5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 202

Ceza Muhakemesi Kanunu 202. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 202 – (1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. (2) Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. (3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır.[71] (4) (Ek: 24/1/2013-6411/ 1 md.) Ayrıca sanık; a) İddianamenin anlatılması,[72] b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi, üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz. (5) (Ek: 24/1/2013-6411/ 1 md.) Tercümanlar, il adlî yargı adalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il bakımından oluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de tercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Duruşmanın Düzen ve Disiplini Hâkim veya başkanın yetkisi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2021/23 E., 2023/43 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
maddesi uyarınca savunması alınmadan, CMK'nın 202. maddesine aykırı olarak hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2021/23 E.  ,  2023/43 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık ...'ın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin ... 17. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.06.2013 tarihli ve 4-26 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 20.04.2015 tarih ve 1045-816 sayı ile; "....Sanığın, CMK'nın 191. maddesi uyarınca sorgusu yapılmadan hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Dosyanın devredildiği ... Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesince 12.01.2018 tarih ve 351-17 sayı ile sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 13.11.2018 tarih ve 3124-4146 sayı ile; "...Yerel mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra, yerinde ve yasal olmayan gerekçe ile bozma kararının gereğinin yerine getirilmemesi ve sanığın, CMK'nın 191. maddesi uyarınca savunması alınmadan, CMK'nın 202. maddesine aykırı olarak hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 26.03.2019 tarih ve 1-145 sayı ile; "...Müdafisi tarafından yakınlarının kendisine beyan ettiklerine göre halen yurt dışında olduğunu ifade ettiği, Sanık ...'ın: ... ilçesinde ikamet ederken 2009-2011 tarihleri arasında PKK'ya bağlı DYG üyesi olduğu örgüt adına 03.06.2010 tarihinde yetkilisi ... olan Bölge Mühendislik Sanayi Ticaret Limited Şirketine ait ... Fatih Mahallesi Adil Caddesi üzerinde park hâlinde olan 34 FL 9368 ve 34 FL 9366 plaka sayılı iki adet Hundai marka aracın yakılması ve yine 01.06.2010 tarihinde ... ... Mahallesi Petrol Yolu Caddesi Dikmen Sokak üzerinde park hâlinde olan yetkilisinin ... Bilgin olduğu, Bilgin Mühendislik Limited Şirketi adına kayıtlı ... plaka sayılı aracın yakılması olayında yer aldığı bu suçlardan yukarıda belirtildiği üzere kapatılan ... 17. ACM'nin 2011/4 esas 2013/26 karar sayılı kararı ile mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği keza yine terör örgütü propagandasını yapma suçunu işlediği kabul edilerek açılan davanın 6352 sayılı Kanun hükümlerine göre ertelendiği bunun yanı sıra, Kapatılan ... 17. ACM'nin Yargıtay 16. CD Başkanlığınca onanarak kesinleşen 2011/4 esas 2013/26 karar sayılı dava dosyasında PKK Terör Örgütü Üyesi Olma suçundan mahkümiyetlerine karar verilen sanıklar...İnedi ve ... Karateke'nin polis ve C. savcılığındaki sanığın PKK üyesi olduğuna ilişkin anlatımları ve keza bu dosyada beraatine karar verilen ... Manduzun da sanıkla ilgili PKK örgütü üyesi olduğuna ilişkin anlatımları, sanığın kullandığı 0541 974 10 23 nolu telefon ile yaptığı görüşmelere ilişkin iletişim tespit kararlarında yer alan görüşmeler ve yine örgütün dağ kadrosuna katılmak isterken ...'da yakalanan ... isimli kişinin sanıkla ilgili örgüt üyesi olduğuna ilişkin anlatımları karşısında sanığın silahlı terör örgütü olan PKK içerisinde özellikle ...'de örgüt adına propaganda yapma, örgüt tarafından verilen talimatlar uyarınca izinsiz gösterilere katılma ve park hâlinde olan araçların yakılması, örgütün dağ kadrosuna eleman kazandırması gibi süreklilik ve çeşitlilik gösteren faaliyetlerde bulunduğu sabit olduğundan bu nedenle TCK'nun 314/2 maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmiş, Her ne kadar sanığın mahkûmiyetine ilişkin kapatılan ... 17. ACM ce verilen karar Yargıtay 16. CD Başkanlığınca sorgusu yapılmadan karar verildiği gerekçesiyle bozulmuş ise de 03.03.2011 tarihinde tutuklanan sanığın 16.11.2011 tarihli oturumda iddianamenin kabulü kararı okunmasından sonra Kürtçe savunma yapmak istediğini beyan ettiği bu nedenle savunmasını yapmadığı, sonrasında 08.08.2012 tarihli oturumda da Türkçe savunmada bulunmayacağını beyan ettiği ve savunmasını yapmadığı, sonraki duruşmalara rahatsızlığı nedeniyle katılmadığı, Mahkemece celse arasında 14.08.2012 tarihinde tahliyesine karar verildiği ve sonrasında duruşmalara katılmadığı, sanığın gözaltına alındığında poliste, sonrasında ... C. savcılığında ve sorgusunda Türkçe savunma yaptığı, kendisinin Türkçe bilmesine rağmen yasal hakları hatırlatılmasına karşılık ısrarla duruşmalarda Kürtçe savunma yapmak istediğini söyleyerek savunmadan kaçındığı, suçlamadan iddianamenin tebliği ve sonrasında duruşmalarda okunması nedeniyle haberdar olduğu için Yargıtay 15. CD Başkanlığı'nın 14.10.2015 tarih 2015/4676-30024 esas ve karar sayılı (YKD Şubat 2016 Syf 458-461) içtihatı da dikkate alınarak savunma hakkından vazgeçtiği kabul edilip yukarıda belirtilen gerekçelerden dolayı sabit olan Silahlı Terör Örgütü (PKK) Üyesi Olma suçundan mahkûmiyetine dair Mahkememizin önceki kararında bu nedenle direnilmiştir." şeklindeki gerekçeyle bozma nedenine direnerek önceki hüküm gibi sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.12.2019 tarihli ve 38663 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 22.10.2020 tarih ve 53-5188 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi, sanığın Kürtçe savunma yapmasına Mahkemece izin verilmemesinin savunma hakkının kısıtlanması anlamına geldiğine, ifade alınmadan hüküm kurulamayacağına, örgüt üyeliğini gösterir delillerin bulunmadığına, bir ayağı sakat olan sanık hakkında molotoflu eyleme katıldığının kabul edilerek mahkûmiyet kararı verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğuna, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına ilişkindir. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Sanık hakkında verilen mala zarar verme suçlarına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılması, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçuna ilişkin beraat ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçuna ilişkin kovuşturmanın ertelenmesi kararları kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleştiğinden direnmenin kapsamına göre inceleme silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın CMK'nın 191. maddesi uyarınca sorgusu yapılmadan hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; PKK silahlı terör örgütüne müzahir internet sitelerinde değişik tarihlerde yayımlanan eylem çağrısı mahiyetindeki haberler üzerine ... ...'de çeşitli eylemlere katıldıkları ve örgütün gençlik yapılanması Demokratik Yurtsever Gençlik (DYG) içerisinde faaliyet gösterdikleri değerlendirilen kişiler hakkında soruşturma başlatıldığı, Bu soruşturma neticesinde sanık ...'ın silahlı terör örgütüne üye olma, 01.06.2010 ve 30.06.2010 tarihlerinde mala zara verme, 26.08.2010 tarihinde tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçlarını işlediği iddia olunarak anılan suçlardan cezalandırılması amacıyla kamu davası açıldığı, ... 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/4 esas sayılı dosyasında gerçekleştirilen yargılamanın 16.11.2011 tarihli birinci duruşmasında savunmasını Kürtçe olarak yapmak istediğini belirten ve bu nedenle tercüman atanmasını talep eden sanık hakkında Yerel Mahkemece 1 numaralı ara kararı ile "24 Temmuz 1923 tarihli Lozan ... Antlaşmasının Azınlıkların Korunması başlıklı III. Kesim'de yer alan 39/5. maddesinde 'devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe'den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.' hükmü yer almakta olup, bu maddenin de yer aldığı III. Kesim'in başlığı ile aynı Kesim'de yer alan 39/1 ve devamı ile, 44 ve 45. madde hükümleri birlikte değrelendirildiğinde, söz konusu hükmün Türkiye'deki müslüman olmayan azınlıkların haklarına ilişkin olduğu, antlaşma hükümleri ve özellikle söz konusu 39/5. maddenin de yer aldığı III. Kesim'de yer alan diğer maddeler ile bu antlaşmanın müzakere edildiği ve imzalandığı dönemin koşulları ve dağılan Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içerisinde müslüman olsun veya olmasın Türkçe'den başka dillerde konuşan çok sayıda milletlerin yer alması göz önüne alındığında, bu düzenlemeyle, Türkçe'den başka bir dil konuşan ve müslüman olmayan azınlıklara mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için gerekli kolaylığın sağlanacağının açık bir şekilde hükme bağlandığı ve bununla müslüman olmayan azınlıkların haklarının korunmasının amaçlandığı, bu nedenle söz konusu hükmün somut olayımıza uygulanamayacağı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte söz konusu antlaşma hükmüne uygun olarak iç hukukumuzda CMK'nın 202/1. maddesi ile gerekli düzenlemenin yapılmış olduğu da belirtilmelidir. Diğer uluslararası sözleşmelerden BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 14. maddesinde adil yargılanma hakkı düzenlenmiş olup bu maddenin 3. fıkrasının (a) bendinde hakkında bir suç isnadı bulunan kimsenin 'hakkındaki suç isnadının niteliği ve nedenleri konusunda ayrıntılı bir şekilde ve anlayabileceği bir dilde bilgilendirilme' hakkının bulunduğu, (f) bendinde ise 'mahkemede konuşulan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa, bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma' hakkının bulunduğu belirtilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Adil Yargılanma Hakkı başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde her kişinin 'şahsına tevcih edilen isnadın mahiyet ve sebebinden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve etraflı surette haberdar edilmek' ve (e) fıkrasında 'duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak' hakkına sahip olduğu hükme bağlanmıştır. İç hukukumuzda 5271 sayılı CMK'nın 202/1. maddesinde ise, 'sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir' denilmektedir. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir organı olan ve başvuruların ön şartları taşıyıp taşımadığını inceleyen Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun Application No:10210/82, K.v France Kararı, 07/12/1983 tarihli 'Fransa vatandaşı olan azınlık mensubunun Fransa'da doğduğu ve okula gittiği için AİHS'nin 6/3-e maddesindeki ücretsiz tercüman isteme hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceği, çünkü AİHS'nin 6/3-e maddesinin, sanığın ülkenin ana dilini bilmediği, yani anlayamadığı veya kendini ifade edemediği durumlardan biri söz konusu olur ise tercüman atanmasını öngördüğü, sanık o ülkede doğduğu, yaşadığı ve okula gittiği için o ülkenin resmi dilini anladığı ve kendini ifade ettiği kabul edilmektedir' şeklindeki kararı da dikkate alınmalıdır. Anadili bir insanın en iyi kullandığı dil olduğundan başka bir dil yerine bizzat bu dilde savunma yapmanın kişinin haklarının korunması açısından önemli olduğu ileri sürülebilir. Ancak yukarıda açıklanan uluslararası sözleşme hükümleri ve iç hukukumuzda yürürlükte olan yasa hükümlerine göre, sanık ancak mahkemede konuşulan dili anlamıyor ve konuşamıyorsa anadilinde savunma yapabilecek ve bir tercümanın yardımından faydalanabilecektir. Sanığın Türkiye'de doğup büyüdüğü, ikamet ettiği ve eğitim gördüğü, bu aşamalara kadar savunmasını ve tüm soruşturma işlemlerini Türkçe yaptığı, Türkçe'yi günlük görüşmelerinde de kullandığı, duruşmada kullanılan Türkçe'yi anlayıp konuşmada herhangi bir sorun yaşamadığının anlaşılmasına göre, kendisini bu dilde ifade etme ve savunmalarını aracısız olarak doğrudan Türkçe yapmasının, sorulan sorulara ve ortaya konulan delillere doğrudan ve Türkçe olarak cevap vermesinin hem kendisinin yararına ve hem de usul ve yargılama hukukunun genel ilkelerine uygun olacağı ve ayrıca çeviri sorunları da yaşamadan yargılamanın daha hızlı bir şekilde yapılmasını ve sonuçlanmasını sağlama ve kendisini yargılayacak olan mahkemeye karşı kendisini doğrudan ifade etmesinin hukuka ve adil yargılalanma ilkelerine daha uygun olduğu, hal böyle iken anadilde savunma yapma ve bir tercümanın yardımından faydalanma talebinin hiçbir yasal temelinin bulunmadığı ve hukuki bir ihtiyaca dayanmadığı" şeklinde açıklanan gerekçeyle Kürtçe savunma yapma ve bir tercüman yardımından faydalanma talebinin reddine karar verildiği, 08.02.2012 tarihli duruşmada sanığın Türkçe savunma yapmayacağını yeniden beyan etmesi üzerine Yerel Mahkemece yukarıda yer verilen gerekçelere benzer mahiyetteki nedenlerle talebinin reddine karar verilerek ve Türkçe savunma yapmaması hâlinde yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamış sayılacağı ihtarında bulunularak yargılamaya devam olunduğu, İnceleme dışı bazı sanıkların 21.03.2013 tarihli duruşmada tercüman vasıtasıyla savunmalarını yaptıkları, 14.08.2012 tarihinde tahliye olan sanığın, gerek bu dosyanın sonraki tarihli gerekse Özel Dairenin bozma kararları sonrasında yapılan ve yakalama emri çıkarılan 2015/351 esas ve 2019/1 esas sayılı dosyalarındaki yargılamaların duruşmalarında oldukça uzun bir süre geçmesine rağmen hazır edilemediği, Bu nedenle 2015/351 esas sayılı dosyanın 15.12.2017 tarihli 11. celsesinde "Sanıklardan ...’ın başlangıçta ... Kapatılan 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/4 esas sayılı dosyasında tutuklu olarak yargılandığı, Mahkemenin 16.11.2011 tarihli oturumunda iddianamenin okunduğu, müdafisinin hazır olduğu fakat kürtçe bilen tercüman aracılığı ile savunmasını yapacağını söylemekle savunmasını yapmadığı, sonraki oturumlarda Türkçe savunma yapmaktan kaçındığı ve tahliye olduktan sonra da bulunamadığı, hakkındaki suçlamalardan bilgisi olduğu anlaşılmakla savunmasının bu nedenle alınmasından vazgeçilmesine" karar verildiği, Sanığın, öğrenim durumunu belirtmemekle birlikte okur yazar olduğunu beyan ettiği, soruşturma aşamasında kollukta alınan savunmasında susma hakkını kullandığı, savcılıktaki ve sorgudaki savunmalarını Türkçe olarak yaptığı, iletişiminin tespit edilmesi amacıyla düzenlenen tape kayıtlarındaki bazı telefon görüşmelerinde Türkçe konuştuğu, Anlaşılmıştır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler 5271 sayılı CMK'nın "Tercüman bulundurulacak hâller" başlıklı 202. maddesi; "(1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. (2) Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. (3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır. (4) Ayrıca sanık; a) İddianamenin anlatılması, b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi, üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz. (5) Tercümanlar, il adlî yargı ... komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il bakımından oluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de tercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir." şeklindedir. Anılan maddeye 24.01.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6411 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile dördüncü fıkra eklenerek getirilen düzenlemenin, kanun koyucunun tercümandan yararlanmaya verdiği önemin bir işareti olarak kabul edilmesi mümkündür. Nitekim, böyle bir düzenlemeye gidilmesinin gerekçesi Hükûmet Tasarısı'nda "Bu değişiklikle sanık, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde savunma yapabilecektir. Sanık, bu imkandan iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine yapacağı sözlü savunmasında yararlanabilecektir. Ancak, bu imkan yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamayacaktır. Sanığın bu imkandan faydalanabilmesi için savunma yapacağı oturumda tercümanını hazır bulundurması gerekmektedir." biçiminde ifade edilmiştir. Söz konusu değişiklik neticesinde getirilen bu imkânın, tercümandan yararlanmayı genişleten ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde yer alan düzenlemeden daha ileri bir aşamaya taşıyan nitelikte olduğu görülmektedir. Zira, tercümandan yararlanma hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde "Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercüman yardımından yararlanmak" şeklinde belirtilmiştir. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendinde de "Mahkemede kullanılan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa bir tercümanın parasız yardımının sağlanması" hükmü bulunmaktadır. Anılan değişikliğin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi konuyu hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmiş ve "İtiraz konusu kuralla belirli koşullar altında sanıkların kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri Türkçe dışındaki bir dilde savunmalarını yapabilmelerine imkân tanınmaktadır. Böylece itiraz konusu kuralın da içerisinde yer aldığı maddede yapılan düzenleme gereğince Türkçeyi hiç konuşamayan ve anlayamayan kişiler, anadilleri ya da bildikleri başka bir dilde şikâyetlerini aktarabilmekte veya savunmalarını yapabilmektedirler. Yabancı dilde yapılan bu işlemler Türkçeye tercüme edilerek tutanaklara geçmektedir. İtiraz konusu kuralda ise Türkçe konuşabilen ve anlayabilen kişilerin, kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri bir dilde savunma yapmalarına imkân tanınmaktadır. Tutanakların yine Türkçe yazıldığı ve duruşmaların Türkçe yönetildiği hususu da dikkate alındığında, sanığın duruşmanın sadece belirli bir aşamasında kullanabildiği bu imkân, Türkçe dışında başka bir resmi dilin kabul edildiği ya da resmi dil kuralının ihlâl edildiği şeklinde yorumlanamaz...İtiraz konusu kural, uluslararası belgelerde temel hak ve özgürlükler alanında kabul edilmiş olan asgari ilkelere uygun şekilde düzenlenmiştir. Kural, yargılama yapılan ülkenin kullandığı dili konuşamayan ve anlayamayanlar için, temel hak ve özgürlükler alanında taraf olunan uluslararası sözleşmelerde kabul edilen 'tercüman yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkı'nın kapsamını, 'farklı bir dilde savunma yapabilme' yönünden duruşmanın belirli aşamalarında sanığın kullanabileceği bir imkân olarak genişletmektedir." gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar vermiştir (Anayasa Mahkemesinin 29.01.2014 tarihli ve 2013/30 Esas 2014/13 Karar sayılı kararı.). Madde metninde tercümandan yararlanma imkânının, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamayacağının açıkça belirtilmesi önem arz etmektedir. Zira "iyi niyet" ve "hakkın kötüye kullanılmaması" kurallarının sadece özel hukuka yönelik olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Anılan kurallar, kamu hukukunda ve bu kapsamda ceza yargılamasında da elbette tatbik edilebilecektir. Kanun koyucunun bu yaklaşımı benimsediği, 5271 sayılı CMK'nın hâkimin reddine ilişkin 31/1-c, çağrılması reddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesine yönelik 178/1 ve delillerin ortaya konulmasına dair 206/2-c maddelerinde davayı uzatma amacı taşımaları hâlinde belirtilen hususlar hakkındaki taleplerin reddolunacağına dair düzenlemelerde net bir biçimde görülmektedir. Aksi durum söz konusu olduğunda ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde yer verilen davanın makul bir süre içinde görülmesi amacına ulaşmak imkânsız hâle gelecektir. Yargılama süjelerinin böyle bir netice doğuracak şekilde sergilediği davranışların hukuk düzeni tarafından korunması beklenmemelidir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Soruşturma aşamasındaki savunmalarını Türkçe olarak yapmasına, tape kayıtlarına yansıyan bazı telefon görüşmelerinde Türkçe konuşmasına ve okur yazar olmasına rağmen 2011/4 esas sayılı dosyada görülen davanın yargılaması sırasında Türkçe savunma yapmak istemediğini belirtip tercüman atanmasını talep eden sanık ...'ın, 14.08.2012 tarihinde tahliye olduktan sonra gerek anılan dosyanın sonraki tarihli gerekse Özel Dairenin bozma kararlarını takiben yapılan ve yakalama emri çıkarılan 2015/351 esas ve 2019/1 esas sayılı dosyaların duruşmalarında hazır edilemediği nazara alınıp hakkındaki suçlamalardan bilgi sahibi olması ve kendisini temsil etmekte olan müdafii vasıtasıyla yargılama sürecindeki gelişmeleri öğrenebilme imkânı bulunması ile savunmasını Kürtçe yapmak istemesi nedeniyle tercüman atanmasına ilişkin talebinin Yerel Mahkemece reddedildiğini bilmesine ve savunma yapmaması hâlinde suç hakkında açıklamada bulunmamış sayılacağı ihtar edilmesine karşın savunma yapmayan sanığın, makul sayılamayacak oldukça uzun bir süre geçmesine rağmen duruşmalara iştirak etmediği ve çıkarılan yakalama emrinin de sonuçsuz kaldığı gözetilerek iyi niyet taşımayan ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olan bu yaklaşımının, davayı uzatma amacı taşıması nedeniyle hukuken korunması mümkün olmadığından hükümden önce 24.01.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6411 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile CMK'nın 202. maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan "Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz." şeklindeki düzenlemeye aykırılık oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- ... Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli ve 1-145 sayılı direnme kararına konu hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile 16. Ceza Dairesinin numarası 3. Ceza Dairesi olarak değiştirilmesi nedeniyle dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.01.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi. ..

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2016/1174 E., 2019/378 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Bu ilkelere uygun hareket edecek tercümanların belirlenmesi ve atanmalarını temin etmek için kanun koyucu CMK'nın 202. maddesine 24.01.2013 tarihinde 6411 sayılı Kanun'un 1.
Ceza Genel Kurulu         2016/1174 E.  ,  2019/378 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 511-305 Göçmen kaçakçılığı suçundan sanık ...’ün TCK’nın 79/1-b, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 1.660TL adli para cezası, sanık ...’ın ise anılan Kanun’un 79/1-b, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 2.000TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.04.2013 tarihli ve 511-305 sayılı hükümlerin, sanık ... müdafisi ile sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 09.04.2015 tarih ve 26-114 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.02.2016 tarih ve 21254 sayı ile; "... 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Göçmen Kaçakçılığı başlıklı 79 maddesine göre; ‘(1) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan; a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkân sağlayan, b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkân sağlayan, kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (2) Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (3) Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Söz konusu maddenin gerekçesinde, Türkiye tarafından da onaylanan ‘Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ ve ‘Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol’ hükümlerinin gereğini yerine getirmek üzere ceza kanununda yer almıştır. Maddî menfaat sağlamak üzere, genellikle suç örgütleri marifetiyle göçmenler başka ülkelere kaçırılmakta, yasal olmayan yollarla ülkeye sokulmakta ve bu örgütlerin eline düşen çaresiz insanlar, büyük ve bazen yaşam ve beden bütünlükleri bakımından onarılamayan zararlara uğrayabilmektedirler. Maddenin birinci fıkrası göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturan seçimlik hareketler tanımlamaktadır: Tanıma göre, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollarla bir yabancıyı ülkeye sokmak veya ülkede kalmasına imkân sağlamak ya da Türk vatandaşı veya yabancının ülke dışına çıkmasına imkân sağlamak, seçimlik hareketli suç olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, yasal olarak yurda girmiş olmakla beraber, Türkiye’de sürekli olarak oturmalarına yetkili mercilerce karar verilmemiş yabancıların ülkede kalmalarına imkân sağlamak da, bu suçu oluşturacaktır. Suçun manevî unsuru, fiilin ‘Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî bir yarar elde etmek maksadıyla’ işlenmesidir. Suçun oluşması için, bu maksadın varlığı gerekli ve yeterlidir; ancak menfaatin elde edilmiş olması gerekmez. Bu unsur, suçu örneğin terör maksadıyla bazı kişileri ülkeye sokmak fiillerinden ayırmak olanağını vermektedir. Kaldı ki, bu suçta asıl mağdurlar, çaresizlik ve yoksullukları nedeniyle kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çabalayan insanlardır. İkinci fıkrada, göçmen kaçakçılığı suçunun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek cezaların yan oranında artırılması öngörülmüştür. Maddenin son fıkrasında, bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında da bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı öngörülmüştür. Bu suç ile, korunmak istenen hukuki yarar karma nitelik taşır. Bir taraftan mağdur veya mağdurların malvarlığı ve vücut bütünlükleri korunurken, diğer taraftan kamu düzeni, kamu ekonomisi ve uluslararası toplum düzeni, insan haysiyetinin dokunulmazlığı ve kişi hürriyeti korunmaktadır. Göçmen Kaçakçılığı suçunun maddi unsuru, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek amacıyla, yasal olmayan yollardan; Bir yabancıyı ülkeye sokmak veya, Ülkede kalmasına imkân sağlamak veya Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkân sağlamaktan ibarettir. Göçmen kaçakçılığı suçu seçimlik hareketli bir suçtur. Bu fiillerden birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir. Anılan hareketlerden birden fazlasını gerçekleştirilmesi de bir suç oluşturur. Ayrıca bu suç, serbest hareketli bir suçtur. Fiilin gerçekleştirilme şekli önemli değildir. Bu maddede geçen ülke, Türkiye’dir. Türkiye ülkesi, Türk topraklarından (kara ülkesi), nehir, göl, içdeniz liman gibi iç sulardan, kara sulardan (deniz ülkesi), ve bunların üzerinde bulunan hava tabakasından (hava ülkesi) oluşur. Farazi anlamda ülkeyi oluşturan yerler, göçmen kaçakçılığı anlamında ülke sayılmayacak, buraya yabancının getirilmesi ile suç oluşmayacaktır. Göçmen kaçakçılığında maddi unsur olarak belirlenen ülkeye sokmak, Pasaport Kanunu hükümlerine göre, elinde giriş için gerekli (pasaport ve pasaport yerine geçen ve bunlara ilaveten vize gibi alınması gereken) belge olmadan ve/veya ülkeye giriş için açılmış bulunan kapılar kullanmadan bir başkasını ülkeye dâhil etmek, almak, getirmek hususlarım ifade eder. Suçun diğer bir öğesi de Ülkede kalmasına imkân sağlamaktır, usulüne uygun olarak ülkeye girmeyenler için ya da ülkeye mevzuata uygun olarak girmiş olup, ülkede kalma için gerekli izinler alınmadan, çalışma veya ikamet tezkeresi bulunmadan, ülkeden sınır dışı edilmemelerini sağlamak için kaçak göçmenlere yönelik yapılan her türlü faaliyeti kapsamaktadır. Yasal olarak yurda girmiş olmakla beraber, Türkiye’de sürekli olarak oturmalarına yetkili makamlarca karar verilmemiş yabancıların ülkede kalmalarına imkân sağlamak için örneğin, yasal olmayan yollardan oturma izni, kimlik vb. belgelerin temin edilmesi, göçmenlerin yakalanmamaları için saklanma veya barınmalarının temin edilmesi, iş verilmesi diğer koşulların da varlığı halinde bu suçu oluşturabilecektir. Bu seçimlik hareketin konusunu, yalnızca yabancılar oluşturur, Türk vatandaşı olan bir kimsenin, ülkemizde kalmasına imkân sağlama suçunu oluşturmasına olanak yoktur. Çıkmaya imkân sağlamak da bir Türk veya yabancının Pasaport Kanunu hükümlerine göre elinde çıkış için belge olmadan veya ülkeden çıkış için açılmış bulunan kapılar kullanılmadan veya Pasaport Kanunu’nun 22. maddesi veya CMK hükümlerine göre ülkeden çıkması yasaklanan bir kimseyi ülke dışına çıkarmaktır. Örneğin, göçmenlerin tekneye bindikleri sırada veya Meriç Nehrine yakın bir noktada, tıra kaçak olarak bineceği gümrük sahasında veya bindiği gemi henüz hareket etmeden yakalanması şeklinde gerçekleşen eylemler atılı suçu oluşturacaktır. Bu suçun oluşması için, suça konu göçmenlerin herhangi bir zarar görmeleri, ölmeleri, yaralanmaları, fiziksel acı çekmeleri gerekli değildir. Bu nedenle anılan suç, bir zarar suçu değil, soyut tehlike suçu görünümündedir. Göçmen kaçakçılığı, ‘Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla,’ ya da bir başka anlatımla, kastla işlenebilen bir suçtur. Sözü edilen maksadın maddi menfaat elde etme olması, bu suçu başka suçlardan ayıran bir özelliktir. Suçun tamamlanması için maddi menfaatin temin edilmesi gerekli değildir, anlaşmanın bulunması yeterlidir. Ayrıca maddi menfaatin bizzat faile yapılmış olması da zorunlu değildir, bir başkasına maddi menfaat temin edilmesi durumunda da bu suç oluşur. Göçmen kaçakçılığı suçunun taksirle işlenmesini Kanun açıkça düzenlemediği, nedenle, bu suç taksirle işlenemez. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Hatay İlinde yapılan istihbarat çalışmaları sonrasında, Göçmen kaçakçılığı ile ilgili olarak bir organizasyonun olduğunu ve eylemlerinin, organizatörlüğü sanık ... isimli şahsın yaptığı, bu şahsın Suriye'den illegal yollarla Yayladağı ilçesi Görentaş köyüne getirilen yabancı uyruklu pasaportsuz (göçmen) şahısları kendisinin ve birlikte hareket eden diğer sanık ... ... ve ... isimli şahısların kiraladıkları çeşitli marka araçlar ile Hatay ili merkezine getirdikleri, getirilen yabancı uyruklu şahıslara para karşılığında 2 (iki) ay Türkiye sınırları içerisinde geçici adreste kalma belgesi düzenleyerek otobüs terminaline getirdikleri, terminalde çalışan anlaşmalı oldukları şahıslarla irtibata geçerek göçmenleri otogar içinde yâda yol güzergâhında otobüslere bindirerek yolcu olarak İstanbul ve Ankara illerine gönderdikleri şeklinde gerçekleşen eylemlerde, İtiraza konu sanık ... ile ilgili 11 No.lu eylemle ilgili yapılan incelemede; 18.12.2011 günü saat 20.15 sıralarında, Belen İlçe Emniyet Amirliği karşısında yapılan uygulamada durdurulan ... firmasına ait ... plakalı otobüs içerisinde, ..., ..., ..., ..., ... isimi Somali ve Yemen uyruklu mağdurların bulunduğu, bu olay ile ilgili teknik araçlarla izleme ve fiziki takip çalışmalarında; 18.12.2011 günü Mounıa Rouıkı'nin ikamet olarak kullandığı ilimiz ... Beldesi ... Mah. 47. Sokak No:6 sayılı adrese saat:19.25 sıralarında sürücülüğünü ...'nun yaptığı ... plakalı aracın gelerek geri geri ikametin önüne doğru yanaştığı sonra ...'nun aracın bagaj kapısını açarak beklediği, daha sonra saat: 19.30 sıralarında ...'nun ikametten çıkan yabancı uyruklu beş şahsı ... plaka sayılı araca bindirip ikamettin bulunduğu sokaktan ayrıldığı, Çevreyolu Ekinci yol kavşağı, İskenderun yolu üzeri devam ettiği yaklaşık bir km kadar önünde de ... plakalı ... Corolla marka araç ile ...'in seyir halinde devam ettiği ...'in Topboğazına geldiğinde bir müddet beklediği ve ... plakalı araç ise Topboğazı kavşağından dönerek Kırıkhan ilçesi istikametine doğru gittiği yaklaşık 3-5 dakika sonra ...'in de ... plakalı ... Corolla marka araç ile Kırıkhan İlçesi istikametine devam ettiği, ... plakalı araç saat:19.50 sıralarında Kırıkhan İlçesi Özel Can Hastanesi civarında ara sokaklara girdiği ... plakalı ... Corolla marka araç ise Kırıkhan İlçesi Otogar önünde bulunan yol üzerine aracı park ettiği, Aynı gün saat:20.10 sıralarında Kırıkhan ilçe otogarından ... firmasına ait ... plakalı aracın çıkış yaptığı, otogar çıkış kapısının sağında yol kenarında park halinde bekleyen ...'in ... plakalı araçla beklediği otobüsün kendini geçtikten sonra otobüsün arkasından gittiği yolcu otobüsü Topboğazı istikametine seyir halinde devam ettiği esnada ... plakalı aracı kullanan ...'nun yolcu otobüsünü takip ederek yolun sağında otobüsü saat: 20.15 sıralarında durdurduğu ve yabancı uyruklu şahısları otobüse bindirdiği, bu esnada ... plakalı aracı kullanan ...'in otobüsü geçerek Topboğazı istikametine devam ettiği, ... plakalı araç da şahısları bindirdikten sonra aynı istikamete devam ettiği ve akabinde yolcu otobüsü de ilimiz Topboğazı istikametini takiple Belen İstikametine gittiğinin tespit edildiği şeklinde gerçekleşen eylemlerde, Sanık ...'ın, 11 No.lu eylemde ne şekilde diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içinden hareket ederek göçmen kaçakçılığı suçunu işlediğine ilişkin kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. Suç tarihinde, 5 yabancı uyruklu sahsın ... otobüs firmasına ait ... plakalı otobüse bindirdikleri, aracın sürücüsü oylan ... adlı kişi olduğu ve sanık ...'ın aracın sürücüsü olmadığı ve Kırıkhan ... otobüs firmasında çalışmadığı, olayın fiziki takip tutanağıyla örtüşecek şekilde bir eyleminin bulunmadığı, Sanık ...'ın diğer sanık ... ile yapmış olduğu telefon görüşmeleri sanığın atılı suçu işlediği konusunda yeterli açıklamaları içermediği, sanığın Reşit'in eylemlerinin ağabeyi olan ve Kırıkhan ilçesinde, Hatay ... firması adına çalışan ...'a yardım etmek amacıyla otobüse binen yolcuların pasaportlarının bulunup bulunmadığını kontrol etmek amacıyla yolcuları otobüse binerken nezaret ettiği ileri sürülmektedir. Bu itibarla, tır şöförü olan çalışan ve sürekli olarak yurt dışına giriş ve çıkış yapan Kırıkhan'da faaliyette bulunan seyahat firmasında çalışmayan sanık ...'ın suçun manevi ögesi olan fiilin ‘Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî bir yarar elde etmek maksadıyla’ işlenmesi şeklinde tanımlanan unsurunun ne şekilde gerçekleştiği sanığın bu suçtan ne şekilde açık bir şekilde menfaat temin ettiği dosya kapsamından anlaşılmamıştır, Bu itibarla sanık ...'ın göçmen kaçakçılığı suçunu diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içinde işlediği konusunda, kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. Bunun dışında, sanık ...'ın üzerine atılı bulunan göçmen kaçakçılığı suçunu işlediği kabul edilmesi durumunda bile, sanığın eyleminin suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında, yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırmak şeklindeki TCK 39/2-c maddesi kapsamında kaldığı ve sanığın eyleminin suça yardım eden sıfatıyla katıldığının kabul edilmesi gerekmektedir. Sanığın iddianamede gerçekleşen 14 ayrı eylemde sözü edilen 11 No.lu eylemler dışında herhangi bir katılımının söz konusu olmadığı açıkça görülmektedir. Bu itibarla sanık ... hakkında göçmen kaçakçılığı suçunun mevcut deliller göz önüne alındığında sanığı atılı suçu işlediğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle sanık Resit As hakkında beraat kararı verilmesi istemiyle anılan karara itiraz edilmiştir. Diğer itiraza konu sanık ... ile ilgili 5 No.lu eylem hakkında yapılan incelemede, 28.11.2011 günü saat:12.15 sıralarında, İskenderun otogarında 31 AEM 31 plaka sayılı SAS firmasına ait otobüste Zeynep Ahmed, Fatma Muhammed ve ... isimli Somali uyruklu mağdurların bulunduğu, bu olay ile ilgili teknik araçlarla izleme ve fiziki takip çalışmalarında; 28.11.2011 günü saat:10.30 sıralarında ...'ın ilimiz yeni otogara ... plakalı araçla gelerek aracı otogarın otoparkına park ettikten sonra otogar içerisine girdiği, otogar içerisi SAS firması yazıhanesi arkasında ...'ın bankta oturduğu ve bir müddet telefonla görüşme yaptığı, daha sonra yolcu bindirme peronu SAS firması Ankara seferini yapacak aracın şoförü ile bir müddet konuştuğu, daha sonra otogarın otoparkına önceden park ettiği aracına binerek çevre yolundan Honda kavşağı istikametine doğru gittiği, hemen peşinden ise SAS firmasına ait 31 AEM 31 plakalı araçla beraber hareket ederek devam ettikleri, İskenderun yolu üzeri Kampus kavşağını geçtikten yaklaşık 20-30 metre ilerisinde 31 VE 843 plakalı araç içerisinde ...'nun yabancı uyruklu şahıslarla beraber beklediği, il merkezi istikametinden gelen SAS firmasına ait 31 AEM 31 plakalı aracı durdurarak yabancı uyruklu şahısları yolcu otobüsüne bindirdikten sonra, ...'nun kendi aracı ile ayrılarak şehir merkezi istikametine doğru gittiği, yolcu otobüsünün ise İskenderun istikametine doğru gittiği şeklinde gerçekleşen eylemlerde, Hatay SAS otobüs firmasının 31 AEM 31 Plakalı aracının, şoförü, Faruk Yıldız'dır sanık ... ise, ikinci şoför olarak otobüsün içindeki bölmede istirahat etmektedir bu olayda sanık ...'ün, diğer Sanık Mounia'nın evinde barındırılan 3 yabancı uyruklu mağduru Ankara iline gönderilmek üzere Hatay SAS otobüs firmasına ait 31 AEM 31 plakalı otobüse bindirilmesi aşamasına kadar yapılan fiziki takipte işlenen suça bir katkısı iştiraki bulunmamaktadır. Sanık ...'ün örgüt üyesi olarak kabul edilen sanık ... ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinde sanık ...'ün göçmen kaçakçılığı suçunu işlediği konusunda yeterli açıklamayı içermediği ve sanığın üzerine atılı bulunan suçun, manevi ögesi olan fiilin 'Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî bir yarar elde etmek maksadıyla' işlenmesi şeklinde tanımlanan unsurunun ne şekilde gerçekleştiği sanığın bu suçtan ne şekilde açık bir şekilde menfaat temin ettiği dosya kapsamından anlaşılmamıştır, sanık ...'ün, diğer sanıklarla birlikte fikir ve eylem birliği içinde, işlediği konusunda kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği açıkça görülmektedir Bu itibarla sanık ... hakkında, üzerine atılı bulunan suçtan beraat kararı verilmesi. Kabule göre de, sanık ...'ün, diğer sanık Mounia'nın evinde barındırılan 3 yabancı uyruklu mağduru Ankara iline gönderilmek üzere Hatay SAS otobüs firmasına ait 31 AEM 31 plakalı otobüse bindirilmesi aşamasına kadar yapılan fiziki takipte işlenen suça bir katkısı ne şekilde bulunduğu karar yerinde tartışıp açıklanmadan ve sanığın eyleminin TCK 39/2-c maddesinde yazılı suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırmak şeklinde işlendiğinin kabulü gerekmektedir." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 22.06.2016 tarih ve 9345-13879 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İnceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkında göçmen kaçakçılığı, inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkında ise resmî belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin, inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında göçmen kaçakçılığı, inceleme dışı sanıklar ... ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, inceleme dışı sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile inceleme dışı sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan vekâlet ücreti istemiyle temyiz edilen beraat kararı Özel Dairece onanmak ve inceleme dışı sanık ... hakkında göçmen kaçakçılığı ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ile ... hakkında göçmen kaçakçılığı suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde ön görüldüğü şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin, 2- Yasal ve yeterli gerekçe içerdiğinin kabulü hâlinde, sanıklara atılı göçmen kaçakçılığı suçunun unsurları itibarıyla sabit olup olmadığının, 3- Suçun unsurları itibarıyla sabit olduğu sonucuna ulaşılırsa; a- Suçun TCK’nın 79/1-a maddesi kapsamında mı yoksa 79/1-b maddesi kapsamında mı kaldığının, b- Sanıkların göçmen kaçakçılığı suçuna iştirakinin TCK’nın 37/1. maddesi kapsamında "Müşterek faillik" mi yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında "Yardım eden" niteliğinde mi olduğunun, Belirlenmesine ilişkin ise de sanık ...’ün Arapça yaptığı konuşmaların kimlikleri belirli olmayan polis memurlarınca Türkçe’ye çevrilmesi suretiyle düzenlenen iletişimin tespiti tutanaklarının hükme esas alınması karşısında suçun sübutu tartışılırken sadece sanık ... açısından bu hususta eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; 184340 ve 240198 sicil numaralı polis memurlarınca tanzim edilen 17.11.2011 tarihli, "Kom Şube Müdürlüğüne" başlıklı ve "Gizli" ibareli rapora göre; Hatay ilinde göçmen kaçakçılığı ile ilgili olarak yönetimini Mustafa Öner isimli şahsın yaptığı bir organizasyon bulunduğu, şahsın irtibatlı olduğu kişiler aracılığıyla Suriye ülkesinden yasa dışı yollarla Hatay ili Yayladağı ilçesi sınırından ülkemize getirilen yabancı uyruklu şahısları kendisinin ve birlikte hareket ettiği ... ve Mehmet Öner isimli şahısların kiraladıkları araçlar ile Hatay il merkezine getirdikleri, getirilen göçmenleri çeşitli otobüs firmalarında irtibatlı oldukları şahıslar aracılığıyla otogar içinde ya da yol güzergâhında otobüslere bindirerek İstanbul ve Ankara illerine gönderdiklerine dair istihbarat doğrultusunda bu organizasyonun deşifresine yönelik olarak adı geçenler hakkında fiziki ve teknik takibat yapılabileceğinin belirtildiği, Bu kapsamda; Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2011/13113 soruşturma numaralı dosyada farklı tarihlerde yapılan talepler doğrultusunda, Hatay 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.11.2011 tarih ve 2011/967 değişik iş sayılı, Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.11.2011 tarihli ve 2011/924 değişik iş sayılı, Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2011 tarihli ve 2011/948 değişik iş sayılı; Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 07.12.2011 tarihli ve 2011/1006 değişik iş sayılı kararları ile Mustafa Öner ve inceleme dışı sanıklar ..., Mehmet Öner, ..., ..., ... ve... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve örgütün faaliyeti çerçevesinde göçmen kaçakçılığı yapmak suçlarından iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, Hatay 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 23.11.2011 tarihli ve 2011/990 değişik iş sayılı, Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.11.2011 tarihli ve 2011/929 değişik iş sayılı, Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.12.2011 tarihli ve 2011/964 değişik iş sayılı, Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.12.2011 tarihli ve 2011/1044 değişik iş sayılı, Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.12.2011 tarihli ve 2011/1074 değişik iş sayılı, Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 29.12.2011 tarihli ve 2011/1116 değişik iş sayılı kararları ile de adı geçen inceleme dışı sanıkların kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ile iş yerlerinin teknik araçlarla izlenmesi, ses ve görüntülerinin kayda alınması kararları verildiği, Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.11.2011 tarihli ve 2011/925 değişik iş sayılı kararı ile; daha önce Mehmet Öner’e ait olduğu belirtilen 05.. … 75 18 numaralı telefon hattının inceleme dışı sanıklardan ...’a ait olduğu anlaşılarak düzeltme kararı verildiği, Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2011 tarihli ve 2011/947 değişik iş sayılı kararı ile; inceleme dışı sanık ...’in kullandığı 05.. 932 .. .. numaralı telefon yerine 05.. 902 .. .. numaralı telefon hakkında iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi kararı alınması nedeniyle, inceleme dışı sanık ...’in kullandığı 05.. 932 .. .. numaralı telefona ilişkin olarak yeniden karar verildiği, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.12.2011 tarihli ve 13113 sayılı yazısı ile; Mustafa Öner isimli şahsın kullandığı belirtilen telefon numarasını başka bir şahsın kullanması ve adı geçenin suç örgütüyle bağlantısının bulunmaması nedeniyle iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin tedbire son verildiği, A- Sanık ...’ün Eylemine İlişkin Bilgi ve Belgeler; Hatay 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.11.2011 tarihli ve 2011/967 değişik iş sayılı kararına istinaden 31-T-00057 ve 31-T-00072 kod numaralı görevlilerce düzenlenen, inceleme dışı sanık ...’ın kullanımındaki 05.. … 75 18 numaralı telefon ile sanık...’e ait 05.. … 56 10 numaralı telefon arasında, 28.11.2011 tarihinde saat 10.05’de gerçekleştirilen ve konuşma dilinin Arapça olduğu belirtilen 70 numaralı iletişim tespit tutanağında Türkçe olarak özetle; ... : Merhaba Muhammet amca. ... : Ehlen, ehlen, ehlen. ... : Neredesin? ... : Valla döndüm, garaja geliyorum. ... : Bu gün sen gidiyormuşsun dedi. ... : Vallah bugün ben gidiyorum ama korkuyoruz ya. ... : Yok ya? ... : Hıı. ... : Dün yol açıldı, açıldı. ... : Yok vallah taşıyoruz ama. ... : Dün yedi kişi gönderdim, hepsi vardılar. ... : Valla burada... istiyorsan Belen'e getir. ... : Boşver Belen'i, kim gidecek Belen'e, dün gönderdiklerimi bölgenin ilerisinden verdim, hepsi vardılar. ... :Vallahi bilmiyorum. ... : ana 5-6 kişi vereyim. ... : Şimdi olmaz, bu 2-3 kezdir. ... : Ne zaman yakalandı? Sen geçen sefer bir kez, 2 ay kadar önce yakalandın. ... : Ben iki kez otobüste... nasıl bir kere? ... : Artık yol açıldı, yakalamıyorlar. ... : Hıı. ... : Açıldı, açıldı. ... : Yok vallah, açılmadı. ... : Vallah açıldı. ... : Şimdi Fuat ifadeye gitti, haberin var mı? ... : Nereye gitti? ... : Bölgeye, bu bölgenin yanında yakalandılar ya, şu anda bölgede o. ... : Dün o bana Muhammet amca gidiyor, konuş Onunla dedi. ... : Vallahi bilmiyorum, pasaportları var mı? ... : Pasaportları yok, 3 tane al. ... : Hıı. ... : 4 tane, 4 tane, trafik bölgenin yanından, oradan. ... : Bölgeyi geçir 2 kişi, 2 kişi. ... : Burada nasıl oluyor biliyor musun? Dün Bölgeden bindirdik, burda her köşede takip ediyorlar. ... : Vallah 2 kişi, 2 kişiden fazla alamam. ... : Burada koydun mu, hemen direk görüyorlar. ... : Yok vallah 2 kişi. ... : Ama bölgede sorun yok, orada kimse yok. ... : 2 kişi, 2 kişiden fazla yok. ... : 3, 3 kişi al. ... : 2, 2. ... : Lan 3 kişi, zaten kadin bunlar, al bunlari. ... : Yok ya 2, 2. ... : Beyaz bunlar, süt kahve değil. ... : Hıı. ... : (Gülerek) bunlar süt kahve değil. ... : 2, 2 kişi yeter. ... : Şimdi 2 kişi için burdan bölgeye mi gideceğiz? ... : Neyse bölgeyi geçir orada. ... : He vallah sağlam orası, dün bindirdiklerimin hepsi gitti. ... : Evet, ya Allah. ... : Tamam. Şeklinde konuşmaların mevcut olduğu, 28.11.2011 tarihli teknik araçlarla izleme tutanağına göre (tarihin sehven 24.11.2011 yazıldığı); 28.11.2011 tarihinde saat 10.30 sıralarında inceleme dışı sanık ...'ın Hatay ili Yeni Otogarına ... plakalı araçla geldiği, aracı otoparka park ettikten sonra otogar içerisine girdiği, burada SAS firmasına ait yazıhanenin arkasındaki bir bankta oturduğu ve bir müddet telefonla görüşme yaptığı, ardından yolcu bindirme peronuna geçerek SAS firmasının Ankara seferini yapacak olan aracın şoförü ile bir süre konuştuğu, daha sonra park ettiği aracına binerek çevre yolundan Honda Kavşağı olarak bilinen istikamete doğru gittiği, peşinden SAS firmasına ait 31 AEM 31 plakalı yolcu otobüsünün hareket ettiği, İskenderun yolu üzerindeki Kampus Kavşağını geçtikten yaklaşık 20-30 metre sonra 31 VE 843 plakalı araç içerisinde inceleme dışı sanık ...'nun yabancı uyruklu şahıslarla beraber beklediğinin görüldüğü, SAS firmasına ait 31 AEM 31 plakalı yolcu otobüsünü durdurarak yabancı uyruklu şahısları bindiren inceleme dışı sanık ...'nun buradan ayrılarak şehir merkezine, yolcu otobüsünün ise İskenderun'a doğru gittiği, 28.11.2011 tarihli yakalama tutanağına göre; olay günü saat 12.15 sıralarında 31 AEM 31 plakalı SAS firmasına ait yolcu otobüsünün İskenderun otobüs terminaline geldiği, yolcu indirme bindirme sırasında şüpheli olarak görülen üç yabancı uyruklu bayanın kimlik ve pasaport kontrollerinin yapıldığı, ancak şahısların herhangi bir belge ibraz edemedikleri, şifaen isimlerinin Zeynep Ahmed, ... ve ... olduğunun öğrenildiği, olayla ilgili olarak 31 AEM 31 plakalı otobüsün şoförü olan Faruk Yıldız, muavin olan inceleme dışı sanık ... ve sanık ...’ün yakalandıkları, Hatay 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.11.2011 tarihli ve 2011/967 değişik iş sayılı kararına istinaden 31-T-00057 ve 31-T-00072 kod numaralı görevlilerce düzenlenen, inceleme dışı sanık ...’ın kullanımındaki 05.. … 75 18 telefon numarası ile sanık...’e ait 05.. … 56 10 telefon numarası arasında 28.11.2011 tarihinde saat 12.47’de gerçekleştirilen ve konuşma dilinin Arapça olduğu belirtilen 77 numaralı iletişim tespit tutanağında Türkçe olarak; ... : Neredesin? ... : Gittiler, gittiler, ben şimdi İskenderun'dayım. ... : Nereye gittiler? ... : Gittiler. ... : Nerede, orada, yukarıda? ... : Devlete gittiler, Devlete! ... : Evet, yallah, tamam. ... : Hadi. Biçiminde konuşmaların mevcut olduğu, Anlaşılmıştır. Mağdur ... Ahmed soruşturma aşamasında; Somali’den Irak’a gemiyle geldiklerini, Irak’tan Türkiye’ye ise bir su yolundan yürüyerek geçtiklerini, Türkiye’de nereye geldiklerini bilmediklerini, üç erkek üç kadın olarak yola çıktıklarını, erkeklerin Somali’ye geri döndüğünü, İstanbul’a gidip oradan Avrupa’ya geçeceklerini, tanımadığı bir kişinin kendilerine yardımcı olduğunu, bu kişiyle mağdur ...’nin görüştüğünü, Somali’den buraya gelene kadar kimseye para vermediğini, Mağdur ... soruşturma aşamasında; Somali’den Irak’a gemiyle, Irak’tan Türkiye’ye ise küçük bir araçla beş kişi geçtiklerini, Arapça konuşan bir kişinin kendilerine yardımcı olduğnu, bu şahsın ismini bilmediğini, kendisiyle hiç konuşmadığını, biletleri kimin aldığını bilmediğini, İstanbul’a geçtikten sonra Amerika’da oturan teyzesiyle irtibata geçerek onun yönlendirmesiyle hareket edecekleri yönünde karar aldıklarını, Mağdur ... soruşturma aşamasında; Somali’den tek başına gemiye binerek Irak’a geldiğini, Türkiye’ye bir araçla beş kişi geçtiklerini, amacının Türkiye’de kalmak olduğunu, kimseden yardım almadığını, Hakkında Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen Faruk Yıldız soruşturma aşamasında; olay tarihinde İstanbul seferi için saat 11.00 sıralarında kendi kullanımındaki SAS firmasına ait 31 AEM 31 plaka sayılı yolcu otobüsüyle yola çıktığını, Antakya Merkez bürosundan yolda üç tane biletli yolcularının olduğu bilgisinin verildiğini, Serinyol’a geldiklerinde yolcuların otobüse bindiğini, bu yolcuların biletlerinin olduğunu, muavinin biletleri kontrol ettiğini, otobüse sürekli yabancı yolcular bindiği için kim olduklarına dikkat etmediğini, İnceleme dışı sanık ... soruşturma aşamasında; SAS firmasına ait 31 AEM 31 plaka sayılı yolcu otobüsünde muavin olarak çalıştığını, 28.11.2011 tarihinde İstanbul seferi için yola çıktıklarını, yola çıkmadan önce ikinci kaptan olan sanık ...’in yol üzerinde üç yolcu daha alacaklarını söylediğini, Serinyol’a geldiklerinde otobüsün durduğunu ve üç yolcunun otobüse bindiğini, üç yolcu haricinde başka kimsenin olmadığını, bu üç yolcunun biletlerini kontrol ettiğini ve yola devam ettiklerini, Kovuşturma aşamasında ise; yolcular otobüse bindiklerinde biletlerinin olmadığını biletlerini kendisinin kestiğini, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; 05.. … 43 18 ve 05.. … 75 18 numaralı telefonların kendisine ait olmadığını, bu numaraları kullanmadığını, Hatay otogarında "Hediyesen" isimli otobüs firmasında simsar olarak çalışmaktayken üç dört ay önce işten çıkarıldığını, inceleme dışı sanık ...’ın kardeşi olduğunu, kendisinin Görentaş Köyü'nde ikamet ettiğini, inceleme dışı sanık ...’nun kız kardeşinin oğlu, inceleme dışı sanık ... Ethem Öner’in ise hem dayısının oğlu hem de eniştesi olduğunu, inceleme dışı sanık ...'nu tanımadığını, inceleme dışı sanıklar ..., ... ve Naci Faydo'yu Suriye’den akrabaları olması, inceleme dışı sanık ...'ı aynı köyden olmaları sebebiyle tanıdığını, inceleme dışı sanıklar..., ..., ..., ..., Hasan Aydın, Mehmet Arslan, ... ve sanık ...’ü ise tanımadığını, telefon görüşme içeriklerini ve fiziki takip görüntülerini kabul etmediğini, ... plakalı aracın ablası...' e ait olduğunu, bu aracı zaman zaman kullandığını, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; göçmen kaçakçılığı yaptığına ilişkin düzenlenen fiziki takip tutanakları ve iletişimin tespiti kayıtlarının içeriğini kabul etmediğini, inceleme dışı sanık ...’ın abisi, Naci Faydo’nun ise dayısı olduğunu, dosya kapsamındaki diğer sanıkları tanımadığını, evinde yakalanan inceleme dışı sanık ...’nun da Suriye'deki savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınmış olduğunu, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; inceleme dışı sanıklar Ahmet ve ...'ı tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, 05.. … 95 61 No.lu telefonu kullandığını, bu telefonunun haricinde başka telefonlar da kullandığını, 05.. … 59 29 No.lu telefonu bir müddet kullandığını, daha sonra telefonunu hattı ile birlikte 3-4 ay önce kaybettiğini, 31 VE 843 plakalı aracı birkaç kez kiraladığını, ancak bu aracı herhangi bir suçta kullanmadığını, ... plakalı aracı ise ... tarafından kullanılırken gördüğünü, tape kayıtlarını ve fiziki takip tutanaklarını kabul etmediğini, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; 05.. … 27 07 numaralı telefonu hiç kullanmadığını, inceleme dışı sanıklar ... ve ...’ın dayıları, inceleme dışı sanık ...'in ise kız kardeşinin eşi olduğunu, ...'nu ve dosya kapsamındaki diğer şahısları tanımadığını tape kayıtlarını ve fiziki takip kayıtlarını ve görüntülerini kabul etmediğini, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; 05.. … 55 58 numaralı telefonu kullanmadığını, inceleme dışı sanıklar ... ve ...’ı akrabası, ...'yu ise bunların yeğenleri olması nedeniyle tanıdığını, inceleme dışı sanıklar ..., ... ve...'yi tanımadığını, kimseyle telefonda göçmen kaçakçılığına ilişkin görüşme yapmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; SAS firmasında 1994 yılından bu yana otobüs şoförü olarak çalıştığını, şoförlüğünü yaptığı otobüsün muavinliğini inceleme dışı sanık ...'un yerine getirdiğini, 28.11.2011 tarihinde 31 AEM 31 plakalı araç ile Hatay ilinden İstanbul'a sefer yaparken ikinci şöför olarak aracın bagaj bölümünde bulunan yatakta istirahat ettiğini, İskenderun otogarına vardıklarında araçta üç yabancı uyruklu şahsın yakalandığının söylendiğini, bu şahısların nerede veya ne zaman otobüse bindiklerini bilmediğini, inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’i tanımadığını bu kişilerle herhangi bir telefon görüşmesi veya ilişkisinin söz konusu olmadığını, 28.11.2011 tarihinde inceleme dışı sanık ... ile yaptığı telefon görüşmesi içeriğini kabul etmediğini, şoför olduğu için herkesin kendisini arayabileceğini, ancak kimin aradığını bilmediğini savunduğu, Yerel Mahkemece sanık ...’ün iddianamede 5. eylemden sorumlu olduğu belirtilmesine karşın iddianamenin anlatım bölümünde sanığın eyleminin 6 numaralı eylemde anlatıldığı anlaşılarak ve hakkında uygulanması ihtimaline binaen TCK’nın 79/1-b maddesi uyarınca ek savunma verildiği, Sanık ...’ün soruşturma aşamasında irtibat numarası olarak 0535 … 56 10 telefon numarasını bildirdiği, B- Sanık ...’ın Eylemine İlişkin Bilgi ve Belgeler; Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2011 tarihli ve 2011/947 değişik iş sayılı kararına istinaden 31-T-00057 ve 31-T-00072 kod numaralı görevlilerce düzenlenen, inceleme dışı sanık ... kullanımındaki 05.. 932 .. .. telefon numarası ile sanık ...’ın kullandığı 05.. … 69 23 telefon numarası arasında 18.12.2011 tarihinde saat 11.33’te gerçekleştirilen ve konuşma dilinin Türkçe olduğu belirtilen 110 numaralı iletişim tespit tutanağında; ... : Valla iyilik, dün hani demiştim ya, 2 kişi için. ... : Hıı. ... : Onların şimdi şeyini atacam. ... : Tamam. ...: Mesajlarını atarım sana abi. ... : Tamam kardeşim. İbrahim ... Öne : Bu bir saat sonra belli olur, bir arkadaş daha var, para almadı, belki para gelirse 4 yapacam. ... : Tamam kardeşim. Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2011 tarihli ve 2011/947 değişik iş sayılı kararına istinaden 31-T-00057 ve 31-T-00072 kod numaralı görevlilerce düzenlenen, inceleme dışı sanık ... kullanımındaki 05.. … 27 47 numaralı telefon ile sanık ...’ın kullandığı 05.. … 69 23 numaralı telefon arasında 18.12.2011 tarihinde, saat 19.21’de gerçekleştirilen ve konuşma dilinin Türkçe olduğu belirtilen 126 numaralı iletişim tespit tutanağında; ... : Geliyorum, yavaş, yavaş. ... : Talimat verin de şimdi bana. ... : Tamam dayı ben geliyorum, yavaş, yavaş. ... : Tamam. ...: Ben oraya yetiştiğimde ararım abi seni, devenin ordan görüşecez. ... : Hıı? ... : Deve var ya deve. ... : Hee. ... : Orda görüşecez abi. Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2011 tarihli ve 2011/947 değişik iş sayılı kararına istinaden 31-T-00057 ve 31-T-00072 kod numaralı görevlilerce düzenlenen, inceleme dışı sanık ... kullanımındaki 05.. 932 .. .. numaralı telefon ile sanık ...’ın kullandığı 05.. … 69 23 numaralı telefon arasında 18.12.2011 tarihinde saat 19.29’da gerçekleştirilen ve konuşma dilinin Türkçe olduğu belirtilen 128 numaralı iletişim tespit tutanağında özetle; ... : Efendim abi. ... : Dayı sen orda ver ya. ... : Nerde? ... : He orda ver sen. ... : Tamam ben zaten öyle yapacam abi ya. ... : Bak hele. ... : Hı? ... : Dört mü beş mi? ... : Beş beş. ... : Sen orda ver o zaman şey verebilirmisin oraya para verebilir misin? ... : Yok abi para kendi verecek abi ya ne parası yav? ... : Kendi vallah o adamlarla cebelleşip duruyor. ... : Kendi verecek parayı ya ... : Vallahi ordan da şeyi yapamadı ya cebelleş bu adamlarla şimdi O da beni arayip duruyor ona ne verecem bilmiyorum. ... : Abi sorun mu yapacak yani şimdilik yoldayız biz anasını sattığımı yav bana erken söylese ben ona göre ayarlardım birazını çünkü ben bunların parasını almışım oraya vermişim nakletmişim parayı zaten kendisine nakletmişim zaten ben bu parayı ya. : Kendisiyle hallederdiniz ya. Şeklinde konuşmalar olduğu, 18.12.2011 tarihli teknik araçlarla izleme tutanağına göre; aynı tarihte saat 19.25 sıralarında inceleme dışı sanık...’nin ikamet olarak kullandığı Hatay ili ... Beldesi ... Mahallesi ... sayılı adrese, sürücülüğünü inceleme dışı sanık ...’nun yaptığı ... plakalı aracın yanaştığı, inceleme dışı sanık ...’ın aracın bagaj kapısını açarak beklediği, saat 19.30 sıralarında inceleme dışı sanık ...’ın ikametten çıkan yabancı uyruklu beş kişiyi geldiği araca bindirip, ikamettin bulunduğu sokaktan ayrılarak İskenderun yoluna doğru ilerlediği, yaklaşık bir kilometre önünde de ... plakalı ... Corolla marka araçla inceleme dışı sanık ...’in seyir hâlinde bulunduğu, saat 19.50’de ... plakalı aracın Kırıkhan ilçesi Özel Can Hastanesi civarında ara sokaklara girdiği, ... plakalı aracın ise Kırıkhan ilçesi otogar önünde bulunan yol üzerine park edildiği, saat 20.10 sıralarında Kırıkhan ilçe otogarından "..." firmasına ait ... plakalı aracın çıkış yaptığı, otogar çıkış kapısının sağında yol kenarında park hâlinde bekleyen inceleme dışı sanık ... ...’in ... plakalı araçla otobüsün arkasından gittiği, yolcu otobüsü Topboğazı istikametine devam ettiği esnada ... plakalı aracı kullanan inceleme dışı sanık ...’ın yolcu otobüsünü takip ederek yolun sağında otobüsü saat 20.15 sıralarında durdurarak yabancı uyruklu şahısları otobüse bindirdiği, bu esnada ... plakalı aracı kullanan inceleme dışı sanık ... ... otobüsü geçerek Topboğazı istikametine, ... plakalı aracın da şahısları bindirdikten sonra aynı istikamete devam ettiği, akabinde yolcu otobüsünün de Belen İlçesi İstikametine gittiğinin tespit edildiği, 18.12.2011 tarihinde ve saat 22.00’de düzenlenen arama ve yakalama tutanağına göre; aynı tarihte saat 20.15 sıralarında İstanbul iline hareket edecek olan ... plakalı "..." firmasına ait yolcu otobüsü ile yabancı uyruklu şahısların batı illerine nakledileceği şeklinde bilgi edinilmesi üzerine, D-817 Karayolu üzerinde bulunan Belen İlçe Emniyet Amirliği karşısında İskenderun 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/1125 değişik İş sayılı kararına istinaden yapılan uygulama sırasında durdurulan ... firmasına ait ... plakalı otobüs içerisinde yapılan kontrolde beş yabancı uyruklu şahsın tespit edildiği, bunlardan dördünün pasaportları bulunduğu hâlde Türkiye’ye giriş kayıtlarının olmadığı, şahısların kimlik tespitlerine göre ..., ..., ..., ..., ... isimli ve Somali ile Yemen uyruklu oldukları, Mağdurlar ..., ..., ..., ... ve ... soruşturma aşamasında; Suriye'de mülteci olarak yaşadıklarını, tanımadıkları bir şahsa verdikleri para karşılığında Lazkiye'de bulunan Türkiye sınırına yakın bir eve getirildiklerini, evde bir kaç gün kaldıktan sonra buradan yaklaşık dört saatlik bir yürüyüş sonrası Türkiye sınırına geldiklerini, tanımadıkları bir şahsın, plakasını bilmedikleri bir aracına binerek Türkiye sınırını geçtiklerini, bu şahsın telefonla görüşerek kendilerini bir otobüse bindirdiğini, amaçlarının Ankara ve İstanbul'a giderek buradaki Birleşmiş Milletler yetkilileriyle görüşmek olduğunu, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; Kullandığı cep telefonu numarasını bilmediğini, inceleme dışı sanıklar ... ve ...’ın, eşi...'in dayıları olduklarını, inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve sanık ...'ı tanımadığını, inceleme dışı sanık ...’nun ise eşinin kardeşi olduğunu, 25.11.2011 tarihinde beş yabancı uyruklu şahsın gönderilmesiyle bir ilgisinin bulunmadığını, aynı gün saat 15.35'da inceleme dışı sanık ... ile yaptığı iddia edilen telefon görüşmesi içeriğini kabul etmediğini, inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile birlikte yanlarında iki göçmen şahıs olduğu hâlde otogarda çekilen fotoğraf içeriğini kabul etmediğini, kullandığı iddia edilen 05.. 932 .. .. numaralı telefonun kendisine ait olmadığını, tape kayıtlarını ve fiziki takibe ilişkin görüntülerin hiçbirini kabul etmediğini, ... plakalı aracın eşi...'e ait olduğunu, İnceleme dışı sanık ... tercümanı ve müdafisi eşliğinde soruşturma aşamasında; inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ı uzaktan akrabası olmaları sebebiyle tanıdığını, inceleme dışı sanıklar ... ve...'yi tanımadığını, suç unsuru olduğu iddia edilen telefon görüşmelerinin içeriğini kabul etmediğini, kovuşturma aşamasında ise; Aktaran soyisimli inceleme dışı sanıkları tanımadığını, ... ve ...’nun akrabası olduklarını, 05.. … 79 41 numaralı hattı hiç kullanmadığını, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; 2007 yılında göçmen kaçakçılığı suçundan tutuklandığını, kendisi gibi göçmen kaçakçılığı yapan inceleme dışı sanık ... ile cezaevinde tanıştığını, yaklaşık iki ay önce de inceleme dışı sanık ... ...’in iş yerine gelip İstanbul’a pasaportu bulunan 5 yolcusu olduğunu söyleyerek bilet kestirdiğini, inceleme dışı sanık ... ...'e yolcuların pasaportlarının olmasının tek başına önem teşkil etmediğini Türkiye’ye giriş çıkışlarının da nizami olması gerektiğini söylediğini, inceleme dışı sanık ... ...’in "Bana güven her şeyleri tamam." dediğini, daha önce bu konuda sorun yaşadığı için yolcuların yazıhaneye gelmelerini istediğini, inceleme dışı sanık ... ...’in de "Tamam." dediğini, ancak olay günü yolcuların gelmediğini, İbrahim ...’i telefonla arayıp sorduğunda yolcuların acil işi çıktığını, Topboğazı Mevkisi'nde otobüse bineceklerini söylediğini, inceleme dışı sanık ... ...’e yolcuları pasaportsuz getirmemesini, yoksa otobüs şoförünün almayacağını belirttiğini, İbrahim ...’e inanmadığı için kardeşi olan ve tır şoförlüğü yapan sanık ...’e konuyu izah ettiğini, sanık ...’in de "Abi tamam ben gider kontrol ederim." dediğini, sonra sanık ...’in beş yolcunun geldiğini ve pasaportları ile Türkiye’ye giriş çıkış işlemlerinin tamam olduğunu söylediğini, Beyan ettikleri, Sanık ... aşamalarda; Özel bir şirkette tır şoförlüğü yaptığını, bu nedenle de sık sık yurtdışına çıktığını, abisi olan inceleme dışı sanık ...’ın "..." firmasında 1999 yılından beri çalıştığını, olay tarihinde inceleme dışı sanık ...’ın kendisine İstanbul'a yolcu olduğunu, bu yolcuların pasaportlarının kontrol edilmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzere Kırıkhan İlçesi Özel Can Hastanesi önünde bekleyen "..." firmasına ait otobüsün yanına gittiğini, otobüste bahsedilen yolcuları göremeyince inceleme dışı sanık ...’ı kendisine ait olan 05.. … 09 17 numaralı hattan arayarak yolcuların gelmediğini söylediğini, inceleme dışı sanık ...’ın da yolcuların gelip gelmeyeceklerini kendisine verdiği numaradan arayıp sormasını istediğini, söz konusu telefonu kendi numarası ile arayarak yolcuların gelip gelmeyeceğini sorduğunu, telefonda konuştuğu şahsın kim olduğunu bilmediğini, telefondaki şahsın "Beş dakikaya kalmaz oradayız." dediğini, bunun üzerine telefonu kapatıp beklediğini, beş dakika sonra şahısların geldiğini, bu kişilerin pasaportlarına baktığını ve pasaport üzerindeki resimlerin şahıslara ait olduğunu gördüğünü, ardından şahısların otobüse binerek gittiklerini, kendisinin de evine giderek inceleme dışı sanık ...’ı aradığını ve şahısların pasaportlarında bir sorun olmadığını söylediğini, inceleme dışı sanık ...'i tanımadığını, inceleme dışı sanık ...’dan alarak aradığı numaranın bu şahsa ait olabileceğini savunduğu, Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.04.2013 tarihli ve 511-305 sayılı kararının gerekçesinde; tüm sanıkların, varsa müdafilerinin ve tanık ...’ın savunma ve beyanları, adli emanetteki belgelere ilişkin incelemeler, iletişimin tespitine ilişkin kayıtlar, fiziki takip tutanakları, arama tutanakları, sanıkların sabıka kayıtları ile soruşturma aşamasında alınan değişik iş kararlarının dosya arasında bulundurulduğu bilgisine yer verildiği, haklarında beraat kararı verilen inceleme dışı üç sanık yönüyle ayrı ayrı beraat gerekçelerinin belirtildiği, ardından tüm diğer sanıklar için toplu bir değerlendirmede bulunularak, suçlarda hangi araçların ne şekilde kullanıldığı, iletişim tespiti tutanaklarının neden delil olarak kabul edildiğine dair gerekçenin yazıldığı, inceleme dışı sanıkların eylemleri bağlamında suç örgütüne ilişkin açıklamada bulunulduğu, sanık ...’ün savunmasına neden itibar edilmediğinin anlatıldığı ve iddianamedeki eylemler ayrı ayrı değerlendirilerek kabule ilişkin anlatım ile sanıkların bu eylemlerden ne şekilde sorumlu tutulduklarının gösterildiği, Anlaşılmıştır. Ön sorunun ve uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde ön görüldüğü şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. CMK'nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.", "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise; "(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır. (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir." Hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. "Başlık" bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "Sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "Gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "Sonuç (hüküm)" kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "Gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Öte yandan, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85). AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni, anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Bu anlamda AİHM, mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan "Kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama" yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (AYM, Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "İlgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlâline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39). Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında her iki sanık yönüyle uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanıklar ... ve ...’ın göçmen kaçakçılığı suçundan cezalandırılmasına ilişkin Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.04.2013 tarihli ve 511-305 sayılı kararının gerekçesinde, sanıkların ve sanık ... müdafisinin savunmasına yer verilmesi, iletişimin tespitine ilişkin kayıtlar, fiziki takip ve arama tutanakları ile soruşturma aşamasında alınan değişik iş kararlarının dosya arasında bulundurulduğu bilgisine yer verilerek delillerin sayılması, inceleme dışı sanıklarla birlikte sanıklar için toplu bir değerlendirmede bulunularak suçlarda hangi araçların ne şekilde kullanıldığının ve iletişimin tespiti tutanaklarının neden delil olarak kabul edildiğinin açıklanması, sanık ...'in savunmasına neden itibar edilmediğinin ve iddianamedeki eylemlerin ayrı ayrı değerlendirilerek olayların meydana geliş şekline ilişkin kabulün anlatılması ve sanıkların bu eylemlerden ne şekilde sorumlu tutulduklarının gösterilmesi karşısında, Yerel Mahkeme gerekçesinin, yargılama sonucunda ulaşılan sonuçlar, iddia ve savunmalar, dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanıkların eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığını kapsayıp açıklaması nedeniyle yasal ve yeterli olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurul Üyesi; "İtirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. 2- Sanık ...’ün Arapça yaptığı konuşmaların kimlikleri belirli olmayan polis memurlarınca Türkçe’ye çevrilmesi suretiyle düzenlenen iletişimin tespiti tutanaklarının hükme esas alınması karşısında Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca sanık ... hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı; Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır. CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hükmün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi zorunludur. Ön sorun bağlamında ceza muhakemesinde bilirkişilik kurumu üzerinde de durulmalıdır. CMK’nın "Bilirkişinin Atanması" başlıklı 63. maddesinin birinci fıkrası; "Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez" şeklindeyken, suç ve hüküm tarihinden sonra 24.11.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 42. maddesi ile anılan fıkra; "Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez" biçiminde değiştirilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik'in 3. maddesi ile sonradan 03.08.2017 tarihli ve 30143 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve anılan Yönetmelik'i yürürlükten kaldıran Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 4. maddesinin (c) bendinde bilirkişi; "Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü ya da yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya tüzel kişi" şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da hareketle, sahip bulunduğu uzmanlık bilgisiyle mahkemeye bir ispat sorununda yardımcı olup, raporu delil değil, delil değerlendirmesi aracı olan bilirkişiye başvurmanın amacı; "Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüş alınmasıdır." Ceza muhakemesinde bir sorunun çözümünün uzmanlığı ya da özel veya teknik bir bilgiyi gerektirip gerektirmediğine, bilirkişi görevlendirmekle yetkili olan Cumhuriyet savcısı veya hâkim karar verecek, bilirkişi kendiliğinden bir rol üstlenemeyecektir. Esasen incelenen davanın bilirkişisi, hâkim veya Cumhuriyet savcısının kendisi olup kural olarak bilgisi, kültürü ve müktesebatı ile önüne gelen bir konuyu çözmek yeteneğine sahiptir. İhtisasla ilgisi bulunmayan hâllerde bilirkişinin mütalaasına başvurulmasında kanuni bir zorunluluk bulunmamaktadır. CMK'nın 63. maddesinde de bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına "Karar verilebileceği" belirtilmek suretiyle bilirkişiye başvurma zorunlu kılınmamıştır. Bununla birlikte maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinen ceza muhakemesinde bazı durumlarda işin niteliği gereği bilirkişiye başvurulması zorunluluk gösterebilmektedir. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği, örneğin; CMK'nın 73. maddesi uyarınca sahte para ve değerler üzerinde inceleme yapılması, 74. maddesi uyarınca şüpheli veya sanığın akıl sağlığının incelenmesi, 75 ve 76. maddeleri uyarınca beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması, 78. maddesi uyarınca moleküler ve genetik incelemeler yapılması, 86 ve 87. maddeler uyarınca ölünün adli muayenesi ve otopsi, 89. maddesi uyarınca zehirlenme şüphesi üzerine yapılacak işlemlerde bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur. Kanun koyucu bu durumlarda bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunluluğunu kendisi belirlemiş ve böylece bilirkişi incelemesi yaptırmaya yetkili olan merciin, sorunun çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirip gerektirmediği konusundaki takdir yetkisini ortadan kaldırmıştır. Öte yandan, CMK'nın 63. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde bilirkişiye başvurmanın yasak olduğu hâl, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözülmesi mümkün konular olarak belirtilmiş olup hukuki sorunun çözümüne ilişkin konularda bilirkişiye başvurulamayacaktır. Görüldüğü üzere, hukuki sorunun çözümüne yönelik konularda bilirkişiye başvurulmayacak, buna karşın CMK'nın yukarıda örneklerine yer verilen delillerin değerlendirilmesine ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olacak, mahkemelerce genel kültür bilgisi ya da hukuki bilgi ile çözülemeyecek diğer konularda ise somut olayın özelliği ve delil durumuna göre gerektiğinde bilirkişiye başvurulabilecektir. Ceza Genel Kurulunun 27.04.2010 tarihli ve 174–92 sayılı kararında; çözümü ancak uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye başvurulması gerektiği, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken konularda, bilirkişiye başvurulmasına gerek olmadığı, 25.03.2014 tarihli ve 9-138, 13.05.2014 tarihli ve 1-256 ile 09.10.2007 tarihli ve 139-202 sayılı kararlarında da; 1412 sayılı CMUK’nın 66 ve benzer düzenlemeyi içeren 5271 sayılı CMK’nın 63. maddeleri uyarınca, hâkimin genel ve hukuki bilgisiyle çözemeyeceği, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurulmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Bu konuda öğretide de; hâkimin ancak ve yalnız özel ve uzmanlık bilgisi gerektiren durumlarda maddi gerçeğe ulaşma görevini kolaylaştırmak üzere bilirkişiye başvurabileceği, bilirkişinin ceza muhakemesi organlarının bilgi eksikliklerini tamamlama amacına hizmet ettiği ve bilirkişiye başvurmanın kural olarak zorunlu olmadığı görüşlerine yer verilmiştir (Ahmet Caner Yenidünya-Zafer İçer, Ceza Muhakemesi Hukukunda Bilirkişilik, 1. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s.11; Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.365; Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2013, s. 265; Yüksel Ersoy, Türk Ceza Hukukunda Bilirkişilik ve Uygulamadan Doğan Sorunlar, Hukuk Kurultayı, 16.01.2000, s. 429 vd). Diğer taraftan "Tercüme", Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde "Çevirme", tercüman ise "Çevirmen" olarak tanımlanmıştır. 05.03.2013 tarihli ve 28578 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Tercüman Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik'in 3. maddesinin "e" bendinde ise tercüman "Soruşturma ve kovuşturma evresinde mağdur, şüpheli, sanık ve tanığın beyanlarını başka bir dilden veya işaret diliyle Türkçe'ye çeviren kişi" şeklinde tanımlanmıştır. Kaynak dilden hedef dile tercüme yapan çevirmenin her iki dile hâkimiyeti kadar kişiliği, ifade tarzı, vurguları ve hatta hukuki kelimelere yatkınlığı yargılamanın seyrini etkileyebilecek unsurlardandır. Bu nedenle tercümanların sahip olması gereken birtakım özellikler ismi geçen Yönetmelik'in 10. maddesinin 2. fıkrasında "Etik ilkeler" olarak tanımlanmış ve bu ilkeler: "a) Bağımsızlık b) Tarafsızlık c) Dürüst davranma ve doğruyu söyleme d) Görevini bizzat yerine getirme e) Temel yargılama ilkelerine uygun davranma." şeklinde sayılmıştır. Bu ilkelere uygun hareket edecek tercümanların belirlenmesi ve atanmalarını temin etmek için kanun koyucu CMK'nın 202. maddesine 24.01.2013 tarihinde 6411 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile eklenen 5. fıkrası ile "Tercümanlar, il adlî yargı adalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler arasından seçilirler." şeklinde hüküm koymuştur. Doktrinde de kabul edildiği üzere tercümanlık da bir nevi bilirkişiliktir. Çevirmen, yargılama dili dışındaki bir dil üzerinde teknik uzmanlığı ile ceza yargılamasında görev almaktadır. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Yaprak Öntan, Ceza Muhakemesi Hukukunda Bilirkişilik, Yetkin Yayınları, Ankara 2014, s.33-34.) Öte yandan tercümanın soruşturma evresinde kim tarafından atanabileceğinin tespit edilmesi gerekmektedir. CMK'nın 202. maddesinin 3. fıkrasındaki "Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır." ibaresi çok açık olup kolluk görevlileri ya da başkaca bir mercî tarafından tercüman görevlendirilmesi mümkün değildir. Bu bilgiler ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve örgütün faaliyeti çerçevesinde göçmen kaçakçılığı yapmak suçlarından Hatay 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.11.2011 tarihli ve 2011/967 değişik iş sayılı iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi kararına istinaden inceleme dışı sanık ... ile sanık...’ün arasında 28.11.2011 tarihinde yapılan telefon görüşmelerinin 77 numaralı iletişim tespit tutanağı ile tespit edildiği, tutanakta konuşma dilinin Arapça olduğunun belirtildiği, bu konuşmaların 31-T-00057 ve 31-T-00072 kod numaralı, kimlik bilgileri belli olmayan görevlilerce düzenlendiği anlaşılmaktadır. Sanık ... hakkında hükme esas alınan, yargılama dili dışında başka bir dile ait olduğu belirtilen ve çözümü teknik uzmanlığı gerektirip kovuşturmanın seyrini etkileme niteliği olan bu konuşmaların usulüne uygun olarak uzman bilirkişi tarafından çözümü ve tercümesinin yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmış ise ilgili bilirkişiye ait yemin veya İl Adli Yargı Komisyonu tarafından görevlendirme tutanağı ile bilirkişi tarafından düzenlenen konuşmaların çözümüne ilişkin tercüme evraklarının getirtilmesi, daha önce bu hususta bilirkişi incelemesi yapılmamış ise usulünce görevlendirilecek bilirkişi vasıtasıyla suça konu telefon görüşmelerinin içeriğinin belirlenmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeyip eksik araştırma ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Bu itibarla, sanık ... hakkındaki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün, eksik araştırmaya dayalı olarak kurulması nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında sanık ... yönünden diğer uyuşmazlık konuları değerlendirilmemiştir. 3- Sanık ... hakkında atılı suçun unsurları itibarıyla sabit olup olmadığı; TCK’nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesi, suç tarihinde; "(1) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan; a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkân sağlayan, b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkân sağlayan, Kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (3) Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur." şeklinde iken, 22.07.2010 tarih ve 6008 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle, maddenin 1. fıkrasına; "Suç teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." hükmü eklenmek suretiyle göçmen kaçakçılığı suçu bir teşebbüs suçu haline getirilmiştir. Göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin TCK'nın 79. maddesinin gerekçesinde de "... Maddenin birinci fıkrası göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturan seçimlik hareketler tanımlamaktadır. Tanıma göre, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollarla bir yabancıyı ülkeye sokmak veya ülkede kalmasına imkân sağlamak ya da Türk vatandaşı veya yabancının ülke dışına çıkmasına imkân sağlamak, seçimlik hareketli suç olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, yasal olarak yurda girmiş olmakla beraber, Türkiye’de sürekli olarak oturmalarına yetkili mercilerce karar verilmemiş yabancıların ülkede kalmalarına imkân sağlamak da, bu suçu oluşturacaktır. Suçun manevî unsuru, fiilin “doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî bir yarar elde etmek maksadıyla” işlenmesidir. Suçun oluşması için, bu maksadın varlığı gerekli ve yeterlidir; ancak menfaatin elde edilmiş olması gerekmez. Bu unsur, suçu örneğin terör maksadıyla bazı kişileri ülkeye sokmak fiillerinden ayırmak olanağını vermektedir. Kaldı ki, bu suçta asıl mağdurlar, çaresizlik ve yoksullukları nedeniyle kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çırpınan insanlardır..." açıklamalarına yer verilmiştir. Bu suç ile korunmak istenen hukuki yarar karma nitelik göstermektedir. Bir yandan göçmenlerin mal varlığı ve vücut bütünlüğü gibi kişilere ait menfaatler, diğer yandan ise kamu düzeni, güvenlik ve ekonomi gibi ulusal ve uluslararası topluma ait menfaatler korunmaktadır. Madde gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen göçmen kaçakçılığı suçunda "Türk vatandaşı veya yabancının yasal olmayan yollardan yurt dışına çıkmasına imkân sağlama" hareketi bakımından netice, ülke karasuları, hava sahası veya kara sınırlarının dışına çıkılmasıyla gerçekleşmektedir. Burada suçun konusu yabancı olabileceği gibi Türk vatandaşı da olabilir. Öğretide "İmkân sağlama" ifadesinden, göçmenin yurt dışına yasal olmayan yollardan çıkması için gerçekleştirilen her türlü faaliyetin anlaşılması (örneğin göçmenlerin sınıra götürülmesi, göçmenler sınır kapısından çıkarılacaksa oradaki görevlilerle rüşvet anlaşması yapılması, deniz yoluyla çıkarılacaksa tekne veya bot ayarlanması), failin suça iştirak anlamında yardım etmekten daha etkin bir role sahip olması gerektiği, yardım etme şekillerinden olan suç işlemeye teşvik veya suç işleme kararını kuvvetlendirme şeklindeki manevi iştirak şekillerinin bu suçun oluşması için yeterli olmadığı, TCK bakımından diğer yardım etme şekilleri olan, suçun nasıl işleneceği hususunda yol gösterme veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçların (ulaşım araçları, sahte pasaport, dağlık arazideki patikayı veya mayınsız alanı gösteren kroki) temini ve suçun işlenmesinden önce veya suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunularak icrasını kolaylaştırmanın, "İmkân sağlama" kavramı bağlamında suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler olarak kabul edilmesi gerektiği görüşü bulunmaktadır (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2017, 12. Baskı, s.65-66). "Yabancının yasal olmayan yollardan ülkede kalmasına imkân sağlama" seçimlik hareketinde ise suçun maddi konusunu yalnızca yabancılar oluşturur. Yasa dışı yollarla ülkeye sokulan veya ülkeye yasalara uygun şekilde girmekle beraber (vize süresinin dolması, çalışma veya ikamet tezkeresinin bulunmaması gibi nedenlerle.) ülkede kalması için gerekli koşulları sağlamayan yabancıların sınır dışı edilmelerini engelleyici herhangi bir davranış (sahte pasaport, ikamet tezkeresi veya kimlik belgesi temini, barınacak yer veya iş verme gibi) bu seçimlik hareket kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza Genel Kurulunun 05.04.2011 tarihli ve 204-39 sayılı kararında da vurgulandığı üzere yasal olmayan yollardan yurt dışına çıkartılmak istenen bir göçmenin, bu amacın gerçekleştirilmesi için geçici olarak bir evde veya otelde saklanması eylemi, "Yasal olmayan yollardan ülkede kalmaya imkân sağlama" şeklindeki seçimlik hareket değil, "Göçmenin yurt dışına çıkartılmasına imkân sağlanması" biçimindeki seçimlik hareket kapsamında değerlendirilmelidir. "Ülkede kalmaya imkân sağlama", başka bir ülkeye gitme amacı bulunmayan ve ülkemizde sürekli olarak kalmak isteyen göçmenlerin yasal olmayan yollardan ülkede kalmalarına imkân sağlamaya yöneliktir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Hatay ilinde göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin bir organizasyon kapsamında, inceleme dışı sanık ...’ın irtibatlı olduğu kişiler aracılığıyla Suriye'den yasa dışı yollarla Yayladağı ilçesi sınırından ülkemize sokulan yabancı uyruklu şahısları, kendisi, birlikte hareket ettiği inceleme dışı sanıklar ve çeşitli otobüs firmalarında irtibatlı olduğu şahıslar vasıtasıyla otogar içinde ya da yol güzergâhında otobüslere bindirerek İstanbul ve Ankara illerine gönderdiğine dair elde edilen istihbarat doğrultusunda, organizasyonun deşifresine yönelik olarak Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/13113 soruşturma sayılı dosyasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve örgütün faaliyeti çerçevesinde göçmen kaçakçılığı yapmak suçlarından inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve... hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ile inceleme dışı sanıkların kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ile iş yerlerinin teknik araçlarla izlenmesi, ses ve görüntülerinin kayda alınması kararları verildiği; 18.12.2011 tarihinde, sanık ile inceleme dışı sanık ... arasında 11.33, 19.21 ve 19.29 saatlerinde telefon görüşmeleri gerçekleştirdiği, bu görüşmelerden anlaşıldığı kadarıyla adı geçenlerin belirlenen bir noktada buluşmak üzere anlaştıkları, sanığın kendisine talimat verilmesini istediği, yine sanık ile inceleme dışı sanık ... ...’in beş kişiden bahsederek başka bir şahsa para verilmesine ve göçmenlerin parasının alındığına dair konuştukları, konuşmanın yapıldığı tarihte saat 19.30 sıralarında sürücülüğünü inceleme dışı sanık ...’nun yaptığı ... plakalı aracın inceleme dışı firari sanık...’nin ikamet olarak kullandığı Hatay ili ... Beldesi ... Mahallesi ... sayılı adresten yabancı uyruklu beş şahsı aldığı, geldiği araçla buradan ayrılan inceleme dışı sanık ...’nun yaklaşık bir kilometre önünde de inceleme dışı sanık ...’in ... plakalı ... Corolla marka araç ile seyir hâlinde olduğu, aynı tarihte saat 20.10 sıralarında ise Kırıkhan ilçe otogarından ... firmasına ait ... plakalı yolcu otobüsünün çıkış yaptığı, inceleme dışı sanık ... ...’in ... plakalı araçla bu otobüsün arkasından gittiği, ... plakalı yolcu otobüsünün Topboğazı istikametine devam ettiği esnada ... plakalı aracı kullanan inceleme dışı sanık ...’ın bu otobüsü takip ederek saat 20.15 sıralarında yolun sağında durdurduğu ve yabancı uyruklu şahısları otobüse bindirdiği, ardından yolcu otobüsünün Belen ilçesi istikametine gittiği, aynı gün saat 21.00 sıralarında D-817 Karayolu üzerindeki Belen İlçe Emniyet Amirliği karşısında yapılan uygulamada durdurulan ... firmasına ait ... plakalı otobüste yapılan kontrolde beş yabancı uyruklu şahsın tespit edildiği, bunların dördünde pasaport bulunmasına karşın Türkiye'ye giriş kaydına rastlanmadığı biçiminde gerçekleşen olayda; Yakalanan yabancı uyruklu şahısların Türkiye’ye yasa dışı yollardan girmesi, telefon görüşmeleri ile fiziki takip ve yakalama tutanaklarındaki içeriğin birbiriyle örtüşmesi, telefon görüşmesinde belirtilen kişi sayısınca göçmen yakalanması ve sanık ile inceleme dışı sanık ... ... arasında, göçmenlerin parasının alındığına ve başka bir şahsa para verilmesine yönelik konuşmalar bulunması karşısında, sanığın göçmen kaçakçılığına yönelik organizasyon kapsamında doğrudan doğruya veya dolaylı bir maddi menfaat karşılığında hareket ederek atılı suçun işlenişine iştirak ettiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 4 (a)- Sanık ...'ın unsurlarıyla sabit olduğu anlaşılan eyleminin TCK’nın 79/1-a maddesi kapsamında mı yoksa 79/1-b maddesi kapsamında mı kaldığı; Yukarıda belirtilen olay kapsamında yasa dışı yollarla ülkeye sokulan ve bir müddet ülke içinde barınma imkânı sağlanan göçmenlerin, ülke içinde bir yerden başka bir yere taşınmak istenmesi, göçmen kaçakçılığı organizasyonu kapsamında yurt dışına çıkartılmak istendiklerine dair dosya kapsamında bir delil bulunmaması ve göçmenlerin Ankara ve İstanbul illerine gitme amacıyla hareket ettiklerini aktarması karşısında sanık ...'in eyleminin atılı suçun seçimlik hareketlerinden olan ve TCK’nın 79/1-a maddesinde belirtilen "Ülkede kalmaya imkân sağlama" boyutunda kaldığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir. Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun düzeltilerek onanması mümkün görülmüştür. 4 (b)- Sanık ...'ın göçmen kaçakçılığı suçuna iştirakinin TCK’nın 37/1. maddesi kapsamında "Müşterek faillik" mi yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında "Yardım eden" niteliğinde mi olduğu; TCK’da suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK'nın 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "Fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde, suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. "Yardım etme" ise TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, "Bağlılık kuralı" da aynı Kanunun 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "Şerik" denilmekte olup, TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden anılan Kanun’un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumunun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "Yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, yasa dışı yollarla ülkeye sokulan göçmenlerin ülke içinde bir yerden başka bir yere nakledilmeleri hususunda inceleme dışı sanıklardan... ile irtibat halinde olması ve suçun işlenişi sürecinde üstlendiği rol gereği göçmenlerin yol güzergahında önceden belirlenen noktalardan alınmasının teminine yönelik olarak kendi aralarındaki iş bölümü çerçevesinde koordineli bir şekilde hareket ederek göçmenlerin ülkede kalmalarına imkân sağlaması ve bu suretle inceleme dışı sanıklar ile birlikte, eylem üzerinde ortak hâkimiyet kurulmak suretiyle göçmen kaçakçılığı suçunun işlenişine katkıda bulunması karşısında atılı suça TCK’nın 37. maddesi anlamından müşterek fail olarak iştirak ettiğinin kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde ön görüldüğü şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğine, sanık ... hakkında atılı suçun unsurları itibarıyla sabit olup olmadığına ve sanık ...'ın göçmen kaçakçılığı suçuna iştirakinin TCK’nın 37/1. maddesi kapsamında "Müşterek faillik" mi yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında "Yardım eden" niteliğinde mi olduğuna ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından REDDİNE; b- Sanık ...’ün Arapça yaptığı konuşmaların kimlikleri belirli olmayan ve bu konuda yeterli olup olmadıkları bilinmeyen polis memurlarınca Türkçe’ye çevrilmesi suretiyle düzenlenen iletişimin tespiti tutanaklarının hükme esas alınması karşısında Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca sanık ... hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığına ve sanık ...'ın unsurlarıyla sabit olduğu anlaşılan eyleminin TCK’nın 79/1-a maddesi kapsamında mı yoksa 79/1-b maddesi kapsamında mı kaldığına ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından değişik gerekçeyle KABULÜNE; 2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 09.04.2015 tarihli ve 26-114 sayılı onama kararının sanıklar ... ve ... yönünden KALDIRILMASINA, a- Sanık ... yönünden diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2015 tarihli ve 26-114 sayılı hükmünün, sanığın eyleminin TCK'nın 79. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, hüküm fıkrasındaki "79/1-b" ibaresi çıkarılarak yerine "79/1-a" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, b- Sanık ... yönünden Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.04.2013 tarihli ve 511-305 sayılı hükmünün, sanık hakkında hükme esas alınan telefon görüşme kayıtlarının usulüne uygun olarak uzman bilirkişi tarafından çözümü ve tercümesinin yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmış ise ilgili bilirkişiye ait yemin veya İl Adli Yargı Komisyonu tarafından görevlendirme tutanağı ile bilirkişi tarafından düzenlenen konuşmaların çözümüne ilişkin tercüme evraklarının getirtilmesi, daha önce bu hususta bilirkişi incelemesi yapılmamış ise usulünce görevlendirilecek bilirkişi vasıtasıyla suça konu telefon görüşmelerinin içeriğinin belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırmaya dayalı olarak kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.05.2019 tarihinde yapılan müzakerede, Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde ön görüldüğü şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, ön sorun ve diğer uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2023/2423 E., 2024/4569 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesi'ne istinadan çıkarılan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2022 Yılı Tarifesi'nin 4/ç maddesinin "(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince yapılan hukuki yardımlara yönelik işlemlerde..ç) Ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 1.997 TL.." şeklinde düzenlendiği,
11. Ceza Dairesi         2023/2423 E.  ,  2024/4569 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/194 E., 2022/335 K. SUÇ :Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık İNCELEME KONUSU KARAR : Beraat KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması Bursa 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.07.2022 tarihli ve 2021/194 Esas, 2022/335 Karar sayılı kararı ile sanık Musa Sayar hakkında bilişim sistemlerinin banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca beraatine, sanık davada kendisini vekaletname verdiği müdafii aracılığıyla savunduğundan, karar tarihinde geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri dikkate alınmak suretiyle, lehine 10.250,00 TL maktu vekalet ücreti takdir edilerek, beraat kararı kesinleştiğinde ve talebi halinde bu miktarın Hazineden alınarak sanığa verilmesine ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 14.07.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 02.04.2023 tarihli ve 2022/27431 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.05.2023 tarihli ve KYB-2023/41297 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.05.2023 tarihli ve KYB-2023/41297 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Dosya aslının, diğer sanık yönünden verilen mahkumiyet kararına karşı istinaf yoluna gidilmesi sebebiyle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderileceği anlaşıldığından onaylı dosya sureti üzerinden yapılan incelemede, Her ne kadar sanık hakkında yapılan yargılama sonunda beraatine karar verilip, sanık kendisini bir vekille temsil ettirdiği gerekçesiyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücretinin hazineden tahsili ile sanığa verilmesine hükmedilmiş ise de; 1136 Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/4. maddesinin, “Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir.”, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesinin 2 ve 3. fıkralarının, “..(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.”, 5320 sayılı Kanun'un Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinin "Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır." ve Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafii ve Vekillere Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi'ne istinadan çıkarılan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2022 Yılı Tarifesi'nin 4/ç maddesinin "(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince yapılan hukuki yardımlara yönelik işlemlerde..ç) Ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 1.997 TL.." şeklinde düzenlendiği, Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 23/09/2021 tarihli ve 2021/7912 esas, 2021/9053 karar sayılı ilamında ise "... beraatine karar verilen sanığa, bir müdafii seçmemesi nedeni ile 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesi gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafiin, ücreti vekaletinin Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin görevlendirilmeleri ile yapılacak ödemelerin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin 8. maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılandığı gözetilmeden, hukuki dayanaktan yoksun ve kabule göre de belirlenen tarifenin üzerinde yazılı şekilde... karar verilmesinde." şeklinde açıklamalara yer verildiği, Dosya kapsamına göre, sanık Musa Sayar hakkında atılı suçtan yapılan yargılama sırasında sanığın vekaletnameli avukatı olan Avukat Mehmet Tekdemir'in, 13/09/2021 tarihli müdafilik görevinden çekildiğine ilişkin dilekçesini dosyaya sunması üzerine müdafilikten çekilme dilekçesinin sanığa tebliğine karar verildiği, her ne kadar çıkarılan tebligat belirtilen adres bulunamadığından bahisle 02/10/2021 tarihinde iade edilmiş ise de, sanığın 07/01/2022 tarihli dilekçe ile avukat atanmasını talep etmesi üzerine Bursa Baro Başkanlığınca bir vekil tayin edildiği, işbu talep dilekçesi nedeniyle sanığın vekillikten çekilme hususunda bilgisinin olduğu değerlendirildiği gözetildiğinde, sanık hakkında yapılan yargılamada duruşmalara görevlendirilen vekil tarafından takip edildiği, sanığın bu vekile ayrıca bir vekalet verdiğine ilişkin vekaletnameye dosyada rastlanılmadığı ve görevlendirilen zorunlu müdafiiye, ücreti vekaletinin Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafii ve Vekillere Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılandığı gözetilmeden, yazılı şekilde fazla vekalet ücretine hükmedilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. 5271 sayılı Kanun'un müdafiin görevlendirilmesi başlıklı 150 nci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarının; "(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir. 2. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13 üncü maddesinde; "(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır. (2) Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmektedir. 3. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması başlıklı 168 inci maddesinde; "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16/6/2009-5904/35 md.) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır. Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır." hükümleri yer almaktadır. 4. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ceza davalarında ücret başlıklı 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrası; "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." şeklinde düzenlenmiştir. 5. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanık Musa Sayar tarafından verilen 08.07.2020 tarihli vekaletname ile müdafi tayin edilen Av. Mehmet Tekdemir'in, 13.09.2021 tarihli dilekçesi ile istifa etmesini müteakip, sanığın 07.01.2022 tarihli dilekçesi ile kendisine avukat atanmasını talep ettiği ve barodan atanan müdafi Av. Necati Sezer'in duruşmaları takip ederek ücretinin Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafii ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik uyarınca ödendiği gözetilmeden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 10.250,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi Kanun'a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Bursa 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.07.2022 tarihli ve 2021/194 Esas, 2022/335 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3. Sanık Musa Sayar'ın beraatine ilişkin hüküm fıkrasından vekalet ücretine dair bölümün çıkartılmasına, hukuka aykırılığın bu şekilde giderilmesine, kararın diğer kısımlarının aynen bırakılmasına, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2024 tarihinde karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2023/3817 E., 2023/5977 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
yesi Olma, Nitelikli Yağma" suçlarından dolayı Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nün yazısı ile ekinde bulunan Haiti Adlî Makamlarınca düzenlenen talepname ve tercüme evraklarının mahkememize gönderilmesi ile 5271 sayılı Kanun'un 202 nci maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesi hükmü gereğince yapılan yargılama ve değerlendirme sonucunda, iadesi
1. Ceza Dairesi         2023/3817 E.  ,  2023/5977 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/528 E. 2022/299 K. HÜKÜM : İade talebinin kabul edilebilir olmadığına dair karar TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İadesi talep olunan hakkında kurulan hükmün ; 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu'nun 18 ... maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin, 04.07.2022 tarihli ve 2021/528 Esas, 2022/299 Karar sayılı kararı ile Samir hakkında "Yabancı Devlet Başkanına Karşı Kasten Öldürme, Suç Örgütü Üyesi Olma, Nitelikli Yağma" suçlarından dolayı Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nün yazısı ile ekinde bulunan Haiti Adlî Makamlarınca düzenlenen talepname ve tercüme evraklarının mahkememize gönderilmesi ile 5271 sayılı Kanun'un 202 nci maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesi hükmü gereğince yapılan yargılama ve değerlendirme sonucunda, iadesi talep edilen kişinin iadeye rıza göstermediğini de bildirdiği hususları nazara alınarak iadesi talep edilen hakkında 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu' nun 11 ... maddesinin birinci fıkrasının (b-d) bentleri ve üçüncü fıkrası uyarınca, iade talebinin kabul edilebilir olmadığına, karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Cumhuriyet savıcısının temyiz sebepleri; iade koşullarının oluştuğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. İadesi talep olunan kişiye atılı eylemlere ilişkin olarak yapılan yazışmalar ve içerikleri doğrultusunda, iadesi talep edilen kişi hakkında kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, iade talebinin, ölüm cezası veya insan onuru ile bağdaşmayan kürek cezası gerektiren suçlara ilişkin olması ve talep eden Haiti Devleti tarafından, öngörülen cezanın infaz edilmeyeceğine dair yeterli teminat verilmediği, tüm bu nedenlerle de 6706 sayılı Kanun'un iade talebinin kabul edilebilmesi için gereken şartların oluşmadığı bu nedenle talebinin kabul edilebilir olmadığına karar verildiği, anlaşılmıştır. 2. Haiti Devleti makamlarınca düzenlenen iade evrakı yazısı ve ekleri ile Türkçe tercüme evrakı, yazışmalar, bilirkişi raporu ve tutanaklar dava dosyasında mevcuttur. IV. GEREKÇE Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, yapılan yazışmalar ve gelen cevabi yazılar uyarınca iade talebinin kabul edilebilir olmadığına ilişkin tespitin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, 6706 sayılı Kanun uyarınca iade şartlarının oluşmadığına ilişkin hukuka uygun, yasal ve yeterli gerekçeyle karar verildiği anlaşılmakla, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin, 04.07.2022 tarihli ve 2021/528 Esas, 2022/299 Karar sayılı kararında Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/599 E., 2023/506 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
a yapma hakkı" ve AİHM'nin bu hakka ilişkin kararları ile oluşturduğu hukuksal standardın üstünde bir nitelik taşıyan, hükümden önce 24.01.2013 tarihindeki Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6411 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 202 nci maddesine eklenen dördüncü fıkradaki yasal düzenleme nedeniyle kanun koyucunun bu hakka atfettiği değer gözetilerek, anadilde savun
3. Ceza Dairesi         2021/599 E.  ,  2023/506 K. "İçtihat Metni" T. C. Y A R G I T A Y 3. C E Z A D A İ R E S İ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Y A R G I T A Y İ L Â M I İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2011/274 - 2015/399 SUÇ : 2911 sayılı Kanun'un 31/1 ve 33/1. maddelerine muhalefet, terör örgütünün propagandasını yapma, görevi yaptırmamak için direnme, nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs, silah sağlama, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, mala zarar verme, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme HÜKÜM : Kovuşturmanın ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, beraat, mahkumiyet, mahkumiyet kararının ertelenmesi Suça sürüklenen çocuklar hakkında kurulan hükümlerin suça sürüklenen çocuklar müdafiileri ve katılan ... AŞ. vekili tarafından temyiz edildiği görülmekle yapılan ön inceleme neticesinde, gereği düşünüldü: A. 1. 18 yaşını doldurmayan suça sürüklenen çocuklar hakkındaki 19.02.2013, 16.12.2014 ve 19.02.2015 tarihindeki duruşmaların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 185 inci maddesi gereğince kapalı yapılması gerekirken açık yapılması telafisi mümkün olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 2. Suça sürüklenen çocuklar hakkındaki 2911 sayılı Kanunun 32 inci maddesinin birinci ve 33 üncü maddesinin birinci fıkralarına aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından 6352 sayılı Kanun'un Geçici 1 inci maddesinin (b) bendi uyarınca verilen kovuşturmanın ertelenmesi dair kararlar, anılan maddenin 4 üncü fıkrası ile 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 8 inci fıkra 2 nci cümlesi hükmü karşısında durma kararı niteliğinde itiraz yasa yoluna tabi olduğundan; tüm suça sürüklenen çocuklar hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve suça sürüklenen çocuk ... hakkındaki silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararların Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, 03.02.2009 tarihli ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 sayılı Kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin onikinci fıkrası gereği itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve aynı Kanun’un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kanun yolu incelemesinin itiraz merciince yapılması gerektiği anlaşılmakla, dava dosyasının, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, 3. Tüm suça sürüklenen çocuklar hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme, suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli öldürmeye teşebbüs ile suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkında silah sağlama suçlarının nitelikleri itibariyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamu davasında katılan sıfatının bulunmadığı, verilen katılma kararının da hükümleri temyiz hakkı vermeyeceği anlaşılmakla katılan ... AŞ. vekilinin temyiz talebinin karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, 4. Suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümlerde hükmolunan netice cezanın türü ve miktarı gözetildiğinde 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 31.03.2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2 nci maddesi uyarınca hükmün kesin nitelikte bulunduğu anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuklar müdafiileri ve ... AŞ. vekilinin temyiz isteklerinin karar tarihi itibarıyla 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Suça sürüklenen çocuk ... hakkında mala zarar verme ve silahlı terör örgütü adına suç işleme, suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme ve suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarından kurulan hükümlerin karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanunu’nun 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A. Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.12.2015 tarihli ve 2011/274 Esas, 2015/399 sayılı Kararı ile; 1. Suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ... ve ... hakkında ayrı ayrı: a)2911 sayılı Kanunun 32/1 ve 33/1. maddelerine aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından; Kovuşturmanın ertelenmesi, b)Görevi yaptırmamak için direnme suçundan; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması c)Nitelikli öldürmeye teşebbüs suçundan; Beraat d)Mala zarar verme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 151 inci maddesinin birinci fıkrası, 152 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 2.660TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, e)Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 5.000TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine, f)Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin altıncı fıkrası delaletiyle aynı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 nci maddesinin altıncı fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 3 ay 23 ... hapis cezası ile cezalandırılmalarına, cezaların 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine, 2. Suça sürüklenen çocuk ... hakkında: a)2911 sayılı Kanunun 32/1 ve 33/1. maddelerine aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından; Kovuşturmanın ertelenmesi, b)Görevi yaptırmamak için direnme suçundan; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması c)Nitelikli öldürmeye teşebbüs suçundan; Beraat d)Mala zarar verme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 151 inci maddesinin birinci fıkrası, 152 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 3.220TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, e)Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan (2 kez); 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 5.000TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine, f)Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin altıncı fıkrası delaletiyle aynı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 nci maddesinin altıncı fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 3 ay 23 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine, 3. Suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkında ayrı ayrı: a)2911 sayılı Kanunun 32/1 ve 33/1. maddelerine aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından; Kovuşturmanın ertelenmesi, b)Görevi yaptırmamak için direnme suçundan; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması c)Silah sağlama suçundan; Beraat d)Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 5.000TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine, e)Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin altıncı fıkrası delaletiyle aynı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 nci maddesinin altıncı fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 3 ay 23 ... hapis cezası ile cezalandırılmalarına, cezaların 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine, 4. Suça sürüklenen çocuk ... hakkında; a)2911 sayılı Kanunun 32/1 ve 33/1. maddelerine aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından; Kovuşturmanın ertelenmesi, b)Görevi yaptırmamak için direnme suçundan; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması c)Nitelikli öldürmeye teşebbüs suçundan; Beraat d)Mala zarar verme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 151 inci maddesinin birinci fıkrası, 152 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 2.000TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, e)Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 1 yıl 10 ay 15 ... hapis ve 3.740TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine, f) Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan; Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. B. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 26.03.2018 tarihli ve iade, ret, onama, bozma görüşlerini içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Suça sürüklenen çocuk ... ... müdafisinin temyiz istemi; suça sürüklenen çocuğun yaşı itibariyle kandırılmaya müsait yapıda birisi olduğundan samimi beyanlarına mahkemece itibar edilmesi gerektiği, örgüt üyesi olmadığı gibi örgüt çağrısıyla sokağa çıktığı hususunda somut delil bulunmadığından verilen cezanın masumiyet ilkesiyle çeliştiği, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçunun sübutu kabul edilse dahi suça sürüklenen çocuk örgüt üyesi olmadığından 5237 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasının uygulanarak artırım yapılmış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, mahkumiyete dayanak yapılan delillerin cezalandırmaya yeterli olmadığından ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. 2. Suça sürüklenen çocuk ... müdafisinin temyiz istemi; temyiz süre tutum dilekçesinde ilk derece mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. 3. Suça sürüklenen çocuk ... müdafisinin temyiz istemi; temyiz süre tutum dilekçesinde ilk derece mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. 4. Suça sürüklenen çocuk ... müdafisinin temyiz istemi; temyiz süre tutum dilekçesinde ilk derece mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. 5. Suça sürüklenen çocuk ... ... müdafisinin temyiz istemi; temyiz süre tutum dilekçesinde ilk derece mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. 6. Suça sürüklenen çocuk ... müdafisinin temyiz istemi; suça sürüklenen çocuğun diğer suça sürüklenen çocuklarla hiçbir şahsi irtibatının bulunmadığı, örgütsel bir bağ içerisine girdiğine ilişkin bir delilin bulunmadığı, cezalandırmaya yeterli somut delil bulunmadığından ilk derece mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. 7. Suça sürüklenen çocuk ... müdafisinin temyiz istemi; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki düzenlemelere ve yargı kararlarına aykırı olarak suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksini kanıtlar, cezalandırmaya yeterli, somut delil bulunmadığından şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği, katıldığı iddia olunan toplantı ve gösteri yürüyüşü içindeki konumunun irdelenmediği, suça sürüklenen çocuğun yaşı da dikkate alındığından kandırılmaya müsait olduğundan bulunduğu araca konulan molotofların kahvaltılık malzemesi olduğu söylenerek kandırılmış olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, samimi beyanlarına itibar edilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararın bozulmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. III. OLAY VE OLGULAR 24.03.2011 tarihinde ... internet sitesinde verilen bir haberde, Kürt sorununun çözümü için herhangi bir adım atılmadığı gerekçesiyle sivil itaatsizlik eylemlerine başlandığı ve demokratik çözüm için çadırlar kurulduğu, bu çadırların müdahale yapılarak kaldırıldıklarına dair haberler yapıldığı, sonrasında PKK/KCK/TM nin talimatları doğrultusunda çeşitli illerde ve ... ilinde güvenlik güçlerine ve kamu kuruluşları ile vatandaşlara yönelik saldırılar başlatıldığı, iddianame anlatımı ve mahkemenin kabulüne göre suça sürüklenen çocukların katıldıkları tespit edilen eylemlerden olarak; 19.04.2011 tarihinde sabah saat 06:40 sıralarında aynı ... il merkezinde yasa dışı olaylar meydana geleceği ihbarı alan güvenlik güçlerince yol kontrolünde esnasında bir ticari taksi durdurulduğunda araç içinde bulunan üç şahsın kaçmaya yeltendikleri, bu şahısların suça sürüklenen çocuklar ... ve ... ile yaşı büyük ... olduklarının tespit edildiği, ticari takside yapılan aramada bagaj kısmında bulunan iki adet koli açıldığında; kolilerin birinde 22 adet, diğerinde ise 24 adet molotof kokteylinin ele geçrildiği, yine aracın arkasında poşet içerisinde puşiler, sivitşortlar ve 13 çift inşaat eldiveni ele geçirildiği, 19.04.2011 tarihinde saat 10.45 sıralarında toplanan kalabalık tarafından Cumhuriyet caddesi üzerinde bulunan Noterlik Binaları, Halk Bankası, İş Bankası, ... ve ... İl Müdürlüğü binaları ile güvenlik görevlilerine, araçlarına ve vatandaşlara ait araçlara taşlı, molotoflu, havai fişekli saldırılarda bulunulduğu ve zarar verdildiği, 19.04.2011 tarihinde saat 11:00 sıralarında eylem yapan grubun o sırada içeride çalışanların ve müşterilerin bulunduğu ... Şubesine taşlar ve molotof kokteylleri atarak yakmaya çalıştıkları ve zarar verdikleri, 19.04.2011 tarihinde saat 12:00 sıralarında eylem yapan grubun o sırada içeride çalışanların ve müşterilerin bulunduğu ... İl Müdürlüğü binasına önce taş ve sonra da molotof kokteylleri atarak yakmaya çalıştıkları ve zarar verdikleri, 21.04.2011 tarihinde saat 14:00 sıralarında eylem yapan grubun o sırada içeride çalışanların ve müşterilerin bulunduğu ... Şubesine çok sayıda molotof kokteyli atarak yakmaya çalıştıkları ve zarar verdikleri, banka çalışanlarından Merve Pehlivanoğlu'nun dumandan etkilenerek baygınlık geçirdiğinin tespit edildiği, Mahkemece yapılan yargılama sonunda, suça sürüklenen çocukların savunmaları, suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkındaki yakalama tutanağı, soruşturma aşasında verdiği ifadelerinde ... hakkında anlatımları bulunan C.Y. isimli şahsın beyanları, görüntü inceleme tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre; Suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ... ve ...'ın ikrar içeren savunmaları birlikte değerlendirildiğinde PKK/KCK terör örgütünün çağrıları üzerine yapılan yasa dışı gösteriye katıldıkları, eylemler esnasında ellerine aldıkları molotof bombasını suça sürüklenen çocuk ... ...'nın Yapı Kredi Bankasına, suça sürüklenen çocuk ...'nin ... binasına doğru attıklarının, suça sürüklenen çocuk ... ve ...'ın ise molotof bombasını kullandıklarının sübuta erdiği kabul edilerek, suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ... ve ... hakkında; 2911 sayılı Kanun'a aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçları 6352 sayılı Kanun'un geçici 1 inci maddesi kapsamında kaldığından kovuşturmanın ertelenmesine ve görevi yaptırmamak için direnme suçları hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, yakarak adam öldürmeye teşebbüs suçunun her hangi bir mağdurunun tespit edilmemiş olması, yapılan icrai hareketin adam öldürmeye elverişli olduğuna ilişkin bir tespit bulunmaması ve mahkemece yapılan değerlendirmede eylemin sonucu gerçekleştirmeye müsait olmadığına ilişkin kanaat oluşması nedenleriyle atılı suçtan ayrı ayrı beraatlerine, örgütsel faaliyet çerçevesinde izinsiz olarak patlayıcı madde bulundurdukları anlaşıldığından tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve hapis cezalarının ertelenmesine, yakıcı madde kullanmak suretiyle mala zarar verme suçunu işlediklerinden mala zarar verme suçundan ayrı ayrı cezalandırılmalarına, sübuta eren örgüt adına işlenen suçlar 2911 sayılı Kanun'un 34/A maddesinde sayılan suçlar arasında yer almadığından silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve cezaların ertelenmesine karar verilmiştir. Suça sürüklenen çocuk ... 'ın ikrar içeren savunmasıyla birlikte değerlendirildiğinde PKK/KCK terör örgütünün çağrıları üzerine yapılan yasa dışı gösteriye katıldığı ve gösteri esnasında eline aldığı molotof bombasını kullandığının sübuta erdiği kabul edilerek hakkında; 2911 sayılı Kanun'a aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçları 6352 sayılı Kanun'un Geçici 1 inci maddesi kapsamında kaldığından kovuşturmanın ertelenmesine ve görevi yaptırmamak için direnme suçu hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, yakarak adam öldürmeye teşebbüs suçunun her hangi bir mağdurunun tespit edilmemiş olması, yapılan icrai hareketin adam öldürmeye elverişli olduğuna ilişkin bir tespit bulunmaması ve mahkemece yapılan değerlendirmede eylemin sonucu gerçekleştirmeye müsait olmadığına ilişkin kanaat oluşması nedenleriyle atılı suçtan beraatine, örgütsel faaliyet çerçevesinde izinsiz olarak patlayıcı madde bulundurduğu anlaşıldığından tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan iki kez cezalandırılmasına ve hapis cezalarının ertelenmesine, iki kez yakıcı madde kullanmak suretiyle mala zarar verme suçunu işlediğinden zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle mala zarar verme suçundan cezalandırılmasına ve sübuta eren örgüt adına işlenen suçlar 2911 sayılı Kanun'un 34/A maddesinde sayılan suçlar arasında yer almadığından silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. Suça sürüklenen çocuklar ...'nun ve ...'un yakalama tutanağı birlikte değerlendirildiğinde PKK/KCK terör örgütünün çağrıları üzerine yapılan yasa dışı gösteriye katılmak için yanlarında eylemde kullanılmak üzere molotof bombaları olduğu halde takside yakalandıkları sübuta erdiği kabul edilip, suça sürüklenen çocuk ...'nun suçlamayı kabul etmeyerek molotoflardan haberinin olmadığını ve kendisinin geçerken inmek üzere taksiye bindiğini savunmuş ve suça sürüklenen çocuk ...'un ise yine suçlamayı kabul etmeyerek molotoflardan haberinin olmadığını ve paketleri kahvaltılık malzeme olarak bildiğini savunmuş iseler de savunmaların hayatın olağan akışına uygun düşmemesi ve tutanak içeriğine üstünlük tanınarak beyanlarına itibar edilmeyerek haklarında; 2911 sayılı Kanun'a aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçları 6352 sayılı Kanun'un Geçici 1 inci maddesi kapsamında kaldığından kovuşturmanın ertelenmesine ve görevi yaptırmamak için direnme suçları hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, söz konusu molotofları kendileri kullanmayıp kullanacak başka kişilere teslim edeceklerine dair bir durum tespiti bulunmadığından bu molotofları kendilerinin kullanacağı kabul edilerek ve eylemin izinsiz patlayıcı madde bulundurma suçu içinde eriyeceğinden atılı silah sağlama suçundan ayrı ayrı beraatlerine, örgütsel faaliyet çerçevesinde izinsiz olarak patlayıcı madde bulundurdukları anlaşıldığından tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve hapis cezalarının ertelenmesine, sübuta eren örgüt adına işlenen suçlar 2911 sayılı Kanun'un 34/A maddesinde sayılan suçlar arasında yer almadığından silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve cezaların ertelenmesine karar verilmiştir. Suça sürüklenen çocuk ...'nun PKK/KCK terör örgütünün çağrıları üzerine yapılan yasa dışı gösteriye katıldığı ve gösteri esnasında eline aldığı molotof bombasını kullandığının sübuta erdiği kabul edilerek hakkında; 2911 sayılı Kanun'a aykırılık ve terör örgütünün propagandasını yapma suçları 6352 sayılı Kanun'un geçici 1 inci maddesi kapsamında kaldığından kovuşturmanın ertelenmesine ve görevi yaptırmamak için direnme suçu hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, yakarak adam öldürmeye teşebbüs suçunun her hangi bir mağdurunun tespit edilmemiş olması, yapılan icrai hareketin adam öldürmeye elverişli olduğuna ilişkin bir tespit bulunmaması ve mahkemece yapılan değerlendirmede eylemin sonucu gerçekleştirmeye müsait olmadığına ilişkin kanaat oluşması nedenleriyle atılı suçtan beraatine, örgütsel faaliyet çerçevesinde izinsiz olarak patlayıcı madde bulundurduğu anlaşıldığından tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine, yakıcı madde kullanmak suretiyle mala zarar verme suçunu işlediğinden mala zarar verme suçundan cezalandırılmasına ve sübuta eren örgüt adına işlenen suçlar 2911 sayılı Kanun'un 34/A maddesinde sayılan suçlar arasında yer almadığından silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Suça sürüklenen çocukların aşamalardaki savunmaları, görüntü inceleme tutanakları, olay yeri inceleme raporları, yakalama ve el koyma tutanağı, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; 1. Suça sürüklenen çocuk ... ...'nın; 19.04.2011 günü ... ilinde PKK/KCK terör örgütünün çağrısı üzerine gerçekleştirilen eylemlere katıldığı, görüntü inceleme tutanakları ve alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere eylemci grup içerisinde yer alarak yüzünü puşi ile kapatıp ... Bankasına molotof kokteyle attığı, her ne kadar mahkemedeki savunmasında önceki beyanlarını kabul etmemiş ise de Cumhuriyet savcısı ve sorgu hakimliğinde müdafii huzurundaki savunmalarında getirilen çanta içerisinden aldığı molotof kokteylini Yapı Kredi Bankasına doğru attığına ilişkin ikrara dayalı beyanı ile de sübuta erdiğinden üzerine atılı tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarını işlediğine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. 2. Suça sürüklenen çocuk ...'nin; 19.04.2011 günü Van ilinde PKK/KCK terör örgütünün çağrısı üzerine gerçekleştirilen eylemlere katıldığı, görüntü inceleme tutanakları ve alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere eylemci grup içerisinde yer alarak yüzünü puşi ile kapatıp ... binasına molotof kokteyle attığı, savunmasında tanımadığı bir kadından puşi, gruptakilerden ise eldiven, çakmak ve molotofu aldığını ve yanmakta olan ... binasına attığına ilişkin ikrara dayalı beyanı ile de sübuta erdiğinden üzerine atılı tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarını işlediğine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. 3. Suça sürüklenen çocuk ...'ın; 19.04.2011 günü Van ilinde PKK/KCK terör örgütünün çağrısı üzerine gerçekleştirilen eylemlere katıldığı, görüntü inceleme tutanakları ve alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere TOMA aracına doğru taş attığı, yine elindeki molotof kokteylini yakarak ... Bankasına attığı, savunmasında görüntülerde yanındaki şahısların 'Gençlik' diye hitap ettikleri kişiler olduğunu, büyüklerin zorlaması ile çadıra gittiğini, kendisine elbise verip, puşi ile sardıklarını, verdikleri molotof kokteylini ... Bankasına attığına ilişkin ikrara dayalı beyanı ile de sübuta erdiğinden üzerine atılı tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarını işlediğine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. 4. Suça sürüklenen çocuk ...'ın; 19.04.2011 günü Van ilinde PKK/KCK terör örgütünün çağrısı üzerine gerçekleştirilen eylemlere katıldığı, görüntü inceleme tutanakları ve alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere elinde molotof kokteyli bulunduğu, daha sonra bunu ... binasına doğru yakarak attığı, sonra da geri dönerek içerisinde molotof kokteyli bulunan poşeti ... binasına attığı, savunmasında kendisine molotof kokteylini ..., .... ve ....'nin verdiğini, ...'nun önden giderek ... binasına molotof kokteylini attıktan sonra yine kendisinin de molotof kokteyli attığını, bu sırada ...'nun da alkışladığını, daha sonra ....'nin verdiği içerisinde molotof kokteylleri bulunan poşeti de yanmakta olan ... binasına attığına ilişkin ikrara dayalı beyanı ile de sübuta erdiğinden üzerine atılı tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarını işlediğine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. 5. Suça sürüklenen çocuk ...'nun; 19.04.2011 günü ... ilinde PKK/KCK terör örgütünün çağrısı üzerine gerçekleştirilen eylemlere katıldığı, görüntü inceleme tutanakları ve alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere yerden aldığı kelebek taşlarını Akrep aracına doğru attığı, savunmasında gaz bombasından etkilenince kızarak yerden altığı taşı polislere attığını ancak molotof kokteyli atmadığını savunmuş ise de, suça sürüklenen çocuk ...'ın beyanlarında kendisine molotof kokteylini ..., .... ve ....'nin verdiğine, ...'nun önden giderek ... binasına molotof kokteylini attıktan sonra yine kendisinin de molotof kokteyli attığına, bu sırada ...'nun da alkışladığına dair beyanları ile de subuta erdiğinden üzerine atılı tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarını işlediğine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. 6. Suça sürüklenen çocuk ... 'ın 19.04.2011 ve 21.04.2011 günü ... ilinde PKK/KCK terör örgütünün çağrısı üzerine gerçekleştirilen eylemlere katıldığı, görüntü inceleme tutanakları ve alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere 19.04.2011 tarihlindeki eylemde yüzünü puşi ile kapatıp elinde bulunan molotof kokteylini yakarak ... Bankasına attığı, 21.04.2011 tarihli eylemde ise molotof kokteyllerini yanında bulunanlarla paylaştıktan sonra ...Bankasına attığı, savunmasında sadece yürüyüşe katıldığını, hiçbir yere molotof kokteyli ve taş atmadığını savunmuş ise de C.Y. isimli şahsın soruşturma aşasında verdiği ifadesinde 19.04.2011 tarihinde Halk Bankasına molotof kokteyli atarken çekilen görüntülerde kendisine gösterilen şahsın ... olduğu, önceden hazırlamış olduğu molotof kokteyli ile önden yürüdüğüne, arkasından ise 'KCK Gençlik' dedikleri bir grubun ve kendisinin yürüdüğüne, 21.04.2011 tarihli olayda da ...'ın yine kendi hazırladığı molotof kokteylleri ile dolu poşetle önden gittiğine, kendisine engel olmaya çalışan yaşlı bir adamı ittirip ... Bankasına molotof kokteyllerini attığına dair beyanları ile de sübuta erdiğinden üzerine atılı tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, mala zarar verme ve silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarını işlediğine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmemiş, suça sürüklenen çocuğun eylemlerde kullandığı molotof kokteyllerinin aynı cins patlayıcılar olup farklı tarihlerde imal edildiklerine dair bir delil bulunmayışı ve patlayıcı maddelerin kullanılma zaman aralığı nazara alındığında, eylemin tek suç olarak kabulü ile tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan bir kez cezalandırılmasına karar verilmesi gerekeceği kabul edilmiştir. Suça sürüklenen çocuk ... ...'ın mahkemede savunmasını müdafii huzurunda Türkçe dili ile yapıp daha sonraki celselerde ana dilde (Kürtçe) beyanda bulunmak istediğinde bulunması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu anlaşılmakla ilk derece mahkemesince bu konudaki talebin reddine karar verilmiş olmasında hukuka aykırılık görülmemiştir. 7. Suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ... ve ... hakkında hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma suçlarından kurulan hükümlerde 5237 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında yaptırım olarak üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasının öngörülmesi, aynı Kanun'un 52 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca adli para cezasının alt sınırının ise 5 ... olması nazara alındığında, hapis cezası asgari hadden tayin edildiği halde aynı gerekçe ile adli para cezası belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması suretiyle fazla ceza tayin edildiği anlaşılmıştır. 8. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme suçundan kurulan hükümlere karşı öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden suça sürüklenen çocuk müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine. Ancak, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen müsnet suçtan kurulan hükümlerde uygulama delalet maddesinin "TCK'nın 220/6 ve 314/3. maddeleri yollamasıyla TCK’nın 314/2. maddesi” yerine, sadece "TCK'nın 220/6 ncı maddesinin yollamasıyla TCK’nın 314/2 nci maddesi" olarak gösterilmesi, dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir. 9. Dosya kapsamında bulunan ve UYAP'tan alınan nüfus kaydına göre, suç tarihinde 14 yaşında olduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuk ... hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma ve silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarından hüküm kurulurken, her ne kadar eksik inceleme ile 15-18 yaş grubunda olduğu kabul edilerek farik ve mümeyyizlik raporu alınmamış ve hükmolunan cezalarda 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uygulanmak suretiyle fazla cezaya hükmolunmuş olduğu, ayrıca suç tarihinde 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuk ... hakkında ... Devlet Hastanesince tek hekim tarafından düzenlenen farik ve mümeyyizlik raporuna dayanılarak soruşturma ve yargılama yapılmış ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçundan hükmolunan cezada yaş küçüklüğü nedeniyle doğru oran olan “½” oranında indirim yapılmasına karşın, uygulama maddesinin 5237 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin ikinci fıkrası yerine sehven aynı Kanun'un 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası olarak yazılmış olduğu belirlenmiş ise de; suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkında anılan atılı suçlar ile suça sürüklenen çocuk ... ... hakkında mala zarar verme suçu için öngörülen cezaların türü ve üst sınırına göre, zamanaşımını düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, 66 ncı maddesinin ikinci fıkrası ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirlenen olağanüstü dava zamanaşımının, suç tarihleri ile inceleme tarihi arasında gerçekleştiği anlaşılmıştır. 10. Suça sürüklenen çocuk ... hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma ve silahlı terör örgütü adına suç işleme suçlarından kurulan hükümler yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde düzenlenen "bir suç isnadı altındaki kimsenin tercüman aracılığı ile savunma yapma hakkı" ve AİHM'nin bu hakka ilişkin kararları ile oluşturduğu hukuksal standardın üstünde bir nitelik taşıyan, hükümden önce 24.01.2013 tarihindeki Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6411 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 202 nci maddesine eklenen dördüncü fıkradaki yasal düzenleme nedeniyle kanun koyucunun bu hakka atfettiği değer gözetilerek, anadilde savunma yapmak isteyen suça sürüklenen çocuğa bu imkan tanınmadan ve usulüne uygun savunması alınmadan hüküm kurularak savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmıştır. 11. Suça sürüklenen çocuk ... hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma ve silahlı terör örgütü adına suç işleme suçları yönünden yapılan incelemede, UYAP kayıtlarından yapılan kontrol ve hükümden sonra dosyaya gelen belgelerden Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/600 Esas sayılı dosyasında 06.04.2011 tarihinde Van ilinde gerçekleşen olaylarla ilgili olarak suça sürüklenen çocuk ... hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından dava açıldığının anlaşılması karşısında; öncelikle Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/600 Esas sayılı dosyasının getirtilip aynı eylem ve faaliyetleri kapsayıp kapsamadığı, suç vasfının tayini ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçu yönünden patlayıcı maddenin cins, tür, imal zamanı araştırılarak sonucuna göre derdest olması halinde iş bu dava dosyasıyla birleştirilmesi, karar verilip kesinleşmiş olması durumunda ise dosyanın aslı veya Yargıtay denetime olanak verecek şekilde onaylı örneği dosya arasına alındıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği anlaşılmıştır. V. KARAR A. Suça Sürüklenen Çocuklar ..., ..., ... ve ... Hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünün 8 inci maddesinde açıklanan nedenlerle Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.12.2015 tarihli ve 2011/274 Esas, 2015/399 sayılı Kararında, suça sürüklenen çocuk müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği olarak suça sürüklenen çocuklar hakkında kurulan hükümlerin (E) bendinin (1) numaralı fıkralarında yer alan "TCK'nın 220/6 ncı maddesinin yollamasıyla TCK’nın 314/2 nci maddesi ibaresinin çıkarılarak yerlerine "TCK'nın 220/6 ve 314/3. maddeleri yollamasıyla TCK’nın 314/2. maddesi” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, B. Suça Sürüklenen Çocuk ... Hakkında Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma ve Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme, Suça Sürüklenen Çocuk ... Hakkında Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma ve Suça Sürüklenen Çocuk ... ... Hakkında Mala Zarar Verme Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünün 9 uncu maddesinde açıklanan nedenlerle, Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.12.2015 tarihli ve 2011/274 Esas, 2015/399 sayılı kararına yönelik suça sürüklenen çocuk müdafiileri ve suça sürüklenen çocuk ... ... yönünden katılan ... vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak suça sürüklenen çocuklar hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, C. Suça Sürüklenen Çocuklar ..., ..., ... ve ... Hakkında Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma, Suça Sürüklenen Çocuk ... ... ve ... Hakkında Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma ve Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünün; 6 ve 7 nci maddelerinde suça sürüklenen çocuk ... ... hakkında açıklanan nedenlerle, 7 nci maddesinde suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ... hakkında açıklanan nedenle, 10 uncu maddesinde suça sürüklenen ... ... hakkında açıklanan nedenle ve 11 inci maddesinde ... hakkında açıklanan nedenlerle Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2011/274 Esas, 2015/399 Karar sayılı kararına yönelik suça sürüklenen çocuklar müdafiilerinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Tercüman atanması ile ilgili olarak, Devlet Hazinesince giderlerin karşılanmadığı durum hangisidir?

A) Sanığın meramını anlatacak kadar Türkçe bilmemesi
B) Sanığın engelli olması
C) Mağdurun Türkçe bilmemesi
D) Sanığın kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde savunma yapmak istemesi
E) Soruşturma evresinde şüphelinin Türkçe bilmemesi