının müşahede edildiği ve şahısta belirgin bir zeka geriliği tespit edilmemekle birlikte kognitif özelliklerinin yaşıtlarıyla uyumlu olarak yeterince gelişmemiş olduğu kanaatine varıldığı, yapılan muayeneye göre; şahsın, işlediği iddia edilen "Gece vakti ibadete ayrılmış yerlerde bulunan eşya hakkında hırsızlık, gece vakti birden fazla kişi ile birlikte konut dokunulmazlığını ihlal etme ve ibadethanelere zarar verme" suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp bu fiillerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu (farik ve mümeyyiz olmadığı), kanaatini bildirir rapordur.” şeklinde düzenlenmiştir. 27.03.2018 tarihli rapor içeriği göz önüne alındığında, hükümlünün herhangi bir akıl hastalığının bulunmadığı fakat suç tarihi itibarıyla gerçekleştirdiği eylemlerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp bu fiillerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediği; buna göre hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nin 31/2 ve 5271 sayılı CMK’nin 223/3-a maddeleri uyarınca “Kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilip 5395 sayılı Kanunda düzenlenen çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunması gerekirken 5237 sayılı TCK’nin 32/1 ve 5271 sayılı CMK’nin 223/3-a maddeleri uyarınca hükümlü hakkında ceza verilmesine yer olmadığına hükmedilip hükümlünün TCK’nin 57/1. maddesi uyarınca yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir. II-İhbarnamenin (2) no’lu bozma istemi açısından yapılan inceleme: Dosya münderecatında yer alan bilgilere ve UYAP’tan alınan nüfus kayıt örneğine göre, hükümlü ...’nin 28.07.2003 doğumlu olduğu, suçların işlendiği 22.02.2018 tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunduğu anlaşılmaktadır. “Bu Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılır. Sosyal inceleme raporu, çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde bulundurulur.” şeklindeki 5395 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile “Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme yaptırılması zorunludur.” biçiminde düzenlenen Çocuk Koruma Kanunu'nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 20. maddesi uyarınca, suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan hükümlü ... hakkında sosyal inceleme raporunun aldırılmaması usul ve yasaya aykırıdır. Ancak kanun yararına bozmanın olağanüstü bir kanun yolu olması, dosya arasında yer alan...Adli Tıp Kurumu Şube Müdürü Uz.Dr.Erkut Ragıp Bulut tarafından düzenlenen 27.03.2018 tarihli rapor içeriği ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelere göre, hükümlü hakkında sosyal inceleme raporunun aldırılmasının dosyaya bir yenilik katmayacağı ve yeniden yargılama yasağı karşısında bu aşamada sosyal inceleme raporu aldırılmasına gerek görülmemiştir. ./.. III-İhbarnamenin (3) no’lu bozma istemi açısından yapılan inceleme: Hükümlü ...’nin 28.07.2003 doğumlu olduğu, 09.07.2018, 21.11.2018, 14.01.2019, 06.03.2019 ve 22.03.2019 tarihli celselerde, 18 yaşını ikmal etmediği anlaşılmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.02.2012 tarihli, 2011/6-331 Esas, 2012/69 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, suça sürüklenen çocuk hakkında atılı suçlardan açılan kamu davasının yaşı büyük sanık hakkında açılan kamu davası ile birleştirilmesine karar verildiği, çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, 5395 sayılı Yasanın 17/3. maddesi gereğince davaların birlikte yürütülmesinde mahkemelerin uygun bulması şartıyla yargılamanın her aşamasında birleştirme kararı verilebileceği, birleştirilen davaların genel mahkemelerde görüleceği, 5271 sayılı CMK'nin 185. maddesi uyarınca 18 yaşını doldurmamış çocukların duruşmalarının kapalı yapılacağı ve hükümlerin de kapalı duruşmada açıklanacağı gözetilmeden hükümlü ...’nin 18 yaşını ikmal etmemiş olmasına karşın hüküm celsesi de dahil olmak üzere tüm oturumların kapalı yerine açık olarak yapılmasında isabet görülmemiştir. Ancak yeniden yargılama yasağı karşısında bu durumun giderilmesi ve tekrarlanması olanağı bulunmamaktadır. SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden,...Asliye Ceza Mahkemesinin 22/03/2019 tarihli, ... Karar sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4-d fıkrası uyarınca bozma nedenine göre işlem yapılıp hükümlü ... hakkında kurulan hükümden (1) ve (2) numaralı paragrafların çıkartılarak, yerlerine; “Suça sürüklenen çocuk ...’nin 12 – 15 yaş grubu içerisinde yer aldığı ve hakkında...Adli Tıp Kurumu Şube Müdürü Uz.Dr... arafından düzenlenen 27.03.2018 tarihli raporda, “...şahsın yaşı itibarıyla cevaplaması gereken bazı soruları doğru olarak cevaplayamadığının müşahede edildiği ve şahısta belirgin bir zeka geriliği tespit edilmemekle birlikte kognitif özelliklerinin yaşıtlarıyla uyumlu olarak yeterince gelişmemiş olduğu kanaatine varıldığı, yapılan muayeneye göre; şahsın, işlediği iddia edilen gece vakti ibadete ayrılmış yerlerde bulunan eşya hakkında hırsızlık, gece vakti birden fazla kişi ile birlikte konut dokunulmazlığını ihlal etme ve ibadethanelere zarar verme suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp

Diğer kararlar (4)

6. Ceza Dairesi, 2016/6833 E., 2017/1003 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
hüküm tarihinde 18 yaşını doldurmadığı halde, 5271 sayılı CMK’nın 185. maddesine aykırı olarak duruşmaların kapalı yerine açık yapılması ve hükmün de açık duruşmada tefhim edilmesi,” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
6. Ceza Dairesi         2016/6833 E.  ,  2017/1003 K. "İçtihat Metni" Müşteki ...'a yönelik yağma suçundan sanık ... hakkında 5237 sayılı TCK'nın 149/1-a-c-h, 168/3, 53. maddeleri gereğince 6 yıl 6 ay hapis cezası ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK'nın 149/1-a-c-h, 31/2, 168/3. maddeleri uyarınca 3 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Burhaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10/11/2015 tarih ve 2015/200 Esas, 2015/262 karar sayılı hükmün sanıklar ... ve ... ile savunmanları tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi 25/04/2016 tarih ve 2016/1074 Esas 2016/3394 Karar sayı ile; “Sanık ... ile birlikte yakınanı yağmaladıkları iddiasıyla hakkında kamu davası açılan sanık ... hüküm tarihinde 18 yaşını doldurmadığı halde, 5271 sayılı CMK’nın 185. maddesine aykırı olarak duruşmaların kapalı yerine açık yapılması ve hükmün de açık duruşmada tefhim edilmesi,” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası Burhaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/05/2016 gün ve 2016/151 E. 2016/159 K. sayılı kararı ile; “DİRENME GEREKÇESİ : UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUS : Erişkin sanık yada sanıklar ile birlikte suç işleyen ... ayrı açılan kamu davasının, yargılama aşamasında genel mahkemede birleştirilmesi durumunda, duruşmaların kapalı mı yapılacağı yoksa açık mı yapılacağıdır? Öncelikle erişkin sanıklarla ilgili ve SSÇ'ler ile ilgili bu hususa ilişkin normatif düzenlemelere bakalım. CMK Madde 182 - (1) Duruşma herkese açıktır. (2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir. (3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır. CMK Madde 185 - (1) Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır. ÇKK Madde 17 - (1) Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür. (2) Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir. (3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür. Normatif düzenlemelere yer verdikten sonra konu ile ilgili UYAP portalından temin edilen güncel Yargıtay uygulamalarına bakalım. "Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle incelenerek, gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Suça sürüklenen çocuk ... hakkında hırsızlık suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde; Suça sürüklenen çocuk ... hakkında atılı suçtan açılan kamu davasının Nazilli 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21.04.2015 tarih ve 2015/343 Karar sayılı karar ile yaşı büyük sanık ... hakkında açılan kamu davası ile birleştirilmesine karar verildiği, çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, 5395 sayılı Yasa'nın 17/3. maddesi gereğince davaların birlikte yürütülmesinde mahkemelerin uygun bulması şartıyla yargılamanın her aşamasında birleştirme kararı verilebileceği, birleştirilen davaların genel mahkemelerde görüleceği, 5271 sayılı CMK'nın 185. maddesine uyarınca onsekiz yaşını doldurmamış çocukların duruşmalarının kapalı yapılacağı ve hükmün de kapalı duruşmada açıklanacağı anlaşılmakla, karar oturumu da dahil olmak üzere birleştirme kararını takip eden tüm oturumların kapalı yerine açık yapılması hükmün dahi açık oturumda tefhim edilmesi giderilmesi ve tekrarlanması olanağı bulunmadığından, hırsızlık suçuna konu eşyanın önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan hüküm kurulması ise aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır...." "Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Sanık ...ın yokluğunda verilen kararın, başka bir suç nedeniyle farklı bir yargı çevresinde bulunan sanığa 4.6.2013 tarihinde ceza infaz kurumu aracılığıyla tebliğ edildiği, sanığın 5.6.2013 tarihli dilekçesi ile hükmü temyiz ettiği, temyiz dilekçesindeki infaz koruma memuru ve hakim havale tarihlerinin 5.6.2013 tarihi olduğu ve sanığın yasal süresi içinde hükmü temyize getirdiğinin anlaşılması karşısında, sürenin geçirilmiş olması nedeniyle talebin reddi konusunda tebliğnamede yer alan düşünceye iştirak edilmemiştir. Suça sürüklenen çocuk .... hakkında atılı suçlardan açılan kamu davasının 10.5.2012 tarih 2012/410 karar sayılı karar ile yaşı büyük sanığın yargılaması ile birleştirilmesine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, 5395 sayılı Yasa'nın 17/3. maddesi gereğince davaların birlikte yürütülmesinde mahkemelerin uygun bulması şartıyla yargılamanın her aşamasında birleştirme kararı verilebileceği, birleştirilen davaların genel mahkemelerde görüleceği, 5271 sayılı CMK'nın 185. maddesine uyarınca onsekiz yaşını doldurmamış sanıkların duruşmalarının kapalı yapılacağı ve hükmün de kapalı duruşmada açıklanacağı anlaşılmakla, karar oturumunun da dahil olduğu 7.6.2012 tarihli oturum ve izleyen oturumların kapalı yerine açık yapılması hükmün dahi açık oturumda tefhim edilmesi giderilmesi ve tekrarlanması olanağı bulunmadığından bozma sebebi yapılmamıştır. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık... ile suça sürüklenen çocuk ... müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye kısmen uygun olarak ONANMASINA, 17.03.2015 gününde oy birliğiyle karar verildi." "Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Oluşa ve dosya içeriğine uygun olan mahkemenin kabul ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki (1 nolu) bozma düşüncesi benimsenmemiş; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19/10/2010 tarihli, 2010/3-193 esas ve 2010/202 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere iştirak halinde suç işleyen yaşı küçük sanıklar ile yaşı büyük sanıkların ayrı ayrı görülmekte olan davalarının mahkemelerin karşılıklı uygun görmesi sonucunda genel mahkemelerde birleştirilmesi halinde, birleştirme sonrasında yargılamanın da genel mahkemede ve bu mahkemenin tabi olduğu usule göre yapılması gerektiğinden, somut olayda, birleştirme sonrasında duruşmanın kapalı yerine açık olarak yapılmasında isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki (2 nolu) bozma düşüncesine katılınmamıştır...." Yukarıda üç farkı dairenin sonuç olarak iki farklı kararına yer verildi. Uyap ekranından güncel aramalar yapıldığında son dönemde genellikle farklı Yargıtay dairelerinin yukarıda örnek olarak verilen ilk iki karar doğrultusunda uygulama yaptığı, yani bizim kararımızdaki bozma gerekçesi doğrultusunda kararlar verdiği - mezkur kapalı yargılama usulünü benimsediği görülmektedir. Örnek kabilinden verdiğimiz 2.Yargıtay Daire kararında bahsedilen YCGKK'na da yol gösterici olması bakımından aşağıda yer verilmiştir. "Sanık ... müşteki ... yönelik kasten yaralama suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCY'nın 456/1, 55/3, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 900 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, müşteki ...'a yönelik kasten yaralama suçundan ise 765 sayılı TCY'nın 456/4, 55/3, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 297 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen para cezaları anılan Yasanın 72. maddesi uyarınca toplanarak sonuç olarak 1.197 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin, Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.09.2005 gün ve 458-692 sayılı hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 28.05.2008 gün ve 13002-7240 sayı ile; “1- 18 yaşından küçük sanıkların yargılanmasının gizli yapılması ve hükmünde gizli tefhim edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle CMK.nun 185. maddesine aykırı davranılması, 2- 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 25/1 ve geçici 1/3 madde ve fıkrası uyarınca duruşmalarda Cumhuriyet Savcısının hazır bulundurulamayacağının gözetilmemesi, 3- 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle saptanması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek ve ayrıntılı şekilde kararda gösterilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, 4- 18 yaşından küçük sanıklar hakkında 5395 sayılı Kanunun 23. maddesinin uygulama alanının değerlendirilmemesi, 5- Sanık...ın yasal hakları hatırlatılarak savunması alınmadan karar verilmesi, 6- Mağdur ....ın burun kemiğinde oluşan kırığın hangi sanığın eylemi sonucu gerçekleştiği tesbite çalışılarak sonucuna göre sanıklar hakkında TCK.nun 463. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması, 7- İlk haksız hareketin kimden geldiği araştırılarak sonucuna göre sanıklar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışmasız bırakılması” isabetsizliklerinden bozulmuştur. Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 20.01.2009 gün ve 589-12 sayı ile; Özel Daire bozma ilamına 2. bendi hariç uyma kararı verilmiş ise de; bozmadan sonra yapılan yargılama sırasında da sanığın sorgusu yapılmadan hüküm tesis edilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının“bozma” istekli 27.08.2010 gün ve 127243 sayılıtebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; çocuklar hakkında büyüklerle birlikte genel mahkemelerde yapılan yargılamada Cumhuriyet Savcısının hazır bulundurulup bulundurulamayacağının belirlenmesine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinde; Kocaeli C.Başsavcılığının 29.05.2003 gün ve 1590 sayılı iddianamesi ile sanık ...'ın inceleme dışı bırakılan yaşı büyük sanıklar ..., ... ve yaşı küçük sanık .... ile birlikte kasten yaralama suçunu işlediklerinden bahisle Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 15.10.2003 günlü oturumda verilen ara kararıyla sanıklar ... ve ... ... yaşlarının 18'den küçük olması nedeniyle bu sanıklar hakkındaki dava dosyasının tefrik edilerek 2253 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca Kocaeli Çocuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, Kocaeli Çocuk Mahkemesince 14.04.2004 gün ve 913-278 sayı ile, mahkemelerinde görülmekte olan dava dosyası ile Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/458 esas sayılı dava dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan bahisle, 1412 sayılı CYUY'nın 2 ve 3. maddeleri gereğince davaların Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/458 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/458 esas sayılı dosyası üzerinden yürütülmesine karar verildiği, Tüm sanıklar hakkında genel mahkeme sıfatıyla yargılama yapan Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 20.09.2005 gün ve 458-692 sayı ile, müştekiler...ve ...a yönelik kasten yaralama eylemleri nedeniyle sanıkların hükümlülüğüne karar verildiği anlaşılmaktadır. 2253 sayılı Yasanın “suçların birlikte işlenmesi hali” başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrası, “Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi halinde; genel mahkemeler, yargılamanın her safhasında çocuk mahkemelerinin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür.” 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun “iştirak halinde işlenen suçlar” başlıklı 17. maddesinin 3. fıkrası ise, “(3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür.” Şeklinde düzenlenmiştir. Her iki yasanın ilgili maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, iştirak halinde suç işleyen yaşı küçük sanıklar ile yaşı büyük sanıkların ayrı ayrı görülmekte olan davalarının mahkemelerin karşılıklı uygun görmesi sonucunda genel mahkemelerde birleştirilebileceği ve birleştirme sonrasında yargılamanın da genel mahkemede ve bu mahkemenin tabi olduğu usule göre yapılacağında kuşku bulunmamaktadır. 5271 sayılı CYY’nın, “duruşmada bulunacaklar” başlıklı, 188. maddesinin birinci fıkrasında duruşmada hükme katılacak hakimler ve C. Savcısının hazır bulunması genel koşuluna yer verildikten sonra, 2. fıkrada açıkça, sulh ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda C. Savcısının bulunmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yerel mahkeme yaşı küçük olan sanık ... hakkındaki yargılamayı haklarında verilen hükümlülük kararı kesinleşen yaşları büyük sanıklar ile birlikte genel mahkeme sıfatı ile yaptığından duruşmalarda C. Savcısının hazır bulunması usul ve yasaya uygundur. Ancak, incelenen dosyada yerel mahkemece sanığın usulüne uygun olarak sorgusu yapılıp, savunması alınmadan mahkûmiyet kararı verildiği saptanmış olup, 1412 sayılı CYUY’nın 236 ve 135. maddeleri ile 5271 sayılı CYY’nın 191 ve 147. maddeleri uyarınca sanığın sorgusu yapılmadan mahkumiyet hükmü tesisi 1412 sayılı CYY’nın 308. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık oluşturmaktadır. Bu itibarla yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın savunmasının usulünce saptanarak hüküm tesis edilmesi zorunluluğuna aykırı davranılması nedeniyle bozulmasına, uyulan kısımlar yönünden hükmün bu aşamada Özel Daire tarafından incelenmesine gerek bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından dosyanın doğrudan yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.01.2009 gün ve 589-12 sayılı direnme hükmünün saptanan usule aykırılık nedeniyle BOZULMASINA, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.10.2010 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki düşünceye kısmen uygun olarak oybirliğiyle karar verildi." Bu aşamadan sonra aleniyet ilkesi ile ilgili açıklama yapalım. Akabinde somut olaya özgü değerlendirme yapılacaktır. I- GİRİŞ OLARAK Aleni Yargılanma ya da yargılamanın açık yapılması adil yargılanma hakkının bir unsurudur. İnsanlık adil yargılanma haklkını çok uzun ve çetin bir süreçten sonra elde edebilmiştir. Bugün adil yargılanmanın toplumsal açıdan ne denli önem taşıdığı açıktır. Toplum hiç şüphesiz bir uzlaşmanın ürünüdür. Devlette bu uzlaşmanın tecessüm ettiği varlık olmalıdır. Devletin nihai amacı toplumsal düzeni ve toplumsal barışı sağlamakatır. Ancak bu amacını gerçekleştirirken bireylerin insan olmaktan doğan haklarına saygı göstermekle yükümlüdür. Adil yargılanma hakkı devletin hiçbir gerekçeyle feda etmemesi, edememesi gereken temel haklardan biridir. Adalet mülkün temeli ise adalete ulaşabilmek için yapılan yargılama süreci de mülkün meşru temeller üzerinde oturması açısından çok büyük önem taşımaktadır. Bu sürecin adilliği devlet açısından bir görev bireyler açısından bir haktır. Adil yargılanma hakkının varlığından söz edebilmek için kişinin güvenceli yargılanmasına gereksinim vardır. Devlet, yargılama sonucunda adaletin gerçekleştiği, adalete uygun bir kararın mahkemelerden çıkmış olduğu yargısına hem taraflarca hem tüm toplumca varılmasını sağlamalıdır. Toplumun adil bir yargılama kanısına varması, adaletin devletçe sağlanmakta olduğuna inanması ve buna güvenmesi yukaırda vurgulanmaya çalışılan, mülkün meşru temeller üzerine oturtulması amacının yanında devletin adli mercilerine sağlanmasıyla birlikte bu merciler dışında bir takım kanun dışı oluşumlara yönelebilecek taleplerinde önüne geçilmesinde en büyük etken olacaktır. Adil yargılanmanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin denetimi ise yargılamanın aleniyeti ile sağlanacaktır. İşte bu nedenledir ki adil yargılanma her zaman açık yargılanma hakkı ile birlikte düşünülmüş ve düzenlenmiştir. II.TANIM. Geniş olarak aleni yargılanma yargılamaya katılması zorunlu olan kişilerin dışında kalanların yargılamaya katılma olanağına sahip olmaları anlamına gelir. Zorunlu olan kişilerin bulunması duruşmada açıklığı sağlamaz. Bu kişiler yargılamanın unusurudurlar, bunlarsız duruşmanın adil yargılanma hakkını ortadan kaldırdığı açıktır ancak ihlal aleni yargılanma yönünde değil adil yargılanmanın diğer unsurları yönünden olacaktır.Bunlarsız yapılan duruşmada silahlraın eşitliği ilkesinden sözedebilmek mümkün değildir. Aleni yargılanmada önemli olan katılabilme olanağının bulunmasıdır. Çeşitli sebeplerle duruşmaya kimsenin katılmamış olması aleniyete engel değildir. Açıklık isteğinin hazır bulunması ve yapılanları görmesi kadar söylenenleri işitmesi ve gösterilenleri görmesidir. Duruşmayı izleyen kişilerin örneğin çok büyük ve yeterli tertibat sağlanmamış duruşma salonlarında muhakeme işlemlerini duymadan orada hazır bulunmaları aleniyetin sağlandığı anlamına gelmeyecektir. Yine taraf olan savcının hakim ile duruşma sırasında dinleyicilerin duymayacağı şekilde konuşması açıklık prensibine aykırıdır. Açıklığın anlamı konusunda belirtilmesi gereken bir konu da, muhakeme işlemlerini sadece görülmesi, duyulması değil aynı zamanda kişilerin gördüklerini ve duyduklarını başkalarına yayabilmesi imkanıdır ki bu konu ayrı bir başlık altında incelenecektir. III.AÇIKLIĞIN HUKUKSAL METİNLERİDE YER ALMASI Açıklık, adil yargılanmanın bir unsuru ve teminatı olmakla, insanlığın uzun ve zorlu savaşımları sonucu elde edilmiştir. Hak uluslararası metinlerde özellikle Amerika Birleşik Devletleri Anayasaları'nda yer almıştır. Çalışma sırasında ulaşılabilen en eski metin 1789 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasası'dır. Anayasanın 3. maddesinde "kimsenin … ya da açık duruşmada itiraf etmedikçe vatana ihanetten suçlu bulunamayacağını" düzenlemektedir. Yine değişiklikler başlığı altında ve VI. Maddede "bütün ceza davalarında sanık hızlı ve aleni muhakemeden faydalanır." hükmüne yer verilmiştir. 10 Aralık 1948 tarihinde Birleimiş Milletler Genel Kurulu'nca kabul ve ilan edilen (R.G.1949 gün 7217 sayılı nüshası.bakınız Dustur III. Tertip, c.30, s.1020) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin onuncu maddesinde "herkes haklarını vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, eşitlikle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından nesafetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir" hükmüne yer verilmiştir. 4 Kasım 1950 tarihinde Roma'da imza edilen, 3 Eylül 1950 tarihinde yürürlüğe giren (Türkiye tarafından 18 Mayıs 1954 tarihinde onaylanarak 10.03.1954 gün ve 6366 sayılı İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve Buna Ek Protokolün Tastiki Hakkında Kanun adı altında yürürlüğe konmuştur. R.G. 19.03.1954 tarih ve 8662 sayılı nüshası, Dustur III. tertip, c. 35, s.1567 ) Kısa adıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesi birinci fıkrası "her şahıs … ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir. Hüküm açık celsede verilir." Hükmü ile aleni yargılanma hakkının ve ayrıca hükmünde açık celsede verileceğini düzenlemiştir. Avrupa İnsan Hakları Divanının 18. Maddesinde de "Divanda duruşmaların herkese açık olarak yapılacağı …" düzenlenmiştir. AGİK çerçevesinde ilk kez 1986 Viyana Toplantısının Kapanış Belgesi olan 1989 tarihli Viyana Belgesinde adil yargılanma hakkı kapsamında aleni yargılanma hakkı katılan devletlerce bir üstlenim olarak kabul edilmiştir. (ilke 13.9.) Kophenag Belgesi Viyana üstlenimine "hem ceza hem hukuk davalarını kapsayacak şekilde genişleterek" yer vermiş (par.5.16) ancak yasayla öngörülen koşullarda ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklere ve uluslararası üstlenimlere uygun olarak duruşmaların kapalı yapılabileceği belirtilmiştir. (par.12) Ayrıca hak Paris Şartında da yer almıştı. Hukukumuzda aleni yargılanma hakkını mecellede rastlıyoruz. Tanzimat dönemine kadar yapılan duruşmalarda her davayı güvenilir ve dürüst kimselerin dinlediğini ve bunların "şuhud'ül -hal" nitelemesiyle şahit olarak imzalarının alındığı şer'iye sicillerindeki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bu durum bir tür aleni yargılanma şeklinde ifade edilebilir. Ancak bunların her davada bulunmaları söz konusudur ki bu durumda dikkat çekicidir. Şuhud'ül-hal kurumundan başka mecellede hakimin yargılamayı aleni icra edeceği düzenlenmiştir. Aleni yargılanma cezai yargılamada da kabul edilmiştir. Yine tanzimat dönem sonrası dönemde 1861 tarihli Ticaret Usul Kanununun III. faslından ticari yargılamanın aleniliği yer almıştır. 1876 tarihli Kanun- Esasi de yargılamanın aleniliğine yer vermiştir. (Dustur I. Tertip IV/4 vd) 1879 tarihli usul-i Mu-hakeme -i Hukukiye Kanun -ı Muvakkatın 1917 tarihli Usul-i Muhakeme-i Şer'iye kararnamesinin ikinci faslında yargılamanın aleniliği düzenlenmiştir. 1924 Anayasanında aleni yargılanma hakkına ilişkin 58. Maddede"Mahkemelerde muhakemât alenidir. Yalnız Usûl-i Muhakemât Kanûnu mûcibince bir muhâkemenin hafiyyen reyânına mahkeme karar verebilir." Hükmü yer almış 1961 Anayasanın 135.maddesinde duruşmanın açıklığı ilkesi benimsenmiş, 1982 Anayasasının 141. maddesinde de aleni yargılanma "duruşmalar herkese açıktı" hükmü ile tanınmıştır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 373 vd maddelerinde de aleni yargılanma hakkı yer almış ayrıca hükmünde aleni tefhim olunacağı belirtilmiştir. IV.ALENİ YARGILANMA HAKKININ KAPSAMI Aleni yargılanma hakkı Anayasamızda düzenlenmiş şekliyle "mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır." Hükmü ile tanınmıştır. Hükümden de anlaşılacağı üzere aleni yargılanma hakkı duruşmalarla sınırlandırılmıştır. Aynı paralelde CMUK'nun düzenlemesi de "duruşma herkese açıktır" şeklindedir. Yine CMUK'nundaki düzenleme "duruşmanın gizli olması kararı ve sebepleri aleni olarak tefhim olunacağı gibi hüküm dahi her halde aleni tefhim olunur" hükmü ile tefhim konusuna da açıklık getirmiştir ki A.İ.H.S 6. Maddede hükmün açık celsede verileceği hükmü aynı yöndedir. A.İ.H.Sözleşmesinin 6. Madde birinci fıkrasında "herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili anlaşmazlıkların çözümlenmesi, gerek kendisine yöneltilen herhangibir suçlamanın karara bağlanması konusunda … açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir." Düzenlemesi ile adil yargılama dolayısı ile aleni yargılanma isteme hakkını "medeni hak ve vecibelerle ilgili anlaşmazlıklar ve cezai sahada serdedilen bir isnadın esasına (yani medeni hak davaları ile ceza davaları) ile sınırlamış görünmektedir. A- Özel Hukuka İlişkin Hak ve Yükümlülüklerin Belirlenmesi Komisyon ve divan kararlarında özel hukuk alanındaki hak ve yükümlülük kavramının açık bir tanımı yapılmamıştır. Geleneksel özel hukuk uyuşmazlıklarının 6. Madde kapsamına girdiği konusunda bir tereddüt yoktur. Örneğin haksız fiilden doğan tazminatlar akdi ilişkilerden kaynaklanan hak ve yükümlülükler ve aile hukuku alanındaki uyuşmazlıklar medeni hak ve yükümlülük çerçevesi içinde değerlendirilmektedir. Ayrıca kişinin hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi açısından sonuç doğuran bütün idari tasarrufların da madde kapsamına girdiği kabul edilmektedir. Gerçekten Divan 6. Maddenin uygulama alanı belirleyen kavramları sözleşmedeki diğer kavramlar gibi ulusal niteleme ve değerlendirmelerden bağımsız otonom kavramlar olarak görmekte (D.i.v.K.Königh Almanya 26.06.1978, A 27, s.29§ 88; Deweer/Belçika, 27.02.1980, A 35 s.22, § 42; De Cubber/Belçika, 26.10.1984, A 86, s.18, § 32) ve bu kavramları yorumlarken maddi kriteri yani yargılamaya konu teşkil eden hak yahut iddianın cevherini esas almakta ve kavramların anlamlandırılması konusunda tüm ihtimalleri kapsayacak soyut ve genel bir formül vermekten çok her somut olayı kendi özel koşulları içinde değerlendirmekte böylece sonuca varmaktadır. Özet olarak divan söz konusus hakkın içeriği veya bu tasarrufun sonuçlarını ele alarak" kamusal" veya "özel" nitelikten hangisinin ağır bastığı araştırmakta ve böylece bir sonuca varmaktadır. Bu bağlamda Divan, bir hukukçunun avukatlık stajı için yaptığı bir başvurusunun meslek kuruluşunca reddedilmesini, (23.06.1994 Series A no. 292-A)(27) bir gaz şirketi kurmak için istenen izin talebinin geriçevrilmesini 6.madde kapsamında görürken seçme seçilme hakkı, kamu görevinde istihdam edilme hakkı salınan vergiye itiraz gibi davalarda kamusal yönün ağır bastığı görüşüne dayanarak 6. Maddenin uygulanmayacağı görüşüne yer vermiştir. 1- Divana Göre Medeni Hak ve Vecibe Niteliğinde Olan İdari İşlemler(28) - Mülkiyet hakkı ile ilgili olan idari işlemler - Bir meslek sanat veya başka bir iktisadi faaliyetin yürütülmesi ile ilgili idari kararlar - Reşit olmayan çocukları ana babasından ayırarak korunması amacıyla idari önlemler alınması - Çalışma hayatı, sosyal sigorta, iş sözleşmesinin bozulması, işten çıkarma ile ilgili idari işlemler - İdarenin kusurundan doğan zararın tazminine ilişkin nizalar - İdarenin taktir yetkisini kullanmasından doğan nizalar 2- Kamusal Yönü Ağır Basan ve Medeni Hak ve Vecibe Kavramının Dışından Kalan Nizalar(29) - Siyasi Haklar - Devlet Memurluğuna girme ve memurluk düzeni - Yabancıların ülkeye kabulü, sınır dışı etme - Vergilendirme - Kişi özgürlüğünün kısıtlanması - Kamu fonlarından yapılan ödemeler B- Suç İsnad Hakkında Karar Verilmesi Bu hüküm suç isnadı alrındaki kişinin adil yargılanma hakkını ve dolayısıyla aleni yargılanma hakkını güvence altına almaktadır. Divana göre suç ithamı " bir makamın kişiye işlediği bir suç dolayısıyla resmi bildiride bulunmasıdır." İtham konusunun suç olup olmadığı kuşkusuz milli hukuka göre belirlenir. Medeni hak ve vecibeler konusunun incelenmesi sırasında da belirtildiği üzere suç isnadı deyimi de ulusal nitelemelerden bağımsız otonom bir kavramdır. (Div. K. Adolf/Avusturya, 02.03.1982, A 49, s.15 § 30; Wenheoff/Belçika, 27.06.1968, A 7, s.26, § 19; Engel et autres/Hollanda, 08.06.1976, A 22, s.34, § 81)(31) Yani ulusal hukukça suç değil, disiplin işlemini gerektiren bir ihlal olarak nitelendirilmesi halinde, itham konusunun suç mu disiplin işlemi mi olduğuna karar vermede Divan ve Komisyon yetkilidir. İtham konusunun Divan ve komisyonca değerlendirilmelerinde esas alınan kriterlere geçmeden önce, bu konuda önemli bir sorun olan idari cezalar- idari yaptırımlar üzerinde durmak gerekmektedir. Çünki suçlulukla mücadelede hürriyeti bağlayıcı olamayan kimi cezalar söz konusu olduğunda mahkemelerin yükünü bir bakıma azaltmak buna karşılık, bu konularda idarenin etkinliğini daha da artırmak gayesiyle idari yaptırımlara başvurma yetkisinin kapsamı bu tür cezaları da içerecek biçimde pek çok ülkede hızla gelişme göstermektedir. Genellikle İdari cezalardan dönüştürülen bu tür cezalara karşı yargı denetimi açıktır. Ancak yargısal denetimin dışında olan ve Anayasaya aykırılığı ileri sürülemediği, trafik para cezaları gibi bazı uygulamalar vardır ve şüphesiz 6. maddeyi ihlal etmektedirler. Gerçekten kamu hizmeti görmekte olan idarenin kamu gücünü kullandığı ve bu yüzden yaptırım uygulama ayrıcalığına sahip bulunduğu doğrudur. Bu durum Fransa'da uzun tartışmalara sebep olmuş ve Fransız Doktirini idari yaptırım uygulamasına karşı çıkmıştır ve idarenin ceza mahkemelerinin görevine bir müdahale olarak kabul etmiştir. Fransız Anayasa Konseyi'de bu yönde tutum sergilemiş ancak zamanla yaptırımları anayasal güce sahip ceza hukuku ilkelerinin uygulanması şartında karar kılmıştır. Ülkemizde de idari ceza kavramı tartışılmış kimi yazarlar bunların idarece uygulanmasının cezai niteliklerini ortadan kaldırmayacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak ülkemizde yaptırımın ceza olmadığını savunan pek çok yazar vardır. Divan kendi koyduğu ölçütlere göre yaptığı değerlendirmeler sonucunda; bir yaptırımın cezai niteliği ağır basarsa bu yaptırımı 6. madde kapsamında değerlendirmekte ve bu maddede ki güvencelerden faydalandırmaktadır. Divana göre bir suçun cürüm veya basit bir kabahat ya da düzen ihlali olup olmadığının belirlenmesi devletlerin taktirine bırakılırsa 6. Maddeyi uygulamak imkanı ortadan kalkacaktır. Buna karşılık divan disiplin cezalarının sözleşmenin 6. maddesi kapsamına girmediğini kabul etmektedir. V-ALENİ YARGILANMA HAKKI KAPSAMINDA ORTAYA ÇIKAN KİMİ SORUNLAR Aleni yargılanma hakkının tanınması ve uygulanması konusunda sorunlar; kanun yollarına başvurulması halinde üst mahkemelerde aleni yargılanma hakkının uygulanması, yine bu bağlamda Anayasa Mahkemelerinde hakka riayet edilip edilmeyeceği sorunu duruşmada açıklık ilkesinin kapsamında ele alınacak olan basın özgürlüğü ve aleni yargılama sözlü yargılama ilişkisi olarak özetlenebilir. A- Temyiz Mahkemelerinde İncelemelerin Duruşmalı ve Kamuya Açık Yapılıp Yapılmayacağı Sorunu Komisyon ve Divana yapılan başvurularda şikayetler daha çok bu yönde yoğunlaşmıştır. Aleni yargılama ilkesinden ilk derece mahkemelerinde sapılması hiç bir şekilde kabul edilmemektedir. Komisyon ve Divan istinaf ve temyiz gibi kanun yollarına başvurulduğu durumlarda, üst mahkemelerdeki incelemenin duruşmalı ve kamuya açık olup olmayacağını yapılan incelemenin niteliğine göre belirlemektedir. Sözleşme, taraf devletleri çok dereceli bir yargılama usulü kabulüne mecbur kılmış değildir. Bununla bereaber bir devlet istinaf ya da temyiz yargılamasını da öngörmüşse, 6. Madde hükmüne bu merciler önünde de, bunların kendilerine has yargılama özellikleri hesaba katılmak kaydıyla riayet olunacaktır. Divan Üst mahkemedeki incelemelerin duruşmalı ve kamuya açık olup olmayacağını yapılan incelemenin niteliğine göre belirlemektedir. İnceleme sadece hukuki sorunları inhisar ediyorsa duruşma yapmaya gerek yoktur. Hukuki sorunlarla birlikte işin esasıda inceleme konusu yapılıyorsa, dava duruşmalı ve kamuya açık olarak görülmelidir. Ektebani/İsveç davasında Divan istinaf mahkemesinde işin esasının da incelenmesine rağmen şikayetçinin gösterdiği tanıkları d
2. Ceza Dairesi, 2020/19727 E., 2021/14725 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Suça sürüklenen çocuk ...’ın yargılaması yapılırken, 5271 sayılı CMK'nın 185. maddesi uyarınca onsekiz yaşını doldurmamış çocukların duruşmalarının kapalı yapılacağı ve hükmün de kapalı duruşmada açıklanacağı anlaşılmakla, oturumların kapalı yerine açık yapılması, hükmünde açık oturumda açıklanması, giderilmesi ve tekrarlan
2. Ceza Dairesi         2020/19727 E.  ,  2021/14725 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü: A-Suça sürüklenen çocuk Rasil Sarı hakkında konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz incelemesinde; Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin verilen kararlara 5271 sayılı Yasanın 231/12. maddesi uyarınca itiraz yolu açık olup temyizi olanaklı olmadığından, itiraz mercisince karar verilmek üzere, dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, B-Suça sürüklenen çocuk ... hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; 14/04/2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 31/03/2011 tarih ve 6217 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a eklenen geçici 2. maddesi gereğince doğrudan hükmolunan 3000 TL. dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerinin temyizi mümkün olmadığından o yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi gereğince REDDİNE, C-Suça sürüklenen çocuk ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Suça sürüklenen çocuk ...’ın yargılaması yapılırken, 5271 sayılı CMK'nın 185. maddesi uyarınca onsekiz yaşını doldurmamış çocukların duruşmalarının kapalı yapılacağı ve hükmün de kapalı duruşmada açıklanacağı anlaşılmakla, oturumların kapalı yerine açık yapılması, hükmünde açık oturumda açıklanması, giderilmesi ve tekrarlanması olanağı bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hâkimin kanaat ve takdirine göre o yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık ...’ın temyiz nedenleri yerinde olmadığından reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA, D-Suça sürüklenen çocuk ... hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Suça sürüklenen çocuk ...’ın yargılaması yapılırken, 5271 sayılı CMK'nın 185. maddesi uyarınca onsekiz yaşını doldurmamış çocukların duruşmalarının kapalı yapılacağı ve hükmün de kapalı duruşmada açıklanacağı anlaşılmakla, oturumların kapalı yerine açık yapılması, hükmünde açık oturumda açıklanması, giderilmesi ve tekrarlanması olanağı bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h, 143, 35/1 ve 31/2. maddesi uyarınca belirlenen cezadan, TCK’nın 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak 2 yıl 4 ay 3 gün hapis cezasına hükmedilmesi gerektiği halde, hesap hatası sonucu 2 yıl 4 ay 13 gün hapis cezasına hükmolunması suretiyle fazla ceza tayini, 2- Suça sürüklenen çocuk hakkında temel ceza belirlendikten sonra, suçun gece işlenmesi nedeniyle, TCK’nın 143. maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiği halde, sehven sevk maddesinin aynı yasanın 142/2-h maddesi olarak gösterilmesi, Bozmayı gerektirmiş o yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu aykırılığın aynı Kanun’un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 142/2-h, 143, 35/1 ve 31/2. maddesine göre tayin edilen “2 yıl 9 ay 22 gün” hapis cezasından, aynı Yasanın 62. maddesi ile 1/6 oranında indirim yapılırken hükmolunan hapis cezasının “2 yıl 4 ay 3 gün” olarak belirlenmesi ve eylemin gece vakti işlenmesi nedeniyle sevk maddesinin TCK’nın 143. maddesi olarak yazılmasına karar verilmek suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, E)Suça sürüklenen çocuk ... hakkında hırsızlık suçundan, sanık ... hakkında hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Suça sürüklenen çocuk ...’nın yargılaması yapılırken, 5271 sayılı CMK'nın 185. maddesine uyarınca onsekiz yaşını doldurmamış çocukların duruşmalarının kapalı yapılacağı ve hükmün de kapalı duruşmada açıklanacağı anlaşılmakla, oturumların kapalı yerine açık yapılması, hükmünde açık oturumda açıklanması, giderilmesi ve tekrarlanması olanağı bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.11.2018 tarihli ve 2016/6-986 E., 2018/554 K. sayılı içtihadında belirtildiği üzere 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 35. maddesi ve Çocuk Koruma Kanunu'nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 20 ve 21. maddeleri uyarınca; fiil işlendiği sırada 15-18 yaş grubu içerisinde bulunan suça sürüklenen çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından, mahkemece sosyal inceleme raporu alınmadan veya alınmaması durumunda gerekçesi kararda gösterilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması” 2- Suça sürüklenen çocuk hakkında temel ceza belirlendikten sonra, suçun gece işlenmesi nedeniyle, TCK’nın 143. maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiği halde, sehven sevk maddesinin aynı yasanın 142/2-h maddesi olarak gösterilmesi, 3- Olay yeri kamera kaydına ilişkin dosya arasındaki mevcut fotoğraflar ve CD.inceleme tutanağının tetkikinde, kamera kaydında sadece iki kişinin gözüktüğünün tespiti ile, sanık ...’ın, aşamalardaki tüm beyanlarında suçlamayı kabul etmeyen ve atılı suçları işlediği yönünde suça sürüklenen çocuk ...’nın aşamalarda tutarlılık arz etmeyen atfı cürüm niteliğindeki beyanları dışında, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı, mahkumiyetine yeterli delil elde edilemeyen sanığın, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetilmek suretiyle, beraati yerine, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ..., suça sürüklenen çocuk ... müdafi ve o yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı kısmen istem gibi BOZULMASINA, 21.09.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
13. Ceza Dairesi, 2018/2226 E., 2018/5597 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
/2017 tarihli ve 2016/6926 esas, 2017/12656 karar sayılı ilâmında “…..Suça sürüklenen çocuğun 18 yaşını doldurması nedeniyle açık yapılması gereken aynı zamanda karar celsesi de olan 16.04.2014 tarihli duruşmanın kapalı yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 185. maddesine aykırı davranılması…bozmayı gerektirmiş” şeklinde belirtildiği üzere, dosya kapsamına göre, kayden 14/05/1999 doğumlu olup, a
13. Ceza Dairesi         2018/2226 E.  ,  2018/5597 K. "İçtihat Metni" Hırsızlık suçundan suça sürüklenen çocuk ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-h, 31/3 ve 168/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Nazilli 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/10/2017 tarihli ve 2017/319 esas, 2017/450 sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığı'nın 07.03.2018 gün ve 94660652-105-09-13575-2017-Kyb sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 13.03.2018 gün ve 2018/20702 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği, MEZKUR İHBARNAMEDE; Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 14/11/2017 tarihli ve 2016/6926 esas, 2017/12656 karar sayılı ilâmında “…..Suça sürüklenen çocuğun 18 yaşını doldurması nedeniyle açık yapılması gereken aynı zamanda karar celsesi de olan 16.04.2014 tarihli duruşmanın kapalı yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 185. maddesine aykırı davranılması…bozmayı gerektirmiş” şeklinde belirtildiği üzere, dosya kapsamına göre, kayden 14/05/1999 doğumlu olup, aynı zamanda karar celsesi de olan 26/10/2017 tarihinde 18 yaşını ikmâl ettiği anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 185/1. maddesi gereğince duruşmanın açık yapılarak hükmün açık oturumda açıklanması gerektiği halde buna aykırı olarak kapalı yargılama yapılarak karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır. GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Kayden 14/05/1999 doğumlu olup, aynı zamanda karar celsesi de olan 26/10/2017 tarihinde 18 yaşını ikmâl ettiği anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 185/1. maddesi gereğince duruşmanın açık yapılarak hükmün açık oturumda açıklanması gerektiği halde buna aykırı olarak kapalı yargılama yapılarak karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ ile hırsızlık suçundan suça sürüklenen çocuk ... hakkında Nazilli 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/10/2017 tarihli ve 2017/319 esas, 2017/450 karar sayılı kararı ile verilen hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 12/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2015/221 E., 2015/310 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Ağır Ceza
tam metni aç
ğince yetişkin sanıklar hakkındaki soruşturmadan ayrı yürütüldüğü, ancak kamu davası açıldıktan sonra davaların birleştirilmesine karar verildiği, yerel mahkemece sanıklardan Mehmet'in yargılama sırasında 18 yaşından küçük olması nedeniyle CMK'nun 185. maddesi uyarınca tüm sanıkar bakımından duruşmanın kapalı yapılmasına karar verilerek bütün oturumlar kapalı yapılıp hükmün de kapalı oturumda açık
Ceza Genel Kurulu         2015/221 E.  ,  2015/310 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : ... Ağır Ceza Sanık ...'in yağma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 149/1-a-c-d-h, 168/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı kanunun 109/2, 109/3-a-b, 31/3, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba; sanık ...'ın yağma suçundan TCK'nun 149/1-a-c-d-h, 168/3 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı kanunun 109/2, 109/3-a-b, 62, 53 ve 63 maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; sanıklar ... ve ...'nın ise yağma suçundan TCK'nun 149/1-a-c-d-h ve 168/3. maddeleri uyarınca 7 yıl hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı kanunun 109/2, 109/3-a-b, 53 ve 63 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.05.2012 gün ve 146-118 sayılı hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.09.2013 gün ve 19177-18274 sayı ile; "1- Yaşı küçük sanık ...’in dosyasının bu dava dosyası ile birleşmesinden sonra, yargılamanın genel hükümlere tâbi olduğu dikkate alınmadan, duruşmaların kapalı yapılması ve kararın kapalı oturumda verilmesi suretiyle CMK’nun 182/1. maddesine aykırı davranılması, 2- Sanıkların, yakınanın aracını adres sorma bahanesi ile durdukları, daha sonra alıkoyup yağmaladıklarının anlaşılması karşısında; sanıkların yakınanın yolu üzerinde geçişini engelleyecek şekilde önceden engeller koyarak ve tertibat alarak yolunu kesmek biçiminde bir hareketinin bulunmadığı ve bu bağlamda 'yol kesmek' ten söz edilemeyeceği gözetilmeden, 5237 sayılı TCK'nun 149/1. maddesinin uygulama koşulları oluşmayan (d) bendi ile de hüküm kurulması, 3- TCK'nın 54/1. maddesine göre; kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolonur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması halinde müsadere edilir. Bu maddeye göre; müsadere edilecek eşya ya suçun işlenmesinde kullanılmalı, ya suçun işlenmesine tahsis edilmeli, ya suçtan meydana gelmeli, ya da suçun işlenmesi için hazırlanması gerekir. Kural olarak taşınması ve bulundurulması yasak olmayan eşya bu kapsamda değildir. 5237 sayılı TCK müsadere edilecek eşyaları sayma yolu ile tahdidi bir şekilde belirlemiştir. Suçun işlenmesinde kullanılan eşya, suçun işlenmesini kolaylaştıran suçun yerine getirilmesi ile doğrudan ilişkili bulunan, suç teşkil eden hareketler gerçekleştirmede fiilen kullanılan, suçun kendisi ile işlendiği ve suçun işlenmesinde yararlanılan her türlü araçtır. Suçun işlenmesine tahsis edilen eşya, suçun işlenmesi için sürekli bulundurulan suçun işlenmesi ve suç işlenmesinde kullanılmasına özgülenen eşyadır. Sanıkların mağdurun hürriyetini tahdit etmek suçunda, sanık ...'e ait ... ... Plakalı otomobilin suçun işlenmesi ile doğrudan ilişkili olmayıp, suçun işlenmesine tahsis edilmesi de söz konusu değildir. Olay yerine gelip, gidilme için bulundurulan otonun hürriyeti tahdit suçunun işlenmesi için kullanılması zorunlu olmadığı gibi, kolaylaştırması da söz konusu olmadığı dikkate alınmadan yazılı şekilde ... ... Plakalı aracın müsaderesine karar verilmesi, 4-Suçu birlikte işleyen sanıkların neden oldukları yargılama giderlerinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları yerine 5271 sayılı CMK'nun 326/2. maddesine aykırı biçimde ‘sanıklardan yargılama giderinin müteselsilen alınmasına’ biçiminde karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Diğer bozma nedenlerine uyan yerel mahkeme (1) numaralı bozma nedenine karşı ... gün ve ... sayı ile; "...Çocuklar hakkında getirilen düzenlemeler çocuklara özgüdür ve öncelik çocuğun menfaatidir, çocuklar hakkındaki yargılama dosyasının büyüklerle ilgili yargılama dosyası ile birleştirilmesi halinde uygulanacak olan usul hükmü çocuklara özgü usul hükmü olmalıdır, aksi durumda çocuklar ile ilgili olarak getirilen özgü düzenlemelerin bir anlam ya da maslahatı kalmayacaktır, esasen yargılamanın kapalı olarak yapılması çocukların lekelenmeme hakkı bağlamında getirilmiş olan bir ilkedir, çünkü çocuklar büyüklere göre toplumsal riske daha ziyade açıktır, aslında büyüklerde toplumsal riske açıktır, ancak konun koyucu küçüklerin toplumsal riske olan zaafiyetinin daha belirgin olması nedeni ile çocuklar hakkındaki yargılamanın kapalı olarak yapılmasına, büyükler ile ilgili olarak yapılan yargılamaların ise açık olarak yapılmasını düzenleme altına almıştır. Büyüklerin yargılamasının kapalı olarak yapılması büyüklere bir zarar vermeyecektir, aksine büyüklerin de faydasına olan bir durumu ortaya çıkartacaktır, küçüklerin yargılamasının açık yapılması ise telafisi mümkün olmayan menfaat zedelenmesini ortaya çıkartacaktır, çocukların yargılamasının kapalı olarak yapılması tarafı olduğumuz çocuk haklarına dair sözleşmenin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır, esasen kapalılık ilkesi tavsiye niteliğindeki Pekin Kuralları ile Bejing Kurallarında kabul edilen ilkelere de uygunluk göstermektedir" gerekçesiyle ilk hükmünde direnmiştir. Bu hükmün de sanıklar müdafileri ile sanık ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.04.2014 gün ve 148176 "onama" sayılı istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; çocuk sanıklarla yetişkin sanıkların davalarının birleştirilerek birlikte görülmesi durumunda duruşmanın kapalı mı yoksa açık mı yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan ve yetişkin sanıklar ile birlikte şikâyetçiye karşı yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işleyen sanık ... hakkındaki soruşturmanın 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince yetişkin sanıklar hakkındaki soruşturmadan ayrı yürütüldüğü, ancak kamu davası açıldıktan sonra davaların birleştirilmesine karar verildiği, yerel mahkemece sanıklardan Mehmet'in yargılama sırasında 18 yaşından küçük olması nedeniyle CMK'nun 185. maddesi uyarınca tüm sanıkar bakımından duruşmanın kapalı yapılmasına karar verilerek bütün oturumlar kapalı yapılıp hükmün de kapalı oturumda açıklandığı, bozmadan sonra ise sanık ...'in 18 yaşını doldurması nedeniyle duruşmanın açık yapıldığı anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK'nun "Duruşmanın açıklığı" başlıklı 182. maddesi; "(1) Duruşma herkese açıktır. (2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir. (3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.", Aynı kanunun "Açıklığın kaldırılması hakkında karar" başlıklı 184. maddesi: "(1) 182 nci maddede gösterilen hâllerde, açıklığın kaldırılması istemine ilişkin olarak yapılacak duruşma, istem üzerine veya mahkemece uygun görülürse kapalı yapılır.", "Zorunlu kapalılık" başlıklı 185. maddesi: "(1) Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır.", "Kapalılık kararının ve nedenlerinin yazılması " başlıklı 186. maddesi ise; "(1) Açıklığın kaldırılması kararı, nedenleriyle birlikte tutanağa geçirilir.", şeklinde düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusuyla ilişkili olan 5395 sayılı Çocuk Korumu Kanununun "iştirak hâlinde işlenen suçlar" başlıkılı 17. maddesinde de; " (1) Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür. (2) Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir. (3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür." şeklinde düzenlemeler yer almaktadır. Kanuni düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı üzere kural olarak duruşmalar herkese açık yapılmalıdır. "Aleniyet" yahut "duruşmanın açıklığı" bir usul ilkesi olup, gizlilikse istisnadır. Aleniyet; Duruşmada zorunlu olarak bulunması gerekenler dışındaki kişilerin de bulunması anlamına gelmekte olup duruşmanın kamuya açık olmasını ifade etmektedir. (Doğrudan aleniyet) Aleniyet ilkesi yargılama işlemleri açısından getirilmiş olup insanların gizli olarak yargılanmasının engellenmesi, işlemlerin kanuna uygun yapılmasının denetlenmesi, adil yargılama ve mahkemelere güvenin sağlanmasına katkıda bulunması nedeniyle demokratik rejimlerin olmazsa olmazlarındandır. Aleniyet duruşma salonun elverdiği ölçüde isteyen herkesin duruşmaya katılması, yargısal faaliyeti izlemesi anlamına geldiği kadar gördüklerini ve duyduklarını başkalarına duyurabilmesi anlamına da gelmektedir. (Dolaylı aleniyet) Ancak aleniyet duruşmanın alenen yayınlanması demek olmayıp CMK'nun 183. maddesi uyarınca istisnalar dışında adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda her türlü sesli veya görüntülü kayıt veya nakil olanağı sağlayan aletlerin kullanılması yasaklanmıştır. Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan duruşmanın aleni olması ilkesi anayasa ile de güvence altına alınmış olup Anayasanın 141. maddesinde: "Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Ayrıca İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6/1. maddesinde de yargılamanın açık yapılıp hükmün de açık oturumda verilmesi gerektiği ancak genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık yapılmasının adaletin selametine zarar verebileceği özel durumlarda mahkeminin zorunlu gördüğü ölçüde tamamen veya kısmen basına ve dinyeyicilere kapalı olarak yapılabileceği düzenlenmiştir. Duruşmaların açıklığı ilkesinin ihlali CMK'nun 289. maddesinde sayılan "hukuka kesin aykırılık halleri"nden olup, açık yapılması gereken duruşmanın kapalı yapılması durumunda yapılan hukuka aykırılığın telafisi için hükmün bozularak kapalı yapılan duruşmaların açık yapılması gerekmektedir. Mevzuatımıza göre kural olarak açık yapılması gereken duruşma ancak iki halde kapalı yapılabilir; 1-İhtiyari kapalılık; kamu güvenliği ve genel ahlakın gerekli kıldığı durumlarda duruşmaların bir kısmı veya tamamının kapalı yapılmasına karar verilebilir. Duruşmanın açık yapılması durumunda genel ahlakın ve kamu güvenliğinin kesin biçimde zarar göreceğinin kabul edildiği durumlarda kapalılık kararı verilmelidir. Bu iki nedenle duruşmanın kapalı yapılmasına mahkemece gerekçeli olarak açık duruşmada karar verilir. Bununla birlikte kapalılık kararının verilmesini gerektiren nedenlerin açık duruşmada tartışılmasının dahi kamu güvenliği ve genel ahlakı tehlikeye düşürme ihtimalinin bulunduğu durumlarda re'sen veya istem üzerine kapalılık kararının kaldırılmasına ilişkin duruşma kapalı oturumda yapılabilir ancak karar her halde açık duruşmada tefhim edilmelidir. 2-Zorunlu kapalılık; Kanun koyucu çocukların korunması amacıyla genel kurula bir istisna getirmiş ve çocuklara ilişkin yapılan duruşmanın zorunlu olarak kapalı yapılmasını düzenlemiştir. Bu düzenleme İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6/1. maddesine de uygundur. Zorunlu kapalılık durumunda duruşmalar mutlaka kapalı oturumda yapılıp, kararın da kapalı oturumda verilmesi gerekmektedir.Kanun koyucu bu konuda hakime takdir hakkı tanımamıştır. Ancak yargılama sırasında sanık 18 yaşını doldurması durumunda ihtiyarı kapalılık gereğince mahkeme tarafından verilmiş bir karar bulunmaması halinde genel kural gereğince duruşmanın açık yapılması gerekmektedir. Bunun dışında alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis olan suçlarda devlet sırrı niteliğinde bilgilerle ilgili tanıklıkta CMK'nun 47/2. maddesi uyarınca sadece tanıklığın yapıldığı kısım bakımından dinlemenin gizli yapılması zorunludur. Bu halde tanık mahkeme hakimi veya heyeti tarafından zabıt katibi dahi olmaksızın dinlenir. Çocuklar ile yetişkin sanıkların birlikte suç işlemesi durumunda; soruşturmanın ve kovuşturmanın kural olarak ayrı yürütülmesi gerekmekte olup davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde ise genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında birleştirme kararı verilebilir. Birleşen davaların genel mahkemelerde görülmesi gerekmekte olup bu durumda her ne kadar genel mahkemelerde duruşma açık yapılmakta ise de davaların birlikte görülmesinden umulan fayda ile çocukların korunması ihtiyacı ortadan kalkmadığından duruşmanın kapalı yapılmasının gerektiği kabul edilmedir. Bu yorum ceza yargılamasının genel ilkelerinden olan duruşmanın açık yapılması kuralına çocukların korunması ve yargılamadan etkilenmemesi amacıyla istisna getirerek çocuklar hakkındaki duruşmaların kapalı yapılmasını düzenleyen kanun koyucunun amacına da uygun düşmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 08.10.2002 gün ve 22-342 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Öğretide de bu konuya ilişkin olarak; "Çocukların korunması gizliliği gerektirir (Any. 141/2). 18 yaşını henüz bitirmemiş olanlara ait duruşmalar mutlaka kapalı yapılır, hüküm dahi kapalı duruşmada açıklanır" (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2014, s. 891), "Sanık 18 yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı oturumda açıklanır (CMK m.185). Bu halde mahkemenin, kapalılık kararı verip vermeme konusunda takdir hakkı bulunmamaktadır. Bu durum zorunlu kapalılık olarak da adlandırılmaktadır. Sanığın, duruşma devam ederken onsekiz yaşını tamamlaması halinde, tekrar aleniyete dönülecektir" (Nur Centel/Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Bası, İstanbul, 2014, s. 665 ), "Duruşmanın kapalı yapılması esasen mahkemenin takdirinde olmakla beraber kanunumuzun bunu zorunlu kıldığı hal de vardır. Buna göre, sanık, on sekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır ve hatta hüküm de kapalı duruşmada açıklanır (CMK 185). On sekiz yaşından küçük sanıklar hakkındaki duruşmaların kapalı yapılması zorunludur" (Yener Ünver/Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku II Cilt, 7. Baskı, Ankara, 2013, s. 72), "Sanık onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma mutlaka kapalı yapılır ve bunlurla ilgili hüküm de kapalı duruşmada açıklanır (m. 185). Kanun bu durumdan zorunlu kapalılık olarak söz etmektedir. Çocuğun yetişkinlerle birlikte suç işlemesi halinde, çocuğa yönelik soruşturma ve kovuşturma yetişkinlerden ayrı yürütülmektedir. (ÇKK m. 17/1). Davaların birleştirilmesinin zorunlu görüldüğü hallerde, davalar genel mahkemelerde görülecektir (ÇÇK m.17/3). Ancak bu durumda da duruşmanın gizli yapılması gerekir" (Cumhur Şahin/Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku II, 2. Baskı, Ankara, 2012, s.99) şeklinde görüşler bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yetişkin sanıklarla birlikte suç işleyen çocuk sanık hakkında soruşturmanın ayrı yapıldıktan sonra yargılama sırasında davaların birleştirilmesine karar verilen olayda, davaların birlikte görülmesinde umulan fayda ile çocuğun koruması ihtiyacı ortadan kalkmadığından CMK'nun 185. maddesinin amir hükmü uyarınca tüm sanıklar bakımından duruşmanın kapalı yapılması usul ve kanuna uygundur. Bu itibarla yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, dosyanın bozmaya uyulan yönlerinin incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... gün ve ... sayılı direnme gerekçesinin, İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, bozmaya uyulan yönlerinin incelenmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİNE, 13.10.2015 tarihinde yapılan oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, ceza yargılamasında duruşmaların aleniyeti (açıklığı) ilkesi ve istisnalarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi hatalıdır?

A) Duruşmaların kamuya açık olarak yapılması kural, kapalı yapılması ise istisnadır.
B) Kamu güvenliğinin veya genel ahlakın mutlak surette gerektirdiği durumlarda, mahkeme kararıyla duruşmanın bir bölümünün veya tamamının kapalı yapılması mümkündür.
C) Yargılanan kişi on sekiz yaşını tamamlamamış ise duruşma kapalı icra edilir, ancak hükmün tefhimi aleni celsede yapılır.
D) Kapalılık kararı verilmiş bir duruşmada dahi, mahkeme, belirli kişilerin izleyici olarak bulunmasına izin verme yetkisine sahiptir.
E) Duruşmanın kapalı yapılmasına ilişkin gerekçeli karar, açık duruşmada okunup duyurulur.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol