5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 269

Ceza Muhakemesi Kanunu 269. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 269 – (1) İtiraz, kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz. (2) Ancak, kararına itiraz edilen makam veya kararı inceleyecek merci, geri bırakılmasına karar verebilir. İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma yapılması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

35 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/148 E., 2023/361 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
Olağan kanun yollarından olan itiraz, CMK’nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267.
Ceza Genel Kurulu         2019/148 E.  ,  2023/361 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 1-84 Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık ...'ın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Bergama Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.07.2012 tarihli ve 774-499 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 09.03.2016 tarih ve 3013-2327 sayı ile; "...Mağdurun aşamalardaki anlatımları, savunma, adli rapor ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın olay günü kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mağduru ensesinden tutarak otomobiline bindirip götürmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin oluşturduğu gözetilerek 5237 sayılı TCK'nın 109/2, 3f maddesi uyarınca cezalandırılması yerine, yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 11.11.2016 tarih ve 198-336 sayı ile; sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, sanığın anılan karara itiraz etmesi üzerine Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2016 tarih ve 2016/809 Değişik iş sayılı kararı ile sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle itiraz kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kaldırılmış, dosyanın gönderildiği Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 08.03.2017 tarih ve 1-84 sayı ile; sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna hükmedilmiş, anılan kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 24.12.2018 tarih, 7422-7718 sayı ve oy çokluğu ile; "5271 sayılı CMK 'nın 231/12. maddesine göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, 5271 sayılı CMK'nın 267 ile 271. maddeleri arasında düzenlenen ve olağan kanun yollarından olan itiraz kanun yoluna tabi olduğu, Ceza Muhakemesi Kanununda itiraza ilişkin düzenlemeler arasında ceza miktarı yönünden karar verme yasağına ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği, aleyhe bozma yasağına ilişkin olarak düzenlemenin, olağan kanun yollarından olan temyize ilişkin hükümlerin yer aldığı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 326. maddesinin 4. fıkrasında ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 307/4. maddesinde belirtildiği, bununla birlikte ceza hukukunda kanunilik ilkesinin bir sonucu olarak yasaklanan ve kanunda açıkça suç olarak gösterilmemiş olan bir fiilin, kanunda yer alan ve söz konusu fiile en çok benzeyen suça ilişkin hükümler uygulanmak suretiyle cezalandırılması şeklinde tezahür edebilecek kıyas metodunun ceza hukukunun aksine ceza muhakemesi hukukunda kural olarak serbest olduğu ve ceza muhakemesi hukukunda genişletici yorum yapılabileceği gözetildiğinde aleyhe bozma yasağının düzenlediği 5320 sayılı Kanunun 8. Maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin, itiraz kanun yolunda uygulanması mümkün olduğundan, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı aleyhine yalnızca sanık tarafından itiraz kanun yoluna başvurulduğu, bu sebeple aleyhe değiştirme (bozma) yasağı gereği ilk verilen ceza miktarından daha fazla cezaya karar verilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "...kısıtlı bir kanun yolu olan ve yargılama aşamasında çıkabilecek usuli sorunları çözme amacına dayanan itiraz müessesesi davanın esasını çözen kanun yolları olan istinaf ve temyiz kanun yoluyla aynı kapsamda değerlendirilemez. Çünkü aleyhe bozma yasağı yanlızca sonuç ceza bakımından geçerli olup, itiraz kanun yolunda uygulanması mümkün değildir. Aleyhe bozma yasağı sadece istinaf ve temyiz kanun yoluna hasredilen özel bir hükümdür." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.01.2019 tarih ve 36404 sayı ile; "İlk derece mahkemesi tarafından CMK.nun 231. maddesi gereği açıklanması geri bırakılan 11/11/2016 tarihinde 5237 sayılı TCK'nın 109/1, 109/3-f ve 62/1. maddeleri uyarınca kurulan 1 yıl 6 ay hapis cezasına ilişkin hükme yönelik sanık itirazı sonucunda, bu kararın itiraz merciince kaldırılması sonucu bu kez TCK.nun 109/2, 109/3-(f), 62/1, 53 maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezası ve hak yoksunluğu ile mahkum edildiği somut olayda 11/11/2016 tarihli karadaki ceza miktarının sanık lehine kazanılmış hakka konu olamayacağı ve aleyhe değiştirme yasağının bu olayda uygulanabilir olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 04.03.2019 tarih, 1279-7783 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatine dair hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulduğu, Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine dair verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara sanık tarafından itiraz edildiği, itiraz merciince sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılması sonrasında Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f ve 62. maddeleri gereği 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılan dosyada; cezayı aleyhe değiştirme yasağı kuralının itiraz yolunda uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık hakkında Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2011 tarihli iddianamesiyle TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Bergama Asliye Ceza Mahkemesince 04.07.2012 tarih ve 774-499 sayı ile; sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca atılı suçtan beraatine karar verildiği, söz konusu kararın Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın, olay tarihinde mağduru ensesinden tutarak otomobiline bindirip götürmesi şeklinde gerçekleşen eylemi nedeniyle TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri gereği cezalandırılması gerektiğinden bahisle bozulduğu, bozmaya uyan Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 11.11.2016 tarih ve 198-336 sayı ile; sanığın TCK'nın 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine dair hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, söz konusu karara sanık tarafından itiraz edilmesi üzerine Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2016 tarih ve 2016/809 Değişik iş sayılı kararı ile sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırıldığı, dosyayı yeniden ele alan Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 08.03.2017 tarih ve 1-84 sayı ile sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f ve 62. maddeleri gereği 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan kararın sanık müdafii tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının aynı Kanun'un 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça itiraz olarak belirtilmiştir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, CMK’nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hâkim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. CMK'da; görevsizlik (madde 5/2), yetkisizlik (madde 18/3), red isteminin reddi (madde 28), eski hâle getirme isteminin geri çevrilmesi (madde 42/2), tanıklara ilişkin disiplin hapsi (madde 60/4), gözlem altına alma (madde 74/4), beden muayenesi (madde 75/6), tutuklama (madde 101/5), tutukluluk hâlinin devamı (madde 104/2) adli kontrol (madde 111/2), iddianamenin iadesi (madde 174/5 ), durma (madde 223/8) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (madde 231/12) kararları itiraz yoluna başvurulabileceği açıkça sayılan mahkeme kararlarındandır. Bunun dışında özel ceza kanunlarında da mahkeme kararlarına itirazın mümkün kılındığı hâller mevcuttur; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 353. ve 5236 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 29/2. maddeleri gibi. CMK'nın "İtiraz usulü ve inceleme mercileri" başlıklı 268. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla  tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. (3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir: a) Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir. b) Sulh ceza işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir. c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir. d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir. e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler" biçimindeki düzenleme ile itirazın süresi, şekli ve inceleme mercileri gösterilmiştir. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda yer alan adi itiraz ve acele itiraz ayrımına son veren CMK’da tüm itirazlar için ilgilinin kararı öğrenmesinden itibaren yedi günlük itiraz süresi öngörülmüştür. Kanun yollarına başvurunun kimler tarafından ve ne şekilde yapılacağını düzenleyen CMK'nın 260. maddesine göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından, bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak ya da 263. maddesi uyarınca tutuklular için tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle yapılacak itiraz isteminin, kararına itiraz edilen hâkim ya da mahkemeye sunulması gerekir. İtiraz istemini alan hâkim ya da mahkemenin itirazı haklı görürse kararını düzeltmesi ya da itirazı haklı görmezse hemen ve nihayet üç gün içinde aynı Kanun'un 268/3. maddesinde ayrıntısıyla düzenlenmiş olan incelemeye yetkili mercie göndermesi gerekmektedir. Aynı Kanun'un "İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma yapılması" başlıklı 270. maddesinde; "İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir.", 271. maddesinde; "(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir. (2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir. (3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir. (4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir." biçiminde yer alan düzenlemelerle de itirazın incelenmesi usulü gösterilmiştir. İtiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekili de dinleyebilecektir ancak CMK'nın 271. maddesindeki düzenleme göz önüne alındığında bu dinleme duruşma şeklinde yapılmayacaktır, zira duruşma yapılabilmesi kanunda açık hüküm bulunmasına bağlıdır. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. Öğretide de itiraz merciinin inceleme usulü ve kapsamına ilişkin çok çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bu kapsamda: "Yargılama makamı, temyizden farklı olarak, gerekiyorsa, hukuki sorun yanında maddi sorunu da ele alabileceğinden, lüzumlu gördüğü soruşturma işlemlerinin yapılmasını emredebilir veya bu soruşturmayı bizzat yapabilir. Bu soruşturma dolayısı ile mesela keşif yapılır veya tanık dinlenir. İtiraz konusunu incelerken mercii sadece dosya ile bağlı değildir. Kendisi de konu ile ilgili araştırma yapabilecektir." (Nurullah Kunter- FeridunYenisey- Ayşe Nuhoğlu, 16. Bası, Beta, İstanbul, s. 1401.), "İtiraz incelemesi kararın hem maddi ve hem de hukuki yönden ele alınmasını ve bunun hukuka uygunluğunun denetlenmesini gerektirir...itiraz yasayolunda bir karara temel teşkil eden deliller ve maddi olgular ile bunu doğuran hukuki durum birlikte değerlendirilir." (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Bası, s. 481; E. Yurtcan, CMK Şerhi, 5. Bası, Beta, İstanbul, 2008, s. 923.), "İtiraz incelemesi yapılırken, incelenen kararın hem maddi hem de hukuki yönünün ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerekir... İtirazı inceleyecek mercii naip hakim veya istinabe yolunu da kullanabileceği gibi kolluk ve savcıya da emir verebilecektir" (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 11. Bası, Ankara, 2007 s. 840.), "İtiraz olağan bir kanun yoludur ve kararın hem maddi hem de hukuki açıdan tek tek incelenmesini gerektirir." (Veli Özer Özbek, Yeni CMK’nın Anlamı, s. 1065.), Şeklinde görüşler dile getirilmiştir. Görüldüğü gibi, öğretide ittifakla kabul edildiği üzere itiraz merciince, esasa müessir inceleme de yapılabileceğinden, suç niteliğinin değiştiğine yönelik başvurular da itiraz mercii tarafından değerlendirilebilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunca 03.02.2010 tarih ve 13-12 sayı ile; "...İtiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği" kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce bir dönem istikrarlı olarak uygulanmış ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirilere maruz kalmıştır. Bu konudaki yoğun eleştirilerden sonra CGK'nın 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz mercisince incelenmesi gerektiği kabul edilmiş, 17.02.2022 tarihli ve 90-98 sayılı kararıyla da aynı uygulama devam ettirilerek itiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, CMK'nın 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması durumunda hak arama özgürlüğü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edilebileceği ve ayrıca ceza muhakemesi hukukunun maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmayan sonuçlara neden olabileceği göz önüne alındığında itiraz mercisinin CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından da (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapması ve açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkları denetlemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararına da değinmek gerekmektedir. CMK'nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği hükmünü ihtiva eden 12. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenilmesi üzerine AYM'ce; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın; bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfi davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek iptal edilmiştir. AYM'nin iptal kararı doğrultusunda 05.04.2023 tarihli ve 32154 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, madde gerekçesinde de; "...Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı kabul edilen itiraz usulünde, itiraz merciinin ne şekilde inceleme yapacağı hususu bu kurumun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana tartışılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu özellikle yeni tarihli içtihatlarında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz hâlinde itiraz merciinin sadece şeklî şartlar bakımından değil, açıkça maddi (esas) yönden de inceleme yapması gerektiğini belirtmiştir. Ancak uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine sadece şekli şartlarla sınırlı bir inceleme yapıldığı, maddi yönden bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu durumun farklı uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına itiraz halinde itiraz merciinin, usule ve esasa ilişkin inceleme yapması gerektiği açıklığa kavuşturulmaktadır. İtiraz mercii, usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılık nedenlerini, deliller veya işlemlerdeki eksiklikleri ve ispat bakımından mahkemece yapılan değerlendirmenin yerindeliğini inceleyecektir. İtiraz mercii, yaptığı inceleme sonucunda herhangi bir hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini de göstererek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ve bu kararın dayanağını oluşturan hükmü kaldıracak ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderecektir. Diğer bir ifadeyle, itiraz merciince 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine bağlı olarak, bu kararın dayanağını oluşturan ve henüz hukuki varlık kazanmayan hüküm de esastan incelenecek ve hukuka aykırılıkların saptanması halinde bu aykırılıkların giderilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılabilmesi için aleyhe değiştirmeme zorunluluğu ya da aleyhe düzeltme yasağı kavramlarına değinilmesi de gerekmektedir. Cezayı aleyhe değiştirme yasağı öğreti ve uygulamada; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" biçiminde tanımlanmaktadır. Cezayı aleyhe değiştirme yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir. Latince Reformatio in peius olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Anılan kural, CMUK'un 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin 4. fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağının söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu kuralla ilgili olarak CMK'nın 283. maddesinde; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.", aynı Kanun'un 307. maddesinin 5. fıkrasında ise; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemelerine yer verilmiştir. Kanun'daki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir. CGK'nın 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır. Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar TCK'nın 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği CGK tarafından duraksamasız olarak kabul edilmiştir. CMK'nın 323/2. maddesinde yargılamanın yenilenmesi istemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa, yeniden verilecek hükmün önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremeyeceği, CMK'nın 309/4. maddesinin (b) bendinde de kanun yararına bozma nedeninin mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hükmün verileceği ancak bu hâlde verilen hükmün, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı ayrıca ve açıkça düzenlenmiştir. Öte yandan, kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir hüküm değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, CMK’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, ortada davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Öğretide de uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak; "...İtiraz kanun yolu bakımından aleyhe değiştirme yasağı kabul edilmemiş olması sorun doğurur niteliktedir. Açıklanan hüküm ancak sanık tarafından veya sanık lehine temyiz edildiğinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı aleyhe değiştirme yasağı kapsamında düşünülebilirse de bu yasağın ceza miktarına ilişkin bir yasak olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının aleyhe bozma yasağı kapsamında kalmadığı ileri sürülebilir." (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2020, Beta Yayınevi, 19. Bası, s. 884.), "İtiraz kanun yolu hakimlik makamı kararlarına ilişkin olup mahkûmiyet hükmüne dair olmadığı için sonuç ceza ile ilgili bir değerlendirme yapmaz. Bu nedenle de itiraz kanun yolunda verilmesi gereken karar verilir, aleyhe değiştirme yasağı gündeme gelmez." (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2021, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, s. 903.), "İstisnai bir kurum olan aleyhe değiştirme yasağı ancak kanunda açıkça zikredilen hâllerde uygulanabilir. Bu nedenle, olağan kanun yolları içinde istinaf ve temyiz bakımından uygulama alanı bulan yasak, bu konuda herhangi bir düzenleme içermeyen itiraz kanun yolunda uygulanamayacaktır." (Cumhur Şahin, Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku II, Ankara 2022, Seçkin Yayınevi, 12. Bası, s. 251.) şeklinde ağırlıklı olarak itiraz kanun yolunda aleyhe değiştirme yasağının uygulanamayacağına dair görüşler ileri sürülmüş olmakla beraber "...Hem maddi olay, hem de hukuksal yönden inceleme yapan ve gerektiğinde suçun niteliğinin yanlış belirlendiğine karar verebilen itiraz merciinin adeta bir istinaf yetkisi kullandığı dikkate alındığında, CMK’nın 265. maddesi hükümlerine dayanılmasa bile CMK’nın 283. maddesi hükümleri kıyas yoluyla uygulanarak aleyhte değiştirme yasağının bu yasa yolu bakımından uygulanması lazımdır. Kaldı ki, CMK’nın 265. maddesi bütün yasa yollarına ilişkin bir hüküm olduğundan itiraz yasa yolu bakımından da uygulanma yeteneğine sahiptir." (Seydi Kaymaz, "Ceza Muhakemesinde Aleyhte Değiştirme Yasağı", Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 19, 2013, s. 1420.) düşüncesiyle cezayı aleyhe değiştirme yasağının itiraz kanun yolunda da söz konusu olacağı belirtilmiştir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatine dair hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın, TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulduğu, Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine dair verilen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara sanık tarafından itiraz edildiği, itiraz merciince sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılması sonrasında Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f ve 62. maddeleri gereği 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılan dosyada; Cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmayıp istisnai bir nitelik taşıması, CMUK'un 326/son maddesinin yanı sıra CMK'nın 307/5. maddelerinde temyiz, CMK'nın 283. maddesinde istinaf, 323/2. maddesinde yargılamanın yenilenmesi ve 309/4. maddesinin (b) bendinde ise kanun yararına bozma yolları yönünden söz konusu ilkenin ne şekilde uygulanacağı ayrıca ve açıkça düzenlendiği hâlde itiraz yoluna ilişkin CMK’nın 267 ila 271. maddeleri arasında böyle bir düzenlemeye yer verilmemesinin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olması, öte yandan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar, CMK’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, ortada davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan söz edilememesi, aynı Kanun'un 231/5. maddesinde belirtildiği üzere hukuken sonuç doğurmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında sanık hakkında hükmedilen bir cezadan bahsedilemeyeceğinden cezanın aleyhe değiştirilmesi ilkesinin uygulanma olanağının bulunmaması, kaldı ki açıklanması geri bırakılan hükme ilişkin sadece sanık veya sanık lehine Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilip itirazın reddiyle kararın kesinleşmesinden sonra CMK'nın 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanması durumunda bu hükme dair sanık aleyhine istinaf (veya temyiz) yoluna başvuruda bulunulması hâlinde de cezayı aleyhe değiştirme yasağının uygulanmasının söz konusu olmaması, ceza muhakemesi hukukunda kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte istisnai normların kıyas yoluyla genişletilememesi karşısında; cezayı aleyhe değiştirme yasağı kuralının itiraz yolunda uygulanma olanağının bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; cezayı aleyhe değiştirme yasağı kuralının itiraz yolunda da uygulanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 24.12.2018 tarihli ve 7422-7718 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden geçerli olarak kapatılmasına ve tüm işlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.06.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 21.06.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Ceza Dairesi, 2025/1691 E., 2025/4543 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Yine CMK'nın 267 - 271 maddeleri arasında düzenlenen itiraz hakkı da hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir.
10. Ceza Dairesi         2025/1691 E.  ,  2025/4543 K. "İçtihat Metni" Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca; "..... Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. TCK'nın 191. maddesinin 9. fıkrasında , "Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." hükmüne, CMK'nın 171. maddesinin 2. fıkrasında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz edilebileceği belirtildikten sonra itiraz usulüne ilişkin aynı kanunun 173. maddesine atıf yapıldığı, CMK'nın 173. maddesinde ise, "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir." hükmüne yer verilmektedir, buna göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında, başvurulacak kanun, yolu merci ve sürenin belirtilmesi ve kararın şüpheliye tebliğ edilmesi gerektiği, TCK'nın 191. maddesinde belirtilen unsurları içermeyen, itiraz merci, süresinin gösterilmediği veya usulüne uygun tebliğ edilmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının hukuki sonuç doğurmayacağı, bu nedenle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali nedeniyle TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ya da TCK'nın 191. maddesinin 6. fıkrası uyarınca doğrudan açılacak kamu davalarında kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu durumda durma kararı verilerek dosyasının taşıması gereken zorunlu unsurları ihtiva eden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi, verilen kararın usulüne uygun şekilde tebliği, karar kesinleştikten sonra, kovuşturma şartının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin beklenmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasında çözümü gereken uyuşmazlık, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına ilişkindir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 20.05.2024 tarih ve 2024/1361 esas, 2024/744 karar sayılı kararıyla, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarih, 020/604 E. ve 2021/697 K. sayılı kararının, "İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," hususları gerekçe gösterilerek bozulmasına karar verilmiştir. Söz konusu bozma kararı sonrasında, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 24.09.2024 tarih, 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararıyla, Bursa Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 15/04/2021 tarih 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararınına karşı CMK'nın 308/A maddesi uyarınca yapılan itirazın reddine karar verilmiştir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlulu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin ise, bu konuda aksi kanaate olduğu açıktır. (Söz konusu uygulama farklılığına dair örnek kararlar ayrıca yazımız ekinde sunulmuştur.) Bu halde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi kapsamında, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliği aşamasında CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasının uygulanıp, uygulanmayacağına dair birbirinin tersi yönünde farklı kararlar ortaya çıkmaktadır. Eşitlik, hukuki öngörülebilirlik, istikrar ilkeleri ve uygulamada birliğin sağlanması amacıyla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için talepte bulunmak gerekmiştir." Şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna talepte bulunulmuştur. II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 06.01.2025 tarihli ve 2024/22 Esas, 2025/4 Karar sayılı kararı ile, " Uyuşturucu madde kullanma suçunu düzenleyen TCK'nın 191. maddesinin 2 nci fıkrasına göre, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında CMK'nın 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir. Şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, Cumhuriyet savcısı ayrıca şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenilen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyaracaktır. Peki TCK'nın 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen kamu davsının açılmasının ertelenmesi kararına karşı kanun yoluna başvurulabilir mi? Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı, kamu davasını açmada takdir yetkisi başlığını taşıyan CMK'nın 171. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu sebeple kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı Cumhuriyet Savcılığınca verilen bir karardır. CMK'nın 173. maddesi ise Cumhuriyet savcısının kararına itirazı düzenlemektedir. Ancak CMK'nın 173. maddesinin içeriği incelendiğinde; kanun koyucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara yönelik itirazı düzenlediği, maddede kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik itiraz hususunda herhangi bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir. CMK'nın 173. maddesinde Cumhuriyet savcısının kararına, suçtan zarar görenin itiraz edebileceği belirtilmiştir. kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçunun mağduru, yalnızca bu maddeyi kullanan veya kullanmak üzere alan veya bulunduran ya da kullanan kimse değil, tüm toplumdur. Bu suçlarda, klasik anlamda bir suçtan zarar görenin varlığından söz edilemez. Zira bu suçlar, TCK'nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçundan dolayı başlatılan soruşturma sonucunda, Cumhuriyet savcısı kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde etmesi halinde, CMK'nın 171. maddesinde belirtilen koşulların bulunup bulunmadığını araştırmaksızın beş yıl süre ile kamu davasının açılmasına karar verecektir. Burada Cumhuriyet savcısına bir takdir hakkı tanınmamıştır. Bunun şüpheli lehine bir düzenleme olduğu kabul edilmekle birlikte, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin şüpheliye yüklediği yükümlülüklerin de gözden uzak tutulmaması gerekir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı bu yönü ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan ayrılmaktadır. Zira bu halde, şüpheliye yüklenen bir yükümlülük bulunmamaktadır. TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrasına göre; TCK'nın 188. maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile aynı Kanun'un 190. maddesinde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran TCK'nın 191. maddesi kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilecektir. Bu halde, sanık hakkında TCK'nın 191. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen tedbirler uygulanacak, beş yıllık denetim süresi içinde sanığın aynı maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, aksi halde hüküm açıklanacaktır. Böylelikle TCK'nın 191. maddesi kapsamında bulunan bir suç işlendiği halde, soruşturma evresi sonunda eylemin aynı Kanun'un 188. veya 190. maddeleri kapsamında kaldığı kabul edilerek kamu davası açılmasından kaynaklanan sorunlar giderilmiş olacaktır. CMK'nın 231. maddesinin on ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrası hükümleri gereğince sanık, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edebilir. 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı yasanın 15. maddesi ile artık hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yolu kaldırılmış ve istinaf yolu açık ... getirilmiştir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, suç işlemediğine inanan kişiye, Anayasa'nın 36. maddesine yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerekir. Yine TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararına karşı sanığın itiraz (01/06/2024 tarihinden itibaren yeni düzenleme ile istinaf) hakkının bulunduğu dikkate alındığında hukuk devleti ilkesinin gereği olan adaletin sağlanması, ancak şüpheliye de kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz etme yetkisinin tanınması ile mümkün olabilecektir. Nitekim Yargıtay 10 ve 20. Ceza Daireleri verdikleri kararlarda kamu davasının ertelenmesi kararının itiraza tabi olduğuna işaret etmişlerdir. Ancak varolan ve içtihatlarla giderilmeye çalışılan bu boşluk daha sonra kanun koyucu tarafından 17/10/2019 tarihli 7188 sayılı yasanın 19. maddesi ile CMK'nın 171/2 maddesinde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebileceğini düzenlemiştir. Görüldüğü üzere; kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik şüphelinin itiraz etme hakkı önceleri doğrudan yasa maddesi ile verilen bir hak olmayıp Yüksek Mahkemenin yasa maddesini geniş yorumlaması suretiyle içtihat yoluyla verilmiş bir hak olup daha sonra kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ayrıca Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının, kanun yolu olan itiraz olmadığı öğreti ve uygulamada öteden beri kabul edilen bir husustur. Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Yine CMK'nın 267 - 271 maddeleri arasında düzenlenen itiraz hakkı da hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Dolayısıyla CMK'nın 263. maddesinde düzenlenen tutuklunun kanun yollarına başvurması hususu hakim ve mahkeme kararına ilişkin olup, Cumhuriyet savcısınca verilen kararları kapsamamaktadır. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara yönelik itirazı da kanun yolları kapsamına almak kanun metnini yorum yoluyla genişletmek anlamına geleceği için bu durum dolayılı olarak kanun koyucunun yasama yetkisinin gaspı anlamına geleceği için bunun hukuken kabulü mümkün değildir. Öte yandan Cumhuriyet savcısının kararlarına karşı yapılacak başvuruların da kanun yolu başvurusu olduğu kabul edilse bile CMK'nın 263. maddesindeki düzenlemenin işlem yapılan soruşturma ve kovuşturma sebebiyle tutuklu olan şüpheli veya sanıkları kapsadığı, başka dosyadan tutuklu olan veya cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan şüphelileri kapsamadığından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilen soruşturmada tutuklu olmayan şüpheliye itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde nasıl kullanacağını hatırlatmanın zorunlu olduğunu kabul etmek kanuni düzenlemenin ötesinde genişletici bir yorum olacaktır. Tüm bu sebeplerden dolayı Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas- 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas- 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 Sayılı Kanun'un 35/3 maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmasına oy birliği ile, kararlar arasındaki uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine dair görüşte bulunulmasına" Karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI: A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı, 1. Şüpheli ... hakkında 23.01.2018 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2018 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2018/2888 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulmasına karar verildiği, kararda itiraz kanun yolu, itiraz mercii ve 15 günlük itiraz süresinin doğru şekilde gösterildiği, kararın şüpheliye Bursa Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 18.10.2018 tarihinde anlatılarak okumak/almak suretiyle tutanakla tebliğ edildiği, 05.11.2018 tarihinde tedbirin infazı için Bursa Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, 2. Şüphelinin 21.04.2019 tarihinde yeniden aynı nitelikteki suçu işlemesi ve yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi üzerine erteleme kararının kaldırılarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2019 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2019/21569 Esas, 2019/16980 sayılı iddianamesi ile Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, 3. Yapılan yargılama sonucunda, Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2019/1253 Esas, 2019/1062 Karar sayılı kararı ile, sanığın, TCK’nın 191/1, 43/1 ve 62/1.maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu, 4. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı ile, ".. Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların yukarıda eleştiri yapılan husus dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın istinaf talebi yerinde görülmemiş olmakla İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE" kesin olarak karar verildiği, 5. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile ihbarda bulunulması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararına karşı, 5271 sayılı CMK’nın 308/A maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulduğu, 6. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 15.11.2024 tarihli ve 2024/100 Esas, 2024/99 Karar sayılı kararı ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinin CMK'nın 35/3. maddesine uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle "itirazın reddine" karar verildiği, Anlaşılmıştır. B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı 1. Sanık ... hakkında, 12.05.2020 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2020 tarihli ve 2020/4943 Soruşturma, 2020/3735 Esas, 2020/3038 sayılı iddianamesi ile Yalova 2.Asliye Ceza Mahkemesine, TCK’nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açıldığı, iddianamede daha önce erteleme kararı verildiği, ihlâl nedeniyle kaldırılarak kamu davası açıldığı, Bursa 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253 Esas sayılı dosyasında mahkûmiyet kararı verildiği hususunun belirtildiği, 2. Yapılan yargılama sonucunda, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarihli ve 2020/604 Esas, 2021/697 Karar sayılı kararı ile, sanığın TCK’nın 191/1, 192/3 ve 62/1.maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu, 3. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile; "İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Hukuka aykırı, sanığın istinaf başvuru nedenleri bu bakımdan yerinde görülmekle, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e-f, 289/1. maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA, Dosyanın yeniden incelenmek ve karar verilmek üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE" kesin olarak karar verildiği, Anlaşılmıştır. IV. KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2025 tarihli ve UG-2025/15428 sayılı tebliğnamesinde; ".... Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğu ve bu yönde verilen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20/05/2024 tarih ve 2020/604 E-2021/697 K.sayılı kararının hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri kararları arasındaki uyuşmazlığın, 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarih ve 2020/604 Esas 2021/697 Karar sayılı kararındaki görüş ve kabul doğrultusunda giderilmesi talep edilmiştir. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir. B. İlgili Hukuk 1. Anayasa Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması Madde 40 Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. (Ek fıkra: 03/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. 2. 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun"un, 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35/3. maddesi; "...(3) Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet Başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek, (Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir. 3. 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi hükmü; "Madde 191- (Değişik: 18/06/2014 – 6545/68 md.) (1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. (3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. (4) Kişinin, erteleme süresi zarfında; a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır. (5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz. (6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez. (7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. (8) Bu Kanun'un; a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir. (9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." (10) (Ek: 27/03/2015-6638/12 md.) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır." Şeklindedir. 4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan hükümler: Kamu davasını açmada takdir yetkisi Madde 171 - (Değişik madde: 06.12.2006 - 5560 S.K. 21. md) (1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir. (2) (Değişik fıkra: 17/10/2019-7188 S.K./19. md) Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir. Cumhuriyet Savcısının Kararına İtiraz Madde 173 (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3) (Değişik: 18/06/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) (Değişik: 25/05/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. (5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz. (6) (Değişik: 02/01/2017-KHK-680/11md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır. Kararların açıklanması ve tebliği Madde 35 – İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir. (2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, (…) (hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur. (3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır. Tutuklunun kanun yollarına başvurması Madde 263 - (1) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir. (2) Zabıt kâtibine başvuru hâlinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir. (3) Kurum müdürüne başvuru hâlinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhâl ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt kâtibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder. (4) Zabıt kâtibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır. 5. 7201 sayılı Tebligat Kanunu Mevkuf ve mahkûmlara tebligat Madde 19 - Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder. 6. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik Madde 28– (1) Tutuklu ve hükümlülere tebligat yapılmasını, bu kişilerin bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder. (2) Bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûm olup kendilerine kanuni temsilci atanmış olanlara ait tebligat, 19. maddeye göre yapılır. (3) Tutuklu ve hükümlüye tebligat yapılamazsa tebliğ mazbatasına müdür veya memur tarafından belirtilen sebep şerh verilir. (4) Tutuklu veya hükümlünün hastanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre yapılır. C. Değerlendirme Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince ise, 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi halinde, kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlâlinden bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 263.maddesi ile, tutuklu bulunan şüpheli veya sanığın kanun yollarına başvurusu kolaylaştırılmak, başvurunun zamanında yapılıp yapılmadığı, sürelerin kesilip kesilmediği konusundaki tereddütler de ortadan kaldırılmak istenmiştir. Buna göre tutuklu bulunan, şüpheli veya sanık sözlü olarak tutuklu bulunduğu kurum müdürüne veya kararı veren mahkemenin zabıt kâtibine başvurabilir. Bu başvuruyu dilekçeyle de yapabilir. Her iki hâlde de başvurular önce ilgili deftere kaydedilir, sonra bu konuda tutanak düzenlenir ve tutanağın bir örneği tutukluya verilir. Kurum müdürlüğünce gönderilen dilekçe ve tutanak mahkeme kâtibince de ayrıca deftere kaydedilir. Zabıt kâtibi veya kurum müdürünün başvuru ile ilgili yaptığı işlemlerle kanunun öngördüğü süreler kesilmiş olur. CMK'nın 263.maddesi, tutuklanan şüpheli veya sanıkların, tutukluluk halindeyken kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen bir hükümdür. Bu madde sayesinde, tutuklu bulunan kişiler haklarını korumak ve hukuki süreçte aktif rol almak amacıyla çeşitli başvurularda bulunabilirler. Tutuklu olan her şüpheli veya sanık, tutukluluk kararı verildiği andan itibaren kanun yollarına başvurma hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin savunma hakkının bir parçasıdır. Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak etkin başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40.maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen; "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." şeklindeki düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13.maddesinde güvence altına alınan etkin başvuru hakkı ve 5271 sayılı CMK'nın "kararların gerekçeli olması" başlıklı 34.maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ; "Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" hükmü ile aynı Kanun'un 232.maddesinin altıncı fıkrasının ilgili bölümünde yer verilen; "Hüküm fıkrasında,...kanun yollarına başvurma ....olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." şeklindeki düzenlemeye uygun olarak kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerekmektedir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerektiği, Dairemizin istikrar kazanmış uygulamasının bu yönde olduğu, nitekim 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile CMK'nın 171/2. maddesinde, Dairemiz uygulamaları ile uyumlu şekilde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173. madde hükümlerine göre itiraz edebileceği düzenlenmiştir. Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının da, kanun yolu olan "itiraz" hakkı olarak kabul edilmesi gerektiği, CMK'nın 260 - 266. maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı, hakim ve mahkeme kararlarına karşı getirilmiş bir düzenleme ise de, maddi ceza hukukunun aksine, ceza muhakemesi hukukunda sınırlı da olsa kıyasın mümkün olduğu, bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında kıyas ve yorum yoluna başvurulabileceği, ancak temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleri daraltıcı şekilde kıyas yapılamayacağı, dolayısıyla tutuklunun kanun yollarına başvurma yöntemine ilişkin CMK'nın 263. maddesinin Cumhuriyet savcısınca verilen kararlara ilişkin olarak kıyasen uygulanabileceği, kabul edilmelidir. Kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerektiği, Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve çeşitli kanunlardaki hak arama özgürlüğü ile ilgili tüm düzenlemelerin de kanun yollarına etkili başvuru hakkını sağlamak amacıyla getirildiği gözetildiğinde; 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca verilen "kamu davasının açılmasının ertelenmesine, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın tebliğinde, ceza infaz kurumunda yapılacak tebligata, şüphelinin karara nasıl itiraz edebileceğine dair açıklamanın eklenmesi gerekeceği, aksi halde, karar sanık tarafından öğrenilmiş olsa bile, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmeyeceği, kovuşturma şartlarının oluşmadığı dikkate alınarak, sanığa kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı tutuklu veya hükümlü bulunduğu ceza infaz kurumu müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabileceğine ilişkin ihtar ile birlikte kararın yeniden tebliğ edilmesi gerekeceği, açıklanan nedenlerle, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinde, itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği ihtaratının aranması gerektiği anlaşıldığından; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas ve 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas ve 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR 1. 5237 sayılı TCK'nın 191.maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarında, "kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik/tedavi tedbiri uygulanmasına" dair kararın, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği şeklindeki ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğunun kabulü ile 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE, 2. Dosyanın talepte bulunan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine, 3. Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2023/17033 E., 2024/2382 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı Kanun'un 267 ila 271 inci maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267 nci maddesinde;
4. Ceza Dairesi         2023/17033 E.  ,  2024/2382 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın reddi KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazın reddine dair yukarıda tarih ve sayısı belirtilen Yerel Mahkeme kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.12.2023 tarih ve KYB- 2023/119454 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma isteminin; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği ile; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/03/2014 tarihli ve 2013/14-102 esas, 2014/128 sayılı kararında belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları oluşmadığı halde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda, kanun yararına bozma yoluna başvurulabileceği ve bozma kararının aleyhe sonuç doğuracağı nazara alınarak yapılan incelemede; Dosya kapsamına göre; sanığın sosyal medya üzerinden yaptığı 41 adet paylaşıma ilişkin yapılan soruşturma kapsamında Türk Ceza Kanunu'nun 299/3. maddesi gereğince Adalet Bakanı'nın kovuşturma izni vermesi üzerine Rize Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24/09/2021 tarihli ve 2020/3478 soruşturma, 2021/1414 esas sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmasını müteakip yapılan yargılama sonucunda, Rize 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2022 tarihli kararıyla sanığın bir kısım paylaşımlarının suç olduğunun kabulü ile o eylemleri dolayısıyla teşdiden cezalandırılmasına karar verilmekle birlikte; iddianamede anlatımı yapılan 25/02/2020, 16/02/2020, 25/02/2020, 29/02/2020, 29/02/2020, 02/03/2020, 03/03/2020, 05/03/2020, 07/03/2020 15/03/2020, 16/03/2020, 25/04/2020, 26/04/2020, 30/04/2020, 08/05/2020, 08/05/2020, 04/05/2020, 04/05/2020, 05/05/2020, 07/05/2020, 11/05/2020, 16/05/2020, 16/05/2020 27/05/2020, 27/05/2020, 07/06/2020, 13/06/2020, 14/06/2020, 15/06/2020, 19/06/2020 tarihli paylaşımlarının ise Cumhurbaşkanına hakaret içermediği, eleştiri mahiyetinde olduğu gerekçe kısmında belirtilmek suretiyle bu yönüyle hüküm kurulmaksızın karar verildiği anlaşılmış ise de; Rize Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24/09/2021 tarihli iddianamesinde yer alan ve şüphelinin ... adlı sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı: 1) 16/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı, bazı eski bakanlar ve siyasiler ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşının fotoğraflarıyla oluşturulan, üst kısmında "Sadece soruyoruz, FETÖ'nün siyasi ayağı kim?" yazısı bulunan görselin, 2) 25/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının başı bir tanka, Rusya Devlet Başkanı...'in başı da arkada, elinde kumanda bulunan şahsa montajlanarak oluşturulan, alt kısmında "Almanya'da bir karnaval... RTE tank kullanıyor ve Putin onu uzaktan kumanda ile kontrol ediyor" yazısı bulunan video olduğu anlaşılan görselin, 3) 25/02/2020 tarihinde, elinde mikrofon bulunan bir muhabirin "EFENDİM İŞSİZLER 1 MİLYON 21 BİN KİŞİ DAHA ARTMIŞ" dediği, Cumhurbaşkanının ise arkasındaki şahısları göstererek "ÇALIŞANA İŞ ÇOK... BAKIN BURADA ÜÇ-DÖRT MAAŞ ALAN BİLE VAR" dediği şeklinde karikatürize edilen görselin, 4) 29/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının kürsüde gülümserken çekilmiş fotoğrafının üst kısmında "36 şehit verdikten 2 gün sonra konuşurken..." yazısı bulunan görselin, 5) 29/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının ve bazı siyasilerin gülümserken çekilen fotoğraflarının üzerinde "Türkiye Şehitlerine Ağlıyor ONLAR GÜLÜYOR!" yazısı bulunan görseli, 6) 02/03/2020 tarihinde Cumhurbaşkanının, bazı siyasilerin sırayla birtakım sözler söyledikleri, sonunda Cumhurbaşkanının ise "Sakin olun Allah dediğimde her şeyi unutacaklar" dediği şeklinde oluşturulan görselin, 7) 02/03/2020 tarihinde, Yeni Zelanda Başbakanı ...'in fotoğrafının üzerinde "ÜLKESİNDE ÖLEN MÜSLÜMANLARA AĞLAYAN YENİ ZELANDA BAŞBAKANI...", Cumhurbaşkanının fotoğrafının üzerinde "36 ŞEHİT SONRASI GÜLEN TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI" yazıları bulunan görselin, 8) 02/03/2020 tarihinde "Ne zaman ki ATATÜRK'ÜN izinden ayrıldık; 1950 de Menderesle bağımsızlığımızı kaybettik, 1980 de Evren ve Özalla istikbalimizi kaybettik, 2002 de Tayyip le tüm milli değerlerimizi ve birliğimizi kaybettik" şeklindeki yazının, 9) 03/03/2020 tarihinde "...'ye oy vermeye devam edeceğim diyenler 6'ya ayrılır. 1-Erdoğan'ın din iman edebiyatına inanan saf kesim...." şeklindeki yazının, 10) 05/03/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının da bulunduğu bir fotoğrafın üst kısmında "...Soros ile hiç görüşmedim, Soros ile görüşen alçaktır,namuzsurdur RTE..", alt kısmında "AA belgeli olunca biz de inandık, bu AA çok yalancı" yazıları bulunan görselin, 11) 05/03/2020 tarihinde, başka bir kullanıcı tarafından paylaşılan, Cumhurbaşkanının gülümserken çekilen fotoğraflarının üst kısmında "...'i 17 25 Aralık'ta yolsuzluktan alacaklar diye günlerce yanında gezdirmiştin değil mi? Kıyamazdın tabi, evlat ne de olsa. Peki halkın çocukları ölürken nasıl gülebiliyorsun? #negülüyorsunerdoğan" yazısı bulunan gönderinin, 12) 07/03/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ile CHP Genel Başkanı ...'nun asker şahıslarla tokalaştıkları fotoğrafların bir araya getirilmesiyle oluşturulan, alt kısmında "hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu Nazım Hikmet" yazısı bulunan görseli "...NEDEN KORKUYORUZ" yorumun, 13) 15/03/2020 tarihinde, alt kısmında "NATO'dan flaş açıklama: Darbe Erdoğan tarafından tezgahlandı" yazısı bulunan görselin, 14) 16/03/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının "MUHALEFETİN ADAYLARI SEÇİLİRSE MİLLETİN PARASINI ÇARÇUR EDERLER" dediği, vatandaşın ise "MİLYON DOLARLIK UÇAK MI ALIRLAR?", "KENDİLERİNE YAZLIK-KIŞLIK SARAY MI YAPARLAR?", "EJDER MEYVESİ YİYİP EFULİ Mİ İÇERLER" dediği şeklinde karikatürize edilen görselin, 15) 25/04/2020 tarihinde, Berat Albayrak'ın fotoğrafının yan tarafında "HER EVİN GELİRİ ÜÇ KAT ARTTI", Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan ve alt tarafında "Oğlum, milletle alay etme... Ben daha yeni İBAN yoluyla para istedim, göndermediler... Sen yoksa... BİLAL'den mi bahsediyon...", her ikisinin fotoğraflarının arasında "BERAaaaat... Biraz küçük at.." yazıları bulunan görselin, 16) 26/04/2020 tarihinde Cumhurbaşkanı ile çocuklarının fotoğrafının alt kısmında "Sülale SARAY'DA, Torunlar AVRUPA'DA, Damat HAZİNE'nin başında, Gemiler İSRAİL limanında, Paralar MAN'da, Huzur İSLAM'DA, Vatandaş İBAN'DA!" yazısı bulunan görselin, 17) 30/04/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının ile bazı siyasilerin yer aldıkları fotoğrafın alt kısmında "Erdoğan ve diğer ...'lilerin Fetoya ait Bank Asya'nın Kızılcıhamam Kampında 10 yıl boyunca 3 gün 3 gece kalıp üst kurul toplantılarını yaptığını BİLİYOR MUYDUNUZ?" yazısı bulunan görselin, 18) 08/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ile...'nin yer aldıkları bir fotoğrafın üst kısmında "CHP'ye yüklendi! SİZ PKK İLE BERABERSİNİZ" yazısı bulunan görselin, 19) 08/05/2020 tarihinde "Başkan, Emniyet, Ordu, Yasama, Yürütme, Yargı" yazılarının bulunduğu şemada, her bir bölüme Cumhurbaşkanının fotoğrafı montajlanarak oluşturulan, alt kısmında "Tayyip Usulü DEMOKRASİ, Bu tabloyu anlamayanın Ya BEKA, yada ZEKA sorunu" yazısı bulunan görselin, 20) 04/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının üst kısmında, "Erdoğan'dan CHP'ye: Diyelim yönetimi devraldınız, millete ne vaat ediyorsunuz?", alt kısmında "Günde sekiz saat senin suratını göstermemeyi vaat ediyorlar. Daha büyük mutluluk mu olur" yazıları bulunan gönderinin, 21) 04/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin fotoğrafları ile birlikte "İBB MECLİSİ'NDE GARİP ŞEYLER OLUYOR CHP:Uyuşturucuyla mücadele edelim ...: Hayır etmeyelim", "50 kilo uyuşturucuyla yakalanan Erdoğan'ın yeğeni: 'İÇİÇİYİM' DEDİ TAHLİYE EDİLDİ" yazılarını içeren görselin, 22) 05/05/2020 tarihinde, Papa'nın, Cumhurbaşkanının alnından öptüğü şeklinde oluşturulan, alt kısmında "HAMDOLSUN BU GÜNLERİ DE GÖRDÜK", üst kısmında "Tayyip erdoğan Vatikan'da Papa'ya 5 mılyon dolar bağış yapmış! Asgari ücretli vatandaşa gelince para yok diyenlerin Hrıstiyanlık için sergiledikleri cömertlik çok şaşırtıcı!" yazıları bulunan görselin, 23) 07/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında "2023 GARANTİ OLSUN DİYE... SEÇİM SİSTEMİ YİNE DEĞİŞİYOR 50+1 KALKIYOR" yazısı bulunan görselin, 24) 11/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında, "Asker zehirlenmeleri araştırılsın? - RET Man adası belgeleri araştırılsın? - RET - Çocuk tecavüzleri araştırılsın? - RET Terör olayları araştırılsın? - RET İşçi ölümleri araştırılsın? - RET Uyuşturucu araştırılsın? - RET 15 Temmuz araştırılsın? - RET Bunları lütfen unutma Türkiyem TAMAM mı?" yazıları bulunan görselin, 25) 16/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında, "Camiden mescitten terörist çıkmaz" yazısı ile üst kısmında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'in fotoğrafının bulunduğu görselin, 26) 16/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının, bazı siyasilerin ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'in yer aldıkları, üst kısmında "FETÖ İLE MÜCADELE MÜTHİŞ!", alt kısmında ise "Sümüklü FETÖ'ye ait Bank Asya'nın açılışını yapanlar sütten çıkmış ak kaşık. Bankayı kuran genel müdür: SPK Başkanı, Açılışını yapanların ikisi: Cumhurbaşkanı, biri Başbakan oldu, Bankaya para yatıranlar mı? Hepsi hapiste...!" yazıları bulunan görselin, 27) 27/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında "YERLİ UÇAĞIMIZ GÖKLERDE", üst kısmında "Biri şu uçağı indirsin artık! Mürettebatı telef olacak. 9 yıldır göklerde garibanlar" yazıları bulunan görselin, 28) 27/05/2020 tarihinde Cumhurbaşkanı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen, Mesud Barzani ve bazı şahısların yer aldıkları fotoğrafların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş görselin, 29) 07/06/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının da bulunduğu fotoğrafın üzerinde "Bu memleketi Menderes'in Nato'su, Özal'ın Apo'su, Erdoğan'ın Feto'su batırdı...!" yazısı bulunan görselin, 30) 13/06/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının uzun saçları ve sakalları bulunduğu şeklinde montajlanan, üst kısmında "Başkan olursam; -Terör 1 günde bitacek -Dolar 1 tl olacak -Dış borç sıfırlanacak -Milli gelir 30 bin $ olacak Çünkü o zaman Allah bana sihirli değnek verecek... Şimdi neden yapmadığımı sormayın dinden çıkarsınız Mazallah" yazısı bulunan görselin, 31) 13/06/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ve ...'ın fotoğraflarının yan tarafında "IŞİD'İN VE BARZANİ'NİN PETROLÜNÜ DÜNYAYA PAZARLAYAN BU İKİ ŞİRKET Kamu da çalışan nasıl şirket ortağı oluyor..." yazısı bulunan görselin, 32) 14/06/2020 tarihinde, bekçi oldukları anlaşılan şahısların fotoğraflarının üst kısmında "Tayyip ve ...'nin silahlı milis güçleri tacik afgan suriyeli", alt kısmında "Ulkesinden kaçan irticacı ISİD çeteleri Türkiyede bekçi" yazıları bulunan görselin, 33) 15/06/2020 tarihinde, üzerinde "Erdoğan'ın imzasıyla... FETÖ'NÜN ESKİ GENEL MÜDÜRÜ DEVLETİN EMEKLİLİK KURUMUNUN BAŞINA ATANDI!" yazısı bulunan görseli, 34) 15/06/2020 tarihinde, ... ...'ın fotoğrafının yan tarafında "Kozmik oda itirafı! AÇILMASINI .... İSTEDİ!", üst kısmında "Kozmik odanın açılmasıyla Tüm askeri sırlarımızın ve gizli görevi olan 848 elemanımızın deşifre olmasıyla şehit edilmesi Tarihin en büyük utancı kalacak" yazıları bulunan görselin, 35) 19/06/2020 tarihinde "İş bulamıyorum diyen 2 üniversite mezunu kadına 'Kocan yok mu, kocan ne iş yapıyor?' deyip lise mezunu güreşçiye 4 maaş bağlayanlara 'Milletin Adamı' diyorlar..." şeklindeki yazının, 36) 19/06/2020 tarihinde, başka bir sosyal medya kullanıcısına ait "-...'ın malvarlığını konuşmak Yasak -...'un maaşlarını konuşmak Yasak -... Arınçgillerin maaşlarını sorgulamak Yasak -...'ın 46 yaşında emekli olmasını dile getirmek yasak -...'nın 3 maaş almasını eleştirmek Vatana İhanet" şeklindeki gönderinin, 37) 20/06/2020 tarihinde "... Genel Başkanı 'islam iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır' diyerek dini siyasete alet etme hamlelerine bir yenisini eklemiştir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz: İktidara geldiklerinde Türkiye'nin en çok kar eden 10 şirketinden yalnızca 3'ü bankalardan şu an en çok kar eden 10 şirketin 7'si banka ve finans şirketlerinden oluşmuş, adeta faizli sistem tüm ekonomiyi kuşatmıştır. Üretim ekonomisinin ve alın terinin karşılığı olan emeğin adil ücretlendirilmesini faizci kapitalist düzene feda eden, şans oyunlarını devletin uğraşı alanı haline getirip bir de Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Varlık Fonu'na aldıran ve şans oyunlarını ekonomisinin şampiyonu olan ... Genel Başkanı lafa gelince yine milletimizin inancı üzerinden din bezirganlığı yapmaktadır" şeklindeki yazının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına Hakaret suçunun kapsamında kaldığı, mahkemenin kabulünde belirtildiği üzere eleştiri mahiyetinde kalmadığı cihetle, söz konusu eylemlerin de değerlendirilmesi suretiyle ceza tayin edilerek sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılamayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, Rize 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2022 tarihli ve 2021/458 esas, 2022/134 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Öğretide olağanüstü temyiz olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, kanun yararına bozma adı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun'un ) 309 ve 310 uncu maddelerinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir. Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun (YİBBGK) 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK) 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.) YCGK'nın 25.10.1993 gün ve 260/281 sayılı kararında ise, olaya ilişkin tüm deliller toplanıp, değerlendirilip suçun oluştuğu kabul edilerek mahkumiyet hükmü kurulduğuna göre, delil takdiri yapılarak verilen karar aleyhine, takdirde yanılgıya düşüldüğünden ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle, kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağı belirtilmiştir. İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında hakaret suçundan kamu davası açıldığı, mahkemece deliller değerlendirilip takdir edilmesi sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine, yapılan itiraz üzerine verilen mercii kararında takdirde yanılgıya düşüldüğünden bahisle, kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy çokluğuyla REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.02.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sanığın, sosyal medya üzerinden yaptığı 41 adet paylaşıma ilişkin yapılan soruşturma sonunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Adalet Bakanı'nın kovuşturma izni vermesi üzerine Rize Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24.09.2021 tarihli ve 2020/3478 soruşturma, 2021/1414 esas sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda, Rize 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 03.03.2022 tarihli kararıyla sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, Katılan vekilinin dosyada bulunan paylaşımların bir kısmının mahkemece eleştiri kabul edilip bu konuda herhangi bir karar verilmediği, bu paylaşımların suç teşkil edip bu hususta karar verilmesi halinde sonuç cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalmayacabileceği, bu sebeple hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırılarak mahkemesince bu hususların yeniden değerlendirilmesi talebi ile karara itiraz ettiği, itirazı inceleyen mercii tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesindeki şekli koşullar yönüyle incelenip itirazın reddine karar verildiği görülmektedir. Katılan vekilinin talebi üzerine üzerine Adalet Bakanlığı'nca ilk derece mahkemesince sanığın bir kısım paylaşımlarının eleştiri mahiyetinde kabul edildiği bu paylaşımlar yönünden herhangi bir karar verilmediği kararın kesin olduğu bu hususun Yargıtay tarafından değerlendirilerek Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2023 tarihli Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmiştir. Dosyadaki öncelikle incelenmesi gereken husus; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sonunda itiraz merciince kararın şekil yönünden mi ya da esasına girilerek denetlenip denetlenmeyeceğine ilişkindir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı Kanun'un 267 ila 271 inci maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267 nci maddesinde; Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. 5271 sayılı Kanun'un 270 ve 271 nci maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. 5271 sayılı Kanun'un itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22.01.2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, O Yer Cumhuriyet Savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nın 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir. İnceleme konusu somut olayda; ilk derece mahkemesince eleştiri kapsamında kabul edilen paylaşımların katılanın muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte olduğu, yukarıda yer verilen Ceza Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, itirazı inceleyen merciin hem usul hem esas yönünden bu hususla ilgili de inceleme yaparak, her türlü hukuka aykırılıkları denetleyebileceği anlaşıldığından, itirazın yalnızca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı ile sınırlı yapılması ve itiraz konusu incelenmeksizin itirazın reddine karar verilmesi Kanuna aykırı olup bu gerekçeyle kanun yararına bozma talebi yerinde görüldüğünden çoğunluğun görüşüne karşıyım.
Ceza Genel Kurulu, 2021/72 E., 2022/596 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK'nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup 'İtiraz olunabilecek kararlar' başlıklı 267.
Ceza Genel Kurulu         2021/72 E.  ,  2022/596 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ağır Ceza Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; sanıkların eylemlerinin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 37/1, 157/1, 158/3, 168/1, 62, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 8.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, adli para cezalarının taksitlendirilmesine ve hak yoksunluklarına, CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmalarına ilişkin ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2019 tarihli ve 223-69 sayılı karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. ... Bakanlığının 12.09.2019 tarihli ve 11628-2019 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01.10.2019 tarihli ve 93078 sayılı ihbarnamede; "Dosya kapsamına göre, sanıklar hakkında dolandırıcılık suçunu üç kişi olarak iştirak hâlinde işlediği gerekçesiyle cezasının, yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/3. maddesinde yer alan, 'Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.' şeklindeki hüküm uyarınca 3 yıl olarak belirlenen temel cezanın yarı oranında arttırılmak suretiyle mahkûmiyetine karar verilmiş ise de, suç tarihi itibarıyla anılan Kanun'un 158/3. maddesinin yürürlükte olmayıp suç tarihinden sonra 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile ceza miktarını ağırlaştırıcı neden olarak öngörüldüğü, ancak suç tarihinin 07.03.2016 olması karşısında aleyhe kanun değişikliğinin sanıklar hakkında uygulanamayacağı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. maddesinde yer alan, 'Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.' şeklindeki düzenleme karşısında, sanıklar lehine olarak değişiklik öncesi ceza miktarları göz önüne alınarak hüküm kurulması gerekirken, aleyhe düzenleme uyarınca fazla cezaya hükmedilmesinde isabet görülmediği," gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 13.01.2020 tarih, 9012-20 sayı ve oy çokluğu ile; "...Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 2018/223 esas, 2019/69 sayılı kararının bozulmasına, aynı maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde mercisince yerine getirilmesine," karar verilmiş, Daire Üyeleri S. Öztürk ve M. Demirel; "Yerel Mahkemenin sanıklar ... ve ... hakkında verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, daha sonra davanın düşmesine hükmedildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması hâlinde varlık kazanacağından ve ancak bu hâlde 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu kararların temyiz mercisince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır. Kanun yararına bozma yasa yolu ise temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup amacının hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi olup bu kanun yoluna başvurulabilmesi için ilk ve temel koşulun, verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Yine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmaması nedeniyle, 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5-14. fıkralarındaki şartlar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap kanunlarında belirtilen suçlardan olup olmadığı ve denetim süresi ile denetim süresi içerisinde uygulanacak denetimli serbestlik tedbirinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, belirlenen hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Özetlemek gerekirse; kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir 'hüküm' değildir. Tüm bu hususlar ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 11/70-159 sayılı ve ayrıca 11.03.2014 tarihli ve 2013/14-102 esas, 2014/128 sayılı kararları da dikkate alındığında; belirtilen hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılması olanaklı bulunmadığı," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.04.2020 tarih ve 93078 sayı ile; "İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeksizin kesinleşmesi hâlinde, hüküm açıklanmadan kararın içeriğinin esas bakımından kanun yararına bozma yoluyla incelenip incelenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. Sanık hakkında kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile kanun koyucu, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kişilerin işledikleri bir takım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat tanımak istemiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunda mahkeme, sanık hakkında devam eden kovuşturma sonucunda, belirli bir cezayı aşmayan müeyyideye hükmetmesi hâlinde, suça meyilli olmayan sanığa bir şans vererek bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verip, toplum nazarında da lekelenmemesini sağlayabilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hâlinde dava dosyası derdest olmaya devam etmektedir. Derdest olan dava kapsamında belirlenen deneme süresi içerisinde, sanık hakkında verilmiş ancak kesinleşmemiş olan hüküm açıklanmamıştır. Hükmün muhatabı olan failin, sanık sıfatı, deneme süresi müddetince devam edecektir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.05.2018 tarihli ve 503-199, 16.05.2017 tarihli ve 399-274 ile 19.02.2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararlar başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin 5. fıkrasına göre verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar aynı maddenin 12. fıkrası uyarınca itiraz kanun yoluna tabidir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK'nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup 'İtiraz olunabilecek kararlar' başlıklı 267. maddesinde; 'Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.' şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hâkim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itiraza tabi ise de somut olayda itiraz yoluna başvurulmadığından, karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bu nedenle itiraz mercisi, kanun yararına bozmaya konu edilen kararı usul ve esas yönünden denetleyememiştir. İtiraz mercisi tarafından olağan kanun yolu incelemesinde denetlenmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kanun yararına bozma yolunda sadece usul yönünden incelenebilecektir. Hüküm henüz açıklanmadan, verilen kararın içeriğinin esas yönünden olağanüstü kanun yolu incelemesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenmesi kanaatimizce mümkün görülmemektedir. Somut olayda hüküm açıklanınca mahkemece verilen ve hüküm niteliği kazanan karar zaten olağan kanun yolu incelemesinde denetlenecektir. Açıklanmayan hükmün içeriğindeki eylemin vasfı veya cezanın miktarı yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ancak itiraz mercisi tarafından denetlenebilecektir. İtiraz edilmeden kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının Yargıtay denetimine açılması hâlinde, tarafların itiraz yoluna özellikle başvurmayarak karar içeriğindeki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yoluyla denetlenmesini isteyecekleri de gözden kaçırılmamalıdır. Kaldı ki, verilen kararın hüküm niteliğinde olduğu kabul edilerek kanun yararına bozulması hâlinde Yüksek Dairece bozmanın CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca yapılması ve sanığın lehine daha az ceza içeren yeni bir hüküm kurulması gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanıklar ... ve ... hakkında dolandırıcılık suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı yapılan kanun yararına bozma talebinin reddedilmesi, Yüksek Dairece kanun yararına bozma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise anılan kararın 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekirken, Yüksek Dairece 5271 sayılı CMK'nın 309/4-a bendi uyarınca kanun yararına bozma kararı verilmesinin usul ve kanuna aykırı görüldüğü," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 21.09.2020 tarih ve 1612-8517 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...'ın babasına ait .plakalı aracı vekâlet yolu ile satmak amacıyla "..." adlı internet sitesinde ilan verdiği, katılanı arayıp kendisini doktor olarak tanıtan ve kimliği tespit edilemeyen .isimli bir şahsın aracı eşi olan sanık ...'a hediye olarak almak istediğini söylediği, 07.03.2016 tarihinde sanıklar ... ve ...'ın aracın devrinin yapılacağı noterliğe geldikleri, pazarlık yapıldığı sırada kimliği tespit edilemeyen ...isimli şahsın aracın anahtarını katılandan isteyip aldığı, sanıklar . ve .ın katılana ... bedelini banka yoluyla havale ettiklerini söyleyip aracın devrinin sanık ... adına yapılmasını sağladıkları, katılanın paranın hesaba gelmediğini söylemesi üzerine sanık ...'nin bir yanlışlık olduğunu, paranın başka bir hesaba gittiğini, hatayı düzelteceklerini söylediği ve sanık ... ile birlikte bir taksiye binip uzaklaştıkları, katılanın şikâyeti üzerine ... kaydına şerh konulması nedeniyle sanıklar tarafından aracın satılamadığı, 09.03.2016 tarihinde sanık ...'nin aracın satışı için katılan adına vekâletname çıkardığı ve aracı da katılanın alabileceği bir yere bıraktığı olayda; Yerel Mahkemece sanıklar ... ve ...'ın TCK'nın 37/1, 157/1, 158/3, 168/1, 62, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 8.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, adli para cezalarının taksitlendirilmesine ve hak yoksunluklarına, CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmalarına ilişkin verilen 19.02.2019 tarihli ve 223-69 sayılı kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, ... Bakanlığının 12.09.2019 tarihli ve 11628-2019 sayılı talebi üzerine hazırlanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.10.2019 tarihli ve 93078 sayılı ihbarnamesi ile; TCK'nın 158/3. maddesinin suç tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile ceza miktarını ağırlaştırıcı neden olarak öngörüldüğü, ancak suç tarihinin 07.03.2016 olması karşısında aleyhe kanun değişikliğinin sanıklar hakkında uygulanamayacağı belirtilerek ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 223-69 sayılı kararının kanun yararına bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu, Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 13.01.2020 tarih, 9012-20 sayı ve oy çokluğu ile; kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Yerel Mahkeme kararının bozulmasına, CMK'nın 309/4. maddesinin (a) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde mercisince yerine getirilmesine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da 17.04.2020 tarih ve 93078 sayı ile; "İtiraz mercisi tarafından olağan kanun yolu incelemesinde denetlenmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kanun yararına bozma yolunda sadece usul yönünden incelenebileceği, Kabule göre de; verilen kararın hüküm niteliğinde olduğu kabul edilerek kanun yararına bozulması hâlinde Yüksek Dairece bozmanın CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca yapılması ve sanığın lehine daha az ceza içeren yeni bir hüküm kurulması gerektiği," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurulduğu, Covid-19 salgını nedeniyle 26.03.2020 tarihli ve 31080 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete'de yayımlanan 7226 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesiyle 13.03.2020'den 30.04.2020 tarihine kadar duran tüm adli süreler 30.04.2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 15.06.2020 tarihine kadar durdurulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar aleyhine itirazının süresinde olduğu, Anlaşılmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ilâ 14. fıkralarıyla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır. Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir. 5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanun'larla 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için; 1- Suça ilişkin olarak; a) Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması, b) Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması, 2- Sanığa ilişkin olarak; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması, b) Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, d) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, e) Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması, Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu, 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça "itiraz" olarak belirtilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunca 03.02.2010 tarih ve 13-12 sayı ile; "...İtiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği" kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce istikrarlı olarak uygulanmış ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirilere maruz kalmıştır. İtiraz mercisi, sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme yapmayacaktır. İtiraz mercisi, bu inceleme kapsamında sübuta ilişkin değerlendirme de yapabilecektir. Örneğin sanığa yüklenen suçun oluşmaması sebebiyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü yönünde karar, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması kararı, verilebilir. Keza, itiraz mercisi, vasıf değişikliği nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir. Örneğin kasten yaralama olarak nitelendirilen fiilden dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde; itiraz mercisi, sanığa yüklenen fiilin kasten yaralama suçunu değil de kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak nitelendirmek suretiyle de itirazın kabulü yönünde karar verebilir. Yine, örneğin görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde; itiraz mercisi, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil de, zimmet veya icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gerekçesiyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir (İzzet Özgenç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, 3. Yılında Ceza ... Sistemi-Hukuk Devletinde Suç Yaratılmasının ve Suçun Aydınlatılmasının Sınırları Sempozyumu, ... Kültür Üniversitesi, Seçkin, 2008, s. 54-55; Cumhur Şahin, Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, ..., Seçkin, C. 2, s. 159-161, 203.). Bu konudaki yoğun eleştirilerden sonra Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz mercisince incelenmesi gerektiği kabul edilmiş, 17.02.2022 tarihli ve 90-98 sayılı kararıyla da aynı uygulama devam ettirilerek itiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, CMK'nın 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması durumunda hak arama özgürlüğü ile AİHS'nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edilebileceği ve ayrıca ceza muhakemesi hukukunun maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmayan sonuçlara neden olabileceği göz önüne alındığında itiraz mercisinin CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından da (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapması ve açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkları denetlemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Diğer yandan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması hâlinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CMUK'nın 305 ve 5271 sayılı CMK'nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz mercisince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır. Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararına da değinmek gerekmektedir. CMK'nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği hükmünü ihtiva eden 12. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenilmesi üzerine Anayasa Mahkemesince; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın; bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfi davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek iptal edilmiştir. Kanun yararına bozma yasa yolu ise temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu kanun yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak kanun yararına bozma yasa yolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap kanunlarında belirtilen suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi objektif hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Burada unutulmaması gereken husus, bu yasa yolunda denetlenenin hüküm olmayıp, hükmün üzerine inşa edilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise; hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek ve ancak bu aşamadan sonra temyiz yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde, koşulları bulunduğu takdirde kanun yararına bozma yasa yolu ile denetlenebilecektir. Görüldüğü gibi, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması hâlinde olağan ve olağanüstü yasa yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü yasa yolu denetimine konu edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, kanun yararına bozma yasa yoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır. Yasa koyucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği mahkûmiyet hükmünün olağan yasa yolu olan temyizen incelenmesini dahi yasaklamışken, henüz hukuken varlık kazanmamış bu hükümdeki hukuka aykırılıkların olağan denetim süreci sonlanmadan, olağanüstü bir yasa yolu olan "kanun yararına bozma" yasa yoluyla denetlenebileceğini kabul etmek, yasa yollarında hakim olan temel ilkelere açıkça aykırılık oluşturacağı gibi, temyiz ve kanun yararına bozma yasa yolunun gerek başvuru koşulları, gerekse sonuçlarındaki farklılıklar ile olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma kurumunun konuluş amacı nazara alındığında ileride telafisi mümkün olmayan sorunlara da yol açabilecektir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.06.2010 tarih ve 70-159 sayılı kararı da bu doğrultuda olup "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları 5271 sayılı CMK 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmaması nedeniyle, CMK 231/5-14 fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı denetlenip bu hususlara yönelik aykırılıklardan hükmün bozulacağı" sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.04.2018 tarihli ve 487-151 sayılı kararında; "CMK'nın 231/5. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmış ise de; sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar, esasında kesin bir hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açı
Ceza Genel Kurulu, 2019/90 E., 2022/98 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267.
Ceza Genel Kurulu         2019/90 E.  ,  2022/98 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi Özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis etme suçundan sanıklar ..., ... ve ...’in mülga 4926 sayılı Kanun’un 3/1-c maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 4/c ve 5/2. maddeleri ile TCK’nın 62/1. maddesi uyarınca 383.155.72 TL adli para cezasıyla müteselsilen cezalandırılmalarına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmalarına ilişkin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.07.2017 tarihli ve 335-381 sayılı karara sanıklar müdafisi tarafından yapılan itirazın reddine dair ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.09.2017 tarihli ve 304 değişik ... sayılı kararına yönelik ... Bakanlığının 06.02.2018 tarihli ve 11731-2017 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12.02.2018 tarihli ve 11239 sayılı ihbarnamede; “... itiraz merciinin işin esasına girerek hem maddî olay hem de hukukî yönden inceleme yaparak itiraz hakkında bir karar vermesi gerektiği gözetilmeden, sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların var olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılarak itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.03.2018 tarih ve 2815-2553 sayı ile; “... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/07/2017 tarih, 2014/335 E. 2017/3814 K. sayılı Kararı ile sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup, bu kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı hususunda da itiraza tabi olduğu, itiraz üzerine ... 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin incelenmesinde CMK.nun 231/6. maddesindeki objektif ve subjektif ölçütler kapsamında değerlendirme yapıldığı, ayrıca henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının esas yönden olağan ya da olağanüstü kanun yoluna tabi olmadığı anlaşılmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteminin reddine," karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.12.2018 tarih ve 91395 sayı ile; "... Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilmesi halinde, itiraz merciinin işin esasına girerek hem maddî olay hem de hukukî yönden inceleme yaparak itiraz hakkında bir karar vermesi gerekir. Sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların var olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılarak itirazın reddine karar verilmesi yasaya aykırıdır. Somut olayımızda da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı henüz kesinleşmeden zamanaşımı süresi dolmuştur. Bu nedenle itiraz mercii tarafından itirazın kabulüne karar verilmelidir." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 18.01.2019 tarih ve 19050-2177 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelemeyeceği; 2- İncelenebileceği sonucuna ulaşılması hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı yapılan itiraz üzerine mercisince, CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapılıp yapılamayacağının, bu bağlamda açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenip denetlenemeyeceği; Hususlarının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 29.04.2010 tarihli ve 2042 sayılı iddianamesi ile ...Gıda Sanayi İşletmeleri İç ve Dış Ticaret AŞ yönetim kurulu üyeleri olan sanıkların gümrük vergisinden muaf olarak ayçiçeği tohumu ve gümrük vergisinden indirimli olarak da ham mısır yağı ithal edebilmek için 10.05.2005 ve 27.05.2005 tarihlerinde Dış Ticaret Müsteşarlığından ithalat lisansı aldıkları ve bu belgeye istinaden anılan maddeleri yurt dışından ithal etmek suretiyle yurda soktukları ancak bu maddeleri hammadde olarak kullanmayıp yurt içinde başka bir firmaya satmak suretiyle taahhüde aykırı hareket ettikleri iddiasıyla 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 6. fıkrasında tanımlanan suçu işlediklerinden bahisle kamu davası açıldığı, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 27.09.2011 tarih ve 509-601 sayı ile sanıkların atılı suçu işledikleri sabit olmadığından bahisle beraatlerine karar verildiği, Bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.03.2018 tarih ve 2815-2553 sayı ile; sanıkların eyleminin 4926 sayılı Kanun’un 3/1-c ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 2. fıkrası kapsamında kaldığı gözetilerek sanıkların olaydaki fonksiyonlarına göre hukuksal durumlarının değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu, Özel Daire bozma kararına uyulmasına karar veren Yerel Mahkemece 18.07.2017 tarih ve 335-381 sayı ile; sanıkların mülga 4926 sayılı Kanun’un 3/1-c maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 4/c ve 5/2. maddeleri ile TCK’nın 62/1. maddesi uyarınca 383.155.72 TL adli para cezasıyla müteselsilen cezalandırılmalarına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmalarına karar verildiği, sanıklar müdafisi tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara öncelikle zamanaşımı gerçekleştiğinden anılan davanın düşürülmesi, aksi hâlde ise sanıkların beraat etmeleri gerektiğinden bahisle itiraz edildiği, ... 3. Ağır Ceza Mahkemesince 05.09.2017 tarih ve 304 sayı ile; “CMK.nun 231 maddesinin 5. fıkrasındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağı, 22/07/2010 tarih ve 6008 sayılı Kanun ile ek CMK 231 maddesinin 6. fıkrasının son cümlesindeki sanığın kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz edilebileceğine dair yasal düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde; hukuken varlık kazanmayan hükmün esas yönünden inceleme imkanı bulunmamaktadır. Hükmün ileride açıklanması hâlinde bu hüküm olağan ve olağanüstü kanun yolları denetimine tabi olacaktır. Zira hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı sadece itiraz konun yoluna başvurma yoluna imkanı tanınmış olmakla, itiraz merciince CMK.nun 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi için gerekli koşulların bulunup bulunmadığına ilişkin sınırlı bir inceleme yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanıkların kabulüne bağlı tutulması ile sanıkların savunma hakkının kısıtlanmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. CMK'nın 231/12. maddesine göre itirazı inceleme yetkisi bulunan mahkememizce işin esası bakımından inceleme yapılamayacağından sanıkların eylemlerinin sabit olup olmadığı, suçun hukuki nitelendirilmesi ve delillerin takdiri konularının mahkememizce değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla sanıkların suçu işlemediklerine, zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesi ve önödeme kapsamında sanık ... tarafından ödenen bedelin iadesine ilişkin itirazlarının mahkememizce değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, bu hususların ancak açıklanması geri bırakılan hükmün ileride açıklanması halinde istinaf veya temyiz merciince incelenebileceği, mahkememizce yalnızca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının oluşup oluşmadığı yönünden inceleme yapılabileceği, bu yönden dosya incelendiğinde; suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın bulunmayışı, sanıkların önceden kasıtlı suçtan mahkûmiyetlerinin olmayışı, mahkemesinde suç işlemekten çekinecekleri kanaati oluştuğunun kararda açıklanmış olması ve sanıkların hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine ilişkin kabulleri dikkate alındığında CMK'un 231/5-6. maddesi şartlarının somut olayda mevcut olduğu, mahkeme kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla sanıklar vekilinin yerinde görülmeyen itirazlarının reddine” karar verildiği, ... Bakanlığının 06.02.2018 tarihli ve 11731-2017 sayılı talebi üzerine hazırlanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.02.2018 tarihli ve 11239 sayılı ihbarnamesi ile; suçun sübutuna ilişkin değerlendirme yapılmaksızın itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediği belirtilerek ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.09.2017 tarihli ve 304 değişik ... sayılı kararının kanun yararına bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu, Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.03.2018 tarih ve 2815-2553 sayı ile; itiraz merci kararının usul ve yasaya uygun olması sebebiyle yerinde görülmeyen kanun yararına bozma istemini içeren ihbarnamenin reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da 14.12.2018 tarih ve 91395 sayı ile; "...İtiraz merci, CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme yapmayacak, incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapacaktır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulduğu, Anlaşılmaktadır. 1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelemeyeceği; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ilâ 14. fıkralarıyla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır. Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir. 5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için; 1) Suça ilişkin olarak; a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması, b- Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması, 2) Sanığa ilişkin olarak; a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması, b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması, c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, e- Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması, Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir. CMK'nın 231/5. maddesinde sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı belirtilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar esasında kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurmaktadır (... Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, 13. Bası, ..., 2016, s. 779-780). Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurduğu tespitinden sonra kurumun tabi olduğu olağanüstü kanun yolunun belirlenmesi açısından kanun yararına bozma konusuna ilişkin açıklamalara da değinmek gerekmektedir. Kanun yararına bozma kanun yolu temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu kanun yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; CMK'nın 231/5. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmış ise de sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar, esasında kesin bir hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir. Açıklanan sebeple sanıklar hakkında ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.07.2017 tarihli ve 335-381 sayılı hükümlerin açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kanun yararına bozma yoluyla incelenmelerinde herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. 2- Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı yapılan itiraz üzerine mercisince, CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapılıp yapılamayacağının, bu bağlamda açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenip denetlenemeyeceği hususunun değerlendirilmesi; Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hâkim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda; görevsizlik (madde 5/2), yetkisizlik (madde 18/3), red isteminin reddi (madde 28), eski hâle getirme isteminin geri çevrilmesi (madde 42/2), tanıklara ilişkin disiplin hapsi (madde 60/4), gözlem altına alma (madde 74/4), beden muayenesi (madde 75/6), tutuklama (madde 101/5), tutukluluk halinin devamı veya salıverilme (madde 104/2), adli kontrol (madde 111/2), iddianamenin iadesi (madde 174/5), durma (madde 223/8) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (madde 231/12) kararları itiraz yoluna başvurulabileceği açıkça sayılan mahkeme kararlarındandır. Bunun dışında özel ceza kanunlarında da mahkeme kararlarına itirazın mümkün kılındığı haller mevcuttur; 2004 sayılı İİK'nın 353. ve Kabahatler Kanunu'nun 29. maddeleri gibi. CMK'nın "İtiraz usulü ve inceleme mercileri" başlıklı 268. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. (3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir: a) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir. b) İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hâkimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz edilmesi durumunda da (a) bendindeki usul uygulanır. Ancak, ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliği, tutuklama kararını itiraz mercii olarak inceleyemez. c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir. d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir. e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler." şeklindeki düzenleme ile itirazın süresi, şekli ve inceleme mercileri gösterilmiştir. 1412 sayılı CMUK’da yer alan adi itiraz ve acele itiraz ayrımına son veren 5271 sayılı CMK’da tüm itirazlar için ilgilinin kararı öğrenmesinden itibaren yedi günlük itiraz süresi öngörülmüştür. Kanun yollarına başvurunun kimler tarafından ve ne şekilde yapılacağını düzenleyen CMK'nın 260. maddesine göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından, bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak ya da 263. maddesi uyarınca tutuklular için tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle yapılacak itiraz isteminin, kararına itiraz edilen hâkim ya da mahkemeye sunulması gerekir. İtiraz istemini alan hâkim ya da mahkemenin itirazı haklı görürse kararını düzeltmesi ya da itirazı haklı görmezse hemen ve nihayet 3 gün içinde CMK’nın 268/3 maddesinde ayrıntısıyla düzenlenmiş olan incelemeye yetkili mercie göndermesi gerekmektedir. Aynı Kanun'un "İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma yapılması" başlıklı 270. maddesinde; "İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir", 271. maddesinde; "(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir. (2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir. (3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir. (4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" biçimindeki düzenlemelerle de itirazın incelenmesi usulü gösterilmiştir. İtiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekili de dinleyebilecektir ancak CMK'nın 271. maddesindeki düzenleme göz önüne alındığında bu dinleme duruşma şeklinde yapılmayacaktır, zira duruşma yapılabilmesi kanunda açık hüküm bulunmasına bağlıdır. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. Öğretide de itiraz mercisinin inceleme usulü ve kapsamına ilişkin çok çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bu kapsamda: Yargılama makamı, temyizden farklı olarak, gerekiyorsa, hukuki sorun yanında maddi sorunu da ele alabileceğinden, lüzumlu gördüğü soruşturma işlemlerinin yapılmasını emredebilir veya bu soruşturmayı bizzat yapabilir. Bu soruşturma dolayısı ile mesela keşif yapılır veya tanık dinlenir. İtiraz konusunu incelerken mercii sadece dosya ile bağlı değildir. Kendisi de konu ile ilgili araştırma yapabilecektir (Nurullah Kunter - Feridun Yenisey - ... Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku 16. bası, Beta, ..., s. 1401). İtiraz incelemesi kararın hem maddi ve hem de hukuki yönden ele alınmasını ve bunun hukuka uygunluğunun denetlenmesini gerektirir...itiraz yasa yolunda bir karara temel teşkil eden deliller ve maddi olgular ile bunu doğuran hukuki durum birlikte değerlendirilir (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. bası, s. 481; E. Yurtcan, CMK Şerhi, 5. bası, Beta, ..., 2008, s. 923). İtiraz incelemesi yapılırken, incelenen kararın hem maddi hem de hukuki yönünün ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerekir... İtirazı inceleyecek merci naip hâkim veya istinabe yolunu da kullanabileceği gibi kolluk ve savcıya da emir verebilecektir (Bahri Öztürk-... Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 11. bası, ..., 2007 s. 840). İtiraz olağan bir kanun yoludur ve kararın hem maddi hem de hukuki açıdan tek tek incelenmesini gerektirir (Veli ... Özbek, Yeni CMK’nın Anlamı, s. 1065). Şeklinde görüşler dile getirilmiştir. Görüldüğü gibi, öğretide ittifakla kabul edildiği üzere itiraz mercisince, esasa müessir inceleme de yapılabileceğinden, suç niteliğinin değiştiğine yönelik başvurular da itiraz merci tarafından değerlendirilebilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunca 03.02.2010 tarih ve 13-12 sayı ile; "itiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği" kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce istikrarlı olarak uygulanmış ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirilere maruz kalmıştır. İtiraz mercisi, sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme yapmayacaktır. İtiraz mercisi, bu inceleme kapsamında sübuta ilişkin değerlendirme de yapabilecektir. Örneğin sanığa yüklenen suçun oluşmaması sebebiyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü yönünde karar, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması kararı, verilebilir. Keza, itiraz mercisi, vasıf değişikliği nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir. Örneğin kasten yaralama olarak nitelendirilen fiilden dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde; itiraz mercisi, sanığa yüklenen fiilin kasten yaralama suçunu değil de kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak nitelendirmek suretiyle de itirazın kabulü yönünde karar verebilir. Yine, örneğin görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde; itiraz mercisi, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil de, zimmet veya icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gerekçesiyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir (İzzet Özgenç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, 3. Yılında Ceza ... Sistemi- Hukuk Devletinde Suç Yaratılmasının ve Suçun Aydınlatılmasının Sınırları Sempozyumu, ... Kültür Üniversitesi, Seçkin, 2008, s.54-55; Cumhur Şahin- Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, ..., Seçkin, C.2, s.159-161, 203). Bu konudaki yoğun eleştirilerden sonra Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz mercisince incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir. İtiraz incelemesi sonucunda nasıl bir karar verileceği ve bu bağlamda CMK'nun 271/2. maddesinde yer alan; "İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir" şeklindeki düzenlemenin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde de durulmalıdır. CMK'nın 271/2. maddesindeki düzenlemeye göre, merci, itirazı yerinde görürse itirazın kabulüyle birlikte "itiraz konusu" hakkında da karar verecektir. Başka bir anlatımla merci, itirazı kabul ettiğinde, verilmesi ya da kaldırılması gereken bir karar varsa bunu kararı veren mahkemeye bırakmadan kendisi vermeli ya da kaldırmalıdır. Örneğin, görevsizlik kararına yönelik bir itirazı inceleyen merci, itirazı yerinde görürse aynı zamanda görevsizlik kararını da kaldırmalıdır. Dolayısıyla, kanunda yer alan "İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir" hükmü, i

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

İtiraz kanun yolunun kararın infazına etkisi ile ilgili temel kural ve istisnası aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

A) İtiraz infazı durdurur; ancak merci aksi yönde karar verebilir.
B) İtiraz infazı durdurmaz; ancak kararına itiraz edilen makam veya merci geri bırakılmasına karar verebilir.
C) İtiraz sadece hapis cezalarında infazı durdurur.
D) İtiraz sadece güvenlik tedbirlerinde infazı durdurmaz.
E) İtirazın infaza etkisi yoktur ve merciin takdir yetkisi bulunmaz.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol