5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 197

Ceza Muhakemesi Kanunu 197. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 197 – (1) Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir. Sanık hazır bulunmaksızın yapılan duruşmada eski hâle getirme koşulu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

95 karar eşleşti
16. Ceza Dairesi, 2018/4313 E., 2019/6057 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
yapılan sanığın müdafisinin; iddia makamı tarafından esas hakkında mütalaanın sunulup mahkumiyet hükmünün kurulduğu 14.02.2018 tarihli oturumda “rahatsızlığından dolayı katılamayacağı” belirterek mazeret dilekçesi vermiş olması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 197. maddesi, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesi ve
16. Ceza Dairesi         2018/4313 E.  ,  2019/6057 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma 14.08.2016 (... ve İbrahim Kırgız yönünden) Hüküm : Sanıklar ..., ... ile ... hakkında TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi, Sanıklar ... ile ...... hakkında TMK'nın 3 ve 7/1 maddesi yollamasıyla TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı,başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I-Sanıklar ..., ... ve ... yönünden dosyanın incelenmesinde; Sanıklar ... ve ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçu temadi eden suçlardan olup yakalanma ile temadi kesileceğinden gerekçeli karar başlığında suç tarihinin temadinin kesildiği yakalanma tarihi olan “13.08.2016” tarihi yerine “14.08.2016” olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanıklar ..., ... ile sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA, II-Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesi neticesinde; 1)Sanık ... yönünden; a)Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan tutuklu olarak yargılaması yapılan sanığın müdafisinin; iddia makamı tarafından esas hakkında mütalaanın sunulup mahkumiyet hükmünün kurulduğu 14.02.2018 tarihli oturumda “rahatsızlığından dolayı katılamayacağı” belirterek mazeret dilekçesi vermiş olması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 197. maddesi, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesi ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma ilkesi dikkate alınarak adaletin selameti açısından sanık müdafiinin mazeretinin kabulü ile sözlü savunma yapma imkanı tanındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, sanığın esasa ilişkin son savunmasını yaparken müdafii bulundurulmaksızın yargılanmasının yapılıp hakkında mahkumiyet kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde CMK 101/3, 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi; b)Kabul ve uygulamaya göre de; Silahlı terör örgütüne üye olma suçu temadi eden suçlardan olup yakalanma ile temadi kesileceğinden gerekçeli karar başlığında suç tarihinin temadinin kesildiği yakalanma tarihi olan “13.08.2016” tarihi yerine “14.08.2016” olarak yazılması, 2)Sanık ... yönünden; Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan müdafii yardımından faydalandırılmadan yargılanıp anılan suçtan mahkumiyetlerine karar verildiği görüldüğünden ceza muhakemesi hukukunda savunmanın ayrılmaz parçası olan “müdafilik” kavramı üzerinde durmak ve sanığa 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca müdafii atanmasının zorunlu olup olmadığının, bu bağlamda zikredilen yasa maddesinde şart koşulan beş yıllık ceza süresinin, suçun basit hali için öngörülen temel cezaya göre mi yoksa uygulanması zorunlu nitelikli haller ile cezayı ağırlaştırıcı nedenlerin de dikkate alınması suretiyle belirlenecek cezaya göre mi tespit edileceğinin irdelenmesi gerekmektedir. Adil yargılamanın zımni gerekleri "hakkaniyete uygun yargılama" kavramından hareket ederek saptanmıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasanın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan "savunma hakkı"dır. Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Anayasa Mahkemesi B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32). Müdafii; şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder (CMK m. 2/1-c). Müdafiilik ihtiyari veya zorunlu olabilir. 1412 sayılı sayılı CMUK, kişisel savunmada kural olarak isteğe bağlı/ihtiyari müdafiilik sistemini benimsemiş, sınırlı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafiilik sistemini getirmiştir. 5271 sayılı CMK ise zorunlu müdafiilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde genişletmiştir (C.G.K. 17/12/2009 t. 2008/1-172 E. 2009/26 K.). Şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiinin yardımından yararlanabilir. Müdafiiyi kendisi ya da kanuni temsilcisi seçebilir. Müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafii görevlendirilir. Bu haller isteğe bağlı müdafiiliktir. Kanunumuz bazı hallerde ise zorunlu müdafiiliği benimsemiştir. Bu durum Ceza Genel Kurulunun gündemine de birçok kez gelmiştir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararında açıklandığı üzere; 1412 sayılı CMUK, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafiilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafiilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı CMK zorunlu müdafiilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı CMK’ya göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (CMK’nın 150/2. maddesi), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (CMK’nın 150/3. maddesi), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (CMK’nın 74/2 maddesi), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (CMK’nın 101/3. maddesi), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (CMK’nın 204/1. maddesinde) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (CMK’nın 247/4. maddesinde) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..” denilerek teminat altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafii yardımından yararlanma ve bir müdafii tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafii yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B. No: 8398/78, 25.04.1983). Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak AİHM, her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, ..., 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008). Kural olarak sanığa polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye davası, başvuru no: 7377/03). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; .../Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, .../Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı CMK'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafii bulunmasının gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (CMK. 150/2) ve gözlem altına almada (CMK. 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir. CMK'nın 150/3 maddesine göre; alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafii görevlendirilir. Görüldüğü üzere kanun vazıı, belli ağırlıkta ceza öngören suçlar ile ilgili soruşturma ya da kovuşturmalarda bir müdafiin hukuki yardımından faydalandırılmayı adaletin selameti açısından zorunlu görmüş ve bunu sanık veya şüphelinin isteğine bağlı tutmadığı gibi bu hususta hiç bir istisnaya da yer vermemiştir. AİHS'nin 6. maddesinden daha geniş bir teminat içeren düzenleme bu yönü ile tartışmadan varestedir. Ancak sorun CMK'nın 150/3. maddesinde şart koşulan beş yıllık ceza süresinin, suçun basit hali için öngörülen temel cezaya göre mi yoksa uygulanması zorunlu nitelikli haller ile cezayı ağırlaştırıcı nedenlerin de dikkate alınması suretiyle belirlenecek cezaya göre mi tespit edileceği noktasında toplanmaktadır. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun içtihadı (06.12.2016 tarih ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararı) doğrultusunda genel uygulama beş yıllık ceza süresinin, suçun basit hali için öngörülen temel cezaya göre belirlenmesi şeklindedir. Ancak hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ve bu hakkı teminat altına alan usul kurallarının teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir. Suç genel teorisinde suça etki eden nedenler, suçun temel şeklini düzenleyen suç tipindeki kanuni unsurların dışında kalan ve ona eklenen özel fiili nedenler veya şahsi nedenlerdir. Bu bağlamda suça etki eden nedenler, doktrinde çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır: Ağırlatıcı-hafıfletici nedenler, genel-özel nedenler, kanuni-takdiri nedenler, fıili-şahsi nedenler gibi. Suça etki eden nedenlerden cezanın artırılmasını gerektiren nedenler ağırlatıcı nedenler iken, indirilmesini gerektirenler hafifletici nedenlerdir. Ceza adalet sistemimizde "bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı" kabul edilmiştir (TCK md. 43/1, 3. cümle). Keza dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin de göz önünde bulundurulacağı hüküm altına alınmıştır (TCK md. 66/ 3). Dairemiz de, 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesinin 2/g bendi kapsamında “temyiz edilebilirlik sınırının” belirlenmesinde beraat kararı verilen suç için yasada öngörülen cezanın üst haddinin, nitelikli hal ve ağırlaştırıcı nedenler de gözetilerek saptanması gerektiğini kabul etmektedir (16/01/2018 tarih, 2017/3415 E. - 2018/495 K. sayılı karar). Esasen suç isnadı altında olan şüpheli ya da sanık için önemli olan husus, tehdit altında tutulduğu hapis cezasının alt veya üst sınırının miktarıdır.Bu miktarın, suçun temel şekli için ya da uygulanması zorunlu nitelikli halleri veya ağırlaştırıcı sebepleri için öngörülmüş olmasının pratikte sanık/şüpheli için hiç bir önemi yoktur. Aksi yöndeki düşünce, ceza adalet sistemimizin kabul ettiği "bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı" olgusuna, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafiilik sistemini benimseyen 1412 sayılı CMUK'un rağmına, zorunlu müdafiilik sistemini önemli ölçüde genişleten, AİHS'nin 6. maddesinden daha geniş bir teminat içeren 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesinin amaç ve kapsamına, dürüstlük ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun düşmeyeceği apaçık ortadadır. 5237 sayılı TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen ve 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde tadat olunan mutlak terör suçlarından olması nedeniyle aynı Kanunun 5. maddesinin zorunlu olarak uygulanmasını gerektiren silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu-(ları)nda cezanın alt sınırının beş yıldan fazla (7 yıl 6 ay hapis cezası) olduğu görülmektedir. Bu nedenlerle sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, CMK'nın 150/3 maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu zorunluluğa uyulmamasının temyizen inceleme konusu yapılıp yapılamayacağına gelince; CMK’nın, “Duruşmada hazır bulunacaklar” kenar başlıklı 188/1. maddesinde; "Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve kanunun zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hallerde müdafiinin hazır bulanması şarttır." denilmek suretiyle duruşmada hazır bulunması gerekenler gösterilirken "zorunlu müdafii" de muhakeme heyetinden sayılmıştır. CMK 289. maddesinin 1-a ve e bendlerinde, "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması", hukuka kesin aykırılık halleri içinde sayılmıştır. Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da bu madde kapsamında sayılan hukuka aykırılıklar temyiz denetiminde res’en incelenecektir (CMK 289/1). Temyiz incelemesi yönünden hukuka kesin aykırılık hallerinde, hükümden önce verilen kararların hükme esas teşkil edip etmediğinin de bir önemi bulunmamaktadır. Bu itibarla, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkülü için duruşmada hazır bulunması doğrudan şart koşulan zorunlu müdafiin görevlendirilmemesi, CMK 289. maddesinin 1-a-e bendleri bağlamında hukuka kesin aykırılık oluşturması nedeniyle usulüne uygun açılmış bir temyiz davasında temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da res’en inceleme konusu olacaktır. Açıklanan gerekçeler doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan, kovuşturma aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafiisinin bulunmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi uyarınca da re'sen müdafi görevlendirilmeyen sanığa, Anayasanın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesinin zorunlu sonucu olarak CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanmasını netice verecek biçimde müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Ceza Dairesi, 2021/15979 E., 2023/2048 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
san Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde kovuşturmada müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi, kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, CMK'nın 302
3. Ceza Dairesi         2021/15979 E.  ,  2023/2048 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.05.2018 tarihli ve 2017/415 Esas, 2018/217 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 62 inci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 221 inci maddenin beşinci fıkrası uyarınca 1 yıl 15 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 10.01.2019 tarihli ve 2018/2269 Esas, 2019/34 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. 7188 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 286 ıncı maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 18.10.2021 tarihli, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılaması yapılan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği müdafi bulunmadığı gibi CMK'nın 156 ncı maddesi gereğince de re'sen bir müdafi görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150 nci maddesinin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, Anayasa'nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde kovuşturmada müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi, kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, CMK'nın 302 nci maddesi gereğince hükmün bozulması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi özetle; 1. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, 2. Etkin pişmanlık hükümleri kapsamında bildiği her şeyi anlattığına, 3. Usul ve kanuna aykırı karar verildiğine, 4. Kabule esas alınan delillerin hukuka aykırı olduğuna, 5. Eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna, 6. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, 7. Yapının 15 Temmuz darbe girişimi ile örgüt sayılması gerektiği, iddia olunan eylem tarihleri itibariyle yargı kararı ile belirlenmiş terör örgütünün bulunmadığına, bu tarihten önceki eylemlerin suç sayılmaması gerektiğine, 8. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Tokat Milli Eğitim Müdürlüğünde Öğretmen olarak görev yaparken ihraç edilen sanık ...'nun; sadece örgüt elemanlarınca aktivasyon kodu ile doğrulama yapılarak kullanılan, kişilerin karşılıklı olarak birbirlerini eklemelerinin gerektiği, sesli arama, yazılı mesajlaşma, e-posta iletimi ve dosya transferinin gerçekleştirilebildiği, bununla kullanıcıların örgütsel mahiyetteki haberleşme ihtiyaçlarının başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duyulmadan karşılandığı, global bir uygulama görüntüsü altında münhasıran FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş olan ByLock programını 0505.... 06 nolu hattında 30.12.2015 tarihinden itibaren kullanması, sanığın ByLock programına bağlandığı IP'nin tespit edilmesi amacıyla sunucu yöneticisi tarafından kiralanan ByLock programına ait 46.166.164.181 numaralı hedef IP adresi üzerinden 86941402159186 IMEI numaralı telefona takılı 0505... 06 numaralı hat ile ilk giriş tarihi olan 30.12.2015 tarihi ve son giriş tarihi olan 18.02.2016 tarihleri arasında (günün her saatinde ve bulunduğu ortamlarda baz istasyonu bilgilerinden de anlaşılacağı üzere Tokat ilinde bulunduğu her yerde girdiği BTK raporuyla sabittir) ByLock sistemine ait farklı günlerde 30 bağlantı olduğunun tespit edilmesi ve sanığın ByLock kullandığına ilişkin ikrarının yanı sıra ByLock raporu, BTK IP kayıtları ile Tokat Emniyet Müdürlüğünün ByLock listesinden çıkarılanlar Hk. konulu yazısı ekinde bulunan ve Mor Beyin adlı hesaba ait uygulamalar nedeniyle ByLock kullanmadığı halde ByLock IP'lerine yönlendirildiği anlaşılan numaralara ilişkin hazırlanan 11.480 kişilik listede sanığın ByLock kullandığı numaranın bulunmaması neticesinde sanığın ByLock kullanıcısı olduğunun doğrulanması, yukarıda açıklandığı üzere örgüt üyesi olmayan kimsenin dışarıdan harici olarak katılamadığı, her ne kadar belli bir sürece kadar legal görünümle dini saiklerle yapılmış olsa da sonrasında aslında örgüte dair kararların alınıp, talimatların hiyerarşik bir silsilede aktarıldığı, maddi yönden örgütün ihtiyaçlarını karşılamak için himmet, burs, yardım adı altında paraların toplandığı, katılan sorumluların ve imamların ifşa olmamak için kod isimler kullandığı sohbet adı altında yapılan toplantılara katıldığı, bu durumu ikrar ettiği ayrıca Tanık Y. S.'nin; "Ben bu konuda daha önce hazırlıkta ifade vermiştim. O ifademi aynen tekrar ederim. Devamla, iddianamede bahsi geçen ...'nu öğretmen camiasından tanıyorum. Kendisini şahsen de tanıyorum. Teyder üyesi ve Aktif-Sen ilçe temsilcisi olduğunu biliyorum. 17/25 Aralıktan sonra da cemaat faaliyetlerine devam ettiğini eğitim camiasından da duydum..." ve soruşturma aşamasındaki 17.08.2016 tarihli ifadesinde geçen; "... ...'nun aktif olarak bu örgütün önde gelen isimleri olduğunu biliyorum..." şeklinde beyanı, Tanık İ. K.'nin; "...İddianamede bahsi geçen ...'nu şahsen tanıyorum. Kendisinin Aktif Sen Sendikasının ilçe temsilcisi olduğunu biliyorum. Aynı zamanda Teyder derneğinde yapılan etkinliklere katıldığını biliyorum..." şeklinde beyanı, Tanık İ. A.'nın; "...F. Karaoğlu'nu şahsen tanımam. Sadece işim dolayısıyla öğretmen olarak müşterimdi. Sadece gitmiş olduğum bir kandil gecesi programında kendisini gördüm. Kendisini o ... tanımamın sebebi de müşterim oluşudur..." şeklindeki beyanı ile de Aktif Eğitim-Sen sendikasının Turhal ilçe temsilcisi olduğunun ve sohbetlere katıldığının anlaşılması, tanık K. Ç. A.'nın; "...Ben ...'nu şahsen tanımıyorum. Sadece kendisini ismen tanırım. Paralel yapısı üyesi olduğunu eğitim camiasında geçen konuşmalarda duyuyordum. Kendisinin paralel yapının sendikası olan Aktif Sen sendikasıyla ve Zaman Gazetesinin aboneliğiyle ilgilendiğini biliyorum..." şeklinde beyanı, Tanık E. K.'nin; "...İddianamede adı geçen ... okuldan arkadaşım olması nedeniyle tanırım. Aynı zamanda kendisi komşumdur. Aktif-Sen Sendikasının tanıtımını ... bana yaptı ben de araştırdıktan sonra bu sendikaya üye oldum. Sendikanın okul temsilcisinin ... olup olmadığını bilmiyorum. Yalnızca Fatih bana sendikanın tanıtımını yaptı. Ben de üye oldum..." şeklinde beyanı, Tanık C. K.'nin; "......'nu okuldan arkadaşım olduğu için tanırım. Kendisi Aktif-Senin okul ilgilisi olduğunu biyorum. Ancak ben onun teklifiyle Aktif-Sene üye olmadım..." ve soruşturma aşamasındaki 05.08.2016 tarihli ifadesinde geçen; "...Benden gazete ve dergiye abone olmamı istedi" şeklinde beyanı, Tanık A. T.'nin; "...İddianamede bahsi geçen ...'nu Turhal ilçesinde öğretmenlik yapması nedeniyle şahsen tanırım. 15 Temmuz FETÖ/PDY darbe girişiminden önce ...'nun bu örgüte üye olduğunu halk arasında duyuyordum. Ne gibi işler yaptığını veya ne gibi eylemlerde bulunduğunu bilmiyorum..." şeklinde beyanı ile de sanığın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğunun anlaşılması, FETÖ/PDY örgütünün Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretmenler arasında iletişimi sağlayabilmek için sendika adı altında kurduğu, fakat asıl amacının örgüte üye kazandırmak ve öğretmenler arasında kontrolü elinde tutmak olan ve 25.07.2016 tarihinde 667 sayılı KHK ile kapatılan Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya kapatıldığı tarihe dek üye olması, Tokat Valiliğinin gelen cevabi yazısında FETÖ/PDY'ye ait olan ve 06.03.2016 tarihinde Genel Kurul Kararıyla feshedilen Turhal Eğitim ve Yardımlaşma Derneğinin(Teyder) kurucu üyesi olduğunun, 25.12.2013 tarihli Genel Kurul kararı ile Yönetim Kurulu asil üyeliğe, 26.12.2015 tarihinde Denetim Kurulu Başkanlığına seçildiğinin ve söz konusu derneğe kapandığı tarihe dek üye olduğunun anlaşılması, sanığa ait olup ele geçirilen "30 adet Sızıntı Dergisi, STV onur üyesi kartı, Aktif Eğitimciler Sendikası kimlik kartı, 2 adet NT kart, içerisinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...’in sesinden dini içerikli sohbetlerin bulunduğu kasetler ile sanık hakkındaki beyanlar ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile önceden süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz eden organik bağının bulunduğu ve sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 3713 sayılı TMK'nın 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasının yollamasıyla 5237 sayılı TCK'nın 314/2 nci maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturduğu konusunda tam bir vicdani kanı hasıl olmuştur. Her ne kadar sanık ... üzerine atılı suçu reddetse ve örgütün silahlı örgüt olduğunu bilmediğini iddia etse de, örgütle bağının olduğu ve Turhal ilçesinde örgüte müzahir sendika temsilcisi olarak sendikadaki, yine örgüte müzahir dernek olan Teyder derneğindeki etkin faaliyetleri, sohbet ve faaliyetlere düzenli olarak katıldığına ilişkin tanık beyanları, ByLock programını kullandığı hususunda dosyada bulunan ByLock raporu ve BTK IP kayıtları ile sanığın ikrarları delil olarak kabul edilmiş, sanığın örgütün sohbet ve diğer toplantılarına katılması ve 30.12.2015 tespit tarihi ile ByLock programını kullanıyor olması nedeniyle objektif sorumluluk gereği örgüt üyesi olmadığına ve FETÖ/PDY'nin silahlı örgüt olduğunu bilmediğine dair suçtan kurtulmaya matuf savunmasına itibar edilmemiştir. Her ne kadar TCK'nın 221/3 üncü maddesinde "Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz." şeklinde düzenleme mevcut ise de, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün çok geniş kapsamda belki sayıları yüzbinlere ulaşan üyesinin bulunması, örgütün niteliği ve faaliyetlerinin kapsamı, örgütün tepe kadrosunun dahi tam olarak tespit edilememiş olması gibi sebeplere binaen yakalanan örgüt üyesinin birkaç örgüt üyesinin yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesinin şahsi cezasızlığa sebep olamayacağı, bu durumun örgütle mücadelede etkin olma ruhuna ve kanunun gerekçesine aykırı olacağı, aksi düşünceyle çok fazla sayıda üyesi olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde örgüt üyelerinin birkaç örgüt üyesinin ismini vererek cezadan kurtulmanın yolunun açılacağı, bunun hukuk ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı, örneğin örgüte en alt seviyede katılıp ciddi şekilde etkin faaliyeti bulunmayan örgüt üyesinin çok az sayıda örgüt üyesini tanıyıp bunların da zaten yakalanmış olması halinde TCK'nın 221/3 üncü maddesindeki şahsi cezasızlıktan yararlanamayacağı, ancak yukarıda bahsedilen nitelikteki ve daha tepe kadroda bulunan örgüt üyesinin birkaç isim vererek cezadan kurtulmasının vicdana ve hukuka uygun olmayacağı, özetle TCK'nın 221/3 üncü maddesinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üye ve yöneticileri bakımından çok dar yorumlanmasının mümkün olamayacağı mahkememizce değerlendirildiğinden sanık hakkında etkin pişmanlık sebebiyle şahsi cezasızlık sebebi uygulanmamıştır. Sanık ...'nun yakalandıktan sonra örgütün Tokat ili Turhal ilçesinde bulunduğu konum itibariyle beyanları ve verdiği isimler değerlendirildiğinde etkin pişmanlıkta bulunduğu değerlendirilmiş, örgüte üye ya da yönetici olarak katılan isimlerin örgütle bağlantısının teyidi savcılık yazısı, somut dosya, deliller ve diğer soruşturmalar kapsamında alınan tanık/şüpheli beyanlarıyla büyük ölçüde örtüşmüştür. Verdiği isimler açısından soruşturmanın akibetini beklemenin verdiği isimlerin örgütle alakalı isimler olduğu da dosya kapsamıyla belirlendiğinden yargılamayı uzatacağı değerlendirilmiş ve soruşturmaların sonucu beklenmemiştir. Sanık savunmasında sendika ve dernek kapsamında faaliyetlerini anlatmış ayrıca ByLock programı üzerinden A. A. ile görüştüğünü belirtmiş, mahkememizin 2017/52 Esas ve 2017/160 Karar sayılı dosyasında yargılanıp terör örgütü üyeliğinden hakkında mahkumiyet kararı verilen A. A.'nın kendi yargılaması sırasında etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilen beyanlarda bulunduğu ve sanık ile ByLock programından haberleştiğini ifade ettiği görülmüştür. Bu kapsamda sanığın etkin pişmanlıkta bulunurken zikrettiği isimlerin sayısı, bu kişilerin etkinliği, gerek kendi faaliyetleri gerekse diğer örgütsel faaliyetlere ilişkin verdiği bilgilerin bu dava kapsamında bilinmeyen bilgiler olmaması itibariyle yapılan değerlendirmede, TCK'nın 221/4-son maddesi gereği 2/3 oranında indirim oranı belirlemek gerekmiş, suçun işleniş şekli, sanığın suç kastının yoğunluğu, örgütün niteliği, sanığın örgütte sendika temsilcisi ve dernek kurucu üyesi olarak örgütteki etkin konumu ve faaliyetleri, gizli haberleşme programını kullanmış olması, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı gözetilerek temel cezada alt sınırdan bir miktar uzaklaşılarak hüküm kurulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda; Ayrıntıları Dairemizin 14.10.2019 tarihli ve 2019/3337 Esas, 2019/6048 sayılı kararında açıklandığı üzere; Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan, kovuşturma aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafi bulunmadığı gibi CMK'nın 156 ncı maddesi uyarınca da re'sen müdafi görevlendirilmeyen sanığa Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesinin zorunlu sonucu olarak CMK'nın 150 nci maddesinin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanmasını netice verecek biçimde müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz talebi yerinde görüldüğünden hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 10.01.2019 tarihli ve 2018/2269 Esas, 2019/34 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.04.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/39799 E., 2022/9999 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
aya yönelik eylemler olduğu kanaatine varıldığı" gerekçesiyle mazeretin reddine karar verilerek sanık ve müdafinin esas ilişkin savunması alınmadan sanık müdafinin yokluğunda sanığın mahkumiyetine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 197. maddesi, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesi ve
3. Ceza Dairesi         2022/39799 E.  ,  2022/9999 K. "İçtihat Metni" İtiraz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtiraz Yazısının Tarihi : 17.11.2022 İtiraz Edilen Daire Kararı : Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 03.11.2021 tarih ve 2021/4682 Esas, 2021/9869 karar sayılı kararı İtirazla İlgili Mahkeme Kararı :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. CezaDairesinin 30.09.2020 tarih 2019/1852 esas -2020/793 karar sayılı kararı İtirazla İlgili İlk Derece Mahkemesi Kararı :Ağır Ceza Mahkemesinin 01.06.2018 tarih ve 2017/22 esas - 2018/121karar sayılı kararı İtirazla İlgili Hüküm : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 3, 5/1, 7/1, TCK’nın 53/1-2-3, 58/6-9, 62/1, 63. maddeleri gereğince hükmedilen mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi İtiraza Konu Olan Sanık : ... Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma İtiraz yazısı ile dava dosyası incelenip gereği düşünüldü: I-İTİRAZIN KONUSU; Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.06.2018 tarih ve 2017/22 Esas - 2018/121 Karar sayılı kararı ile sanığın, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın sanık müdafii tarafından istinaf edildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 30.09.2020 tarih 2019/1852 esas - 2020/793 karar sayılı kararı ile TMK 7/1 atfı ve TCK 58/6 uygulamaları yönünden istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verildiği, sanık müdafinin temyiz talebinde bulunmaları üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonucunda onama kararı verildiği, sanık müdafi tarafından sunulan 22.12.2021 tarihli dilekçe ile "karar celsesinde sanık müdafinin sağlık sorunu nedeniyle mezaretli olarak duruşmaya katılamadığı, sanığın da müdafisi ile savunma yapmak istediğini belirttiği, müdafinin mazeretini sağlık raporu ile belgelendirdiği halde mazeretin reddine karar verilerek sanık müdafinin yokluğunda yargılamanın bitirilmek suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlandığı" ileri sürülerek itiraz yoluna başvurulduğu, YCBS'nin 17.11.2022 tarihli yazısı ile aynı gerekçe ile itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. II-İTİRAZ NEDENLERİ; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 17.11.2022 tarihli KD-2022/126063 Karar Düzeltme sayılı yazısında; İtiraz konusu ; karar duruşmasında sanık vekilinin doktor raporuna dayanan mazereti reddedilerek onun yokluğunda, zorunlu müdafi bulunmadan, duruşma ertelenmeden ve sanığa yeni bir müdafi atanmadan duruşmaya devam edilerek hüküm verilmesi ve bu durumun CMK'nın 289/1-e maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. Sanığın mütala verildiği sırada 16.05.2018 tarihli celsede mütalaya karşı beyanı sorulunca avukatı ile görüşüp son savunmasını yapacağını, avukatının da benzer şekilde müvekkili ile görüşüp beyanlarını sunacağını belirttiği, karar celsesinden önceki duruşmaya sanık ve avukatının katıldığı anlaşılmıştır. 01.06.2018 tarihli karar celsesi öncesinde sanığın avukatı olan Av. ... hastalanmış ve bu hastalığı nedeniyle 31.05.2018-02.06.2018 tarihleri arasında raporlu olduğuna ilişkin Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesinden aldığı raporunu da ekleyerek duruşmaya katılamayacağını ve mazeretli sayılmasını talep ettiği, sanık avukatının doktor raporuna istinaden karar duruşmasına gelmediği, tüm yargılama boyunca sanık avukatının dosyada başkaca mazeretinin bulunmadığı, bu durumun duruşmayı uzatmaya matuf hareket olarak kabul edilerek, mazeretin kabul edilmemiş olmasının sanık yönünden savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu, diğer yandan sanığın son savunmasını ve mütalaaya karşı beyanlarını avukatı ile birlikte yapmak istediğini karar celsesinde mahkemeye bildirdiği, sanık müdafisinin yokluğunda, yeni bir müdafi görevlendirilmeden ya da müdafi temini için oturum ertelenmeden yargılamaya devam edilerek sanık hakkında ceza verildiği tespit edilmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 188. maddesi duruşmada hazır bulunacakların kimler olacağını düzenlemiş ve “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır.” düzenlemesi ve CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki emredici hüküm uyarınca duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanık müdafiisinin yokluğunda, yeni bir müdafii görevlendirilmeden ya da müdafii temini için oturum ertelenmeden yargılamaya devam edilerek hükmün tesis ve tefhim edilmesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde bulunduğu ve bu durumun CMK'nın 289/1-e maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden biri olduğu yönündeki 02.03.2021 tarih ve 2020/409 E.- 2021/64 karar sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı dikkate alınarak, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 30.09.2020 ... ve 2019/1852 E - 2020/793 K. sayılı kararının bozulması için CMK'nın 308. maddesi uyarınca itiraz yoluna gidilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. III- İTİRAZIN DEĞERLENDİRİLMESİ; İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın 16.05.2018 tarihli celsesinde Cumhuriyet savcısı tarafından esasa ilişkin mütalanın sunulduğu, mahkeme tarafından sanık ve müdafiinin talebi doğrultusunda esasa ilişkin savunma hazırlamak üzere süre verildiği, 01.06.2018 tarihli karar celsesinde sanık müdafinin rahatsızlığı nedeniyle duruşmaya katılamayacağını bildirerek mazeret dilekçesi sunduğu, dilekçesinin ekine 31.05.2018-02.06.2018 tarihleri arasında istirahatli olduğuna ilişkin Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından verilen 31.05.2018 tarihli sağlık raporunu da ekleyerek mazeretini belgelendirdiği, sanığın da savunma yapmak için avukatını beklediğini beyan ettiği, buna rağmen ilk derece mahkemesince "yargılamanın yaklaşık bir yıldan fazla sürüyor olması, iddia makamının mütalaa verdikten sonra mazeret dilekçesi sunulmasının yargılamayı uzatmaya yönelik eylemler olduğu kanaatine varıldığı" gerekçesiyle mazeretin reddine karar verilerek sanık ve müdafinin esas ilişkin savunması alınmadan sanığın mahkumiyetine karar verildiği, bu şekilde savunma yapmak için avukatını beklediğini beyan eden sanığa yeni bir müdafi atanmadan ve esasa ilişkin son savunmasını almadan sanık müdafinin yokluğunda mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı değerlendirilerek itiraz ve ekli dosya 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile değişik CMK'nın 308/2, 3. madde ve fıkralarınca incelenerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının yerinde olduğu anlaşılmakla itirazın kabulüne karar verilmiştir. KARAR: 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının karar düzeltme talebinin KABULÜNE, 2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 03.11.2021 tarih ve 2021/4682 Esas, 2021/9869 Karar sayılı kararı ONAMA kararının KALDIRILMASINA, 3 - Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 01.06.2018 tarihli karar celsesinde sanık müdafinin rahatsızlığı nedeniyle duruşmaya katılamayacağını bildirerek mazeret dilekçesi sunduğu, dilekçesinin ekine 31.05.2018-02.06.2018 tarihleri arasında istirahatli olduğuna ilişkin Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından verilen 31.05.2018 tarihli sağlık raporunu da ekleyerek mazeretini belgelendirdiği, sanığın da savunma yapmak için avukatını beklediğini beyan ettiği, buna rağmen ilk derece mahkemesince "yargılamanın yaklaşık bir yıldan fazla sürüyor olması, iddia makamının mütalaa verdikten sonra mazeret dilekçesi sunulmasının yargılamayı uzatmaya yönelik eylemler olduğu kanaatine varıldığı" gerekçesiyle mazeretin reddine karar verilerek sanık ve müdafinin esas ilişkin savunması alınmadan sanık müdafinin yokluğunda sanığın mahkumiyetine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 197. maddesi, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesi ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma ilkesi dikkate alınarak; adaletin selameti ve sanığa isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında, sanığın esasa ilişkin son savunmasını almadan sanık müdafinin yokluğunda mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde CMK'nın 101/3, 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi; Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/15470 E., 2022/2351 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
CMK'nın 197/1. maddesinde;
3. Ceza Dairesi         2021/15470 E.  ,  2022/2351 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : Denizli 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.03.2018 tarih ve 2017/120 - 2018/101 sayılı kararı Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme Hüküm : Sanığın, TCK'nın 220/7 ve 314/3 maddeleri delaletiyle 314/2, 220/7-son cümle, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53 ve 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine dair istinaf başvurusunun esastan reddi Bölge adliye mahkemesince sanık hakkında kesin olarak verilen hükme ilişkin 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine anılan Kanuna eklenen 5. maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içinde temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı Kanunun 5. maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütüne yardım etme” suçuna dair TCK’nın 220/7. maddesinde yazılı “örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır” şeklindeki ibare ile TCK'nın silahlı terör örgütüne üye olma suçunun düzenlendiği 314/2. maddesine yaptırım konusunda yollama yaptığı; ayrıca sanığın işlediği iddia edilen suçun “silahlı terör örgütüne yardım etme” olduğu göz önünde bulundurulduğunda, yapılan yargılama sırasında CMK'nın 150/3. maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın, hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse dahi müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu zorunluluğa uyulmamasının temyizen inceleme konusu yapılıp yapılmayacağına gelince; CMK'nın 188/1. maddesinde; “Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve kanunun zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hallerde müdafiinin hazır bulanması şarttır” şeklinde duruşmada hazır bulunması gerekenler gösterilirken "zorunlu müdafiiyi" mahkeme heyetinden saymıştır. CMK'nın 197/1. maddesinde; “sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir” denmek suretiyle yasa koyucu genel kural olarak sanık müdafiinin tüm oturumlarda bulunmasını arzu etmiştir. CMK'nın 289. maddesinin 1-a-e bentlerinde, kanuna kesin aykırılık halleri içinde, "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" gösterilmiştir. Temyiz denetiminde bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenecektir (CMK 289/1). Tüm bu hususlar dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; Silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açılan ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkumiyet hükmü kurulan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği müdafi bulunmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi gereğince de re'sen bir müdafii görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde kovuşturmada müdafii hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Denizli 3. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE 25.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/15434 E., 2022/2354 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
CMK'nın 197/1 maddesinde;
3. Ceza Dairesi         2021/15434 E.  ,  2022/2354 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi :İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.04.2018 tarih ve 2017/207 - 2018/172 sayılı kararı Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme Hüküm : TCK'nın 220/7 maddesi delaletiyle 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53 ve 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine dair istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi Bölge adliye mahkemesince sanık hakkında kesin olarak verilen hükme ilişkin 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine anılan Kanuna eklenen 5. maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içinde temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı Kanunun 5. maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütüne yardım etme” suçuna dair TCK’nın 220/7. maddesinde yazılı “örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır” şeklindeki ibare ile TCK'nın silahlı terör örgütüne üye olma suçunun düzenlendiği 314/2 maddesine yaptırım konusunda yollama yaptığı; ayrıca sanığın işlediği iddia edilen suçun “silahlı terör örgütüne yardım etme” olduğu göz önünde bulundurulduğunda, yapılan yargılama sırasında CMK'nın 150/3 maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın, hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse dahi müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu zorunluluğa uyulmamasının temyizen inceleme konusu yapılıp yapılmayacağına gelince; CMK'nın 188/1. maddesinde; “Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafinin hazır bulanması şarttır” şeklinde duruşmada hazır bulunması gerekenler gösterilirken "zorunlu müdafiyi" mahkeme heyetinden saymıştır. CMK'nın 197/1 maddesinde; “sanık hazır bulunmasa da müdafi bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir” denmek suretiyle yasa koyucu genel kural olarak sanık müdafinin tüm oturumlarda bulunmasını arzu etmiştir. CMK'nın 289. maddesinin 1-a-e bentlerinde, kanuna kesin aykırılık halleri içinde, "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması ile Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" gösterilmiştir. Temyiz denetiminde bu madde kapsamındaki hukuka aykırılıklar temyiz kapsamında gösterilmiş olmasa da re'sen incelenecektir (CMK 289/1). Tüm bu hususlar dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; Silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açılan ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkumiyet hükmü kurulan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği müdafi bulunmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi gereğince de re'sen bir müdafii görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında, CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde kovuşturmada müdafii hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.