5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 282

Ceza Muhakemesi Kanunu 282. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 282 – (1) Duruşma açıldığında aşağıda gösterilen istisnalar dışında bu Kanunun duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanır:[127] a) Duruşma, bu Kanunun öngördüğü genel hükümlere göre başladıktan sonra görevlendirilen üyenin inceleme raporu anlatılır. b) İlk derece mahkemesinin gerekçeli hükmü anlatılır. c) (Değişik: 20/7/2017-7035/17 md.) İlk derece mahkemesinde dinlenilen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif tutanakları ve bilirkişi raporu anlatılır. d) (Ek: 20/7/2017-7035/17 md.) Bölge adliye mahkemesi duruşma hazırlığı aşamasında toplanan delil ve belgeler, yapılmışsa keşif ve bilirkişi açıklamalarına ilişkin tutanak ve raporlar anlatılır.[128] e) Bölge adliye mahkemesi duruşmasında dinlenilmeleri gerekli görülen tanık ve bilirkişiler çağrılır. f) (Ek:17/10/2019-7188/28 md.) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin davetiye tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde duruşmaya devam edilerek sanığın sorgu tutanakları anlatılmak suretiyle dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, 195 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere, sanık hakkında verilecek ceza, ilk derece mahkemesinin verdiği cezadan daha ağır ise, her hâlde sanığın dinlenmesi gerekir. Sanık lehine başvurma hâlinde verilecek hüküm

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

54 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2021/175 E., 2023/624 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
maddesi gereğince yapılan incelemesi sonucunda aynı kanunun 280/1-g maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılmasına karar verilmiş, CMK'nın 281 ve 282. maddeleri gereğince kanunda gösterilen istisnalar dışında duruşma hazırlığı ve duruşma yapılarak kanuna uygun şekilde hüküm kurulmuştur.
Ceza Genel Kurulu         2021/175 E.  ,  2023/624 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2403-1585 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'in çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Salihli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2017 tarihli ve 250-50 sayılı hükümlerin, mağdure vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda, 07.05.2018 tarih ve 1486-929 sayı ile Salihli Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat hükümlerinin CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına, sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/3-c, 103/4, 43/1, 61/7 ve 53. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis; tehdit suçundan aynı Kanun’un 106/1-1. cümlesi, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. Bu kararın da sanık, sanık müdafii ve sanığın eşi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 03.07.2019 tarih ve 7315-10553 sayı ile; ''...Mağdure vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı usulüne uygun istinaf incelemesinde bulunduktan sonra açılan duruşma sırasında şikayetinden vazgeçtiği için katılması hükümsüz kalan mağdurenin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekirken duruşmaya devamla beraat kararlarının kaldırılarak sanık hakkında mahkumiyet hükümleri kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 11.12.2019 tarih, 2403-1585 sayı ve oy çokluğu ile; "...Müşteki mağdur ... ... soruşturma aşamasında ağabeyi olan sanıktan şikayetçi olmuş, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kovuşturma aşamasında şikayet konusunda bir beyanı alınmamış ise de, müşteki mağdura atanan zorunlu vekilin sanık hakkında 19.01.2017 tarihli celsede şikayetçi olup, davaya katılma talebinde de bulunduğu, mahkemece bu katılma konusunda karar verilmesi gerektiği halde karar verilmediği, müşteki mağdur vekilinin verilen beraat kararına karşı, CMK'nın 237/2. maddesi gereğince istinaf kanun yoluna başvurarak bu hakkını ileri sürmesi buna istinaden de istinaf isteminin kabul edilip, Dairemizce dosya incelenip duruşma açılmasına karar verildiği, dairemizin 29.03.2018 tarihli celsesinde SEGBİS sistemiyle bağlantı kurulan müşteki mağdur ... ...'e şikayetçi olma ve olmamanın sonuçları hatırlatıldıktan sonra sorulduğunda; 'Ben her ne kadar daha önceden sanık hakkında şikayetçi olmuş isem de, şimdi şikayetçi değilim davaya katılmakta istemiyorum' şeklinde beyanda bulunduğu, müşteki mağdur vekilinden sorulduğunda; Müşteki mağdur vekili Av. ...'nın, 'Ben her ne kadar daha önceden sanık hakkında şikayetçi olup katılma talebinde bulunmuş isem de, mahkemecede bu katılma talebimiz konusunda da o aşamada karar verilmemiş ise de, usule uygun olarak hükmü istinaf edip, daireniz önüne gelmesini temin etmiş idim, istinaf dilekçelerimizi aynen tekrar ederiz., ancak mağdurun bu celse sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi ve davaya katılma talebinin olmaması karşısında bizim de bu yönde bir talebimiz yoktur, mahkemenizin takdirine bırakıyoruz' şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmış olup, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Yargıtay Ceza Dairelerinin birçok emsal içtihatlarında kabul edildiği üzere 15 yaşını tamamlayan mağdurun şikayet ve davaya katılma hakkının kendisine ait olacağı nazara alınarak katılma konusunda karar verilmesine gerek olmadığına oy birliğiyle karar verilerek açık yargılamaya devam olunduğu anlaşılmıştır. Dairemizde yapılan duruşmada, müşteki mağdur veya vekilinin istinaf talebinden vazgeçtiklerine dair herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi sanığın üzerine atılı tehdit ve cinsel istismar suçlarının da şikayete tabii olmadığı; [...] sanık hakkında soruşturma aşamasında şikayetçi olan mağdurenin ve vekilinin kovuşturma aşamasında sanık hakkında 19/01/2017 tarihli celsede şikayetçi olup, davaya katılma talebinde bulunduğu halde mahkemece katılma talebi konusunda bir karar verilmeden kurulan hükmün katılma talebinde bulunan mağdur vekili tarafından süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine istinaf dilekçesinin CMK'nın 273/4. maddesine uygun olduğu CMK'nın 279. maddesine göre de süresinde yapıldığı, Bölge Adliye Mahkemesi'nce incelenecek kararlardan olduğu ve başvuranın buna hakkı olduğunun, CMK'nın 237/2. maddesi gereğince anlaşılması üzerine CMK'nın 280. maddesi gereğince yapılan incelemesi sonucunda aynı kanunun 280/1-g maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılmasına karar verilmiş, CMK'nın 281 ve 282. maddeleri gereğince kanunda gösterilen istisnalar dışında duruşma hazırlığı ve duruşma yapılarak kanuna uygun şekilde hüküm kurulmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki Yargıtay 14. Ceza Dairesi 03/07/2019 tarih, 2018/7315 ve 2019/10553 sayılı kararında dairemizce kabul edildiği üzere, İstinafın süresinde, istinaf talebinde bulunanın buna hakkı olduğu ve verilen mahkeme hükmünün istinafa tabi bir hüküm olduğu kabul edilmiştir. Daire bunu da 'Mağdur vekilinin İlk Derece Mahkemesi Kararına karşı usulüne uygun istinaf incelemesinde bulunduktan sonra' diyerek bozma kararında bu hususu açıkça belirtmiştir. [...] Ayrıca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin kararında kabul edildiği gibi katılanın şikayetten vazgeçmesinin katılmayı ortadan kaldırıp yapılan istinaf ya da temyiz talebinden de vazgeçme olarak kabul edilecek ise de; CMK'nın 281. Maddesinde duruşma hazırlığı, 282. Maddesinde de buna ilişkin istisnalar düzenlenmiştir. CMK'nın 282/1. maddesinin 1. bendine göre duruşma açıldığında istisnalar dışında kanunun duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanacaktır. CMK'nın 282/1-a,b,c,d,e ve f bendlerinde duruşmaya ve karara ilişkin olarak gösterilen istisnalar içerisinde istinaf duruşmasında kovuşturma aşamasına geçildikten sonra hükmü istinafa getirenlerin istinaf taleplerinden vazgeçmesi ya da Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma kararında kabul ettiği şekilde hükmü istinafa getiren katılanın şikayetten vazgeçmesinin katılmasını hükümsüz kılıp, yapılan istinaf isteminin reddine dair karar verileceğine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Böyle bir hükmün düzenlenmesi ya da kabulü kovuşturmaların hükmü istinafa getiren tarafların keyfine göre yapılması ya da yapılmaması anlamına gelip, ceza yargılama hukuku açısından bu hususun bu şekilde kabulü mümkün değildir. Mahkemeler tarafların keyfine göre kovuşturma yapan makamlar değildir. Davanın suçtan zarar göreni ya da mağdurun sanık hakkında şikayetçi olması, davaya katılmak istemesi ya da istememesi ile davanın tarafı olan katılan ya da sanığın kanun yollarına başvurması ya da başvurulan kanun yollarından vazgeçmesi tabiki mümkündür. Ancak belirtmek gerekir ki bunun da usulü yine CMK'nın 266. maddesinde açık olarak belirtmiştir. CMK'nın 266/1. maddesi gereğince kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesinin merciince karar verilinceye kadar geçerli olduğu belirtilmiştir. Bu kanun hükmü dolayısıyla gerek istinaf aşamasında gerekse temyiz aşamasında incelemeye yetkili olan daireler tarafından karar verilinceye kadar istinaf ya da temyiz talebinden vazgeçmek mümkündür. Temyiz yargılamasında istinafta olduğu gibi duruşma açılması söz konusu olmadığı için temyizi inceleyecek olan dairece karar verilene kadar temyiz talebinden vazgeçmek mümkündür. Bu husus duruşma açılmasına karar verilmeyen istinaf incelemeleri için de aynen geçerli olup, duruşma açılmadan dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesine kadar istinaftan vazgeçilebilecektir. Ancak istinaf yargılamasında istinaf talebini süre, sıfat ve kararın niteliği itibariyle istinafa tabi olduğu kabul edilip, CMK'nın 280/1-g maddesi gereğince duruşma açılmasına dair karar verdiği aşamadan sonra artık CMK'nın 280. maddesinin başlığında da belirtildiği gibi kovuşturma aşaması yani 2. derece yargılama aşamasına geçilmiş olup, artık bu aşamadan sonra CMK'nın 282. maddesi gereğince duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Mahkememizce de açık olan bu yasa hükmüne uygun olarak mağdurun şikayetten vazgeçip, davaya katılmak istememesi nedeniyle katılma kararı verilmeyip, yargılamaya devamla Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 03.07.2019 tarih, 2018/7315 esas ve 2019/10553 sayılı kararı usule aykırı olduğundan direnilmesi gerektiği," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.02.2020 tarihli ve 20289 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 27.04.2021 tarih ve 3305-3225 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihlerinde on beş yaşından küçük olup on beş yaşını ikmal ettikten sonra Yerel Mahkemede 19.01.2017 tarihli duruşmada sanıktan şikâyetçi olduğu ve davaya katılmak istediği hususunda açık bir beyanda bulunmayan, Bölge Adliye Mahkemesinde 29.03.2018 tarihli celsede açıkça şikâyetçi olmadığını ve katılma talebinin bulunmadığını bildiren ve 24.04.2019 havale tarihli dilekçesiyle başından itibaren sanıktan şikâyetçi olmadığını ifade eden mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle CMK'nın 234/2. maddesi gereğince atanan zorunlu vekilin sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerini istinaf etme hak ve yetkisine sahip olup olmadığı, zorunlu vekilin istinaf yoluna başvurma hakkının bulunduğunun kabulü hâlinde Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmasından sonra mağdurenin şikâyetçi olmadığı ve katılma talebinin bulunmadığına dair beyanının istinaftan vazgeçme niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR: İncelenen dosya kapsamından; 10.01.2001 doğumlu olup suç tarihlerinde on beş yaşından küçük olan mağdurenin 05.12.2015 tarihinde zorunlu vekili huzurunda kollukta alınan beyanında iddialarını aktardıktan sonra sanıktan şikâyetçi olduğunu bildirdiği, On beş yaşını ikmal ettikten sonra İlk Derece Mahkemesinde 19.01.2017 tarihli celsede CMK'nın 234. maddesinde yer alan hakları hatırlatılarak olayla ilgili şikâyet ve delillerinin sorulması üzerine; "...şikayetçi olmak istemiyordum, kimseye de söyleyemiyordum, ben artık anlatmak istemiyorum, psikolojim çok bozuldu, ben zaten ifademi vermiştim, ben ifademi tekrarlayacağım, değişen bir şey yok bende..." şeklinde anlatımlarda bulunduktan ve eylemlerin gerçekleşme biçimlerini aktardıktan sonra sanıktan şikâyetçi olup olmadığı ve davaya katılmak isteyip istemediği hususunda açık bir beyanda bulunmadığı, aynı celsenin devamında mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle CMK'nın 234/2. maddesi gereğince atanan zorunlu vekilin de "Sanıktan şikayetçiyiz, cezalandırılmasını talep ederiz, davaya katılma talebimiz vardır. Mağdurun beyanlarına aynen iştirak ediyoruz." dediği, zorunlu vekilin bu beyanından sonra mağdureye tekrar söz hakkı tanınmadığı gibi zorunlu vekilin katılma talebi konusunda da olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği, İlk Derece Mahkemesince 23.02.2017 tarih ve 250-50 sayı ile; sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine hükmedildiği, bu kararın mağdurenin zorunlu vekili tarafından yasal süresi içerisinde istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince 12.01.2018 tarihinde CMK'nın 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verildiği, Mağdurenin Bölge Adliye Mahkemesinde 29.03.2018 tarihli celsede "Ben yapmış olduğunuz açıklamaları, şikâyetçi olma ve olmamanın sonuçlarını anladım, biliyorum, ben her ne kadar daha önceden sanık hakkında şikâyetçi olmuş isem de şimdi şikâyetçi değilim, davaya da katılmak istemiyorum. [...] Ben o zaman da şikâyetçi olmak istememiştim, annemin ısrarıyla karakola gidip şikâyetçi oldum, ağabeyimin bana yönelik davaya konu edilen fiili livata suretiyle cinsel ilişki davranışları olmamıştır, diğer öpme veya sarılma eylemlerini de ben yanlış anlamış ve değerlendirmiş olabilirim. Bu hareketleri şimdi ve sonraki zamanda düşündüğümde cinsel amaçla yapmadığı kanaatindeyim, zaten bu hareketler bir ağabeyin kız kardeşine sarılması ve öpmesi şeklindeydi. Yukarıda belirttiğim gibi benim ağabeyimden herhangi bir şikâyetim yoktur, nişanlıyım, yakında evleneceğim, artık bu olayların kapanıp bitmesini istiyorum." şeklinde beyanlarda bulunduğu, devamında Bölge Adliye Mahkemesince aynı celsede "Mağdurun hazırlıkta şikâyetçi olup, mahkeme aşamasında ise şikâyet konusunda bir beyanı alınmamış ise de, mağdura atanan zorunlu vekilin sanık hakkında 19.01.2017 tarihli celsede şikâyetçi olup, davaya katılma talebinde de bulunduğu, mahkemece bu katılma konusunda karar verilmesi gerektiği hâlde karar verilmediği, mağdur vekilinin de CMK'nın 237/2. maddesi gereğince istinaf kanun yoluna başvurarak bu hakkını ileri sürmesi buna istinaden de istinaf isteminin kabul edilip, dairece de duruşma açılmasına karar verilmiş olması nazara alındığında bu celse mağdur şikâyetçi olmayıp, davaya da katılma talebinin olmadığını beyan etmesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Yargıtay Dairelerinin birçok emsal içtihatlarında kabul edildiği üzere 15 yaşını tamamlayan mağdurun şikâyet ve davaya katılma hakkının kendisine ait olacağı nazara alınarak katılma konusunda karar verilmesine gerek olmadığına," oy birliğiyle karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yürütülen yargılama neticesinde 07.05.2018 tarih ve 1486-929 sayı ile İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerinin CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 103/3-c, 103/4, 43/1, 61/7 ve 53. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis; tehdit suçundan aynı Kanun’un 106/1-1. cümlesi, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna hükmedildiği, Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin sanık, sanık müdafii ve sanığın eşi tarafından temyiz edildiği, Dairenin temyiz incelemesinden önce mağdurenin dosyaya sunduğu 24.04.2019 havale tarihli dilekçesinde; "...ben şikâyetçi olmamama rağmen ... avukatım benden habersiz şikâyette bulunmuş, ben avukatımdan böyle bir talepte bulunmadım." ibarelerine yer verdiği, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına müracaat hakkı bulunanlar CMK’nın 260. maddesinde gösterilmiştir. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. Suçtan zarar görenlerin kanun yoluna müracaat yetkisi davaya katılma şartına bağlıdır. Nitekim CMK’nın "Mağdur ve şikâyetçinin hakları" başlıklı 234. maddesinde, mağdur ve şikâyetçinin kovuşturma evresine ilişkin hakları sayılırken 6. bentte; "Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma" hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle CMK'nın 260. maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenlerin salt bu sıfatla kanun yoluna müracaat haklarının bulunduğunun kabul edilebilmesi için kamu davasından haberdar edilmemiş ya da haberdar edilmekle birlikte davaya katılma hakkının kendisine hatırlatılmamış ya da şikâyeti belirten ifadesi üzerine kendisine davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulmamış olması gerekir. Aksi takdirde, duruşmalardan haberdar edilmiş ve katılma hakkı hatırlatılmış olan suçtan zarar görenlerin katılma isteminde bulunmadıkça kanun yoluna müracaat hakları bulunmamaktadır. Katılma, ceza muhakemesinde mağduru, suçtan zarar göreni ya da malen sorumlu olanları koruma araçlarından birisidir. Suçun işlenmesiyle mağdur olan ya da suçtan zarar görenlerin katılma hakkını kullanmaya veya kullanmaya devam etmeye zorlanamayacağı açıktır. Bu itibarla mağdur veya suçtan zarar gören kişi kamu davasına katılmak istemeyebileceği gibi, daha sonra bu hakkını kullanmaktan da vazgeçebilecektir. Nitekim CMK'nın 243. maddesinde katılanın vazgeçmesi hâlinde, katılmanın hükümsüz kalacağı hususu düzenleme altına alınmıştır. Katılma hakkı niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardandır. Şahsa sıkı surette bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Örneğin; evlenme, nişanlanma, nişanı bozma, evlat edinilmeye razı olma gibi… Katılmanın şahsa sıkı surette bağlı bir hak olmasının bir sonucu olarak katılanın ölümüyle katılma hükümsüz kalacaktır. Ancak mirasçıların katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilmeleri de mümkündür. Diğer taraftan; CMK’nın getirdiği önemli yeniliklerden birisi de mağdur, şikâyetçiler ve katılanların tıpkı şüpheli ve sanıklar gibi belirli şartlarda baro tarafından görevlendirilen avukatın hukuki yardımından yararlanma haklarına kavuşturulmasıdır. CMK’nın 234/1. maddesine göre mağdur ve şikâyetçilerin, CMK'nın 239/1. maddesine göre de katılanın, vekili bulunmaması hâlinde cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme hakkı bulunmaktadır. CMK'nın 234/2 ve 239/2. maddelerine göre de eğer mağdur veya katılan on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilecektir. Anılan Kanun'un 239. maddesinin tasarı gerekçesinde bu haklarla ilgili şu açıklamalara yer verilmiştir; "Tasarının dayandığı temel ilkelerden birisinin de mağdurun korunması olduğuna ilgili madde gerekçelerinde değinilmiştir. Bu madde, söz konusu ilkenin hayata geçirilmesini ifade eden önemli bir hüküm getirmekte; mağdura tanınan haklar çerçevesinde, maddî ve hukukî durumu elverişli olmayan katılanlara, istemleri hâlinde baro tarafından avukat seçimini öngörmektedir. Eğer katılan onsekiz yaşını henüz doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunmayacak derecede malûl ve avukatı da yoksa avukat atanması için istem aranmaz, bu husus re’sen yerine getirilir. Türk hukukunda insan hakları alanında önemli bir anlayış değişikliğini ortaya koyan bu modern hüküm, suç ile mağdur duruma düşürülen kimselerin bir de yargılamada mağdur olmalarının önüne geçecek bir tedbir oluşturması bakımından önem taşımaktadır." Katılma, mağdur ve şikâyetçilere avukat görevlendirilmesi ile ilgili bu açıklamalardan sonra; on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malul kişilerin davaya katılma usulünün nasıl olması gerektiği ve bu konuda mağdur, mağdurun kanuni temsilcisi ve mağdur için görevlendirilen vekilin beyanları arasında çelişki olması durumunda hangisinin beyanına üstünlük tanınacağı hususları üzerinde durulmalıdır. Katılma konusunda asıl hak sahibi olan kişi suçun mağduru veya suçtan zarar görenin bizzat kendisidir. Fakat bu hâlde suçun mağduru veya suçtan zarar görenin yaşının küçük ya da malul olması durumunda bu hakkını kullanmasında yani fiil ehliyetinde bir sorun bulunmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun fiil ehliyetine ilişkin hükümleri gözden geçirildiğinde, şu şekilde hükümler bulunduğu görülmektedir. 1- Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti bulunmamaktadır (m.14). 2- Kanun’da gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmayacaktır (m.15). 3- Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler, ancak karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Bunun yanında ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar (m. 16). Katılmanın niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardan olması ve TMK'nın anılan hükümleri birlikte gözetildiğinde; suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı, ayırt etme gücüne sahip ise davaya katılma veya katılmama noktasında iradesine bakılacak kişi mağdurun bizzat kendisi olup gerek kanuni temsilcisinin gerek baroca görevlendirilen vekilin bu konudaki beyanının bir önemi olmayacaktır. Ancak suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı ayırt etme gücüne sahip değil ise, katılma ile ilgili kendisinin iradesinin önemi bulunmamaktadır. Böyle bir hâlde, katılma konusundaki haklarını onun yerine kanuni temsilcisi kullanabilecektir. Nitekim 15.04.1942 tarihli ve 14-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve Ceza Genel Kurulunun 15.02.1972 tarihli ve 43-50 ile 02.03.2004 tarihli ve 44-58 sayılı kararlarında; "ayırt etme gücüne sahip (sezgin) küçüklerin doğrudan doğruya kişiliklerine karşı işlenmiş bulunan suçlardan dolayı dava ve şikâyet hakkına sahip oldukları" sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan bu açıklamalardan sonra ayırt etme gücünden ne anlaşılması gerektiği ve kimlerin ayırt etme gücünün bulunduğunun belirlenmesi önem arz etmektedir. Ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücü; kişinin kamu davasına katılma veya katılmamanın doğuracağı hukuki sonuçları algılayıp makul bir seçimde bulunabilmesidir. Davaya katılma bakımından ayırt etme gücü, mağdurun yaşı ve ayırt etme gücüne etki eden kişisel durumu kadar, mağdura karşı işlendiği iddia olunan suçun özellik ve niteliği ile de ilgilidir. Bu konuda uygulamada oluşan tereddütlerin giderilip yeknesak bir uygulamanın sağlanabilmesi için, herhangi bir malullüğü bulunmayan çocukların mağdur oldukları suçlara ilişkin olarak beyanda bulundukları tarihte on beş yaşından küçük olmaları hâlinde ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne sahip olmadıkları, on beş yaşından büyük olmaları hâlinde ise bu yeteneğe sahip oldukları kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 03.06.2008 tarihli ve 56-156 sayılı kararında 14 yaşındaki, 27.01.2009 tarihli ve 145-8 sayılı kararında da 10 yaşını tamamlamayan küçüğün cinsel istismar suçunda katılma açısından ayırt etme gücünün bulunmadığına karar verilmiştir. Şüpheli ve sanıklar bakımından müdafinin ayrıca bir karara ihtiyaç kalmaksızın kanun yoluna müracaat edilebilmesi mümkündür. Buna karşın mağdur vekilinin mağdur adına kanun yoluna müracaat edebilmesi ancak mağdurun katılan sıfatı almasına bağlıdır. On beş yaşını ikmal etmiş ve ayırt etme gücüne sahip mağdur ile mağdura yaş küçüklüğü nedeniyle atanan zorunlu vekilin katılma konusundaki iradelerinin çelişmesi hâlinde mağdurun iradesine üstünlük tanınmalıdır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Herhangi bir malullüğü bulunmayan çocukların mağdur oldukları suçlara ilişkin olarak beyanda bulundukları tarihte on beş yaşından büyük olmaları hâlinde ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne sahip oldukları ve katılma konusundaki haklarını bizzat kullanabilecekleri, yaş küçüklüğü nedeniyle baroca atanan vekilin kanun yoluna başvurma yetkisini kazanmasının ancak ayırt etme gücüne sahip olan mağdurun iradesine, başka bir deyişle davaya katılmasına bağlı olduğu, somut olayda henüz on beş yaşını doldurmadan kollukta alınan beyanında sanıktan şikâyetçi olan mağdurenin, on beş yaşını ikmal ettikten sonra İlk Derece Mahkemesinde yapılan duruşmada CMK'nın 234. maddesindeki hakları hatırlatılarak şikâyet ve delillerinin sorulması üzerine sanıktan şikâyetçi olup davaya katılmak istediğine dair açık bir beyanda bulunmadığı, zorunlu vekilinin sanıktan şikâyetçi olup davaya katılmalarına karar verilmesine ilişkin talebinden sonra da mağdureye söz hakkı verilmediği, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararlarına yönelik olarak davaya katılma talebi olumlu ya da olumsuz yönde karara bağlanmayan zorunlu vekilin istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan duruşmada da mağdurenin sanıktan şikâyetçi olmadığını ve davaya katılmak istemediğini açıkça dile getirdiği, Bölge Adliye Mahkemesince sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesinden sonra mağdurenin dosyaya sunduğu 24.04.2019 havale tarihli dilekçesinde ise baştan itibaren sanıktan şikâyetçi olmadığını, zorunlu vekilinden de sanıktan şikâyetçi olması yönünde bir talepte bulunmadığını ifade ettiği, kendisinin de hazır bulunduğu oturumda zorunlu vekilin sanıktan şikâyetçi olup davaya katılma yönündeki talebine söz hakkı da verilmemesi nedeniyle sessiz kalan mağdurenin, aşamalardaki beyanları ve dosyaya sunduğu dilekçenin mahiyeti de dikkate alındığında zorunlu vekilin talebine zımnen onay verdiğinin kabul edilemeyeceği, bu itibarla yargılamanın başından itibaren şikâyetçi olma ve katılma iradesi bulunmayan mağdure ile mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle atanan zorunlu vekilin iradeleri arasında bir çelişki oluştuğu, bu hâlde ayırt etme gücüne sahip mağdurenin davaya katılma konusunda iradesinin bulunmadığı gözetildiğinde, mağdureye CMK'nın 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca barodan görevlendirilen vekilin mağdure adına davaya katılma ve hükümleri istinaf etme hakkı bulunmamaktadır. Bu bağlamda mağdure vekilinin İlk Derece Mahkemesince kurulan 23.02.2017 tarihli ve 250-50 sayılı beraat hükümlerini istinaf etme hakkı bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesince CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi yerine yargılamaya devamla sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizdir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmasından sonra mağdurenin şikâyetçi olmadığı ve katılma talebinin bulunmadığına dair beyanının istinaftan vazgeçme niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "1- Davanın Özeti: On beş yaşından küçük mağdureye karşı, 2014 yılında kesin olarak belirlenemeyen bir tarihte ve 2015 yılında yine kesin olarak belirlenemeyen ama muhtemelen kasım ayı içinde bir gün anal yoldan organ sokarak, kasım ayı sonunda da vücuda dokunarak işlendiği iddia edilerek zincirleme cinsel istismar suçundan sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluk, sınır düzeyde mental işlevsizlik (75 IQ) tespit edilen mağdurun anal raporunda hiçbir iz ve eser tespit edilememiştir. İddiaya göre mağdur, ana bir kardeşi (ağabey) sanık tarafından 04.12.2015 günü facebook kullandığı için dövülmüş ve oruspu olmuşsun diyerek aşağılanmış, cep telefonunu atıp kırmış o da mektup yazarak evi terk etmek istemiş ve ilk defa mektupta sanığın cinsel istismarını dile getirmiş ve mağdurenin annesi olayı birlikte kolluğa intikal ettirmiştir. SİR ve mağdure beyanına göre sanık madde bağımlısıdır ve düzenli işte çalışmamaktadır. Duruşmada on beş yaşından büyük (16 yaşı içinde) mağdure başından geçen olayı kısaca anlatmış, kolluk beyanının doğru olduğunu söylemiştir. Mahkeme heyeti sormadığı için şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini doğal olarak beyan edememiştir. Ancak vekili avukat sanıktan şikayetçi olduklarını ve davaya katılmalarına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme heyeti bu talebi kabul ederek katılmaya karar vermiştir. Mağdurenin annesi ise sanıktan şikayetçi olmamıştır. İlk derece mahkemesi yaptığı yargılama sonucunda, mağdur beyanının doğrulayan delil olmadığından sanığın beraatına karar vermiş mağdure vekili bu kararı istinaf ederek İzmir Bölge Adliye Mahkemesine başvurmuştur. İzmir BAM, istinaf talebini yerinde görerek CMK 280/1-g bendine göre davanın yeniden görülmesine ve duruşma açılmasına karar vermiştir. Mağdurenin duruşmaya davet edilmesi üzerine beraat eden sanığın mahkûmiyetine de karar verilebileceği endişesiyle mağdure duruşmada, sanığın suçu işlemediğini ve yalan söylediğini, hatta ilk derece mahkemesinde bile sanıktan şikayetinin olmadığını ileri sürmüştür. Duruşmada psikolog, mağdurenin olayla ilgili net tutarlı hatıralara sahip olmadığını, nişanlandığını, evlilik arifesinde olduğunu, davanın kapatılmasını istediğini, psikolojisinin bozulduğunu ama şu an üzerinde baskı hissetmediğini anlatmıştır. Mağdure mahkemeye dilekçe vererek şikayetinde vazgeçtiğini bildirmiştir. İzmir BAM, duruşmalı olarak incelediği davada sanığın mahkumiyetine karar vermiştir. Temyiz edilen mahkumiyet kararını, Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 'usulüne uygun istinaf incelemesinde bulunduktan sonra açılan duruşma sırasında şikayetinden vazgeçtiği için katılması hükümsüz kalan mağdurenin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekirken duruşmaya devamla beraat kararlarının kaldırılarak sanık hakkında mahkumiyet hükümleri kurulması' gerekçesiyle bozmuştur. Dava dosyasının gönderildiği İzmir BAM, bozma uymamış ve önceki hükmünde direnmiştir. Dava dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna aktarılmıştır. 2- Uyuşmazlık: Yargıtay Ceza Genel Kurulunda çözülmesi gereken birbirine bağlı iki temel uyuşmazlık vardır. Evvela, ilk derece mahkemesinin mağdureden şikayetçi olup davaya katılmayı istediğini sormamasının sonuçlarını çözümlemek sonra da bölge adliye mahkemesinde şikayetten vazgeçmenin hukuki niteliğini ve davaya etkisini çözümlemektir. 3- Şikâyetten Vazgeçmenin Davaya Etkisi; Esasen ilk derece mahkemesinde on beş yaşından büyük mağdurenin zorunlu vekili ile birlikte katıldığı duruşmada, sanığın işlediği olayları anlatması aktif olarak cezalandırma talebi olup daha sonrada vekili avukatın şikayetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini söylemesine ses çıkarmaması üzerine ilk derece mahkemesinin katılmaya karar vererek verdiği beraat hükmünün istinaf edilmesinde hukuka aykırı hiçbir cihet bulunmamaktadır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi de haklı olarak temyiz incelemesinde bu hususta bir hukuka aykırılık görmemiş, istinaf talebi ve incelemesini hukuka uygun bulmuştur. Mağdurenin ilk derece mahkemesinde sanığın cezalandırılmasını isteyen beyanını yeterli görmüş ve sürdürülen uygulamaya uygun bulmuştur. Mağdure ilk derece mahkemesinde açıkça şikayetinden vazgeçmemiştir. Mahkeme sormadığı için suskun kalmıştır. Vekilinin şikayetçi olduklarına ve davaya katılma talebine de duruşmada olduğu halde karşı çıkmamıştır. Sanığın işlediğini iddia ettiği olayları ayrıntılı bir şekilde heyete anlatmış, suçun işlendiğini iddia etmiştir. Buna göre mağdurun şikayetinin baştan beri olmadığını sonradan iddia etmesi doğru değildir. Mağdure duruşmada açıkça söylemese bile suç oluşturan iddiasını dile getirerek cezalandırılma iradesini açıklamıştır. Açıkça şikâyetinden vazgeçtiğini ve davaya katılmak istemediğini söylemediği sürece hukukun genel ilkesi devreye girer ve 'bir haktan açıkça vazgeçilmemişse hakkın devam ettiği farz edilir' kuralı gereğince yapılan hukuki işlemlerin sıhhatine helal getirmez. 5271 sayılı CMK’nun 158/son fıkrasında bu ilkenin bir türevi ifade edilmiştir ve kıyasen bu davada uygulanabilir. Dolayısıyla beraat hükmünün mağdure vekilince istinaf edilmesi hukuka uygundur. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun tersi istikamette cereyan eden kanaatine katılmıyoruz. 4- İstinaf Kanun Yolunda Duruşmada Şikayetten Vazgeçmenin Davaya Etkisi: İkinci olarak İzmir BAM verilen dilekçe ve duruşmada şikayetten vazgeçmenin hukuki durumunu da incelemek gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu hususu inceleme konusu yapmamış ise de asıl önemli olan hukuki konu bizce burasıdır. Ülkemizde maalesef yürürlüğe girdiği tarihten beri istinaf kanun yolu ne doğru düzgün anlaşılmış ne de uygulanabilmiştir; İstinaf kanun yolu, temyiz kanun yoluna göre asıl olup hem vakıanın varlığı hem hukuki uyuşmazlıkların çözümlenebildiği etkili bir yoldur. Temyiz sadece hukuki uyuşmazlıkların çözümü için başvurulabilecek tali bir yoldur. Temyiz ülkede hukuk birliğini sağlamayı gaye edinip soyut adalet ilkelerini gözetirken istinaf, somut olay adaletini gerçekleştirmeyi amaç edinmiştir. İstinaf, hükümdeki hukuka uygun olmayan işlemleri düzeltme yolu olup, kural olarak hüküm bozulmaz, düzeltilir. Temyiz, hukuka aykırılıkların olup olmadığının belirlenmesine göre onama ve bozma yolu ile yapılır, düzeltme ancak kanunda sayılan sınırlı sebeplerle olur. İstinaf kanun yolunda bölge adliye mahkemesi tespit ettiği hukuka aykırılığı duruşma açarak kendisi giderir ve davayı ilk dereceye göndermez. Temyizde tespit edilen hukuka aykırılığın giderilmesine imkan yoktur ve bozulan hüküm hukuka aykırılık giderildikten sonra tekrar kurulmak üzere alt derece mahkemesine gönderilir. İstinaf kanun yolu incelemesi, CMK 280 maddesindeki kararlardan biri verildiğinde tamamlanır, tespit edilmişse hukuka aykırılığın giderilmesi işlemlerine davanın yeniden görülmesi için duruşma başlatılır. Davanın yeniden görülmesi ve duruşma açılması halinde yargılamaya ilk dereceden devam edilmesi demektir. CMK 175 madde gereğince hüküm verene kadar duruşmada yargılama sürer. Temyiz, Yargıtay özel dairesinin onama veya bozma kararı vermesiyle sonuçlanır, duruşma açılamaz. Tarihi bakımdan istinaf, bölge (derebeyi/feodalite) düzeyinde hukuk uygulaması olup hem merkezi hükümetin hem derebeyi otoritesinin temsil edildiği karışma kaynaşma ve uzlaşma evresidir. Temyizde ise sadece merkezi devletin tek ve en yüksek mahkemesi adalet adına merkezi devletin hukukuna uygunluğu inceler. İstinaf için sebep gösterilmesi bile gerekmez, hukuka aykırılıklar resen denetlenir. Temyizde sebep dışı inceleme olmaz gösterilen sebepler yalnızca hukuki olmak zorundadır. İstinaf, ağır sonuçları olan belli cezalarda otomatik yapılır, talep bile edilmesi gerekmez iken temyizde otomatik inceleme yapılamaz. İstinaf, o bölge sınırı içindeki alt derece mahkemelerinin hükümlerini incelerken, temyizde ülkenin bütün alt derece mahkemelerinin hükümleri incelenebilir. Temyiz, bölge ve ilk derece mahkemesi arasındaki ihtilafları ve bölgeler arası hukuki ihtilaflar gidermeyi amaçlar. Bir bölge ile herhangi bir ilk derece mahkemesi kararı hukuki konuda farklı ise yine temyiz kanun yolu devreye girer. İstinaf kanun yolunda hukuka aykırılığı gidermek için duruşma yapmak asıldır. Duruşma ilk derece mahkemesinin devamıdır; istinafta ilk derecenin bütün yargılama işlemleri tekrar edilirse tam istinaf, yalnızca hukuka aykırı bulunan yargılama işlemleri tekrarlanırsa nispi istinaf ismini alır. Türkiye 5271 sayılı CMK’nun 280 maddesi ve sonraki hükümlerle nispi istinafı kabul etmiştir. Eğer tam istinaf kabul edilmiş olsa ilk derece mahkemesindeki yargılama yeniden yapılarak, delil incelemesi ve değerlendirmesi tartışılması dahil vakıa ikinci kez yargılama konusu yapılarak sonucuna göre hüküm kurulacaktı. Temyizde duruşma yapılmaz, kanun yolu incelemesi daima dosya üzerinden gerçekleştirilir. İstinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesinin hükmünde hukuka aykırılık bulan BAM, kural olarak hükmü kendi kurar, dava dosyasını bozarak ilk dereceye gönderemez. İstinafta uyuşmazlığın üst dereceli, mahkemeye taşınması ilkesi mutlak uygulanır. Temyizde Yargıtay hukuka aykırılığı kanunda sayılan sınırlı hallerde gidererek hükümde çok yüzeysel değişiklikler yapar ama asıl olarak bozar ve bozma yaparsa kararını alt dereceli mahkemeye gönderir. Temyizde hukuka aykırılığı giderme görevi, daima alt derece mahkemesi tarafından gerçekleştirilir. İstinafta ileri sürülmemiş ve incelenmemiş hiçbir konu, kural olarak temyiz denetiminin konusu olamaz. İstinaf ile temyizin mukayesesini burada keserek somut olaya dava dosyasına geri dönüldüğünde, istinaf incelemesini tamamlayan İzmir BAM, duruşma açarak davayı görmeye başlamıştır. İstinaf kanun yolu incelenmesinde ilk derece mahkemesinin hükmünde hukuka aykırılık olabileceğinden duruşma açılmasına karar verilmişse, bu duruşma tıpkı ilk derece mahkemesinin hukuki sonuçlarını doğurur ve hukuken devamı niteliğindedir. İlk derece mahkemesinin incelemediği delil incelenir, savuna hakkı vermemişse verilir, iddia ile ilgili deliller ortaya konulabilir, yeni delil ileri sürülebilir, tanık dinlenebilir, mağdurun beyanına tekrar başvurulabilir ve ilk derecede her ne yargılama işlemi yapılıyorsa duruşmada yapılabilir. Kısaca ilk derece mahkemesinin dava üzerindeki hâkimiyeti duruşma açan bölge adliye mahkemesine de açıkça verilmiştir. Öyleyse duruşmaya gelen mağdur eğer talep etmişse katılma kararı bile verilebilir. O vakte kadar davayı takip etmeyen mağdurun bölge adliye mahkemesinde şikayetçi olup davaya katılması da mümkündür. Aynı şekilde mağdur duruşmada bölge adliye mahkemesine artık davayı takip etmek istemediğini ve şikayetçi olmadığını söyleyebilir. Ancak bu duruşmada şikâyetten vazgeçme ve davaya katılma kararının geri alınması, geriye dönük olamaz ve ileriye dönük şekilde hukuki tesir icra eder. Duruşmada şikayetten vazgeçme ve katılma kararının kaldırılmasını isteme geriye dönülemeyeceği için önceden yapılan işlemleri geçersiz kılmaz ve mağdure vekilinin istinaf talebine helal getirmez. Duruşma artık ilk derece mahkemesinin devamı olduğu için böyle düşünülmelidir. CMK 266/1 kanun yolu incelmesinde vazgeçmenin merci tarafından karar verilene kadar geçerli olduğunu söylemektedir. İstinaf kanun yolu bakımından bölge adliye mahkmesinin verebileceği kararlar CMK’nun 280/1 fıkrasında düzenlenmiştir. Öyleyse davanın yeniden görülmesine ve duruşma açılmasına karar verilinceye kadar istinaf kanun yolu talebi geri çekilebilir ancak duruşma açılmasına ve davanın yeniden görülmesine karar verildikten sonra vazgeçme işlemi ancak duruşmada şikayetten vazgeçmenin sonuçlarını doğurur ve usulüne uygun istinaf talebini iptal edemez. Mağdurun mahkemeye gerek dilekçe verip gerek duruşmada şikayetçi olmadığını beyan etmesi, yalnızca katılma kararını ileriye dönük olarak kaldırır. Vekilinin yaptığı istinaf talebini etkilemez ve istinafa taşınmış davayı düşüremez, istinaf talebinden vazgeçme hukuki sonucunu da doğuramaz. Böylece İzmir BAM davayı görüp sonuçlandırması, hukuka aykırı bulduğu beraat kararını kaldırıp mahkumiyet hükmü vermesi muhakeme hukuku kurallarına uygundur. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin yazılı şekilde verdiği bozma kararı, hukuken yerinde olmayıp, İzmir BAM direnme kararı bu yönden doğrudur. Ancak sanığın işlediği iddia edilen suçun sübuta erip ermediği ayrıca incelenmelidir. 5- Sonuç; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun muhakeme ilişkin bu iki hukuki konuyu izah edilen şekilde çözerek davanın esasının incelenmesi için dava dosyasını özel dairesine göndermesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca bağlaması hukuka uygun düşmediğinden sayın çoğunluk görüşüne iştirak edemiyoruz." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; mağdureye CMK'nın 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca barodan görevlendirilen vekilin mağdure adına davaya katılma ve hükümleri istinaf etme hakkının bulunduğu görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 11.12.2019 tarih ve 2403-1585 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin, şikâyetçi olma ve katılma iradesi bulunmayan ayırt etme gücüne sahip mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle CMK'nın 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca atanan zorunlu vekilin sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerini istinaf etme hak ve yetkisinin bulunmadığı gözetilerek CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi yerine yargılamaya devamla sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.11.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 29.11.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Ceza Dairesi, 2023/2534 E., 2024/1566 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (f.) bendinde, “Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin davetiye tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde duruşmaya devam edilerek sanığın sorgu tutanakları anlatılmak suretiyle dava yokluklarında bitirilebilir.
8. Ceza Dairesi         2023/2534 E.  ,  2024/1566 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1132 E., 2022/1463 K. SUÇTAN ZARAR GÖREN : 3 D Estetik Güzellik Eğitim ve Sağlık Şirketi SUÇ : Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi İlk Derece Mahkemesi'nce verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; karar tarihi itibariyle temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 18.12.2018 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan kamu davası açılmıştır. 2. Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.10.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan ayrı ayrı üç kez 2 yıl 6 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile mahkumiyetine karar verilmiştir. 3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 24.05.2022 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile mahkumiyetine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi; mağdurun zararını gidermek istediğine, hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağına, ilişkindir. III. GEREKÇE 1.İlk Derece Mahkemesi tarafından sanık hakkında 2 yıl 6 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile mahkumiyet kararı verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak sanık hakkında 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve ceza miktarının arttırıldığı anlaşılmakla; hüküm hakkında temyiz yoluna başvurulabileceğinden, Tebliğnamede ki red düşüncesine iştirak edilmemiştir. 2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (f.) bendinde, “Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin davetiye tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde duruşmaya devam edilerek sanığın sorgu tutanakları anlatılmak suretiyle dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, 195 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere, sanık hakkında verilecek ceza, İlk Derece Mahkemesi'nin verdiği cezadan daha ağır ise, her hâlde sanığın dinlenmesi gerekir.” biçimindeki savunma hakkının kısıtlanamayacağı ilkesine dayanan Kanun'un emredici kuralına uyulması gerekirken, sanığın yokluğunda yapılan duruşma sonucunda yerel Mahkeme'nin mahkumiyet hükmü kaldırılarak daha ağır mahkumiyet hükmü kurulması suretiyle anılan Kanun maddesine aykırı davranılarak sanığın savunma hakkı kısıtlanması, hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde belirtilenler dışında başkaca yönleri incelenmeyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 2022/1132 Esas, 2022/1463 Karar ve 24.05.2022 tarihli kararının gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünde 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesi gereğince Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde karar verildi.
9. Ceza Dairesi, 2024/5701 E., 2024/11359 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
CMK'nın 282/1. maddesi gereğince BAM duruşma açtığında duruşmayı CMK'daki düzenlemelere göre yapacaktır.
9. Ceza Dairesi         2024/5701 E.  ,  2024/11359 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2 E., 2024/384 K. KATILANLAR : Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ... SUÇLAR : Nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince bozma üzerine verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği iddiası ile açılan kamu davasında bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda, Bölge Adliye Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın atılı suçlardan beraatine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Özetle, katılanın aşamalardaki istikrarlı ve samimi beyanları, iftira atmayı gerektirir bir neden bulunmaması, raporlar ve tüm dosya kapsamı uyarınca sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğuna, sanık hakkındaki hükmün bozularak sanığın üst hadden, indirim yapılmaksızın cezalandırılmasına ve Bakanlık lehine vekalet ücreti takdir edilmesine ilişkindir. III. GEREKÇE Olayın intikal şekli ve süresi, katılanın aşamalardaki istikrarlı anlatımları ve beyanlarını doğrulayan doktor raporu, sanık ile katılan arasındaki iletişim tespitine ilişkin kayıtlar ve mesaj içerikleri ile tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre sanığın, katılanı hile ile evine götürdükten sonra kıyafetlerini çıkarmaya çalışması üzerine katılanın direnmesi nedeniyle eylemlerine son vermesi şeklinde gerçekleşen eylemlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/1. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı ve aynı Kanun'un 109/2, 5. maddesindeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını oluşturduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Başkan ... ve Üye ...'in farklı gerekçelerle karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.12.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanları, sanık savunması, mağdure ile sanık arasında alacak verecek ilişkisi ile önceye dayalı husumet bulunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından sanığın atılı suçlardan beraatine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olduğu kanaatiyle bozma yönündeki heyetin çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum. KARŞI OY Çoğunlukla aramızdaki ihtilaf Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma açıldıktan sonra olayın tek tanığı konumunda bulunan mağdurun beyanı alınmadan Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hüküm kurulup kurulamayacağına yöneliktir. (5271 sayılı CMK) CMK 280/1-g bendi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi gerekli gördüğünde davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlamak zorundadır. Davanın yeniden görülmesi ve duruşma açılması demek tüm işlemlerin tekrarlanması anlamına gelir. Duruşma açılması sadece şekli bir işlem olarak görülemez. Mahkeme özellikle delillerle temas edecek ve yüzyüzelik yani doğrudanlık ilkesini karşılayacaktır. Aksi takdirde duruşma açılmasının hiçbir anlamı yoktur. CMK 281/2 fıkrası Bölge Adliye Mahkemesinin gerekli gördüğü tanıkları, bilirkişiyi dinleyeceğini ve keşif yapacağını hükme bağlamıştır. Yani davanın sübutuna etki edecek tanık ve bilirkişiler mutlaka dinlenecektir ve gerekliyse keşif yapılacaktır. CMK'nın 282/1. maddesi gereğince BAM duruşma açtığında duruşmayı CMK'daki düzenlemelere göre yapacaktır. Yani ilk derece mahkemesi ne şekilde duruşma yapıyorsa Bölge Adliye Mahkemesi de aynı şekilde duruşma yapmak zorundadır. Sadece CMK 282/1-e bendi gereğince dinlenmesine gerek olmadığını düşündüğü tanıkları ve bilirkişiyi dinlemeyecek ama gerekli olanları mutlaka dinleyecektir. Yine CMK'nın 282/1-f bendi gereğince sanık, müdafii, katılan ve vekiline davetiye tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya gelmemeleri halinde dava yokluklarında bitirilebilecektir. Ancak burada bahsedilen katılan davanın tek tanığı niteliğinde olmayan tarafdır. Olayın tek tanığı konumunda bulunan mağdur ise aynı zamanda tanık statüsündedir. Tanıkların dinlenmesi usulünce dinlenmeleri gerekir. Bu nedenle katılan hakkında yukarıda belirtilen düzenleme tanık durumundaki mağdur hakkında uygulanamaz. Mağdur eğer tanık konumunda ise dinlenmesine karar verilmişse mutlaka getirtilerek dinlenmesi gerekir. Yukarıda da belirtildiği gibi Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda bahsedilen istisnalar hariç CMK'daki hükümlere göre duruşma yapmak zorundadır. CMK'nın 210/1. maddesine göre olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın ya da yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez, şeklindedir. Bu düzenlemeye göre olayın tek tanığı durumunda bulunan mağdurun mutlaka mahkemece getirtilerek dinlenmesi gerekir. Somut olayda ayrıca doktor raporunda belirtilen yaralanmaların ne şekilde gerçekleştiği konusunda mağdurenin ayrıntılı olarak ifadesinin alınma zorunluluğu vardır. Bu nedenlerle olayın tek tanığı durumunda bulunan mağdurun duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiği, dinlenmemesinin hukuka aykırılık oluşturduğu ve bu nedenle kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.
Ceza Genel Kurulu, 2023/562 E., 2024/83 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
CMK'nın 282. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenmesine ve keşfin yapılmasına karar vereceğinden, CMK'nın dar anlamda istinafı kabul ettiği söylenebilir.
Ceza Genel Kurulu         2023/562 E.  ,  2024/83 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1179-261 I. HUKUKİ SÜREÇ Katılanlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesince 17.01.2017 tarih ve 3-11 sayı ile; sanıkların anılan suçtan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanıklar ...... hakkında hak yoksunluğuna, sanık ...'in cezasının aynı Kanun'un 58/6. maddesi uyarıca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; sanıklar ..... hakkında kurulan hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca açıklanmalarının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanık ...'in TCK'nın 86/2, 29, 62, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca kesin nitelikte 660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar .....'in ise 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir. Katılanlar ....ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ..... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Cumhuriyet savcısı ile sanıklar müdafii ve katılanlar vekili tarafından; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar .... ... hakkında verilen beraat hükümlerinin ise katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 01.06.2018 tarih ve 648-983 sayı ile; katılanlar ......'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ....hakkında ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıkların TCK'nın 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna, sanık ...'in cezasının aynı Kanun'un 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin kaldırılmasına ve "...mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına," karar verilmiştir. Hüküm kurulmasına yer olmadığına dair kararların katılanlar vekili, mahkûmiyet hükümlerinin ise sanıklar .... ve müdafiileri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.09.2022 tarih ve 16529-12956 sayı ile; "... 5- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mağdur ...'ye yönelik yaralama suçundan kurulan hükme yönelik incelemede; Sanıklar ... ve kardeşi...., katılan ... ve...yi katılan ....'nın kocasından özür dilemeleri için bağ evine götürdükleri, burada darbedip alıkoyma eylemi gerçekleştirdikten sonra mağdurları cezalandırmak amacıyla dövmeye devam ettikleri olayda, mevcut dövme eyleminin ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olduğundan bahisle atılı suçtan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi, ... 6- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde; Sanıkların mağdura yönelik hürriyetten alıkoyma eylemlerini, katılan ...'nın olay günü sanık ...'ın kızı ve ...'in de eşi olan ....'yı telefonla arayıp rahatsız etmesi ve evli olduğunu söylemesine rağmen HTS kayıtlarına göre aynı gün içinde birden fazla kez arayıp rahatsız etmeye devam etmesinden kaynaklanan hiddetin etkisiyle gerçekleştirdikleri anlaşılmakla haklarında TCK'nın 29. maddesi gereğince haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesince 17. Ceza Dairesi ise 15.02.2023 tarih ve 1179-261 sayı ile; "Sanıklardan .....ye karşı yaralama suçundan cezalandırılması hem Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesinin hem ... Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrarlı uygulamalarına aykırı hem dosya kapsamına ve hukuka aykırı olduğundan bu husustaki bozma ilamına eylemin birden çok mağdura karşı tek fiille gerçekleştirilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temadi ettiği sırada işlenmesi nedeniyle müstakil kasten yaralama suçu oluşturmayacağı kabul edildiğinden direnilmiştir. ... Yargıtay 8. Ceza Dairesinin sanıklar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına ilişkin bozma nedeni incelendiğinde mağdurlardan ...nın ....ın kızı ve....'in eşi olan ....'yı arayıp rahatsız ettiği, mağdurlardan ....'den sanıklara yönelen herhangi bir haksız tahrik oluşturacak eylem bulunmadığı, sanıkların TCK'nın 43/2. maddesi uygulanarak birden çok mağdura karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, iki kez cezalandırılmaları gerekirken zincirleme suç (aynı neviden fikri içtima) kuralları uygulanarak bir kez cezalandırıldıkları, zincirleme suçun sonuçları dikkate alındığında cezası daha ağır olan mağdur ...'ye yönelik haksız tahrik içermeyen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyet kararı verilip TCK'nın 43/2. madde yoluyla TCK'nın 43/1. madde uyarınca cezalarında artırım yapılması gerektiği ayrıca TCK'nın 29/1. maddesi uyarınca artırım yapılması durumunda sanıklar lehine 43/2. maddenin yanında TCK'nın 29/1. maddesinin uygulanmasının ikinci kez atıfet sonucu doğuracağı dikkate alınarak Dairemiz kararı dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu," gerekçesiyle direnilerek, sanıklar ....'in katılanlar .....'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan önceki hüküm gibi mahkûmiyetlerine, sanıklar .... ve ...in katılan ...'ye yönelik kasten yaralama eylemleri bakımından ise önceki karar gibi hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hüküm ve kararların da katılanlar vekili ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.05.2023 tarihli ve 51198 sayılı onama-bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.11.2023 tarih ve 1621-8384 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Sanıklar ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve hakaret, katılan ...'ya yönelik eziyet, sanıklar ..., ... ve ... hakkında ise katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar mercilerince itirazın reddine karar verilmesi, sanık ... hakkında katılan ...'ya yönelik özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar ile sanık ... hakkında katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan verilen mahkûmiyet kararı ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik hakaret, sanık ... hakkında ise katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan kesin nitelikte adli para cezaları verilmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...’ye yönelik basit kasten yaralama suçundan verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin kararlar ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı, 2- Katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu tek bir fiil ile işledikleri kabul edilen ve haklarında TCK'nın 43/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanan sanıklar ..., ..., ... ve ...'e yönelik katılan ...'nin haksız tahrik oluşturacak herhangi bir eyleminin bulunmadığı anlaşılmakla, anılan sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Niğde Cumhuriyet Başsavcılığının 20.12.2015 tarihli ve 2552-2357 sayılı iddianamesi ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a-b, 43, 29/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açıldığı, anılan iddianamede katılan ...'ye yönelik gerçekleştirilen kasten yaralama eyleminin TCK'nın 109/2. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olarak nitelendirilip ayrıca cezalandırılmasının istenilmediği, Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 17.01.2017 tarih ve 3-11 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in katılanlar ... ve ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına; sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca açıklanmalarının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine; sanık ...'in katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/2, 29, 62, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca kesin nitelikte 660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verildiği, Sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara Cumhuriyet savcısı ile sanıklar müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesince 17.02.2017 tarih ve 2017/156 değişik iş sayı ile itirazın reddine; sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan kurulan hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ise Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesince 28.02.2017 tarih ve 3-11 sayı ile bahse konu adli para cezasının kesin nitelikte olması nedeniyle istinaf talebinin reddine karar verildiği, Katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, Cumhuriyet savcısı, sanıklar müdafii ve katılanlar vekili tarafından; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat hükümlerinin ise katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 01.06.2018 tarih ve 648-983 sayı ile; katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıkların TCK'nın 109/2, 109/3-a-b, 43/2-1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, sanık ...'in cezasının aynı Kanun'un 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıklar hakkında "...mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına," karar verildiği, Hüküm kurulmasına yer olmadığı kararının katılanlar vekili, mahkûmiyet hükümlerinin ise sanıklar ..., ..., ..., ... ve müdafiileri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.09.2022 tarih ve 16529-12956 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralama eyleminden verilen hüküm kurulmasına yer olmadığı dair kararın anılan sanıkların darp eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturduğunun; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin ise anılan sanıklar hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin ise 15.02.2023 tarih ve 1179-261 sayı ile bozma kararına direndiği, Katılan ... hakkında Niğde Devlet Hastanesince 22.08.2015 tarihinde düzenlenen rapora göre; alkolsüz olan katılanın sağ yanağında kulak ön kısmında ... ve kızarıklık bulunduğu, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde olduğu, Katılan ... hakkında Niğde Devlet Hastanesince 22.08.2015 tarihinde düzenlenen rapora göre; alkolsüz olan katılanın burun üst kısmında şişlik, morluk, her iki dudak iç kısmında laserasyon ve morluk bulunduğu, burun kemiğinde kırık olduğu, şişeye oturtulması iddiası ile ilgili bir bulguya rastlanılmadığı, Katılan ... hakkında Niğde Devlet Hastanesince düzenlenen 24.08.2015 tarihli ve 1604-15 sayılı raporda; katılanın sol göz altında 3x2 cm'lik ekimoz, alt dudak iç yüzde 1 cm'lik abrazyon, burun sırtında ödem saptandığı, katılana ilişkin düzenlenen olay tarihli 1 adet radyogramın incelenmesinde burun kemiği ucunda ayrıksız kırık saptandığı, söz konusu yaralanmanın katılanın yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek nitelikte hafif olmadığı, burun kemiği ucundaki ayrıksız kırığın kişinin yaşam fonksiyonlarını 1 (Hafif) derecede etkileyeceği, yüzünde sabit iz bulunmadığı, Kolluk tarafından düzenlenen 23.08.2015 tarihli tutanağa göre; sanık ...'nin kullanmakta olduğu cep telefonu üzerinde yapılan incelemede katılan ...'ya ilişkin görüntüye rastlanılmadığı, Kolluk tarafından düzenlenen CD izleme ve çözümleme tutanağına göre; Yenice Mahallesi, Kemali Ümmiye Caddesi üzerinde bulunan Kömürcülük isimli iş yerine ait güvenlik kamera görüntülerinin incelenmesinde, kamera saatinin güncel saate göre bir saat ileri olduğu, 22.08.2015 tarihinde sanıklar ... ve ...'ın ... Antika isimli iş yerinin önünde oturdukları esnada saat 20.02.14 sıralarında katılanlar ... ve ... ile tanık ...'in yanlarına geldikleri, söz konusu şahısların hep birlikte saat 20.02.35 sıralarında bahse konu iş yerine girip kamera görüş açısından çıktıkları, aynı gün saat 20.04.06 sıralarında iş yerinden çıkan şahısların hep birlikte Bankalar Caddesi istikametine doğru yürüyerek kamera görüş açısından çıktıkları, bir daha da dönmedikleri, Kolluk tarafından düzenlenen 23.08.2015 tarihli telefon inceleme tutanağına göre; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in cep telefonları üzerinde yapılan incelemede katılan ...'ya ait görüntüye rastlanılmadığı, Kolluk tarafından düzenlenen 23.08.2015 tarihli tutanağa göre; katılan ... ile birlikte olay yerinin tespiti amacıyla Gümüşler kasabasına gidildiği, katılan ...'nın kolluk görevlilerine Eski Gümüş Mahallesi, Özyurt Caddesi, Göl Mevki bila sayılı yerdeki bağ evini göstererek bu evin bahçesinde söz konusu olayın gerçekleştiğini, bahçeye açık olan yeşillik alandan girdiklerini, bahçe içerisinde bulunan ikamete ise hiçbir şekilde girilmediğini söylediği, olay yerinde yapılan araştırmada bahse konu bahçenin içerisinde bulunan evin kilitli olduğu ve bu eve girilebilecek açık bir yerin bulunmadığı, bahçe ön tarafında bir adet demir kapı bulunduğu ancak bahçenin diğer cephelerinin açık olduğu, herhangi bir tel örgü veya duvarla örtülü olmadığı, bahçenin açık olan yerlerinden bahçeye girilmek suretiyle olay yeri ve çevresinde yapılan araştırmalarda olaya konu olan cam şişe veya başkaca herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığı, bahçe içerisinde bulunan ikametin dış cephesinde güvenlik kamerası bulunduğu görülerek mahalle muhtarı vasıtasıyla ikamet sahibi olduğu tespit edilen ... isimli şahsın arandığı, yapılan görüşmede güvenlik kamerasının çalışmadığının, sadece caydırıcı amaçla takılı olduğunun öğrenildiği, Anlaşılmıştır. Katılan ... kollukta; oğlu olan katılan ... ile birlikte inşaat işleri yaptıklarını, 22.08.2015 tarihinde saat 15.25 sıralarında uzaktan akrabası olan sanık ...'ın kendisini telefonla arayıp dükkânına çağırdığını, saat 15.30 sıralarında söz konusu dükkâna gittiğini, orada sanıklar ... ve ...'i gördüğünü, kendisinden bir süre sonra ise kaynı olan tanık ...'in de aynı dükkâna geldiğini, sanık ...'ın; "Kızıma senin oğlun ... telefon açmış." dediğini, hemen katılan ...'yı telefonla arayıp telefonun sesini de dışarıya vererek sanık ... ile görüştürdüğünü, oğlunun sanık ...'a bir arkadaşının söz konusu numarayı verdiğini, art niyeti olmadığını söylediğini, bunun üzerine sanık ...'ın katılan ...'dan yanına gelip özür dilemesini istediğini, daha sonra dükkândan ayrıldığını, saat 19.00 sıralarında oğlunu alıp sanık ...'ın dükkânına gittiklerini, bahse konu iş yerinde sanık ... ve ...'in bulunduğunu, sanık ...'ın bağda olduğunu belirttiği sanık ...'ten katılan ...'nın özür dilemesini istediğini, bunun üzerine katılan ... ve sanıklar ... ve ... ile birlikte plakasını bilmediği bir araçla Gümüşler kasabasında bulunan yerini bilmediği fakat gösterebileceği bağ evine gittiklerini, söz konusu yerde sanıklar ..., ..., ... ve ...'in alkol aldıklarını gördüğünü, kendilerini bağ evinin girişinde sanık ...'in karşıladığını, sonrasında sanıklar ..., ... ve ...'in de yanlarına geldiklerini, katılan ...'nın özür dilemek için sanık ...'in yanına gittiğini, ardından sanık ...'in doğrudan katılan ...'nın suratına kafası ile vurduğunu, daha sonra sanık ...'in yumrukla katılan ...'nın yüzüne vurup katılan ...'ya küfür ettiğini, sanık ...'ın kendisini tuttuğunu, sanık ...'in de yüzüne yumrukla vurduğunu, sanık ...'den küfür etmemesini istediğinde kendisine hitaben sinkaflı küfür ettiğini, "Özür dilemek için geldik, niye vuruyorsunuz?" dediğinde sanık ...'in; "Daha dur, ne yapacağımızı sandın." şeklinde cevap verdiğini, sanık ...'in sanık ...'den şişe getirmesini istediğini, sanıklara ne yapacaklarını sorduğunda sanıklar ... ve ...'in kendisini kollarından tutup bahçe içerisinde ıssız bir yere götürdüklerini, ancak bulunduğu yerden katılan ... ile sanıkların aralarında geçen konuşmaları duyduğunu, sanık ...'in katılan ...'ya; "Kafana mı sıkayım şişeye mi oturtalım avradını s....ğim, çıkar lan pantolonunu a.... koduğumun çocuğu." dediğini, katılan ...'nın ise; "Yapmayın." dediğini duyduğunu, fakat katılan ...'ya ne yaptıklarını görmediğini, sanık ...'in sanık ...'den telefonunu getirmesini isteyip; "Resimlerini çekelim, internete verelim." dediğini duyduğunu, kendisini götürdükleri bahçe içinde ...'in kendisini darbettiğini, bu sırada sanık ...'in katılan ...'ya; "Giy lan elbiseni p...venk." dediğini, sonrasında sanıklar ... ve ...'in kendisini oğlunun yanına götürdüklerini, bu sırada katılan ...'nın pantolonunu çektiğini gördüğünü, bağ evine gittiklerinde üzerinde bulunan telefonu kimseyi aramaması için sanık ...'ın elinden alıp kapattığını, sonrasında ise telefonunu kendisine geri verdiğini, ardından sanık ...'in kendilerine hitaben; "S..tir olun gidin." dediğini, katılan ... ile birlikte yaya olarak Niğde merkeze doğru giderken 3 araçla arkalarından gelen sanıklardan ...'in kendisine hitaben; "Daha bu yetmez, görüşeceğiz, şimdi git, emniyete şikâyet et." dediğini, yaya olarak gelirken kaynı olan tanık ...'ı arayıp kendilerini almasını istediğini, onun da aracı ile kendilerini alıp hastaneye götürdüğünü, 17.03.2016 tarihli oturumda kolluk ifadesine ek olarak; sanık ...'in elinde silah olduğunu, 17.11.2016 tarihli oturumda önceki ifadelerine ek olarak; olay tarihinde kendisine silah doğrultan kişinin sanık ... olduğunu, silah zoruyla kendisini katılan ...'nın yanında biraz uzağa götürdüklerini; yine aynı tarihte önceki ifadelerinden farklı olarak; biraz uzakta olsa da oğluna yapılanları da gördüğünü, oğluna sanık ...'in silah doğrulttuğunu, Katılan ... aşamalarda benzer şekilde; babası olan katılan ... ile birlikte inşaat işleri yaptığını, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in uzaktan akrabaları olduğunu, 22.08.2015 tarihinde saat 12.30 sıralarında çalışmış olduğu inşaatta arkadaşı olan ... isimli şahsın hatırlamadığı ve telefon arama kaydından da sildiği bir numara verip bu numaranın ... isimli birine ait olduğunu belirterek; "Ara konuş arkadaşlık et." dediğini, bunun üzerine 0 541 * 27 78 numaralı telefonundan arkadaşının verdiği numarayı aradığını, telefonu açan tanık ...'ne; "Merhaba ben ... konuşabilir miyiz?" dediğini, tanık ...'nın evli olduğunu kendisini aramamasını söyleyerek telefonu kapattığını, sonrasında ise bu kişinin kendisine numarasını kimden aldığına yönelik daha sonradan sildiği bir mesaj gönderdiğini, bunun üzerine tanık ...'yı tekrar aradığını ve "Kimden aldığımı boş ver." dediğini, tanık ...'nın kendisine küfür etmesi üzerine bir daha aramayacağını belirtip telefonu kapattığını, aynı gün saat 14.00 sıralarında katılan ...'nin kendisini telefonla aradığını; "Oğlum sen kimi aradığını farkında mısın?" demesi üzerine bilmediğini söylediğini, aradığı kişinin sanık ...'ın kızı olduğunu söyleyen babasının akşam gelip özür dilemesini istediğini, sonrasında sanık ...'in kendisini telefonla arayıp dükkâna çağırarak orada görüşmek istediğini belirttiğini, saat 19.00 sıralarında katılan ... ile birlikte bahse konu dükkâna gittiklerini, orada sanıklar ... ve ...'in bulunduğunu, her ikisinden de özür dilediğini, sanık ...'ın kendisinden sanık ...'ten de özür dilemesini istediğini, ardından katılan ... ve sanıklar ... ve ... ile birlikte sanık ...'ın kullandığı plakasını bilmediği bir araçla Gümüşler kasabasına doğru gittiklerini, Gümüşler barajını geçtikten sonra ıssız bir yerde bulunan bağ evine ulaştıklarında kendilerini sanık ...'in karşıladığını, onun yanına giderek özür dilediğini, sanık ...'in ise kendisine küfür ederek kafa attığını, bunun üzerine yere düştüğünü, bu sırada yanlarına sanıklar ..., ... ve ...'nin de geldiğini, sanık ...'in kendisine sinkaflı küfürler ederek yüzüne yumrukla vurduğunu, babasının; "Neden vuruyorsunuz?" demesi üzerine sanık ...'in katılan ...'ye yumrukla vurduğunu, sanık ...'in; "Bunu cezalandıralım." dediğini, sanıklar ... ve ...'in katılan ...'nin kollarından tutup bahçe içinde başka bir yere götürdüklerini, katılan ...'nin polisi arayacağını söylemesi üzerine elinde bulunan telefonunu sanık ...'ın aldığını, sanıklar ..., ..., ... ve ...'in kendisini hırpaladıklarını, sanık ...'in diğer sanık ...'ye; "Silahı getirin." dediğini, sanık ...'in yanına gelip belinden çıkardığı siyah renkli markasını bilmediği bir tabancayı kafasına dayadığını, diğerlerine; "Şişeyi getirin." dediğini, sanık ...'nin siyah renkli bir şarap şişesi getirip yere dik bir şekilde koyduğunu, sanık ...'in kendisine; "Ya kafana sıkayım ya da şişenin üzerine oturacaksın." demesi üzerine; "Yapmayın bizler akrabayız." dediğini, sanık ...'in; "Boş verin şişeyi, vurun öldürün şerefsizi." dediğini, sanık ...'in kafasına silah dayayıp şişenin üzerine oturmasını istediğini, bunun üzerine pantolonunun kemerini çözdüğünü, iç çamaşırlarını ayak ucuna kadar indirdiğini, söz konusu şişenin bacak arasına gelecek şekilde oturduğunu, şişenin kalçasına temas ettiğini ancak anüsüne girmediğini, bu sırada sanık ...'nin cep telefonu ile fotoğraflarını çektiğini, bu fotoğrafları internete vereceğini, kendisini rezil edeceğini söylediğini, ayağa kalkıp pantolonunu giyerken babasını yanına getirdiklerini, ardından kendilerini hitaben; "S..tirin gidin." dediklerini, daha sonra katılan ... ile birlikte yaya olarak Niğde merkeze doğru yürüdüklerini, bu sırada sanıkların; "Anca gidersiniz." diyerek yanlarından peş peşe araçlarla geçtiklerini, akabinde katılan ...'nin cep telefonu ile tanık ...'ı aradığını, tanık ...'ın gelip kendilerini hastaneye götürdüğünü, Tanık ...aşamalarda benzer şekilde; akrabası olan sanık ...'ın 22.08.2015 tarihinde saat 15.30 sıralarında kendisini arayıp işlemekte olduğu antika dükkânına çağırdığını, bunun üzerine saat 16.00 sıralarında söz konusu iş yerine gittiğini, bahse konu dükkânda sanık ...'ın dışında katılan ... ile diğer sanık ...'in bulunduğunu, sanık ...'ın kendisine katılan ...'nin oğlu olan diğer katılan ...'yı kastederek; "Vurayım mı, öldüreyim mi, ne yapayım." dediğini, sanık ...'a ne olduğunu sorduğunda katılan ...'nın telefon numarasını göstererek; "... benim kızımı bu numaradan arayarak rahatsız etmiş, bu konu namus işi oldu." dediğini, bir yanlışlık olduğunu, akraba olduklarını ve büyütmeye gerek olmadığını söylediğini, gerekirse ... ile konuşup özür dileteceğini belirttiğini, kendisinin yanında yeğeni olan katılan ...'yı aradığını, katılan ...'nın kendisine; "Dayı ...'ın kızı olduğunu bilmiyordum, bana kızın numarasını bizim köylü olan ... ... verdi, ben kıza kesinlikle hiçbir şekilde kötü söz söylemedim ve sarkıntılık etmedim, ben ... abinin kızı olduğunu bilseydim kesinlikle böyle bir şey yapmazdım, gerekirse gelir elini öper özür dilerim." dediğini, sonra sanık ...'dan olayı büyütmemelerini istediğini, ardından katılan ... ile dükkândan ayrıldıklarını, aynı gün saat 18.00 sıralarında sanık ...'ın kendisini arayıp; "... benim telefonuma bakmıyor, oğlu ... ile benim dükkânıma gelsinler, damadım olan ... ile kendilerini barıştırayım." dediğini, akabinde katılanlar ... ve ...'yı arayarak durumu kendilerine anlattığını, onları sanık ...'ın dükkânına gönderdiğini, aradan biraz zaman geçtikten sonra aynı gün 19.30 sıralarında katılan ...'nın kendisini telefonla arayarak imam hatip okulunun yanına çağırdığını, oraya vardığında katılanlar ... ve ...'yi gördüğünü, katılan ...'nın ağlayarak; "Dayı bana pusu kurmuşlar, ..., ..., ..., ... ve ... beni ve babamı Gümüşler tarafında ıssız bir yere götürdüler, bunlar benim kafama silah dayadılar, babamı benim yanımdan uzaklaştırdılar ve beni şişeye oturttular." dediğini, kendilerine; "Bu akrabalığa sığmaz, oturup düşünün gerekirse polise şikâyetçi olun." diyerek onları evlerine bıraktığını, katılanların ne zaman, ne şekilde hangi araç ile nereye götürdüklerini görmediğini, bu şahıslarda silah olup olmadığını bilmediğini, Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; isminin ... olmasına rağmen etrafında Sair ismi ile bilindiğini, 22.08.2015 tarihinde saat 21.30 sıralarında 0 537 * 01 63 numaralı telefonunu 0 532 * 74 52 numaralı hattan arayan bir erkek şahsın kendisine hitaben; "Sair abi, olanları duydun mu, haberin var mı?” dediği, telefondaki şahsa kim olduğunu sorduğunda kendisinin sanık ... olduğunu söylediğini, bu şekilde şahsı tanıdığını, sanık ...'e ne olduğunu sorduğunda kendisine; "... gelinimi telefonda rahatsız etmiş, ben de ... ve babası ...'yi silah zoruyla aldım, eski Gümüşlerdeki bahçeye götürdüm, kafasına silah dayadım. ...'yı öldüresiye dövdüm ve şişeye oturttum, hatta fotoğrafını çektim yarın internete yayınlayacağım." dediğini, katılan ...'nın böyle bir şey yapmayacağını, eğer böyle bir şey yapmış ise şerefsiz olduğunu, ancak katılan ... böyle bir şey yapmamış ise kendisinin şerefsiz olduğunu söyleyip telefonu kapattığını, katılanların ne zaman, ne şekilde, hangi araç ile nereye götürdüklerini görmediğini, bu şahıslarda silah olup olmadığını bilmediğini, olaydan sanık ...'in kendisini araması üzerine haberdar olduğunu, Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; 22.08.2015 tarihinde saat 13.00 sıralarında çalışmış olduğu inşaatta öğle yemeği yedikleri esnada amcasının oğlu olan katılan ...'nın ismini ... olarak bildiği şahsı telefonla aradığını, bu sırada katılan ...'nın telefonuna bir numara yazdığını gördüğünü, sonrasında katılan ...'nın 2 ya da 3 kez telefonuna yazdığı numarayı aradığını, telefonu açan şahsa; "Sesin çok tatlı." dediğini, telefonu açan kişinin; "Sen salak mısın?" diyerek telefonu kapattığını, 5 dakika sonra katılan ...'nın telefonunun çaldığını, arayan şahsın katılan ...'nın kim olduğunu sorması üzerine katılan ...'nın kendisini tanıtıp telefondaki kişiye evli olup olmadığını sorduğunu, telefondaki şahsın evli olduğunu söylemesi üzerine katılan ...'nın özür dileyerek telefonu kapattığını, bir süre sonra katılan ...'nin katılan ...'yı arayarak; "Lan çocuk senin aradığın kız kimdi biliyor musun? ... amcanın kızını aramışsın." dediğini, yine telefonda sanık ...'ın katılan ...'ye; "...'nın kalemini kırdım" dediğini duyduğunu, saat 16.00 sıralarında tanık ...'ın katılan ...'yı arayıp ona bir yanlışlık yaptığını, özür dilemesi için sanık ...'ın kendisini dükkânında beklediğini ve sanık ... ile damadından özür dilemesi gerektiğini söylediğini, aynı gün saat 18.00 sıralarında işlerinin bittiğini, katılan ...'nin yanlarına gelip kendilerini aldığını, doğruca sanık ...'ın işletmiş olduğu antika dükkânına gittikleri, katılan ...'nın orada bulunan sanık ...'dan özür dilediğini, daha sonra sanık ...'ten özür dilemek için sanıklar ... ve ...'in katılanlar ... ve ... ile birlikte araçla yanından ayrıldıklarını, Tanık ... savcılıkta; sanık ... ile 20 gündür evli olduğunu, olay tarihinde öğle saatlerinde 0 531 * 75 85 numaralı telefonunun 0 541 * 27 78 hattan arandığını, o sırada Ankara ilinde bulunduğunu, kendisini ... olarak tanıtan şahsın tanışmak istediğini söylediğini, evli olduğunu belirtip; "Beni ne yüzle arıyorsunuz." dediğini, bu kişinin; "Evliysen bile konuşalım, beni kocandan daha çok seversin." diyerek kendisini taciz ettiğini, söz konusu şahsı tersleyip telefonu kapattığını, ardından yine arayan şahsın evli olduğunu bilmediğini belirtip özür dilediğini, ancak yine de; "Rica ediyorum benimle konuş." dediğini, bu şahsa bir daha ararsa kendisini babasına şikâyet edeceğini söylemesi üzerine şahsın; "Beni ailene söylersen ben de senin annen ve babanla konuşurum, aileni senin üzerine kışkırtırım, seni öldürttürüm." diyerek kendisini tehdit ettiğini, bunun üzerine telefonu kapattığını, bir süre sonra yanındaki şahıslar aracılığıyla yakınlarının kendisine ulaşması üzerine telefonunu açtığını, ardından söz konusu kişinin 3-4 kez daha aradığını ancak telefonu açmadığını, bu arada Niğde ilindeki annesini telefonla arayıp kendisini arayan numarayı verdiğini, bahse konu numaranın kendisini rahatsız ettiğini, bu nedenle telefonu kapattığını söylediğini, ailesinin numarayı sorgulamaları üzerine uzaktan akrabaları olan katılan ...'ya ait olduğunu öğrendiklerini, bu aşamadan sonra gerçekleşen olaylardan bilgisi olmadığını, mahkemede savcılık ifadesine ek olarak; telefonla rahatsız edildiğini olay sonrası annesine anlattığını, annesinin de babasına söylediğini, ayrıca eşine de haber verdiğini, eşinin ise arayan kişinin akrabaları olduğunu belirtip konuyu halledeceklerini söylediğini, Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; eşi olan tanık ... ile birlikte 22.08.2015 tarihinde saat 17.30 sıralarında sanıklar ... ve ...'in evlerine akşam yemeğine geldiklerini, beraber yemek yediklerini, ardından tanık ... ile sanıklar ... ve ...'in alkol almaya başladıklarını, kendisinin saat 21.00 sıralarında çocuğunu alarak dışarıya yürüyüşüye çıktığını, saat 22.30 sıralarında tekrar evine döndüğünü, söz konusu kişilerin o sırada hâlen evlerinde bulunduklarını, kendilerine kahve yapıp birlikte içtiklerini, saat 23.30'a kadar birlikte oturduklarını, daha sonra ise sanıklar ... ve ...'in evlerinden ayrıldıklarını, suça konu olayla ilgili bilgisinin bulunmadığını, Tanık ... kollukta; komşuları olan sanıklar ... ve ...'i 22.08.2015 tarihinde saat 17.30 sıralarında akşam yemeği için evine davet ettiğini, birlikte oturup yemek yediklerini, alkol aldıklarını, saat 23.30'a kadar sohbet ettiklerini, bu süre zarfında sanıklar ... ve ...'in hiç yanından ayrılmadıklarını, bu sırada tanık ...'nin de yanlarında olduğunu, ancak saat 21.00 sıralarında çocuklarını alarak çarşıya gittiğini, saat 22.30 sıralarında ise eve döndüğünü, suça konu olayla ilgili bilgisinin bulunmadığını, mahkemede kolluk ifadesinden farklı olarak; olay tarihinde sanık ... ve eşi ile kendisi ve eşinin saat 20.00 sıralarında mangal yaptıklarını, takriben 1,5 saat oturduklarını, alkol aldıklarını, daha sonra bu kişilerin evlerinden ayrıldıklarını, çelişki üzerine sorulunca; mahkeme huzurundaki beyanının esas alınmasını istediğini, bu olayın hatırladığı kadarıyla saat 20.00 sıralarında gerçekleştiğini, sanık ...'in de yanlarında olduğunu ifade sırasında hatırladığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta; antika eşya üzerine iş yeri bulunduğunu, tanık ...'nın kızı, sanık ...'in damadı, sanık ...'in dünürü, sanıklar ... ve ...'in kardeşleri, sanık ...'nin ise oğlu olduğunu, katılanlar ... ve ...'nın uzaktan akrabaları olsa da fazla bir samimiyetleri olmadığını, zaman zaman görüştüklerini ancak aralarında husumet bulunmadığını, 22.08.2015 tarihinde saat 10.00 sıralarında iş yerini açtığını, aynı gün saat 15.00 sıralarında sanık ...'nin dükkânına gelmesi üzerine bir süre oturduklarını, bu sırada kendisine sanık ...'i sorduğunu, bunun üzerine aralarında bir sorun varsa kendisini karıştırmamalarını ve aralarında hâlletmelerini istediğini, sonrasında katılan ...'nin dükkândan ayrıldığını, nereye gittiğini bilmediğini, gün içerisinde katılan ... ile ne yüz yüze ne de telefonda görüştüğünü, saat 16.30 sıralarında katılanlar ... ve ...'nın dükkânının önünden geçtiklerini ancak içeri girmediklerini, asabi tavırları olduğunu, ardından oradan ayrıldıklarını, aynı gün saat 18.30 sıralarında evine gittiğini, suçlamaları kabul etmediğini, ruhsatlı veya ruhsatsız silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda ve mahkemede kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde katılan ...'nın tanık ...'yı birkaç kere cep telefonu ile arayarak taciz ettiğini öğrendiğini, bunun üzerine akrabası olan tanık ...ile konuyu konuştuğunu, olayı tatlıya bağlamaya karar verdiklerini, katılanlar ile ... Antika isimli iş yerinde buluştuklarını, katılan ...'nın kendisinden özür dilediğini, ancak kızının ve annesinin içlerinin rahat etmesi amacıyla Gümüşler kasabasında oturan diğer kişilerin de yanına giderek özür dilemesi gerektiğini katılan ...'ya söylediğini, bunu üzerine saat 19.00 sıralarında kendi kullandığı araçla katılanlar ..., ... ve sanık ... ile birlikte Gümüşler kasabasına doğru yola çıktıklarını, yolda katılan ...'nın ileri geri konuşması üzerine sinirlenip ani fren yaptığını, bunun üzerine katılan ...'nın başını camı açık olan kapıya çarptığını, ardından Gümüşler sapağında katılanları aracından indirip Gümüşler kasabasındaki evlerine gittiklerini, sanıklar ... ile ...'in katılanlar ... ve ... ile buluşmadan önce iş yerine geldiklerini, onlarla bu konuyu konuştuklarını, onlara olayı tatlıya bağlayacağını söyleyerek evlerine gönderdiğini, sanıklar ... ve ...'in de diğer sanıklar ... ve ...'den önce iş yerine uğradıklarını, onları da aynı şekilde iş yerinden gönderdiğini, Sanık ... kollukta; Mersin ilinde tır şoförü alarak çalıştığını, Niğde ilinde bulunan ve ağabeyi olan sanık ...'ın yanına ziyaret amaçlı olarak geldiğini, yaklaşık bir aydır Niğde ilinde bulunduğunu, bu süre içerisinde küçük kardeşi olan sanık ...'in Gümüşler kasabasında bulunan bağ evinde kaldığını, katılanlar ... ve ...'nın akrabaları olduğunu, ancak bu şahıslarla görüşmediğini, 22.08.2015 tarihinde saat 12.30-13.00 sıralarında sanık ...'ın işletmiş olduğu Niğde merkezde bulunan antika dükkânına gittiğini, akşama doğru dükkân önünde oturduğu esnada katılan ...'nin geldiğini, selamlaştıktan sonra dükkân içinde bulunan sanık ...'ın yanına gittiğini, kendisinin ise dışarıda oturmaya devam ettiğini, bir süre sonra da oradan ayrılıp çarşı merkezine gittiğini, sanık ... ile katılan ...'nin aralarında ne konuştuklarını bilmediğini, sanık ...'ın gün içinde kendisine herhangi bir olaydan bahsetmediğini, aralarında ne geçtiğini bilmediğini, çarşıda işi bittikten sonra saat 20.00 sıralarında kendi kullandığı aracı ile tek başına Gümüşler kasabasında bulunan bağ evine gitttiğini, evde yeğenleri ile gelinin bulunduğunu, katılan ...'yi dükkân dışında başka bir yerde görmediğini, katılan ...'yı ise hiç görmediğini, suçlamaları kabul etmediğini, sanık ... ile dünürü olan diğer sanık ...'in katılanları bağ evine getirmediklerini, ruhsatlı veya ruhsatsız bir silahı bulunmadığını, sulh ceza sorgusunda kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde akşam saatlerinde katılanlar ..., ... ve sanık ... ile birlikte konuşmak amacıyla sanık ...'ın Gümüşler beldesindeki evine giderken aracın arka koltuğunda oturan katılan ...'nın ileri geri sözler söylemesi üzerine aracı kullanan sanık ...'ın bu sözlere sinirlenip ani fren yaptığını, bu fren nedeniyle katılan ...'nın başını arabanın kapısına çarptığını, aynı şekilde konuşmaya devam etmesi üzerine ise Eski Gümüşler sapağını geçer geçmez araçtan katılanlar ... ve ...'yi indirip Niğde merkeze döndüklerini, istinabe olunan mahkemede sulh ceza sorgusuna ek olarak; olay tarihinde katılan ...'nın tanık ...'yı telefon ile rahatsız ettiğini öğrendiklerini, kendisi akrabaları olduğundan sanık ...'ın iş yerine çağırdıklarını, katılanlar ... ve ... ile bu konuda görüştüklerini hatta bu konuşmalarla ilgili kamera görüntülerinin dosya da mevcut olduğunu, Sanık ... kollukta; katılanlar ... ve ...'nın uzaktan akrabaları olduğunu, aralarında geçmişten gelen bir husumet bulunduğunu, bu nedenle katılanlar ile konuşmadığını, kendi eşi ile oğlunun eşi olan tanık ...'nın Ankara ilinde olmaları nedeniyle oğlu olan sanık ...'in geçici olarak yanında kaldığını, 22.08.2015 tarihinde saat 08.00 sıralarında sanık ... ile birlikte eski sanayide bulunan iş yerine gittiklerini, saat 17.00'ye kadar da orada bulunduklarını, sonrasında sanık ... ile birlikte evlerine gittiklerini, saat 17.30 sıralarında oğlu ile birlikte soy ismini bilmediği ... isimli komşularına gittiklerini, bu kişinin evinin bahçesinde akşam saat 21.00 ya da 22.00'ye kadar beraber alkol aldıklarını, ardından oğlu ile birlikte evlerine döndüklerini, gece saat 02.40 sıralarında kapı çalındığını ve kapıyı açtığında karşısında polisleri gördüğünü, sanık ...'ın gelininin babası ve aynı zamanda uzaktan akrabaları olduğunu, diğer sanıklar ile 22.08.2015 tarihinde yüz yüze görüşmediğini, fakat sanık ... ile telefonda araba alım satımı ile ilgili olarak görüştüğünü, hiç kimsenin kendisine ne telefonda ne de yüz yüze katılan ...'nın tanık ...'yı telefonda rahatsız ettiğini söylemediğini, bu olaydan haberi olmadığını, katılanları kimin nerede darbettiklerini bilmediğini, suçlamaları kabul etmediğini, kendisinin veya oğlunun ruhsatlı ya da ruhsatsız silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda ve mahkemede kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde iş yerinde çalışırken sanık ...'in eşi olan tanık ...'nın taciz edildiğini söylediğini, bu konuyu konuşmak için dünürü olan sanık ...'ın iş yerine akşam saatlerinde gittiklerini, yaklaşık yarım saat kadar iş yerinde oturduklarını, sanık ...'ın; "Ben ...'ya özür dilettireceğim, siz bu işe karışmayın." dediğini, ardından oğlu ile birlikte evlerine gittiklerini, katılanlar ... ve ...'nin uzaktan akrabaları olduklarını, bu olaydan önce aralarında husumet oluşturacak herhangi bir olay yaşanmadığını, olay günü evlerine gittikten sonra evden çıkmadıklarını, Sanık ... kollukta ve mahkemede; tanık ...'nın eşi olduğunu, katılanlar ... ve ... ile uzaktan akraba olduklarını, katılan ... ile babası olan sanık ... arasında bilmediği meselelerden dolayı daha öncesinde husumet bulunduğunu, bu şahıslarla hiçbir şekilde görüşmediklerini, organize sanayide bulunan Pozitif Makine isimli iş yerinde çalıştığını, 22.08.2015 tarihinde kendisine araba alacağı için izin isteyerek işe gitmediğini, gün içerisinde sabah saatlerinde Galericiler Sitesine gittiğini, ancak kendisine uygun araba bulamadığı için araba alamadan döndüğünü, babası ile birlikte babasının eski sanayi içerisindeki demirci dükkânına gittiklerini, babasının hazırladığı demirleri araca yükleyip aynı gün saat 11.00-12.00 sıralarında Toprak Mahsulleri Ofisi karşısında yer alan bir adrese gittiklerini, orada çalışırken saat 12.30 sıralarında tanık ...'nın kendisini arayarak 0 541 * 28 78 numaralı telefon hattının kendisini arayıp; "Ben senin kim olduğunu biliyorum, tanışalım, görüşelim." diyerek rahatsız ettiğini, kendisinin de tersleyerek telefonu kapattığını, ancak aynı numaranın yarım saat sonra tekrardan aradığını ve "Ben senin kim olduğunu biliyorum, seni tanıyorum, benim ... Kurt isimli facebook adresim var istersen gir bak." dediğini, bunun üzerine eşinin tekrardan telefonu kapattığını, eşinin vermiş olduğu bu numarayı kendi cep telefonundan aradığını, telefona çıkan erkek şahsa kim olduğunu sorduğunu ancak bu kişinin kendisini tanıtmadığını, bunun üzerine şahsa rahatsız ettiği kadının eşi olduğunu belirtip bir daha rahatsız etmesini istediğini, bu şahsa ayrıca küfür edip telefonu kapattığını, eşinin babası olan sanık ...'ın daha sonra eşini rahatsız eden kişinin katılan ... olduğunu öğrendiğini, bu olayla ilgili telefon ile görüştüğü kayınbabasının kendisine; "Sen bu konunun üzerine düşme, bu olaya karışma." dediğini, işleri bittikten sonra babası ile birlikte eski sanayideki dükkâna gittiklerini, babasının orada tekrardan galericiler sitesine arabaya bakmaya gittiğini, plakasını hatırlayamadığı beyaz renkli Tempra marka bir araç alıp geldiğini, birlikte saat 17.00 sıralarında iş yerini kapatarak ikametlerine gittiklerini, annesi ve eşinin Ankara ilinde bulunduklarını, karşı komşuları olan tanık ...'nin kendilerini akşam yemeğine davet ettiğini, babası ile birlikte akşam 18.00 sıralarınla komşularına yemeğe gittiklerini, aynı evde babası ile birlikte saat 22.00 ya da 23.00'e kadar oturduklarını, buradan başka hiçbir yere gitmediklerini, suçlamaları kabul etmediğini, kendisine ait ruhsatlı veya ruhsatsız bir silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda kolluk ve mahkeme ifadesinden farklı olarak; eşinin katılan ... tarafından rahatsız edildiğini öğrendikten sonra aynı gün saat 17.00-17.30 sıralarında babası ile birlikte sanık ...'ın sahibi olduğu ... Antika isimli iş yerine gittiklerini, burada sanık ...'ın, eşini taciz eden kişinin katılan ... olduğunu, olayı tatlıya bağlayacağını söyleyip kendilerinden bir şey yapmamalarını istediğini, uzaktan akrabaları olan katılanlar ... ve ... ile aralarında hiçbir sorun bulunmadığını, Sanık ... kollukta; inşaat işleri ile uğraştığını, sanıklar ... ve ...'ın kardeşleri, tanık ...'nın sanık ...'ın kızı, sanıklar ... ve ... ile katılanlar ... ve ...'nın ise uzaktan akrabaları olduğunu, 22.08.2015 tarihinde 06.00 sıralarında inşaat işlerini takip etmek için evden çıkıp Altunhisar ilçesinde bulunan inşaatına işçileri ile birlikte gittiğini, bu sırada sanık ...'nin de yanında bulunduğunu, aynı gün saat 18.00-19.00 sıralarında Niğde il merkezine geldiklerini, işçilerini evlerine bıraktıklarını, saat 20.00'ye kadar bürosundaki işleri hallettiğini, ardından sanık ... ile birlikte Gümüşler kasabasında bulunan evlerine gittiklerini, sanık ...'yi evine bıraktığını, daha sonra kendi evine geçtiğini, gece boyunca evinden dışarı hiç çıkmadığını, Gümüşlerde ikamet eden sanık ...'ın evine sadece sanık ...'yi bıraktığını sonrasında ise hiç gitmediğini, katılanlar ... ve ... ile aralarında herhangi bir husumet olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, ruhsatlı veya ruhsatsız bir silahı olmadığını, sulh ceza sorgusunda kolluk ifadesinden farklı olarak; 22.08.2015 tarihinde sanık ... ile birlikte Altunhisar ilçesindeki inşaatlarında çalışırken uzaktan akrabası olan katılan ...'nın sanık ...'ın kızı olan tanık ...'yı arayarak taciz ettiğini öğrendiğini, saat 17.30'a kadar çalıştıktan sonra sanık ... ile birlikte Niğde merkeze döndüklerini, sanık ...'ın yanına giderek konuyu konuştuklarını, sanık ...'ın; "Ben gerekeni yaparım, siz bir şey yapmayın" dediğini, sanık ... ile birlikte kendi iş yerine uğrayıp bir süre orada çalıştıklarını, ardından sanık ...'yi Gümüşler beldesindeki evine bıraktığını, kendisinin de aynı yerde bulunan yazlık evine gittiğini, bir daha o gece dışarı çıkmadığını, mahkemede sulh ceza sorgusuna ek olarak; katılan ...'ya silah dayamadığını, ondan şişeye oturmasını istemediğini, Sanık ... kollukta; amcası olan sanık ...'in Altunhisar ilçesi, Akçaören köyünde almış olduğu inşaata çalıştığını, sanık ...'in de aynı köyde temel kazdırdığını, 22.08.2015 tarihinde saat 06.30 sıralarında sanık ...'e ait araçla, işçiler ile birlikte çalışmak üzere Akçaören köyüne gittiklerini, gün boyu inşaatta amcası ile birlikte çalıştıklarını, saat 17.30 sıralarında işten ayrılarak aynı araç ile amcası ile birliktte Niğde merkezden geçerek, ikametlerinin bulunduğu Eski Gümüşler'e gittiklerini, sanık ...'in Niğde merkezde de evi bulunduğunu ancak yaz aylarında genelde Gümüşler'de kaldıklarını, araçtan indikten sonra amcasının kendi evine gittiğini, evden hiç dışarı çıkmadığını, katılanlar ... ve ...'yi tanıdığını, ancak fazla bir samimiyetleri olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, ruhsatlı veya ruhsatsız tabancası olmadığını, sulh ceza sorgusunda ve mahkemede kolluk ifadesinden farklı ve ek olarak; olay tarihinde saat 17.30'da Akçaören köyündeki işi bırakarak sanık ... ile birlikte yola çıkıp saat 18.00 civarında Niğde il merkezine geldiklerini, burada sanık ... ile konuyu görüştüklerini, ardından hiçbir şey yapmadan Gümüşler kasabasındaki evlerine sanık ... ile birlikte gittiklerini, katılanlar ... ve ...'nin uzaktan akrabası olduklarını, aralarında herhangi bir sorun bulunmadığını, Savunmuşlardır. IV. GEREKÇE A- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir. İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir. 5235 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de istinaf incelemesi yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin adli yargı ikinci derece mahkemeleri olduğu açıkça belirtilmiştir. İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemesinin hükmü, hem delillerin tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki hatalar yönünden hem de sabit kabul edilen olaylara hukuk normları uygulanırken hata yapılıp yapılmadığı yönünden incelenir. Maddi sorunun incelenmesinin kapsamına göre istinaf geniş anlamda istinaf ve dar anlamda istinaf olarak ikiye ayrılmaktadır. Klasik istinaf da denilen geniş anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmakta iken dar anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmaz, yalnızca gerekli görülen hususlarda öğrenme muhakemesi yapılmak suretiyle ilk derece mahkemesi tarafından yapılan tespitler kontrol edilir. Günümüzde genel eğilimin dar anlamda istinaftan yana olduğu görülmektedir. CMK'nın 282. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenmesine ve keşfin yapılmasına karar vereceğinden, CMK'nın dar anlamda istinafı kabul ettiği söylenebilir. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararları düzenleyen CMK'nın 280. maddesine değinilmesi gerekmektedir. CMK'nın uygulama tarihi itibarıyla yürürlükte olan "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi; "(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra; a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, c) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, d) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, Karar verir. (2) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar. (3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar." şeklindedir. Görüldüğü üzere; CMK'nın 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar; istinaf başvurusunun esastan reddine, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, hükmün bozulmasına ve davanın yeniden görülmesine olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Hükümler ise CMK'nın 223. maddesinde; "beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi kararı" olarak sınırlı şeklinde sayılmıştır. Buna göre; davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesince duruşma sonunda ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına karar verilmesi hâlinde anılan maddede sınırlı olarak sayılan hükümlerden birisinin kurulması gerekmektedir. Öte yandan, CMK'nın "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir." şeklinde hüküm altına alınan 225. maddesi uyarınca, hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak bir karar verilebilecek, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil ya da olaydan dolayı yargılama yapılıp açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık teşkil edecektir. İddianamede anlatılan aynı fiilin farklı hukuki nitelendirilmesi nedeniyle hem mahkûmiyet hem de beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi de usul ve kanuna aykırı olacaktır. Yine iddianamede iki ayrı suç şeklinde vasıflandırılan eylemlerin bir bütün olarak tek bir suçu oluşturduğunun kabulü hâlinde de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail ile bağlı olmasına karşın hukuki nitelendirmeyle bağlı olmayan mahkemece CMK'nın 223. maddesinde sayılan ve yargılamayı sonlandıran hükümlerden birisi kurulacaktır. 2. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 01.06.2018 tarih ve 648-983 sayı ile; katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükümlerinin kaldırılmasına, anılan sanıklar hakkında; "...mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına," karar verildiği, hüküm kurulmasına yer olmadığı kararının katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.09.2022 tarih ve 16529-12956 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralama eyleminden verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına dair kararın anılan sanıkların darp eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin ise 15.02.2023 tarih ve 1179-261 sayı ile bozma kararına direndiği anlaşılan olayda; Gerek ilk derece mahkemesi gerekse Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından katılan ...'ye yönelik gerçekleştirilen kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cebir unsurunu oluşturduğunun kabul edildiği, bu kabul doğrultusunda da anılan her bir sanık hakkında sadece TCK'nın 109/2. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması gerektiği, ancak usul ve kanuna aykırı olarak ilk derece mahkemesince fiil nitelik yönünden ikiye bölünüp aynı fiilden dolayı hem mahkûmiyet hem de beraat kararı verildiği, kaldı ki iddianamede katılan ...'ye yönelik olarak gerçekleştirildiği belirtilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama eylemlerinin iki ayrı suç olarak dahi nitelendirilmediği, söz konusu beraat kararlarının katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine de davanın yeniden görülmesi kararını veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince söz konusu aykırılık nedeniyle kasten yaralama eyleminden ayrıca hüküm kurulmadığının belirtilmesi amacıyla; "...hüküm kurulmasına yer olmadığına" dair karar verildiği ve bu kararın da CMK'nın 223. maddesinde sayılan bir hüküm çeşidi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında; "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın temyiz incelemesine konu edilemeyeceği kabul edilmelidir. Ulaşılan sonuç itibarıyla sanıklar ... ve ... hakkında temyiz incelemesine konu olabilecek bir hüküm bulunmadığından inceleme, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmış, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına dair kararların temyiz incelemesine konu edilemeyeceği göz önüne alındığında da Özel Dairenin 26.09.2022 tarihli kararında yer alan sanıklar ..., ... ve ...'in katılan ...'ye yönelik darp eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olmadığına, bu suçun yanında ayrıca kasten yaralama suçunun oluştuğuna ilişkin bozma gerekçesinin anılan sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik olduğu kabul edilmiştir. Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus diğer uyuşmazlık konularından önce değerlendirilmiştir. B- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'da hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak; kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu Raporu'nda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. Bu aşamada uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan fıkra; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın birinci fıkraya göre artırılacağı öngörülmüştür. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 492). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi. TCK’da bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun aynı suç olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme 22.08.2015 tarihinde katılan ...'nın tanık ...'nın cep telefonunu tanışmak amacıyla aradığı, tanık ...'nın evli olduğunu belirtip tekrar aramamasını istediği hâlde katılan ...'nın bu konuda ısrarcı olduğu; "Evliysen bile konuşalım, beni kocandan daha çok seversin." şeklinde sözler söylediği, bu durumdan rahatsız olan tanık ...'nın olayı annesine ve sanık ...'e anlattığı, ayrıca annesinin sanık ...'a haber verdiği, sanık ...'in bilinmeyen numaralar servisinden yaptığı araştırma sonucunda arayan kişinin akrabaları olan katılan ... olduğunu öğrendiği, bunun üzerine sanık ...'ın olayı görüşmek için katılan ...'nın babası olan katılan ...'yi Niğde Merkezde bulunan dükkânına çağırdığı, aynı gün saat 15.00 sıralarında katılan ...'nin dükkânda inceleme dışı sanık ... de olduğu hâlde sanık ... ile görüştüğü, sanık ...'ın katılan ...'nın bizzat gelerek kendisinden özür dilemesini istediği, aynı gün saat 19.00 sıralarında katılan ... ile katılan ...'nın sanık ...'ın dükkânına gittikleri, o sırada inceleme dışı sanık ...'in de dükkânda bulunduğu, katılan ...'nın sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'den özür dilediği, ancak sanık ...'ın katılan ...'dan sanıklar ... ve ...'ten de özür dilemesini istediği, katılan ...'nın bunu kabul etmesi üzerine sanık ...'ın kullandığı araçla katılanlar ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'in ... isimli şahsa ait olan, Eski Gümüş Mahallesi, Özyurt Caddesi, Göl Mevki, bila sayılı yerde bulunan, kilitli vaziyette olup bahçesinin ön cephesi dışında diğer cepleri açık olan bağ evine gittikleri, söz konusu bağ evinin bahçesinde o sırada sanıklar ..., ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'nin de bulunduğu, gelen kişilerin sanık ... tarafından karşılandıkları, katılan ...'nın sanık ...'ten özür dilediği, ancak sanık ...'in sinkaflı sözlerle söverek katılan ...'nın yüzüne kafası ile vurduğu, bu olay sonucunda katılan ...'nın hayat fonksiyonlarını 1. derecede etkileyen kemik kırığına sebep olacak şekilde burnundan yaralandığı, katılan ...'nin; "Neden vuruyorsunuz?" demesi üzerine sanık ...'ın onu tuttuğu, o sırada sanık ...'in katılan ...'ya sinkaflı sözlerle söverek yüzüne yumruk attığı, itiraz etmesi nedeniyle sanık ...'in katılan ...'ye sinkaflı sözlerle sövdüğü, sanık ...'in ise katılan ...'nin yüzüne yumruğu ile vurduğu, katılan ...'nin; "Biz özür dilemek için geldik, neden vuruyorsunuz." demesi üzerine sanık ...'in; "Ne yapacağımızı sandın." diye karşılık verip inceleme dışı sanık ...'den şişe getirmesini istediği, katılan ...'nin ne yapacaklarını sorması üzerine sanıklar ... ve ...'in katılan ...'yi kollarından tutarak bulundukları bağ evinin bahçesinde ıssız bir bölgeye götürdükleri, katılan ...'nin bulunduğu yerden katılan ...'yı göremediği ancak katılan ...'nın bulunduğu yerdeki konuşmaları duyabildiği, katılan ...'nin götürüldüğü yerde de ayrıca sanık ... tarafından darbedildiği, ardından sanıkların katılan ...'nın kafasına niteliği tespit edilemeyen tabanca dayayıp soyunmasını ve getirdikleri şişeye oturmasını istedikleri, bu eylemleri yaparken de sinkaflı sözlerle hakaret ettikleri, katılan ...'nın pantolonunu ve iç çamaşırını ayaklarına kadar indirip şişenin kalçasına temas edeceği şekilde oturduğu, daha sonra inceleme dışı sanık ...'nin cep telefonu ile fotoğraf çekiyor gibi yapıp çektiği fotoğrafları internette yayınlayacağını söylediği, akabinde hakaret ederek katılan ...'dan elbisesini giyinmesini istedikleri, bu sırada katılan ...'yi katılan ...'nın yanına getiren sanıklar ve inceleme dışı sanıkların katılanlar ... ve ...'ya; "S..tir olun gidin!" diyerek söz konusu bağ evinden kovdukları, ardından katılanlar ... ve ...'nın yürüyerek Niğde il merkezine doğru gittikleri, bu olay sonucunda katılan ...'nin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı anlaşılan olayda; Zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için fiilin yani hareketin tek olması ve bu fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi gerektiği cihetle, hile kullanılarak suça konu bağ evine getirilen katılanlar ... ve ...'nin darbedilmelerinden sonra katılan ...'nın çıplak fotoğraflarının çekileceğinden bahisle katılan ...'nin söz konusu bağ evinin bahçesinde ıssız bir bölgeye götürülüp katılan ...'dan ayrı bir yerde bir süre tutulması, bu yerde ayrıca sanık ... tarafından tekrar darbedilmesi, bu sırada da katılan ...'ya yönelik olarak ayrıca silah kullanılması fiillerinin gerek doğal anlamda gerekse hukuki anlamda tek olmadığı, dolayısıyla inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile fikir ve eylem birliği içinde hareket eden sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, anılan sanıkların her bir katılana yönelik eylemleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği kabul edilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu tek bir fiil ile işledikleri kabul edilen ve haklarında TCK'nın 43/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanan sanıklar ..., ..., ... ve ...'e yönelik katılan ...'nin haksız tahrik oluşturacak herhangi bir eyleminin bulunmadığı anlaşılmakla, anılan sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. C- Sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak"tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-... Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Hürriyetten yoksun kılma suçu genel kastla işlendiğinden, bir kişinin yaralama suçu işlenmesi maksadıyla da olsa hile veya tehditle bir yere götürülmesi, tutulması ya da gitmesine engel olunması suretiyle dövülmesi biçimindeki olaylarda eylem anılan maddenin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmeli, ancak kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ise ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir (Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 1. Baskı, Ankara-2021, Cilt: 3, s. 4294). Bu aşamada anılan maddenin ikinci fıkrasında nitelikli hâl olarak sayılan cebir, tehdit ve hile kavramlarına değinilmesinde yarar bulunmaktadır. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğü'ne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde; "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebrin oluşması için mağdurun irade oluşturma ve iradi hareket serbestisini ihlale elverişli bir fiziki kuvvet kullanımı yeterlidir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 387). Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, "gözdağı verme" anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk-A.Gökcen-M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873). Hile ise, söz, hareket veya diğer davranışlarla bir kişinin bilerek aldatılması ve yanıltılmasıdır. Hile ile kendisinde yanlış düşünce uyandırılan kişi belli bir davranışa sürüklenmekte ve buna zorlanmaktadır. Hilenin alıkoyma veya kaçırmaya yönelik olması gerekir. Ayrıca hile aldatıcı nitelikte de olmalıdır. Vaad ile hile birbirine karıştırılmamalıdır. Ancak mağdurun yaşı, tecrübesizliği, içinde bulunduğu korku ve endişe hâli gibi nedenlerle esasen hür iradesi ile kabul etmeyeceği bir hususun vaad edilerek iradesinin kırılması durumunda hilenin varlığı kabul edilmelidir. Bu nedenle bir şeyin hile olup olmadığı her somut olaydaki koşullara göre değerlendirilmeli ve mağdurun kandırılarak direncinin kırılıp kırılmadığı belirlenip sonuca ulaşılmalıdır. Öğretide; "Hile, kişiyi kandırmak için kullanılan bir yöntemdir. Hile, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi göstererek failin kandırılmasını sağlar. Kandırılmış olan kişi de, gerçeği bilseydi yapmayacağı bir davranışı yapar. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda kullanılan hileyle kandırılan kişi, bir yerden diğer bir yere kendi iradesiyle gider veya gitmez. Ancak, bu irade, kandırılmış olduğundan özgür irade değildir." şeklinde görüşlere yer verilmiştir (Serap Keskin Kiziroğlu, Özel Ceza Hukuku, 3. Cilt, On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı, 2018, s. 86-87). Cebir, tehdit veya hilenin kişiyi hürriyetten yoksun kılma suçunu işlemek için veya bu suçun işlendiği sırada, en geç temadinin sona erdiği zamana kadar gerçekleştirilmesi gerekir. Suçtan önce veya suçun tamamlanmasından veya diğer bir deyişle failin serbest kalmasından sonra cebir veya tehdit kullanılması kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan bağımsız yaralama veya tehdit suçlarını oluşturacaktır. Öte yandan "Kasten yaralama" suçu TCK’nın 86. maddesinde; "(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Silâhla, İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiş, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle anılan maddenin üçüncü fıkrasına "canavarca hisle" şeklinde (f) bendi eklenmiş ve canavarca hisle işlenen kasten yaralama suçunda verilecek cezanın bir kat artırılacağı hüküm altına alınmış, 14.07.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle söz konusu maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan "eşe" ibaresi "eşe, boşandığı eşe" şeklinde değiştirilmiş, 27.05.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle de bahse konu maddenin ikinci fıkrasına "Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı altı aydan az olamaz." ibaresi eklenmiş ve anılan madde son şeklini almıştır. Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır. Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp bu sonuçları doğurmaya elverişli her türlü hareketle kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme (2) numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun genel kast ile işlenebilen ve temadi eden bir suç olduğu, bir kişinin kasten yaralama suçunun işlenmesi maksadıyla da olsa hile ile bir yere götürülmesinin ardından temadinin devam ettiği süre içinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde darbedilmesi hâlinde söz konusu yaralama eyleminin TCK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacağı ve aynı Kanun'un; "Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz." şeklinde düzenlenen 42. maddesi uyarınca da unsur olan bu suçtan faile ayrıca ceza verilemeyeceği cihetle, sanık ... ve inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile TCK'nın 37. maddesi kapsamında birlikte hareket eden ve başta hile kullanarak bahse konu bağ evine getirmek suretiyle hürriyetinden yoksun bıraktıkları katılan ...'ye yönelik temadinin devam ettiği süre içinde cebir kullanılıp onun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olan sanıklar ..., ... ve ...'in bu eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin bu uyuşmazlık konusu bakımından isabetli olduğuna karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik eylemlerin nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus da ayrıca değerlendirilmiştir. D- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun yek diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme (2) numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; Katılan ...'den kaynaklanan ve sanıklara yönelen haksız fiil oluşturabilecek herhangi bir söz ve eylem bulunmadığından sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ye yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı ancak katılan ...'nın aralarında yakın hısımlık ilişkisi bulunan tanık ...'ya yönelik gerçekleştirdiği cinsel taciz eyleminin oluşturduğu hiddetin etkisi altında söz konusu suçu işledikleri anlaşılan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'ya yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; katılan ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından sanıklar ..., ... ve ... hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında "…mağdur ...'ye karşı basit kasten yaralama eylemlerinin mahkûmiyet hükmü kurulan hürriyeti tahdit suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından açılan bu davalar yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına" şeklinde verilen kararın TEMYİZ İNCELEMESİNE KONU EDİLEMEYECEĞİNE, sanıklar ... ve ... hakkında temyiz incelemesine konu olabilecek bir hüküm bulunmadığından incelemenin sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile SINIRLI OLARAK YAPILMASINA, 2- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturmayacağına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 3- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 15.02.2023 tarihli ve 1179-261 sayılı direme kararına konu olan ve sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığının, anılan sanıkların her bir katılana yönelik eylemleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmaları ve katılan ...'ya yönelik eylemleri nedeniyle de haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede, sanıklar ..., ... ve ...’in katılan ...’ye yönelik kasten yaralama eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca basit kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı ile katılan ...'ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından sanıklar ..., ... ve ... hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına yönelik uyuşmazlık konuları bakımından oy çokluğuyla, ön sorun ve diğer uyuşmazlık konuları bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2021/6474 E., 2023/1129 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Sanık .nin 5271 sayılı Kanun'un 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca savunma hakkının kısıtlandığı bu nedenle hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de söz konusu hükmün karar tarihinde yürürlükte olmadığı, hükmün 17.10.2019 tarihinde yürürlüğe 7188 sa
12. Ceza Dairesi         2021/6474 E.  ,  2023/1129 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesince sanık ... hakkında, katılan sanık ...'ye karşı, taksirle yaralama suçundan mahkumiyetine karar verildiği, istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen düşme kararı dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 296 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca katılan sıfatı bulunmayan sanık ... müdafiinin hükmü temyiz hakkı bulunmadığı belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince sanık ... hakkında, katılan sanık ... ve katılan ...'a karşı, taksirle yaralama suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz eden sanık müdafiinin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.... 25.Asliye Ceza Mahkemesinin 08/11/2017 tarih, 2017/167 Esas, 2017/728 Karar sayılı kararı ile sanık Mohammed Tawfig Fawzi hakkında taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasında 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine, Sanık ... hakkında, taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89 ncu maddesinin birinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 51 nci maddesi gereğince 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmedilen hapis cezasının ertelenmesine, Sanık ... hakkında, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan açılan kamu davasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 179 ncu maddesinin üçüncü fıkrası delaletiyle ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 51 nci maddesi gereğince 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmedilen hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği, verilen hükümlere karşı katılan vekilinin ve katılan sanık müdafiilerinin istinaf başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır. 2.... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Dairesinin, 19.02.2019 tarih ve 2017/4427 E., 2019/582 K sayılı kararında; her iki sanık yönünden 5271 sayılı Kanun'un 280 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, sanık Mohammed Tawfig Fawzi yönünden taksirle yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89 ncu maddesinin dördüncü fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 51 nci maddesi gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmedilen hapis cezasının ertelenmesine, sanık ... yönünden taksirle yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 73 ncü maddesinin dördüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 ncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 23.09.2021 tarihli ve 2019/32305 sayılı, ret ve bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık .Müdafiinin Temyiz Sebepleri 1.Sanık ... hakkındaki düşme kararının hatalı olup bozulması gerektiği, 2. Sanık Mohammed’in taksirle yaralama suçundan mahkumiyet kararının hatalı olduğu kusuru bulunmadığı, bilinçli taksir sözkonusu olmadığına ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1.Olay tarihinde.plakalı motosikleti kullanan ... ile .plakalı aracı kullanan ...'nin araçlarının çarpışması sonucu yaralamalı trafik kazasının meydana geldiği, olayda sanık ...'nın motosikletin arka tarafında bulunan ...'un vücudunda kemik kırığı olacak şekilde yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı, olayda müşteki sanık ...’un tamamen kusurlu olduğu anlaşıldığından üzerine atılı suçtan cezalandırılmasına, her ne kadar sanık ...' hakkında taksirle ve trafik kazası sebebiyle birden çok kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de; sanığın alınan bilirkişi raporuna göre olayda kusuru bulunmadığından kusur unsuru oluşmayan müsnet eylemden 5237 sayılı Kanun'un 223 ncü maddesinin ikinci fıkrasının c bendi uyarınca beraatine karar verildiği anlaşılmıştır. 2.Kaza tespit tutanağında, katılan sanık ...'un asli, katılan sanık ...'in tali kusurlu olduklarını belirtildiği, kovuşturma aşamasında alınan 20/07/2017 tarihli raporda ise, Mohammad'in kusursuz, Ziyan'ın ise tamamen kusurlu olduğunun açıklandığı anlaşılmıştır. 3. Sanıkların adlî sicil kaydı ve nüfus kaydı, dosyada bulunmaktadır. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü 1.Olay günü Sürücü ...'in kullandığı araçla olay yeri kavşakta sarı fasılalı yanan ışığı dikkate alarak dikkatli ve kavşağa uygun hızla yaklaşması gerekirken ifadesinden anlaşılmakla aksine hareketle kavşağa uygun hızla yaklaşmadığı, orta şeritten önüne doğrultu değiştiren sürücü ... sevk ve idaresindeki motosiklet ile çarpışması sonucu ...'un basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde, katılan ...'un vücutta kemik kırığına neden olacak, kırıkların yaşam fonksiyonlarına etkisinin 5. (AĞIR) derecede etkileyecek derece yaralandıkları, dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen sanık ...'in tali kusurlu olduğu, Sanık ...'in 00:56'da meydana gelen kazadan sonra saat 02:57'de hastahanede yapılan kan tetkikinde 0.83 promil alkollü olduğunun belirlendiği, yerleşik Adli Tıp uygulamalarına göre kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte vücuttaki alkol düzeyinin geçen her saatte 0.15 promil azaldığı bilindiğine göre, sanık Mohammat'in olay anında yaklaşık 1.13 promil alkollü olacağının kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. 2.... Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 09/01/2019 tarihli raporunda; "Sürücü ... sevk ve idaresindeki motosiklet ile alkollü vaziyette seyrederken yola gereken dikkatini vermediği, kaza anını gösteren CD görüntülerinden anlaşılmakla orta şeridi takiben geldiği olay yeri kavşakta orta şeritten sola manevrada bulunduğu, doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yaparak bu esnada sol şeridi takiben gelen sürücü ... sevk ve idaresindeki otomobil ile çarpışması sonucu meydana gelen olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareketiyle asli kusurlu, Sürücü ..., kaza anını gösteren CD görüntüleri ve ifadesinden anlaşılmakla, sol şeridi takiben geldiği olay yeri kavşakta sarı fasılalı yanan ışığı dikkate alarak dikkatli ve kavşağa uygun hızla yaklaşması gerekirken ifadesinden anlaşılmakla aksine hareketle kavşağa uygun hızla yaklaşmadığı, orta şeritten önüne doğrultu değiştiren sürücü ... sevk ve idaresindeki motosiklet ile çarpışması sonucu meydana gelen olayda, dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareketiyle alt düzeyde tali kusurlu" olduklarının rapor edildiği anlaşılmıştır. 3. Sanık ... hakkında ilk derece mahkemesince taksirli bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ise de, .'in trafik kazasında yaralanmadığı, kazadan sonra .'nın kendisine yumrukla vurarak kasten yaraladığı, kasten yaralama suçunun dava konusu edilmediği gibi, taksirle yaralama suçunun kasten yaralama suçuna dönüşmesinin de mümkün bulunmadığı, kaldı ki Mohammad'ın soruşturma aşamasındaki kolluk beyanında sanık ...'dan şikayetçi de olmadığı, Anlaşılmıştır. 4. Sanık ...'nın kolluk tarafından yapılan ölçümde saat 02:22 itibariyle 1.44 promil, hastahanede 03:06 itibariyle 1.08 promil alkollü olduğunun anlaşılması karşısında ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı sübut açısından doğru ise de, daha önce hapis cezası ile mahkum olmaması ve trafik güvenliğinin tehlikeye sokulması suçundan sonuç olarak tayin edilen 25 gün süreli hapis cezasının TCK'nın 50/3. maddesinin emredici hükmü nedeni ile TCK'nın 50/1. maddesinde yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gözetilerek uygulama yapılması yoluna gidilmiştir. Sanık ... hakkında suçun işleniş şekli, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı ile sanığın kusur durumu ile hak ve nesafet kuralları da gözetilmek sureti ile sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A. Sanık ... Hakkında TaksirleYaralama Suçundan Verilen Düşme Kararı Yönünden; Sanık ...'ın soruşturma aşamasındaki kolluk beyanında sanık ...'dan şikayetçi olmadığı, mahkeme aşamasında şikayetçi olmuş ise de şikayetten vazgeçmeden vazgeçmenin mümkün olmadığı dikkate alındığında, sanık ... hakkında, katılan sanık ...'ye karşı, taksirle yaralama suçundan hükmedilen düşme kararına karşı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 296 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca katılan sıfatı bulunmayan sanık ... müdafiinin hükmü temyiz hakkı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Sanık .Hakkında Taksirle Yaralama Suçundan Verilen Mahkumiyet Kararı Yönünden; 1.Tebliğnamenin Sanığın Savunma Hakkının Kısıtlandığına İlişkin Bozma Görüşü Yönünden; Sanık .nin 5271 sayılı Kanun'un 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca savunma hakkının kısıtlandığı bu nedenle hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de söz konusu hükmün karar tarihinde yürürlükte olmadığı, hükmün 17.10.2019 tarihinde yürürlüğe 7188 sayılı Yasanın 28 inci maddesiyle maddenin birinci fıkrasına eklendiği anlaşılmakla Tebliğname'de açıklanan görüşe iştirak olunmamıştır. 2.Sanık . Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden; Kaza tespit tutanağı ve İstinaf aşamasında Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesinden alına raporla, sanığın tali kusurlu olduğu, kaza anında 113 promil alkollü olduğu anlaşılmış olup kusura ve bilinçli taksire ilişkin temyiz istemleri yönünden hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR A. Sanık ... Hakkında Taksirle Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden; Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 296 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Sanık .Hakkında Taksirle Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden; Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle, ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Dairesi'nin, 19.02.2019 tarih ve 2017/4427 E., 2019/582 K Sayılı kararında; sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 25. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.04.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açarak yaptığı yargılama sonunda, ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmuştur. Bu yeni hükümde sanık hakkında verilecek ceza, ilk derece mahkemesinin verdiği cezadan daha ağır ise aşağıdaki usul kuralı hangisidir?

A) Sanığın mutlaka dinlenmesi gerekir.
B) Sanık duruşmaya gelmese de karar verilebilir.
C) Müdafinin dinlenmesi yeterlidir.
D) Dosya üzerinden karar verilebilir.
E) Sanığın rızası alınmalıdır.