5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 273

Ceza Muhakemesi Kanunu 273. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 273 – (1) İstinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. [116] (2) (Mülga:2/3/2024-7499/18 md.) (3) (Değişik: 18/6/2014-6545/75 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurabilirler.116 (4) Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz. (5) Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.116 Eski hâle getirme süresi içinde istinaf süresinin işlemesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

82 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2023/1410 E., 2023/5677 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı; "CMK'nun 273/1. maddesinde düzenlenen istinaf başvuru süresinin hükmün tefhim edildiği tarihten mi başlayacağı yoksa tebliğ edildiği tarihten mi başlayacağı hususunda yargısal makamlarca farklı kararlar verilmesi üzerine, hak arama özgürlüğünün ...
8. Ceza Dairesi         2023/1410 E.  ,  2023/5677 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR Y A R G I T A Y İ L Â M I I. HUKUKİ SÜREÇ ... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı; "CMK'nun 273/1. maddesinde düzenlenen istinaf başvuru süresinin hükmün tefhim edildiği tarihten mi başlayacağı yoksa tebliğ edildiği tarihten mi başlayacağı hususunda yargısal makamlarca farklı kararlar verilmesi üzerine, hak arama özgürlüğünün ... bir şekilde kullanılabilmesi için bu konudaki farklı yargısal kararların hangisinin uygulanacağının belirlenmesini sağlamak amacıyla başvuruda bulunma zorunluluğu hasıl olmuştur" denilmek suretiyle 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35/3, 40/6. maddeleri gereğince ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından benzer konularda verilmiş olan hükümler arasındaki uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir. 2. ... Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 07.04.2023 tarihli ve 2023/1 sayılı kararı ile: "Hem Kurulumuz görev alanındaki bir kısım Ceza Daireleri, hem de diğer yer Bölge Adliye Mahkemeleri bir kısım Ceza Dairelerinin kararları arasında, istinaf süresinin tefhimle mi yoksa tebliğle mi başlayacağı hususunda kesin mahiyette farklı kararların bulunduğu, bu haliyle uyuşmazlık bulunduğu anlaşıldığından farklılığın ortadan kaldırılması ve uygulamada birlik sağlanması için uyuşmazlığın giderilmesinin istenmesine" karar vermiştir. II. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI: 1. ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 22.12.2022 tarihli ve 2022/171 D. ... sayılı kararı ile; "Anayasa Mahkemesinin 14/09/2022 tarih ve 2019/12803 başvuru numaralı kararı karşısında, sanığa ya da müdafiine kısa karar tefhim edilse bile gerekçeli karar tebliğ olunduktan sonra istinaf süresinin başladığının, aksi durumun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekeceği, ... bu kamu davasında ilk derece mahkemesince gerekçeli kararın sanık müdafiine tebliğ edilmediği, dolayısıyla bu açıdan başvurunun süresinde olduğunu kabul etmekte hukuki ve vicdani zorunluluk bulunduğu" şeklindeki gerekçelerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin ....12.2022 tarih ve 2022/3130 Esas, 2022/2689 Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiği, 2. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 08.03.2022 tarihli ve 2023/6 D.... sayılı kararı ile: ''ilk derece mahkemesi kararının sanığa 20/12/2022 tarihinde yüzüne karşı verildiği, usulüne uygun olarak tefhim olunduğu, buna göre istinaf süresinin 27/12/2022 tarihinde dolduğu, sanığın 28/12/2022 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurduğu, dolayısıyla sanığın 7 günlük süreden sonra istinaf kanun yoluna başvurduğu, istinaf başvurusunun reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince verilen kararın CMK'nun 273/1 maddesindeki düzenlemeye uygun olduğu" belirtilerek ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 02.02.2023 tarih, 2023/54 Esas ve 2023/121 Karar sayılı kararına yönelik itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. III. UYUŞMAZLIK HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.05.2023 tarihli ve UG-2022/52883 sayılı Tebliğnamesinde; 696 sayılı KHK'nın 92 nci maddesinin ikinci fıkrası ile değişik 5235 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi uyarınca; ... Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 07.04.2023 tarih ve 2023/1 sayılı kararına istinaden, ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 08.02.2023 tarih ve 2023/1 sayılı kararı ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 22.12.2022 tarih ve 2022/171 sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın, "istinaf kanun yolu başvuru süresinin hükmün açıklanmasından (tefhimden) itibaren başlayacağına dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin kararı yönünde giderilmesi" talep edilmiştir. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; istinaf kanun yolu başvuru süresinin tefhimle mi yoksa gerekçeli kararın tebliğinden sonra mı başlayacağına ilişkindir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesi kararı sanığa ya da müdafiine tefhim edilmiş olsa bile istinaf başvuru süresinin gerekçeli kararın tebliğ edilmesi ile başlayacağı gerektiği görüşündedir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ise, istinaf başvuru süresinin ilk derece mahkemesi kararının sanığa tefhim olunduğu tarihten başlayacağı gerektiği görüşünde, olup her iki daire arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. B. İlgili Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesine göre; Adil yargılanma ... (1) Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ... güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basma ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir. (2) Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak ... oluncaya kadar suçsuz sayılır. (3) Her sanık, en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek; e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak. ... Cumhuriyeti Anayasası'nın 13 üncü maddesine göre; Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ''Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." ... Cumhuriyeti Anayasası'nın 36 ncı maddesine göre; Hak arama hürriyeti “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” ... Cumhuriyeti Anayasası'nın 90 ıncı maddesine göre; Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma ... Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, ... Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ... içinde ... Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur. Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmaların ... Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz. ... kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. ... Cumhuriyeti Anayasası'nın 141 inci maddesine göre; Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur. Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34 üncü maddesine göre; (1) Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir. (2) Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35 inci maddesine göre; (1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir. (2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur. (3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 230 uncu maddesine göre; Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ... sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu ... görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ... sürülen istemleri de dikkate alarak, ... Ceza Kanunu'nun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 232 nci maddesine göre; Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar (1) Hükmün başına, "... Milleti adına" verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi ve varsa karşı oy gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) (Değişik: 24/11/2016-6763/31 md.) Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan hâkim ölür veya herhangi bir sebeple kararı imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur. (6) Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 273 üncü maddesine göre; (1) İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Hüküm, istinaf yoluna başvurma ... olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar. Anayasa Mahkemesinin 14.09.2022 tarihli ... ... ve .... ... Başvurusu hakkındaki kararı ile; "40. Başvuruya konu olayda derece mahkemelerinin kısa kararında gerekçeye yer verilmeyip sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği anlaşılmıştır. Nitekim kısa kararlarda da (bkz. § 10) karara ilişkin ayrıntıların gerekçeli kararda gösterileceği ifade edilmiştir. 41. Somut olayda istinaf başvuru süresinin yukarıda yer verilen Kanun hükmüne göre tefhim veya tebliğden itibaren on gün olduğuna ilişkin duraksama bulunmamaktadır. Duraksama sürenin hangi durumda tefhimden hangi durumda tebliğden başlatılacağı hususundan kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Nihal Uslukol kararında da belirtildiği üzere gerek ilgili Kanun hükmü ve gerekse buna ilişkin Yargıtay içtihadına göre gerekçesi açıklanmamış bir hüküm tefhim edilmiş bir hüküm sayılmamakta ve dolayısıyla gerekçeli karar tebliğ ya da tefhim edilmeden kanun yoluna başvurma süresi başlamamaktadır. Nitekim başvuruya konu kararlarda da tefhimde İcra Mahkemelerinin gerekçesi açıklanmadığı için hükme karşı başvurucular tarafından tebliğinden itibaren on gün içinde kanun yoluna başvurulmuştur. 42. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında somut olay değerlendirildiğinde başvurucuların kısa kararla birlikte kararın gerekçesini öğrenemediği, dolayısıyla karar gerekçesini bilmeyen başvuruculardan kısa kararın tefhiminden itibaren istinaf kanun yoluna başvurmalarını beklemenin başvuruculara ağır bir külfet yüklediği anlaşılmıştır. Bu durumda kanun yolu mercilerinin somut olayın koşullarında istinaf süresini, İcra Mahkemeleri tarafından karar gerekçesi açıklanmadan tefhim tarihinden itibaren başlatmasına ilişkin yorumlarının öngörülemez nitelikte olduğu, başvurucuların katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. Başvurucu olan tarafların kısa kararla birlikte kararın gerekçesini öğrenemediğinden istinaf isteklerinin süreden reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır." Değerlendirme Hüküm, bir muhakemenin sonucunda verilen ve uyuşmazlığı çözen bir karar olup kararın gerekçesi ile birlikte taraflara usulüne uygun tefhim veya tebliğ edilmek zorundadır. İstinaf kanun yolu başvuru süresinin yukarıda yer verilen Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 273 üncü maddesine göre 7 gün olduğu belirlenmiş olup hüküm yüze karşı verilmiş ise tefhim tarihinden, yokluğunda verilmiş ise tebliğ tarihinden itibaren istinaf kanun yolu süresi başlamakta olup bu konuda Yargıtay içtihatlarında bir farklılık bulunmamaktadır. Kanun hükmü açık olmakla birlikte; mahkemelerce tefhim edilen kararlar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Çoğu mahkeme kararında, kararın ana hatları ile gerekçelerinin yazılmadığı sadece hüküm fıkrasının yer aldığı uygulamadan bilinmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 230 uncu ve 232 nci maddelerine göre hazırlanan hükmün aynı Yasanın 231 inci maddesinin birinci fıkrası gereği duruşma tutanağına geçirildikten sonra gerekçesinin ana çizgileriyle taraflara anlatılması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin yukarıya alınan kararında da ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, tefhim olunan ve duruşma tutanağına geçirilen kararda, kararın gerekçeleri yer almış ise istinaf süresinin tefhim tarihinden başlayacağı, aksi halde sürenin gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren başlayacağı açıktır. Uygulamada birçok mahkemenin tefhim edilen kararlarında, kararın gerekçelerine yer verilmediği ve gerekçelerin yazılacak kararda yer alacağının belirtildiği görülmektedir. Tarafların gerekçesi açıklanmayan kararın gerekçelerini bilmesi beklenemeyeceğinden istinaf süresinin bu tarihten başlatılması adil yargılanma ... ve mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurur. V. KARAR 1. 5237 sayılı Kanun'un 273 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm tarafların yüzüne karşı gerekçeleri ile birlikte açıklanmışsa istinaf süresinin tefhim tarihinden itibaren, gerekçeleri ile açıklanmayıp sadece kısa kararın açıklandığı kararlar yönünden ise; istinaf süresinin tebliğden itibaren başlayacağının kabulü ile; 5235 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca kısmen ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE, 2. Dosyanın talepte bulunan ... Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine, 3. Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 04.07.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Ceza Dairesi, 2022/17802 E., 2023/3504 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı Kanun'un istinaf istemi ve süresi başlıklı 273 üncü maddesinin 4 üncü bendi “Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin ned
7. Ceza Dairesi         2022/17802 E.  ,  2023/3504 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1843 E., 2021/2174 K. SUÇ : 6831 sayılı Orman Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın mahkûmiyetine ilişkin hüküm TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ :Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.01.2020 tarihli ve 2018/350 Esas, 2020/87 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 6831 sayılı Orman Kanunu'na (6831 sayılı Kanun) muhalefet suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir. 2.Katılan ... İdaresi vekilinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 11.10.2021 tarihli ve 2020/1843 Esas, 2021/2174 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak sanık hakkında 6831 sayılı Kanun'un 93 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası, aynı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 10 ... hapis cezasından çevrilen 6.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteği, ilk derece Mahkemesince verilen beraat kararında usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığına, delil ve işlemlerde eksiklik olmadığına ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1.Davanın dayanağını oluşturan suç tutanağına göre, orman muhafaza memurları tarafından yapılan kontrolde orman alanında 3689 m2 lik yerde açma yapıldığı, çevre ormanların kapalılığına bakılarak 21 adet kızılçam ağacına zarar verildiği tespit edilmiştir. 2.10.07.2013 tarihli ecrimisil ihbarnameleri, 14.08.2013 tarihli tutanak, 16.08.2013 tarihli İl, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün yazı cevabı suretleri dosyada mevcuttur. 3.Orman İdaresinin suça konu yerde orman kadastrosunun kesinleştiğine dair 16.04.2018 tarihli yazısı dosyada mevcuttur. 4.Mahallinde yapılan keşif sonucu fen ve orman bilirkişileri tarafından düzenlenen 22.10.2019 tarihli raporda suça konu 3690 m2 lik alanın kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde olduğu, açma yapılan taşınmaz kenarında dip kökler olduğu ve çevre ormanların kapalılığından açma yapılan alanda 21 adet kızılçam ağacına zarar verildiğinin anlaşıldığı, suça konu yerde keşif günü itibarıyla tek yıllık otsu bitkilerin olduğu, iş makinesi ile diri örtü köklerinden sökülerek doğal orman örtüsünün gelip yerleşmesinin engellendiği tespit edilmiştir. 09.01.2020 tarihli ek raporda uydu fotoğrafları üzerinden yapılan incelemede suça konu yerde 2010 yılı görüntüsünde taraçalama yapılmadığı, 2011 yılında bitki örtüsünün kaldırılmaya başlandığı, 2014 yılı görüntüsünde taraçalama yapıldığı, 2019 yılı görüntüsünde taraçalama yapılan yeri sürülü olmadığı belirtilmiştir. 5.Sanık aşamalarda, annesinin yıllardır kullandıklarını belirttiği yeri düzenlediklerini, yapılan işlemlerin sadece masrafını karşıladığını, suç işleme amacının olmadığını beyan etmiştir. 6.İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanığın 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Sanığın Ağustos 2013 tarihi itibarıyla Antakya Kisecik mevkinde 319 numaralı ... ormanı bölmesinde 15.03.2016 tarihinde kesinleşen orman kadastro çalışmaları neticesinde de orman olarak tespit ve tescil edilen 3690 metrekarelik orman alanını Ağustos 2013 tarihi itibarıyla üzerinde bulan bitki örtüsünü temizleyerek tarıma elverişli hale getirdiği hakkında düzenlenen suç tutanağı içeriği, mahallinde yapılan keşifte elde edilen bilgiler, orman mühendisi ve fenni bilirkişilerin raporları ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı, bilirkişilerin dosyaya ibraz ettikleri suça konu yere ait 2010 ve 2011 yılına ait uydu görüntülerinden suça konu alan içerisinde bulunan ve çevre orman örtüsüyle bütünlük arzeden ağaç kümelerinin 2014 yılı uydu görüntülerinde ve keşif sırasında suça konu yerde bulunmadığı tespit edildiği, yine bilirkişi raporunda suça konu yerin kenarında bulunan dip köklerden sahadan iş makinleriyle doğal orman örtüsünün temizlendiğinin tespit edildiği, her ne kadar sanık, suça konu yerin atalarından kaldığını, izin alarak tesviye yaptığını, 2016 yılında orman kadastrosu geçip saha orman olarak tespit edildikten sonra bir müdahalesinin olmadığını savunmuş, buna ilişkin aynı mevkide toplam 1762 m2 lik alan için ecrimisil tahakkukuna ilişkin 10.07.2013 tarihli iki belge ile, İl, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 16.08.2016 tarihli, daha önce yapılmış talebe istinaden 5403 sayılı Kanun kapsamında yine aynı toplam 1762 m2 alanda tesviye yapılmasında bir sakınca bulunmadığı yönünde yazı ibraz etmiş ise de; suça konu sahanın izin talep edilen ve tesviyesinde sakınca olmadığı bildirilen sahadan iki katı daha geniş olduğu, tesviye sırasında sahada çevre ormanlarda kendiliğinden yetişen ağaçların bulunduğu, bu ağaçların orman sahasında olmasalar bile kesiminin orman idaresine bildirilmesi gerektiği, sahanın tesviye ihtiyacının bir bütün olarak öncesinde tarım alanı olarak kullanılmadığına karine teşkil edeceği gözetildiğinde sanığın eyleminde suç kastı ile hareket ettiği gözetilerek, sanığın 6831 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 6831 sayılı Kanun'un 82 nci maddesi uyarınca aksi sabit oluncaya kadar geçerli bulunan suç tutanağı ile orman alanında açma yapılarak 21 adet ağaca zarar verildiğinin tespit edilmesi, "Olay ve Olgular" başlığı altında ayrıntılarına yer verilen, mahallinde yapılan keşif sonucu orman ve fen bilirkişileri tarafından düzenlenen raporda bilirkişi raporlarında suça konu yerin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kaldığının, diri örtünün köklerinden sökülerek doğal orman örtüsünün yerleşmesinin engellendiğinin tespiti ve tüm dosya kapsamına göre sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 11.10.2021 tarihli ve 2020/1843 Esas, 2021/2174 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 7. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 10.04.2023 tarihinde karar verildi. (Karşı düşünce) KARŞI DÜŞÜNCE Sanık müdafi “sanık hakkında yerel mahkeme tarafından verilen beraat kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, mahkemece yapılan değerlendirmenin ve varılan sonucun yerinde olduğu kabul edilerek ... Bölge Adliye Mahkemesinin kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesinin kararının onanmasını” temyiz isteğinde dile getirmiştir. Heyetimizin sayın çoğunluğu temyiz dilekçesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 294 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen gerekçeyi taşıdığını kabul ederek hükmü esastan inceleyerek karar vermiştir. 5271 sayılı Kanun'un temyiz nedeni başlıklı 288 inci maddesi “(1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. (2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı 289 uncu maddesi “(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması. c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması. d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi. e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması. f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi. g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi. h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması. i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.” şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un temyiz başvurunun içeriği başlıklı 294 üncü maddesi “(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.” şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un temyiz gerekçesi başlıklı 295 inci maddesinin birinci fıkrası “Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir.” şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un temyiz isteminin reddi başlıklı 298 inci maddesinde “Yargıtay, ..... temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.” şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un temyizde incelenecek hususlar başlıklı 301 inci maddesi “Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.” şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un temyiz isteminin esastan reddi veya hükmün bozulması başlıklı 302 nci maddesi “(1) Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir. (2) Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir. (3) Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir. (4) Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur. (5) 289 uncu madde hükümleri saklıdır.” şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un istinaf istemi ve süresi başlıklı 273 üncü maddesinin 4 üncü bendi “Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.” şeklindedir. Yukarıdaki paragraflarda 5271 sayılı Kanun'un temyiz ile ilgili maddeleri gösterilmiş olup, kanun koyucu temyiz isteğinde bulunulurken CMK’nin 289 uncu maddesinde belirtilen re’sen gözetilecek hukuka kesin aykırılık halleri dışında, temyiz dilekçesinin hukuki bir gerekçeye bağlı olmasını mutlak olarak ifade etmiştir. Bilindiği gibi 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda böyle bir düzenlemeye yer verilmemişken kanun koyucu 5271 sayılı Kanun'da farklı bir düzenleme getirmekle temyiz isteğinde bulunulurken bir disiplin öngörmüştür. Kanun koyucu temyizi bir disipline bağlamakla gelişigüzel yazılan temyiz dilekçelerine bir sınırlama getirmek istemiştir. 5271 sayılı Kanun'un 273 üncü maddesinde istinaf isteminde hiçbir sınırlama olmadığı halde temyiz ile ilgili hükümlerde hukuki gerekçe istenmesi kanun koyucunun amacını açıkça ortaya koymaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 301 inci maddesinde “ Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.” denilmekle temyiz başvurusunda belirtilen nedenlerle sınırlı inceleme yapılacağı vurgulanmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin 3 üncü bendinde “Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir.” denilmiş olmakla temyiz dilekçesinde gösterilen nedenle hükmün bozulmaması halinde diğer bozma nedeni olabilecek 289 uncu madde dışında kalan hukuka aykırılıkların incelenemeyeceği sonucu ortaya çıkmıştır. Kanun koyucu temyiz dilekçesinin hukuki gerekçeler içermesini, temyiz dilekçesinin içeriğine göre sınırlı inceleme yapılmasını istemektedir. Temyiz isteğinin sadece temyiz nedenine bağlı olarak incelenmesi sonucu yapılan temyiz incelemesinde şayet temyiz nedeni yerinde görülmez ise; bozma nedeni olabilecek diğer hususlar incelenemeyecek ancak hukuki gerekçeler içermeyen bir nedene bağlı olmayan muğlak ifadelerle yazılmış temyiz dilekçeleri geçerli kabul edildiğinde, tüm hukuka aykırılıklar incelenmekle bir nedene bağlı ve hukuki gerekçe gösterenler hak kaybına uğrayacaktır. İlk paragrafta ayrıntısına yer verilen temyiz dilekçesi incelendiğinde, temyiz dilekçesinin hukuki bir gerekçe içermediği, 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesi maddesi gereği temyiz isteğinin reddi gerektiği anlaşılmaktadır. Heyetimizin sayın çoğunluğu temyiz dilekçesinin hukuki gerekçeyi içerdiğini kabul ederek hükmün esasını incelemiştir. Heyetimizin sayın çoğunluğunun temyiz dilekçesinin hukuki gerekçe içerdiğine dair görüşüne katılmıyorum.
11. Ceza Dairesi, 2019/7552 E., 2023/9103 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
an doğruya zarar gören şikayetçi kurumun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği sanık hakkında kurulan hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, anlaşılmakla, şikayetçi kurumun 5271 sayılı Kanun'un 273 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca katılan, vekilinin de katılan vekili olarak davaya kabulüne karar verilerek yapılan incelemede,
11. Ceza Dairesi         2019/7552 E.  ,  2023/9103 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/57 E., 2015/622 K. SUÇ :Vergi Usul Kanununa aykırılık HÜKÜM : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Şikayetçi kurum vekilinin 16.03.2015 tarihli katılma talepli dilekçesi ile katılma talebinde bulunduğu ancak talebin karara bağlanmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçtan doğrudan doğruya zarar gören şikayetçi kurumun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği sanık hakkında kurulan hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, anlaşılmakla, şikayetçi kurumun 5271 sayılı Kanun'un 273 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca katılan, vekilinin de katılan vekili olarak davaya kabulüne karar verilerek yapılan incelemede, Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ ... 67. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.10.2015 tarihli ve 2015/57 Esas, 2015/622 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2009 yılında muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan kurum vekilinin temyiz isteği; mahkemece sanık hakkında verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, katılma talepli dilekçenin değerlendirilmediği, mahkemece eksik incelme neticesinde beraat kararı verildiği, beraat kararının bozulması ve re'sen gözetilecek hususlara ilişkindir. III. GEREKÇE 1.Sanığın yargılama konusu eylem için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359 uncu maddesinin a fıkrasının (2) numaralı bendi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. 2. 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin sanığın 07.05.2015 tarihli sorgusu olduğu ve bu tarihten, temyiz inceleme tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle ... 67. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.10.2015 tarihli ve 2015/57 Esas, 2015/622 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/175 E., 2023/624 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
ayetçi olup, davaya katılma talebinde bulunduğu halde mahkemece katılma talebi konusunda bir karar verilmeden kurulan hükmün katılma talebinde bulunan mağdur vekili tarafından süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine istinaf dilekçesinin CMK'nın 273/4. maddesine uygun olduğu CMK'nın 279.
Ceza Genel Kurulu         2021/175 E.  ,  2023/624 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2403-1585 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'in çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Salihli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2017 tarihli ve 250-50 sayılı hükümlerin, mağdure vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda, 07.05.2018 tarih ve 1486-929 sayı ile Salihli Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat hükümlerinin CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına, sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/3-c, 103/4, 43/1, 61/7 ve 53. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis; tehdit suçundan aynı Kanun’un 106/1-1. cümlesi, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. Bu kararın da sanık, sanık müdafii ve sanığın eşi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 03.07.2019 tarih ve 7315-10553 sayı ile; ''...Mağdure vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı usulüne uygun istinaf incelemesinde bulunduktan sonra açılan duruşma sırasında şikayetinden vazgeçtiği için katılması hükümsüz kalan mağdurenin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekirken duruşmaya devamla beraat kararlarının kaldırılarak sanık hakkında mahkumiyet hükümleri kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 11.12.2019 tarih, 2403-1585 sayı ve oy çokluğu ile; "...Müşteki mağdur ... ... soruşturma aşamasında ağabeyi olan sanıktan şikayetçi olmuş, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kovuşturma aşamasında şikayet konusunda bir beyanı alınmamış ise de, müşteki mağdura atanan zorunlu vekilin sanık hakkında 19.01.2017 tarihli celsede şikayetçi olup, davaya katılma talebinde de bulunduğu, mahkemece bu katılma konusunda karar verilmesi gerektiği halde karar verilmediği, müşteki mağdur vekilinin verilen beraat kararına karşı, CMK'nın 237/2. maddesi gereğince istinaf kanun yoluna başvurarak bu hakkını ileri sürmesi buna istinaden de istinaf isteminin kabul edilip, Dairemizce dosya incelenip duruşma açılmasına karar verildiği, dairemizin 29.03.2018 tarihli celsesinde SEGBİS sistemiyle bağlantı kurulan müşteki mağdur ... ...'e şikayetçi olma ve olmamanın sonuçları hatırlatıldıktan sonra sorulduğunda; 'Ben her ne kadar daha önceden sanık hakkında şikayetçi olmuş isem de, şimdi şikayetçi değilim davaya katılmakta istemiyorum' şeklinde beyanda bulunduğu, müşteki mağdur vekilinden sorulduğunda; Müşteki mağdur vekili Av. ...'nın, 'Ben her ne kadar daha önceden sanık hakkında şikayetçi olup katılma talebinde bulunmuş isem de, mahkemecede bu katılma talebimiz konusunda da o aşamada karar verilmemiş ise de, usule uygun olarak hükmü istinaf edip, daireniz önüne gelmesini temin etmiş idim, istinaf dilekçelerimizi aynen tekrar ederiz., ancak mağdurun bu celse sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi ve davaya katılma talebinin olmaması karşısında bizim de bu yönde bir talebimiz yoktur, mahkemenizin takdirine bırakıyoruz' şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmış olup, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Yargıtay Ceza Dairelerinin birçok emsal içtihatlarında kabul edildiği üzere 15 yaşını tamamlayan mağdurun şikayet ve davaya katılma hakkının kendisine ait olacağı nazara alınarak katılma konusunda karar verilmesine gerek olmadığına oy birliğiyle karar verilerek açık yargılamaya devam olunduğu anlaşılmıştır. Dairemizde yapılan duruşmada, müşteki mağdur veya vekilinin istinaf talebinden vazgeçtiklerine dair herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi sanığın üzerine atılı tehdit ve cinsel istismar suçlarının da şikayete tabii olmadığı; [...] sanık hakkında soruşturma aşamasında şikayetçi olan mağdurenin ve vekilinin kovuşturma aşamasında sanık hakkında 19/01/2017 tarihli celsede şikayetçi olup, davaya katılma talebinde bulunduğu halde mahkemece katılma talebi konusunda bir karar verilmeden kurulan hükmün katılma talebinde bulunan mağdur vekili tarafından süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine istinaf dilekçesinin CMK'nın 273/4. maddesine uygun olduğu CMK'nın 279. maddesine göre de süresinde yapıldığı, Bölge Adliye Mahkemesi'nce incelenecek kararlardan olduğu ve başvuranın buna hakkı olduğunun, CMK'nın 237/2. maddesi gereğince anlaşılması üzerine CMK'nın 280. maddesi gereğince yapılan incelemesi sonucunda aynı kanunun 280/1-g maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılmasına karar verilmiş, CMK'nın 281 ve 282. maddeleri gereğince kanunda gösterilen istisnalar dışında duruşma hazırlığı ve duruşma yapılarak kanuna uygun şekilde hüküm kurulmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki Yargıtay 14. Ceza Dairesi 03/07/2019 tarih, 2018/7315 ve 2019/10553 sayılı kararında dairemizce kabul edildiği üzere, İstinafın süresinde, istinaf talebinde bulunanın buna hakkı olduğu ve verilen mahkeme hükmünün istinafa tabi bir hüküm olduğu kabul edilmiştir. Daire bunu da 'Mağdur vekilinin İlk Derece Mahkemesi Kararına karşı usulüne uygun istinaf incelemesinde bulunduktan sonra' diyerek bozma kararında bu hususu açıkça belirtmiştir. [...] Ayrıca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin kararında kabul edildiği gibi katılanın şikayetten vazgeçmesinin katılmayı ortadan kaldırıp yapılan istinaf ya da temyiz talebinden de vazgeçme olarak kabul edilecek ise de; CMK'nın 281. Maddesinde duruşma hazırlığı, 282. Maddesinde de buna ilişkin istisnalar düzenlenmiştir. CMK'nın 282/1. maddesinin 1. bendine göre duruşma açıldığında istisnalar dışında kanunun duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanacaktır. CMK'nın 282/1-a,b,c,d,e ve f bendlerinde duruşmaya ve karara ilişkin olarak gösterilen istisnalar içerisinde istinaf duruşmasında kovuşturma aşamasına geçildikten sonra hükmü istinafa getirenlerin istinaf taleplerinden vazgeçmesi ya da Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma kararında kabul ettiği şekilde hükmü istinafa getiren katılanın şikayetten vazgeçmesinin katılmasını hükümsüz kılıp, yapılan istinaf isteminin reddine dair karar verileceğine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Böyle bir hükmün düzenlenmesi ya da kabulü kovuşturmaların hükmü istinafa getiren tarafların keyfine göre yapılması ya da yapılmaması anlamına gelip, ceza yargılama hukuku açısından bu hususun bu şekilde kabulü mümkün değildir. Mahkemeler tarafların keyfine göre kovuşturma yapan makamlar değildir. Davanın suçtan zarar göreni ya da mağdurun sanık hakkında şikayetçi olması, davaya katılmak istemesi ya da istememesi ile davanın tarafı olan katılan ya da sanığın kanun yollarına başvurması ya da başvurulan kanun yollarından vazgeçmesi tabiki mümkündür. Ancak belirtmek gerekir ki bunun da usulü yine CMK'nın 266. maddesinde açık olarak belirtmiştir. CMK'nın 266/1. maddesi gereğince kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesinin merciince karar verilinceye kadar geçerli olduğu belirtilmiştir. Bu kanun hükmü dolayısıyla gerek istinaf aşamasında gerekse temyiz aşamasında incelemeye yetkili olan daireler tarafından karar verilinceye kadar istinaf ya da temyiz talebinden vazgeçmek mümkündür. Temyiz yargılamasında istinafta olduğu gibi duruşma açılması söz konusu olmadığı için temyizi inceleyecek olan dairece karar verilene kadar temyiz talebinden vazgeçmek mümkündür. Bu husus duruşma açılmasına karar verilmeyen istinaf incelemeleri için de aynen geçerli olup, duruşma açılmadan dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesine kadar istinaftan vazgeçilebilecektir. Ancak istinaf yargılamasında istinaf talebini süre, sıfat ve kararın niteliği itibariyle istinafa tabi olduğu kabul edilip, CMK'nın 280/1-g maddesi gereğince duruşma açılmasına dair karar verdiği aşamadan sonra artık CMK'nın 280. maddesinin başlığında da belirtildiği gibi kovuşturma aşaması yani 2. derece yargılama aşamasına geçilmiş olup, artık bu aşamadan sonra CMK'nın 282. maddesi gereğince duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Mahkememizce de açık olan bu yasa hükmüne uygun olarak mağdurun şikayetten vazgeçip, davaya katılmak istememesi nedeniyle katılma kararı verilmeyip, yargılamaya devamla Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 03.07.2019 tarih, 2018/7315 esas ve 2019/10553 sayılı kararı usule aykırı olduğundan direnilmesi gerektiği," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.02.2020 tarihli ve 20289 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 27.04.2021 tarih ve 3305-3225 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihlerinde on beş yaşından küçük olup on beş yaşını ikmal ettikten sonra Yerel Mahkemede 19.01.2017 tarihli duruşmada sanıktan şikâyetçi olduğu ve davaya katılmak istediği hususunda açık bir beyanda bulunmayan, Bölge Adliye Mahkemesinde 29.03.2018 tarihli celsede açıkça şikâyetçi olmadığını ve katılma talebinin bulunmadığını bildiren ve 24.04.2019 havale tarihli dilekçesiyle başından itibaren sanıktan şikâyetçi olmadığını ifade eden mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle CMK'nın 234/2. maddesi gereğince atanan zorunlu vekilin sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerini istinaf etme hak ve yetkisine sahip olup olmadığı, zorunlu vekilin istinaf yoluna başvurma hakkının bulunduğunun kabulü hâlinde Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmasından sonra mağdurenin şikâyetçi olmadığı ve katılma talebinin bulunmadığına dair beyanının istinaftan vazgeçme niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR: İncelenen dosya kapsamından; 10.01.2001 doğumlu olup suç tarihlerinde on beş yaşından küçük olan mağdurenin 05.12.2015 tarihinde zorunlu vekili huzurunda kollukta alınan beyanında iddialarını aktardıktan sonra sanıktan şikâyetçi olduğunu bildirdiği, On beş yaşını ikmal ettikten sonra İlk Derece Mahkemesinde 19.01.2017 tarihli celsede CMK'nın 234. maddesinde yer alan hakları hatırlatılarak olayla ilgili şikâyet ve delillerinin sorulması üzerine; "...şikayetçi olmak istemiyordum, kimseye de söyleyemiyordum, ben artık anlatmak istemiyorum, psikolojim çok bozuldu, ben zaten ifademi vermiştim, ben ifademi tekrarlayacağım, değişen bir şey yok bende..." şeklinde anlatımlarda bulunduktan ve eylemlerin gerçekleşme biçimlerini aktardıktan sonra sanıktan şikâyetçi olup olmadığı ve davaya katılmak isteyip istemediği hususunda açık bir beyanda bulunmadığı, aynı celsenin devamında mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle CMK'nın 234/2. maddesi gereğince atanan zorunlu vekilin de "Sanıktan şikayetçiyiz, cezalandırılmasını talep ederiz, davaya katılma talebimiz vardır. Mağdurun beyanlarına aynen iştirak ediyoruz." dediği, zorunlu vekilin bu beyanından sonra mağdureye tekrar söz hakkı tanınmadığı gibi zorunlu vekilin katılma talebi konusunda da olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği, İlk Derece Mahkemesince 23.02.2017 tarih ve 250-50 sayı ile; sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine hükmedildiği, bu kararın mağdurenin zorunlu vekili tarafından yasal süresi içerisinde istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince 12.01.2018 tarihinde CMK'nın 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verildiği, Mağdurenin Bölge Adliye Mahkemesinde 29.03.2018 tarihli celsede "Ben yapmış olduğunuz açıklamaları, şikâyetçi olma ve olmamanın sonuçlarını anladım, biliyorum, ben her ne kadar daha önceden sanık hakkında şikâyetçi olmuş isem de şimdi şikâyetçi değilim, davaya da katılmak istemiyorum. [...] Ben o zaman da şikâyetçi olmak istememiştim, annemin ısrarıyla karakola gidip şikâyetçi oldum, ağabeyimin bana yönelik davaya konu edilen fiili livata suretiyle cinsel ilişki davranışları olmamıştır, diğer öpme veya sarılma eylemlerini de ben yanlış anlamış ve değerlendirmiş olabilirim. Bu hareketleri şimdi ve sonraki zamanda düşündüğümde cinsel amaçla yapmadığı kanaatindeyim, zaten bu hareketler bir ağabeyin kız kardeşine sarılması ve öpmesi şeklindeydi. Yukarıda belirttiğim gibi benim ağabeyimden herhangi bir şikâyetim yoktur, nişanlıyım, yakında evleneceğim, artık bu olayların kapanıp bitmesini istiyorum." şeklinde beyanlarda bulunduğu, devamında Bölge Adliye Mahkemesince aynı celsede "Mağdurun hazırlıkta şikâyetçi olup, mahkeme aşamasında ise şikâyet konusunda bir beyanı alınmamış ise de, mağdura atanan zorunlu vekilin sanık hakkında 19.01.2017 tarihli celsede şikâyetçi olup, davaya katılma talebinde de bulunduğu, mahkemece bu katılma konusunda karar verilmesi gerektiği hâlde karar verilmediği, mağdur vekilinin de CMK'nın 237/2. maddesi gereğince istinaf kanun yoluna başvurarak bu hakkını ileri sürmesi buna istinaden de istinaf isteminin kabul edilip, dairece de duruşma açılmasına karar verilmiş olması nazara alındığında bu celse mağdur şikâyetçi olmayıp, davaya da katılma talebinin olmadığını beyan etmesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Yargıtay Dairelerinin birçok emsal içtihatlarında kabul edildiği üzere 15 yaşını tamamlayan mağdurun şikâyet ve davaya katılma hakkının kendisine ait olacağı nazara alınarak katılma konusunda karar verilmesine gerek olmadığına," oy birliğiyle karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yürütülen yargılama neticesinde 07.05.2018 tarih ve 1486-929 sayı ile İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerinin CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 103/3-c, 103/4, 43/1, 61/7 ve 53. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis; tehdit suçundan aynı Kanun’un 106/1-1. cümlesi, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna hükmedildiği, Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin sanık, sanık müdafii ve sanığın eşi tarafından temyiz edildiği, Dairenin temyiz incelemesinden önce mağdurenin dosyaya sunduğu 24.04.2019 havale tarihli dilekçesinde; "...ben şikâyetçi olmamama rağmen ... avukatım benden habersiz şikâyette bulunmuş, ben avukatımdan böyle bir talepte bulunmadım." ibarelerine yer verdiği, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına müracaat hakkı bulunanlar CMK’nın 260. maddesinde gösterilmiştir. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. Suçtan zarar görenlerin kanun yoluna müracaat yetkisi davaya katılma şartına bağlıdır. Nitekim CMK’nın "Mağdur ve şikâyetçinin hakları" başlıklı 234. maddesinde, mağdur ve şikâyetçinin kovuşturma evresine ilişkin hakları sayılırken 6. bentte; "Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma" hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle CMK'nın 260. maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenlerin salt bu sıfatla kanun yoluna müracaat haklarının bulunduğunun kabul edilebilmesi için kamu davasından haberdar edilmemiş ya da haberdar edilmekle birlikte davaya katılma hakkının kendisine hatırlatılmamış ya da şikâyeti belirten ifadesi üzerine kendisine davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulmamış olması gerekir. Aksi takdirde, duruşmalardan haberdar edilmiş ve katılma hakkı hatırlatılmış olan suçtan zarar görenlerin katılma isteminde bulunmadıkça kanun yoluna müracaat hakları bulunmamaktadır. Katılma, ceza muhakemesinde mağduru, suçtan zarar göreni ya da malen sorumlu olanları koruma araçlarından birisidir. Suçun işlenmesiyle mağdur olan ya da suçtan zarar görenlerin katılma hakkını kullanmaya veya kullanmaya devam etmeye zorlanamayacağı açıktır. Bu itibarla mağdur veya suçtan zarar gören kişi kamu davasına katılmak istemeyebileceği gibi, daha sonra bu hakkını kullanmaktan da vazgeçebilecektir. Nitekim CMK'nın 243. maddesinde katılanın vazgeçmesi hâlinde, katılmanın hükümsüz kalacağı hususu düzenleme altına alınmıştır. Katılma hakkı niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardandır. Şahsa sıkı surette bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Örneğin; evlenme, nişanlanma, nişanı bozma, evlat edinilmeye razı olma gibi… Katılmanın şahsa sıkı surette bağlı bir hak olmasının bir sonucu olarak katılanın ölümüyle katılma hükümsüz kalacaktır. Ancak mirasçıların katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilmeleri de mümkündür. Diğer taraftan; CMK’nın getirdiği önemli yeniliklerden birisi de mağdur, şikâyetçiler ve katılanların tıpkı şüpheli ve sanıklar gibi belirli şartlarda baro tarafından görevlendirilen avukatın hukuki yardımından yararlanma haklarına kavuşturulmasıdır. CMK’nın 234/1. maddesine göre mağdur ve şikâyetçilerin, CMK'nın 239/1. maddesine göre de katılanın, vekili bulunmaması hâlinde cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme hakkı bulunmaktadır. CMK'nın 234/2 ve 239/2. maddelerine göre de eğer mağdur veya katılan on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilecektir. Anılan Kanun'un 239. maddesinin tasarı gerekçesinde bu haklarla ilgili şu açıklamalara yer verilmiştir; "Tasarının dayandığı temel ilkelerden birisinin de mağdurun korunması olduğuna ilgili madde gerekçelerinde değinilmiştir. Bu madde, söz konusu ilkenin hayata geçirilmesini ifade eden önemli bir hüküm getirmekte; mağdura tanınan haklar çerçevesinde, maddî ve hukukî durumu elverişli olmayan katılanlara, istemleri hâlinde baro tarafından avukat seçimini öngörmektedir. Eğer katılan onsekiz yaşını henüz doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunmayacak derecede malûl ve avukatı da yoksa avukat atanması için istem aranmaz, bu husus re’sen yerine getirilir. Türk hukukunda insan hakları alanında önemli bir anlayış değişikliğini ortaya koyan bu modern hüküm, suç ile mağdur duruma düşürülen kimselerin bir de yargılamada mağdur olmalarının önüne geçecek bir tedbir oluşturması bakımından önem taşımaktadır." Katılma, mağdur ve şikâyetçilere avukat görevlendirilmesi ile ilgili bu açıklamalardan sonra; on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malul kişilerin davaya katılma usulünün nasıl olması gerektiği ve bu konuda mağdur, mağdurun kanuni temsilcisi ve mağdur için görevlendirilen vekilin beyanları arasında çelişki olması durumunda hangisinin beyanına üstünlük tanınacağı hususları üzerinde durulmalıdır. Katılma konusunda asıl hak sahibi olan kişi suçun mağduru veya suçtan zarar görenin bizzat kendisidir. Fakat bu hâlde suçun mağduru veya suçtan zarar görenin yaşının küçük ya da malul olması durumunda bu hakkını kullanmasında yani fiil ehliyetinde bir sorun bulunmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun fiil ehliyetine ilişkin hükümleri gözden geçirildiğinde, şu şekilde hükümler bulunduğu görülmektedir. 1- Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti bulunmamaktadır (m.14). 2- Kanun’da gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmayacaktır (m.15). 3- Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler, ancak karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Bunun yanında ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar (m. 16). Katılmanın niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardan olması ve TMK'nın anılan hükümleri birlikte gözetildiğinde; suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı, ayırt etme gücüne sahip ise davaya katılma veya katılmama noktasında iradesine bakılacak kişi mağdurun bizzat kendisi olup gerek kanuni temsilcisinin gerek baroca görevlendirilen vekilin bu konudaki beyanının bir önemi olmayacaktır. Ancak suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı ayırt etme gücüne sahip değil ise, katılma ile ilgili kendisinin iradesinin önemi bulunmamaktadır. Böyle bir hâlde, katılma konusundaki haklarını onun yerine kanuni temsilcisi kullanabilecektir. Nitekim 15.04.1942 tarihli ve 14-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve Ceza Genel Kurulunun 15.02.1972 tarihli ve 43-50 ile 02.03.2004 tarihli ve 44-58 sayılı kararlarında; "ayırt etme gücüne sahip (sezgin) küçüklerin doğrudan doğruya kişiliklerine karşı işlenmiş bulunan suçlardan dolayı dava ve şikâyet hakkına sahip oldukları" sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan bu açıklamalardan sonra ayırt etme gücünden ne anlaşılması gerektiği ve kimlerin ayırt etme gücünün bulunduğunun belirlenmesi önem arz etmektedir. Ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücü; kişinin kamu davasına katılma veya katılmamanın doğuracağı hukuki sonuçları algılayıp makul bir seçimde bulunabilmesidir. Davaya katılma bakımından ayırt etme gücü, mağdurun yaşı ve ayırt etme gücüne etki eden kişisel durumu kadar, mağdura karşı işlendiği iddia olunan suçun özellik ve niteliği ile de ilgilidir. Bu konuda uygulamada oluşan tereddütlerin giderilip yeknesak bir uygulamanın sağlanabilmesi için, herhangi bir malullüğü bulunmayan çocukların mağdur oldukları suçlara ilişkin olarak beyanda bulundukları tarihte on beş yaşından küçük olmaları hâlinde ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne sahip olmadıkları, on beş yaşından büyük olmaları hâlinde ise bu yeteneğe sahip oldukları kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 03.06.2008 tarihli ve 56-156 sayılı kararında 14 yaşındaki, 27.01.2009 tarihli ve 145-8 sayılı kararında da 10 yaşını tamamlamayan küçüğün cinsel istismar suçunda katılma açısından ayırt etme gücünün bulunmadığına karar verilmiştir. Şüpheli ve sanıklar bakımından müdafinin ayrıca bir karara ihtiyaç kalmaksızın kanun yoluna müracaat edilebilmesi mümkündür. Buna karşın mağdur vekilinin mağdur adına kanun yoluna müracaat edebilmesi ancak mağdurun katılan sıfatı almasına bağlıdır. On beş yaşını ikmal etmiş ve ayırt etme gücüne sahip mağdur ile mağdura yaş küçüklüğü nedeniyle atanan zorunlu vekilin katılma konusundaki iradelerinin çelişmesi hâlinde mağdurun iradesine üstünlük tanınmalıdır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Herhangi bir malullüğü bulunmayan çocukların mağdur oldukları suçlara ilişkin olarak beyanda bulundukları tarihte on beş yaşından büyük olmaları hâlinde ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne sahip oldukları ve katılma konusundaki haklarını bizzat kullanabilecekleri, yaş küçüklüğü nedeniyle baroca atanan vekilin kanun yoluna başvurma yetkisini kazanmasının ancak ayırt etme gücüne sahip olan mağdurun iradesine, başka bir deyişle davaya katılmasına bağlı olduğu, somut olayda henüz on beş yaşını doldurmadan kollukta alınan beyanında sanıktan şikâyetçi olan mağdurenin, on beş yaşını ikmal ettikten sonra İlk Derece Mahkemesinde yapılan duruşmada CMK'nın 234. maddesindeki hakları hatırlatılarak şikâyet ve delillerinin sorulması üzerine sanıktan şikâyetçi olup davaya katılmak istediğine dair açık bir beyanda bulunmadığı, zorunlu vekilinin sanıktan şikâyetçi olup davaya katılmalarına karar verilmesine ilişkin talebinden sonra da mağdureye söz hakkı verilmediği, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararlarına yönelik olarak davaya katılma talebi olumlu ya da olumsuz yönde karara bağlanmayan zorunlu vekilin istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan duruşmada da mağdurenin sanıktan şikâyetçi olmadığını ve davaya katılmak istemediğini açıkça dile getirdiği, Bölge Adliye Mahkemesince sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesinden sonra mağdurenin dosyaya sunduğu 24.04.2019 havale tarihli dilekçesinde ise baştan itibaren sanıktan şikâyetçi olmadığını, zorunlu vekilinden de sanıktan şikâyetçi olması yönünde bir talepte bulunmadığını ifade ettiği, kendisinin de hazır bulunduğu oturumda zorunlu vekilin sanıktan şikâyetçi olup davaya katılma yönündeki talebine söz hakkı da verilmemesi nedeniyle sessiz kalan mağdurenin, aşamalardaki beyanları ve dosyaya sunduğu dilekçenin mahiyeti de dikkate alındığında zorunlu vekilin talebine zımnen onay verdiğinin kabul edilemeyeceği, bu itibarla yargılamanın başından itibaren şikâyetçi olma ve katılma iradesi bulunmayan mağdure ile mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle atanan zorunlu vekilin iradeleri arasında bir çelişki oluştuğu, bu hâlde ayırt etme gücüne sahip mağdurenin davaya katılma konusunda iradesinin bulunmadığı gözetildiğinde, mağdureye CMK'nın 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca barodan görevlendirilen vekilin mağdure adına davaya katılma ve hükümleri istinaf etme hakkı bulunmamaktadır. Bu bağlamda mağdure vekilinin İlk Derece Mahkemesince kurulan 23.02.2017 tarihli ve 250-50 sayılı beraat hükümlerini istinaf etme hakkı bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesince CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi yerine yargılamaya devamla sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizdir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmasından sonra mağdurenin şikâyetçi olmadığı ve katılma talebinin bulunmadığına dair beyanının istinaftan vazgeçme niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "1- Davanın Özeti: On beş yaşından küçük mağdureye karşı, 2014 yılında kesin olarak belirlenemeyen bir tarihte ve 2015 yılında yine kesin olarak belirlenemeyen ama muhtemelen kasım ayı içinde bir gün anal yoldan organ sokarak, kasım ayı sonunda da vücuda dokunarak işlendiği iddia edilerek zincirleme cinsel istismar suçundan sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluk, sınır düzeyde mental işlevsizlik (75 IQ) tespit edilen mağdurun anal raporunda hiçbir iz ve eser tespit edilememiştir. İddiaya göre mağdur, ana bir kardeşi (ağabey) sanık tarafından 04.12.2015 günü facebook kullandığı için dövülmüş ve oruspu olmuşsun diyerek aşağılanmış, cep telefonunu atıp kırmış o da mektup yazarak evi terk etmek istemiş ve ilk defa mektupta sanığın cinsel istismarını dile getirmiş ve mağdurenin annesi olayı birlikte kolluğa intikal ettirmiştir. SİR ve mağdure beyanına göre sanık madde bağımlısıdır ve düzenli işte çalışmamaktadır. Duruşmada on beş yaşından büyük (16 yaşı içinde) mağdure başından geçen olayı kısaca anlatmış, kolluk beyanının doğru olduğunu söylemiştir. Mahkeme heyeti sormadığı için şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini doğal olarak beyan edememiştir. Ancak vekili avukat sanıktan şikayetçi olduklarını ve davaya katılmalarına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme heyeti bu talebi kabul ederek katılmaya karar vermiştir. Mağdurenin annesi ise sanıktan şikayetçi olmamıştır. İlk derece mahkemesi yaptığı yargılama sonucunda, mağdur beyanının doğrulayan delil olmadığından sanığın beraatına karar vermiş mağdure vekili bu kararı istinaf ederek İzmir Bölge Adliye Mahkemesine başvurmuştur. İzmir BAM, istinaf talebini yerinde görerek CMK 280/1-g bendine göre davanın yeniden görülmesine ve duruşma açılmasına karar vermiştir. Mağdurenin duruşmaya davet edilmesi üzerine beraat eden sanığın mahkûmiyetine de karar verilebileceği endişesiyle mağdure duruşmada, sanığın suçu işlemediğini ve yalan söylediğini, hatta ilk derece mahkemesinde bile sanıktan şikayetinin olmadığını ileri sürmüştür. Duruşmada psikolog, mağdurenin olayla ilgili net tutarlı hatıralara sahip olmadığını, nişanlandığını, evlilik arifesinde olduğunu, davanın kapatılmasını istediğini, psikolojisinin bozulduğunu ama şu an üzerinde baskı hissetmediğini anlatmıştır. Mağdure mahkemeye dilekçe vererek şikayetinde vazgeçtiğini bildirmiştir. İzmir BAM, duruşmalı olarak incelediği davada sanığın mahkumiyetine karar vermiştir. Temyiz edilen mahkumiyet kararını, Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 'usulüne uygun istinaf incelemesinde bulunduktan sonra açılan duruşma sırasında şikayetinden vazgeçtiği için katılması hükümsüz kalan mağdurenin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekirken duruşmaya devamla beraat kararlarının kaldırılarak sanık hakkında mahkumiyet hükümleri kurulması' gerekçesiyle bozmuştur. Dava dosyasının gönderildiği İzmir BAM, bozma uymamış ve önceki hükmünde direnmiştir. Dava dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna aktarılmıştır. 2- Uyuşmazlık: Yargıtay Ceza Genel Kurulunda çözülmesi gereken birbirine bağlı iki temel uyuşmazlık vardır. Evvela, ilk derece mahkemesinin mağdureden şikayetçi olup davaya katılmayı istediğini sormamasının sonuçlarını çözümlemek sonra da bölge adliye mahkemesinde şikayetten vazgeçmenin hukuki niteliğini ve davaya etkisini çözümlemektir. 3- Şikâyetten Vazgeçmenin Davaya Etkisi; Esasen ilk derece mahkemesinde on beş yaşından büyük mağdurenin zorunlu vekili ile birlikte katıldığı duruşmada, sanığın işlediği olayları anlatması aktif olarak cezalandırma talebi olup daha sonrada vekili avukatın şikayetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini söylemesine ses çıkarmaması üzerine ilk derece mahkemesinin katılmaya karar vererek verdiği beraat hükmünün istinaf edilmesinde hukuka aykırı hiçbir cihet bulunmamaktadır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi de haklı olarak temyiz incelemesinde bu hususta bir hukuka aykırılık görmemiş, istinaf talebi ve incelemesini hukuka uygun bulmuştur. Mağdurenin ilk derece mahkemesinde sanığın cezalandırılmasını isteyen beyanını yeterli görmüş ve sürdürülen uygulamaya uygun bulmuştur. Mağdure ilk derece mahkemesinde açıkça şikayetinden vazgeçmemiştir. Mahkeme sormadığı için suskun kalmıştır. Vekilinin şikayetçi olduklarına ve davaya katılma talebine de duruşmada olduğu halde karşı çıkmamıştır. Sanığın işlediğini iddia ettiği olayları ayrıntılı bir şekilde heyete anlatmış, suçun işlendiğini iddia etmiştir. Buna göre mağdurun şikayetinin baştan beri olmadığını sonradan iddia etmesi doğru değildir. Mağdure duruşmada açıkça söylemese bile suç oluşturan iddiasını dile getirerek cezalandırılma iradesini açıklamıştır. Açıkça şikâyetinden vazgeçtiğini ve davaya katılmak istemediğini söylemediği sürece hukukun genel ilkesi devreye girer ve 'bir haktan açıkça vazgeçilmemişse hakkın devam ettiği farz edilir' kuralı gereğince yapılan hukuki işlemlerin sıhhatine helal getirmez. 5271 sayılı CMK’nun 158/son fıkrasında bu ilkenin bir türevi ifade edilmiştir ve kıyasen bu davada uygulanabilir. Dolayısıyla beraat hükmünün mağdure vekilince istinaf edilmesi hukuka uygundur. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun tersi istikamette cereyan eden kanaatine katılmıyoruz. 4- İstinaf Kanun Yolunda Duruşmada Şikayetten Vazgeçmenin Davaya Etkisi: İkinci olarak İzmir BAM verilen dilekçe ve duruşmada şikayetten vazgeçmenin hukuki durumunu da incelemek gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu hususu inceleme konusu yapmamış ise de asıl önemli olan hukuki konu bizce burasıdır. Ülkemizde maalesef yürürlüğe girdiği tarihten beri istinaf kanun yolu ne doğru düzgün anlaşılmış ne de uygulanabilmiştir; İstinaf kanun yolu, temyiz kanun yoluna göre asıl olup hem vakıanın varlığı hem hukuki uyuşmazlıkların çözümlenebildiği etkili bir yoldur. Temyiz sadece hukuki uyuşmazlıkların çözümü için başvurulabilecek tali bir yoldur. Temyiz ülkede hukuk birliğini sağlamayı gaye edinip soyut adalet ilkelerini gözetirken istinaf, somut olay adaletini gerçekleştirmeyi amaç edinmiştir. İstinaf, hükümdeki hukuka uygun olmayan işlemleri düzeltme yolu olup, kural olarak hüküm bozulmaz, düzeltilir. Temyiz, hukuka aykırılıkların olup olmadığının belirlenmesine göre onama ve bozma yolu ile yapılır, düzeltme ancak kanunda sayılan sınırlı sebeplerle olur. İstinaf kanun yolunda bölge adliye mahkemesi tespit ettiği hukuka aykırılığı duruşma açarak kendisi giderir ve davayı ilk dereceye göndermez. Temyizde tespit edilen hukuka aykırılığın giderilmesine imkan yoktur ve bozulan hüküm hukuka aykırılık giderildikten sonra tekrar kurulmak üzere alt derece mahkemesine gönderilir. İstinaf kanun yolu incelemesi, CMK 280 maddesindeki kararlardan biri verildiğinde tamamlanır, tespit edilmişse hukuka aykırılığın giderilmesi işlemlerine davanın yeniden görülmesi için duruşma başlatılır. Davanın yeniden görülmesi ve duruşma açılması halinde yargılamaya ilk dereceden devam edilmesi demektir. CMK 175 madde gereğince hüküm verene kadar duruşmada yargılama sürer. Temyiz, Yargıtay özel dairesinin onama veya bozma kararı vermesiyle sonuçlanır, duruşma açılamaz. Tarihi bakımdan istinaf, bölge (derebeyi/feodalite) düzeyinde hukuk uygulaması olup hem merkezi hükümetin hem derebeyi otoritesinin temsil edildiği karışma kaynaşma ve uzlaşma evresidir. Temyizde ise sadece merkezi devletin tek ve en yüksek mahkemesi adalet adına merkezi devletin hukukuna uygunluğu inceler. İstinaf için sebep gösterilmesi bile gerekmez, hukuka aykırılıklar resen denetlenir. Temyizde sebep dışı inceleme olmaz gösterilen sebepler yalnızca hukuki olmak zorundadır. İstinaf, ağır sonuçları olan belli cezalarda otomatik yapılır, talep bile edilmesi gerekmez iken temyizde otomatik inceleme yapılamaz. İstinaf, o bölge sınırı içindeki alt derece mahkemelerinin hükümlerini incelerken, temyizde ülkenin bütün alt derece mahkemelerinin hükümleri incelenebilir. Temyiz, bölge ve ilk derece mahkemesi arasındaki ihtilafları ve bölgeler arası hukuki ihtilaflar gidermeyi amaçlar. Bir bölge ile herhangi bir ilk derece mahkemesi kararı hukuki konuda farklı ise yine temyiz kanun yolu devreye girer. İstinaf kanun yolunda hukuka aykırılığı gidermek için duruşma yapmak asıldır. Duruşma ilk derece mahkemesinin devamıdır; istinafta ilk derecenin bütün yargılama işlemleri tekrar edilirse tam istinaf, yalnızca hukuka aykırı bulunan yargılama işlemleri tekrarlanırsa nispi istinaf ismini alır. Türkiye 5271 sayılı CMK’nun 280 maddesi ve sonraki hükümlerle nispi istinafı kabul etmiştir. Eğer tam istinaf kabul edilmiş olsa ilk derece mahkemesindeki yargılama yeniden yapılarak, delil incelemesi ve değerlendirmesi tartışılması dahil vakıa ikinci kez yargılama konusu yapılarak sonucuna göre hüküm kurulacaktı. Temyizde duruşma yapılmaz, kanun yolu incelemesi daima dosya üzerinden gerçekleştirilir. İstinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesinin hükmünde hukuka aykırılık bulan BAM, kural olarak hükmü kendi kurar, dava dosyasını bozarak ilk dereceye gönderemez. İstinafta uyuşmazlığın üst dereceli, mahkemeye taşınması ilkesi mutlak uygulanır. Temyizde Yargıtay hukuka aykırılığı kanunda sayılan sınırlı hallerde gidererek hükümde çok yüzeysel değişiklikler yapar ama asıl olarak bozar ve bozma yaparsa kararını alt dereceli mahkemeye gönderir. Temyizde hukuka aykırılığı giderme görevi, daima alt derece mahkemesi tarafından gerçekleştirilir. İstinafta ileri sürülmemiş ve incelenmemiş hiçbir konu, kural olarak temyiz denetiminin konusu olamaz. İstinaf ile temyizin mukayesesini burada keserek somut olaya dava dosyasına geri dönüldüğünde, istinaf incelemesini tamamlayan İzmir BAM, duruşma açarak davayı görmeye başlamıştır. İstinaf kanun yolu incelenmesinde ilk derece mahkemesinin hükmünde hukuka aykırılık olabileceğinden duruşma açılmasına karar verilmişse, bu duruşma tıpkı ilk derece mahkemesinin hukuki sonuçlarını doğurur ve hukuken devamı niteliğindedir. İlk derece mahkemesinin incelemediği delil incelenir, savuna hakkı vermemişse verilir, iddia ile ilgili deliller ortaya konulabilir, yeni delil ileri sürülebilir, tanık dinlenebilir, mağdurun beyanına tekrar başvurulabilir ve ilk derecede her ne yargılama işlemi yapılıyorsa duruşmada yapılabilir. Kısaca ilk derece mahkemesinin dava üzerindeki hâkimiyeti duruşma açan bölge adliye mahkemesine de açıkça verilmiştir. Öyleyse duruşmaya gelen mağdur eğer talep etmişse katılma kararı bile verilebilir. O vakte kadar davayı takip etmeyen mağdurun bölge adliye mahkemesinde şikayetçi olup davaya katılması da mümkündür. Aynı şekilde mağdur duruşmada bölge adliye mahkemesine artık davayı takip etmek istemediğini ve şikayetçi olmadığını söyleyebilir. Ancak bu duruşmada şikâyetten vazgeçme ve davaya katılma kararının geri alınması, geriye dönük olamaz ve ileriye dönük şekilde hukuki tesir icra eder. Duruşmada şikayetten vazgeçme ve katılma kararının kaldırılmasını isteme geriye dönülemeyeceği için önceden yapılan işlemleri geçersiz kılmaz ve mağdure vekilinin istinaf talebine helal getirmez. Duruşma artık ilk derece mahkemesinin devamı olduğu için böyle düşünülmelidir. CMK 266/1 kanun yolu incelmesinde vazgeçmenin merci tarafından karar verilene kadar geçerli olduğunu söylemektedir. İstinaf kanun yolu bakımından bölge adliye mahkmesinin verebileceği kararlar CMK’nun 280/1 fıkrasında düzenlenmiştir. Öyleyse davanın yeniden görülmesine ve duruşma açılmasına karar verilinceye kadar istinaf kanun yolu talebi geri çekilebilir ancak duruşma açılmasına ve davanın yeniden görülmesine karar verildikten sonra vazgeçme işlemi ancak duruşmada şikayetten vazgeçmenin sonuçlarını doğurur ve usulüne uygun istinaf talebini iptal edemez. Mağdurun mahkemeye gerek dilekçe verip gerek duruşmada şikayetçi olmadığını beyan etmesi, yalnızca katılma kararını ileriye dönük olarak kaldırır. Vekilinin yaptığı istinaf talebini etkilemez ve istinafa taşınmış davayı düşüremez, istinaf talebinden vazgeçme hukuki sonucunu da doğuramaz. Böylece İzmir BAM davayı görüp sonuçlandırması, hukuka aykırı bulduğu beraat kararını kaldırıp mahkumiyet hükmü vermesi muhakeme hukuku kurallarına uygundur. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin yazılı şekilde verdiği bozma kararı, hukuken yerinde olmayıp, İzmir BAM direnme kararı bu yönden doğrudur. Ancak sanığın işlediği iddia edilen suçun sübuta erip ermediği ayrıca incelenmelidir. 5- Sonuç; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun muhakeme ilişkin bu iki hukuki konuyu izah edilen şekilde çözerek davanın esasının incelenmesi için dava dosyasını özel dairesine göndermesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca bağlaması hukuka uygun düşmediğinden sayın çoğunluk görüşüne iştirak edemiyoruz." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; mağdureye CMK'nın 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca barodan görevlendirilen vekilin mağdure adına davaya katılma ve hükümleri istinaf etme hakkının bulunduğu görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 11.12.2019 tarih ve 2403-1585 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin, şikâyetçi olma ve katılma iradesi bulunmayan ayırt etme gücüne sahip mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle CMK'nın 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca atanan zorunlu vekilin sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerini istinaf etme hak ve yetkisinin bulunmadığı gözetilerek CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi yerine yargılamaya devamla sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.11.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 29.11.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/16451 E., 2022/10298 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesinin 16.05.2017 tarihli hükmü aleyhine CMK'nın 273. maddesinde öngörülen yasal süreden sonra istinaf yoluna başvurulduğu, bu itibarla istinaf talebinin reddine ilişkin İstanbul 13.
3. Ceza Dairesi         2021/16451 E.  ,  2022/10298 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.05.2017 tarih ve 2016/47 - 2017/98 sayılı kararı Suç : Terör örgütü propagandası yapmak, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma Hüküm : 1-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... haklarında; a-Terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan; 3713 sayılı Kanunun 7/2,1. cümle, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi b-İhtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etmek suçundan: 2911 sayılı Kanunun 33/2. maddesi yollamasıyla 2911 sayılı Kanunun 32/1, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi c-Kanun dışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak ve slogan atmak suretiyle toplantı ve yürüyüşe katılmak suçundan; 2911 sayılı Kanunun 23/b. maddesi yollamasıyla 2911 sayılıKanunun 33/1-b, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi 2- Sanık ... haklarında; terör örgütü propagandası yapmak, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçlarından istinaf talebinin reddine ilişkin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.06.2017 tarihli ek kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla istinaf başvurusunun esastan reddi Temyiz edenler : Sanık ..., sanıklar müdafileri Bölge adliye mahkemesince terör örgütü propagandası yapmak, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, suçlarına ilişkin sanıklar hakkında kesin olarak verilen hüküm, 24.10.2019 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine, anılan Kanuna eklenen 5. maddenin 1/f bendinde belirlenen süre içerisinde temyiz edilmekle incelendi; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Hükmolunan cezanın süresine göre şartları bulunmadığından sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca REDDİNE. I-Sanık ... hakkında terör örgütü propagandası yapmak, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçundan verilen kararlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; İlk derece mahkemesi tarafından sanık hakkında anılan suçlardan mahkumiyet hükmü tesis edildiği, söz konusu suçlar bakımından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.05.2017 tarihli hükmü aleyhine CMK'nın 273. maddesinde öngörülen yasal süreden sonra istinaf yoluna başvurulduğu, bu itibarla istinaf talebinin reddine ilişkin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.06.2017 tarihli ek kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla istinaf başvurusunun reddine karar verildiği dolayısıyla temyiz incelemesi de yapılamayacağı ve sanık müdafilerine temyiz hakkı vermeyeceği anlaşılmakla sanık müdafiinin temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1 maddesi uyarınca REDDİNE, Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; II-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçundan verilen kararlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince anılan suçlardan verilen mahkumiyet kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince esastan reddedilmiş olduğunun anlaşılmasına ve iş bu suçların 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesinin üçüncü fıkrasında tahdidi olarak sayılan suçlardan bulunmamasına nazaran bölge adliye mahkemesince verilen karar CMK'nın 286/2-h maddesi uyarınca kesin nitelikte olup temyizi mümkün bulunmadığından; anılan suçlar yönünden temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, III-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçundan, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında terör örgütü propagandası yapma suçundan kurulan mahkumiyet kararlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçu bakımından; 2911 sayılı Kanunun 32/1. maddesinde tanımlanan suçun oluşması için, toplanan gruba dağılmaları yönünde ihtar yapılmalı, ihtara rağmen dağılmamaları halinde zor kullanmaya başvurulmalı, zor kullanmaya rağmen de failin dağılmamakta ısrar etmesi gerekeceği cihetiyle; olay tutanağı, görüntü tespit tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre, sanıkların suç tarihinde düzenlenen kanuna aykırı gösteri yürüyüşüne katıldığı anlaşılmış ise de, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederek olay yerine tekrar gelip eyleme devam ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeter nitelikte kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından atılı suçtan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, 2-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında terör örgütü propagandası yapma suçu bakımından; T.C. Anayasasının 34. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 20, Birleşmiş Milletler Medeni Siyasal Haklar Sözleşmesinin 21, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 11, Çocuk Hakları Sözleşmesinin 15. ve 2911 sayılı Kanunun 3. maddesi ile teminat altına alınan ve istikrar kazanmış uygulamaya göre ifade özgürlüğü kapsamında, ifadenin açıklanma yöntemlerinden biri olarak kabul edilen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.09.2014 tarih, 147-376 sayılı ve 10.11.2015 tarih 2015/9-111-381 sayılı kararları vb.) "silahsız ve saldırısız toplanma hakkı", demokratik toplumun gelişmesinde temel değerlerden biriyse de, amacı suç teşkil eden bir toplantı ya da gösteri yürüyüşünün koruma alanı dışında kalacağından (2911 sayılı Kanunun 3. maddesi) ve bir nispi hak olması nedeniyle zorunlu hale geldiğinde meşru amaçlar için (Anayasa madde 34/2, AİHS madde 11/2) müdahaleye tabi tutulacağında kuşku yoktur. Olay tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre; 17.02.2016 saat 12:20 sıralarında örgüt çağrısına uyarak İstanbul Adliyesine gelip, adliyenin ön bahçesinde oturma eylemine başladıkları ve bu sırada yaşı büyük şüpheli ...'ın elinde “DİLEK DOĞAN İÇİN ADALET İSTİYORUZ, ALACAĞIZ HALK CEPHESİ” yazılı döviz olduğu, oturma eylemi yapan şahısların “Dilek Doğan ölümsüzdür”, “katiller halka hesap verecek”, “yaşasın halkın adaleti” şeklinde sloganlar attıkları, olayda; açılan pankarta iştirakın mümkün olmadığı ayrıca atılan sloganların içeriklerinin, ayrıntıları Dairemizin 09.02.2016 tarih, 2015/7466 - 2016/1025 sayılı kararında açıklandığı üzere, olay tarihi ve yeri, sanıkların muhatap kitle üzerindeki etkisi, sloganların terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini öven, meşru gösteren ya da bu yöntemlere başvurulmasını teşvik eden bir muhteva da içermediğinin anlaşılması karşısında, terör örgütü propagandası suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilerek, sanıkların yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde propaganda suçundan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, 3-Sanık ... hakkında terör örgütü propagandası yapma suçu bakımından; Dairemizin 2022/12399 esas sayılı dosyası ile aynı ... yapılan incelemede; Yapılan UYAP sorgulamasında, terör örgütü propagandası yapma suçundan sanık hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 2019/435 esas sırasına kayıtlı dosyanın derdest olduğu anlaşılmakla, dosyanın getirtilip incelenerek gerekir ise birleştirilip sanığa atılı eylemlerin gerçekleştiği tarihler dikkate alınararak, söz konusu eylemlerin TCK'nın 43. maddesinde belirtilen zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektiren tek suçu oluşturup oluşturmadığı karar yerinde tartışılarak hukuki durumun buna göre takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmesi lüzumu, Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin ve sanık ...'in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Sanık müdafii Avukat (A), ağır ceza mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet hükmünün, 3 Mart Salı günü kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini öğrenmiştir. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmak için Ceza Muhakemesi Kanunu'nda öngörülen sürenin 'iki hafta' olduğunu bilen Avukat (A), sürenin son günü olan 17 Mart Salı gününün resmî bir tatile denk geldiğini ve bir önceki gün olan 16 Mart Pazartesi'nin de Cumhurbaşkanlığı kararıyla idari izin ilan edildiğini tespit etmiştir. Bu durumda, Avukat (A)'nın istinaf başvurusunu yapabileceği son gün ve tarih aşağıdakilerden hangisidir?

A) 16 Mart Pazartesi
B) 17 Mart Salı
C) 18 Mart Çarşamba
D) 19 Mart Perşembe
E) 20 Mart Cuma

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol