5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 262

Ceza Muhakemesi Kanunu 262. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 262 – (1) Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler. Şüphelinin veya sanığın başvurusuna ilişkin hükümler, bunlar tarafından yapılacak başvuru ve onu izleyen işlemler için de geçerlidir. Tutuklunun kanun yollarına başvurması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

15 karar eşleşti
10. Ceza Dairesi, 2025/1691 E., 2025/4543 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir.
10. Ceza Dairesi         2025/1691 E.  ,  2025/4543 K. "İçtihat Metni" Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca; "..... Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. TCK'nın 191. maddesinin 9. fıkrasında , "Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." hükmüne, CMK'nın 171. maddesinin 2. fıkrasında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz edilebileceği belirtildikten sonra itiraz usulüne ilişkin aynı kanunun 173. maddesine atıf yapıldığı, CMK'nın 173. maddesinde ise, "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir." hükmüne yer verilmektedir, buna göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında, başvurulacak kanun, yolu merci ve sürenin belirtilmesi ve kararın şüpheliye tebliğ edilmesi gerektiği, TCK'nın 191. maddesinde belirtilen unsurları içermeyen, itiraz merci, süresinin gösterilmediği veya usulüne uygun tebliğ edilmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının hukuki sonuç doğurmayacağı, bu nedenle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali nedeniyle TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ya da TCK'nın 191. maddesinin 6. fıkrası uyarınca doğrudan açılacak kamu davalarında kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu durumda durma kararı verilerek dosyasının taşıması gereken zorunlu unsurları ihtiva eden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi, verilen kararın usulüne uygun şekilde tebliği, karar kesinleştikten sonra, kovuşturma şartının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin beklenmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasında çözümü gereken uyuşmazlık, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına ilişkindir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 20.05.2024 tarih ve 2024/1361 esas, 2024/744 karar sayılı kararıyla, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarih, 020/604 E. ve 2021/697 K. sayılı kararının, "İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," hususları gerekçe gösterilerek bozulmasına karar verilmiştir. Söz konusu bozma kararı sonrasında, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 24.09.2024 tarih, 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararıyla, Bursa Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 15/04/2021 tarih 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararınına karşı CMK'nın 308/A maddesi uyarınca yapılan itirazın reddine karar verilmiştir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlulu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin ise, bu konuda aksi kanaate olduğu açıktır. (Söz konusu uygulama farklılığına dair örnek kararlar ayrıca yazımız ekinde sunulmuştur.) Bu halde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi kapsamında, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliği aşamasında CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasının uygulanıp, uygulanmayacağına dair birbirinin tersi yönünde farklı kararlar ortaya çıkmaktadır. Eşitlik, hukuki öngörülebilirlik, istikrar ilkeleri ve uygulamada birliğin sağlanması amacıyla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için talepte bulunmak gerekmiştir." Şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna talepte bulunulmuştur. II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 06.01.2025 tarihli ve 2024/22 Esas, 2025/4 Karar sayılı kararı ile, " Uyuşturucu madde kullanma suçunu düzenleyen TCK'nın 191. maddesinin 2 nci fıkrasına göre, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında CMK'nın 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir. Şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, Cumhuriyet savcısı ayrıca şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenilen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyaracaktır. Peki TCK'nın 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen kamu davsının açılmasının ertelenmesi kararına karşı kanun yoluna başvurulabilir mi? Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı, kamu davasını açmada takdir yetkisi başlığını taşıyan CMK'nın 171. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu sebeple kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı Cumhuriyet Savcılığınca verilen bir karardır. CMK'nın 173. maddesi ise Cumhuriyet savcısının kararına itirazı düzenlemektedir. Ancak CMK'nın 173. maddesinin içeriği incelendiğinde; kanun koyucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara yönelik itirazı düzenlediği, maddede kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik itiraz hususunda herhangi bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir. CMK'nın 173. maddesinde Cumhuriyet savcısının kararına, suçtan zarar görenin itiraz edebileceği belirtilmiştir. kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçunun mağduru, yalnızca bu maddeyi kullanan veya kullanmak üzere alan veya bulunduran ya da kullanan kimse değil, tüm toplumdur. Bu suçlarda, klasik anlamda bir suçtan zarar görenin varlığından söz edilemez. Zira bu suçlar, TCK'nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçundan dolayı başlatılan soruşturma sonucunda, Cumhuriyet savcısı kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde etmesi halinde, CMK'nın 171. maddesinde belirtilen koşulların bulunup bulunmadığını araştırmaksızın beş yıl süre ile kamu davasının açılmasına karar verecektir. Burada Cumhuriyet savcısına bir takdir hakkı tanınmamıştır. Bunun şüpheli lehine bir düzenleme olduğu kabul edilmekle birlikte, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin şüpheliye yüklediği yükümlülüklerin de gözden uzak tutulmaması gerekir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı bu yönü ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan ayrılmaktadır. Zira bu halde, şüpheliye yüklenen bir yükümlülük bulunmamaktadır. TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrasına göre; TCK'nın 188. maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile aynı Kanun'un 190. maddesinde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran TCK'nın 191. maddesi kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilecektir. Bu halde, sanık hakkında TCK'nın 191. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen tedbirler uygulanacak, beş yıllık denetim süresi içinde sanığın aynı maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, aksi halde hüküm açıklanacaktır. Böylelikle TCK'nın 191. maddesi kapsamında bulunan bir suç işlendiği halde, soruşturma evresi sonunda eylemin aynı Kanun'un 188. veya 190. maddeleri kapsamında kaldığı kabul edilerek kamu davası açılmasından kaynaklanan sorunlar giderilmiş olacaktır. CMK'nın 231. maddesinin on ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrası hükümleri gereğince sanık, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edebilir. 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı yasanın 15. maddesi ile artık hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yolu kaldırılmış ve istinaf yolu açık ... getirilmiştir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, suç işlemediğine inanan kişiye, Anayasa'nın 36. maddesine yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerekir. Yine TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararına karşı sanığın itiraz (01/06/2024 tarihinden itibaren yeni düzenleme ile istinaf) hakkının bulunduğu dikkate alındığında hukuk devleti ilkesinin gereği olan adaletin sağlanması, ancak şüpheliye de kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz etme yetkisinin tanınması ile mümkün olabilecektir. Nitekim Yargıtay 10 ve 20. Ceza Daireleri verdikleri kararlarda kamu davasının ertelenmesi kararının itiraza tabi olduğuna işaret etmişlerdir. Ancak varolan ve içtihatlarla giderilmeye çalışılan bu boşluk daha sonra kanun koyucu tarafından 17/10/2019 tarihli 7188 sayılı yasanın 19. maddesi ile CMK'nın 171/2 maddesinde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebileceğini düzenlemiştir. Görüldüğü üzere; kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik şüphelinin itiraz etme hakkı önceleri doğrudan yasa maddesi ile verilen bir hak olmayıp Yüksek Mahkemenin yasa maddesini geniş yorumlaması suretiyle içtihat yoluyla verilmiş bir hak olup daha sonra kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ayrıca Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının, kanun yolu olan itiraz olmadığı öğreti ve uygulamada öteden beri kabul edilen bir husustur. Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Yine CMK'nın 267 - 271 maddeleri arasında düzenlenen itiraz hakkı da hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Dolayısıyla CMK'nın 263. maddesinde düzenlenen tutuklunun kanun yollarına başvurması hususu hakim ve mahkeme kararına ilişkin olup, Cumhuriyet savcısınca verilen kararları kapsamamaktadır. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara yönelik itirazı da kanun yolları kapsamına almak kanun metnini yorum yoluyla genişletmek anlamına geleceği için bu durum dolayılı olarak kanun koyucunun yasama yetkisinin gaspı anlamına geleceği için bunun hukuken kabulü mümkün değildir. Öte yandan Cumhuriyet savcısının kararlarına karşı yapılacak başvuruların da kanun yolu başvurusu olduğu kabul edilse bile CMK'nın 263. maddesindeki düzenlemenin işlem yapılan soruşturma ve kovuşturma sebebiyle tutuklu olan şüpheli veya sanıkları kapsadığı, başka dosyadan tutuklu olan veya cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan şüphelileri kapsamadığından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilen soruşturmada tutuklu olmayan şüpheliye itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde nasıl kullanacağını hatırlatmanın zorunlu olduğunu kabul etmek kanuni düzenlemenin ötesinde genişletici bir yorum olacaktır. Tüm bu sebeplerden dolayı Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas- 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas- 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 Sayılı Kanun'un 35/3 maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmasına oy birliği ile, kararlar arasındaki uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine dair görüşte bulunulmasına" Karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI: A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı, 1. Şüpheli ... hakkında 23.01.2018 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2018 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2018/2888 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulmasına karar verildiği, kararda itiraz kanun yolu, itiraz mercii ve 15 günlük itiraz süresinin doğru şekilde gösterildiği, kararın şüpheliye Bursa Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 18.10.2018 tarihinde anlatılarak okumak/almak suretiyle tutanakla tebliğ edildiği, 05.11.2018 tarihinde tedbirin infazı için Bursa Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, 2. Şüphelinin 21.04.2019 tarihinde yeniden aynı nitelikteki suçu işlemesi ve yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi üzerine erteleme kararının kaldırılarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2019 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2019/21569 Esas, 2019/16980 sayılı iddianamesi ile Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, 3. Yapılan yargılama sonucunda, Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2019/1253 Esas, 2019/1062 Karar sayılı kararı ile, sanığın, TCK’nın 191/1, 43/1 ve 62/1.maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu, 4. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı ile, ".. Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların yukarıda eleştiri yapılan husus dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın istinaf talebi yerinde görülmemiş olmakla İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE" kesin olarak karar verildiği, 5. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile ihbarda bulunulması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararına karşı, 5271 sayılı CMK’nın 308/A maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulduğu, 6. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 15.11.2024 tarihli ve 2024/100 Esas, 2024/99 Karar sayılı kararı ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinin CMK'nın 35/3. maddesine uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle "itirazın reddine" karar verildiği, Anlaşılmıştır. B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı 1. Sanık ... hakkında, 12.05.2020 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2020 tarihli ve 2020/4943 Soruşturma, 2020/3735 Esas, 2020/3038 sayılı iddianamesi ile Yalova 2.Asliye Ceza Mahkemesine, TCK’nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açıldığı, iddianamede daha önce erteleme kararı verildiği, ihlâl nedeniyle kaldırılarak kamu davası açıldığı, Bursa 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253 Esas sayılı dosyasında mahkûmiyet kararı verildiği hususunun belirtildiği, 2. Yapılan yargılama sonucunda, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarihli ve 2020/604 Esas, 2021/697 Karar sayılı kararı ile, sanığın TCK’nın 191/1, 192/3 ve 62/1.maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu, 3. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile; "İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Hukuka aykırı, sanığın istinaf başvuru nedenleri bu bakımdan yerinde görülmekle, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e-f, 289/1. maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA, Dosyanın yeniden incelenmek ve karar verilmek üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE" kesin olarak karar verildiği, Anlaşılmıştır. IV. KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2025 tarihli ve UG-2025/15428 sayılı tebliğnamesinde; ".... Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğu ve bu yönde verilen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20/05/2024 tarih ve 2020/604 E-2021/697 K.sayılı kararının hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri kararları arasındaki uyuşmazlığın, 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarih ve 2020/604 Esas 2021/697 Karar sayılı kararındaki görüş ve kabul doğrultusunda giderilmesi talep edilmiştir. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir. B. İlgili Hukuk 1. Anayasa Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması Madde 40 Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. (Ek fıkra: 03/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. 2. 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun"un, 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35/3. maddesi; "...(3) Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet Başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek, (Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir. 3. 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi hükmü; "Madde 191- (Değişik: 18/06/2014 – 6545/68 md.) (1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. (3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. (4) Kişinin, erteleme süresi zarfında; a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır. (5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz. (6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez. (7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. (8) Bu Kanun'un; a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir. (9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." (10) (Ek: 27/03/2015-6638/12 md.) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır." Şeklindedir. 4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan hükümler: Kamu davasını açmada takdir yetkisi Madde 171 - (Değişik madde: 06.12.2006 - 5560 S.K. 21. md) (1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir. (2) (Değişik fıkra: 17/10/2019-7188 S.K./19. md) Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir. Cumhuriyet Savcısının Kararına İtiraz Madde 173 (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3) (Değişik: 18/06/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) (Değişik: 25/05/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. (5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz. (6) (Değişik: 02/01/2017-KHK-680/11md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır. Kararların açıklanması ve tebliği Madde 35 – İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir. (2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, (…) (hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur. (3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır. Tutuklunun kanun yollarına başvurması Madde 263 - (1) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir. (2) Zabıt kâtibine başvuru hâlinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir. (3) Kurum müdürüne başvuru hâlinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhâl ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt kâtibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder. (4) Zabıt kâtibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır. 5. 7201 sayılı Tebligat Kanunu Mevkuf ve mahkûmlara tebligat Madde 19 - Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder. 6. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik Madde 28– (1) Tutuklu ve hükümlülere tebligat yapılmasını, bu kişilerin bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder. (2) Bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûm olup kendilerine kanuni temsilci atanmış olanlara ait tebligat, 19. maddeye göre yapılır. (3) Tutuklu ve hükümlüye tebligat yapılamazsa tebliğ mazbatasına müdür veya memur tarafından belirtilen sebep şerh verilir. (4) Tutuklu veya hükümlünün hastanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre yapılır. C. Değerlendirme Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince ise, 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi halinde, kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlâlinden bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 263.maddesi ile, tutuklu bulunan şüpheli veya sanığın kanun yollarına başvurusu kolaylaştırılmak, başvurunun zamanında yapılıp yapılmadığı, sürelerin kesilip kesilmediği konusundaki tereddütler de ortadan kaldırılmak istenmiştir. Buna göre tutuklu bulunan, şüpheli veya sanık sözlü olarak tutuklu bulunduğu kurum müdürüne veya kararı veren mahkemenin zabıt kâtibine başvurabilir. Bu başvuruyu dilekçeyle de yapabilir. Her iki hâlde de başvurular önce ilgili deftere kaydedilir, sonra bu konuda tutanak düzenlenir ve tutanağın bir örneği tutukluya verilir. Kurum müdürlüğünce gönderilen dilekçe ve tutanak mahkeme kâtibince de ayrıca deftere kaydedilir. Zabıt kâtibi veya kurum müdürünün başvuru ile ilgili yaptığı işlemlerle kanunun öngördüğü süreler kesilmiş olur. CMK'nın 263.maddesi, tutuklanan şüpheli veya sanıkların, tutukluluk halindeyken kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen bir hükümdür. Bu madde sayesinde, tutuklu bulunan kişiler haklarını korumak ve hukuki süreçte aktif rol almak amacıyla çeşitli başvurularda bulunabilirler. Tutuklu olan her şüpheli veya sanık, tutukluluk kararı verildiği andan itibaren kanun yollarına başvurma hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin savunma hakkının bir parçasıdır. Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak etkin başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40.maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen; "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." şeklindeki düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13.maddesinde güvence altına alınan etkin başvuru hakkı ve 5271 sayılı CMK'nın "kararların gerekçeli olması" başlıklı 34.maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ; "Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" hükmü ile aynı Kanun'un 232.maddesinin altıncı fıkrasının ilgili bölümünde yer verilen; "Hüküm fıkrasında,...kanun yollarına başvurma ....olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." şeklindeki düzenlemeye uygun olarak kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerekmektedir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerektiği, Dairemizin istikrar kazanmış uygulamasının bu yönde olduğu, nitekim 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile CMK'nın 171/2. maddesinde, Dairemiz uygulamaları ile uyumlu şekilde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173. madde hükümlerine göre itiraz edebileceği düzenlenmiştir. Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının da, kanun yolu olan "itiraz" hakkı olarak kabul edilmesi gerektiği, CMK'nın 260 - 266. maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı, hakim ve mahkeme kararlarına karşı getirilmiş bir düzenleme ise de, maddi ceza hukukunun aksine, ceza muhakemesi hukukunda sınırlı da olsa kıyasın mümkün olduğu, bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında kıyas ve yorum yoluna başvurulabileceği, ancak temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleri daraltıcı şekilde kıyas yapılamayacağı, dolayısıyla tutuklunun kanun yollarına başvurma yöntemine ilişkin CMK'nın 263. maddesinin Cumhuriyet savcısınca verilen kararlara ilişkin olarak kıyasen uygulanabileceği, kabul edilmelidir. Kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerektiği, Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve çeşitli kanunlardaki hak arama özgürlüğü ile ilgili tüm düzenlemelerin de kanun yollarına etkili başvuru hakkını sağlamak amacıyla getirildiği gözetildiğinde; 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca verilen "kamu davasının açılmasının ertelenmesine, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın tebliğinde, ceza infaz kurumunda yapılacak tebligata, şüphelinin karara nasıl itiraz edebileceğine dair açıklamanın eklenmesi gerekeceği, aksi halde, karar sanık tarafından öğrenilmiş olsa bile, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmeyeceği, kovuşturma şartlarının oluşmadığı dikkate alınarak, sanığa kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı tutuklu veya hükümlü bulunduğu ceza infaz kurumu müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabileceğine ilişkin ihtar ile birlikte kararın yeniden tebliğ edilmesi gerekeceği, açıklanan nedenlerle, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinde, itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği ihtaratının aranması gerektiği anlaşıldığından; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas ve 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas ve 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR 1. 5237 sayılı TCK'nın 191.maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarında, "kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik/tedavi tedbiri uygulanmasına" dair kararın, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği şeklindeki ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğunun kabulü ile 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE, 2. Dosyanın talepte bulunan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine, 3. Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

18. Ceza Dairesi, 2016/12313 E., 2019/776 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
B) Kanun yollarına kimlerin nasıl ve hangi şartlar ile müraacat edeceği CMK 260,261,262. maddelerinde belirtilmiştir.
18. Ceza Dairesi         2016/12313 E.  ,  2019/776 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Hakaret HÜKÜM : Düşme KARAR Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre ve dosya görüşüldü: Hakaret suçuna ilişkin mağdurun şikayetten vazgeçmesini kabul eden sanık ...'in düşme kararını temyizde hukuki yararı bulunmadığı anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca sanık ...'in talebi yerinde görülmeyerek, tebliğnamedeki isteme aykırı olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 09/01/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Olay: Adana Cumhuriyet Başsavcılığına 09/10/2012 tarihinde şikayet dilekçesi veren ... Adana 1. Aile Mahkemesi'nin 2012/122 Esas sayılı dosyasına sunulan, 09/10/2012 tarihli duruşmada kendisine verilen dilekçede, şahsına "şirret kadın" diye hakaret edildiğini, duruşmada tanık olarak dinlenen ...'ye "şerefsiz, namuzsuz" demiş gibi dilekçede yazılarak hakarete uğradığını, kendisine "sinir hastası" denildiğini bu şekilde iftira atıldığını, iddia ederek Avukat ... hakkında şikayetçi olmuş. Aynı gün alınan beyanında, dilekçe içeriğini tekrar etmiş, Aile Mahkemesine verilen dilekçede Avukat ...'in kendisine "şirret kadın, sanki kadın değil erkektir, sinir hastası" ifadelerini kullanarak hakaret ve iftira suçlarını işlediğini şikayetçi olduğunu beyan etmiştir. Adana 1. Aile Mahkemesinin 2012/122 Esas sayılı dosyaya Avukat ... verdiği 08/10/2012 günlü dilekçe içeriğinde, "tanık ...'ye davalı ...'ın şerefsiz, namuzsuz diye hakaret ettiğini, tanığın mahkeme hakimine durumu ilettiğini, Cumhuriyet Savcısına gidilmesinin söylendiğini, olaya tanık olduğunu bu olayın kendisini iğrendirdiğini, bir kadın ancak bu kadar şirret olabilir, eşinin kırk yıllık arkadaşını tanımayan sinir hastası olan davalı ...." ifadeleri içerdiği tespit edilmiş. Avukat ...'in 15/12/2012 tarihinde dosyaya dilekçe sunduğu, dilekçesinde Türk Dil Kurumunun şirret tanımını açıkladığı, bu tanıma göre şirretin geçimsiz, huysuz, kavga çıkarmaktan hoşlanan, edepsiz, yaygaracı olarak tanımlandığını belirtmiştir. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 10/01/2013 günlü 2013/6 sayılı fezleke ile görevi kötüye kullanmak ve hakaret suçlarından soruşturma izni için dosyayı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne göndermiş ve fezlekesinde 1136 sayılı Yasanın 58. maddesi uyarınca soruşturma yapılmasına gerek olmadığını mütaala etmiş.Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 15/02/2013 tarihi yazısı ile Avukat ... hakkında 1136 sayılı Avukatlık Kanunun'un 58/1. maddesi gereğince soruşturma izninin verilmesine karar verilmiştir. Avukat ... 19/03/2013 tarihli dilekçesi ile üzerine atılı eylemin suç oluşturmadığını ifade etmiş. Tanık ... duruşma çıkışı davalının kendisine hakaret ettiğini bu durumu hakime ilettiğini, arkadaşının karısı olduğu için şikayette bulunmadığını beyan etmiş. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 25/04/2013 tarihli fezleke ile Avukat ... hakkında hakaret suçundan 1136 sayılı Yasanın 59. maddesi uyarınca kovuşturma yapılmasına gerek olup olmadığının tespiti için Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne fezleke göndermiş ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığı, bu nedenle kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı, mütaala edilmiştir.Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 13/06/2013 günlü yazısı ile "bir kadın bu kadar şirret olabilir.... sinir hastası olan davalı...." şeklindeki ifadelerin iddia ve savunma sınırını aştığını, kovuşturma izni verilmesini gerektirir nitelikte ve ağırlıkta olduğunu belirterek Adana Barosunda kayıtlı Avukat ... hakkında kovuşturma yapılması gerekli görüldüğünden, iddianame düzenlenerek Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesine verilmek üzere soruşturmaya ait dosyanın 1136 sayılı Avukatlık Kanunun'un 59/1-2 maddesi uyarınca O Yer Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı 08/07/2013 havale tarihli iddianame ile ... hakkında hakaret suçundan son soruşturmanın açılmasını talep etmiş, Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesi 10/07/2013 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve aynı günlü tensip ile duruşmanın 26/09/2013 tarihine bırakılmasına karar vermiştir. 26/09/2013 tarihli duruşmada son soruşturmanın açılmasına ve yargılamanın Adana Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmasına, dosyanın Adana Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi 27/03/2014 tarihli tensip ile yargılamayı 15/09/2014 tarihine bırakmış, bu tarihli duruşmada sanık ...'in savunması tespit edilmiş sanık eyleminin hakaret içermediğini beraatini talep etmiş, tanık ...'nin beyanları tespit edilmiş ve yargılama 19/11/2014 tarihine bırakılmış, bu tarihli oturumda müşteki ...'in beyanı tespit edilmiş müşteki şikayetçi olmadığını davaya katılmak istemediğini beyan etmiş, sanık suçlamaları kabul etmediğini ancak vazgeçmeyi kabul ettiğini ifade etmiştir. İddia makamı şikayetten vazgeçme nedeni ile TCK'nın 73/4. CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesini mütaala etmiş, sanık ... mütaalayı kabul etmediğini, zira Avukat olarak mahkemeye somut olayı aktardığını, TCK'nın 128. maddesine göre bu eylemin suç oluşturmadığını, savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığını, beraatini talep. Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi 19/11/2014 gün 2014/162 esas ve 2014/529 sayılı kararı ile sanık hakkında açılan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeni ile TCK 73/4. ve CMK 223/8 maddeleri gereğince davanın düşürülmesine temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar vermiştir. Bu karar sanık ... tarafından 19/11/2014 tarihinde temyiz edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 16/05/2016 tarihli Tebliğname ile hükmün onanmasını talep etmiş.Yargıtay 18. Ceza Dairesi 09/01/2019 günlü 2019/776 sayılı kararı ile sanığın temyizde hukuki yararı bulunmadığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddine oyçokluğu ile karar vermiş. Yüksek Dairesinin temyiz isteğinin reddine kararına katılmıyorum. Nedenler: Sorun şikayetten vazgeçmeyi kabul etmek ve bunun sonuçları, temyiz hakkı nedir, nasıl sınırlanabilir. Bu kurumlar birbirini sınırlar mı. Yasal düzenlemeler nasıl ve yorum yoluyla hakkın sınırlanması mümkün müdür, Sorularının cevaplarında aranmalıdır. 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK 360-310 maddelerinde kanun yolları düzenlenmiştir. Kanun yolları olağan ve olağanüstü kanun yolları olarak ikiye ayrılmaktadır. Olağan kanun yolları itiraz, istinaf ve temyizdir. Olağanüstü kanun yolları ise kanun yararına bozma, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve yargılamanın yenilenmesi olarak düzenlenmiştir. Hakim ve mahkeme kararlarında bir yanılma, eksiklik, yanlışlık gibi durumlar söz konusu olduğunda, bu karara karşı kanun yollarına müraacat hakkı kabul edilmelidir. A) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7. numaralı protokolü dikkate alınmalıdır. 22/01/1984 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye'nin 14/03/1985 tarihinde imzaladığı bu protokol ile hakkında mahkumiyet kararı verilen sanığın üst yargılama makamına müraacat ederek hakkındaki kararı inceletmek, kanun yoluna başvurma hakkı bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Bu hakkın nasıl düzenleneceği hususu kanuna bırakılmıştır. Bu protokol üç halde kanun yoluna gidilemeyeceğini belirtmiştir. Bunlar; Suç çok hafif ise "hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirmeyen bir suç olmalı", Sanık olay mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılanıyor ise, Karar beraat kararının temyiz edilmesi sonucunda verilmiş bir karar halleridir. B) Kanun yollarına kimlerin nasıl ve hangi şartlar ile müraacat edeceği CMK 260,261,262. maddelerinde belirtilmiştir. Buna göre Cumhuriyet Savcısı, şüpheli, sanık, katılan, katılma isteği karar bağlanmamış olan, reddedilmiş olan, katılma sıfatı alabilecek surette suçtan zarar bulunanlar, müdafi ya da vekil, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi, eşi kanun yollarına müracat edebilirler. a- Cumhuriyet Savcısının kanun yollarına başvuru hakkı CMK 260/1-2. maddelerinde düzenlenmiştir. b- Şüphelinin kanun yollarına başvurma hakkı soruşturma aşaması ile sınırlıdır. Şüpheli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesine itiraz edebilir, itiraz edemeyeceğine dair mevzuatımızda bir hüküm yoktur. Hakkı sınırlayıcı hüküm olmadığı için itiraz edilebileceğini kabul etmek gerekir. Şüpheliyi hukuksal sorumluluk altına sokacak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı itiraz hakkının varlığı kabul edilmelidir. c- Sanığın kanun yollarına başvuru hakkı CMK 260. maddesinde düzenlenmiştir. Sanık kovuşturma aşamasında verilen kararlara karşı kanun yollarına müraacat edebilir. Sanık hukuksal menfaati var ise bütün kararlara karşı kanun yollarına müraacat edebilir. Hatta beraat kararının gerekçeleri ile temyiz edilebileceği Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 10/11/1976 gün 7358/7025 sayılı kararında kabul edilmiştir. d- Katılma ve katılanın kanun yoluna başvurma hakkı CMK 237. maddesinde düzenlenmiştir. Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile mağlen sorumlu olanlar ilk derece mahkemesindeki hüküm kesinleşinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Katılma talebinin kabulü için suçtan zarar görme koşulu her somut olayın özgün niteliklerine göre yargıç tarafından belirli ölçütler temelinde değerlendirilmelidir. Suçun işlenmesi nedeniyle hakkı veya yararı zarar gören ya da tehlikeye uğrayan kişinin katılma hakkının varlığı kabul edilmelidir. e-Katılma isteği karar bağlanmamış veya reddedilmiş olanların kanun yollarına müraacat hakkı CMK 260. maddesinde düzenlenmiştir. f- Katılma sıfatı alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların kanun yollarına başvurma hakkı CMK 360. maddesinde belirtilmiştir. g- Müdafi ya da vekilin kanun yollarına başvurma hakkı CMK. 261. maddesinde kabul edilmiştir. Tarafın açık arzusuna aykırı olmamak koşulu ile kanun yollarına başvurabilirler. Zorunlu müdafilik halinde çatışma durumunda müdafinin iradesi üstün tutulmuştur. h- Şüpheli veya sanığın kanuni temsilcisi ve eşinin kanun yollarına başvurma hakkı CMK 262. maddesinde düzenlenmiştir. C) Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün kapsamında herkesin hakim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına müraacat etme hakları bulunmaktadır. CMK bu haklar konusunda genişletici bir düzenleme getirmiştir. Haklı çıkarı zedelenen kişi ya da kişiler taraf sıfatı kazanarak kanun yollarına müraacat etme hakkına sahip olmalıdır. D) Şikayetten vazgeçme sanık tarafından kabul edilirse ceza davası hakkında düşme kararı verilir. Ancak sanık şikayetten vazgeçme beyanı kabul etmek zorunda değildir. Sanık ceza davasının düşmesi yerine yargılamaya devam edilerek dava sonunda kendisi hakkında beraat kararı verilmesini talep edebilir. Bu durumda müşteki şikayetten vazgeçse bile ceza davası hakkında düşme kararı verilemez, yargılamaya devam edilir, dava sonunda sanık hakkında şartları oluşmuş ise beraat kararı verilir. Yargılama neticesinde beraat kararı değilde mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği anlaşılır ise, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmez, mahkumiyet yerine şikayetten vazgeçme nedeni ile düşme kararı verilir. E) Şikayetten vazgeçmeyi kabul eden sanığın, düşme kararını temyiz edemeyeceğine dair yasalarımızda bir hüküm bulunmamaktadır, yorum yoluyla bu hakkın sınırlanması mümkün olmamalıdır. Beraat etmek sanığın en menfaatinedir, beraat kararını isteyen sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmesi nedeni ile beraati yerine vazgeçme nedeni ile verilen düşme kararının temyiz edemeyeceğini kabul etmek hakkın sınırlanması sonucunu doğurur. Sonuçları itibari ile beraat kararı düşme kararından lehedir ve bu kararı sanığın temyiz etmesini kabul etmek gerekir. Şikayetten vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı bağlamaz, vazgeçmeyi kabul ile temyiz hakkı farklı müesseselerdir ve birbirini sınırlamazlar. Şikayet hakkından vazgeçme ile verilen düşme kararının sonuçları ile, beraat kararının sonuçları hukuki açıdan aynı değildir. Şikayetten vazgeçmeyi kabul etmek temyiz hakkından vazgeçmek olarak kabul edilemez. Sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabulü ile, mağdurun şikayetten vazgeçmesi CMK 234. ve diğer maddeleri nedeniyle aynı sonuçlara bağlanamaz. Sonuç: Üst Kanun yollarına müracat hakkı insan hakkı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7. nolu protokolü ile kabul edilmiş, yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde Adil Yargılanma Hakkı ve Hak Arama Özgürlüğü kapsamında herkesin kanun yollarına müraacat etme hakkı benimsenmiştir. Temyiz hakkının bir insan hakkı olarak kabul edilmesi nedeniyle. 1982 Anayasasının 13. maddesi ile temel hak ve hürriyetlerin ne şekilde sınırlanacağı düzenlenmiştir. Bu hükme göre temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanun ile sınırlanabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Yasalarda şikayetten vazgeçmeyi kabul ettiği için sanığın beraat talebine yönelik temyiz hakkının olmadığına dair bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, sanığın aleyhine olan kararı temyiz etme hakkı bulunduğunu ve iddianamede yazılı, mahkemece yargılaması yapılan eylemin TCK'nın 128. maddesi kapsamında kaldığı, iddia ve savunma sınırları içerisinde kalan eylemin suç olarak nitelenemeyeceği gerekçeleri ile sanığın temyiz hakkının kabulü ve hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekir iken, Yüksek Dairenin temyiz red kararına katılmıyorum.
3. Ceza Dairesi, 2022/20968 E., 2024/8784 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ceza Dairesinin 07.10.2019 tarihli 2018/3520 Esas, 2019/ 5929 Karar sayılı hükmü ile CMK'nın 307/5 inci maddesindeki " Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz" şeklindeki düzenleme karşısında;
3. Ceza Dairesi         2022/20968 E.  ,  2024/8784 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Silahlı terör örgütüne yardım etme HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği cezanın süresi nedeniyle reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.07.2019 tarihli ve 2019/495 Esas, 2019/469 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 220 nci maddesinin yedinci fıkrası delaletiyle 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 nci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verilmiştir. 2.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 24.02.2021 tarihli ve 2019/1175 Esas, 2021/396 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık müdafiilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3.Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 21.03.2022 tarihli ve bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının ( aleyhe ) temyiz sebepleri özetle; 1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. "FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yüksek miktarlarda sürekli ve düzenli olarak kaynak aktardığı tespit edilen ve Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/... Esas sayılı dosyası kapsamında müsaderesine karar verilen ... Holding bünyesinde orta düzey yönetici olarak görev yapan sanıkların yasa dışı ve gizli olarak oluşturulan bir muhasebe sistemiyle örgüte mütemadiyen kaynak aktarıldığını bilmelerine rağmen söz konusu sistem üzerindeki faaliyetlerini sürdürmeleri, hatta bu hususun ortaya çıkmasının önüne geçmek için gizliliğe riayet etmeleri, bu kapsamda sanık ...'ın muhasebe kayıtlarının bulunduğu bilgisayar/harddiskin ele geçirilmesini engellemek için de eylemlerde bulunması ile sanıkların nitelikleri, çalıştıkları pozisyon ve şirket içerisinde bulundukları süre göz önüne alındığında sanıkların eylemlerinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmak sureti ile "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşerek yazılı şekilde hüküm kurulması, TCK'nın 220/7 inci maddesindeki atfın niteliği ve aleyhe sonuç doğurabilecek usulüne uygun yapılmış istinaf başvurusu bulunmaması karşısında, sanığın eyleminin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle örgüte üye olma suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurularak TCK’nın 220/7 inci maddesi gereğince indirim yapılması ve ayrıca tayin olunan cezada 3713 sayılı Kanun'un 5/1 inci maddesi uyarınca artırım yapılmayarak eksik ceza tayin edilmesi Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2018/528 Esas, 2019/3032 Karar sayılı, 29.04.2019 tarihli ilamında belirtildiği üzere, aleyhe temyiz-istinaf bulunmaması karşısında bozma nedeni yapılamayacağından dairemizce duruşma açılmasına gerek görülmeyerek bu husus eleştirilmekle yetinilmiştir." şeklindeki kabul ile aynı konuda Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 07.10.2019 tarihli 2018/3520 Esas, 2019/ 5929 Karar sayılı hükmü ile CMK'nın 307/5 inci maddesindeki " Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz" şeklindeki düzenleme karşısında; sanık hakkında CMK'nın 280/2 nci maddesi gereği duruşma açılarak yapılacak istinaf incelemesi akabinde ceza miktarı itibarı ile kazanılmış hakkı gözetilerek silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği hususunun düşünülmemiş olduğuna, 3. Temyiz dilekçesinde belirtilen diğer sebepler ve sair hususlara, İlişkindir. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin tartışılmadan karar verildiğine, 3. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, 4. Sanığın yakalanmadan önce kendiliğinden emniyete giderek bildiklerini anlattığına, 5. Sanığın başka yargılamalarda tanık olarak dinlendiğine ve örgüt ile ilgili detaylı bilgiler verdiğine, 6. Temyiz dilekçesinde belirtilen diğer sebepler ve sair hususlara, İlişkindir. Sanık ...'in temyiz sebepleri özetle; 1. Hakkında herhangi bir soruşturma yokken emniyete giderek bildiklerini anlattığına, 2. Gönüllü ve samimi olarak beyanda bulunduğuna, 3. Şirkette çalışmaktan başka eyleminin bulunmadığına, finans departmanında hiç çalışmadığına, 4. Eksik araştırma ile karar verildiğine, 5. Temyiz dilekçesinde belirtilen diğer sebepler ve sair hususlara, İlişkindir. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; 1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, 2. Sanığın sadece ... Holdin A.Ş.'de orta düzey yönetici olması sebebiyle iddianame düzenlendiğine ve sanığın cezalandırıldığına, 3. Sanığın ikili kayıt sisteminin kurulmasında ve işletilmesinde görev almadığına, denetimini yapmadığına, 4. Tanık beyanlarından da sanığın talimat verme veya denetleme yetkisinin bulunmadığının belirtildiğine, 5. Suçun unsurlarının oluşmadığına, 6. Sanık hakkında beraat kararı verilmesine, aksi takdirde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine, 7. Temyiz dilekçesinde belirtilen diğer sebepler ve sair hususlara, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince sanıkların eyleminin, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmünün esasına yönelik olarak, O yer Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine usûlüne uygun bir istinaf başvurusu bulunmasa da, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.11.2023 tarihli, 2023/3-246 Esas, 2023/582 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, bu husus, Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının sanık aleyhine temyiz talebinde bulunmasına mani olmadığı, bu durumda dahi Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz talebinde bulunma hakkı olduğu için 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesince temyiz talebinin reddedilemeyeceği, 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "ceza miktarı bakımından kazanılmış hak" hususunun ise temyiz incelemesi sırasında ayrıca gözetilmesi gerektiği belirlenerek, sanık hakkında verilen hükmün yapılan temyiz incelemesinde; Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (kapatılan) İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı ilamında ve Dairemizin müstakar ilamlarında açıklandığı üzere; Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220 inci maddesinin 7 nci fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCK’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir. Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314 üncü maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir. Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, esas 9-242, karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda, toplanan deliller, sanıkların savunması, tanıkların beyanı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların ... Holding'e ait para ya da bunun yerine geçen değerler üzerinde herhangi bir tasarruf yetkilerinin bulunmadığı, şirket sorumlularının talimatlarıyla hareket ettikleri, muhasebe kayıtlarının içeriklerini bildiklerine ve bu hesaplar üzerinde yönlendirme ve denetleme yetkilerinin bulunduğuna dair kesin delil bulunmadığından, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturacak Eylemlerinin bulunmaması nedeniyle sanıkların örgüte yardım etme suçunu işlediklerinin sabit olmadığı, beraatleri yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı, sanık ... ve sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 24.02.2021 tarihli ve 2019/1175 Esas, 2021/396 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/496 E., 2022/837 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Sanığın yasal temsilcisi ve eşi, CMK’nın 262. madde;
Ceza Genel Kurulu         2022/496 E.  ,  2022/837 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 9. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 544-786 Katılanlar : 1- ..., 2- Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık ...’ın TCK'nın 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1-1. cümle, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.11.2019 tarihli ve 159-388 sayılı hükmün, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 04.06.2020 tarih ve 544-786 sayı ile hüküm kısmının 2. maddesinde yer alan “103/1-a madde ve fıkrası delaletiyle” ibaresi yerine “103/1-b delaletiyle” yazılarak istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık ve müdafisi ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.03.2022 tarih ve 16794-2463 sayı ile; “Sanık ile müdafisinin temyiz istemlerinin incelenmesinde; İlk derece mahkemesince yüzlerine verilen kararla ilgili kanuni süresinde istinaf kanun yoluna başvurmayan sanık ile müdafisinin söz konusu hükmü sanık aleyhine değiştirmeyen Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyize hakları bulunmadığından, vaki temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine, Katılan Bakanlık vekilinin vekâlet ücretine yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince; 5271 sayılı CMK'nın 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp aynı Kanun’un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık hâlleri ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme neticesinde vaki istinaf başvurusunun esastan reddine dair kurulan hükme yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 302/1. madde ve fıkrası gereğince esastan reddiyle hükmün onanmasına,” karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.05.2022 tarih ve 82030 sayı ile; "...1- İtirazın konusu ilk derece mahkemesinin hükmünü istinaf etmeyen sanık müdafisinin bölge adliye mahkemesinin (BAM) esastan red kararını temyize hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir. 2- Anayasa’nın ‘Hak arama hürriyeti’ kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının; ‘Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.’, Anayasa'nın ‘Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması’ başlıklı 13. maddesinin; ‘Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.’, CMK’nın ‘Kanun yollarına başvurma hakkı’ başlıklı 260. maddesinin; ‘(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. (2) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler. (3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.’, Aynı Kanun’un ‘Avukatın başvurma hakkı’ başlıklı 261. maddesinin; ‘Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.’, ‘Yasal temsilcinin ve eşin başvurma hakkı’ başlıklı 262. maddesinin; ‘Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler. Şüphelinin veya sanığın başvurusuna ilişkin hükümler, bunlar tarafından yapılacak başvuru ve onu izleyen işlemler için de geçerlidir.’, CMK'nın ‘Temyiz isteminin reddi’ başlıklı 298. maddesinin; ‘Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.’, Hükümlerini içerdikleri anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine ‘...ile adil yargılanma’ ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir. Mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir. Bu hak, suç isnadına ilişkin uyuşmazlıklarda da uygulanabilir bir haktır. Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı; hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin bu isnatla ilgili olarak bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme, itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (AYM, 27/1/2021, Başvuru Numarası: 2018/34309). Ceza Yargılamasında kanun yollarına başvurma hakkının kimlere ait olduğu CMK’nın 260 ve devamı maddelerde düzenlenmiştir. Buna göre savcı, şüpheli, sanık ve kanuna göre katılan sıfatını almış olanlarla, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş ve fakat katılan sıfatını kazanacak derecede suçtan zarar görmüş bulunanlar, şüpheli ve sanığın müdafi, katılanın avukatı, şüpheli ve sanığın yasal temsilcisi ve eşi kanun yollarına başvurabilirler. Kanunumuzun düzenlemeleri dikkate alındığında, kanun yollarına başvuru hakkı, yargılamanın konusunu oluşturan suçtan, ceza ilişkisinden ve bu ceza ilişkisine yönelik karardan hukuki menfaatleri etkilenenlere tanınmıştır. Bu hak Anayasa'nın 36. maddesinde yazılı olduğu üzere temel hakların korunması bağlamında düzenlenmiştir. Bu hakkın sınırlandırılması Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. CMK'nın 298. maddesinde temyiz isteminin hangi hâllerde reddedileceği belirlenmiş olup CMK'nın 260 ve devamı maddelerine göre hâkim veya mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurma hakkı bulunanlardan, ilk derece mahkemesinin hükmünü istinaf etmeyen tarafın bu hükmü aleyhine değiştirmeyen Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edemeyeceğine dair yorumun, CMK'nın 298. maddesinde ile açıkça düzenlenmemiş olması nedeniyle hak ihlali niteliğinde bir hukuka aykırılık olduğu, Anayasal bir hakkın yorum yoluyla daraltılmasının mümkün olmadığı düşüncesine varılmıştır. 3- Somut olayda; ilk derece mahkemesinin sanık ...'ın atılı çocuğun cinsel istismarı suçundan dolayı mahkûmiyetine dair hükmünün sanık müdafinin yüzüne karşı 28.11.2019 tarihinde tefhim edildiği, sanık müdafinin 26.12.2019 tarihinde dilekçe ile hükmü istinaf ettiği, ilk derece mahkemesince tefhimden itibaren yedi gün içinde istinaf edilmemesi nedeniyle istinaf isteminin 26.12.2019 tarihli ek kararla istinaf isteminin reddine karar verildiği, sanık müdafisinin bu karara karşı başvuruda bulunmadığı, hükmün sanık aleyhine katılan Bakanlık vekilinin istinafı üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından incelenerek esastan ret kararı verilmesi üzerine sanık müdafisince BAM kararına karşı temyiz isteminde bulunulduğu, yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde bu istemin işin esasına girilerek incelenmesi gerektiği hâlde Yüksek Dairenin itiraza konu kararı ile temyiz isteminin reddine karar verilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği düşüncesi varılmış ve bu karara karşı CMK'nın 308. maddesi gereğince sanık ... lehine itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurmak gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; itirazımızın kabulü ile, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17.03.2022 tarih ve 2021/16794 esas, 2022/2463 karar sayılı ret ve onama kararlarının kaldırılması, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 04.06.2020 tarih ve 2020/544 esas, 2020/786 karar sayılı kararına yönelik sanık müdafisinin temyiz isteminin katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemi ile birlikte değerlendirilip işin esasına girilmek suretiyle 16.10.2020 tarihli tebliğnamede yazılı görüş de nazara alınarak yeni bir karar verilmesi," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Dairesince 21.09.2022 tarih ve 7540-8030 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında Yerel Mahkemece özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusu Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik yapılan istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda kurulan hükme yönelik istinaf kanun yoluna süresinde başvurmayan sanık ve müdafisinin, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü temyiz etmeye hakkı bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ... hakkında katılan mağdur ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davası üzerine Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesince 28.11.2019 tarih ve 159-388 sayı ile; katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin yokluğunda, sanık ve müdafisinin yüzüne karşı sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, bu hükme karşı gerekçeli karar kendisine 30.12.2019 tarihinde tebliğ edilen katılan Bakanlık vekili tarafından 02.01.2020, sanık müdafisi tarafından ise 25.12.2019 tarihlerinde istinaf başvurusunda bulunulduğu ancak sanık tarafından istinaf başvurusunda bulunulmadığı, Yerel Mahkemece 26.12.2019 tarihli ek karar ile sanık müdafisince süresinde yapılmayan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesine rağmen sanık müdafisince ek kararın istinaf edilmediği, Katılan Bakanlık vekilinin istinaf başvurusu üzerine inceleme yapan Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince verilen istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 544-786 sayılı kararın; sanığa 29.06.2020, sanık müdafisine 01.07.2020 ve katılan Bakanlık vekiline 02.07.2020 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine bu kararı; sanığın 02.07.2020, sanık müdafisinin 03.07.2020 ve katılan Bakanlık vekilinin 07.07.2020 tarihlerinde temyiz ettikleri, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.03.2022 tarih ve 16794-2463 sayı ile; ilk derece mahkemesince yüzlerine verilen kararla ilgili kanuni süresinde istinaf kanun yoluna başvurmayan sanık ile müdafisinin, söz konusu hükmü sanık aleyhine değiştirmeyen Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyize hakları bulunmadığından, temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi uyarınca reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 05.05.2022 tarih ve 82030 sayı ile; ilk derece mahkemesi hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın da Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edebileceği, temyizin reddi ve onama kararlarının kaldırılarak temyiz istemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulduğu, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılabilmesi bakımından öncelikle adil yargılanma ilkesi ile istinaf ve temyiz kanun yollarına ilişkin genel bir değerlendirme yapılması yerinde olacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde hüküm altına alınan "Adil yargılanma hakkı" hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup kişilerin hukuk devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil yargılanma hakkı hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bireyler için bir hak, devlet için ise bir görevdir. Adil yargılanma hakkının amacı, yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır. Adil yargılama, ceza muhakemesi hukukunda, sanığa ve mağdura tanınan hakların tümü ve insan hakları ihlal edilmeden yapılan yargılama olarak tanımlanmakta olup soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamında geçerli olan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önce soruşturma veya kovuşturmaya tabi tutulmuş olan bireyin, aynı fiilden dolayı tekrar soruşturmaya veya kovuşturmaya tabi tutulması ve hatta buna tabi tutulabileceği endişesi taşıması adil yargılanma hakkı ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Adil yargılanma hakkının bir uzantısı olan adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison: 'Le Droit D’Accès à la Justice', Sous La Direction de Rémy Cabrillac/Marie-Anne Frison-Roche ve Thierry Revet, Les Libertés et Droits Fondamentaux, Dalloz, Paris 2001, s.437 vd.). Adalete erişim konusundaki bir çalışmada, yeni yasa, yeni yargıç ve yeni yargı etiğine dikkat çekilmektedir (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison, 2001, s.438, dipnot:1’de, E.Michelet: Nouveau Code, Nouveau Juge, Nouvelle Éthique, in Mélanges R.Perrot, Dalloz, 1996, pp.277-297.). Adalete erişim bir hak olduğu için, bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanmakta, içtihatlar bu şekilde oluşmaktadır. Adalete erişim hakkı, yargıya başvurma (dava açma), güvence oluşturan yasa yollarına başvurma ve yargı kararının uygulanmasının sağlanmasını isteme haklarını güvenceye almaktadır (Coulon, Jean-Marie/Roche, Marie-Anne Frison, 2001, s.446-449.). Temyiz yasa yolu, erişim hakkının adli yargıda zirveye ulaşmasını sağlamaktadır. Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi "kanun yolu" adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık ve katılan için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır (Feridun Yenisey - ... Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 859, 860). Bu anlayışa paralel olarak, Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir. Aynı şekilde, 25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Ek 7 numaralı Protokolü’nün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında; "Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanımın dayanakları dâhil kanunla düzenlenir." hükmüyle ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğu belirtilmiştir. 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir. İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir. 5235 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de istinaf incelemesi yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin “adli yargı ikinci derece mahkemeleri” olduğu açıkça belirtilmiştir. İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemesinin hükmü, hem delillerin tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki hatalar yönünden hem de sabit kabul edilen olaylara hukuk normları uygulanırken hata yapılıp yapılmadığı yönünden incelenir. 1412 sayılı CMUK'da ise olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir. Kesinleşmemiş kararlara karşı başvurulan olağan kanun yollarından olan itiraz incelemesinde de hem maddi hem de hukuki sorun incelenir. İtiraz, hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı başvurulan bir kanun yolu olup kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme itirazı yerinde görürse kararı düzeltir. İstinaf kanun yolunda ise kararı veren ilk derece mahkemesi istinaf istemini yerinde görse bile bu kararını düzeltemez. Temyiz ise kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur. Bu kanun yoluna başvurulduğunda uyuşmazlık konusunda hüküm mahkemesinden başka bir yargı merci bakmaktadır. Temyizde hükümler hukuki yönden, yani fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, nasıl yargılama yapıldığı, delillerin nasıl değerlendirildiği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı ve diğer hukuka aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden incelenir. Temyiz kanun yolu hukuki meseleye ilişkin hukuka aykırılıkları çözmek için kabul edildiğinden 'hukuki derece' yoludur. Tüm bu kanun yollarının amacı, somut olayda doğru hukuki karara ulaşılmasıdır. Alt derece mahkemelerince verilen kararların üst derece mahkemelerince denetlenmesi, somut olayda kararın doğruluğunu güvence altına aldığı gibi içtihat birliğinin sağlanmasına da katkıda bulunmaktadır. Bu aşamada uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılabilmesi bakımından temyiz başvuru koşulları, usulü ve başvuru üzerine yapılacak işlemlerin ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir. CMK’nın “Kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı 260. maddesi; “(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. (2) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler. (3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.”, CMK’nın "Temyiz istemi ve süresi" başlıklı 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişik 291. maddesi; "(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.", "Temyiz başvurusunun içeriği" başlıklı 294. maddesi; "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.", "Temyiz gerekçesi" başlıklı 295. maddesi; "(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir. (2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir. (3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.", “Temyiz isteminin kabule değer sayılmamasından dolayı hükmü veren mahkemece reddi” başlıklı 296. maddesi; “(1) Temyiz istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder. (2) Temyiz eden, ret kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde Yargıtaydan bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Yargıtaya gönderilir. Ancak, bu nedenden dolayı hükmün infazı ertelenemez.”, “Temyiz isteminin reddi” başlıklı 298. maddesi; “Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.”, Hükümlerini içermektedir. "Davasız yargılama olmaz" ilkesi ve CMK’nın 296. maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz incelemesi yapılabilmesi için aleyhine temyiz yoluna başvurulabilecek bir hükme karşı, hak sahibi tarafından, süresi içerisinde, temyiz davası açılması yani temyiz isteminde bulunulmuş olması gerekir. Mülga 1412 sayılı CMUK’da yer verilen resen temyiz, 5271 sayılı CMK’da düzenlenmemiş olup yalnızca on beş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler yönünden resen istinaf sistemi kabul edilmiştir. CMK’nın 296. maddesinin birinci fıkrasında, temyiz isteminin kabule değer sayılıp sayılmadığı ön incelemesinin bölge adliye veya ilk derece mahkemesince yapılması öngörüldüğü hâlde, aynı Kanun’un 298. maddesi ile benzer incelemenin Yargıtayca da yapılması hüküm altına alınmıştır. Buna göre temyiz başvurusunda bulunulması hâlinde hükmü veren mahkemece, öncelikle temyiz başvurusunun kabul edilebilir olup olmadığı araştırılacak, bu bağlamda da temyiz talebinin süresinde yapılıp yapılmadığı, kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı ve başvuruda bulunanın hükmü temyiz etmeye hakkı bulunup bulunmadığı incelenecektir. Temyiz başvurusu kanuni süre geçtikten sonra yapılmışsa ya da karar temyiz edilebilir nitelikte değilse veya başvuruda bulunanın temyiz etme hakkı bulunmuyor ise temyiz talebi mahkemesince CMK'nın 296. maddesi uyarınca reddedilecektir. Temyiz eden de ret kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde Yargıtaydan bu hususta bir karar vermesini isteyebilecek ve bu durumda da dosya Yargıtaya gönderilecektir. Mahkemece temyiz isteminin kabule değer sayılması hâlinde, herhangi bir karar verilmeden aynı Kanun'un 297. maddesi uyarınca tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra dosya temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesiyle daireye gönderilen dosyanın esasına girilmeden önce, Yargıtay ilgili Dairesince, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulup bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olup olmadığını, temyiz edenin buna hakkı olup olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içerip içermediğini belirleyecektir. Temyiz başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapılması, kararın temyiz edilebilir nitelikte bulunmaması, temyiz edenin temyiz etme hakkı olmaması ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi hâllerinde ise ilgili Dairece temyiz talebi CMK’nın 298. maddesi uyarınca reddedilecek, temyiz talebinin reddi nedenlerinin bulunmaması durumunda da esas yönünden temyiz incelemesi yapılacaktır. CMK'da istinaf yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmiş olmasına karşın, temyiz yoluna başvurabilecek kişilere ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre başvurma hakkına sahip olanlar temyize de başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz yoluna başvuru hakkı bulunmaktadır. Temyiz kanun yolu başvurusunda bulunabilmek için istinaf yargılamasının değil, ilk derece mahkemesi yargılamasının süjesi olmak yeterli kabul edildiğinden sanık ve ilk derece mahkemesi nezdinde katılan sıfatını almış kişiler istinaf kanun yoluna başvurmasalar dahi, temyiz kanun yoluna başvurabilirler (... Birtek, Ceza Muhakemesinde İstinaf, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, 1. Baskı, s. 342; Burcu Görkemli, Ceza Muhakemesi Hukukunda İstinaf Kanun Yolunda Kovuşturma, Doktora Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2020, s. 260). CMK’nın 291. maddesine göre; temyiz davası açılması için on beş günlük bir süre öngörülmüştür. Hükmün yüze karşı açıklanmasından itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulması şarttır. Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmış ise on beş günlük süre tebliğ tarihinden itibaren başlayacaktır. Kural olarak temyiz başvurusunun yazılı şekilde olması yani hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile yapılması gerekir. Ancak, zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle sözlü başvuruda bulunmak da mümkündür. Bu durumda beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkim tarafından onaylanır. CMK’nın 294. maddesine göre; temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir. Aynı Kanun'un 295. maddesi uyarınca, temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse başvuru için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı ise temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtecektir. Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafisi tarafından imza edilerek verilecektir. Müdafisi yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilecek, düzenlenen tutanak ise hâkime onaylatılacaktır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi, CMK’nın 262. madde; tutuklu sanık ise aynı Kanun’un 263. madde hükümlerinde belirtilen şartlara göre ek dilekçe verebilecektir. Bölge Adliye Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı şekilde, resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde, temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse başvuru için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi (ek dilekçe, temyiz layihası), temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından dayandığı hukuka aykırılıkların gösterilmesi gerekir. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, bölge adliye mahkemeleri kararlarına karşı temyiz kanun yolunu düzenleyen CMK’nın 286. maddesinin irdelenmesi gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar "istinaf başvurusunun esastan reddine", "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine", "hükmün bozulmasına" ve "davanın yeniden görülmesine" olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Bu kararlardan hangilerinin temyiz edilemeyecekleri, hangilerinin ise temyiz kanun yoluna tabi oldukları aynı Kanun’un 286. maddesinde ayrı ayrı sayılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla 5271 sayılı CMK'nın "Temyiz" başlıklı 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları; “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017 - 7035/20 md) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, i) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez.” şeklinde hüküm altına alınmışken Anayasa Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli ve 71-118 sayılı kararıyla CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, söz konusu bu iptal hükmü 15.02.2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine doğan yasal boşluk ise, 28.02.2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle giderilmiş, iptal gerekçesi doğrultusunda yeniden düzenlenen CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi; “İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,” şeklindeki son hâlini almıştır. 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 29. maddesiyle de CMK’nın 286. maddesine üçüncü fıkra eklenerek aynı Kanun’un ikinci fıkrasında belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile üçüncü fıkrada sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararlarının temyiz edilebileceği kabul edilmiştir. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı olağan kanun yolu olarak da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı da CMK'nın 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle kuralın istisnaları gösterilmiştir. Öte yandan ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda kurulan hükme yönelik istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü temyiz etmeye hakkı bulunup bulunmadığı hususunun, bu konuda kanun yoluna başvurma hakkı olanlara temyize ilişkin Kanun’la sınırlama getirilmediği için yoruma açık bir mesele olmadığı kabul edilmelidir. Kaldı ki Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanmaları mümkün ise de kanunlarla getirilen düzenlemelerin bir temel hak ve özgürlük olan mahkemeye erişim hakkını daraltıcı şekilde yorumlanamayacağı, kanuni düzenlemeler yorumlanırken Anayasa ve uluslararası sözleşmeler gibi üst normların da gözetilmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Aksinin kabulü, Anayasamızın temel hak ve hürriyetler arasında yer verdiği "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ile AİHS'in 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilecektir. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından istinaf edilmediği, anılan hükme yönelik sanık müdafisi tarafından süresinde yapılmayan istinaf başvurusunun ise Yerel Mahkemece 26.12.2019 tarihli ek karar ile reddine karar verildiği, ek karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmadığı, ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda kurulan hükme yönelik istinaf kanun yoluna; başvurmayan sanık ve süresinde başvurmayan sanık müdafisinin, Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz ettikleri, Özel Dairece istinaf kanun yoluna; başvurmayan sanığın ve süresinde başvurmayan sanık müdafisinin, ilk derece mahkemesinin kararını sanık aleyhine değiştirmeyen Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü temyize hakları bulunmadığından, temyiz istemlerinin reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ilk derece mahkemesi hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın da Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edebileceği görüşüyle olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulduğu anlaşılan dosyada; Temyiz kanun yoluna ilişkin özel düzenlemelerin yer aldığı CMK’nın 286 ila 307. maddeleri arasında temyiz yoluna başvurabilecek kişilere ilişkin bir düzenleme bulunmamakta ise de kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre başvurma hakkına sahip olanların olağan kanun yollarından olan temyize de başvurabileceği, temyiz kanun yoluna başvurma hakkı bulunanların CMK’nın 260. maddesinde, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı hususunun ise CMK'nın 286. maddesinde açıkça düzenlenmesi, istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü temyiz etmeye hakkı bulunmadığına ilişkin bir sınırlamaya, gerek temyize hakkı olan kişiler bakımından, gerek de temyiz edilemez hükümler bakımından Kanun’da yer verilmemiş olması, bu konuda kanun yoluna başvurma hakkı olanlara temyize ilişkin Kanun’la sınırlama getirilmediği için yoruma açık olmayan bir konuda herhangi bir sınırlayıcı hüküm içermeyen kanunlarla getirilen düzenlemelerin, bir temel hak ve özgürlük olan mahkemeye erişim hakkını daraltıcı şekilde yorumlanıp içtihatlarla sınırlandırılamayacağı, aksinin kabulünün Anayasamızın temel hak ve hürriyetler arasında yer verdiği "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ile AİHS'in 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabileceği, sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılığın, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermeyeceği yönündeki düzenleme dışında temyize hakkı bulunanlar bakımından CMK’da bir sınırlama getirilmediği, öte yandan resen istinafın kabul edilmesine rağmen resen temyizin kabul edilmediği anlaşılan CMK’daki temyiz yoluna ilişkin hükümler değerlendirilirken istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın, temyize hakkı bulunmadığı yönünde bir değerlendirme de yapılamayacağı, temyiz edenin buna hakkı olup olmadığı ile hükmün temyiz edilemez olmasının birbirinden farklı kavramlar olması sebebiyle temyiz eden tarafın temyize hakkı olup olmadığına ilişkin değerlendirme yapılırken, ilk derece mahkemesi hükmünün Bölge Adliye Mahkemesince (lehe/aleyhe) değiştirilip değiştirilmediğinin dikkate alınamayacağı, istinaf üzerine verilen kararın niteliğinin CMK’nın 286. maddesine göre değerlendirilip Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilebilir kararlardan olup olmadığının da ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, henüz doğmamış bir haktan feragat edilemeyeceği gibi istinaf kanun yoluna başvurulmamasının temyiz kanun yolundan feragat edildiği anlamına da gelmeyeceği, sonuç olarak temyiz kanun yoluna başvurmak için istinaf kanun yoluna başvurmuş olmak şeklinde Kanun’da bir şart aranmadığı anlaşıldığından, ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda kurulan hükme yönelik istinaf kanun yoluna başvurmayan sanık ile süresinde başvurmayan sanık müdafisinin, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü temyiz etmeye hakları bulunduğu kabul edilmelidir. Ceza Genel Kurulunun 24.05.2022 tarihli ve 509-379 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu nedenle Özel Dairece, istinaf kanun yoluna başvurmayan sanık ile süresinde başvurmayan sanık müdafisinin, ilk derece mahkemesinin kararını sanık aleyhine değiştirmeyen Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü temyize hakları bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verilmesi isabetli değildir. Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17.03.2022 tarihli ve 16794-2463 sayılı sanık ve müdafisinin temyiz isteminin reddi kararları ile onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, sanık ve müdafisi ile katılan Bakanlık vekilince yapılan temyiz başvurularının birlikte incelenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.12.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/3 E., 2022/397 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ceza Dairesi 28.09.2020 tarih ve 3167-4704 sayı ile;''...Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir (CMK. 286/1 m.). Temyiz yoluna kimlerin başvurabileceği aynı kanunun 260-262. Maddelerinde tahdidi olarak sayılmıştır.
Ceza Genel Kurulu         2021/3 E.  ,  2022/397 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ceza Dairesi . 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.04.2018 tarihli ve 101-156 sayılı kararıyla sanıklar ... ve ...’ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna; sanıklar ..., ... ve ...’in silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan TCK'nın 314/3 ve 220/7 maddesi delaletiyle 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 63. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükümlere yönelik, sanıklar müdafileri tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 04.02.2019 tarih ve 2125-325 sayılı kararıyla sanıkların beraatlerine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcılığınca yapılan temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesince 13.01.2020 tarih ve 5421-44 sayı ile, Cumhuriyet savcılığınca süresinden sonra temyiz talebinde bulunulduğundan temyiz taleplerinin reddine karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.04.2020 tarih ve 42190 sayı ile; ''...Bölge Adliye Mahkemeleri ceza daireleri tarafından verilen hükümler kural olarak temyize tabidir (CMK 286/1). Bu genel kuralın istisnaları CMK'nın 286/2 maddesinde sayılmak suretiyle belirtilmiştir. Temyiz eden, temyiz sebeplerinin temyiz başvurusunda göstermek zorundadır (CMK 294/1). Temyiz süresi hüküm yüzüne karşı açıklananlar yönünden tefhim tarihinden, yoklukta karar verilenler yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren onbeş gündür. Bu süre içinde temyiz başvurusunda bulunduğu halde temyiz sebeplerini bildirmeyenler için CMK'nın 295.maddesinde temyiz süresinin bitiminden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlamak üzere yedi günlük bir ek süre verilmiştir. Bu ek süre yasa koyucu tarafından hak kayıplarını önlemeye matuf konulan bir süredir. Bu özelliği itibariyle herhalde temyiz süresini daraltan değil fakat özellikle sebep bildirme zorunluluğu bakımından bu süreyi genişleten bir etkiye sahiptir.Somut olayda duruşma açılarak verilen bu karara karşı karar tarihi olan 04/02/2019 günü ... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından sanıklar aleyhine müddeti muhafaza talebi ile temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Gerekçeli kararın Cumhuriyet Savcısına görüldüye gitme tarihi 11/02/2019 günü olup, Cumhuriyet Savcısı tarafından 22/02/2019 temyiz gerekçelerini içeren temyiz dilekçesi verilmiştir. Yüksek Daire gerekçeli kararın onaylanarak Cumhuriyet Savcısının UYAP görüldü ekranına düştüğü tarihi esas alarak yedi günlük süreyi belirlemiş ve bu süreden sonra verilen temyiz sebeplerini gösterir temyiz dilekçesini nazara almayarak temyiz isteminin sebep gösterilmemesi gerekçesi ile reddine karar vermiştir.Tefhimle 04/02/2019 günü temyiz süresinin işlemeye başladığı ve sürenin 19/02/2019 günü sona erdiği, Cumhuriyet Savcısının 04/02/2019 günü temyiz sebeplerini içermeyen bir müddeti muhafaza dilekçesi ile hükmü temyiz etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi gerekçeli kararını 11/02/2019 günü onaylayarak Cumhuriyet Savcısına UYAP sistemi üzerinden göndermiştir. CMK'nın 295. maddesinde yazılı sürenin bu tarihten itibaren başladığı kabul edildiğinde Cumhuriyet Savcısının temyiz sebeplerinin bildirme süresinin 18/02/2019 günü bittiği, oysa ki hala hükmün temyiz süresinin sona ermediği, bu durumda ek sürenin temyiz süresinden önce bitmesi gibi çelişik ve yasal düzenlemenin ruhuna aykırı bir durumun ortaya çıktığı, bu itibarla Yüksek daire uygulamasının somut olay bakımından bir hak ve yetkiyi daraltıcı etki yaptığı kanaatine varılmıştır. Bu nedenle Cumhuriyet Savcısının 22/02/2019 günlü temyiz sebeplerini içeren dilekçesinin, temyiz süresinin bitim tarihi olan 19/02/2019 esas alınarak yapılan hesaplamada CMK'nın 295. maddesinde yazılı yedi günlük ek süre içinde olduğu kabul edilerek temyiz isteminin esastan incelenmesi gerektiği düşüncesi ile Yüksek Dairenin temyiz isteğinin reddine dair kararına itiraz etmek gerekmiştir. (Sanıklar ... ve ... hakkındaki kararlar itiraz kapsamı dışındadır'' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi 28.09.2020 tarih ve 3167-4704 sayı ile;''...Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir (CMK. 286/1 m.). Temyiz yoluna kimlerin başvurabileceği aynı kanunun 260-262. Maddelerinde tahdidi olarak sayılmıştır. 5271 sayılı CMK'nın öngördüğü kanun yoluna başvurma yöntemi bakımından Cumhuriyet savcıları ile diğer başvurucular arasında bir ayrım yapıldığı, öngörülen yasal şartların Cumhuriyet savcıları yönünden daha katı uygulanması gerektiği görülmektedir (CMK. 273/5 m. Gibi). Hal böyle iken yargılama hukuku normlarının, savcının temyiz süresinin uzatılması sonucunu doğuracak biçimde sanık aleyhine yorumlanması yargılama hukukunun temel ilke ve amaçlarıyla bağdaşmaz. Olağan bir kanun yolu olarak düzenlenen temyiz davası yönünden de adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanmasında zorunluluk bulunmaktadır. (AYM ... İşten, B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37), Anayasanın 36/1, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddeleri ile teminat altına alınan (AYM .... Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B. No: 2014/13156, 20.04.2017, § 34) ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek, uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen (AYM Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52) Mahkemeye erişim hakkı bağlamında; kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanmasının hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet ettiğinde (AYM Ertuğrul Dalbaş, B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru no; 26986/03 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağında (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru no; 37604/97) kuşku yoktur. Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince verilen temyizi kabil kararların temyiz süreleri, hükmün açıklanmasından (CMK. 291/1 m.) ya da tebliğ tarihinden (CMK. 291/2 m.) itibaren 15 gündür. Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır (CMK. 294/1). Aksi halde temyiz istemi gerekçesiz olduğundan bahisle reddedilecektir (CMK. 298/1). Bu nedenle kanun yollarına etkin başvuru hakkının kısıtlanmaması bakımından kanun vazıının aynı kanunun 295. maddesinde taraflara bir ek süre tanıdığı görülmektedir. Buna göre; "Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir." Somut olayda;04.02.2019 tarihinde tefhim edilen karara karşı aynı gün müddeti muhafaza talebinde bulunan Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının 11.02.2019 tarihinde tebliğ edilen kararla ilgili olarak temyiz sebeplerini bildiren 22.02.2019 tarihli dilekçesinin CMK'nın 291. maddesinde öngörülen 15 günlük ve 295. Maddesinde öngörülen yedi günlük yasal süre geçtikten sonra verilmesi sebebi ile süresinde ve sebepleri de içerir nitelikte olmadığı anlaşıldığından; Dairemizin kararında bir isabetsizlik bulunmamakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz gerekçeleri yerinde görülmemiştir.'' şeklinde açıklanan gerekçeyle itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; süresi içinde verdiği temyiz dilekçesinde gerekçeli kararın tebliğini talep eden Cumhuriyet savcısına, CMK’nın 295/1. madde ve fıkrasınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olup olmadığına, bu bağlamda yedi günlük temyiz süresinin hangi tarihten itibaren hesaplanması gerektiğine, Cumhuriyet savcısının 05.02.2019 tarihli süre tutum dilekçesinde yer alan ‘’Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle’’ şeklinde yer alan ifadelerin CMK’nın 288 ve 294. maddeleri bakımından geçerli temyiz nedeni sayılıp sayılmayacağına ve temyiz incelemesinin hangi kapsamda yapılacağına ilişkindir. İtiraz kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.İncelenen dosya kapsamından;Sanıklar ... ve ...’ın silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar ..., ... ve ...’in silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan istinaf başvuruları üzerine duruşmalı inceleme yapan ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 04.02.2019 tarihinde sanıkların beraatlerine karar verilmiş, kararda temyiz yoluyla ilgili kanuni düzenlemelerden bahsedilen son bölümde gerekçeli temyiz dilekçesiyle ilgili 7 günlük süre ve sonuçlarından bahsedilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyaya sunulan 05.02.2019 tarihli süre tutum dilekçesinde ''...Temyiz yoluna gidileceğinden...Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle, yukarıda zikredilen kararın bozulması için temyiz yoluna gidilecektir. Temyiz layihamızı hazırlamak üzere, gerekçeli kararın Başsavcılığımıza tebliği, Kamu adına talep olunur'' ifadelerine yer verildiği,Gerekçeli karar Cumhuriyet Başsavcılığına 11.02.2019 tarihinde tebliğ olunduğu hâlde Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekçeli temyiz dilekçesinin 22.02.2019 tarihinde sunulduğu, Anlaşılmıştır. Özel Daire temyizin süresinden sonra yapıldığı için talebin reddine karar vermiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise aşağıda ayrıntılı olarak inceleneceği üzere temyiz süresinin Özel Daire tarafından yanlış hesaplandığı düşüncesiyle karara itiraz etmiş ve temyiz talebinin esastan incelenmesini talep etmiştir. Her ne kadar itiraz temelde 15 gün ve 7 gün olarak öngörülen iki farklı sürenin birlikte nasıl hesaplanacağına ilişkin ise de uyuşmazlık konusunun tüm yönleriyle aydınlatılabilmesi ve somut olayda incelenebilir bir temyiz talebi bulunup bulunmadığının kesin olarak tespiti için sırasıyla temyiz başvurusunda neden gösterme zorunluluğu ve süre tutum dilekçesinde yer alan ifadelerin hukuken geçerli temyiz talebi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, CMK'nın 295/1. maddesinde öngörülen 7 günlük sürenin nasıl hesaplanacağı ile sürenin başlayabilmesi için bu düzenlemenin taraflara ihtar edilmesi gerekip gerekmediği hususları yanında, eski hâle getirme kurumu ve Cumhuriyet savcılığının eski hale getirme yoluna başvurup başvuramayacağı hususlarına değinilecektir. I-Temyiz başvurusunda neden gösterme zorunluluğu bakımından; 1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar” başlığını taşıyan 313. maddesi; “Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını talep etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir. Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.”, 5271 sayılı CMK’nın “Temyiz başvurusunun içeriği” başlığını taşıyan 294. maddesi ise; “1- Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. 2- Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.” Şeklinde düzenlenmiştir.İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı şekilde, re’sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin, örneğin; "Hükmü temyiz ediyorum.", , "Resen dikkate alınacak nedenlerle temyiz ediyorum", "Hükmün bozulmasını istiyorum", “Hüküm usul ve kanuna aykırıdır.” şeklindeki dilekçelerde olduğu gibi herhangi bir temyiz sebebi içermemesi durumunda tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu üzere usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddi gerekir.Somut olayda Cumhuriyet savcılığınca dosyaya sunulan ve gerekçeli kararın tebliğini talep eden dilekçe içeriğinde yer alan ''Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle'' şeklindeki ifadeler geçerli bir temyiz nedeni olarak kabul edilemeyeceğinden temyiz incelemesine konu edilmesi mümkün değildir.II-Somut olayda temyiz süresinin nasıl hesaplanacağı hususu bakımından; Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrası "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmünü içermektedir.İlk derece mahkemesinin hükümlerine karşı kanun yoluna başvuru hakkının Sözleşme kapsamında korunması gereken bir hak olarak kabul edilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 nolu protokolle gerçekleşmiştir. Protokol, 22.11.1984 tarihinde imzalanmış; 01.11.1988’de yürürlüğe girmiş; Türkiye Büyük Millet Meclisinde 25.03.2016 tarihinde onaylanarak iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş bulunmaktadır. Protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesi "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." şeklinde düzenlenmiştir. Anılan protokol ile adil yargılama ilkesi kapsamında cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı kabul edilmiştir. Bu hakkın istisnaları ikinci fıkrada gösterilmiş olup yasada düzenlenmiş hâliyle az önemli suçlar ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılanması ve beraat kararının temyiz edilmesi sonrası verilen mahkûmiyet hâlleridir. Bazı görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanması hâlinde bu istisna uygulanabilecektir. Sözleşmede istisna getirebilme olanağına rağmen İç hukukumuzda ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek iki dereceli sistem benimsendiği anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin ikinci fıkrası; "Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir." "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesi; "(1) Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir. (2) Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddenin 6. fıkrası; "Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir" "Eski hâle getirme" başlıklı 40. maddesi; "(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir. (2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır." "Temyiz istemi ve süresi" başlığını taşıyan 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesi; "(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar." şeklinde düzenlenmiş iken, 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle yapılan değişiklik ile; "(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar." "Temyiz başvurusunun içeriği" başlığını taşıyan 294. maddesi; "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.", "Temyiz gerekçesi" başlığını taşıyan 295. maddesi ise; "(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir. (2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir. (3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır." Hükümlerini içermektedir.Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz" şeklindedir. Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4. Baskı, .... 838). Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Anayasal ve yasal nitelikteki söz konusu emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve mercisinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme ile kanun koyucunun Anayasa’daki emredici düzenlemeye paralel şekilde ilgililerin "kanun yolu" başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacını hissettiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmekte olduğu, bu bakımdan iç hukuktaki usullerin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallara tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir.Süresi içinde vermiş olduğu dilekçeyle sebep göstermeksizin hükmü temyiz eden tarafın, temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya kararın kendisine tebliğinden itibaren gün içinde sunacağı dilekçeyle sebep bildirmesi gerekmektedir. Bu sürenin "hak düşürücü" veya "düzenleyici" nitelikte olduğu uygulamada ve doktrinde tartışmalıdır. Hukuki bir konuda kesin çizgilerle ayrışmış bir tartışma varsa ve yargı organları aynı konuda farklı sonuçlara varıyorlarsa taraflar açısından yasanın öngörülebilirliği ilkesinde sorun olduğu sonucuna ulaşılabilecektir. Nitekim 1412 sayılı CMUK’nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay tarafından sebep içermeyen temyiz taleplerinin incelenmesine ilişkin yerleşik uygulama, sistemde değişiklik yapan ve istinaf mahkemelerini faaliyete geçiren 5271 sayılı CMK’nın uygulandığı ilk dönemlerde yanılgı hâli olarak makul görülebilecektir. Kaldı ki, CMK’nın 291. maddesinin 1. fıkrasında 7 gün olan temyiz süresi, 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu 15 gün olarak yeniden düzenlenmiş, CMK'nın 295. maddesinin 1. fıkrasında yer alan temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin verilmesine dair 7 günlük sürede ise herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. Bu husus da, avukatlar da dahil başvurucuların temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçeyi verebilecekleri süre konusunda yanılmalarını mümkün kılmaktadır. Bu bağlamda itiraz kapsamında belirtildiği şekilde somut olayda 7 günlük ek sürenin 15 günlük temyiz süresi dolduktan sonra başlatılması, yani 19.02.2019 tarihinden başlatılarak 26.02.2019 tarihi olarak belirlenmesi ve 22.02.2019 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilmesi CMK'nın 295/1. maddesinde yer alan ve gerekçeli karar tebliğinden itibaren 7 gün sonrasına işaret eden açık ifadeler karşısında mümkün değildir. Yine itiraz yazısında öne sürüldüğü gibi Özel Daire kabulüne göre gerekçeli karar tebliğ tarihinden 7 gün geçtikten sonra belirlenen 18.02.2019 tarihi ve hükümden 15 gün sonrası olarak belirlenen 19.02.2019 tarihi olmak üzere iki farklı temyiz tarihi olduğu, bunun da çelişkiye sebep olacağı şeklindeki görüşe de katılmak mümkün değildir, zira 7 günlük süre, temyiz başvurusunda gerekçe gösterilmemiş ise kararın tebliği üzerine gerekçeli bir temyiz dilekçesi verilebilmesi için tanınmış istisnai bir süre olup asıl temyiz süresi hükümden sonra 15 gündür, yani olayımızda 19.02.2019 tarihidir. Kararın tebliğinden itibaren hesaplanacak yedinci günün on beşinci günden önceye denk gelmesi asıl süre olan 15 günlük temyiz süresini kısaltamaz. Bu nedenle itiraz yazısı içeriğinde ileri sürüldüğü gibi kanuni düzenlemede üçüncü bir yaklaşımı gerektiren herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Tebliğin 15 günlük süre içinde yapılması durumunda 7 günlük sürenin 15 günlük sürenin sona erdiği tarihten başlaması gerektiğine ilişkin, adli tatilde sürelerin hesaplanması konusundakine benzer bir yorumu destekleyebilecek herhangi bir yasal düzenleme mevcut bulunmayıp kanun koyucunun amacı bu yönde olsaydı tıpkı adli tatilde sürelerin hesaplanması hususundakine benzer bir düzenleme yapacağı açıktır.Bununla birlikte, yukarıda da ifade edildiği üzere hukuken bu derece tartışmalı bir konuyla ilgili olarak hukuk devleti olmanın sorumluluğu bağlamında kurulan hükümlere karşı yasa yolları, şekli, süreleri ve sonuçlarının ilgililere açıkça bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi nedeniyle yasal sürelerin tebligat tarihinden itibaren değil ancak öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, öğrenme tarihi kesin olarak belirlenebilen hâller dışında taraf beyanının esas alınması gerekliliğinden hareketle, usulüne uygun sebep içeren dilekçe var ise bu kapsamda temyiz incelemesi yapılması, aksi hâlde ilgiliye yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yapılacak meşruhatlı tebligatla 7 günlük süre içinde yasal düzenlemeye uygun sebep bildirmemesi hâlinde sebep yokluğundan temyiz talebinin reddedileceği ihtar edilmeli, sonucuna göre esasa ilişkin temyiz incelemesi yapılıp yapılmayacağına karar verilmelidir. Bu anlayış yukarıda da değinilen eski hâle getirme kurumunun fiili (de facto) bir uygulaması olup söz konusu süreyi geçiren taraf süreyi geçirmesinde kusuru bulunmadığından yeni bir temyiz imkanına kavuşmaktadır. Bu itibarla Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.09.2021 tarihli ve 115-412 sayılı kararında; '' Her ne kadar mesleği bir kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık olan ve sanığın savunmasını üstlenen; savunma ve kanun yollarına başvuru için yeterli düzeyde hukuki bilgiye sahip olan müdafinin temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin verilmesi süresinin, temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde olduğunu bilmemesi düşünülemeyeceğinden, kanun yolu bildirimindeki bu eksiklik müdafi açısından bir yanılgı ve bu bağlamda hakkın kullanılması yönünde bir engel oluşturmayacağı söylenebilir ise de; açıklandığı üzere istinaf mahkemelerini faaliyete geçiren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 1412 sayılı CMUK’nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay tarafından sebep içermeyen temyiz taleplerinin incelenmesine ilişkin yerleşik uygulama terk edilmiş, 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu 7 gün olan temyiz süresi 15 gün olarak yeniden belirlenmiş ancak temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin sunulmasına ilişkin 7 günlük sürede bir değişikliğe gidilmemiş ve böylelikle kısmen karmaşık bir sistem kabul edilmiş olması nedenleriyle avukatlar da dahil olmak üzere başvurucuların söz konusu sürede yanılmalarının mümkün olduğu kabul edilmelidir'' şeklinde ifadelerle avukatların da bu imkandan yararlanma hakkı olduğuna karar verilmiştir. Uyuşmazlık konusunda Cumhuriyet savcılığının aynı imkandan yararlanma hakkı olup olmadığının tespiti için yukarıda değinilen eski hâle getirme kurumu daha yakından incelenecektir. III-5271 sayılı CMK’nın “Eski hâle getirme” başlıklı 40. maddesi; “1- Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir. 2- Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır”, “Eski hâle getirme dilekçesi” başlıklı 41. maddesi; “1- Eski hâle getirme dilekçesi, engelin kalkmasından itibaren yedi gün içinde, süreye uyulduğunda usule ilişkin işlemleri yapacak olan mahkemeye verilir. 2- Dilekçe sahibi, sürenin geçmesinde kusuru olmadığına ilişkin olguları, varsa belgelerini de ekleyerek açıklar. Dilekçe verildiği anda usule ilişkin yapılamayan işlemler de yerine getirilir.” şeklindedir. Buna göre, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hâle getirme isteminde bulunabileceği, eski hâle getirme dilekçesinin, engelin kalkmasından itibaren yedi gün içinde, süreye uyulduğunda usule ilişkin işlemleri yapacak olan mahkemeye verileceği, dilekçe sahibinin, sürenin geçmesinde kusuru olmadığına ilişkin olguları, varsa belgelerini de ekleyerek açıklayacağı, dilekçe verildiği anda usule ilişkin yapılamayan işlemlerin de yerine getirileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan süreyi kusursuz olarak geçirdiğini iddia edenin bunu ispatlaması gerekir. Kusursuzluk önlenemeyen nedenler ya da beklenemeyen ve sakınılması imkânsız olayları kapsar. Bu bağlamda raporla belgelenen hastalıktan dolayı süreyi kaçırma da eski hâle getirme nedenlerinden biridir. Ancak, Ceza Genel Kurulunun 15.12.1983 tarihli ve 384-443 sayılı kararında da vurgulandığı üzere eski hâle getirmeye esas olacak raporun şüpheli ifadeler taşımaması ve istirahatin gerekli olduğuna dair kesin kayıt içermesi gerekir. “Eski hâle getirme dilekçesi üzerine verilecek karar” başlıklı 42/1. maddesinde; “(1) Süresi içinde usul işlemi yapılsaydı, esasa hangi mahkeme hükmedecek idiyse, eski hâle getirme dilekçesi hakkında da o mahkeme karar verir.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiş olup bu düzenleme 1412 sayılı CMUK’nın “Eski hale getirme istidasının mercii ve bu husustaki kararlar” başlıklı 43/1. maddesindeki; “Mehli içinde usul muamelesi yapılmış olsaydı esasa hangi mahkeme hükmedecek idiyse eski hale getirme istidası hakkında dahi o mahkeme karar verir.” biçimindeki düzenleme ile tamamen aynıdır. Ceza Genel Kurulunun 16.12.2008 tarihli ve 144-234, 23.09.1974 tarihli ve 227-408 ile 16.04.1973 tarihli ve 213-345 sayılı kararları başta olmak üzere yargısal kararlarda da açıkça vurgulandığı üzere, temyiz süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ileri sürülen eski hâle getirme istemleri hakkında inceleme ve karar verme görevi Yargıtaya aittir. Bununla birlikte, olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de iki şartın varlığı gereklidir.Bunlardan ilki süre şartıdır. Genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden hükmün tefhiminden, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliğ tarihinden başlar. Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart ise istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan "Davasız yargılama olmaz" ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, eski hâle getirme kurumunun ancak hak düşürücü sürelerin geçirilmiş olması hâlinde söz konusu olmasıdır. CMK’nın yeni sisteminde temyiz incelemesi sebebe bağlı kılındığından ve sebep gösterilmediği takdirde CMK’nın 298. maddesince reddedilmesi gerekeceğinden CMK’nın 295. maddesinde düzenlenen 7 günlük sürenin hak düşürücü süre olduğundan kuşku yoktur. İhtarat hususu bu durumun karıştırılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu süre hak düşürücü süre olduğundan CMK’nın 40. maddesinde düzenlenen eski hâle getirme kurumunun uygulanma olanağı mevcuttur. Gerekçeli kararın kendisine tebliğinden itibaren 7 günlük süreden sonra gerekçeli temyiz dilekçesi veren Cumhuriyet savcılığı için de CMK'nın 295/1. maddesindeki ihtarın gerekip gerekmediği ve Cumhuriyet Savcılığının CMK’nın 40. maddesinde düzenlenen eski hâle getirme imkanından faydalanıp faydalanamayacağı bakımından ise;Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.07.2011 tarihli ve 147-158 sayılı kararında; ''... Üst C.savcısının görüldü şerhinin dosyada bulunmasının gerekip gerekmediği hususuna gelince: 1412 sayılı CYUY’nın 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310. maddesinin 3. fıkrasında; “Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir” şeklinde yer alan hüküm, sulh ceza mahkemesinin temyiz edilebilir kararlarının, yargı çevresi içerisindeki Cumhuriyet savcıları tarafından tefhim tarihinden itibaren bir ay içerisinde temyiz edilebileceklerini düzenlemektedir. Tefhimle başlayacağı açıkça belirtilen bir aylık sürenin başlangıcı veya sürenin değiştirilmesi hiçbir koşulda olanaklı değildir.Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CYY’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca, hüküm veya kararlarda, başvurulacak yasa yolu, merci, süresi ve şeklinin hiçbir kuşkuya yer verilmeksizin belirtilmesi zorunlu olup, bu zorunluluğa uyulmaması 5271 sayılı CYY’nın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni oluşturmaktadır. Ancak 5271 sayılı CYY’nın 40. maddesinde açıkça, kişilerin eski hale getirme isteminde bulunabileceği ve kişilerin kusursuz sayılacağı belirtilip, bir makam olan C.Savcılığından bahsedilmediği görülmektedir. Yasa koyucunun, kişilerden bahsedip, bir makam olan C.Savcılığına yer vermemesi 5235 sayılı Yasanın 17/2. maddesinde, yasa yollarına başvurmayı Cumhuriyet savcısına bir görev olarak yükleyen düzenlemeden kaynaklanan bilinçli bir tercihtir. Yasa yolundaki eksik bildirimin, kişiler yönünden eski hale getirme nedeni oluşturmasından dolayı, yasa yoluna başvuru hak ve yetkisi bulunan kişilere mevcut eksikliği giderecek şekilde yeni bir tebligat yapılarak, eski hale getirme yöntemiyle açılmış bir yasa yolu davasının incelenmesi olanaklı ise de, bir makam olan C.Savcılığının bu haktan yararlanması olanaklı değildir. Gerekçeli kararın üst Cumhuriyet savcısına bir aylık sürenin dolmasına çok yakın bir zamanda veya bir aylık sürenin dolmasından sonra gönderilmesi veya hiç gönderilmemesi halinde, 5271 sayılı CYY’nın 232/3. maddesi uyarınca hükmün gerekçesi tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç on beş gün içinde yazılarak dosyaya konulması zorunlu olduğundan, bu hususun ilgililer hakkında cezai ve disiplin hukuku açısından sonuçlar doğurabileceği düşünülebilir ise de, yasa yoluna başvuru açısından Cumhuriyet savcısı eski hale getirme isteminde bulunamayacak ve üst C.Savcısının temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren bir ay olacak, bu sürenin uzaması sözkonusu olmayacaktır’’ düşüncelerine yer vermiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının kurumsal yapısı 5275 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'da düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde; 5275 sayılı kanunun 16. Maddesi; "Mahkeme kuruluşu bulunan her il merkezi ve ilçede o il veya ilçenin adı ile anılan bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulur." 5275 sayılı kanunun 18. Maddesi; "Cumhuriyet başsavcısının görevleri Cumhuriyet başsavcısının görevleri şunlardır: 1. Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek, 2. Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, ... bölümünü yapmak, 3. Gerektiğinde adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. (Ek fıkra:17/6/2021-7328/2 md.) Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında görevli ve yetkilidir." 19. Maddesi; "Cumhuriyet başsavcıvekilinin görevleri şunlardır: 1. Cumhuriyet başsavcısının verdiği görevleri yerine getirmek, 2. Cumhuriyet savcılarının adlî ve idarî görevlerine ilişkin işlemlerini inceleyip Cumhuriyet başsavcısına bilgi vermek, 3. Gerektiğinde adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, 4. Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda ona vekâlet etmek. Aynı yerde görev yapan birden çok Cumhuriyet başsavcıvekili bulunduğunda, Cumhuriyet başsavcısına vekâlet edecek olanı Cumhuriyet başsavcısı belirler." 20. Maddesi; "Cumhuriyet savcısının görevleri şunlardır: 1. Adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, 2. Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adlî ve idarî görevleri yerine getirmek, 3. Gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek, 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Aynı yerde görev yapan Cumhuriyet başsavcıvekili bulunmadığında, Cumhuriyet başsavcısına vekâlet edecek olanı Cumhuriyet başsavcısı belirler'' şeklinde hükümlere yer verilmiş ve nihayetinde; ''Duruşmalarda Cumhuriyet başsavcılığını temsil'' başlıklı 22. Maddesinde; "Kanunlarda Cumhuriyet savcılığının görev yapacağı belirtilen mahkemelerdeki duruşmalara, Cumhuriyet başsavcısı, görevlendireceği Cumhuriyet başsavcıvekili veya Cumhuriyet savcısı katılır. Gerektiğinde duruşmalara birden çok Cumhuriyet savcısı katılabilir.'' şeklindeki düzenlemeyle görevlendirilmiştir. Bu düzenlemelere göre, Cumhuriyet savcıları duruşmalara katılabilmekte ve verilen kararlara yönelik kanun yolu başvurularında bulunabilmektedir. Buna karşılık, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun tanımlar başlıklı 2. maddesinde şüpheli, sanık, müdafi, vekil, malen sorumlu kavramları tanımlanıp açıklandığı hâlde Cumhuriyet savcısı tanımlanmamış, bu kişiler arasında sayılmamıştır. Zira 5275 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un yukarıda yer verilen maddelerince de açıklandığı üzere Cumhuriyet savcılığı; şüpheli, sanık, müdafi, vekil, malen sorumlu ya da CMK'da yer verilen kanuni temsilci gibi bir kişi değil tıpkı yanında bulunduğu mahkemeler gibi kanunla kurulmuş ve düzenlenmiş bir kurumdur. Yukarıda açıklandığı ve örneklendirildiği üzere eski hâle getirme kurumu temelde hastalık gibi kişisel durumlar için öngörülmüş bir imkandır. CMK'nın 41. maddesi ''engelin kalkmasından sonra'' şeklindeki ifadeyle yine kişisel yaşamda ortaya çıkabilecek engellere atıf yapmaktadır. Maddenin ikinci bendi kişiye temyiz hakkından bahsedilmemesi gibi istisnai bir durumdan söz etmektedir. Cumhuriyet savcılığının kanuni yapısı ve kamu düzeninin sağlanmasındaki temel konumu gereğince olağan koşullar altında kişilere benzer şekilde faaliyetlerinde herhangi bir kesinti ya da kısıtlanma öngörülebileceği kabul edilemez. Böyle bir durum kamu hizmetlerinin görülmesindeki süreklilik ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Bu kıyaslamada CMK'nın 2. maddesine göre avukatların da CMK'nın 40. maddesi kapsamında kişi olduğuna kuşku yoktur, zira süreklilik ilkesi uyarınca Cumhuriyet savcılığı her durumda en az bir savcının görevlendirilebileceği bir makam iken avukatlar bu imkana sahip değildir. Buna göre Cumhuriyet savcısının eski hâle getirme talebinde bulunma imkanı yoktur. Bu açıklamalar kapsamında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, avukatları da kapsayacak şekilde CMK’nın 295. maddesinde düzenlenen 7 günlük süre ile ilgili ihtarat yapılmamış ise süresinden sonra verilmiş olsa bile temyiz dilekçesinin incelenmesine ilişkin uygulaması fiili (de facto) bir eski hâle getirme uygulaması olup, bu şekilde kanuni süreden sonra başvuruda bulunan tarafa sürenin geçirilmesinde kusuru bulunmadığı için başvuruyu yeniden yapabilmesi imkanı tanınmıştır. Burada kişiler bakımından temyiz süresinin başlayabilmesi ihtarat koşuluna bağlanmıştır. Cumhuriyet savcılığının ise eski hâle getirme imkanı bulunmadığı kabul edildiğinde ise süresinden sonra yapılmış temyiz talebi, söz konusu ihtarat yapılmamış olsa bile reddedilecektir. CMK’nın 40. maddesi eski hâle getirme hakkını ‘’kişilere’’ tanıdığından Cumhuriyet savcılığının eski hâle getirme uygulamasından yararlanma hakkı yoktur. Bu nedenle Cumhuriyet savcılığının temyiz süresinin başlaması için CMK'nın 295. maddesindeki hususların ihtarı zorunlu değildir. Bu açıklamalar ışığında, somut olayda Cumhuriyet savcılığının 22.02.2019 tarihli dilekçesi, yukarıda yapılan açıklamalara göre belirlenen temyiz süresinin son günü olan 19.02.2019 tarihinden yani süresinden sonra verildiğinden ve ayrıca Cumhuriyet Savcılığının 05.02.2019 tarihli dilekçesinde yer alan ‘’Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle’’ şeklindeki ifadeler ise geçerli bir temyiz nedeni sayılamayacağından temyiz talebinin reddine karar veren Özel Daire kararı isabetli görülmüştür.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; ''Somut davada, sayın çoğunluğun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine ilişkin kabulünden saygılarımla ayrılıyorum.Ceza muhakemesi faaliyeti kollektif olup bu sürece katılanlara (kural olarak) şahısları bakımından değil işgal ettikleri makam dolayısıyla erk ve ödevler tanınmıştır. “Makam itibarıyla süjelik” olarak ifade edilen bu durum erklerin ve ödevlerin şahıslardan gelmeyip işgal edilen yerden geldiğini, muhakemede şahısların değil makamın nazara alındığını göstermektedir. Bu anlamda “makam itibarıyla süje” o makam adına hareket edebilen, ceza muhakemesi işlemi yapabilen kişi anlamındadır. Kısacası, kollektif bir faaliyet olan ceza muhakemesini iddia, savunma ve yargılama makamları oluşturmakta olup bunların her üçü de makam itibarıyla süjedir. Erkler ve ödevler kendilerinden gelmeyip işgal edilen yerden gelince aynı muhakemeye birden çok savcının farklı zamanlarda katılabilmesi, aynı şüpheli veya sanığın birden çok müdafi tarafından savunulabilmesi de mümkün olabilmektedir (Selâhattin Keyman, Ceza Muhakemesinde (Asıl Ceza Muhakemesinde) Savcılık, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 266, Sevinç Matbaası, ..., 1970, .... 139-141.). Bölge Adliye Mahkemeleri ceza daireleri tarafından verilen hükümler kural olarak temyize tabidir (CMK 286/1). Bu genel kuralın istisnaları CMK'nın 286/2 maddesinde sayılmak suretiyle belirtilmiştir. Temyiz eden, temyiz sebeplerini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır (CMK 294/1). Temyiz süresi hüküm yüzüne karşı açıklananlar yönünden tefhim tarihinden, yoklukta karar verilenler yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren onbeş gündür. Bu süre içinde temyiz başvurusunda bulunduğu halde temyiz sebeplerini bildirmeyenler için CMK'nın 295.maddesinde temyiz süresinin bitiminden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlamak üzere yedi günlük bir ek süre verilmiştir. Bu ek süre yasa koyucu tarafından hak kayıplarını önlemeye matuf konulan bir süredir. Bu özelliği itibariyle herhalde temyiz süresini daraltan değil fakat özellikle sebep bildirme zorunluluğu bakımından bu süreyi genişleten bir etkiye sahiptir. 5271 sayılı CMK'nın öngördüğü temyiz kanun yoluna başvurma süresi ve yöntemi bakımından Cumhuriyet savcıları ile diğer başvurucular arasında bir ayrım yapılmadığı CMK'nun 294/1. maddesi hükmünden açıkça anlaşılmaktadır. Somut olayda duruşma açılarak verilen bu karara karşı karar tarihi olan 04/02/2019 günü ... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından sanıklar aleyhine müddeti muhafaza talebi ile (temyiz dilekçesi) temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Gerekçeli kararın Cumhuriyet Savcısına görüldüye gitme tarihi 11/02/2019 günü olup, Cumhuriyet Savcısı tarafından 22/02/2019 da temyiz gerekçelerini içeren temyiz dilekçesi verilmiştir. Yüksek Daire gerekçeli BAM kararının onaylanarak Cumhuriyet savcısının UYAP görüldü ekranına düştüğü tarihi esas alarak yedi günlük süreyi belirlemiş ve bu süreden sonra verilen temyiz sebeplerini gösterir temyiz dilekçesini nazara almayarak temyiz isteminin sebep gösterilmemesi gerekçesi ile reddine karar vermiştir. Tefhimle 04/02/2019 günü 15 günlük temyiz süresinin işlemeye başladığı ve sürenin 19/02/2019 günü sona erdiği, Cumhuriyet Savcısının 04/02/2019 günü temyiz sebeplerini içermeyen bir müddeti muhafaza dilekçesi ile (temyiz dilekçesi) hükmü temyiz etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi gerekçeli kararını 11/02/2019 günü onaylayarak Cumhuriyet Savcısına UYAP sistemi üzerinden göndermiştir. CMK'nın 295. maddesinde yazılı sürenin bu tarihten itibaren başladığı kabul edildiğinde Cumhuriyet Savcısının temyiz sebeplerini bildirme süresinin 18/02/2019 günü bittiği, oysa ki hala hükmün temyiz süresinin sona ermediği, bu durumda ek sürenin temyiz süresinden önce bitmesi gibi çelişik ve yasal düzenlemenin ruhuna aykırı bir durumun ortaya çıktığı, bu itibarla Yüksek daire uygulamasının somut olay bakımından bir hak ve yetkiyi daraltıcı etki yaptığı kanaatine varılmıştır. Ceza Genel Kurulu sayın çoğunluğunun kararı içinde çelişkiyi de barındırmaktadır. Zira, BAM nin beraat hükmünü tefhim ederken gerekçesini de açıklaması halinde, duruşmaya katılan Cumhuriyet savcısı açısından gerekçeli kararın tebliği söz konusu olmayacaktı. Bu durumda temyiz süresi 05/02/2019 tarihinden itibaren işlemeye başlayacak ve 19/02/2019 tarihinde sona erecekti. Duruşmaya iştirak eden BAM Cumhuriyet savcısı 04/02/2019 günü temyiz nedenlerini içermeyen temyiz dilekçesini mahkemeye sunması halinde temyiz süresi 19/02/2029 tarihinde bitecek ve CMK'nın 295. maddesi hükmü gereği temyiz nedenlerini içeren ek temyiz dilekçesini 19/02/2019 tarihini takip eden gün başlangıç kabul edilerek 7 gün içinde 26/02/2019 tarihine kadar verebilecekti. Somut olayımızda ... BAM Cumhuriyet savcısı temyiz nedenlerini içeren ek temyiz dilekçesini 22/02/2019 tarihinde verdiğinden bu durumda temyiz talebi incelenmeye değer görülecekti. Kaldı ki bu kabul, gerek CMK'nun 291/1. maddesindeki 15 günlük temyiz süresinin ve gerekse 295/1. maddesindeki 7 günlük temyiz nedenlerini içerir ek dilekçe süresinin hak düşürücü süreler olduğu nazara alındığında, gerekçeli kararın 15 günlük temyiz süresi içerisinde tebliğ edilmesi halinde aynı günün hem temyiz süresi için hemde ek dilekçe süresinin içerisinde sayılacağından iki gün olarak sayılması sonucunu doğuracaktır. Açıklanan nedenlerle; Cumhuriyet Savcısının 22/02/2019 günlü temyiz sebeplerini içeren dilekçesinin, temyiz süresinin bitim tarihi olan 19/02/2019 esas alınarak yapılan hesaplamada CMK'nın 295. maddesinde yazılı yedi günlük ek süre içinde olduğu kabul edilerek temyiz isteminin esastan incelenmesi gerektiğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne muhalifim'' şeklindeki, Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; ''Anayasamızın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Yine Anayasada ifade edildiği gibi temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil aynı zamanda kanun yoluna başvurma hakkını da kapsar. Türk hukuk sisteminde, Cumhuriyet savcısı maddi gerçeğin araştırılması ve adil yargılama yapılabilmesi için şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak şüphelinin de haklarını korumakla yükümlüdür. Kamu adına dava açmaya görevli ve yetkili olan Cumhuriyet savcısı duruşmalarda bulunur ve davaları takip eder. Nihayetinde hakim ve mahkeme kararlarına karşı CMK’nın 260. maddesinde yazıldığı üzere diğer ilgililer gibi kanun yoluna başvurabilir. Bu başvuru aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtildiği üzere sanık lehine de olabilir. CMK’nın “Temyiz istemi ve süresi” başlığını taşıyan 291. maddesi; “(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.”, “Temyiz başvurusunun içeriği” başlığını taşıyan 294. maddesi; “(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.”, “Temyiz gerekçesi” başlığını taşıyan 295. maddesi ise; “(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir. (2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir. (3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.”, Hükümlerini içermektedir. Buna göre temyiz süresinin hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün olduğu açıktır. Bu süre içinde temyiz başvurusunda bulunulduğu halde temyiz sebeplerini bildirmeyenler için CMK'nın 295.maddesinde temyiz süresinin bitiminden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlamak üzere yedi günlük bir ek süre verilmiştir. Bu ek süre hak kayıplarını önlemeye yönelik olarak temyiz süresini daraltan değil özellikle sebep bildirme zorunluluğu bakımından süreyi genişleten bir etkiye sahip olarak yasada yer bulan bir süredir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bir çok kararında da belirtildiği gibi bu sürenin "hak düşürücü" veya "düzenleyici" nitelikte olduğu uygulamada ve doktrinde tartışmalıdır. Yine Yüksek Kurul kararlarında “Hukuki bir konuda kesin çizgilerle ayrışmış bir tartışma varsa ve yargı organları aynı konuda farklı sonuçlara varıyorlarsa taraflar açısından yasanın öngörülebilirliği ilkesinde sorun olduğu” vurgusu da yapılmıştır. Hak arama ve adil yargılama hakkına sahip şüpheli, sanık ve katılan ile maddi gerçeğin ortaya çıkması için kamu adına yargılamada yer bulan Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurma hak ve yetkilerini kullanmaları sırasında kısıtlayıcı ve daraltıcı sonuç doğuran yorum yapılmamalıdır. Hükmün tefhim edilerek açıklanmasıyla on beş gün içerisinde temyiz isteme hakkına sahip olan ilgililere bu sürenin içerisinde gerekçeli karar tebliğ edildiği her halde CMK'nın 295.maddesinde yedi günlük ek dilekçe verme süresi dolduğu için temyiz hakkını kaçırdığının kabulü hakkın kullanımını engelleyici bir duruma yol açacaktır. Örneğin ayın birinde tefhim edilen karara karşı aynı gün temyiz isteminde bulunulduğunda on beş gün süre ile temyiz hakkı olan ilgiliye gerekçeli kararın bu on beş günlük süre içerisinde ayın ikisinde tebliğ edildiği gibi bir durumda temyiz süresinin tebliğden itibaren yedi gün sonra bittiği kabulüyle Kanunda belirlenen on beş günlük süreden önce hakkın kullanımını sonlandırmak hak arama özgürlüğüne ve kanunun amacına aykırı olacaktır. Buna göre Cumhuriyet savcısı da dahil olmak üzere CMK’nın 260. maddesinde kanun yoluna başvuru hakkına sahip tüm ilgililerin CMK’nın 291. maddesinde belirlenen on beş günlük temyiz süresi bittikten sonra CMK’nın 295. maddesinde belirlenen yedi günlük sürede ek dilekçe verme hakkına sahip olduğu kabulüne ulaşmak daha doğru olacaktır. Bu açıklamalar karşısında somut olaya bakacak olursak, duruşma açılarak verilen karara karşı hüküm tarihi olan 04.02.2019 günü ... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından sanıklar aleyhine süre tutum talebi ile temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. 11.02.2019 günü kendisine ulaşan gerekçeli karara karşı Cumhuriyet savcısı 22.02.2019 temyiz gerekçelerini içeren temyiz dilekçesi vermiştir. Duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısının temyiz süresinin tefhimle 04.02.2019 günü başladığı ve on beş günlük sürenin 19.02.2019 günü sona erdiği açıktır. Bu sürenin sonuna CMK'nın 295. maddesinde yazılı yedi günlük süre eklendiğinde 26.02.2019’da ek dilekçe verme hakkına sahip Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin bildirme süresinin,11.02.2019 tarihinde itibaren yedi gün sonra yani 18.02.2019 günü bittiği şeklindeki kabulün Kanunun amacına aykırıdır. Bu nedenle Cumhuriyet savcısının 22.02.2019 günlü temyiz sebeplerini içeren dilekçesinin, temyiz süresinin bitim tarihi olan 19.02.2019 esas alınarak yapılan hesaplamada CMK'nın 295. maddesinde yazılı yedi günlük ek süre içinde olduğu kabul edilerek temyiz isteminin esastan incelenmesi gerektiği ve itirazın yerinde olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak edilmemiştir.'' biçimindeki, Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Temyizin süresinde olduğu ve itirazın kabul edilmesi gerektiği yönündeki, Düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ; Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.06.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre kanun yollarına başvuru usulüyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Şüphelinin eşi kanun yollarına başvuramaz.
B) Tutuklu sanık, cezaevi müdürüne beyanda bulunarak başvurabilir.
C) Tutuklunun başvurusu tutanağa bağlanır ve bir örneği kendisine verilir.
D) Merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın hakkını ortadan kaldırmaz.
E) Yanılma halinde başvuru derhal görevli mercie gönderilir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol