5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 270

Ceza Muhakemesi Kanunu 270. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 270 – (1) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir. (2) (Ek: 11/4/2013-6459/20 md.) 101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde görüşünü bildirebilir. Karar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

25 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2023/17033 E., 2024/2382 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı Kanun'un 267 ila 271 inci maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267 nci maddesinde;
4. Ceza Dairesi         2023/17033 E.  ,  2024/2382 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın reddi KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazın reddine dair yukarıda tarih ve sayısı belirtilen Yerel Mahkeme kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.12.2023 tarih ve KYB- 2023/119454 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma isteminin; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği ile; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/03/2014 tarihli ve 2013/14-102 esas, 2014/128 sayılı kararında belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları oluşmadığı halde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda, kanun yararına bozma yoluna başvurulabileceği ve bozma kararının aleyhe sonuç doğuracağı nazara alınarak yapılan incelemede; Dosya kapsamına göre; sanığın sosyal medya üzerinden yaptığı 41 adet paylaşıma ilişkin yapılan soruşturma kapsamında Türk Ceza Kanunu'nun 299/3. maddesi gereğince Adalet Bakanı'nın kovuşturma izni vermesi üzerine Rize Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24/09/2021 tarihli ve 2020/3478 soruşturma, 2021/1414 esas sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmasını müteakip yapılan yargılama sonucunda, Rize 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2022 tarihli kararıyla sanığın bir kısım paylaşımlarının suç olduğunun kabulü ile o eylemleri dolayısıyla teşdiden cezalandırılmasına karar verilmekle birlikte; iddianamede anlatımı yapılan 25/02/2020, 16/02/2020, 25/02/2020, 29/02/2020, 29/02/2020, 02/03/2020, 03/03/2020, 05/03/2020, 07/03/2020 15/03/2020, 16/03/2020, 25/04/2020, 26/04/2020, 30/04/2020, 08/05/2020, 08/05/2020, 04/05/2020, 04/05/2020, 05/05/2020, 07/05/2020, 11/05/2020, 16/05/2020, 16/05/2020 27/05/2020, 27/05/2020, 07/06/2020, 13/06/2020, 14/06/2020, 15/06/2020, 19/06/2020 tarihli paylaşımlarının ise Cumhurbaşkanına hakaret içermediği, eleştiri mahiyetinde olduğu gerekçe kısmında belirtilmek suretiyle bu yönüyle hüküm kurulmaksızın karar verildiği anlaşılmış ise de; Rize Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24/09/2021 tarihli iddianamesinde yer alan ve şüphelinin ... adlı sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı: 1) 16/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı, bazı eski bakanlar ve siyasiler ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşının fotoğraflarıyla oluşturulan, üst kısmında "Sadece soruyoruz, FETÖ'nün siyasi ayağı kim?" yazısı bulunan görselin, 2) 25/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının başı bir tanka, Rusya Devlet Başkanı...'in başı da arkada, elinde kumanda bulunan şahsa montajlanarak oluşturulan, alt kısmında "Almanya'da bir karnaval... RTE tank kullanıyor ve Putin onu uzaktan kumanda ile kontrol ediyor" yazısı bulunan video olduğu anlaşılan görselin, 3) 25/02/2020 tarihinde, elinde mikrofon bulunan bir muhabirin "EFENDİM İŞSİZLER 1 MİLYON 21 BİN KİŞİ DAHA ARTMIŞ" dediği, Cumhurbaşkanının ise arkasındaki şahısları göstererek "ÇALIŞANA İŞ ÇOK... BAKIN BURADA ÜÇ-DÖRT MAAŞ ALAN BİLE VAR" dediği şeklinde karikatürize edilen görselin, 4) 29/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının kürsüde gülümserken çekilmiş fotoğrafının üst kısmında "36 şehit verdikten 2 gün sonra konuşurken..." yazısı bulunan görselin, 5) 29/02/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının ve bazı siyasilerin gülümserken çekilen fotoğraflarının üzerinde "Türkiye Şehitlerine Ağlıyor ONLAR GÜLÜYOR!" yazısı bulunan görseli, 6) 02/03/2020 tarihinde Cumhurbaşkanının, bazı siyasilerin sırayla birtakım sözler söyledikleri, sonunda Cumhurbaşkanının ise "Sakin olun Allah dediğimde her şeyi unutacaklar" dediği şeklinde oluşturulan görselin, 7) 02/03/2020 tarihinde, Yeni Zelanda Başbakanı ...'in fotoğrafının üzerinde "ÜLKESİNDE ÖLEN MÜSLÜMANLARA AĞLAYAN YENİ ZELANDA BAŞBAKANI...", Cumhurbaşkanının fotoğrafının üzerinde "36 ŞEHİT SONRASI GÜLEN TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI" yazıları bulunan görselin, 8) 02/03/2020 tarihinde "Ne zaman ki ATATÜRK'ÜN izinden ayrıldık; 1950 de Menderesle bağımsızlığımızı kaybettik, 1980 de Evren ve Özalla istikbalimizi kaybettik, 2002 de Tayyip le tüm milli değerlerimizi ve birliğimizi kaybettik" şeklindeki yazının, 9) 03/03/2020 tarihinde "...'ye oy vermeye devam edeceğim diyenler 6'ya ayrılır. 1-Erdoğan'ın din iman edebiyatına inanan saf kesim...." şeklindeki yazının, 10) 05/03/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının da bulunduğu bir fotoğrafın üst kısmında "...Soros ile hiç görüşmedim, Soros ile görüşen alçaktır,namuzsurdur RTE..", alt kısmında "AA belgeli olunca biz de inandık, bu AA çok yalancı" yazıları bulunan görselin, 11) 05/03/2020 tarihinde, başka bir kullanıcı tarafından paylaşılan, Cumhurbaşkanının gülümserken çekilen fotoğraflarının üst kısmında "...'i 17 25 Aralık'ta yolsuzluktan alacaklar diye günlerce yanında gezdirmiştin değil mi? Kıyamazdın tabi, evlat ne de olsa. Peki halkın çocukları ölürken nasıl gülebiliyorsun? #negülüyorsunerdoğan" yazısı bulunan gönderinin, 12) 07/03/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ile CHP Genel Başkanı ...'nun asker şahıslarla tokalaştıkları fotoğrafların bir araya getirilmesiyle oluşturulan, alt kısmında "hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu Nazım Hikmet" yazısı bulunan görseli "...NEDEN KORKUYORUZ" yorumun, 13) 15/03/2020 tarihinde, alt kısmında "NATO'dan flaş açıklama: Darbe Erdoğan tarafından tezgahlandı" yazısı bulunan görselin, 14) 16/03/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının "MUHALEFETİN ADAYLARI SEÇİLİRSE MİLLETİN PARASINI ÇARÇUR EDERLER" dediği, vatandaşın ise "MİLYON DOLARLIK UÇAK MI ALIRLAR?", "KENDİLERİNE YAZLIK-KIŞLIK SARAY MI YAPARLAR?", "EJDER MEYVESİ YİYİP EFULİ Mİ İÇERLER" dediği şeklinde karikatürize edilen görselin, 15) 25/04/2020 tarihinde, Berat Albayrak'ın fotoğrafının yan tarafında "HER EVİN GELİRİ ÜÇ KAT ARTTI", Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan ve alt tarafında "Oğlum, milletle alay etme... Ben daha yeni İBAN yoluyla para istedim, göndermediler... Sen yoksa... BİLAL'den mi bahsediyon...", her ikisinin fotoğraflarının arasında "BERAaaaat... Biraz küçük at.." yazıları bulunan görselin, 16) 26/04/2020 tarihinde Cumhurbaşkanı ile çocuklarının fotoğrafının alt kısmında "Sülale SARAY'DA, Torunlar AVRUPA'DA, Damat HAZİNE'nin başında, Gemiler İSRAİL limanında, Paralar MAN'da, Huzur İSLAM'DA, Vatandaş İBAN'DA!" yazısı bulunan görselin, 17) 30/04/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının ile bazı siyasilerin yer aldıkları fotoğrafın alt kısmında "Erdoğan ve diğer ...'lilerin Fetoya ait Bank Asya'nın Kızılcıhamam Kampında 10 yıl boyunca 3 gün 3 gece kalıp üst kurul toplantılarını yaptığını BİLİYOR MUYDUNUZ?" yazısı bulunan görselin, 18) 08/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ile...'nin yer aldıkları bir fotoğrafın üst kısmında "CHP'ye yüklendi! SİZ PKK İLE BERABERSİNİZ" yazısı bulunan görselin, 19) 08/05/2020 tarihinde "Başkan, Emniyet, Ordu, Yasama, Yürütme, Yargı" yazılarının bulunduğu şemada, her bir bölüme Cumhurbaşkanının fotoğrafı montajlanarak oluşturulan, alt kısmında "Tayyip Usulü DEMOKRASİ, Bu tabloyu anlamayanın Ya BEKA, yada ZEKA sorunu" yazısı bulunan görselin, 20) 04/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının üst kısmında, "Erdoğan'dan CHP'ye: Diyelim yönetimi devraldınız, millete ne vaat ediyorsunuz?", alt kısmında "Günde sekiz saat senin suratını göstermemeyi vaat ediyorlar. Daha büyük mutluluk mu olur" yazıları bulunan gönderinin, 21) 04/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin fotoğrafları ile birlikte "İBB MECLİSİ'NDE GARİP ŞEYLER OLUYOR CHP:Uyuşturucuyla mücadele edelim ...: Hayır etmeyelim", "50 kilo uyuşturucuyla yakalanan Erdoğan'ın yeğeni: 'İÇİÇİYİM' DEDİ TAHLİYE EDİLDİ" yazılarını içeren görselin, 22) 05/05/2020 tarihinde, Papa'nın, Cumhurbaşkanının alnından öptüğü şeklinde oluşturulan, alt kısmında "HAMDOLSUN BU GÜNLERİ DE GÖRDÜK", üst kısmında "Tayyip erdoğan Vatikan'da Papa'ya 5 mılyon dolar bağış yapmış! Asgari ücretli vatandaşa gelince para yok diyenlerin Hrıstiyanlık için sergiledikleri cömertlik çok şaşırtıcı!" yazıları bulunan görselin, 23) 07/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında "2023 GARANTİ OLSUN DİYE... SEÇİM SİSTEMİ YİNE DEĞİŞİYOR 50+1 KALKIYOR" yazısı bulunan görselin, 24) 11/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında, "Asker zehirlenmeleri araştırılsın? - RET Man adası belgeleri araştırılsın? - RET - Çocuk tecavüzleri araştırılsın? - RET Terör olayları araştırılsın? - RET İşçi ölümleri araştırılsın? - RET Uyuşturucu araştırılsın? - RET 15 Temmuz araştırılsın? - RET Bunları lütfen unutma Türkiyem TAMAM mı?" yazıları bulunan görselin, 25) 16/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında, "Camiden mescitten terörist çıkmaz" yazısı ile üst kısmında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'in fotoğrafının bulunduğu görselin, 26) 16/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının, bazı siyasilerin ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'in yer aldıkları, üst kısmında "FETÖ İLE MÜCADELE MÜTHİŞ!", alt kısmında ise "Sümüklü FETÖ'ye ait Bank Asya'nın açılışını yapanlar sütten çıkmış ak kaşık. Bankayı kuran genel müdür: SPK Başkanı, Açılışını yapanların ikisi: Cumhurbaşkanı, biri Başbakan oldu, Bankaya para yatıranlar mı? Hepsi hapiste...!" yazıları bulunan görselin, 27) 27/05/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının fotoğrafının yan tarafında "YERLİ UÇAĞIMIZ GÖKLERDE", üst kısmında "Biri şu uçağı indirsin artık! Mürettebatı telef olacak. 9 yıldır göklerde garibanlar" yazıları bulunan görselin, 28) 27/05/2020 tarihinde Cumhurbaşkanı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen, Mesud Barzani ve bazı şahısların yer aldıkları fotoğrafların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş görselin, 29) 07/06/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının da bulunduğu fotoğrafın üzerinde "Bu memleketi Menderes'in Nato'su, Özal'ın Apo'su, Erdoğan'ın Feto'su batırdı...!" yazısı bulunan görselin, 30) 13/06/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanının uzun saçları ve sakalları bulunduğu şeklinde montajlanan, üst kısmında "Başkan olursam; -Terör 1 günde bitacek -Dolar 1 tl olacak -Dış borç sıfırlanacak -Milli gelir 30 bin $ olacak Çünkü o zaman Allah bana sihirli değnek verecek... Şimdi neden yapmadığımı sormayın dinden çıkarsınız Mazallah" yazısı bulunan görselin, 31) 13/06/2020 tarihinde, Cumhurbaşkanı ve ...'ın fotoğraflarının yan tarafında "IŞİD'İN VE BARZANİ'NİN PETROLÜNÜ DÜNYAYA PAZARLAYAN BU İKİ ŞİRKET Kamu da çalışan nasıl şirket ortağı oluyor..." yazısı bulunan görselin, 32) 14/06/2020 tarihinde, bekçi oldukları anlaşılan şahısların fotoğraflarının üst kısmında "Tayyip ve ...'nin silahlı milis güçleri tacik afgan suriyeli", alt kısmında "Ulkesinden kaçan irticacı ISİD çeteleri Türkiyede bekçi" yazıları bulunan görselin, 33) 15/06/2020 tarihinde, üzerinde "Erdoğan'ın imzasıyla... FETÖ'NÜN ESKİ GENEL MÜDÜRÜ DEVLETİN EMEKLİLİK KURUMUNUN BAŞINA ATANDI!" yazısı bulunan görseli, 34) 15/06/2020 tarihinde, ... ...'ın fotoğrafının yan tarafında "Kozmik oda itirafı! AÇILMASINI .... İSTEDİ!", üst kısmında "Kozmik odanın açılmasıyla Tüm askeri sırlarımızın ve gizli görevi olan 848 elemanımızın deşifre olmasıyla şehit edilmesi Tarihin en büyük utancı kalacak" yazıları bulunan görselin, 35) 19/06/2020 tarihinde "İş bulamıyorum diyen 2 üniversite mezunu kadına 'Kocan yok mu, kocan ne iş yapıyor?' deyip lise mezunu güreşçiye 4 maaş bağlayanlara 'Milletin Adamı' diyorlar..." şeklindeki yazının, 36) 19/06/2020 tarihinde, başka bir sosyal medya kullanıcısına ait "-...'ın malvarlığını konuşmak Yasak -...'un maaşlarını konuşmak Yasak -... Arınçgillerin maaşlarını sorgulamak Yasak -...'ın 46 yaşında emekli olmasını dile getirmek yasak -...'nın 3 maaş almasını eleştirmek Vatana İhanet" şeklindeki gönderinin, 37) 20/06/2020 tarihinde "... Genel Başkanı 'islam iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır' diyerek dini siyasete alet etme hamlelerine bir yenisini eklemiştir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz: İktidara geldiklerinde Türkiye'nin en çok kar eden 10 şirketinden yalnızca 3'ü bankalardan şu an en çok kar eden 10 şirketin 7'si banka ve finans şirketlerinden oluşmuş, adeta faizli sistem tüm ekonomiyi kuşatmıştır. Üretim ekonomisinin ve alın terinin karşılığı olan emeğin adil ücretlendirilmesini faizci kapitalist düzene feda eden, şans oyunlarını devletin uğraşı alanı haline getirip bir de Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Varlık Fonu'na aldıran ve şans oyunlarını ekonomisinin şampiyonu olan ... Genel Başkanı lafa gelince yine milletimizin inancı üzerinden din bezirganlığı yapmaktadır" şeklindeki yazının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına Hakaret suçunun kapsamında kaldığı, mahkemenin kabulünde belirtildiği üzere eleştiri mahiyetinde kalmadığı cihetle, söz konusu eylemlerin de değerlendirilmesi suretiyle ceza tayin edilerek sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılamayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, Rize 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2022 tarihli ve 2021/458 esas, 2022/134 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Öğretide olağanüstü temyiz olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, kanun yararına bozma adı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun'un ) 309 ve 310 uncu maddelerinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir. Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun (YİBBGK) 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK) 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.) YCGK'nın 25.10.1993 gün ve 260/281 sayılı kararında ise, olaya ilişkin tüm deliller toplanıp, değerlendirilip suçun oluştuğu kabul edilerek mahkumiyet hükmü kurulduğuna göre, delil takdiri yapılarak verilen karar aleyhine, takdirde yanılgıya düşüldüğünden ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle, kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağı belirtilmiştir. İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında hakaret suçundan kamu davası açıldığı, mahkemece deliller değerlendirilip takdir edilmesi sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine, yapılan itiraz üzerine verilen mercii kararında takdirde yanılgıya düşüldüğünden bahisle, kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy çokluğuyla REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.02.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sanığın, sosyal medya üzerinden yaptığı 41 adet paylaşıma ilişkin yapılan soruşturma sonunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Adalet Bakanı'nın kovuşturma izni vermesi üzerine Rize Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24.09.2021 tarihli ve 2020/3478 soruşturma, 2021/1414 esas sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda, Rize 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 03.03.2022 tarihli kararıyla sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, Katılan vekilinin dosyada bulunan paylaşımların bir kısmının mahkemece eleştiri kabul edilip bu konuda herhangi bir karar verilmediği, bu paylaşımların suç teşkil edip bu hususta karar verilmesi halinde sonuç cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalmayacabileceği, bu sebeple hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırılarak mahkemesince bu hususların yeniden değerlendirilmesi talebi ile karara itiraz ettiği, itirazı inceleyen mercii tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesindeki şekli koşullar yönüyle incelenip itirazın reddine karar verildiği görülmektedir. Katılan vekilinin talebi üzerine üzerine Adalet Bakanlığı'nca ilk derece mahkemesince sanığın bir kısım paylaşımlarının eleştiri mahiyetinde kabul edildiği bu paylaşımlar yönünden herhangi bir karar verilmediği kararın kesin olduğu bu hususun Yargıtay tarafından değerlendirilerek Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2023 tarihli Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmiştir. Dosyadaki öncelikle incelenmesi gereken husus; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sonunda itiraz merciince kararın şekil yönünden mi ya da esasına girilerek denetlenip denetlenmeyeceğine ilişkindir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı Kanun'un 267 ila 271 inci maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267 nci maddesinde; Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. 5271 sayılı Kanun'un 270 ve 271 nci maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. 5271 sayılı Kanun'un itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22.01.2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, O Yer Cumhuriyet Savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nın 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir. İnceleme konusu somut olayda; ilk derece mahkemesince eleştiri kapsamında kabul edilen paylaşımların katılanın muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte olduğu, yukarıda yer verilen Ceza Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, itirazı inceleyen merciin hem usul hem esas yönünden bu hususla ilgili de inceleme yaparak, her türlü hukuka aykırılıkları denetleyebileceği anlaşıldığından, itirazın yalnızca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı ile sınırlı yapılması ve itiraz konusu incelenmeksizin itirazın reddine karar verilmesi Kanuna aykırı olup bu gerekçeyle kanun yararına bozma talebi yerinde görüldüğünden çoğunluğun görüşüne karşıyım.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2019/148 E., 2023/361 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Olağan kanun yollarından olan itiraz, CMK’nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267.
Ceza Genel Kurulu         2019/148 E.  ,  2023/361 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 1-84 Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık ...'ın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Bergama Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.07.2012 tarihli ve 774-499 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 09.03.2016 tarih ve 3013-2327 sayı ile; "...Mağdurun aşamalardaki anlatımları, savunma, adli rapor ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın olay günü kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mağduru ensesinden tutarak otomobiline bindirip götürmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin oluşturduğu gözetilerek 5237 sayılı TCK'nın 109/2, 3f maddesi uyarınca cezalandırılması yerine, yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 11.11.2016 tarih ve 198-336 sayı ile; sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, sanığın anılan karara itiraz etmesi üzerine Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2016 tarih ve 2016/809 Değişik iş sayılı kararı ile sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle itiraz kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kaldırılmış, dosyanın gönderildiği Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 08.03.2017 tarih ve 1-84 sayı ile; sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna hükmedilmiş, anılan kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 24.12.2018 tarih, 7422-7718 sayı ve oy çokluğu ile; "5271 sayılı CMK 'nın 231/12. maddesine göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, 5271 sayılı CMK'nın 267 ile 271. maddeleri arasında düzenlenen ve olağan kanun yollarından olan itiraz kanun yoluna tabi olduğu, Ceza Muhakemesi Kanununda itiraza ilişkin düzenlemeler arasında ceza miktarı yönünden karar verme yasağına ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği, aleyhe bozma yasağına ilişkin olarak düzenlemenin, olağan kanun yollarından olan temyize ilişkin hükümlerin yer aldığı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 326. maddesinin 4. fıkrasında ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 307/4. maddesinde belirtildiği, bununla birlikte ceza hukukunda kanunilik ilkesinin bir sonucu olarak yasaklanan ve kanunda açıkça suç olarak gösterilmemiş olan bir fiilin, kanunda yer alan ve söz konusu fiile en çok benzeyen suça ilişkin hükümler uygulanmak suretiyle cezalandırılması şeklinde tezahür edebilecek kıyas metodunun ceza hukukunun aksine ceza muhakemesi hukukunda kural olarak serbest olduğu ve ceza muhakemesi hukukunda genişletici yorum yapılabileceği gözetildiğinde aleyhe bozma yasağının düzenlediği 5320 sayılı Kanunun 8. Maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin, itiraz kanun yolunda uygulanması mümkün olduğundan, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı aleyhine yalnızca sanık tarafından itiraz kanun yoluna başvurulduğu, bu sebeple aleyhe değiştirme (bozma) yasağı gereği ilk verilen ceza miktarından daha fazla cezaya karar verilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "...kısıtlı bir kanun yolu olan ve yargılama aşamasında çıkabilecek usuli sorunları çözme amacına dayanan itiraz müessesesi davanın esasını çözen kanun yolları olan istinaf ve temyiz kanun yoluyla aynı kapsamda değerlendirilemez. Çünkü aleyhe bozma yasağı yanlızca sonuç ceza bakımından geçerli olup, itiraz kanun yolunda uygulanması mümkün değildir. Aleyhe bozma yasağı sadece istinaf ve temyiz kanun yoluna hasredilen özel bir hükümdür." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.01.2019 tarih ve 36404 sayı ile; "İlk derece mahkemesi tarafından CMK.nun 231. maddesi gereği açıklanması geri bırakılan 11/11/2016 tarihinde 5237 sayılı TCK'nın 109/1, 109/3-f ve 62/1. maddeleri uyarınca kurulan 1 yıl 6 ay hapis cezasına ilişkin hükme yönelik sanık itirazı sonucunda, bu kararın itiraz merciince kaldırılması sonucu bu kez TCK.nun 109/2, 109/3-(f), 62/1, 53 maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezası ve hak yoksunluğu ile mahkum edildiği somut olayda 11/11/2016 tarihli karadaki ceza miktarının sanık lehine kazanılmış hakka konu olamayacağı ve aleyhe değiştirme yasağının bu olayda uygulanabilir olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 04.03.2019 tarih, 1279-7783 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatine dair hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulduğu, Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine dair verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara sanık tarafından itiraz edildiği, itiraz merciince sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılması sonrasında Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f ve 62. maddeleri gereği 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılan dosyada; cezayı aleyhe değiştirme yasağı kuralının itiraz yolunda uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık hakkında Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2011 tarihli iddianamesiyle TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Bergama Asliye Ceza Mahkemesince 04.07.2012 tarih ve 774-499 sayı ile; sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca atılı suçtan beraatine karar verildiği, söz konusu kararın Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın, olay tarihinde mağduru ensesinden tutarak otomobiline bindirip götürmesi şeklinde gerçekleşen eylemi nedeniyle TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri gereği cezalandırılması gerektiğinden bahisle bozulduğu, bozmaya uyan Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 11.11.2016 tarih ve 198-336 sayı ile; sanığın TCK'nın 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine dair hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, söz konusu karara sanık tarafından itiraz edilmesi üzerine Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2016 tarih ve 2016/809 Değişik iş sayılı kararı ile sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırıldığı, dosyayı yeniden ele alan Bergama 1. Asliye Ceza Mahkemesince 08.03.2017 tarih ve 1-84 sayı ile sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f ve 62. maddeleri gereği 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan kararın sanık müdafii tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının aynı Kanun'un 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça itiraz olarak belirtilmiştir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, CMK’nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hâkim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. CMK'da; görevsizlik (madde 5/2), yetkisizlik (madde 18/3), red isteminin reddi (madde 28), eski hâle getirme isteminin geri çevrilmesi (madde 42/2), tanıklara ilişkin disiplin hapsi (madde 60/4), gözlem altına alma (madde 74/4), beden muayenesi (madde 75/6), tutuklama (madde 101/5), tutukluluk hâlinin devamı (madde 104/2) adli kontrol (madde 111/2), iddianamenin iadesi (madde 174/5 ), durma (madde 223/8) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (madde 231/12) kararları itiraz yoluna başvurulabileceği açıkça sayılan mahkeme kararlarındandır. Bunun dışında özel ceza kanunlarında da mahkeme kararlarına itirazın mümkün kılındığı hâller mevcuttur; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 353. ve 5236 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 29/2. maddeleri gibi. CMK'nın "İtiraz usulü ve inceleme mercileri" başlıklı 268. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla  tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. (3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir: a) Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir. b) Sulh ceza işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir. c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir. d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir. e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler" biçimindeki düzenleme ile itirazın süresi, şekli ve inceleme mercileri gösterilmiştir. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda yer alan adi itiraz ve acele itiraz ayrımına son veren CMK’da tüm itirazlar için ilgilinin kararı öğrenmesinden itibaren yedi günlük itiraz süresi öngörülmüştür. Kanun yollarına başvurunun kimler tarafından ve ne şekilde yapılacağını düzenleyen CMK'nın 260. maddesine göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından, bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak ya da 263. maddesi uyarınca tutuklular için tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle yapılacak itiraz isteminin, kararına itiraz edilen hâkim ya da mahkemeye sunulması gerekir. İtiraz istemini alan hâkim ya da mahkemenin itirazı haklı görürse kararını düzeltmesi ya da itirazı haklı görmezse hemen ve nihayet üç gün içinde aynı Kanun'un 268/3. maddesinde ayrıntısıyla düzenlenmiş olan incelemeye yetkili mercie göndermesi gerekmektedir. Aynı Kanun'un "İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma yapılması" başlıklı 270. maddesinde; "İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir.", 271. maddesinde; "(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir. (2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir. (3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir. (4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir." biçiminde yer alan düzenlemelerle de itirazın incelenmesi usulü gösterilmiştir. İtiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekili de dinleyebilecektir ancak CMK'nın 271. maddesindeki düzenleme göz önüne alındığında bu dinleme duruşma şeklinde yapılmayacaktır, zira duruşma yapılabilmesi kanunda açık hüküm bulunmasına bağlıdır. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. Öğretide de itiraz merciinin inceleme usulü ve kapsamına ilişkin çok çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bu kapsamda: "Yargılama makamı, temyizden farklı olarak, gerekiyorsa, hukuki sorun yanında maddi sorunu da ele alabileceğinden, lüzumlu gördüğü soruşturma işlemlerinin yapılmasını emredebilir veya bu soruşturmayı bizzat yapabilir. Bu soruşturma dolayısı ile mesela keşif yapılır veya tanık dinlenir. İtiraz konusunu incelerken mercii sadece dosya ile bağlı değildir. Kendisi de konu ile ilgili araştırma yapabilecektir." (Nurullah Kunter- FeridunYenisey- Ayşe Nuhoğlu, 16. Bası, Beta, İstanbul, s. 1401.), "İtiraz incelemesi kararın hem maddi ve hem de hukuki yönden ele alınmasını ve bunun hukuka uygunluğunun denetlenmesini gerektirir...itiraz yasayolunda bir karara temel teşkil eden deliller ve maddi olgular ile bunu doğuran hukuki durum birlikte değerlendirilir." (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Bası, s. 481; E. Yurtcan, CMK Şerhi, 5. Bası, Beta, İstanbul, 2008, s. 923.), "İtiraz incelemesi yapılırken, incelenen kararın hem maddi hem de hukuki yönünün ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerekir... İtirazı inceleyecek mercii naip hakim veya istinabe yolunu da kullanabileceği gibi kolluk ve savcıya da emir verebilecektir" (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 11. Bası, Ankara, 2007 s. 840.), "İtiraz olağan bir kanun yoludur ve kararın hem maddi hem de hukuki açıdan tek tek incelenmesini gerektirir." (Veli Özer Özbek, Yeni CMK’nın Anlamı, s. 1065.), Şeklinde görüşler dile getirilmiştir. Görüldüğü gibi, öğretide ittifakla kabul edildiği üzere itiraz merciince, esasa müessir inceleme de yapılabileceğinden, suç niteliğinin değiştiğine yönelik başvurular da itiraz mercii tarafından değerlendirilebilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunca 03.02.2010 tarih ve 13-12 sayı ile; "...İtiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği" kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce bir dönem istikrarlı olarak uygulanmış ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirilere maruz kalmıştır. Bu konudaki yoğun eleştirilerden sonra CGK'nın 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz mercisince incelenmesi gerektiği kabul edilmiş, 17.02.2022 tarihli ve 90-98 sayılı kararıyla da aynı uygulama devam ettirilerek itiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, CMK'nın 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması durumunda hak arama özgürlüğü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edilebileceği ve ayrıca ceza muhakemesi hukukunun maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmayan sonuçlara neden olabileceği göz önüne alındığında itiraz mercisinin CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından da (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapması ve açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkları denetlemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararına da değinmek gerekmektedir. CMK'nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği hükmünü ihtiva eden 12. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenilmesi üzerine AYM'ce; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın; bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfi davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek iptal edilmiştir. AYM'nin iptal kararı doğrultusunda 05.04.2023 tarihli ve 32154 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, madde gerekçesinde de; "...Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı kabul edilen itiraz usulünde, itiraz merciinin ne şekilde inceleme yapacağı hususu bu kurumun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana tartışılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu özellikle yeni tarihli içtihatlarında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz hâlinde itiraz merciinin sadece şeklî şartlar bakımından değil, açıkça maddi (esas) yönden de inceleme yapması gerektiğini belirtmiştir. Ancak uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine sadece şekli şartlarla sınırlı bir inceleme yapıldığı, maddi yönden bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu durumun farklı uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına itiraz halinde itiraz merciinin, usule ve esasa ilişkin inceleme yapması gerektiği açıklığa kavuşturulmaktadır. İtiraz mercii, usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılık nedenlerini, deliller veya işlemlerdeki eksiklikleri ve ispat bakımından mahkemece yapılan değerlendirmenin yerindeliğini inceleyecektir. İtiraz mercii, yaptığı inceleme sonucunda herhangi bir hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini de göstererek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ve bu kararın dayanağını oluşturan hükmü kaldıracak ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderecektir. Diğer bir ifadeyle, itiraz merciince 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine bağlı olarak, bu kararın dayanağını oluşturan ve henüz hukuki varlık kazanmayan hüküm de esastan incelenecek ve hukuka aykırılıkların saptanması halinde bu aykırılıkların giderilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılabilmesi için aleyhe değiştirmeme zorunluluğu ya da aleyhe düzeltme yasağı kavramlarına değinilmesi de gerekmektedir. Cezayı aleyhe değiştirme yasağı öğreti ve uygulamada; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" biçiminde tanımlanmaktadır. Cezayı aleyhe değiştirme yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir. Latince Reformatio in peius olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Anılan kural, CMUK'un 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin 4. fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağının söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu kuralla ilgili olarak CMK'nın 283. maddesinde; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.", aynı Kanun'un 307. maddesinin 5. fıkrasında ise; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemelerine yer verilmiştir. Kanun'daki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir. CGK'nın 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır. Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar TCK'nın 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği CGK tarafından duraksamasız olarak kabul edilmiştir. CMK'nın 323/2. maddesinde yargılamanın yenilenmesi istemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa, yeniden verilecek hükmün önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremeyeceği, CMK'nın 309/4. maddesinin (b) bendinde de kanun yararına bozma nedeninin mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hükmün verileceği ancak bu hâlde verilen hükmün, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı ayrıca ve açıkça düzenlenmiştir. Öte yandan, kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir hüküm değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, CMK’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, ortada davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Öğretide de uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak; "...İtiraz kanun yolu bakımından aleyhe değiştirme yasağı kabul edilmemiş olması sorun doğurur niteliktedir. Açıklanan hüküm ancak sanık tarafından veya sanık lehine temyiz edildiğinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı aleyhe değiştirme yasağı kapsamında düşünülebilirse de bu yasağın ceza miktarına ilişkin bir yasak olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının aleyhe bozma yasağı kapsamında kalmadığı ileri sürülebilir." (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2020, Beta Yayınevi, 19. Bası, s. 884.), "İtiraz kanun yolu hakimlik makamı kararlarına ilişkin olup mahkûmiyet hükmüne dair olmadığı için sonuç ceza ile ilgili bir değerlendirme yapmaz. Bu nedenle de itiraz kanun yolunda verilmesi gereken karar verilir, aleyhe değiştirme yasağı gündeme gelmez." (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2021, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, s. 903.), "İstisnai bir kurum olan aleyhe değiştirme yasağı ancak kanunda açıkça zikredilen hâllerde uygulanabilir. Bu nedenle, olağan kanun yolları içinde istinaf ve temyiz bakımından uygulama alanı bulan yasak, bu konuda herhangi bir düzenleme içermeyen itiraz kanun yolunda uygulanamayacaktır." (Cumhur Şahin, Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku II, Ankara 2022, Seçkin Yayınevi, 12. Bası, s. 251.) şeklinde ağırlıklı olarak itiraz kanun yolunda aleyhe değiştirme yasağının uygulanamayacağına dair görüşler ileri sürülmüş olmakla beraber "...Hem maddi olay, hem de hukuksal yönden inceleme yapan ve gerektiğinde suçun niteliğinin yanlış belirlendiğine karar verebilen itiraz merciinin adeta bir istinaf yetkisi kullandığı dikkate alındığında, CMK’nın 265. maddesi hükümlerine dayanılmasa bile CMK’nın 283. maddesi hükümleri kıyas yoluyla uygulanarak aleyhte değiştirme yasağının bu yasa yolu bakımından uygulanması lazımdır. Kaldı ki, CMK’nın 265. maddesi bütün yasa yollarına ilişkin bir hüküm olduğundan itiraz yasa yolu bakımından da uygulanma yeteneğine sahiptir." (Seydi Kaymaz, "Ceza Muhakemesinde Aleyhte Değiştirme Yasağı", Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 19, 2013, s. 1420.) düşüncesiyle cezayı aleyhe değiştirme yasağının itiraz kanun yolunda da söz konusu olacağı belirtilmiştir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatine dair hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın, TCK'nın 109/2, 109/3-f maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulduğu, Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/1, 109/3-f, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine dair verilen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara sanık tarafından itiraz edildiği, itiraz merciince sanık hakkında TCK'nın 109/2. maddesi uygulanmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılması sonrasında Yerel Mahkemece sanığın TCK'nın 109/2, 109/3-f ve 62. maddeleri gereği 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılan dosyada; Cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmayıp istisnai bir nitelik taşıması, CMUK'un 326/son maddesinin yanı sıra CMK'nın 307/5. maddelerinde temyiz, CMK'nın 283. maddesinde istinaf, 323/2. maddesinde yargılamanın yenilenmesi ve 309/4. maddesinin (b) bendinde ise kanun yararına bozma yolları yönünden söz konusu ilkenin ne şekilde uygulanacağı ayrıca ve açıkça düzenlendiği hâlde itiraz yoluna ilişkin CMK’nın 267 ila 271. maddeleri arasında böyle bir düzenlemeye yer verilmemesinin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olması, öte yandan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar, CMK’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, ortada davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan söz edilememesi, aynı Kanun'un 231/5. maddesinde belirtildiği üzere hukuken sonuç doğurmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında sanık hakkında hükmedilen bir cezadan bahsedilemeyeceğinden cezanın aleyhe değiştirilmesi ilkesinin uygulanma olanağının bulunmaması, kaldı ki açıklanması geri bırakılan hükme ilişkin sadece sanık veya sanık lehine Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilip itirazın reddiyle kararın kesinleşmesinden sonra CMK'nın 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanması durumunda bu hükme dair sanık aleyhine istinaf (veya temyiz) yoluna başvuruda bulunulması hâlinde de cezayı aleyhe değiştirme yasağının uygulanmasının söz konusu olmaması, ceza muhakemesi hukukunda kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte istisnai normların kıyas yoluyla genişletilememesi karşısında; cezayı aleyhe değiştirme yasağı kuralının itiraz yolunda uygulanma olanağının bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; cezayı aleyhe değiştirme yasağı kuralının itiraz yolunda da uygulanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 24.12.2018 tarihli ve 7422-7718 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden geçerli olarak kapatılmasına ve tüm işlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.06.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 21.06.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
18. Ceza Dairesi, 2019/1834 E., 2019/10413 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267.
18. Ceza Dairesi         2019/1834 E.  ,  2019/10413 K. "İçtihat Metni" KARAR Sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan sanıklar ..., ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/2 ve 62. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile, sanık ...'in ise iki kez 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Büyükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/09/2016 tarihli ve 2015/664 esas, 2016/1030 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/12/2016 tarihli ve 2016/987 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. İstem yazısında; "Dosya kapsamına göre, diğer sanık ...'in Büyükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/09/2016 tarihli kararına yönelik istinaf başvurusunda bulunması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin 24/05/2017 tarihli 2017/706 esas, 2017/1186 sayılı kararı ile anılan kararın bozulduğu anlaşılmakla, istinaf kararında belirtildiği üzere; 1- Gazete ve internet sitesinde yer alan haber içeriğindeki sözlerden, hangilerinin hakaret, hangilerinin adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarını oluşturduğunun ve sanıkların haberin yayınlanmasından dolayı ne surette cezai sorumluluğunun bulunduğunun kabul edildiği denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanıp gösterilmeden, yetersiz gerekçeyle hüküm kurulmasında, Kabule göre de; 2- Hakaret eyleminin, birden çok kişiye karşı ve basın ve yayın yoluyla gerçekleştirildiği kabul edilmesine karşın, TCK'nın 43/2 ve 125/4. maddelerinin uygulama olanağının tartışılmamasında; İsabet görülmemiştir.” denilmektedir. Hukuksal Değerlendirme: 1- 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için, anılan maddenin 6. fıkrasında belirtilen objektif ve subjektif koşulların bulunması ve öncelikle sanığın isnad edilen suçu işlediğinin yapılan yargılama sonucu belirlenmesi gerekmektedir. CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet Savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet Savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. CMK’nın itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, O Yer Cumhuriyet Savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet Savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nın 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir. 5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır. Ceza Genel Kurulu’nun 14/10/2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda; katılanlar Büyükçekmece Belediyesi çalışanları olup, Gazete İstanbul adlı gazetede 12.02.2015 tarihli nüshasında "28 lik liste Başsavcılıkta" başlığı ile bir haber yapılmıştır. Söz konusu haberde, "... Büyükçekmece Belediyesi pazarlık usulü Yaptığı İhalede Altı Günlük Firmayı tek başına davet ederek 100 Bin 34 TL lik adrese teslim Ballı ihaleyi Peşkeş Çekti, 28 lik liste Başsavcılıkta,... birçok ihalede usulsüzlük yapıldığı ileri sürülürken, özellikle pazarlık usulü gerçekleştirilen bazı ihalelerde iltimas geçildiği ihale detaylarının araştırılmasıyla kesinleşti ..28 Belediye Personeli hakkında ihaleye fesat karıştırma, zimmet ve ihalelerde usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle soruşturma açılmasının talep edilmesi, önümüzdeki günlerde yeni gelişmelerin baş göstereceğinin habercisi durumunda....” şeklindeki beyanlara yer verildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki, haber içeriğinde yer verilen ifadelerin rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte, haberde yer alan ifadelerin ve haber başlığının, Anayasa ve AİHS ve AİHM içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10. maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHM içtihatlarında, basın, toplumun sözcülerinden biri olarak kabul edilmekte ve herkesin kamuoyunu ilgilendiren bilgileri edinme hakkı bulunduğu düşüncesiyle, kamuoyunu ilgilendiren konulara dair bilgi ve fikirleri vermeyi sağlayan basın özgürlüğüne ayrı bir önem atfedilmektedir. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürülğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. Sonuç olarak, yazıda kullanılan bazı ifadeler olgusal bir temele sahip değer yargısı niteliğine sahiptir. Bu itibarla somut bir fiil ya da olgu isnat etmek şeklinde kabul edilemezler. Birtakım ifadeler ise somut bir olguya işaret etmekle birlikte, yazı içeriği gerçek bilgilere dayanmakta ve bu bilgilerle diğer kişilerin aldatılması amaçlanmamaktadır. AİHM içtihatlarında da belirtildiği üzere, özellikle gazeteciler bir dereceye kadar abartma hakkına sahiptirler. Yazı içeriğindeki ifadeler, söylendiği yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde katılanların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğindedir. Aksi düşünce, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurularak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür. Yukarıda yer verilen Ceza Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, itirazı inceleyen mercii tarafından hem usul hem esas yönünden inceleme yaparak, açıklanan gerekçelere göre itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır. 2- Kabule göre de; a) 5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun’un 4. fıkrasında da “Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.” hükmü düzenlenmiştir. Aleniyet hakaret eyleminin herkesin duyabileceği, görebileceği ve sayısı belli olmayan birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması anlamına gelmektedir. Aleniyet nedeniyle artırım yapılmasının amaçlarından biri mağdurun onur ve şöhretinin, fiili başkalarının duyması veya duymasına açık olması nedeniyle daha fazla zarar görmesi diğeri ise hukuka aykırılık teşkil eden fiilin bizatihi aleni olarak icra edilmesidir. İnceleme konusu somut olayda; sanıkların, hakaret eylemlerini gazetede gerçekleştirmeleri karşısında, aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin tartışılmaması hukuka aykırıdır. b) 5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” şeklinde zincirleme suç tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan, aynı nev’iden fikri içtima kuralı düzenlenmiştir. İnceleme konusu olayda; sanıkların hakaret eylemlerini, birden fazla kişiye karşı bir suç işleme kararı kapsamında tek bir fiil ile gerçekleştirmeleri karşısında, TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması hukuka aykırıdır. Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, 1- Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/12/2016 tarihli ve 2016/987 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 2- Aynı Kanun maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 12/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2017/19084 E., 2017/28185 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nun 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267.
4. Ceza Dairesi         2017/19084 E.  ,  2017/28185 K. "İçtihat Metni" Kamu görevlisine hakaret ve basit tehdit suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda, kamu görevlisine hakaret suçundan beraatine, basit tehdit suçundan dolayı ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-2. cümle, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine dair İzmir 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/04/2017 tarihli ve 2016/857 esas, 2017/218 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin mercii İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2017 tarihli ve 2017/790 Değişik İş sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 26/09/2017 gün ve 94660652-105-35-8412-2017-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/10/2017 gün ve 2017/55413 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi: Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede; 5271 sayılı Kanun’un 253/3. maddesinde yer alan, “Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın basit tehdit suçunu kamu görevlisine hakaret suçu ile birlikte işlediği cihetle uzlaştırma kapsamında olmadığı gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde sanığın kamu görevlisine hakaret suçundan dolayı beraatine karar verilmesi nedeniyle, basit tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında kaldığından bahisle bu suç yönünden uzlaştırma işlemleri yapılmadığı gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA I-Olay: Kamu görevlisine hakaret ve basit tehdit suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda, kamu görevlisine hakaret suçundan beraatine, basit tehdit suçundan dolayı ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-2. Cümle, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine dair İzmir 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/04/2017 tarihli ve 2016/857 esas, 2017/218 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin mercii İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2017 tarihli ve 2017/790 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 253/3. maddesinde yer alan, “Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın basit tehdit suçunu kamu görevlisine hakaret suçu ile birlikte işlediği cihetle uzlaştırma kapsamında olmadığı gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde sanığın kamu görevlisine hakaret suçundan dolayı beraatine karar verilmesi nedeniyle, basit tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında kaldığından bahisle bu suç yönünden uzlaştırma işlemleri yapılmadığı gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği görüşüyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır. II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı: CMK'nın 253/3. maddesindeki “Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” biçimindeki düzenleme karşısında; sanığın birlikte işlediği iddia olunan kamu görevlisine hakaret ve sair tehdit suçlarından yapılan yargılama sonucunda, uzlaştırma kapsamında bulunmayan kamu görevlisine hakaret suçundan beraat kararı verilmesi durumunda, sair tehdit suçundan uzlaştırma yapılmasının gerekip gerekmediğinin ve bu bağlamda mercii İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2017 tarihli ve 2017/790 Değişik İş sayılı kararında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III- Hukuksal Değerlendirme: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının hukuki niteliği: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Kanunun 40. maddesiyle 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle denetim süresindeki farklılık hariç olmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tâbi kılınmıştır. Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunla 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. ./.. .3. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara yönelik itirazda merciin görevi: 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için, anılan maddenin 6. fıkrasında belirtilen objektif ve subjektif koşulların bulunması ve öncelikle sanığın isnad edilen suçu işlediğinin yapılan yargılama sonucu belirlenmesi gerekmektedir. CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nun 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. CMK’nın itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nun 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir. Uzlaştırmaya ilişkin düzenleme: 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma hükümleri yeniden düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendine mevcut (2) ve (3) numaralı alt bentlerden sonra gelmek üzere (3), (5) ve (6) numaralı alt bentler eklenmiştir.Bu bentlere göre, tehdit (madde 106, birinci fıkra), hırsızlık(madde 141), dolandırıcılık (madde 157) suçları uzlaşma kapsamına alınmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile "ibaresi madde metninden çıkarılmış, aynı fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması halinde uzlaştırma hükümleri uygulanmaz"şeklindeki düzenlemede bir değişiklik yapılmamıştır. İncelenen dosyada; Suç tarihi itibariyle sabıkasız olan sanığın, 16.06.2016 tarihinde katılanlar Kübra Tepeçalı ve Hakan Mercanoğlu'na karşı işlediği iddia olunan kamu görevlisine hakaret ve sair tehdit suçlarından dolayı, TCK'nın 125/3-a ve 106/1-2. cümle maddeleri uyarınca iki kez cezalandırılması için kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde 05.04.2017 tarihinde kamu görevlisine hakaret suçlarından ve katılan Kübra Tepeçalı'ya yönelik sair tehdit suçundan beraatine, katılan Hakan Mercanoğlu'na yönelik sair tehdit suçundan ise TCK'nın 106/1-2. cümle, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, gerekçeli kararın katılan Hakan Mercanoğlu vekiline 10.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği, Katılan Hakan Mercanoğlu vekili tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara süresinde itiraz edildiği, Kübra Tepeçalı'nın beraat kararlarına yönelik istinaf talebinin bulunmadığı, katılan Hakan Mercanoğlu vekilinin 06.06.2017 tarihli istinaf talebinin ise süresinde olmadığından Yerel Mahkeme tarafından reddine karar verildiği, ret kararının katılan vekiline tebliğ edildiği ve bu karara yönelik istinaf talebinde bulunulmadığı, Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara yönelik itiraz üzerine, mercii İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2017 tarihli ve 2017/790 Değişik İş sayılı kararıyla "Mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede sanığın müşteki Kübra’ya kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ve sair tehdit, müşteki Hakan’a kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ve sair tehdit suçlarını işlediğinin iddia olunması, suç tarihi olan 16/06/2016 tarihinde yürürlükte bulunan CMK.nun 253. maddesinin kapsamı ve TCK.nun 125/1-3.a maddesinde düzenlenen suçun şikayete bağlı olmaması nedeniyle suçların uzlaştırmaya tabi olmadığı, Ancak hüküm tarihinden önce 02/12/2016 tarihli Resmi Gazetede yayamlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile CMK.nun 253. maddesinin 1. fıkrasına eklenen 3. bent ile TCK.nun 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alındığı, CMK.nun 253.maddesinin 3. fıkrasında “Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” düzenlemesi bulunmaktaysa da; Mahkemece uzlaştırma kapsamına girmeyen hakaret suçlarının işlediği sabit görülmediğinden CMK.nun 223/2.e maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verilerek, sanık hakkında sadece katılan Hakan’a karşı tehdit suçundan hüküm kurulduğu, beraat kararlarının da kesinleştiği, bu şekilde hüküm tarihinden önce uzlaştırma kapsamına alınan tehdit suçundan CMK.nun 253/3. maddesi gereği uzlaştırma işlemi yapılmasına engel olan hakaret suçunun kalmadığı, CMK.nun 254/1-2. maddesi gereği mahkemece uzlaştırma işlemi yaptırılmasının yasal zorunluluk olduğu" biçimindeki gerekçeyle itirazın kabulüne karar verildiği, bu kararın kesin nitelikte olduğu, Anlaşılmıştır. Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; Sanığa isnat edilen suçların, CMK'nın 253/3. maddesi kapsamında birlikte işlendiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Çözülmesi gereken sorun, hüküm kurulurken uzlaştırma kapsamında olmayan suçtan beraate hükmolunması halinde, sübutunda sorun olmayan ve müstakilen uzlaştırma kapsamında olan suçla ilgili nasıl bir yol izleneceğidir. Bu bağlamda, her iki suçtan yargılama devam ederken hakimin uzlaştırmaya tabi olacağını öngördüğü suçla ilgili olarak dosyayı soruşturma bürosuna göndermesi veya bu düşünceyle tefrik kararı vermesi durumunda, uzlaştırma kapsamında olmayan suç açısından beraat kararı verileceği izlenimi oluşabileceği cihetle, bu hususun ihsası rey olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin belirlenmesi gerekir. Bu sorunun CMKnın 226. maddesinde düzenlenen ek savunma konusuyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Anılan madde "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafiie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." biçimdedir. Maddeden de anlaşılacağı üzere suçun hukuki niteliği değişir ya da cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirir durumun ortaya çıkması halinde hakim sanık ya da müdafiine ek savunma hakkı tanıyacaktır ancak, bu durum yasal düzenleme nazara alındığında hakim açısından ihsası rey olarak nitelendirilemeyecektir. Bu düzenlemeye kıyasen, uzlaştırmaya tabi olan bir suçla uzlaştırmaya tabi olmayan bir suçun yargılaması devam ederken, hakimin uzlaştırmaya tabi olacağını öngördüğü suçla ilgili olarak dosyayı soruşturma bürosuna göndermesi veya bu düşünceyle tefrik kararı vermesi durumunda uzlaştırma kapsamında olmayan suç açısından ihsası reyde bulunduğundan bahsedilemeyecektir. Çözülmesi gereken bir diğer husus da "suçun işlenmiş olması" halinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlenmesidir. Anayasanın 38/4. maddesinde, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmiştir. Yine AİHS'in 6. maddesinin ikinci fıkrasında "bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır" denilmiştir. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın isnat edilen suçu işlediğine hükmedilmesi ve bu hükmün kesinleşmesi durumunda, suçun işlendiğinden bahsedilebilecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; TCK'nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasının a bendinde düzenlenen kamu görevlisine hakaret suçu müstakilen uzlaştırmaya tabi değildir. Yine sanığa isnat edilen anılan Yasanın 106. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçu müstakilen uzlaştırmaya tabidir ancak, somut olayda kamu görevlisine hakaret suçuyla birlikte işlenmesi nedeniyle CMK'nın 253/3. maddesindeki düzenleme uyarınca uzlaştırma kapsamı dışında kalmıştır. Yapılan yargılama neticesinde ise, sanığın kamu görevlisine hakaret suçundan beraatine hükmolunup, mercii kararından ve kanun yararına bozma talebinden önce kesinleşmesi nedeniyle bu suçun işlendiğinden bahsedilemeyeceği için, sair tehdit suçu yönünden de uzlaştırmaya engel olan CMK'nın 253/3. maddesinin uygulanma olanağı kalmayacak ve bu suç yönünden CMK'nın 254. maddesi gereğince uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerekecektir. Bu nedenlerle itirazın kabulüne ve anılan kararın kaldırılmasına ilişkin mercii İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2017 tarihli ve 2017/790 Değişik İş sayılı kararında isabetsizlik bulunmamaktadır. IV-Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden bozma isteminin, CMK'nın 309. maddesi gereğince REDDİNE, 15/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
18. Ceza Dairesi, 2017/374 E., 2017/1183 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267.
18. Ceza Dairesi         2017/374 E.  ,  2017/1183 K. "İçtihat Metni" Hakaret suçundan sanık ...’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1 ve 62. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/06/2016 tarihli ve 2015/604 esas, 2016/440 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/07/2016 tarihli ve 2016/846 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28/12/2016 gün ve 400594 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi. İstem yazısında; “ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarih ve 2013/15 sayılı ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12/09/2013 tarihli ve 2012/28099 esas, 2013/22065 sayılı ilamlarında, mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği hallerde dahi itiraz merciinin hem maddi olay hem de hukuki yönden inceleme yapabileceğinin belirtildiği, Yine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 09/09/2015 tarihli ve 2015/17216 esas, 2015/24958 sayılı ilamında da, vekalet ücretine hükmedilmemesi sebebiyle yapılan itirazının merciin sınırlı denetim yapma yetkisi bulunduğundan bahisle reddedilmesi üzerine söz konusu bu hükmün bozulmasına karar verildiği, Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 26/02/2015 tarihli ve 2013/6217 başvuru sayılı kararında "Kanuni düzenlemeler ve içtihat karşısında başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi, ilgili yasal mevzuatın lafız ve amacına açıkça aykırı olup, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." şeklinde belirtildiği, Yukarıdaki bahsi geçen kararlarla birlikte, 1136 Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1. maddesi gereğince, kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine vekalet ücreti tayin olunması gerektiği şeklindeki hükümleri gereğince, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi karşısında, vekili bulunan katılan lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Hükümleri gereğince vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın bu nedenle kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. ” denilmektedir. Hukuksal Değerlendirme: 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168.maddesinin 1.fıkrasında "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler." 2.fıkrasında "Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir.” hükümlerine yer verilmiş, 5271 sayılı CMK'nın 324. maddesinin 1.fıkrasında "Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir." 2.fıkrasında, “Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir." hükümleri düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için, anılan maddenin 6. fıkrasında belirtilen objektif ve subjektif koşulların bulunması ve öncelikle sanığın isnad edilen suçu işlediğinin yapılan yargılama sonucu belirlenmesi gerekmektedir. CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. İnceleme konusu somut olayda; katılan vekilinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik mahkeme kararına, katılan lehine tesis edilen vekalet ücretine yönelik hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, vekalet ücretiyle ilgili kısmın yargılama giderine ilişkin olduğu bu suretle vekalet ücreti açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılamayacağı gerekçesiyle itirazda bulunması üzerine, itirazı inceleyen mercii tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği görülmektedir. Yerel Mahkemece kurulan hükümde, katılan lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre vekalet ücretine hükmedildiği, vekalet ücretinin yargılama giderleri kapsamında değerlendirilen bir husus olduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın vekalet ücretinin tahsiline engel bir durum oluşturmadığı, ayrıca, gerekçeli karar kapsamı incelendiğinde, hükmedilen vekalet ücretine ilişkin ayrıca tesis edilmiş bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunmadığı, bu suretle itirazı inceleyen merciinin itirazın reddine ilişkin kararı hakkında kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir. Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 06.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre itiraz incelemesiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Merci, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirim yapabilir.
B) Tutuklama kararına itirazda savcı görüşü alınırsa şüpheliye 5 gün süre verilir.
C) İtiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir.
D) İtiraz yerinde görülürse merci, işin esası hakkında da karar verir.
E) Merciin kararları kesindir (ilk defa verilen tutuklama hariç).