5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 215

Ceza Muhakemesi Kanunu 215. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 215 – (1) Suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur. Delillerin tartışılması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2020/281 E., 2022/426 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
rak adli emanette bulunan iletişim tespit tutanaklarının duruşmaya getirtilip bu tutanaklar ile dosya kapsamında yer alan teknik takip tutanaklarının duruşmada okunup bunlara karşı sanıkların savunmalarının alınıp alınmadığı ve bu bağlamda CMK'nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığının,
Ceza Genel Kurulu         2020/281 E.  ,  2022/426 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi: 8. Ceza Dairesi . Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in TCK'nın 245/3, 43/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 100.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve taksitlendirmeye; örgüt kurma ve yönetme suçundan sanık ...'nın TCK'nın 220/1 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba; örgüte üye olma suçundan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in TCK'nın 220/2 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve mahsuba; örgüte yardım etme suçundan sanık ...'in TCK'nın 220/7. maddesi yollaması ile aynı Kanun'un 220/2. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına; örgüte yardım etme suçundan sanık ... hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın eyleminin örgüte üye olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 220/2 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba; tüm suçlar bakımından ise TCK'nın 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin ... 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.03.2012 tarihli ve 584-288 sayılı hükümlerin, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri, sanıklar ... ve ... ile müdafileri ve sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 21.11.2013 tarih ve 1755-27793 sayı ile;"Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3, CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca hükmün gerekçeli olması ve gerekçede, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin belirtilmesi ve bu fiillerin nitelendirmesinin yapılması gerekmekte olup; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından dolayı açılan kamu davaları ile ilgili olarak sanıkların hukuki durumları tayin ve takdir edilirken, sanıklardan her birinin, hangi eylemlerinden dolayı mahkûmiyetine karar verildiği hususu denetime elverişli bir şekilde ve kanıtlarıyla birlikte gerekçede gösterilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken, yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde mahkûmiyet hükümleri kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 04.12.2014 tarih ve 980-657 sayı ile; sanıkların ilk hükümde olduğu gibi mahkûmiyetlerine karar verilmiş, bu hükümlerin de sanıklar ..., ..., ..., ... müdafileri, sanıklar ... ve ... ile müdafileri ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 27.01.2016 tarih ve 11872-972 sayı ile; "I- Bozmaya uyulduğu hâlde, bozma gereği yerine getirilmeyerek; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3, CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca hükmün gerekçeli olması ve gerekçede, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin belirtilmesi ve bu fiillerin nitelendirmesinin yapılması gerekmekte olup suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçundan dolayı açılan kamu davası ile ilgili olarak sanıkların hukuki durumları böylece tayin ve takdir edildikten sonra, denetime elverişli bir şekilde ve kanıtlarıyla birlikte gerekçede gösterilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken, yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde mahkûmiyet hükümleri kurulması, II- Adli emanette bulunan ve sanıkların aralarında geçen telefon görüşmelerini içeren iletişimin tespitine ve çözümüne dair tutanaklar ile dosya içeriğinde bulunan teknik takip tutanaklarının CMK'nın 216 ve 217. maddeleri uyarınca duruşmada okunup sanık ve müdafilerine diyecekleri sorulmadan ve dosya içeriğinde bir kısmı bulundurulan iletişimin tespiti tutanaklarının tümünün denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümler kurulması, III- Gerçek kartların manyetik şerit bilgilerini kopyalamak, şifrelerini elde etmek ve elde etmiş oldukları kart bilgilerini beyaz kart tabir edilen kartlar ile değişik amaçlarla ellerinde bulunan diğer kartlara encoder cihazı aracılığı ile kopyalayıp bankada bulunan hesaplarla ilişkilendirerek ATM cihazlarından para çekme veya alışverişte kullanma hâllerinde suçun mağduru ilgili bankalar olup kartları basılan bankalar sayısınca TCK'nın 245/2. maddesi ile aynı bankanın birden fazla kartının değişik zamanlarda basılması hâlinde 43. maddesinin, bu şekilde üretilmiş aynı bankaya ait birden fazla kartın veya bir kartın değişik zamanlarda birden fazla kullanılması hâlinde ise, TCK'nın 245/3, 43. maddelerinin uygulanması gerektiği, banka müşterilerine ait kredi kartını veya bilgilerini ele geçirip birden çok kez haksız yarar sağlama eylemlerinin ise; banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturacağı ve TCK'nın 245/1, 43. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği cihetle, iddiaya konu yabancı banka kredi kartlarının gerçek olup olmadığı, haksız ele geçirilip geçirilmediği, Bankalararası Kart Merkezi ve kartların kullanıldığı POS cihazlarının bağlı olduğu bankalardan araştırılması, kullanıma itiraz olup olmadığı sorularak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken, sahteliği belirleyen deliller karar yerinde tartışılmadan, eksik araştırmayla yazılı şekilde hükümlerin kurulması, IV- Kabul ve uygulamaya göre de; a- Sanık ...'in TCK'nın 245/3. madde ve fıkrası kapsamında değerlendirilen eylemde sanığın ... yerinde iki farklı yabancı bankaya ait 4540....1950 ve 4484....0907 numaralı kartlarla işlem yaptığı ancak, dosya kapsamına göre her iki kartla yapılan işlemlerin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir yarar elde edemediği cihetle; eylemlerinin zincirleme şekilde teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeksizin, tamamlanmış suçtan hüküm kurulması, b- TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.Kabule göre yapılan bozma nedenlerine uyan Yerel Mahkeme ise 30.01.2017 tarih ve 197-10 sayı ile; "Her ne kadar Yargıtay bozma ilamının 1 nolu bendinde gerekçenin yetersiz olduğu belirtilmiş ise de Mahkememizce gerekçe yeterli kabul edildiğinden, eski gerekçe esas alınmak suretiyle hüküm tesisi cihetine gidilmiştir. Yargıtay bozma ilamının 2 nolu bendinde emanette bulunan ve sanıkların aralarında geçen telefon görüşmelerini içeren iletişimin tespitine ve çözümüne dair tutanaklar ile dosya içeriğinde bulunan teknik takip tutanaklarının duruşmada okunup sanık ve müdafilerine diyecekleri sorulmadan ve dosya içeriğinde bir kısmı bulundurulan iletişim tespit tutanaklarının tümünün denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de dosya kapsamından anlaşılacağı gibi dosyada mevcut tüm tutanak ve belgelerin dosya kapsamına uygun şekilde ve tüm tutanakların ve belgelerin okunduğu belirtilmek suretiyle işlem yapıldığından, duruşma zabıtlarında bu husus belli olduğundan ve diğer deliller de sanıkların mahkûmiyeti için yeterli olduğundan bu bent açısından da direnme kararı verilmesi cihetine gidilmiştir.Her ne kadar Yargıtay bozma ilamının 3 nolu bendinde sanıklar hakkında uygulanacak yasa maddelerinin faili yönünden bozma kararı verilmiş ise de Mahkememizce suç tipine uygun yasa maddeleri usul ve yasaya uygun olarak tespit edilip uygulandığından bu konuda da direnme kararı verilmesi cihetine gidilmiştir." gerekçesiyle diğer bozma nedenlerine direnerek sanıkların mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2018 tarihli ve 44826 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 8. Ceza Dairesince 17.06.2019 tarih ve 6892-8379 sayı ile sanık ...'ın temyiz istemine ilişkin ek tebliğname düzenlenmesi gerektiğine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2019 tarihli ve 44826 sayılı "Bozma" istekli ek tebliğnamesi üzerine de CMK'nın 307. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.06.2020 tarih ve 15750-14374 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Direnmenin kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında örgüt kurma ve yönetme, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında örgüte üye olma, sanık ... hakkında örgüte yardım etme, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçlarından, sanık ... hakkında ise sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Örgüt kurma ve yönetme, örgüte üye olma ve örgüte yardım etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediklerinin, 2- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama, örgüt kurma ve yönetme, örgüte üye olma ve örgüte yardım etme suçları ile sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin olarak adli emanette bulunan iletişim tespit tutanaklarının duruşmaya getirtilip bu tutanaklar ile dosya kapsamında yer alan teknik takip tutanaklarının duruşmada okunup bunlara karşı sanıkların savunmalarının alınıp alınmadığı ve bu bağlamda CMK'nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığının, 3- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ile bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin olarak sanıklar hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin,Belirlenmesine ilişkin ise de yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince, bu uyuşmazlıkların yanı sıra sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermedikleri hususunun da tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konuları bu doğrultuda değerlendirilmiştir.İncelenen dosya kapsamından;... Emniyet Müdürlüğünün ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlediği 02.02.2010 tarihli ve 10/207 sayılı yazı ile ekinde yer alan raporda; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/5477 soruşturma sayılı dosyasına istinaden Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü Bilişim Suçları Büro Amirliği tarafından ..., ..., ... ve ... il ve ilçelerinde 20.01.2010 tarihinde yapılan eş zamanlı operasyon kapsamında gözaltına alınan şahıslardan 15 kişinin tutuklandığı, operasyonun başlangıcında hedef şahısların telefon numaraları ile kimlik bilgilerine Şubelerinde kayıtlı muhbir aracılığıyla ulaşıldığı, 14.01.2010 tarihinde telefonla kendilerini arayan muhbirin bilgi vereceğini belirtmesi üzerine 15.01.2010 tarihinde muhbir ile buluşularak yapılan görüşmede bahse konu soruşturma kapsamında örgüt yöneticisi olduğu değerlendirilen İsmail ... isimli şahsa sahte kredi kartı bilgisi veren sanık ...'nın, İsmail ... isimli şahsın ... ilinde sahte kredi kartı kullanırken birlikte hareket ettiği yedi kişi ile yakalanarak cezaevine girmesi üzerine ... ilinde ikamet eden ve daha önce ... ilinde yapılan sahte kredi kartı operasyonunda sanık ... ile birlikte yakalanarak cezaevinde yatan sanık ... ile yeni bir oluşum içerisine girdiğinin, sanık ...'in muhbiri 0 506 * 49 91 numaralı telefonla arayarak görüştüklerinin ve ... ilçesinde buluştuklarının, sanık ...'in yeni bir grup kurduğunun, bu sanıkta kredi kartı kopyalama cihazı olduğunun, kredi kartı bilgilerini ... ilinde bulunan sanık ...'dan aldığının, anlaşmalı ... yerlerinden yüzde karşılığı kredi kartı kullandığının, muhbirden de anlaşmalı yer bulmasını istediğinin öğrenildiği, yine ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2009/5477 sayı ile yürütülmekte olan soruşturma kapsamında teknik takip tedbiri uygulanan ve 0 532 * 54 84 numaralı telefonu kullanan sanık ...'nın 05.01.2010 tarihinde saat 08.00 sıralarında ... iline geldiği ve şehirlerarası otogarda sanık ... ile buluştuğu, sanık ...'nın yine hedef şahıslardan ... isimli şahıs ile buluşacağının teknik takipten anlaşıldığı belirtilip sanık ...'nın kullandığı tespit edilen 0 532 * 54 84, 0 506 * 38 35 ve 0 544 * 66 55; sanık ...'in kullandığı tespit edilen 0 506 * 49 91 numaralı telefonlara ilişkin olarak ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenilmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmesinin talep edildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.02.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 03.02.2010 tarih ve 113 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 54 84 ve .... ile sanık ...'in kullandığı 0 506 * 49 91 numaralı telefonların ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 09.02.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 09.02.2010 tarih ve 103 değişik ... sayı ile; suç işlemek için örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220.) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 54 84 numaralı hatta ilişkin GPRS-WAP-MMS-EDGE verilerinin takibi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 12.02.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 12.02.2010 tarih ve 95 değişik ... sayı ile; suç işlemek için örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220.) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 541 * 64 22 numaralı telefonun ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar dinlenip tespiti, ses kayıtlarının yapılması, sinyal bilgilerinin elde edilmesi ve aynı telefondan yapılan GPRS-WAP-MMS-EDGE işlemlerinin takibi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 03.03.2010 tarih ve 182 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 539 * 20 31 ve Erdal Sarı isimli şahsın kullandığı 0 537 * 21 00 numaralı telefonların ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 6. Sulh Ceza Mahkemesince 04.03.2010 tarih ve 182 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 232 * 09 24 numaralı telefon hattına tanımlı ADSL internet trafiğinin takibi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 14. Sulh Ceza Mahkemesince 16.03.2010 tarih ve 216 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında sanıklar ..., ... ve ... ile...ı isimli şahsın CMK'nın 140. maddesi gereğince ilk kez 4 hafta süre ile kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve ... yerlerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses ve görüntülerinin kayda alınmasına karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 12.03.2010 tarihli rapora göre; soruşturma konusu olaya ilişkin kolluk görevlilerine belirli aralıklarla bilgi veren ve kimlik bilgileri emniyette kayıtlı olan haber elemanının isteği ile 11.03.2010 tarihinde yapılan görüşmede; 09.03.2010 tarihinde ... ilinde ... ve ...'in yargılandıkları davadan dolayı mahkemelerinin olduğunun, haber elemanının bu şahıslarla ... ilinde buluştuğunun, duruşma sonrası aynı gün akşam ... iline dönerken sanık ...'in dönüş yolunda haber elemanına yurt dışı kredi kartı bilgilerini internet üzerinden sanık ...'dan aldığını, kendisinde cihaz olduğunu, anlaşmalı ... yerlerine ait POS cihazlarını alarak evde bu cihazlardan çekim yaptığını, bu konu ile alakalı olarak bilgi alışverişinde theniohtwolker2@hotmail.com adresini kullandığını söylediğinin öğrenildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 23.03.2010 tarih ve 220 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı theniohtwolker2@hotmail.com adresi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 22.03.2010 tarihli rapora göre; soruşturma konusu olayla ilgili olarak kimlik bilgileri şubelerinde kayıtlı bulunan haber elemanının 22.03.2010 tarihinde şubelerine gelerek sanık ...'in ... ilinde bulunan sanık ...'dan kredi kartı kopyalamak için plastik kartlar aldığı, bu malzemeleri sanık ...'ın Yurtoğlu Mahallesinde bulunan evinde sakladıkları, sanık ...'ın evini bu işler için üs olarak kullanacakları ve anlaşmalı ... yerlerinden POS cihazı temin ederek ... yerine ait telefon numarasını bu evde bulunan telefon numarasına yönlendirip sahte kredi kartlarını yine bu adreste kullanacakları bilgisini verdiği, yine sanık ...'in ... iline gideceğinin teknik takip çalışmalarından öğrenilmesi üzerine yapılan fiziki takipte ise bu sanığın 20.03.2010 tarihinde ... iline gittiği, 21.03.2010 tarihinde ise ... iline döndüğü, ardından sanık ...'ın 3950 Sokak, No: 7/10 .../... adresine giderek bir süre burada kaldığının tespit edildiği, söz konusu adreste tek başına yaşayan ve adına kayıtlı 0 232 * 13 44 numaralı telefon hattını kullanan sanık ...'ın diğer sanıklarla birlikte belirtilen suçları işlemek amacıyla irtibatlı olarak hareket ettiğinin ve örgüt yöneticilerinin anlaşmalı ... yerlerinden temin ettikleri POS cihazlarının kullanılması için bu sanığın ikametinde kullanılan telefon hattına yönlendirme yapacaklarının değerlendirildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 25.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 25.03.2010 tarih ve 293 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 232 * 13 44 numaralı telefonun ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 30.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 30.03.2010 tarih ve 207 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 533 * 90 99 ve 0 554 * 80 71 numaralı telefonun ilk kez 25.06.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2010 tarihli ve 2010/9961 sayılı yazısında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin olarak sanık ...'ın kullandığı 0 535 * 48 62 numaralı telefonun ilk kez üç ay süre ile iletişiminin dinlenilip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi gereğince karar verilmesinin talep edildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 16. Sulh Ceza Mahkemesince 03.05.2010 tarih ve 375 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında sanıklar ..., ..., ... ile...isimli şahıs için ikinci kez 4 hafta süre ile sanıklar ... ve ... ile ....isimli şahıs için ise ilk kez 4 hafta süre ile CMK'nın 140. maddesi gereğince kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve ... yerlerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses ve görüntülerinin kayda alınmasına karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 16. Sulh Ceza Mahkemesince 03.05.2010 tarih ve 372 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 532 * 54 ... numaralı hatlara ilişkin ...numaralı hatlara ilişkin .. sistemlerin takibi için ikinci kez 3 ay süre ile; sanık ...'in kullandığı 0 506 * 49 91 numaralı telefon ile 0 232 * 09 24 numaralı hattına tanımlı ADSL - theniohtvolker2@hotmail.com adresi için ikinci kez 3 ay süre ile ve sanık ...'in kullandığı 0 534 * 38 49 numaralı telefon için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 04.05.2010 tarih ve 431 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 507 * 31 03 ve 0 555 * 41 89 numaralı telefonlar için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Emniyet Müdürlüğünün 05.05.2010 tarihli ve 2010/66 sayılı yazısında; sanık ...'nın tedbir uygulanan hatlarından başka son olarak 0 534 * 71 98 numaralı hattı kullandığının TIB.ID: 732777903 sayılı tutanaktan anlaşıldığı ve bu nedenle bahse konu hatta ilişkin olarak da iletişimin tespit edilmesinin gerektiğinin belirtildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 05.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince 05.05.2010 tarih ve 382 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 534 * 71 98 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 04.05.2010 tarih ve 431 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 232 * 09 24 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'ın kullandığı 0 531 * 53 38 numaralı telefonun ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine, ... 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.03.2010 tarihli ve 2010/207 değişik ... sayılı kararı ile sanık ...'ın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 554 * 80 71 numaralı telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlenmesini tedbirinin Erhan Bestel isimli şahıs üzerinden devam ettirilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 13.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 13.05.2010 tarih ve 334 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 507 * 38 35 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Emniyet Müdürlüğünce ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 28.05.2010 tarihli ve 253961 sayılı yazıda; sanık ...'in 0 539 738 numaralı hattı kullandığı belirtilerek tedbir kararı alınmış ise de söz konusu hattın 0 539 438 olması gerekirken görevlilerce sehven yanlış yazıldığı tespit edildiğinden 24.05.2010 tarihinden itibaren 0 539 738 numaralı hatta uygulanan tedbirin sonlandırılmasının istendiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 26.05.2010 tarih ve 493 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 539 * 59 05 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; inceleme dışı sanık ...'nın kullandığı 0 507 * 18 45 ve 0 232 * 13 23 numaralı telefonların ilk kez 06.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'in kullandığı ridvanerman@hotmail.com adresi için ilk kez 04.08.2010 tarihine kadar; inceleme dışı sanık ... adına kayıtlı olup sanık ... tarafından kullanılan 0 534 * 96 21 numaralı telefon için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Emniyet Müdürlüğünün 28.05.2010 tarihli ve 2010/110 sayılı yazısında; sanık ...'in tedbir uygulanan hatlarından başka 0 539 * 59 05 numaralı hattı kullandığının TIB.ID: 743383072 sayılı tutanaktan anlaşıldığı ve bu nedenle de bahse konu hatta ilişkin olarak da iletişimin tespit edilmesinin gerektiğinin belirtildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 28.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 28.05.2010 tarih ve 518 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 539 * 59 05 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ... tarafından kullanılan 0 539 * 16 97 ve 0 507 * 79 28 numaralı telefonlar için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 6. Sulh Ceza Mahkemesince 02.06.2010 tarih ve 440 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 539 * 20 31 numaralı telefon için ikinci kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesince 03.06.2010 tarih ve 240 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için İbrahim ... isimli şahıs tarafından kullanılan 0 533 * 50 51 nolu telefon için ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 04.06.2010 tarih ve 389 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında sanıklar ..., ... ve ... için üçüncü kez 4 hafta süre ile; sanık ... için ikinci kez 4 hafta süre ile; sanıklar ..., ... ve ... için birinci kez 4 hafta süre ile CMK'nın 140. maddesi gereğince kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve ... yerlerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses ve görüntülerinin kayda alınmasına karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 07.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemesince 07.06.2010 tarih ve 372 değişik ... sayı ile; sanık ... hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle 0 554 * 09 67 numaralı telefonun iletişimin tespiti ve dinlenilmesi talep edilmiş ise de söz konusu telefonun sanığa ait olduğuna veya onun tarafından kullanıldığına ilişkin hiçbir delil ya da belge ibraz edilmediğinden talebin reddine karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 09.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 11. Sulh Ceza Mahkemesince 09.06.2010 tarih ve 450 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 554 * 09 67 numaralı telefon için ilk kez 04.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 14.06.2010 tarihli rapora göre; kimlik bilgileri emniyette kayıtlı bulunan muhbir ile yapılan görüşmede sanık ...'in sahte kredi kartı ile ilgili görüşmelerini 0 506 * 78 98 numaralı hat ile yaptığı bilgisinin elde edildiği, söz konusu hattın Burcu Yurdakul adına, 9218 Sokak No: 8/7 ... adresinde kayıtlı olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 14.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 14. Sulh Ceza Mahkemesince 14.06.2010 tarih ve 560 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 506 * 78 98 numaralı telefon için ilk kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'ün kullandığı 0 554 * 06 61 numaralı telefon için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği, ... Emniyet Müdürlüğünün İzmiri Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 21.06.2010 tarihli ve 292644 sayılı yazısına göre; inceleme dışı sanık ...'nın kullandığı belirtilerek tedbir uygulanmakta olan 0 507 * 18 45 nolu telefon hattının sanık ..., sanık ...'ın kullandığı belirtilerek tedbir uygulanmakta olan 0 507 * 79 28 numaralı telefon hattının sanık ..., İbrahim ... isimli şahıs tarafından kullandığı belirtilerek tedbir uygulanmakta olan 0 533 * 50 51 numaralı telefon hattının sanık ... tarafından kullanıldığının tespit edildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 24.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 6. Sulh Ceza Mahkemesince 24.06.2010 tarih ve 518 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 533 * 90 99 ve 0 232 * 13 44; inceleme dışı sanık ... kullandığı 0 554 * 80 71 numaralı telefonlar için ikinci kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine, ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.05.2010 tarihli ve 2010/493 değişik ... sayılı kararı ile inceleme dışı sanık ...'nın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 507 * 18 45 nolu telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlemesi tedbirinin sanık ...; ... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.05.2010 tarihli ve 2010/418 değişik ... sayılı kararı ile sanık ...'ın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 507 * 79 28 numaralı telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlenmesi tedbirinin sanık ...; ... (Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 03.06.2010 tarihli ve 2010/240 değişik ... sayılı kararı ile .adlı şahsın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 533 * 50 51 numaralı telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlenmesi tedbirinin sanık ... üzerinden devam ettirilmesine, CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 28.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 28.06.2010 tarih ve 439 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 84 82 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'ün kullandığı 0 232 * 19 00 numaralı telefon için ilk kez 14.09.2010 tarihinde kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 28.06.2010 tarihli rapora göre; kimlik bilgileri emniyette kayıtlı bulunan haber elemanı ile yapılan görüşmede sanık ...'nın sahte kredi kartı ile ilgili görüşmelerini 0 532 * 91 85 numaralı hat ile yaptığı bilgisinin elde edildiği, söz konusu hattın .adına, . Sokak No: 53/17 ./.../... adresinde kayıtlı olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemesince 29.06.2010 tarih ve 431 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 91 85 numaralı telefon için ilk kez 03.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 17. Sulh Ceza Mahkemesince 09.07.2010 tarih ve 25 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 534 * 21 89 numaralı telefon için ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... İl Emniyet Müdürlüğünün ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlediği ve iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması talebini içeren 03.03.2010 tarihli ve 10/421 sayılı yazısı ekinde 681226537 ve 681272549; 30.03.2010 tarihli ve 10/619 sayılı yazısı ekinde 701664273 ve 703632031; 30.04.2010 tarihli ve 10/204661 sayılı yazısı ekinde 728030809; 04.05.2010 tarihli ve 10/209964 sayılı yazısı ekinde 729276436; 05.05.2010 tarihli ve 10/212436 sayılı yazısı ekinde 732777903; 06.05.2010 tarihli ve 10/214986 sayılı yazısı ekinde 733570836; 10.05.2010 tarihli ve 10/220593 sayılı yazısı ekinde 736731850 ve 715581577; 12.05.2010 tarihli ve 226026 sayılı yazısı ekinde 738471215; 25.05.2010 tarihli ve 246723 sayılı yazısı ekinde 745036583, 747506764, 747798141, 747798142, 747838694, 747848607, 745863278 ve 745037665; 28.05.2010 tarihli ve 253951 sayılı yazısı ekinde 743383072, 751135292, 751420069; 01.06.2010 tarihli ve 258923 sayılı yazısı ekinde 753708879; 03.06.2010 tarihli ve 263781 sayılı yazısı ekinde 754182214; 07.06.2010 tarihli ve 268606 sayılı yazısı ekinde 758886014; 25.06.2010 tarihli ve 301121 sayılı yazısı ekinde 773185940 ve 768351003; 24.06.2010 tarihli ve 298982 sayılı yazısı ekinde 736938806 ve 728030809; 09.07.2010 tarihli ve 324043 sayılı yazısı ekinde 784282166; yine dosya arasında 716994547 ve 763620510 TIB ID numaralı iletişim tespit tutanaklarının imzalanmamış suretlerinin bulunduğu, ... İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 16.07.2010 tarihli ve 611 suç numaralı fezlekede; inceleme dışı sanık ...'un 0 538 * 66 55 numaralı telefondan sanık ...'nın kullandığı cep telefonuna 11.02.2010 tarihinde saat 14.34'te çağrı bıraktığının yapılan teknik takip sırasında (ID: 670370182); yine sanıklar ... ve ...'ün sanık ...'in talimatı ile sahte kredi kartı kullanımları ile ilgili olarak sanık ...'nın 24953867 numaralı hesabına 06.05.2010 tarihinde ....Bulvarı Şubesi ATM’sinden 1.500 TL havale gönderdiklerinin, sanık ...'nın da bu parayı....Şubesinden çektiğinin anılan Banka'dan temin edilen belgeler ile ATM kamera görüntülerinden tespit edildiğinin belirtildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 13.07.2010 tarihli yakalama tutanaklarına göre; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'in 13.07.2010 tarihinde yakalandıkları, Kolluk tarafından düzenlenen muhafaza altına alma tutanağına göre; ifadesine başvurulmak üzere davet edilen sanık ...'ın 15.07.2010 tarihinde kendiliğinden emniyete gelerek teknik takip uygulanan 0 533 * 90 99 numaralı hatta ait SIM kartını kendi rızası ile görevlilere teslim ettiği, . (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 199 değişik ... sayı ile; . Mahallesi, . Sokak, ./... adresinde faaliyet gösteren ve inceleme dışı sanık ... ... tarafından işletilen ... Optik isimli ... yeri ile .Caddesi, No: 14 adresinde faaliyet gösteren ve sanık ... tarafından işletilen...isimli ... yerinde ve bu şahısların araçlarında 13.07.2010 tarihinde gündüzleyin bir defaya mahsus olmak üzere CMK'nın 116 vd. maddeleri gereğince arama yapılmasına, arama sırasında ele geçirilecek bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde de arama yapılarak CMK'nın 134. maddesi gereğince tespit edilecek bilgilerin kayıt altına alınmasına, metin hâline dönüştürülmesine ve kopyasının çıkarılmasına izin verilmesine karar verildiği, ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 2010/817 sayı ile; inceleme dışı sanık ...'un yakalanması, suç unsuru materyallerin ele geçirilmesi amacıyla..., No: 9/5 .../ ... ve ...., S. Aliefendi Caddesi, No: 24/11,.... Merkezi .../... adresinde faaliyet gösteren ... yerinde, tespit edilecek başkaca adres ve otolarında 13.07.2010 günü gündüzleyin bir defaya mahsus olmak üzere suç delili elde edilmesi amacıyla CMK'nın 119 vd. maddeleri gereğince arama yapılmasına, arama sonucu ele geçirilecek bilgisayarların programları ile bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesi için CMK'nın 134/1. maddesi uyarınca izin verilmesine, bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için CMK'nın 134/2 ve 162. maddeleri uyarınca el konulmasına karar verildiği,... (Kapatılan) 18. Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 2010/25 değişik ... sayı ile sanık ...'in 9123/1. Sokak.... adresinde ve... plaka sayılı aracında, sanık ...'nın 4876 Sokak, No: 32 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık .... Mahallesi, İnönü Caddesi, No: 78/2 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ... .'ın 671. Sokak, No: 28 .... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ...'in 901 Sokak, No: 16 .../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresi ile ..../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ...'ün 743 Sokak, No:93-1/1 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık ...'ın 860 Sokak, No: l/D K../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, inceleme dışı sanık....'nın 901 Sokak, No: 24/A,...Hisarönü ...-.../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, inceleme dışı sanık ...un 4019/8 Sokak, Dostluk Bulvarı, No: 36 .../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, sanık ...'in İnönü Caddesi, No: 201, D: 14 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık Yücel Kaskat'ın İnönü Caddesi, No: 190, P-3 ...-.../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, sanık ...'ın İhsan Alyanak Mahallesi, 4957 Sokak, No: 47 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ...'ın İ... Mahallesi, 4957 Sokak, No: 4.... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık ...'ın İhsan ..., 4957 Sokak, No: 47 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık .../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde CMK'nın 116 vd. maddeleri gereğince 13.07.2010 tarihinde gündüzleyin bir defaya mahsus olmak üzere arama yapılmasına izin verilmesine, arama sonunda elde edilecek suç eşyalarına CMK'nın 127. maddesi gereğince el konulmasına, soruşturma evrakının incelenmesi sonucunda ve de Cumhuriyet Başsavcılığının talep yazısındaki gerekçeler itibarıyla soruşturmanın amacı tehlikeye düşürebileceğinden CMK'nın 153/2. maddesi gereğince soruşturma evrakında kısıtlama kararı verilmesine karar verildiği,Sanık ...'dan ele geçen üzerinde el yazısı ile çeşitli kredi kartı bilgileri yazılı olan belge fotokopilerinde; "05.05.2010, 5471 33 1508, S.K. 10/07, ...., 3.275", "04.05.2010, İrem ....4870 75 8013, 06/12, ... Bankası, 15.00 TL, 10.00 TL", "09.05.2010, 5471 33 3611, S.K.10/11,., .... 3.420", "09.05.2010, 5471 33 3911, S.K.", "5471 33 4163, ., 10.10, .", ". 5471 33 4882, 10/11, PBS", "5471 33 3611, 3.420, 10/11, .", "5471 33 3900, . 10/10, . 3.675", "5471 33 4163, 10/10, ., 3.940,.", "5471 33 4775, 10.05.2010, 10/09, .4.250, Yapı Kredi", "5471 33 4882, 10/11, ." ibarelerinin yer aldığı, Sanık ...'dan ele geçen Finansbank dekont fotokopilerine göre; 05.07.2010 tarihinde sanık ...'ın, Aleksey Vladimirrovich Mitroshkin isimli şahsa Western Union yoluyla toplam 1.052 Dolar havale gönderdiği, İnceleme dışı sanık .dan elde edilen slip fotokopilerine göre; .Takı ve Mücevher isimli ... yerinde ".r" adına düzenlenen 5471 1491 numaralı kredi kartı ile 26.04.2010 tarihinde saat 18.25'te,....POS cihazı kullanılarak, 4.155 TL'lik işlem yapıldığı, yine "." adına düzenlenen 5471 0634 numaralı kredi kartı ile 25.04.2010 tarihinde saat 15.00'te Finasbank POS cihazı kullanılarak, 3.400 TL'lik işlem yapıldığı, her iki slibin de imzalı olduğu,İnceleme dışı sanık ...dan ele geçen slip fotokopisine göre; .urizm isimli ... yerinde Ehrenreich Joachim adına düzenlenen 8263 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.19'da, ....POS cihazı kullanılarak 4.200 TL'lik işlem yapıldığı, söz konusu slibin imzalı olduğu,Sanık ...'dan elde edilen belge fotokopilerine göre;.Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde 5491 0596 numaralı kredi kartı ile 28.01.2010 tarihinde saat 09.18'de Yapı ve Kredi Bankası POS cihazı kullanılarak 75 TL'lik işlem yapıldığı, yine aynı ... yerinde aynı kredi kartı ile 02.02.2010 tarihinde saat 21.20'de Yapı ve Kredi Bankası POS cihazı kullanılarak 2.875 TL'lik işlem yapıldığı,İnceleme dışı sanık ....'den elde edilen slip fotokosine göre;....uyumculuk isimli ... yerinde J..adına düzenlenen 5471 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde saat 19.00'da Yapı ve Kredi Bankası POS cihazı kullanılarak 4.650 TL'lik işlem yapıldığı, bahse konu slibin imzalı olduğu, İnceleme dışı sanık ... ...ç'tan elde edilen slip fotokopilerine göre; .Kuyumculuk isimli ... yerinde Blain Tarre adına düzenlenen 8342 numaralı kredi kartı ile 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de Finansbank POS cihazı kullanılarak 950 TL'lik; ...isimli ... yerinde .... adına düzenlenen 5471 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde saat 15.20'de 3.250 TL'lik işlem yapıldığı, her iki slibin de imzalı olduğu,Kolluk tarafından düzenlenen takip tutanaklarının; - "...28.02.2010 günü saat 07.30 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline geldiği ve diğer hedef şahıs ... isimli şahısla buluştuklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak hedef şahısların İlimiz ... semtinde olduklarının anlaşılması üzerine saat 10.30 sıralarında yapılan çalışmada hedef şahıs ...'in kullanmış olduğu ...P plaka sayılı otonun ...'nın kardeşi ... isimli şahsın ...No:32 sayılı ikametinin önünde park hâlinde olduğu görülmüş, tertibat alarak beklenilmeye başlanılmış, yaklaşık 15-20 dakika sonra bahse konu adresten gelen ... ve ... isimli şahıslar park hâlinde bulunan otoya binerek . ilçesi,.... Mahallesi, ... ocağı istikametine gittikleri, burada yapılan çalışmalarda şahısların gittikleri yer tarafımızdan tespit edilememiş, saat 11.00 sıralarında yine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların yer değiştirdiğinin anlaşılması üzerine yapılan araştırmalarda ... plaka sayılı otonun ... isimli şahsın ...okak, No: 502 sayılı yerde bulunan manav dükkanının önünde park hâlinde olduğu, yaklaşık 10 dakika sonra ... isimli şahsın ... isimli şahsın ikametinin bulunduğu taraftan yaya olarak gelerek manav dükkanına girdiği ve tekrar ... ile beraber dışarı çıktıkları ve bir süre yaya olarak yürüdükleri, ... isimli şahsın ... plaka sayılı oto ile bir müddet bu şahısları takip ettiği, daha sonra bu şahısların da otoya binerek yine daha önce gittikleri Yunus Emre Mahallesi civarına ... ocağı istikametine gittikleri, yaklaşık yarım saat sonra tekrar . plaka sayılı oto ile ... isimli şahsın 5714/1 Sokak, No: 502 sayılı yerde bulunan manav dükkanın önüne gelerek durdukları, ... isimli şahsın manav dükkanına girdiği ve bir süre sonra tekrar çıkarak hep beraber ... isimli şahsın evine gittikleri, ...'in evin önünde oto içerisinde beklediği, yaklaşık 10 dakika sonra ... isimli şahsın evden gelerek ... ile oto ile hareket etmeleri üzerine ekip otosu ile yapılan takipte şahısların saat 12.50 sıralarında ... Yeşillik Caddesi, No: 279 sayılı yerde bulunan . isimli (BP) petrol istasyonundan kullanmış oldukları otoya yakıt alarak ...,. dere ve çevre yolunu takiben şehirlerarası otogara geldikleri, burada ... isimli şahsın otodan inerek garaja gittiği, ... isimli şahsın oto ile çevre yolunu kullanarak.stikametine gittiği, teknik takibi gelişmelerden ... isimli şahsın otobüsle ... iline gittiği tarafımızdan anlaşılmış ve yapılan takibe son verilmiştir.",- "...13.03.2010 günü saat 07.30 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline geldiği ve diğer hedef şahıs ... isimli şahısla İlimiz şehirlerarası otogarda buluşarak . ilçesine seyir hâlinde olduklarının anlaşılması üzerine; 5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan takipte hedef şahısların saat 07.45 sıralarında İlimiz. 5714/1 Sokak üzerinde bulunan kıraathane önünde ...'in kullanmış olduğu .... sayılı otoyu park ederek kıraatheneye girdikleri, kısa bir süre sonra tekrar buradan çıkarak oto ile yine hedef şahıslardan ... isimli şahsın ...sayılı ikametinin önüne geldikleri, ...'in binaya girdiği, ... isimli şahsın ikametin çevresinde dolaştığı, yaklaşık 15-20 dakika sonra ..., ... ve ... otonun yanında buluşarak beraber otoya binerek 5714/1 Sokak ve dostluk bulvarını takiben ... geldikleri, burada ... ve ... isimli şahısların otodan indikleri, ...'in oto ile ... yerine gittiği, ... isimli şahsın da ... isimli şahısın yanından ayrılarak İlimiz .... Havalimanına geldiği ve buradan da uçakla ... iline gittiği,",- "...20.03.2010 günü teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın, yine hedef şahıslardan ... ilinde bulunn ... isimli şahsın yanına ... iline gideceğinin ve malzeme alarak tekrar geri geleceğinin anlaşılması üzerine, yapılan teknik ve fiziki takiplerde aynı gün ... isimli şahsın ... şehirlerarası otogardan saat 16.00 sıralarında otobüsle ... iline hareket ettiği tespit edilmiş ve teknik takibi gelişmelerden saat 23.30 sıralarında ... iline indiği, ... ile buluştuğu ve tekrar otobüse binerek ... iline hareket ettiği, yine teknik takibi gelişmelerden 21.03.2010 günü saat 07.00 sıralarında ... iline geldiğinin anlaşılması üzerine yapılan fiziki takipte ...'in otogardan servis ile Üçyol Köstence Köprüsünün bulunduğu mevkide servisten inerek Eski ... Caddesi üzerinde beklemeye başladığı ayrıca şüpheli şahsın omzuna astığı siyah bir çantanın olduğu, tarafımızdan çantada ...'dan almış olduğu malzemelerin olduğu değerlendirilmiş, yaklaşık 10-15 dakika sonra . dolmuşuna binerek hareket etmesi üzerine ekip otosu ile yapılan takipte şahsın Yurdoğlu Mah. son durakta dolmuştan inerek daha önceden teknik takibi gelişmelerden irtibatlı olduğu ... isimli şahsın 3950 Sokak, No: 7/10, . Mah. ... ... sayılı ikametine girdiği, yaklaşık 1 saat sonra bu adresten ayrılarak Yeşilordu Caddesi üzerinde bulunan internet cafeye geldiği, aynı gün saat 15.00 sıralarında internet cafeden çıkarak tekrar ... isimli şahsın 3950 Sokak, No:7/10 ... ... sayılı adresine gittiği yapılan fiziki ve teknik takibi gelişmelerden tespit edilmiştir.",- "...25.04.2010 günü teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline geldiği ve diğer hedef şahıs ... isimli şahısla buluştuklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak hedef şahısların İlimiz ... ilçesinde olduklarının anlaşılması teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan çalışmalarda ... isimli şahsın birinci kordonda Kantar Karakolunun yan tarafında deniz kenarında kafeteryada oturduğu yanında 25-30 yaşlarında bir erkek şahsın olduğu teknik takibi gelişmelerden ...'nın yanında bulunan şahsın ... olduğu anlaşılmış, ... isimli şahsın ... isimli şahısla buluşarak ... içerisinde olduğu anlaşılması üzerine .içerisinde yapılan çalışmalarda şahsın bulunduğu yer tespit edilememiş, saat 13.00 sıralarında ... ve ... isimli şahısların ...'e ait oto ile ... içerisinden çıkarak seyir hâlinde olduklarının görülmesi üzerine ekip otomuz ile yapılan takipte hedef şahısların . Caddesi üzerinde durdukları, cadde üzerinde bulunan otobüs durağının yanında ... isimli şahsın beklemeye başladığı ve etrafı gözetlediği, diğer hedef şahıs ...'in sokak içerisine girdiği, yaklaşık bir saat sonra tekrar her iki hedef şahsın buluşarak oto ile hareket ederek ...Caddesi, 318. Sokak içerisine aracı park ettikleri, ... isimli şahsın...Caddesi ile . Caddesinin kesiştiği yerde Yapı ve Kredi Bankasının yanında beklemeye başladığı, zaman zaman etrafı gözetlediği, ...'in ise ...Caddesinin ara yerlerinde bulunan ... yerlerine doğru gittiği, daha sonra ise İnönü Caddesi, No: 190 sayılı yerde bulunan pasaj içerisine girdiği, yaklaşık yarım saat sonra ...'in ... isimli şahsın yanına gelerek oto ile hareket etmeleri üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların . bölgesinde bıılunan ... isimli şahsın yanına gittiklerinin anlaşılması üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların ... içerisinde Dr. .... civarında ve 860, 861. sokaklarda olduklarının anlaşılması üzerine yapılan çalışmalarda ... bölgesinin hafta sonu olması dolayısı ile çok kalabalık olmasından dolayı şüpheli hedef şahıslar tarafımızdan bulunamamış, teknik takibi gelişmelerden saat 17.00 sıralarında ... isimli şahsın evine gittiği ... isimli şahsın da ...'tan feribota binerek Bostanlı'da bulunan ... isimli şahıs ile buluşmaya gitiğinin anlaşılması üzerine yapılan takibe son verildiği,",- "...26.04.2010 günü saat 10.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ...'in ... ilçesi, ... bölgesinde ... isimli şahısla buluşacağının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan çalışmalarda hedef şahısların....'nın yan sokağı olan 901. Sokak, No: 16 sayılı yerde faaliyet gösteren çanta dükkanı önünde hedef şahıs ...'in ... ve .... ile dükkân önünde oturduğu görülmüş, önce ... isimli şahsın, yaklaşık 30 dakika sonra her üç şahsın da kalkarak ...Vakıfbank Şubesi civarı ve D...addesi üzerinde bulunan ... yerlerinin bulunduğu civara geldikleri, yoğun kalabalık olmasından dolayı hedef şahıslar tarafımızdan kayıp edilmiş, teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların tekrar. Hanı civarında olduğunun anlaşılması üzerine tekrar bu bölgede yapılan araştırmada hedef şahısların 901. Sokak içerisinde bulunan çantacının önünde oldukları görülmüş, hedef şahıs ..., ... isimli kişi ile birlikte yürüyerek Kızlarağası Hanı'nın köşesinde durdukları, ayaküstü yaklaşık 10-15 dakika konuştuktan sonra ...'in .Hanı önünde bulunan telefon kulübesinden saat 12.20 sıralarında arama yaptığı, teknik takibi gelişmelerden ... ilinde bulunan hedef şahıs ...'yı aradığı anlaşılmış ve daha sonra elinde bulunan içerisi dolu poşet çanta ile sokak üzerinde park hâlinde bulunan kendisine ait . plaka sayılı mavi renkli Uno marka araca binerek ...Caddesi istikametine gittiği görülmüş yine aynı gün saat 17.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan çalışmalarda ...'in ... bölgesinde 901. Sokak içerisinde bulunan çantacı dükkanı içerisinde oturduğu tarafımızdan görülmüş olup yapılan takibe son verildi,",- "...01.05.2010 günü saat 15.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ...'in ... ilçesi, ... bölgesinde hisar önünde olduğunun anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanılarak yapılan çalışmalarda hedef şahısların... yan sokağında kullanmış oldukları ...* plaka sayılı aracı park ettiği, aracın yanında ayakta ... isimli şahısla aralarında konuştukları, yaklaşık 20 dakika sonra... yan tarafında bulunan 901. Sokağın karşısına gelerek burada bir müddet daha aralarında konuştukları, yanlarına gelen ...'ün de muhabbete katıldığı, kısa bir süre sonra ... ve ...'ün, ...'in yanından ayrılarak yaya olarak.... Şubesi civarı ve Dr. ... isimli ... yerine girerek ... yeri yetkilisi ile tekrar aralarında konuştukları ve daha sonra bu ... yerinden ayrılıp yaya olarak tekrar hisar önünde ... ile aralarında konuştukları, daha sonra ...'in diğer şahısların yanlarından ayrılarak park hâlinde bulunan . plaka sayılı mavi renkli Uno marka araca binerek ayrıldığı tarafımızdan görülmüş olup yapılan takibe son verildiği",- "...05.05.2010 günü teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline gelerek ... isimli diğer hedef şahıs ile buluşacaklarının teknik takibi gelişmelerden anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan takipte ... isimli şahsın otobüsle ... şehirlerarası otogara geleceğinin anlaşılması üzerine aynı gün saat 17.00 sıralarında ... şehirlerarası otogara gidilerek beklenilmeye başlanılmış, saat 17.30 sıralarında ... isimli şahsın... firmasına ait otobüsten inip yaya olarak yürümeye başlaması üzerine fiziki takibe geçilmiş, ... otogardan çıkarak çevre yolu üzerinde bulunan akaryakıt istasyonunun yanında .... plaka sayılı aracın içerisinde bekleyen ... isimli şahısla buluşarak yaklaşık 10 dakika ... içerisinde muhabbet ettikleri ve daha sonra ... istikametine oto ile hareket etmeleri üzerine ekip otomuz ile takibe başlanılmış, şüpheli şahısların saat 18.00 sıralarında ... ilçesi, Belediye binasının arka tarafında bulunan açık otoparka otoyu park ettikleri, birbirlerinden ayrıldıkları, ...'in yaya olarak ...önüne doğru giderek daha önceden bağlantılı olduğu .... ... ve 01.05.2010 kredi kartı sahteciliği ile alakalı biz görevlilere ...'in sahte kredi kartı kullanımı ile alakalı ... ve ...ile birlikte hareket ettiğine dair bilgi veren kişinin de olduğu ve tanımadığımız 4 erkek şahsın 901. Sokak karşısında bekledikleri, ...'in bu şahısların yanlarına gittiği esnada aniden dönerek 901. Sokak karşısında bekledikleri, ...'in bu şahısların yanlarına giderek buluştukları ve şahısların ... bölgesine doğru gittikleri,",- "...16.05.2010 günü teknik takip gelişmelerden hedef şahıslardan ... ... ilinden, ... isimli şahsın ... ilinden ... iline gelerek ... isimli diğer hedef şahıs ile buluşacakları teknik takip gelişmelerden anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak 16.05.2010 günü saat 07.00 sıralarında ... otogarı çevresinde tertibat alınmış, ... ilinde bulunan ...'e ai.... plaka sayılı mavi renkli Uno marka aracın otogar karşısında bulunan petrol ofisinin önünde park hâlinde olduğu görülmüş, hedef şahıs ...'in ise gelen yolcu kısmında beklediği görülmüş, saat 07.35 sıralarında ...'nın gelerek otopark giriş kısmında ... ile buluşarak ....istikametinde bulunan otobüs duraklarına giderek otobüs durağında birlikte yaklaşık 15 dakika konuştukları, daha sonra park hâlinde bulunan yukarıda belirtilen plaka sayılı otoya binerek ....Caddesi istikametine gitmişler, tekrar dönerek ... ilinden gelen ... isimli diğer hedef şahsı saat 08.00 sıralarında alarak otogardan ayrılmışlardır...takip ederek Üçyol İzmirspor üst geçiti sokağında ki Migros alışveriş merkezinin köşesinde bulunan kahvehanede ... ve ... ile oturmuşlardır. ... isimli şahıs yanlarından ayrılarak gitmiştir. Saat 10.00 sıralarında teknik takip gelişmelerden ...'in Kadifekale'de hedef şahıslardan ... ile buluşacağı anlaşılmış, ...Caddesi üzerinde bulunan İkmal Şube Müdürlüğünü geçince sağda saat 10.15 sıralarında ... plaka sayılı oto ile ...'in geldiği, ... ve bir erkek şahıs ile buluştuğu görülmüştür. Hedef şahıslardan ... teknik takip gelişmelerden ... iline bilet aldığı saat 13.30 sıralarında ...'ya gittiği anlaşılmıştır. ..., ... ve bir erkek şahıs birlikte saat 13.30 sıralarında .. Hanı çevresine geldikleri tespit edilmiş,"- "...23.05.2010 günü teknik takip gelişmelerden hedef şahıslardan ... ... ilinden saat 19.00 sıralarında ... iline geleceğinin teknik takip gelişmelerden anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak 23.05.2010 günü saat 18.30 sıralarında ... otogarı çevresinde tertibat alınmış, saat 19.00 sıralarında ... ... otogarından çıkarak otogarın batı tarafında bulunan petrol ofisi istasyonunda bekleyen.'e ait içerisinde ...'le beraber 2 kişinin de bulunduğu 1...* plaka sayılı otoya binerek hareket ettikleri, ekip otomuz ile yapılan takipte ...'ın bindiği otonun ...Bulvarı . güzergahını takiben ...alışveriş merkezinin önünde bulunan parkın yanına otoyu park ederek parka girdikleri, burada ...'ın diğer hedef şahıslardan ... ve ... ile buluştukları, aralarında bir süre muhabet ettikten sonra ...'ın ....* plaka sayılı otoya binerek diğer şahıslarla beraber ... ilçesi istikametine hareket ettikleri, teknik takibi gelişmelerden ... ve ...'in . ilçesi, 4951 sokak civarında olduklarının anlaşılması üzerine belirtilen yere gidilerek yapılan çalışmalarda yaklaşık bir saat sonra 4012 Sokak üzerinde bulunan . alışveriş merkezinin önünde ..., ... ve ...'ün aralarında muhabbet ettikleri görülmüş, kısa bir süre sonra yanlarına ... yanında ... olarak değerlendirdiğimiz bir şahısla geldiği, bir süre aralarında konuştukları, daha sonra buradan ayrıldıkları görülmüş olup yapılan takibe son verildiği,",- "...31.05.2010 günü teknik takip gelişmelerden hedef şahıslardan ... ve ... isimli şahısların ...'in ... ili...k ilçesinde bulunan İbrahim ... ile irtibat kurup anlaşmalı ... yeri bularak işlem yapacaklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak ... ve ... isimli şahısların ilimiz Kahramanlar civarında olduğu teknik takip gelişmelerden anlaşılmış, ...r Cumhuriyet kapısı karşısında bulunan sokakta aynı gün saat 14.35 sıralarında .ın sürücü kısmında,.'un yolcu koltuğunda, ...n aracın arka kısmında oturduğu . plaka sayılı .marka araçta oldukları tarafımızdan görülmüş, hedef şahıslar ..., ... ve ...'ün... plaka sayılı ... ile . Caddesi, . Bulvarı istikametinden giderek . . Hanı 901. Sokak üzerinde bulunan ... yerine saat 14.54 sıralarında gittikleri ve otoyu 901. Sokak girişine park ettikleri, 15.05 sıralarında aynı oto ile . ve .'ın ... . önüne geldikleri, yaklaşık 10 dakika bekledikten sonra saat 15.18 sıralarında diğer hedef şahıslardan ...simli şahsın gelerek ayaküstü konuştuktan sonra . ve .'ın kullanmış oldukları otoya binerek.Bulvarı İkiçeşmelik istikametinden.... Caddesi'ni takip ederek ... ... otobanına girerek saat 15.55 sıralarında ...-... otobanına girmişler, saat 16.50 sıralarında .../...ilçesinde oldukları, ...* plaka sayılı otoyu ...Belediye binasını geçince üst geçit altına park ederek Yapı ve Kredi Bankası karşısında bulunan kapalı yola yaya olarak ... ve ... ile birlikte gittikleri, ...isimli ... yerine girdikleri, .lendirilen şahıs ile ... birlikte ... yerinden çıkarak ... sapağında bulunan çay bahçesinde oturdukları tarafımızdan görülmüş, yaklaşık 15-20 dakika sonra otonun yanına geldikleri, ...'ün de otonun yanına geldiği,. ile birlikte İbrahim ... olduğu değerlendirilen şahıs ile birlikte otoya bindikleri...yaya olarak kapalı yolda bulunan gümüşçü dükkanına döndüğü, . ve İbrahim ... ile birlikte.* plaka sayılı oto ile kavşaktan dönerek kapalı yol girişine park ederek saat 18.25 sıralarında birlikte gümüşçü dükkanına giderek yaklaşık 7-8 dakika kaldıktan sonra ....ve .isimli şahıslar birlikte çıkarak İbrahim ...'nin 1005 Sokak içerisine gittiği, ... yol üzerinde park hâlinde bulunan kullanmış oldukları otoya binerek ... iline hareket ettiklerinin anlaşılması üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların ... ilinde bulunan yine hedef şahıs ... ile .mevkisinde bulunan evde buluşacakları anlaşılması üzerine ... iline gelinmiş, yapılan çalışmalarda hedef şahısların Üçyol mevkisinden ayrıldıkları, .Caddesi üzerinde saat 20.10 sıralarında ..., ... ve ...'ün..* plaka sayılı oto içerisinde oldukları ... istikametine seyir hâlinde oldukları görülmüş, teknik takip gelişmelerden hedef şahısların ... ili, ... ilçesine gittikleri anlaşılmış olup yapılan teknik takibe son verilmiştir.",- "...16.06.2010 günü saat 15.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden ... ve ...'ün ... 4957 Sokak, No: 47 sayılı yerde ikametleri bulunan ..., ... ve ... ile buluştuklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak bahse konu bölgeye geçilmiş ... ve ... isimli şahısların ...'e ait oto ile hareket hâlinde olduklarının görünmesi üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların ...'ün 743. Sokak, No: 93, 1/1 .../... sayılı adresine gittikleri, ...'ın Mirkaz isimli şahısla yaptığı görüşmede 'Hepsi ret oldu tekrar bilgi almaya gittiler malzemelerin hepsi evde' dediğinin anlaşılması üzerine tertibat alınarak beklenilmeye başlanılmış saat 19.20 sıralarında ... ve ... isimli şahısların ...'e ait oto ile ..., ... ve ...'ın ikametleri olan ... 4957 Sokak, No: 47 sayılı yerin önüne otoyu park ettikleri ve ..., ... ve ... ile buluşarak No: 47 sayılı yere girdikleri, yaklaşık bir saat sonra hep beraber ikametten çıktıkları, ... ve ... isimli şahısların ...'e ait otoya binerek hareket ettikleri görülmüş teknik takibi gelişmelerden ..., ... ve ... isimli şahısların ... yerlerinden ayarlamış oldukları bankalara ait POS cihazlarını evlerine getirerek ... ve ... vasıtası ile yurt dışı kredi kartı kullandıkları değerlendirilmiş olup yapılan takibe son verilmiştir.", Şeklinde olduğu,Kolluk tarafından düzenlenen arama ve el koyma tutanaklarına göre; - İnceleme dışı sanık ...un 4019/8 Sokak, No: 36 .../... adresinde otobüs yazıhanesi olarak kullanılan ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada; 1 adet 7214 4686 numaralı BP Clup Kart, 1 adet 7004 0501 5 numaralı Shell Clup Smart... Turizm isimli ... yerinde 17.05.2010 tarihinde saat 19.19'da 8263 numaralı kredi kartı ile Fortisbank'a ait POS cihazı kullanılarak yapılan 4.200 TL'lik işleme ilişkin imzalı slip ele geçirildiği, - İnceleme dışı sanık .... adresinde bulunan .... Kuyumculuk isimli ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen 2010 yılı Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında yapılan kredi kartı işlemlerine ilişkin slip asılları ile faturalara el konulduğu, - ... (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemenin 12.07.2010 tarihli ve 28 değişik ... sayılı kararına istinaden sanık ...'nın ... Mahallesi, 2022 Sokak, ...lok, No: 15, D: 1 Muratpaşa/... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada sanığa ait 1 adet 6010 6912 numaralı ...banka kartı, 1 adet .... numaralı Turkcell SIM Plus kart, 1 adet 6002 9628 numaralı money clup kart, 1 adet 0630784-6600 numaralı 32 MB'lik hafıza kartı, 1 adet 0630827 numaralı 32 MB'lik hafıza kartı, 1 adet I...marka 700 MB'lik gri CD, 1 adet. marka 4,7 GB'lik gri DVD, 1 adet üzerinde .... ibaresi bulunan gri CD'nin ele geçirildiği, - Sanık ...'in Sieburg Caddesi, No:14 Selçuk/... adresinde bulunan...isimli ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada Yapı ve Kredi Bankasına ait 1 adet, 00980124 terminal numaralı POS cihazının olduğu ve başkaca suç unsuruna rastlanılmadığı,- Sanık ...'ın ...hallesi, 2. . Sokak, ... Apartmanı, No:1, K: 1, D: 4 ./... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada Finansbank'a ait 1 adet Verifone marka, 211342926 seri numaralı POS cihazı adaptörü ve pinpad, ... Bankasına ait 1 adet Ingenico marka POS cihazı adaptörü ve 2034930134 seri numaralı pinpad, Yapı ve Kredi Bankasına ait 1 adet Ingenico marka 1.... seri numaralı POS cihazı, muhtelif kişilere ait kredi kartı bilgilerinin yer aldığı, el yazısı ile yazılan 6 adet not kağıdı, Finansbank'a ait yabancı kişi adına havale yapıldığını gösteren 2 adet dekont, 1 adet Casper marka T...seri numaralı sol alt köşesi parçalanmış vaziyette olan dizüstü bilgisayar, sanığın kız kardeşi olan Umut Aslım'ın odasında 1 adet Casper Nirvana marka ....seri numaralı dizüstü bilgisayar, 15 adet CD ile 13 adet DVD'nin ele geçirildiği,- Sanık ...'ın 671 Sokak, No: 28 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı,- İnceleme dışı sanık ...Caddesi, No: 357 .../... adresinde bulunan ...Kuyumculuk isimli ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan arama sırasında PBS İnternational AS'ye ait 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde saat 19.00'da yapılan işleme ilişkin slip aslının ... yeri çalışanı .tarafından teslim edilmesi üzerine muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'in 9123/1 Sokak, No: 22, K: 4, D: 8 Yeşilyurt/.../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada üzerinde "Everest" ibaresi yazılı etiket bulunan 8....arkod numaralı, Samsung Marka,...seri numaralı 500 GB kapasiteli hard disk takılı bilgisayar, 3... IMEI numaralı Nokia marka, N 97-1 model cep telefonu ile içinde 0 506 * 49 91 numaralı hatta ilişkin S...I numaralı cep telefonu ile içinde 0 506 * 78 98 numaralı hatta ilişkin SIM kart, sanık adına düzenlenen 1 adet Anadolu Üniversitesi manyetik şeritli öğrenci kartı, 1 adet ... Bankasına ait 4475 05 6136 numaralı bankamatik kartı, 1 adet ...'a ait 4355 08 1130 numaralı Axess kredi kartı, Burcu Yurdakul adına düzenlenmiş 1 adet 4543 60 9557 numaralı İşbankasına ait maksimum kredi kartı, 1 adet üzerinde ....ibaresi yazılı ....seri numaralı manyetik şeritli Pamukkart, 1 adet üzerinde "Vatan Card" ibaresi yazılı olan ....seri numaralı kart, 3.* plaka sayılı araçta yapılan aramada 1 adet Nokia 1200 marka ...umaralı cep telefonu ve içinde 1002190148459 seri numaralı Simplus hazırkart ele geçirildiği, - İnceleme dışı sanık ....Mahallesi, 4957 Sokak, No: 47 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu Nokia 1100 marka ....I numaralı telefonu ile telefona takılı olan 0 534 * 96 21 numaralı hattın muhafaza altına alındığı, - Sanık ....'ın .. Mahallesi, 4957 Sokak, No: 47 .... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu . ... numaralı telefonu ile telefona takılı olan 0 507 * 79 28 numaralı hattın muhafaza altına alındığı, - Sanık .... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu Nokia 1100 marka cep telefonu ile telefona takılı olan ...numaralı hattın muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'in . Caddesi, No: 201, D: 14 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu . 1100i marka cep telefonu ile bu telefona takılı 0 507 * 18 45 numaralı hattın muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'ün ..adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada üzerinde .... yazılı olan 1 adet kart kopyalama cihazı ve adaptörü, 1 adet üzerinde "." yazılı . numaralı. kart, 1 adet 7056 8650 numaralı . kart, 1 adet 58*8489265 rakamları okunabilen sanık adına düzenlenmiş kart, 1 adet üzerinde "Crea" yazılı, kapağındaki etikette x12-51831 seri numarası yazılı bilgisayar kasası, 1 adet Kingston marka .... seri numaralı flash bellek, 1 adet . numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı sanığın numarasını hatırlamadığını belirttiği ..seri numaralı SIM kartın ele geçirildiği,- İnceleme dışı sanık .'in .Mahallesi, .Caddesi, No: 78/2 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu .marka, ..numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı 0 554 * 80 71 numaralı telefonun muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'nın 4876 Sokak, No:32 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada ...'a ait POS cihazı, bu cihaza bağlı .... numaralı şifre aparatı ve bu aparata bağlı adaptör, üzerinde . Ekonomik ... Pazarı ... yazan ... yeri numarası.ge fotokopilerine göre; "Jimmy Wallace" adına düzenlenen 02.02.2010 tarihli ve 1 sayılı 2.875 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Meyve Sebze" ibaresinin yazılı olduğu, "." adına düzenlenen 5491 0596 numaralı kredi kartı ile 28.01.2010 tarihinde saat 09.18'de 75 TL'lik, 02.02.2010 tarihinde saat 21.20'de ise 2.875 TL'lik işlem yapıldığı, 02.02.2010 tarihinde yapılan işleme ilişkin slip fotokopisinin imzalı olduğu,- İnceleme dışı sanık ...i, No: 190/P.3 .../.../... adresinde bulunan ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada Vakıfbank ve .Katılım Bankasına ait iki adet POS cihazı olduğunun görüldüğü ve sanığın 2010 yılı Nisan, Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin toplam 247 adet slibi incelenmek üzere kolluk görevlilerine teslim ettiği, bunun dışında suç unsuruna rastlanılmadığı,Kolluk tarafından düzenlenen 13.07.2010 tarihli yakalama tutanaklarına göre;- Sanık.in 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine sanığın 1 adet . marka ... IMEI numaralı cep telefonunu 0 554 * 09 67 numaralı hattı ile birlikte rızası ile teslim ettiği, - Sanık ...'ın 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine sanığın kullanmış olduğu .model 3.... IMEI numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı 0 535 * 48 62 numaralı hatta el konulduğu,- Sanık ...'ın 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine sanığın ...'a ait olup .adına düzenlenen 5200 19 1068 numaralı kredi kartını, 1 adet. marka ...MEI numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı 0 531 * 53 38 numaralı hattı, yine 1 adet Nokia 6100 marka ... numaralı olup içinde hat takılı olmayan cep telefonunu rızası ile teslim ettiği, - Sanık ...'in 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine . marka....IMEI numaralı cep telefonu ile bu bu telefona takılı 0 533 * 50 51 numaralı hattı rızası ile teslim ettiği, - 13.07.2010 tarihinde sanık ...'ın ... ilinden otobüs ile ... iline saat 07.30 sıralarında geleceğinin anlaşılması üzerine aynı gün saat 06.30 sıralarında ... Otogarında tertibat alınarak beklenilmeye başlandığı, saat 07.10 sıralarında ... ilinden ... iline gelen Kamil Koç Turizm'e ait otobüsten sanık ...'nın inerek elinde içerisi dolu bir poşetle gelen yolcu kısmında beklediğinin görüldüğü, ... ilinden gelecek olan sanık ...'ı beklediği değerlendirilmekle polis kimlik kartları gösterilmek suretiyle sanık ...'nın yakalandığı, bu sırada sanık ...'nın pantolonun sağ yan cebinden yere siyah renkli küçük bir şey attığının tespit edilmesi üzerine atılan malzeme yerden alınıp kontrol edildiğinde söz konusu malzemenin flash bellek olduğunun anlaşıldığı, sanığın elinde bulunan poşette yapılan aramada; 1 adet siyah renkli üzerinde .... ibaresi bulunan HP marka dizüstü bilgisayarın, içerisinde...1 seri numaralı . kart takılı bulunan Turkcell marka olup üzerinde "." ibaresi yazılı olan internet sağlayıcısının, sanığa ait siyah renkli cüzdan içerisinde ....seri numaralı olup sanığın beyanına göre 0 532 * 54 84 numaralı hatta ilişkin olan SIM kartın,.marka hafıza kartının, Pamukkale firmasına ait . numaralı manyetik şeritli kartın, sanık ... adına düzenlenen Vakıfbank'a ai...umaralı manyetik şeritli bankamatik kartlarının ele geçirildiği, söz konusu malzemeleri sanık ...'nın kolluk görevlilerine rızası ile teslim ettiği ancak yakalanması esnasında yere attığı tespit edilen flash belleğin kendisine ait olmadığını beyan ederek kabul etmemesi üzere söz konusu flash belleğin incelenmek üzere ilgili mahkemeden el koyma ve inceleme kararı alınabilmesi için kolluk görevlilerince muhafaza altına alındığı,... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince 15.07.2010 tarih ve 640 değişik ... sayı ile; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 15.07.2010 tarihli, 2010/9961 soruşturma sayılı yazısı ile ... İl Emniyet Müdürlüğünün 14.07.2010 tarihli, 2010/611 suç numaralı ve inceleme kararı konulu yazılarında belirtilen ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile inceleme dışı sanıklar....'den elde edilen bilgisayarlar, flash bellekler, cep telefonları,... hard diskler üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılmasına izin verilmesi talep edilmiş olmakla ... İl Emniyet Müdürlüğünün 14.07.2010 tarihli, 2010/611 suç numaralı ve inceleme kararı konulu yazılarında belirtilen bilgisayarlar, flash bellekler, cep telefonları, SIM kartlar, hard diskler üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılmasına izin verilmesine karar verildiği, ... (Kapatılan) 19. Sulh Ceza Mahkemesince 13.07.2010 tarih ve 32 değişik ... sayı ile; 13.07.2010 tarihinde saat 07.00 sıralarında ... otogarında tesadüfen yakalanan sanık ...'dan elde edilen 1 adet HP marka dizüstü bilgisayara, içerisinde 090616034088 1 seri numaralı SIM kart takılı bulunan 1 adet internet sağlayıcısına, 0 532 * 54 84 numaralı GSM hattına ait SIM karta, 1 adet 1 GB Micro SD marka hafıza kartına, ... firmasına ait 1 adet 637 704 628 numaralı manyetik şeritli karta, sanık adına düzenlenen Vakıfbank'a ait 4910 05 7657 ve 5200 17 8428 numaralı bankamatik kartları ile 1 adet flash belleğe el konulmasına ilişkin işlemin CMK 127. maddesi gereğince onanmasına karar verildiği,... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 1374 değişik ... sayı ile sanık ...'ın üzerinde . Mahallesi, 2. .Sokak, ... Apt. No: 1, K: 2, D: 4 Yıldırım/ ... sayılı yerde bulunan ev ve müştemilatında 13.07.2010 tarihinde gündüzleyin 1 defaya mahsus olmak üzere arama yapılmasına, ele geçirilecek suç eşyalarına el konulmasına, suçta kullanılan bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkartılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve bunlar üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılmasına karar verildiği, Finansbank AŞ'nin 17.05.2010 tarihli yazısına göre; ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde 19.04.2010 tarihinde saat 18.17.06'da .'a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği, 19.04.2010 tarihinde saat 18.17.27'de .a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği; ... Kuyumculuk isimli ... yerinde 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de .'a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 950 TL'lik işlemin onaylandığı; ... Bilgisayar isimli ... yerinde 13.05.2010 tarihinde saat 03.51'de ...Ltd. (İsrail) bankasına ait olan 5326 12 6117 numaralı kredi kartı ile yapılan 2.975 TL'lik işlemin reddedildiği, onaylanan işleme ilişkin olarak 17.05.2010 tarihi itibarıyla bankalarına ulaşan harcama itirazı bulunmadığı, Finansbank AŞ'nin 18.05.2010 tarihli yazısına göre; ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde 19.04.2010 tarihinde saat 18.17'de .a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği, 25.04.2010 tarihinde saat 15.00'te .'a (.) ait olan 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.400 TL'lik işlemin onaylandığı, 26.04.2010 tarihinde saat 18.25'te .a (.) ait olan 5471 33 1491 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.155 TL'lik işlemin onaylandığı, 16.05.2010 tarihinde saat 13.31'de .'a (.) ait olan 5471 33 6291 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.850 TL'lik işlemin reddedildiği, 16.05.2010 tarihinde saat 13.40'ta Danske Bank'a (...) ait olan 5471 33 8115 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.150 TL'lik işlemin reddedildiği; ....t Kuyumculuk isimli ... yerinde 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de Danske Bank'a (...) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 950 TL'lik işlemin onaylandığı, 18.05.2010 tarihi itibarıyla da bahse konu işlemlere ilişkin bankalarına ulaşan bir itiraz bulunmadığı, ....AŞ'nin 03.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ... Bilgisayar isimli ... yerinde 13.05.2010 tarihinde saat 23.25'te ...Ltd. (İsrail) bankasına ait olan 5326 12 6117 numaralı kredi kartı ile yapılan 2.975 TL'lik işlemin reddedildiği; ... Kuyumculuk isimli ... yerinde 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de Danske Bank'a (...) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 950 TL'lik işlemin onaylandığı, 03.06.2010 tarihi itibarıyla bankalarına ulaşan herhangi bir itiraz bulunmadığı, .... AŞ'nin 08.06.2010 tarihli yazısına göre; ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde 19.04.2010 tarihinde saat 18.17'de 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği, 25.04.2010 tarihinde saat 15.00'te ....numaralı kredi kartı ile yapılan 3.400 TL'lik işlemin onaylandığı, 26.04.2010 tarihinde saat 18.25'te 5471 33 1491 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.155 TL'lik işlemin onaylandığı, 16.05.2010 tarihinde saat 13.31'de ....umaralı kredi kartı ile yapılan 4.850 TL'lik işlemin reddedildiği, 16.05.2010 tarihinde saat 13.40'ta 5471 33 8115 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.150 TL'lik işlemin reddedildiği, onaylı işlemlere ilişkin olarak 03.06.2010 tarihi itibarıyla bankalarına ulaşan itiraz bulunmadığı,Türk Ekonomi Bankası AŞ'nin 15.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; Kaskat İletişim isimli ... yerinde 25.04.2010 tarihinde saat 13.21'de 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.400 TL'lik işlemin reddedildiği, Asya Katılım Bankası AŞ'nin 25.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; Yücel Kaskat isimli ... yerinde 25.04.2010 tarihinde saat 14.08'de 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile yapılan 900 TL'lik işlemin reddedildiği, F...AŞ'nin 20.05.2010 ve 03.06.2010 tarihli yazıları ile ekinde yer alan belgelere göre;... isimli ... yerinde .... A/S isimli bankaya ait 5471 33 1508 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde saat 10.28'de yapılan 3.275 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde ... Bank A/S isimli bankaya ait 5471 33 3900 numaralı kredi kartı ile 09.05.2010 tarihinde saat 19.11'de yapılan 3.675 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde ...A/S isimli bankaya ait 5471 33 4163 numaralı kredi kartı ile 10.05.2010 tarihinde saat 20.04'te yapılan 3.940 TL'lik işlemin onaylandığı; Akyol Turizm isimli ... yerinde ... A/S isimli bankaya ait 5471 33 8263 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.19'da yapılan 4.200 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde... A/S isimli bankaya ait 5471 33 8941 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.33'te yapılan 4.440 TL'lik işlemin reddedildiği, aynı ... yerinde..../S isimli bankaya ait 5471 33 8941 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.33'te yapılan 4.450 TL'lik işlemin reddedildiği, anılan işlemlere ilişkin bankalarına ulaşan itiraz bulunmadığı, Fortis Bank AŞ'nin 14.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; .. ve...Turizm'den yapılan harcamalara ilişkin bankalarına ulaşan itiraz bulunmadığı,Yapı ve Kredi Bankası AŞ'nin 31.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde 4.650 TL'lik şifresiz işlem yapıldığı, Y.... AŞ'nin 22.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; .Hediyelik isimli ... yerinde 31.05.2010 tarihinde ....A. (Arjantin) bankasına ait olan 4540 73 1950 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.750 TL'lik işlemin onaylanmadığı, yine aynı ... yerinde 31.05.2010 tarihinde Citibank International PLC bankasına ait 4484 48 0907 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.150 TL'lik işlemin onaylanmadığı, ... TAŞ'nin 18.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ... ... isimli ... yerinde 31.05.2010 tarihinde saat 17.34'te 4540 73 1950 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.200 TL'lik işlemin reddedildiği, aynı ... yerinde 31.05.2010 tarihinde saat 17.34'te 4540 73 1950 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.200 TL'lik işlemin reddedildiği, yine aynı ... yerinde 31.05.2010 tarihinde saat 17.33'te 4540 73 1985 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.200 TL'lik işlemin reddedildiği, ... TAŞ'nin 28.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgeye göre; ...isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile 01.04.2010 tarihinde yapılan 3.550 TL'lik işlemin reddedildiği, aynı ... yerinde ..rnational A.S. bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde yapılan 3.250 TL'lik işlemin onaylandığı; ... isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 28.02.2010 tarihinde yapılan 3.155 TL'lik işlemin reddedildiği; ... isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 1508 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde yapılan 3.275 TL'lik işlemin reddedildiği, bu işlemlerle ilgili bankalarına ulaşan herhangi bir itiraz bulunmadığı, .nin 28.05.2010 tarihli yazısına göre; ... isimli ... yerinde .... bankasına ait 5471 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde 3.250 TL'lik işlem yapıldığı, ... TAŞ'nin 06.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ... isimli ... yerinde Danske Bank A/S (...) bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 28.02.2010 tarihinde saat 11.20'de yapılan 3.155 TL'lik işlemin reddedildiği; ... Erkan Yuvauc isimli ... yerinde Danske Bank A/S (...) bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde saat 15.19'da yapılan 3.250 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde Danske Bank A/S (...) bankasına ait 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile 01.04.2010 tarihinde saat 19.52'de yapılan 3.550 TL'lik işlemin reddedildiği, anılan işlemlerle ilgili bankaya ulaşan herhangi bir itiraz bulunmadığı,.'nin 21.06.2010 tarihli yazısına göre; 5471 33 6581 numaralı kart ile 01.03.2010 tarihinde gerçekleştirilen 3.250 TL'lik işleme ilişkin itirazda bulunulduğu, Bankalararası Kart Merkezi'nin 10.06.2010 tarihli yazısında; 5471 33 8115, 5471 33 6291, 5471 33 1491 ve 5471 33 0634 numaralı kredi kartlarının ... ülkesinde bulunan "... A.S." isimli bankaya ait olduklarının belirtildiği, ... AŞ'nin 20.05.2010 tarihli yazısı ve ekine yer alan belgelere göre; Finansbank .../. Şubesi müşterisi olan sanık ...'nın 24953867 numaralı hesap hareketlerine göre anılan hesaba; ... isimli şahıs tarafından 02.04.2010 tarihinde 305 TL, 26.04.2010 tarihinde 1.090 TL, 04.05.2010 tarihinde 290 TL EFT yapıldığı; ATM'den kartsız para transferi yoluyla 04.04.2010 tarihinde ... .Şube 2 ATM'sinden 50 TL, 06.04.2010 tarihinde ... İBB Bağlarbaşı ATM'sinden 1.000 TL, 07.04.2010 tarihinde ... ... Çetinkaya Şube 2 ATM'sinden 260 TL, 09.04.2010 tarihinde ... ....ube 2 ATM'sinden 50 TL, 13.04.2010 tarihinde ... C. Four Ex 1 ATM'sinden 1.250 TL, 20.04.2010 tarihinde ... KK Heykel Şube ATM'sinden 3.500 TL, 28.04.2010 tarihinde ... Heykel Şube 1 ATM'sinden 1.000 TL, 06.05.2010 tarihinde ... Zafer Plaza ATM'sinden 1.000 TL, ... Heykel Şube 1 ATM'sinden 200 TL ve ... . Bulvarı Şube 2 ATM'sinden 1.500 TL, 10.05.2010 tarihinde ... Kent Meydanı ATM'sinden 1.000 TL, 11.05.2010 tarihinde ... KK Heykel Şube ATM'sinden 500 TL gönderildiği,Finansbank AŞ'nin 13.07.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ...yolu ile 05.07.2010 tarihinde Finansbank ... . Şubesinden, sanık ... tarafından. . adına 1.000 Dolar, 21.05.2010 tarihinde... . Şubesinden, sanık ... tarafından Aleksandr Victorovich Scherbich adına 250 Dolar gönderildiği, ... Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği tarafından düzenlenen 15.07.2010 tarihli inceleme raporuna göre; sanık ...'dan elde edilen siyah renkli flash belleğin incelemesinde "Corsair" olarak adlandırılmış olduğu görülerek flash bellek içeriğinde 120 adet silinmiş verinin olduğu görülüp bu verilerin tamamının bir kopyası çıkartılarak rapor ekinde DVD olarak sunulduğu, ....\ dizininde kayıtlı bulunan klasör içeriğinde ICQ programı kullanılarak "Shah" kullanıcı ismi ile yapılan görüşme kayıtlarının (LOG) kaydedildiği, bazılarının silinmiş olduğu, görüşme içeriklerinde çeşitli kredi kartı pazarlıkları yapıldığı tespit edilmiş olup görüşme içeriklerinin bir kopyasının 12 sayfa olarak rapor ekinde sunulduğu, Corsair\$ Secure Files\ICQ\Query\ dizininde kayıtlı bulunan klasör içeriğinde ICQ programı kullanılarak "Ghost" kullanıcı ismi ile yapılan görüşme kayıtlarının (LOG) kaydedildiği, bu görüşme içeriklerinde çeşitli kredi kartı manyetik şerit bilgilerine ilişkin pazarlıklar ile çok sayıda kredi kartı manyetik şerit bilgilerinin, kredi kartı ...2 bilgilerinin olduğu ayrıca "Aleksandr Viktorovich Scherbich", "Aleksey Vladimirovich Mitroshkin", "Igor Nikolaevich P...isimli kişilerle bağlantılı görüşme içeriklerinin olduğu, bu görüşme içeriklerinin tamamının raporun ekinde dökümü yapılarak 114 sayfa olarak sunulduğu, Corsair\$ Secure Files\ dizininde kayıtlı olarak bulunan değişik isimlerde sıkıştırılmış ve başkalarının görmesini engellemek amacı ile şifrelenmiş .rar uzantılı dosyaların olduğu görülerek bazı dosyaların adlarının yanına değişik rakam sembol ve işaretlerin yazılı olduğu görülerek bunların bu dosyalara ait şifreler olduğu değerlendirilip denenmesi üzerine bazı dosyaların açıldığı, dosya içeriklerinde illegal yollardan kopyalanmış kredi kartı bilgilerini satan kişilerin kullandığı ve ellerinde hangi bankanın hangi kredi kartından kaçar adet olduğunu gösteren listelerin olduğu görülüp listeleri içeren sıkıştırılmış ve şifrelenmiş veriler ve bu dizine kaydedilmiş ve silinmiş olan tüm veriler dahil olmak üzere 55 adet dosya ve örnek olması amacı ile "Brosco Usa(mafia)" isimli şifrelenmiş ve sıkıştırılmış olan dosyanın "Mafia" şifresi girilerek dizine çıkartılmış hâlinin birer kopyası alınarak rapor eki DVD içeriğinde "S Secure Files-BinListler" klasörü içerisinde sunulduğu, yine silinmiş olan "ProxySwitcherStandart" isimli program kurulum dosyasının internete bağlı bilgisayarların yerlerinin ve kullanıcılarının bağlı bulunduğu IP adreslerini gizlemek amacı ile kullanılan programlardan olduğu; sanık ...'den elde edilen Crea marka bilgisayar kasası içindeki hard diskin incelenmesinde C:\Program Files\MSR206 Demo AP dizini altında kayıtlı bulunan MSR206 Demo AP isimli bir programın olduğu, bu programın manyetik şerit okuma ve yazma işlerinde kullanılan programlardan olduğu ve MSR206 cihazı ile birlikte kullanıldığı, yine 7056 8650 numaralı BP Clup kartın manyetik şeridinde yabancı bir bankaya ait kredi kartı bilgilerinin bulunduğu tespit edilip hazırlanan ön ekspertiz raporunun dosyaya sunulduğu, ekinde yer alan belgelere göre ICQ programı kullanılarak "Shah" kullanıcı ismi ile 04.07.2010 tarihinde saat 10.57'de başlayan görüşme içeriğinin "Shah: 471527. 455704. 466507. 465982. 438904. 530373. 486413. 406678. 418207. 453922. 547133, 413096. 415053. 558401. 494388. please check have u got bins and paste here each bin how many have; I would like buy many uncheck report in 48h", "Ghost" kullanıcı ismi ile 11.07.2010 tarihinde saat 18.53'te başlayan görüşme içeriğinin "Ghost: this bin if ok can work first 3k ok; understand me; 5471332500250531=1011", 26.06.2010 tarihinde saat 01.01'de başlayan görüşme içeriğinin "Ghost: hi; 532612 have", 26.06.2010 tarihinde saat 22.30'da başlayan görüşme içeriğinin .", 09.07.2010 tarihinde saat 18.01'de başlayan görüşme içeriğinin ".", 09.07.2010 tarihinde saat 18.03'te başlayan görüşme içeriğinin .461203, 527500, 485738, 541306, 448448 this bins not kill with checker i know u choose", 08.07.2010 tarihinde saat 18.52'de başlayan görüşme içeriğinin .. 485738, 448448, 541306, 527500, 554489, 461203 ..", 08.07.2010 tarihinde saat 21.11'de başlayan görüşme içeriğinin.. 06.07.2010 tarihinde saat 16.34'te başlayan görüşme içeriğinin ".., 02.07.2010 tarihinde saat 19.18'de başlayan görüşme içeriğinin ". again badddd:-(;. .., 03.07.2010 tarihinde saat 00.04'te başlayan görüşme içeriğinin ". 28.06.2010 tarihinde saat 17.04'te başlayan görüşme içeriğinin ".", şeklinde olduğu,... Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği tarafından düzenlenen 14.07.2010 tarihli ön ekspertiz raporunda; sanık ...'den elde edilen 7056 8650 numaralı BP Clup kartın MSR 33UM cihazı ile incelenmesinde bahse konu kartın manyetik şeritinde .... şeklindeki bilginin kayıtlı olduğu, bahse konu kart bilgisinin ilk 6 hanesi olan BIN numarasına göre Banco Davivienda S.A. isimli bankaya ait olduğu, kesin raporun Bankalararası Kart Merkezi'nden alınması gerektiğinin belirtildiği, ... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 16.07.2010 tarih ve 108 değişik ... ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçlarından tutuklanmalarına, yapılan yargılama sırasında 07.12.2010 tarihli oturumda ise tahliyelerine karar verildiği, ... Kuyumculuk isimli ... yerince düzenlenen ve sanık ....müdafisi tarafından ibraz edilen fatura fotokopilerine göre; - Birim fiyatı 32 TL'den 11 gr 14 ayar küpe, 9 gr 14 ayar yüzük ve 78 gr 14 ayar bilezik satın alındığı 114 TL'si işçilik ve KDV olmak üzere toplam 3.250 TL'lik alışveriş yapıldığı, karşılığında "Jack Taylor" adına 01.03.2010 tarihli ve 67556 sıra numaralı faturanın düzenlendiği, ayrıca fatura üzerinde okunabildiği kadarıyla "Grafenhauser Str 92 Schepper hausen 13346; ...; KK 5471 ....6..1" ibarelerinin yer aldığı, - Birim fiyatı 32 TL'den 27 gr 14 ayar zincir satın alındığı 86 TL'si işçilik ve KDV olmak üzere toplam 950 TL'lik alışveriş yapıldığı, karşılığında "Blaın Tarre" adına 01.04.2010 tarihli ve 67563 sıra numaralı faturanın düzenlendiği, ayrıca fatura üzerinde okunabildiği kadarıyla "Hauptstra Be 140; 51373; Leverkusen; Almanya; KK ... 8342" ibarelerinin yer aldığı,... Elektronik isimli ... yerince düzenlenen ve sanık ... müdafisi tarafından ibraz edilen fatura fotokopilerine göre; - ". adına düzenlenen 05.05.2010 tarihli ve 14959 sayılı 3.275 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi" ibaresinin yazılı olduğu, - ." adına düzenlenen 09.05.2010 tarihli ve 14956 sayılı 3.420 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Ev sinema ve ses sistemi; kredi kartı ile ödenmiştir; KK bilgileri 5471 33 3611; SK 10/11; PBS İnternational Bankası" ibaresinin yazılı olduğu, - ". adına düzenlenen 09.05.2010 tarihli ve 14958 sayılı 3.675 TL'lik faturananı "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi" ibaresinin yazılı olduğu, - ." adına düzenlenen 10.05.2010 tarihli ve 14960 sayılı 3.940 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi" ibaresinin yazılı olduğu, - ". adına düzenlenen 10.05.2010 tarihli ve 14961 sayılı 4.250 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi; Kart No: 5471 33 4775" ibarelerinin yazılı olduğu, yine sanık ve müdafisi tarafından ibraz edilen belgelere göre ... Elektronik isimli ... yerinde 06.05.2010 tarihinde Yapı ve Kredi Bankası'na, 30.04.2010 tarihinde müşteri kısmı "." olarak ifade edilen bankaya, 04.03.2010 tarihinde talebi yapan mülkiyet sahibi "Fin" olarak ifade edilen bankaya, 04.05.2010 tarihinde de Fortis Bankasına ait POS cihazlarının kurulumunun yapıldığı, ... Elektronik isimli ... yerinde 10.05.2010 tarihinde saat 20.04'te "Nielsen Bolen" adına düzenlenmiş 4163 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.940 TL'lik işleme ilişkin slibin imzalı olduğu; aynı ... yerinde 09.05.2010 tarihinde saat 18.25'te "Andy Lowe" adına düzenlenen 5471 3611 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.420 TL'lik slibin imzalı olduğu; aynı ... yerinde 09.05.2010 tarihinde saat 19.11'de 3900 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.675 TL'lik slibin imzalı olduğu; aynı ... yerinde 05.05.2010 tarihinde saat 10.28'de "Johansen Sander" adına düzenlenen 1508 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.275 TL'lik slibin imzalı olduğu,... Cumhuriyet Başsavcılığının adli emanetinin 2010/8631 sırasında.... temin edilen 5 adet güvenlik kamera görüntülerinin bulunduğu CD, 2010/8779 sırasında kapalı 41 adet zarf içerisinde olduğu bildirilen; muhtelif telefonlara ait tüm görüşmelerin bulunduğu 33 adet CD ve 10 adet DVD, 18 adet zarf içerisinde olduğu bildirilen; muhtelif telefonlara ait suç unsuru görüşmelerin bulunduğu 18 adet CD, kapalı 18 adet zarf içerisinde olduğu bildirilen; muhtelif telefonlara ait 343 adet 354 sayfa iletişim tespit tutanakları, kapalı zarf içerisinde olduğu bildirilen gizli izleme görüntülerinin bulunduğu 1 adet CD'nin yer aldığı, Bankalararası Kart Merkezi tarafından düzenlenen 24.08.2010 tarihli ve 1839 sayılı ekspertiz raporunda; sanık ...'den elde edilen 1 adet 7056 8650 numaralı BP Clup alışveriş kartının manyetik şeridinin incelenmesinde .) isimli bankaya ait 4559 81 4374 numaralı kredi kartının bilgisinin kodlandığının tespit edildiği, ... Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 12.08.2010 tarihli ve BLG-2010/2763 sayılı ekspertiz raporunda; 1491 numaralı kredi kartıyla, "...Takı ve Mucevh" isimli ... yerinden, 26.04.2010 tarihinde 4.155 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 8342 numaralı kredi kartıyla, "... Kuyumcu" isimli ... yerinden, 01.04.2010 tarihinde 950 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 8263 numaralı kredi kartıyla, "..isimli ... yerinden, 17.05.2010 tarihinde 4.200 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 5471 8215 numaralı kredi kartıyla, ". Kuyumculuk" isimli ... yerinden, 05.05.2010 tarihinde 4.650 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 5471 6581 numaralı kredi kartıyla, "...c..." isimli ... yerinden, 01.03.2010 tarihinde 3.250 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 0634 numaralı kredi kartıyla, ".." isimli ... yerinden, 25.04.2010 tarihinde 3.400 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslında atılı bulunan toplam altı adet imza ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..e inceleme dışı sanıklar Mahmut Akyol, ...'ın mukayese imzalarının yapılan karşılaştırılmalarından inceleme konusu sliplerde atılı bulunan imzalar ile anılan kişilerin mevcut mukayese imzaları arasında aynı elden çıktıklarını gösterir nitelik ve yeterlilikte kaligrafik ve karakteristik ilgi ve irtibata rastlanılamadığının belirtildiği, 08.10.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve müdafileri ile sanıklar ..., ..., ... . ve ...'a dosya arasında mevcut tutanaklar, belgeler, ekspertiz raporları, iletişim tespit tutanakları ile diğer tüm tutanak, belgeler ve cevabi yazı olarak gelen belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sanıklar ve müdafilerinin aleyhe hususları kabul etmediklerini ifade ettikleri, sanık ...'in istinabe olunan ...Asliye Ceza Mahkemesince 29.09.2010 tarihinde alınan ifadesinde ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı talimatı ve eklerinin okunduğunun belirtildiği bahse konu talimat ekinde sadece iddianamenin yer aldığı, 08.11.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a yokluklarında yapılan duruşma tutanağı, dinlenen tanık beyanı ile dosya arasında mevcut tüm tutanak ve belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sankların aleyhe hususları kabul etmediklerini ifade ettikleri, ... 13. Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2012 tarih ve 584-288 sayı ile adli emanetin 2010/8631 sıra numarasında kayıtlı olan güvenlik kamera görüntülerinin bulunduğu 5 adet CD ile 2010/8779 sıra numarasında kayıtlı olan 41 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 33 adet CD ve 10 adet DVD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 18 adet CD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 343 adet 354 sayfa iletişim tespit tutanaklarının, kapalı zarf içerisinde olduğu bildirilen gizli izleme görüntülerinin bulunduğu 1 adet CD'nin dosyada delil olarak saklanmasına karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2016 tarihli ve 2010/8779 sayılı yazısında adli emanetin 2010/8779 ve 2010/8631 sırasında kayıtlı emanet eşyalarının incelenmek üzere istenilmiş ise de söz konusu emanet eşyalarının 14.05.2015 tarihinde dosyada delil olarak saklanmak üzere ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı dosyasına gönderildiğinin belirtildiği ancak dosya içinde bahse konu emanet eşyalarının bulunmadığı,Anlaşılmaktadır.Tanık .. aşamalarda benzer şekilde;. Kuyumculuk isimli ... yerini 2008 yılında açtığını, bu ... yerini eniştesi olan .r'in adına işlettiğini, bu ... yerinin nasıl işletildiğini bilmediğini, sadece yatırım amaçlı olarak açtığını, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgili bilgisi olmadığını, adına kayıtlı olan 0 541 * 08 44 numaralı telefonu kullandığını, ... yerinde kurulu bulunan hattın da adına kayıtlı olduğunu, 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde... Kuyumculuk isimli ... yerinde yapılan harcama hakkında bilgisi olmadığını, bu işlemi inceleme dışı sanık .'in bilebileceğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, Tanık ... Mahkemede; olayı kendisinin ihbar etmediğini, sanık ... ile inceleme dışı sanık .'yı tanıdığını, diğer kişileri tanımadığını, ...'nda gümüş hediyelik eşya satışı üzerine ... yeri bulunduğunu, sanık ... ile inceleme dışı sanık .'nın da aynı yerde ... yeri bulunduğunu, turizme yönelik çalıştıklarını, bu nedenle de müşterilere ilişkin konuları aralarında görüştüklerini, ... ilişkisi dışında bir ilişkilerinin bulunmadığını, iddianamede yazılı olaylar hakkında hiçbir bilgisi olmadığını, olayla ilgili herhangi bir ihbarda bulunmadığını, isminin nasıl iddianameye geçtiğini de anlayamadığını, komşuları olan sanık ... ile inceleme dışı sanık ... ve diğer sanıkların iddianamede belirtilen eylemleri işledikleri konusunda hiçbir şey duyup görmediğini, eşi ile birlikte Kemeraltında gümüş üzerine kuyumculuk yapmasının yanı sıra turizm rehberliği de yaptığını, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; sanıklar ... ile ...'i tanıdığını, bu kişilerin yaklaşık bir ay kadar önce birlikte mahallesinde bulunan kahvehaneye geldiklerini, bir süre sonra sanık ...'in yanlarından ayrıldığını, ardından kendi telefonu ile sanık ...'ün sanık ... ile görüşme yaptığını, bu kişilerin ağabeyi olan sanık ...'ın arkadaşı olduğunu, sanık ... ve diğer ağabeyi olan sanık ... ile aynı evde oturduklarını, diğer şahısları tanımadığını, sahte kart imali ve kullanımı ile ilgili bir bilgisi olmadığını, 0 534 * 96 21 numaralı telefonu son 3-4 aydır kullandığını, hâlihazırda bir işi olmadığını, 16.06.2010 tarihli takip tutanağında "...'ın Mirkaz isimli şahısla yaptığı görüşmede hepsi ret oldu, tekrar bilgi almaya gittiler, malzemelerin hepsi evde" ibaresinin doğru olduğunu, bu görüşmeyi ...'ün kendisine söylemesi üzerine Mirkaz isimli şahıs ile yaptığını, sanık ...'i tanımadığını, anılan şahsın sanık ... ile birlikte o tarihte evlerine geldiğini, bu kişilerin sanık ...'ın arkadaşı olduklarını, ... yerlerinden POS cihazı ayarlamadığını, sanık ...'yı tanımadığını, bu şahsa evinde kurulu bulunan hattan arayarak çağrı bırakmadığını, 767404302 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede ağabeyi ...'ın o sırada yanında bulunan sanık ...'ü istemesi nedeniyle telefonu Erman'a verdiğini, 767408023 ve 767418512 numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan mesajları kendi telefonundan sanık ...'ün çektiğini, 767439282 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede ağabeyi sanık ... ile sanık ...'ün aralarında sahte kredi kartlarını konuştukları bir görüşme olduğunu, ancak kendisinin bu işin içinde yer almadığını, görüşmede geçen ve sanık ...'ın yanına gelip giden diğer sanık ...'in de sahte kredi kartı işi ile uğraştığını, 767441296 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede de sanık ... ile diğer sanık ...'ün aralarında sahte kredi kartları konusunda bir görüşme olduğunu, kendisine ait telefondan sanık ...'a ait telefona gönderilen "MESAJ atin tlefonda soylemeyın" şeklindeki mesajı gönderenin sanık ... olduğunu, bu aşamadan sonra samimi bir şekilde ifade vermek istediğini, 16.06.2010 tarihinde 4957 Sokak, No: 47 .../... adresinde bulunan ikametlerine gelen sanıklar ..., ... ve ...'in yanlarında bir adet çanta içerisinde POS cihazı getirdiklerini, sanık ... ile sanıklar ... ve ...'in birlikte araba ile internet kafeye gittilerini, evde sanık ... ile birlikte kaldıklarını, sanık ...'ün yanında 6-7 adet kredi kartı bulunduğunu, evde yaklaşık 1,5 saat kadar kaldığını ve bu sırada kendi telefonundan sanıklar ... ve ... ile internetten mesajlaşan sanık ...'ün kartları POS'dan geçirdiğini, bu şekilde iki kere işlem yapıldığını, daha sonra sanıklar ..., ... ve ...'in birlikte eve geri geldiklerini, bir süre sonra da sanıklar ..., ... ve ...'in birlikte evden ayrıldıklarını, bu sırada sanık ...'ın da eve geldiğini, POS cihazını kendisi ve ağabeylerinin ayarlamadığını, bu cihazı sanıklar ..., . ve ...'in evlerine gelirken getirdiklerini, sanık ...'ün evlerinde POS cihazından kredi kartı çekmesi olayında sanık ...'ın "Ben seni aradığımda telefonu arkadaşa ver." demesi nedeniyle telefonunu verdiğini, söz konusu şahıslar evlerinden ayrılırken sanık ...'ün Mirkaz isimli arkadaşını sorması üzerine bu kişiyi arayıp "Şahıslar burada." dediğini, onun da "Ben de uzun süredir onları bekliyorum." dediğini, Mirkaz isimli şahsın sanıklar ..., ... ve ...'in POS'dan kredi kartı çekmeleri için ... yeri aradığını, kendisinden haber beklemelerini istediğini, .numaralı iletişim tespitinde yer alan görüşmeye ilişkin olarak hatırladığı kadarıyla ... isimli arkadaşı ile yaptığı görüşmede bu kişinin sahte kart işi yapmak istediğini ancak yapamadığını, bu kişinin de sanık ... aracılığıyla sanıklar ..., ... ve ...'e kart çekmek için ... yeri bulmak istediğini ancak bulamadığını, olay nedeniyle pişman olduğunu,İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; . Caddesi, No: 357 .../.../... adresinde bulunan... Kuyumculuk isimli ... yerini işlettiğini, bu ... yerinin baldızı olan . adına kayıtlı olduğunu, diğer şahısları ise tanımadığını, adına kayıtlı olan 0 507 * 48 58 numaralı telefon ile kimin adına kayıtlı olduğunu bilmediği 0 539 * 94 45 numaralı telefonu kullandığını, suçlamaları kabul etmediğini, sahte kredi kartı kullanmadığı gibi bu kartların kullanılması için ... yeri de ayarlamadığını, ... yerinde yabancı kartlarla da alışveriş yapıldığını, bu kartlardan şifreli olanlardan herhangi bir resmî belge istemediğini, şifresiz işlemlerde ise müşterinin imzasını, adresini aldığını, ayrıca pasaportunu ve ikamet adresini istediğini, 55 TL'nin üstü alışverişlerde fatura zorunluluğu olduğu için müşterinin adresini bu faturaya işlediğini, ... yerinde 05.05.2010 tarihinde 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.650 TL'lik alışverişi kimin yaptığını bilmediğini, alışverişe banka onay verdiği için kendisinin de şahsın kimliğine bakıp bu satışı yaptığını, bu olayda mağdur olduğunu, suç işleme kastı bulunmadığını, bu alışverişten herhangi bir komisyon almasının söz konusu olmadığını, kartın sahte olduğunu bilmediğini, kendisine fotoğrafları gösterilen sanıklar ..., ... ve ...'i tanımadığını, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; 901 Sokak, No: 24 .../.../... adresinde ağabeyine ait Soykan Deri isimli ... yerinde çalıştığını, sanıklar ... ve ...'i mahalleden tanıdığını, bu kişilerle birlikte ... yapmadığını, kendisine sorulan diğer şahısları tanımadığını, kredi kartı sahteciliği ve kullanımı ile ilgisinin bulunmadığını, adına kayıtlı olan 0 537 * 76 87 numaralı telefonu kullandığını, 05.05.2010 tarihinde sanık ...'in daha önceden tanımadığı bir kişi ile birlikte yanına geldiğini, sanık ...'in yanındaki kişiyi kendisi ile tanıştırdığını, bu kişinin isminin Burak olduğunu öğrendiğini, bu şahsı daha önceden görmediğini ancak sanık ...'in anlatması nedeniyle aralarında bir para alışverişi olduğunu bildiğini, bir müddet birlikte oturup çay içtiklerini, daha sonra Burak isimli şahsa telefon gelmesi üzerine bu kişinin yanlarından kalkıp gittiğini, birlikte oturdukları sırada yanlarında sanık ...'in bulunmadığını, sanık ...'yı tanımadığını, bu isimde bir kişinin kendileri ile oturmadığını, Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerini bilmediğini, 26.04.2010 tarihinde de sanık ... ile birlikte oturmuş olabileceklerini, o sırada yanlarında sanık ...'in olup olmadığını hatırlamadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yapmadığını, sanık..in de kendi telefonu ile görüşme yaptığını, isteyen herkese telefonunu vererek görüşme yaptırdığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yapmış olabileceğini, görüşmede geçen .isimli şahsın sanık.'in arkadaşı olması gerektiğini, bu kişiyi birkaç kez sanık ... Ergüler'in dükkânında gördüğünü, .ve .numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeyi sanık . ile yaptığını, sanık .'in ...'e gidip borç para alacağını, ayrıca yine görüşmede geçen ... ... isimli şahsın ... Çarşısından tanıdığı bir arkadaşı olduğunu, bu kişinin kuyumcu toptancılığı yaptığını, sabit bir ... yerinin olmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi . isimli şahısla yaptığını, sanık.'e ulaşmak için . isimli şahsı aradığını, daha öncesinde sanık.in borcuna kefil olarak senetlere imza attığı için alacaklıların kendisini sıkıştırdığını, bu nedenle de para bulması için sanık.'i sürekli aradığını,. numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan . isimli şahsın 2-3 yıldır arkadaşı olduğunu, bu kişinin seyyar olarak ... alıp sattığını,.'in bu şahsa borcu olduğu için kendisini aradığını, . numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi .isimli şahısla yaptığını, görüşmede geçen sliplere ilişkin bilgi sahibi olmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi .isimli şahısla yaptığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi . isimli şahısla yaptığını, her iki görüşmenin de sanık ...'in aldığı borç para ile ilgili olduğunu, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi . isimli şahısla yaptığını ancak bu görüşmede geçen konuyu hatırlamadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi sanık ... ile yaptığını, yine görüşmenin sanık ...'in aldığı borç para ile ilgili olduğunu, görüşmede geçen "Karabağlarda aynısı olduğu" sözü ile ne demek istediğini bilmediğini, sanık ... ile birlikte sahte kredi kartı ile alışveriş yapmadığını, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; ...Takı ve Mücevherat AŞ isimli firmanın yönetim kurulu üyesi ve yetkilisi olduğunu, diğer ortakların ise . ., . ve . isimli şahıslar olduğunu, bahse konu ... yerinde peşin veya kredi kartı ile alışveriş yapıldığını, ... yerinde yaklaşık 30-40 civarında sabit ve mobil POS makinesi bulunduğunu, bu makinelerin personeline zimmetli olmadığını, bu sebeple ... yerinde bulunan POS makinelerinin herhangi bir çalışanı tarafından kullanılabileceğini, kendisine sorulan kişileri tanımadığını, kredi kartı sahteciliği, imali ve kullanımı ile ilgili suçlamayı kabul etmediğini, şirket adına kayıtlı olan 0 532 * 61 62 numaralı telefonu kullandığını, ayrıca 0 506 * 05 07 numaralı hattı da kullandığını, 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile ... yerine ait POS makinesinden çekilmiş ve bankadan onay almış 25.04.2010 tarihli 3.400 TL'lik, yine 5471 33 1491 numaralı kredi kartı ile 26.04.2010 tarihli 4.155 TL'lik alışverişin sahte kredi kartı ile yapıldığını kolluk görevlilerinden öğrendiğini, 26.04.2010 tarihli 46298 fatura numaralı işlem ile yapılan 4.155 TL'lik alışverişe ait banka POS makinesinin terminal numarasının PS 3077139 olduğunu, ayrıca 25.04.2010 tarihli 46296 fatura numaralı 3.400 TL'lik işlemin terminal numarasının PS 307139 olduğunu, bu işleme ilişkin fatura sureti ve imzalı POS makinesi çıktısını görevlilere teslim ettiğini, yurt dışı kredi kartlarında çipli sistem yani şifreli kredi kartı olmadığı için hâlen eski sistemdeki gibi kredi kartı sliplerine imza aldıklarını, yine 5471 33 8342, 5471 33 8115, 5471 33 6291 numaralı yabancı kredi kartları ile 4 adet ret veren işleme ilişkin bilgi sahibi olmadığını, zira bu işlemleri personellerinin yaptığını, şirketlerinde yoğun bir şekilde alışveriş yapıldığını, suça konu 4.155 ve 3.400 TL'lik alışverişlerin şirketlerinde yapılan sıradan alışverişler olduğunu, Finansbank Fuar Şubesinden şirketin muhasebe bölümünün aranması üzerine onay veren iki adet alışveriş hakkında kart sahibinin itiraz edebileceğini, bu nedenle de hesaplarına 10.000 TL bloke konulduğunu öğrendiklerini, kendisine sorulan Yücel Kaskat isimli şahsı tanımadığını, yine ... ilinde faaliyet gösteren ... Kuyumculuk isimli ... yerini bilmediğini, İnceleme dışı sanık Erhan Bestel aşamalarda benzer şekilde; sanık ... ile ... Semtinde bulunan Yurdakul Mobilya isimli ... yerinde yan yana çalıştıklarını, sanık ... ile yaptıkları sohbetlerde bu kişinin kredi kartı sahteciliği yaptığını kendisine söylediğini, o dönemlerde bu kişinin kendisinden telefonunu alıp eşi ve arkadaşları ile görüşüp mesaj attığını, bu kişinin yapmış olduğu telefon görüşmelerinde "Usta" şeklinde hitap ettiği kişiden malzeme alacağını söylediğini, bu görüşmeden anladığı kadarı ile malzeme diye kredi kartlarını kastettiğini, ...'dan bu malzemeleri getirdiğini duyduğunu ancak görmediğini, ayrıca bu kartlar ile harcamalar yaptı ise de bilgisi olmadığını, sanık ...'in kendisine çok borcu olduğunu söylediğini, ayrıca kredi kartları ile harcama yapabileceği bir yer olup olmadığını sorduğunu, sanık ...'e yardımcı olmak istese de kendisini ... olarak kullanmasından korktuğu için olmadığını, sadece bilgisayar ihtiyacı nedeniyle evinin yakınındaki bilgisayarcıya yönlendirdiğini, bunun dışında bir bilgisi olmadığını, sanık ...'in yanına isimlerini bilmediği, resimleri kendisine gösterilen sanıklar ... ve ... isimli şahısların da geldiklerini, birlikte muhabbet ettiklerini, sanık ...'in diğer sanıklar ... ve ...'e kredi kartı vereceğini söylediğini, sanık ...'yı ismen tanıdığını, bu kişinin ... ilinde oturduğunu bildiğini, sanık ...'in bu kişiye "Usta" şeklinde hitap ettiğini, sanık ...'in diğer sanık ...'dan borç istediğini, sanık ...'ın akrabası olduğunu, bildiği kadarıyla bu kişinin sanık ...'i tanımadığını, sanık ...'ın "Delphi" isimli ... yerinde çalıştığını, sanıklar ... ve ...'ü diğer sanık ...'in yanına gelip giderken gördüğünü, kredi kartı imali ve yasa dışı olarak bilgileri ele geçen kartlar ile ilgisi olmadığını, kimseye kredi kartı kullanılması için aracılık etmediğini ve kullandırmadığını, 0 554 * 80 71 numaralı telefonu kullandığını, Yurdakul Büro Mobilya isimli ... yerinde işçi olarak çalıştığını,.isimli ... yerinde kullanılan suça konu yabancı bankaya ait kredi kartı ile ilgili bilgisi olmadığını, 725110814 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, görüştüğü kişinin kim olduğunu bilmediğini, bu kişiyi bilgisayarcı olarak bildiğini, bu kişi ile sanık ...'i görüştürmek istemesindeki sebebin sanık ...'nin bilgisayar toplayacak olması olduğunu, ancak sanık ...'in söz konusu bilgisayarcıya gitmediğini, 701820675 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisi tarafından yapıldığını, bu görüşmede sanık ...'in kendisinden modem istediğini, 724465613 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olmadığını, bu tarihte ... yerinde çalıştığını, telefonunu sanık ...'in almış olabileceğini, bu görüşmeyi kimin yaptığını bilmediğini, sanık ...'ın diğer sanık ...'in "Abi" veya "Cücü" şeklinde hitap ettiği kişi olduğunu, Yusuf Eke isimli şahsın bilgisayarcı olduğunu, bu kişinin ayrıca telefon satış işi yaptığını, suçlamayı kabul etmediğini, kredi kartı imali ve kullanımı aşamasına hiçbir şekilde aracılık etmediğini, bu işlemlerden fayda sağlamadığını, İnceleme dışı sanık Yücel Kaskat aşamalarda benzer şekilde; Üçyol semtinde 190 numaralı pasaj içinde telefon, aksesuar ve kontör işi yaptığını, kendisine sorulan kişileri tanımadığını, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgisi bulunmadığını, iki yıl önce ...'dan geldiğini, 1 yıldır da bahse konu ... yerini işlettiğini, Gültekin Satan adına kayıtlı olan 0 538 * 77 11 numaralı telefonu kullandığını, ... yerinde ise eski kiracı olan Şahimde Köylüoğlu adına kayıtlı olan 0 232 * 54 48 numaralı telefonu kullandığını, olay tarihine kadar hiç yurt dışı sahte kredi kartı kullanmadığını, bu kartların kullanılması için ... yeri ayarlamadığını, ... yerinde Bankasya ve Vakıflar Bankasına ait 2 adet POS cihazı bulunduğunu, her iki cihazın da yurt dışı kullanımlara kapalı olduğunu, 2010 yılı Şubat ayında bir müşterinin gelerek 20 TL'lik kontör almak istediğini, kredi kartını POS cihazından geçtiğini, işlem yapmadığını, bunun üzerine bankayı aradığını, banka yetkilisinin POS cihazının yurt dışı kartlara kapalı olduğunu söylediğini, bu nedenle işlemi gerçekleştiremediğini, bu işlemi yapan kişinin yabancı olduğunu, hangi ülkeden olduğunu bilmediğini, 25.04.2010 tarihinde ... yerinde 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile 900 ve 3.400 TL'lik işlemlere ilişkin olarak sanık ...'i tanımadığını, söz konusu işlemleri hatırladığını, belirtilen tarihte uzun boylu saçları hafif sarı olup ortadan ayıran bir kişinin 3 veya 4 adet, toplam değeri 3.400 TL civarında olan telefonu alacağını söyleyip kredi kartı verdiğini, TEB'e ait POS cihazından bu kartı geçtiğini, ancak işlemin onaylanmadığını, bankayı aradığını, banka görevlisinin POS cihazının yurt dışı işlemlere kapalı olduğunu söylediğini, bu nedenle işlemi yapamadığını, bu kişinin kendisine yabancı ülkeye ait bir kredi kartı verdiğini, bu kişiden kimlik istediğini ancak ibraz edemediğini, 25.04.2010 günü saat 14.08'de yapılan ikinci çekim işleminde ise bu kişiye "Bankayı arayayım, sen bir dolaş gel." dediğini, bu kişinin bir süre sonra yine geldiğini ve 900 TL'lik ikinci işlemi yaptıklarını ancak yine işlem onaylanmadığı için telefon satamadığını, 725110814 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olmadığını, inceleme dışı sanık Erhan Bestel'i tanımadığını, komşularının da telefonunu kullanmış olabileceklerini, suçlamaları kabul etmediğini,İnceleme dışı sanık Mahmut...aşamalarda benzer şekilde; kendisine sorulan kişileri tanımadığını, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgisinin bulunmadığını, 0 538 * 38 80 numaraları telefonu kullandığını, adına kayıtlı...Turizm isimli ... yeri dışında...Büfe isimli ... yerinin de bulunduğunu, Akyol Turizm'de otobüs bileti satışı, ... kiralama ve sigorta acenteliği yaptığını, 17.05.2010 tarihinde...Turizm isimli ... yerinde kullanılan 5471 33 8263 ve 5471 33 8941 numaralı kredi kartlarına ilişkin olarak daha önceden tanımadığı, müşteri olarak dükkanına gelen 3 kişinin aylık olarak iki adet oto kiralamak istediklerini, otoların fiyatı olarak aylık 4.500 TL'ye anlaştıklarını, ilk önce ilk otonun fiyatını 4.200 TL'ye anlaştıklarını, bu miktarı POS cihazından çektiğini, ardından kendisine verilen diğer kredi kartından ikinci otonun ücreti olan 4.440 TL'yi çektiğini ancak bu işlemin onay vermediğini, tekrar 4.450 TL'lik çekim yaptığını ancak onun da onaylanmadığını, ilk çekmiş olduğu otonun ücreti ödendiği için Hyundai Grand marka olan minibüsü teslim ettiğini, iki gün sonra Fortis Gaziemir Şubesinden arandığını, yurt dışı sahte kredi kartı ile alışveriş yapıldığı belirtilip ve slip fotokopisi istendiğini, kendisinin de bankaya giderek slip fotokopisini teslim ettiğini ve işlemin iptal edilmesini istediğini, minibüsü verdiği şahıslara telefon ederek teslim etmelerini söylediğini, bahse konu minibüsü görenlerin haber vermesi üzerine bulunduğu yere giderek teslim aldığını, bu sırada içinde kredi kartı ile alışveriş yapanların bulunmadığını, başka şahısların olduğunu, 743291856 ve 743296413 numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri hatırlamadığını,İnceleme dışı sanık ... ... aşamalarda benzer şekilde; ... ili, ... ilçesinde ... Kuyumculuk isimli ... yerini tek başına işlettiğini, kendisine sorulan şahısları tanımadığını, soruşturma konusu sahte kredi kartı olayı ile ilgisinin bulunmadığını, 0 538 * 66 55 numaralı hattı kullandığını, ... yerinde 5 ayrı bankaya ait POS cihazı bulunduğunu, yapılan alışverişler karşılığında çipli kartlardan şifre ile diğer kartlardan da kimlik kontrolü yapılıp imza karşılığında işlem yaptığını, kendisine fotoğrafı gösterilen sanık ...'yı daha önce görmediğini, bu kişi ile hatırladığı kadarıyla alışveriş yapmadığını, 01.03.2010 ve 01.04.2010 tarihlerinde 5471 33 6581 ve 5471 33 8342 numaralı kredi kartları ile ... yerinde yapılan alışverişlere ilişkin olarak 01.03.2010 tarihli 3.250 TL'lik alışverişten 1 veya 2 gün sonra ...'tan arandığını, banka görevlisinin bu işlem hakkında kendisinden bilgi aldığını, yapılan alışveriş hakkında tanzim edilen fatura ve çekilen kartın POS cihazı çıktısını yani slibi bankaya göndermesinin istediğini, bunun üzerine bu işlemin fotokopilerini bankaya gönderdiğini, bu paranın hesabına ertesi günü geçtiğini, banka görevlilerine bu işlem hakkında daha sonra bir soru sormadığını, 01.04.2010 tarihli 950 TL'lik alışverişi kimin ile yaptığını bilmediğini, ancak emniyetteki kayıtlara göre bu alışverişin yurt dışı kredi kartı ile yapıldığının göründüğü, bu işlemin bir gün sonra hesabına geçmemesi üzerine banka görevlilerini aradığını, yurt dışı kartın 40 gün sonra hesabına geçeceğini, bu işlemin prosedürünün bu olduğunu öğrendiğini, daha önceki tarihlerde 350 TL civarında yaptığı bir alışverişte de banka görevlilerinin yine aynı şeyleri söylediklerini, bu paranın hesabına geçip geçmediğini hatırlayamadığını, her iki alışverişte 14 ayar ürün satmış olabileceğini, 01.04.2010 tarihinde aynı yurt dışı kredi kartı ile önce 3.550 TL'lik işlem yapılmak istendiğinde ret verilmesinden 5 dakika sonra aynı kart ile onay veren 950 TL'lik bir işlem daha yapılmasının nedeninin müşterinin ilk aldığı ürünü bırakıp daha ucuz bir ürün satın almasından kaynaklandığını, ...Takı isimli ... yerini bilmediğini, o ... yerinde yurt dışı sahte kredi kartı ile ilgili yapılan işlem hakkında bilgi sahibi olmadığını, yapılan işlemlerin miktarları normal olduğu için şüphelenmediğini, sanık ...'nın kullandığını öğrendiği 0 532 * 54 84 numaralı telefondan kendisinin kullandığı 0 538 * 66 55 numaralı telefonu neden birçok kez çaldırdığını bilmediğini, telefon numarasının kartvizitinde yer alması nedeniyle müşterilerinin kendisini aradıklarını, ancak sanık ...'yı tanımadığını,İnceleme dışı sanık .aşamalarda benzer şekilde; ... Optik isimli ... yerini işlettiğini, sanık ...'i eşinin babasının kiracısı olması nedeniyle tanıdığını, diğer şahısları tanımadığını, ... yerinde beş bankaya ait POS cihazı bulunduğunu, arkadaşı olan ancak soyadını hatırlamadığı ... isimli şahıs adına kayıtlı olan 0 555 * 91 54 numaralı telefonu kullandığını, ... yerinde sahte kredi kartı kullanmadığını ya da bu kartların kullanılması için ... yeri ayarlamadığını, ... Optik isimli ... yerinde 31.05.2010 tarihinde 4540 73 1950 ve 4540 73 1985 numaralı kredi kartlarının kullanılması olayına ilişkin olarak söz konusu işlemleri kendisinin yapmadığını, o tarihte eşinin hasta olması nedeniyle ... Çukurova Devlet Hastanesine götürdüğünü, randevu saatinin 17.00 olduğunu, hastaneye gittiğinde ... yerini komşu esnaf arkadaşlarına bıraktığını, bu kişilerin ... yerine gidip alışveriş yapmış olabileceklerini ayrıca ... yerinde 4.200 TL'lik gözlük bulunmadığını, 4540 73 1950 numaralı kredi kartının aynı gün sanık ...'in ... yerinde kullanılması olayına ilişkin olarak bu kişi ile hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığını,İfade etmişlerdir.Sanık ... kollukta; 1991 yılından beri sigortacılık yaptığını, adresini verdiği ... yerinin faal olarak çalışmadığını, kendisine ait portföyünün başka bir firma tarafından yürütüldüğünü, o firmadan aldığı komisyon ile geçimini sağladığını, sanık ...'i tanıdığını, ...'e gittiği zamanlarda birlikte oturup çay, kahve içtiklerini, bu kişiye borç para verdiğini, bu borç nedeniyle sanık ...'in kendisine 1.000-2.000 TL civarında ödeme yaptığını, geri kalan borcu hâlen ödemediğini, sanık ...'nın kuzeni olduğunu, ...'da yaşadığını, manav ve pazar işi ile uğraştığını, sanık ...'ı tanıdığını, bu kişinin ... ilinde oturduğunu, bu kişiye 9.000 TL civarında borcu bulunduğunu, ...'da bulunan üç adet gayrimenkulünü bu kişinin satmaya çalıştığını, buna karşılık ondan borç para aldığını, kendisine sorulan diğer isimlerini tanımadığını, üzerine kayıtlı bir malı bulunmadığını, ... İçen isimli şahsa olan borcundan dolayı başkasının üzerine kayıtlı bir tapuyu bu borcuna karşılık söz konusu şahsa devrettirdiğini, ... İçgelen isimli bir şahsa da yine borcundan dolayı başkasının adına olan iki adet taşınmazı satması için vekâlet verdiğini, bankaya olan borcundan dolayı üstüne kayıtlı mal bulundurmadığını, yakalandığında cebinden 6 TL para çıktığını, atılı suçu işlemediğini, adına kayıtlı 0 532 * 54 84 numaralı hattı kullandığını, 01.01.2010 tarihinden sonra ... iline 2 ya da 3 defa gelip sanıklar ... ve ...'den para aldığını, bu kişilerle en fazla 15-20 dakika görüştüğünü, ... iline ise ... iline giderken uğradığını ve orada bulunan sanık ...'dan yol parası aldığını, sahte kredi kartı kullanmadığını veya kullanmak için ... yeri ayarlamadığını, 05.05.2010 tarihinde... Kuyumculuk'ta yabancı bankaya ait 5471 33 8215 numaralı kredi ile yapılan 4.650 TL'lik işlemle ilgili bilgisi bulunmadığını, 05.05.2010 tarihinde ... iline sanık ...'in kendisine olan borcu nedeniyle gittiğini, bu kişinin borcunu ödeyememesi nedeniyle de daha sonra yanından ayrıldığını, 0 534 * 71 98 numaralı hattın kendisine ait olmadığını, bu telefonla yapılan görüşmelere ilişkin ses analizinin yapılmasını istediğini, 13.03.2010 tarihinde sanık ...'in kendisini otogardan alıp ...'da bulunan sanık ...'nın yanına götürdüğünü, bu kişinin kendisine para vereceğini söylediğini ancak bir gün önce ağabeyinin kayınpederine para vermesi nedeniyle kendisine ödeme yapamadığını, yapacak bir şey olmadığından oradan ayrıldığını, ardından sanık ...'in kendisini havaalanına gidebileceği bir yol üzerinde bıraktığını, oradan havaalanına geçerek ...'a gittiğini, ...Takı ve Mücevherat isimli ... yerinde 19.04.2010-16.05.2010 tarihleri arasında kullanılan kredi kartları ile ilgisinin bulunmadığını, ... Döviz isimli ... yerinde 25.04.2010 tarihinde kullanılan kart ile ilgili bilgisinin olmadığını, 16.05.2010 tarihinde sanıklar ... ve ... ile ... ilinde görüştüğünü ancak her şahıs ile ayrı ayrı görüştüğünü, 20.03.2010 tarihinde sanık ...'in ...'ya yanına gelme nedenini bilmediğini, 25.04.2010 tarihinde Yücel Kaskat isimli ... yerinde kullanılan kredi kartı ile ilgisinin olmadığını, ... Döviz isimli ... yerinde 26.04.2010 tarihinde kullanılan kredi kartı ile ilgisinin bulunmadığını, sanık ...'nın Barto Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde 28.01.2010-28.02.2010 tarihleri arasında kullanılan yabancı bankaya ait kredi kartları ile ilgili bilgisinin bulunmadığını, ... iline gelme sebebinin sanıklar ... ve ...'dan alacağı bulunması olduğunu, 11.02.2010 tarihinde ... Kuyumculuk isimli ... yerinin yetkilisi olan inceleme dışı sanık ... Yuvauç'a çağrı bırakmasının nedeninin kendi telefonu aranmış ise kimin aradığını öğrenmek için olabileceğini, söz konusu ... yerinde kullanılan kredi kartları ile bir ilgisinin olmadığını, 06.05.2010 tarihinde kendisine para gönderen sanıklar ... ve ...'ü tanımadığını, bu kişilerin sanık ...'in kendisine olan borcu nedeniyle para yatırmış olabileceklerini, ... Elketronik isimli ... yerinde 05.05.2010-13.05.2010 tarihleri arasında kullanılan kredi kartları ile ilgisinin bulunmadığını, 06.05.2010 tarihinde sanık ... tarafından kendisine gönderilen parayı bu kişiden borç olarak aldığını, 666962491 ve 666962487 numaralı iletişim tespit tutanaklarının ... kiralama şirketinde bulunan 3 adet aracının icra yoluyla satışına ilişkin bir görüşme olduğunu, 672014795 numaralı iletişim tespit tutanağının kuzeni ...nın kendisinden borç para istemesine ilişkin bir görüşme olduğunu, 680640336 numaralı iletişim tespit tutanağında sanık ...'in sanık ...'ın kredi kartından çektiği paraya ilişkin kendisinden borç istediğini, 681222576 numaralı iletişim tespit tutanağında kuzenine verdiği toplam 8.000 TL'den kendisine yaptığı 200 TL ödemeye ilişkin olduğunu, 681226537 numaralı iletişim tespit tutanağında kuzeni ...nın kendisine yapacağı ödemeye ilişkin kız kardeşinin hesap numarasını verdiğini, 681296616, 681272549 numaralı iletişim tespit tutanaklarında kuzeni ...nın kendisine yapacağı 200 TL'lik ödemeye ilişkin görüştüğünü, 682615625, 692197185, 706568072, 709322122, 720740021, 724975993, 725135758, 725781041, 736731850, 738471215, 742053309, 742053308, 748376102, 748376103, 759094467 numaralı iletişim ve mesaj tespit tutanaklarındaki görüşmeleri hatırlamadığını, 682907987 numaralı iletişim tespit tutanağında Cengiz Karlı isimli arkadaşının ...'da açtığı bara misafir olarak gitmek için görüştüğünü, 694907937, 696915765, 697677666, 69767797, 697682841, 697909995, 698255826, 698255825, 702118491, 704343393, numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri yapmadığını, 705015165, 705015578 numaralı mesaj tespit tutanaklarında yer alan mesajların webmoney hesap açabilmek amacıyla kendisine gelen onay kodları olduğunu, 715581577 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'ın kredi çektiğine ve kendisine para göndereceğine ilişkin olduğunu, 716994547 numaralı iletişim tespit tutanağında sanık ...'in "Cücü" şeklinde hitap ettiği kişinin sanık ...'in arkadaşı olduğunu ancak kendisinin bu kişiyi tanımadığını, 745832304 numaralı iletişim tespit tutanağının sanık ...'ın kız arkadaşı ile ettiği kavgaya ilişkin olduğunu, 758358367 numaralı iletişim tespit tutanağının ...'da satılacak ya da kredi alınacak yerin tapu fotokopisinin sanık ...'a faksla gönderilmesine ilişkin olduğunu, 763417907, 763417906 numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmenin parası kalmadığı için sanık ...'ın bilgisayarını satarak kendisine 200 TL para göndermesi ile ilgili olduğunu, 763419545 numaralı iletişim tespit tutanağında sanık ...'ın kendisine para yatırması için hesap numarası vermesine yönelik olduğunu, 774456309 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın borcuna karşılık kendisine 895 TL para göndermesine ilişkin olduğunu, 771611730 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ... ile ağabeyi Erdal Sarı arasında geçen tartışmaya ilişkin olduğunu, flash belleğinde ele geçirilen kredi kartı numaralarının webmoney adındaki sanal para sattığı yabancı uyruklu müşterilerine ait olduğunu, bu kredi kartlarını kullanmadığını, bu numaraların webmoney transferi için gerekli olduğunu, bu bilgileri başka kimseye vermediğini, bilgisayarında kayıtlı bulunan kredi kartı bilgileri ile Rus uyruklu hackerlarla kredi kartı pazarlığı yapmadığını, internet üzerinden webmoney satın almak amacıyla yabancı uyruklu şahsa para gönderdiğini, arkadaşı olan sanık ...'ın da para göndermiş olabileceğini, Mahkemede; atılı suçları işlemediğini, bu suçlarla bir ilgisi bulunmadığını, örgüt ile de bir ilgisi olmadığını, sanıklardan sadece ..., ... ve ...'ı tanıdığını, 1993'ten beri tek bir hat kullandığını, bunun da 0 532 * 54 84 numaralı Turkcell hattı olduğunu, bunun haricinde hiçbir telefon hattı kullanmadığını, emniyet güçleri tarafından yakalandığında kendisinde 2. bir cihaz bulunmadığını, ayrıca örgüt mensubu olduğu iddia edilen kişilerin kendi hesabına havale yaptıklarının iddia edildiğini ancak Finansbank'taki hesabı incelendiğinde para sirkülasyonu olmadığının görüleceğini, örneğin sanık ...'ın kendisine para gönderdiğini ancak kredi çekerek gönderdiğini, bunu kendisinin de belgeleyeceğini, amcasının oğlu olan sanık ...'nın 1.000 TL'ye yakın bir para gönderdiğini, 2007 yılında kuzenine para göndermesi nedeniyle onun da bunun bedeli olarak bu parayı gönderdiğini, sanık ...'in kendisine 1.500 TL gönderdiğinin doğru olduğunu ancak bu sanığın kendisine 9.000 TL borcu bulunduğunu, bu parayı tanımadığı bir arkadaşına verip kendi hesabına yatırttığını, telefon görüşmesi de yapmadığını, örgüt lideri olmadığını, ...'da ikamet ettiğini, ...'da sigortacılık yaptığını,Sanık ... 14.07.2010 tarihinde kollukta; sanık ... ile ... Cezaevinde birlikte kaldıklarını, sanık ... ile eşine ait olan aracı satarken tanıştıklarını, sanık ... ile ... ilçesinde bulunan . isimli ... yerinde beraber çalıştıklarını, inceleme dışı sanık.'i ... ilçesinde Yurdakul Mobilya isimli ... yerinde beraber çalışırken tanıdığını, sanık ...'ın, .in kuzeni olduğunu, sanık ...'i gitmiş olduğu toplantıdan dolayı tanıdığını, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., inceleme dışı sanıklar ... ..., ..., ..., ...,., ., ..., ... ... ile tanık .ı tanımadığını, kredi kartı sahteciliği imali ve kullanımı olayı ile ilgili bir ilgisinin bulunmadığını, yapılan aramalarda kendisine ait hiçbir suç unsurunun ele geçirilmediğini, 0 506 * 49 91 numaralı hattın adına kayıtlı olduğunu, ... plaka sayılı otonun eşine ait bulunduğunu, yurt dışı sahte kredi kartı kullanmadığı gibi kullanılması için ... yeri de ayarlamadığını, sanık ...'nın 05.05.2010 tarihinde ... iline gelerek kendisi ile buluştuğunu, birlikte ...'na çay içmeye gittiklerini, sanık ...'nın daha sonra işi olması nedeniyle yanından ayrıldığını, kendisinin de ...'nda ... yeri bulunan sanık ...'in yanına uğradığını, kendisi ile buluştukları iddia edilen inceleme dışı sanık ... ile sanıklar ... ve ...'i ise tanımadığını, o gün kredi kartı kullanmadıklarını, Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerini bilmediğini, bu ... yerinden yurt dışı kredi kartı ile bir alışveriş yapmadığı gibi aracılık da yapmadığını, 0 534 * 38 49 numaralı telefonu kullanmadığını, sanık ... ile görüştüğünü ancak bu kişi ile sahte kredi kartı ile ilgili bir ... yapmadığını, ...Takı Mücevher isimli ... yerini bilmediğini, bu ... yerinden herhangi bir çekim işlemine aracılık etmediğini, sanık ...'ı tanımadığını ve 16.05.2010 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen buluşmayı hatırlamadığını, sanıklar ..., ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'ı tanımadığını, 16.06.2010 tarihinde bu şahıslarla buluştuğunu hatırlamadığını, 20.03.2010 tarihinde ... iline gitmediğini, sanık.ın evine çay içmek amacıyla ara sıra gittiğini, 23.05.2010 tarihinde sanık ... ile buluşmadığını, bu şahsı tanımadığını, yabancı bankalara ait sahte kredi kartlarını kullanmadığını, kendisine okunan ..., . ., ..., . . ., ., . ., ., .,. ., . ., ., ., . ., . .. .. . ., ., ., ., ., . . ., ., ., ., . ., ., ., . ., ., . ., ., . .,. .,.., . . ., .,.,., . ., ., ., . numaralı iletişim tespit ve mesaj tespit tutanaklarındaki görüşmeleri aradan zaman geçtiği için hatırlamadığını, .,., ., .., ., ., . .., ., ., . ., ., ., ., ., ., ., .., . ., ., . ., ., ., ., ., ., .., ., ., ., ., ., ., .. . . numaralı iletişim tespit ve mesaj tespit tutanaklarındaki görüşmeleri kendisinin yapmadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, ., . ., ., ., . ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerin ... satışı ile ilgili olduğunu, ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerin sanık ...'in ağabeyi ile ilgili olduğunu, kendisi ile ilgisinin bulunmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın kendisini çay içmeye götürmesi ile ilgili olduğunu,Mahkemede; atılı suçları işlemediğini, örgüt mensubu olmadığını, sanıklardan sadece ..., ... ve Cengiz Sarı ile inceleme dışı sanık Erhan Bestel'i tanıdığını, evinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığını, çalıştığı yer ile ikametgahının belli olduğunu, ... yerinde sigortalı olarak asgari ücretle çalıştığını, olaydan dolayı mağdur olduğunu, Sanık ... kollukta; sanık ...'yı cezaevinden tanıdığını, diğer şahısları tanımadığını, soruşturma konusu sahte kredi kartı üretme ve kullanma suçu ile ilgisinin bulunmadığını, 0 532 * 20 66 ve 0 531 * 53 38 numaralı hatları kullandığını, ev telefonunun 0 224 * 78 41, ... telefonunun ise 0 224 * 16 38 olduğunu, 2010 yılı Haziran ayına kadar elektronik eşya üzerine 2. el alım satım yapan ... yeri bulunduğunu, bu ... yerinde kimlik kontrolü yaptıktan sonra yabancı kartlarla POS cihazından çekim yaptığını, Andy Löwe isimli bir yabancı müşterisinin kartı ile yapılan alışveriş karşılığı çekim yaptığını, bu kişinin kimlik fotokopisini istemesine karşın tur operatörleri tarafından uyarılması nedeniyle alamadığını, bu nedenle sadece bu kartın ön yüzünde bulunan numara ile son kullanma tarihini alabildiğini, sanık ... ile arkadaşlık ilişkisi çerçevesinde görüştüğünü, üniversite öğrencisi olan ... Asgin isimli şahsın komşusu olduğunu, bu şahsın evinde ...'de ev arayan sanık ... ile birlikte misafir olarak kaldığını, yine sanık ...'nın zor durumda olduğunu belirtmesi nedeniyle kendisine çeşitli tarihlerde borç olarak para gönderdiğini, 05.05.2010-13.05.2010 tarihleri arasında ... Elektronik isimli ... yerinde yabancı bankalara ait kredi kartları ile yapılan alışverişlerin gerçek alışverişler olduğunu, bu alışverişleri kart hamillerinin kimliklerine bakarak teyit ettikten sonra yaptığını, 715581577 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın kendisinden istediği borç paraya ilişkin olduğunu, 715585039 numaralı mesaj tespit tutanağında yer alan hesap numarasının sanık ...'ya ait olması gerektiğini, 738143679 numaralı iletişim tespit tutanağında ... yerinde yabancı kartla yapılan işleme ilişkin olarak Yapı ve Kredi Bankası görevlisi ile yapmış olduğu görüşme olduğunu, bu görüşme sonrasında söz konusu alışverişe ilişkin fatura ve slibi bankaya verdiğini, 739721126 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede Yapı ve Kredi Bankası görevlisinin ... yerine gelmek istediğini ancak kurulumda olması nedeniyle gelemediğini, amacının banka görevlisinin oyalamak olmadığını, . isimli kişinin muhasebecisi olduğunu, 740358442 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi hatırladığını, bu görüşmede geçen Hariri isimli ...vatandaşının ... yerinden elektronik malzeme aldığını ancak işlemin gerçekleşmediğini, ardından bu kişinin ev telefonundan kendisini aradığını ve evine gelip ödeme yapmak istediğini söylediğini, daha sonra evine geldiğini, bu kişinin kartını alıp POS cihazından geçirdiğini ancak işlemin onaylanmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağında yapılan görüşmede Fortisbank görevlisinin kendisinden POS makinesini iade etmesini istediğini, bu makineyi daha sonra iade ettiğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kız arkadaşı olan. isimli kişiden 200 TL civarında borç para alıp sanık ...'ya göndermesine ilişkin olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın kendisine ait taşınmazı satması için tapu fotokopisini faks ile göndermesine ilişkin olduğunu, . ve . numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmenin sanık ...'nın kendisinden 230 TL borç para istemesi ve bu parayı göndermesine ilişkin olduğunu, evinde yapılan aramada ele geçirilen not kağıtları üzerinde bulunan yurt dışı bankalara ait kart numaralarının hepsinin müşterilerinin gerçek kredi kartları üzerinde yer alan numaralar olduğunu, bu numaraları güvenlik amacıyla aldığını,. isimli şahsa internet üzerinden alışveriş yapmak ve poker çipi almak için para gönderdiğini, evinde ele geçirilen POS makineleri ile sahte karttan çekim işlemi yapmadığını, yabancı bankalara ait gerçek kartlarla çekim yaptığını, Mahkemede; sanıklardan sadece ...'yı tanıdığını ve bu kişinin arkadaşı olduğunu, ayrıca sulh ceza mahkemesinde sorgu sırasında ibraz edemediği belgeleri getirdiğini, bu belgelerin avukatı tarafından ibraz edileceğini, Sanık ... kollukta; sanık ...'yı kuzeni olması nedeniyle tanıdığını, bu kişi ile bir yıldan fazla süredir görüşmediğini, diğer kişileri tanımadığını, sahte kredi kartı imali ve kullanımı suçlamasını kabul etmediğini, yaklaşık 8-9 aydır yeğeni olan Işıl Bakır ile birlikte 0 539 * 20 31 numaralı telefonu kullandığını, Barto Ekonomik Pazar isimli ... yeri bulunduğunu, ancak bu ... yerini yaklaşık 3 ay kadar önce kapattığını, bu ... yerinde sebze-meyve sattığını, bu ... yerinin günlük cirosunun ortalama 300 TL olduğunu, takip tutanağında belirtildiği gibi 13.03.2010 tarihinde sanıklar ... ve ...'in gelmediklerini, o tarihte ne ... yerinde ne de başka ... yerlerinde sahte kredi kartı kullanmadığını, 28.02.2010 tarihinde sanıklar ... ve ...'in yanına gelmediklerini, onlarla görüşmediğini, 28.02.2010 tarihinde ... yerinde daha önceden görmediği ve tanımadığı biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın toptan sebze-meyve alışveriş yaptıklarını, karşılığında POS cihazından 3.155 TL'lik çekim yaptığını, ancak işlemin reddedildiğini, bunun üzerine malı teslim etmediğini, bu kişilerin "Nakit alıp geleceğiz." diyerek ... yerinden ayrıldıklarını, ancak bir daha da gelmediklerini, 28.01.2010 tarihinde yine daha önceden tanımadığı biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın sebze-meyve alışverişi yaptıklarını, karşılığında POS cihazından 75 TL'lik çekim yaptığını, 02.02.2010 tarihinde biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın toptan sebze-meyve alışverişi yaptıklarını, karşılığında POS cihazından 2.875 TL'lik çekim yaptığını, bu işlemin onaylanması nedeniyle malı teslim ettiğini, bu kişilerin beyaz renkli, markası ve modelini bilmediği bir otoya bindiklerini, aynı gün yapılan 3.425 TL'lik toptan sebze-meyve alışverişini biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın yaptığını, karşılığında POS cihazından 3.425 TL çektiğini ancak işlemin onaylanmaması nedeniyle malı teslim etmediğini, onaylanan alışverişler ile ilgili olarak banka hesabına ödeme yapıldığını, ... yerinde 28.02.2010 tarihinde kullanılan 5471 33 6581 numaralı yurt dışı kredi kartının bir gün sonra 01.03.2010 tarihinde, inceleme dışı sanık ... ...'a ait olup ... ilinde bulunan ... Kuyumculuk isimli ... yerinde de kullanılması olayı ile ilgili bilgisinin olmadığını, bu şahsı tanımadığını, . . ..numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, . . ., . . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerin ... satımı ile ilgili olduğunu, . numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede banka görevlisinin yabancı kartlarla yapılan alıverişlere ilişkin slip istediğini, niye istediğini bilmediğini, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'dan aldığı borç parayı daha sonra göndermesine ilişkin olduğunu, Mahkemede; iddianamede yazılı suçları işlemediğini, sanıklardan ...'nın amcasının oğlu olduğunu, diğer sanıkları tanımadığını, 5714/1. Sokak, .../... adresinde manavcılık yaptığını, yabancı şahısların 4 gün içinde kendisinden 2 kez alışveriş yaptıklarını, bu süre zarfında kartlarda problem olsaydı bankanın kendisini arayıp uyarabileceğini, ancak bunun yapılmadığını, 25 yıldır aynı yerde ikamet ettiğini, esnaf olduğunu, buna ilişkin belgelerini ibraz etmek istediğini,Sanık ... kollukta; inceleme dışı sanık ... ile sanık ...'ın kardeşleri olduğunu, kendisine sorulan diğer kişileri tanımadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini, adına kayıtlı olan 0 535 * 86 98 numaralı hattın 1 yıldır kapalı olduğunu, arkadaşı adına kayıtlı olan 0 507 * 79 28 numaralı telefonu kullandığını, sanıklar ... ve ...'ü tanımadığını, bu kişilerle buluşmadığını, 0 232 * 19 09 numaralı hattın annesi adına kayıtlı olduğunu, bu telefondan sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 54 84 numaralı hatta çağrı bırakmadığını, kendisine okunan. . . . ., ., ., ., . ., ., ., . . . numaralı mesaj ve iletişim tespit tutanakları ile ilgili bilgisi olmadığını,.numaralı görüşmede geçen İbrahim isimli şahsı tanımadığını, .isimli şahsın ise kardeşi olduğunu, ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, bu görüşmelerdeki ... isimli kişinin mahallede mobilyacılık yapan bir şahıs olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yapmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, ... isimli şahsın yanına başlıkları dikmek için gittiğini,., ., ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, bu görüşmede yer alan ... isimli şahsın tekstil işinden tanıdığı bir arkadaşı olduğunu, ...'in soy ismini bilmediğini, bu kişinin ... ilçesinde HSBC Bank'ın bulunduğu sokaktaki ... yerinin çalışanı olduğunu, görüşmede ...olarak belirtilen kişinin de ... yeri çalışanı olduğunu, kendisinin diktirdiği bayan kıyafetlerine ilişkin "Kredi kartı ile ödeme yapsak olur mu?" dediğini, kart sahibinin kim olduğunu bilmediğini, ancak bunu soran kişinin aracı olduğunu, kendisinin de ...isimli şahsa POS cihazının yurtdışı kullanıma açık olup olmadığını sorduğunu, daha sonra da görüşemediğini, müşterinin güvenilir gelmediğini,.umaralı iletişim tespit tutanağında yer alan ... isimli kişinin tekstil işinde çalışan bir arkadaşı olduğunu, bu kişinin çalıştığı ... yerinin ismini bilmediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olduğunu, bu görüşmede yer alan ... isimli kişinin ... Organize Sanayi Bölgesinde bulunan . Teks. Konf. isimli ... yerinin sahibi olduğunu, bu kişiye fason ... yaptıracağını, müşterinin de ödemeyi kredi kartı ile yapacağını, kredi kartının yabancı bankaya ait olduğunu, bu kişinin Yapı ve Kredi Bankası, Fortisbank ve ...'a ait POS cihazlarını kullanmak istediğini ...'e söyleyip "Bu bankalardan POS cihazı alırsan müşteri devamlı buradan mal alırız diyor." dediğini, ...'in daha sonra bu bankalardan POS cihazı alıp almadığını bilmediğini, müşteri sağlam gelmeyince kendisinin de bir daha ne oluğunu sormadığını,.numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olduğunu, Mürsel isimli uyanık bir arkadaşını yurt dışı kartlar hakkında bilgi almak amacıyla aradığını, kendisinden kopya olduğunu düşündüğü bir kart ile alışveriş yapmaya çalıştıkları için aradığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede yer alan ... isimli şahsın arkadaşı olduğunu, tekstil işi yaptığını, bu görüşmenin ... isimli kişinin mal üretemediği için sıkışık olması ile ilgili bir görüşme olduğunu,. numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin mal üretip satamadıkları için ekonomik sıkıntı çektiklerine ilişkin olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede aracı müşterinin yabancı banka kartı ile çekim yapabileceği bir yer olup olmadığını sorduğunu, kendisinin ise bu kartların kopya kart olabileceğini düşünerek alışveriş yapmadığını, kardeşi olan ...'ın ödemeleri kredi kartı ile yapmak isteyen yabacı müşterilere mal satıp satamayacaklarını sorduğunu, bunun üzerine yabancı kartlar ile ödeme alabilecek ... yerlerini araştırdığını, müşterinin kredi kartının kendi adına olmadığını öğrenince de vazgeçtiğini, suçlamaları kabul etmediğini,Mahkemede; kolluk ifadesini aynen tekrar ettiğini, ekleyecek bir husus olmadığını, kardeşleri dışında isimleri geçen diğer kişileri tanımadığını,Sanık ... kollukta; sanık ...'i 2-2,5 aydır tanıdığını, kendisi ile halihazırda cezaevinde bulunan İlhan Güven isimli şahıs vasıtası ile tanıştığını, sanık ...'in kendisine bulacağı ... yerlerinden sahte kredi kartları ile POS makinesinden yapılacak çekimler karşılığında %10-20 oranında pay vereceklerini söylediğini, bu şahıs ile aynı anda sanıklar ..., ... ve ... ile de tanıştığını, bu şahısların da aynı işi yaptıklarını, inceleme dışı sanık ...un mahalleden tanıdığı bir esnaf olduğunu, bu kişinin şehirlerarası bilet satışı yapan ... yeri bulunduğunu, sanık ...'ın ağabeyi, diğer sanık ...'ın ise küçük kardeşi olduğunu, diğer şahısları tanımadığını, sanıklar ... ve ... ile tanıştıktan sonra bu şahısların kendisine bulacağı ... yerlerinden sahte kredi kartı ile yapılacak olan POS işlemlerinden yüzde üzerinden komisyon vereceklerini söylediklerini, bunun üzerine yaklaşık 15-20 gün boyunca birçok ... yerini dolaştığını, bu ... yerlerinden birçoğunun olmadığını, birçoğunun da çekilecek olan kartın %70'ini istemeleri nedeniyle kabul etmedikleri, ... isimli arkadaşının kendisine ... yeri bulduğunu, bu ... yerini nerede olduğunu bilmediğini ancak ... yerinin ismini bilmediği elemanının seyyar POS makinesi getirdiğini, söz konusu yere sanıklar ... ve ... ile birlikte gittiklerini, POS'tan kredi kartını çektiğini, işlemin ret verdiğini, bunun üzerine ...'den ayrılıp geri geldiklerini, ayrıca ... merkezinde adreslerini bilmediği ... yerlerinden yaptıkları POS işlemlerinin tamamının ret ile sonuçlandığını, bu nedenle çekim işlemi yapamadıklarını, 0 539 * 16 97 numaralı hattın kendisi tarafından kullanıldığını, yine kardeşleri olan sanıklar ... ve ...'ın telefonlarını da kullandığını, ancak bu telefonların numaralarını hatırlamadığını, 16.06.2010 tarihinde sanıklar ... ve ...'ün evlerine geldiklerini, yanlarında getirdikleri l veya 2 adet POS makinesini evde bulunan 0 232 * 19 09 numaralı hatta bağladıklarını, sanıklar ... ve ...'ün kendilerinde bulunan birçok yabancı kartı bu POS cihazlarından geçirdiklerini ancak hepsinin ret verdiğini, bunun üzerine aralarında tartıştıklarını, ardından söz konusu şahısların POS makinelerini alıp gittiklerini, bir ara sanık ... ile internet kafeye gittiklerini, orada sanık ...'in internet üzerinden yabancı bir şahıstan kart numaraları aldığını ve bilgilere göre evde tekrar denediklerini ancak yine ret verdiğini, daha sonra evden ayrılıp gittiklerini, evlerinde bulunan 0 232 * 19 09 numaralı telefondan muhtemelen sanık ...'in diğer sanık ...'ya çağrı bırakmış olabileceğini,. numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan .isimli şahsın gerçek adını bilmediğini, mahalledeki bu kişinin kendisine ait mobilya dükkanı bulunduğunu, ağabeyi ile birlikte çalıştığını, bir ara bu kişiye kart ile çekim işlemi yapmak için POS makinesi lazım olduğunu söylediğini, bunun üzerine bu olaylardan haberi olduğunu ancak onun bu işler ile ilgisi bulunmadığını, bu kişi ile tahmin ettiği kadarıyla söz konusu görüşmeyi kardeşi olan inceleme dışı sanık ...'ın yaptığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin Mirkaz isimli şahsın kart çekimi için yer ayarlamaya çalıştığına ancak ayarlayamadığına, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin Mirkaz'ın ... yeri bulduğuna ancak kartlar boş çıkınca bu yere gitmediklerine ilişkin olduğunu, .numaralı mesaj tespit tutanağında yer alan mesajı o sırada kendi telefonunu kullanan sanık ...'in, inceleme dışı sanık ...'ın telefonunu kullanan sanık ...'e gönderdiğini,. numaralı mesaj tespit tutanağının POS makinesinin ret vermesi nedeniyle durumu sanık ...'ün diğer sanık ...'e bildirmesine ilişkin olduğunu, . numaralı mesaj tespit tutanağının telefonda konuşulmaması gerektiğine ilişkin bir uyarıya ilişkin olduğunu, . numaralı mesaj tespit tutanağındaki mesajın sonu 3910 ile biten karttan 3.950 TL çekilmesi gerektiğine ilişkin sanık ... tarafından diğer sanık ... Bilgin'e gönderilen bir mesaj olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeye ilişkin olarak ilk başlarda sanık ... ve ...'in birlikte kart işi yaptıklarını, aralarında anlaşamamaları üzerine sanık ...'in kendisini aradığını, sanık ... ile görüşmek istediğini, ancak sanık ...'in görüşmek istemediğini, ., ., .. ., ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri hatırlamadığını,.numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kart çekimi ile ilgili olarak sanık ...'le yaptığı görüşme olduğunu.numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede yer alan Mahmut isimli şahsa da bir ara kart işi yaptıklarını söylediğini, bu kişinin ...'da kartları kullanabilecekleri ... yeri bulduğunu ancak diğer kişilerin kabul etmemeleri nedeniyle bu işin gerçekleşmediğini, Mahmut isimli şahsın açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede .isimli şahsın yanına giderek ... yeri ayarlamaya çalışacaklarını, ancak ... yerini sahibinin kabul etmemesi nedeniyle vazgeçtiklerini, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'in ... yeri bulmak için ertesi gün eve geleceklerini, yapılan işlemler sonucunda ya POS cihazının kapalı olması ya da ret vermesi nedeniyle para çekemediklerini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'in aldığı yeni telefon hattını kendisine söylediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede kart işine girdiğini öğrenen mahalleden tanıdığı açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediği . isimli arkadaşının kendisi ve sanık ... ile irtibat kurup ... yeri ayarlayıp kart çekim işlemi yapacaklarını ancak çekim işlemi yapılamadığını bildiğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede kartların daha önce başkaları tarafından kullanılıp içlerinin boşatılması nedeniyle sanık ...'in bulduğu kartlardan bir an önce çekim yapmak için acele ettiklerine ilişkin bir görüşme olduğunu, Mahkemede; kolluk ifadesini aynen tekrar ettiğini, ekleyecek bir husus olmadığını, kardeşleri ile sanık ... dışında isimleri geçen diğer kişileri tanımadığını, Sanık ... kollukta; .simli ... yerinde 12 yıldır çalıştığını, kendisine sorulan sanık ...'i tanıdığını, kuzeni olan inceleme dışı sanık . ile bu kişinin aynı ... yerinde birlikte çalıştıklarını, sanık ...'i mahalleden tanıdığını, bu kişi ile birlikte ... yapmadıklarını, sanık ...'in de bu kişinin ağabeyi olduğunu, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgisinin bulunmadığını, adına kayıtlı bulunan 0 535 * 48 62 numaralı telefonu kullandığını, boş zamanlarında uydu montaj işi yaptığını, buna ilişkin bir ... yeri bulunmadığını, sanık ...'yı tanımadığını, 26.04.2010 tarihinde ...'nda diğer sanık ... ile buluşmadığını, uydu işi için belki ... Mahallesine gitmiş olabileceklerini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin internet ortamında oyun oynamak için sanık ... ile buluşmasına ilişkin olduğunu, yoksa bu kişi ile fiziken buluşmadığını, ., . . ., ..numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, 25.04.2010 tarihinde sanıklar ... ve ... ile buluşup ...Takı isimli ... yerinden 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile alışveriş yapmadığını, yine aynı ... yerinde 19.04.2010-16.05.2010 tarihleri arasında yabancı kartlarla yapılan alışverişlerle ilgisinin bulunmadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'in eskiden uydu işi yapması nedeniyle kendisine yardıma gelmesi ile ilgili bir görüşme olduğunu, ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri sanık ... ile internet üzerinden oynadıkları oyun ile ilgili olarak yaptığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi sanık ... ile yaptığını, bu kişinin kendisine borcu olduğunu, kalan borcun ne kadar olduğunu konuştuklarını, Mahkemede; iddianamede yazılı suçlarla bir ilgisinin bulunmadığını, sanıklardan ..., ..., ... ve inceleme dışı sanık .i tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, suçlamayı kabul etmediğini,Sanık ... kollukta; kardeşi olan sanık ... ile birlikte ...'nda çanta işi yaptıklarını, sanık ...'ı mahalleden tanıdığını ancak son 3 yıldır görüşmediklerini, sanık ...'ün kardeşi olan sanık ...'in arkadaşı olduğunu, inceleme dışı sanık ...'nın ... yerlerinin bulunduğu sokaktaki deri mağazasında çalıştığını, diğer şahısları ise tanımadığını, adına kayıtlı olan 0 507 * 18 45, 0 554 * 09 67, 0 532 * 15 83, 0 532 * 75 49 numaralı hatlar ile kapalı vaziyette olan ancak numarasını hatırlamadığı bir hat daha bulunduğunu, 532 ile başlayan hatların kapalı olduğunu, 0 507 * 18 45 numaralı hattı 5 aydır kendisinin kullandığını, 0 554 * 09 67 numaralı telefonu ise 2,5-3 aydır sanık ...'in kullandığını, sanık ...'yı tanımadığını, sanık ...'i ise bir defa gördüğünü, bu şahsı Kızlarağası Hanı'nın önünde yanında sanık ... ve tanımadığı bir kişi daha bulunduğu hâlde çay ocağı gibi bir yerde çay içerken gördüğünü, yanlarına oturmadığını, selamlaşıp yanlarından ayrıldığını, bir süre sonra dükkana gelen sanık ...'e "Yanında oturduğun şahıslar kimdir?" diye sorduğunu, kardeşinin de "Ona borcum var." dediğini, bu olay dışında sanık ...'i bir daha görmediğini, bu görüşme esnasında oturanlar arasında inceleme dışı sanık ... ile sanık ...'ün bulunmadığını, Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerinde kullanılan yabancı bankaya ait kredi kartı ile ilgili bilgisi bulunmadığını, sanıklar ... ile ...'nın birbirlerine gönderdikleri mesajlar hakkında bilgisi olmadığını, 31.05.2010 tarihinde eniştesi .'in kardeşi .'in vefat ettiğini, kendisinin de o esnada .larda cenaze taziyesinde bulunduğunu, bu sırada sanıklar ... ile ...'ün yanına geldiklerini, bir süre sonra sanıklar ... ile ...'ün cenaze yerinden ayrıldıklarını, daha sonra nereye gittiklerini bilmediğini, sanıklar ... ile ...'ün aynı gün ...ilçesine gittiklerinden haberi olmadığını, ., ., ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri kendisinin yapmadığını, sanık ...'in bazı zamanlarda kendi telefonunu kullandığını, ...ilçesinde bulunan, sanık ...'in...isimli ... yeri ile inceleme dışı sanık ... .nın ... Optik isimli ... yerinde yabancı bankalara ait kredi kartları ile 31.05.2010 tarihinde yapılan alışverişlere ilişkin bilgi sahibi olmadığını, . iletişim tespit numaralı görüşmeyi kendisinin yaptığını, bu görüşmede yer alan ...isimli şahsı birkaç kez gördüğünü, ne ... yaptığını bilmediğini, kardeşi olan ...'in "Abi bir şey olursa beni bu numaradan ara" diyerek ...isimli şahsın numarasını verdiği için o numaralı aradığını, 751713873 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi kendisinin yaptığını ve mahallelerindeki kahvehanenin sahibi ... isimli şahsa olan borcuna ilişkin bir görüşme olduğunu, yine görüşmede geçen "." dan kastının bu isimli birahane olduğunu, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ...isimli şahısla yaptığını, kardeşine ulaşmak için aradığını, .ın da .k isimli şahsın yanında olduğunu söylediğini, o tarihlerde . isimli şahsın telefonu olmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi hatırlayamadığını, görüşmede geçen ... ... isimli kişinin bir ara eşi ile problemleri olduğunu ve bununla ilgili görüşmüş olabileceğini, bu kişiyi kardeşinin de tanıması nedeniyle onun da görüşmüş olabileceğini, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kardeşi ile yaptığını, bir yerden para almaları gerektiğini, kendisi cenazede olduğu için sanık ...'in gitmesi gerektiğini, arayan kişilerin ...ilçesi ile bağlantılarının bulunmadığını, ., .numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri inceleme dışı sanık ... ile yaptığını, bu kişinin derici olarak çalışan ağabeyinin yanında işçi olarak çalıştığını, ...'na gelen bir turistin söz konusu ... yerinden deri ceket aldığını, kendi ... yerlerinden de çanta aldığını, bu malzemeleri ...'nda ismini bilmediği bir otele teslim edeceklerini, deri ceket için 700 Euro ya da 700 TL, çanta içinde 200-250 TL bir para alınacağını, inceleme dışı sanık ...'nın söz konusu malzemelerle ...'na gittiğini, yanında da sanık ...'in bulunduğunu, oradan gelecek parayı borcuna karşılık başkalarına vereceğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ...isimli şahısla yaptığını, Fuat'ın bu görüşmede sanık ...'i sorduğunu, .numaralı mesaj tespit tutanağında yer alan "He@Selckta kiler görüsmek istemiyor" şeklindeki mesajın bazen kendisinin bazen de kardeşinin kullandığı telefona geldiğini, ... ... .r isimli kişinin mahallelerinde boşta gezen birisi olduğunu, kendisinin ...ilçesine hiç gitmediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ... ... . isimli şahısla yaptığını, sanık ...'in inceleme dışı sanık ... ile ...'na ceket bırakmaya gittiklerini bildiğini, ...ilçesine uğradıklarından haberi olmadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede geçen . isimli kişinin hâlihazırda çalıştıkları ... yerine ortak olan kişi olduğunu, ..isimli şahsın da çalıştırdıkları dükkânın sahibi olduğunu, ... isimli şahsın da ...'da çantacılık işi yapan biri olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ...isimli şahıs ile yaptığını, görüşmede geçen 200 TL'nin kardeşinin sattığı telefonun bedeline ilişkin olabileceğini, kardeşi olan sanık ... ile borç, alacak ve ... ile ilgili konularda görüştüklerini, bunun haricinde görüşmediklerini, kardeşinin sahte kredi kartı işi yaptığını bilmediğini, Mahkemede; iddianamede yazılı suçlarla bir ilgisinin bulunmadığını, sanık ...'in kardeşi olduğunu, sanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'yı tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, suçlamayı kabul etmediğini, Sanık ... kollukta; ...ilçesinde hediyelik eşya üzerine... isimli ... yeri bulunduğunu, bu ... yerinin sahibi olan .'nin damadı olması nedeniyle inceleme dışı sanık ... ...'ı tanıdığını, bu kişinin ...ilçesinde gözlükçülük yaptığını, diğer şahısları tanımadığını,. adına kayıtlı olan 0 536 * 08 48 numaralı telefonu kullandığını, 31.05.2010 tarihinde ... yerine 3 erkek şahsın geldiğini, resimleri kendisine gösterilen ve isimlerini daha sonra öğrendiği sanıklar ..., ... ve ...'in ... yerine geldiklerini, sanık ...'in kolunda dövme olduğunu gördüğünü, bu üç kişinin kendisine toplu olarak alışveriş yapacaklarını söyleyip "Kredi kartı makinesi var mı?" diye sorduklarını, olduğunu söyleyince de ... yerinde bulunan gümüşlerden ve hediyelik eşyalardan yaklaşık 2.000-3.000 TL civarında bir alışveriş yapacaklarını belirttiklerini, malları beğendiklerini, sanık ...'in elinde bulunan yabancı bir bankaya ait kredi kartını kendisine verdiğini, meblağ yüksek ve kart da yurtdışı kartı olduğu için şüphelendiğini, kartı çektiğini, bu esnada şüphelendiğini fark etmeleri nedeniyle "Kimlik getireceğiz, kimlik araçta kalmış merak etme." dediklerini, kartı çektiğini ancak POS makinesinin "Bankanızı arayınız." diyerek olumsuz yanıt verdiğini, bunun üzerine kimliklerini istediğini ve kartı iade ettiğini, "Kimlik arabada kalmış getireyim." dedikten sonra üçünün birlikte ... yerinden çıktıklarını, aynı gün birkaç saat sonra sanık ...'in tekrar yalnız başına geldiğini, ikinci bir kart ve kimlik ibraz ettiğini, tekrar POS cihazı "Bankanızı arayın." diye uyarı verince kartı ve kimliği iade ettiğini bunun üzerine bu kişinin ... yerinden ayrıldığını, . numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi ismini bilmediği bir şahıs ile yaptığını, bu görüşmede ...ilçesinde ismini ... ... olarak bildiği işi gücü olmayan bir şahsın ... yerine geldiğini, "Abi senden mal alacaklar, bunu kart ile çekecekler, 2 liralık mal alacaklar ancak karttan 4 liralık mal alınmış gibi geçecekler." dediğini, ... ...'ye "Ne ...?" diye sorması üzerine, bu kişinin "Abi bu işler böyle." diye söylediğini, ayrıca bu şahısların ... ilinden geleceklerini, kendisinden telefon numarasını alarak karşı tarafa vereceğini söylediğini, yaklaşık 1-2 saat sonra tanımadığı bir kişi tarafından arandığını, bu kişi ile görüştükten yaklaşık 1-2 dakika sonra ... yerine ... ve Erman isimli şahısların geldiklerini, kendisine "Abi biz alacağımızı alalım ve karttan çekelim." dediklerini, kendisinin de istedikleri malları çıkarttığını, ilk etapta 1.000-1.500 TL'lik gümüş ve aksesuar seçtiklerini, kartı ... isimli şahsın vermesi üzerine POS'tan geçirdiğini, direkt ret verip "Bankanızı arayın." şeklinde uyarı verdiğini, kendisinin "Olmaz, başımıza ... mi açacağız." dediğini, ardından söz konusu şahısların ... yerinden ayrıldıklarını, aynı gün akşam saatlerinde bu sefer ..., Erman ve Burak isimli şahısların geldiklerini, inceleme dışı sanık ... ...'ın ... Optik isimli ... yerinde kurulu bulunan ...'a ait POS makinesini getirdiğini, ardından hem inceleme dışı sanık ... ...'ın hem de kendi ... yerinde bulunan POS cihazlarından üç ayrı karttan çekim işlemi yaptıklarını, ancak bu işlemlerin de ret ile sonuçlandığını, bunun üzerine "Bu ... olmaz gidin." diyerek söz konusu şahısları ... yerinden gönderdiğini, ardından da inceleme dışı sanık ... ...'ın ... yerinden ayrıldığını, 753711480, 753805526 ve 754182214 numaralı iletişim tespit tutanaklarına göre görüştüğü Onur isimli şahsı tanımadığını, bu kişi ile POS makinesinden çekim yapmak için gelip gelmeme konusunu görüştüğünü, 754339721, 754644070 numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerde sanık ... ile POS makinesinden çekim yapmak için gelip gelmeme konusunu görüştüğünü, 761800629 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede ...ilçesinde ." lakabı ile bilinen ... isimli şahısla görüştüğünü, daha önceki tarihlerde başarısız kart çekimleri nedeniyle huzursuzlandığını ve bu şahsa da dikkat etmesi gerektiğini söylediğini, 761925627 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi inceleme dışı sanık ... ... ile yaptığını, görüşmedeki konuyu hatırlayamadığını, İstinabe olunan Mahkemede; suçlamayı kabul etmediğini, olay tarihinde ". Hediyelik Eşya Gümüşçü" isimli ... yerini işlettiğini, isimleri okunan sanıkların hiçbirini tanımadığını, sanık ...'ı eşi nedeniyle tanıdığını, ...ilçesinin turistik bir yer olduğunu, yabancı turistlerden birinin kredi kartıyla işlem yapmaya çalışmış olabileceğini, 31.05.2010 tarihinde saat 18.29 sıralarında yapılan işlemleri ... yerinin kalabalık olması nedeniyle hatırlayamadığını, ... ... isimli kişinin altın toptancısı yanında çalıştığını, çantacı olarak tabir edildiğini, bu kişinin kendisini telefonla arayıp "Çanta satmak isteyen birileri var, senden de hediyelik eşyalar alacaklar, mal takası yapabilir misin?" dediğini, kendisinin de "Gelsinler görüşelim, çantalar hoşuma giderse neden olmasın." dediğini, telefonunu bu kişilere vereceğini söylediğini, bir iki saat sonra tanımadığı numaradan bir kişi tarafından aradığını, dükkânının yerini sormaları üzerine tarif ettiğini, kendilerini ... ve Erman olarak tanıtan söz konusu iki kişinin dükkânına geldiğini, dükkânındaki eşyalara baktıklarını, kendisinin de çantalara baktığını, onların dükkânından alacağı eşyaları beğendiklerini, pazarlığa giriştiklerini, anlaşamayınca "Kardeşim, ... yerinden gidin." dediğini, bu kişilerin ... yerinden ayrıldıklarını, ...'na gittilerini, akşam üstü tekrar ... yerine geldiklerini, "Ağabey çantalara karşılık bu mallarla takas hususunda anlaşalım." dediklerini, yine anlaşamayınca ayrılıp gittilerini, ikinci geldiklerinde kendisinin, ... Optik isimli ... yerinin sahibi olan inceleme dışı sanık ... ...'a ...'a ait POS makinesini getirtmiş olmadığını, bu POS cihazından da gelen kişilerin üç ayrı karttan işlem yapmadıklarını, bu kişileri ...ilçesinde bir kez daha gördüğünü, çanta alım satım işi yaptıkları için başka bir ... yaptıklarının aklına gelmediğini, ..., . ve .simli şahısların kendi POS makinesinde alışveriş yapmaya çalışmadıklarını,Sanık ... kollukta; . servisinde atölye sorumlusu olarak çalıştığını, gelen müşterileri karşılayıp elemanlarla ilgilendiğini, müşterilerin tahsilat işlerini yaptığını, ayrıca hesaplara ... yeri sahibinin de baktığını, ... yerinde 1 adet POS cihazı bulunduğunu, ödemeleri ... yerindeki sekreterlerin aldığını, sanık ...'i tanıdığını, bu kişinin sahte kredi kartı üretmek suçundan yaklaşık bir sene kadar cezaevinde yattığını, kendisine kredi kartı üretmek konusunda herhangi bir açıklama yapmadığını, son olarak ... ilinde duruşması olduğu için kendisinden 100 TL istediğini, nakit parası olmadığı için bu kişiye kredi kartını verdiğini, kredi kartını getirmemesi üzerine aralarında anlaşmazlık çıktığını, en sonunda kartını bu kişiden aldığını, alacağının da bankaya yatırıldığını, bir daha da bu kişi ile görüşmek istemediğini, kendisine sorulan diğer kişileri tanımadığını, soruşturma konusu sahte kredi kartı olayı ile ilgisinin bulunmadığını, adına kayıtlı 0 533 * 90 99 numaralı hattı kullandığını, bu telefonunu sınırsız hat olması nedeniyle arkadaşlarının da kullandığını, 20.03.2010 tarihinde sanık ...'in evine gelerek ... ilinde duruşması olduğunu söylediğini, bunun üzerine kendisine kredi kartını verdiğini, 21.03.2010 tarihinde evine gelme nedenini hatırlamadığını, çünkü kendisinin bu kişi ile ...'ya gitmesinden yaklaşık 1 hafta sonra görüşebildiğini, evinin anahtarlarının bu kişide de bulunması nedeniyle kendisinin evinde olmadığı bir sırada gelmiş olabileceğini, birlikte anten ve güvenlik kamerası montajı işi yaptıklarından anahtarını verdiğini, sanık ...'in dizüstü bilgisayarını siyah bir bilgisayar çantasında taşıdığını, başka çantası olduğunu bilmediğini, bu bilgisayarı da ihtiyacı olunca sattığını, 682622887 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi sanık ... ile yaptığını, bu kişinin kendisini Pazar günü arayıp bir arkadaşı ile birlikte geleceğini söylediğini, geldikten sonra bilgisayarın başına geçip "İzmirnet"ten kadınlar ile mesajlaştığını, elinde herhangi bir çanta veya kredi kartı imalinde kullandığı malzemenin bulunmadığını, 701664273 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'den, ... iline giderken vermiş olduğu kredi kartını istediğini, onun da eve bıraktığını söylediğini ancak söylediği yerde kartı bulamadığını, en sonunda kartı ısrarlı istemesi neticesinde aldığını, kendisine olan kredi kartı borcunu da bu kişinin parça parça ödediğini, sanık ...'in zaman zaman kendi telefonunu kullandığını, bu sırada "Usta" lakaplı biri ile görüştüğünü, sanık ... ile hiç tanışmadığını, 728030809 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'den alacaklı olduğu parayı istediğini, bu kişinin Tepecik'te kendisini beklediğini, ardından sanık ...'i alıp Yeşilyurt'a götürdüğünü, Eşrefpaşa Lisesi önünde yanlarına sanık ...'in arkadaşının gelip bankadan para çekerek kendisine 300 TL verdiğini, 736938806 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'e vermiş olduğu kredi kartının borcunu ödemesini istediğini, kalan 93 TL borcu kendisine ödemesi üzerine bu parayı bankaya ödediğini, suçlamaları kabul etmediğini, Mahkemede; iddianamede yazılı suçlarla bir ilgisinin bulunmadığını, sanıklardan ...'i tanıdığını, bu kişinin daha önceki ... yerinde çırak olduğunu, diğer sanıkları tanımadığını, Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... tutuklanması amacıyla sevk edildiği ... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesinde; suçlamaları kabul etmediğini, toptan çanta ve saat işi yaptığını, Hisarönü'nde mağazası bulunduğunu, birçok kişiye telefon borcu olduğunu, 150.000 TL civarında borcu bulunduğunu, huzurda bulunan Av. ...'in de kendi hakkında 40.000 TL'lik icra takibi yaptığını, herhangi bir şekilde kredi kartı kullanmadığını, dükkânının yeni olması nedeniyle POS cihazı bulunmadığını, kimseye bu konuda aracılık da etmediğini, ... yerinin 1-1,5 ay kapalı kaldığını, bu sırada yine de çarşıda bulunduğunu, sanık ... ile eskiden yapılan araba yarışlarında tanıştığını, sanık ...'ün mahalleden çocukluk arkadaşı, sanık ...'in ağabeyi, diğer sanık ...'ın da eski arkadaşı olduğunu, diğer kişileri tanımadığını, sanık ...'in telefon konuşmaları ücretsiz olduğu için o hattı kullandığını, daha sonra ağabeyinin kendi adına cep telefonu hattı alıp o numarayı kullanmasını söylediğini, bir ay sonra ... yerini açtığını, suça karışmadığını, ...ilçesine çanta ve saat toptancılığı, ...'na ise mal teslimatı için gittiğini, Mahkemede; suçlamaları kabul etmediğini, örgütle bir ilgisi olmadığını, atılı suçları işlemediğini, sanıklardan ...'in ağabeyi, ... çocukluk arkadaşı olduğunu, sanıklar ... ile ...'i oto yarışlarından tanıdığını, inceleme dışı sanık ...'nın akrabası olduğunu, Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... tutuklanması amacıyla sevk edildiği ... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesinde; evinde ele geçirilen kopyalama cihazını tekrar ilan verip satmak için internetten 1.000 TL'ye satın aldığını, 3.000 TL satış fiyatı olduğunu, suç amaçlı almadığını, sanıklardan ...'in arkadaşı olduğunu, sanık ...'i de bu kişinin ağabeyi olması nedeniyle tanıdığını, herhangi bir şekilde suç işlemediğini,Mahkemede; suçlamayı kabul etmediğini, sanıklardan ..., ... ile inceleme dışı sanık ...'yı tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, Savunmuşlardır. (1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konuları ile sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediklerine ilişkin uyuşmazlık konusunun birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Örgüt kurma ve yönetme, örgüte üye olma, örgüte yardım etme, sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermedikleri ile anılan mahkûmiyet hükümleri bakımından adli emanette bulunan iletişim tespit tutanaklarının duruşmaya getirtilip bu tutanaklar ile dosya kapsamında yer alan teknik takip tutanaklarının duruşmada okunup bunlara karşı sanıkların savunmalarının alınıp alınmadığı ve bu bağlamda CMK'nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığı; Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşılmasını olanaklı kılmak için de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu delil serbestisi dolayısıyla da bu delillerin hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edileceği esasını benimsemiş, ancak duruşmanın ve delillerin doğrudan doğruyalığı ile duruşmaların sözlülüğü ilkelerinin zorunlu sonucu olarak da hâkimin kararını, ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırılabileceği diğer bir anlatımla duruşmada okunmamış ve tartışılmamış belge ve delillerin hükme esas alınamayacağını belirtilmek suretiyle de bir bakıma bu ilkeye sınırlama getirmiştir. Bu konuya ilişkin olarak CMK'nın "Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar" başlıklı 209. maddesinin birinci fıkrası; "Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.", şeklinde iken 24.12.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı KHK'nın 97. maddesiyle bu maddenin başlığında yer alan "okunması" ibaresi "anlatılması", birinci fıkrasında yer alan "okunur" ibaresi "anlatılır" şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 08.03.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun'un 91. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. "Dinleme ve okumadan sonra diyeceğin sorulması" başlıklı 215. maddesi; "Suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur.", "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin birinci fıkrası ise; "Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.", Hükümlerine yer verilmiş, "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesi ise; "(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır. (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.", şeklinde düzenlenmiş iken 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile anılan maddenin üçüncü fıkrasına "Hükmün gerekçesi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve varsa karşı oy gerekçesi" ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrası ise "Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan hâkim ölür veya herhangi bir sebeple kararı imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur." şeklinde değiştirilerek madde metni son şeklini almıştır. Buna göre, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. "Başlık" bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, CMK'nın 289/1-9 ve CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33.). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.). AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (... Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan "kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama" yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (..., B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (... ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (... ve diğerleri, § 35.). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "ilgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (... ve diğerleri, § 39.). Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konularına ilişkin yapılan değerlendirmede; Yerel Mahkemece "Suç tarihinde sanık ...'nın kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacı ile örgüt kurduğu ve örgütün yöneticisi olduğu, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın ise suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye oldukları, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile ele geçirilen ... ve gereçler bakımından amaç suçları işlemeye elverişli oldukları ve bu suret ile sanık ...'nın örgüt yöneticisi olma, diğer sanıkların ise örgüt üyesi olma suçunu işledikleri, iddia, savunma, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından sanıkların iddianamede yazılı işbu müsnet suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmaları cihetine gidilmiştir." şeklindeki gerekçeyle sanık ... hakkında örgüt kurma ve yönetme, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında örgüte üye olma, sanık ... hakkında ise örgüte yardım etme suçlarından; "Suç tarihinde sanık ...'nın, 5471 33 6581 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5491 57 0596 (Bancolombıa S.A.Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5550 00 8863 (...bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 3611 (PBS Internatıonal A/S ... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4775 (PBS Internatıonal A/S ... Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4882 (PBS Internatıonal A/S ... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5326 12 6117 (...Ltd. ...bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1508 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 3900 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4163 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8342 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8115 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 6291 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1491 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 0634 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği sabit ise de işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiği ve bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılması gerektiği anlaşıldığından ve sahte olarak üretilen ve kullanılan kredi kartı birden fazla ise de TCK'nın 44. maddesi nazara alınarak zincirleme suç hükümleri gereğince müsnet suçları işlediği, iddia, savunma, ekspertiz raporu, tutanaklar, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmış olup sanık ...'nın müsnet zincirleme biçimde sahte kredi kartlarını üretmek ve kullanmak suçundan dolayı cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Suç tarihinde sanık ...'in, 5471 33 6581 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5491 57 0596 (Bancolombıa S.A.Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5550 00 8863 (...bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8342 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8115 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 6291 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1491 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 0634 (...) seri numaralı sahte kredi kartını iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip kullanmak suçunu işlediği sabit ise de işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiği ve bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılması gerektiği anlaşıldığından ve sahte olarak üretilen ve kullanılan kredi kartı birden fazla ise de TCK'nın 44. maddesi nazara alınarak zincirleme suç hükümleri gereğince müsnet suçları işlediği, iddia, savunma, ekspertiz raporu, tutanaklar, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmış olup sanık ...'in müsnet zincirleme biçimde sahte kredi kartlarını üretmek ve kullanmak suçundan dolayı cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Suç tarihinde sanık ...’nın, 5471 33 6581 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5491 57 0596 (Bancolombıa S.A. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5550 00 8863 (...bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, Suç tarihinde sanık ...'ın 5471 33 8342 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8115 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 6291 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1491 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 0634 (...)seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, Suç tarihinde sanık ...’in 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı sahte kredi kartını iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, Suç tarihinde sanık ...’ün 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı sahte kredi kartını iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, Suç tarihinde sanık ...’ın, 5471 33 3611 (... A/S ... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4775 (... A/S ... Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4882 (... A/S ... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5326 12 6117 (...Ltd. ...bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1508 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 3900 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4163 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, Suç tarihinde sanık ...’in, Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği gibi ... yerinde iki farklı yabancı bankaya ait 4540...1950 ve 4484....0907 numaralı kartlarla işlem yaptığı, ancak dosya kapsamına göre her iki kartla yapılan işlemlerin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir yarar elde edemediği anlaşıldığından ve TCK'nın 245/3. maddesi kapsamında zincirleme biçimde değerlendirilen eylemlerinin zincirleme şekilde teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşıldığından sanığın bu şekilde cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ...'nın bir fiil ile birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet verdikleri ve bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılmaları gerektiği anlaşıldığından ve sahte olarak kullanılan kredi kartı birden fazla ise de TCK'nın 44. maddesi nazara alınarak zincirleme suç hükümleri gereğince işlem yapılması gerektiği tespit edildiğinden ve bu husus iddia, savunma, ekspertiz raporu, tutanaklar, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından bu sanıklar zincirleme sahte kredi kartlarını kullanmak suçundan dolayı ayrı ayrı cezalandırılmaları cihetine gidilmiştir." şeklindeki gerekçeyle de sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan, sanık ... hakkında ise sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten mahkûmiyet hükümleri kurulduğu, 08.10.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve müdafileri ile sanıklar ..., ..., ... ve ...'a dosya arasında mevcut tutanaklar, belgeler, ekspertiz raporları, iletişim tespit tutanakları ile diğer tüm tutanak, belgeler ve cevabi yazı olarak gelen belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sanıklar ve müdafilere okunan belgelere karşı diyeceklerinin sorulması üzerine aleyhe hususları kabul etmediklerini ifade ettikleri, 08.11.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a dosya arasında mevcut tüm tutanak ve belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sanıklara okunan bu belgelere karşı diyeceklerinin sorulması üzerine aleyhe hususları kabul etmediklerini beyan ettikleri, sanık ...'e istinabe olunan ...Asliye Ceza Mahkemesince 29.09.2010 tarihinde alınan ifadesi sırasında ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı talimatı ve eklerinin okunduğu belirtilmiş ise de bahse konu talimat ekinde ise sadece iddianamenin yer aldığı, ... 13. Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2012 tarih ve 584-288 sayı ile adli emanetin 2010/8631 sırasında kayıtlı olan güvenlik kamera görüntülerinin bulunduğu 5 adet CD ile 2010/8779 sıra numarasında kayıtlı olan 41 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 33 adet CD ve 10 adet DVD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 18 adet CD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 343 adet 354 sayfa iletişim tespit tutanaklarının, kapalı zarf içerisinde olduğu bildirilen gizli izleme görüntülerinin bulunduğu 1 adet CD'nin dosyada delil olarak saklanmasına karar verildiği, ... 13. Asliye Ceza Mahkemesince 01.04.2016 tarih ve 197 sayı ile adli emanetin 2010/8779 ve 2010/8631 sırasında kayıtlı bulunan emanet eşyalarının incelenmek üzere gönderilmesinin istenmesi üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2016 tarihli ve 2010/8779 sayılı yazısında anılan emanet eşyalarının incelenmek üzere gönderilmesi istenilmiş ise de söz konusu emanet eşyalarının 14.05.2015 tarihinde dosyada delil olarak saklanmak üzere ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı dosyasına gönderildiğinin belirtildiği, dosya içinde ise bahse konu emanet eşyalarının bulunmadığı anlaşılan olayda;08.10.2010 ve 08.11.2010 tarihli oturumlarda diğer tüm tutanak ve belgelerin okunduğunun belirtilmesi nedeniyle dosya kapsamında yer alan teknik takip tutanaklarının sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve müdafileri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a okunduğu kabul edilebilirse de istinabe olunan Mahkemeye gönderilen talimat evrakı ekinde sadece iddianamenin yer alması nedeniyle sanık ... bakımından teknik takip tutanaklarının anılan sanığa okunduğundan, yine söz konusu oturumların yapıldığı tarihlerde adli emanette bulunduğu anlaşılan ve hükme esas alınan iletişim tespit tutanaklarının da sanıklar ile müdafilere okunduğundan bahsedilemeyeceği, bu anlamda tüm sanıklar bakımından iletişim tespiti tutanakları ile sanık ... bakımından teknik takip tutanaklarının ilgili kısımlarının uygulama tarihi itibarıyla sanıklara okunarak bunlara ilişkin savunmaları alınmayıp CMK’nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı, ayrıca Yerel Mahkemece hükümlere esas alınan delillerin genel olarak bir bütün hâlinde sayılmasına karşın özellikle hangi iletişimin tespiti tutanakları ile teknik takip tutanaklarının hükme esas alındığının belirtilmediği, bu tutanakların sanıkların üzerlerine atılı suçlar ile ilişkilendirilip tartışılmadığı, delillerle sonuç arasındaki bağın ne olduğunun ve niçin bu sonuca varıldığının gösterilmediği gibi sanık ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmüne esas alınan delillerin nelerden ibaret olduğunun da belirtilmediği, bu nedenle CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi," düzenlemesine muhalefet edildiği, dolayısıyla direnme kararına konu bu hükümlerin, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi de içermediği kabul edilmelidir.2- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin olarak sanıklar hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediği;01.03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 3. maddesinde, banka kartının; "mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kartı”, kredi kartının; "nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kartı veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasını", kart hamilinin; "banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi" ifade ettiği belirtilmiştir. Banka kartının mülkiyet hakkı bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline aittir. Banka kartına sahip olabilmek için, kart hamilinin öncelikle bankada bir mevduat hesabının veya özel cari hesabının bulunması gerekli olup bu kart, kart hamilinin ATM üzerinden kendi hesabına ulaşmasını, hesabından para çekmesini, havale ve diğer bankacılık işlemlerini yapmasını sağlamaktadır. Kredi kartı ise bankalar ve kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları krediler ile nakit kullanmaksızın mal veya hizmet alımı veya nakit kredi çekme olanağı sağlamak için verdikleri ödeme aracıdır.765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmayan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 245. maddesi;"1- Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne surette olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. 2- Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde iken, 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle; "(1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (4) Birinci fıkrada yer alan suçun; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın, c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz." şeklinde değiştirilmiş, 19.12.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle de; "(5) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır." fıkrası eklenmek suretiyle madde son hâlini almıştır. TCK'nın 245. maddesinin gerekçesinde; “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır...” denilmek suretiyle, bu suçun Kanun'a konulmasının amacı (ratio legis) açıklanmıştır. 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde ise "başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen sahte banka veya kredi kartlarının ticari amaçlı olarak piyasaya sürülmesi karşısında, bu fiilleri yaptırıma bağlamak amacıyla..." şeklindeki açıklama ile ikinci fıkranın maddeye eklendiği vurgulanmış olup kanun koyucu sahte kartların üretilmesi ve dolaşıma girmesine yönelik eylemleri de suç hâline getirip ayrıca cezalandırmak istemiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için; a- Başkasına ait banka veya kredi kartının her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması, b- Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kartın kullanılması veya kullandırılması, c- Kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması, Koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. TCK’nın 245/1. maddesinde yer alan “her ne suretle olursa olsun” ifadesi ile de banka veya kredi kartının yasalarda suç oluşturmayan eylemlerle ele geçirilmesi kastedilmektedir. Bu düzenleme ile yasa koyucu, banka ya da kredi kartının failin eline hukuka uygun yollardan geçmesi hâlinde doğabilecek duraksamaları gidermek istemiş ve bu ele geçirme hukuka uygun olsa bile banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasını yaptırıma bağlamıştır (Fahri Gökçen Taner, “Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu Bir Bileşik Suç mudur?”, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2007, Cilt 56, Sayı 2, s. 80.). Bu suçun mağduru kredi veya banka kartı hamilidir. Ayrıca birinci fıkrada; “kartın kendisine verilmesi gereken kişi”den söz edilmekte olup bu kişi de esasen kart hamilidir. Banka veya kredi kurumları ise “suçtan zarar gören” konumundadır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suç seçimlik hareketli bir suç olup buna göre; sahte banka veya kredi kartının üretilmesi, sahte üretilmiş banka veya kredi kartının sahte olduğu bilinerek satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi şeklinde belirlenen seçimlik hareketlerden en az birisinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.Bir banka veya kredi kartının üretilmesi, tamamen yeni bir sahte kart oluşturulması veya gerçek bir kart üzerinde değişiklik yapılması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Satmak, banka veya kredi kartını belli bir bedel veya değer karşılığı alıcıya vermek; satın almak, belli bir bedel karşılığı banka veya kredi kartını almak; devretmek, banka veya kredi kartını belli bir bedel almaksızın başkasına vermek; kabul etmek ise banka veya kredi kartını belli bir bedel ödemeksizin almak anlamlarına gelir. Dolayısıyla satma, satın almanın; devretme de kabul etmenin karşılığı olarak düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için ayrıca sahte banka veya kredi kartının başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilmesi veya bu şekilde üretilen kartın satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi gerekmektedir. Hiçbir banka hesabıyla ilişkilendirilmeyen bir kartın üretilmesi veya kendisine kart verilmeyen kişinin kendi hesabıyla irtibatlandırarak kart üretmesi hâllerinde bu suç oluşmayacaktır. Anılan fıkrada sayılan hareketlerin gerçekleştirilmesiyle birlikte, herhangi bir zararın oluşup oluşmadığına bakılmaksızın salt zarar tehlikesi dikkate alınarak suçun oluştuğu kabul edilecektir. Bu bakımdan bahse konu suçun mağduru kart çıkaran banka veya diğer finansal kuruluştur (... Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, ... Yayınevi, ... 2015, Birinci Baskı, s. 247-248; Veli ... Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Seçkin, Eylül 2017, s. 993.). Yargıtayın istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da TCK’nın 245/2. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kartı düzenleyen banka veya diğer finansal kuruluş olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan TCK'nın 245. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen sahte banka veya kredi kartının kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunun maddi konusu sahte banka veya kredi kartıdır. Fıkrada sahte banka veya kredi kartının meydana getirilmesi bakımından iki durumun düzenlendiği görülmektedir. Bunlardan ilki "sahte oluşturulan" banka veya kredi kartıdır. Sahte banka veya kredi kartı oluşturulması, başkalarına ait kimlik bilgilerini içeren sahte belgelerle kart çıkaran kuruluşa başvuru sonucu, boş plastiklere başkasına ait kart bilgilerinin kabartma cihazı ile basılması sonucu ya da manyetik şeride sahip mağaza kartlarına başkasına ait kart bilgilerinin encoder cihazı vasıtasıyla yüklenmesi sonucu gerçekleştirilebilir. Bir başka deyişle sahte kart oluşturma gerçek kart üzerinde yapılanlar dışındaki sahtecilik fiillerini anlatmaktadır. "Üzerinde sahtecilik yapılan" banka veya kredi kartı ise değişik şekillerde meydana getirilebilir. Örneğin, gerçek bir banka veya kredi kartının manyetik şeridinin silinip üzerine başka karta ait bilgilerin yüklenmesi, gerçek kart üzerindeki unsurların (kart hamilinin ismi, fotoğrafı, imzası ya da kart numarası) değiştirilmesi halinde üzerinde sahtecilik yapılmış bir karttan söz edilecektir (... Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, ... Yayınevi, ..., 2015, s. 289.). Bu suçun faili sahte kartı kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişidir. Bu anlamda herkes anılan suçun faili olabilir. Diğer bir anlatımla suçun failinin mutlaka bilişim alanında uzman olması gerekli değildir. Suçun mağduru ise kredi ya da banka kartını üreten banka veya finans kuruluşudur. Nitekim Yargıtayın istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kartı düzenleyen banka veya diğer finansal kuruluş olduğu kabul edilmiştir. Suçun tamamlanması için failin sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlamış olması gerekmektedir. Yararın mutlaka fiilen elde edilmiş olmasına gerek yoktur. Yarar, üzerinde tasarruf edilebilir duruma gelmiş ise suç tamamlanmış olacaktır. Örneğin, bir kişinin kendi adına hesap açıp, daha sonra bu hesaba sahte banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle para transferi yapması durumunda suç tamamlanmış olacaktır. Diğer bir ifade ile suçun tamamlanması için hesabından söz konusu parayı çekmesi gerekli değildir (Berrin Akbulut, Bilişim Alanında Suçlar, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2017, s. 337.).TCK'nın 245/3. maddesinde düzenlenen suç kasten işlenebilen bir suçtur. Kast için suçun kanuni tanımında yer alan unsurların bilinmesi gerektiğinden, failin bu suçtan sorumlu olması için kullandığı kartın banka veya kredi kartı olduğunu, bu kartların sahte olduğunu, banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya bir başkasına yarar sağladığını bilmelidir. Suçun olası kastla işlenmesi mümkündür. Suç tipinde hukuka aykırılığa işaret eden veya bilmeye ilişkin veya amaç saike yönelik herhangi bir kavrama yer verilmemiştir. Taksirle işlenmesi söz konusu değildir (Berrin Akbulut, Bilişim Alanında Suçlar, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2017, s. 337.). Bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur. Sahte banka veya kredi kartının kullanılmasına rağmen yarar elde edilememiş ise bu durumda suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir. Bu durumlara kart borcunun ödenmemesi nedeniyle kartın kullanıma kapalı olması, ATM'de işlem yaparken görevlilerin gelmesi, kartın limitinin yetersiz olması, satıcının kartın kullanımı esnasında kimlik istemesi ya da bankanın işleme onay vermemesi örnek olarak gösterilebilir. Suça teşebbüsten söz edilebilmesi için işlenmek istenilen suçun icrasına elverişli hareketlerle başlanılmalıdır. Hareketin elverişliliği konusunda işlenemez suça değinmekte fayda vardır. İşlenemez suç bir suç tipini ihlale yönelmiş olmasına rağmen, ya vasıtanın ihlal edilmek istenen suçu oluşturan zarar veya tehlikeyi meydana getirmeye elverişli olmaması, ya da suçun maddi konusunun bulunmaması nedeniyle başarısız kalmak durumda olan davranıştır. TCK'nın 245/3. maddesi açısından bakılacak olursa limitin yetersiz olması, kartın daha önce kart hamili tarafından iptal edilmiş olması ya da banka hesabında para olmadığı için herhangi bir yarar sağlanamayan hâllerde teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Eğer failin kullandığı ... ile hiçbir koşul altında neticenin meydana gelme imkânı yoksa ... mutlak elverişsizdir ve suça teşebbüs nedeniyle cezalandırma söz konusu olmaz. Buna karşılık aracın kullanılış biçimi ya da suç konusundan doğan nedenlerden dolayı netice meydana gelmemişse nispi elverişsizlik söz konusudur ve suça teşebbüsten dolayı cezalandırma yapılabilir. Bu kritere göre, kredi kartının limitinin dolmuş olması, banka hesabında para olmaması, kartın borcu nedeniyle geçici olarak bloke olması gibi hâllerde nispi elverişsizlik söz konusu olduğundan bu hâllerde teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Zira bu durumlarda kartın borcunun ödenmesi ile ya da hesaba para yatırılması ile birlikte söz konusu kart elverişli hâle geleceğinden teşebbüs hükümleri uygulanabilecektir. Banka veya kredi kartının daha önceden kart hamili tarafından iptal edilmiş olması durumunda ise bu kart ile hiçbir koşul altında yarar sağlama imkânı olmaması nedeniyle mutlak elverişsizlik söz konusudur ve teşebbüs hükümleri uygulanamaz. Ayrıca bu durumda söz konusu kart TCK'nın 245/3'teki suçun maddi konusu olamayacağından "maddi konunun" yokluğundan da söz edilebilecektir.Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından oluşturulmasını sağladığı sahte banka veya kredi kartını aynı zamanda kullanan fail hakkında TCK'nın 245/2 ve 245/3. maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen eylemlerin, aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen eylemin hazırlık hareketleri niteliğinde olduğu ve kanun koyucu tarafından bağımsız suç olarak düzenlenmek suretiyle ayrıca cezalandırılmak istendiği, ortada tek bir fiil bulunmadığından fikri içtimadan söz edilemeyeceği gibi anılan suçların biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olmadığından bileşik suçtan da bahsedilemeyeceği, failin her zaman üçüncü fıkrada düzenlenen suçu işlemek amacıyla hareket etmeyebileceği, diğer bir anlatımla 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere failin sahte kartları ticari amaçla piyasaya sürme saikiyle de hareket etmiş olabileceği gibi üçüncü fıkradaki suçun işlenebilmesi için her koşulda ikinci fıkrada düzenlenen suçun işlenmesi zorunlu olmadığından her iki suç arasında “geçitli suç” ilişkisinin bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; oluşturulmasını sağladığı sahte kredi kartını ayrıca kullanmak suretiyle yarar sağlayan fail hakkında mağdur banka sayısınca TCK’nın 245/2 ve 245/3. maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulama yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtayın uygulamaları da bu yönde gelişmiştir.Bu aşamada zincirleme suç hükümlerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Zincirleme suç, 765 sayılı Kanun'un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. 765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir. Ayrıca, Kanun'da “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu”, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, ..., 2012. s. 339; ... Yaşar-... Tahsin Gökcan-... Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, ..., 2014, s. 1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, ..., 2015, s. 492-493; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanunun da “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.). Diğer taraftan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir değişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ... tarafından işletilen Barto Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde yurt dışı bankalara ait 3 adet kredi kartının 28.01.2010, 02.02.2010 ve 28.02.2010 tarihlerinde toplam 4 kez, inceleme dışı sanık ... ... tarafından işletilen ... Kuyumculuk isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 2 adet kredi kartının 01.03.2010 ve 01.04.2010 tarihlerinde toplam 3 kez, inceleme dışı ... tarafından işletilen ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 5 adet kredi kartının 19.04.2010, 25.04.2010, 26.04.2010 ve 16.05.2010 tarihlerinde toplam 6 kez, inceleme dışı sanık Yücel Kaskat tarafından işletilen aynı isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 1 adet kredi kartının 25.04.2010 tarihinde toplam 2 kez, sanık ... tarafından işletilen ... Elektronik isimli ... yerinde yurt dışı bankalara ait 7 adet kredi kartının 05.05.2010, 09.05.2010, 10.05.2010, 11.05.2010 ve 13.05.2010 tarihlerinde toplam 7 kez, inceleme dışı sanık ... tarafından işletilen... Kuyumculuk isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 1 adet kredi kartının 05.05.2010 tarihinde toplam 1 kez, inceleme dışı sanık Mahmut...tarafından işletilen...Turizm isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 2 adet kredi kartının 17.05.2010 tarihinde toplam 3 kez, inceleme dışı sanık ... ... tarafından işletilen ... Optik isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 2 adet kredi kartının 31.05.2010 tarihinde toplam 2 kez, inceleme dışı sanık ... tarafından işletilen...Hediyelik Eşya isimli ... yerinde yurt dışı bankalara ait 2 adet kredi kartının 31.05.2010 tarihinde toplam 2 kez kullanıldığı anlaşılan olayda; 1- ... TAŞ'nin 21.06.2010 tarihli yazısına göre; ele geçirilemeyen 5471 33 6581 numaralı kart ile 01.03.2010 tarihinde ... Kuyumculuk isimli ... yerinde gerçekleştirilen 3.250 TL'lik işleme ilişkin itirazda bulunulduğunun belirtilmesi karşısında bahse konu itirazın içeriğinin belirlenebilmesi için ilgili belgelerin dosyasına getirtilmesi, ele geçirilemeyen ve iddianameye konu olan diğer kartlar ile yapılan onaylı işlemlere ilişkin olarak da kart hamillerince daha sonraki bir tarihte itiraz edilebilme ihtimaline binaen söz konusu kartlarla yapılan işlemlere itiraz edilip edilmediği, onaylanmayan işlemler bakımından söz konusu kredi kartlarının işlem anında kullanıma açık olup olmadıklarının belirlenebilmesi için bu işlemlerin neden onaylanmadığı ve bu kartların sahte olarak düzenlenip düzenlenmedikleri hususlarının Bankalararası Kart Merkezinden ve işlemlerin yapıldığı POS cihazlarının ait olduğu bankalardan sorularak araştırılıp sonucuna göre başkasına ait gerçek kredi kartlarının rıza dışı olarak değişik zamanlarda kullanımı söz konusu olması hâlinde mağdur kart hamili sayısınca TCK'nın 245/1, 43/1; aynı bankaya ait birden fazla sahte kredi kartının üretilip bu kartların değişik zamanlarda kullanılması hâlinde ise mağdur banka sayısınca TCK'nın 245/2, 43/1 ve 245/3, 43/1. maddeleri uyarınca uygulama yapılması, 2- ... Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2010 tarihli ve 2010/9961 sayılı yazısında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin olarak sanık ...'ın kullandığı 0 535 * 48 62 numaralı telefonun CMK'nın 135. maddesi gereğince ilk kez üç ay süre ile iletişiminin dinlenilip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine karar verilmesi talep edildiği ancak bu talebe ilişkin verilen kararın dosya kapsamında yer almadığı anlaşılmakla bahse konu kararın akıbeti araştırılıp varsa dosya arasına getirtilmesi, 3- 5550 00 8863 numaralı kredi kartı ile 02.02.2010 tarihinde . Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde 3.425 TL'lik; 5471 33 4775 numaralı kredi kartı ile 10.05.2010 tarihinde ... Elektronik isimli ... yerinde 4.250 TL'lik; 5471 33 4882 numaralı kredi kartı ile 11.05.2010 tarihinde ... Elektronik isimli ... yerinde 4.375 TL'lik işlem yapıldığı iddia edilse de bahse konu işlemlerin yapıldığına ilişkin banka yazısına dosya kapsamında rastlanılmadığının anlaşılması karşısında söz konusu işlemlerin anılan ... yerlerinde yapılıp yapılmadığının Bankalararası Kart Merkezinden sorulması, 4- Açık kaynaktan yapılan araştırmaya göre BIN (Bank Identification Number) olarak ifade edilen ve kredi kartlarının ön yüzünde yer alan kart numarasının ilk 6 hanesinin kartın ait olduğu bankayı gösterdiği anlaşılmakla; iddianameye konu kartların kullanıldığı POS cihazlarının ait olduğu Finansbank ve Fortis Bank'a ait değişik tarihli müzekkere cevaplarında "547133" ile başlayan kredi kartlarının Danske Bank'a, Yapı ve Kredi Bankası, ... ve Bankalararası Kart Merkezinin değişik tarihli müzekkere cevaplarında ise söz konusu BIN'ın ... A.S. isimli bankaya ait olduğunu belirtilmesi karşısında her iki bankanın aynı banka olup olmadığının Bankalararası Kart Merkezinden sorularak araştırılması, Gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile karar verildiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, I- ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.01.2017 tarihli ve 197-10 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin; 1- Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçe içermemesi, 2- Tüm sanıklar bakımından iletişim tespiti tutanakları ile sanık ... bakımından teknik takip tutanaklarının ilgili kısımlarının uygulama tarihi itibarıyla sanıklara okunarak bunlara ilişkin savunmaları alınmayıp CMK’nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, 3- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan hükümler bakımından sanıklar hakkında eksik araştırma ile karar verilmesi, İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,II- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.06.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

16. Ceza Dairesi, 2015/4672 E., 2016/2330 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
CMK'nın 215. maddesinde, delillerin ortaya konulmasında yani, beyanların tespiti ve belgelerin okunmasından sonra bunlara karşı katılan veya vekiline Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine diyeceklerini bildirme hakkı düzenlenmiştir.
16. Ceza Dairesi         2015/4672 E.  ,  2016/2330 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Anayasayı ihlal, Hükümete karşı suç, Silahlı terör örgütü kurma, yöneticisi olma, Silahlı terör örgütüne üye olma, Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, Silahlı terör örgütüne yardım, Silahlı terör örgütüne silah sağlama, Suç üstlenme, Kişisel verilerin kaydedilmesi, Kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Yasaklanan bilgileri açıklama, Yasaklanan bilgileri temin, Tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirilmesi, Uyuşturucu madde ticareti yapma, Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, Devletin güvenliğine ilişkin belgeler, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, Özel hayatın gizliliğini ihlal, Tehdit, Mala zarar verme, Resmi belgede sahtecilik, Tutuklu, Hükümlü veya suç delillerini bildirmeme, Hakaret, 6136 sayılı Kanuna muhalefet, 2863 sayılı Kanuna aykırılık, Nitelikli öldürme, Nitelikli öldürmeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyan suçundan, Askerleri itaatsizliğe teşvik Hüküm : Sanıklar ................. hakkında; TCK’nın 314/2, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyet, I- TEMYİZ TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ; A) İnceleme Dışı Bırakılan Temyiz Talepleri Sanık .... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükmü müdafii tarafından 05.08.2013 tarihindzekerrie, sanık.... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükmü müdafii tarafından 12.08.2013 tarihinde temyiz edilmişse de; sanık .... müdafiinin 06.05.2014 tarihli, sanık....'in 27.01.2014 tarihli ve sanık.... müdafiinin ise 16.08.2013 tarihli dilekçeleri ile temyiz istemlerinden vazgeçtiklerini bildirilmeleri karşısında, hükümlerin de re'sen temyize tabi olunmaması nedeniyle temyiz incelemesi dışında bırakılmıştır. B) Temyiz İstemlerinin Kabulü 1- Anayasa'nın 40/2, 1412 sayılı CMUK'nın halen yürürlükte olan 310. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 34, 231, 234. ve 291 maddeleri uyarınca yasa yolu, mercii, süresi ve şeklinin tefhimi yanında, bu hususların kararda da yer alması gerekliliği gözetilerek, 05.08.2013 günü tefhim edilen hükümde 5271 sayılı CMK'nın 39. ve 331/4. maddeleri uyarınca tutuklu olmayan sanıklar yönünden adli tatilde sürelerin işlememesine rağmen temyiz süresinin tefhim ve tebliğden itibaren 7 gün ile sınırlandırılması suretiyle sanıkların yanıltılması; 2- Bir kısım sanık müdafilerince temyiz dilekçelerinin son oturumda ve hemen akabinde verildiğinin belirtilmesine rağmen dosya içeriğinde bulunamaması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazısına cevap olarak verilen 05.05.2015 tarihli yazıda ''... Kapatılan... Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dava dosyasına ait temyiz kayıtlarının temyiz defterine işlenmediğinin, temyiz defteri kayıtlarının 2012 yılına kadar işlendiğinin, 2009/191 Esas sayılı dosyanın temyiz kayıtlarının bulunmadığının” bildirilmesi; Karşısında AİHS'nin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6/3-b maddesinde sanığın savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkının ceza yargılamasının her aşamasında gözetilmesi gerekliliğinin ihlal edildiği kanaatine varılması nedeniyle usulî aykırılıklar da gözetilerek hak kaybına neden olunmaması için sanıklar ....,....,.....,.....,.....,....., ile bir kısım sanık ve müdafilerinin temyiz istemlerinin süresinde olduğundan süre yönünden; Tebliğnamedeki temyiz istemlerinin reddine ilişkin düşünce benimsenmemiştir. C) Temyiz İstemlerinin 1412 sayılı CMUK'nın 317. Maddesi Uyarınca Reddi 1- Sanık ..... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık... hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan, askerleri itaatsizliğe teşvik suçlarından, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık ... hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, sanık .... Anayasayı ihlal, nitelikli adam öldürme ve nitelikli adam öldürmeye teşebbüs, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçlarından verilen beraat kararlarını temyizde sanıkların hukuki yararının bulunmadığı gözetilerek sanık ...müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık..... müdafii ile sanık .... müdafiinin gerekçeye yönelik olmayan temyiz taleplerinin; 2-a) Sanık .... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan davada verilen tefrik kararının; b) Sanık .... hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından, sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin; CMK'nın 223. maddesi anlamında hüküm sayılmadığından, temyizi kabil olmayan bu kararlara yönelik Cumhuriyet savcıları ile sanık. .... temyiz istemlerinin; 3- a) Katılan... Başkanlığının, sanıklar ....,...,.....,...., ..hakkında silahlı terör örgütünün yöneticisi olması nedeniyle TCK'nın 314/1 ve 220/5. maddeleri delaletiyle ...saldırısı ve .....ine bomba atılması eylemlerinden, sanıklar .. ve ...hakkında nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından, sanık .. hakkında Anayasayı ihlal, hükümete karşı suç, nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından, sanıklar ...ve ... hakkında Anayasayı ihlal, nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından doğrudan zarar görmediğinden açılan davalara katılma ve bu suçlardan kurulan hükümleri temyize yetkisi bulunmadığından,... binasına zarar verme suçundan açılmış bir dava bulunmadığı halde, bu suçtan yeniden kurulan hükmün hukuki değerden yoksun olduğundan, katılan vekilinin bu suçlara yönelik temyiz isteminin; b) .... adına .... ve .... Ajansı Basın Yayıncılık A.Ş.'nin, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan açılan davalara katılma ve bu suçlardan kurulan hükümleri temyize yetkisi bulunmadığından, katılanlar vekilinin, sanıklar .................... yönünden anılan suçtan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin; 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 4- Suçtan zarar gördüğünü belirterek şikayetçi olan....'in, davaya katılma talepli dilekçesinin duruşmanın bittiği 21.06.2013 tarihinden sonra mahkemeye ulaşması nedeniyle şikayetçinin usule uygun şekilde katılan sıfatını almadığı anlaşılmakla; ...... Ağır Ceza Mahkemesinin 18.07.2014 tarihli 2014/880 D.İş sayılı kararı temyiz talebinin reddine dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığından bahse konu kararın ONANMASINA, şikayetçi .....'in talebinin REDDİNE, Karar verilmiştir. II- DURUŞMA TALEPLERİ Sanıklar....,....,,.......,,,, ve müdafilerinin, ceza miktarı itibariyle yasal şartları taşımayan duruşma taleplerinin CMUK'nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE; Sanık ..... ve müdafiinin yapılan tebligata rağmen duruşmaya gelmediği ve bir mazeret de bildirmediği; mürafaa sırasında sanık ..... müdafiinin beyanı üzerine ara kararı ile duruşmalı inceleme yapılmasına karar verilmiş ise de sanık müdafiinin alfabetik sıra ve mürafaanın bitiminde tekrar yapılan yoklamada duruşmada hazır bulunmadığı anlaşılmakla sanıklar ....ve ... ile yukarıda duruşmalı inceleme talepleri reddedilen diğer sanıklar yönünden DURUŞMASIZ; Sanıklar ...., .....,.....,....,...., yönünden DURUŞMALI olarak inceleme yapılmıştır. III- ZAMANAŞIMI SÜRESİNCE HÜKÜM KURULMASI MÜMKÜN GÖRÜLENLER Sanık.... hakkında açılan bir kısım davalarla ilgili hüküm kurulmamış ise de; nüfus kaydına göre sanığın karardan sonra 01.04.2015 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, mahkemesince CMK'nın 223/8 maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi mümkün görülmüştür. Sanık .... hakkında 10.07.2008 tarihli iddianame ile TCK'nın 288. maddesi(2 kez), TCK'nın 315. maddesi(3 kez), TCK'nın 319/1. maddesi(4 kez), TCK'nın 284/1. maddesi(3 kez), TCK'nın 216/1. maddesi(2 kez), 2863 sayılı Kanun'un 73. maddesi(2 kez), 2813 sayılı Kanun'un 32/A maddesi, TCK'nın 334/1. maddesi(8 kez), TCK'nın 312/2, 313/4,314/3 ve 220/5 maddeleri delaletiyle TCK'nın 336. maddesi, 174/1. maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan davalarla ilgili hüküm kurulmamış ise de, bu hususta dava zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür. IV) GENEL DEĞERLENDİRME Dava dosyası, toplam sayfa sayısı 6.533 olan 23 ayrı iddianame ile açılan davaların birleştirildiği, duruşmaya 20.10.2008 tarihinde başlandığı, birleşen dosyalarda da dahil olmak üzere toplam 620 oturum yapıldığı, 275 sanığın yargılandığı, 157 tanığın dinlendiği, Cumhuriyet savcılığınca 2270 sayfalık mütalaa verildiği, yargılama neticesinde verilen hükmün 05.08.2013 tarihinde tefhim edildiği, gerekçeli kararın ise 16.798 sayfadan oluştuğu, Temyiz incelemesi için Dairemize, 3.868 klasör, 11 adet çuval, içerisinde 208 kitabın olduğu 4 adet karton kutu ve 92 cilt iddianameden oluşan dosyanın teslim edildiği, yargılamanın birleşen dosyalarla birlikte yaklaşık 5 yıl sürdüğü görülmüştür. Bu kararın V. bölümünde mahkemece yargılamaya başlanmadan önce dikkate alınması gereken muhakeme şartı, görev, tefrike ilişkin Dairemizce bozma konusu yapılan hukuka aykırılıklara yer verilmiştir. VI. Bölümde soruşturma işlemlerine, VII. Bölümde yargılama aşamasındaki işlem ve kararlara, mahkemenin teşekkül ve müzakere usulüne, VIII. Bölümde örgüt suçuna, IX. Bölümde Hükümete karşı suça, X. Bölümde Devlet sırrı suçuna, XI. Bölümde mahkemenin kabul ettiği vahamet arz eden olaylara yer verilmiş; XII. Bölüme eksik soruşturma nedenleri, XIII. Bölüme genel bozma nedenleri dercedilmiş, XIV. Bölümde emanete ilişkin tespitlerden sonra son olarak XV. Bölümde Hüküm kısmı yer almıştır. İncelemelerde özellikle temyiz istemlerinde yoğunlaşan şekliyle, davaya ve hükme esas alınan kanıtların elde edilmesi, hukuken geçerliliği ve takdiri, adil yargılama sürecini etkileyen işlem ve kararların değerlendirilmesi ve özellikle varlığı ya da yokluğu birçok sanığın hukuki durumunu doğrudan ilgilendiren silahlı terör örgütüne ait kanıtlar, geçerliliği, örgüt kurma ve örgüte üye olma suçu yönünden yeterliliği ve bu örgüt faaliyetleri içerisinde işlendiği kabul edilen hükümete karşı suç ve devlet sırlarına karşı suçların değerlendirilmesine yer verilmiştir. Bu kararda öncelikle temyiz konusu hukuki uyuşmazlık ile Dairemizin görüş ve kabulü ortaya konulduktan sonra konuyla ilgili bozma nedenlerini belirleme şeklinde bir sistematik takip edilmiştir. V-TEMEL HUSUSLAR A-YARGILAMA ŞARTLARI 1) Ölüm Nedeniyle Düşme Sanık .... müdafiinin hükmü 06.08.2013 tarihinde temyiz ettiği ve sanığın hükümden sonra 30.12.2013 tarihinde ölmüş olduğunun anlaşılması karşısında; UYAP kayıtlarında bulunan 27.06.2014 gün ve 2009/468 Esas 2013/552 sayılı ölüm nedeniyle düşmeye ilişkin ek karar hukuki değerden yoksun kabul edilmiştir. Sanıklar ....,.....,.....,.....,ve .... hakkında kurulan hükümler yönünden; UYAP ortamından alınıp dosya içine konulan nüfus kayıt örneklerinden, sanıklar .....'ın 17.10.2014 tarihinde, ....'nun 25.06.2015 tarihinde,....'un 09.12.2014 tarihinde, ....'ün 21.03.2015 tarihinde, ....'ın 06.11.2014 tarihinde, ...'in 01.04.2015 tarihinde, ...'un 30.12.2013 tarihinde, ......'in 02.01.2015 tarihinde, .....'ın 11.05.2015 tarihinde ve ......'ın 06.03.2015 tarihinde hükümden sonra öldükleri anlaşılmakla, bu sanıkların öldüklerine ilişkin kayıtların araştırılarak TCK'nın 64/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223. maddeleri gereğince hukuki durumlarının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmaktadır. 2) Akıl Hastalığı Nedeniyle Durma Sanık .... hakkında CMK'nın 223/8 maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin itirazların incelenmesinde; Soruşturmanın veya kovuşturmanın başlatılması ya da yürütülmesi; şikayet şartının gerçekleşmesi, sanığın gaip (kaçak) olması, yasama dokunulmazlığının bulunması, suç işleme tarihinden sonra sanığın akıl hastalığına yakalanması gibi belli koşulların gerçekleşmesine veya engellerin bulunmamasına bağlı kılınmış olabilir. Yargılama şartları denilen ve yargılama yapılabilmesi için bulunması gereken bu şartların kovuşturma evresinde ortaya çıkması halinde; şartın gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığının anlaşılması halinde davanın düşmesine, buna karşılık şartın henüz gerçekleşmediği ancak gerçekleşme ihtimalinin bulunduğunun anlaşılması halinde ise şartın gerçekleşmesini beklemek üzere kovuşturmanın durması kararı verilir. Bu bağlamda isnat edilen suç tarihinden sonra ve kovuşturma aşamasında dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.07.2012 tarihli raporuna göre; suç tarihinde herhangi bir akli arıza içinde olduğuna delalet edecek tıbbi bulgu ve belgeye rastlanılmadığı, ancak; organik beyin sendromu (travmaya bağlı) teşhisinden dolayı akıl hastalığının bulunduğu anlaşılması karşısında; bu rahatsızlığın “duruşma ve sorgu yapılmasını imkansız kılacak, yani sanığın kendini makul şekilde müdafaa edemeyecek derecede olması”(Kunter-Yenisey- Nuhoğlu, CMK s.696) halinde sanık ....’un iyileşme olanağının bulunup bulunmadığı hususunda ek rapor alınarak sonucuna göre iyileşme imkanı bulunmadığı takdirde CMK'nın 223. maddesi 8. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca davanın düşmesine, iyileşme olanağı devam etmesi halinde ise; CMK'nın 223 maddesi 8. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca kovuşturmanın durmasına, sanığın konusunda uzman bir hastanede gözlem altına alınarak koruma ve tedaviye karar verilmeli, amaca uygun aralıklarla yargılanmaya imkan sağlayacak derecede salaha ulaşıp ulaşmadığı sorulmalı, iyileştiğinde yargılanmasına başlanmalı ve sonucuna göre hukuki durumunun saptanması gerekirken, suç tarihi itibarı ile ceza ehliyeti araştıran yetersiz rapora dayalı olarak savunma hakkını kısıtlayıcı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. B-YÜCE DİVAN İTİRAZI Sanık..... müdafiinin bu sanık yönünden görevli mahkemenin yüce divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olduğuna dair temyiz itirazlarının incelenmesi; Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan Devlettir. Böyle bir düzenin kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması; temel hak ve özgürlüklerin, Anayasal güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır. Anayasa'nın 145. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Anayasa'nın 37. maddesine göre; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.” Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3. maddesinde mahkemelerin görevlerinin kanunla düzenleneceği 4. maddesinde, davaya bakan mahkemenin görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verilebileceği düzenlenmiştir. Mahkemelerin görevleri yargılamanın usulüne ilişkin konulardan olup, ceza yargılaması usulüne ilişkin yasaların kamu düzeni ile ilgili olmaları nedeniyle yürürlüğe girmelerinin ardından taraf iradelerinden bağımsız olarak derhal uygulanmaları gerektiğinden her yargılama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasaya göre yürütülmesi zorunludur. Yargılama hukuku normlarının zaman bakımından uygulanmasında dikkat edilmesi gereken konu, yeni yasanın yürürlüğe girdiği tarihte muhakemenin sona ermiş olup olmadığıdır. Yargılama henüz kesin olarak bitmemişse, yeni yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren yapılacak yargılama işlemlerinde kural olarak yeni yasanın uygulanması gerekir. 01.06.2005 tarihinden, 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun ile yürürlükte kaldırılıncaya kadar uygulanmakta olan CMK'nın 250. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlara bakmak üzere ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve aynı Kanun maddesinin 3. fıkrasında “Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfatı ve memuriyetleri ne olursa olsun bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır” hükmüne yer verilmiştir. Yine 6352 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılan CMK'nın 251. maddesinin 1. fıkrasında “250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet Savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır” düzenlemesi yer almıştır. 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile CMK'nın 250, 251, 252. maddeleri yürürlükten kaldırılırken aynı Kanun'un geçici 2. maddesinin 4. fıkrası uyarınca kapatılan bu ağır ceza mahkemelerinin açılmış olan davalara kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar bakmaya devam edecekleri kararlaştırılmıştır. 07.05.2010 tarihli ve 5922 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile değişik Anayasa'nın 148. maddesinin 7. fıkrasına göre, “...., ..,... ve ... Komutanları ile . Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar”. 6352 sayılı Kanun'un 75. maddesi ile değiştirilen 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile terör suçları ile Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalara bakacak ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." hükmüne yer verilmiş, daha sonra bu hüküm 21.02.2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Sanık.... 2008-2010 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti .....Başkanlığı görevini yaptıktan sonra .... rütbesiyle emekliye ayrılmıştır. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/106 esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama sırasında 30.12.2011 tarihinde yapılan suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen 02.02.2012 tarihli iddianame ile .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/14 esas sayılı dosyasında yüklenen suçlardan dolayı cezalandırılması için kamu davası açılmış ve iddianamedeki birleştirme talebi doğrultusunda aynı mahkemenin 2010/106 esas sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Bu dava dosyası da işbu 2009/191 esas sayılı dosya ile birleştirilmiş ve yargılama sonunda sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir. Bilahare sanık hakkındaki soruşturma tamamlanıp dava açıldıktan sonra 11.02.2014 tarihinde kabul edilen 6519 sayılı Kanun'un 61. maddesi ile 353 sayılı Kanun'a 15/A maddesi eklenerek, .... Başkanı ve ....Komutanları hakkında soruşturma açılması ....'ın iznine tabi tutulmuş, ..... tarafından kamu davasının açılmasına gerek görülürse, soruşturma dosyasının .... Sıfatıyla yargılama yapılmak üzere Anayasa Mahkemesi'ne gönderileceği kuralı getirilmiştir. Bu soruşturma yöntemine ilişkin düzenlemenin, davanın açılmasından sonra ancak, hükmün kesinleşmesinden önce yürürlüğe girmesi nedeniyle, bu düzenlemenin usul hukukuna ilişkin olduğunun kabul edilmesi halinde, usul hükümlerinin derhal uygulanması prensibi ve usule ilişkin işlemlerin yapıldığı tarihteki mevzuata göre varlıklarını koruyacağı ilkesi gözetildiğinde, sanık hakkında uygulanma olanağı bulunmayacaktır. Diğer taraftan bu hüküm, “maddi ceza hukuku” müessesesi kabul edilmesi halinde de lehe bulunan kanunun geçmişe şamil olması nedeniyle, bu düzenlemenin sanık hakkında uygulanıp, yasanın öngördüğü şekilde izin alınması davanın devamı için şart olacaktır. Bu konudaki değerlendirmenin asıl davaya bakacak olan yüksek mahkeme “Yüce Divan” tarafından yapılmasının uygun olduğu değerlendirilmiştir. Her ne kadar mahkemece, sanığa atılı suçların görev kapsamında kalmadığı ve eylemlerin görevi ile ilgili bulunmadığı kabul edilerek yargılamaya devamla karar ittihaz olunmuş ise de; sanığa isnat olunan suçlara ilişkin iddia edilen eylemlerin (İnternet Andıçları ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılama neticesi beraat kararı ile sonuçlanan dosyada ana belge olarak yer verilen İrticayla Mücadele Eylem Planı çalışmalarının sanığın bilgisi dahilinde yapıldığı, yürütülmekte olan..... soruşturmaları ile ilgili olarak .... olduğu dönemde yaptığı basın açıklamaları, ayrıca sanığın bilgisi haricinde üçüncü kişilerin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, açıklamalar ve belgelerde sanığın isminin geçmesi nedeniyle bu kişilerle örgütsel bağ içerisinde bulunduğu yönündeki ve benzeri kabuller) yürütmekte olduğu ...Başkanlığı görevinin kendisine sağladığı kolaylık ve avantajla gerçekleştirildiği, yine, atılı eylemlerin görevdeki yetkiyi kötüye kullanma yönünden tartışılması gerektiği nazara alındığında, atılı suçlara ilişkin eylemlerin sanığın doğrudan göreviyle ilgili olduğu anlaşılmıştır. Tüm bu düzenlemeler ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, üst norm olan Anayasa'nın 5922 sayılı Kanun'la kabul edilen ve 12.09.2010 tarihinde yapılan referandumla yürürlüğe giren 148/7. maddesindeki “... Başkanı, ... ve ...... Komutanları ile...Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar” hükmü ile sanığın yargılama merciinin Yüce Divan olarak değiştirilmiş olmasına, usule ilişkin bir düzenleme olması nedeniyle yürürlüğe girmesinden sonra yapılan tüm yargılama işlemlerine uygulanması gerekmesine rağmen, Yüce Divan yerine Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılması ve yargılamaya bu mahkemede devam edilmesi Anayasa'ya ve yasalara açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle, sanık ...... ile bağlantılı suç işlediği iddia olunan diğer sanıkların durumlarının da Yüce Divan tarafından takdir edilmesi uygun görülmüştür. C-TEFRİK/BİRLEŞTİRME Ceza muhakemesinde genel kural, açılan her dava üzerine ayrı bir yargılamanın yapılmasıdır. Ancak, uyuşmazlıklar arasında bağlantı olduğu zaman bağlantının özelliği gereği bu kuraldan ayrılmak mümkündür. Bağlantılı davalar ayrı ayrı görülebileceği gibi birleştirilerek de görülebilecek olup, istisnai hallerden biri olan yargılamaların birleştirilmesine karar verilebilmesi için; - Davalar arasında bağlantı olmalı, - Davaların birleştirilmesinde yarar görülmeli, - Birleştirme yasağı söz konusu olmamalıdır. Kanun koyucu, açılan her dava üzerine ayrı yargılama yapılmasını kural olarak benimseyip istisnai durumlarda davaların birleştirilebileceğini hüküm altına alırken, birleştirmede fayda bulunup bulunmadığının her olayda araştırılmasını arzu etmiştir. Birleştirme zorunluluğu ya da birleştirme yasağının söz konusu olmadığı diğer durumlarda, mahkemelerce görülmekte olan davalar arasında bağlantı olduğu tespit edildiğinde bu davalar birleştirilecektir. Fakat birleştirme zorunlu olmayıp tamamen mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.06.2013 gün ve 1345 - 279 sayılı kararında belirtildiği üzere, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, üye olma suçlarıyla bu çerçevede işlenen sair (yağma, 6136 sayılı yasaya aykırılık gibi) suçlardan kurulan hükümlerin birbirinden bağımsız olarak denetlenmesinin mümkün olması karşısında birleştirme zorunlu görülmemiştir. Kaldı ki yargılamaların birlikte görülmesini mutlak biçimde aramak, davaların uzamasına neden olacağı ve makul sürede sonuçlanmasını engelleyeceği gibi hakkında hüküm verilmesi dışında yapılacak bir muhakeme işlemi bulunmayan kişilerle ilgili davaların zamanaşımına uğramasına, bozulan kamu düzeninin kısmen de olsa düzeltilmesi imkanının kaybedilmesine ve dolayısıyla da toplumdaki adaletin gerçekleşmesini görmeye yönelik beklentilerin karşılanamamasına neden olacaktır. Terör Örgütleri mensuplarının gerçekleştirmek istedikleri Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak, Hükümete karşı suç ve Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar amaç suç olup bu suçu gerçekleştirmek için işlenen diğer suçlar araç suçtur. Bu suçların işlenmesi halinde failin gerçek içtima kuralı doğrultusunda cezalandırılması gereklidir. Ayrıca örgüt üyesi, örgütün faaliyeti doğrultusunda vahim bir eylem (öldürme, yaralama, yağma ...gibi) gerçekleştirdiğinde geçitli suç nedeniyle üyelik suçundan değil amaç suçtan cezalandırılacaktır. Bu nedenle bu kabil suçların birlikte görülmesinde zorunluluk vardır. Nitekim... cinayeti olarak adlandırılan davanın temyiz incelenmesinde bu gerekçe ile bozma kararı verilmiştir. Ancak... davası sanıkları ile .... örgütü olarak isimlendirilen davanın sanıkları arasında hukuki ve fiili bağlantının varlığının somut delillerle ispat edilmesi, ya da öldürme suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiğinin tespiti halinde davalar birlikte görülmeli, sanıkların hukuki durumu buna göre belirlenmelidir. Aksi takdirde yukarıda açıklanan nedenlerle davanın birleştirilmesi usul ekonomisine aykırı olacağı gibi tutuklu şekilde devam eden yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmasını engelleyeceğinden, bu tür davalar ana dosyadan tefrik edilerek karara çıkarılmalıdır. İlamın ilgili bölümlerinde ayrıntılı gerekçeleri açıklandığı üzere, haklarında beraat kararı verilen bir kısım sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi sonucunda, mahkeme heyetinin kanuna uygun teşekkül edip etmediğine, müzakerelerin usul kurallarına uygun olup olmadığına ilişkin, “usuli eksiklerin tespit edildiği noktaların, sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları olmaması ile birlikte doğrudan kamu düzenini ilgilendirmeleri” nedeniyle ve dosyanın diğer sanıklarından bir kısmının aynı kararla ilgili mahkeme heyetinin oluşumu ve müzakerelerin yapılışına ilişkin itirazlarda bulunması da dikkate alındığında, CMUK'nın 309. maddesinin dosyamızda uygulanması mümkün görülmemiş, sanıklar yönünden salt bu nedenle bozma kararı vermek gerekmiş ise de; "makul sürede yargılanma hakkı" çerçevesinde haklarında başkaca yargılama işlemi gerekmeyen sanıkların dosyaları tefrik edilerek, haklarında mahkemesince karar verilmesi mümkün görülmüştür. Keza haklarında kanıtlar toplandıktan sonra mahkumiyetlerine karar verilen ....,.....,.....,....., ve .... gibi bazı sanıkların eylemlerinin suç oluşturmaması ve bu nedenle de yapılacak başkaca yargısal işlem bulunmaması halinde verilecek bozma kararı üzerine "aklanma hakkı" ve "makul sürede yargılanma hakkı" dikkate alınarak dosyalarının tefrik edilip haklarında beraat kararı verilmesinde zorunluluk görülmüştür. VI- SORUŞTURMA İŞLEMLERİ A-İLETİŞİM Tüm deliller gibi iletişimin tespiti neticesinde elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların da delil olarak kullanılabilmesi için CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesi gerekmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 12. maddesi kişisel yazışma ve özel hayatı koruma altına alırken iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ise ''Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna, haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir'' denilmiş, bu hükme benzer şekilde Anayasamızın 22. maddesinde de ''Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Milli Güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hakimin onayına sunulur. Hakim kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.'' hükmüne yer verilmiştir. Ceza Muhakemesi Hukukumuzda iletişimin tespitiyle ilgili ilk düzenleme 4422 sayılı Kanun'la yapılmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 135. maddesinde konu yeniden düzenlenmiş ve 4422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. CMK'nın 135. maddesinin gerekçesinde düzenleme yapılırken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılan düzenlemeye esas alındığı belirtilmektedir. Gerekçede ayrıca ''...gerek ikrar, gerek işlenen suça ait diğer delil, iz ve emareler, suçu işleyen, şerikleri, yataklık edenler ile diğer kişiler arasında cereyan eden telefon muhaberelerinin dinlenmesi veya sinyalleri, yazıları resimleri tek yönlü sistemlerle alan ve ileten araçlara girilerek elde edilebilir. Ancak burada çok açık olan ve örneğin uyuşturucu madde trafiğinde olduğu gibi başka suretle delilini bulmak olanağının çok az olduğu suçları ve faillerini meydana çıkarmak gibi önemli toplumsal yarar ile haberleşme özgürlüğü, özel hayatın dokunulmazlığı gibi temel insan haklarına saygının çatıştığı çok açık olduğundan batı ülkeleri bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarına uygun şekilde düzenlemişlerdir'' ifadeleri yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin belli değerlerin korunması amacıyla ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya Davaları'nda verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; “Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir” ve “Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir.” biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların yasalarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunumuz da konuyu kişinin mahremiyet hakkı ile kamunun suçların önlenmesi ve aydınlatılması ihtiyacı arasında bir denge sorunu olarak değerlendirmekte, Anayasamıza ve insan hakları hukukunun yerleşik yaklaşımlarına uygun bir düzenleme getirmektedir. Buna göre CMK'nın soruşturma sürecinde yürürlükte bulunan 135. maddesinde; “(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. (3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353 sayılı Kanunun 17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir. (4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, ... mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, ... mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (5) Bu Madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur. (6) Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanunu'nda yer alan; 1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (Madde 79, 80), 2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83), 3. İşkence (Madde 94, 95), 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, Madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103), 6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188), 7. Parada sahtecilik (Madde 197), 8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220), 9. (Ek alt bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Fuhuş (Madde 227, fıkra 3), 10. İhaleye fesat karıştırma (Madde 235), 11. Rüşvet (Madde 252), 12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (Madde 282), 13. Silahlı örgüt (Madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (Madde 315), 14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (Madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları. b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'da tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları. c) (Ek bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Bankalar Kanunu'nun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 68 ve 74 ncü maddelerinde tanımlanan suçlar. (7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanun gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, varolan denge sorununu üç araç kullanarak çözmeyi hedeflemiştir; ilki, iletişimin tespiti kararını verecek merciin sınırlandırılması, ikincisi iletişimin tespiti kararı verilmesinin olaya özgü koşulları olan mevcut şüphe, delil ve delil elde etme durumu, üçüncüsü de kararın verilebileceği suçların sınırlandırılmasıdır. Ceza muhakemesi hukukumuzda herhangi bir şekilde dosyaya alınmış iletişim tespit tutanağının CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri anlamında hukuka uygun delil değeri kazanabilmesi için CMK 135. maddeye göre verilmiş bulunan kararın maddenin 1. cümlesinde düzenlenmiş şartlara uygun olarak verilmiş bir karar gerekmekte olup, kararı veren merci kendisine sunulan talebi bu koşullar açısından değerlendirirken, yargılamayı yapan mahkemede öncelikle iletişimin dinlenilmesine ilişkin kararın hukuka uygunluğunu denetleyecektir. Yukarıda belirtildiği şekilde kanun koyucu mevcut denge sorununu doktrinde katalog suç olarak adlandırılan yöntemle çözmeyi hedeflemiştir. Buna göre iletişimin dinlenilmesi kişiler, toplum ve devlet üzerinde ağır zarar veya tehlikeye yol açan bir dizi suç için mümkündür. Bu niteliğe sahip bulunduğu tartışmasız olan dosyamıza konu suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu soruşturma tarihinde katalog içinde yer alırken 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle yapılan değişiklikle katalogdan çıkarılmıştır. Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli olan "derhal uygulama'' ilkesi nedeniyle 6526 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce 'suç işlemek için örgüt kurmak' suçundan usulüne uygun şekilde verilmiş kararlara göre yapılan iletişimin dinlenilmesi kayıtları hukuka uygun delil olarak hükme esas alınabilecektir (Kanun'un yürürlüğe giriş tarihinde ise süresi tamamlanmış olsun ya da olmasın tedbirin sonlandırılması gerekmektedir). Suç işlemek için örgüt kurmak suçundan 6526 sayılı Kanun'dan önce verilmiş kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi bakımından anılan değişikliğin gerekçesinin irdelenmesi önem arz etmektedir. 6526 sayılı Kanun'un değişiklik gerekçesinde; ''...Türk Ceza Kanunu'nun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin altıncı fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılıp yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır'' denilmektedir. Kanun koyucuya göre, soruşturmalarda 6526 sayılı Kanun'dan önce ''suç örgütü kurmak suçuna'' ilişkin olarak CMK'nın 135. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ''kuvvetli şüphe sebepleri'' bulunmadığı halde bu suç kullanılarak katalogda bulunmayan bazı suçlara ilişkin delil toplandığını bu uygulamanın hukuka aykırı olduğunu saptadıktan sonra aykırılığın kendi içinde düzelmeyeceği öngörüsü ile 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçunu katalogdan çıkarma yoluna gitmiştir. Gerçekten de bir suç örgüt kapsamında işlenmişse, katalogda yer almasa bile CMK'nın 135/6-8 madde, fıkra ve bendi kapsamında alınmış bir dinleme kararına dayanılarak düzenlenen iletişimin tespit tutanaklarının örgüt faaliyetleri kapsamında işlenmiş suça ilişkin yapılan yargılamada delil olarak kullanılması mümkündür. Aksi halde örgütün kurucusu için alınmış bir dinleme kararının örgütün işlediği suçların aydınlatılmasında kullanılamayacağı düşünülemeyeceğinden bu imkanı sağlayan TCK'nın 220. maddesi bu anlamda CMK'nın 135/6. maddesinde düzenlenen katalog suç güvencesi için gizli bir tehdit olarak belirmiş, doktrinde de kanun koyucunun saptadığı suistimal kanuna karşı hile olarak nitelenmiştir. (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku) Elbette ki bahse konu örgüt suçunun oluşup oluşmayacağı ancak bir yargılama neticesinde ortaya çıkabilecektir, bunun yanında ceza mahkemesi suça ilişkin soruşturma makamının nitelendirmesiyle bağlı olmadığı gibi, kolluğa işlendiği iddia olunan suçun kesin olarak var olup olmadığı veya vasfını belirleme görevi de yüklenemez, yukarıda da belirtildiği üzere 6526 sayılı Kanun'un gerekçesinde yer alan husus iletişimin dinlenilmesine karar veren hakimin gözetmesi gereken CMK'nın 135/1. maddesindeki ''suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması'' şartıyla ilişkilidir. Kanun koyucu uygulamada 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu' bakımından bu önkoşulun yeterince iyi incelenmediği, kanaatini ifade etmektedir. Bu kanaat ve yapılan değişiklik karşısında her ne kadar yukarıda ifade edildiği üzere yapılan değişiklik geçmişe etkili olmasa bile değişiklikten önce 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçundan verilen iletişimin dinlenilmesi kararlarının daha dikkatle denetlenmesi gereği ortaya çıkmış bulunmaktadır. 6526 sayılı Kanun'daki değişiklikle dolaylı olarak ilgili olan iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesinin diğer ön koşulu başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin ilk şeklinde suç işlemek için örgüt kurma suçunun katalog içerisine alınıp TCK'nın 220. maddesinin 2, 6 ve 8. maddelerinin kapsam dışında tutulması nedeni dikkate değerdir; Suç örgütü kuran ve yöneten kişiler örgütün amaç suçlarını bilfiil işlememekte, çoğunlukla suçu işleyen örgüt üyelerini azmettiren, sevk ve idare eden konumda bulunmaktadırlar. İletişimin dinlenilmesi örgüt üyeleriyle örgüt kurucu ve yöneticileri arasındaki örgütsel bağlantı ve hiyerarşiyi saptayabilmek açısından büyük önem arz etmektedir. Bu anlamda kanun koyucu 8. bendin kanundan çıkarılmasının yaratacağı tehlikeyi kataloğa eklemeler yaparak aşmaya çalışmış, böylece yukarıda ifade edilen dengeyi sağlama amacı gütmüş, ancak örgüt kurucu ve yöneticileriyle örgüt üyeleri arasındaki bağlantıyı delillendirme noktasındaki önemli bir imkan katalog harici suçlar bakımından ortadan kaldırılmıştır. İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesinin kararı veren merci ve katalog suç şeklindeki objektif koşullarının yanında olaya göre değişen subjektif nitelikteki ''suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının'' bulunmaması koşullarının yasa koyucunun amaçladığı dengeyi sağlayabilmesi için hakim tarafından dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim talebin kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın CMK'nın 135/1. maddesinin subjektif koşullarına uygunluğu denetlenemez hale gelecek ve ön koşullar ölü düzenleme halini alacaktır ki özellikle suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna yönelik olarak verilen iletişimin dinlenilmesi kararları bakımından kanun koyucunun 6526 sayılı Kanun gerekçesinde ifade ettiği durum budur. Soruşturma makamları CMK 135/6-8. maddelerinin getirdiği imkanı kullanıp kolaycı bir yaklaşım içine girerek suça iştirak şekillerini, varlığı TCK'nın 220. maddesinde sıkı koşullara bağlanmış olan örgüt kurma suçu olarak göstermekten, şüphelilerin sorgusu sırasında dinleme tutanaklarını kullanarak ikrar elde etme yoluna gitmekten ve edemediği durumlarda tutanakları kendine göre yorumlayarak yeterli ve kuvvetli şüphe elde etmeye çalışmaktan kaçınmak zorundadır. Somut olayımızda verilen iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına dair kararların hukuka uygunluğu irdelenmeden önce CMK'nın 135/1. maddesindeki subjektif koşulları içeren tanımın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre ''İletişimin denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe sebeplerinin varlığı şarttır... kuvvetli şüphe sebeplerinin tutuklama için öngörülen 'kuvvetli suç şüphesinden' farklıdır. Zaten tutuklama kararı verecek kadar kuvvetli şüphe varsa iletişimin denetlenmesi yolu kendiliğinden kapanmaktadır. Şüphe ve belirti kavramları arasında ayrım yapılması gerektiğini belirten yazarlar ''İletişimin denetlenmesi kararı verilebilmesi için çok basit bir suç şüphesinin varlığı yeterli ise de, suç işlendiğine ilişkin belirtilerin kuvvetli olması gereklidir'' saptamasına yer vermişlerdir. 6526 sayılı Kanun CMK'nın 135/1. maddesinde yaptığı değişiklikle kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığını 'somut delillere dayanması'' şartını getirmiştir. Bu değişiklik yapılmadan önce de hakimin bu şartın varlığını denetlerken somut olayların varlığını araması Kanun'un kişilerin mahremiyetini korumayı amaçlayan anlayışının bir gereğidir ancak uygulamada soyut gerekçelerle iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesi anılan değişikliğin gerekçesini oluşturmuştur. Bu şartın varlığında aranması gereken önemli bir husus da şüphe sebeplerinin kanuna aykırı elde edilmemiş olmasıdır. CMK'nın 217. maddesinin gerekçesine göre hukuka aykırı delil niteliğinde bulunan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne yapılan saldırılar yoluyla elde edilmiş bilgiler de CMK'nın 135. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanak alınamayacaktır. CMK 135/1. maddenin iletişimin dinlenilmesi kararı verilebilmesi için öngördüğü subjektif şartın ikinci unsuru başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim soruşturma makamından delil elde etme hususundaki hangi çabalarının sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır. Önemle belirtmelidir ki, iletişimin tespiti kararı soyut gerekçelerle verilmiş olsa bile tekamül etmiş bir dosyadan kararların verildiği tarihte CMK'nın 135/1. maddesindeki şartların varlığı anlaşılabiliyorsa yargılama makamı iletişimin dinlenilmesi kararının hukuka uygunluğunu kendisi de saptayabilecektir. Yine önemle belirtmek gerekir ki subjektif koşulun her iki unsurunun da mevcut bulunması kararın verilebilmesi için zorunludur. CMK, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenebilmesine bazı hallerde sınırlamalar getirmiştir. Buna göre, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halindeyse alınan kayıtlar derhal yok edilir (CMK m. 135/2). İkinci fıkranın bu lafzından anlaşıldığı kadarıyla kayda alınamayacak olan bu iletişim, CMK’nın 135. maddesi hükmü anlamında tespit edilebilecek, dinlenebilecek ve bu iletişime ilişkin sinyal bilgileri değerlendirilebilecektir. CMK’nın 136. maddesi hükmü gereği şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında, bu Kanun’un 135. maddesi hükmü uygulanamaz. Meslekleri gereği CMK’nın 46. maddesi hükmü çerçevesinde tanıklıktan çekinme hakkı olan avukatlar hakkında da iletişiminin denetlenmesi çerçevesinde bu iletişimin “kayda alınması” tedbirinin zaten 135. maddenin ikinci fıkrası hükmü gereği uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sonuç olarak müdafiin, yüklenen suça ilişkin olarak şüpheli veya sanıkla bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kalmaktadır. Ancak müdafiin suçu bizzat işlediği veya bu suça iştirak ettiği şüphesi altında bulunması halinde ise, bu tedbire ilişkin olarak kendisi hakkında da denetleme kararı alınmış olmak kaydıyla 135. maddenin ikinci fıkrası hükmündeki engelin ortadan kalkacağı, yani zaten mümkün olan tespit, dinleme ve sinyal bilgilerini değerlendirme tedbirleri yanında kayda alma tedbirinin de uygulanabileceği sonucuna ulaşılabilecekken 136. madde hükmünün salt lafzi bir şekilde ele alınması durumunda, müdafiin bu sefer kendisin de şüphelisi olduğu bu suç, şüpheli veya sanığa yüklenen suç olma vasfını devam ettirdiği için, kendisiyle bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin yine 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kaldığı söylenebilecektir. Tesadüfen elde edilen delillerin düzenlendiği 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre “Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir”. Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. CMK’da arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer (örneğin, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) koruma tedbirlerinin uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından, CMK.nın 138. maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir. Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazı sınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi delillerin, çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi, katalog suçlardan birine ilişkin olması öngörülmüştür. Tesadüfi delil elde edilince iletişimin dinlenmesine devam edilebilmesi için ortaya çıkan yeni suçla ilgili dinleme şartlarının yeniden değerlendirilip yeni bir hakim kararı alınması gerekir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfi deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır. Bu şekildeki iletişim tespitiyle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususuna gelindiğinde; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre; ''...kanuna aykırı deliller teorisi çerçevesinde yabancı sistemlerin ''hukuka aykırılıktan'' anladıkları, sanığın Anayasa ile teminat altına alınmış olan haklarından birinin bir devlet organı tarafından yapılmış bir işlemle ihlal edilmiş olmasıdır.'' Hukuka aykırı delil sorunu CMK'nın 135, 206 ve 217. maddeleri çerçevesinde Ceza Genel Kurulu'nca tartışılmıştır; Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2013 tarih ve 2013/399 sayılı kararında; ''...ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir. İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nın 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı Kanun'un 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir. 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir. Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve yargılama faaliyetlerinin bütünü itibariyle adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir. 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede, "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin; işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir. “Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller” kavramındaki 'hukuka aykırılık', sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36'ncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Baskı, 2007 yılı, s. 1080), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir. Ceza Genel Kurulu aynı düşüncelere 20.05.2014 tarih ve 2014/268, 03.06.2014 tarih ve 2014/302 sayılı kararlarında da yer vermiştir. Buna göre soruşturma bir bütün olarak adilse hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil hükme esas alınabilecektir. Ancak Ceza Genel Kurulu kararları içeriğinde atıf yapılan doktrin görüşlerinde önemli bir nokta üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrine göre sanığın temel haklarını ihlal etmeyen ve şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu deliller hükme esas alınabilecektir. Bunun dışında yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yapılması zorunluluğundan bahsedilmektedir. Esasında CMK'nın ''Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir'' şeklindeki düzenlemeyi içeren 217/2. maddesi ve gerekçesi hukuka aykırı deliller için doktrin ve Ceza Genel Kurulu'nun yaptığı önemli hukuka aykırılık/önemsiz hukuka aykırılık şeklinde bir ayrıma yer vermemiştir. Buna rağmen doktrinde yapılan ayrım tamamen hatalı kabul edilemez, elde edilmesinde basit şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu delillerin, hükme esas alınmaması adil yargılama ilkesini zedeleyebilecektir. Ayrımın hangi kritere göre yapılacağı hususunda değişik görüşler bulunmakta olup CMK'nın 217. maddesinin gerekçesinde sayılan durumların yanında CMK'nın 148. maddesinde belirtilen yollarla elde edilen delillerin mutlak olarak hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçekten de haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK'nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez. Yukarıda yazılan düzenlemeler ve açıklamalar ışığında; 1-) Bir kısım sanıklar hakkında iletişim tespiti ve uzatma kararları verilmiş olup, bu kararlara dayanak olan talep yazılarını düzenleyen soruşturma makamının kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturan bilgilere ne suretle eriştiği belirlenememekte, soruşturma makamının talep yazılarında kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturabilecek herhangi bir belge ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 7/1 maddesine göre hazırlanması gereken gerekçeli raporun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, a-...... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/83 Teknik Takip nolu kararı ile şüpheliler ....,.....,.....,....., ve ...... hakkında verilen iletişimin tespiti kararının gerekçesinin, “şüphelilerin suçla ilgisi olup olmadıklarının tespiti için” şeklinde olduğu ve bu kapsamda CMK'nın 135. maddesinde belirtilen kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan olgulara yer verilip açıklanmadığı; b-Şüpheli ya da sanık sıfatıyla tespit edildiği anlaşılamadığı gibi CMK'da yer alan tanıklığa ilişkin kurallara da uygun şekilde alındığı ve yasak sorgu usullerine göre tespit edilip edilemediği anlaşılamayan .....’in mülakat beyanları doğrultusunda .... Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 23.10.2007 tarihli raporu üzerine ..... Ağır Ceza Mahkemesi'nin .... Teknik Takip nolu kararı ile şüpheliler....., ...., ....,.....,.....,....., ile birlikte 21 sanık hakkında (....’in mülakat beyanlarının doğruluğuna ilişkin bir inceleme ve araştırma yapılmadan) soyut kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanılarak iletişimin tespiti kararı verilmesi yasaya uygun bulunmamıştır. 2- İletişimin dinlenilmesine ilişkin kararlar verilmeden önce başka suretle delil elde etmeye ilişkin soyut ifadeler dışında dosya kapsamında yeterli çalışmanın yapılmadığı; ....Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/745 ve 2007/764 Teknik Takip nolu kararları ve dosyamızda bulunan benzer nitelikteki kararlarda her bir sanık ve somut olay için ortaya çıkan bulgulara göre bir değerlendirilme yapılması gerekirken genelleme suretiyle tüm kararlarda “..... yapılanmasının deşifre edilmesi suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütlü bir yapı içerisinde faaliyet gösteren şahısların suç faaliyetlerinin önlenmesi, suçluların suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi ve grup içerisindeki yapının ortaya konulabilmesinin fiziki takip ve tasarrut çalışmaları ile mümkün olmadığından başka türlü delil elde etme imkanı bulunmadığı” gerekçesine dayanılarak iletişim tespiti kararı verilmesi ve yetersiz gerekçeye dayalı bu kararlar uyarınca yapılan arama işlemlerinin hükme esas alınması; 3- Sanıklar ....,.....,.....,....., gibi sanıklarda olduğu üzere, CMK’nın 135/3. Maddesine aykırı olarak tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimlerin kayda alınması ve bu kayıtlar derhal imha edilmeyerek dosyada muhafaza edilmesi; 4- Sanıklar, ....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklarda olduğu gibi haklarında iletişimin tespiti kararı verilen şüphelilerle görüşmeleri tespit edilen ve o aşamada haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunmayan bu sanıklar hakkında CMK'nın 138/1 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına derhal bildirimde bulunularak iletişim tespiti kararı alınması gerekirken usulüne uygun karar alınmadan yapılan görüşmelere ilişkin tutanakların imha edilmeyip dosyada kanıt olarak bulundurulması; 5-Dosya arasında iletişim tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararları da bulunmayan sanık ..... ve .... arasında geçen 2003 yılına ait iletişim tespit tutanakları ile sanık ..... ile ...arasındaki 12.03.2004 tarihli, ... ile İsmet arasındaki 12.03.2004 tarihli ve sanıklar ...ile ... arasındaki 29.02.2004 tarihli iletişim tespit tutanaklarının CMK'nın 138. maddesine aykırı bir şekilde sanıklar aleyhine delil olarak kullanılması; 6- Sanıklar ....,.....,.....,.....,hakkında iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararlarının, Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde dosya arasına konulmaması; 7-CMK'nın 170. maddesi gereğince toplanan delillere göre, yüklenen suçu oluşturan olaylar ile mevcut delillerin ilişkilendirilerek düzenlenecek iddianame ile kamu davası açma görevi Cumhuriyet savcısına verilmiştir. Ancak, haklarında ilgisiz iletişim tespit tutanaklarına iddianamede yer vermelerinden dolayı tazminat davası açılan Cumhuriyet savcılarının cevap dilekçelerinde iddianameye konulacak iletişim tespit tutanaklarının belirleme işlemlerinin kendileri tarafından yapılmadığının ileri sürülmesi karşısında CMK'nın 170/1. maddesine aykırı davranıldığının anlaşılması; 8- Sanık.......’in emniyet müdürlüğünde gözaltında olduğu 26.02.2008 günü sanıkla birlikte olan avukatı .....’un, cep telefonundan sanığın işyerini aradığı, işyerine ait telefon için verilmiş iletişim tespit kararı kapsamında kayıt altına alındığı anlaşılan 1824 ve 1825 sayılı iletişim tespit tutanaklarının incelenmesinde; Avukat .....’un iki görüşmeyi de tanık ..... ile yaptığı ancak bu esnada yan yana olmalarından dolayı avukat ile sanık ..... arasındaki konuşmaların da kayda alındığı; bu kayıtların sanık ....bakımından TCK’nın 314/2. ve 38/1. maddesi delaletiyle 270/1. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükümlerine ve sanık .... bakımından TCK’nın 270/1 maddesi uyarınca kurulan mahkumiyet hükmüne delil kabul edildiği anlaşılmakla, CMK’nın 135/3. maddesine aykırı olarak sanığın, tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimlerin kayda alınması; bu kayıtların derhal imha edilmeyerek dosyada muhafaza edilmesi ve CMK’nın 135. maddesinde sayılmayan suç üstlenme suçu bakımından delil kabul edilmesi; 9- Sanık .... hakkında.... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31.10.2007 gün ve 2007/1276 teknik takip sayılı kararıyla iletişimin tespitine ve kayda alınmasına karar verilmiş ise de dosyada bu tarih öncesinde de iletişim tespit tutanaklarının bulunduğu ve bunların mahkemece delil kabul edildiği, bu tutanaklarda karar numarası olarak “2007/156” şeklinde belirtilmiş ise de Yargıtay denetimine imkan sağlayacak şekilde bu kararın dosya içine alınması gerektiğinin gözetilmemesi, CMK'nın 206/2-a, 230/1-b ve 217. maddelerine aykırı görülmüştür. B-ARAMA/EL KOYMA/DOKÜMANLARIN İNCELENMESİ 1- ARAMA VE EL KOYMA a- Adli ve Önleme Araması Arama, amacına göre "adli arama" ve "önleme araması" olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etmek amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya "adli arama" ikinci tür aramaya ise "önleme araması" denilmektedir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.11.2014 gün ve 2013/9-610 esas, 2014/512 karar, 2013/9-841 esas, 2014/513 karar sayılı kararları ile 28.04.2015 gün ve 2013/9-464 esas, 2015/132 sayılı kararında gösterildiği üzere; adli arama, elkoyma ile birlikte 5271 sayılı CMK'nın 116-134 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 5. maddesinde adli arama; "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir" şeklinde tanımlanmıştır. Adli aramanın amacı şüpheli veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin ele geçirilmesidir. Arama yazılı bir karara veya emre dayanmak zorundadır. Sonradan yazıya çevrilmiş olsa bile sözlü emir ile arama yapılması mümkün olmayıp yazılılık şartı Anayasa'nın 20, 21 ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 116. maddelerinin amir hükmü gereğidir. Arama kural olarak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile de yapılabilecektir. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür. Anayasal koruma altında bulunan ve kişilerin temel haklarından olan konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği haklarının bir yansıması olarak, CMK’nın 118. maddesinde aramanın yapılacağı zaman dilimini belirleyen bir düzenlemeye yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde kural olarak gece vaktinde arama yapılamaz. TCK’nın 6/1-e bendinde gece vakti; ‘güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi’ olarak tanımlanmıştır. Ancak, suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmayacağı, maddenin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Bu halde, aramanın gece yapılmasını haklı gösteren sebepler, somut olgularla desteklenerek arama kararına yazılmalıdır. Hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, ancak yetkili olduğu yargı çevresinde bulunan bir mahal için arama kararı verebilir. Bu durum, CMK’nın 161/1. maddesinde “...Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister”, aynı Kanun'un 162. maddesinde ise “Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir” şeklinde düzenlenmiştir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 10.07.2014 gün ve 2014/4166 esas, 2014/5354 karar sayılı kararında da “...belli bir yerde yapılması zorunlu olan soruşturma işlemlerinde, işlemin yapılacağı yerdeki Sulh Ceza Mahkemesinden karar alınması gerekmekte ise de; soruşturma işleminin herhangi bir yerde yapılması zorunluluğunun bulunmadığı durumlarda soruşturmanın yapıldığı yer Sulh Ceza Mahkemesi’nin yetkili olduğu...” denilmiştir. 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile mülga olan CMK’nın 250, 251 ve 252. maddelerinde de bu hususa dair özel bir düzenleme yoktur. CMK’nın 250. maddesi ile yetkili hakimin, bu madde kapsamında yetkili olduğu yargı çevresinde arama kararı verebilecek olmasında tereddüt yokken, yargı çevresi dışındaki mahallerde kural olarak arama kararı veremeyeceğini kabul etmek gerekir. CMK’nın 20. maddesindeki “yetkili olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler, sadece yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz” hükmü yanında, 21. maddede de “bir hakim veya mahkeme, yetkili olmasa bile, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yargı çevresi içerisinde gerekli işlemeleri yapar” şeklindeki açık düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, gecikmesinde sakınca bulunan haller belgelendirilmesi veya makul gerekçelerle kabul edilmesi halinde yukarıdaki genel düzenlemeye istisna teşkil edebilecektir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin “bir delilin hükme esas alınıp alınmayacağı hususunda, yargılamanın tümünün adil yapılıp yapılmadığının belirlenerek sonucuna göre karar verilmesine” dair içtihadı da dikkate alınarak aramanın hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Arama kararında veya emrinde, aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi açıkça gösterilmelidir. Aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresinin açık olarak gösterilmesi gerekse bile bina numarasının yanlış gösterilmesi gibi basit hatalar, hukuka aykırılık teşkil etmez. Arama kolluk tarafından icra edilmekle birlikte hakim veya Cumhuriyet savcısı her zaman aramaya katılıp nezaret edebilir. Hakim veya Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan aramalarda herhangi bir işlem tanığının bulundurulmasına gerek yoktur. Kolluk tarafından, hakim veya Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılan aramalarda ise o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması yasal bir zorunluluk olup, bu zorunluluk, Yargıtay CGK'nın 28/04/2015 gün ve 2013/9-464 esas, 2015/132 karar sayılı ilamında "o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve arama sonucu elde edilen delilin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğu, bu nedenle hükme esas alınamayacağı" şeklinde ortaya konmuştur. Aranacak yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir, kendisi bulunmazsa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri veya kendisiyle birlikte oturmakta olan bir kişi veya komşusu hazır bulundurulur. CMK'nın 120/3. maddesi uyarınca kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına ve bu kapsamda hazır bulunabilmesi için ilgili tarafından çağrılmasına engel olunamaz.Bununla birlikte aramanın sonuçsuz kalmasına neden olabilecekse avukatın çağrılması veya beklenilmesi şart değildir. Ancak, kolluk kuvvetlerine ve yargı merciilerine "engel olmama" biçiminde negatif yükümlülük öngören bu hükmün avukatın hiçbir şekilde çağrılmayacağı ve beklenilmeyeceği şeklinde yorumlanmaması, aksine uygulamaların arama işlemini ve bunun sonucunda elde edilen delilleri hukuka aykırı hale getirebileceğinin unutulmaması gerekir. Bu nedenle talep edilmesi durumunda bu istek aramayı tehlikeye sokacak veya sonuçsuz bırakacak nitelikte olmadığı müddetçe arama mahallinde gerekli tedbirler alınarak makul bir süre kişinin avukatının beklenilmesi ceza muhakemesinin amaç ve ilkelerine daha uygun olacaktır. Nitekim öğretide de "muhakemenin her aşamasında avukat yardımından yararlanmak mümkün olduğuna göre, aramada da sanık kadar onun avukatının da hazır bulunma hakkının olduğu kabul edilmelidir. Ancak bir avukat çağrılması ve beklenilmesi aramayı sonuçsuz bırakacağı hallerde, diğer bir ifadeyle gecikmede tehlikelinin bulunması halinde artık bu haktan yararlanılmaması gerekir" (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999, 1. Bası, s.132-133). Bunun yanında "Hakkında arama tedbiri uygulanan kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Ancak, avukat çağrılması ve beklenmesi aramayı sonuçsuz bırakmayacak olmalıdır" (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, Eylül 2014, 11. Bası, s.393) şeklinde görüşler de ileri sürülmüştür. Konut, işyeri, bina gibi birden fazla odası veya bağımsız bölümü olan mahallerde; şüpheli, malik, yetkili veya zilyed gibi ilgili kişilerin arama sırasında hazır bulunması; mezkur kişilerin arama yapılan yerin sadece bir bölümünde bulundurulması veya bekletilmesi demek değildir. Aramanın yapıldığı her bölümde, ilgilinin ve/veya müdafiinin hazır bulunma, aramanın kendi gözetiminde yapılmasını isteme hakkı vardır. Şüpheliye ve diğer kişilere böyle bir hak, aleyhlerine suç delili olabilecek eşyanın elde edilmesine tanık olabilmeleri ve oluşabilecek kuşkuları ortadan kaldırmak için verilmiştir. Bu husus savunma hakkının bir parçası olup aynı anda birden fazla yerde arama yapan kolluk, bu hakkın kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde hareket etmemelidir. Yine arama faaliyetinin tamamı, işlem tanığı olarak mahalde bulunan şahısların da huzurunda yapılmalı; bu şahıslar elde edilen her delile, bulunduğu yere, bulunma yöntemine ve muhafaza altına alınışına tanıklık etmelidir. Aksine yapılan uygulama -itiraz vaki olduğunda- arama tutanağında yazılmış ve imza altına alınmış olsa dahi elde edilen delilin sıhhati bakımından kuşku doğuracak ve o delili CMK’nın 206. maddesi uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil vasfına sokabilecektir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 9. ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 18 – 26. maddelerinde düzenlenen önleme araması -ki adli aramadan farklı olarak- suçun işlenmesinden önceki alanla ilgili idari tedbirlerdendir. Adli aramanın amacı şüpheli veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin ele geçirilmesi iken; önleme araması, genel emniyet ve asayişin korunması ve tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan bir yoldur. Başlangıçta suç işlenmesinin önlenmesi düşüncesi olsa bile, suç şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren yapılacak durdurma ve arama adli bir nitelik taşıyacaktır. Suç şüphesinin ortaya çıkmasından sonra CMK kuralları uygulanması gerektiğinden, arama işleminin önceden alınmış bulunan önleme araması kararına göre değil CMK kurallarına göre icra edilmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, önleme araması sonucunda bir suç unsuruna veya deliline rastlanırsa koruma altına alınacak ve durum Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilerek elkoyma işlemini gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenecektir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de elkoyma yapılabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır. Arama işlemi tutanağa bağlanır. Tutanakta aramanın sonuçları, el konulan suç eşyasına ilişkin tereddüt hasıl olmayacak şekilde ayırt edici ve belirleyici bilgiler ve arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanı hususları yer almalıdır. CMK’nın 122. maddesinin 2. fıkrasında “Belge ve kâğıtların zilyedi veya temsilcisi kendi mührünü de koyabilir veya imzasını atabilir. İleride mührün kaldırılmasına ve kâğıtların incelenmesine karar verildiğinde bu işlemin yapılmasında hazır bulunmak üzere, zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağrılır; çağrıya uyulmadığında gerekli işlem yapılır.” şeklinde düzenleme mevcuttur. b- Askeri Mahallerde Arama Askeri mahallerde yapılacak yapılacak aramalarda Cumhuriyet savcısının katılımı zorunlu olup ayrıca arama, genel kolluk tarafından değil askeri makamlar tarafından yerine getirilecektir. ‘......’den ne anlayacağımız ve nerelerin askeri mahal olduğu, CMK’nın madde gerekçelerinde belirtilmiştir. Buna göre 211 sayılı ..... İç Hizmet Kanunu’nun 12. maddesinde tanımlanan kıt’a, taktik birlik, idari birlik, karargah ve askeri kurumlar; aynı Kanun'un 51. maddesinde açıklanan kışla ve benzeri yerler, 100. maddede belirtilen orduevleri, askeri gazinolar ve kışla binaları askeri bina olup askeri mahal niteliğinde oldukları açıklanmıştır. c- Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve Elkoyma Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesinde düzenlenmiş olup, CMK’nın 116 ve 123. maddeleri arasında yer alan arama koruma tedbirinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. CD, DVD, flash bellek, disket, harici ve dahili harddisk, bilgisayar özelliği içeren noktaları bakımından akıllı telefon ve benzerlerinden elde edilen ve tamamı “dijital delil” olarak adlandırılan, suistimale müsait olan verilerin; sıhhatini ve güvenliğini sağlamak amacıyla ve bireyin özel hayatına, kişisel verilerine yönelik olumsuz tesirleri göz önünde tutularak “son çare” olarak başvurulabilecek “özel koşullara bağlı” bir koruma tedbiri olması nedeniyle, genel adli aramadan ayrıksı ve istisnai olarak, ayrıntılı düzenlenmiş olup, bu hallerde arama kararının yalnızca hakim tarafından verilebileceği öngörülmüştür. Soruşturma tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 134. maddesine göre; “(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine hakim tarafından karar verilir. (2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. (3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. (4) İstemesi halinde, bu yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır. (5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.” Hükmün uygulanmasına ilişkin ayrıntılara Yönetmelikte yer verilmiştir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 17. maddesi (Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma), CMK'nın 134'üncü maddesi temelinde düzenlenmiştir. Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar” olarak tanımlanan ve bilişim teknolojilerinin temel işlev aracı olan elektronik veriler, bilgisayar sistemleri tarafından otomatik olarak (değişken IP adresleri, log kayıtları, güvenlik kamerası kayıtlar vb.) oluşturulabileceği gibi kullanıcılar tarafından bilgisayar medyaları (dizüstü bilgisayar, PC, hard disk, USB Bellek, CD/DVD, bilgisayar işletim sistemi vasıtasıyla çalışan ve veri yüklenebilen akıllı telefon, mp3 çalar video kameralar, vb.) üzerinde de oluşturulabilmektedir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar ise elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Elektronik delil, bir elektronik araç üzerinde saklanan veya bu araçlar aracılığıyla iletilen, soruşturma açısından değeri olan bilgi ve verilerdir. (KESER BERBER, Leyla; Adli Bilişim, Yetkin Yayınları, Ankara 2004, sy 46) Maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen ‘yedekleme’ tabirinden, ‘imaj alma’ işlemini anlamak gerekir. Zira imaj alma, dijital medyanın alelade kopyalanması değil aktif, silinmiş veya artık alanlarında bulunan verilerin, orijinal medyadaki haliyle bire bir aynı, adeta aynadaki görüntüsü gibi yedeklenmesidir. “Delillerin alındığı aşamadaki sıhhatinin korunması amacıyla, işlemi yapan kolluk tarafından, bilgisayarın hard diski alındığı anda öncelikle hash değeri alınarak tutanak tutulmalı ve bütün bu imaj alma, yedekleme vb. işlemler şüpheli veya vekilinin yanında gerçekleştirilmelidir.” (ÖZEN, Muharrem – ÖZOCAK, Gürkan; Adli Bilişim, Elektronik Deliller ve Bilgisayarlarda Arama ve El Koyma Tedbirinin Hukuki Rejimi; Ankara Barosu Dergisi, sayı:2015/1 Yıl:73) CMK’nın 134. maddesi uyarınca arama kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim tarafından verilir. Diğer koruma tedbirlerinin aksine, suç üstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde dahi Cumhuriyet Savcısı bu kararı veremez. Cumhuriyet Savcısı tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hal gerekçesiyle verilen arama kararına istinaden yapılan aramada elde edilen dijital delillerle ilgili sonrasında hakim tarafından el koymanın onanması ve CMK 134. madde uyarınca incelenmesi kararı verilse dahi, bu kararlar, savcı emri ile yapılan aramada elde edilen delilleri hukuka uygun hale getirmez. “Zira, ceza muhakemesinde, ancak hukuka uygun yollarla elde edilmiş deliller soruşturma ve yargılamaya konu edilebilir, aksi halde, kanunda öngörülen usullerden birine dahi uyulmaması durumunda, elde edilen delil “kanuna aykırı delil” olacak ve herhangi bir hukuki anlam içermeyecektir.” (ÖZEN – ÖZOCAK, Ankara Barosu Dergisi, 2015/1 Yıl:73) CMK’nın 134. maddesi, dijital medyaların önce mahallinde incelenmesini, bilgisayar programlarına veya kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde ise bilgisayarlara el konulmasını öngörmektedir. Bu hüküm uygulamada bazı sıkıntılara yol açmaktadır. Zira, bilgisayarda yerinde inceleme yapılması çoğu kez mümkün ve sıhhatli olmayıp, teknik yetersizliklerden dolayı imaj da alınamamaktadır. Dijital delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edildiğinin kabul edilebilmesi bakımından bu nokta önemlidir. Ceza muhakemesinde deliller kanuna uygun olmalı ve kanuna uygun yöntemlerle elde edilmelidir. Adil yargılanmanın sağlanabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında toplanan bulguların delil değeri taşıyabilmesi için, şüpheli veya sanıktan elde edilen dijital verilerin, yasa ile sınırları belirlenmiş teknik gerekliliklere uygun olarak toplanması ve sonucunda yargılama makamlarına eksiksiz, bozulmamış halde sunulması gerekmektedir. Yasa koyucunun, CMK’nın 134. maddesini ayrıntılı olarak düzenlemesinin amacı da budur. Dijital delillere harici müdahalenin teknik olarak mümkün olması, çoğu zaman kim tarafından hangi tarihte müdahale yapıldığının da belirlenememesi karşısında, güvenli bir şekilde el konulup incelenebilmesi için mahallinde imaj alındıktan sonra orijinal medyanın şüpheliye bırakılması gerekmekte ise de bu şart soruşturma yapan kolluk personelinin teknik yetersizliği, ekipman yokluğu, ortamın incelemeye elverişli olmaması gibi nedenlerle yerine getirilememektedir. Bu itibarla arama ve elkoymanın özel bir hali olarak CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen ve özel hayatın gizliliğine daha fazla müdahale içermesi nedeniyle yasa koyucu tarafından genel arama ve elkoymadan daha sıkı koşullara tabi tutulan bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama ve elkoymanın bu özelliği gözardı edilmek suretiyle, aramayı gerçekleştiren kişilerce elkoyma işlemine geçildiği sırada sistemdeki verilerin yedeklemesi (imaj-adli kopya) yapılmadan ve yedekten bir kopya alınıp şüpheli veya vekiline verilmeden, ya da yukarıda yazılı nedenlerden dolayı mahalde yedekleme ve yedekten kopya verme olanağının bulunmadığının objektif olarak kabulünde zorunluluk bulunan hallerde, aramayı yapan kolluk birimince dijital delillere müdahaleyi önleyecek şekilde, seri numaraları tutanağa yazılmak suretiyle usulüne uygun olarak zapt edilip mühürlenmeden, şüpheli veya müdafiinin istemesi halinde nezaret etme ve denetleme imkanı sağlanarak inceleme mahalline kadar eşlik etmesi sağlanmadan ve bu yerde şüpheli veya müdafiinin hazır bulunmasına imkan verildikten sonra mümkün olan en kısa süre içinde mühür açılıp, dijital medyanın derhal imajının alınarak ilgilisine de imajlardan bir kopya ve orijinal medya teslim edilmeden, yine sanık veya müdafiinin mühür açma işlemi sırasında hazır bulunmasının mümkün olmadığı hallerde, mühür açma işleminin arama ve el koyma kararını veren hakimin huzurunda açılarak imaj alma işleminin bu sırada yapılması yoluna gidilmeden inceleme yapılması halinde arama ve elkoyma işleminin yasaya ve hukuka uygunluğundan bahsetmek mümkün olmadığı gibi bu yolla elde edilen delillerin de hukuka uygunluğu tartışılır hale gelecek ve yargılama makamınca hükme esas alınması mümkün olamayacaktır. d- Avukat Bürolarında Arama ve Elkoyma Ceza Muhakemesi Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatın bürosunda ve ikametinde elkoyma ile ilgili işlemleri genel hükümlerden ayrıksı ve istisnai olarak düzenlemiştir. Zira avukatın sır saklama yükümlülüğünün korunması, savunma hakkının önemli bir uzantısıdır. Avukatlık Kanunu’nun 36. maddesinde, “Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse .......i ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır” denilmiş, ikinci fıkrada ise avukatların öğrendikleri hakkında ancak müvekkillerinin izin vermesi durumunda tanıklık edebileceği, ancak bu halde de tanıklıktan çekinme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Avukatlar hakkındaki arama ve elkoyma koruma tedbirleri de özel olarak düzenlenmiştir. Bunun sonucunda avukatın mesleği gereği elinde bulunan, savunmaya dair olan ve müvekkili ile ilgili belgelerin genel kurallara göre yapılacak aramada ve el koymada açığa çıkmasının önüne geçilmiş, avukatın sır saklama yükümlülüğüne uygun kurallar getirilmiştir. CMK’nın 130. maddesinde, “(1) Avukat büroları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısının denetiminde aranabilir. Baro başkanı veya onu temsil eden bir avukat aramada hazır bulundurulur. (2) Arama sonucu elkonulmasına karar verilen şeyler bakımından bürosunda arama yapılan avukat, baro başkanı veya onu temsil eden avukat, bunların avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu öne sürerek karşı koyduğunda, bu şey ayrı bir zarf veya paket içerisine konularak hazır bulunanlarca mühürlenir ve bu konuda gerekli kararı vermesi, soruşturma evresinde sulh ceza hâkiminden, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemeden istenir. Yetkili hâkim elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu saptadığında, elkonulan şey derhâl avukata iade edilir ve yapılan işlemi belirten tutanaklar ortadan kaldırılır. Bu fıkrada öngörülen kararlar, yirmidört saat içinde verilir. (3) Postada elkoyma durumunda bürosunda arama yapılan avukat veya baro başkanı veya onu temsil eden avukatın karşı koyması üzerine ikinci fıkrada belirtilen usuller uygulanır.” denilmektedir. Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinde, “(1) Avukatların avukatlık veya...... ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. (2) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanun'unun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi, haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez.” Avukat bürolarında arama, mutlaka bir mahkeme kararına istinaden, Cumhuriyet savcısının denetiminde ve baro temsilcisi arama tanığı sıfatıyla hazır bulunduğu halde yapılabilecektir. Bu esnada, genel arama bölümünde aramanın ne şekilde yapılacağına dair belirtilen kurallara riayet edilmelidir. CMK’nın 130/2. maddesine göre, avukat bürosunda yapılan arama sonucu elde edilen delillerin, avukat-müvekkil arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğu hususundaki itiraz, bürosu aranan avukat veya aramada hazır bulunan baro temsilcisince yapılabilir. Bu durumda, itiraza konu delil, okunmaksızın ve incelenmeksizin ayrı bir delil torbası içerisine konularak mühürlenir ve itirazı karara bağlaması için hakime teslim edilir. Hakim, elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğuna karar verirse, mezkur delil avukata iade edilir. Aksine karar verildiğinde ise bu delil artık soruşturma kapsamında, soruşturma makamlarınca incelenip değerlendirilir. Bu kararlar yirmi dört saat içinde verilir. Avukat konutları ile ilgili düzenleme, Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinde olup, aramaya dair istisnai kurallar yalnızca avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri iddia edilen suçlarla sınırlıdır. Yani soruşturma konusu suç, şüphelinin avukatlık mesleği ile ilgili değilse, arama CMK’daki genel arama usullerine göre yapılır. 2- ARAMADA ELDE EDİLEN BELGE VE EVRAKIN İNCELENMESİ CMK'nın 122. maddesi aramada ele geçirilen belge ve kağıtlar incelemeye yetkili mercileri ve inceleme şeklini düzenlemektedir. Yukarıda anılan Kanun'un 122 maddesine göre, "(1) Hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin belge veya kağıtları inceleme yetkisi, Cumhuriyet savcısı ve hakime aittir. (2) Belge ve kağıtların zilyedi veya temsilcisi kendi mührünü de koyabilir veya imzasını atabilir. İleride mührün kaldırılmasına ve kağıtların incelenmesine karar verildiğinde bu işlemin yapılmasında hazır bulunmak üzere, zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağrılır; çağrıya uyulmadığında gerekli işlem yapılır. (3) İnceleme sonucu soruşturma veya kovuşturma konusu suça ilişkin olmadığı anlaşılan belge veya kâğıtlar ilgilisine geri verilir.” Kolluk görevlileri arama işlemi sırasında belirtilen nitelikte kağıtlara rastladıklarında bunları ilgilinin rızası olsa bile okumayarak bir zarfa koyacak ve mühürleyecektir. Kolluk görevlileri, soruşturma ve kovuşturma konusu suçla ilgilisi olmayan ve belgelerin incelenmesi sırasında öğrenilen kişilere ait özel bilgilerin, kişisel veri olarak korunması gerektiğini, maddenin amacının ilgilinin suçla ilişkisi bulunmayan ve onun özel hayatı ve ilişkilerine dair yazıların ne surette olursa olsun başkaları tarafından okunmamasını sağlamak ve böylece özel hayatın dokunulmazlığını güvence altına almak olduğunun göz önünde tutmalıdır. Nitekim, Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği'nin 16/2. maddesinde kolluk görevlilerinin aramada ele geçen belge ve kağıtları inceleme yetkisi bulunmadığı vurgulanmıştır. Buna göre; "kolluk arama sırasında ele geçen belge ve kağıtlara suçla ilgili olup olmadığını tespit amacıyla incelemeksizin bakabilir, suçla ilgili olabileceğinden şüphelendiği anda Kanun'un öngörüldüğü şekilde incelenecek belge ve kağıtları ambalajlayarak mühürler." Maddede açıkça belirtildiği üzere belge ve kağıtlara zilyedi veya temsilcisi el konulan bu belge ve kağıtların değiştirilmesini önlemek amacıyla kendi özel mührünü koyabilir veya imzasını atabilir. Mührü kaldırarak incelemeye karar verildiğinde hazır bulunmak üzere zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağırılır. Çağrıya uyulmasa da mühürler açılarak incelemeye geçilebilir. Hakimin ve savcının yapacağı inceleme kağıdın delil olma veya müsadere edilebilir özelliğine sahip olup olmadığını anlamak için içeriğinin incelenmesidir. Hakim bunun için gerekli görürse bilirkişiye başvurabilir. Aramayı yapan memurun kağıtları yanına alması el koyma değil geçici olarak emniyet altına almaktır.(Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku Ankara, 2012 sf.369) Arama sırasında, devlet sırrı niteliğinde olan belgelere de rastlanabilir. 5271 sayılı CMK’nın 125. maddesine göre; “(1) Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. (2) Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir. (3) Bu Madde hükmü, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak uygulanır.” Anılan maddenin gerekçesi incelendiğinde, mahkemelerin, resmi devlet kurumlarından, niteliklerini öngörerek isteyeceği devlet sırrı niteliğindeki belgelerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Şu halde Cumhuriyet savcısı soruşturma aşamasında CMK’nın 122. maddesi gereğince, arama esnasında sanıklardan ele geçecek belgeleri inceleyebilecek, bu belgelerin devlet sırrı niteliğinde olduğu şüphesine ulaştığı halde ise yalnızca 125. madde uyarınca işlem yapılması için belgeleri muhafaza altına alabilecektir. Fakat yalnızca mahkemeye ait olan yetkiyi kullanma anlamına gelecek şekilde, bu belgelerin niteliğine ilişkin araştırma yapamayacaktır. Kolluk personelinin ise yukarıda belirtildiği üzere normal belgelerde dahi inceleme yetkisinin çok kısıtlı olduğu dikkate alındığında, devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri incelemesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Kolluk görevlisi arama esnasında, belgenin soruşturma konusu suçla ilgili olup olmadığının tespiti ile sınırlı olan ön incelemesinde, bir belgenin devlet sırrı niteliğinde olduğundan kuşkulanır ise derhal Cumhuriyet savcısına bilgi verip, evrakı mühürlü zarf içinde Cumhuriyet savcısına teslim etmeli, Cumhuriyet savcısı ise yukarıda açıklanan silsile doğrultusunda usuli işlemleri tamamlamalıdır. 3- ARAMANIN HUKUKA AYKIRILIĞI VE BU AYKIRILIĞIN SONUÇLARI: Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir. Hukuka aykırılık, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 22.06.2001 gün ve 2-2 sayılı kararında, “Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır. Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasa koyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. (Örneğin, E. 1985/31 K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115) Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir” denilmektedir. Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir. Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır. CMK'nun 217. maddesinde, "(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” denilmiş; aynı Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması halinde reddolunacağı ifade edilerek, hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki, aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkumiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur. Her şekle aykırılığın aynı zamanda bir hak ihlaline de yol açacağı şeklindeki bir kabul isabetli değil ise de bu şekle aykırılık, elde edilen delilin güvenilirliğini tartışmalı hale getiriyorsa, herhalde hükme esas alınmaması gerekir. Ancak usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan, güvenirliği konusunda kuşku bulunmayan arama sonucunda ele geçen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerden birinin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” sayılmaları ve mahkumiyet hükmüne dayanak teşkil edememeleri de kabul edilemez. Bu açıklamalar ve ilkeler çerçevesinde dosya incelendiğinde; ...... Ağır Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2008/421 D. İş sayılı arama kararına istinaden ....., .... ve Ulusal Kanal Genel Merkezlerinin ..... Sokak No:-- ..../... adresinde kollukça yürütülen arama faaliyetinde, -Arama kararının gecikmesindeki sakıncalı ve zorunluluk gerektiren durum açıklanıp gösterilmeksizin CMK’nın 250. maddesiyle yetkili mahkeme tarafından, yetki sınırlarının dışında olan..... ili için arama kararı verildiği; -Arama kararında gece vakti arama yapılmasına izin verilmesini haklı kılacak yasal bir gerekçe gösterilmediği gibi ekindeki soruşturma evrakında da buna dair somut olgu ve kanıtların tespit edilemediği; -Kolluk tarafından 21.03.2008 günü saat 04:00 sıralarında, arama yapılacak binaya, işlem tanıkları olan .... Mahallesi Muhtarı ..... ve aza .... olduğu halde gelindiği; bu esnada binada, güvenlik görevlisi ...., iki partili ve genel başkan olan sanık ...’in bulunduğu; kolluk ekiplerinin önce binanın dördüncü katındaki genel başkanlık makamı ve eklerinin bulunduğu yere gittikleri ve aramaya oradan başlandıktan yaklaşık kırk beş dakika sonra avukatlar ..... ve ...’in aramaya katıldıkları, bu katılım öncesinde genel başkanlık ve genel sekreterlik bölümlerinde aramanın tamamlandığının da parti avukatlarınca iddia edildiği; çok sayıda kolluk görevlisinin binanın katlarına ve odalarına arama faaliyeti için dağıldıkları; bu esnada muhtar ve azanın büyük salon tabir edilen yerde bekletildikleri ve bağımsız bölümlerde yapılan hiçbir aramanın bu şahısların huzurunda yapılmadığı; aramalarda elde edildiği iddia edilen özellikle CD/DVD gibi dijital medyalara seri numaraları ve ayırt edici özellikleri yazılmayarak el konulduğu; aramaya katılan polislerce, binada ele geçirildiği iddia edilen CD/DVD, disket gibi medyaların tamamının ilgililerce paraflandığı beyan edilmesine rağmen, özellikle iddianameye ve gerekçeli karara konu edilen ve suç unsuru içerdiği kabul edilen ve makam katında girişin karşısındaki sekreter odasının sağ tarafında bulunan masaya ait etajerin çekmecesinden çıktığı iddia olunan ...., ... ve .. marka olmak üzere dört adet CD üzerinde avukatların veya sair ilgililerin paraflarının olmadığı; ayrıca .... Genel Başkanı sanık ....’in saat 07:30-08:30 sıralarında gözaltına alınarak arama mahallinden götürüldüğü, bu nedenle aynı gün saat 17:45’te sona erdiği anlaşılan arama faaliyetinin genel başkan olan .....'in yokluğunda yapıldığı; -Ayrıca sanıklar ve müdafiileri tarafından, arama mahalline tutanakta imzası bulunanların dışında ve sayıca çok fazla kolluk görevlisinin girerek aramaya katıldığı; kolluk görevlilerinin birçok bağımsız bölüme avukatlar ve ilgililerin yokluğunda girerek arama faaliyetinde bulundukları iddia edilmiş olmasına rağmen yerel mahkeme tarafından bu hususların dikkate alınmadığı; -Mezkur arama kararında CMK’nın 134. maddesi uyarınca, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair hiçbir hüküm olmadığı halde, arama kapsamında tüm dijital medyalara yasaya uygun el koyma gerekçesi dahi yazılmadan el konulduğu, mahallinde imajlarının alınmadığı ve ilgili avukatların talebine rağmen kopya verilmediği, tüm dosya kapsamı ile mahkemece celp edilip dosya arasına örneği konulan ..... Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/318 esas ve 2010/1154 karar sayılı kararından anlaşılmıştır. Ayrıca; a-.... Ağır Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2008/421 D. İş sayılı kararında yasal gerekçe ve somut olgu belirtilmeden gece vakti arama yapılmasına izin verilmesi; mahkemenin, CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri ve dayanakları gösterilmeden verdiği arama kararı ile arama yapılması; avukatların beklenmesi durumunda aramanın sonuçsuz kalmasına neden olabilecek sebepler belirtilmeden avukatların yokluğunda aramaya başlanması; işlem (arama) tanıklarının tüm arama işlemlerine katılımının sağlanmayarak yalnızca bir bölümde tutulması; bahse konu arama ve el koyma kararında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nın 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde yapılan aramada elde edildiği iddia olunan tüm dijital medyalara, seri numaraları ve ayırt edici özellikleri yazılmayarak ve arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu suretle elde edilen delillerin sanıklar...., ...., ..., ..., ...., ...., ..., ....,.....,.....,....., ve dolaylı olarak birçok sanık bakımında suç delili olarak hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 116-127, 134, 162 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; b-Avukat olan sanıkların büro ve ev aramalarına ilişkin olarak, aa) Sanıklar .... ve ...’ın avukatlık bürolarında yapılan arama faaliyetinin incelenmesinde; CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri ve dayanakları gösterilmeden verilen mahkeme kararlarında bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nun 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde, kollukça sanıkların avukatlık bürolarında yapılan aramalarda ele geçen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanıklara veya müdafiilerine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun olmayan gerekçe ile el konulması; yine dijital ve basılı doküman şeklindeki bir çok delilin avukat-müvekkil ilişkisine dair olduğu iddiaları karşısında, CMK’nın 130/2. maddesi uyarınca, bu iddiaya konu delillerin incelenmeksizin mühürlenerek hakim önüne götürülmesi ve hakimin karar vermesinden sonra sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, bu hususta bir karar alınmaksızın delillerin incelenmesi ve bu suretle elde edilen delillerin hükme esas alınması; bb) Bunun yanında sanık.....’in evinde yapılan aramaya gelince, Yukarıda belirtilen dijital delillerin elde edilmesindeki hukuka aykırılıkların yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca, avukatların görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı işledikleri suçlardan dolayı evlerinde ve bürolarında yapılacak aramanın, kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile yapılacağı düzenlenmiş olup, yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararında, sanığın bizatihi avukatlık mesleği faaliyetlerinin dahi suç unsuru olarak kabul edildiğinin anlaşılması karşısında, 26.03.2008 günü sanığın evinde Cumhuriyet savcısı ve baro temsilcisinin yokluğunda arama yapılması; cc) Sanık.....’in aramalarına gelince; elde edilen dijital medya ve basılı doküman şeklindeki bir çok delilin avukat-müvekkil ilişkisine dair olduğu iddiaları karşısında, CMK’nın 130/2. maddesi uyarınca, bu iddiaya konu delillerin incelenmeksizin mühürlenerek hakim önüne götürüldüğü, doküman delilleri hakim tarafından incelenmiş ise de dijital delillerin, hakim tarafından bilirkişi olarak atanan kolluk personelince incelenmesi ve hakim tarafından verilen kararın bu incelemeye dayandırılması suretiyle CMK’nın 130, 134 ve 217. maddeleri ile Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesine muhalefet edilmesi; c- CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri (gecikmesinde sakınca bulunan ve zorunluluk gerektiren durum) ve dayanakları gösterilmeden verilen hakim kararına istinaden sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklar da olduğu gibi ev veya iş yerlerinde arama yapılması suretiyle CMK’nın 161 ve 162 maddelerine muhalefet edilmesi; d- Hakim kararında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nın 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde, sanıkların ev veya iş yerlerinde ve dernek, siyasi parti, basın kuruluşları gibi tüzel kişilerin hizmet binalarında yapılan aramalarda hard disk, bilgisayar kasası, CD ve DVD gibi dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nun 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; e- Sanıkların ev veya iş yerlerinde ve dernek gibi tüzel kişilerin hizmet binalarında yapılan aramalarda elde edilen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanığa veya müdafiine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,........,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,..gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; f- Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesi ancak hakim kararıyla mümkün olduğu halde, Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle veya hiçbir soruşturma makamı tarafından verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada elde edilen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanık veya müdafiine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; g- 5271 sayılı CMK'nın 2/e ve 161 maddeleri ile 2559 sayılı PVSK'nın Ek 6. maddesi uyarınca bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenen kolluğunun derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip, onun emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlaması gerekmekte iken usulüne uygun adli arama emri veya kararı almadan delil elde etmek amacıyla olaydan belli bir süre önce verilmiş....Sulh Ceza Hakimliği’nin 2006/952 D.İş sayılı önleme araması kararı uyarınca 07.01.2007 günü sanık ......’ın sevk ve idaresindeki otomobilde yapılan arama işlemi; usulüne uygun verilmiş bir arama kararı bulunmadığından açıkça hukuka aykırı olup bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınması da mümkün değildir. Bu itibarla; hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen delillerin (Kuvayı Milliye 1919 Derneği üye başvuru formları ve on üç adet not kağıdı) ve buna ilişkin düzenlenen tutanağın sanıklar ....,.....,.....,.....,yönünden yerel mahkemece hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 116 ve devamı maddeleriyle 217. maddesine muhalefet edilmesi; h- Arama sırasında elde edilen belgelerin ve kağıtların incelenmesiyle ilgili uygulamaların değerlendirilmesinde, sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.......,.....,....,.....,.....,....., ve ...’da olduğu gibi aramalarda ele geçen evrak ve kağıtları inceleme yetkisinin CMK’nın 122/1 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğu nazara alınmadan, doğrudan kolluk personelince incelenmesi suretiyle oluşturulan doküman inceleme tutanaklarının bu haliyle hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 122 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; ı- İşlem tarihinde askeri mahal olduğu kabul edilen lojman, kışla, birlik gibi kapalı alanlarda yapılan aramaların Cumhuriyet savcısının istem ve katılımı ile askeri makamlar tarafından yerine getirileceğine ilişkin kurallara riayet edilmeyip, sanıklar ....,....., ....., ..... ve ...’un askeri mahalde bulunan aramalarına emniyet mensuplarının da iştirak etmesi ve bu şekilde elde edilen delillerin hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 119/5 ve 217. maddesine muhalefet edilmesi; i- Sanıklar .... ve ....erilen arama kararı ile yapılan arama sonucu tutulan tutanağın Yargıtay denetimine imkan vermek üzere dosya kapsamında bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi; Usul ve yasaya aykırı görülmüştür. VII- KOVUŞTURMA AŞAMASINA İLİŞKİN İŞLEMLER A- TANIKLIK Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 esas 2013/454 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Tanığın açıklamalarının değerlendirilebilmesi için onun kim olduğunun bilinmesi bir zorunluluk teşkil etmektedir. Bu itibarla, tanıkların sanığın ceza görmesinde veya beraat etmesinde herhangi bir yararı ve aralarında bir dayanışma hissi bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve tanıklığın değerlendirilebilmesinin de dikkate alınması gerekir. Nitekim CMK'nın 58/1. maddesinin "...gerekirse tanıklığa ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında hakimi aydınlatacak durumlara, özellikle şüpheli, sanık veya mağdur ile ilişkilerine dair sorular yöneltilir." hükmü formalite gereği değil, tanığın kim olduğunun henüz beyanına başvurulmadan önce belirlenebilmesi ve yapacağı açıklamaların güvenirliğinin dinleyen makam tarafından test edilmesi amacıyla getirilmiştir. Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkan sağlamıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa, tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. (CMK m.48) CMK'nın 48. maddesinde, temelini Anayasanın 38/5. madde hükmünden alan ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir düzenlemeye yer verilmiştir. Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK m.206/a ve m.217/2) hukuka aykırı delil de hükmü esas alınamaz. (YCGK 12.11.2013 2013/1-251, 2013/454) Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği halde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyişi kanıtların da bulunması halinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır. AİHM'nin gizli tanıklığın koşullarına dair verdiği (Ellis, Simms ve Martin-İngiltere, Daire Kararı) kararda özetle, -Tanığın kimliğinin gizli tutulması için haklı bir neden olmalıdır; -Mahkeme tarafından gizli tanığın beyanının mahkumiyet kararı verilmesi için tek veya esaslı unsur olup olmadığı kararlaştırılmalıdır; -Mahkumiyet kararının tek veya ana dayanağı gizli tanığın ifadesi ise, işlemleri ayrıntılı incelemeye tabi tutulmalıdır. Bu koşullar altında tanıkların gizli dinlenmesinde kamu yararı olduğu belirtilmiştir. Aynı kararda çapraz sorgulamanın etkin şekilde yapılmasını arayarak, gizli tanığın beyanının güvenilirliğinin adil ve uygun şekilde değerlendirildiğine kanaat getirerek başvuruyu reddetmiştir. AİHM diğer dairesinin 11.12.2011 tarihli (Başvuru no: 26766/05) kararı da aynı prensipler tekrar edilmiştir. Sanığın kendisinin katılmadığı, suç ortaklarının gerçekleştirdiği diğer suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkündür. Bir kişinin aynı suça iştirak etmediği takdirde iki sıfatı (tanık-sanık) birden taşınmasında engel bulunmamaktadır. AİHM de suç ortaklarının tanıklığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre ifadenin tanık tarafından değil de kendisi de sanık olan biri tarafından verilmiş olmasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bu ifade elle tutulur derecede mahkumiyetin temeli olabilecek nitelikte ise, sözcüğün dar anlamında bir tanık tarafından mı, kendisi de sanık olan biri tarafından mı verildiğinden bağımsız olarak, iddia makamı için bir delildir. Çünkü mahkemeye göre, tanık teriminin AİHS sisteminde "özerk" bir anlamı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da AİHS'nin 6/1 ve 6/3-d maddesinin tanığa sağladığı güvenceler, sanık olup açıklamaları “tanıklık” olarak değerlendirilebilecek kişiler bakımından da devreye girebilecektir. Bu bağlamda AİHM'e göre, suça iştirak eden, olayın mağduru, şikayetçi devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı ya da tanık olabilir. Gizli tanıklık, kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjelerinin huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır. Tanık Koruma Kanunu ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre gizli tanık deliline başvurabilmek için, 1-CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunun'da örgütlü suçlar için ceza alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK.nun m.3/1-b) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir. 2-Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike de başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikelerin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır. AİHM, tanıktaki genel bir korkudan ötürü tanığın dinlenilmemesini kabul etmemektedir. (AL-KHAWA ve Tahery/İngiltere-AİHM Büyük Dairesi Kararı) Korku, doğrudan doğruya yargılanan sanık veya onun yakınlarından kaynaklı olmalıdır. Böyle bir somut korku nedeni yoksa, tanığın korkusunun varlığının başka delille desteklenmesi gereklidir. Bunun için öncelikle tanığın ya da yakınlarının karşılaştığı somut tehdit ve baskılar kolluk görevlilerince belirlenip, yetkili makama sunulmalı, yetkili makamca da bu hususlar göz önünde tutarak, tanığın korkularının yerinde olup olmadığına karar verilmelidir. Ayrıca gerekli görülmesi halinde de özel tedbirler ve alternatiflerle korkunun giderilip giderilemeyeceği değerlendirilmelidir. Tanığın, sanıkla yüz yüze geldiğinde mahcubiyetten korkması ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin kendisi olduğunun ortaya çıkmasıyla uğrayacağı itibar kaybı kaygısı “ağır tehlike” kavramı kapsamında değerlendirilemez. Bu değerlendirmeyi yapacak kişi soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısıdır. Polisin veya jandarmanın bu konuda takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle soruşturmada gizli tanıklar kesinlikle Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmelidir. Kovuşturma aşamasında ise, değerlendirmeyi tanığı dinleyecek olan mahkeme yapacaktır. Mahkeme soruşturma aşamasında koşullar oluşmadığı halde gizli tanık statüsü verilen tanığın bu statüsünü devam ettirmemelidir. Koşulları varsa 5726 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki tedbirler uygulanmalıdır. AİHM, tanığın kimliğini gizleme gerekçesinin tutarlığının ve dayanaklarının araştırılmamış olmasını Sözleşmenin 6. maddesine aykırı bulmuştur. (Visser ve diğerleri/Hollanda 2002) Diğer yandan AİHM, polislerin ve benzer statüde görev yapan kamu görevlilerinin kimliklerinin gizli tutulmasını ancak özel koşulların varlığı halinde kabul etmektedir. (Vanmechelen/Hollanda 1997) CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir. Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde vs. gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alarak dinlenebilir. Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi, bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir. Ancak hangi yöntemle dinlenilirse dinlenilsin CMK'nın 58/3. maddesinin son cümlesine göre "soru sorma hakkı bulunanların soru sorma hakkı” saklıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz. Anayasa'nın 36/1. maddesine göre, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanma suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak, iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının d bendine göre, bir suç ile itham edilen herkes iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmeleri ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek hakkına sahiptir. Bu düzenlemeler karşısında, mahkemenin, iddia makamının tanıkları yanında katılan ya da sanık tarafının tanık dinletme taleplerini de adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirip karara bağlanması gerekir. Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkanı sağlanmalıdır. Bir kimse hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltilebilmesi onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu test etme olanağına sahip olması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Böylece suçlanan kişi aleyhindeki tanık beyanlarının zayıf/itibar edilmez noktalarını ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak onların güvenirliğini huzurda test edebilecek, tanığın inandırıcılığı ve güvenirliği bakımından sorduğu sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılama makamının uyuşmazlık konusu olayı sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil savunmanın argümanlarıyla da algılanmasını sağlayabilecektir. AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkanı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67) CMK'nın 179. maddesine göre sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. Mahkemede CMK'nın 181/1 maddesine göre tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saat sanığa ve müdafiine bildirmelidir. Sanık ancak CMK'nın 200. maddesine göre, suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi halinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. CMK'nın 208. maddesi gereğince, “Tanıklar, dinlendikten sonra ancak mahkeme başkanı veya hakimin izniyle duruşma salonundan ayrılabilir.” CMK'nın 212. maddesi uyarınca, tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır. CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hakim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hakimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir. CMK'nın 59. maddesine göre, tanıktan tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. CMK'nın 204. maddesinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini engelleyeceği ya da tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın duruşma salonundan çıkarılacağı, duruşmada hazır bulunması, dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görülmezse oturumun yokluğunda sürdürülüp bitirilebileceği, ancak sanığın müdafii yoksa mahkemece barodan bir müdafii görevlendirilmesinin sağlanması, oturuma yeniden alınan sanığın yokluğunda yapılan işlemlerin açıklanması hükme bağlanmıştır. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi halinde, yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992) Bu yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda; 1- Birçok sanığın, tanıkların dinlendiği oturumlardan (16 oturum veya esas hakkındaki mütalaaya kadar gibi) çıkarıldığından tanıklara soru sorma ve tanık ifadelerine karşı beyanda bulunma olanağı tanınmayarak, Disiplin cezası veya duruşmanın yönetimi kapsamında oturumlardan uzaklaştırılan sanıkların veya müdafilerinin oturuma katılımlarından sonra kendilerine, yokluklarında yapılan işlem ve alınan ifadelerinin okunmayarak (örneğin tanık .......'in beyanı alındığı oturumdan çıkartılan sanıklar ve müdafilerine okunmaması gibi uygulamalarıyla) CMK'nın 204. maddesine aykırı davranılmış ve bu suretle savunma haklarının kısıtlanması; 2- Dosyanın kapsamı da dikkate alındığında CMK'nın 181/1. maddesine aykırı olarak genellikle tanıkların dinleneceği oturumların bir takvime bağlayıp hazırlık yapmalarına olanak verecek şekilde sanıklara ve müdafilerine bildirilmemesi; 3- .....'ın ifadelerinin sanık, tanık ve gizli tanık olarak tespit edilip daha sonra bu beyanların aynı maddi olayla ilgili olarak birbirini destekler nitelikte üç ayrı kanıt olarak hükme esas alınması; 4- Tanığın beyanlarının güvenilirliğinin denetlenmesi açısından anlatımlarda geçen tarihi bilgi ve maddi vakıaların uygunluğunun araştırılıp tespitinden sonra hükme esas alınması gerekirken tanıkların, sanıkların aleyhine şahsi yorumlar yapmasına müsaade edilerek ve bu yöndeki bir kısım sanıkların itirazları dikkate alınmaksızın hayatın olağan akışıyla uygun düşmeyen tanık beyanlarının hükme esas alınması; Bu bağlamda, tanık .....'in dosyadaki orijinal belgeye aykırı yurt dışı giriş çıkış bilgilerine uymayan beyanlarına karşı, bu belgeler getirilip tanığa sorulmaması ve beyanlarının doğruluğunun denetlenmemesi, gizli tanık Kıskaç ve gizli tanık 9'un beyanlarındaki öznel yorumları ve sanıklardan birinin eski eşinin yeni kocası olan gizli tanık ....'ın sanığa olan husumetinin bulunması hususları dikkate alındığında tanıkların tarafsızlığının ne şekilde sağlandığının ve neden ifadesine itibar edildiğinin karar yerinde açıklanmaması; 5-Gizli tanıklar 9 ve .... gibi bazı tanıkların ifadelerinin tespiti sırasında sanıklar hakaret içeren sözler sarf ederek duruşma disiplinine aykırı davrandıkları halde tanıklar hakkında disiplin tedbiri uygulanması yerine tepki gösteren sanıklar hakkında oturumdan çıkarılmalarına veya uzun süreli oturumlardan yasaklanmalarına karar verilerek savunma haklarının kısıtlanması; 6-Gizli tanık 9'un 14.11.2012 tarihli oturumda ifadesi tespit edilirken,... saldırısı soruşturmasını yürüten ..... Cumhuriyet savcıları, yargılamayı yapan mahkeme başkanı, ... onursal başsavcısı ile bir kısım siyasetçi ve kamu görevlileri hakkında iftira ve ağır hakaret içeren ve maddi gerçeklere uygun düşmeyen sözler sarf etmesi üzerine, hazır bulunan sanık ve müdafilerinin anlatımın devam etmemesi yönündeki itirazları reddedilerek, tanığın benzer şekilde anlatımlarına devam etmesine müsaade edilerek tanığın dinlenmesine ilişkin usul kurallarına aykırı davranılması; 7-Gizli tanık 9 gibi bazı tanıkların ifade vermeleri sırasında tanığın sadece bildiklerini ve gördüklerini anlatma prensibine aykırı olarak ellerinde bulunan dokümanları inceleyerek anlatımda bulunmasına ve soruları yanıtlamasına müsaade edilerek CMK'nın 59/1. maddesine aykırı davranılması; 8-Gizli tanık .... gibi bir kısım tanıkların beyanlarının gerekçeli karara aynen yazılarak olumlu ya da olumsuz değerlendirme yapılmadan hükme esas alınması; 9-Bir delilden mahkemenin hangi gerekçe ile vazgeçebileceği ya da ortaya konulması isteminin hangi nedenlerle reddedileceği CMK'nın 206/2. maddesinde açıklanmıştır. Maddenin 2/b fıkrasında “delil ile ispatlanmak istenilen olayın karara etkisi yoksa” ortaya konulmak istenilen delilin ve bu kapsamda tanığın dinlenmesi talebi de mahkemece reddolunabilir. CMK'nın 172. maddesinde sanığa ve katılanlara söylenen tanık dinletme hakkı sınırsız değildir. Davaya konu olayla ilgili olarak karara etkisi olma ihtimali bulunması halinde mahkemenin tanık dinlemesi mecburi hale getirilmektedir. Tarafların CMK'nın 178. maddesine göre hazır ettiği ya da yargılamanın seyrine göre dinlenmesini gerekli gördüğü tanıkların dinlenmelerine ilişkin talep ve haklarının ancak CMK'nın 206/2 maddesinde sayılan nedenle sınırlandırılabileceğinin kabulü gerekir. Bununla birlikte delillerin ortaya konması çerçevesinde tanık dinleme talebinin reddi için ciddi ve açık bir nedenin bulunması, CMK'nın 206/2 maddesi uyarınca verilecek kararın gerekçesinin somut olgu ve olaylara bağlı olarak ortaya konulması gerekir. Nitekim yerleşik Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği gibi mahkemenin tüm kararlarının Anayasanın 141/3 ve CMK'nın 34. maddesine göre akla, hukuka ve maddi olaya uygun bir açıklama içeren gerekçeye sahip olması gerekir. Yerel mahkeme 11.01.2013 tarihli kararında, dinlenen toplam açık ve gizli tanık sayısını, bunların %37.7'sinin sanıklar ve müdafilerinin talebi ile dinlendiğini belirttikten sonra, tanık dinletme isteklerinin doğrudan reddedilmeyip yapılan değerlendirme sonucunda talebin önemli bir kısmının karşılandığı, karşılamayanların ise “davaya katkı sağlamayacağı, gayri ciddi olmaları, davanın uzamasına sebep olması ve dinlenen tanıkların niteliği ve niceliği itibariyle maddi gerçeği vuzuha kavuşturmaya yeterli olduğu bu nedenle dinlenmelerinin davaya katkı sağlamayacağı, aksine davanın yıllarca uzamasına sebep olacağı, adil yargılama ilkesinin bir unsuru olan 'davanın makul sürede bitirilmesi'ni açık bir şekilde önleyeceği” gerekçesiyle dinlenen tanıklarla yetinilmesine, başkaca tanık dinlenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesinde belirttiği istatistiksel bilgiler tanık dinlenmesinin gerekçesi olamayacağı gibi davayı uzatmak amaçlarının ve gayri ciddiliklerini ortaya koyan maddi olaylara ilişkin somut olgular belirtilmeden, kanun metnin tekrarından ibaret cümlelere yer vermenin, gerekçeyi hukuka uygun hale getirmeyeceği gibi, savunma tarafından dinlenilmesi talep edilen tanıkların birçoğunun yargılama konusu olaya ilişkin ilgi ve görgüleri olan kişiler olup, bu tanıkların davaya katkı sağlamayacağına ilişkin tespitin de dosya içeriğine uygun düşmediği anlaşılmaktadır. Gerekçe olarak gösterilen “davanın makul sürede bitirilmesi” ilkesi, sanığın lehine konulmuş bir adil yargılama prensibi olup; bu prensip, ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkması ve AİHS'nin savunmaya sağladığı en temel haklardan olan “tüm önemli olgu ve hukuksal sorunları yeterli biçimde açıklayabilme ve bu konuda delil ileri sürebilme”, “kararların gerekçeli olması”, “silahların eşitliği” kurallarını ortadan kaldıramaz. Ancak “gerçek adalet” makul sürede sağlanmalıdır, gerçek adaleti sağlamayan ancak makul sürede tamamlanan bir yargılama gerek kanunların gerekse AİHS'nin 6. maddesinin bir amacı olamaz. Kaldı ki makul sürenin değerlendirilmesinde, “olayın kapsamı ve güçlükleri”, “yargılamayı yürüten makam ve yargı organının tutumu”, “yargılananlar açısından yargılamanın sona ermesinin önemi” gibi ölçütler göz önünde bulundurulmaktadır. Bu bağlamda, a- Tanık ......'ın dinlenmesi yönündeki ara karardan yeterli ve hukuki gerekçe gösterilmeden vazgeçilmesi; b- Dinlenilmesi halinde dosyanın esasını etkileyebilecek konumda olup da sanık ... ve müdafiinin hazır ettikleri tanık ...'nın, sanıklar ... ve .....müdafiinin hazır ettiği tanıklar ....Başkanı ..., emekli ...., emekli ... ve emekli ....., sanık ...müdafiinin hazır ettiği tanık Yaşar Yazıcıoğlu'nu, sanık ... müdafiinin hazır ettiği uzman kişi ....'ı dinletme taleplerinin reddedilmesi; c- Tanık ....'in ifadesinde geçen gazete nüshasının yayınlanıp yayınlanmadığı, 2003 yılında sanık ....'ün ...'ya gidip gitmediğine yönelik hususlar ile gizli tanık ....'ın 22.04.2007'de ...'da toplantı yaptıklarını söylemesine rağmen ....'ün koruma kayıtlarının araştırılıp araştırılmadığı bu gibi hususların karar yerinde tartışılmaması; 10- Kovuşturma başında her sanığın dinlenen tanıklara soru sorulmasına imkan verilmesine rağmen 2012 yılı Haziran ayından sonra dinlenen tanıklar yönünden ise sadece tanığın ifadesinde adı geçen sanıklara sözlü olarak soru sormalarına diğer sanıkların ise sorularını yazılı olarak Mahkeme Başkanına iletmelerine ve Mahkeme Başkanı tarafından uygun görüldüğü takdirde sorulmasına şeklinde karar verilerek, sanık veya müdafiinin soru sorulması sırasında olayla ilgisi yerine tanığın beyanında adı geçmesi gibi yasal olmayan gerekçelerle engellenmesi, bu bağlamda, a)Tanık .....'ın dinlenmesi sırasında soruların yazılı verilmesinin istenmesi; b)19.04.2012 tarihli oturumda sanık....'in kendisi ile ilgili beyanda bulunan gizli tanığa soru sormak istemesi üzerine müsaade edilmemesi, ısrarı üzerine sanığın oturumdan çıkartılarak tanığın sorgulanmasına devam edilmesi, gibi uygulamalarla sanıkların savunma hakkı kısıtlanarak adil yargılama haklarının ihlal edilmesi; 11-Tanık sıfatıyla soruşturma ve kovuşturma aşamasında ifadesi tespit edilmediği gibi, bir kısım beyanın da zora dayalı olup yasak delil niteliğinde bulunduğu anlaşılmasına rağmen .... isimli kişinin ifade görüntülerinin duruşmada izlettirilmesi ve mahkemenin gerekçeli karardaki ''Ancak ses kaydındaki ifadenin kötü muamele sonucu tespit edildiğine dair şüphe oluştuğundan'' tespitine rağmen bu beyan ve ifadelerinin hükme esas alınması suretiyle CMK'nın 206/2-a ve 217/1. maddesine aykırı davranılması; 12- Mahkeme başkanınca, sanık ve müdafilerinin soru sorma hakların uygun şekilde yapılmadığı gerekçesiyle engellenmesi nedeniyle, a) Sorulara itiraz eden sanık ve müdafilerinin itirazlarının usul ve yasaya uygun gerekçelerle reddedilmesi gerekirken, duruşma görüntüleri ve tutanak içerikleri ile uyumlu olmayacak biçimde disiplini bozdukları gerekçesiyle reddedilmesi; b) 24.01.2012 tarihli oturumda sanık ...'in maddi tespit yaparak tanığa soru sorma isteminin ve benzer şekilde bazı sanık veya müdafilerinin aynı şekilde soru sorma taleplerinin kabul edilmeyerek tanığı sorgulama hakkının ve dolasıyla savunma hakkının kısıtlanması; c) 17.04.2012 tarihli oturumda sanık ....'in, tanığa sorduğu soruya yanıt alamamasından dolayı aynı soruyu tekrarlaması üzerine sorunun mükerrer olduğu gerekçesiyle tanığa yöneltilmesine izin verilmemesi ve benzer şekilde başka sanık ve müdafilerinin sorularının engellenmesi; 13- Kimliğinin gizlenmesine karar verilen tanıkların, kimliklerinin açığa çıkması engellenecek şekilde kamera kayıtlarının, sanık ve müdafilerine verilmeyerek ifade çözüm tutanaklarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığına dair sanıklara ve müdafilerine denetim imkanı sağlanmadan, bu ifadelerin hükmü esas alınarak CMK 217. maddesine aykırı davranılması; 14- Sanıklar..... ve ... hakkında gerekçede belirtilen tanık .....'in kolluk ifadesinin dosya kapsamında bulunmaması, gerekçeli kararın dipnotla bilgi notunda atıf yaptığı, gizli tanığın ifadesinin imzasız örneğinin dosya arasına alınması; 15- Dosya kapsamında, CMK'nın 58/3. maddesi ve Tanık Koruma Kanunu kapsamındaki düzenlemeleri göz önüne alındığında tanıkların hazır bulunanların huzurunda dinlenmelerinin ne şekilde haklarında ağır bir tehlike teşkil ettiği ve bu tehlikenin başka türlü önlenemeyeceği ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacağının hususlarında sebep gösterilmeden ve herhangi değerlendirmede bulunmadan tanığın talebi üzerine tanığın kapalı oturum dinlenilmesine, tanığın duruşma salonu dışında bulunan tanık odasına alınarak orijinal ses ve görüntüsünün duruşma salonuna aktarılmak veya görüntüsünün değiştirilerek aktarılmak suretiyle dinlenmesi şeklinde tanık koruma tedbirlerine karar verildiği; 16- Gizli tanık sıfatı bulunmayan tanıkların, örneğin tanıklar ...., ..., ..., ....'ın dinlenilmesinde olduğu gibi yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin duruşma dışında kapalı bir oda içinde görüntü aktarımı suretiyle ifadesinin tespiti yoluna gidilerek CMK'nın 200. maddesine muhalefet edilmesi; 17- Sanık ....'in müdafisi olarak görev yapan Av. ....ile sanık ...'ın müdafiisi olarak görev yapan Av. ....'ın Avukatlık Kanunu 36. maddesinde belirtilen usule aykırı şekilde tanık olarak ifadesinin hükme esas alınması; 18- .... mensuplarının dinlenilmesi hususunda 2937 sayılı ... Kanunu'nun 29. maddesine aykırı davranmak suretiyle emekli ..... mensubu ' ün tanık olarak dinlenilmesi ve beyanlarının hükme esas alınması; 19- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin (İlk Derece Sıfatıyla) 13.11.2015 tarih 2012/1 Esas- 2015/4 Karar sayılı kararında gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit ve kabul edilen ve haklarında bu nedenle soruşturma yürütülen gizli tanık ...ve gizli tanık ...'un beyanlarının hükme esas alınması; 20-Mahkeme tarafından, bir kısım sanıkların ... Düşünce Derneği'nin yönetimini ele geçirildiğinin kabul edilmesi karşısında, sanık ....'dan önce dernek başkanlığını yapan....nın tanık sıfatıyla dinlenilmesinin gerektiğini gözetilmemesi; 21-Tanık ... gibi bir kısım tanıkların, sanıkların savunmaları doğrultusunda lehe anlatımda bulunmalarına rağmen bu tanıkların ifadesini niçin itibar edilmediğinin tartışılıp karar yerinde gösterilmemesi; 22-Kimliğinin gizlenerek dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinde, a) Dosya kapsamında, CMK 58/2. maddesi ve Tanık Koruma Kanunu kapsamındaki düzenlemeleri göz önüne alındığında tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması ne şekilde haklarında kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacağı hususunda sebep gösterilmeden ve herhangi bir değerlendirmede bulunmadan, tanığın talebi üzerine kimliğinin gizlenerek dinlenilmesi, tanığın duruşma salonu dışında bulunan tanık odasına alınarak orijinal ses ve görüntüsünün duruşma salonuna aktarılmak; görüntüsünün veya sesinin değiştirilerek aktarılmak suretiyle dinlenmesi şeklinde tanık koruma tedbirlerine karar verilmesi; b) Tanığın kimliğinin aleniyet kazanmasına (gizli tanık ..., gizli tanık 9 ) veya kimliğini açıklayarak beyanda bulunmak istenmesine; tanıkların kimliklerinin açıklanarak(gizli tanık ...) veya orijinal ses/görüntüsüyle (gizli tanık 17, gizli tanık ...) dinlendiği halde bu tanıklar hakkında alınan koruma tedbirlerinin gerekliliği ve yararlılığı kalmadığı anlaşılması rağmen koruma tedbirlerinin kaldırılmadan tanığın dinlenmesi ve sorgulamasının yapılması; c) Yüksek güvenlikli cezaevlerinde hükümlü olarak bulunan .... ve .... gibi kişilerin devletin koruması altında olduğu halde, tanıkların kimliklerinin ortaya çıkması ne şekilde haklarında kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacağı hususunda değerlendirme yapılmadan ve koruma tedbiri gerekçeleri açıkça belirtilmeden kimliklerinin gizlenerek dinlenilmesi; d) Gizli tanıkların kimliğinin açığa çıkmaması gerekçesiyle güvenilirliği ve sözlerinin doğruluğu tespit edecek nitelikte soruların sorulmasına engel olunması suretiyle CMK'nın 58/1.maddesine aykırı davranılması, Usul ve yasaya aykırıdır. B-SAVUNMA CMK'nın 147. maddesinde, ifade ve sorgunun tarzı düzenlenmiş olup, bu maddede şüpheli ya da sanığa yüklenen suçun kendisine anlatılarak, suçlama hakkında açıklamada bulunmayabileceği, şüpheden kurtulmak için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği ve müdafii yardımından yararlanabileceğine ilişkin haklarının hatırlatılması gerektiği belirtilmiştir. CMK'nın 148. maddesinde ise ifade alma ve sorgudaki yasak usuller düzenlenmiş olup, bu usullerle tespit edilen ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Keza müdafii hazır bulundurulmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz kuralı getirilmiştir. Kanunda açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte doktrinde ifade ve sorgunun, günün makul saatlerinde, zorunlu durumlar haricinde gece yapılmaması, şüpheli veya sanığın yaşı, fiziksel ve ruhsal dayanıklılığı, sağlık durumu gibi faktörlerin ifade alma ve sorgunun süresini belirlemede dikkate alınması gerektiği, yirmi dört saatlik dilim içerisinde sekiz saatten fazla ifade alma işlemine devam edilmemesi bu sürenin de kesintisiz olmayıp asgari her iki saatte bir ara verilmesi gerektiği belirtilmektedir. (Prof. Vahit Bıçak, Suç Mahkemesi Hukuku, Ankara 2010, sh 545) AİHS'nin 6. maddesinin (3). fıkrasının (c) bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek” hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Sanık kendisini bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına da sahiptir. Ancak müdafi ile temsil edilme hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında, sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (a) bendi ile hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkına yer verilen (b) bentlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni ve niteliği hakkında bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (AİHM Pelissier ve Sassi/ Fransa) Savunmanın hazırlanması için gerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen "meşru vasıta ve yollardan yararlanmak" kavramının kapsamındadır. (AYM, 1992/39, 16/6/1992). Bu hak gereğince sanığa ve müdafiine savunma için gerekli hazırlıkları yapabilecekleri zamanın verilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde suçun hukuki nitelendirmesinin değişmesi halinde de savunmanın yeniden hazırlanması için gerekli zaman ve kolaylıklar sağlanmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesi ile de “sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında da aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler varsa müdafiine yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir. Ancak kanun koyucu bu düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olmakla birlikte, o eylemin hukuksal niteliğinde değişiklik olmasını anılan ilkeye aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına olanak sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Yargılamaya konu olayların mahiyeti, iddianame, mütalaa ve birleşen dosyalar ile tüm dosya kapsamı dikkate alınarak, savunma hakkını kısıtlamayacak şekilde her bir sanığın bireysel durumları göz önüne alınarak savunmasını yapması için gerekli makul sürenin sağlanması gerektiği gözetilmeyerek tüm sanıklar yönünden birleşen dosyada savunmayı 1 veya 2 tam duruşma günü, esas hakkındaki savunmayı 1 veya 2 saat, sözlü talepleri ise 15 dakika ile sınırlandırılmasına kararlar verilerek savunma haklarının kısıtlandığı belirlenmiştir. Müdafii yardımından yararlanma hakkı, savunma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur. Nitekim CMK'nın 149. maddesi "şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiinin yardımından yararlanabilir" diyerek bunu ifade etmektedir. Soruşturma evresinde olduğu gibi kovuşturma evresinde de müdafiin sanıkla görüşme, sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. CMK'nın 150. maddesi iki halde yargılamada müdafii bulundurma zorunluluğu getirmiştir. Bunlardan birincisi sanığın çocuk ya da sağır dilsiz veya kendini savunamayacak derece malül olması; ikincisi ise, alt sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada özel müdafii bulunmayan sanığın istemi aranmaksızın bir müdafii görevlendirilir. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı yukarıda belirtilmiştir. (CMK'nın m. 149/3) Soruşturma aşamasında kısıtlama kararı bulunmadığı sürece dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin örneğini harçsız olarak alabilir. (CMK'nın m. 153/1-2) İddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir, bütün tutanak ve belgelerin örneklerini alabilir. (CMK m. 153/4) Öte yandan CMK'nın 154. maddesine göre "sanık vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Sanığın müdafiiyle yazışmaları denetime tabii tutulamaz. 5275 sayılı Kanunun 114/5. maddesine göre, tutuklunun müdafii ile olan haberleşme ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz. Aynı Kanun'un 86/4 maddesine göre de Ceza infaz kurumlarına giren avukatlarca savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilerek belge ve dosyalar incelemeye tabii tutulamaz. Müdafiin kovuşturma evresinde hazır bulunma yetkisi CMK'nın değişik hükümlerinde düzenlenmiştir. Kanunun mecburi müdafiiliği kabul ettiği hallerde (CMK'nın m. 150) müdafiinin duruşmada hazır bulunması zorunludur (CMK m.188/1). Bu nedenle CMK'nın 191/1. maddesi uyarınca hazır bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra duruşmaya başlanmalıdır. CMK'nın 197. maddesi, sanık duruşmada hazır bulunmasa da müdafiin bütün oturumlarda bulunma yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle de duruşma günü mutlaka müdafiine bildirilmelidir. CMK'nın 216/1. maddesinde “Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Anılan Kanun maddelerinde şüpheli veya sanığın savunmasını yapması için bir süre sınırlaması öngörülmemiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'sinin 6. maddesinin (b) bendinde belirtilen "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkı, sanığın, duruşmada “savunmasını yapmak için de gerekli olan zaman ve kolaylıklara sahip olma” hakkını da kapsamaktadır. Ceza muhakemesinin sözlülük ilkesi uyarınca, sanığa ve yargılamanın diğer taraflarına duruşmada yeterli sürede söz hakkı tanınması esastır. Kovuşturma aşamasında müdafii, sanığa katılana tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yönetilmesinin gerekip gerekmediği mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde müdafii yeniden soru sorabilir. (CMK'nın m. 201/1) Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (CMK'nın m. 216/2) CMK'nın 150. maddesine göre görevlendirilen müdafii, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir ya da görevini yerine getirmekten kaçınırsa, mahkeme derhal başka bir müdafii görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir. Bu madde ile müdafiin savunma faaliyetinin kısıtlanmasından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin pek çok kararında belirtildiği üzere (Artico v. İtalya; Goddi v. İtalya ve Kamaninski v. Avusturya kararları gibi, Prof. Dr. Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin yayınları Ankara 2012 sh.563) mahkemeye müdafiin görevini gereği gibi yerine getirip getirmediğinin denetlenmesi zorunluluğunu da getirerek müdafii yardımından yararlanma hakkının önemi ortaya konulmuştur. Eğer yeni müdafii savunmasını hazırlamak için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir (CMK m.151/2) Nitekim Avukatlık Kanunu'nun 134. maddesinde üstlendiği savunma görevinin gereklerini yerine getirmeyen veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun biçimde davranmayan müdafii hakkında disiplin soruşturması yapılarak disiplin cezası verileceği hükme bağlanmıştır. 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulanan CMK'nın 252/1-d maddesi uyarınca mahkeme savunma hakkını sınırlama anlamına gelmeyecek şekilde sanık veya müdafiine makul bir süre vermek zorundadır. Savunma hakkının doğal sonuçlarından birisi de duruşmada hazır bulunma hakkıdır. 5271 sayılı CMK'nın 193/1. maddesinde istisnalar saklı kalmak üzere, “hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı” hükme bağlanmıştır. Yine CMK'nın 189/1. maddesinde “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve Kanun'un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır.” denilmek suretiyle zorunlu müdafiin de duruşmada hazır bulunması gerektiği belirtilmiştir. Duruşmanın düzen ve disiplini başlığı altında CMK'nın 204. maddesinde, “Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.” ve 02/07/2012 tarihinde mülga CMK'nın 252/1-f. maddesinde ise “Mahkeme başkanı, duruşmanın düzenini bozan sanığı veya müdafii o günkü oturumun tamamına çıkmamak üzere, duruşma salonundan çıkartır. Bunların, sonra gelen oturumda da duruşmayı önemli ölçüde aksatacak davranışlara devam edecekleri anlaşılırsa ve hazır bulunmaları gerekli görülmezse, yokluklarında duruşmaya devam olunmasına mahkemece karar verilebilir. Bu karar, esasa ilişkin iddia ve savunmanın yapılmasına engel olacak biçimde uygulanamaz ve sanığın kendisini başka bir müdafi ile temsil ettirmesine izin verilir. Duruşma salonundan çıkartılan sanık veya müdafiin bundan sonraki oturumlarda da duruşmanın düzenini bozmakta ısrar etmeleri hâlinde, bir daha aynı dava ile ilgili oturumların tamamına veya bir kısmına katılmamalarına da karar verilebilir. Bu hüküm müdafi hakkında uygulandığı takdirde, durum ilgili baroya bildirilir...” şeklinde düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, 1-Mahkeme tarafından, a-TCK'nın 311, 312, 313 ve 314/1 maddeleri ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılan sanıkların savunma süresini iki duruşma günü, TCK. 314/2 ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılmış sanıkların savunma süresini ise bir duruşma günü ile sınırlandırılması; b-Esas hakkındaki mütalaaya karşı, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması istenen sanıklar için sanık ve müdafii/müdafilerine toplam bir saat, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği ile diğer suçlardan cezalandırılması istenen sanıklar için ise, sanık ve müdafii/müdafiilerine toplam iki saat sözlü olarak beyanda bulunma hakkı tanınması; c-Değişik iş kararıyla duruşma sürecinde, sanıklar ve müdafilerine tahliye ve lehlerine olan delillerin toplanmasını isteme amacına yönelik talep ve beyanlarının sunmaları için tanınan, ayrı ayrı yarımşar saat toplamda ise bir saat sürenin, daha sonra bu sürenin ayrı ayrı 15'er dakikalık süreye indirilmesine şeklinde karar verilmesi; d-Mahkemenin 18.03.2013 tarihli duruşmada sanıklar ve müdafiilere esas hakkındaki mütalaa, dosyada bulunan tüm bilgi, belge, rapor ve tanık beyanlarına karşı son savunmalarını hazırlamaları için bir daha ki duruşmaya denilerek 08.04.2013 tarihine kadar süre verilmesi; 2-Dava dosyasının 23 ayrı dosyanın birleşmesinden oluştuğu toplam 620 oturum yapıldığı ve yargılamanın yaklaşık 5 yıl sürdüğü duruşma yapılan yerin avukatların iş yerlerinden uzakta bulunan ....de yer alması nedeniyle duruşmalara katılımın zorlaştığı dikkate alındığında bir kısım sanıkların hakkın kötüye kullanması biçiminde bulunmayan kendisini duruşmalarda birden fazla müdafii ile temsil ettirme taleplerinin yüklenen suçların niceliği ve niteliği ile dosyanın kapsamı irdelenmeden yetersiz gerekçeyle her bir sanığın en fazla üç müdafi ile temsil edilmesi şeklinde karar vererek CMK'nın 149/2. ve 189. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 3-Sanıklara yüklenen suçların niteliği ve niceliği, dosyanın kapsamı dikkate alındığında sanıkların okunan belgelerle ya da dinlenen tanık beyanlarıyla ilgili müdafii yardımına ihtiyaç duyduğunda talepleri doğrultusunda duruşma disiplinini bozmadan bir arada bulunmalarına müsaade edilmeyerek CMK'nın 154. maddesine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 4-Duruşmalar sırasında sanık müdafilerinin mikrofonları verilen süreyi aştıklarından bahisle kapatılarak hukuki yardım amacıyla oturumda sanıklarla görüşmelerine izin verilmeyerek, duruşma sırasında ve verilen aralara ilişkin kamera kayıtlarına göre işlem yapılmak suretiyle sanık müdafiilerinin görevlerinin yerine getirilmesine engel olunarak savunma hakkının kısıtlanması; 5-Ceza yargılamasının özelliklerinden birisi de sözlülük ilkesi olduğu halde, mahkemece sanıkların ve müdafilerin sözlü olarak yapmış oldukları usule ilişkin ya da eksik araştırma konularındaki taleplerinin yazılı olarak verilmesi istenerek bu ilkeye aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 6-Müdafilik görevinin gereği gibi yerine getirilmesi amacıyla tanık dinletmek isteyen bazı sanık müdafilerinin ve sanık müdafisi olarak görev yapmakta iken cezaevinde bulunan müvekkillerinin görevleri gereği ziyaret eden ...... gibi bir kısım sanıkların bu eylemlerinin kanunen verilen görevin yerine getirilmesi nedeniyle hukuka uygunluk arz etmesine rağmen örgütsel ve suça ilişkin faaliyet olarak değerlendirilerek gerekçeye dayanak yapılması; 7-Bazı sanıklara istinat edilen suçlar zorunlu müdafii bulundurulmasını gerekli kılacak nitelikte bulunmasına rağmen bu sanıkların müdafilerinin bulunmadığı oturumlarda suçlamalarla ilgili beyanlarının alınması ve sorular sorulması suretiyle müdafiden yararlanma hakkının bertaraf edilmesi; 8-Mahkemenin yargılama sırasında verdiği gerek ara kararlarını gerekse mahkeme başkanının oturumun yönetimiyle ilgili kararlarını duruşma disiplinini bozmamak kaydıyla itiraz ve yeniden gözden geçirilmesini talep etme hakkının bulunmasına rağmen özellikle sanık müdafilerinin mahkeme başkanını duruşma idaresi kapsamında kalan söz hakkının süresi, sorulacak soruların belirlenmesi ya da usulü işlemlerle ilgili karar ve uygulamalarına yapmış oldukları itirazların kanuna aykırı olarak "mahkeme başkanına itiraz edilemeyeceği ve kararlarının tartışılamayacağı" gerekçesiyle dinlenmemesi; 9-Bir kısım sanık ve müdafilerinin, birleşen dava dosyalarının iddianamelerinin duruşmada yeniden okunması yönündeki taleplerin, birleşme öncesi ile ilgili davalarda okunduğu gerekçesiyle reddedilmesi; 10-Mahkeme tarafından oturum bitiminde talepler konusunda karar verilmesi yerine celse arasında karar verilmesine şeklinde karar verilip dosyanın esasına ilişkin mağdurların ve tanıkların dinlenilmesi, duruşmadan men kararları, bilirkişi görevlendirilmesi gibi bir çok işlemin tarafların katılımı olmadan dosya üzerinden değişik iş kararları ile verilmesi; 11-Mahkeme tarafından, dosya kapsamında bulunan CD, DVD, harddisk, bilgisayar ve imajları ile belgelerin kendilerine verilmesini isteyen sanıklar ...,.....,.....,.....,, bir kısım sanık ve müdafiilere, henüz soruşturmanın devam ediyor olması, belgelerin gizli kaşeli olması, kişisel verilerin bulunması gibi sebeplerle taleplerin reddedilerek savunma hakkının kısıtlanması; 12-....,.....,.....,....., gibi bir kısım sanıklar hakkında bu kurallara uyulmaksızın ve özellikle, zorunlu gerekçeler de gösterilmeksizin, kesintisiz uzun süreli geceleyin sağlıksız ve hazırlıksız şekilde ifade ve sorguların yapılarak CMK'nın 147 ve 148. maddelerine aykırı davranılması keza sanık olan .....'in kollukta alınan ifadesi sırasında ifade içeriği ile uyuşmayan ve kendisine sorulan sorularla ilgili varsayımsal düşüncelerini yazdığını belirttiği notların herhangi bir araştırma yapılmadan aleyhine kanıt olarak kullanılması; 13-İfadesi şüpheli ya da sanık sıfatı ile tespit edildiği anlaşılamayan ve CMK'nın 45-58. maddelerinde düzenlenen tanıklığa ilişkin kurallara da uygun şekilde alındığı anlaşılmayan, keza dosyada kendisine yasak sorgu yöntemleri uygulandığı konusunda kuvvetli şüphe oluşturan ses kayıtları bulunan .....'in anlatımlarının hükme esas alınarak, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ilkesine aykırı davranıldığı gibi hükmün, ancak hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş kanıtlara dayandırılabileceğini emreden Anayasanın 38/6. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 217. maddelerine aykırı davranılması; 14-Bir suç şüphesi ile hakkında cezai soruşturma başlatılan ve o andan itibaren ‘şüpheli’ sıfatını taşıyan kişinin savunmasının ne şekilde ve hangi kurallara tabi olarak alınacağı CMK’nın 147. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, sanık ....’ın gözaltına alınmasından sonra anılan düzenlemelerde yeri olmayan ve ‘mülakat’ adı verilen yöntemle, yasal hakları hatırlatılmadan ve müdafii yardımından da yararlanma imkanı tanınmadan beyanının alınması, bu beyanının adı geçen sanıkla birlikte ....gibi sanıklar hakkında da aleyhe delil kabul edilmesi suretiyle CMK’nın 147 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; 15-Sanıkların CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma haklarının ihlali yönünden yapılan incelemede; a-Sanıklar ....,.....,.....,....., ve ..... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçu nedeniyle ek savunma verilmeden TMK 5. maddenin uygulanması; b-Sanık..... hakkında TCK’nın 334/1, sanık .... hakkında ise TCK'nın 136. maddeleri uyarınca verilen hapis cezalarında, sanıklara ek savunma hakkı tanınmaksızın TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması; c-Sanık.....hakkında TCK'nın 327/1. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ve esas hakkında mütalaada da aynı maddenin uygulanması talep edilmiş ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden TCK'nın 334/1. maddesinden hüküm kurulması; d-Sanık .... hakkında TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri delaletiyle 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ve esas hakkında mütalaada TCK'nın 314/2. maddesi uygulanması talep edilmiş ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden ve esas hakkında mütalaaya karşı beyanı alınmadan hüküm kurulması; e-Sanık......'a atılı tüm suçları yönünden savunması alınmadan ve ayrıca TCK'nın 135. maddesinden cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden ve esas hakkında mütalaaya karşı beyanı da alınmadan TCK'nın 136. maddesinden hüküm kurulması; 16-Duruşmada hazır bulunan sanık .....'nun mütalaaya karşı beyanı ve son savunması alınmadan karar verilmesi; 17-Sanıklar....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., gibi birçok sanık yönünden CMK'nın 252/1-f maddesinin 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmasına rağmen, mahkeme başkanının duruşma düzenini bozan sanık veya müdafiinin oturumların bir kısmına ya da tamamına katılmamalarına karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 18- 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 81. maddesinin 1. fıkrasındaki “Asker kişiler, ifadelerinin alınması veya sorguları için bağlı bulundukları askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin emri ile getirilirler.” düzenleme karşısında, 01.04.2010 tarihinde asker kişi olan Sanık ....,.....,.....,.....,’un soruşturma aşamasındaki ifadesinin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü personelince alınması ve ifade esnasında askeri inzibat bulundurulmaması; 02.04.2010 tarihinde mahkemedeki sorgusu sırasında, CMK’nın 148. madde hükmü hatırlatılmaksızın, “kolluk ve Cumhuriyet savcılığında müdafii bulundurulmaksızın alınan ifadelerini kabul edip etmediği”nin sanığa sorulması ve anılan husustaki bu kabul beyanına istinaden kolluk ve savcılık beyanlarının delil kabul edilmesi; yine.... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/118 esas sayılı dosyasının 26.01.2011 tarihli celsesinde de müdafii olmaksızın alınan kolluk ifadesinin, sanığa okunması suretiyle CMK’nın 148 ve 213. maddelerine muhalefet edilmesi; 19-Sanık .....'ın Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli olarak savunmasının alınmasından sonra 19.12.2008 tarihinde....F Tipi Cezaevinde kolluk tarafından bir kez daha ifadesinin alınması yoluna gidilerek CMK’nın 148/5. maddesine muhalefet edilmesi; Suretiyle sanıkların savunma hakları kısıtlanarak kanuna aykırı şekilde uygulama yapıldığı tespit olunmuştur. C-DELİLLERİN TARTIŞILMASI CMK'nın 206. maddesine göre, sanıkların sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konularak tartışılması ve gerektiğinde reddi aşamasına geçilir. Maddeye göre delillerin ortaya konulması, tanıkların ve bilirkişilerin dinlenmesi, diğer ispat araçlarının ileri sürülmesi, incelenmesi, irdelenmesi, açıklanması ve tartışılması demektir. Asıl olan bütün delillerin, ispat araçlarının soruşturma ve duruşma hazırlığı evresinde bir araya getirilmesi ve böylece davanın bir duruşmada bitirilmesidir. Ancak, ceza yargılamasının amacının, maddi gerçeğe ulaşmak olması nedeniyle hakim, taraflarca ikame edilen kanıtlarla bağlı değildir. Mahkemenin kendiliğinden duruşma aşamasında kanıt toplaması olanaklıdır. Hüküm, duruşmada ortaya konulan delillere dayanır. Çünkü, bu deliller tartışılmış, taraflar bunlara karşı diyeceklerini bildirmişlerdir. Tartışılmayan bir delil hükme esas alınamaz. Sözlülük ilkesi nedeniyle kural olarak tanığın duruşmada dinlenmesi ve önceki anlatımının okunulmasıyla yetinilmemesi gerekir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, ceza yargılamasında kural her şeyin delil olabilmesidir. Ancak, yine de delillerde kimi özellikler aranmaktadır. Bunlar, -Deliller hukuka uygun olarak elde edilmelidir. Hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamazlar. CMK'nın 217. maddesinde yüklenen suçun ancak hukuka uygun delillerle ispat edilebileceği öngörülmüştür. -Delillerin, ispat açısından önemli olması gerekir. İspat açısından bir yararı ya da etkisi yoksa delil olamaz. -Ortaya konulması istenen delilin davayı uzatmak maksadıyla bildirilmemesi gerekir. Sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa, isteğin reddi gerekir. Deliller gerçekçi olmalıdır, beş duyu organıyla öğrenilmelidir. Tanık beyanı, bilirkişi raporu dış dünya ile ilgili olmakla delil niteliğindedir. Ancak dış dünya ilgili olmayan hayali şeyler ya da afaki varsayımlar veya çıkarımlar delil olmazlar. Delillerin akılcı olması şarttır. Olayla ilgisi olmayan şeyler delil olamaz. Hakimlerin kişisel bilgi ve kanaati delil olmaz. Kişisel bilginin delil olabilmesi için hakim değil tanık olması gerekir. Delili yalnızca Cumhuriyet savcısı ya da hakimin öğrenmesi yeterli olmayıp tarafların da öğrenip tartışması zorunludur. Mahkemenin ilk ve asli hedefi, gerçeği ortaya çıkartmaktır. Bu nedenle istek üzerine delilleri ikame edilebileceği gibi, mahkemenin kendiliğinden tanık ve bilirkişi çağırması ve başkaca kanıtların getirilmesini istemesi de olanaklıdır. Kural olarak, çağrılan tüm tanıkların ve bilirkişilerin dinlenmeleri ve öteki kanıtların ortaya konulmaları gerekir ise de, dinlenen bir bölüm tanığın anlatımıyla ve bilirkişinin görüşünün alınmasıyla olayın hiçbir, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde çözümlenmesi durumunda, zaman kaybına ve gereksiz uğraşıya yol açılmaması için, geride kalan tanık ve bilirkişiler dinlenilmemelidir. Aksi halde tüm kanıtların ortaya konulması zorunluluğu, yargılamayı uzatmayı amaçlayan kötü niyetlilerin işine yarayacaktır. Bu nedenlerle, kanıtların reddi ve sınırlandırılması durumlarını somutlaştırırsak, aşağıda ortaya konulmak istenen delillerin reddi gereklidir. “a-Kanıt gösterilmesine yasal olanak yoksa, b- Durum kanıt gerektirmeyecek biçimde açık ise, c- Kanıtlanması istenilen olayın karara etkisi yoksa ya da daha önce kanıtlanmış bir hususa ilişkin ise, d- Kanıt amaca elverişli değilse, e- Kanıtın elde edilmesi olanaksız ise, f- Kanıt gösterilmesi isteği işi uzatmak amacıyla yapılmış ise, g-İleri sürülen olay gerçek olarak kabul edilecek nitelikte ise, gösterilen kanıtın reddi gerekir.” Maddede belirtilen bu hükümlerin, değişik aşamada gösterilen tüm tanık ve bilirkişiler için uygulanması olanaklıdır. Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa katılanın, söz birliği etmeleri durumunda mahkemenin herhangi bir kanıttan vazgeçmesi mümkündür. Ancak bir yargıya ulaşması için gerekli ise, mahkemenin, tarafların vazgeçme isteklerini reddederek, kanıtı incelemesi ya da dinlemesi gerekir. Vazgeçme mahkemeyi bağlamaz. Katılan, kişisel haklarını kanıtlamak için gösterdiği kanıtlardan, C. Savcısının ve sanığın uygun beyanlarına gerek olmadan, her zaman tek yanlı olarak vazgeçebilir. Ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Gerçeğe ulaşılabilmesi için sanığın leh ve aleyhindeki delillerin dava sonuçlanıncaya kadar her zaman toplanabilmesi olanaklıdır. CMK'nın 217. maddesi gereğince, bir delilin veya ispat olunacak vakıanın geç ileri sürülmesi, bu kanıt veya olgunun ileri sürme talebinin reddini gerektirmemektedir. Yargılamanın süratle bitirilmesi ilkesi asla maddi gerçeğin ortaya çıkarılması gayesinin önüne geçmemelidir. Delillerin reddi kararı, gerek tarafları gerekse toplumun adalet beklentisini karşılayacak derecede akla, hukuka uygun ve yeterli gerekçelere dayanmalıdır. CMK'nın 206 ve devamı maddelerinde delillerin ortaya konulmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, anılan Kanunun 216. maddesinde ise delillerin tartışılmasının usulü ve sonlandırılması açıklanmıştır. CMK'nın 208. maddesinde aynı yasanın 68. maddesine uygun olarak dinlenen tanıkların ifadelerinden sonraki işlemler, 209. maddesinde naip ve istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları ile aynı yöntem ile dinlenen tanık ifade tutanakları, muayene ve keşif tutanakları gibi delil niteliğindeki belge ve diğer belge ile bilgilerin duruşmada okunması, 211. maddede duruşmada önceki ifadesi okunmakla yetinilecek tanık ya da suç ortağının belirlenmesi, 212 ve 213. maddelerde hangi hallerde tanığın ve sanığın önceki ifadesinin 214. maddede de bir açıklama ve görüşü içeren resmi belge ve diğer yazıların, muayene ve doktor raporlarının okunmasından sonra hangi hallerde bu belgeleri düzenleyenlerin duruşmaya çağrılabileceği düzenlenmiştir. Duruşmada okunup tartışılmayan delillerin hükme esas alınmaması prensibinin bir sonucu olarak, olayın tek delililin bir tanık açıklamasından ibaret olması durumunda, daha önce yapılan yazılı ifade tutanağının dinleme yerine geçmeyeceği belirtilmiştir. CMK'nın 215. maddesinde, delillerin ortaya konulmasında yani, beyanların tespiti ve belgelerin okunmasından sonra bunlara karşı katılan veya vekiline Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine diyeceklerini bildirme hakkı düzenlenmiştir. Bu kişilerin yokluğunda beyanlar tespit edilip belgeler okunmuş ise, hazır bulundukları ilk oturumda bu kanıtlara karşı diyeceklerin sorulması gerekir. Ancak söz konusu kişilerin diyeceklerinin sorulması için çağrılmaları öngörülmemiştir. CMK'nın 216. maddesinin 1. fıkrasında ise, ortaya konulan deliller ile ilgili tartışma aşamasında söz sırası düzenlenerek, 2. fıkrada esasa ilişkin açıklamaların (esas hakkındaki mütalaa ve savunmanın) usulü ve son olarak 3. fıkrada hükümden önceki son sözün sanığa verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin açığa çıkarılması için sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulması ve tartışılması aşamasına geçilir. Ceza yargılamasında maddi gerçek iddia ve savunma makamlarının görüşlerinin tartışılması sonucunda ortaya çıkar. Hâkim de kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceği CMK'nın "Delillerin tartışılması başlıklıklı" 216. maddesinde: "1)Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir. 2)Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 3)Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamını teşkil edenlerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 5271 sayılı CMK'nın 216. maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkrasındaki hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır. Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural gerek son oturumda gerekse ara oturumlarda uygulanması gereken genel bir kural iken, son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son oturumda sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra tekrar duruşmaya geri dönülmez ve artık hüküm kurulur. Delillerin tartışılması sırasında sanık ister duruşmada hazır bulunsun isterse bulunmasın son sözün sanık müdafiine verilmesi gereklidir. Kanun koyucu söz sırasında sanık müdafiini sanıktan sonra saymıştır. Hükümden önce son söz hakkı ise Kanun'un açık ifadesinden de anlaşıldığı üzere sadece hazır bulunan sanığa aittir. Sanığın hükümden önceki son söz hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafii için nasıl ki temsilcisi denilerek sanığın yerine sorgulanamaz ve ifadesi alınamaz ise, sanığın hazır olduğu oturumda da son söz hakkını kullanamaz. İnceleme konusu somut olayda, mahkemece CMK'nın 206. maddesi uyarınca sanıkların sorgusu tamamlandıktan sonra bir kısım tanıkların dinlendiği devamında ve bazı oturumlarda dosyaya konulan belgelerin okunduğu ancak içeriklerinin açıkça anlatılmadığı bu aşamadan sonra, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası alınıp sanık ve müdafiilerinin esasa ilişkin savunma yapması istenilmiş olmakla; CMK'nın 215. maddesi uyarınca dinlenen tanıkların, suç ortaklarının ve bilirkişilerin dinlenmesinden sonra ve okunmasında yasal engel bulunmayan her bir belgenin açıkça okunmasından sonra bu beyan ve belgelere karşı sırasıyla katılan veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine diyecekleri ile beyan ve belgeler üzerindeki değerlendirilmeleri sorulduktan ve bu şekilde delillerin maddi olaylara ve hukuka uygun olup olmadıklarının belirlenmesinden sonra sırasıyla katılan ve vekilinin esasa ilişkin beyanları ile Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaası alınıp devamında yine CMK'nın 216. maddesi uyarınca sanıklara ve müdafilerine esas hakkındaki savunmaları sorulup akabinde hazır bulunan sanıklara son sözleri verilmesi gerekirken bu yargılama kurallarına uyulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 215 ve 216. maddelerine aykırı davranılması tüm sanıklar yönünden bozma nedeni olarak kabul edilmiştir. D-MAHKEME KARARLARINDAKİ GEREKÇE ZORUNLULUĞU Anayasanın 141/3. maddesinde "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." Buna paralel hüküm içeren 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 34. maddesinde de "Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır" hükümleri yer almaktadır. Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise CMK'nın 230. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sırayla, “a)İddia ve savunma, bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğu, b)Kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri, c)Tüm bunların ışığında ulaşılan kanı, sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi, d)Cezayı ağırlatan ve hafifleten yasal ve değerlendirmeye bağlı nedenlerle cezayı kaldıran yasal nedenlerin bulunup bulunmadığı, bunlara ilişkin istemlerin kabul veya reddiyle temel cezanın belirlenmesine ilişkin nedenler, e)Cezanın ertelenmesi, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik veya bu konulardaki istemlerin kabul veya reddine ilişkin dayanaklar gösterilecektir. Açıklanan bu usul kuralları buyurucu nitelikte olup, uygulamaması 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nın 308/7 (5271 sayılı CMK'nın 289/1-e) maddesi uyarınca kesin bozma nedenini oluşturur.” AİHS'nin adil yargılama hakkını düzenleyen 6. maddesinde gerekçeli karar hakkı açıkça yer almamaktadır. Buna karşılık AİHM, demokratik toplumda tuttuğu çok önemli yer nedeniyle dar yorumlamanın amaca uygun olmayacağını ifade ettiği, AİHS'nin 6/1. madde hükmüne ilişkin olarak, mahkemelerin kararlarında gerekçe vermekle yükümlü oldukları yorumunda bulunmaktadır. (Delcourt/Belçika, 17 Ocak 1970 Par. 25) Bu itibarla, gerekçeli karar hakkı hakkaniyete uygun yargılama ilkesi kapsamında tanınan içtihadî bir haktır ve mahkeme ceza yargılaması sonucunda verilen kararların gerekçeli olmasının demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ögelerinden birisi olduğunu belirtmiştir. Bir yargı kararının gerekçesiz olması, adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturacağı gibi, yetersiz bir gerekçe de aynı sonucu doğuracaktır. (H/ Belçika kararı 30 Kasım 1987) Dairemizce de benimsenin Yargıtay CGK'nın 25.01.2011 tarihli 2010/7-192 E. 2011/01 K. sayılı ve benzer nitelikteki diğer kararlarında belirtildiği üzere; Karar sorun/iddia, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Gerekçe kısmında, delillerle sonuç arasındaki bağ yani neden bu sonuca ulaşıldığı anlatılmalı ve hukuki nitelendirmeye yer verilmelidir. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklaması olduğuna göre dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olmalıdır. Yeterli ve yasal bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek ve yargısal denetimin yapılmasına kolaylık sağlamak için hükmün gerekçeli olması gerekir. Hükmün mantıksal dayanağını oluşturan gerekçe, somut olaya, akla, mantığa, bilimsel görüşlere ve yargısal içtihatlara dayalı olmalıdır. Bu özellikleri taşıyan bir gerekçe, kararların daha isabetli verilmesini sağlar, tarafları tatmin eder, yasa yolu aşamasında kararların denetimine olanak sağlar, ayrıca bilimsel ve içtihat hukukunun gelişmesine olanak tanır. Yargı yetkisinin “Türk Milleti Adına” bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yolundaki Anayasa kuralı ile bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olması kuralı arasında doğrudan bağlantı vardır. Takdir hakkının kullanılması mahkemeye verilmiş bir yetkidir ve yetkinin yerinde kullanılıp kullanılmadığının denetimi ancak gerekçeyle yapılabilir. Takdir yetkisinin keyfi kullanımı ancak gerekçe denetimiyle engellenir. Hükmün nedeni olarak da tanımlanan gerekçenin öğrenilmesi hakkı sadece dava taraflarının değil kamunun da hakkıdır. Bu durum gerekçenin tam ve gerçeğe dayalı olmasını zorunlu kılar. Zira yerleşik Yargıtay içtihatlarında da ısrarla belirtildiği üzere gerekçe yetersiz ve gerçek durumu yansıtmıyor ise hak ihlali olduğu açıktır. Mahkeme kararları tarafları ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olmalı, Yargıtay'ın gerekçelerle tutanak denetimini yapması ve bu açıdan disiplin işlemlerini yerine getirmesi için, kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, belirsiz, kapalı ve duraksamalı söylemlerden kaçınılması ve genelleme yapılmaması gerekir. Aralarında bağlantı kurulmadan, sadece delillerin art arda sıralanması "yeterli ve geçerli" bir gerekçe değildir. Dayanılan gerekçe ile birlikte, iddia, savunma, sanığın lehine ve aleyhinde olan delillerin tartışılması, suçun kanuni unsurlarının yanı sıra sabit kabul edilen ve edilmeyen olayların kararda gösterilmesi gerekmektedir. Hangi delillere hangi gerekçeyle üstünlük tanındığının gerekçeye açıkça yansıtılması gerekmektedir. Öte yandan, cezanın kişiselleştirilmesinde gösterilecek gerekçe, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini de gösterecek biçimde dosya içeriğine uygun, geçerli ve yasal olmak zorundadır. Yine mahkemece, ceza tayin edilirken cezanın maddede yazılı alt sınırın üzerinde belirlenmesi halinde gerekçenin TCK'nın 61. maddesinde belirtildiği şekilde, suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksirine dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekir. Hakimin vicdani kanaati, davada oluşmalıdır ve delillerin tartışılıp hükmün oluşmasında önem arz eden bu kanaatin dava dışı bilgilerden, inançlardan ortaya çıkması çok tehlikelidir. Hakime etki edebilecek olan her husus, kurallara uygun olarak kanıtlanmalıdır. Mahkeme kararında, duruşma dışı bazı olayların ve davranışların yan delil olarak gösterilmesi doğru değildir. Hakimin kendi bilgisi de hükme dayanak yapılamaz. Yalnız vicdani kanaate dayanan bir kabul, her zaman gerçeğe uygun düşmez. Bir şeyin şüpheli olarak kabulü, reddi anlamına gelmelidir. Vicdani kanaat kendi başına hüküm sebebi olmaz, isnadın doğruluna veya yanlışlığına vicdanen kanî oluncaya kadar hakimin delil araştırmaya devam etmesi gerekir. O halde vicdani kanaat, delil değildir. "Gerekçe" ile "hukuki gerçek" farklı olamaz. Terim çoğaltmak, açıklamak gerekçe sayılmaz. Vicdani kanaat "delillerin takdiri" bakımından önemlidir. Bu dahi delillerin mevcut olmasını gerektirir. Bu delillerin rasyonel ve realist olmaları zorunludur. Subjektif nitelikte bulunan vicdani kanaat gerekçe sayılamaz. Hakimin delilleri toplama ve toplanmış delilleri takdiri aynı şey değildir. Hakimin delilleri toplamasında takdir hakkı bulunmayıp, toplanmış olan delillerin takdirinde serbesttir. Ancak bu serbestlik de keyfilik değildir. Bu düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda, 1-Dönemin Başbakanı ....hakkında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun 19.01.2011 tarih ve 198 karar sayılı Raporundaki çoğunluk görüşünde; “. .... Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihlerinde; tromboflebit, sol 9. kaburga kırığı, pulmoner tromboemboli, Parkinson hastalığı, Myastenia gravis, blefarit, osteoporoz, kontrole hipertansiyon tanıları ile yatırıldığı, önerilerle taburcu edildiği, 28/05/2002 tarihinde evde yapılan kontrolde; 7. ve 8. vertebra hizasının ödemli, palpasyonla ağrılı olduğu, çekilen filmlerde T8 kompresyon kırığı saptandığı, korse ile fiksasyon ve mutlak yatak istirahati önerildiği, evde kontrollere devam edildiği, 12/06/2002'de gece evde düştüğü belirtildiği, muayenede omurilik zedelenme bulgusu olmadığı, ısrarla yatak istirahati ve korse gerekliliği önerildiği, en son 02/07/2002 tarihli ev ziyaretine ait muayene bulguları olduğu, 30/05/2003, 11/06/2002, 28/07/2003 tarihlerinde ... Akademisi ve ..... Fakültesi Eğitim Hastanesi'nde anemi açısından ayaktan takip ve tedavisi yapıldığı, 22/08/2003-29/08/2003 tarihlerinde aynı hastanede yataktan düşme, kasılma, bilinç kaybı nedeniyle yatırıldığı, yapılan tetkiklerle epilepsi tanısı konulduğu, en son 01/05/2006 tarihinde intraventriküler kanama nedeniyle aynı hastaneye yatırıldığı, takip ve tedavisi sürerken 05/11/2006 tarihinde öldüğü bildirilen.... adına düzenlenen adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde; Kişinin ....Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihleri arasındaki yatışında; sol 9. kaburga kırığı, tromboflebit, pulmoner tromboemboli yönünden değerlendirildiği, uygulanan tedavilerin tıbben uygun olduğu, Myastania Gravise de uygun tedavi verildiği fakat Parkinson hastalığı açısından hastane ve evdeki tıbbi kayıtlar ve takiplerde tutulan notlarda eksiklikler dikkati çektiği, Parkinson hastalığının düzeyi, komplikasyon (unutkanlık, hipotansiyon, uyku problemleri) gelişip gelişmediğinin, ilaç kullanımı ile ilgili sorunların olup olmadığının not edilmediği, bunlardan dolayı hastanın son muayene bulgularının düzenli olarak değerlendirilmediği ve detaylı olarak bildirilmediğinden hastanın kliniğine göre dopaminerjik tedavi ve tedavinin dozlarının yeterli olup olmadığı hakkında kesin bir yorum yapılamamakla birlikte, evdeki takipte düşmelerin ön planda olduğu, iki taraflı Parkinson hastalığı olan olgunun orta veya ileri evre (Hoehn and Yahr Skorlaması sonucu en az 3) Parkinson hastalarında görülebilen bir durum olduğu, bunu destekler biçimde.... tarafından yapılan takipte ilaç dozunun yükseltilmiş olması ve klinik bulguların daha iyi olduğunun not düşülmesi düşünüldüğünde dopaminerjik tedavinin yetersiz kaldığının kabulü gerektiği”, 2 Adli Tıp Uzmanı, Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile Nöroloji Uzmanı olmak üzere toplam 6 hekim imzası ile çoğunluk görüşü olarak belirtilmiş; Buna karşılık ..... Uzmanı, Beyin Sinir Cer. Uzmanı, Göğüs Kalp Damar Cer. Uzmanı, İç Hastalıkları Uzmanı, Genel Cerrahi Uzmanı olmak üzere toplam 5 hekim imzalı muhalefet şerhinde ise; “sırt solunda ağrı, sol bacakta ağrı ve şişlik, ağrı nedeniyle yürüme güçlüğü yakınmaları ile başvurmuş olduğu ve öyküsünde 12 gün önce duvara sırtını çarptığı ifade edilen ....'in, ....Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihleri arasındaki yatışı sırasında yapılan tetkik ve tahlillerin, tetkik ve tahliller neticesi tespit edilen tromboflebit, pulmoner emboli ve kot kırığına yönelik uygulanan tedaviler ile daha önceden tanısı konmuş Parkinson ve Myastenia Gravis hastalıklarına, hastaneye müracaatından önceki süreçte olduğu şekilde aynı dozda tedavi uygulanmasının tıp kurallarına uygun olduğu” beyan edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 5'e karşı 6 oyla-oyçokluğu ile düzenlediği raporda, dönemin ......'in diğer rahatsızlıklarının yanında orta veya ileri evrede parkinson hastalığının da teşhis ve tedavisine ilişkin kullanılması gereken ilaçlar konusunda görüş birliği bulunduğu, farklı görüşün ....Üniversitesi Hastanesinde bu rahatsızlığın tedavisi sırasında uygulanan ilaç dozunundan kaynaklandığı, çoğunluk görüşüne göre dozun yetersiz olup yükseltilmesi gerektiği, muhalefet şerhinde ise uygulanan ilaç tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğunun beyan edildiğinin anlaşılması karşısında; rahatsızlığa ilişkin teşhis ve tedavide kullanılacak ilaç konusunda ittifak bulunması, kullanılacak ilaç dozu konusundaki uzman hekimler arasında 5/6 şeklinde farklı görüş çıkması dikkate alındığında, farklı görüşlerden herhangi birinin bilimsellikten uzak olduğunun ileri sürülemeyeceği, uygulamada hekimler arasında tedavideki doz farkı konusunda görüş farklılıkları bulunmasının doğal olması, kullanılacak doz miktarında tıp literatüründe kesinlik bulunmaması karşısında, mahkemece rapor içeriğinin yanlış anlamlandırılarak tedavi sürecinin dolaylı biçimde örgütsel faaliyet olarak kabul edilip dönemin ....'nı iş göremez hale getirmek suretiyle hükümete karşı suçun işlendiğine delil kabul edilmesi; Kabule göre de; ....Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı olup teşhis ve tedavi ekibinde yer almayan sanık ...'ın, hastanede uygulanan tedavinin ne şekilde yapılacağı konusunda teşhis ve tedavi sürecinde görev alan hekimleri ve sağlık personellerini yönlendirdiğine ilişkin somut deliller ortaya konulmadan meydana gelen sonuçtan sorumlu tutulup yazılı şekilde mahkumiyeti yönünde hükmü kurulması; 2-Dosya kapsamında bulunan .....'dan ele geçen kasetler içerisinde bulunan “....ile ..... arasında geçen bir telefon konuşmasına” ilişkin ses kaydının hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediği hususunda tartışılmadan sanıklar aleyhine delil olarak kullanılması; 3-Sanıklar .....ve .....'ın bir kısım görüşmelerinin, ... Grubu faaliyetleri kapsamında kendilerinden habersiz olarak kayıt altına alındığının mahkemece kabul edilmesine rağmen, anılan görüşmelerin adı geçen sanıklar yönünden aleyhlerine delil kabul edilmesi; 4-...... Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. md. ile Görevli ve Yetkili) tarafından hazırlanan 10.07.2008 tarih ve 2007/1536 soruşturma, 2008/968 esas sayılı iddianame, 08.03.2009 tarih ve 2009/511 soruşturma, 2009/268 esas sayılı iddianame ile 13.04.2012 tarih ve 2012/544 soruşturma, 2012/269 esas sayılı iddianamede yer alan bir kısım anlatımların olduğu gibi alınarak, gerekçeli kararın delil değerlendirme bölümüne yazılması; 5-Mahkeme tarafından gerekçeli kararın 2. Kitap B bölümünde ''Bilişim itirazları'' başlığı altında yapılan “...Örneğin, CMK'nın 134/5. maddesinde belirtilen bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.” tespitinin uygulamada yeri bulunmamaktadır. “Mahkememiz tarafından yaptırılan HTS raporu sadece bir DVD'ye sığan 3,5 GB veri içeren excel tablo verisi Yargıtay denetimi yapılması aşamasında kullanılması için yaklaşık 6-7 ayı bulan bir zaman içerisinde kağıda bastırılabilmiş, her biri 500 sayfa olan 1300 civarında klasör oluşturulduğu yapılan uygulama ile müşahede edilmiştir. CMK'nın 134/5. maddesinin uygulanamıyor olması yapılan işlemi sakatlamakta mıdır, bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Eğer anılan Kanunun 134. madde anlamında tüm usul şartları tamamlanmadan bir delilin kullanılamayacağını düşünmek 2005 Haziran ayından itibaren yürütülen tüm soruşturmaları ve kovuşturmaları etkileyecektir.... Tüm bu izahatlar karşısında, CMK 206. maddenin 2/b maddesinde tanımlanan, “delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur” hükmünün dar yorumlanması gerekmektedir. CMK'nın 134. maddesinde belirtilen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoymanın, CD, DVD, Hafıza kartı, Flash bellek, harici harddisk gibi dijital medyanın kopyası veya imajının verilmesini kapsamamaktadır'' şeklinde değerlendirme yapılması karşısında; Suç şüphesi üzerine maddi gerçeğin araştırılması için uygulanacak usul kuralları CMK'da düzenlenmiş olup, soruşturma aşamasında kolluk görevlileri ve Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkemenin bu kurallara uygun şekilde soruşturma ve yargılama yapma zorunluluğu karşısında, yargılama merciilerinin görevi, yasaları eleştirmek değil, kanun koyucunun amacına uygun şekilde yorumlayıp uygulamaktan ibaret olduğu gözetilmeksizin, halen yürürlükte bulunan ve emredici hükümler içeren bir kısım kanun hükümlerinin sanıklar aleyhine yorumlanarak yazılı şekilde uygulamalar yapılması; 6-Mahkeme tarafından, gerekçeli kararın 2. Kitap A bölümünde, ''....'' başlığı altında 2008/209 esas sayılı birleşen dosyanın 19.10.2009 tarihli 116. oturumunda çapraz sorgusu yapılan sanık ... bir soruya vermiş olduğu cevapta sanıklardan birini ve ayrıca kamuoyunca bilinen bir kişiyi sevdiğini beyan etmesine rağmen sanık ...'ın ifadesi bölünmek suretiyle bozularak sadece sanığı sevdiğine ilişkin kısmın örgüt üyeliğine karine olarak kabul edilmesi ve hükme esas alınması; 7-Sanık .....hakkında kararın gerekçesinde, silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan TCK'nın 314/2 maddesi uyarınca alt sınırdan ayrılarak ceza tayin edildiği belirtilmesine rağmen hüküm kısmında alt sınırdan ceza tayin edilerek çelişki yaratılması; 8-TCK'nın 61. maddesine göre, hakim, somut olayda bu maddede yazılı gerekçeleri göz önünde bulundurarak, temel cezayı belirleyecektir. Ancak maddede yazılı suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmelidir. Bu maddedeki sebeplerin aynen sıralanması yeterli değildir. Bu bağlamda ....,...,...,...,..., .... gibi sanıklar hakkında temel cezanın alt sınırdan ayrılmak suretiyle belirlenmesinde kanunda belirtilen ölçütlerin ne şekilde gerçekleştiği denetime uygun bir şekilde bilgi ve belgelerle ilişkilendirilerek değerlendirilmeden kanun maddesindeki terimlerin sıralanması suretiyle hüküm kurularak TCK'nın 61. maddesine aykırı davranılması; 9-Gerekçeli kararda önsözün yazılacağına ilişkin CMK'nın 223. ve 230. maddelerinde bir düzenleme bulunmadığı gibi yazılan önsözün imzasız bırakılması; 10-Gerekçeli kararda CMK'nın 230 ve 232. maddelerine aykırı olarak, hükümden sonra meydana gelen olaylardan üye hakimlerin basın açıklamasına, Yargıçlar Sendikasının basın açıklamasına ve 6526 sayılı Kanuna ilişkin değerlendirilmelere yer verilmesi; 11- Karar yazma tekniğine uygun olmayacak şekilde esasa ilişkin tespitlerin dipnotlarla yapılması; 12- Sanıkların bireysel durumlarının değerlendirilmesine ilişkin bölümde, sanıklarla ilgili yapılan tüm işlemleri tutanaklarıyla birlikte tahdidi şekilde sayılması ile yetinilerek, CMK'nın 230/1-b. maddesinde belirtildiği gibi “esas alınan veya reddedilen delillerin ayrı ayrı belirtilmesi” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak karar yerinde tartışılmaması; 13-Karar başlığında maktul .....'den katılanların gösterilmemesi ve suç tarihlerinin yanlış gösterilmesi, Usul ve yasaya aykırıdır. E-DAVA AÇILMAYAN SUÇLARDAN HÜKÜM KURULMASI Ceza hukukunun “davasız yargılama olmaz” ilkesinin yer aldığı CMK'nın 225/1 maddesi uyarınca “hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen fiil ve fail hakkında verilir” ve mahkeme kesinlikle dava edilmeyen bir fiil veya fail hakkında hakkında kendiliğinden yargılama yaparak, karar veremez. Usule ilişkin bu yasal düzenlemeye aykırı olarak, dava konusu yapılacak eylemin açıkça ve bağımsız olarak iddianamede gösterilmesi gerektiği halde, -Sanık .... hakkında kişisel verileri kaydedilmesi suçundan, sanık ...... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık .... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık .... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....'ın eylemlerinden dolayı yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla....ve...'in eylemlerinden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....,..... ve ....'in eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından, -Sanık.... hakkında yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık ....hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında yasaklanan bilgileri temin suçundan, -Sanık ... hakkında yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından, -Sanık ... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....'nın eyleminden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ..., .... ve ...'nun eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından, -Sanık.... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ...'ün eyleminden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ...'ın eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet ve tehdit suçlarından, -Sanık ...hakkında tehdit suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık.... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, -Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık .....hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....,.....,.....,....., ve ...'in eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından, -Sanık.... hakkında, iddianamede eyleminin "... ile irtibatlı olarak ...’a örgütün amaçları doğrultusunda kullanılmak üzere bilgi ve doküman temini için faaliyet gösterdiği, temin ettiği dokümanları.... vasıtası ile ...’a ulaştırdığı anlaşılmaktadır." şeklinde tariflendiği ve TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği ancak mahkemenin gerekçeli kararında sanığın eyleminin ".... Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hukuki yararı olmamasına rağmen örgütsel amaçla 01.07.2008 tarihinde....'in vesayet altına alınması için dava açmak olarak" kabul edilip sanığın TCK 314/3 ve 220/7. maddeleri yollaması ile 314/2. maddesi uyarınca, Mahkumiyetlerine; -Sanık... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ....hakkında yasaklanan bilgileri temin suçundan, -Sanık ....hakkında hakaret suçundan, Beraatlerine Dair karar verilmesi kanuna aykırıdır. F- MÜZAKERE USULÜ CMK'nın 227 maddesinde, “(1)Müzakerede ancak karara ve hükme katılacak hakimler bulunur. (2)Mahkeme başkanı mahkemesinde staj yapmakta olan hakim ve avukat adaylarının müzakere sırasında hazır bulunmalarına izin verebilir.” CMK'nın 188/3 maddesinde ise “bir oturumda bitmeyecek davada, “herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek ve oya katılmak üzere yedek üye bulundurulabilir” hükmü yer almıştır. CMK'nın 188/3 maddesinin gerekçesinde “...yedek üye, duruşma sırasında herhangi bir müdahalede bulunmaz ve fakat duruşmaları dikkatli izler” açıklamasına, CMK'nın 227 maddesi gerekçesinde ise “madde, müzakerenin sadece karara ve hükme katılacak hakimler tarafından yapılacağı ilkesini getirmiş bulunmaktadır. Danışma amacıyla olsa bile hiç bir kimse müzakerelere katılamaz. Bu ilke tarafsızlığın zorunlu bir gereğidir...” ifadesine yer verilmiştir. 1412 sayılı CMUK'nın benzer nitelikteki 381/2. maddesinde “Bir celsede bitmeyecek duruşmalarda mazereti dolayısıyla bulunmaması ihtimali olan azanın yerine geçmek ve reye iştirak etmek üzere ihtiyat aza bulundurulabilir.” anılan Kanun'un 382. maddesinde ise “müzakerede ancak hükme iştirak edecek hakimler bulunur...” hükmü yer almaktaydı. CMUK'nın 381. maddesinin gerekçesinde “mahkemeler adedi kanunisinden ne fazla ve ne de eksik olarak teşekkül edemeyeceği gibi, aza adedi noksan veya fazla bir heyetin vereceği kararlar muteber olmaz” açıklamasına yer vermiştir. Aynı Kanun'un 382. maddesinin gerekçesinde de “...yedek üyenin müzakerede asıl üyeler birlikte bulunamayacağı belirtilmiştir. Müzakeratın ve reyin her türlü tesirli arî ve masun kalmasını temin için müzakerat ve rey itası keyfiyetinin hafi olarak cereyanı ve bundan hiç kimsenin istisna edilmemesi kavaidi umumiyedendir.” açıklamasına yer verilmiştir. “CMUK'nın 381/2 maddedeki reye iştirak etmek kaydından, ihtiyat azanın da, asil hakimle birlikte müzakereye iştirak edeceği manası anlaşılmamalıdır. İhtiyat aza, ancak asil hakimin bulunmadığı takdirde onun yerine kaim olarak müzakerede bulunur. Kanun müzakereye hükümden vicdanen sorumlu olanların iştirakini, başkaca tesirlerden uzak kalmasını sağlamak maksadıyla emretmiştir.” (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, Ankara Üniversitesi yayınları no:427 Ankara 1978 s. 531-532) Bu düzenlemeler ve açıklamalar karşısında, 05.08.2013 tarihli oturumda kürsüde 6 hakim olduğu halde hükmün tefhim edildiği, gerek kararın tefhime katılan hakimlerin basına yaptıkları açıklamalar gerekse gerekçeli karardaki anlatımdan müzakereye sadece karara iştirak eden hakimlerin değil, mahkemenin diğer hakimlerininde katıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; *Mahkemenin karar müzakeresi usulü CMK'nın 227. maddesine açıkça aykırı olduğu gibi bu aykırılığın aynı Kanun'un 289/1-a maddesi uyarınca kesin hukuka aykırılık hallerinden bulunmasına rağmen yazılı şekilde müzakere yapılarak hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Bazı beraat kararlarının incelenmesi Bu hukuka aykırılığın sonucuna bağlı olarak haklarında beraat kararı verilen sanıkların hukuki durumlarının da değerlendirilmesi gerekmiştir. Bir kısım sanıklar hakkında başkaca bozma nedeni tespit edilememiş ise de; Dairemizce mahkemenin müzakere usulünün hukuka aykırı olduğuna ilişkin tespiti karşısında beraat kararlarının 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK'nın 309. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. Buna göre; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.09.2007 gün ve 189-188 ile 06.11.2007 gün ve 212-229 ve Dairemizin 04.03.2014 gün ve 1402-112 sayılı kararlarında "Ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden, yargılamanın diğer süjelerinin hukukunu ilgilendiren ve ceza yargılamasının sair temel ilkeleriyle irtibatlı olan usul kuralları, maddede tanımlanan 'salt sanık yararına vazedilmiş kurallar' kapsamında sayılmamaktadır" şeklinde sonuca ulaşılmıştır. Öğretide "Ceza muhakemesi normları iki çeşittir. Çoğunluğu oluşturan normların amacı hakikatin araştırılmasıdır. Azınlıkta olanlar, şüpheden yararlanması gereken sanığın lehine kabul edilmişlerdir. Hakikatin araştırılması için ve dolayısı ile sanık dâhil herkesin yani toplumun lehine kabul edilmiş norma aykırılık elbet bozma nedeni olacaktır. Fakat sadece sanık yararlansın diye konulmuş norma aykırı hareket edildi diye sanık aleyhine bozmanın amaca ters düşeceği açıktır. Bu konuda bütün güçlük, normun hakikatin araştırılması için mi, yoksa yalnızca sanık lehine mi konulmuş olduğunun tayininde ortaya çıkmaktadır. Suçun mahiyeti değişince sanığın müdafaasını yapabilecek halde bulundurulması, sanık lehine temyizde cezanın ağırlaştırılmaması normlarının sanık lehine konuldukları şüphe götürmez. Buna karşılık kısmen de olsa hakikatin araştırılması için kabul edilmiş normlar sadece sanık lehine kabul edilmiş sayılmaz." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Bası, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, s. 1427) "Madde, sırf maznun lehine bir hüküm tesis etmiştir. Yalnız maznunun menfaati değil, umumi menfaat düşüncesi ile konulmuş olan hükümler buraya dâhil değildir." (Muhtar Çağlayan, Ceza Muhakemesi Usulü, 1980, s. 105) "Sanık lehine olan kaidelere aykırılık, son kararın sanık aleyhine bozulması için hak vermez. Örneğin sanık beraat etmişse karar sanığa son söz verilmedi diye bozulamaz. Son sözün sanığa verilmesinin sebebi, kendi lehine bulup çıkaracağı bir delil ile lehinde karar verebilmektir. Burada en lehe karar verildiğine göre, son söz verilmemiş olması daha lehe bir durum doğuracak değildir." (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, Sulhi Garan Matbaası s. 209) "Hukuk kurallarına aykırı verilen kararın temyiz denetiminde bozulacak olması doğaldır. Bu, hukuka aykırılıkların giderilmesi için başvurulacak zorunlu bir yoldur. Ancak bazen mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılık, kararın bozulmasını gerektirmez. Gerçekten sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez. Böyle bir kuralın getirilmesinin amacı sanık menfaatine uygun olarak ortaya çıkan bir durum veya neticenin ortadan kaldırılmasını engellemektir." (Özbek-Kanbur- Doğan-Bacaksız, Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, İkinci Bası, Seçkin Yayınevi, 2011, s. 750) "Amacı sanığın menfaatlerinin korunması olan hukuk kuralının ihlal edilmiş olması halinde Cumhuriyet savcısı, sanığın lehine olan bu ihlali öne sürerek kararın temyiz incelemesi sonunda bozulmasını isteyemeyecektir. Bu kuralın getirilmiş olmasının amacı, sanık menfaatine uygun olarak ortaya çıkmış olan halin veya neticenin ortadan kaldırılmasını engellemektir." (Ceza Muhakemesi Kanunu İzmir Şerhi, Veli Özer Özbek, Birinci Bası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2005, s. 1128) "Sanığın yararına konulan kurallara aykırı davranılması, ilke olarak hükmün bozulmasını gerektirir ise de, bu aykırılık hükmün sanık aleyhine bozulması için Cumhuriyet savcısına hak vermemektedir." (Osman Yaşar, Ceza Muhakemesi Kanunu, Beşinci Bası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2011, c. 3, s. 3987) şeklinde görüşler bulunmaktadır. *Yukarıda açıklanan gerekçelerle haklarında beraat kararı verilen bir kısım sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi sonucunda, mahkeme heyetinin kanuna uygun teşekkül edip etmediği, müzakerelerin usule uygun olup olmadığına ilişkin kuralların "sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları" olmaması ve dosyanın diğer sanıklarından bir kısmının aynı kararla ilgili mahkeme heyetinin oluşumu ve müzakerelerin yapılışına ilişkin itirazlarda bulunması da dikkate alındığında CMUK'nın 309. maddesinin dosyamızda uygulanması mümkün görülmemiş ve bu sanıklar yönünden salt bu nedenle bozma kararı vermek gerekmiştir. Ancak, mahkemesince "makul sürede yargılanma" hakkı çerçevesinde haklarında başkaca yargılama işlemi gerekmeyen bu sanıkların dosyaları tefrik edilerek haklarında karar verilmesi mümkün görülmüştür. G-ADİL YARGILAMA İLKESİNİ İHLAL EDEN NEDENLER Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Hukuki, cezai ve idari yargılama faaliyetlerinde ilkelerin bu hakka göre belirlenmesi, hukuk devleti olmanın asgari şartlarındandır. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Adil yargılamaya ilişkin hak ve ilkelerden bir kısmı maddede açıkça belirtilmiş ise de -maddenin hukuk devleti ve demokratik toplum için sahip olduğu özel önem nedeniyle- İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nce geniş yorumlanmış, içtihatlarla geliştirilen bir takım unsurlar, madde hükmüne adeta zımnen dahil edilmiştir. “Adil yargılanma hakkının norm alanının genişlemesinin bir sonucu olarak bireyler sahip olduğunu iddia ettikleri tüm yasal hak ve yükümlülükleri talep edebilir; aynı zamanda devletin bu hak ve yükümlülüklere yaptığı her türlü müdahaleye yargı önünde itiraz edebilirler.” (ÇELİK, Abdullah; Adil Yargılanma Hakkı Rehberi, Anayasa Mahkemesi Yayınları; Ankara, 2014) Hakkaniyete uygun yargılama kavramından yola çıkılarak başka pek çok ilke ve hak da belirlenmiştir. Örneğin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle gerekçeli karar hakkı bunlar arasında sayılabilir. Sözleşmenin 6. maddesi kapsamındaki garantiler sadece mahkemedeki yargılama sürecine uygulanmaz, bu süreçten önce ve sonraki aşamalarda da uygulanır. Ceza davalarında, garantiler polis tarafından gerçekleştirilen soruşturma aşamasını da kapsar. Sözleşme açısından sorgulanan şey varılan sonuçtan çok yargılama sürecidir. Diğer bir anlatımla içerik olarak adil bir karar verilip verilmediği değil, adil bir karar verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı 6. maddenin koruması altındadır. 1-Tarafsız mahkeme ve hakim önünde yargılanma hakkında AİHS'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında şu ibare yer almaktadır; "...kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının... dinlenmesini istemek hakkını haizdir." Bu kural, her türlü organ kurum ve kişiden bağımsız davanın taraflarına karşı nesnel, yargılama usulü güvencesine sahip bir yargı yerini ifade etmektedir. AİHS'nin birçok kararında hakim dışındaki unsurların yargı içinde yer almasını ve yargı dışındaki kişilerinde hakimler üzerinde emredici ve etkileyici konumda olmasının yargı yerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında endişeye yol açacağına karar verilmiştir. Bu durumda yargıçların yakınlık duydukları ya da aidiyet hissettikleri dernek, kulüp veya birtakım etnik, dini ya da siyasi yapılanmaların etkileri ve yönlendirmeleri altında kalmadan karar vermeleri mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı yönünden zorunludur. İç hukukumuz yönünden hakimin görevinin ne olduğu Anayasa ve yasalarımızda ayrıntılı olarak belirlenmiş değildir. Anayasa’nın 140. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına göre; “Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür. Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Hakimlerin görevle ilgili sorumluluklarının belirlenebilmesi için, görev ve yetkilerinin ne olduğunun bilinmesi ne kadar önemliyse, bu görev ve yetkileri hangi ilke ve esaslara göre yerine getirmeleri gerektiğinin bilinmesi de o derece önemlidir. Nitekim, yapılan eylemin “görevin gereklerine aykırı hareket” olup olmadığının belirlenmesi, ancak görevin gereklerinin ne anlama geldiğinin doğru tespit edilebilmesi ile mümkün olabilecektir. Görevin gereklerinden ne anlaşılması gerektiği değerlendirilirken, hakimlere Anayasa ve yasalarla açıkça verilen görev ve yetkilerin yanında, bu görev ve yetkilerin kullanılması sırasında uyulması gereken ilkeler de göz önünde bulundurulmalıdır. Hakimlerin görevlerini hangi esaslara göre yapmaları gerektiği konusunda mevzuatımızda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu konudaki en önemli uluslararası metin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangalor Yargı Etiği İlkeleridir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile de bu ilkelerin benimsenmesine karar verilmiştir. Bu belgede altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Bu ilkeler bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olarak sayılmaktadır. Diğer kapsamlı açıklamaların yanında bağımsızlıktan bahsedilirken, “hakim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.”; tarafsızlıktan bahsedilirken, “Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hakim, yargısal görevlerini tarafsız, ön yargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hakim mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır”; doğruluk ve tutarlılıktan bahsedilirken, “Hakim, mesleki davranış şekli itibarıyla, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır. Hakimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır. Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir”; dürüstlükten bahsedilirken, “Dürüstlük ve dürüstlüğün görüntü olarak ortaya konuluşu, bir hakimin tüm etkinliklerini icrada esaslı bir unsurdur. Hakim, hakimden sadır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır. Kamunun sürekli denetim süjesi olan hakim, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Hakim, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır. Hakim, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır. Hakim ailesinin, sosyal veya diğer ilişkilerinin, hakim olarak mesleki davranışlarını veya vereceği yargısal kararları etkilemesine izin vermemelidir. Hakim, hakimlik mesleğinin prestijini, kendisine, aile üyelerinden birisine veya her hangi bir kimseye özel çıkar sağlayacak şekilde ne kendisi kullanmalı ne de başka birisine kullandırtmalıdır. Ayrıca hakim, yargı görevinin yerine getirilmesinde, herhangi bir kimsenin kendisini etkileyebileceği izlenimine ne kendisi yol açmalıdır ne de başkalarının böyle bir izlenime yol açmalarına müsaade etmelidir. Hakim ve aile üyeleri, yargısal görevlerin yerine getirilmesine ilişkin olarak, bir şeyin hakim tarafından yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberru ya da bir iltimas talebinde bulunmaları veya kabul etmeleri konusunda izin veremez”; eşitlikten bahsedilirken, “Yargıçlık makamının gerektirdiği performans açısından asıl olan; herkesin mahkemeler önünde eşit muameleye tabi tutulmasını sağlamaktır”; ehliyet ve liyakatten bahsedilirken, “Hakim, yargısal görevlerini layıkıyla yerine getirilmesine uygun düşmeyen davranışlar içerisinde bulunamaz” denilmek suretiyle bir hakimin (savcının) uyması gereken etik değerler özü itibarıyla ortaya konulmuştur. Şu halde hakimler, Anayasa ve yasalarla kendilerine verilen görev ve yetkileri yazılı olan veya olmayan ancak evrensel anlamda hakim ve savcıları bağladığında kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Aksine davranışın ortaya çıkacak sonuçlar ve toplumdaki adalet duygusunda açacağı yara itibarıyla hakimlik mesleğinden kaynaklanan yetki ve görevin ihmal edilmesi ya da kötüye kullanılması anlamına geleceği açıktır. Dosyamıza konu davalarının soruşturmasında görev alan ve aynı kişilerden oluşan kolluk personeli grubunun, Türkiye'nin birçok ilinde yapılan operasyonlarda görev yapması, tüm dokümanlar ile dijital verilerin bu kişiler tarafından incelenerek tutanağa bağlanması, Cumhuriyet savcılarının CMK'nın 122. maddesine aykırı olarak düzenlenen bu tutanaklara kuşku ile yaklaşmadan ve sorgulamadan itibar ederek koruma tedbirlerine ilişkin kararlara, iddianameye ve mütalaaya konu etmesi, yargılamayı yapan yargıçların da ısrarla yukarıda belirtildiği üzere yasalara aykırı olarak elde edilen kanıtlara göz yumması ve bu yöndeki ısrarlı itirazları dikkate almayarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yönelik haklı taleplerin ısrarla ve yetersiz gerekçelerle reddedilmesi, karardan sonra, soruşturma ve yargılamada esas alınan önemli delillerin sahteliği konusunda tespitlerin ortaya çıkması karşısında, sahteliği ortaya çıkan delillerden objektiflikten uzak varsayıma dayalı çıkarımlar yaparak bu varsayımların sübuta esas alınması, hakimlerin tarafsızlığı konusunda haklı şüphe oluşturacağının gözetilmemesi usule ve yasaya aykırıdır. 2-Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak AİHS'nin 6. maddesinin amacı hak arayanları, yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı koruma, özellikle ceza davalarında suçlanan kişinin uzun süre işin nasıl sonuçlanacağı endişesiyle yaşamasını önlemektir. AİHM makul sürenin değerlendirilmesinde, "olayın kapsamı ve güçlükleri", "yargılamayı yürüten makam veya yargı organın tutumu", "başvurucunun tutumu ve ilgili açısından yargılamanın sona ermesinin önemi" gibi ölçütleri gözönünde bulundurmaktadır. İnceleme konusu dosyada birleşen dava sayısı, sanık sayısı, suç sayısı gibi ölçütler gözönüne alındığında yargılamanın makul sürede bitmediği ileri sürülemez ise de, yargı mercilerinin davaları makul sürede bitirecek şekilde yargılamanın yapılması için gerekli tedbirleri alması zorunluluğu karşısında; kararımızın birinci bölümünde de belirtildiği üzere birleştirilmesinde zorunluluk bulunmayan davaların birleştirilmesi, soruşturma ve kovuşturmanın paralel olarak yapılması, yani bir kısım sanıklar yönünden kovuşturma başladığı halde aynı suçla ilgili olarak diğer sanıklar hakkında soruşturmalara devam edilmesi, gibi nedenlerle davanın makul sürede bitirilmesini sağlayıcı önlemlerin alınmaması nedeniyle bir kısım sanıklar bakımından hak ihlali olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda iddianamelerin ve gerekçeli kararın uzun olarak hazırlanmalarına ilişkin itirazlar incelendiğinde; Mevzuatımızda, iddianamenin ne kadar sayfa yazılacağı konusunda bir düzenleme bulunmamakla birlikte CMK'nın 170. maddesinde iddianamede bulunması gerekenler sıralanmış ve suçun delilleri ile yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanması, sadece sanıkların aleyhine olan hususların değil lehine olan hususların da belirtilmesi ve suç maddelerinin açıkça zikredilmesi zorunlu kılınmıştır. Bunun dışındaki bilgilerin iddianamede bulunması gerekmez. CMK'nın 174. maddesinde, iddianamenin ve soruşturma evraklarının mahkemeye verildikten itibaren 15 gün süreyle incelenmesi gerektiği, 176. maddesinin 4. fıkrasında ise (iddianame örneği içeren) çağrı kağıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği -yani savunmanın hazırlanması için en az bir hafta süre verilmesinin zorunlu olduğu- düzenlenmiştir. AİHS'nin 6/3 (b) maddesine göre hakkında suç isnadı olan kimse "savunmasını tamamlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkına sahiptir. Bu bendin ihlali silahların eşitliği bakımından da ihlale neden olabilmektedir. AİHM'ce duruşmaların başlamasından iki hafta önce 17.000 sayfalık dava dosyasını edinebilmeleri, silahların eşitliği ilkesiyle birlikte 6/3 (b) maddesinin de ihlali olarak nitelendirilmiştir. Tüm bu açıklamalardan, düzenlenen iddianamenin mahkemece onbeş gün içinde incelenebilecek, sanık yönünden ise okunup bir hafta içinde savunma hazırlanabilecek bir hacme sahip olması gerektiği, ancak davanın kapsamına göre savunma süresinin artırılabileceği sonucuna varılabilecektir. AİHM'nin içtihatlarında ise binlerce sayfalık iddianameler için ihlal bulunduğu kabul edilmiştir. Bu kadar uzun ve çok sayıda eki olan bir iddianame karşısında, sanık ya da müdafiine iddianameyi okuyup, delilleri inceleyip, buna göre etraflıca bir savunma hazırlamak olanağı verilmemesi, adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmüştür. Bu durum, aynı zamanda sanığın, sağlıklı bir şekilde hakkında yapılan suçlamayı öğrenememesi sonucunu doğurmakla, isnat edilen suçu öğrenme hakkının da ihlali olarak kabul edilmiştir. Aynı şekilde, 16798 sayfadan ibaret gerekçeli kararın bir haftalık temyiz süresinde okunup, sanığın kendisine ilişkin bölümleri belirleyip diğer sanıklarla bağlantıları ile gerekçeli kararın dayandığı kanıtlar ve değerlendirmelerini inceleyerek temyiz hakkını kullanması olanaklı değildir. Gerekçeli kararın kapsamının da makul olmadığı, ele geçen ancak kanıt değeri bulunmayan doküman ve sair delillerin de karara yazıldığı, iddianamedeki ifade ve değerlendirmelerin tekrar edildiği ve bu haliyle de irdelenmesinin güç bir hale getirildiği anlaşılmıştır. Bu durumun da sanıklar açısında bir hak ihlali doğurduğu kabul edilebilmesi gerekmiştir. 3-Hakkaniyete uygun olarak yargılanma hakkına ilişkin olarak Sanığa hakkaniyete uygun yargılanma kapsamında suçlamadan haberdar olma ve tercüman hakkı, savunma hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı müdafii yardımında yararlanma hakkı, iddia tanıklarına soru sorma hakkı gibi haklar tanınmıştır. Bu haklardan gerekçeli karar hakkı, suçlamayı öğrenme ve müdafiiden yararlanma ve isnat edilen suçlamadan haberdar olma hakkına ilişkin kararımızın ilgili bölümlerinde tespitler yapılmıştır. VIII-ÖRGÜT SUÇU A-ÖRGÜT : 1- GENEL AÇIKLAMA Örgüt, soyut bir birleşmeden ziyade bünyesinde organik ve hiyerarşik yapı ve dolayısıyla alt üst ilişkisi, emir komuta zincirinin hakim olduğu bir yapılanmadır. olup, bu ilişki nedeniyle mensupları üzerinde hakimiyet kuran güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Altlık üstlük ilişkisi, emir ve talimat yetkisini içerir basit de olsa hiyerarşinin mevcudiyeti ve belirsiz sayıda suçlar işlemek için bir araya gelmenin devamlılığını gösteren dış emarelerin varlığı ve amaçlanan suçlar için örgütsel yapı, üye, araç gereç bakımından elverişli olması gereklidir. Örgütün amaçlarına ulaşmak bakımından bu niteliklere sahip olup olmadığı somut olaya göre belirlenmelidir. Mevzuatımızda örgüt suçları 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 220, 314 ve 78. maddelerinde düzenlenmiştir. 2- TCK'NIN 220 MADDESİNDE DÜZENLENEN SUÇ İŞLEMEK İÇİN ÖRGÜT KURMA SUÇU: Örgüt suçları ile ilgili en temel düzenlemedir. Korunan hukuki değer, kamu güvenliği ve barışı olup bu suçun oluşabilmesi için süreklilik arz eden bir birleşmenin bulunması zorunludur. Çok failli suçlardan olup kurucu ve yöneticiler dahil en az üç kişinin iradelerinin bu yönde birleşmiş olmaları ve bu birleşmenin iştirak iradesini aşar nitelikte olması gereklidir. Bunun için somut olayda örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacı etrafında bir araya gelindiğinin kanıtlaması gerekmektedir. Örgütlenmede örgütsel ilişki ve süreklilik olduğu gibi işlenmesi tasarlanan ve işlenen eylemle örgüt arasında bir bağlantının varlığının da araması gerekir. Somut tehlike suçu olsa bile suçun oluşumu için elverişlilik unsuru aranır. Kesintisiz bir suç olup, birleşmenin belirsiz bir süre devamı gereklidir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır. TCK'nın 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma suçu” için, suç işlemek için örgüt kurma ve diğer örgüt suçlarından farklı olarak devletin güvenliği ve anayasal düzeni, anayasal düzenin işleyişine karşı suçlardan herhangi birini işlemek üzere anlaşma yeterlidir. Suç işlemek üzere örgüt kurma suçu için en az 3 kişinin organize yapı oluşturması zorunlu bulunduğu halde, TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç iki veya daha fazla kişinin amaç ve araç açısından, maddi olgularla belirlenen bir biçimde fikren anlaşması suçun oluşumu için yeterlidir. Bir örgütlenme ve hiyerarşik yapının bulunması gerekmez. TCK'nın 302 ilâ 315 maddelerinde tanımlanan suçların icrasına başlanılmayan hallerde suçların işlenmesi için anlaşmaya varan kişiler yönünden TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç oluşacaktır. 3-TERÖR SUÇLARI; TERÖR VE SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA, YÖNETME, ÜYE OLMA SUÇLARI: a- Terörün tanımı ve terör suçları: Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanun'da gösterilmiştir. Kanun'un 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için; Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir. Eylemle, Anayasada belirtilen, Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır. Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır. Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları ve 4. maddesinde de işlenme bağlamına göre dolaylı terör suçları gösterilmiştir. b- Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları: aa-TCK'nın 314. maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olmalıdır. TCK'nın 220 maddesinden ayıran en önemli ölçüt budur. Burada sayılan suçlar dışında kalan amaç suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütler de TCK'nın 220. maddesi kapsamında kabul edilmiştir. bb-3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile silahlı olmayan terör örgütlerini kurma, yönetme ve üye olma suçları düzenlenmektedir. 4-TERÖR ÖRGÜTLERİNİN NİTELİKLERİNİN BELİRLENMESİ: Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında, bir oluşumun, örgüt niteliğinde bulunup bulunmadığı ve niteliğinin belirlenmesi hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yargılama safahatında, dava ya da soruşturmaya konu oluşumun nerede, ne zaman, kimler tarafından, ne amaçla kurulduğu; ülke genelinde amaca elverişli eylem ve faaliyetlerine ilişkin bilgiler ilgili Devlet kurumlarından dosyaya getirtilmek suretiyle dosyada mevcut olay ve deliller doğrultusunda yargılama makamlarınca belirlenmekte ve yargı kararının kesinleşmesi ile oluşumun suç, terör ya da silahlı terör örgütü niteliğinde bulunup bulunmadığı kesin olarak tespit edilmektedir. B- MAHKEME TARAFINDAN KABUL EDİLEN ÖRGÜT DOKÜMAN LARI: 1- ÖRGÜT ANA DOKÜMANLARI a-.... Analiz Yeniden .... Yönetim ve Geliştirme Projesi ..../ 29 Ekim 1999: Kapak kısmında ....ve arkadaşlarının kalpaklı fotoğrafına yer verilerek, altında mütarekeye rağmen aldığı önlemlerle ordunun ayakta durmasını sağladığı ibaresi bulunan ve içindekiler dizinin 6 bölüme ayrıldığı, “Amaç” başlıklığı altında, “bu çalışmanın amacının ... ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş ...tek ve gerçek içtenlikli koruyucusu ... bünyesinde faaliyet gösteren ....'un re-organizasyonuna katkıda bulunabilmektir” saptaması yapılan ve “Cumhuriyetin 75. yılının idrak edildiği 20 yüzyılın son yılında, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin çok tehlikeli bir tırmanışa geçtiği” vurgulanarak, “1914 den buyana devam eden Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasını amaçlayan savaşın sürdüğü” tespiti ile “dış ülke istihbarat örgütlerinin devletin her kademesine sızdığı, hatta ....girdiği dönemler yaşandığı ve bunun içindir ki ..... bünyesinde faaliyet gösteren ...'un Türkiye Cumhuriyeti için her zamankinden fazla yaşamsal önem ifade ettiği” vurgulanıp, “bu çalışmada, ...ilke ve hedefleri doğrultusunda TSK bünyesi içinde faaliyet gösteren ...'un sorunlarının belirlenmesi ve giderilmesine yönelik gözlem ve tespit önerilerine yer vermekle kalmayıp, yeni bir yapılanma örneği teklif edildiği ve ....'un 21. yüzyıl koşullarına uygun re-organizasyonu doğrultusunda analiz yapılarak, yeniden yapılanma raporunun hazırlandığının” belirtildiği yazılmıştır. “Kapsam” başlığı altında, “bu analiz yönetim geliştirme ve yeniden yapılanma raporu haddimizi aşarak ....'un büyüteç altına alınmasından daha ziyade, 21. yüzyılda yeni bir yapılanma ile değerli ... mensuplarının yanı sıra sivillerden de sonuna değin yararlanılması gereği ve zorunluluğuna” yer verildiği belirtilmiş; “... içerisinde yer alan değerli .. mensupları ile ... ve ülkesine bağlı her meslekten sivillerin organizasyonu ile ortaya çıkacak olan yeni yapılanma gerçekte geç kalmış bir girişim olarak görülmelidir her meslekten seçkinlerin yer alacağı sivil personel kadrosu ile ... iç ve dış faaliyetlerinde çok daha etkin bir güce erişecek hareketlilik, duyarlılık, yaptırım gücü yüksek olanaklar kazanmış olacaktır” ibarelerine yer verilmiştir. “... Örgütlenme” başlığı altında ise istihbarat tarihinden bahsedildiği; “Yöntem” başlıklı kısımda, “21. yüzyılda ...'un resmi istihbarat kuruluşlarının yanı sıra legal ve illegal örgütlenmelere karşı mücadele etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacağının bilinmesinin yeterli olmayacağı bu bağlamda ....'un faaliyetlerini yeni ve gelişmiş yöntemlerle sürdürmek zorunda olduğu” belirtilmiştir. “Gizlilik Prensibi” başlığı altında, istihbaratta gizliliğin önemi ve genel olarak istihbarata ilişkin örneklemelere yer verildiği anlaşılmaktadır. Yine dokümanın “21. Yüzyıla Girerken Dünyada İstihbarat Ve Örgütsel Yapılanma İle Faaliyet Alanlarının Önemi” başlığı altında yer alan, “Genel” alt başlığı altında, Türkiye'deki resmi istihbarat kuruluşlarına ilişkin genel değerlendirme ve bilgilere yer verildiği ve “...'un .... Kuvvetlerinin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerinde içinde yer alacağı sivil personelden yararlanmakta, karşılaştığı ve bundan sonra karşılaşacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir” saptamasına yer verilmiştir. “İstihbarat .... Ve ... Genel Durum Ve Sorunlar” başlığı altında ise istihbaratta insan faktörünün öneminden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Dokümanın “.....” başlığı altında, “21. yüzyılın en önemli sorunlarından birisinin de terör olacağı belirtilip, terör gruplarının mutlaka kontrol altında tutulması, gerekirse naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alması gerektiği ve siyaseti 21. yüzyılda istihbarat örgütlerinin belirleyeceği” saptaması yapılmış ve devamla “dünyada var olabilmiş tüm sistemler ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri engellemiştir. Bunun ise iki yolu vardır: 1-Suikast 2- Dezenformasyon” ibaresine yer verildiği; “Yeniden .. ve Personel Analizi Genel Durum ve Sorunlar” başlığı altında istihbarat örgütlerinin yeniden yapılandırılması ve insan kaynağı hususlarına yer verilip bu sorunlar nedeniyle .... gibi çok özel bir yapılanmanın içinde yer alması uygun görülecek devamla “sivil personelin seçimi olabildiğince dikkat, titizlik ve özen istemektedir. Aksi halde ... Cumhuriyeti resmi istihbaratı MİT'in bugün içinde bulunduğu sorun ve çelişkilerin benzer versiyonları ... bünyesine taşınmış olur. ..., benzer bir örneği kendi içinde Jitem gerçeği ile yaşayarak yeterli deneyim elde etmiştir. Bu deneyim kazanımı bugün düzenlenecek olan yeni; “...'un gözleri her şeyi görmeli, kulakları her şeyi duymalıdır. Yabancı örgütler ve içlerine sızdırılan ajanlar aracılığıyla elde edilen istihbarat çok önemlidir. Ancak bunlar kontrol dışında kalan kanallardır” ibaresine yer verilmiş; “Sivil Toplum Örgütleri” başlığı altında, “...'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır. Çünkü sivil toplum kuruluşları içte ve dışta kamuoyunda kutsal bir İnsanlık görevini yerine getiren örgütler olarak değerlendirirler. ...Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü bu örgütlenmelerin finans kaynakları dış ülkelerdir. Bir istihbarat örgütünün organizasyon ve eleman yapıları çok büyük önem ifade eder. ... merkez yönetiminde yer alacak eleman sayısı olabildiğince az olmalıdır” ibarelerine yer verilmiştir. “Köprü Personel” başlığı altındaysa, “genç, yetenekli, eğitimli, donanımlı personel arasından seçilecek üç kişi .. içerisinde (üniteler arası) ve örgüt dışında örgütü temsilen hareket edebilmeli ve teması sağlamalıdır. Bu kişiler örgüt içerisinde görev almamalı, örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmelidir. Böylece güvenlik sağlanmış olacaktır. Zaman içinde bu personel arasında ... bünyesinde yönetici olacak çok başarılı personel yetişecektir. “Ajan Profili; Fahişeler” başlıkları altında genel bilgiler derc edilmiş olup, “Medya” başlığı altındaysa, “güçlü istihbarat örgütlerinin medyadan sonuna değin yararlanılması” gerektiği saptaması yapıldıktan sonra, “... medya kuruluşlarını kontrol etme yönündeki faaliyetlerinin kendi medya kuruluşlarını oluşturarak mevcut ulusal ve uluslararası oluşumları doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme denetleme ve kontrol altına alma yöntemini uygulamaya koymaya kaçınılmaz bir biçimde zorunludur” denilmektedir. “Uluslararası Ticaret ve Bankacılık” başlığı altında, “...doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomi/politik denge sağlayabilmelidir. ...'un üretim tesislerine ticari holdinglere ve bankalara ihtiyacı vardır. Hem de doğrudan ve mutlak sahibi olarak” denilmiştir. “İlaç ... ve Taşımacılık” başlığı altında, genel bilgiler verilmiş olup, “İllegal İşler” başlığı altında, Türkiye'nin uyuşturucu ticaretini denetim altına alması gerektiği vurgulanmaktadır. “... Planı Merkez Yönetim” başlığı altında ise “.... örgütünün başkanına doğrudan bağlı olan dört daire komutanlığı ile iki sivil başkanlıktan oluşmalıdır. Toplam altı ünitenin komutan ve başkanlarının bir asistanı ile bir de bölüm uzmanlarından oluşan iki yardımcısı olmalıdır. Ünitelerin komutan ve başkanlarının yanında görev alacak bölüm uzmanı illegal faaliyetlerin yurt içi ve yurt dışı hukuk platformunda legal gibi gösterilebilmesi düzenlemelerinden sorumlu olacaklarıdır. Şöyle ki, 1-... Başkanlığı, 2- .... Komutanlığı, 3- ....ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı, 4- .. Dairesi Komutanlığı, 5- ......Başkanlığı (sivil), 6- ....Araştırma Dairesi Komutanlığı, 7- .....ve Planlama Dairesi Başkanlığı (sivil) bu ünitelerin komutan ve başkanları birbirlerini tanımlarında hiçbir sakınca olmamakla birlikte, birbirlerinin görev ve sorumluluk alanlarını bilmemeleri esası ......'a istihbarat örgütleri içinde ayrıcalıklı bir özellik ve güvenlik kazandıracaktır. Bu altı ünitede görev alacak ajanlar kendi bölümlerinin komutan ve başkan asistanları dışında diğer üniteler ve personeller ile hiçbir şekilde ilişki kuramamalıdır. Üniteler arası enformasyon değerlendirmesinde ayrıcalık tanınabilecek tek bölüm ..... Dairesi Komutanlığıdır. Çünkü elde edilen enformasyon analiz ve değerlendirilmesinde gerektiği hallerde katkısı olabilir” ibarelerine yer verilmiş; “Kontrol Dairesi” başlığı altındaysa, “bu dairenin varlığından ......örgütü Başkanı / Komutanından başka hiç kimsenin bilgisi olmaması kesin bir gerekliliktir. Operasyonlarda yer alması zorunlu olan bu dairede yer alan ajanların ilk görevi operasyon alanı içerisinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemektir. İkinci bir görevleri karşı istihbarat örgütlerine geçen yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden her hangi bir ajanı öldürmektir. Bir ajanın sonu başlangıcında olduğunun ilk işareti, örgüte ve ajanlara karşı sorumluluk alanında yarar sağlamamaya başladığı süreçtir. Kontrol Dairesinde yönlendirilecek ajanlar mutlaka ...... Kuvvetleri bünyesinde operasyon ünitelerinde çok dürüst, güvenilir kişilerden seçilmelidir. Emirleri doğrudan ... Komutanından almalıdırlar. Üst yöneticiler ve örgüt personeli ile ajanları tarafından bilinmemelidirler, ibarelerine yer verilip; “Eğitim” başlığı altındaysa ... örgütü bünyesinde yer alacak personel mutlaka ve sürekli olarak eğitim programlarında tutulmalıdır” saptaması yapılmış, “Kaynak Yaratılması” başlığı altında, İstihbarat örgütlerinin çok güçlü finansa ihtiyacı olduğu ve bankalardan yapılan para aktarımlarından finans sağlanabileceği anlatılmaktadır. “....” başlığı altında, Naylon şirketlerin kurulması gerekliliğinden ve işlemlerin tamamlanmasından sonra naylon şirketlerin kurulmasında kullanılan elemanların ortadan kaldırılmasından bahsedilip, “....'un kuracağı legal ticari şirketler deşifre olmadıkları sürece yaşatılmalı, geliştirilerek güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Böylece ekonominin kontrol altında tutulup, para akışının yönlendirilebileceğinden” bahsedilmektedir. “... ve .... Faaliyetler” başlığı altında, Genel bilgiler verilerek devamında, “Spekülatif Kaynaklar Yaratılması” başlığı altında, “...hazine arazilerinden spekülatif kazanç anlamında yararlanarak kaynak yaratmalıdır. .... hazine arazileri üzerinde yeni organize sanayi alanları ile yeni toplu konut alanlarını oluşturulmasından spekülatif kaynaklar yaratmalıdır” ibarelerine yer verilmiş, “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise; .......i bünyesinde faaliyet göstermekte olan ....'un yeni bir yapılanmaya yönelme zorunluluğu ve gereksinimi yine ...'un kamuoyundaki imaj ve düşünce değişiminin sağlanması zorunluluğu olduğu vurgulanıp, “kamuoyunun kafasının karıştığı içinden çıkamadığı mantıklı ve tatmin edici açıklamalar alamadığı zamanlarda, gelişen her olay karşısında .... sözcüğünü anımsayıp dehşete kapılarak içten içe ... sözcüğünü yinelemekte olduğu medya kuruluşları içerisindeki kötü niyetli çevrelerin ... aleyhine kara propaganda yürüttükleri, ...'un kara propagandadan sağlayacağı yararlık doyum noktasına ulaştığı, bundan sonrasının negatif olduğu tespitine yer verilip, ...'un yeni yapılanması hakkındaki düzenlediğimiz bu raporda haddimizi aşmak gibi bir niyetimiz olamayacağı gibi dürüstlük esasları içerisinde yararlı olacak bir rapor hazırlamaya çalışmamız gerektiğinin de bilincinde olduğumuzu ifade etme gereği duyuyoruz. Raporumuzda dile getirdiğimiz hususların re-organizasyonu personel içinde sağlanacak değişim, örgütün yeniden düzenlenmesi, operasyonel faaliyetlerdeki aksaklıkların giderilmesi, jeo-ekonomi politik alanındaki çalışmalar, eğitim, düşsel yaratıcılıktan ve askeri ateşelerden gereği biçimde yararlanma, teknolojik lojistik olanaklara kavuşulması ile....Türkiye Cumhuriyetinin 76. yaşını kutladığı şu günlerde Türkiye'nin bağımsızlığının devamını sağlayıcı en etkin ve önemli unsurlardan birisi olarak değil, aynı zamanda çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumuna önemli, büyük ve anlamlı katkıları olacağından hiç kuşku yoktur. En içten saygı ve şükranlarımızla” ibaresi ve altta karalanmış bir kısım olduğu görülmüştür. Karalanmış kısımda bazı fotokopilerde strateji grubu yazdığı okunabilmektedir. b- Lobi Aralık 1999/ .... ....'ün resmi ve “Lobi” ibaresi bulunan doküman kapağından sonra içindekiler dizinin yer aldığı dokümanın “Giriş” başlığı altında dünyada koşullar ve bölgesel gelişmeler nedeniyle sivil unsurların örgütlenmesi zorunluluğunun kaçınılmaz bir gerçek olarak ortaya çıktığı bu gerçekten hazırlanan ve Lobi adı verilen bu gizli örgütsel çalışmanın amaçları doğrultusunda şimdiye değin faaliyet gösterilmemiş olmasının büyük talihsizlik olduğundan bahsedilip, sivil toplum örgütleri, vakıf ve insani kuruluşlara ilişkin dünya ve Türkiye'de tarihi perspektif içerisinde örneklemelerde bulunularak sivil unsur olarak çalışması planlanan Kemalist sivil lobiye veya yapacağı çok yönlü yararlı faaliyetlere gereksinim olduğu bu suretle Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı sivil toplum örgütlerinin karşılarında ilk kez bir sivil kontra hareketin direncini bulacağından bahisle lobinin gerekliliği irdelenmiştir. “Amaç” başlığı altındaysa; Türkiye'de faaliyet göstermekte olan yabancı sivil toplum örgütleri ve Türkiye'deki faaliyetleri hakkında bilgiler sayılmış, Lobinin amaçları arasında etnik, fundamentalist, bölücü yıkıcı unsur ve oluşumlar içine çekilmek istenen gençliğin, böylesi tuzaklara düşürülerek kullanılmasının önüne geçilmesini de sağlamak olduğu vurgulanmıştır. “Kapsam” başlığı altında ise; Lobinin geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalarında özellikle gençlerin resmi ideolojileri ve ülke çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarladığı, lobinin yapılanması ve tüm faaliyetlerinin mevcut hukuk platformu ile çerçevelendiği Lobinin .... ideolojiye bağlılığı, bağımsızlığı kendi içerisinde uygulamaya koyulabileceğinden bahsedilmiştir. “Politika” başlıklı bölümde ise; Lobi tasarım ve girişim uygulamalarında toplumun temiz toplum anlayışına örnek sivil toplum örgütlenmelerinin oluşturulmasına önderlik edeceği, sendikaların Lobi organizasyonu şemsiyesi altındaki kuruluşlar içerisinde yer almalarının sağlanması gerektiği, Lobinin prensip olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içerisinde yer almayacağı, sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalması gerektiği vurgulanmıştır. “Hedef” başlığı altında ise Lobinin amaçlarından saptırılmaması için ekonomik olarak güçlü olmasının esas olduğu, Lobi çalışmalarında medya kuruluşları ile doğrudan temasta bulunmamaya azami özen gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. “Yöntem” başlığı altında, Lobinin prensip olarak hiçbir girişim ve eylemin içinde yer almaması tümüyle yasal düzenleme içinde hareket etmesi ve tüm çalışma faaliyetlerinde gizlilik prensiplerine sadık kalması gerekliliğinden bahsedilmektedir. “Organizasyon Planı” başlığı altında ise Lobinin organizasyon planı 1- Merkez, 2- ...Toplama, 3- .. Değerlendirme, 4- ...Ticaret, 5- Kültür ve Bilim, 6- Teori ve Senaryo, 7-...Propaganda, 8- Hukuk, 9- Uluslararası İlişkiler departmanlarından oluşması gerektiği, Lobinin Merkezinde görev alması için beş güvenilir yöneticinin bulunacağı ve birimlerinin oluşturulması ve sağlıklı işleyişinin sağlanmasından sorumlu olduğu; .... departmanında bir başkan on kişilik yardımcı kadronun yer alacağı ve istihbarat verileri toplama, arşivleme merkeze sunma görevinin bulunduğu; .... departmanının bir başkan ve beş yardımcı kadrodan oluşacağı ve istihbarat analiz raporlarının hazırlanmasından sorumlu oldukları; ...ve Ticaret departmanının bir başkan altı yardımcı personelden oluşacağı, ticari konuları izlemekten sorumlu oldukları; ... departmanında bir başkan;... departmanında bir başkan ve beş senaristin yer alacağı, medya kuruluşlarını yönlendirme çalışmalarına katkıda bulunacakları; ... departmanının bir başkan beş yardımcıdan oluşacağı ve medya kuruluşlarını bilgilendirilmesi, yönlendirme ve kontrol altında tutma görevinin bulunduğu; Hukuk departmanında bir başkan ve beş yardımcısının görevli olacağı bu departmanda sadece hukukçuların yer alacağı ve hukuksal kurallardan azami ölçüde yararlanma çalışanlarının yürütüleceği; Uluslararası İlişkiler departmanında bir başkan, altı yardımcının yer alacağı ve uluslararasında güç odaklarında yer alan kişileri organizasyon şemsiyesi altındaki kuruluşlara kazandırma çalışması gerçekleştirecekleri açıklamasına yer verilmiştir. “Kadro” başlığı altında, Yalnızca sivillerin yer alacağı, bu örgütlenmenin köprü eleman ile faaliyet göstereceği merkezde yer alan beş sivil yönetici ile köprü personel görevini üstlenecek iki sivilin atanacağı, yine “Eleman profili” başlığı altında ise Lobi örgütlenmesi içinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanımlarının bulunmasının aranılacağı ancak, sistem ile barışık olmayan kişililer arasından da eleman seçimi cihetine gidilmesi ile Lobinin etkili ve önemli kuruluşlarında her kesimden portrenin kullanılması gerektiği, yine birim başkanları, köprü personel, finans, ticaret, şirket ve vakıf faaliyetleri, başlıkları altında bu hususlara ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise Lobinin faaliyet alanları içerisinde ....,.....,.....,.....,ve tüm ....de çok önemli başarılar sağlanabileceği saptamasına yer verilmiştir. “Sonuç ve Öneriler” başlığı altındaysa, Lobinin Türk İnsanının ve toplum yapısının özellikleri ile doğabilecek her türlü gereksinim dikkate alınarak tasarlanmasına özen gösterilmeye çalışıldığı, Lobi adı verilen örgütsel organizasyonun faaliyetlerine gelecek zaman dilimi içinde çok daha fazla gereksinim olacağı saptamasıyla ve saygılarımızla ifadesi ile doküman sona ermektedir. 2-MAHKEME TARAFINDAN.... ÖRGÜTÜNE AİT OLDUĞU KABUL EDİLEN DİĞER BELGELER: a) .... Örgütü Tarafından Türkiye'deki Gruplara, Tarikat Ve Cemaatlere, Mafya Oluşumuna Yasadışı Örgütlere İlişkin Olarak Hazırlandığı Kabul Edilen Belgeler: aa) Reaksiyon Etnik Fundamentalist/bölücü/yıkıcı Unsurlar Analiz ve Tasfiye Projesi İstanbul/Kasım 1999 Analiz amacı, kapsam.... ve ... başlıklı 1. bölümün, analiz amacı alt başlığı altında; "... adlı bu analiz/projenin amacı .... bünyesinde faaliyet gösteren.....un milli mücadele girişimlerinden günümüze ....'nin varlığını tehdit etmekte olan etnik, fundamentalist, bölücü ve yıkıcı unsurların kaynak ve hedeflerini belirlemesi ile tasfiye edebilmesine katkıda bulunabilmektir" ibaresinin yer aldığı, “Yöntem” başlıklı bölüm sonunda, “... Devletinin bağımsızlığı ve varlığını ortadan kaldırmaya yönelik her türden etnik/fundamentalist/bölücü/yıkıcı unsurlar ile mücadelede uygulanacak yöntem: meşruluk plâtformunda, reaksiyon prensipleri esas alınarak sürdürülmelidir. Kesin başarı sağlayacak yollara açılan kapıların tek anahtarı bu yöntem olabilir. Üzerinde ısrar ettiğimiz bu yöntemin sağlıklı bir biçimde işleyebilmesi için, çok sağlıklı bir istihbarat ve toplanan istihbarat verilerinin derinlemesine analizi ile gerçekleştirilebilir” yolunda değerlendirmelerde bulunulduğu anlaşılmıştır. bb) ..... Operasyonların Tasfiyesi, .... ve Türk-kürt Kardeşliği .../1 Mayıs 2000 .... Örgütünün yönetim kadroları, finans ve yayın organlarının denetim altına alınması, böylelikle dış güç odaklarının kontrol ve yönetiminden arındırılmasının sağlanacağı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. cc) ..... Eylül 2000 “Sunuş” başlıklı bölüm içeriğinde, "Bu çalışma ulusal ve uluslararası entrika labirentlerinde, çıkarları doğrultusunda diledikleri gibi at koşturan narko/ekonomi/politik prensiplere sırtını yaslamış, kamuoyunda mafia tanımlaması ile anılan ....(devletçe örgütlenmiş) güç odaklarının re/organizasyonu için hazırlanmıştır" ibarelerine yer verildiği ve “...'nın Yeniden Yapılandırılması” başlıklı bölümde “...'nın yeniden yapılandırılabilmesi mutlaka askeri bir girişim olarak ele alınmalıdır.” “Türkiye'de yapılması gerekli ve zorunlu olan doğrudan Genelkurmay'a bağlı 'sivil' bir kurul tarafından oluşturulacak Mafia yapılanmasıdır" yolunda değerlendirmede bulunulduğu anlaşılmıştır. dd) ...Silahları Üretim ..../ 13 Kasım 1999 Kimyasal silahların tarihçesi, kullanımı, önde gelen kimyasal silahlar ve biyolojik silahlar ile.. savaşları gibi başlıklar altında açıklamalarda bulunulduğu ve .... ... ve ...savaşların 21. yüzyıl savaş teknikleri içinde en etkin ve yaygın gücü oluşturacağına ilişkin saptama bulunduğu; “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise, .... bünyesinde faaliyet göstermekte olan "..."un dikkatlerine sunulan bu analiz ve öneri çalışmasının amacı, kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmenin kaçınılmaz gerekliliğine olan inancımızdır.”ifadesine yer verilmiştir. ee) Fundamentalist Terör .../ 3 Nisan 2000 Fundamentalist olarak nitelendirilen kişi ve çevrelere ilişkin çeşitli değerlendirme ve açıklamalar yer almıştır. ff) Osmanlı'dan Günümüze Masonik Bilderberg Çetesi, Siyonizm Ve Protokol, Finans Odakları Ve Teknokratlar Nasıl Egemen Oldu? İstanbul/30 Mart 2000 Bilderberg grubunun kuruluşu, gizli toplantıları, Türk basınında bilderberg başlıkları altında değerlendirmelerine yer verilmiştir. gg) Sabetaycılık Ve Türkiye Sabetayları (dönmelik) Reoasta - Operasyon Projesi- İstanbul/mayıs 2000 Rav Sebetay Zwi ve Sebataycılık hakkında açıklama ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. hh) Hizbullah İstanbul/Şubat 2001 Hizbullah terör örgütününe yönelik değerlendirmeleri içermektedir. b) .... Örgütünün İstihbarat, İstihbarat Kuruluşları ve MİT İle İlgili Olduğu Kabul Edilen Belgeler aa) 21. Yüzyıl'da Casusluk-Araştırma-Gözlem-Analiz Raporu İstanbul /Aralık 2000 İsimli Belgenin; İstihbarat faaliyetletleri ve .... hakkında değerlendirmeleri, içerdiği; bb) Şirket Gizli Gerçekler Gözlem & Analiz Aralık 2000/İstanbul isimli belgede; ... ve bazı ... görevlileri hakkında değerlendirmelerinin yer aldığı, cc) Şirket &... Gözlem & Analiz ..../ Aralık 2000 belgesinde; Bir kısım... görevlileri ile bazı şahıslar hakkında eleştirel değerlendirmeler ve biyografik yazıların yer aldığı anlaşılmıştır. dd) JİTEM'ci ve ..'çi ... Başlıklı Belgede; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ulusal istihbarat mekanizmasını yeniden ve sıfırdan kurması kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur. Ancak yepyeni bir istihbarat örgütü kurulurken, bu girişim son derece gizli tutulmalı ve bundan siyasi, bürokrat, teknokrat ve hükumet kadroları haberdar edilmemeli, ...kadroları yeni yapılanmanın içinde yer almamalıdır.” ibareleri bulunmakta olup, “21. yüzyılda ülkelerin bağımsızlığı ve güçlenerek gelişebilmeleri, istihbarat örgütlerinin başarılı çalışmalarına göre şekillenecektir. Bu gerçeğin görülmesi ve gereğinin süratle yerine getirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.” yolunda değerlendirmede bulunulduğu anlaşılmıştır. ee) ..& ... Gazeteciler İstanbul/Aralık 2000 belgesinde; Medya içine yerleştirilen istihbarat ajanlarının varlığı ve bunun gazetecilerin güvenilirliği ile basın özgürlüğüne etkisinin değerlendirilmiştir. c-) ... ve Lobi Örgütlenmesinin İdeolojik Yapısına Ve Sivil Toplum Kuruluşları Örgütlenmesine, Gençlik Yapılanmasına Dair Olduğu Kabul Edilen Belgeler : aa) ... Hareket İstanbul/Eylül 2000 belgesinin; “....Hareket Derneğinin merkezinin İstanbul olması gerektiği, anılan dernek merkezinin üretilen ve üretilecek teorik stratejik ve doktriner argümanların yaşama geçirilmesi için propaganda merkezi olarak faaliyet gösterecek ülke içinde ve ülke dışındaki merkezlerin koordinasyonunu sağlayacağı, yönetiminin üreteceği teorik, stratejik ve doktriner argümanların, dernek dışından oluşturulacak beş kişilik gizli bir komite tarafından üretileceği, komite üyeleri arasında iletişimi sağlayacak olan bir köprü personelin yer alacağı, dernek başkanının talimatları köprü personelden alıp uygulamaya koyacağı; Derneğin ülke içinde her alanda kitlesel ve kurumsal faaliyetlerde bulunarak Kemalizme aykırı her konuda direnç göstereceği” ibarelerinin yer aldığı, bb) ...Mode..... Dinamik Ulusal Güç Birliği &... Cephesi adlı belgede; "... adı verilen bu çalışmada; ...Birliği gençlik mercek altına alınması suretiyle, analizinin yapılarak, 21. Yüzyıl Türkiye'sinin ulusal çıkarlara ve Kemalist ideoloji ilkelerine uygun biçimde yeniden örgütlenmesinin planlandığı" ibarelerini içerdiği , gençlik hareketleri ve gençliğin örgütlenmesi, Lümpen gençlik, Üniversite gençliği, gibi konu başlıkları altında anılan hususlara ilişkin değerlendirmelere yer verildiği; “Sonuç” başlıklı bölümünde ise "Bu çalışmada temel amaç; ... Birliği merkezli, Kemalist örgütlerin sağlıklı ve realist biçimde oluşturulmasının önemini ve gerekliliğini dile getirmektir. Merkezin oluşturulması, yerel ve bölgesel örgütlerin kuruluşu, faaliyet alanları ve örgütlerin birbirlerini tamamlayıcı, farklı sorumluluklar üstlenmeleri ve saptanan hedefler doğrultusunda faaliyet ve eylemleri ile uygulanması gereken yöntemlerin detayları bu çalışmanın dışında tutulmuştur.” ifadelerinin yer aldığı; cc) Ulusal Gençlik Birliği Üzerine Görüşler 3 Aralık 2000 “Program Sorunları” başlığı altında, "Ulusal Gençlik Birliğinin kuruluşu ve inşası ... iktidar projesinin bir parçası olarak ele alınmalıdır", "Amaçlarımız 'hukuk devleti evrensel demokrasi gibi neoliberallerin vurguladığı kavramlarla değil ...Devrim'in program kavramlarıyla ifade edilmeli ve terim kargaşasına son verilmeli', '... düşmanlığıyla gençlik birleştirilemez', 'Programı doğru olan Ulusal Gençlik Birliği Türkiye Üniversitelerinin yarısında örgütlü olan ...Toplulukları gibi oluşumları bir araya getirerek önemli bir birikimi kucaklamıştır.' Ulusal Gençlik Birliği ....'da 38 üniversiteden 427 öğrencinin katılımıyla kurulmuştur." yolundaki açıklamaların yer aldığı ve Türkçe karşılıkları bulunan fundamentalist, monopol, apolitik, globalleşme, gibi sözlükleri kullanmamak gerektiğine ilişkin değerlendirme ile son bulduğu; dd) Dinamik Anti/Tez ...09 Aralık 2000 İsimli Belge "Ebedi ....'ün strateji dehasını örnek alarak hazırladığımız, ... Model: .... Hareketi çalışmayı ... adıyla tanımlamayı uygun görmüş, Ulusal Güç Birliğine ulaşmanın yolu olarak ... örneğinden yola çıkılması gerektiğini vurgulamaya özen gösterdiğimiz 29 Ekim 2000 tarihli tez....'e iletilmiştir. ... tarafından kaleme alınan "....Üzerine Görüşler" adıyla ileri sürülen düşünceler objektif olarak entelektüel birikim süzgecinden geçirildiğinde, örtülü antitez niteliği taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.” ibarelerini içerdiği ve başta ulusal gençliğin toplumun değerler ve ortak ideal çerçevesinde örgütlenmesi sağlanarak yaratılan olumsuzluklara tepki gösterilmesinin gerektiğine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği, ee) Genel Yapı .... Derneği hakkında değerlendirmelerin ve faaliyetlerine ilişkin önerilerin yer aldığı, Anlaşılmaktadır. d) ..Örgütüne Bağlı Lobi Örgütlenmesinin Medya Yapılanmasına Dair Kabul Edilen Belgeler aa) Ulusal Medya 2001 İstanbul belgesinde; ....tesinin re/organizasyonu konusunda değerlendirmelerin yapıldığı ve içerisinde “Bağımsız ulusal medya kuruluşlarının yaratılabilmesi için yurtta ve yurt dışında faaliyet gösteren Türk iş adamları arasından seçilecek kişilerden ...i” oluşturulması ve burada yer alacak iş adamlarının devlet kurumlarınca ticari faaliyetlerinde desteklenmesi gerektiği”ne ilişkin ibare ve değerlendirmelerin bulunduğu , bb) Kanal 6 Analiz Yönetim ve Geliştirme Projesi .../ Kasım 1999 belgede; Türkiye'de ulusal yayın yapmakta olan Kanal 6 televizyonunun re/organizasyonuna katkıda bulunmak amacıyla hazırlandığı ve bu hususta somut öneri ve görüşlere yer verildiği, Kanal 6'nın gerçek re/organizasyonunun sağlanabilmesi için talep edilmesi halinde daha birçok ayrıntılı etüdün hazırlanmasının mümkün olduğu ibarelerini içerdiği; yine Dünya ve Avrupa Birliğinde yayıncılık konularında değerlendirmelerin yapıldığı, cc) Dergi Analiz & Proje ..../22 Temmuz 2000 belgesinin; Dergi yayıncılığı konusunda değerlendirme ve önerileri içerdiği, dd) Ulusal Medya 2010 belgesinde; Giriş başlıklı bölümde “Türkiye'nin Laik Cumhuriyet yapısına kastetmiş dış odaklar, devşirdikleri yerli işbirlikçilerin desteğiyle ülkenin üniter devlet yapısını ortadan kaldırabilecek bir güce erişmişlerdir. Bir zamanlar emperyalist devletlerin emellerine hizmet eden karşı devrim heveslisi unsurların ülkeyi sürükledikleri şartlardan çok daha vahim oluşumlar içerisine itilen Türkiye'de, bugünkü emperyalist işbirlikçiler ile baş etmek için ... ideoloji ruhunu yeniden canlandırmanın gerekliliği apaçık ortadadır.”değerlendirmelerine yer verildiği; Referanslar bölümünde ise, "...; Analiz, Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi; Eleman ve Organizasyon; Medya 29 Ekim 1999 ... Kanal 6 Analiz; Yönetim ve Geliştirme Projesi, .../ Kasım 1999, Reaksiyon; Etnik/Köktendinci/ Bölücü/Yıkıcı Unsurları Analiz ve Tasfiye Projesi; Günümüz Türkiyesi; Medya.... / Kasım 1999, Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine; Cumhuriyetin İdeolojik Hegemonyasının Yeniden Örgütlenmesi; Medya Araçlarının Örgütlenmesi 25 Kasım 1999. Lobi; Organizasyon Planı; İletişim ve Propaganda. Aralık 1999, .... Clarridge & Gülen İlişkisi; İ... / 29 Mart 2000, Televizyon; Analiz, Yönetim ve Geliştirme Projesi. .../ Temmuz 2000, Dergi; Analiz & Proje, ..... / 22 Temmuz 2000, Ulusal Medya 2001; İ... / Eylül 2000. .... Hareket; ... / Eylül 2000. ....i; Re/Organizasyon Çalışması 2001, Sosyal Sınıfların Analizi ve Sosyo-Psikolojik Mühendislik; Toplumsal Algılanın Dizaynında Medyanın Rolü Ankara / Ekim 2006, Psikolojik Harekat.../ Aralık 2006" yazıldığı, ".... güçlerin ve işbirlikçilerinin haricindeki tüm Türk sanatçı, aydın ve gazetecilerin Kemalist ideoloji çatısı altında birleşmeleri sağlanmalıdır. Ulusal medya oluşumuna katkıda bulunma her Türk aydınının üstüne düşen bir sorumluluktur" içeriğindeki değerlendirme ile son bulduğu, ee) Televizyon Analiz Yönetim Ve Geliştirme Projesi ..Temmuz 2000 belgesinde; "Cumhuriyet gazetesi ile Ulusal TV'nin hisselerini elinde bulunduracak olan yeni anonim bir şirket kurulmalıdır. Bu şirketin yönetim kurul başkanlığı ile yönetim kurulu üyeliğine getirilecek olan kişiler önemlidir ve özenli bir seçim yapılmalıdır" ibarelerini içeren sunuş başlıklıklı bölümün devamında; Türkiye'de ulusal yayın yapacak olan özel televizyon istasyonun yapılanma ve re-organizasyonuna katkıda bulunabilmenin amaçlandığı belirtilerek anılan hususta değerlendirmelerde bulunulduğu, ff) Cumhuriyet Gazetesi Re/organizasyon Çalışması Ulusal medyanın merkez üssü seçildiği ifade edilen Cumhuriyet Gazetesinin hisselerinin devri konusunda açıklama ve değerlendirmelerin yer aldığı; gg) Yeni Bir Medya Patronu Yaratılacak Başlıklı Bilgi Notu Medyanın içinde bulunduğu duruma ilişkin yapılan geniş çalışşmanın daha önce sunulmuş olduğu belirtilerek Medyada yeni bir ortaklık bağı kurularak yazılı ve görsel yayıncılık sektöründe medya gruplarının karşısında güçlü bir rakip olarak çıkılması için hazırlıklar yapıldığı hususunda değerlendirmeler içerdiği, Anlaşılmaktadır. e).... Örgütünün Lobi Örgütlenmesinin İş Dünyası, Sanayi ve Ticari Faaliyetlerine ilişkin Olduğu Kabul Edilen Belgeler : aa) USİAD Ulusal Sanayici ve İş Adamları İstanbul/12 Nisan 2000 belgesinde; Ekonomik alanda yer alan sivil toplum örgütü olarak nitelendirilen ...ve .... Adamları (...)'ın desteklenmesi gerektiği yolunda değerlendirmelerin yapıldığı bb) Birleşik ......... 27 Haziran 2000-06 Operasyon Belgesinde Birleşik .....Uluslar arası platformda faaliyet gösterebilecek dinamik ve örtülü faaliyet birimi olarak kodlandığı, bu nedenle kuruluş, personel ve tüm faaliyetlerinin temelde yerel hukuk normlarına uygun olması zorunluluğunun bulunduğu gibi evrensel hukuk standartlarına da azami özenin gösterilmesi gerektiği, yine Uluslararası.... A.Ş ve Uuluslararası Protokol ve Halkla ilişkiler A.Ş. konularında yapılması amaçlanan çalışmalara ilişkin değerlendirmelerin bulunduğu; cc) ...A.Ş. Uluslararası Güvenlik Şirketi Projesi ...l/26 Haziran 2000 belgesinde; Kurulmasının planlandığı belirtilen Özel güvenlik şirketlerinin yapısı ve faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; dd) ...l A.Ş. Uluslararası Halkla İlişkiler Şirketi Projesi İsimli Belgede Kurulması planlanan Uluslararası ... ve halkla ilişkiler şirketlerinin yapısı ve faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; ...l A.Ş olarak kurulması planlanan şirketin anonim şirket olarak faaliyet göstereceği, yönetim kurulu başkanının emekli bir kurmay albay olacağı, şirket faaliyetlerinin denetimi ve şirket organizasyonun Merkez Birim tarafından yerine getirileceği, şirketin uluslararası nitelikte bir şirket olmak için girişimler yapması gerektiği, ee) Özel Güvenlik Şirketi İstanbul 11 Temmuz 2000 belgesinde; Özel güvenlik teşkilatı, özel güvenlik şirketleri, özel güvenlik şirketi personeli, ve denetim bölümlerinde; mevzuata ilişkin açıklamaların yapıldığı ve "Öneriniz üzerine; dikkatlerinize sunulan bilgiler ve gelişmelerden yararlanılarak “Uluslararası Özel Güvenlik Şirketi” kuruluş çalışmalarının başlatılması, “Lobi” koduyla tanımlanan faaliyet alanı içinde yer alması uygun görülen projenizin hayata geçirilmesinin yararlı olacağı görüş birliği ile kabullenilmiştir. Gereğini rica ederiz" ibarelerinin yer aldığı, ff) Oluşum Aralık/ 1999 Belgesinin; ....'in güvenliğinin sağlanmasına ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; gg).... /Yatırım ve İşbirliği Oluşum Raporu ....l/21 Ağustos 2000 belgesinde; Türkiye–K.Irak arasında ticari, yatırım ve işbirliği oluşumu konusunda değerlendirmelerin yapıldığı, Belirtilmiştir. f) ..... Lobi Örgütlenmesinin Sanat ve Kültür Yapısına ilişkin Olduğu Kabul Edilen Belgeler: aa) Redaktör Casuslar Hayalet Yazarlar Araştırma / Gözlem Analiz İstanbul /29 Mayıs 2000 belgesinde; Türk edebiyat ve araştırma dünyasının gerçek değerlerinden yararlanılması gerektiği, bazı güç odaklarının yaptığı gibi; "redaktör" değil, yazarlığını kanıtlamış, eserleri ile okura mesaj verebilmiş gerçek yazarların bilgilendirilerek, literatür dünyasına yeni eserlere ve kaynak eserler yaratabilmelerine olanak sağlanması, böylece Türk ve dünya kamuoyunun değer verdiği bağımsız yazarların, özgün ve objektif eserleri ile bilgilendirilerek "güven" unsurundan yararlanmanın başarılmasının gerekli ve zorunlu olduğuna ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı; bb) ... Sanatçılar-Türk Toplum Yapısında Değişim (Sanat-Sanatçı-Entelektüel ve İletişim Dünyasında İstihbarat Faaliyetleri)....l/10 Nisan 2000 belgesinde ise; İstihbarat örgütlerinin sanat ve sanatçı ile ilişkileri ayrıca sanatçılara bakış açısı ve bu konudaki önerileri de içeren Türkiye'de sanat ve sanatçı konularında değerlendirmelerin yapıldığı, Anlaşılmaktadır. g) ... Örgütü Mensupları Tarafından Hazırlandığı Kabul Edilen, Bireysel Çalışma Niteliğindeki Belgeler aa) Devletin Yeniden Yapılanması İçin Öneriler Mastır Plan Ön Çalışması Belgesinde “Çalışmanın Amacı ve Kapsamı” başlıklı giriş bölümünde, sunulan bu bilgiler bir taslak çalışma olup “yazılı düşünme” olarak değerlendirilmelidir ibarelerini içeren ve Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde gerekçesini bulan yeni bir teşkilat yapısı oluşturma ve uygulamalarının temel hareket noktalarını oluşturacak “Mastır Plan” çalışmasına ışık tutmak amacını taşıdığının belirtildiği, bb) Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine 25 Kasım 1999 İsimli Belgede Farklı içerikte metinlerinin bulunduğu, devletin yeniden yapılandırılması hususunda öneri ve görüşleri içerdiği ve “Türkiye halkı 21. Yüzyılın başında Kemalist devrimin ikinci büyük atılımını gerçekleştirecektir. Türkiye, arkada kalan yüzyılın başında olduğu gibi mazlum milletlerin yeni atılımında öncü roller oynayacak ve devrimci bir model yaratacaktır. Türkiye Avrasya yüzyılının yıldızı olacak birikime ve dinamizme sahiptir" yolunda değerlendirmede bulunulduğu, cc) Cumhuriyet Devrimi İktidarı Projesi İsimli Belgede “Bugün Türkiye, Kurtuluş Savaşı yıllarına benzeyen bir ikili iktidar durumuna girmiştir. 1920-22 yıllarındaki İstanbul merkezli Osmanlı Devleti ve Ankara merkezli Ulusal Devlet arasındaki iktidar bölünmesi, günümüz koşullarında yeniden ortaya çıkmıştır. 1950'de başlayan Küçük Amerika sürecinin yarattığı.... iktidarı ile Kemalist Devrim'den kalan mevzileri savunan Cumhuriyet iktidarı karşı karşıyadır. Yönetim ve parlamento, Küçük Amerika iktidarının denetimindedir. Cumhuriyet iktidarı, Ordu eksenlidir.” yolunda tespitlerin yapıldıktan sonra, bu durumun uzun boylu devam edemeyeceği, çözümün ise Kemalist devrimi tamamlamak olduğu yolundaki değerlendirmelerin yapıldığı; dd) ...'den Ele Geçen "... Slayt Gizli" İsimli Belgede Gençlerin genel durumu bölümünde “Gençlerin yaratıcılıkları, politik hareketleri ve sporsal faaliyetleri önemsenmiyor, bu yüzden her sene düzenli olarak milyonlarca yaratıcı gencimiz kayboluyor” ibarelerine yer verildiği; ... (... Gençleri yönlendirme projesi)'nin tamamen gizli bir birlik ile yapılacağı ve .. (... atılımı) hareket Kanun'un Türkiye Cumhuriyeti legal yasalarına uygun şekilde hazırlanmış Kemalizmi baz alan, ...'nın görüşlerine dikkatli bir yönetim şeklinin benimsendiği harekatın yazılı yönergesi olduğu, kavga etmeye ve duygusallaşmaya kesinlikle karşı olduğu değerlendirmelerine yer verildiği; ee) Yeni ... Haziran 2004 İsimli Belgede; “Milisleşme Ama Nasıl?” başlığı altında, “..., mevcut ulusal ve küresel düzen incelendiğinde, ülkeyi parçalama yolunda devreye sokulan küresel girdaptan kurtarmak için kurulacak altyapının milis bir zihniyet ile oluşturulması gerektiğine fakat bu milisliğin klasik ve klişe metodolojilerden hayli uzak, yeni ve yapıcı dinamikler üzerinden inşa edilmesi gerektiğine inanmaktadır.” ibarelerine yer verildiği ve devamında ise; “...Kurulacak yapı; yazı boyunca da vurguladığımız üzere, "güç birliği" değil, "güç ağı" prensibi üzerinden dağınık olarak kurulması gerektiğinden, bu yapının "liderlik" mekanizması da kendine özgü olmalıdır. Bundan dolayı, sözkonusu altyapının hiyerarşik değil, heterarşik bir liderlik mekanizmasına ihtiyacı olacaktır.” yolunda değerlendirmeleri içerdiği; “Sonuç” başlıklı bölümünde yer alan “Bu analiz; söz konusu hareketlenmenin dinamikleri ve yapısı oluştururken; hem mevcut zaafların giderilmesi, hem de daha sağlıklı bir yapının kurulması için çorbada tuzumuz olsun kaygısı ile kaleme alınmıştır.” yolundaki değerlendirme ile son bulduğu; ff) Türkiye'yi Türksüzleştirme Operasyonu Behiç Gürcihan 2004 İsimli Belgede Küresel güçlerin Türkiye'yi Türksüzleştirme; Türkleri de millet bilincinden sıyırma operasyonu düzenledikleri; toplumsal ve coğrafi yabancılaşma konularında değerlendirmede bulunulduğu; gg) 2023 Platformu 23 Ocak 2005-29 Ekim 2023 İsimli Belgede “2023 Platformu Organizasyon Yapısı” başlığı altında, kurucu konsey, yüzler konseyi, yönetim kurulu, denetim, mali heyet, idari heyet alt başlıklarının bulunduğu şema olduğu, Belirtilmiştir. h) ....ve Lobi Örgütlerinin Kendi Mensupları İçin Hazırlattığı Kabul Edilen Belgeler aa) Fabrikatör Gözlem & Analiz .../Şubat 2000 İsimli Belgenin Doğu Perinçek hakkında eleştirel içerikli analiz niteliğinde hazırlandığı belirtilen ve içeriğinde özgeçmiş bölümüne de yer verilen belge olduğu, bb) Analiz (....Türk Ve ....Birlikte Örgütleme Tasarımı)...7 Nisan 2000 İsimli Belgede Türk ve Kürdü birlikte örgütleme tasarımı konusunda eleştirel değerlendirmelerin yer aldığı; cc) Türkiye'yi Biçimlendiren Kemalist Generalin Portresi İstanbul/20 Ocak 2000 İsimli Belgede ..... hakkında değerlendirmeleri içerdiği, ... /....l/20 Ocak 2000 ibaresi bulunduğu, Anlaşılmaktadır. ı) ...ve Lobi Örgütleri Tarafından Örgüt Mensuplarına ve Diğer Kişilere Hitaben Yazıldığı Kabul Edilen Mektuplar ..., ...., ... ve ...'a yazılan mektuplar yer almaktadır. i- .... Örgütü Ve Lobi Örgütlenmesi Tarafından Hazırlattırıldığı Kabul Edilen Araştırma Çalışmalarına Dair Belgeler aa) T.C. ..... Adayları Operasyon ... /30 Nisan 2000 Belgesinde ....adayları hakkında değerlendirmelerinin yer aldığı; bb) Batı Dünyasından Demokratik Hukuk Örnekleri ...11 Nisan 2000 İsimli Belgede Bir kısım Avrupa Ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerindeki mevzuat, infaz hukukuna ilişkin uygulamalar ile davalara ilişkin açıklama ve değerlendirmelerin yer aldığı; cc) .... Sorunu-Kilise Devleti....Ekim 2000/ Şubat 2001 İsimli Belgede ...terörizmi -...sorunun tarihçesi, Türk ...ilişkileri, ... Arşiv belgeleri gibi başlıkları altında ermeniler ve Ermenistan ile ticari ilişkiler konularında değerlendirmelerde bulunulduğu, dd) ...İşbirlikçilerinin Kronolojik Söylem Ve Amaçlarına Atatürk'ün Yanıtları ...11 Nisan 2000 İsimli Belgenin “Giriş” başlığı altında, “Bu çalışmamızda günümüz koşulları göz önüne alınarak, tarihsel somut belgelere dayalı, çok özet olmakla birlikte, çok anlaşılır bir biçimde Cumhuriyet Devrimine karşı sürdürülmekte olan savaş gözler önüne serilmesi amaçlanmıştır.” ibaresine yer verilmiş ve devamında; ...'ün çeşitli tarihli konuşmalarına yer verildiği ve “Diğer örnekler” başlıklı bölümün ise; ...., .... Bakanı Cohen ile görüştü; ... "Artık çeyrek asrını doldurmuş olan bu Cumhuriyeti hiç kimse tanımamazlıktan gelemez. Bu çağımızın yadsınamayacak bir gerçeği olmuştur. Nice yıl dönümleri için Kıbrıslı kardeşlerimize saygılarımızı ve iyi dileklerimizi sunuyorum dedi.” ibaresi ile sonlandığı; ee) 21. Yüzyılda .... Ulusal Program ...-Ulusal İlkeler Global 2000 İ...Aralık 2000 belgesinde; “Milli güvenlikten sorumlu yönetim kadrolarının Kemalizmin Ulusal Proğramını uygulamakla yükümlü ve sorumlu oldukları, Türkiye'nin önünde bekleyen 10-15 yılın çok güç bir dönem olacağının kaçınılmaz gerçek olduğu; Türkiye'nin Kemalist sivil toplum örgütlerini oluşturmamış olmasının büyük bir hata olduğu ”yolunda değerlendirmelerin bulunduğu; ff) 13. Kabile Alevi Kimliği belgesinin; Aleviliğin tarihi ve temel inançları, siyasal ve sosyal yaşamda aleviler, Atatürk ve Bektaşilik gibi başlıklar altındaki değerlendirmeleri içerdiği, gg- HAARP ve NBC Silahları İstanbul 26 Mart 2000 Belgesinde Nicola Tesla isimli şahsın elektrik ve elektronik alandaki çalışmaları ile HAARP projesine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği ve suni depremler yaratabileceği yolunda görüşlere yer verildiği, hh) Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesinin; Avrupa Birliği Komisyonu'nun 8 Kasım 2000 tarihinde açıkladığı “Katılım Ortaklığı Belgesi” hakkındaki eleştirel değerlendirmeler içerdiği; ıı) Yezidilik Adavilik İstanbul /Ocak 2001 Belgesinin Yezidilik ve Adaviliğe ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; ii)... Yeni Stratejik Konsept 21. Yüzyıl Stratejileri İstanbul/Kasım 2000 Belgesinde ise; ... zirvesinde kabul edilen 23-24 Nisan 1999 tarihli yeni stratejik konsepte ilişkin değerlendirmeler ile ...ya yönelik eleştirileri içerdiği, "...'nun 21. yüzyıl yeni stratejik konseptinin....Cumhuriyet ilkeleri temelinde ve ulusal devlet yapısının korunarak, tam bağımsızlık temelinde globalleşme yolunda ve ... tam üyelik ile ...i ilişkileri çerçevesinde, ulusal güvenlik ve çıkarlar doğrultusunda alternatif yorum kazanımı elde edilebilmesi doğrultusunda üzerinde ciddi çalışmalar yapılarak avantajlar üretilmesine ihtiyaç olduğu açıktır" yolunda öneriler içerdiği, Belirlenmiştir. j) ... Örgütüne Ait Eylem ve Operasyonlara İlişkin Hazırlandığı Kabul Edilen Belgeler aa) İrticayla Mücadele Eylem Planı İsimli belge bb) Proje isimli belge cc) Kitleşim isimli belge dd) İnternet Andıcı belgesi ee) Yargıtay Binası Krokisi ve Krokinin açılımı belgesi ff) Dönemin .......'a yönelik eylem hazırlığına dair belge gg) ....,....,.....,.....,....., ve ,,,,'e yönelik silahlı saldırı hazırlığına dair telefon tape belgeleri hh) ...Tesislerine Saldırı Eylem Planı belgesi ıı)......,.....'a Yönelik Suikast Planı belgesi ii) .....e Yönelik Suikast Planı jj) ...Federasyonu Genel....'a Suikast planı belgesi kk) ... Federasyonu Genel ....'e Suikast planı belgesi ll) ...'da Bulunan ...Alışveriş Merkezine ...Saldırı Planı belgesi mm)...'a Suikast Planı belgesi nn) Cumhuriyet Çalışma Grubunun Faaliyetlerine Dair Belgeler,....,.....,.....,.....,Ve .... İsimli ..... Planlarına Dair belgeler, oo) ...simli... Örgütlenmesi, Belgelerinden ibarettir. k)... Terör Örgütü ve Lobi Yapılanması Tarafından Hazırlanan Fişleme Niteliğinde Kabul Edilen Örgüt belgeleri aa) Biyografi 18 Ocak 2000 ..... isimli şahıs hakkında kişisel bilgileri de içeren eleştirel mahiyette notlardır. Belgede, İşadamı ....hakkında iş, aile ve özel yaşamıyla ilgili birçok bilginin toplandığı, siyasi bağlantılarının ve etnik kökeninin anlatıldığı, karakter analizi başlıklı bir bölümde kişiliğine dair değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. bb) Örtülü Faaliyetler-bir ....../6 Nisan 2000 .....hakkında kişisel bilgileri de içeren eleştirel mahiyette notlardan ibarettir. C-MAHKEMENİN ÖRGÜTÜN VARLIĞINA İLİŞKİN KABUL ETTİĞİ DELİLLER: 1- .....'in .... Dergisine verdiği 05.01.1997 tarihli mülakat 2- ......de 07.01.1997 tarihinde yayımlanan 40 Dakika adlı proğram 3- .....'ın ......Komisyonuna gönderdiği 10.03.1997 tarihli dilekçe 4- ..... Dergisinin 22- 28 Mart 1997 tarihli ...... Cinayetler Ülkesi ......Katillere ..... Mercedes' başlıklı haberi 5- 14-15 Haziran 1997 tarihlerinde yapılan ..... Konferansı 6- Teori Dergisinin Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanan Uluslararası.......Konferansı başlıklı kapak haberi 7- .....Kitabevinden 1997 tarihinde yayınlanan ...... tarafından yazılan .....İçinde Devlet isimli kitap 8- ......'in yargılandığı .....Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/64 esas sayılı dosyasına ilişkin deliller 9- ..... Dergisinin 1 Nisan 2001 tarihli sayısında yayınlanan ' Orduya Haziran Darbesi' başlıklı kapak haberi 10- ......Dergisinin 8 Nisan 2001 ' ....., .....ve ..... Hazırlıyor' başlıklı haberi 11- .....'nun ..... ismi ile ...... Gazetesinde 30 Nisan 2001- 1 Mayıs 2001 tarihlerinde yayınlanan ' ......' ve ' .....ı Sanmayın' başlıklı köşe yazıları 12- ......'nun Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkemedeki tanık beyanları 13- .....Dergisinin 06.05.2001 tarihli sayısında ..... imzası ile yayınlanan '..... nın ..... Yaygarasında .....' başlıklı yazı 14- ......Dergisinin 12 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan ...... imzalı ......isimli kapak haberi 15- .......'ün 2003 yılında .....'da katıldığı bir toplantıyı anlattığı 2005 tarihli internet forumunda yayınlanan 'Bu Vadi .....' başlıklı yazısı 16- .....(......) Gerneği Genel Merkezinde, ...... ve ...'ın evinde, ... ve ...'in işyerlerinde yapılan aramalarda bulunan elektronik eşyalar için de bulunan veriler, 17- ....'ın acıkistihbarat.com sitesindeki oyun bozan adlı köşesinde 01.07.2005 tarihinde...i mahlası ile yazılan '... başlıklı yazısı 18- Sanık ...'in ...'a verdiği özgeçmiş yazısı 19-...da CD,....'da ise 51 nolu CD içerisinde bulunan '..' başlıklı belge 20- Sanıklar ... ile .. arasında geçen 04.04.2008 tarihli telefon konuşması ve .....'da bulunan ....' yazılı kart ve yemin metni yazısı 21- Kaşif ...'ın 28 Şubat 2008; ...'in 10.02.2009 tarihli ifadeleri 22- Sanık...'ın 26 Mayıs 2009 ve 07 Aralık 2009 tarihli ifadeleri 23- ...'in 29 Mayıs 2009 tarihli dilekçeleri 2...'in kendi eli ürünü şema (24 Şubat 2008) 25- ...'ın ...sinde 18 Haziran 2000 yayınlanan... başlıklı yazısı 26-..'in öldürülmesi konusunda www...... isimli internet sitesinde 12 Ekim 2001 tarihinde yayınlanan yazı 27- ...'ün www......com isimli internet sitesinin tanıtım gecesinde 22 Mayıs 2002 tarihinde yaptığı konuşma 28- ... ortağı olduğu ...Bürosunda yapılan aramada bulunan www.... internet sitesinde 04.06.2002 yayınlanan ... başlıklı yazının internet çıktısı 29....'ın www.....com.tr internet sitesinde yayınlanan Av..... ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin yazısı, 30.....de yayınlanan Sıradışı programında Av. ...'nun söylediği ...ı'nın ölümü sebebiyle yayınlanan taziye ilanına ilişkin söylemleri, 31- Soruşturma Safahatında Ele Geçen Belgeler: a-...Partisinde yapılan aramada bulunan Mütercim 4.3.1997 başlıklı belge b-... Partisi Genel Merkezinde ele geçen 4 nolu disketteki 'bozkurt Teşkilatı' isimli belge 14 Nisan 1997 c...e ait my marka flash bellekte bulunan .. isimli belge 10 Haziran 1997 d-... fujitsu laptop bilgisayarından çıkan .... suikastı isimli yazı 23 Ocak 2005 e-....'nun bilgisayarından çıkan fotoğraf (06.02.2008) f- ..'in ev aramasında 13.02.2008 tarihinde ele geçen belgeler g...ve ... ...'da ele geçen Jitem isimli belgelerden ibarettir. D- ÖRGÜTÜN VARLIĞI /YOKLUĞUNA İLİŞKİN RESMİ KURUMLARA AİT YAZILAR: 1- .... Müsteşarlığının 09.05.2008 Tarih ve 16015736 Sayılı Yazısı: Teşkilata posta kanalıyla intikal eden 2 imzasız mektup ve 6 CD içeriğinde... adıyla iddia niteliğindeki haberlere paralel bilgiler tespit edildiği, . ....'e ait bilgisayar yedekleri olduğu iddia edilen CD lerin bir bölümünün, bazı kişilerin kaleme aldığı kitap, dergi, makaleler ile açık kaynak bilgilerinden, bir bölümünün ise, kişi veya kuruluşlara ait dokümanlardan oluştuğu ve arşiv niteliğinde toplandığı izlenimi edinildiği, .... tarafından soruşturmaya konu edilen bilgilerin paylaşılmaması nedeniyle arşiv bilgisi ile sınırlı tutulduğu, iddia niteliğinde olan ... adı kullanılarak yürütülen çalışmaların, devleti, rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinilmesi bu çerçevedeki bilgilerin farklı kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyit eder nitelikte olması nedeniyle, CD'lerde yer alan belgeler çerçevesinde hazırlanan kitapçığın 10.07.2003'de ...y Başkanına 19.11.2003 tarihinde ... intikal ettirildiği, bu çalışmaların özeti niteliğinde başka bir bilgi notunun ise ... 19.1.2006.... Başkanına ise 26.5.2006 tarihinde sunulduğu, ...-Lobi metninin 12.7. 2006 tarihinde aloihbar.org adlı web sitesinde yayınlandığı, diğer taraftan bazı çevrelerce kaleme alınmış öneri, tez, etüd gibi dokümanlardan hareketle hazırlandığı anlaşılan, ..., Lobi, Oluşum, Şirket, Reaksiyon, Fundamentalist terör vb. projelerde, Müsteşarlık ile ilgili iddiaların büyük bir bölümünün özellikle.... Dergisi ve diğer basın yayın organlarından alıntılar olduğu, iddia niteliği dışında resmi bir husus içermediği belirtilmiştir. 2- ... Müsteşarlığının 06.11.2008 Tarihli Yazısı : ......isimli metnin 12.07.2006 tarihinde aloihbar... adlı .... sitesinde yayınlandığı, açık kaynaklarda yapılan inceleme neticesi söz konusu sitenin Kasım 2008 ayı itibariyle faaliyette olmadığı belirtilmiştir. 3- .... Müsteşarlığının 23.12.2008 Tarihli Yazısı: Müsteşarlığa pek çok kaynaktan gelen bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve yorumlanması neticesinde hazırlanarak ilgili makam ve kuruluşlara gönderilen istihbari bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. 4-.... Müsteşarlığının 30.12.2008 Tarihli Yazıları: ... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben ...adı verilerek posta ile teşkilata gönderilen 2 ihbar mektubu ve ilişiğindeki CD ler içindeki iddiaların tetkiki ve arşive yansıyan teyit edilmemiş bilgilerden hareketle hazırlanan bilgi notunun 21.06 2007'de sayın ... ve aidiyeti nedeniyle 22.6 2007 de sayın ... sunulduğu söz konusu CD'deki iddialarla ilgili Müsteşarlıkça, herhangi bir çalışma yapılmadığının bildirildiği, yine aynı tarihli bir başka yazı ile ...Ağır Ceza Mahkemesine ihbar mektubu ve ekindeki CD'lerde yer alan ...dokümanları ile ... ifadelerindeki iddiaların incelenmesi ile arşive yansıyan ve teyit edilmemiş bilgileri içeren, ayrıca açık kaynaklarda yansıyan bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan kitapçığın 19.11.2003 tarihinde sayın... 10.07. 2003 tarihinde sayın ....Başkanına intikal ettirildiği, sonrada Türkiye gündeminde olan gelişmeler nedeniyle 2003 yılındaki çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun, 19.01.2006 tarihinde ...; 26.05.2006 tarihinde ise .... Başkanına sunulduğu belirtilmiş, bilgi notunda yapılan değerlendirmede ise kesin belirleme yapılamamakla birlikte .. adını kullanarak yürütülen çalışmaların bu aşamada devleti, rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinildiği ancak iddia niteliğindeki bu bilgilerin bir birinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyid etmiş olması, olayın dedikodu çizgisinin ötesinde organize bir faaliyetin işaretlerini taşımakta olup konuyla ilgili mevcut bilgiler asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde, bazı sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı teorik yanı detaylandırılmış ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütaala edildiği bildirilmiştir. Yine aynı tarihli diğer yazısında ..ile ...'in aynı kişi olduğu belirtilmiştir. Aynı tarihli bir başka yazıda ise İhbar mektubu ve ekindeki CD'lerde yer alan...i isimli belge ile diğer dokümanların yanı sıra ...'in bahse konu CD'ler içinde bulunan ifadesindeki iddialarının tetkiki ile arşive yansıyan ve teyit edilmemiş bilgileri içeren, ayrıca açık kaynaklara da yansıyan bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan kitapçığın 19.11.2003 tarihinde...'a, 10.07.2003 tarihinde ise .. Başkanı'na intikal ettirildiği, bilahare Türkiye gündeminde yer alan gelişmelerden hareketle 2003 yılında hazırlanan çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun 19.01.2006 tarihinde Başbakan'a 26.05.2006 tarihinde ...Başkanı'na yeniden sunulduğu belirtilmiştir. 5-... Müsteşarlığının 30.12.2008 Tarihli Yazısı: ... gönderici adı ile .... – ... Üssüne veya çalışanlarına yönelik planlanan suikastın önlenmesi konulu ihbara ilişkin bilgi notları açıklaması. 6- .... Müsteşarlığının 15.01.2009 Tarihli Yazı Cevabı: İstihbaratın oluşturulmasında kullanılan araç ve yöntemler açısından istihbari bilgi ve belgelerin delil niteliği taşımadığının belirtildiği bu hususun ilgili kurumlara gönderilen bilgi notlarında da belirtildiğine ilişkin yazı, 7- ... Müsteşarlığının 27.02.2009 Tarihli Yazısı: ...'in hiçbir zaman Müsteşarlıkta çalışmadığı konulu yazı, 8-... Müsteşarlığının30.03.2009 Tarihli Yazısı: ... Dergisi ile ilgili basın organlarındaki iddialara ilişkin arşiv bilgisi bulunmadığına dair yazı, 9-...Müsteşarlığının 02.04.2009 Tarihli Yazısı: 03.07.2002 tarihli ihbar mektubuna ilişkin hazırlanan dokümanın .... tarafından ......'e elden sunulduğuna ilişkin yazı, 10- .... Müsteşarlığının 13.07.2009 Tarihli Yazısı: ....e gönderilen ihbar mektubu suretinin gönderildiği ve yine aynı tarihli bir başka yazısında .... ile yapılan istihbari bilgi derleme amaçlı görüşmenin kaydının bulunmadığına dair yazı cevabı, 11- .... Müsteşarlığının 12.11.2009 Tarihli Yazısı: ...'un tanık olarak dinlenmesinin uygun görülmediği ve yine aynı tarihli bir başka yazıda .... Evlerine ilişkin bilgilerin 29.03.2007 tarihinde ...Başkanı'na, 30.03.2007 tarihinde ....'a elden sunulduğu ve bir örneğinin mahkemeye gönderildiğine dair yazı, 12- ..... Müsteşarlığının 12.11.2009 Tarihli Yazısı: ..... Evlerine ilişkin hususlar konusunda ilgili makam tarafından geriye dönük araştırma talebinde bulunulmaması nedeniyle detaylandırıcı çalışma yapılmadığı ve teşkilatta ilave duyum haber bilginin mevcut olmadığına dair yazı, 13- .....ı Müsteşarlığının 16.04.2010 Tarihli Yazısı: ....Evlerine ilişkin hususlarda ilave duyum bilgi olmadığı, bilgi notunun çeşitli haber toplama vasıtaları kullanılarak derlenen istihbari bilgilerin analizi neticesi hazırlandığı, bu çerçevede tek bir kaynağa bağlı kalmayarak derlenen bilgilerle ilgili açıklamada bulunulmasının mümkün görülmediğine dair yazı, 14- .... Müsteşarlığının 27.05.2010 Tarihli Yazısı: ....ve .... Partisine ait olduğu belirtilen basın açıklaması, bildiri ve benzeri dışında kalan dokümanların evveliyatı, daha önce herhangi bir yerde ele geçirilip geçirilmediği, örgütsel nitelik taşıyıp taşımadığı hususlarında bir tespitte bulunulamadığı belirtilmiştir. (eklerinde ihbar mektubu ekindeki CD'de yer alan dokümanlar ....'den ele geçirilen dokümanlar, ....,.....,.....,....., hakkındaki dokümanlar .... Partisine ait evraklar ile açık kaynaklarda yer alan dokümanlar olduğu belirtilmiştir) 15- .....Müsteşarlığının 25.06.2010 Tarihli Yazısı: Suikast planlarıyla ilgili Müsteşarlığa intikal etmiş bilgi bulunmadığı belirtilmiştir, 16... Müsteşarlığının 08.04.2011 Tarihli Yazısı: ..... evlerine ilişkin bilgi notunun, muhtelif ham bilgilerin ön incelenmesi neticesi hazırlandığı, çalışmanın herhangi bir ihbar mektubu dayanak alınarak yapılmadığı, 07.06.2007 tarihli ihbar mektubunda Müsteşarlıkça hazırlanan 5 sayfalık .... Evleri konulu bilgi notunun bir örneğinin de bulunduğu, ihbar mektubunun ve ekindeki DVD'nin 21.06.2007 tarihinde ...'a, 27.06.2007 tarihinde ....Başkanına intikal ettirildiğine dair yazı, 17- .... Müsteşarlığının 08.03.2013 Tarihli Yazısı: ... Koordinatörü ..... ile 1998 yılında yapılan görüşmenin içeriğine dair bilgi notunun gönderildiğine ilişkin yazı cevabı, 18-...Teşkilatının 08.06.2009 Tarihli Yazı Cevabı: 03.07.2002 tarihinde posta kanalı ile kaynağı tespit edilemeyen isimsiz bir ihbar mektubu ekinde intikal eden 6 adet CD tetkiki ile arşiv ve açık kaynaklara yansıyan teyit edilmemiş bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan dokümanın görüldüğünden 10.07.2003 tarihinde sunulan çalışmaların özeti niteliğindeki bilgi notlarının 19.11.2003 yılında ...ve ...Başkanlığı'na sunulduğu bahse konu doküman içeriğinde belirtilen hususların devam ettiği görüldüğünden söz konusu çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun 19.01.2006 tarihinde...n'a 26.05.2006 tarihinde ise .... Başkanına tekraren sunulduğu, 19-.. Müsteşarlığının 02.07.2008 Tarihli Yazısı : Ekinde .. Müsteşarlığının ...'a gönderdiği ... şeması ve "mevcut bilgilerden hareketle kesin belirleme yapılamamakla birlikte ... adı kullanılarak yürütülen çalışmaların bu aşamada devleti/rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinildiği, ancak iddia niteliğindeki bu bilgilerin birbirinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini teyit eder olması olaya dedikodu çizgisinin ötesinde bir anlam kazandırmakta ve yönlendirilmiş, organize bir faaliyetin işaretlerini taşımaktadır. Bu nedenle konuyla ilgili mevcut bilgiler asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde bazı sivil toplum örgütleri ... siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütalaa edilebilir" belirlemesinin bulunduğu ....'in çok gizli başlıklı yazısı olduğu anlaşılmaktadır. 20- .... Müsteşarlığının 24.02.2009 Tarihli Yazısı: ..... ile ilgili yazıya konu bilgi ve belgelerin 2937 sayılı Kanun kapsamında istihbari nitelikli bilgi olarak değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtilmiştir. 21- ..... Başkanlığının 24.9.2007 Tarihli Yazısı: ...... tipi bir yapılanmaya ait herhangi bir bilgi ve belgenin ..... başkanlığında mevcut olmadığı bildirilmiştir. 22- .... Başkanlığının 14.01.2009 Tarihli Yazısı: ..... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben bu konuda daha önce Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazılar ilgi tutulmuş ve... oluşum adlı belgenin ...ya ait olmadığı belge içinde TSK ile ilgili geçen her türlü bilgi ve ifadenin... ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı, .. tipi bir yapılanmaya ait herhangi bir bilgi ve belgenin ... Başkanlığında mevcut olmadığı bildirilmiştir. 23- ...Başkanlığının 18.11.2011 Tarihli Yazısı; 1990 lı yıllarda .... tarafından gündeme getirilen ... ve ..'nın yazdığı kitaba konu olan ... Dergisinin bazı sayılarında yer verilen ve sair köşe yazarlarının yazılarında geçen, askeriye içinde olduğu belirtilen ve var olduğu iddia edilen...adlı yapılanma hakkında bu yayınlardan ve tespitlerden dolayı gerek o tarihlerde, gerekse daha sonra herhangi bir soruşturma yapılmadığı bildirilmiştir. 24- ..... Komutanlığının 31.12.2008 Tarihli Yazısı: .. Komutanlığı karargahına ... isimli örgütle ve bu örgütlerle bağlantılı örgütlerle ilgili 12.06.2007 tarihinden önce herhangi bir suç ihbarında bulunulmadığı, .. örgütü tarafından 12.06.2007 tarihinden önce Jandarma sorumluluk bölgesinde işlenmiş herhangi bir suç bilgisine rastlanılmadığı belirtilmiştir. 25- .... Komutanlığının 04.08.2010 Tarihli Yazı: .... Komutanlığı, ... Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda devletin yeniden yapılanması üzerine; ... Birlikte Örgütleme Tasarımı; Türkiyeyi... Operasyonu.....-.... Doc dokümanları dışındaki DVD içerisinde yer alan ana belgeler ve yan belgeler olarak nitelendirilen 50 dokümanın Ek -A ve Ek-B deki bilgiler dikkate alındığında, dokümanların aynı bilgisayarlarda aynı kişiler tarafından yazıldığının anlaşıldığı, dokümanların kapak tasarımları ve yazım şekillerinin benzer olduğu, dokümanlarda bölüm ilk cümlelerinin ilk harflerinin dergi karakterine benzer şekilde diğer karakterlerden büyük olduğu, dokümanların dergi için hazırlanmış araştırma yazılarına benzediği, aynı yazı fontunun kullanıldığı, madde işaretlemeleri ve numaralandırma sistemlerinin askeri metinlerde hiç kullanılmadığı gibi sivil metinlerde de pek rastlanılmadığı, içerik itibariyle benzer konuların aynı bakış açısı ile ele alınıp bazı dokümanların birebir aynı olduğu, bazılarında çok küçük değişiklikler yapıldığı, DVD içindeki dokümanlarda yazan hanesinde ... veya .., en son kaydeden hanesinde ... veya ..., şirket bölümünde ... veya ... isimlerinin, yönetici hanesinde ise .. veya .. isimlerinin bulunduğu, ayrıca bu dokümanların 1999 ile 2001 yılları arasında oluşturulduğunun görüldüğü, .. kelimesinin ... virüsünün dijital ortamdaki dokümanlara bulaşmasıyla yazan hanesini ... olarak değiştirdiğinin anlaşıldığı, dokümanlar içeriğinden ulaşılan ..Dergisinin 1998 yılında yayın hayatına başladığı, genel yayın yönetmenin ... haber koordinatörünün ... olduğunun görüldüğü, ... ve ..'ın ev ve iş yeri aramalarında söz konusu dokümanların tamamına yakınının ele geçirildiği belirtilip, dokümanlar hakkında özet bilgiler verilmesinden sonra, dokümanların örgüt dokümanı olup olmadığı hususundaki değerlendirmenin tüm dosya içeriği üzerinden yargılama makamı tarafından yapılmasının uygun olacağının mütalaa edildiği belirtilmiştir. 26- ...Komutanlığının 06.05.2010 Tarihli 2010/83 Sayılı Dosyaya Gelen Yazısı : İddianamede ismi belirtilmeden anlatılan ve silahlı terör örgütü olduğu belirtilen böyle bir örgütün yapısı ve eylemlerine ilişkin bu güne kadar herhangi bir istihbari bilginin intikal etmediği ve kayıtlarda bilgi ve belgenin bulunmadığı belirtilmiştir. 27- ... Müdürlüğünün 23.7.2007 Tarihli Yazısı: ...l Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2007 tarihli .... isimli gizli bir örgütlenme ile alakalı geçmişte yapılan çalışma olup olmadığı hususundaki yazısı üzerine; Müdürlük arşivine göre 15.3.2001 tarihli yazıları ile projeli çalışma başlatıldığı 14.11.2002 tarihli yazı ile söz konusu çalışmaya son verilmesi yazılarının bulunduğu bildirilmiştir. 28-...Müdürlüğünün 22.01.2009 Tarihli Yazısı: ...Suçlarla ... Başkanlığı'nın arşivinde yapılan tetkik ve... Müdürlüğünün ilgili diğer birimleriyle yapılan yazışmalar neticesinde "....'deki Türk paralarının geri getirilmesi, bilgisayar korsanları ve kara para ile mücadele" konularında yapılan çalışmalarla ilgili hazırlanmış "..." isimli bir rapor bulunmadığı belirtilmiştir. 29- ...Müdürlüğünün 29.07.2009 Tarihli Yazısı: .... döneminde kara para ile mücadele konularında yapılan çalışmalarla ilgili hazırlanmış ...isimli bir rapor bulunmadığı belirtilmiştir. 30- ... Müdürlüğünün 06.01.2009 Tarihli Yazı Cevabı : Genel Müdürlüğe intikal eden çalışmalarda elde edilen bulgulardan.. isimli örgüt ve diğer örgütlerin .. isimli örgüt ile bağlantısının 12.06.2007 tarihinden önce bilinmemesi veya deşifre edilememiş olması nedeniyle 12.06.2007 tarihinden önce meydana gelen olaylar ile gerçekleştirilen operasyon ve soruşturmalar esnasında anlamlandırılamadığı, 2001 yılında ... Müdürlüğü tarafından yürütülen bir operasyonda ... isimli şahıstan ele geçirilen ... örgütü ile ilgili dokümanların Genel Müdürlüğe intikal etmediği, ancak İ...C.Başsavcılığınca Genel Müdürlüğe gönderilen bilgi, belge ve dokümanların incelenmesi neticesinde bu örgüt veya bağlantılı örgütlerce 12.06.2007 tarihinden önce işlenmiş terör/örgütlü suçlarla ilgili olabileceğinin ortaya konulduğu, ayrıca soruşturma kapsamındaki 39 adet el bombasının incelenmesinde aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların önceki yıllarda kullanıldığı 18 olaydan 7'sinin şiddet içerikli eylemler olduğu belirtilmiştir. 31.... Müdürlüğünün 21.01.2009 Tarihli Yazısı : 12.06.2007 tarihinde başlatılan operasyonlarda çok sayıda bilgi, belge doküman ve silah ele geçirilmesi sonucu iddianamede belirtilen örgüt ile ilgili bilgilere ulaşıldığı ve bomba irtibat raporlarının değerlendirilmesiyle geçmiş dönemde faaliyetleri görülen bazı örgütlerin .. örgütü ile bağlantılı olabileceğinin anlaşıldığı, kayıtlarının incelenmesinde adı geçen örgüte ve bu örgütle bağlantılı terör/suç örgütlerine ilişkin bilgilerin iddianamede var olan bilgilerle sınırlı olduğu, soruşturma süresince elde edilen tüm bulguların soruşturma Cumhuriyet savcısının kontrolünde ve adli makamların uhdesinde bulunduğu değerlendirmesi yapılmıştır. 32- ....Müdürlüğünün 05.06.2008 Tarihli Yazısı : ... Müdürlüğü kayıtlarında söz konusu soruşturmaya kadar ... isimli herhangi bir terör örgütüne ilişkin daha önceden intikal etmiş soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin bulunmadığı ve dolayısıyla soruşturma konusu yapılanmanın yeni ortaya çıkarılmış bir yapı olduğunun anlaşıldığı belirtilip, Cumhuriyet savcılığı tarafından 2 adet CD, 2 adet DVD, 5 sayfa doküman 3 tanık ifadesi, iki sayfalık çözüm tutanağı, bomba irtibat raporları çerçevesinde yapılan incelemede, ... yapılanmasının görünüşte devletin yeniden yapılandırılarak iktidara ulaşmak şeklinde özetlenebilecek amaca sahip olduğu dokümanlarda görülmekle birlikte, yapılanmanın amaca ulaşmak için, naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verme ve ülke çıkarları mevcut rejim ilkelerine aykırı ideallerine sahip siyasilerin engellenmesi için suikastın da kullanılabileceği, içte ve dışta ortak veya benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren benzer legal illegal örgütler ile işbirliğinin kaçınılmaz olduğu yolundaki bilgi, karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmeyi kabul eden anlayış göz önüne alındığında, ... denilen yapının iktidar olma hedefine yasal olmayan yöntemlerle ulaşmayı planladığı, örgütlü yapının tam olarak oluşturulduğu ve hayata geçirildiğinden bahsetmenin mümkün görüldüğü, yapılanmanın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1 ve 7. maddelerinde ifade edilen örgütlü yapıya sahip bir örgütlenme olduğu, ayrıca cebir ve şiddet başlığı altında ifade edilen silah ve patlayıcı madde bulundurma, eylem hazırlıkları, bomba irtibat bilgileri dikkate alındığında 3713 sayılı Kanun'un tanımladığı terör örgütü niteliklerinin tamamlanacağı ve soruşturma konusu yapının terör örgütü olarak nitelendirilebileceğinin değerlendirildiği belirtilmiştir. 33- ... Müdürlüğünün 18.03.2010 Tarihli Yazısına Ekli Bilgi Notu: DVD ortamında gönderilen belgelerin evveliyatlarının olmadığı, daha önce herhangi bir yerde ele geçirilmediği, herhangi bir örgüte ait olduğuna dair bir tespit yapılamadığı, ancak... saldırısı sanığı .... isimli şahsın hukuk bürosunda ele geçirilen 16 sayfalık belgenin gönderilen dokümanlardan bir kısım alıntılar içerdiğinin anlaşıldığı, belgelerin tamamına yakın kısmının tasarım ve yazı karakterleri yönünden benzerlik gösterdiği, "emir ve tensiplerine sunulan", "saygılarımızla", "haddimizi aşarak" vb. tabirler kullanılan belgelerin hiyerarşik olarak üst makama arz edilir tarzda talimatla veya önceden belirlenen konular üzerinde uzman kişi veya kişiler tarafından ayrıntılı olarak hazırlandığı, içerik yönünden devlet otoritesini ele geçirmek amacı olup, bir bütünlük içinde belirli bir amaca yöneldiği, hiyerarşik bir yapının mevcut olduğu, karar alma mekanizmasının bulunduğu, 1999 yılında hazırlandığı anlaşılan bir belgedeki "re-organizasyon" ifadesi dikkate alındığında, öncesi olan bir yapı olduğu, devamlılığın bulunduğu, gizlilik ve cezalandırmanın olup, cebir ve şiddeti amaçlarına ulaşmada araç olarak kullanabilecek bir yapı olduğu, belgeler bir bütün olarak incelendiğinde, belirlenen amaçlar etrafında üçten fazla kişinin bir araya geldiği hiyerarşik bir yapının olduğu, gizliliğin esas alındığı, görev dağılımı yapıldığı, işbölümü-faaliyet alanları ve sorumlulukların önceden tespit edildiği, eleman-finansal kaynak temini ve üyelerinin eğitimi gibi hususların açıkça ortaya konulduğu, yapılan iş bölümü çerçevesinde görevli grupların faaliyet alanlarına ilişkin raporlar sunularak bir yapının hayata geçirildiği, profesyonel bir örgütlenme olduğu, yapılanmanın amaçlarına ulaşabilmek için salt demokratik ve yasal stratejilere yönelmekle yetinmeyerek yasal olmayan yöntemlerle devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, yönlendirmek, alternatif bir otorite olarak ortaya çıkmak ve neticede devlet otoritesini ele geçirmek şeklinde tezahür eden siyasal bir hedefi olduğunun görüldüğü, DVD ortamında Genel Müdürlüğe gönderilen belgelerin içerik/şekil yönlerinden incelendiğinde örgütsel nitelik taşıdığının değerlendirildiği ifade edilmiştir. 34- ...Müdürlüğünün 19.11.2008 Tarihli Yazısı : Mevcut mevzuat çerçevesinde ...Müdürlüğü tarafından tutulan idari ve icrai işlem niteliğine haiz bir terör örgütleri listesi uygulaması bulunmadığı, zaman zaman görülmekte olan somut davalarla ilgili soruşturma veya kovuşturma makamlarının adli talimatlarına binaen bir yapılanmanın terör örgütü niteliğinde olup olmadığının Genel Müdürlüğe sorulduğu ve ilgili kanun hükümleri gereğince, yargı kararları ve kayıtlarda bulunan ya da adli makamlarca sunulan bilgi ve belgeler doğrultusunda hazırlanan değerlendirme raporlarının adli makamlara sunulduğu belirtilmiştir 35- ... Müdürlüğünün 21.07.2009 Tarihli Yazısı: "....'ün illegal yapılanması" adı altında mülakat görüntüleri çözüm metinleri, evrak vb. herhangi bir dokümana rastlanılmadığı yazılmıştır. 36- .... Sekreterliğinin 28.09.2009 Tarihli Yazı : .... döneminde kara para ile mücadele konularında yapılan çalışmalarla ilgili ... ismi verilen bir rapora, belgeye Bakanlık kayıtlarında rastlanılmadığı belirtilmiştir. E-TANIK ..... BEYANLARI: 1-Cumhuriyet savcılığında 25.04.2009 tarihli ifadesinde: “Görevli olduğum dönemde ....Müsteşarı zaman zaman tarafıma bazı bilgiler ve kayıtsız belgeler verirdi ancak hatırladığım kadarıyla ...olarak sözü edilen örgütle ilgili arşivlere geçecek mahiyette kayıtlı bir evrak verilmedi” şeklinde, 2-.... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2009/191 Esas sayılı dosyasının 02.08.2012 tarihli duruşmasında, “.. tarafından bana verilen belgede gördüğüm ve o zaman bunu tutarsız olarak değerlendirdiğim belge dışında, .. hakkında hiçbir bilgim yoktur. ... örgütü diye bir örgütün olduğu, faaliyet gösterdiği hakkında da bilgim yoktur. ... belgesi diye, örgüt diye gelen belgede büyük tutarsızlıklar vardı. ...yönden olmayan olmaması gereken bir mantık hatası kıdemsiz olan birisi daha kıdemli olandan yukarıda görünüyor. İsim vermiyorum. Dokümanları da çok ihtiraslı ve tutarlılığı geçerliliği olmayan dokümanlar olarak değerlendirdim ve kayıtlı olarak da gelmediği için .. Başkanına gönderdim. ... Başkanı benim gönderdiklerimi incelediğinde daha ciddi bir şey bulursa tekrar bana döner. Böyle bir dönüşte olmadı. Aslına bakarsanız ...un içinde geçen olayların çoğu polisiye olaylar yani askerler belki işin içinde geçmiş ama bunların bir kısmı emekli askerler falan o zaman öyle değerlendirdik”, Şeklinde ifade vermiştir. F- HÜKÜMDEN SONRA ORTAYA ÇIKAN DELİLLER : Örgütün varlığına delil kabul edilen Proje-Kitleşim dijital dokümanlarının yer aldığı 06.12.2010 tarihinde ....İstihbarat.... Güvenlik Şube Müdürlüğü .... Amirliğinin zemin kaplamaları altında bulunan 5 nolu ........ Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31.03.2015 tarih ve 2014/188 Esas 2015/143 karar sayılı kararında 5 nolu Harddiskte normal kullanıcı hareketi ile açıklanamayacak biçimde altı ayrı zamanda, saati güncel olmayan, bir bilgisayardan tarih sıralamasına uymaksızın veriler yüklenmesi ve kullanılan yazı fontlarının ilk kullanım tarihleri ve yükleme tarihlerine göre çelişkiler bulunması nedeniyle sahte olarak oluşturduğu yönünde kuvvetli şüphe bulunduğuna karar verilmiştir. Dosyamız sanığı ...'ın başka dosya sanıkları ile irtibatlı ve bu kişilerin bağlı olduğu hücre yapılanması sorumlusu olarak faaliyet yürütüp ve tahliye edilmemesi halinde soruşturma Cumhuriyet savcılarına yönelik suikat yapılması talimatını verdiğinin kabul edilmesine rağmen; ... 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02.10.2015 Tarih ve 2014/155 Esas, 2015/359 Karar sayılı karar sayılı dosyasında; ......,.....,.....,....., ve .... haklarında ... silahlı terör örgütü üyesi olmak, ...ve şiddet kullanarak ...'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, ...ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından beraatlerine karar verildiği; ....,.....,.....,....., ve ....'ın ikametlerinde ele geçen flash bellekte “Görevlendirme ve ....i” isimli word belgeleri içeriğinden dolayı dosyamız sanıkları ....,.....,.....,....., ve .... ile örgütsel irtibat kurulduğu kabul edilmiş ise de aynı iddia ile açılan davada bu sanıklar beraat etmişlerdir. “.....” olarak bilinen ...4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31.03.2015 tarih ve 2014/188 Esas, 2015/143 Karar sayılı dosyasındaki mahkumiyet hükmüne esas alınan dijital delilerdeki çok sayıdaki dosyanın oluşturulma ve değiştirilme tarihi üst verileri arasında çelişkiler bulunması, donanma komutanlığında ele geçirilen 5 nolu Harddiske normal kullanıcı hareketi ile açıklanamayacak şekilde 6 ayrı zamanda saati güncel olmayan bir bilgisayardan tarih sıralamasına uymaksızın veriler yüklenmesi, son olarak 28/07/2009 tarihinden sonra toplu şekilde veri yüklendiğinin anlaşılması, “calibri” ve “cambria” yazı tiplerinin office open xml referanslarının microsoft office yazılımlarda ilk kullanılma tarihleri dikkate alındığında belgelerin oluşturulma tarihinde de çelişkiler bulunması, mahkumiyet hükmüne esas tüm dijital verilerde zaman, mekan ve kişi yönünden birçok çelişkiler bulunması, belgelerin oluşturulma tarihlerinden çok sonraki durum ve olayları içermesi dikkate alındığında, sahtecilik yapıldığı kesin olarak belirlenen 11 ve 17 nolu CD'1er dışındaki dijital delillerin de sahte olarak oluşturulduğu yönünde kuvvetli şüphe oluştuğu bu nedenle suç duyurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır. Dosyamızda örgütün .. İle ... Planının uygulanmaya konulduğu kabul edilen “..” olarak bilinen Yargıtay 11. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yaptığı yargılama sonucu verdiği 13.11.2015 tarih ve 2012/1E.-2015/4 K. sayılı kararı ile yargılanan sanıkların beraatine ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. G- MAHKEMENİN ÖRGÜT KABULÜ: Mahkemece, farklı zaman ve yerlerde ele geçen dosya kapsamında bulunan ve bir birini teyit eden kanuni delillere göre ... terör örgütünün varlığı sabit kabul edilmiş, ....'ya bağlı değişik .. ülkelerindeki örgütlenmelere devletlerin tarih ve kültürlerine göre değişik isimler verildiği belirtilerek, Türkiye'de adına derin devlet de denilen kontrgerilla örgütünün varlığının ..... tarafından açıklandığı gibi, bu hususta bir çok yayının da yapıldığı vurgulanarak, derin devlet, gladio, kontrgerilla şeklinde adlandırılan kanun dışı yapılanmanın, terör örgütü niteliğinde bulunduğu kabul edilmiş, 1952 yılında.... üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin de ...'daki gibi kontrgerilla örgütlenmesi 1996 yılında ... kazasında ortaya çıkmış olsa da bu yargılamanın 14 kişi ile sınırlı kaldığı ... nolu...nin kararına atıf yapılarak bunun silahlı teşekkülün belli bir kısmı olduğu vurgulanmış, soruşturmada ele geçen örgüt belgelerinin, .... terör örgütüne aidiyeti hususunda şüphe bulunmadığı saptaması yapılmıştır. ...kazası sonrası ortaya çıkan yapının da aslında ... terör örgütünün küçük bir hücresi olduğu kabulüne yer verilmiş, terör örgütüne Avrupa'daki örneklerine uygun biçimde Türk kültürüne ait bir terim olan “...” adının verildiği kabul edilerek, “.. Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi....29 Ekim 1999” adı verilen ... örgütünün temel belgesinde belirtildiği şekilde, örgütün adının...olduğu kabul edilmiştir. .... Müdürlüğünün 05.06.2008 tarihli örgüt hakkında mahkemeye göndermiş olduğu yazı içeriğinden yapılan alıntılarla "12.06.2007 tarihinde başlayan soruşturmada elde edilen delillerin değerlendirilmesi geçmiş dönemde faaliyetleri görülen terör örgütlerinin yeni ortaya çıkartılan bir yapı olduğu, ... terör örgütü ile bağlantılı olabileceği, ... örgütünün amacının devleti yeniden yapılandırılarak, iktidara ulaşmak için, suikast dahil yasal olmayan yöntemleri uygulamayı planladığı ve devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına alarak onu yönlendirme hedefi doğrultusunda örgütlü yapının tam olarak oluşturulup hayata geçirildiği belirtilmiştir. Soruşturma kapsamında ele geçen silah mühimmat ve bomba yapım malzemeleri, eylem öncesi istihbarat faaliyeti kapsamında Yargıtay krokisi, suikast planına dair bilgiler, soruşturma kapsamında ..'da tanık olarak 12.03.2008 tarihinde dinlenilen bir kişinin, dosya sanıkları ile İstanbul'da bir villada buluştukları kendilerine verilen 3 el bombasını para vaadi ile kendisi ve arkadaşının aldıklarını ve gazeteye yönelik saldırı amaçlı atıldığı yolundaki beyanı nazara alınarak ... yapılanmasının 3713 sayılı Kanun'un 1. ve 7. maddeleri kapsamında terör örgütü olduğu değerlendirmesine" yer verilmiştir. ... örgütünün; yürütme organının cebren ortadan kaldırılması veya çalışamaz duruma getirilmesi amacı etrafında farklı birimlerce hücre şeklinde düzenlenen, .... bomba atılması,... saldırısı gibi örneklerden hareketle, ... örgütü üye profilinin bilinen diğer terör örgütü üye profilinden farklı olduğu kabul edilmiştir. Dosya kapsamındaki delillere atıf yapılarak, ... terör örgütünün bazı mensuplarının ....-....-.... gibi terör ve çıkar amaçlı suç örgütleri ile irtibatlı bulunduğu, ... terör örgütünün diğer bütün terör örgütlerinden farklı strateji ve yapılanmaya sahip bulunduğu saptamasına yer verilerek, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre silahlı terör örgütü olduğu kabul edilmiştir. H- ÖRGÜTÜN VARLIĞINA İLİŞKİN DELİLLERİN ELEŞTİRİSİ: .... 03.11.1...tarihinde meydana gelen ve ....,.....,.....,.....,'un ölmesi, ....'ın yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasından sonra devlet içindeki çeteler ve derin devlet tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde, dosya sanığı olup örgüt üyeliğinden mahkumiyetine karar verilen..... verdiği 05.01.1... tarihli mülakat ile ... örgütü ilk kez Türkiye gündeminde tartışılmaya başlanmıştır. ...'in ... TV'de 07.01.19... tarihinde yayımlanan “....” adlı programa ve 14-15 Haziran 19...tarihinde yapılan ..Konferansına katılarak yaptığı konuşmalarında,... örgütünü ilk kez 1.. yılında ......'ten duyduğunu 1950'li yıllarda ... ve ... tarafından ..'da devletin bilgisi dahilinde kurulduğunu, orada başarılı olmasından sonra 1960'ların başında Türkiye'ye taşındığını, bu duyumunu ...'ın teyit ettiğini açıklamıştır. 14-15 Haziran 19... tarihinde yapılan .. Konferansında ki bu beyanlarına ilaveten ... örgütünün 19..lı yıllarda şekil değişikliğine gittiğini, .....'ın tasfiyesinden sonrada örgütün dağıtıldığını belirtmiş, duruşmada ise bu beyanlarını tekrarla, 19.. yılında örgütün dağıldığını ifade etmiştir. ..'in, bu açıklamalarından sonra yine bu dosya sanığı ...ın ..... Komisyonuna gönderdiği 10.03.19... tarihli dilekçesi ve bu dilekçesini yayınladığı ...Dergisinin 22- 28 Mart 1....tarihli sayısında "... ......" başlıklı haberinde ... örgütünden bahsettiği, ... Dergisinin Temmuz 19... tarihli sayısında Uluslararası .. Konferansı'nın haberleştirildiği; .. tarafından yazılan “.....” isimli 1997 yılında çıkan kitapta da, ...in anlatımına yer verildiği, daha sonra ..'ın,..esindeki 18 Haziran 2000 tarihli “.. ve ...” başlıklı köşe yazısında, ...Dergisinin 01 Nisan 20... ve 08 Nisan 20... tarihli sayılarında '.... Darbesi' ve '..., ... ve ...o Hazırlıyor' başlıklı haberlerinde ... örgütünden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra da....'nun .... ismi ile ...Gazetesindeki 30 Nisan 2001-1 Mayıs 2001 tarihlerinde yayınlanan “...” ve “...” başlıklı köşe yazıları ile konu tartışılmaya devam edilmiştir. .., Cumhuriyet savcılığı ve mahkemedeki tanık olarak verdiği ifadelerinde bahse konu yazıları, güncel görüşme ve basın haberlerinden edindiği bilgileri yorumlayarak kaleme aldığını, belgenin kendisine isimsiz posta yoluyla geldiğini, belgenin imza kısmında karalı bir yazı olduğunu bu nedenle belgenin altında isim var yazdığını beyan etmiştir. Basında konuya ilişkin yazılar; ... Dergisinin 06.05.2001 tarihli sayısında... imzası ile yayınlanan '...'nın ... Yaygarasında...i' başlıklı yazı, ... Dergisinin 12 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan .. imzalı ..isimli haber, 02.08.2008 tarihli www. .... com tr internet sitesinde yayınlanan ...t'ın ...ile yaptığı görüşme içeriğine ilişkin yazısı, ...'in öldürülmesi konusunda www.... isimli sitede 12 Ekim 2001 tarihinde yayınlanan yazı, ...'ün internet forumunda 27.05.2005 tarihinde yayınlanan ...' başlıklı yazısı, ...'ın açık isitihbarat intersitesinde ...mahlası ile yazdığı 01.07.2005 tarihli “....r” başlıklı yazı, yine ...'in ... dergisine mülakatını içeren 26.06.2006 tarihli yazılarla devam etmiştir. Bu yazıların tamamı ve .... Hukuk Bürosunda yapılan aramada ele geçen ve www.... adlı internet sitesinden indirildiği anlaşılan .... ibareli yazı (sanık ... Hukuk Bürosundan ortağı olan .... bu yazıyı internetten kendisinin indirmiş olabileceğini ifade etmiştir.) ve sanık ...ün www....com sitesinin açılışı nedeniyle yaptığı konuşma da örgütün varlığına delil kabul edilmiştir. Bu süreçte sanıklardan ...'ün eski komutanı ... vasıtasıyla gazeteci olarak tanıdığı ve bir süre yanında bulunduğu anlaşılan, ...'in dolandırıcılık suçu nedeniyle gözaltına alınması sonrasında, ... ve ...'ın sorgulandıkları, .. ve ... ev ve...Dergisi Bürosu olarak kullandıkları işyeri aramalarında, mahkemece örgüt dokümanı olarak kabul edilen dokümanların bulunduğu, ..'in kefaletle serbest kalması sonrasında yurt dışına çıkış yaptığı ve bir daha dönmediği soruşturma ifadesi dışında da ifadesinin bulunmadığı, dosyaya getirilen ses kaydında ise gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına dair bulguların mevcut bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu dokümanlar nedeniyle soruşturmanın .. Müdürlüğü ... Şubesine devredildiği, dosyamız sanıklarından o tarihte şube müdürü olan ...'ın .. Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığından 15.03.2001 tarihinde olayla ilgili proje soruşturma izni alması üzerine ... Şubesiyle olayın araştırılması için yazışma yapmış, ancak ...t Şube Müdürlüğü'nce bu konuda çalışma yapılmaması nedeniyle ... Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın onayı ile 14.11.2002 tarihinde proje çalışmasının sonlandırılmasına, evrak ve belgelerin iadesine karar verilmiştir. Evrak ve belgeler ....'e ulaşılamadığı için iade edilememiş,...'a ise 04.07.2003 tarihinde iade edilmiştir....an'ın kollukta yapılan mülakat çözüm tutanağına göre, dokümanların kendisine ... tarafından redakte işlemi için getirildiği, kendisinin redakte etmesinden sonra ..'e verdiğini ifade etmiştir. Dosya içerisinde ..'in .. ismi yazılı masada ve resmi önünde çekilmiş fotoğraflarının da bulunduğu belirlenmiştir. Sanık ..'ın ise .. ile .. dergisini çıkardığı ve aynı binayı iş yeri olarak kullandıkları, ..'ın medya ile ilişkili olup ..Şubat sürecinde de gündemde olan bazı kişilerin medyada açıklama yapmasına yardımcı olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sanık ...,...'i ... Müdürlüğü ....Şubesindeki ... yakın kişilerin gözaltına aldırdıklarını, bu grubun ... ve çevresinde bulunanlara yönelik operasyonu kendisine yaptırmak istendiğini anladığını ifade etmiştir....'den elde edilen ... Analiz Yeni .... Yönetim ve .... Projesi üzerinde ... Kriminal Polis Laboratuvarı... Başkanlığı tarafından yapılan inceleme sonucu düzenlenen 04.09.2009 tarihli Ekspertiz Raporuna göre belgenin 24. sayfasının sağ alt bölümündeki 'En içten saygı ve şükranlarımızla' ibareli yazıların alt satırında yer alan karalanmış bölümde 'Strateji Grubu' ibarelerinin bulunduğu ve üzerinin siyah renk mürekkepli bir kalemle karalandığı ayrıca karalanan hatlarda kalem ucu presyonuna bağlı, kağıdın dokusunda meydana gelen flaj izi derinliğinin mevcut olduğu, mürekkep akışının bulunduğunun belirlendiği ve bu bulgulara atfen 'Strateji Grubu' ibareli yazıların üzerindeki siyah renk mürekkepli kalemle karalanan hatların fotokopi/montaj yoluyla değil, ıslak mürekkepli kalemle husule getirilmiş olduğunun belirtildiği, .... Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi başlıklı örgütün ana dokümanı kabul edilen belgenin sanıklarda ele geçen ve dosyada bulunan tüm suretlerinin de aynı şekilde karalanmış fotokopi yada dijital suretleri olduğunun görüldüğü anlaşılmıştır. ... Teşkilatı'nın 09.05.2008 tarihli yazısından, isimsiz mektupla yapılan ihbar ve ekindeki CD'lerdeki bilgiler, açık kaynak ve arşiv bilgileri ile sınırlı yapılan çalışmanın, 2003 yılında ...Başkanı ve ...'a sunulduğu, bu çalışmanın özetinin ise 2006 yılında yine ... ve ...... Başkanı 'na sunulduğu, ... adı kullanılarak yapılan çalışmadan, devleti rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabası izlenimi edinildiği, dokümanlardaki iddiaların büyük çoğunluğunun özellikle ... Dergisi ve diğer basın yayın organlarından alıntılar şeklinde ve iddia niteliğinde hususlar olduğu; yine ... Teşkilatı'nın 30.12.2008 tarihli yazısında önceki yazı içeriği tekrar edilerek, iddia niteliğindeki bilgilerin organize faaliyetlerin işaretlerini taşıdığı, yeni bir yapı altında, yeni yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olduğu belirtilmiştir. .... Başkanlığı'nın 14.01.2009 tarihli yazısında ise .... tipi yapılanmaya ilişkin bilgi belge bulunmadığı bildirilmiştir. ... Komutanlığı'nın 04.08.2010 tarihli yazısında, dokümanların kapak tasarımlarının ve yazım benzer nitelikte olduğu, dokümanlarda bölüm ilk cümlelerinin ilk harfinin dergilerde kullanılan karaktere uygun şekilde diğer harflerden büyük olduğu, DVD içindeki dokümanların yazan hanesinde "...." veya "..." şirket bölümünde "..." yönetici hanesinde "...." yazılı olup 1999-2001 yılları arasında oluşturulduğu dijital virüs nedeniyle yazan hanesindeki ismin "...." olarak değiştiği dokümanlar içeriğinden ulaşılan ... Dergisinin 1998 yayınlanmaya başlandığı, ...Yönetmeninin ..., ...Koordinatörünün ...olduğunun bildirildiği; yine ... Komutanlığının 06.05.2010 tarihli yazısında ise iddianamede anlatılan örgüt yapılanması ve eylemlerine ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı şeklinde cevap verilmiştir. .... Müdürlüğünün 06.01.2009 tarihli yazısında ... örgütü ve diğer örgütlerin ....la bağlantısının 12.06.2007 den önce bilinmemesi veya deşifre edilmemesi nedeniyle bu tarihten önce operasyon ve soruşturmaların anlamlandırılamadığı; yine aynı Kurumun 21.01.2009 tarihli yazısında ... örgütü ve bu örgütle bağlantılı suç terör örgütlerine ilişkin bilgilerin iddianamede var olan bilgilerle sınırlı olduğu soruşturma sürecinde elde edilen tüm bilgilerin soruşturma Cumhuriyet savcısı'nın kontrolünde, adli makamların uhdesinde bulunduğu; 18.03.2010 tarihli tarihli cevabi yazıda ise ele geçen dokümanların içerik ve şekil yönlerinden örgütsel nitelik taşıdığı ve devlet otoritesini, kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, yönlendirmek, alternatif bir otorite ortaya çıkarmak suretiyle, devlet otoritesini ele geçirmeyi hedef aldığı değerlendirmesi yapılmıştır. ....Müdürlüğünün Mahkemece hükme esas alınan 05.06.2008 tarihli yazısında ise ...isimli herhangi bir terör örgütüne ilişkin daha önceden intikal etmiş soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin bulunmadığı dolayısıyla soruşturma konusu yapılanmanın yeni ortaya çıkartılmış 3713 sayılı Kanun'un tanımladığı terör örgütü niteliğinde bulunduğu bildirilmiştir. Örgütün ana dokümanı olarak kabul edilen “... Analiz Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” belgesine göre, ...örgütünün, .... örgütü Başkanı/Komutanı'na bağlı olarak .. Dairesi Komutanlığı, ... Analiz Değerlendirme Komutanlığı, ...Dairesi Komutanlığı,...Daire Başkanlığı, ... .... Dairesi Komutanlığı, .. Planlama Dairesi Başkanlığı olmak üzere altı departman ve doğrudan .... Başkanlığı'na bağlı olarak ..Dairesi şeklinde örgütleneceğinin; yine örgütün ana dokümanı kabul edilen “Lobi” belgesinde ise ... tarafından atanmış ... departmanına bağlı ..... ve Propaganda, Hukuk, Uluslararası ilişkiler olmak üzere sekiz departman şeklinde örgütleneceğinin ve .. departmanın iki sivil köprü eleman ile ...ile irtibatı sağlayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Buna karşın mahkemece kabul edilen .. ana yapılanmasının: ... yapılanma, Devlet kurumlarında yapılanma, ...yapılanma, .. yapılanması, Terör örgütü yapılanması şeklinde oluştuğu; ...yapılanmanın ise ...Toplum Kuruluşları, ... ve İletişim Yapılanması, Hukuk, ... Başkanlığı şeklinde örgütlendiğinin kabul edildiği; karar yerinde örgütün hiyerarşik yapısının ortaya konulamadığı, departmanlar ya da hücre yapılanmaları arasında irtibatın ne suretle sağlandığı; astlık-üstlük ilişkisi, emir-talimat verme yetkisinin her bir sanık için ayrı ayrı değerlendirilerek kime bağlı faaliyet yürüttüğü ve kabul edilen örgüt hiyerarşisindeki yerinin somut delillerle ortaya konulmamış, sanıkların örgütün ana belgeleri kabul edilen dokümanlardaki ibarelere atıflar yapılmak suretiyle örgüte bağlandığı anlaşılmış olup, örgütün nerede, ne zaman, kimler tarafından ne amaçla kurulduğu somut bilgilerle tespit edilmemiştir. ... Partisinde ele geçen “...” ve “...”; ...Derneği'nin ...'daki Genel Merkezinde yapılan aramada bilgisayarda bulunan “önemlinotlar.doc” isimi word belgesi, ...'nun ev aramasında bilgisayarda bulunan elektronik posta mesajı, ...'ın ev aramasında bulunan CD içerisindeki “İşte Gerçek ...: -....” başlıklı yazı, ...'ın işyeri aramasında Harddisk içindeki ".....- e....doc ...- .....doc” ... -....doc, ....doc ile ... ve.......'da ele geçen “Kurtlar Vadisi ... başlıklı dokümanların CMK'nın 134 maddesine aykırı olarak toplanan kanıtlar niteliğinde bulunduğu gözetilmemiştir. Örgüte ilişkin tüm dokümanlara 2001 yılında ... hakkındaki dolandırıcılık suçu nedeniyle .. Müdürlüğü tarafından el konulduğu, örgüt ana dokümanı olarak kabul edilen .. belgesinin 12.07.2006 tarihinde aloihbar. com da yayınlanmış olduğu; Örgüt ana dokümanı kabul edilen ... Analiz Yeniden Yapılanma Geliştirme Projesi ve Lobi belgelerinde örgüt dokümanlarında rastlanmayacak biçimde ve birden fazla '.... içinde kurulu bulunan '... Örgütü' ifadesine yer verildiği; yine örgüt dokümanlarında rastlanmayan biçimde örgüt dokümanının içindekiler dizini oluşturulduğu görülmektedir. ...'ın anılan belgelerin kendisine redaksiyon işlemi için ..tarafından verildiği ve kendisinin düzeltmeler yaptığı yolundaki beyanları ve ele geçen dokümanlarda farklı nüshalarda düzeltme ve değişiklikler yapıldığı da nazara alındığında çok gizli olması gereken bu nedenle örgüt üyelerinin dahi bilmesinde sakınca bulunan bu belgelerin düzeltme amaçlı olarak ..... üzerinden ...'a verilmesinin mahkemece kabul edilen örgütün büyüklüğü ve gizlilik hususundaki prensipleri ile ne suretle örtüştüğü, karar yerinde açıklanıp tartışılmamıştır. .... Komutanlığı'nın 31.12.2008 tarihli yazı içeriğinde yer alan dokümanlara ilişkin tespitlerin karar yerinde değerlendirilmediği; ...Teşkilatına ... adı ve isimsiz mektuplar ekinde 6 CD olarak gelen ihbara konu edilen dokümanlar ve arşivde yer alan teyit edilmemiş bilgilere göre hazırlanan çalışma, 2003 ve 2006 yıllarında Genelkurmay Başkanı'na ve Başbakan'a sunulduğu anlaşılmaktadır. .... Teşkilatı tarafından mektup ve eklerindeki CD'lerin, farklı kaynaklardan gelen birbirini doğrulayan ihbarlar şeklinde nitelendiği gözetilmeden, mahkeme bu ihbarları istihbari bilgi değerlendirmesi yapılarak kabule esas almıştır. Örgüt ana belgelerinde ...içerisinde kurulu bulunduğu sık sık vurgulanan... örgütü hakkında ...... Başkanı ...'ün tanık sıfatıyla verdiği ifadelerinde; .... Teşkilatı tarafından tarafından kendisine verilen belge dışında, .. örgütü diye bir örgütün olduğu, faaliyet gösterdiği yönünde bilgisinin olmadığını, .. örgütü belgesi diye gelen belgede büyük tutarsızlıklar bulunduğunu, geçerli ve tutarlı olmadığını değerlendirerek, kayıtlı olarak gelmediği için ...Başkanına gönderdiğini,...Başkanın teamül gereği ciddi bir şey bulunması durumunda tekrar kendisine dönmesi gerektiğini, ancak kendisine dönüş yapmadığını beyan etmiştir. Örgütün ana dokümanı kabul edilen “Analiz Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” belgesinde suikastın bir metot olarak kabul edilmesi gözetildiğinde, “.... 2000” belgesinde faili meçhul cinayetlere olumsuz yaklaşılmasının keza ...örgütü yöneticilerinden olduğu kabul edilen bir sanık hakkında “... ve ....” başlıklı örgüt dokümanların da tahkir edici ibareler bulunmasının nedenleri; “...” başlıklı dokümanda .....yerine....'nın gelmesinin ne suretle örgüt ilişkisi kabul edildiği açıklanmamıştır. ...'da meydana gelen trafik kazası sonrasında başlatılan soruşturma çerçevesinde cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak, hakkında tevkif ve yakalama müzekkeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek suçlarından mahkumiyetlerine karar verilen kişilerin ...örgütünün bir hücresi olduğu somut deliller ortaya konulup tartışılmadan kabule konu edilmiştir. ...'in gözaltında verdiği ifadeye göre oluşturulan ... örgüt şemasının, örgüt dokümanları olarak kabul edilen dokümanlardan ve mahkemenin örgüte ilişkin kabulünden farklı olup, ...'in belirttiği bir çok isim hakkında dava açılmamış bulunduğu, sanık....'den ele geçen şemanın genel hatları ve içeriği itibariyle ... örgütü şeması olarak kabulünün mümkün bulunamayacağı nazara alınmamıştır. Sanık ...'in gözaltında kolluğa ifade verdikten sonra sorguya sevki sırasında oluşturduğu anlaşılan örgüt şemasının örgüt ana belgeleri ve mahkemenin kabul ettiği örgütlenme şeması ile uyumlu olmadığı gibi bu şemayı ne amaçla çizdiği yolundaki savunması da değerlendirilmiş değildir. İmzasız ihbar mektupları ve ekinde gönderilen CD'ler ile arşive yansıyan açık kaynak bilgilerine göre ... Teşkilatı'nın oluşturduğu örgüt şemasında yer alan bazı isimlerin dava sürecinde açık hale getirildiği, bir çok ismin hala bilinmeyecek biçimde kapalı bulunduğu ve bu suretle karar verildiği anlaşılmıştır. ... örgütünden ilk kez bahseden sanık ...r'in örgütün canlı bir örgüt olmadığına dair beyanlarına ne için itibar edilmediğine yönelik mahkeme kabulü (sanığın 1997 yılındaki açıklamalarında örgütün dağıtılmış olduğuna ilişkin açıklamaları karşısında) dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Örgütün kuruluşuna ilişkin Avrupa'daki bazı ülkelerde yapılan soruşturmalara atıfta bulunulmak suretiyle, varsayıma dayalı olarak.... bünyesinde ....örgütü olarak kurulduğu kabulüne yer verilmiş, yine sanıklar .... ile ... arasında geçen, ....'ın ... Komutanı .. tarafından verildiğini söylediği ve kendisinde ele geçen “....” kartı ve aynı zarf içinde bulunan yemin metninin 09 Mart 19... darbecileri olarak belirttiği kişilerin, bu yapılanmaya ilişkin olarak kullandıkları bir isim ve parola olduğu yönündeki iletişim tespit tutanağına yansıyan ifadesi karar yerinde tartışılmaksızın sanık ... ...'da ele geçen yemin metni ve “...” yazısı, örgütün varlığına delil kabul edilmiş karta yazılı ...un aslında ... olduğu ancak baskı hatası nedeniyle ... yazıldığı belirtilerek, örgütün 1971 tarihinde de var olduğuna kanıt kabul edilmiştir. ...'ün ... hakkında fezleke bulunduğunu bilmesinin örgütün varlığına delil kabul edildiği gibi, .....'nun bilgisayarında bulunan resimde ... yazılı olması da .... örgütünün somut deliller gösterilmeden ...örgütüne bağlı bir örgüt olarak kabulü ile dolaylı olarak, örgütün varlığına delil kabul edilmiştir. Sanıklar ... ile ... arasında gerçekleşen, sanık ...'ın 15.03 2001 tarihinde proje çalışma onayı aldığı .. soruşturmasının, davada yargılanan bazı sanıklarla sınırlı olduğu ve...nun 1990'lı yıllarda ...daki faili meçhullerle ilgili halen faaliyeti olmayan bir örgüt olduğu yolundaki söylemleri iletişim tespit tutanağı içeriği ve dosya kapsamı ile değerlendirilmesi yerine, örgütsel gizliliğe dolayısıyla örgütün varlığına; ..... ve ...'in beyanlarının hayatta olmayan kişiler ve çevreden duyuma ilişkin oldukları gözetilmeden ergenekon örgütünün varlığına delil kabul edilmiştir. ....'nın ölümü nedeniyle ...onun taziye ilanı verdiğine ilişkin Av. ...'nun bir TV kanalında söylemlerine konu edilen ilan metni dosyaya getirtilip incelenmemiş, ... mahkeme huzurundaki savunmasında; ...'in ifadesini değiştirmesi için kendisine baskı yapmadığını ifade etmiş olması karşısında ....'in telkini ile ifade değiştirmesinin ne suretle örgütün varlığına delil kabul edildiği karar yerinde tartışılmamıştır. ....sine el bombası atılmasına ilişkin davada yargılanan Sanık ...'ın ...esi ve... eylemleri nedeniyle yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde bozmadan önceki ifadelerinde yer almayan ...örgütüne ilişkin beyanlarının, olaydan yaklaşık 2 yıl sonra, anılan davada 13.02.2008 tarihinde mahkumiyet hükmü kurulmasından sonra sanık, tanık ve (gerekçeli kararın 2. Kitap A- 1910 sayfasında yazılı olduğu şekliyle) gizli tanık olarak verdiği ifadeler, aralarındaki oluşa ilişkin çelişkiler giderilmeden, bu ifadelerin önceki ifadelerine neden üstün tutulduğu karar yerinde gösterilmeden ve aynı olay nedeniyle ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkumiyetlerine karar verilen..., ....., ..., ..'ın aşama ifadeleri ve .... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulan ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından esasa girilmeden birleştirme zorunluluğundan bahisle bozulan önceki mahkumiyet hükmüne neden itibar edilmediği de karar yerinde açıklanmadan, eylemin ... örgütü adına işlendiğinin kabul edilmesi ve Ümraniye'deki evde ele geçen el bomları ile ... eyleminde kullanılan el bombaları arasında kesin olarak irtibat kurmaya elverişli veri bulunmadığı nazara alınmadan, ...sine atılan el bombalarından biri ile ... aramasında ele geçen 27 el bombasından iki adedinin sadece üretim yılının aynı olduğundan hareketle bombalar ile eylem arasında bağlantı kurulmuştur. Önceki ifadelerinde örgüt hakkında beyanı bulunmayan ve hakkında TCK'nın 221. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümleri uygulanan sanık Habip ....'ın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla verdiği sonraki beyanları ve ....'in yazdığı mektupların soruşturmayı akamete uğratmak için dezenformasyon amacıyla yazıldığı kabul edilmesine rağmen somut deliller ortaya konulmadan olayın ergenekon tarafından kurgulandığı; yin....'den ele geçen S-1 dokümanı ile ... ilçesinde yapılan aramada ele geçen silah ve mühimmatın somut deliler gösterilmeden örgüt belgesi ve silahların ..... örgütü faaliyeti çerçevesinde yapılacak eylemlerde kullanılmak amacıyla saklandığı kabul edilmiştir. Cumhuriyet ...'nun ve darbe planlarının örgütle ilişkisinin somut delilleri ile ortaya konulmaması, .....soykırımı iddialarına ilişkin yurt dışında hukuki mücadele zemininde meşru faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan ....sinin, kanıtları gösterilmeden örgütün sivil toplum kuruluşu olduğuna karar verilmiştir. ... hakkında ...'nun öldürülmesi nedeniyle açılan davanın tefrik edildiği gözetilmeden, yine ....'nın iş yeri aramasında bulunan kasetlerde yer alan “... ile .... arasında geçen telefon konuşmasına” ilişkin kayıtların hukuka uygunluğu tartışılmadan örgütün varlığına delil kabulü hukuka uygun bulunmamıştır. ... Planının, ...'in bilgisayar günlüklerine dayanması, bu planların ... tarafından gündeme getirilmesi, ...'in günlük tuttuğunu ancak darbe planlarına ilişkin kısımların sonradan eklendiği yönündeki beyanı dikkate alınarak ..., ... ve ... hakkında tefrik edildiği anlaşılan soruşturma dosyasının akıbeti araştırılıp Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde dosya içerisine alınmadan “darbe günlükleri” olduğu kabul edilen günlüklerin, sanık .... .'ın bilgisayarında CMK' nın 134 maddesi hükümlerine uygun olmayan biçimde elde edilen belgelerle doğrulandığı ve ...'e ait olduğu kabul edilip, dolaylı olarak örgütün varlığına delil kabul edilmiştir. ..dokümanı olarak kabul edilen .. belgeleri ile Cumhuriyet Çalışma Grubu'na ilişkin belgelerin içinde bulunduğu .....Komutanlığı'nda ele geçtiği ileri sürülen 5 nolu Harddisk ve diğer dijital veriler ile ...Davası olarak bilinen dava kapsamında ele geçen dijital delillerle ilgili manipülasyon yapıldığına ilişkin hükümden sonra ortaya çıkan raporlar, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde “ ... İle Mücadele ... Planı ile bağlantılı ...” olarak bilinen dava da ve.... Davasında yeniden yargılama üzerine verilen beraat kararı ile sanık ...'in hükümden sonra verdiği 28.09.2015 havale tarihli dilekçesi içeriği de gözetildiğinde örgütün varlığına ilişkin yeniden hukuki değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmalıdır. Bu tespit ve açıklamalar bağlamında, .... Başkanlığı ve ... Komutanlığının yazılarında ..örgütünün varlığına ilişkin bilgiler bulunmadığı, ...Teşkilatı Müsterşarlı'ğına örgüte ilişkin bilgilerin, istihbarat niteliği bulunmayan ihbarlar, eklerinde gönderilen dijital deliller ve açık kaynaklarla sınırlı olduğu, ... Müdürlüğü yazısına göre ise örgüte ilişkin bilgilerin ilk defa bu soruşturma ve dava kapsamında ortaya çıkmış olduğu belirtilmesine rağmen, ... Müdürlüğü yazısının kabule esas alındığı mahkeme kararında, örgütün nerede, ne zaman, kim ya da kimler tarafından ne amaçla kurulduğunun somut olarak ortaya konulmadığı, örgütün mahkemece kabul edilen büyüklüğü karşısında, dokümanların örgütün varlığını açıklamak için yeterli olmadığı, örgüt faaliyeti kapsamında daha önce işlenmiş suçların ortaya konulamadığı, sanıkların örgütle nerede ne zaman kimler vasıtasıyla organik ilişki kurdukları açıklanmadan ve somut delilleri ortaya konulmadan dokümanlarda yazılı soyut cümlelere atıf yapılarak örgütle bağlantılarının kurulduğu; örgüt hiyerarşisinde konumları somut olarak ortaya konulmadığı gibi, kabul edilen şekliyle departman/hücreler arasındaki köprü elemanları ve irtibatın ne suretle sağlandığının da ortaya konulamadığı; örgüt hiyerarşisinin ve köprü elemanların ortaya konulmamasının henüz örgüt hiyerarşisinde yer alan kişiler ile köprü elemanlarının belirlenememiş olması gerekçesi ile açıklanamayacağı; mahkemece kabul edilen şekli ile hiyerarşisi ortaya konulamayan örgütün, sevk ve idaresinin mümkün bulunmadığı gibi kendisini de gizlemesinin mümkün bulunmadığı; ... içinde kurulu olmakla birlikte sivil yapılanmaya da sahip olduğu ve 1971 yılında da var olduğu kabul edilen örgütten, ...Teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı, ... Komutanlığı ve ...Genel Müdürlüğü ile ... Kuvvetleri ... Başkanı ...'ün dahi örgütün varlığından haberdar olmamasının olağan kabul edilemeyeceği, keza varlığı kabul edilen bu örgütün diğer terör örgütlerini yönetip yönlendirdiğine dair delil bulunmadığı; örgütün varlığına esas alınan bazı delillerin hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı; örgütün varlığına kanıt kabul edilen deliller ile ilgili hükümden sonra ortaya çıkan bilirkişi raporları ve beraat kararları da gözetilerek, sanıkların dosya kapsamındaki atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı eylem ve faaliyetleri ile bu eylem ve faaliyetlerindeki irtibat ortaya konulduktan sonra, varsa iştirak iradesini aşan hiyerarşik bir yapılanmanın bulunup bulunmadığı ile bu yapıdaki konumları, bir ya da birden fazla oluşum ya da örgüt niteliğinde olup olmadığı; yine dosya kapsamındaki delil ve eylemlerle ilişkilendirilerek, varsa örgüt ya da örgütlerin nitelikleri de belirlendikten sonra, sanıkların eylem ve faaliyetleri ile örgütteki hiyerarşik ilişkileri somut delillerle ortaya konulup, hukuki durumlarının buna göre tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. IX-HÜKÜMETE KARŞI SUÇ Suçun konusu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yönetim gücünü temsil eden hükümettir. Hükümet, Anayasanın 109. maddesine göre Bakanlar Kuruludur. Cebir kullanılarak Hükümetin görevini yapamaz hale getirilmesinde, Anayasayı İhlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda 'Hükümete karşı suç' tan söz edilebilecektir. Teşebbüs suçudur. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte, görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi olarak tanımlanmış olup, bu suç Anayasal düzenin temel organlarından olan Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik, teşebbüse ait icra hareketlerini tamamlanmış suç gibi cezalandırmaktadır. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükümetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinin Değerlendirilmesi Mülga 765 sayılı TCK 147. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren, ıskat veya vazifesini görmekten cebren men edenlere, bunları teşvik eyleyenlere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde yapılan düzenleme ile fiil tanımlanarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu suç, siyasi iktidar aleyhine suçlardandır. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmıştır. İcra organından kasıt hükümettir. Hükümet, Anayasaya göre Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir. İcra organı hem idari fonksiyonları hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Hükümet aynı zamanda devletin anayasal düzeni içinde bir kurumsal yapıyı ifade etmektedir. Bakanlar Kurulu bir bütün halinde siyasi iktidarı temsil etmektedir. Başbakan ve Bakanlar çift sıfata sahiptirler. Bunlar Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak siyasi icra iktidarlarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde, idari fonksiyon göstermektedirler. Yani idari birer şeftirler. Bu mahiyetleri ile de devlet kuvvetlerini ve devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Suçun konusu icra fonksiyonlarıdır. Bu nedenle tek tek Bakanların fonksiyonları veya Başbakanın aleyhine yapılacak tecavüzler, bu suçu meydana getirmeyecektir. Bakanlar Kurulu karar alma makamıdır. Cumhurbaşkanına ve Başbakana ait olmayan bütün karar yetkileri kabineye aittir. Başbakan, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesinden sorumludur. Sadece bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görevini engelleyecek mahiyette ise bu takdirde hükümet fonksiyonlarının engellendiği kabul edilmelidir. Suçun Unsurları: Hareket: Belirli neticelere yönelmiş maddi bir harekettir, neticeye doğurmaya elverişli bulunmalıdır. Netice doğurmaya elverişli olmayan bir hareket bu suç anlamında hareket sayılmaz. Bu anlamda hazırlık hareketleri, irade uygunluklarını ifade eden fiili birleşmeler hareketi meydana getirmemektedir. Bu hareketler başka suçları oluşturabilecektir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 24.04.1972 tarih 30/29 sayılı kararında da yer aldığı üzere Anayasayı ihlale matuf cemiyet veya silahlı çete kurulması veya propaganda yapılması bu maddeyi ihlal sayılmayacak, bu şekildeki hareketler şartları gerçekleşmiş ise mülga 765 sayılı TCK'nın 168-171 maddeleri gereğince cezalandırılacaktır. Netice: Bu suçta neticenin gerçekleşmesi aranmakta teşebbüs tamamlanmış suç gibi cezalandırılmamaktadır. Suçun oluşumu bakımından aranan netice, icra fonksiyonlarının, cebren men veya icra organının ıskat edilmesidir. Bu şekilde hükümetin siyasi karar alma iradesi engellenmiş, kısmen yok edilmiş veya ıskat yoluyla tamamen bu imkan ortadan kaldırılmıştır. İcra organının fonksiyonunun ifası yönündeki iradesi kısmen veya tamamen ortadan kaldırılabilir. Bu ihlal geçici ya da kalıcı olması sonucu değiştirmez. Cebir: Doktrinde bir kısım yazarların görüşüne göre “fillin hukuka aykırılığı şeklinde anlamak gereklidir veya cebre matuf bir iradenin mevcudiyeti” yeterlidir, şeklinde değerlendirilmiştir. Bir icra organını hukuki yollardan düşürmek suç teşkil etmek bir yana parlamenter demokrasinin şartlarından biridir. Burada söz konusu olan cebren men veya ıskat keyfiyetidir. Cebir, “fertlerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek” gerçekleşmesi anlaşılmalıdır. Bu nedenle maddi olabileceği gibi manevi cebir şeklinde de gerçekleşebilir. Burada cebren hükümeti ıskat etmekle beraber, gaye hükümet sistemini değiştirmek ise fiil 146. maddeyi ihlal etmiş olacaktır. Bu suç 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde yer almaktadır. Suçta korunan hukuki değer “Anayasayı İhlal” suçuyla aynıdır. Eski Ceza Yasasında 147. maddedeki suçtan farkı “teşebbüs suçu” olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla hükumetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Bu suçta cebir ve şiddet “suçun unsurudur”. Doktrinde cebir unsurunu, maddi cebir olarak anlayanların yanında, “fertlerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek” tehditle de gerçekleşebileceğini savunan görüşler de bulunmaktadır. Manevi Unsur: Suçun manevi unsuru kasttır. Özel kastın mevcudiyetine ihtiyaç yoktur. Yeni TCK 312. maddede yaptırıma bağlanan suçun sadece “maddi Cebir ” ile işlenebileceğinin kabulü halinde, eski yasadaki düzenlemeye göre suçun unsurlarının değiştiği kabul edilmeli ve lehe yasa bu duruma göre belirlenmelidir. X-DEVLET SIRRI Sır, kelime anlamı bakımından, başkalarınca bilinmesinde sakınca görüldüğü için bir olayın, bir bilginin, bir durumun vb. dışarıya karşı korunmasıdır. Bu koruma ihtiyacı, sırrın içeriğini oluşturan konunun, başkalarınca bilinmemesinde yarar görüldüğünü açığa vurur. İnsan için bilginin ve bilme durumunun dereceleri varsa sır, gizlilik açısından en üstte yer alır. Gizlenen bilgi, üçüncü kişilerden özenle sakınılan bilgi, bir mahremiyet içerir, başkalarına kapalı, alenileşmemiş, gizlenmesinde yarar görülen bir bilgiye, bir olaya, bir duruma dair kapalı alandır. AİHS'nin 10/2 maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “devlet sırrının açıklanmaması” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır. Anayasa’nın 26. maddesinde düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceğini belirtirken, devlet sırrı kavramına yer vermiştir: “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut Kanun'un öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” Burada “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilere” yer verilmekle birlikte neyin yani hangi tür bilgilerin kastedildiği açık değildir. Yine Anayasa’nın 28. maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilmiştir.“…Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar.” Bu düzenlemede ise bir aidiyetten bahsedildiğine göre devletin “şahsileştirilmesi” söz konusudur.. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır. Yine aynı Kanun’un 125. maddesinde, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak gizli tutulamayacağı belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında “Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani mahkeme hakimin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile ilgili olarak karşılaştığımız bir başka yasal düzenleme ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı, “açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir.” Sırdan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler”dir. (TCK.m. 326-Gerekçe) Devlet Sırrı, açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m.3) Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere şiddetli cezalar öngörmektedir. 5237 sayılı TCK'da, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” adlı yedinci bölümde, 326. ile 339. maddeler arasındaki suçlardır. Bunun haricinde kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında 258. maddede "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir; "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler", “yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler”, "devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler". Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir. TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330. maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeleri” kastetmektedir. TCK'nın 334, 335, 336 ve 337. maddeleri, "yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler”den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir. Türk Ceza Hukuku yönünden açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir. Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir. Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişilerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir. Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz. Devletin idari makamları veya organları bilgi, belge veya şeylere açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler. Yetkisiz kimselere açıklanması sakıncalı görülen bilgilerin, önem derecesine göre sıralanması ve adlandırılmasına "gizlilik derecelendirmesi” denir. Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devletin faaliyetlerini veya menfaatlerini tehlikeye koyabilecek veya zarara uğratabilecek mesaj, doküman, rapor, araç, gereç, tesis ve yerler hakkında kayıt edilmiş veya edilmemiş bilgi ve belgeler "gizlilik dereceli bilgi veya belgeler” olarak adlandırılabilir. Bu bilgi veya belgeler gizlilik dereceli yerlerde saklanır. Gizlilik dereceleri, bilmesi gereken kişiler dışındakilere açıklanması veya verilmesi, milli güvenlik ve devlet menfaatleri bakımından sakıncalı görülen bilgi, belge ve malzemelere verilir. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; Gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır. Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, Devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Soruşturma ve Kovuşturma aşaması; Arama ve elkoyma işlemleri sırasında Devlet sırrı niteliği taşıyan belgelere tesadüf edilebilir. Daha önce de belirtildiği gibi 5271 Sayılı CMK’nın, 125/2. maddesi; “Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir.” şeklindedir ve bu kapsamda Cumhuriyet savcısı dahi, içeriği Devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri inceleyemeyecektir. 5271 sayılı CMK’nın 122. maddesinde ise, hakkında arama işlemli yapılan kişiye ait belgeleri inceleme yetkisinin Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğunun belirtildiği görülmektedir. Burada ayrımı yapılması gereken husus devlet sırrı niteliğindeki belgelerin soruşturma aşamasında sanıkta ele geçmesi durumudur. 5271 sayılı CMK’nın 125. maddesinin gerekçesinde resmi devlet kurumlarından mahkemelerin niteliklerini öngörerek isteyeceği devlet sırrı niteliğindeki belgelerden bahsedildiği görülmektedir. Bu açıdan soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı CMK’nın 122. maddesi gereğince, arama esnasında sanıklardan ele geçecek belgeleri inceleyebilecek ve bu belgelere ilişkin devlet sırrı olduğu şüphesine ulaştığı takdirde 5237 sayılı Kanun’un 125. maddesi uyarınca işlem yapılması için belgeleri muhafaza altına alacak fakat bunların niteliğine ilişkin mahkeme yerine geçerek araştırma yapamayacaktır. Devlet sırrı niteliğinde olduğu düşünülen belgeler için incelenmesi gereken diğer bir husus ise bu belgelerin ele geçtikleri tarihte halen sır ya da gizli niteliği taşıyıp taşımadıkları sorunudur. Eğer bilgi temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış (somut bilgiye dayalı olmayan tahmini veya rivayet şeklinde yorumlar olmamak koşulu ile) veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise artık sır olmaktan çıkacağı değerlendirilmelidir. Bu açıklamalar kapsamında belgelerin ele geçtikleri tarihte sır niteliğini taşıyıp taşımadıklarının araştırılması ve bu araştırma sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilecektir. Devlet sırrı niteliği şüphesi taşıyan belgelere ilişkin mahkeme araştırma yaparken konunun özelliği ve karmaşıklığına göre Devletin bu konudaki yetkili kuruluşlarından görüş alabileceği gibi, bilirkişi incelemesi yaptırması da mümkündür. Askerî Yargıtay Daireler Kurulu 21. 01. 1972 gün ve 1972/8-9 E. K. sayılı kararı ile "Siyasi veya askerî sırrın nelerden ibaret olacağını kanunlarımız tayin ve tespit etmemiştir. Bir malûmatın milli müdafaa bakımından gizli kalması icap eden bir malûmat olup olmadığını salahiyetli mahkeme takdir edecektir. Ancak, bir malumatın gizliliğini tayin teknik bir iş olduğu cihetle bunun halli için hâkimin bilgisi kâfi gelmez. Yetkili makamlar, milli savunmanın tahmil ettiği zaruretleri ve işbu malumatın elde edilmesinden tevellüt edebilecek zararların mahiyetini isabetle takdir edecek durumdadırlar. Bu bakımdan, tatbikatta, elde edilen malûmatın veya vesaikin mahiyetini tâyinde yetkili makamların rey ve mütalâalarına daima müracaat edilmektedir. Gerçekten, istihsal edilen malumatın vahamet derecesi, lehine casusluk yapılan devletin düşmanlık hissiyatına ve bu devletle olan siyasi münasebetlerin mahiyetine göre değişen nispi bir karakter arz edeceği cihetle yetkili makamlara başvurulmak suretiyle malûmatın gizlilik derecesinin tâyin ve tespit edilmesi zaruret ifade etmektedir” şeklindeki kararla aynı şekilde tespitler yapılmıştır. Bu açıklamalar kapsamında; 1- Soruşturma aşamasında Devlet sırrına ilişkin belge ve bilgilerin, CMK’nın 125. maddesi gereğince, mahkeme yerine Cumhuriyet savcılığınca incelenip niteliğinin belirlenmesi; 2- Ele geçen ve Devlet sırrı olduğu şüphesi duyulan belgelerin, ilgili kurumlardan Devlet sırrı olup olmadığı hususunda görüş alınması yerine konunun uzmanı olmayan .....savcılıklar ve .... Adli Müşavirliklerinden alınan görüşler doğrultusunda hüküm kurulması; 3- Mahkemece, belgelerin ele geçtikleri tarihte halen sır niteliğini taşıyıp taşımadıklarının araştırılması ve bu araştırma sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi; 4- Yasaklanan bilgileri temin etmek suçuna konu belgelerde hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmayacağından; suça delil kabul edilen belgelerin yasaklanma biçimlerinin hukuka uygun olup olmadığına ya da yasaklamanın suç tarihi itibari ile devam edip etmediğine yönelik araştırma yapılmaması suretiyle, Sanıklar ....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklarda olduğu gibi eksik soruşturma ile mahkumiyet hükmü kurulması, Usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. XI-MAHKEMENİN KABUL ETTİĞİ VAHAMET ARZ EDEN OLAYLAR: Gerekçeli kararda delil değerlendirmesinin yapıldığı 2. Kitap A kısmında, .... atılan bombanın kafile numarasının ... ilçesinde geçenler ile benzer olması, .... ilçesinde ele geçen bombalar ile ...'ın ilgisinin beyanları da desteklenen parmak izi maddi delili ile sabit olması, ....'in de... ile örgütsel bağlantısının da dikkate alarak .....'ın "...sine atılan bombaların .... tarafından .... semtindeki toplantıda verildiği'' şeklindeki beyanı dosya kapsamı ve maddi deliller ile örtüştüğü; Sanık ....'ın eylemleri gerçekleştirmek için daha önceden tanıdığı sanık .... aracılığı ile sanıklar.., .... ve ..'yi ayarladığını, türban-başörtüsü gibi dini değer veya sembollerle herhangi bir işleri olmayan sanıkların, bomba atma eylemlerinden önce barda toplantı yaptıklarını, daha sonra .....i'de bulunan..i binasına sanık ...'ın, ...'den aldığı el bombasını 05.05.2006 tarihinde ..ye verdiğini, sanık ...i'nin, sanıklar .. ve ..'dan ayrılarak bombayı atmasından sonra birlikte kaçtıklarını, 10.05.2006 tarihinde de ...'ın attığını, bu sırada sanık ...l'in yanında sanıklar ... ve ...nin olduğunu, sanık ...'nun olay yerinde olduğu; Sanık ...'ın, bizzat ...'den aldığı el bombasını 11.05.2006 tarihinde yanına sanık ... ve... olduğu halde ...sine atarak patlattığı; Sanıklar ...., .., ... ve ...'ın ...'ya birlikte arabayla geldiklerini, 16.05.2006 tarihinde sanıklar ..., .. ve ...'ın araçla... binası etrafına geldiklerini, sanıklar ... ve ...'ın arabada beklerken sanık ...'ın 5. katta bulunan 2. Daire Başkanlığına çıkarak keşif yaptığını, 17.05.2006 günü saat 09.45 civarında... binasına gelen sanık ...'ın, ruhsatsız silah ile aynı masa etrafında toplantı halinde bulunan 2. Daire Başkan ve üyelerini bir gazetede yer alan resimlerinden de teşhise çalışarak 10-15 saniye gözetleyip belirledikten sonra öldürmek kastıyla birkaç metre mesafeden maktul ve mağdurlara ateş ettiğini, bu eylem sonucu yaralanan maktul ..'in öldüğü, mağdurlar ....,.....,.....,....., ve ...'nun yaralandığını, olay yerinde bir kez tavana muhtemelen kaçmasını kolaylaştırmak amacıyla korku vermek için ateş eden ve eylem sırasında herhangi bir söz sarf etmeyen, slogan atmayan sanık .....'ın, panikten yararlanıp kaçmak için çıkış noktasına geldiği sırada güvenlik görevlilerini görmesi üzerine tavana ateş ettiği ancak görevlilerce yakalanarak etkisiz hale getirildiği; Sanık ....'ın ....ine bomba atılması ve...'a saldırı eylemlerini belli bir plan dahilinde yürüttüğü, sanıklar ..., ... ve ...'ı .... bombalamaları eylemleri karşılığındaki paraları orada vereceğini belirterek...'ya götürdüğünü; Sanık .....'ın kendisine ...Terör Örgütünce verilen görev ve görevi yerine getirmesi ile önemli yerlere geleceği, çalışmasına gerek kalmayacağı şekilde maddi rahata kavuşacağı vaadi ile eylemlere katıldığını, sanıklar ..., ..., ... ve ....'ın münhasıran maddi çıkar vaadi ve beklentisi için ....sinin bombalanması eylemlerine katıldıkları; Sanık ....'ın, ...i saldırıları konusunda itibar edilen beyanlarında, kendisinin ... ve ... Terör Örgütü ile bağlantısını kabul ettiğini, ...tesi saldırılarının .... ve ....'in talimatı ve .....'in verdiği bombalar ile gerçekleştirildiğini beyan ettiği; ...saldırısının ise, ...si saldırılarından hemen sonra olması, her iki eylemin de aynı amacı gerçekleştirmeye yönelik olması, eylemlerde de aynı kişilerin istihdam edilmesi hususları birlikte değerlendirerek bu eylemin de ... Örgütü Yöneticisi ..... ve ....'ün talimatı ile gerçekleştirildiği; ....sine 3 kez bomba atılması ve akabinde... üyeleri'nin heyet halindeyken hedef alınarak bir üyenin öldürülüp, diğerlerinin öldürülmeye teşebbüs edilmesi bireysel olmadığını, eylemin örgütsel bir eylem olduğunu, bu eylemlerin dinsel güdülerle değil, ... Örgütünün hedeflediği amaç suçların gerçekleşmesi için işlenen eylem olduğunu, sanık... önemli bir .... Örgütü üyesi olduğunu, ...sinin bombalanması eylemlerine katılan sanıklar ...., ...ve ...'nin ... Örgütü üyesi olmamakla birlikte ... Örgütü adına suç işleyen kişilerden olduğunu, ....sinin bombalanması eylemine katılan sanık ....'ın ise ... Örgütünün üyesi olduğu; Bu eylemlerin ve özellikle ... saldırısının dosyadaki amaç suç olan hükumeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun gerçekleşmesine neden olacak niteliğe sahip olduğunu, ancak sanık ...'ın olaydan hemen sonra yakalanması ve soruşturma makamlarının etkin çalışmalarıyla irtibatlarının hızla ortaya çıkarılmasından dolayı bu eylem kendisinden beklenen ülkede askeri darbe yapılması sonucunu doğuramadığı; Bu eylemlerin, süreklilik arzeden ve belli bir zaman diliminde, amaç suçların gerçekleşebilmesi için işlenen ve dosyadaki sair eylemler ile organik bağı olan örgütsel nitelikteki eylemlerden olduğu, eylemler öncesi ve işlenmesi sırasındaki yapılan hazırlıklar ve organizasyon, sonrasında meydana gelen olaylar ve dezenformasyon faaliyetleri, iddianamelerde sanıklara isnat edilen suçlar ile ...sine atılan bombalar ve Danıştay saldırısı arasındaki ilişki, işlenen suçların sonuç ve etkileri dikkate alındığında eylemlerin ... Örgütü mensupları tarafından gerçekleştirildiği; ...Örgütünün her iki eylemdeki amacının, TCK'nın 312/1 maddesine uyan .. ve ... Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemek olduğu anlaşıldığından, eylemlere katılan sanıklar her ne kadar örgüt yöneticisi, örgüt üyesi ve örgüt adına suç işlemek suçlarını işlemiş iseler de eylemlerinin bütün halinde TCK'nın 312. maddesine uyan suçu oluşturduğu; Gerekçeli kararın sanıkların bireysel değerlendirmesinin yapıldığı 3. Kitap kısmında ise, Sanık .. hakkında, .... terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanığın eylemlerini.... Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda ve örgüt yöneticilerinden sanıklar .. ve ..'ün talimatları ile yerine getirdiğini, hiyerarşik yapıya dahil olarak eylem yaptığı; Nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs suçları yönünden, ...saldırısı eylemini ... silahlı terör örgütü adına, örgüt yöneticilerinden......'in talimatı ile yerine getirdiği; Sanık.... hakkında, Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanığın ...Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda, sanıklar ... ve...'in emir ve talimatları üzerine el bombalarını ....sine attığını ve diğer sanıklara attırdığını, sanığın bu eylemlerini ... Silahlı Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda ve örgüt yöneticilerinden sanıklar ... ve ..'ün talimatları ile yerine getirdiğini, hiyerarşik yapıya dahil olup, sanıklar .....ve ...'e bağlı olarak örgütsel faaliyet yürüttüğünü, bu nedenle sanığın ... Silahlı Terör Örgütü üyesi olduğu; Danıştay saldırısı eylemi nedeni ile sanık ...'ın örgüt içerisindeki konumu itibariyle sanık ...'a emir ve talimat verecek konumda olmaması, ... saldırısı eyleminde sanık ....'ı azmettirdiği veya eyleme bizzat iştirak ettiği yönünde delil bulunmaması, olay günü olay yerinde olmaması hususları, sanığın kendi beyanı ve dıger sanıkların beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirerek suçun işlenmesi sırasında sanığın yardım ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, sanığın atılı suçları işlediği sabit olmadığı; Sanıklar .... ile sanık İ....hakkında, TCK'nın 312. maddedeki suç yönünden, sanıkların, örgüt yöneticilerinden sanıklar ..... ve ....'ün talimatı ile sanık ... tarafından Cumhuriyet Gazetesine el bombası atılması eylemine katıldıklarını, eylemde bombanın insanların bulunduğu bir ortama atılarak kişilerin hayati tehlikeye düşürülmesine sebep oldukları, sanıklar bizzat bombayı atmasalar da, asıl bombayı atan .....'ın yanında bulunup suçun işlenmesini kolaylaştırarak suça iştirak ettikleri, bu nedenlerle de asli fail gibi olmasalar da suçun işlenişine yardım eden olarak cezalandırılmaları gerektiği; Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanıkların, hiyerarşik yapıya dahil olmadan, sanıklar .... ve ...'a bağlı olarak hareket ettikleri, bu nedenle sanıkların ... Silahlı Terör Örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri; Mala zarar verme suçu yönünden, sanıkların iştiraki ile sanık.... tarafından 11.05.2006 tarihinde atılan el bombasının patladığını, bu olay sırasında .....sinin binasında zarar meydana geldiğinden sanıklar ... ve ..'ın asıl failin yanında bulunmak ve suçun işlenişini kolaylaştırmak suretiyle üzerilerine atılı mala zarar verme suçunu işledikleri; Danıştay saldırısı nedeniyle sanıklar....., ...'ın konumları itibariyle sanık ...'a emir ve talimat verecek konumda olmamaları,.....saldırısı eyleminde sanık ...'ı azmettirdikleri veya eyleme bizzat iştirak ettikleri yönünde delil bulunmaması, olay günü olay yerinde olmamaları, olaydan bir gün önce sanık ... ile birlikte ..... binası yakınına gitmiş ise de arabada beklemek suretiyle yapılan keşif işlemine katılmamaları hususlarını, sanıkların beyanları ve diğer sanıkların beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirerek suçun işlenmesi sırasında sanıkların yardım ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği bu nedenle sanıkların atılı suçları işlemedikleri; Sanık .... hakkında, Danıştay saldırısı yönünden, sanık ....'ın bu eylemi, ... silahlı terör örgütü adına, örgüt yöneticilerinden ...'in talimatı ile yerine getirdiği; Sanık .... hakkında, Danıştay saldırısı yönünden, sanık ....'ın bu eylemi, .. Silahlı Terör Örgütü adına, örgüt yöneticilerinden sanıklar .... ve .....in talimatı ile yerine getirdiği, Mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Mahkemenin Kabulüne Göre Sanıkların Suça İştirakleri ve Sorumluluklarının Tespiti Suça İştirak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda asli iştirak/fer'i iştirak ayrımı kaldırılmıştır. Yasa gerekçesinde belirtildiği üzere mülga 765 sayılı TCK'da kabul edilen sistemin en önemli sakıncası, kişinin suçun işlenişine katkısının, gerçekleştirilen suçun bütünlüğü içerisinde değil, ondan bağımsız olarak ele alınmasıdır. Bu nedenle 765 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde uygulanan sistemde, suçun işlenişine iştirak eden kişilerin çoğu zaman asli fail olarak mı yoksa fer'i fail olarak mı sorumlu tutulacakları duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanamamaktadır. Yine gerekçede ifade edildiği gibi, Hükümet Tasarısı'nda da benimsenen asli iştirak, fer'i iştirak ayrımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı sonuçlaması ve uygulamada zorluk ve duraksamalara neden olması dolayısıyla, bu ayrımı esas alan düzenleme tasarıdan çıkarılmıştır. Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir. Yeni yasada, iştirak halinde faillik ve şeriklik söz konusudur. .....de azmettiren ve yardım eden olarak ikiye ayrılmaktadır. Böylece 765 sayılı Yasada asli manevi fail sayılan azmettiren, 5237 sayılı Yasada fail olarak kabul edilmeyip, şerikler arasında sayılmıştır. Bir suçun işlenmesinde asıl sorumluluk faillere aittir, şerikler ise 40. maddede yer alan bağlılık kuralı gereğince sorumlu tutulabilmektedirler. Yasa koyucunun 37. maddenin 1. fıkrasındaki “suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur” ifadesiyle faillik kavramının kapsamını oldukça geniş tuttuğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak, birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi, zımni veya açık bir iş bölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Öyle ki, bu anlamda suçu sonuçlayan hareketi yapmayan fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gerekli ortamı hazırlayanlardan her birisi de fail sayılabilecektir. Buradan çıkartabileceğimiz netice, suçun işlenmesi sırasında mağdura yönelik olarak yapılacak hareketlerin çoğu kez yardım etme olarak değil, faillik olarak değerlendirileceği yönünde olacaktır. Ancak, bu ifadeden yardım etmenin sadece suçun işlenmesinden önce veya sonra mümkün olabileceği sonucunun da çıkartılmaması gerekir. Zira, yardım etme her aşamada mümkün olabilecek fakat daha çok suçun işlenmesinden önceki ve sonraki hareketler yardım etme olarak değerlendirilebilecektir. Olayımız açısından çözülmesi gereken sorun, nitelikli öldürme suçuna katılıp katılmadığına ve katıldı ise iştirak düzeyinin belirlenmesine yöneliktir. Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin saptanması için, eylemin bir evresindeki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Çünkü suç kastının mutlaka belli bir aşamada oluşması gerekmediği gibi, iştirak iradesinin de suç tamamlanıncaya kadar her aşamada oluşması mümkündür. Bu açıklamalar doğrultusunda dosya kapsamı ile mahkeme kabulünden eylemin silahlı bir örgütün amaç ve talimatı doğrultusunda işlendiğinin kabul edilmesinden veya kabul edilmemesinden bağımsız olarak araç suçlar bakımından , sanık.....'ın, sanık ... aracılığı ile sanıklar .., .... ve ...'yi ayarladığı, sanıkların toplanıp karar almalarından sonra ...sine yönelik eylemleri gerçekleştirdikleri, daha sonra ...saldırısı eylemi için sanık ....'yi İstanbul'da bırakarak ....'ya aynı araçla geldikleri, 16.05.2006 tarihinde sanık .....'ın, sanıklar ...... ve ......'la birlikte keşif amacıyla ..... yakınına geldikleri, sanık .....'ın diğer sanıkları .....'ın hemen arkasında bulunan ..... Caddesi'nde araçta bırakarak ..... binasına geçtiği, olay mahallini gezdiği, daha sonra sanıklar ....., ..., ..... ve .....'ın biraraya gelerek konuyu tartıştıkları, toplantıdan sonra bir arada .....'da otelde kaldıkları, ertesi sabah sanık .....'ın ..... binasında müzakere salonunda heyet halinde çalışan maktul ve mağdurlara tabanca ile ateş ederek nitelikli öldürme ve öldürmeye teşebbüs eylemi gerçekleştirdiği, olay yerinden kaçarken yakalandığı, sanık ......'ın ise sanıklar ...... ve .....r'ı Terminale götürerek otobüsle İstanbul'a gönderdikten sonra otogardan ayrıldığı, bilahare sanıkların yakalandıkları anlaşılmıştır. Kabul ve uygulamaya göre, A-) Mahkeme tarafından, ... Terör Örgütü yöneticileri olduğunu kabul ettiği kişilerin... ili ..... ilçesinde yapılan bir toplantıda örgüt üyesi sanıklar ..... ve ......'a verildiği kabul edilen bombaların....sine atılmasını örgütsel eylem olarak değerlendirildiği, örgüt yöneticilerinin talimatıyla gerçekleştirilen .... saldırısında aynı ekibin kullanıldığı, önemli bir örgüt üyesi olan ...'ın, sürekli yanında bulunan ve örgütsel toplantılara birlikte katılan örgüt üyesi sanık ... ile ... ve ...'la birlikte özel bir araçla örgütsel bir eylem kabul edilen ... saldırısını gerçekleştirmek için ...'ya geldikleri kabul edildiği halde, sanıklar ..., ... ve...'ın örgütsel eylemden vazgeçtiklerine veya eylemlerinden gönüllü vazgeçerek, asli fail olan ....'ın eylemden vazgeçmesi için ellerinden gelen bütün gayreti göstermelerine rağmen eylemi engelleyemediklerine (TCK'nın 41.m.) dair mahkemece tespit edilmiş bir durum bulunmamasına rağmen, eylem öncesi suç işleme kararını kuvvetlendirme, suç işleme sırasında yakınında bulunarak manevi destek olmak şeklindeki davranışların, sanık ...’ın fail olarak gerçekleştirdiği nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs fillerine yardım suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, yasal olmayan gerekçelerle sanıkların beraatlerine karar verilmesi; B-) .... saldırısı eyleminin ... Örgütü Yöneticisi .... ve ....'ün talimatı ile gerçekleştirildiği kabul edildiği halde, sanık .... ve ....'in bireysel durumlarının değerlendirilmesi bölümlerinde nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs suçları yönünden, ....saldırısı eylemini ..... silahlı terör örgütü adına örgüt yöneticilerinden ...'in talimatı ile yerine getirdiği şeklinde tespit yapılması suretiyle çelişkiye düşülerek karar verilmesi; C-) Amaç suç niteliğinde bulunan TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunu gerçekleştirmek amacı ile vahamet arz eden eyleme herhangi bir şekilde iştirak edenlerin, amaç suç bakımından sorumluluk statüleri faillik niteliğinde olduğu gözetilmeksizin, olayda tatbiki mümkün olmayan, ancak koşulları oluştuğu takdirde araç suçlara uygulama olanağı olan TCK'nın 39. maddesine göre indirim yapılarak sanıklar .... ve...'ın eksik ceza ile cezalandırılması, Yasaya aykırıdır. XII-EKSİK SORUŞTURMA NEDENLERİ 1-Sanık.... hakkında, a)... Üsteğmen .... Lojmanları adresinde yapılan aramada el konulan ... numaralı ajanda içinde yer aldığı iddia ve kabul edilen kroki ve uydu görüntülerinin basılı olduğu (2) adet A/4 kağıdında yer alan yazıların kendisine ait olmadığı yolundaki savunması karşısında; anılan kroki ile (2) adet A/4 kağıdında yer alan yazıların sanığa ait olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma sonucu kroki yönünden ... Kriminal Polis Laboratuvarının 22.01.2009 tarihli raporu ile yetinilerek ve (2) adet A4 kağıdında yer alan yazılar yönünden ise bu hususta hiçbir araştırma yaptırılmaması; b)Sanık hakkında ......Mahkemesi'nde askeri eşyayı gizleme suçundan açılan kamu davasının akıbetinin araştırılması, karara çıkmış olması halinde ise kararın onaylı bir örneğinin bu dosya içerisine alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerekmesi; c)Maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması bakımından, sanığın aramalarda ele geçen aynı sis kutusunun ....'nda, ....'nde ve ....'de yapılan aramalarda ele geçirildiğini savunmasında iddia etmiş olması karşısında, anılan hususların araştırılarak iddiasının doğru olup olmadığının tespiti gerektiği gözetilmeden, ... aramalarında ele geçirilen malzemelerin başka bir soruşturmanın konusu olmaları ve mahkemenin görevi kapsamında bulunmadığından incelenmediği belirtilerek yetersiz gerekçe ve eksik araştırma ile yazılı şekilde sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması; 2-Bir kısım sanıklar ve müdafilerinin aramada ele geçen delillere kolluk görevlilerince sayı ve içerik itibariyle ilave yapıldığının ileri sürülmesi karşısında; mahkemece bu hususta ayrıntılı araştırma yapılmadan karar verilmesi; 3-Sanık ... hakkında TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde, 29/05/2008 tarihli inceleme değerlendirme raporunda (2 nolu delil) telefon hafıza kartı, bilgisayar inceleme raporunda ise medion marka pocket pc'den çıkan hafıza kartı olarak kabul edilen dijital delilin, arama işleminde bulunduğuna dair 24/01/2008 tarihli arama tutanağında herhangi bir ibare olmadığı; bahse konu inceleme değerlendirme raporunun incelenmesinde, mezkur hafıza kartında 25/01/2008 günü 06:00-06:04 saatleri arasında oluşturulmuş 8 adet dijital dosyanın mevcut olduğu tespit edilmiş, arama işleminin ise arama tutanağında belirtildiği üzere 24/01/2008 günü saat 23:00'da tamamlandığı da gözetilerek; a-Hafıza kartının sanık hakkında yapılan arama işleminden elde edilip edilmediğinin araştırılması; b-Hafıza kartında el konulma tarihinden sonra 8 adet dosyanın oluşturulup oluşturulmadığı hususunda uzman bir heyetten bilirkişi raporu aldırılması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi ve delile el konulma tarihinden sonra hukuka aykırı bir müdahalede bulunulduğu tespit edilmesi halinde, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi; 4-Sanık ....'in evinde yapılan aramada elde edildiği belirtilen ....---...Müsteşarlığının "Çok Gizli" ....ve .... Raporu olarak tabir edilen evrak ile ilgili olarak, sanığın bu belgeyi avukatlık mesleğini yürütmesinden dolayı vekili olduğu bir dava dosyasından temin ettiğine dair savunmasının araştırılması gerektiği gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulması; 5-....Partisi Genel Merkezi,... Kanal ve ... Dergisi.... Mahallesi ... Sokak No:.---.... adresinde 21/03/2008 günü yapılan aramada, a) CMK’nın 119. ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 11. maddesinde arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanının arama tutanağına yazılacağının ve imzalarının alınacağının belirtilmiş olması karşısında; arama mahalline tutanakta imzası bulunanların dışında ve çok sayıda kolluk görevlisinin girerek aramaya katıldığı; kolluk görevlilerinin bir çok bağımsız bölüme avukatlar ve ilgililerin yokluğunda girerek arama faaliyetinde bulundukları; arama tutanağının 3. sayfasında yazılı, girişin karşısındaki sekreter odasının sağ tarafındaki masanın etajerinde bulunduğu yazılan materyallerin, avukatların yokluğunda, kollukça bulunduğu iddiaları karşısında söz konusu iddiaların arama işlemine katılanların dinlenilmesi ve ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/318 esas sayılı dosyası getirtilip incelenmek suretiyle araştırılarak sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; b) Aramada ele geçtiği iddia edilen ..... marka CD içerisinde Cumhuriyet savcılığınca yaptırılan incelemede, CD'de bulunan “....” klasörü içinde Yargıtay binası krokisi ve bu krokinin açılımına dair bir metin belgesi bulunduğu yerel mahkeme tarafından kabul edilmiş olup; sanıkların, bu CD’nin aramada bulunmadığı, CD içindeki klasörlerle bir ilgilerinin olmadığı, kroki ve krokinin açılımı belgesinin 24.03.2008 tarihli Taraf Gazetesi nüshasında yayınlandığı ve bu yayında yer alan belgenin büyütülerek incelenmesinde 13.03.2008 tarihinde, yani .... Partisi aramasından 8 gün önce, ....tesi'nin ....-..... büroları arasında fakslandığının anlaşıldığı hususundaki iddialar karşısında, söz konusu iddiaların araştırılarak, bu iddialar ile ilgili .... Gazetesi yetkilileri hakkında bir soruşturma yapılıp yapılmadığının, kamu davası açılıp açılmadığının tespiti ile kamu davası açılmış ise bu dosyanın celbedilerek incelenmesi; Aynı CD içerisinde yer alan ve ... tarafından oluşturulduğu mahkemece kabul edilen "... Lokantası Yemeği" belgesinde, yemeğe sanık ...'ın da katılacağı yazılı ise de belgenin oluşturulma tarihi olan 02/01/2008 tarihinde sanık ....ın cezaevinde tutuklu olduğu ve bu sebeple söz konusu belgenin de gerçek dışı olduğu hususundaki sanık savunmasının araştırılması ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; 6-Sanık ...'ın ev ve iş yeri aramasında ele geçirildiği iddia edilen 13 ve 55 nolu CD’lerde yer alan çeşitli klasörlerde ....de bulunan Vecihi ..ı .... üssüne ait fotoğraflar, krokiler, personele ait kimlik örneklerinin bulunması ile ilgili olarak;... Müsteşarlığı’nın 30.12.2008 tarihli ve 497 sayılı cevabi yazısında: ... Bölgesi kırsalında öldürülen bir teröristin üzerinde bulunan belgeler arasında... üssüne yönelik eylem planlarına rastlandığı,...Partisi’nin ...’ya yönelik olarak planlanan eylemle ilişkilendirilmeye çalışılmasının dezenformasyon amaçlı bir yönlendirme faaliyeti olabileceğinin belirtilmesi karşısında, sanıktan dijital olarak ele geçirildiği iddia olunan ... Üssü belgeleriyle, .. yazısında belirtilen teröristten elde edilen eylem planının aynı olup olmadığının, yine yazıda belirtildiği gibi bu olayın... Partisi’ne yönelik bir dezenformasyon faaliyeti olup olmadığının araştırılarak sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; 7-Dosya arasında bir örneği bulunan ve sanık .. hakkında olduğu anlaşılan Dr. ... Devlet Hastanesinin 28/02/2006 gün ve 226 sayılı sağlık kurulu raporunda, sanığa "paranoid psikoz (tedavi ile çalışma olanağı yok)" teşhisi konulduğu ve tüm dosyanın tetkikinde sanığın suç tarihinde veya yargılama sırasında cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda bir rapor aldırılıp aldırılmadığının tespit edilememesi karşısında, sanığın Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine sevkinin yapılarak cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda rapor aldırılıp sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; 8-Soruşturma aşamasında ...'in avukatlığını yapan sanık ....siz'in aramalarında elde edilen ve TCK'nın 334. maddesi uyarınca sanık hakkında verilen mahkumiyet kararına delil olarak kabul edilen belgelerle ilgili olarak; sanık...'in, diğer sanıklardan ...in bürosuna hukuki yardım için geldiğinde yanında getirdiği CD içerisinde bu belgelerin olduğu, müvekkili olan ... için de delil kabul edilen bu belgelerin çıktısını savunma amacıyla aldığı, belgelerin avukatlık faaliyet ve savunma hakkı kapsamında kendisinde bulunduğuna yönelik savunması karşısında, sanık....'in bu savunmayı doğrular nitelikteki beyanları da gözetilerek sanığın savunmasının doğruluğu araştırılmaksızın eksik araştırma ile mahkumiyet hükmü kurulması; 9-Sanık ...'in ...'daki ikametinden ele geçirilen ve örgütün eylem planları olduğu kabul edilen "tedhiş planı" belgelerinde yer alan eylem planlarının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, yazılı olduğu şekilde bir eylemin gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği hususunda belgelerde geçen yerlerde keşif yapılmadan, bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, eksik araştırma ile mahkumiyet hükmü verilmesi; 10-12.06.2007 tarihinde .... İl ... .... Komutanlığına yapılan ihbarda verilen bilgiler üzerine; ...... Mahallesi Muhtarlığı’nın önündeki tek katlı binanın (önünde büfe var) çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğunun belirtildiği ve bunun üzerine .... İl .... Komutanlığı’nca ihbar bildirim formunun düzenlendiği, bu bildirim formunda ihbar saatinin 12:55, bildirimin saatinin 12:57 olarak belirtildiği, İstanbul’da düzenlenen ihbar kayıt formunda ise ihbarın 12:40 da bildirildiğinin belirtilmesi karşısında, ihbar saati hususundaki çelişki giderilmeksizin eksik araştırma ile hüküm kurulması; 11-Sanık ...’in, sanık...’a gönderdiği özgeçmiş raporunun örgüt belgelerine esas alınmasına rağmen, özgeçmişin doğruluğuna ilişkin bir araştırma yapılmadan hüküm kurulması; 12-Sanık...’ın silahlı terör örgütü üyeliğine delil olarak kabul edilen ve ...’dan ele geçtiği belirtilen ses kasetlerinin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği ilişkin bir araştırma yapılmadan hükme esas alınması; 13-Sanıklar ...ve ... hakkında 5237 sayılı TCK’nın 204/1. maddesi uyarınca karar verilirken, sahte olduğu kabul edilen belgelere ilişkin yeterli araştırma yapılmaksızın mahkumiyet hükmü kurulması; 14-Sanık ...’e ait olduğu belirtilen ... belgesine ilişkin olarak dinlenilen tanık ...’ın, sanık lehine olan beyanları, dikkate alınmadan ve bu husus karar yerinde tartışılmadan, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi; 15-Sanık ... müdafiinin; sanığın ....’de yapıldığı iddia edilen toplantıya katılmadığını savunması, toplantı tarihinde sanığın cep telefonu baz istasyonu kayıtlarının getirtilerek incelenmesini talep etmesi ve ... kayıtlarındaki görüşme sayılarına itiraz etmesi karşısında, bu hususlarda araştırma yapılmaksızın; Sanık Veli Küçük'ten ele geçirilen belgelerle ilgili alınan kriminal raporlarına itiraz edilmesi ve Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılması talebi bulunmasına rağmen, bu yöndeki talebin hangi sebeple yerinde görülmediği, polis kriminal raporu ile neden yetinildiği tatmin edici bir şekilde ortaya konulmaksızın karar verilmesi; 16- Tanık ....'in soruşturma aşamasında verdiği beyanları ile mahkeme aşamasında verdiği beyanların doğruluğu araştırılmaksızın hüküm kurulması; 17- Sanık ...'in gözaltındayken nezarethanede yazdığını beyan ettiği örgütsel şemanın ne şekilde ve ne zaman alındığı hususunda araştırma yapılmaksızın karar verilmesi; 18-... Başkanlığı tarafından yerel mahkemeye gönderilen 22 Haziran 2012 tarih ADMÜŞ:9140-653-12/M.O.A sayılı .... olayı ile ilgili oluşturulan şemaya ilişkin yazı içeriğinin, örgütün varlığı ve eylemin sorumluların tespiti açısından delil olarak kullanmış olması karşısında, bir kısım sanık ve müdafiilerinin, belgenin içeriğinin resmi yazı formatı dışında şüphe doğurucu nitelikte olduğu gerekçesiyle belge içeriğine itiraz etmelerine karşın bu iddianın doğru olup olmadığı araştırılmaksızın hüküm kurulması; 19-Yargılama sürecinde gerek kolluğa gerekse soruşturma ve kovuşturma makamlarına yargılama konusu olaylarla ilgili olarak çok sayıda isim içeren ve içermeyen ihbar mektuplarının gönderildiği anlaşılmakla anılan ihbarların kim ya da kimler tarafından yapıldığı yönünde herhangi bir araştırmaya gidilmemesi, suretiyle eksik soruşturma sonucu hüküm kurulması, Yasaya aykırıdır. XIII-GENEL BOZMALAR 1- Hüküm kurulduğu sırada kazanılmış hakkın gözetilmediği; Sanık .... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan kurulan ... Ağır Ceza Mahkemesinin 13.02.2008 tarih ve 2006/158 esas, 2008/45 karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.12.2008 tarih ve 2008/14884 esas, 2008/13337 karar ilamı ile bozulduğu, aleyhe temyiz olmadığı, bozulan hükümde 6136 sayılı Kanun muhalefet suçundan 2 yıl hapis ve 450,00-TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, sanıklar .... ve ... hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.07.2007 tarih 2006/820 esas 2007/363 karar sayılı hükmün, sanık ... müdafii ile sanık ...müdafii tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 25.12.2008 tarih 2008/8280-14870 sayılı ilamı ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan sanıklara verilen ''2 yıl hapis ve 450-TL adli para cezası'' şeklindeki sonuç cezanın, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca cezanın kazanılmış hak oluşturduğunun gözetilmemesi; 2-Mahkeme heyeti tarafından imzalanan duruşma tutanağında geçen ''deve'' kelimesinin, gerekçeli kararın 2. Kitap A bölümün 801 sayfasında bulunan 1137 nolu dipnotunda ''bu kelimenin edep olduğunu mahkememiz işitmiştir'' şeklinde değerlendirdiği, talep üzerine duruşma tutanaklarında düzeltmeler yapıldığı halde bazı düzeltmelerin kimin tarafından yapıldığı belirtilmeden paraf atıldığı; 21.06.2013 tarihli oturuma ilişkin tutanağın incelenmesinde, yapılan yoklamaya göre duruşma salonunda olmaması gereken sanık ....'e son sözleri sorularak savunması alındığı, yine duruşma tutanağındaki yoklamaya göre duruşma salonunda olması gereken sanık ...'a son sözünün sorulmadığı anlaşılmakla, Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde duruşmanın görüntü kaydının çözülerek duruşma tutanağına çevrilmesi sırasında CMK'nın 219 ve 221. maddelerine aykırı davranılması; 3-Sanık .... müdafiinin hükümden sonra temyiz aşamasında Dairemize sunduğu dilekçe ekinde, .... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu'nun 2014/116784 Soruşturma sayılı dosyasında mevcut bulunan 3 kişilik adli tıp uzmanı bilirkişi tarafından tanzim edilen belge inceleme raporunda “irtica ile mücadele eylem planı” başlıklı dokümandaki “sanık ...'e atfen atılan imzanın basit tersimli ve taklidinin nispeten kolay oluşu nedeniyle zayıf ihtimalle ...'in eli ürünü olabileceği, ancak bunun kesin olarak belirlenemediği”nin tespiti karşısında ilgili soruşturma evrakı ve bahse konu rapor mahkemeye celp edilip incelenerek bu konuda alınmış diğer raporlarla birlikte değerlendirilip belgedeki imzanın sanığın eli ürünü olup olmadığı kesin olarak tespit edildikten sonra hukuki durumunun buna göre tayininin gerektiğinin düşünülmemesi; 4-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 139/n maddesi uyarınca değişik işler kaydı tutulması gerekir. Yönetmeliğin 156 maddesine göre değişik işler kaydı; "(1) diğer kayıtlara işlenmesi gerekmeyen; idari yaptırım kararlarına karşı yapılan başvurular, arama, el koyma, gözlem altına alma, iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması, gizli soruşturma için görevlendirilmesi, teknik araçlarla izlemek gibi karar ve işlemler ile 5271 sayılı Kanun'un 205'inci maddesi uyarınca verilen tutuklama kararlarının safahatının işlendiği kayıttır. (2) Bu kayıt; sıra numarası, şüpheli veya kabahatlinin kimlik bilgileri, mahkeme esas numarası, talep eden, talep ve tarihi, karar ve tarihi, merciine gönderildiği tarih ile düşünceler sütunlarından oluşur." UYAP üzerinden gönderilemeyen evrakın ilgili kişi ya da mercine gönderildiği tarihinin tespiti için ayrıca yönetmeliğin 158. maddesine göre zimmet kaydı da tutulması gerekmektedir. Yönetmeliğin, değişik işler kaydının yazılması gereken koruma tedbirlerinin sonradan düzenlendiği, değiştirildiği yönündeki iddiaların bertaraf edilmesi, kararın verilme tarihinin kuşkudan uzak şekilde belirlenmesi yönünden gerekli denetimin yapılmasına yönelik olduğu dikkate alınmadan, diğer koruma tedbirleri yanında iletişim tespiti kararlarının da hiçbirisinin bu kayda geçirilmesi söz konusu olmadığı gibi sıra numarasının da yazılmaması; 5-Dosyadaki dijital verilerin incelenmesinde genellikle bilirkişi olarak aynı kişi ya da kişilerin görevlendirilmesi ve bu bilirkişilerin raporlarına karşı etkin bir itiraz yolunun kullandırılmaması; 6-Kabule göre; a)Sanıklar ..., ...., .... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümler yönünden, Hüküm tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 65. maddesiyle TCK'nın 152. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişiklik karşısında, mala zarar verme suçu bakımından sanıkların hukukî durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması; b)Adli sicil kaydına göre tekerrüre esas geçmiş hükümlülüğü bulunmayan ve terör örgütüne yardım ettiği kabul edilen sanıklar ..., ..., ..., ...., ... ve ... hakkında örgüt mensupları hakkında uygulanması mümkün bulunan TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanması; c)Sanık ... hakkında 765 sayılı TCK'nın lehe olduğu kabul edilerek uygulama yapıldığına göre, anılan Kanun'un bir bütün halinde uygulanması gerektiği gözetilmeden 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine aykırı olarak müsadere kararı verilirken 5237 sayılı TCK'nın 55/1. maddesinin uygulanması; d)Sanıklar ...., ... ve ... hakkında eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme kapsamında kaldığı kabul edilmesine karşın 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan hüküm kurulurken suçun ne suretle örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği de gösterilmeksizin hükmolunan cezadan 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesi uyarınca artırım yapılması; e)Sanık .... hakkında hüküm açıklama tutanağında devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçundan TCK'nın 327. maddesinden mahkumiyet hükmü kurulurken TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği halde, gerekçeli kararda anılan mahkumiyet yönünden TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezada indirim yapıldığının belirtilmesi suretiyle hükmün karıştırılması; usul ve yasaya aykırı olup, f)Hükümden sonra, ....Donanma Komutanlığında yapılan aramada ele geçen 5 nolu harddisk, 11 nolu cd ve diğer dijital verilere ilişkin .... 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/188 esas, 2015/143 karar sayılı dosyasında alınan tüm bilirkişi raporlarının getirtilip incelenerek ve denetimine olanak verecek şekilde dosya içine alındıktan sonra, gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden inceleme yaptırılmasında zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir. XIV-EMANET/MÜSADERE Mahkeme tarafından hakkında beraat kararı verildiği halde adli emanete kayıtlı; Sanık ....'e ait cep telefonu, sim kart ile birçok sanıkla birlikte sanık ... ait dijital verilerin toplandığı 16 DVD ve 3 adet CD'nin, sanık...'e ait CD, harddiskin, sanık...'a ait CD'ler, iletişim tespit tutanaklarını içeren CD'nin, sanık ...'a ait cep telefonu ve 3 hafıza kartı ile ... ve arkadaşlarının ses kayıtlarının CD'nin, sanık ...'e ve arkadaşlarına ait tapeler, ses CD'si ve görüşme kayıtlarını içerir 5 adet DVD'nin, sanık ...'a ait cep telefonu, ... kartı ile sanık ve arkadaşlarına ait tapeleri ses CD si ve görüşme kayıtlarını içerir 5 adet DVD'nin, sanıklar ... ve ..'a ait cep telefonu ve sim kartı ile sanık ...'ya ait harddiskin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmek suretiyle kabul ile hüküm arasında çelişki yaratılması bozmayı gerektirmiştir. XV. HÜKÜM Ayrıntısı karar gerekçesinde açıklandığı üzere; Belirtilen usul ve yasaya aykırılıklar nedeniyle, Cumhuriyet savcıları, katılanlar .... Ajansı Basın ve ... A.Ş. ile ...ı vekili, ... Başkanlığı vekili, ....., .... adlarına vekaleten kendi adına asaleten Av. ...'in temyiz nedenleri, Sanıklar.. ve müdafiileri temyiz dilekçeleri, Sanıklar ve müdafiilerin duruşmalı incelemede ileri sürdükleri temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, Sanıklar ....,.....,.....,....., haklarında kurulan bazı hükümler yönünden re’sen de temyize tabi olan hükümlerin öncelikle bu sebeplerden dolayı AYRI AYRI BOZULMALARINA; Bozma sebeplerine göre hakkındaki mahkumiyet hükmünü, temyizden vazgeçme sebebiyle inceleme dışı bırakılan.... ile temyiz isteminde bulunmayan sanıklar ...., ...., ..., ...., ... ve ... hakkındaki mahkumiyet hükümleri yönünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 325. maddesi gereğince SİRAYETİNE; Sanık ...yönünden ruhsatlı tabancalarının, bir kısım sanıklar yönünden pasaportlarının iadesi ve sanık .... yönünden ise ipoteğin kaldırılması talepleri ile sair talepler hususunda ilk derece mahkemesince karar verilmesine; Dosya kapsamına, yargılama konusu suçların niteliğine, sanık hakkında verilen ceza miktarına, bozmanın içeriğine, tutuklulukta geçen süreye ve halen hakkında verilen başka mahkumiyet kararlarının infazına devam olunduğunun ve tutuklama müzekkeresinin infazına ara verildiğinin bildirilmiş olmasına göre, bu aşamada tüm adli kontrol kararlarının yeterli olmayacağı kanaatiyle, sanık ..... müdafiinin tahliye isteminin REDDİNE; 21/04/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. TEFHİM ŞERHİ: 21.04.2016 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'in huzurunda sanıklar ......, ....,.....,.....,....., ve yetki belgesi ibraz eden Av. 'in yüzlerine karşı 21.04.2016 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.
16. Ceza Dairesi, 2016/7026 E., 2017/3341 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Eldeki davada mahkemece, CMK'nın 215. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına, sanıkların müdafilerine diyecekleri ile beyan ve belgeler üzerindeki değerlendirilmeleri sorulmuş ve bu şekilde delillerin maddi olaylara ve hukuka uygun olup olmadıklarının belirlendikten sonra sırasıyla Cum
16. Ceza Dairesi         2016/7026 E.  ,  2017/3341 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma Hüküm : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK’nın 53, 6/1-j, 58/7-9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesine göre sanıklar müdafilerince süresi içinde temyiz talebinde bulunulduğu anlaşıldığından, Hükmolunan cezaların süresi itibariyle yasal şartları bulunmadığından sanıklar ..., ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin CMUK’nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE; Sanıklar ... ve ... müdafilerinin usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen duruşmaya gelmedikleri ve mazeret de bildirmedikleri anlaşıldığından, sanıklar ... ve ... ile CMUK’nın 318. maddesindeki şartlar bulunmadığından sanık ... ve duruşmalı inceleme talepleri reddedilen yukarıda anılan sanıklar yönünden DURUŞMASIZ; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden DURUŞMALI olarak yapılan inceleme sonunda; Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Temyizin reddi nedenleri bulunmadığı anlaşıldığından işin esasına geçildi. Sanıklar ve müdafileri tarafından, yargılama sürecinde ve temyiz duruşmasında ileri sürülen temyiz nedenleri özet olarak; 1- Esas hakkında mütalaaya karşı süre verilmeyerek savunma hakkının ihlal edildiği, 2- Sanıklar müdafilerine son söz hakkının verilmediği, 3-Gizli tanığın duruşmada dinlenilmemesinin savunma hakkının ve dolayısıyla da adil yargılanma hakkının ihlali olduğu, hükmün gizli tanık ifadesine dayandırıldığı, 4-İletişim kayıtlarının tercüme edilmesi için tarafsız bilirkişi görevlendirilmemiş olduğu, 5- Savunma tanıklarının dinlenilmediği, 6- Sanıklar ... ve ... hakkında yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, 7- Anayasaya aykırılık def’i 8- Sanık ... hakkında isnat olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle görülmekte olan davaların birleştirmesinin gerekip gerekmediği, 9- Sanıkların fiillerinin yüklenen suçu oluşturmadığı, siyasi faaliyet olduğu ve hükümlerin gerekçesiz oluşu, 10-Cezanın belirlenmesinde isabetsizlik bulunduğu, Nedenlerine dayanmaktadır. İleri sürülen temyiz nedenleri ve res'en inceleme sonucunda; 1- Savunma Hakkının İhlal Edildiği İddiası: Dava dosyasındaki duruşma tutanaklarına göre; Sanıklar, iddianame okunmasından sonra suçlama ile ilgili savunma yapmayacaklarını beyan etmişlerdir. Yargılamaya devam edilip deliller tartışıldıktan sonra 29.03.2013 tarihli oturumda, iddia makamı esas hakkındaki görüşünü bildirmiştir. Sanıklar ve müdafileri son savunma yapmak ya da kovuşturmanın genişletilmesi talepleri var ise bildirmek üzere süre talep etmişlerdir. Mahkemece bu talep yerinde görülerek savunma hazırlanması için sanıklara süre verilerek duruşma 02.07.2013 tarihine ertelenmiştir. Bu oturumda sanıklar ve müdafilerince savunma yapılmayarak tekrar süre istenmesi üzerine duruşma önce 03.10.2013 tarihine, daha sonra 19.12.2013 tarihine ertelenmiştir. Bu celsede sanıklar ... ve ...’in müdafilerinin talebi ile hazır edilen tanık mahkemece dinlenilmiştir. Öncekilerde olduğu şekilde savunma için süre verilerek duruşma 29.04.2014 tarihine ertelenmiş olup, savunma yapılmaması nedeniyle duruşmaların 24.09.2014, 15.12.2014, 11.03.2015 ve 24.06.2015 tarihlerine ertelendiği, bu celsede sanık müdafiler tarafından anayasaya aykırılık iddialarının olduğu beyan edilerek tekrar süre talep edildiği, bu talep yerinde görülerek duruşmanın 12.10.2015 tarihine bırakıldığı, bu oturumda Cumhuriyet savcısı esas hakkında mütalaa vereceğini beyan etmesi üzerine, mahkemece mütalaanın yazılı olarak bildirilmesine, bir örneğinin mahkeme kalemince sanıklar müdafiine tebliğine karar verilerek duruşma 04.01.2016 tarihine ertelenmiştir. Bu oturumda bir kısım sanıklar ve müdafileri mütalaanın kendilerine tebliğ edilmediği, gerekçesiyle tekrar savunma için süre talebinde bulunmuşlardır. Mahkemece süre talebinin davanın uzatılmasına yönelik olduğu gerekçesi ile yerinde görülmediğinden reddedilerek, duruşmaya son verilerek esas hakkında hüküm kurulmuştur. Savunma hakkı ile ilgili yasal düzenleme, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve yerleşik yargısal uygulamalara bakıldığında; CMK’nın 176. maddesinde, iddianamenin sanığa tebliği ve duruşmaya çağrılmasına yer verilmiş olup, “çağrının tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerekir.” Şeklinde, sanıklara savunma için en az bir haftalık süre öngörülmüştür. Bu süreye riayet edilmemesi halinde CMK 190/2 maddesi uyarınca sanığa ve müdafiine “duruşmaya ara verilmesini” isteme hakkının olduğu bildirilecektir. Sanığın mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya geçerli bir nedene dayalı olmaksızın sorgusunun yapılamaması halinde, delillerin ortaya konulmasına engel teşkil etmeyecektir.( CMK 206/1 m) “Deliller ortaya konulduktan sonra tartışmada söz, sırası ile katılana, vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa, müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir. Hükümden önce son söz sanığa aittir.” ( CMK 216. m) Bu düzenleme ile delillerin ne şekilde tartışılacağı ve söz alma sırası gösterilmiştir. Anayasanın 36/1 maddesinde, “herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilerek, savunma hakkı vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında: "Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir." Sözleşmesinin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise: "Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek…" şeklinde adil yargılama ilkelerine yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına göre adil yargılama ilkelerine ilişkin kriterler aşağıdaki başlıklar halinde toplanabilir. a)Yargılamanın makul süre içinde sonuçlandırılabilmesi ve kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkının tanınması, b)Yargılamanın istisnalar hariç aleni olarak yapılması, c) Hakkaniyete uygun yargılama yapılması, d)Suçsuzluk karinesine riayet edilmesi, e)İsnadı öğrenme hakkının sağlanması, f)Savunmayı hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı, bu hakkın kullanımının sağlanmasında dosyanın hacmine ve delillerin çeşitliliğine bağlı olarak makul bir sürenin verilmesini gerektirmektedir. Savunmayı hazırlamak için gerekli kolaylıklara sahip olma dava dosyasının içeriğinde yer alan delillere erişebilme imkanını içermektedir. Bu hak sadece müdafiiye değil sanığa da tanınmalıdır. g)Kendi kendine savunma veya bir müdafiinin hukuki yardımından yararlanma hakkı, h)Duruşma sırasında tanıklara soru sorabilme ve delilleri Cumhuriyet savcısı ile eşit koşullarda tartışabilme imkanının sağlanmasıdır. Bu hakkın kullanılmasında sınırlandırılmalar sözkonusu olabilmektedir. Sanığın duruşma salonunda bulunmasının sakıncalı olması (CMK. 200. md.), önceden dinlenen tanığın duruşma sırasında tekrar dinlenememesi (CMK. 211. md.), gizli belge incelenmesi (CMK. 125. md.), açık olarak dinlenilmeleri kendileri ve Devlet açısından tehlike oluşturan tanıkların gizli olarak dinlenmeleri (CMK. 47, 58. md.) sayılabilir. Adil yargılama ilkelerinden tartışma konusu olan savunma hakkının üzerinde durmak gerekecektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "hakkaniyete uygun yargılama" kavramından hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasanın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan "savunma hakkı"dır. Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre, Ludi/İsviçre ve Artico/İtalya davalarında verilen kararlarda da belirtilmiş olduğu üzere, hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan "hakkaniyete uygun yargılama" kavramı, aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan "suç isnat edilmiş kişi"nin asgari haklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Hakkında bir suç isnadı olan kişiye tanınmış anılan fıkradaki haklar, numaralı fıkrada yer alan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin somut görünümleridir. Fakat hakkaniyete uygun yargılama çerçevesindeki haklar ve ilkeler, (3) numaralı fıkradaki kapsamlı olmayan listedeki minimum haklarla sınırlı değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Asadbeyli ve Diğerleri/Azerbaycan kararında belirtilmiş olduğu üzere, (3) numaralı fıkrada yer alan asgari şüpheli/sanık hakları, (1) numaralı fıkrada koruma altına alınmış olan daha genel nitelikteki "hakkaniyete uygun yargılanma" hakkının özel görünüm şekilleridir. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan özel güvencelerin, (1) numaralı fıkrada yer alan "hakkaniyete uygun yargılanma hakkı" ışığında değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Pélissier ve Sassi/Fransa kararında da belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da bağ bulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle yalnızca (3) numaralı fıkrada sayılan haklara uygun olarak yapılan bir ceza yargılamasının, (1) numaralı fıkrada yer alan "hakkaniyete uygun yargılanma hakkı" ışığında değerlendirilmeden, hakkaniyete uygun ve dolayısıyla adil olduğu söylenemez.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin "Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden ayrıntılı olarak haberdar edilmek" hakkı, kişinin savunmasını hazırlayabilmesi için getirilmiş bir güvencedir. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvence altına alınmış olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ışığında, (3) numaralı fıkranın (a) bendi, cezai konularda hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasının temel ön koşulu olarak şüpheli veya sanığa detaylı bilgi verilmesini öngörmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi, bilgilendirmenin şekline ilişkin herhangi bir yükümlülük içermemekle birlikte bu güvence, şüpheliye veya sanığa hakkındaki "suçlamayı bildirme" konusunda özel bir çaba gösterilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu nedenle (a) bendi uyarınca sanığa verilecek bilgi, kendisinin hangi fiil nedeniyle suçlandığını ve bu fiilin hukuki nitelemesinin ne olduğunu içermeli ve detaylı olmalıdır. Ceza kovuşturmasında esaslı bir yeri olan iddianamenin tebliğ edilmesiyle, sanığın, yazılı bir biçimde, suçlamaların maddi ve hukuki temelinden resmi olarak haberdar olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin (a) bendi ile hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkına yer verilen (b) bentlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni ve niteliği hakkında bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Savunmanın hazırlanması için gerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasanın 36. maddesinde belirtilen "meşru vasıta ve yollardan yararlanmak" kavramının kapsamındadır. Bu hak gereğince sanığa ve müdafiine savunma için gerekli hazırlıkları yapabilecekleri zamanın verilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yargılamanın başlangıcından itibaren savunma yapmama konusunda irade açıklamasında bulunan sanıklar ve müdafilerinin mütalaanın verilmiş olduğu 29.03.2013 tarihinden 04.01.2016 tarihine kadar 3 yıla yakın süre değişik gerekçelerle savunma yapmaktan kaçındıkları, bu süreçte değişik nedenlere dayalı olarak kovuşturmanın genişletilmesi talebinde bulundukları, 29.03.2013 celsede verilen mütalaa ile 12.10.2015 tarihli celseden sonra yazılı olarak sunulan mütalaanın aynı mahiyette olduğu, T.C. Anayasasının 14. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. maddesinde “hakların kötüye kullanımının” yasaklandığı, davaların makul sürede sonuçlandırılmasının da tarafların yükümlülüklerini hakkaniyete uygun yerine getirilmesiyle mümkün olacağı, tutuklu olmayan bulunduğu çevrede etkin konumda bulunan sanıkların ve müdafilerinin dosyadaki delillere erişemeyecekleri savunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi dosya içeriğinden de bu durumun anlaşılması karşısında savunma hakkının kısıtlandığı sonucuna varılmayacak ise de, mahkemenin gerekli olmadığı halde 12.12.2015 tarihli celsede mütalaanın sanıklara tebliğine dair ara karar verdiği ancak, bir kısım sanıklar ve müdafilere tebligatın yapılamadığı gibi bir kısmına da duruşmaya 7 günden az süre kala tebliğ yapılmış olduğu, son oturumda sözlü olarak ifade edilmesi ve duruşma tutanağına geçirilmesi gereken mütalaanın hazır olan sanıklar ve müdafileri huzurunda okunmamasının usul hükümlerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. 2- Son Söz Hakkının Verilmediği İddiası 5271 sayılı CMK’nın “Delillerin tartışılması” başlıklı 216. maddesi: “(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. (2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir”. Hükmünü içermektedir. 5271 sayılı CMK'nın 216. maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkrasındaki hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır. Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural gerek son oturumda gerekse ara oturumlarda uygulanması gereken genel bir kural iken, son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son oturumda sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra tekrar duruşmaya geri dönülmez ve artık hüküm kurulur. Delillerin tartışılması sırasında sanık ister duruşmada hazır bulunsun isterse bulunmasın son sözün sanık müdafiine verilmesi gereklidir. Kanun koyucu söz sırasında sanık müdafiini sanıktan sonra saymıştır. Hükümden önce son söz hakkı ise Kanunun açık ifadesinden de anlaşıldığı üzere sadece hazır bulunan sanığa aittir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.10.2013 tarihli 2012/3-1391 E. 2013/407 K. sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere, sanığın hükümden önceki son söz hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafii için nasıl ki temsilcisi denilerek sanığın yerine sorgulanamaz ve ifadesi alınamaz ise, sanığın hazır olduğu oturumda da son söz hakkını kullanamaz. Eldeki davada mahkemece, CMK'nın 215. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına, sanıkların müdafilerine diyecekleri ile beyan ve belgeler üzerindeki değerlendirilmeleri sorulmuş ve bu şekilde delillerin maddi olaylara ve hukuka uygun olup olmadıklarının belirlendikten sonra sırasıyla Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaası alınıp devamında yine CMK'nın 216. maddesi uyarınca sanıklara ve müdafilerine esas hakkındaki savunmaları sorulmuştur. Son oturumda duruşmada sanıklar hazır bulunmadıklarından sanıklara son sözleri sorulamamıştır. Bu haliyle, mahkemece yapılan yargılamada CMK'nın 215 ve 216. maddelerine aykırı davranıldığı söylenemeyeceğinden, sanıklar müdafilerinin sanıklara son söz hakkı tanınmadığı yönündeki temyiz itirazları yerinde görülmeyerek bu husus bozma nedeni olarak kabul edilmemiştir. 3-Gizli Tanığın Duruşmada Dinlenilmemesinin Savunma Hakkının ve Dolayısıyla da Adil Yargılanma Hakkının İhlali Olduğu İddiası ile Hükmün Gizli Tanık İfadesine Dayandırıldığı İddiası İlk derece mahkemesi tarafından, soruşturma aşamasında dinlenen gizli tanık sanık ve müdafilerinin bulunmadığı bir ortamda, günü ve saati savunma tarafına bildirilmeyen bir tarihte, oturum arasında tespit edilmiştir. Tanığın neden bu şekilde dinlendiği hususu mahkemece gerekçeli olarak açıklanmış olduğu gibi sanıklar ve müdafilerine de gizli tanığa sormak istedikleri hususları bildirmeleri için süre verilmiş olmasına rağmen sanıklar ve müdafilerince gizli tanığa sorulmasını istedikleri hususlar bildirilmeyerek, gizli tanığın hazır bulundukları duruşmada dinlenilmesi talep edilmiştir. Kısaca; mahkeme tarafından sanıklara ve müdafilerine gizli tanığa sorulmasını istedikleri hususları bildirmeleri için yeterli süre tanınmış, gizli tanığın beyanları alınmış, tanığın kimliğinin gizlenmesi ve duruşmada sanıkların ve müdafilerinin hazır bulundukları sırada dinlenilmemesi hususunda gerekçe gösterilmiş ve karara dayanak olabilecek hukuki ve fiili nedenlere yer verilmiş, tespit olunan gizli tanık beyanları duruşmada okunarak sanıklara ve müdafilerine bildirilmiş, sanıklar ve müdafileri gizli tanık beyanlarını kabul etmediklerini bildirmişlerdir. 5271 sayılı CMK’nın 58. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir: "(2) Tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; kimliklerinin saklı tutulması için gerekli önlemler alınır. Kimliği saklı tutulan tanık, tanıklık ettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlüdür. Kimliğinin saklı tutulması için, tanığa ait kişisel bilgiler, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından muhafaza edilir. (3) Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır.” 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun "Haklarında koruma tedbiri kararı alınan tanıkların dinlenmelerinde uygulanacak usuller" kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "(1) Bu Kanun hükümlerine göre, haklarında tedbir kararı alınan tanıkların duruşmada dinlenmesi sırasında Ceza Muhakemesi Kanununun 58'inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uygulanır. (2) Ceza Muhakemesi Kanununun 58'inci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanmasına mahkemece karar verilmesi hâlinde, dinleme sırasında tanığın görüntü veya sesi değiştirilerek tanınması engellenebilir. (3) Tanığın, duruşma salonunda fiziksel görünümünü engelleyecek tarzda mahkemece tayin ve tespit edilecek bir usule göre, dinlenmesine de karar verilebilir. (4) Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlar bulunmadan tanığın dinlenmesi hâlinde, tanık tarafından verilen beyanlar, hâkim tarafından Ceza Muhakemesi Kanununun 58'inci maddesinde belirtilen sınırlamalara uymak koşuluyla, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlara açıklanır. (5) Tanığın üçüncü fıkra hükmüne göre dinlenmesi hâlinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 201'inci maddesinin uygulanmasında, tanığa sorulacak soruların bu Kanun kapsamında tanık hakkında uygulanan tedbirlerle orantılı ve amaca uygun olması gerekir. Bu amaçla, hâkim, sorulan soruların tanığa sorulmamasına karar verebilir veya tanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soruların sorulmasına izin vermez. (6) Bu madde hükümlerinin naip olunan hâkim veya istinabe suretiyle uygulanmasına görevli ve yetkili mahkemece karar verilebilir. (7) Bu madde hükmüne göre alınan tanık ifadeleri, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmündedir. (8) Bu Kanunun 5'inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanı tek başına hükme esas teşkil etmez. (9) Haklarında tedbir kararı alınan tanıkların, keşifte dinlenmeleri sırasında da bu madde hükümleri uygulanır. (10) Bu madde hükümleri, savunma hakkını kısıtlayacak şekilde uygulanamaz." Aynı Kanunun 4. maddesi ise şöyledir: "(1) Bu Kanun hükümlerine göre haklarında tanık koruma tedbiri uygulanabilecek kişiler şunlardır: a) Ceza muhakemesinde tanık olarak dinlenenler ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 236'ncı maddesine göre  tanık olarak dinlenen suç mağdurları. b) (a) bendi hükümlerine göre dinlenenlerin nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, ikinci derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları ve evlatlık bağı bulunanlar ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler. (2) Tanık koruma tedbirleri, birinci fıkrada sayılanların kendilerinin veya bu Kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi bir tehlike içinde bulunması ve korunmalarının zorunlu olması halinde uygulanabilir." Aynı Kanunun 5/1-b maddesi şöyledir: “(1) Bu Kanun kapsamında bulunanlar hakkında uygulanabilecek tanık koruma tedbirleri şunlardır:… b) Duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenmesi ya da ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi…”        Nihayet, aynı Kanunun 6/4 maddesi de şöyledir: "Bu madde hükümlerine göre; a) Tanık koruma kararının alınmasında; korunan kişi veya yakınlarının karşı karşıya kaldığı tehlikenin ağırlığı ve ciddiliği, soruşturma ve kovuşturma konusu suçun önemi, tanığın yapacağı açıklamalar, alınacak tedbirin yaklaşık maliyeti, tanığın psikolojik durumu ve benzer mahiyetteki diğer özellikler de göz önünde bulundurulur. b) Yapılacak istemlerde, mutlaka gerekçe gösterilir ve karara dayanak olabilecek hukukî ve fiilî nedenlere de yer verilir." Sanıklar müdafileri, sanıklara isnat edilen suçun tek delilinin gizli tanık ifadeleri olduğunu ve bu gizli tanığı sorgulama imkanının tanınmadığını iddia etmişlerdir. Hakkaniyete uygun bir yargılamada "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının gerektiği şüphesizdir. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere, delillerini sunma ve inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Yukarıda da ifade edilmiş olduğu üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-d maddesi şöyledir: "(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:..d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek… " Söz konusu hüküm hakkında suç isnadı olan kişiye aleyhine olan tanıkları çapraz sorgulama, yani iddia tanıklarını aleni duruşmada çelişmeli bir biçimde sorgulama hakkını tanımaktadır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirli ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları Avrupa İnsan Haklar Sözleşmesinin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Delta/Fransa kararında da belirtilmiş olduğu üzere, olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez. Bazı olaylarda, tanığın kim olduğunun sanıklar tarafından bilinmesi, tanığın kendisi veya yakınları için tehlike doğurabilir. Özellikle örgütlü suçla mücadelede tanığın kimliğinin gizli tutulması önem arz eder. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir. Bu nedenle bir tanığın kimliği saklı tutulmuşsa, savunma tarafının ceza yargılamalarında normal koşullarda bulunmayan zorluklarla karşı karşıya kalabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 5271 sayılı CMK’nın 58. maddesinde, tanığın kimliğinin gizli tutulması ve tanığın hâkim tarafından hazır bulunma hakkına sahip kişiler olmaksızın dinlenmesi olmak üzere iki tür tanık koruma tedbiri öngörülmüştür. 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 5. maddesinde ise, tanığın, kimlik ve adres bilgilerinin kayda alınarak gizli tutulması ve kendisine yapılacak tebligata ilişkin ayrı bir adres tespit edilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenmesi ya da ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi vb. gibi tedbirler de düzenlenmiştir. 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu uyarınca tanık koruma tedbirlerine başvurulabilmesi için kanunda belirtilen suçlardan birisi hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunması, tedbir uygulanacak kişinin tanık veya yakınlarından biri olması, kişinin hayatı, beden bütünlüğü ve malvarlığı için ağır ve ciddi bir tehlike bulunması, tedbirin ölçülü olması, yetkili mercilerin kararının bulunması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Ellis, Simms ve Martin/Birleşik Krallık kararında, duruşma salonunda bulunmayan tanıkların durumu ile gizli tanıkların durumunun benzer olduğunu kabul etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık kararında da belirtilmiş olduğu üzere, gizli tanıkların yer aldığı davalarda, tanıkların kimliklerinin açıklanmasını istememelerinin nedeni olarak sanıkların kendilerinden intikam alacağı korkusunu geçerli bir neden olarak kabul etmiştir. Ancak, Marcus Ellis, Rodrigo Simms ve Nathan Antonio Martin/İngiltere kararında belirtilmiş olduğu üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre, öznel bir korku yeterli değildir ve yargılamayı yapan mahkeme tarafından söz konusu korkunun nesnel dayanaklarının olup olmadığına dair gerekli araştırmanın yürütülmesi gerekir. 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9. maddesinin dördüncü fıkrasında, kimliği gizli tutulan tanık tarafından verilen beyanların, hakim tarafından 5271 sayılı CMK’nın 58. maddesinde belirtilen sınırlamalara uymak koşuluyla, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlara açıklanacağı; sekizinci fıkrasında Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanının tek başına hükme esas teşkil edemeyeceği; onuncu fıkrasında madde hükümlerinin savunma hakkını kısıtlayacak şekilde uygulanamayacağı; 5271 sayılı CMK’nın 58. maddesinin ikinci fıkrasında kimliği gizli tutulan tanığın, tanıklık ettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrendiğini açıklamakla yükümlü olduğu, üçüncü fıkrasında ise sanık ve müdafiinin soru sorma hakkının saklı olduğu kural altına alınmıştır. Buna göre, belirtilen kurallara uygun olarak alınmış tanık ifadeleri 5271 sayılı CMK hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmünde olacaktır. Dolayısıyla, sanık lehine kabul edilmiş anılan teminatlar gözetildiğinde, tanığın kendisinin veya tanıklığı nedeniyle yakınlarının ya da mallarının korunmasını isteme hakkı ile sanığın adil yargılanma ölçütleri içerisinde yer alan haklarının adil bir şekilde dengelendiği görülmektedir. Somut olayda, mahkemece tanığın kimliğinin neden gizlendiği hususunda gerekçe yer almakta olup; gizli tanığın beyanları soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından, kovuşturma aşamasında ise mahkeme tarafından alınmıştır. Gizli tanık, oturum arasında sanıklara ve müdafilerine haber verilmeksizin mahkemece dinlenilmiştir. Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi, dinlemeden önce sanıklara ve müdafilerine gizli tanığa sormak istedikleri hususları bildirmeleri için uygun süre vermiş, ayrıca daha sonra mahkemece tespit olunan gizli tanık beyanlarını da duruşmada okumuştur. Sanıklar ve müdafileri gizli tanık beyanlarını kabul etmemişler ve gizli tanığın kendilerinin bulunduğu duruşmada kimliği gizlenerek dinlenilmesi yönündeki taleplerinde ısrar etmişlerdir. Eldeki davada verilen hükümlerde, gizli tanık beyanlarının belirleyici delil olmadığı anlaşılmaktadır. Sanıklara isnat edilen eylemlerin gizli tanık beyanı dışında delillere dayandığı sabittir. Hükümlerin dayanağı olan maddi vakıalar ile sanıklar arasındaki bağlantı, gizli tanık beyanı ile sağlanmamıştır. Mahkeme, sanıkların ve müdafilerinin savunma haklarını korumak amacıyla sanıklara ve müdafilerine gizli tanığa sormak istedikleri hususları bildirmeleri için yedi günden az olmayan yeterli bir süre vermiş ve daha sonra da tespit ettiği gizli tanık beyanlarını duruşmada okumuştur. Tanık, mahkeme tarafından dinlenildiğinden, tanığın reaksiyonları mahkeme tarafından gözlemlenebilmiştir. Mahkeme, tanığın kimliğinin neden gizlendiği hususunda, yeterli ve ikna edici bir gerekçeye yer vermiş, tanığın menfaatleri ile sanıkların adil yargılanma ölçütleri içerisinde yer alan haklarını adil bir şekilde dengelemiş olup, hükümlerini de belirleyici ölçüde gizli tanık ifadesine dayandırmamıştır. Bu nedenler ile sanıklar müdafilerinin mahkemece sanıkların ve kendilerinin hazır bulunmadığı duruşmada gizli tanık beyanlarını tespit etmiş olması hukuka aykırı görülmemiştir. 4-İletişim Kayıtlarının Tercüme Edilmesi İçin Tarafsız Bilirkişi Görevlendirilmemiş Olduğu İddiası Sanıklar müdafileri tarafından kayda alınmış olan iletişimlerin çözümü için bilirkişi incelemesi yapılması talep edilmiş ise de; dava dosyasında bulunan kayıt ve belgeler ile toplanan deliller, sanıklara isnat olunan eylemlerle dosya içeriğinde bulunan iletişim çözümleri ile birlikte bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda, sanıklar müdafilerinin bu yöndeki taleplerinin soyut olup, somut bir duruma ilişkin olmadığı ve hangi sebeple hangi hususlara ilişkin bilirkişi talebinde bulunulduğuna dair bilgi ya da kanıt sunulmamış olduğu anlaşıldığından, sanıklar müdafilerinin bu yöndeki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 5-Savunma Tanıklarının Dinlenilmediği İddiası Duruşma tutanaklarından ve dosyadaki dilekçelerden, sanıklar müdafilerince genel olarak, iletişim kayıtlarında adı geçen kişilerin tanık olarak dinlenilmesinin talep edildiği, mahkemece bu taleplerin gerekçeli olarak reddedilmiş olduğu anlaşılmıştır. Duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre dosya kapsamına ve delil durumuna göre sanıklar müdafilerinin sanıkların iletişim kayıtlarına göre görüştükleri tespit edilen kişilerin dinlenilmemesi esasa ve sonuca etkili bulunmamıştır. Kaldı ki mahkemece, esas hakkında savunma için süre verilen sanık müdafilerinin esasa ve sonuca etkili olmamasına rağmen duruşmada hazır ettikleri tanık dinlenilmek suretiyle CMK’nın 178. maddesinin uygulanmasına özen gösterilmiştir. Açıklanan nedenler ile sanıklar müdafilerinin savunma tanıklarının dinlenilmediği yönündeki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 6-Sanıklar ... ve ... hakkında Yapılan Arama ve Elkoyma İşlemlerinin Hukuka Aykırı Olduğu İddiası Sanıklardan ...’nın ve ...’in müdafileri tarafından avukat olmaları nedeniyle adı geçen sanıklar hakkında yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı oldukları ileri sürülmüştür. 5271 sayılı CMK ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatın bürosunda ve ikametinde elkoyma ile ilgili işlemleri genel hükümlerden ayrıksı ve istisnai olarak düzenlemiştir. Zira, avukatın sır saklama yükümlülüğünün korunması, savunma hakkının önemli bir uzantısıdır. Avukatlık Kanununun 36. maddesinde, “Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır” denilmiş, ikinci fıkrada ise avukatların öğrendikleri hakkında ancak müvekkillerinin izin vermesi durumunda tanıklık edebileceği, ancak bu halde de tanıklıktan çekinme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Avukatlar hakkındaki arama ve elkoyma koruma tedbirleri de özel olarak düzenlenmiştir. Bunun sonucunda avukatın mesleği gereği elinde bulunan, savunmaya dair olan ve müvekkili ile ilgili belgelerin genel kurallara göre yapılacak aramada ve el koymada açığa çıkmasının önüne geçilmiş, avukatın sır saklama yükümlülüğüne uygun kurallar getirilmiştir. CMK’nın 130. maddesine göre; “(1) Avukat büroları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısının denetiminde aranabilir. Baro başkanı veya onu temsil eden bir avukat aramada hazır bulundurulur. (2) Arama sonucu elkonulmasına karar verilen şeyler bakımından bürosunda arama yapılan avukat, baro başkanı veya onu temsil eden avukat, bunların avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu öne sürerek karşı koyduğunda, bu şey ayrı bir zarf veya paket içerisine konularak hazır bulunanlarca mühürlenir ve bu konuda gerekli kararı vermesi, soruşturma evresinde sulh ceza hâkiminden, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemeden istenir. Yetkili hâkim elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu saptadığında, elkonulan şey derhâl avukata iade edilir ve yapılan işlemi belirten tutanaklar ortadan kaldırılır. Bu fıkrada öngörülen kararlar, yirmidört saat içinde verilir. (3) Postada elkoyma durumunda bürosunda arama yapılan avukat veya baro başkanı veya onu temsil eden avukatın karşı koyması üzerine ikinci fıkrada belirtilen usuller uygulanır.” Avukatlık Kanununun 58. maddesine göre; “(1) Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. (2) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanununun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi, haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez.” Avukat bürolarında arama, mutlaka bir mahkeme kararına istinaden, Cumhuriyet savcısının denetiminde ve baro temsilcisi arama tanığı sıfatıyla hazır bulunduğu halde yapılabilecektir. Bu esnada, genel arama bölümünde aramanın ne şekilde yapılacağına dair belirtilen kurallara riayet edilmelidir. CMK’nın 130/2. maddesine göre, avukat bürosunda yapılan arama sonucu elde edilen delillerin, avukat-müvekkil arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğu hususundaki itiraz, bürosu aranan avukat veya aramada hazır bulunan baro temsilcisince yapılabilir. Bu durumda, itiraza konu delil, okunmaksızın ve incelenmeksizin ayrı bir delil torbası içerisine konularak mühürlenir ve itirazı karara bağlaması için hakime teslim edilir. Hakim, elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğuna karar verirse, mezkur delil avukata iade edilir. Aksine karar verildiğinde ise bu delil artık soruşturma kapsamında, soruşturma makamlarınca incelenip değerlendirilir. Bu kararlar yirmi dört saat içinde verilir. Avukat konutları ile ilgili düzenleme, Avukatlık Kanununun 58. maddesinde olup, aramaya dair istisnai kurallar yalnızca avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri iddia edilen suçlarla sınırlıdır. Yani soruşturma konusu suç, şüphelinin avukatlık mesleği ile ilgili değilse, arama CMK’daki genel arama usullerine göre yapılır. Açıklanan bilgiler ışığı altında, sanıklardan ...’nın arama ve elkoyma işlemlerinin yapıldığı tarihte avukatlık yapmayıp, Belediye Başkanı olduğu; sanık ... hakkında arama işlemlerinin yapıldığı yerin belediye binası ve sanığın konutu olduğu; sanık ...’in BDP İl Başkanı olduğu ve aramanın yapıldığı yerin BDP İl binası ile sanığın konutu olduğu anlaşıldığından, yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. 7-Anayasaya Aykırılık Def’i Sanıklar müdafilerince, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10’uncu maddesi kapsamında görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinde derdest olan dosyaların, bulundukları aşamadan itibaren kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili ve görevli mahkemelere devredilerek incelenmesine devam edilmesinin kanuni hakim güvencesinin ihlali niteliğinde olduğu ileri sürülerek, Anayasaya aykırılık def’inde bulunulmuştur. 6526 sayılı Kanunun 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "6352 sayılı Kanunun Geçici 2'nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemelerinde ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinde derdest bulunan dosyalar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları aşamadan itibaren kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili ve görevli mahkemelere devredilir…” Anayasanın "Kanuni hâkim güvencesi" kenar başlıklı 37. maddesinde: "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." Hükmüne yer verilmiştir. "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir."(Anayasa 142.md) Anayasa Mahkemesinin 05.05.2004 tarihli 2002/170 E. - 2004/54 K.;20.11.2008 tarihli 2005/8 E. – 2008/166 K.; 04.07.2013 tarihli 2012/100 E.-2013/84 K. ; 14.01.2015 tarihli 2014/164 E. – 2015/12 K. sayılı ve 20.03.2014 tarihli 2013/1780 Başvuru no.lu kararlarında özetle belirtmiş olduğu üzere; kanuni hakim güvencesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesidir. Kanuni hâkim güvencesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra bu suçlara veya sanıklara özel olarak kurulmasını engeller. Bu güvence sayesinde, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulü kanunla düzenlenir ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenir. Böylece, kişiler hangi mahkemede hangi usullerle yargılanacaklarını önceden bilirler. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde de açıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini isteme hakkından söz edilerek, kanuni hakim güvencesine adil yargılanma hakkı kapsamında vurgu yapılmıştır. 6526 sayılı Kanunun 1. maddesinin uyuşmazlık konusu olan ilgili kısmıyla, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından sonra davayı görecek yargı yeri kurularak bu yargı yerine özel hakim atanmamıştır. Zira genel yetkili ağır ceza mahkemeleri önceden beri var olan mahkemelerdir. Yargı organları arasındaki yetki ve göreve ilişkin iş bölümünün doğal sonucu olarak, dosyaların ilgili mahkemelere gönderilmesi de kanuni hakim güvencesine aykırı değildir. Keza, yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, dosya ilgili mahkemeye gönderilmeden önce yargılama yapan mahkemede kanunla kurulmuş olup, söz konusu mahkemece yapılan yargılama da kanuni hakim güvencesine aykırı değildir. Açıklanan nedenler ile 6526 sayılı Kanunun 1. maddesinin uyuşmazlık konusu olan ilgili kısmıyla, suçun işlenmesinden sonra yargı yeri belirlenmemiştir. Bu nedenle bu kuralın ve yapılan uygulamanın “kanuni hakim güvencesi” ile çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna varılarak, Anayasaya aykırılık iddiaları ciddi bulunmadığına dair yerel mahkemenin kararında isabetsizlik görülmediği gibi bu konuda değerlendirme yapmak Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olduğu, mahkemece verilecek iptal kararının usul hükümleri çerçevesinde uygulama olanağının bulunduğu da gözetilmelidir. 8-Sanık ... Hakkında İsnat Olunan Silahı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Nedeniyle Görülmekte Olan Davaların Birleştirmesinin Gerekip Gerekmediği Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başka mahkemelerde de dava açıldığı, söz konusu bu davaların birleştirilmesi gerektiği ileri sürülmüş; mahkemece, sanık ... hakkında görülen söz konusu dava dosyaları incelenmiş ve davaların birleştirilmesi talebinin reddine karar verilmiştir. Sanığa yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma suçu, temadi eden suçlardan olup, hukuki ve fiili kesinti gerçekleşmemesi halinde tek suç olarak kabul edilir. Gerek dava dosyası içeriğinde bulunan kayıt ve bilgiler gerekse Dairemizce UYAP sistemi üzerinde yapılan incelemeler sonucu elde edilen kayıtlar göz önünde bulundurulduğunda, sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan eldeki dava dışında yargılandığı davanın dayanağı olan iddianamenin 03.10.2007 tarihinde düzenlenmiş olduğu ve anılan iddianamede sanığa atılı eylem ve faaliyetlerin eldeki dava dosyasında sanığa isnat edilmiş olan eylem ve faaliyetler ile aynı olmadığı, yani sanık hakkında isnat olunan eylem ve faaliyetler nedeniyle mükerrer yargılama yapılmadığı, sanık hakkında eldeki davada isnat olunan aynı suçtan daha önce düzenlenen iddianame tarihi itibariyle hukuki ve fiili kesintinin oluştuğunun anlaşılması karşısında; sanık müdafilerinin, sanık hakkında isnat olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçları nedeniyle görülmekte olan davaların birleştirilmesinde zorunluluk bulunmamaktadır. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini oluşturan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda sanıklar ve müdafilerinin sair temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, ancak; 1-Celse arasında yazılı olarak sunulan iddia makamının esas hakkındaki mütalaasının bir kısım sanıklar müdafiisine CMK’nın 176/4 maddesinde öngörülen süreden daha az zaman kala tebliğ edilmesine, bir kısmına ise tebligat yapılamamasına rağmen karar oturumunda iddia makamının esas hakkındaki görüşünün hazır bulunan sanıklar ve müdafileri yüzüne karşı okunmaması ve duruşma tutanağına geçirilmemesi suretiyle CMK’nın 176/4, 190/2 ve 216. maddesine muhalefet edilerek savunma hakkının kısıtlanması, 2-Kabul ve uygulamaya göre de, a)Terör örgütü yöneticilerinin talimatı veya KCK sözleşmesi doğrultusunda gerçekleştirilen eylem ve faaliyetlerin siyasi parti çalışması olarak kabulü mümkün değil ise de; bir kısım il ve ilçelerde belediye başkanı veya BDP yöneticisi olan sanıkların siyasi parti faaliyeti olarak değerlendirilebilecek basın açıklamaları, Anayasa referandumunu boykot amacıyla miting düzenleme, BDP tarafından organize edilen iki dilli yaşam yürüyüşü ve basın açıklaması, Nevruz Bayramı kutlamaları, Kürt Dili Bayramı, Dünya Kadınlar Günü mitingi, BDP aday tanıtım mitingi, Dünya Barış Günü vesilesiyle miting, terör örgütü propagandasına dönüştürülmeyen insani mülahazalarla gerçekleştirilen taziye ziyaretleri, Van festivali adıyla yapılan etkinlik gibi eylemlerin silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında kabul edilerek bu eylemlerin örgüt üyeliği suçundan suçun unsurları ve cezanın belirlenmesinde hükme esas alınması, b) Yasanın öngördüğü cezanın alt ve üst sınır arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, sanıkların kasta dayalı kusurlarının yoğunluğu, maddede öngörülen cezaların alt sınırı da nazara alınmak suretiyle, bir kısım sanıkların eylemlerinin niteliği, tehlike ve zararın ağırlığı, dosya kapsamı, TCK'nın 61. maddesinde belirtilen ölçütler ve aynı Kanunun 3. maddesinde yazılı orantılılık ilkesi ile hak ve nesafet kuralları da gözetilerek uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, sanıkların haklarında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan üst sınır ve üst sınıra yakın, fiillerinin ağırlığıyla orantılı olmayacak şekilde asgari haddin çok üzerinde temel ceza tayin edilerek teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayini, Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 21.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. TEFHİM ŞERHİ: 21.03.2017 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ... 'ün huzurunda, duruşmada sanık ...’in savunmasını yapmış bulunan Av. ..., sanıklar ... ve ...’in savunmasını yapmış bulunan Av. ..., sanıklar ... ve ...’nin savunmasını yapmış bulunan Av. ..., sanıklar ... ve ...’ın savunmasını yapmış bulunan Av. ...'nın yokluklarında, sanıklar ... ve ...’in savunmasını yapmış bulunan Av. ...'un yüzüne karşı 22.03.2017 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.
7. Ceza Dairesi, 2013/5127 E., 2013/17549 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu sistematiğine göre “Birinci Kısım” “Dördüncü Bölümde” 206-218. maddelerinde “Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması” konuları hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
7. Ceza Dairesi         2013/5127 E.  ,  2013/17549 K. "İçtihat Metni" Kaçak eşyayı bilerek ticari amaçlı satışa arz etmek suçundan sanıklar ... ve ...'in, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/5, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52.maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmalarına, hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 51.maddesi gereğince ertelenmesine 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a-b-d-e maddesindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya, anılan Kanun'un 53/1-c maddesindeki haklardan ise koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmalarına, 5237 sayılı Kanun'un 54.maddesi gereğince suça konu eşyanın müsaderesine dair ANTALYA 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2012 tarihli ve 2012/215-696 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 15.02.2013 gün ve 11130 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.03.2013 gün ve KYB. 2013-59330 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre; 1-Suç tarihi olan 28.01.2012 günü, şüphe üzerine durdurulan sanıkların kullanımındaki ... plakalı araçtan ele geçen 202 parça muhtelif markalardaki kaçak parfümlere el konularak atılı suçtan mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de; usulüne uygun arama ve el koyma kararı olmadan, sahipleri tarafından rızaları ile teslim edildiğine dair dosyada bildirim bulunmayan eşyalar yönünden, hukuka aykırı elde edilmiş delile dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulmasında, 2-Sanıklara hükmedilen hapis cezalarının ertelenmiş olması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/4.maddesinde yer alan "Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz" hükmüne aykırı olacak şekilde, kısa süreli hapis cezaları ertelenen sanıklar haklarında aynı Kanun'un 53/1.maddesinde belirtilen hak yoksunluklarına hükmedilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Tebliğname içeriğindeki bozma nedeninin yerinde olup olmadığı konusunda esastan incelemeye geçilmeden önce, Sayın Üyeler ... ve Turgut Emiroğlunun, “Tebliğnamedeki bozma nedeninin Mahkemenin delil takdiri kapsamında kaldığı ve mahkemenin delil takdirine karşı Kanun Yararına Bozma Yasa Yoluna başvurulamayacağından, Yargıtay Başsavcılığı talebinin, esastan incelenmeden bu nedenle reddi gerektiği” görüşünü ileri sürmeleri üzerine Heyet tarafından öncelikle bu ön meselenin karara bağlanması gerekmiştir. Sorunun sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun konu ile ilgili hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Delillerin ortaya konulması ve reddi” başlıklıklı 206. maddesinde; “(1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir. (2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa. (3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” Hükmünün yer aldığı, Aynı Kanunun 207.maddesinde, delillerin ve olayın geç bildirilmesinin, 208. maddesinde, Tanığın duruşma salonundan ayrılması, 209. maddesinde, duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanakların neler olduğu, 210. maddesinde, duruşmada okunmayacak belgelerin neler olduğu, 211. maddesinde, duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgelerin neler olduğu, 212. maddesinde, tanığın önceki ifadesinin okunması, 213. maddesinde sanığın önceki ifadesinin okunması, 214. maddesinde, rapor, belge ve diğer yazıların okunması, 215. maddesinde, dinleme ve okumadan sonra diyeceklerinin taraflara sorulması, 216. maddesinde delillerin tartışılması konularının düzenlendiği, 309. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında ise, “(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.” Hükümlerine yer verildiği, Yine CMK nun, çözümü gereken konumuzla ilgili “Delilleri takdir yetkisi” başlıklı 217.. maddesinde; “(1) Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestce takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” Hükmü yer almaktadır. Bu yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde görülmektedir ki; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu sistematiğine göre “Birinci Kısım” “Dördüncü Bölümde” 206-218. maddelerinde “Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması” konuları hüküm altına alınmış bulunmaktadır. Bu bölümde yer alan ilk hüküm olan 206. maddesine göre, delillerin ortaya konulmasına sanığın sorgusundan hemen sonra başlanmaktadır. Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise ortaya konan delillerin hangi hallerde mahkemece reddedileceği belirtilmektedir. Bu fıkranın (a) bendine göre delil kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise reddedilmesi gerekmektedir. Delillerin ortaya konulması ve reddi aşamasından sonra ise CMK nun 207-216. maddelerine göre delillerin taraflarca tartışılması diye adlandırabileceğimiz aşamaya geçilmektedir. Bu aşamadan sonra ise 217. madde hükmüne göre delillerin takdiri aşamasına geçilmektedir. Bu aşamada maddenin 1. fıkrasına göre “Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestce takdir edilir.”Bu hükmün 2.cümlesi Hakimin takdir yetkisini düzenlemektedir. Yargıtayın istikrar bulmuş uygulamalarına göre bu takdir yetkisine karşı Kanun Yararına Bozma Yasa Yoluna başvurulamayacaktır. Maddenin 2. fıkrasına göre ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun delillerle ispatı gerekmektedir. Aynı Kanunun 309. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına göre, Adalet Bakanlığı, temyiz edilmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde hukuka aykırılıklar bulunduğunu öğrendiği takdirde nedenlerini belirterek kararın bozulması için durumu Yargıtay Başsavcılığına bildirecektir. Yargıtay Başsavcılığı ise, Bakanlığın bildirdiği nedenleri değiştirmeden aynen yazarak bozma istemi yazısını Yargıtayın ilgili dairesine gönderecektir. Bu tespit ve değerlendirmeler ışığında çözülmesi gerekli ön sorunu ele aldığımızda; İhbarnamede 1.bozma nedeni olarak gösterilen “...usulüne uygun arama ve el koyma kararı olmadan, sahipleri tarafından rızaları ile teslim edildiğine dair dosyada bildirim bulunmayan eşyalar yönünden hukuka aykırı elde edilmiş delile dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulmasında....” şeklindeki gerekçe, “delilleri takdir yetkisini” düzenleyen 217. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi hükmü kapsamına girmemektedir. Yukarıda açıklanan gerekçelere göre, temyiz edilmeksizin kesinleşmiş bulunan hükme ilişkin ihbarnamenin 1 nolu bendine konu hususa karşı, belirtilen nedenlerle, CMK nun 309. maddesi hükmü gereğince Kanun Yararına Bozma Yasa Yoluna başvurulabileceği, Sayın Üyeler ... ve ... karşı oylarıyla ve oy çokluğu ile kabul edilerek yapılan incelemede: Arama kararı olmadan sanığın bagajında kaçak parfümler ele geçmiş olması karşısında, bu aramanın hukuka aykırı olması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağı görüşüyle kanun yararına bozma talebinde bulunulmuş ise de, sanık araç bagajını kendi rızası ile açmış olup, sanığın haklarının ihlal edilmesi halinde, suçun topluma verdiği zarar ile devlet görevlilerinin sanığa ait hakları ihlal etmelerinden doğan kişisel ve toplumsal zarar karşılaştırılarak sanığın topluma verdiği zarar daha fazla ise hukuka aykırı olarak elde edilen deliller yargılamada delil olarak kullanılmalı, aksi takdirde değerlendirme dışı bırakılmalıdır. İnsan haklarını korumak amacıyla yasaya konulan hukuka aykırı elde edilen delillerin, delil olarak kabul edilemeyeceği hükmü hukuk devleti ilkesinin diğer iki unsuru olan adaleti ve hukuki güvenliği gerçekleştirmeyi engellememelidir. Doktrin (Bahri Öztürk, Yenisey delil yasakları sh.44-45) ve Yargıtay Genel Kurul Kararları (15.02.2005 gün ve 2005/10-15/29, 26.06.2007 gün ve 2007/7-147/159 sayılı kararları) ve insan hakları mahkemesi kararları da bu doğrultuda görüşümüz yönünde olup; İnsan hakları mahkemesi kararlarına uyma zorunluluğu milletlerarası anlaşmalarla kabul edildiğinden Anayasanın 90/son fıkrası uyarınca da bu kurallar en üstün kural olduğundan insan hakları mahkemesinin kabul ettiği ölçülülük ilkesi gözetilmek zorundadır. Somut olayımızda da sahte ve kaçak parfüm insan sağlığına zararlı olduğu cihetle, yaşam hakkı diğer hakların üzerinde olup, arama ile ele geçen kaçak eşyanın delil olarak değerlendirilmesinde hukuka aykırı bir durum olmadığına üyeler ... ve Dr. ...'ın karşı oyu ve oyçokluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan talebinin 1 no'lu bendi yönünden REDDİNE, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarnamenin 2 nolu bendinde belirtilen husus ise yerinde görüldüğünden, Antalya 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2012 gün ve 2012/215 esas, 2012/696 karar sayılı kararının CMK.nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, hüküm fıkrasından “sanık hakkında TCK.nun 53.mad. Uygulanmasına TCK 53.maddesinin a, b, d, e bentlerinde gösterilen hakları mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin c bendindeki hakları koşullu salıvermeye kadar kullanılamayacağına” ibarelerinin çıkarılmasına, 03.07.2013 gününde, ihbarnamenin 1 numaralı bendinde belirtilen hususla ilgili olarak oyçokluğuyla, ihbarnamenin 2 numaralı bendinde belirtilen hususla ilgili olarak ise oybirliğiyle karar verildi. KARŞI OY Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.03.2013 gün ve 2013/59330 sayılı Kanun Yararına Bozma Talebinde belirtilen 1 nolu bozma nedenin reddine karar veren Sayın Çoğunluk, karar gerekçesinde de belirtildiği gibi aramanın rıza ile yapıldığını, sanığın hakkı ihlal edilerek arama yapılmış olsa dahi elde edilen bu delilin ölçülülük ilkesi gereğince mahkumiyet kararında ispat aracı olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Sayın Çoğunluğun bu kararının gerekçesine göre aramızda oluşan görüş ayrılığı, mahkeme kararı ya da yetkili mercilerin yazılı izni olmadan rıza ile yapılan aramanın hukuka aykırı olup olmadığı, arama hukuka aykırı olsa dahi elde edilen delilin yargılamada ispat aracı olarak kullanılıp kullanılamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Bu nedenle karşı görüşümüzü, önce somut olaydaki aramanın hukuka uygun olup olmadığı sonrada bu aramada elde edilen delilin kullanılıp kullanılmayacağını açıklayarak ortaya koymaya çalışacağız. Somut olayda, mahkumiyet kararına dayanak yapılan delilin elde edildiği aramanın hukuka aykırı olup olmadığı sorununun değerlendirmesi: Somut olaydaki arama işlemi 5936 kod nolu ekipde görev yapan polis memurlarının düzenlediği 29.01.2012 tarihli olay- yakalama tutanağına göre şu şekilde gerçekleşmiştir: 28.01.2012 günü saat 23.15 sıralarında Antalya Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezinden 16 TA 979 plaka sayılı Kartal marka bir aracın kaçak eşya taşıdığı anons edilmiştir. Antalya-Mersin Karayolu üzerinde görev yapan 5936 kod nolu üç kişilik polis ekibi saat 23.40 civarında Aksu kavşağında söz konusu aracı durdurmuşlardır. Görevli polisler, araçta bulunan sanıklar üzerinde kaba bir üst araması yaptıktan sonra otellere parfüm sattıklarını söyleyen sanıklardan aracın bagajını açmasını istemişlerdir. Sanıkların bagaj kapağını açmaları üzerine görevli polislerce yapılan bagaj kontrolünde üç koli bulunmuştur. Bu kolileri inceleyen görevli polisler kolilerin içerlerinde toplam 201 adet muhtelif marka ve ebatlarda parfüm bulunduğunu tespit etmişlerdir. Bu tespitten sonra aracı, tespit edilen parfümleri ve sanıkları Aksu Polis Merkezine götürerek teslim etmişlerdir. Bu olaydaki arama faaliyet ve işlemi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenen koruma tedbirleri kapsamında bir adli aramadır. Somut olaydaki aramanın hukuka uygun olup olmadığını belirlemek için konuya ilişkin uluslararası sözleşme ile anayasal ve yasal düzenlemelere kısaca değinmek yararlı olacaktır: Arama tedbiri, kişinin, temel ve vazgeçilmez haklarından olan özel hayatın gizliliği hakkına sınırlama getiren ağır bir müdahaledir. Bu nedenle söz konusu hakka yapılacak müdahalelerin şartları ve sınırları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesi ile Anayasanın 20 ve 21. maddelerinde açık şekilde gösterilmiştir. Bu hükümler şöyledir: AİHS.nin 8. maddesi; “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.” Anayasanın 20. maddesi: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Mülga cümle: 3/10/2001-4709/5 md.) (Değişik: 3/10/2001-4709/5 md.) Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.” Anayasanın 21. maddesi: "Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." Bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi insanın, devredilmez, vazgeçilmez temel haklarından biri olan”özel hayatın gizliliği” ve konut dokunulmazlığı hakkına kamu otoritesinin hangi amaçlarla müdahale edilebileceği belirtilmiş ve bu müdahalenin kanunla öngörülmesi zorunlu kılınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, söz konusu müdahalenin sadece kanunla düzenlenmesini de yeterli görmemiş, hangi amaç için olursa olsun, sözleşme maddelerinde yer alan haklara kanunla getirilen müdahalenin demokratik bir toplumun gereklerine uygun olması ve kamu otoritesine tanınan bu müdahale hakkının kötüye kullanılmasının da güvence altına alınması gerektiğini belirtmiştir.(Klass ve diğerleri-Almanya kararı) Kanun Koyucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarına ve Anayasanın 20. ve 21. maddelerine uygun olarak kişinin özel hayatının gizliliğine kamu otoritesinin müdahale etme hakkı olan arama tedbirini 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlemiştir. Anılan Kanunun 116. maddesinde hangi amaçla arama yapılabileceği belirtilmiştir. Bu hükme göre yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilecektir.118. maddesinde aramanın ne zaman yapılacağı konusu düzenlenmiştir. 119. maddesinin 1. fıkrasında ise arama kararını kimlerin vereceği belirtilmiştir. Bu hüküm şöyledir: “Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.” 2. fıkrada, arama karar veya emrinin neleri kapsayacağı, 3. fıkrada, aramayı yapanların tutanağa isimlerinin yazılacağı, 4. fıkrada aramada bulunması zorunlu kişilerin kimler olduğu ve 5. fıkrada askeri mahallerde aramanın nasıl yapılacağı hükme bağlanmıştır. Yine aynı Kanunun 120. maddesinde aramada hazır bulmaya hakkı olan kişiler, 121.maddesinde ise arama sonucu verilecek belge ile ilgili hükümlere yer verilmiştir. Arama bakımından araç, CMK nun 119. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen eşya kapsamındadır. (Prf. Dr.Veli Özer Özbek - Yeni Ceza Muhakemesi Kanunun Anlamı 2005 baskı-s.417) AİHM’ nin 15.07.2003 günlü ERNST ve diğerleri - Belçika kararına göre de araç araması Sözleşmenin 8. maddesi ile güvence altına alınan haklara müdahale kapsamına girmektedir. Bu nedenle arama kararı bakımından CMK nun 119. maddesindeki hükümlere tabidir. Araç (otomobil) araması için hakim kararı alınmamıştır. Somut olayın özelliği ve zaman itibariyle gecikmesinde sakınca olduğu kabul edilmesi mümkün ise de böyle bir durumda CMK nun 119. maddesinde öngörüldüğü şekilde Cumhuriyet Savcısından arama için alınması gereken yazılı emir de alınmamıştır. Dosyada herhangi bir bilgi ve belge olmamakla birlikte Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı kabul edilse dahi bu durumda yine 119. madde hükmü gereği kolluk amirinden arama için yazılı emir alınması gerekmekte olup, böyle bir yazılı emir de alınmamıştır. Öte yandan 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 4/A maddesinin 6.fıkrası hükmüne göre Polis, durdurduğu aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemez. Somut olayda polisler sanıklardan bagajın kapağını açmasını istemişlerdir. Bu talep üzerine sanıklar bagaj kapağını açmak zorunda kalmışlardır. Bu durumu Sayın Çoğunluk, aramanın hukuka uygun olduğu anlamına gelecek şekilde, rıza ile yapıldığını kabul etmektedir. Bu kabule aşağıda açıklayacağımız nedenler ile katılmıyoruz: Gerek mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununda, gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda muvafakatlı arama yapılabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna karşılık 01.06.2005 gün ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 8. maddesinin (f) bendinde “ilgilinin rızası ile” yapılacak aramalarda hakim kararı veya yazılı emir alınmasına gerek olmadığına ilişkin bir düzenleme yer alıyordu. Ancak bu düzenleme Danıştayın 13.03.2007 gün ve 2005/6392 esas, 2007/948 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 gün ve 2005/144 - 150 sayılı kararında rıza ile yapılan aramayı hukuka aykırı olarak kabul etmiştir. Yüksek Kurul bu kabulünü 17.112009 gün ve 2009/160 - 264 sayılı kararıyla tekrar etmiştir. Yüksek Kurulun bu kararları Yargıtay Ceza Dairelerince de benimsenerek uygulama halen bu yönde sürdürülmektedir. (örnk: 13.Ceza Dairesi 27.03.2013 gün ve 2012/456 E.2013/8436 K., 5.Ceza Dairesi 21.03.2013 gün ve 2012/3352 E., 2013/2126 K. sayılı kararlar) Bu gün için pozitif hukuk normlarında hakim kararı veya yetkili merciinin yazılı emri olmadan rıza ile arama yapılabileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Öğretide de rıza ile yapılan aramanın hukuka uygun olacağını kabul eden bir görüş olmadığı gibi bu yönde bir yargısal kararda bulunmamaktadır. Öğretide arama hukuku ihlal edilerek elde edilen deliller hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller arasında gösterilmektedir.( Kunter-Yenisey-Nuhoğlu-Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku İkinci Kitap 17. Baskı 2010 s. 404-405 prg.78.3 ) Açıklanan bu nedenlerle somut olayda rıza olsa dahi arama, Anayasanın 20. maddesi ve CMK nun 119/1. maddesi hükümlerine aykırıdır. Kaldı ki somut olayda rıza da sözkonusu değildir. Görevli polisler sanıklardan aracın bagajını açmalarını istemişlerdir. Kolluğun bu istediği üzerine sanıklar bagaj kapağını açmak zorunda kalmışlardır. Görevli üç polisin bu talebine karşı çıkmamaları sanıkların rıza gösterdikleri anlamına gelmez. Sanıklar el konulan eşyaları da kendi rızalarıyla teslim etmemişlerdir. Görevli polisler, araçta el koydukları eşyaları Aksu Polis Merkezine kendileri teslim etmişlerdir. El koyma işlemi de CMK nun 127. maddesine aykırıdır. Hakim kararı veya yetkili merciin yazılı emrine dayanmamaktadır. El koyma işlemi hakim onayına da sunulmamıştır. Bu yönüyle de arama ve el koyma kanuna aykırıdır. Somut olaydaki aramanın kanuna aykırı olduğunu bu şekilde belirledikten sonra kanuna aykırı biçimde yapılan aramada elde edilen bu delilin yargılamada değerlendirilip değerlendirilmeyeceği sorununa gelince: Bu konudaki görüşümüzüde, önce öğretideki görüşlere, sonra mukayeseli hukuka, ardından iç hukuk düzenlemeleri ile yargısal kararlara ve AİHM si uygulamalarına kısaca değinerek açıklamaya çalışacağız. Öğreti: Hukuka aykırı elde edilen delilin belli şartlar altında kullanılabileceğini kabul eden görüşler: Bu görüşü kabul eden yazarların bazılarına göre, temel hakları ihlal etmeyen hukuka aykırılıklarda delil kullanılabilir. Temel hakları ihlal eden hukuka aykırılıklarda ilke olarak delil kullanılamaz. Ancak ağır suçlarda istisnai olarak bu şekilde elde edilen delil sanık hakları teorisi (ihlal edilen hak ile kamu yararı) çerçevesinde değerlendirme yapılarak kullanılabilir. (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu-Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku İkinci Kitap 17. Baskı 2010 s.420) Bu görüş oranlılık (ölçülülük) ilkesine dayanmaktadır. Yazarlar, bu eserinde delil elde etmedeki aykırılık adil yargılanma hakkını ihlal etmiyorsa kullanılabileceğini de belirtmektedir. Bu yönde görüşe sahip bazı başka yazarlara göre ise delil elde edilirken yapılan ve hak ihlaline yol açmayan basit aykırılıklar delilin kullanılmasına engel olmamalıdır. Bu şekilde elde edilen delil oranlılık (ölçülülük) ilkesine göre mahkemece değerlendirilebilmelidir.(Prof.Dr. Bahri Öztürk - Doç.Dr. Mustafa Ruhan Erdem - Doç. Dr. Veli Özer Özbek “Uygulamalı Ceza Muhakemesi” isimli eser) Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu esere atıf yaparak 2012/96 K. sayılı ve 2007/159 K. sayılı kararlarında hakim kararıyla yapılan aramada iki kişinin hazır bulunmamasını basit aykırılık olarak kabul edip bu aramada elde edilen delilin kullanılabileceğine karar vermiştir. Buna karşılık Ceza Genel Kurulunun atıf yaptığı eserin yazarı sayın Prof. Dr. Bahri Öztürk'ün editörlüğünü yaptığı ve yazarları arasında yer aldığı “Ceza Muhakemesi Hukuku” isimli eserin Şubat 2013 tarihli 5. baskısının 396. sahifesinde mutlak delil yasağı ve nisbi delil yasağının bizim hukukumuz bakımından geçerli olmadığı, Anayasa ve CMK da geçerli olan delil yasağı Anglo-Amerikan hukukunda olduğu gibi mutlak delil yasağı olduğu belirtilmektedir. Yine aynı eserin 513. sahifesinde CMK nun 120. maddesine göre hazır bulundurulması gereken kişilerin arama kararının yerine getirilmesi sırasında hazır bulundurulmamaları halinde aramanın hukuka aykırı olacağı ve bu aramada elde edilen delillerin de kullanılamayacağı ifade edilmektedir. Hukuka aykırı elde edilen delilin kesinlikle kullanılamayacağı görüşü: Öğretide bir çok yazar tarafından ileri sürülen bu görüşe göre özetle, Türk ceza siyaseti 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı Kanunla mülga CMUK nun 135/A ve 254/2 maddelerinde yaptığı düzenleme ile çağdaş ceza yargılaması sistemini benimsemiştir. Ne pahasına olursa olsun suçluyu cezalandırma yerine suçun ispat aracı olarak kullanılacak delillerin toplanmasında kamu otoritesine sınırlamalar getirilmiştir. Kamu otoritesi suçu ispat etmek için hukukun belirlediği sınırlar içersinde kalarak delil toplamak zorundadır. Anaysanın 38. maddesinin 6. fıkrası ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 206 ve 217. madde hükümleri yoruma ihtiyaç göstermeyecek şekilde açık ve nettir. Bu hükümlere göre delil elde etmede önemsiz, basit, sonuca etkili olmayan şekli aykırılık, nisbi-mutlak aykırılık ayırımı yapılamaz. Keza İhlal edilen hak ile kamu yararı karşılaştırılması (oranlılık-ölçülülük) yapılması da söz konusu değildir. Delil elde etme kurallarına aykırı olarak elde edilen delil aykırılığının, önemli-önemsiz olmasına bakılmaksızın yargılamanın hiç bir aşamasında kullanılamaz.Bu görüşün öğretide baskın olduğunu söyleyebiliriz. Bu görüşü benimseyen yazarlardan bazıları şunlardır: Prof. Dr. Nevzat Toroslu - “Hukuka Aykırı Deliller Sorunu” Ankara Üniversitesi Hukuk FakültesiYayınları No.498 Ankara, 1995 Sayfa: 55-58, Prof. Erdener Yurtcan - Nurullah Kunter’e Armağan İ.Ü.H.F. Eğ. Öğr. ve Yardımlaşma Vakfı Yayını N0:716 İst. 1998, Prof. Duygun Yarsuvat - Ceza Muhakemesi Hukukunda Kanuna Aykırı Elde Edilen Delillerin Geçerliliği “yarsuvat-law.com.tr/articles/article 2 pdf” (erişim-11.07.2013 22.48), Centel Nur - Zafer Hamide - Ceza Muhakemesi Hukuku 6. Bası sh. 697 vd. CGK. nun 17.11.2009 gün ve 2009/160 - 264 sayılı kararına yapılan atıf, Prof. Dr. Ersan Şen- Türk Hukukunda Telefon Dinleme Gizli Soruşturmacı X Muhbir 6. baskı shf. 49-58, Yargıtay ve Hukuka Aykırı Deliller:Üç Yanlış Bir Doğruyu Götürür mü? Yargı Dünyası Dergisi Şubat 2013 sayı 206, Prof. Dr. Yener Ünver - Prof. Dr. Hakan Hakeri - Ceza Muhakemesi Hukuku 2. Cilt 7. Baskı 2013 shf. 181, Yrd. Doç. Dr. Mahmut Koca - Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delilleri Değerlendirme Yasağı. “erzincan edu.tr/birim/Hukuk Dergi/makale/2000_1_8 pdf” (erişim, 11.07.2013 22.31). Bu görüşü biz de benimsiyoruz.. Mukayeseli Hukuk: Fransa hukuk sisteminde, kanunla getirilen yasaklara aykırı olarak elde edilen deliler geçersiz kabul edilmektedir. Buna karşılık kanunda yer almayan aykırılıklarla elde edilen delilillerin kullanılıp kullanılmayacağına her olayda hakim karar vermektedir. (Prof.Dr. Duygun Yarsuvat - Ceza Muhakemesi Hukukunda Kanuna Aykırı Elde Edilen Delillerin Geçerliliği“ başlıklı makale) İsviçre hukuk sisteminde, şekil kuralına aykırılık (düzensizlik) suretiyle elde edilen delilin kullanılacağı kabul edilmektedir. Buna karşılık kanuna aykırılık halinde önemli bir hak ihlal edilmiş demektir ve bu suretle elde edilen delil kullanılması kabul edilmemektedir. (Prof.Dr. Duygun Yarsuvat ) İtalya hukuk sisteminde, kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılamayacağına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu yönüyle İtalyan Ceza Usul Kanunu ile Türk Ceza Muhakemesi Kanunu arasında paralellik bulunmaktadır. (Prof.Dr. Duygun Yarsuvat) Alman Hukuk sisteminde, oranlılık (ölçülülük) ilkesi benimsenmiştir. Her olayda mahkeme, delil elde etmeyi kısıtlayan hükmün koruduğu hukuki menfaat ile suçun ortaya çıkarılması ve sanığın cezalandırılmasındaki kamu yararının hangisinin üstün olduğuna karar verdikten sonra delili kullanmakta veya kullanmamaktadır. İngiltere hukuk sisteminde, hukuka aykırı delillerin kabul edilip edilmeyeceği konusunda esnek teori benimsenmektedir. Buna göre hukuka aykırı delilleri değerlendirme dışında tutmak hakimin takdirindedir. Hukuka aykırı delilin kabul edilmesi mahkemenin dürüstlüğüne etki edecek bir sonuç doğuracaksa bu delil kabul edilmemektedir. (Yrd. Doç. Dr. Mahmut Koca - Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delilleri Değerlendirme Yasağı. “erzincan edu.tr/birim/Hukuk Dergi/makale/2000_1_8 pdf”) Amerikan hukuk sisteminde, mutlak delil yasağı benimsenmiştir. Anglo Amerikan hukuk sistemi kolluğu disipline etmek amacıyla mutlak delil yasağı teorisini benimsemiştir. Herhangi bir ihlal suretiyle elde edilen delil mutlak surette değerlendirme dışı bırakılmaktadır. İç hukukumuzdaki düzenlemeler ve yargı kararları: Türk hukuk sisteminin benimsediği çağdaş ceza yargılaması hukukunda İtalya ve Amerika gibi mutlak delil yasakları teorisi kabul edilmiştir. Bu konudaki ilk yasal düzenleme mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı Kanunla eklenen 135/A ve 254/2. maddelerinde yapılmıştır. Kanun Koyucu bununla da yetinmeyerek 03.11.2001 tarihinde 4709 sayılı Kanunun 15. maddesiyle Anayasanın 38. maddesine delil yasakları konusunda 6. fıkra hükmü eklemiştir. 1412 sayılı CMUK nun yürürlükten kaldıran ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda da benzer düzenlemelere yer verildiğini görmekteyiz. Bu noktada mevzuatımızdaki hukuka aykırı delilerin kullanılması yasağına ilişkin düzenlemeleri somut olayımızın konusu olan hukuka aykırı arama ile sınırlı olarak değerlendireceğiz. Konumuzla ilgili hukukumuzdaki düzenlemeleri şöyle sıralayabiliriz: Anayasanın 38.maddesinin 6. fıkrası “(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” Ceza Muhakemesi Kanunun 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi; Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. Aynı Kanunun 217. maddesinin 2. fıkrası: “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." CMK nun 230. maddesinin 1. fıkrası (b) bendi; “Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.” Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrasındaki düzenlemeyle Türk ceza, siyaseti hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada değerlendirme dışı bırakılmasını Anayasa hükmü haline getirmiştir. Fıkrada belirtilen “kanuna aykırı” ifadesini “hukuka aykırı” olarak değerlendirmek gerekmektedir. Fıkra hükmündeki “bulgular” ifadesi “delilleri” de kapsamaktadır. “Bulgu” kavramının içersinde “delil” kavramı da bulunmaktadır. Yasa koyucu Anayasanın bu hükmü gereği olarak Ceza Muhakemesi Kanunun 206/2-a, 217/2 ve 230/1-b maddelerinde hukuka aykırı deliller konusunda düzenlemeler yapmıştır. CMK nun tasarısında, 226. maddesinin son fıkrası olarak düzenlenen ancak 217/2. maddesi olarak yasalaşan hükmün gerekçesinde de bu husus belirtilmektedir. Sözünü ettiğimiz gerekçe şöyledir: “Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin, işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır. Böylece son fıkra soruşturma ve kovuşturma ile görevli olanların hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağını belirterek bunlara ilişkin usul yaptırımını düzenlemiş olmaktadır. Son fıkra ayrıca, 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanunla Anayasanın 38 inci maddesinde yapılan değişikliğin Tasarıya yansıtılması niteliğindedir. Delili böylece elde etmiş olanlar hakkında ceza ve disiplin soruşturması da yapılması gerekeceği ise açıktır.” CMK nun 206. maddesinin 2.fıkrasının(a) bendine göre ortaya konan delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde mahkemece reddedilmesi gerekmektedir. 217. maddenin 2. fıkrası hükmüne göre ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun delilerle ispat edilmesi zorunludur. Bu hükümden açıkça anlaşıldığı gibi hukuka uygun olarak elde edilmeyen deliller yeni ceza yargılama sistemimizde ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. Ayrıca CMK nun 230. maddesinin 1. fıkrası ile de mahkumiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Yerel mahkeme kararında, yukarıda belirttiğimiz hükümlere uymamıştır. Anayasadaki ve CMK daki sözünü ettiğimiz bu düzenlemeler farklı hiç bir değerlendirmeye ihtiyaç göstermeyecek kadar açık ve nettir. Anayasanın 38/6, CMK nun 206/2-a ve 217/2 maddeleri, nispi-mutlak, önemli, önemsiz, şekli-esas, hakların ihlali-toplum yararı ayırımı yapmadan hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağını emretmektedir. Aksi yorum ve kabul CMK nun 206/2-a ve 217/2 maddelerini ihlal eder. Dolayısıyla da Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrasını ihlal eder. Anayasa kendisini ihlale izin vermez. Aksini kabul hukuk devletinin gerekleriyle bağdaşmaz. Sayın Çoğunluğun karar gerekçesininde yukarıda belirttiğimiz kurallara uygun olmadığı görüşündeyiz.Sayın Çoğunluk, arama kararı olmadan hukuka aykırı olarak elde edilen delilin oranlılık ilkesi uyarınca yargılamada kullanılabileceğine karar vermiştir. Bu karar AİHS ve Anayasa ile teminat altına alınan özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakları bakımından geleceğe yönelik endişe verici sonuçlara yol açabilecektir. Şöyleki; Hakim kararı veya koşulları oluştuğunda Cumhuriyet Savcısı, bulunamadığı takdirde kolluk amirinin yazılı emri gereken bir olayda karar veya yazılı emir alınmadan yapılan aramada elde edilen bir delilin hukuka aykırı olduğu konusunda öğreti ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır. Bu şekilde elde edilen hukuka aykırı bir delilin kullanılıp kullanılmayacağı hususunda ihlal edilen hak ile suçu işleyenin cezalandırılmasındaki kamu yararı karşılaştırılarak kullanılabileceği kabul edilirse, hemen hemen her olayda bu delilin kullanılma ihtimali çok yüksektir. Zira delil kullanılmadığında (feda edildiğinde) sanığın cezasız kalacağı endişesi gündeme gelecek ve delili kullanarak sanığı cezalandırmak için gerekçeler yaratılması yoluna gidilebilecektir. Örneğin işlenen suçun, kamu güvenliğini veya kamu düzenini ya da kamu sağlığını veyahut ülke ekonomisini tehlikeye attığı gerekçesi ileri sürülerek hukuka aykırı delili kullanmanın, kişinin ihlal edilen hakkından daha üstün tutulması ihtimali yüksektir. Bu durumda Anayasanın 20., 21. maddeleri ve CMK. nın arama ile ilgili madde hükümleri işlevsiz kalacak ve özel hayatın gizliliği ile konut dokunulmazlığı hakkına hakim kararı olmadan kamu otoritesinin hukuka aykırı olarak müdahale etmesinin önü açılacaktır. Nitekim somut olayda da mahkeme hukuka aykırı delili kullanmıştır. Bunu yaparken de delilin hukuka aykırı olup olmadığı konusunu tartışmamış ve delili kullanma gerekçesini de göstermemiştir. Sayın Çoğunluk mahkemenin göstermesi gereken gerekçeyi, mahkeme yerine geçerek kendisi göstermiştir. Sayın Çoğunluk, bu gerekçede hukuka aykırı arama ile elde edilen parfümler sahte olduğu için kamunun yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle elde edilen delili ihlal edilen haktan daha üstün tutmuş ve kullanılabileceğini kabul etmiştir. Sayın Çoğunluğun bu gerekçesi hukuka aykırı delil konusundaki düzenlemelere aykırı olduğu gibi oluşa ve dosya kapsamına da uygun değildir. Zira işlendiği iddia edilen suç kaçakçılık suçudur. Kaçakçılık suçuna konu eşyanın kamunun yaşam hakkı ile bir ilişkisi yoktur. Zira sahte parfümlerin vücuda sıkıldığında ağır sağlık sorunlarına veya ölüme neden olabileceklerine ilişkin dosyada bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Yerel mahkemece de böyle bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Kaldı ki söz konusu parfümlerin hukuka aykırı elde edildiği kabul edilse dahi sahiplerine iade edilmeyecek 5325 sayılı kanunun 6. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere yetkili mercilere gönderilmesi gerekecektir. Sahte üretilen parfümler hakkında Daire uygulamalarımız da bu yöndedir. Sonuç olarak; Türkiye, “ne pahasına olursa olsun suçlu cezalandırılmalıdır” anlayışını terk ederek bireyin hak ve özgürlüklerine saygı duyan, delil toplama faaliyetlerinde kamu otoritesine hukuki sınırlamalar getiren çağdaş ceza yargılaması anlayışını kabul etmiştir. Bu amaca uygun olarak Anayasasında ve Ceza Muhakemesi Kanununda hukuki düzenlemeler yapmıştır. Bu anlayışın uygulamaya da yansıdığını ve bu konudaki uygulamaların istikrara kavuşmakta olduğunu aşağıda gün ve sayısını vereceğimiz Yargısal kararlarından anlamaktayız. Açıklanan bu nedenlerle Sayın Çoğunluğun kararı, Anayasal ve yasal düzenlemelere aykırılık oluşturmaktadır. Söz konusu karar ile Yasa Koyucunun terk ettiği “ne pahasına olursa olsun suçlu cezalandırılmalıdır” anlayışına dönülmekle birlikte bu konudaki yargısal kararlardan da dönülmüş olacaktır. Konuya ilişkin Yargısal kararlar: Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı bir parti kapatma davasında, 22.06.2001 gün ve 1999/2 E. 2001/2 K. sayı ile verdiği kararda, “Delilin elde ediliş biçimi kişilerin Anayasa ile tanınmış haklarını ihlal ediyorsa onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekir” şeklindeki tespitinden sonra konuşma bandının Anayasanın 22. maddesinde belirtilen biçimde kaydedilmediğinden haberleşme özgürlüğünü ihlal ettiği ve bu nedenle hukuka uygun elde edilmediği gerekçesiyle delilin hükme esas alınamayacağına karar vermiştir. Yine Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı rüşvet alma-verme suçlarıyla ilgili bir davada, 19.12.2012 gün ve 2011/1 E. 2012/2 K. sayılı kararda, Adalet müfettişinin yetkisiz olarak kendisinin verdiği ve yine müfettişin talebi üzerine hakim tarafından verilen iletişimin denetlenmesi ve teknik takip kararları vermelerini basit bir hukuka aykırılık olarak kabul edilemeyeceğine ve bu yolla elde edilen delilin kullanılamayacağına karar vermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, izinsiz hint keneviri ekme suçuyla ilgili bir davada verdiği, 29.11.2005 gün ve 2005/144-150 sayılı kararında hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağına ilişkin olarak şu ifadelere yer verilmiştir: “Açıklanan pozitif hukuk normları ve uygulamayı yansıtan yargısal kararlar karşısında belirtmek gerekir ki “hukuka aykırı biçimde” elde edilen deliller, Türk Ceza Yargılaması hukuku sisteminde dikkate alınmaz. Bu itibarla; sanığın konutunda hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen maddi delil ile buna ilişkin düzenlenen ekspetiz raporlarının Yerel mahkemece hükme esas alınmasında isabet bulunmamaktadır” Y.C.G.K. lu bu kabulünü, sahte rakı üretimi suçuyla ilgili verdiği, 17.11.2009 gün ve 2009-264 sayılı kararında aynı ifadelerle tekrar etmiştir. Y.C.G.K. nun görevi kötüye kullanma suçu ile ilgili bir davada, 13.06.2006 gün ve 2006/122-162 sayılı kararında, haklarında dinleme kararı bulunmayan üçüncü şahısların arasında geçen konuşmanın tespit edildiği tutanağın hukuka aykırı olduğu ve yargılamada kullanılamayacağına ilişkin olarak şu ifadelere yer vermiştir: “Yasa dışı elde edilen bir kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle dosyada yer alan telefon görüşme tutanağının yasa dışı elde edilen kanıt niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Yasaya aykırılığı saptanan işbu kanıt dışlandığında dosyada isnat edilmiş suçu sübuta erdirecek başkaca kanıt bulunmadığı görülmekle bunun sonucu olarak Özel Dairenin, sanığın beraatine ilişkin hükmünün isabetli olduğu açıklık kazanmaktadır.” Yine Y.C.G.K.nun görevi kötüye kullanma suçları ile ilgili bir davada, 21.01.2008 gün ve 2007/101 E. 2008/3 K. sayılı kararında, 01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 4422 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca hakim kararıyla yapılan dinlemede tesadüfen elde edilen delilin kullanılabileceğine ilişkin hüküm bulunmadığından bu dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılmasına hukuken olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin, iftira suçuyla ilgili bir davada, 22.12.2009 gün ve 2007/11957 E. 2009/21077 K. sayılı kararıyla, hukuka aykırı olduğu saptanan kamera çekimine ilişkin kayıtların delil olarak kullanılamayacağına karar verilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, ihaleye fesat karıştırma suçu ile ilgili bir davada, 21.03.2013 gün ve 2012/3352 E. 2013/2126 K. sayılı kararıyla, hakim kararı olmadan yapılan aramada düzenlenen tutanakta gecikmede sakınca bulunduğuna ve Cumhuriyet Savcılığına ulaşılamadığına dair hiç bir belirlemeye yer verilmeden ve hakim kararı alınmasının gecikme yaratacağına ilişkin dosyada hiç bir bilgi ve belge de bulunmadığı halde kolluğun arama yapmasının hukuka aykırı olduğuna ve bu suretle elde edilen delilin de yasal delil sayılamayacağına karar verilmiştir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi, hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçuyla ilgili bir davada, 27.03.2013 gün E.2012/456, K.2013/8436 sayılı kararında, “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 gün ve 2009/144-150 sayılı kararında da belirtildiği üzere. arama kararı alınmadan hukuka aykırı biçimde yapılan arama sonucunda elde edilen delillerin Türk Ceza Yargılaması hukukunda dikkate alınamayacağı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ise de,” şeklindeki ifadeyle Y.C.G.K. kararına atıf yapılmak suretiyle hukuka aykırı olarak yapılan aramada elde edilen delillerin Ceza Yargılamasında kullanılamayacağını kabul etmektedir. Yukarıda belirtilen yargısal kararlarda hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılamayacağına karar verilirken, delil elde etmede ihlal edilen hak ile suçlunun cezalandırılmasındaki kamu yararının karşılaştırılması ilkesi (oranlılık-ölçülülük ilkesi) gözetilmemiş ve bu ilkeye göre bir değerlendirme yapılmamıştır. Başka bir ifadeyle oranlılık-ölçülülük ilkesi Türk Ceza Yargılaması hukukunda uygulanmamaktadır. Tarih ve sayısını verdiğimiz kararlara konu suçların bir çoğu, somut olayımıza konu kaçakçılık suçuna göre kamu sağlığı, kamu düzeni ve kamu güvenliği tehlikesi bakımından çok daha ağır suçlar olduğu açıktır. (Örneğin, rüşvet alma-verme, sahte rakı üretimi ve izinsiz hint keneviri ekme suçları gibi.) Buna rağmen Türk ceza yargılaması hukukunda yer verilmediği için söz konusu Anayasa ve Yargıtay kararlarında oranlılık (ölçülülük) ilkesine göre bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu nedenlerle de Sayın Çoğunluğun kararı, istikrar bulmuş yargısal kararlara aykrıdır. AİHM kararları: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 15.07.2003 günlü ERNTS-BELÇIKA kararında, arama kararlarının geniş terimlerle ifade edilmesinin soruşturmacıya geniş yetkiler verdiğini belirterek, bu kararlara göre yapılan aramanın Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiştir. Yine AİHM, 25.02.1993 günlü CREIEUX - FFRANSA kararında, aynı günlü FUNKE - FRANSA kararında, 16.04.2002 günlü STES COLAS EST ve Diğerleri - FRANSA kararında, “yargısal bir arama müzekkeresi” olmadan yapılan aramanın, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Somut olayımızdaki aramada da hakim kararı veya yetkili merciinin yazılı bir emrini içeren müzekkeresi yoktur.Bu nedenle söz konusu arama ile sözleşmenin 8.maddesi ihlal edilmiştir. AİHM, 8. maddenin ihlali veya başka nedenle hukuka aykırı olarak elde edilen delilin yargılamada kullanılıp kullanılamayacağı konusunu 1998 yılında verdiği SCHENK - İSVİÇRE ve 2000 yılında verdiği KHAN - İNGİLTERE kararlarında incelemiştir. [Dr.Güçlü Akyürek - Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu - TBB Dergisi 2012 (101)] Mahkeme bu kararlarında, başvurucular tarafından hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılarak Sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal iddialarını reddetmiştir. Gerekçe olarak da adil yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddede hukuka aykırı delillerin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, bu konuda ulusal mahkemelerin yetkili olduğunu göstermiştir. Mahkeme, bu konudaki görüşünü sonraki kararlarında da devam ettirmiş, ancak hukuka aykırı delil kullanılsa dahi yargılamanın bütününde, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini denetlemekle yetkili olduğunu söylemektedir. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğini tespit ettiği takdirde hukuka aykırı olarak kullanılan delil konusunda değerlendirme yapmaya kendisini yetkili görmemiştir. Buna karşı Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi ile güvence altına alınan işkence ve kötü muamele görmeme hakkının ihlali suretiyle elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasını adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul etmiştir.(2006 - Jalloh - Almanya kararı) Yine Mahkemeye göre soruşturmacı organların aktif davranışı olmadığı takdirde işlenmeyecek biri suç, provoke ile işlenmişse bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini kabul etmiştir. (Pysgiotakis - Yunanistan, Prof.Dr. Öztürk, Prof.Dr.Tezcan, Prof. Dr. Erdem, Yrd.Doç.Dr. Sırma – Kırtıt - Ceza Muhakemesi Hukuku 5.bası s. 430, 431) Mahkeme bu kararını Hun - Türkiye davasında da tekrarlamıştır. Yukarıdaki kararlar ışığında, hukuka aykırı elde edilen delillere ilişkin AİHM in yaklaşımını özetlersek; AİHM kural olarak yargılamanın bütününde adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine bakmaktadır. Adil yargılanma hakkı ihlali tespit etmediği bir davada, hukuka aykırı delil kullanılmış olsa da AİHM bu delil konusunda değerlendirme yapma yetkisinin bulunmadığını kabul etmektedir. Bu konunun çözümünü ulusal hukuka ve ulusal yargı organlarına bırakmaktadır. Buna karşılık Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali ve kolluk provakasyonu ile elde edilen hukuka aykırı delillerin adil yargılanma hakkını ihlal edeceğine karar vermektedir. Bu belirlemeye göre, somut olayımızdaki iç hukuk kurallarına aykırı arama ile elde edilen hukuka aykırı delilin kullanılıp kullanılmayacağı işini tespit de Türk yargı organlarına ait olacaktır. Çağdaş ceza yargılama sistemini benimseyen iç hukukumuzda Anayasal ve yasal kurallar ile hukuka aykırı elde edilen delillerin kullanılması yasağı getirilmiştir. Bu kuralları yukarıda açıklamış idik. Hukuka aykırı delillerin kullanılıp kullanılmayacağı konusunda AİHS de bir düzenleme bulunmamaktadır. Sayın Çoğunluk kararında, konumuzla ilgili AİHM si kararlarının bağlayıcılığına ve Anayasanın 90/son maddesi hükmüne yanlış anlam vererek, kişilere, Sözleşmede tanınan haklardan başka, bir hakkın tanınamayacağı şeklinde anlaşılabilecek bir gerekçeye yer vermiştir. Sözleşme ve AİHM kararları kamu otoritesine karşı bireylerin insan hakları ve temel özgürlüklerinin asgari sınırını belirler. Kamu otoritesinin bu asgari sınıra uymasını öngörür. Sözleşmenin 53. maddesine göre, Sözleşmeci Devletler tarafından Sözleşmedeki asgari sınırın üstünde tanınan insan hak ve temel özgürlüklerini AİHS ve AİHM aleyhe yorumlayamaz ve sınırlayamaz. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun kanun yararına bozma talebini red gerekçesinde yer alan bu husus da isabetli değildir görüşündeyiz. Yukarıdaki açıklama ve tespitlerimizi birlikte değerlendirdiğimizde sonuç olarak: Somut olayda araçta yapılan arama için hakimden karar alınmamıştır. Gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Savcıya başvurularak arama emri talep edilmemiştir. Savcıya ulaşılamadığı gerekçesiyle kolluk amirinden de yazılı emir alınmamıştır. Bu şekilde aramada elde edilen delil hukuka aykırıdır. Bu hukuka aykırı delili yerel mahkeme, Anayasanın 38/6.,CMK nun 206/2-a ve 217/2. maddeleri hükümlerine aykırı olarak kullanmıştır. Mahkumiyet hükmüne dayanak yapmıştır. Karar gerekçesinde bu hukuka aykırı delil ile ilgili bir değerlendirme ve tartışma yapmamıştır. Karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Yargıtay Başsavcılığı ise 2 nolu bozma nedeniyle birlikte hukuka aykırı elde edilen söz konusu delilin kullanılamayacağı gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunmuştur. Kanun yararına bozma talebinde belirtilen (1) nolu bozma nedeni açıkladığımız gerekçelerle yerinde olduğundan kabulüne, dosya kapsamına göre sanığın mahkumiyetini gerektirecek başkaca şüpheden uzak bir delil bulunmadığından sanık hakkında verilen cezanın CMK. nun 309/4-d maddeleri uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun kararına ve gerekçesine katılmıyoruz. KARŞI OY Her ne kadar usulüne uygun arama ve el koyma kararı olmaksızın, sahipleri tarafından rızaları ile tespit edildiğine dair dosyada bildirim bulunmayan eşyalar yönünden, hukuka aykırı delil ile mahkumiyet hükmü kurulması iddia olunmuş ise de; Kovuşturma aşamasında, delil reddi veya kabulü hususunda, mahkemece bir karar verilmemesi, artık geri dönülemeyen bir durum olduğundan ve mahkemenin bu şekilde elde edilmiş delile dayanarak, mahkumiyet hükmü vermesi karşısında, söz konusu delilin niteliğini tartışmak, delil tartışması vasfında (niteliğinde) olduğundan ve bu hususta kanun yararına bozma, yasa yoluna gelinmesi isabetli görülmediğinden, talebin reddi gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
Ceza Genel Kurulu, 2019/104 E., 2021/296 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Süer, Fatih Bilgili ve Abdulmuttalip Okur'un beyanlarının da delil olarak kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, CMK’nın 215 ve 217. maddeleri gereğince duruşmada sanık ve müdafisine okunup diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, sanığın Bylock kullanıcısı olduğuna dair yetersiz belgelere dayanılarak eksik araştırma ile yazılı şeki
Ceza Genel Kurulu         2019/104 E.  ,  2021/296 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 12 – 36 Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 3/1 maddesi delaletiyle 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.11.2017 tarihli ve 195 - 126 sayılı hükme yönelik sanık ve müdafisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 10.01.2018 tarih ve 12 - 36 sayı ile istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 18.09.2018 tarih ve 2605 - 2653 sayı ile; "Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16.MD-956 E, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere; ByLock iletişim sistemi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır. ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, ByLock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, bu delilin suçun vasfının tespiti açısından belirleyici nitelikte olacağından, ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı getirtilip duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, ... İl Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen yetersiz belgelere dayanılarak eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına oy birliğiyle karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.10.2018 tarih ve 13239 sayı ile; "... Cumhuriyet Başsavcılığının 05/06/2017 tarihli iddianamesi ile 'Şüpheli hakkında K.O.M. Daire Başkanlığının ağı üzerinde bulunan kapalı ağ üzerinde log kayıtları tutulan sistem üzerinde yapılan sorgulama neticesinde adı geçenin FETÖ / PDY silahlı terör örgütü mensuplarının haberleşme aracı olarak kullandıkları bylock programını 5052180175 - 05058447450 GSM numaralı telefon hatları üzerinden kullandığının tespit edildiği, Şüphelinin Bank Asya Bankasında; aynı müşteri no ile 2013 ve 2014 yıllarında açılmış beş ayrı hesabının bulunduğu ve bahse konu hesaplarından iki tanesinin 2014 yılı içerisinde kapatıldığı, diğer üç hesabının halen açık göründüğü, 2013 yılı ağustos, ekim ve aralık aylarında 2014 yılı ağustos ve eylül aylarında, 2015 yılı mart, haziran, eylül ve aralık aylarında, 2016 yılı temmuz ayında hesabında mevduatının bulunduğu, kart ekstre özetinde ise 2014 yılı itibariyle 2016 yılı eylül ayına kadar hesap hareketinin bulunduğu,' şeklindeki iddia ile atılı suçtan kamu davası açılmış, daha sonra 14/07/2017 tarihli yazı ile sanığa ait GSM hattının numarası 5535625787 olarak düzeltilmiştir. Sanık hakkındaki Bylock tespitine bakıldığında MİT Müsteşarlığından gelen istihbari nitelikte bir tespit olduğu, ... İl Emniyet Müdürlüğünün 20/062017 tarihli yazsına göre sanığın uygulamayı kaç kez kullandığına, uygulama üzerinden yaptığı sesli ve yazılı iletişim bilgilerinin tespitine yönelik çalışmaların devam ettiği,, 22/06/2017 tarihli yazıya göre de dijital materyallerinin incelmesinin devam ettiği anlaşılmıştır. Sanığın GSM hattı üzerinden yapılan sorgulama sonucu elde edilen HIS (CGNAT) kayıtlarından 10/09/2014 ila 11/09/2014 günleri arasında 320 kez Bylock sunucularına bağlantı yaptığı anlaşılmaktadır. Sanık savunmasında 2011-2015 yılları arasında üniversitede okuduğu sırada FETÖ örgüt evlerinde kaldığını kabul etmiştir. Sanık KPSS ile kazandığı ve başladığı öğretmenlik görevinin iki hafta yaptıktan sonra istifa ederek polislik mesleğine geçmiştir. Sanığın Bankasya hesabı incelendiğinde, hesabın 14/09/2011 tarihinde açıldığı, cari mevduat hesabı niteliğinde olduğu, vadesiz mevduat hesabına dönem dönem belirli miktarlarda paralar çekilip yatırılmak suretiyle vadesiz mevduat hesaplarında Aralık/2013 ayında 3,02 TL, 0cak/2014 ayında 3,02 TL, 2014/Şubat ayında 1.080,72 TL, Mart/2014 ayında 409,52 TL, Nisan /2014 ayında 744,62 TL, Mayıs/2014 ayında 6,12 TL, Haziran/2014 ayında 52,12 TL, Temmuz/2014 ayıda 52,12 TL, Ağustos/2014 ayında 52,12 TL, Eylül/2014 ayında 298,12 TL, Ekim/2014 ayında 298,12 TL, Kasım/2014 ayında 298,12 TL, Aralık/2014 ayında 3,12 TL, Mart/2015 ayında 9,33 TL, Haziran/2015 ayında 3,11 TL, Eylül/2015 ayında 3,11 TL, Aralık/ 2015 ayında 3,11 TL bakiye bulunduğu tespit edilmiştir. Tanık ...'ın görgüye dayalı bir bilgisi yoktur. Ancak tanığın bilgi verdiği hususta sanığın da ikrarı mevcuttur. Bu deliller ışığında yapılan değerlendirmede; Sanığın 2011-2015 yılları arasında FETÖ örgüt evlerinde kalması, HIS (CGNAT) kayıtlarında göre bir gün içinde 320 kez Bylock sunucusunun IP adreslerine bağlantı yapmış olması, Bankasya'da bulunan mevduat hesabındaki hareketler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın üzerine atılı suçun sübutu için Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının getirilmesinde bir zorunluluk bulunmadığı, istihbari bilginin HIS (CGNAT) kayıtları ile doğrulandığı," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 11.12.2018 tarih, 4525 - 4982 sayı ve oy birliği ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesince hüküm verilinceye kadar geçen süre zarfında elde edilen mevcut deliller karşısında, sanığa ait Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı getirtilmeden hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; ... İlçe Emniyet Müdürlüğünde komiser yardımcısı olarak görev yapmakta iken kamu görevinden ihraç edilen sanık ... hakkında FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiası ile başlatılan soruşturmada ... İl Emniyet Müdürlüğünce ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 05.12.2016 tarihli yazıda sanığın üzerine kayıtlı Bylock programı kullanıcısı olmadığının bildirildiği, ... İl Emniyet Müdürlüğünün 20.06.2017 tarihli yazısı ekindeki aynı tarihli tutanağa göre sanığa ait 5535625787 numaralı GSM hattının takılı olduğu 35977305316146 IMEI numaralı cep telefonunda ilk tespit tarihi 10.09.2014 olan Bylock programının kullanıldığı, İlk derecedeki yargılama aşamasında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan alınan 5535625787 numaralı GSM hattının Bylock uygulamasına ait IP adreslerine bağlanıp bağlanmadığına dair yazı cevabı ekindeki CD içeriğine göre ilgili telefon hattının 10.09.2014-03.10.2015 tarihlerinde Bylock IP adreslerine toplamda 5541 kez bağlantı sağladığının tespit edildiği, Anlaşılmıştır. Bank Asya'dan alınan hesap bilgilerine göre, sanığın 14.09.2011 açılış tarihli cari mevduat hesabının dava tarihi itibariyle halen açık olduğu, ayrıca birisi açık üç adet debit kartının bulunduğu, cari hesapta 2013 yılı Aralık ayı itibarıyla 3,02 TL, 2014 Ocak ayında 3,02 TL, 2014 Şubat ayında 1080,72 TL, 2014 Mart ayında 409,52 TL, 2014 Nisan ayında 744,62 TL, 2014 Mayıs ayında 6,12 TL, 2014 Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında 52,12 TL, 2014 Eylül, Ekim ve Kasım aylarında 298,12 TL, 2014 Aralık ayında 3,12 TL, 2015 Mart ayında 9,33 TL, 2015 Haziran ayından itibaren ise 3,11 TL bulunduğu, hesap hareketlerinin genelde hesaba para yatırma, havale, hesaptan para çekme, harcama ve kart ödeme işlemleri şeklinde olduğu; 08.11.2017 tarihli mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda da hesap bakiyelerinin incelenmesinde sanık adına açılmış bulunan ilgili hesaba ait hesap hareketlerinde sanığın FETÖ ile ilgili herhangi bir para trafiği tespit edilemediği belirtilmiştir. Tanık ..., 30.09.2016 tarihinde başvurduğu Kilis İlçe Emniyet Müdürlüğünde düzenlenen bilgi alma tutanağında, polis memuru olarak görev yaptığını, 2011 yılında ... 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümünde öğrenim görmeye başladığını, sanığı da buradan tanıdığını, sanığın amcası veya halasının evinde kaldığını söylemesine karşın 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ evlerinden ayrılan bir arkadaşlarının sanığın da FETÖ evlerinden birinde kaldığını ve bu evin bilindik cemaat evi olmadığını, kimsenin kolay kolay bu evde kalamadığını anlattığını, sanığın mezun olduğu 2015 yılına kadar bu evde kalmaya devam ettiğini, arkadaşlarının sanığa bu hususta neden yalan söylediğini sorduklarında sanığın korktuğundan söylemediğini belirttiğini, sanığın ayrıca 2015 yılında yapılan KPSS'de Türkiye altıncısı olduğunu, ... iline öğretmen olarak atandığını, ...'da hiçbir akrabası olmamasına rağmen burayı neden tercih ettiğini kendisinin arkadaşlarına sorduğunu, sanığın öğretmenliğe başlamadan istifa edip komiser yardımcılığı sınavına girerek bu sınavı kazandığını, daha sonra eski Facebook hesabını kapatıp yeni bir hesap açtığını, bu hesapta FETÖ'yü kötüleyen paylaşımlar yaptığını arkadaşlarından öğrendiğini, samimiyetleri olmamasına ve telefonda görüşmemelerine rağmen sanığın WhatsApp mesajlaşma programından "FETÖ Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Zehirlemeye Çalıştı" şeklinde bir haber linkini kendisine gönderdiğini, niye gönderdiğini arkadaşlarına sorduğunda onlara da aynı mesajı yolladığını öğrendiğini beyan ettiği, kovuşturma aşamasında alınan ifadesinde ise, sanıktan şüphe duyduğundan emniyete araştırılması için bilgi verdiğini, önceki beyanlarının doğru olduğunu, ...'da dört yıl din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği bölümünde okuduğunu, sanıkla çok samimi olmadığını, ancak samimi arkadaşlarının sanıkla yakın olduklarını, sanığın örgüt evinde kalmasına rağmen bu durumu samimi olduğu arkadaşlarından sakladığını, şüphelerinin birinci sebebinin bu olduğunu, ikinci olarak sanıkla bir yakınlığı olmadığı ve telefonla da hiç görüşmedikleri halde kendisine WhatsApp üzerinden "FETÖ Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Zehirlemeye Çalışıyor" şeklinde bir link gönderdiğini, buna anlam veremediğini, arkadaşlarına sorduğunda aynı linki onlara da attığını, ayrıca daha sonra sanığın öğretmenlik yapmayıp komiser yardımcılığı sınavına girdiğini öğrendiğini, sanığın FETÖ evinde kaldığını bizzat görmediğini, arkadaşlarından duyduğunu, FETÖ evinde kaldığını kendisine kimin söylediğini bilmediğini, söyleyen arkadaşı ismen tanımadığını, arkadaşları Yunus Vehbi ..., Burak Murat Yılmaz, Yakup Yavaşça'nın da buna şahit olduklarını, Beyan etmiştir. İlk derece yargılaması aşamasında UYAP üzerinden dosyaya gelen başka dosya şüphelisi ... Süer'in kollukta müdafisi huzurunda alınan ifadesinde özetle, 2011 yılında ... ilinde üniversite öğrenimi görmeye başladığını, burada cemaat evlerinde kaldığını, 2012 yılında polis okulu öğrencilerinden bir grubun sohbet sorumlusu olduğunu, sanığın da kendisinin son kaldığı evde kalan kişilerden olduğunu, bu evde kalanların hepsinin polis okulu öğrencilerinden oluşan sohbet gruplarının bulunduğunu, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından verilen karardan sonra dosya arasına gönderilen başka dosya şüphelisi ...nin kollukta müdafisi huzurunda alınan ifadesinde özetle, 2011 yılında üniversite için gittiği ... ilinde cemaat evlerinde kaldığını, sanıkla da bir dönem aynı cemaat evinde kaldıklarını, bu evde Fethullah Gülen'in vaaz videolarının izletildiğini, kitaplarının okutulduğunu, Aynı şekilde başka dosya şüphelisi ...oruşturma sırasında müdafisi huzurunda alınan ifadelerinde özetle, sanığın 2011 - 2014 yıllarında ... ilinde FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanması içinde polis meslek yüksek okulu öğrencileri ile ilgilenen abi evlerinde kaldığını, bu okulun öğrencileri ile ilgilenip sınıf abiliğini yaptığını, Beyan ettikleri anlaşılmıştır. Sanık ... soruşturma aşamasında özetle, 1993 yılında ...'da doğduğunu, ilköğretimi burada tamamladıktan sonra liseyi ... İmam Hatip Lisesinde okuduğunu, 2011 yılında ... 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümünü kazandığını, burada okurken dört beş arkadaşı ile birlikte FETÖ'ye ait evde kaldığını, 2015 yılında mezun olduğunu, KPSS'ye girdiğini ve ... ili ... ilçesine din kültürü öğretmeni olarak atandığını, aynı yıl Polis Amirliği Eğitim Merkezi Müdürlüğü komiser yardımcısı aday adayı olarak sınava girdiğini, ...'de öğretmen olarak göreve başladıktan yaklaşık iki hafta sonra komiser yardımcılığı sınav sonuçlarının açıklandığını, sınavı kazandığını öğrenince öğretmenlikten istifa edip ayrıldığını, ...'da on bir ay eğitim gördükten sonra ... İlçe Emniyet Müdürlüğüne atamasının yapıldığını, bir ay görev yaptıktan sonra açığa alındığını, 22.11.2016 tarihinde ihraç olduğunu, 0553 562 5787 numaralı telefonun adına kayıtlı olduğunu ve bu hattı kendisinin kullandığını, üniversitede okurken kaldığı eve ... ilçesinde lisedeyken 2010-2011'de devam ettiği yapıya ait Zağnos Dersanesindeki öğretmeninin kendisini yönlendirdiğini, 2011 yılında üniversiteyi kazandığında Bank Asya'da hesap açtırdığını, bu hesabı 2015 yılına kadar kullandığını, bu tarihten sonra hiç kullanmadığını, hesabın aktif olup olmadığını bilmediğini, 2013 yılından sonra hesaba harçlığı dışında bir para yatırılmadığını, Bylock veya benzeri bir haberleşme programı kullanmadığını, ... isimli şahsı tanıdığını, üniversiteden sınıf arkadaşı olduğunu, bahsettiği cemaat evinde dört yıl kaldığını, 2015 yılında yapılan KPSS'de Türkiye altıncısı olduğunu, doğu görevini ilk başta yapmak istediği için ... ilini tercih ettiğini, iki hafta burada görev yaptığını, göreve başlamadan önce girdiği komiser yardımcılığı sınavı sonuçlarının açıklanması ile sınavı kazandığını öğrenince öğretmenlikten istifa edip polisliğe geçtiğini, darbe girişimin olduğu gün Polis Akademisinde yatılı olarak eğitim görmekte olduğunu, devlet aleyhine hiçbir faaliyetinin ve herhangi bir terör örgütüne üyeliğinin olmadığını, Bylock yüklendiği iddia edilen tarihte üniversite öğrencisi olduğunu, Bylock kurmadığını ve yüklemediğini, Kovuşturma aşamasında özetle, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, hiçbir zaman Bylock yüklemediğini ve kullanmadığını, bu yöndeki suçlamayı ve tespiti kabul etmediğini, daha önce gözaltına alınmanın şoku ile ve tutuklanmayacağını düşünerek kısa bir süre örgüte ait evlerde kaldığını belirtmiş ise de bu beyanının doğru olmadığını, bu evlerde kalmadığını, ...'ın beyanlarını kabul etmediğini, 0553 562 57 87 numaralı hattın kendisine ait olduğunu ancak Bylock yüklemediğini ve kullanmadığını, (Bylock log kayıtlarının sorulması üzerine) ...'da 2011-2015 yılları arasında okuduğunu, Manisalı olduğunu, ...'da bulunmadığını, savunmasını hazırlamak için talep ettiği evrakların eline ulaşmadığını, BTK raporu ve son Bylock raporunun kendisine ulaştırılmadığını, ancak savunma için süre istemediğini, haberlerden duyduğu kadarıyla Bylock programına müzik programlarından yönlendirme yapıldığını, Bylock kayıtlarını kabul etmediğini, müzik programından yönlendirme yapılmış olabileceğini düşündüğünü, mahkemenin kesin bir kanaate ulaşması için log kayıtlarının bilirkişiye gönderilerek rapor aldırılmasını talep ettiğini, terörist olmadığını, FETÖ ile bir bağlantısının bulunmadığını, yurtlarında kalmadığını, Bank Asya'da parasının olmadığını, Beyan etmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları; Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir. Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir. Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır. Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, .... s. 348). Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir. Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir. Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir. Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda ... bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında; Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için; a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkanına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır. Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır. Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanun'unda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları halinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır. Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir. ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır. ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı; 2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; Telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin ... Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim ... Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile ... 4. Sulh Ceza Hakimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen .....üzerinde .....seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet .... kısmında ..... yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine karar verilmesini istendiği, ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. ... nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin haline getirilmesine ve bir kopyasının ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur. 10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hallerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir. Sonuç olarak, ... Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde ... Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana serverının, soruşturmanın selameti ve kişilerin masumiyet karinesinin korunması açısından sanıklara teslim edilmesi mümkün olmamış, ilgililer hakkında görevlilerin incelemesi sonucu ortaya çıkan raporlara yönelik somut itirazlar soruşturma ve kovuşturma aşamasında inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmuştur. ByLock iletişim sistemine ilişkin yapılan bu açıklamalardan sonra, dosyada bulunmayan, buna bağlı olarak duruşmada değerlendirilmeyen “ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı"nın getirtilerek, ayrıca itiraz incelemesi sırasında dosyaya girmiş olan, aynı örgüt kapsamında yürütülen farklı soruşturma ve kovuşturmalarda haklarında işlem yapılan diğer kişilerin aşamalardaki savunmalarında sanık hakkında da beyanda bulunmaları durumunda, bu kişilerin usule uygun şekilde duruşmada dinlenmelerine ya da aşamalardaki savunmalarına ilişkin tüm tutanakların getirtilmesine gerek olup olmadığının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile ceza muhakemesi hukuku kuralları bakımından ele alınması gereklidir. Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır. Mahkeme hukukun çizdiği sınırlar içinde bir vicdani kanaate ulaşmalıdır. Vicdani kanaat kanun yolunda denetlenebilir mi sorusunu cevaplandırırken doktrindeki görüşlerin değerlendirilmesi gereklidir. "Yargıtay ilk derece mahkemesi gibi öğrenme muhakemesi yapmadığından olay denetimi yapmamalıdır". Ancak Yargıtay hâkimleri de tecrübe ve mantık kurallarını ilk derece hâkimleri gibi bilirler. Bu nedenle delil araçlarının değerlendirilmesi ve boşlukların doldurulması sırasında akıl yürütmede bir hata yapılmış ise, mantıksal çelişkilere düşülmüşse bu durum dikkate alınacaktır (Kunter-Yenisey-CMK s. 114; Feyzioğlu, Vicdani Kanaat, s. 179; Serap Keskin, Ceza Muhakemesinde Temyiz Nedeni Olarak Hukuka Aykırılık, ... 1997, s. 79). "Vicdani kanaate ulaşmadaki hukuka aykırılıklar sadece muhakeme hukukuna değil, sonuçta maddi hukuku da ihlal eder. Hüküm, kıyas yöntemi uygulanarak ulaşılan bir sonuçtur. Kıyasta kullanılan büyük önerme maddi hukuk kuralıdır. Küçük önerme ise maddi sorunun vicdani kanaat ölçüsüne göre çözülmüş halidir. Bu ikisi birbirlerine uygulanır. Sonuç çıkarılır. Hüküm verilir." (Feyzioğlu, Tanıklık, s. 21) "Kıyasta kullanılan büyük önerme ile küçük önerme birbirleri ile ilgisiz, birbirinden bağımsız değildir. Maddi sorunun yanlış çözülmesi hâlinde büyük önerme de yanlış olacaktır. Bu nedenle Yargıtayın görünüşte maddi olaya ilişkin yaptığı denetim, sonuçta hukuki olaya ilişkin olacaktır" (Kunter-Yenisey a.g.e s. 1114, Feyzioğlu s. 184). Delil araçlarının olay mahkemesi tarafından nasıl değerlendirildiğinin Yargıtay tarafından denetlenmesi mümkündür. Ancak Yargıtay olay mahkemesinin delil araçlarını, çelişme yönteminin hayata geçirildiği, sözlülük gibi doğrudan doğruyalık gibi vicdani kanaatin oluşumu için son derece önemli ilkelerin gereklerinin yerine getirildiği bir duruşmada değerlendirildiğinin gözden çıkarmamalı, dosyadaki tutanakları okumakla edindiği kanaate dayanarak kendini olay mahkemesi yerine koyması, delilleri öğrenme duruşması gibi değerlendirmesi mümkün değildir (Sami Selçuk, Feyzioğlu s. 182-183; Keskin s. 78). Yapılan yargılama sırasında delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında ele alınmaktadır. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (AYM; B. N: 2013/1134, 16.05.2013 ve B. N: 2014/9817, 26.02.2015). Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli yargılanma hakkı, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir. Temyiz denetiminde gerekçenin dosya içeriğiyle uyumlu olup olmadığı da denetlenmelidir. Zira yetersiz (eksik) gerekçe iki şekilde ortaya çıkabilir. Mevcut delillerin bir kısmının toplanmaması ve araştırmanın eksik bırakılması söz konusu olabilir. Diğeri ise delillerin toplanmış olmasına rağmen bir kısım delillerin hükümde değerlendirme dışı bırakılması ve niçin değerlendirme dışı bırakıldığının da izah edilmemesidir. Bu durum Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.01.2003 tarihli, 8-239/259 sayılı kararında; istem konusundaki değerlendirmenin, hukuka veya uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçe, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Yerleşik uygulamaya göre sonuca etkili bir veya birkaç delillin toplanmamış olması eksik soruşturma kabul edilmekte ve buna ilişkin kararlarda yetersiz gerekçeye vurgu yapılmaktadır. Başka bir ifadeyle eksik gerekçe ile eksik soruşturma özdeş kabul edilmektedir. Bu ilkelerle uyumlu olarak 5271 sayılı CMK'nın “Duruşmada Okunması Zorunlu Belge ve Tutanaklar” başlıklı 209. maddesinin birinci fıkrası; “Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur” şeklinde iken, 24.12.2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 97. maddesi ile anılan maddenin başlığında yer alan "okunması" ibaresi "anlatılması" şeklinde, maddenin birinci fıkrasında yer alan "okunur" ibaresi de "anlatılır” şeklinde değiştirilmiş ve bu değişiklik 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7079 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 91. maddesiyle kanunlaşmıştır. Aynı Kanun'un “Duruşmada okunmayacak belgeler” başlıklı 210. maddesinde; “(1) Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. (2) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz.” “Delilleri Takdir Yetkisi” başlıklı 217. maddesinin birinci fıkrasında da; “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir” Şeklinde düzenlemeler yer almaktadır. Ceza muhakemesi hukukumuzda duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecektir. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan “adil yargılama” hakkının temel gerekleri ve CMK'nın 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir. Yine, ceza yargılamasında hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp delil serbestisi içinde yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Eksik soruşturma, delillerin tümünün toplanmaması, bilirkişi incelemesi yapılmaması, tanıkların dinlenmemesi ve deliller arasındaki çelişki, belirsizlik ve eksikliklerin giderilmemesi hâllerinde mahkumiyet kararı verilemez. (CGK. 01.05.2007, 2007/1-43, 2007/101 sayılı kararı) Ancak böyle bir durumda şüpheden sanık yararlanır ilkesine dayanarak beraat kararı verilmesi de hukuka uygun olmayacaktır. Çünkü şüpheden sanığın yararlanabilmesi için tüm çabalara rağmen şüphenin yenilememiş olması gerekir. Oysa olayla ilgili toplanmamış delillerin bulunması hâlinde tüm çabanın sarf edildiğinden bahsetmek mümkün değildir. Belirtilen eksikliklerin giderilmesinden sonra bir sonuca ulaşılabilir (Ünver, Ceza Muhakemesinde İspat, s. 125). Eksik araştırma ve soruşturmaya dayalı mahkumiyet kararı verilmesi kadar beraat kararı verilmesi de hukuka aykırıdır. Çünkü ceza muhakemesinin amacı somut gerçeğin ortaya çıkarılması için yeterli araştırma yapılması ilkesidir. Bu nedenle hükmün kesinleşinceye kadar inceleme olanağı bulunan delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Başka bir ifadeyle ceza sorumluluğu esaslarına uygun bir hüküm kurulabilmesi ve adaletin gerçekleştirilebilmesi için, öne sürülen ve olaya ışık tutabilecek nitelikteki tüm delillerin ve belgelerin duruşmada tartışılması ve hükümde değerlendirilmesi zorunludur (Yardımcı Doç. Dr. Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi s. 356). Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmekle; Bylock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, Bylock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti hâlinde, bu delilin suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili birimlerden ayrıntılı Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı yeniden istenerek, bununla birlikte sanıkla ilgisi nedeniyle aşamalarda soruşturma ifadelerinin birer sureti dosyaya konulan ... Süer, Fatih Bilgili ve Abdulmuttalip Okur'un beyanlarının da delil olarak kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, CMK’nın 215 ve 217. maddeleri gereğince duruşmada sanık ve müdafisine okunup diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, sanığın Bylock kullanıcısı olduğuna dair yetersiz belgelere dayanılarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE, 2- Gözaltında, tutuklulukta geçirilen süreler ve koşullu salıverilme tarihine kadar cezaevinde kalması gereken süre birlikte gözetildiğinde; sanık ...'ın tutuklu bulunduğu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede uyuşmazlık konusu ve tutukluluk incelemesi bakımından oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.