Ceza Muhakemesi Kanunu 264. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 264 – (1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.
(2) Bu hâlde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhâl görevli ve yetkili olan mercie gönderir.
Cumhuriyet savcısının başvuru sonucunun kapsamı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
289 karar eşleşti
9. Ceza Dairesi, 2023/1836 E., 2023/8235 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağına dair 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun (5271 sayılı Kanun) 264 üncü maddesi ve suçtan zarar gören ve 28.01.2021 günlü celsede davaya katılmasına karar verilen ...
9. Ceza Dairesi 2023/1836 E. , 2023/8235 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2019/541 E., 2022/312 K.
SUÇLAR : Reşit olmayanla cinsel ilişki, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Beraat, düşme, temyiz isteminin kabule değer sayılmamasından dolayı reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ek kararın kaldırılması, bozma
Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağına dair 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun (5271 sayılı Kanun) 264 üncü maddesi ve suçtan zarar gören ve 28.01.2021 günlü celsede davaya katılmasına karar verilen ... vekilinin atılı suçların niteliği gereği kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme yetkisinin bulunması nedeniyle 30.09.2022 tarihli istinaf isteminin reddine dair ek kararın kaldırılmasına, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davaya katılan, Bakanlık vekilinin davaya katılan vekili olarak olarak kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;
Suça sürüklenen çocuk hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 264 üncü maddesi gereği hükmü istinaf eden Bakanlık vekilinin istinaf isteminin temyiz istemi olarak kabulü gerektiği, 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2013 tarih, 2013/93 Esas, 2013/210 Karar sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davalarında; suça sürüklenen çocuğun çocuğun nitelikli cinsel istismarına yönelik eyleminin reşit olmayanla cinsel ilişki olarak kabulüyle şikayetten vazgeçme nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında düşme kararı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2013 tarih 2013/93 Esas, 2013/210 Karar sayılı kararının suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 2015/8679 Esas, 2019/11982 Karar sayılı kararı ile "Nüfus kaydına göre suç tarihi itibarıyla 13 yıl 3 aylık olan mağdurenin yaşına itiraz edilmesi nedeniyle suçun oluşumu ile niteliğini belirlemeye etkisi bakımından, merciinden getirtilen doğum tutanağının onaylı suretinde mağdurenin resmi bir sağlık kurumunda doğmadığının belirtilmesi ve Çorlu Devlet Hastanesinden alınan raporu düzenleyen heyette radyoloji uzmanının yer almayıp anılan raporun içerik itibarıyla mağdurenin yaşını tespitte yetersiz kaldığının anlaşılması karşısında, rapora esas teşkil eden kemik grafileri ile dava dosyasının İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kuruluna gönderilip, yeni rapor aldırmak suretiyle mağdurenin suç tarihindeki gerçek yaşı bilimsel olarak belirlendikten sonra suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması,…" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
3. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.09.2022 tarihli ve 2019/541 Esas, 2022/312 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davalarında; sanığın eyleminin reşit olmayanla cinsel ilişki olarak kabulüyle söz konusu şikayetten vazgeçme nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında düşme kararı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
4. Katılan Bakanlık vekilinin sözkonusu hükmü istinaf etmesi üzerine; Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2022 tarih, 2019/541 Esas, 2022/312 Karar sayılı Ek kararıyla Bakanlık vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiş; "Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz." şeklindeki 5271 sayılı Kanun'un 264 üncü maddesinde yer alan yasal düzenleme doğrultusunda katılan Bakanlık vekilinin istinaf istemi temyiz talebi olarak değerlendirilmiştir.
5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.01.2023 tarih, 2023/10819 sayılı Tebliğnamesiyle temyize konu yargılama dosyası eksik incelmeye dayalı olarak verildiğinden bozma istemiyle Daire Başkanlığımıza gönderilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Bakanlık vekili; 03.01.2022 tarihli dilekçesiyle beraat ve düşme hükmünü; 03.10.2022 tarihli dilekçesiyle istinaf isteminin reddine dair ek kararı istinaf etmiştir.
III. GEREKÇE
1. Suça sürüklenen çocuğun yargılama konusu eylimi için, 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 109 uncu maddenin birinci fıkrası, üçüncü fıkrası ve aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve 66 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereği 10 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2. 5237 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 16.05.2013 tarihli sorgu ifadesi olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 10 yıllık olağan zanamaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
3. 1 ve 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle Tebliğname de esasa yönelik bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.09.2022 tarihli ve 2019/541 Esas, 2022/312 Karar sayılı kararına yönelik katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak suça sürüklenen çocuk hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.12.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
10. Ceza Dairesi, 2025/1691 E., 2025/4543 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir.
10. Ceza Dairesi 2025/1691 E. , 2025/4543 K.
"İçtihat Metni"
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca;
"..... Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
TCK'nın 191. maddesinin 9. fıkrasında , "Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." hükmüne, CMK'nın 171. maddesinin 2. fıkrasında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz edilebileceği belirtildikten sonra itiraz usulüne ilişkin aynı kanunun 173. maddesine atıf yapıldığı, CMK'nın 173. maddesinde ise, "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir." hükmüne yer verilmektedir, buna göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli
hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında, başvurulacak kanun, yolu merci ve sürenin belirtilmesi ve kararın şüpheliye tebliğ edilmesi gerektiği, TCK'nın 191. maddesinde belirtilen unsurları içermeyen, itiraz merci, süresinin gösterilmediği veya usulüne uygun tebliğ edilmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının hukuki sonuç doğurmayacağı, bu nedenle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali nedeniyle TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ya da TCK'nın 191. maddesinin 6. fıkrası uyarınca doğrudan açılacak kamu davalarında kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu durumda durma kararı verilerek dosyasının taşıması gereken zorunlu unsurları ihtiva eden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi, verilen kararın usulüne uygun şekilde tebliği, karar kesinleştikten sonra, kovuşturma şartının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin beklenmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasında çözümü gereken uyuşmazlık, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına ilişkindir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 20.05.2024 tarih ve 2024/1361 esas, 2024/744 karar sayılı kararıyla, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarih, 020/604 E. ve 2021/697 K. sayılı kararının, "İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," hususları gerekçe gösterilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Söz konusu bozma kararı sonrasında, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 24.09.2024 tarih, 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararıyla, Bursa Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 15/04/2021 tarih 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararınına karşı CMK'nın 308/A maddesi uyarınca yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlulu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin ise, bu konuda aksi kanaate olduğu açıktır. (Söz konusu uygulama farklılığına dair örnek kararlar ayrıca yazımız ekinde sunulmuştur.) Bu halde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi kapsamında, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliği aşamasında CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasının uygulanıp, uygulanmayacağına dair birbirinin tersi yönünde farklı kararlar ortaya çıkmaktadır. Eşitlik, hukuki öngörülebilirlik, istikrar ilkeleri ve uygulamada birliğin sağlanması amacıyla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için talepte bulunmak gerekmiştir."
Şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna talepte bulunulmuştur.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 06.01.2025 tarihli ve 2024/22 Esas, 2025/4 Karar sayılı kararı ile,
" Uyuşturucu madde kullanma suçunu düzenleyen TCK'nın 191. maddesinin 2 nci fıkrasına göre, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında CMK'nın 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir.
Şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, Cumhuriyet savcısı ayrıca şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenilen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyaracaktır.
Peki TCK'nın 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen kamu davsının açılmasının ertelenmesi kararına karşı kanun yoluna başvurulabilir mi?
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı, kamu davasını açmada takdir yetkisi başlığını taşıyan CMK'nın 171. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu sebeple kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı Cumhuriyet Savcılığınca verilen bir karardır. CMK'nın 173. maddesi ise Cumhuriyet savcısının kararına itirazı düzenlemektedir. Ancak CMK'nın 173. maddesinin içeriği incelendiğinde; kanun koyucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara yönelik itirazı düzenlediği, maddede kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik itiraz hususunda herhangi bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.
CMK'nın 173. maddesinde Cumhuriyet savcısının kararına, suçtan zarar görenin itiraz edebileceği belirtilmiştir. kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçunun mağduru, yalnızca bu maddeyi kullanan veya kullanmak üzere alan veya bulunduran ya da kullanan kimse değil, tüm toplumdur. Bu suçlarda, klasik anlamda bir suçtan zarar görenin varlığından söz edilemez. Zira bu suçlar, TCK'nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir.
Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçundan dolayı başlatılan soruşturma sonucunda, Cumhuriyet savcısı kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde etmesi halinde, CMK'nın 171. maddesinde belirtilen koşulların bulunup bulunmadığını araştırmaksızın beş yıl süre ile kamu davasının açılmasına karar verecektir. Burada Cumhuriyet savcısına bir takdir hakkı tanınmamıştır. Bunun şüpheli lehine bir düzenleme olduğu kabul edilmekle birlikte, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin şüpheliye yüklediği yükümlülüklerin de gözden uzak tutulmaması gerekir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı bu yönü ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan ayrılmaktadır. Zira bu halde, şüpheliye yüklenen bir yükümlülük bulunmamaktadır.
TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrasına göre; TCK'nın 188. maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile aynı Kanun'un 190. maddesinde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran TCK'nın 191. maddesi kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilecektir. Bu halde, sanık hakkında TCK'nın 191. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen tedbirler uygulanacak, beş yıllık denetim süresi içinde sanığın aynı maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, aksi halde hüküm açıklanacaktır. Böylelikle TCK'nın 191. maddesi kapsamında bulunan bir suç işlendiği halde, soruşturma evresi sonunda eylemin aynı
Kanun'un 188. veya 190. maddeleri kapsamında kaldığı kabul edilerek kamu davası açılmasından kaynaklanan sorunlar giderilmiş olacaktır. CMK'nın 231. maddesinin on ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrası hükümleri gereğince sanık, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edebilir. 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı yasanın 15. maddesi ile artık hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yolu kaldırılmış ve istinaf yolu açık ... getirilmiştir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, suç işlemediğine inanan kişiye, Anayasa'nın 36. maddesine yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerekir. Yine TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararına karşı sanığın itiraz (01/06/2024 tarihinden itibaren yeni düzenleme ile istinaf) hakkının bulunduğu dikkate alındığında hukuk devleti ilkesinin gereği olan adaletin sağlanması, ancak şüpheliye de kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz etme yetkisinin tanınması ile mümkün olabilecektir. Nitekim Yargıtay 10 ve 20. Ceza Daireleri verdikleri kararlarda kamu davasının ertelenmesi kararının itiraza tabi olduğuna işaret etmişlerdir. Ancak varolan ve içtihatlarla giderilmeye çalışılan bu boşluk daha sonra kanun koyucu tarafından 17/10/2019 tarihli 7188 sayılı yasanın 19. maddesi ile CMK'nın 171/2 maddesinde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebileceğini düzenlemiştir.
Görüldüğü üzere; kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik şüphelinin itiraz etme hakkı önceleri doğrudan yasa maddesi ile verilen bir hak olmayıp Yüksek Mahkemenin yasa maddesini geniş yorumlaması suretiyle içtihat yoluyla verilmiş bir hak olup daha sonra kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ayrıca Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının, kanun yolu olan itiraz olmadığı öğreti ve uygulamada öteden beri kabul edilen bir husustur. Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Yine CMK'nın 267 - 271 maddeleri arasında düzenlenen itiraz hakkı da hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Dolayısıyla CMK'nın 263. maddesinde düzenlenen tutuklunun kanun yollarına başvurması hususu hakim ve mahkeme kararına ilişkin olup, Cumhuriyet savcısınca verilen kararları kapsamamaktadır. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara yönelik itirazı da kanun yolları kapsamına almak kanun metnini yorum yoluyla genişletmek anlamına geleceği için bu durum dolayılı olarak kanun koyucunun yasama yetkisinin gaspı anlamına geleceği için bunun hukuken kabulü mümkün değildir.
Öte yandan Cumhuriyet savcısının kararlarına karşı yapılacak başvuruların da kanun yolu başvurusu olduğu kabul edilse bile CMK'nın 263. maddesindeki düzenlemenin işlem yapılan soruşturma ve kovuşturma sebebiyle tutuklu olan şüpheli veya sanıkları kapsadığı, başka dosyadan tutuklu olan veya cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan şüphelileri kapsamadığından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilen soruşturmada tutuklu olmayan şüpheliye itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde nasıl kullanacağını hatırlatmanın zorunlu olduğunu kabul etmek kanuni düzenlemenin ötesinde genişletici bir yorum olacaktır.
Tüm bu sebeplerden dolayı Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas- 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas- 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 Sayılı Kanun'un 35/3 maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmasına oy birliği ile, kararlar arasındaki uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine dair görüşte bulunulmasına"
Karar verilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI:
A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı,
1. Şüpheli ... hakkında 23.01.2018 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2018 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2018/2888 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulmasına karar verildiği, kararda itiraz kanun yolu, itiraz mercii ve 15 günlük itiraz süresinin doğru şekilde gösterildiği, kararın şüpheliye Bursa Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 18.10.2018 tarihinde anlatılarak okumak/almak suretiyle tutanakla tebliğ edildiği, 05.11.2018 tarihinde tedbirin infazı için Bursa Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,
2. Şüphelinin 21.04.2019 tarihinde yeniden aynı nitelikteki suçu işlemesi ve yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi üzerine erteleme kararının kaldırılarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2019 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2019/21569 Esas, 2019/16980 sayılı iddianamesi ile Bursa
7. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,
3. Yapılan yargılama sonucunda, Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2019/1253 Esas, 2019/1062 Karar sayılı kararı ile, sanığın, TCK’nın 191/1, 43/1 ve 62/1.maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu,
4. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı ile,
".. Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların yukarıda eleştiri yapılan husus dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın istinaf talebi yerinde görülmemiş olmakla İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE" kesin olarak karar verildiği,
5. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile ihbarda bulunulması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararına karşı, 5271 sayılı CMK’nın 308/A maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulduğu,
6. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 15.11.2024 tarihli ve 2024/100 Esas, 2024/99 Karar sayılı kararı ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinin CMK'nın 35/3. maddesine uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle "itirazın reddine" karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı
1. Sanık ... hakkında, 12.05.2020 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2020 tarihli ve 2020/4943 Soruşturma, 2020/3735 Esas, 2020/3038 sayılı iddianamesi ile Yalova 2.Asliye Ceza Mahkemesine, TCK’nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açıldığı, iddianamede daha önce erteleme kararı verildiği, ihlâl
nedeniyle kaldırılarak kamu davası açıldığı, Bursa 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253 Esas sayılı dosyasında mahkûmiyet kararı verildiği hususunun belirtildiği,
2. Yapılan yargılama sonucunda, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarihli ve 2020/604 Esas, 2021/697 Karar sayılı kararı ile, sanığın TCK’nın 191/1, 192/3 ve 62/1.maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu,
3. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile;
"İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı, sanığın istinaf başvuru nedenleri bu bakımdan yerinde görülmekle, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e-f, 289/1. maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve karar verilmek üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE" kesin olarak karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
IV. KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2025 tarihli ve UG-2025/15428 sayılı tebliğnamesinde;
".... Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz
kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğu ve bu yönde verilen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20/05/2024 tarih ve 2020/604 E-2021/697 K.sayılı kararının hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri kararları arasındaki uyuşmazlığın, 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarih ve 2020/604 Esas 2021/697 Karar sayılı kararındaki görüş ve kabul doğrultusunda giderilmesi talep edilmiştir.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Anayasa
Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması
Madde 40
Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 03/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.
2. 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun"un, 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35/3. maddesi;
"...(3) Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet Başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,
(Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir.
3. 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi hükmü;
"Madde 191- (Değişik: 18/06/2014 – 6545/68 md.)
(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.
(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır.
(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.
(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.
(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.
(8) Bu Kanun'un;
a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.
(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır."
(10) (Ek: 27/03/2015-6638/12 md.) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır."
Şeklindedir.
4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan hükümler:
Kamu davasını açmada takdir yetkisi
Madde 171 - (Değişik madde: 06.12.2006 - 5560 S.K. 21. md)
(1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.
(2) (Değişik fıkra: 17/10/2019-7188 S.K./19. md) Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir.
Cumhuriyet Savcısının Kararına İtiraz
Madde 173
(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) (Değişik: 18/06/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) (Değişik: 25/05/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) (Değişik: 02/01/2017-KHK-680/11md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.
Kararların açıklanması ve tebliği
Madde 35 – İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.
(2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, (…) (hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.
(3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.
Tutuklunun kanun yollarına başvurması
Madde 263 - (1) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir.
(2) Zabıt kâtibine başvuru hâlinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir.
(3) Kurum müdürüne başvuru hâlinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhâl ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt kâtibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder.
(4) Zabıt kâtibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır.
5. 7201 sayılı Tebligat Kanunu
Mevkuf ve mahkûmlara tebligat
Madde 19 - Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder.
6. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik
Madde 28– (1) Tutuklu ve hükümlülere tebligat yapılmasını, bu kişilerin bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder.
(2) Bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûm olup kendilerine kanuni temsilci atanmış olanlara ait tebligat, 19. maddeye göre yapılır.
(3) Tutuklu ve hükümlüye tebligat yapılamazsa tebliğ mazbatasına müdür veya memur tarafından belirtilen sebep şerh verilir.
(4) Tutuklu veya hükümlünün hastanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarıdaki fıkralar
hükümlerine göre yapılır.
C. Değerlendirme
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince ise, 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi halinde, kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlâlinden bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir.
5271 sayılı CMK'nın 263.maddesi ile, tutuklu bulunan şüpheli veya sanığın kanun yollarına başvurusu kolaylaştırılmak, başvurunun zamanında yapılıp yapılmadığı, sürelerin kesilip kesilmediği konusundaki tereddütler de ortadan kaldırılmak istenmiştir. Buna göre tutuklu bulunan, şüpheli veya sanık sözlü olarak tutuklu bulunduğu kurum müdürüne veya kararı veren mahkemenin zabıt kâtibine başvurabilir. Bu başvuruyu dilekçeyle de yapabilir. Her iki hâlde de başvurular önce ilgili deftere kaydedilir, sonra bu konuda tutanak düzenlenir ve tutanağın bir örneği tutukluya verilir. Kurum müdürlüğünce gönderilen dilekçe ve tutanak mahkeme kâtibince de ayrıca deftere kaydedilir. Zabıt kâtibi veya kurum müdürünün başvuru ile ilgili yaptığı işlemlerle kanunun öngördüğü süreler kesilmiş olur.
CMK'nın 263.maddesi, tutuklanan şüpheli veya sanıkların, tutukluluk halindeyken kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen bir hükümdür. Bu madde sayesinde, tutuklu bulunan kişiler haklarını
korumak ve hukuki süreçte aktif rol almak amacıyla çeşitli başvurularda bulunabilirler. Tutuklu olan her şüpheli veya sanık, tutukluluk kararı verildiği andan itibaren kanun yollarına başvurma hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin savunma hakkının bir parçasıdır.
Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak etkin başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40.maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen; "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere
başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." şeklindeki düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13.maddesinde güvence altına alınan etkin başvuru hakkı ve 5271 sayılı CMK'nın "kararların gerekçeli olması" başlıklı 34.maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ; "Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" hükmü ile aynı Kanun'un 232.maddesinin altıncı fıkrasının ilgili bölümünde yer verilen; "Hüküm fıkrasında,...kanun yollarına başvurma ....olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." şeklindeki düzenlemeye uygun olarak kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerekmektedir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerektiği, Dairemizin istikrar kazanmış uygulamasının bu yönde olduğu, nitekim 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile CMK'nın 171/2. maddesinde, Dairemiz uygulamaları ile uyumlu şekilde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173. madde hükümlerine göre itiraz edebileceği düzenlenmiştir.
Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının da, kanun yolu olan "itiraz" hakkı olarak kabul edilmesi gerektiği, CMK'nın 260 - 266. maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı, hakim ve mahkeme kararlarına karşı getirilmiş bir düzenleme ise de, maddi ceza hukukunun aksine, ceza muhakemesi hukukunda sınırlı da olsa kıyasın mümkün olduğu, bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında kıyas ve yorum yoluna başvurulabileceği,
ancak temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleri daraltıcı şekilde kıyas yapılamayacağı, dolayısıyla tutuklunun kanun yollarına başvurma yöntemine ilişkin CMK'nın 263. maddesinin Cumhuriyet savcısınca verilen kararlara ilişkin olarak kıyasen uygulanabileceği, kabul edilmelidir.
Kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerektiği, Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve çeşitli kanunlardaki hak arama özgürlüğü ile ilgili tüm düzenlemelerin de kanun yollarına etkili başvuru hakkını sağlamak amacıyla getirildiği gözetildiğinde; 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca verilen "kamu davasının açılmasının ertelenmesine, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın tebliğinde, ceza infaz kurumunda yapılacak tebligata, şüphelinin karara nasıl itiraz edebileceğine dair açıklamanın eklenmesi gerekeceği, aksi halde, karar sanık tarafından öğrenilmiş olsa bile, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmeyeceği, kovuşturma şartlarının oluşmadığı dikkate alınarak, sanığa kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı tutuklu veya hükümlü bulunduğu ceza infaz kurumu müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabileceğine ilişkin ihtar ile birlikte kararın yeniden tebliğ edilmesi gerekeceği, açıklanan nedenlerle, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinde, itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği ihtaratının aranması gerektiği anlaşıldığından; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas ve 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas ve 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
1. 5237 sayılı TCK'nın 191.maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarında, "kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik/tedavi tedbiri uygulanmasına" dair kararın, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği şeklindeki ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğunun kabulü ile 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE,
2. Dosyanın talepte bulunan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
3. Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2023/3529 E., 2023/13820 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Gerekçe bölümünde (A) paragrafında açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun'un 264/1. maddesi uyarınca sanık müdafiinin yasa yolu ile merciinde yanılması, haklarını ortadan kaldırmayacağından, 5271 sayılı CMK'nın 264/2 ve 268 maddelerine göre itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye iletilmek üzere, dosyanın incelenmeksizin
6. Ceza Dairesi 2023/3529 E. , 2023/13820 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/488 Esas, 2015/729 Karar
SUÇLAR : Nitelikli tehdit, kasten basit yaralama
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İade, Onama
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının 24.08.2015 tarihli iddianamesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86/2 ve 106/2.c, 53/1 maddeleri uyarınca kamu davası açılmıştır.
2.Bergama 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2015/488 Esas, 2015/729 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında silahla tehdit suçundan 5237 sayılı Kanun’un 106/2-a, c, 62/1, 53. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; kasten basit yaralama suçundan ise aynı Kanun’un 86/2, 86/3-e, 62, 52/2-4 maddeleri gereğince doğrudan 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilerek, 5 yıl denetim süresi belirlenmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Sanığın Temyiz Sebepleri; suçu işlemediğine, çelişkili beyanlar ile hüküm kurulduğuna, mahkûmiyeti gerektirir delil bulunmadığını beraat kararı verilmesi gerektiğine,
2. Vesaire,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. 10.05.2015 tarihinde katılan, tarlaya çalışmak için yaya olarak gitmekte iken karşı istikametten gelen sanık ...'in sevk ve idaresindeki aracın katılanı geçtikten sonra durduğu, araçtan inen sanık ...'nin katılana arkadan yaklaşarak katılanın boğazını sıktığı ve katılanı ''Seni burada yaşatmayacağız, bugün burada öleceksin'' diyerek tehdit ettiği, olay yerine katılanın oğlu ...'in gelmesi üzerine sanık ...'nin katılanın boğazını sıkmayı bırakarak araca yöneldiği, araçtan inen sanık ...'in de av tüfeği ile katılanın ayaklarına doğru bir el ateş ettiği, sanık ...'in ateş etmesi sebebiyle katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandığının tespit edildiği ve sanığı katılana yönelik nitelikle tehdit ve kasten basit yaralama suçlarının sabit olduğunun, kabulü ile karar verildiği anlaşılmıştır.
2. Katılanın kollukta alınan 10.05.2015 tarihli ifadesinde, ".. olay günü 08.45 te evimden tarlaya giderken karşımdan gelen beyaz şahin araç beni geçti birkaç saniye sonra 30 yaşlarında bir genç arkamdan boğazımı sıkarak dizlerimin üstünü çöktürdü ve “seni burada bugün yaşatmayacağız pezevenk burada öleceksin” dedi bende sen kimsin ne istiyorsun dedim tam boğazımdan tutup beni boğmaya çalışırken oğlum motosikletiyle geldi “ne yapıyorsun lan sen kimsin” diye bağırdı şahıs boğazımı bıraktı araca kaçtı bu kez araçtan ... indi ve çaprazımdan bana doğru ateş etti sağ bacağımda saçma izi (sıyırma) gördüm ... ile daha önce tartışmamız olmamıştı kendisinin akıl hastanesinde yattığını biliyorum" şeklinde, kovuşturma aşamasında alınan ifadesinde ise," .. ... benim abimin damadı olur. Yeğenimi dövdüğü için bir tarihte kendisini uyardım. Neden böyle yapıyorsun demiştim. O olaydan sonra bana kinlenmiş. Sabah işe gitmek için evden çıktığımda birden önümü bir araçla ikisi kesti. Aracı ... kullanıyordu. ...'in yanındaki kişi birden inerek benim yanıma geldi ve boğazımı sıktı. Seni öldüreceğiz, ortadan kaldıracağız gibi şeyler söyledi. Bu arada beraber işe gittiğimiz oğlum arkadan bizi gördü ve yanımıza doğru gelince beni tutan şahıs bırakıp arabaya doğru kaçtı. Bu sırada aracın şöfor koltuğundan indi ve elinde pompalı tüfek vardı, bana doğru ateş etti. Ayrıca seni barındırmayacağım, öldüreceğim diye tehditte ediyorlardı. Yanımda bulunan taşa gelen saçmalar sekti ve ayağımdan yaralandım. Daha sonra araca binerek kaçtılar.." şeklinde beyanda bulunmuştur.
3. Sanık ...'nin 25.05.2015 tarihli savcılık ifadesinde, ".. Olay günü biz ... ile Kozak yolunda ...'ye ait 45 ... .... pakalı beyaz renkli şahin marka araç ile seyir halinde iken yolda yaya olarak ilerleyen ...'ı gördük, ... araba ile ...'ı geçip yolda durdu, birlikte araçtan indik, ben aracın yanından ayrılmadım, ... bana "Dur bekle biraz ben geliyorum" dedi, bunun üzerine ben araca binerek beklemeye başladım, ... aracın arkasında kalan ...'in yanına gitti ve yüksek sesle konuşmaya başladılar. Aralarında her hangi bir fiziksel eylem olmadı ancak ... ceketini çıkararak öfkeyle yere attı, daha sonra yanlarına motosiklet ile 35-40 yaşlarında biri gelerek ...'in koluna girip olay yerinden biraz uzaklaştılar, daha sonra tekrar arabanının olduğu yere geldiler, bu esnada ... geriye doğru koşarak kaçmaya başladı, bu sırada ... arabada bulunan ev tüfeğini alarak havaya bir el ateş etti, ben ...'e neden böyle yaptığını sordum ... de bana "o devamlı bana pezevenk diyor" dedi ve biz olay yerinden ayrıldık, ben kimsenin boğazını sıkmadım, kimseye küfür etmedim, benim olay ile ilgili her hangi bir ilgim yoktur, ben olay esnasında ...'in yanında bulunuyordum, üzerime suçlamaları kabul etmiyorum. ...'nin ifadesinde neden yere doğru ateş ettiğini söylediğini bilmiyorum. Ben havaya ateş ettiğini gördüm olay esnasında ... ve ... ...'ın birbirlerine tehdit veya hakaret edip etmediklerini duymadım, her iki şahıs dışarda konuşurlar iken ben aradaba bulunuyordum, olayla ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.." şeklinde, kovuşturma aşamasında alınan ifadesinde ise,".. ben diğer şahsı tanımam. Biz ... ile arabayla geziyordum. Araba da ben uyumuştum. Bir yerde araç durunca bi an uyandım. Bu sırada ... araçtan indi ve bekle beni dedi. Ardından bir patlama sesi duydum. Ne oluyor diye araçtan inmeden kapıyı açıp baktığımda ... araca doğru geliyordu. Bir kişi de arkadan koşarak diğer şahsın yanına geliyordu. Ben olay sırasında araçtan hiç inmedim. Ben kendime geldikten sonra ...'in aracına binince ne yaptın, adamı vurdun mu dedim, oda bana adamı vurmadım, onu korkutmak için ayağının dibine ateş ettim dedi. Ben neden böyle birşey yaptığını sorunca o bana devamlı pezevenk diyor," şeklinde beyanda bulunduğu görülmüş, sanığa dosya arasında bulunan savcılıktaki beyanı okunup, çelişki nedeniyle sorulduğunda: "şimdiki beyanlarım daha doğrudur, ... yere ateş etmişti, önceki beyanlarımda neden o şekilde söyledim bilmiyorum, ben araçtan inmedim, ben uyuyordum, ... kendisi indi" şeklinde beyanda bulunmuştur.
4. Temyiz dışı sanık ... kollukta 10.05.2015 tarihli ifadesinde susma hakkını kullanmış, savcılıkta alınan 22.05.2015 tarihli ifadesinde, ".. ... ile aramızda daha önceye dayalı husumet bulunmaktadır, beni gördüğü yerde sürekli olarak bana küfür etmektedir. Olay tarihinde.. şahin marka araç ile yanımda ... isimli arkadaşım da olduğu halde seyir halinde iken yolun kenarında yürümekte olan ...'ı gördüm, daha önceden aramızda husumet olduğu için korkutmak amacıyla aracı durdurdum, ... ile birlikte araçtan indik, ... ...'ın ifadesinde belirtmiş olduğu gibi ..., ...'ın boğazı sıkmadı, "seni burada yaşatmayacağız, pezevenk, bu gün burada öleceksin" şeklinde sözler sarf etmedi, ben sadece av tüfeği ile korkutmak amacıyla, yere doğru bir el ateş ettim.." kovuşturma aşamasında alınan savunmasında; "..ben silahla yere doğru ateş ettim. Kendisi her gördüğünde bana pezevenek ve pezevenkin çocuğu diyerek hakaret edip tehdit ediyordu, beni tahrik ediyordu. Bu nedenle bende bu şekilde davrandım....., ...'e yönelik birşey yapmadı.." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
5. Tanık A.S'nin aşamalarda alınan ifadelerinde özetle, ".. ben olay günü babamda birlikte işe gidiyorduk, babam önden çıkmış yürüyordu, bende arkasından motorla ona yetişmek üzere çıkmıştım, aramızda 50 metre mesafeye geldiğinde araçtan inip bir şahsın babamın boğazını iki eliyle sıkarak diz çöktürüp darp ettiğini gördüm ben ne oluyor diye yanlarına gittiğimde bu şahsa ne yapıyorsun bırak dedim panik haliyle babamı bırakıp arabaya doğru kaçtı uzaklaştı daha sonra öndeki araçtan amcamın damadı olan ... araçtan inerek elindeki tüfekle babamın belden aşağısına ayaklarına doğru bir el ateş etti bu sırada babam yaralandı. Şahıslarda araca binerek oradan ayrıldı. ... aracı kullanıyordu. Ben oraya gelmesem belki babama daha kötü şeyler yapabilirlerdi, bu şahıslar alkollüydü" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
6. Tanık N.H'nin beyanında "Ben eşimle birlikte köye yerleştim. Beni ve eşimi köyde istemiyor. Kendisi sürekli eşime sataşıyordu, defolun gidin buradan diyordu, en son hatırladığım kadarıyla eşime pezevenkin oğlu diyerek küfür etti. Bununla ilgili karakola söyledik ve amcamın uyarılmasını istedik" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
7. Katılan hakkında düzenlenen adli rapor, uzmanlık raporu ve sanık ... hakkında düzenlenen sağlık kurulu raporu dava dosyası içerisindedir.
IV. GEREKÇE
Suçu İşlemediğine, Çelişkili Beyanlar İle Hüküm Kuruduğuna, Mahkûmiyeti Gerektirir Delil Bulunmadığını Beraat Kararı Verilmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
A. Sanık Hakkında Kasten Basit Yaralama Suçundan Kurulan Hükümde,
5271 sayılı Kanun'un 231/5. maddesi uyarınca verilen ''hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına'' ilişkin kararlarına karşı, aynı Kanun'un 231/12. maddesine 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa ile ek fıkrası uyarınca itiraz yolu açık olup, temyiz olanağı bulunmadığı belirlenmiştir,
B. Sanık Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hükümde İse,
Olay tarihinde sanıkların tarlaya giden katılanın yanında araçla durdukları, sanığın araçtan inerek katılanın boğazını sıkarak öldürmekle tehdit ettiği sırada katılanın oğlunun gelmesi üzerine sanık ...'nin kaçarak araca bindiği, akabinde de temyiz dışı sanık ...'in elinde tüfekle araçtan inerek katılanın ayaklarına doğru ateş ettiği ve katılanı basit tıbbi müdahale ile giderilir nitelikte yaraladığı somut olayda, sanığın tehdit içeren sözlerin yaralama eyleminin irade açıklaması niteliğinde olduğu, irade açıklaması şeklinde gerçekleşen eylemde sanığın tehdit kastının bulunmaması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 223/2-c maddesi gereğince atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,
Nedenleriyle temyiz sebepleri yönünden hükümde hukuka aykırılık bulunmuştur.
V. KARAR
1-Sanık Hakkında Kasten Basit Yaralama Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesinde;
Gerekçe bölümünde (A) paragrafında açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun'un 264/1. maddesi uyarınca sanık müdafiinin yasa yolu ile merciinde yanılması, haklarını ortadan kaldırmayacağından, 5271 sayılı CMK'nın 264/2 ve 268 maddelerine göre itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye iletilmek üzere, dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,
2.Sanık Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hükmün İncelenmesinde İse;
Gerekçe bölümünde (B) nolu paragrafında açıklanan nedenle Bergama 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2015/488 Esas, 2015/729 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, farklı gerekçeyle Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
26.10.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2023/433 E., 2023/566 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için CMK’nın konuya ilişkin "Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma" başlıklı 264. maddesinin irdelenmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu 2023/433 E. , 2023/566 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2018/64396
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 1104-606
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.02.2018 tarihli ve 262-88 sayılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hüküm yönünden resen istinafa tabi olan hükümlerin, sanık müdafii tarafından da istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 22.05.2018 tarih ve 1104-606 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.10.2022 tarih ve 26300-9294 sayı ile; "5271 sayılı CMK'nın 294/1. maddesinde yer alan 'Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır' şeklindeki düzenleme de gözetilerek yapılan değerlendirmede, sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediği anlaşıldığından, vaki temyiz isteminin aynı Kanunun 298. maddesi uyarınca reddine," karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.02.2023 tarih ve 64396 sayı ile;
"...Bölge Adliye Mahkemesi kararında CMK'nın 295. maddesi gereğince temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmediği ve bu hususun gerekçeli kararın tebliğinde de belirtilmediği belirlendiğinden Yüksek Daireniz kararına karşı 5271 sayılı CMK nın 308. maddesi uyarınca sanık lehine itiraz yasa yoluna başvurulması gerektiği değerlendirilmiştir.
İtiraz Nedenleri: Sanık müdafiine CMK.nın 295/1. maddesi uyarınca ihtarı içerir tebligatın yapıldığı tarihten itibaren 7 günlük yasal süre içinde ek gerekçeli temyiz dilekçesi sunmadığı takdirde temyiz talebinin reddedileceğine ilişkin ihtaratlı tebligatın yapılarak buna ilişkin evrakın dosyaya konulması için tevdii kararı verilmesine ilişkindir.
Ceza Genel Kurulunun 17/03/2021 tarih ve 2019/9. MD-554 Esas , 2021/117 Karar , 22/06/2021 tarih, 2020/14-457 Esas - 2021/301 Karar ve 21/09/2021 tarih, 2020/14-115 Esas ve 2021/412 Karar sayılı kararları nazara alındığında,
Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararında 5271 sayılı CMK.nın 295/1 maddesi uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde verilmesi gerektiğinin belirtilmemesi ve bu hususun sanık müdafine meşruhatlı tebligat ile de bildirilmemesinin hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.06.2023 tarih ve 2142-3749 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yokluğunda verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının 11.06.2018 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 12.06.2018 tarihinde sanık müdafii tarafından herhangi bir neden gösterilmeden temyiz edildiği anlaşılan dosyada CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin (7) gün içerisinde sunulabileceğine ilişkin ihtarda bulunulmasının zorunluluk arz edip etmediğinin belirlenmesine ilişkin olup sanık tarafından dosyaya sunulan 31.08.2018 tarihli dilekçenin temyiz istemi niteliği taşıyıp taşımadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca 21.07.2017 tarihli ve 13703-3008 sayılı iddianame ile; sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verildiği,
Hükümlerin, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği,
Bölge Adliye Mahkemesi kararının kanun yolu bildirimi kısmının; "Kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak veyahut da İlk Derece Ceza Mahkemesi veya başka bir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, Yargıtay ilgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek ve CMK'nın 286/1. maddesi gereğince temyiz yolu açık olmak üzere, 22/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi." şeklinde olduğu,
Söz konusu kararın sanığa 09.09.2020 tarihinde, sanık müdafiine ise 11.06.2018 tarihinde tebliğ edildiği, Tebliğ-Tebellüğ belgesinde; "CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiği," yönünde herhangi bir ihtara yer verilmediği,
Sanık müdafiinin 12.06.2018 tarihinde söz konusu hükmü temyiz ettiği, temyiz dilekçesinde; "Sayın Mahkemenin yukarıda numarası yazılı dosyasından verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması amacıyla süresi içinde temyiz kanun yoluna başvuruyoruz." şeklinde açıklamaların yer aldığı,
Özel Dairece yapılan inceleme sonucunda; sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediğinden bahisle CMK'nın 298. maddesi uyarınca vaki temyiz talebinin reddine karar verildiği,
İlk Derece Mahkemesince 27.02.2018 tarihinde hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkartılmasına karar verilen ve 26.08.2018 tarihinde tutuklanarak cezaevine alınan sanığın 31.08.2018 tarihli ve "Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına sunulmak üzere, Konu: İtiraz hk" başlıklı dilekçesinde özetle; hakkında yürütülen dosyayla ilgili itiraz hakkını kullanmak istediğini, asılsız ve yalan yanlış ifadeler nedeniyle kendisinin ve velayeti kendisinde bulunan on dört yaşındaki oğlunun mağdur duruma düşürüldüklerini, yurt müdürünün sıkıntıya düşmemek için ve katılan mağduru yurttan atmak kaygısıyla kendisini böyle bir iftiraya maruz bıraktığını, internet kafede yanına gelip giden katılan mağduru olayın öncesinde de tanıdığını, sadece kaçıp Isparta'ya gitmesini engelleyerek zorla yurda gönderdiğini, kolluk memurlarınca yapılan inceleme sonucunda hürriyetten yoksun kılma gibi bir durumun söz konusu olmadığının da anlaşıldığını, dosyanın incelenip hakkında verilen cezanın değerlendirilmesini ve mağduriyetinin giderilmesini talep ettiğini belirttiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
I- Yokluğunda verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının 11.06.2018 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 12.06.2018 tarihinde sanık müdafii tarafından herhangi bir neden gösterilmeden temyiz edildiği anlaşılan dosyada CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin (7) gün içerisinde sunulabileceğine ilişkin ihtaratta bulunulmasının zorunlu olup olmadığı;
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılabilmesi bakımından, kanun yoluna başvuru hakkının hukuki niteliği, temyiz başvuru usulü ve başvuru üzerine yapılacak işlemlerin ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’daki düzenlemeler ile CMK ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin kıyasen değerlendirilmesiyle temyiz denetiminin ne şekilde yapılacağına da değinilmesi gerekmektedir.
Anayasa'mızın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrası "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmünü içermektedir.
İlk derece mahkemesinin hükümlerine karşı kanun yoluna başvuru hakkının sözleşme kapsamında korunması gereken bir hak olarak kabul edilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 No.lu protokolle gerçekleşmiştir. Protokol, 22.11.1984 tarihinde imzalanmış; 01.11.1988’de yürürlüğe girmiş; Türkiye Büyük Millet Meclisinde 25.03.2016 tarihinde onaylanarak iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş bulunmaktadır. Protokol'ün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesi; "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.
2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan Protokol ile adil yargılama ilkesi kapsamında cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı kabul edilmiştir. Bu hakkın istisnaları ikinci fıkrada gösterilmiş olup kanunda düzenlenmiş hâliyle az önemli suçlar ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılanması ve beraat kararının temyiz edilmesi sonrası verilen mahkûmiyet hâlleridir. Bazı görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanması hâlinde bu istisna uygulanabilecektir. Sözleşme'de istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek iki dereceli sistem benimsendiği anlaşılmaktadır. CMK'nın 231. maddesinin ikinci fıkrası; "Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.",
"Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesi;
"(1) Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.
(2) Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir.",
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddenin 6. fıkrası; "Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.",
"Eski hâle getirme" başlıklı 40. maddesi ise;
"(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.
(2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır.",
Hükümlerini içermektedir.
Aynı Kanun'un "Temyiz istemi ve süresi" başlığını taşıyan 291. maddesi de;
"(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.
(2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar." biçiminde kaleme alınmış iken,
7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle yapılan değişiklik ile;
"(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.
(2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar." olarak güncel hâlini almıştır.
Yine CMK'nın "Temyiz başvurusunun içeriği" başlığını taşıyan 294. maddesinde;
"(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
(2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.",
"Temyiz gerekçesi" başlığını taşıyan 295. maddesinde ise;
"(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.
(2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.
(3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır."
Hususları yer almaktadır.
Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden merciince incelenmesi, Anayasa'nın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır.
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir.
Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4. Baskı, s. 838).
Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir.
Anayasal ve yasal nitelikteki söz konusu emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme ile kanun koyucunun Anayasa’daki emredici düzenlemeye paralel şekilde ilgililerin kanun yolu başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacını hissettiği görülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmekte olduğu, bu bakımdan iç hukuktaki usullerin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallara tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir.
Süresi içinde vermiş olduğu dilekçeyle sebep göstermeksizin hükmü temyiz eden tarafın, temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya kararın kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde sunacağı dilekçeyle sebep bildirmesi gerekmektedir. Bu sürenin hak düşürücü veya düzenleyici nitelikte olduğu uygulamada ve doktrinde tartışmalıdır. Hukuki bir konuda kesin çizgilerle ayrışmış bir tartışma varsa ve yargı organları aynı konuda farklı sonuçlara varıyorlarsa taraflar açısından yasanın öngörülebilirliği ilkesinde sorun olduğu sonucuna ulaşılabilecektir. Nitekim CMUK’un yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay tarafından sebep içermeyen temyiz taleplerinin incelenmesine ilişkin yerleşik uygulama, sistemde değişiklik yapan ve istinaf mahkemelerini faaliyete geçiren CMK’nın uygulandığı ilk dönemlerde yanılgı hâli olarak makul görülebilecektir. Kaldı ki, aynı Kanun'un 291. maddesinin 1. fıkrasında 7 gün olan temyiz süresi, 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu 15 gün olarak yeniden düzenlenmiş, CMK'nın 295. maddesinin 1. fıkrasında yer alan temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin verilmesine dair 7 günlük sürede ise herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. Bu husus da, avukatlar da dâhil başvurucuların temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçeyi verebilecekleri süre konusunda yanılmalarını mümkün kılmaktadır.
Hukuk devleti olmanın sorumluluğu bağlamında verilen kararlar ile kurulan hükümlere karşı yasa yolları, şekli, süreleri ve sonuçlarının ilgililere açıkça bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi hâlinde, yasal sürelerin tebligat tarihinden itibaren değil ancak öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, öğrenme tarihi kesin olarak belirlenebilen hâller dışında taraf beyanının esas alınması gerekliliğinden hareketle, usulüne uygun sebep içeren dilekçe var ise bu kapsamda temyiz incelemesi yapılması, aksi hâlde ilgiliye yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yapılacak meşruhatlı tebligatla 7 günlük süre içinde yasal düzenlemeye uygun sebep bildirmemesi hâlinde sebep yokluğundan temyiz talebinin reddedileceği ihtar edilmeli, sonucuna göre esasa ilişkin temyiz incelemesi yapılıp yapılmayacağına karar verilmelidir.
Her ne kadar mesleği bir kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık olan ve sanığın savunmasını üstlenen; savunma ve kanun yollarına başvuru için yeterli düzeyde hukuki bilgiye sahip olan müdafinin temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin verilmesi süresinin, temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde olduğunu bilmemesi düşünülemeyeceğinden, kanun yolu bildirimindeki bu eksiklik müdafi açısından bir yanılgı ve bu bağlamda hakkın kullanılması yönünde bir engel oluşturmayacağı söylenebilir ise de; açıklandığı üzere istinaf mahkemelerini faaliyete geçiren CMK ile CMUK’un yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay tarafından sebep içermeyen temyiz taleplerinin incelenmesine ilişkin yerleşik uygulama terk edilmiş, 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu 7 gün olan temyiz süresi 15 gün olarak yeniden belirlenmiş ancak temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin sunulmasına ilişkin 7 günlük sürede bir değişikliğe gidilmemiş ve böylelikle kısmen karmaşık bir sistem kabul edilmiş olması nedenleriyle avukatlar da dâhil olmak üzere başvurucuların söz konusu sürede yanılmalarının mümkün olduğu kabul edilmelidir.
Bu aşamada uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için (7) günlük temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe süresinin nasıl hesaplanması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
I- Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yüzüne karşı açıklanmışsa;
a- On beş (15) günlük temyiz süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunan taraf, bu süre içerisinde temyiz nedeni bildirmemiş ise gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi (7) gün içerisinde temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe vermelidir.
b- On beş (15) günlük temyiz süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunan taraf, bu süre içerisinde temyiz nedeni bildirmiş olsa dahi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi (7) gün içerisinde temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe verebilir.
II- Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa;
a- Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren on beş (15) günlük temyiz süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunan taraf, bu süre içerisinde temyiz nedeni bildirmemiş ise temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden itibaren yedi (7) gün içerisinde temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe vermelidir.
b- Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren on beş (15) günlük temyiz süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunan taraf, bu süre içerisinde temyiz nedeni bildirmiş olsa dahi temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden itibaren yedi (7) gün içerisinde temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe verebilir.
III- Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yüzüne karşı açıklanmış ancak gerekçeli kararın tebliği on beş (15) günlük temyiz süresi içerisine rastlamışsa;
a- Temyiz süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunan taraf, temyiz nedeni bildirmemişse, temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçeyi, temyiz başvurusu için belirlenen süre içerisinde yahut bu sürenin bitmesinden itibaren yedi (7) gün içerisinde vermelidir.
b- Temyiz süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunan taraf, temyiz nedeni bildirmişse, temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçeyi, temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden itibaren yedi (7) gün içerisinde de verebilir.
B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, yokluğunda verilen bu kararın 11.06.2018 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine sanık müdafii tarafından 12.06.2018 tarihinde usul ve kanuna aykırı olan hükmün bozulması gerektiğine ilişkin temyiz dilekçesi verildiği, sanık müdafiine 11.06.2018 tarihinde yapılan tebligatta temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin verilmesine ilişkin (7) günlük sürenin belirtilmediği, ayrıca hükümde de CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmediği anlaşılan dosyada;
Hükümde CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya tebliğden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğine değinilmediği gibi bu hususun meşruhatlı tebligat ile de bildirilmediği dikkate alındığında; sanık müdafiine temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe sunması için (7) günlük ek süre verilmesinin, meşruhatlı tebligatla 7 günlük süre içinde kanuni düzenlemeye uygun sebep bildirmemesi hâlinde sebep yokluğundan temyiz talebinin reddedileceği hususunda ihtaratta bulunulmasının zorunlu olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık müdafiine temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe sunması için (7) günlük ek süre verilmesinin ve buna ilişkin ihtaratta bulunulmasının zorunlu olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II- Sanık tarafından dosyaya sunulan 31.08.2018 tarihli dilekçenin temyiz mahiyetinde olup olmadığı;
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için CMK’nın konuya ilişkin "Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma" başlıklı 264. maddesinin irdelenmesi gerekmektedir. Söz konusu maddede;
"1-Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciinin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.
2-Bu hâlde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhâl görevli ve yetkili olan mercie gönderir." hükmüne yer verilmiştir.
Kanun yollarına başvuru hakkına sahip olanların bu haklarını kullanırken yanlışlık yapabilecekleri kanun koyucu tarafından da öngörülmüş, CMK'nın 264. maddesinde, kabul edilebilir bir başvuru olması koşuluyla, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılmanın, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağı kuralı getirilmiştir. Örneğin; temyiz yoluna başvurulurken verilen dilekçede kanun yolunun adı itiraz olarak belirtilmiş veya başvurulan merci yanlış belirlenmişse, bu başvurular geçersiz sayılmayacaktır. Hemen belirtmek gerekir ki, böyle bir başvurunun kabul edilebilir, başka deyişle gerek başvuru sahibine gerekse başvuruya ilişkin yöntem ve süre gibi koşullara uygun bulunması lazımdır. Şayet kabul edilebilir bir başvuruda açıklanan yanılgılar söz konusu ise, başvurunun yapıldığı merciin 264. maddenin 2. fıkrası uyarınca başvuruyu derhâl görevli ve yetkili olan mercie göndermesi gerekir. Ancak başvuru yapılan merci de yanılarak kendisini yetkili ve görevli sayıp karar vermişse, bu karar hukuken geçersizdir. Bu durumda, kanun yolu denetiminde asıl görevli ve yetkili bulunan merciin başvuruyu yeniden değerlendirmesi gerekir.
B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanık müdafiinin, dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediğinden bahisle temyiz isteminin reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının cezaevinde bulunan sanığa 09.09.2020 tarihinde tebliğ edildiği, UYAP kayıtlarına göre sanık tarafından 31.08.2018 tarihinde cezaevi idaresi aracılığıyla dosyaya sunulan bir sayfadan ibaret dilekçe başlığının; "Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına sunulmak üzere, Konu: İtiraz hk" şeklinde olduğu, dilekçe içeriğinde sanığın sübuta yönelik temyiz sebeplerini ileri sürdüğü anlaşılan olayda;
UYAP kayıtlarına göre Bölge Adliye Mahkemesince verilen 22.05.2018 tarihli karardan sonra sanığın 31.08.2018 tarihinde cezaevi idaresi aracılığıyla gönderdiği dilekçesinin içeriği itibarıyla hakkında verilen hükümlere yönelik temyiz istemi niteliği taşıması, sanığın dilekçesinin başlık kısmı her ne kadar "Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına sunulmak üzere, Konu: İtiraz hk" ise de CMK'nın 264. maddesindeki açık düzenleme uyarınca kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılmanın, sanığın kabul edilebilir temyiz başvurusuna ilişkin haklarını ortadan kaldırmasının mümkün olmaması, bu itibarla müdafiine kararın tebliğiyle başlayan temyiz süresinden sonra ancak henüz kendisine tebligat yapılmadan önce sanık tarafından verilen dilekçede "temyiz" yerine "itiraz" ibaresine yer verilmiş ise de söz konusu dilekçenin öğrenme üzerine ve süresinde bir temyiz talebi olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından da kabulüne karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.10.2022 tarih ve 26300-9294 sayılı ret kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, sanık tarafından dosyaya sunulan 31.08.2018 tarihli temyiz dilekçesi yönünden inceleme yapılması ve sanık müdafiine CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin (7) gün içerisinde sunulabileceğine, aksi hâlde gerekçe içermeyen temyiz talebinin reddedileceğine dair ihtarat içeren gerekçeli karar tebliğinin sağlanması için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2020/20734 E., 2023/5154 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
ygulanmasına ilişkin kararın; sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile eklenen son cümleye göre, durma kararı niteliğinde olup itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve 5271 sayılı Kanun'un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen;
10. Ceza Dairesi 2020/20734 E. , 2023/5154 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2013/489 E., 2016/875 K.
SUÇLAR :Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Kullanmak İçin uyuşturucu madde bulundurma suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri, 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu yönünden iade,
6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan onama
Sanık hakkında kurulan hükmün karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin
birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. ...Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.12.2013 tarihli iddianamesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci, ikinci fıkraları, 6136 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi, 54 üncü maddesi, 63 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B. ...Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.06.2016 tarihli ve 2013/489 Esas, 2016/875 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine, 6136 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ve 500,00 TL adli para cezasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri; eksik araştırma ile karar verildiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR (İlk Derece Mahkemesinin kabulüne göre)
Olay günü ...İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri yapmış olduğu istihbari çalışmalar neticesinde ...ilçesi ... mahallesine 54 plakalı beyaz renkli toros marka aracın hint keneviri alışverişi amacıyla geleceği duyumunu almaları üzerine, bahse konu ... plaka sayılı toros marka aracın ... mahallesine çıkışta durdurularak arama yapıldığı, araç içerisinde bulunan sanık ve temyiz dışı sanıklar ... ile ... araçtan inmeleri yönünde ikazda bulunulması üzerine aracın şoför mahalinin yan koltuğunda oturan sanık ...'ın belindeki tabancayı koltuğun altına bıraktığı kolluk tarafından görüldüğü ve yapılan aramada sanık ...'ın bıraktığı üzerinde Italy ibaresi bulunan ...seri nolu tabanca, tabancaya ait bir adet şarjör ve şarjöre basılı üç adet 9 mm çapında mermi, aracın arka koltuk ayak kısmında siyah renkli poşet içerisinde renk ve görünüm itibariyle hint keneviri olduğu değerlendirilen bitki parçaları, sağ koltuğun sağ tarafında hint keneviri olduğu değerlendirilen bitki parçaları, yine sanık ...'ın üzerinden bir miktar hint keneviri bitki parçaları ve üç adet 9 mm
çapında mermi bulunduğu görülerek açılan kamu davasında sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Kabul edilebilir bir temyiz başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde;
A. Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu yönünden yapılan temyiz talebinin incelemesinde;
5560 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın; sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile eklenen son cümleye göre, durma kararı niteliğinde olup itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve 5271 sayılı Kanun'un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kanun yolu incelemesinin itiraz merciince yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
B. 6136 Sayılı Kanun'a muhalefet suçu nedeniyle verilen hükme yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;
Suç tarihi, 7331 Sayılı Kanun'un 22 nci maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin onbirinci fıkrasında 08.07.2021 tarihinde yapılan değişiklikten önce olmakla ;
Anayasa Mahkemesi'nin, 02.08.2022 gün ve 31911 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21.04.2022 gün ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı kararı ile; 5271 sayılı Kanunu'na 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olması ve yargılama konusu suçun seri muhakeme usulüne tabi olması karşısında, sanık hakkında 5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesinde düzenlenen seri yargılama usulünün uygulanabilmesi için yerel mahkemece dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdi edilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
A. Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Sanık hakkında 5560 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın; sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile eklenen son cümleye göre, durma kararı niteliğinde olup itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve 5271 sayılı Kanun'un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kanun yolu incelemesinin itiraz merciince yapılması gerektiği anlaşılmakla, dava dosyasının, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
B. 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçu yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ...Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.06.2016 tarihli ve 2013/489 Esas, 2016/875 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
05.06.2023 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Sanık Selin hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne karşı, Selin'in müdafii yanlışlıkla itiraz yoluna başvurmuştur. Oysa kanuna göre bu karara karşı gidilebilecek yol "istinaf"tır.
Kanun yollarına başvuru hakkı ve yanılmanın etkisi dikkate alındığında, bu başvurunun sonucu ne olur?
A) Yanlış kanun yoluna başvurulduğu için sanığın başvuru hakkı düşer ve hüküm kesinleşir.
B) Başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhâl görevli ve yetkili olan mercie gönderir; bu durum başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.
C) Sanık müdafii, süreyi kaçırmış sayılarak hakkında disiplin soruşturması açılır.
D) Yanılma hali sadece Cumhuriyet savcısı için geçerlidir, sanık müdafii yanılırsa hak kaybı yaşanır.
E) Mahkeme, başvuruyu reddederek sanıktan yeniden doğru dilekçe vermesini ister.