5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 297

Ceza Muhakemesi Kanunu 297. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 297 – (1) 296 ncı maddeye göre hükmü veren bölge adliye mahkemesince reddedilmeyen temyiz istemine ilişkin dilekçesinin bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde yazılı olarak cevabını verebilir. [136] (2) Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası, bölge adliye mahkemesi tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.[137] (3) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde sanık veya müdafii ile katılan veya vekillerine ilgili dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren iki hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir.136 (4) Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur. (5) 262 ve 263 üncü madde hükümleri saklıdır. Temyiz isteminin reddi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2018/305 E., 2018/539 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
maddesindeki adil yargılanma ilkesiyle ilgili olan bu hüküm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 tarihli Göç/Türkiye kararı ile 1412 sayılı Usul Kanunu'nda pozitif bir norm olarak düzenlenmiş, aynı hükme 5271 sayılı CYY'nin 297. maddesinde de yer verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2018/305 E.  ,  2018/539 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 137-336 Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan sanık ...'ın TCK'nın 256/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 86/1, 86/3-d, 62 ve 51/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.06.2008 tarihli ve 91-388 sayılı hükmün, sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 13.12.2010 tarih ve 7720-20143 sayı ile; "...Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı konusu; sanığın suç işleme hususundaki eğilimi ile birlikte daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesi şartları ile birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşünülmeden şartları oluşmadığından denilmek suretiyle yeterli görülmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesince 01.06.2011 tarih ve 137-336 sayı ile sanığın ilk hükümdeki gibi mahkûmiyetine ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 29.05.2013 tarih ve 24300-22193 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.03.2014 tarih ve 369897 sayı ile; "... İtirazlarımız; 1- Sanık ...'ın müdafiliğini yapan Av. .....29.06.2011 tarihinden itibaren serbest avukatlık hizmetini bırakarak İzmir Emniyet Müdürlüğü Hukuk İşleri ve Soruşturma Şube Müdürlüğünde 657 sayılı Kanun'a tabi olarak devlet memurluğuna başladığı hâlde, hükmü temyiz de etmeyen bu müdafiye yapılan tebliğnamenin tebliği işlemi sonucunda sanığın savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiğine, 2- Sanığa isnat edilen ve Mahkemece de oluşumu kabul edilen suçu işlediği hususunda dosya kapsamı itibarıyla yeterli delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiğine yöneliktir. Şöyle ki; Yasal mevzuatımız incelendiğinde; 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın 316. maddesine, 4778 sayılı Yasa'nın 2. maddesiyle eklenip, 19.03.2003 tarihli ve 4829 sayılı Yasa'nın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında; ‘Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde sanık veya müdafii ile müdahil, şahsi davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevap verebilir’ hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'mızın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu hâline gelen AİHS'nin 6. maddesindeki adil yargılanma ilkesiyle ilgili olan bu hüküm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 tarihli Göç/Türkiye kararı ile 1412 sayılı Usul Kanunu'nda pozitif bir norm olarak düzenlenmiş, aynı hükme 5271 sayılı CYY'nin 297. maddesinde de yer verilmiştir. Gerek uluslararası hukuk metinlerinde gerekse ulusal kanunlarda, adil yargılanma hakkının gereği olarak yer verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere; hükmü temyiz etmeleri hâlinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafisi ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı, 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nin 316. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiş, 5271 sayılı CYY’nin 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm buyurucu nitelikte olup, uyulması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık ... hakkında 13.02.2008 havale tarihli iddianame ile zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan kamu davası açılmış, mahkûmiyetine dair verilen hüküm sanığın tayin ettiği vekaletnameli avukatları olan .....ve..... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtayca 13.12.2010 tarihinde bozularak mahkemesine iade edilmiş, sanığın avukatı olan .....'ya bozma ilamı ve duruşma günü tebliğ edilmesine rağmen duruşmalara katılmamıştır. Yargılamayı sanığın diğer avukatı olan..... takip etmiş, yargılama sonucunda yeniden verilen mahkûmiyet hükmü de sadece Av...... tarafından temyiz edilmiştir. Yukarıda arz edilen yasal mevzuat ışığında sanık vekiline tebliğ edilmesi gereken tebliğname duruşmaları takip etmeyen ve tebliğ tarihi olan 11.03.2013 tarihinde yaklaşık iki yıldır serbest avukat olarak çalışmayan, dosya içerisinde itiraz dilekçesi ekinde sunulan İzmir Emniyet Müdürlüğünün yazısına göre 29.06.2011 tarihinden itibaren 657 sayılı Yasa kapsamında Hukuk İşleri ve Soruşturma Şube Müdürlüğünde görevlendirilen Av. .....'ya tebliğ edilmiştir. Bu itibarla yapılan tebliğat geçersizdir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.06.2012 tarihli tebliğname onama istekli olup sanık aleyhine olduğu, sanık vekiline usulüne uygun bir tebliğat yapılmadığı hâlde Yargıtay 3. Ceza Dairesince inceleme yapılarak Yerel Mahkeme hükmünün 29.05.2013 tarihinde onanması nedeniyle anılan kararın kaldırılıp tebliğnamenin tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan sanığın isnat edilen eylemi gerçekleştirdiği hususunda yeterli delil bulunmadığından beraatına da karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 13.02.2008 tarihli ve 2008/3924 sayılı iddianamesi ile 'Olay gecesi yukarıda açık kimliği yazılı müşteki-mağdurun yanında arkadaşı tanık olan ve Cumhuriyet Başsavcılığımızca 22.08.2007'de ifadesi alınan ..... ile birlikte, İzmir Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büroda görev yapan şüpheli komiser ...’ın da görev için ekibi ile birlikte bulunduğu sokağa park hâlindeki araçlarını almak için geldikleri, sokak içerisindeki bir evin fuhuş suçu ihbarı nedeniyle takip ve kontrolünün yapılması amacı ile müşteki ve arkadaşı tanık Volkan'ın görevlilerce sokağa girilmemesi konusunda taraflar arasında başlayan diyalog görevlilerce müşteki ve arkadaşına kimlik sorma ile devam ettiği, kimlik göstermek istemeyen müşteki ile şüpheli arasında çıkan tartışmanın fiili müdahaleye dönüştüğü, müştekinin fiilleri ve mukavemeti nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 08.08.2007 tarihinde 2007/10606 iddianame numarası ile İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinde 2007/437 esas sayılı dava dosyası ile derdest olan kamu davasının açıldığı, hatta olayda müştekinin mukavemeti sırasında şüphelinin 'boynunda kızarıklık' dış belirtisi ile basit müdahale ile iyileşir şeklinde doktor raporunun mevcut bulunduğu; Ancak gerek olayın en yakın görgü tanığı müştekinin yanında bulunan arkadaşı .....’ın 22.08.2007 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığımızdaki ifadesi, gerekse müştekinin dosyadaki mevcut delillere göre uyum gösteren ısrarlı beyan ve iddialarına göre olayda şüpheli komiser ...’ın, yanında birçok polis memuru ile birlikte direnen müştekiyi rahatça etkisiz hâle getirip, iddianamenin birinci paragrafında belirtildiği üzere yeteri kadar güç kullanarak zor kullanma sınırları içinde kalacağı yerde bu yetkiyi aşarak müştekinin özellikle sağ kulağına vurmuş olduğu yumruk darbeleri ile Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 2007/543 sayılı 26.09.2007 tarihli kesin raporuna göre sağ kulağındaki bu hasar nedeniyle 'basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte' yaralanmasına neden olduğu, yukarıda belirtildiği üzere gerek şüpheli komiser ...’ın zor kullanma yetki sınırını aşarak kasten yaralamayı gerçekleştirdiği...' gerekçesiyle sanık hakkında zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan cezalandırılması için kamu davası açılmıştır. Sanık aşamalarda benzer şekilde 'Olay tarihi itibarıyla ahlak büro amiri olarak görev yapıyordum ve saat 00.30 sıralarında vatandaşlarca verilen ihbar üzerine travesti tabir edilen şahısların oturduğu 1457 sokak, no: 29 sayılı yere kontrol amaçlı olarak yanıma memur arkadaşlardan kendi büromda görevli Osman Sağlam’ı alıp gittim ve emniyet müdürlüğünün aynı yerde kontrol noktası olup gittiğimizde kontrol ettiklerini ve müşteki ... isimli şahsın elinde çanta olduğu hâlde bildirdiğim adrese girmeye çalıştığını onların da kendisinden kimlik sormasına karşılık, kimliğini veremeyeceğini söylemesi üzerine ben de müştekiye kendimi tanıtarak kimliğini vermesi gerektiğini ve gerekirse çantayı kontrol etmemiz gerekeceğini söyledim, zira travesti şahıslar genel olarak uyuşturucu aldıkları için müştekiden şüphelenmiştik, bu nedenle 'gerekirse çantayı ararız' dedim ve buna mukabil müşteki ‘ben polislikten atıldım, babam komiser, kanunları biliyorum, arama yetkiniz yok’ diye söyledi biz de yetkimiz olduğunu söyleyince, sinkaflı şekilde küfredip bana yumruk attı ve ben mukavemetini önlemeye çalıştığım esnada müşteki kaçmaya başladı, peşinden kovalayıp kendisini yakaladığım esnada aramızda boğuşma yaşandı ve yere düştük, bu esnada diğer polis arkadaşlar da geldi, bu arada sanığı arabaya bindirmeye çalışırken kendisini sağa sola atarak ‘senin üniformanı soyduracağım, polislikten attıracağım’ gibi sinkaflı sözlerle küfür ve hakaret etti' diyerek suçlamayı kabul etmemiştir. Dinlenen tanıklardan tutanak düzenleyici Mehmet Uslu 'Olay günü gecesi 1457 sokak ile 1460 sokak kavşağında uygulama yapıyorduk ve travesti şahısların ikamet ettikleri Alsancak 1457 Sokak, no: 29 sayılı apartmana huzurda gördüğüm müşteki elinde poşet olduğu hâlde girmeye çalıştı bu esnada ben kendisine müdahale ederek kimliğini görmem gerektiğini söyledim, ancak müşteki kimliğinin olmadığını söyleyince ben de apartmanda şüpheli kişilerin oturduğunu ve elindeki poşeti kontrol etmemiz gerektiğini söyledim, ancak müşteki arama yapamazsınız diye söylediği esnada, komiserimiz Recep yanımıza yaklaşıp müştekiden kimliğini ibraz etmesini istedi, ancak müşteki yine kabul etmeyerek komiser Recep’i eliyle itekleyip kaçmaya başladı ve bizler de peşinden koşturduk, müştekiyi ilk etapta komiser Recep yakaladı ancak müşteki yakalandığı sırada ...’a sinkaflı şekilde küfrederek tekme tokat saldırdı ve bu esnada müşteki Burç ile sanık ... birlikte yere düştü, ... yerdeydi ve biz Burç'u kollarından tutup Recep'in üzerinden kaldırdık ve bu esnada müştekiye 'niye polislere zorluk çıkartıyorsunuz' diye sorduğumuzda, müşteki buna mukabil 'siz benim kim olduğumu biliyor musunuz, benim yüksek makamda tanıdıklarım var, babam da komiserdir, rapor alıp sizi sürdüreceğim' gibi benzeri sözlerle tehdit edip sinkaflı şekilde küfretti ve gerek arabaya bindirdiğimizde gerekse nezarete aldığımızda kendisini ve başını sağa sola vurarak eylemini devam ettirdi, kendisini etkisiz hâle getirdik ve sanık geldiğinde yalnızdı, yanında arkadaşı yoktu' şeklinde olayı anlatmış, diğer tanıklar Osman Sağlam, Şahin Afacan ve Mehmet Demirez de benzer beyanlarda bulunarak Mehmet Uslu'nun beyanlarını ve tutulan tutanağı doğrulamışlar, diğer tanık polis memuru Osman Yamak da yeminli beyanında diğer tanıklar ile benzer beyanda bulunmuştur. Yerel Mahkeme polis beyanı bulunmayan ancak Cumhuriyet savcılığında tanıklığına başvurulan .....'ın ifadelerine dayanarak mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yerel Mahkeme gerekçesinde '...Sanığın inkâra dayalı suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmeyerek yine dinlenen zabıt düzenleyicilerinin ifadelerinin kendi aralarında ve tanık .....'ın beyanına göre birbirine çelişik olup ve sanığın amirleri olması sebebiyle yanlı ifade verdikleri kanaatine varıldığı...' diyerek aslında kendi içerisinde çelişkiye düşmüştür. Dinlenen tutanak düzenleyicilerinin ve tanık Osman Yamak'ın beyanlarına sanığın amirleri olması nedeniyle tarafsız olmayacakları kanaatine varmış ancak beyanlarını hükme esas aldığı tanık Volkan'ın da müştekinin arkadaşı olduğu hususunu göz ardı etmiştir. Kaldı ki bu şekildeki kabul ile görevli memurların sahte tutanak tuttukları varsayılmıştır. Ayrıca duruşmada bilirkişi olarak dinlenen Adli Tıp Uzmanı Zafer Karadeniz mağdurda meydana gelen yaralanmanın başın bir yere çarpmasından ziyade bu bölgeye uygulanacak küt travma sonucu meydana gelmiş olabileceği, başın öne, sağa, sola vurmakla oluşmasının fennen pek mümkün olmadığı kanaatini bildirmişse de bu görüşün kesin kabul olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp gerektiğinde Adli Tıp Kurumundan görüş sorularak bir sonuca ulaşılması gerekirdi. Tanık beyanlarına göre müşteki emniyete götürülmek isterken hem araç içerisinde hem de nezarette iken başını sağa sola vurarak kendine zarar verdiği görülmüştür. Tüm bunların yanında sanığın da basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek şekilde yaralanmış olduğu gözetildiğinde mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı, bu itibarla da beraatine karar verilmesi gerektiğinden Yüksek 3. Ceza Dairesinin onama kararının yerinde olmadığı" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 07.05.2014 tarih ve 13712-17939 sayı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraznamesindeki (1) numaralı itiraz nedeninin yerinde olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, sadece sanığa atılı suçun sübutuna ilişkin (2) numaralı itiraz nedenine yönelik inceleme yapılarak, bu itirazın reddine ve dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 31.10.2017 tarih ve 349-441 sayı ile; "5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'la değişik 308. maddesi uyarınca (1) numaralı itiraz nedeninin yerinde görülüp görülmediği konusunda öncelikle Özel Dairece karar verilmesi gerektiğinden, dosyanın bu itiraz konusunda da karar verilmek üzere Özel Daireye gönderilmesine” karar verilmiştir. Yeniden 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.05.2018 tarih ve 3544-9287 sayı ile; "...(1) numaralı itiraz nedenine göre sanık müdafilerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinin tebliğ edilmesi suretiyle belirlenen eksikliğin giderilmesi üzerine yapılan incelemede; sanığın katılanı yaralamasının sabit olduğu kabul edilerek sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi ve uygulamaya göre mahkemenin kararında isabetsizlik görülmediğinden" bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün 01.08.2007 tarihli görev listesinde; sanık ...'ın olay tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde Büro Amiri olarak görevli olduğunun belirtildiği, Sanığın, tutanak düzenleyicisi olarak imzası bulunan, katılanın ise imzalamaktan imtina ettiği 02.08.2007 tarihli olay-yakalama ve üst arama tutanağında; gece saat 00.30 sıralarında Alsancak bölgesinde gerçekleştirilen uygulama sırasında, katılan ...'ın elinde bir poşetle travestilerin ikametlerine girmek üzere olduğu, katılandan şüphelenilmesi üzerine kimlik kartını ibraz etmesinin istendiği, zorluk çıkaran katılanın görevli polis memurlarına hakaret ederek tehdit içerikli sözler sarf ettiği, ekip arabasına bindirildiği sırada da bu tutumunu sürdürerek başını ve vücudunu ekip aracının muhtelif yerlerine vurmaya başladığı bilgilerine yer verildiği, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince katılan hakkında düzenlenen 26.09.2007 tarihli adli raporda; polis tarafından darbedildiğini belirten katılanın yapılan muayenesinde, boyun sol tarafta, sol orta kulak, koltuk altı hattında ve göğüs kafesinde kızarıklık, kırmızı ekimoz, sağ kulakta ağrı, işitme kaybı, sol ayakta subjektif ağrı ve hemoraji olduğu, sağ kulak zarında 5 mm çapından daha geniş yırtık, sağ kulakta duyamama, sol kulakta işitme azlığı şikâyetleri bulunduğu, kulak zarı tamiri yapılan katılanda meydana gelen yaralanmanın şahsın yaşamını tehlikeye sokmadığı, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesine neden olmadığı ancak basit bir tıbbi müdahale ile de giderilemeyecek nitelikte olduğu tespitlerine yer verildiği, 19.06.2008 tarihli celsede, duruşma salonuna çağrılarak görüşü alınan Adli Tıp Uzmanı Zafer Karadeniz tıbbi mütalaasında; katılanın kulak zarında yırtılmaya yol açan yaralanmanın başın bir yere çarpmasından ziyade bu bölgeye uygulanacak küt travma sonucu olabileceği, başın öne, sağa, sola vurmakla oluşmasının fennen pek mümkün olmadığı yönünde görüş bildirdiği, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 02.08.2007 tarihli raporda; boyun ön kısımda yumuşak doku travmasından kaynaklanan kızarıklık tespit edildiği, mevcut yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olduğunun belirtildiği, Dosya içerisindeki onaylı karar örneklerinden, katılan ... hakkında İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2008 tarihli ve 437-115 sayılı kararı ile görevi yaptırmamak için direnme suçundan açılan davada yapılan yargılama sonucu beraatine karar verildiği, sanık ... hakkında katılana yönelik hakaret suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.02.2008 tarih ve 75374 sayı ile ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... kollukta; bir ecza deposunda çalıştığını, 01.08.2007 tarihinde Egemen Eczanesine teslim edilmek üzere bir poşete koyduğu 7 kutu ilaç ile eczaneye gittiğini ancak ilacı teslim alacak hastanın raporunun olmaması, eczanede de yetkili eczacının bulunmaması nedeniyle ilaçları teslim edemediğini, bu şekilde ilaç torbasının elinde kaldığını, eczaneden ayrılıp çocukluk arkadaşı tanık Volkan ile Gündoğdu Meydanında buluşarak saat 19.30 sıralarında dolaşmaya başladıklarını, Popcorn isimli bara giderek üçer adet bira içtiklerini, saat 00.30 sıralarında bardan ayrılıp Volkan'ın Daewo marka otomobilini park ettiği sokağa doğru gittiklerini, sokakta kalabalık bir polis grubu gördüğünü, polis grubunu 5-10 metre geçtikten sonra sivil giyimli olan sanığın kendisini yanına çağırdığını, sanık sivil giyimli olduğu için önce yanına gidip gitmemekte tereddüt ettiğini ancak resmî kıyafetli polislerin varlığına güvenerek sanığın yanına gittiğini, sanığın kendisine “Bu sokaktan geçemezsiniz” dediğini, kendisinin “Neden geçemeyeyim” diye cevap vermesi üzerine sanığın küfrederek ensesinden tuttuğunu ve kendisini yere düşürdüğünü, yerde iken başına tekme attığını, sanığın attığı bu tekmenin sağ kulağına isabet ettiğini, yerde sanığın kendisini tekmelemeye devam ettiğini, ayağa kalkınca etraftaki polislerin kendisine “Tamam buradan git” dediklerini, kendisinin de polislere “Beni darbettiniz, niye gideyim, ben davacıyım” demesi üzerine sanığın kendisini kelepçeleyerek polis aracına bindirdiğini, sanığın kendisini araç içerisinde de darbettiğini, olaylara arkadaşı Volkan'ın tanık olduğunu, polis memurlarına olay gecesi kimliğini ve elindeki poşetin içerisini göstermediği yönündeki iddiaların doğru olmadığını, olay gecesi kimliğini ve ilaçları gösterdiğini, ilaç mümessili olduğunu da beyan ettiğini, suç unsuru oluşturmak için polislerin bu şekilde beyanlarda bulunmuş olabileceklerini, Mahkemede; ensesinden tutarak sanığın kendisine yumruk attığını, yumruğun tesiri ile yere düşünce sanığın yerde de kendisini tekmelediğini, daha sonra kelepçeleyerek bindirdiği polis aracında da darbetmeyi sürdürdüğünü, Tanık .....; katılan ... ile arkadaş olduklarını, olay günü katılanla buluşarak karşılıklı üçer adet bira içtiklerini, Bornova Sokağına girdiklerinde resmî kıyafetli yaklaşık 15 polis gördüklerini, sivil kıyafetli sanığın “Şişt, lan gelin buraya” diye kendilerine seslendiğini, yanına gittiklerinde kimliklerini istediğini, kimliklerini sanığa verdiklerini, sanığın kendilerine “Buradan geçemezsiniz” dediğini, katılanın ise park ettiği aracı göstererek, aracın yanına gideceklerini söylemesine rağmen sanığın “Uygulama var demedim mi” diye bağırarak, katılana tekme ve yumrukla vurmaya başladığını, katılanın yere düştüğünü, resmî kıyafetli polislerin kendisini polis aracına götürdüklerini, katılanın yerde çömelmiş vaziyette olduğunu, sanığın ise katılana vurmaya devam ettiğini, bir yandan da hakaret ettiğini, katılanın polise direnmediğini, polisin kendisine de kaba davrandığını, korktuğu için olay yerinden uzaklaştığını, Tanık Şahin Afacan; polis memuru olduğunu, olay günü 1457. Sokak ile 1460. Sokak kavşağında uygulama yaptıklarını, bir süre sonra sanık ...'ın da olay yerine geldiğini, kendisi araç içerisindeyken elinde poşet olan katılanın travestilerin bulunduğu apartmana doğru yöneldiğini ve içeriye girmek istediğini, bu esnada Mehmet Uslu ile Mehmet Demirez isimli polislerin koşarak katılanın içeri girmesine engel olduklarını, bir süre sonra sanığın da onların peşinden gittiğini ancak araçta olduğu için aralarındaki konuşmaları duyamadığını, bir ara polislerle katılan arasında bir arbede çıkıp katılanın kaçmaya başladığını, sanıkla beraber diğer polis memurlarının da koştuklarını, beş dakika sonra kendisinin de bu şahısların bulundukları yere gittiğinde gerek katılanın gerekse sanığın üstlerinin dağınık olduğunu, katılanın sinkaflı sözlerle sanığa küfrettiğini, katılanın eline kelepçe takıldığını, katılanı şubeye götürmek için araca bindirdiklerini, kendisinin de aynı araçta olduğunu, sanığın ise bulundukları araca binmediğini, Tanık Osman Yamak; olay tutanağında imzası bulunduğunu, katılanın kimlik göstermeden eve girmek istediğini, olay yerine gelen sanığın katılandan kimliğini ibraz etmesini istediğini ancak katılanın bunu kabul etmeyip oradan koşarak ayrıldığını, katılanın sanığı eliyle iteklediğini görmediğini zira bu sırada başka şahısların kimliklerini sorduğunu, katılanın sinkaflı sözlerle bağırarak küfrettiğini, katılanı arabaya bindirdiklerinde ve nezarete aldıklarında başını sağa sola vurarak eylemlerini devam ettirdiğini, Tanıklar Mehmet Uslu ve Osman Sağlam; polis memuru olduklarını, olay tutanağında da imzalarının bulunduğunu, olay günü yaptıkları uygulama sırasında kimlik sordukları katılanın zorluk çıkarıp kaçmaya çalıştığını, katılanı yakaladıklarında ise hakaret ve tehdit ederek direnmeye devam ettiğini, katılanın sanık polis amiri ...'a tekme tokat saldırdığını, yere yuvarlanan sanık ile katılanı ayırdıklarını ve katılanı ekip arabasına zor kullanarak bindirdiklerini, katılanın araç içerisinde kendi giysilerini yırtarak araçtaki demir bölmelere başını ve vücudunun çeşitli yerlerini çarptığını, “Sizleri yakmasını bilirim, bu yaraları göstererek polis bana işkence yaptı, diye rapor alacağım” şeklinde sözler söylediğini, Tanık Mehmet Demirez; polis memuru olduğunu, olay tutanağında imzası bulunduğunu, katılanın, kendisinin de polislikten atıldığını, akrabalarının yüksek mevkilerde görev yapan kişiler olduğunu söyleyip bir yandan sokağın başına doğru yürümeye başladığını, katılanın önce sözlü olarak direndiğini, yolun ortasına doğru geldiklerinde katılanla sanığın birbirlerine sarıldıklarını, aralarında boğuşma olduğunu, katılanın yüzünü uzatarak ‘Vur, bir kez daha vur’ diye bağırdığını, yanlarına giderek katılanı etkisiz hâle getirdiğini, bu esnada da katılanın sinkaflı sözlerle küfürlerine devam ettiğini, İfade etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; İzmir Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Bürosu Amirliğinde Komiser olarak görev yaptığını, olay günü polis arkadaşları ile birlikte bir ihbar nedeniyle tespit çalışması yaptıklarını, resmî görevli polis memurlarının katılanı durdurup kimlik sorduklarını, alkollü olan katılanın zorluk çıkararak kendisine hakaret edip tehdit içeren sözler sarf etmeye başladığını, katılanın kendisine kafa atmaya çalıştığını, kendisini iteklediğini bu sırada birlikte yere yuvarlandıklarını, polis memurlarının olaya müdahale ettiğini, katılanın kaçmaya çalıştığını, katılanı koşup yakaladığını, kelepçe takarak ekip otosuna bindirdiğini, katılanın başını aracın içindeki kafesli kısma hızla çarptığını, araçta tanıklar Osman ve Şahin'in de bulunduklarını, görevini yaparken mukavemeti kırmak ve kendisini korumak için hareket ettiğini, katılanı dövmediğini, katılana yumruk atmadığını, Savunmuştur. Uyuşmazlık konusu ile ilgili zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçu TCK'nın 256. maddesinde; “(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir. Bu suç ile korunan hukuki değerler öncelikle kamu idaresinin itibarı, idarede disiplinin sağlanması, halkın kamu görevlilerine karşı duyduğu inanç ve itimattır. Bireylerin vücut bütünlüğü ile şeref ve haysiyeti de korunan diğer hukuki menfaatlerdir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 900; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1102; Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 275.) Bu suçun faili zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisidir. Somut olayda failin görevli polis memuru olması sebebiyle, polislerin zor kullanma yetkilerinin yasal dayanağına da değinmekte fayda bulunmaktadır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16. maddesinin suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâli; “Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan; a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü, b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir. ...” şeklinde düzenlenmiştir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere polis zor kullanma yetkisini ancak Kanun'un çizdiği sınırlar çerçevesinde, kademeli bir şekilde ve ölçülülük ilkesine uygun olarak kullanabilecektir. Bununla birlikte çağdaş toplumlarda polisin üstlendiği görevin zorluğu ve insanoğlunun öngörülemeyen tutumu dikkate alındığında, iç hukuk yetkililerine yüklenen sorumluluğun ağırlığı tahammül edilemez bir boyutta da olmamalıdır. (AİHM, Günaydın/Türkiye B.N: 27526/95, 13.10.2005.) Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun mağduru, kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün sınırlarını aşarak kuvvet kullandığı herkes olabilir. Suçun fiil unsuru, görevin ifası sırasında görevin gerektirdiği ölçünün dışında kişiler üzerinde zor kullanmak olarak belirlenmiştir. Zor kullanmanın mahiyetini tayin bakımından ise kanun koyucu kasten yaralama suçuna atıf yapmıştır. Dolayısıyla bu suç ancak kasten yaralama suçunu oluşturan kişinin sağlığını ya da algılama yeteneğini bozan veya vücuduna acı veren hareketlerle işlenebilir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 902; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1103.) Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun manevi unsuru kasttır. Buna göre, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisi yetkisine ilişkin sınırı bilerek ve isteyerek aşmamışsa, başka bir anlatımla kasten hareket etmemişse madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılmasına dair hüküm çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır. Kasten yaralama suçu ise 5237 sayılı TCK’nın 86. maddesinde; “(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur (3) Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Silâhla, İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır. Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür. Maddenin 3. fıkrasının d bendinde düzenlenen nitelikli hâlin uygulanabilmesi için failin kamu görevi yapması, bu görevin faile bir nüfuz, güç sağlaması ve bu görevin kötüye kullanılması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Kamu görevi terimi, daha çok devlete ait gücün kullanılmasını, en azından mağdurun öyle düşünmesini gerektiren işler için kullanılmıştır. Yasa koyucu kamu görevlisinden değil, kamu görevinden söz ettiği için doktrinde TCK'nın 6. maddesi anlamında failin kamu görevlisi olması hususunun tartışılmasına gerek bulunmadığı ileri sürülmüştür. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 2965.) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi durumunda uygulanacak artırım maddesinin tatbik edilebilmesi için kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzun kötüye kullanılması da gerekmekte olup, nüfuzun varlığına karşın, bu nüfuz kullanılmadan yaralama eylemi gerçekleştirilmişse, bu artırım maddesi uygulanamayacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılan ... ile arkadaşı tanık .....'ın 01.08.2007 tarihinde saat 19.30 sıralarında İzmir ili, Alsancak ilçesi, Gündoğdu Meydanında buluşarak gittikleri bir barda bira içtikleri, saatin 00.30 olması ile katılan ve tanığın evlerine gitmek için araçlarına doğru yürüdükleri, olay gecesi aracın park hâlinde bulunduğu çevrede İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarının uygulama yaptıkları, sanık ...'ın da bu uygulamada komiser rütbesiyle görevlendirildiği, bu sırada olay yerinden geçen katılan ve arkadaşına görevlilerce kimlik sorulması ve sokaktan geçemeyeceklerinin söylenmesi üzerine sanıkla katılan arasında tartışma çıktığı, tartışma sırasında sanığın katılanın başına yumruk atması ile katılanın dengesini yitirip yere düştüğü, yerde de sanığın katılana tekme attığı, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince katılan hakkında düzenlenen 26.09.2007 tarihli adli rapora göre; boyun sol tarafta, sol orta kulak, koltuk altı hattında ve göğüs kafesinde kızarıklık ve kırmızı ekimoz, sağ kulakta ağrı, işitme kaybı, sol ayakta subjektif ağrı ve hemoraji olduğu, sağ kulak zarında 5 mm çapından daha geniş yırtık, sağ kulakta duyamama, sol kulakta işitme azlığı şikâyetlerinin bulunduğu, kulak zarı tamiri yapılan katılanda meydana gelen yaralanmanın yaşamını tehlikeye sokmadığı, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesine neden olmadığı ancak basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, katılanın kulak zarında yırtılmaya yol açan yaralanmanın bu bölgeye uygulanacak küt travma sonucu olabileceği, başın öne, sağa, sola vurmakla oluşmasının fennen pek mümkün olmadığı yönünde Adli Tıp Uzmanınca görüş bildirildiği anlaşılan olayda; katılanın görevli komiser sanık ... tarafından darbedilerek yaralandığı yönündeki aşamalarda önemli değişiklik göstermeyen istikrarlı beyanları, bu beyanlarla örtüşen adli tıp raporu ve tanık .....'ın olay günü sanığın katılanı tekme tokat döverek yere düşürdüğü şeklindeki anlatımı bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanık ... ile sanığın meslektaşları olan polis memurlarının katılanın başını polis aracında ve nezarethanedeyken kasten sağa sola vurarak kendi kendisini yaraladığı şeklindeki sanığın cezadan kurtulmasına yönelik anlatımlarına itibar edilemeyeceği, sanık ...'ın 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinde, polise tanınan, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma yetkisini aşmak suretiyle sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanarak kulak zarında perforasyona neden olacak ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte katılanı kasten yaralama suçunu işlediği, bu şekilde kasten yaralama suçunun sübut bulduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.11.2018 günü yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2022/427 E., 2023/63 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Sanık müdafiilerinin temyizine istinaden düzenlenen Tebliğname ise CMK'nın 297. Maddesi uyarınca vekil avukat yerine zorunlu müdafiiye tebliğ edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2022/427 E.  ,  2023/63 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ... ve Nimet (Karagöz) Özatak'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ayrı ayrı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.07.2019 tarihli ve 212-217 sayılı hükümlere yönelik sanıklar müdafileri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 10.02.2020 tarih ve 1512-185 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu hükümlerin de sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 28.06.2021 tarih ve 3324-4627 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 16.03.2022 tarih ve 146582 sayı ile; “...1-Sanık ... hakkında; İtiraza konu uyuşmazlık, kendisine ... 16. Noterliğince tanzim olunan 31/07/2019 tarih ve 19629 yevmiye no’lu vekaletnameye istinaden vekil tayin eden ve dosya içeriğine göre istifa ettiğine ya da azledildiğine dair bir bilgi ve belge bulunmayan sanık müdafii Av. ...’a Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilip edilmediği ve buna bağlı olarak 11.10.2021 tarihinde öğrenme üzerine verilen temyiz sebeplerini içerir 14.10.2021 tarihli dilekçesinin süresinde kabul edilip edilemeyeceğine ilişkindir. Sanığın vekaletnameli avukatının 28/02/2020 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliği istemini de içerir süre tutum dilekçesi verdiği görülmekle birlikte, gerekçeli kararın 27.02.2020 tarihinde tebliğine dair belgenin incelenmesinde, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 2014/30652-2016/8949 ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2015/26382-2020/585 sayılı emsal kararlarında da belirtildiği üzere tebliğin, 7201 sayılı Kanunun 21, 23 ve Yönetmeliğin 29, 30 ve 31 maddesi hükümlerine göre usulüne uygun bir tebliğ olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır. Sanık müdafiilerinin temyizine istinaden düzenlenen Tebliğname ise CMK'nın 297. Maddesi uyarınca vekil avukat yerine zorunlu müdafiiye tebliğ edilmiştir. Dosya kapsamına göre, sanığın vekil avukatını azlettiğine veya vekilin istifa ettiğine dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Vekaletname ibrazı ile başlayan vekalet ilişkisinin devam ettiğinin anlaşılması karşısında, vekalet ilişkisi ortadan kalkan zorunlu müdafiinin temyiz başvurusunun reddi gerekeceği kabul edilmelidir. Ancak, bu husus, 5271 sayılı Kanun’un 308/1. maddesi uyarınca sanık aleyhine sonuç doğuracağından itiraznameye konu edilememiş ve oluşan durum itibarıyla Tebligat Kanunun’un 32. maddesi uyarınca 11.10.2021 tarihinde karardan haberdar olduğu kabul olunan vekil avukatın 14/10/2021 tarihli temyiz başvurusu ile sanık zorunlu müdafiinin temyiz başvurusu üzerine inceleme yapılarak bir karar verilmesi zorunluluğu nedeniyle sanık lehine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulması gerekmiştir. Sanık ...’ın temyiz aşamasında sunduğu kabul olunacak 23/09/2021 tarih ve 'Etkin pişmanlık beyanımın sunulması' konulu dilekçesinde, bir kısım bilgiler de vermek suretiyle etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirtmesi nedeniyle, duruşmada hazır edilerek beyanlarının alınıp, gerekirse kollukta teşhis işlemi de yaptırılmak suretiyle vereceği bilgilerin örgüt içerisindeki kaldığı süre, örgütsel faaliyet ve konumuna uygun faydalı bilgiler olup olmadığı eldeki bilgiler ile örtüşüp örtüşmediği ilgili birimlerden sorulup değerlendirilerek sonucuna göre hakkında 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasında zorunluluk bulunması karşısında, hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 2-Sanık ... (Karagöz) Özatak hakkında; İtiraza konu uyuşmazlık, sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediğine ilişkindir. Somut olayda; ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan soruşturma kapsamında 13.04.2018 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait olduğu tespitiyle 17 ayrı adrese düzenlenen operasyonda, 12 no’lu örgüt evi olarak gösterilen '.../...' adresindeki evde ... ve... ile birlikte yakalanarak gözaltına alınan sanık hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturma sonucunda, örgüte ait olduğu kabul olunan evde ikamet etmesi nedeniyle silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir. Mahkemenin genel kabulünde, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında örgüt tarafından oluşturulan ve örgüt ile bağlantısı olmayanların kalamayacağı örgüt evlerinde kalmanın dahi tek başına örgüt üyeliği için aranan kriterleri karşıladığı kabul edilmiştir. Mahkemenin genel kabulünde isabetsizlik görülmemiş olmakla birlikte, dosya kapsamındaki deliller itibarıyla sanığın da kaldığı '12 no'lu ikametin örgüt evi olduğu' olgusunun değerlendirilmesi gerekmektedir, Yapılan soruşturma ve kovuşturma sonucunda, sanığın kaldığı/yakalandığı evin, ... ilindeki öğrencileri evlere yerleştirme ve ilgilenme görevleri olduğu tespit edilen dosya sanıkları Ayşenur Bal ve ...’ın organizasyonunda tutulduğuna, bir araya gelindiğine veya ev ile ilgilendiklerine dair delil elde edilemediği, karar gerekçesinde de bu hususun 'bahse konu örgüte ait olduğu değerlendirilen ikamet ile ilgili olarak terör örgütü yapılanması içerisinde mutlaka bir Bölge Talebe Mesulünün bu ikametten sorumlu olarak görev yapıyor olduğu ancak evden gözaltına alınan sanıkların alınan ifadelerinde bu hususa ilişkin olarak herhangi bir beyanlarının bulunmadıkları' şeklinde izah edildiği ve evin örgüt evi olduğu kabulünün sanığın ev arkadaşlarının örgüt bağına dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmış olanlar dahil, sanığın ev arkadaşları dışındaki diğer sanıkların beyanlarında ve etkin pişmanlıktan faydalanmış olup, yargılamada tanık sıfatıyla dinlenen başka dosya sanıklarının beyanlarında sanığın adının geçmediği, öğrenci olan sanığın en son babası tarafından 21.04.2015 tarihinde beyan edilen Başakşehir/... mernis adresini ... iline aldırmamasının aleyhe delil kabul edilemeyeceği, bulundukları süre boyunca mernis adreslerini ... iline aldırmayan ev arkadaşlarının, hiç bir neden yokken birlikte hareket ederek 09/12/2016 ve 02/11/2016 tarihlerinde ... ve ... iline mernis adreslerini aldırmış olduklarına dair tespit itibarıyla, sanık ...'in böyle bir eyleminin olmamasının lehine değerlendirilebileceği görülmüştür. Sonuç itibariyle, yakalandığı evin örgüt mensuplarınca oluşturulmuş veya denetlenen bir örgüt evi olduğuna dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, içeriğinin tespit edilememiş olması nedeniyle örgütsel amaçla kullandığı ispat olunamayan ve kendi beyanı ile tespit olunduğu üzere 'Kakao Talk' isimli haberleşme programını 2014-2015 yıllarında kullanmak ve dijital materyallerinde örgüt elebaşısı Fetullah ...'e ait fotoğraflar bulundurmaktan ibaret, konumu itibariyle sempati ve iltisak boyutunu aşmayan eylemlerinin ise atılı suçu oluşturmayacağı anlaşılan sanık hakkında; İçişleri Bakanlığı KOM Daire Başkanlığı ile TEM Daire Başkanlığı nezdindeki tanık beyanlarını içerir veri bankası ile bylock veri havuzu içeriğinde ve UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında ifade yahut bilgi belge bulunup bulunmadığı araştırılıp ilgili birimden onaylı örneklerinin temin edilerek varsa beyan sahiplerinin tanık sıfatıyla dinlenilmesi sonrasında, hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile verilen mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu değerlendirilmiştir.” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 20.06.2022 tarih ve 18086-3797 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve Nimet (Karagöz) Özatak hakkında kurulan hükümlere yönelik olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ...’ın vekâletnameli müdafisi Avukat ...’a Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı, bu bağlamda müdafinin 14.10.2021 tarihli dilekçesinin süresinde kabul edilip edilmeyeceğinin ve bu dilekçe doğrultusunda inceleme yapılıp yapılmayacağının, 2- Sanık ... (Karagöz) Özatak hakkında eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin, Belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık ... hakkında TCK'nın 314/2, 221/4, 53/1, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1-2. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan davada sanığa baro tarafından 17.07.2019 tarihinde Avukat ...'ın müdafi olarak görevlendirildiği, 31.07.2019 tarihinde sanık ve müdafisinin hazır bulunduğu oturumda sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyetine karar verildiği, hükme karşı sanık müdafisi Avukat ...'ın yetki belgesi bulunan Avukat Gamze Gül ... ile birlikte sunduğu 31.07.2019 ve tek başına verdiği 05.08.2019 tarihli dilekçeler ile istinaf kanun yoluna başvurduğu, bu sırada 01.08.2019 tarihinde Avukat ...'un 31.07.2019 düzenleme tarihli vekâletnamesiyle birlikte kararı istinaf ettiğini belirttiği dilekçesini dosyaya sunduğu, ... 8. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararının 14.08.2019 tarihinde Avukat ...'a ve 22.08.2019 tarihinde de Avukat ...'a tebliğ edildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin sanık ve müdafisinin yokluğunda verdiği istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının Avukat ...'a elektronik tebligat yolu ile 19.02.2020 tarihinde, Avukat ...'a ise 27.02.2020 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca tebliğ edildiği, Avukat ...'ın 25.02.2020 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesine istinaden görülen temyiz davasına ilişkin tebliğnamenin de 14.06.2020 tarihinde aynı avukata tebliğ edildiği ve yapılan temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince hükmün onanmasına karar verildiği, Sanık müdafisi Avukat ...'un 14.10.2021 tarihinde sunduğu dilekçesinde 27.02.2020 tarihli gerekçeli karar tebliğinin usulsüz olduğunu ve Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili kararını 11.10.2021 tarihinde öğrendiğini belirterek temyiz taleplerini bildirdiği, Sanık ... (Karagöz) Özatak'ın; ... Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün 15 Temmuz 2016 sonrası yeniden yapılanmasıyla ilgili olarak faaliyetlerde bulunduğu değerlendirilen şahıslar hakkında başlatılan soruşturma kapsamında 13.04.2018 tarihinde "12 NOLU İKAMET" olarak ifade edilen evde inceleme dışı sanıklar... ve ... ile birlikte yakalanarak gözaltına alındığı, 04.10.2018 tarihli Ön İnceleme Tutanağına göre; sanığa ait dijital materyallerde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fethullah ...'e ait fotoğrafların bulunduğu, 07.11.2018 tarihli HTS Analiz Raporuna göre; sanığın kullandığı 0544....1692 numaralı GSM hattının 01.01.2013-13.04.2018 tarihlerini kapsayan HTS detay dökümlerinin yapılan incelemesinde FETÖ/PDY kapsamında 15 Temmuz darbe girişimi sonrası hakkında işlem yapılan kişilerle telefon irtibatının olduğu, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden alınan Adres Bilgileri Raporuna göre; sanığın yerleşim yeri adreslerinin 2011 yılından itibaren ... ilinde bulunduğu, Anlaşılmaktadır. Sanık ... aşamalardaki savunmalarında özetle; babası ... Özatak emniyet müdürü olduğundan ilkokulu ...'da, ortaokulu ve lisenin ilk iki sınıfını ...'da, son iki seneyi ise ...'da okuduğunu, 2013 yılında Selçuk Üniversitesi Veterinerlik Fakültesini kazanıp ...'ya geldiğini, burada facebook isimli sosyal paylaşım sitesi aracılığıyla bulduğu ve ev arkadaşı arayan soy isimlerini hatırlamadığı ..., .... ile birlikte aynı evde kalmaya başladığını, adı geçenler mezun olduktan sonra 2016 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında staj yaparken devlet yurdunda misafir öğrenci olarak kaldığını, aynı fakültede öğrenim gören inceleme dışı sanık ... Zıblak'ın ev arkadaşı aradıklarını söylemesi üzerine aynı yıl ...'nun Bilge isimli öğrenciyle kaldığı evde kalmaya başladığını, Bilge'nin mezun olmasından sonra üçüncü ev arkadaşı için ilan vermek istediklerini, kampüsteki AVM'nin mescidine ev ilanını asarken tanıştığı inceleme dışı sanık ...'nın ev arkadaşı olarak yanlarına taşındığını, bir süre sonra ... ile ...'nun dördüncü bir ev arkadaşı almak istediklerini, karşı çıkmasına rağmen Amine isimli şahsın ev arkadaşı olarak geldiğini ancak Amine'yle anlaşamayınca bir süre sonra evden ayrıldığını, yurda çıkmak istediğinden bazı yurtlarla görüştüğünü ancak uygun olanı bulamayınca internet üzerindeki ilanlardan bulduğu bir eve beşinci sınıfın başlarında tek başına taşınarak burada yaşamaya başladığını fakat bir süre sonra yan dairesindeki ailenin ayrılmasıyla yerlerine gelen erkek öğrencilerden rahatsız olup buradan ayrılmaya karar verdiğini, yeniden yurtlara baktığını ancak uygun yurt bulamadığını, Amine'nin evde olmadığı bir gün...ve ...'nın kaldığı eve gittiğini, onların da evden taşınmak istediklerini öğrenince birlikte eve çıkmayı teklif ettiğini, emlakçıdan buldukları eve yakalanmadan iki hafta önce taşındıklarını, kaldıkları evin FETÖ'yle bir bağlantısı olmadığını, sıradan bir öğrenci evi olduğunu, evin ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladığını, Ayşenur Bal'ı daha önce hiç görmediğini ve tanımadığını, 2014 veya 2015'te cep telefonuna googleplay üzerinden Kakaotalk programını yüklediğini ancak bunun FETÖ'yle bir ilgisi olmadığını, Koreli arkadaşlarıyla konuşmak için indirdiği bu programı bir buçuk yıl kadar kullandıktan sonra sildiğini, cep telefonunda çıktığı iddia edilen Fethullah ...'e ait fotoğrafların internet sitelerinden inmiş olan çerezler olduğunu, MERNİS adresini ...'ya almak için belediyeye gidip burada işlem yapması gerektiğini ancak o dönem on sekiz yaşından küçük olduğu için yapamadığını, hiçbir terör örgütüne üye olmadığını savunmuştur. V. GEREKÇE Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmelerinde fayda bulunmaktadır. 1-) Sanık ...’ın vekaletnameli müdafisi Avukat ...’a Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı, bu bağlamda müdafinin 14.10.2021 tarihli dilekçesinin süresinde kabul edilip edilmeyeceği ve bu dilekçe doğrultusunda inceleme yapılıp yapılmayacağı; A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler 5271 sayılı CMK'nın "Müdafiin görevlendirilmesinde usul" başlıklı 156. maddesinin 3. fıkrası; "Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona erer." şeklindedir. Bu düzenleme uyarınca şüpheli veya sanığın kendisini temsil etmesi için başka bir müdafiye vekâletname vermesi hâlinde CMK'nın 150. maddesi uyarınca baro tarafından görevlendirilen müdafinin görevi sona erer. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun "Bilinen adreste tebligat" başlıklı 10. maddesinde; "Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir." düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Adres, muhatabın konut veya ... yeri adresi olabilir. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır. Ancak tebligatı çıkaran makama bildirilen adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması hâllerinde muhatabın 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre adres kayıt sistemindeki adresi bilinen son adresi olarak kabul edilerek tebligat buraya yapılacaktır (Canan Ruhi-... Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku, Seçkin Yayınevi, s. 82.). Aynı Kanun'un "Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina" başlıklı 21. maddesi; "Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır ...", "Tebliğ Mazbatası'' başlıklı 23. maddesinin birinci fıkrasının yedinci bendi; "Tebliğ bir mazbata ile teşvik edilir. Bu mazbatanın: ... 7. 21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi, İhtiva etmesi lazımdır.”, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in "Muhatabın geçici olarak başka yere gitmesi" başlıklı 29. maddesi; "(1) 21, 22, 23, 25, 26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. (2) Bu kişilerin beyanlarını imzadan kaçınmaları ve tebliğ evrakını kabul etmemeleri durumunda, tebliğ memuru bu hususu tutanağa yazar, imzalar ve tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti üyesinden birine ya da kolluk amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve teslim ettiği kişinin adresini içeren ihbarnameyi gösterilen adresin kapısına yapıştırır. (3) Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 21, 22, 23, 25, 26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır.", Şeklinde düzenlenmiştir. Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre, tebliğ memuru adresin doğru olduğunu tespit eder, ancak adreste tebliğ yapılabilecek kimseyi bulamazsa veya adresin kapalı olduğunu görürse tebliğ imkânsızlığı söz konusu olacaktır (Mahmut Bilgen, Tebligat Hukuku, ... Yayınevi, s.197.). Tebligat Kanunu'nun 21 ve 23. maddelerinde, tebligatın yapılacağı sırada gösterilen adreste muhatap veya onun adına tebliğ yapılacak kimselerden hiçbirinin bulunmaması hâlinde tebligat evrakının kime teslim edileceği ve tebliğ memurunun sırayla hangi işlemleri yapacağı açıkça düzenlenmiştir. Tebliğ imkânsızlığı durumunda, muhatap veya onun adına tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırmakla beraber, tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.04.2011 tarihli ve 252-58 sayılı, 10.02.2009 tarihli ve 165-18 sayılı, 20.02.2007 tarihli ve 39-36 sayılı kararlarında da benzer hususlar vurgulanmıştır. Muhatabın adreste bulunmaması hâlinde tebliğ memurunun öncelikle bunun nedenini, geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığını bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek bunların beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri hâlinde de bu durumu yazarak tutanağı kendisinin imzalaması gerekmektedir. Tebligat adresinde ikamet etmekle birlikte muhatabın geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve tevsik edilmesi hâlinde, tebliğ evrakının muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclis azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza karşılığı teslim edilip düzenlenen ihbarnamenin kapıya yapıştırılması ve mümkün oldukça komşulardan birinin varsa yönetici veya kapıcının durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tebligat Kanunu'nun 21. maddesinin uygulanmasında, tebliğ memuru tebligat adresine gittiğinde, o adresin muhatabın adresi olduğunu anlarsa; örneğin, kapının üstünde açık ve seçik bir biçimde muhatabın adının yazılı olması veya yazılı olmamasına rağmen, komşudan, yöneticiden veya diğer kişilerden edindiği bilgiden o adresin muhatabın adresi olduğunu tespit etmesi hâlinde, muhatabın veya onun adına tebligatı kabule yetkili kişilerin neden o anda adreste bulunmadıklarını araştıracaktır. Tebligat memurunun, muhatabın adresten devamlı olarak ayrıldığını veya öldüğünü tespit etmesi hâlinde tebligat evrakını çıkaran merciye iade etmesi gerekir. Buna karşılık tebligat memuru, adreste o anda kimse yoksa da kısa bir süre sonra muhatabın veya onun adına tebligatı almaya yetkili kişilerin adrese geleceğini öğrenirse, Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre işlem yapacaktır (Ejder Yılmaz-Tacar Çağlar, Tebligat Hukuku, Yetkin Yayınevi, s. 577.). Öte yandan Tebligat Kanunu'nun "Usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 32. maddesi; “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.” şeklinde düzenlenmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerince tereddüte mahal bırakmayacak şekilde sürdürülen uygulamalara göre; yoklukta kurulan hükmün temyiz hakkı olanlara usulüne uygun tebliğ edilmediği hâllerde temyiz süresi işlemeye başlamayacağından öğrenme üzerine verilen temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu kabul edilmektedir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanık ...'ın kendisini temsil etmesi için Avukat ...'a 31.07.2019 tarihinde verdiği, vekâletname ile baro tarafından görevlendirilen Avukat ...'ın görevinin sona ermiş olması karşısında Bölge Adliye Mahkemesi kararının sanığın vekâletnameli müdafisi Avukat ...'a tebliği ile yetinilmesi gerektiği, Sanığın vekâletnameli müdafisi Avukat ...'a Bölge Adliye Mahkemesi kararının 27.02.2020 tarihinde yapılan tebliği ile ilgili olarak ise; sanık ve müdafisinin yokluğunda verilen bahse konu kararın tebliğine ilişkin tebligat parçasında, muhatap adreste bulunamadığından 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre tebliğin yapıldığı ve 2 no.lu çağrı kağıdının kapıya yapıştırıldığı belirtilmesine rağmen en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya herhangi bir bildirimin yapılmadığı ve bu kişilere bildirim yapılmamasının gerekçelerinin de gösterilmediği, bu kapsamda usulüne uygun olarak yapılmayan tebligat işlemi geçersiz olduğundan sanık müdafisi Avukat ...'un karardan haberdar olduğunu ifade ettiği 11.10.2021 tarihi tebliğ tarihi sayılarak müdafinin sunduğu 14.10.2021 tarihli temyiz dilekçesinin süresinde olduğu ve bu temyiz dilekçesi kapsamında bir temyiz incelemesi yapılmasının gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla; haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin sanık ... hakkındaki onama kararının kaldırılmasına ve dosyanın sanık müdafisi Avukat ...'un temyiz dilekçesinin içeriği gözetilerek hükmün denetlenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. 2- Sanık ... (Karagöz) Özatak hakkında eksik araştırmayla karar verilip verilmediği; A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler TCK'nın "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" başlıklı 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla, hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli ... ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için, a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir. b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır. c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde fail, örgütteki konumuna göre üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır. d) Örgüt, niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir. e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli üye, ... ve gerece sahip olunması gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile ... ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir. 3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır. Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın ikinci kitap dördüncü kısmının dördüncü bölümünde yer alan Devletin güvenliğine karşı suçlar ile beşinci bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı ifade edilmiştir. FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; Altın Nesil adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, ... ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan ..., gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. Öte yandan ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usule uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemenin kabulünde öğrenci yapılanmasında kullanılan ikametlerde kalan öğrencilerin büyük çoğunluğunun ülke genelinde yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında işlem yapılmış ailelerin çocukları olduğunu belirtmesine karşın sanık ... (Karagöz) Özatak hakkında böyle bir tespitin bulunmaması, gerekçeli kararda sanığın 2016 yılı yazında staj yaparken Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtta yaklaşık iki ay kaldığı yönündeki beyanına rağmen KYK Genel Müdürlüğü Yurt İdare ve İşletme Dairesi Başkanlığının 08.01.2019 yazısında sanığın herhangi bir yurt kaydının olmadığının bildirildiği ve bu suretle sanığın çelişkili beyanlarıyla ikamet ettiği adresleri gizlemeye çalıştığı kanaatine varıldığı belirtilmesine rağmen hükümden sonra sanığın annesi tarafından dosyaya ... Valiliği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün sanığın Müdürlüğe bağlı Fahrünnisa Hatun Kız Öğrenci Yurdunda 26.07.2016-06.08.2016 tarihleri arasında kaldığını bildiren yazısının sunulmuş olması, dosyadaki bir kısım başka sanıkla iletişimi olan ve ...'ya üniversite eğitimi için gelen bu sanıklara ev ayarladığı yönünde tespitler bulunan inceleme dışı sanık ... kod isimli Ayşenur Bal ile sanığın birbirlerini tanıdıklarına veya irtibatları olduğuna dair herhangi bir delilin bulunmaması, 12 no.lu ikamet olarak belirtilen Kosova Mahallesi adresli evin ... ve... tarafından 01.04.2018 tarihinde kiralandığını gösteren kira sözleşmesinin de sanığın bahse konu eve henüz iki hafta önce taşındıkları yönündeki savunmasını destekler nitelikte olması, söz konusu evin ... ilindeki öğrencileri evlere yerleştirme ve ilgilenme görevleri olduğu gerekçeli kararda kabul ve tespit edilen inceleme dışı sanıklar Ayşenur Bal ve ...’ın organizasyonunda tutulduğuna veya adı geçenlerin ya da bir başka bölge talebe mesulünün evle ilgilendiğine dair dosyada herhangi bir delil ve tespitin olmaması, sanığın ev arkadaşlarının örgütle bağlantılarının varlığının kabulü tek başına evin örgüt evi olduğuna kanaat getirmek için yeterli olmadığından, sanığın yakalandığı evin örgüt mensuplarınca oluşturulan veya denetlenen bir örgüt evi olduğuna dair dosya kapsamında yeterli delilin elde edilememesi karşısında; Sanığın, 2014-2015 yıllarında kullandığı kendi beyanıyla saptanan ve içeriği tespit edilemediğinden örgütsel amaçla kullandığı ispat olunamayan Kakao Talk isimli haberleşme programını kullanmak, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası hakkında FETÖ/PDY kapsamında işlem yapılan kişilerle telefon irtibatı kurmak, dijital materyallerinde örgüt elebaşısı Fetullah ...'e ait fotoğraflar bulundurmak, MERNİS adresini oturmakta olduğu ... iline aldırmamak şeklindeki eylemlerinin atılı suçtan cezalandırılması için tek başına yeterli olmadığı, ve ayrıca örgütle organik bağ kurup hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemler gerçekleştirdiğine ilişkin yeterli delil de bulunmadığı anlaşılmakla, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından Yerel Mahkemenin öğrenci yapılanmasında kullanılan ikametlerde kalan öğrencilerin ülke genelinde yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında işlem yapılmış ailelerin çocukları olduğu kabulü karşısında, sanığın ailesininde bu kapsamda kimsenin bulunup bulunmadığı, 2016 yılı yaz aylarında KYK yurdunda kaldığını savunan sanığın bu dönemde yurtta kalıp kalmadığı, ayrıca UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankası üzerinden sanık hakkında bilgi ve beyan bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa bu beyanların aslı veya onaylı suretleri dosyaya getirtilip gerekirse tanık veya tanıkların duruşmaya çağrılıp dinlenilmeleri ile tüm delillerin CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafisine okunup diyecekleri sorulduktan sonra yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla; haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin sanık ... (Karagöz) Özatak hakkındaki onama kararının kaldırılmasına, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince sanık hakkında verilen 10.02.2020 tarihli ve 1512-185 sayılı istinaf isteminin esastan reddine dair kararın sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına, bozma nedeni ve sanığın cezaevinde geçirdiği süre de dikkate alındığında infazın durdurulmasına ve sanığın tahliyesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında eksik araştırmayla karar verilmediği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 28.06.2021 tarihli ve 3324-4627 sayılı sanıklar ... ve Nimet (Karagöz) Özatak'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetlerine yönelik onama kararlarının KALDIRILMASINA, 3- ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince verilen 10.02.2020 tarihli ve 1512-185 sayılı sanık ... (Karagöz) Özatak hakkındaki hükmün, eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Özel Dairenin onanma kararı ile kesinleşen hükmün bozulması ve sanığın cezaevinde geçirdiği süre dikkate alındığında İNFAZIN DURDURULMASINA ve sanık ... (Karagöz) Özatak'ın TAHLİYESİNE, sanığın başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse silahlı terör örgütüne üye olma suçundan derhâl salıverilmesi için yazı YAZILMASINA, 5- Dosyanın; a) Sanık ...’ın vekaletnameli müdafisi Avukat ...’a Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğinin usulüne uygun olmadığı, bu bağlamda müdafinin 14.10.2021 tarihli dilekçesinin süresinde kabul edilerek anılan dilekçe doğrultusunda inceleme yapılması gerektiğinden hükmün denetlenmesi için Yargıtay 3. Ceza Dairesine, b) Sanık ... (Karagöz) Özatak hakkında bozulan kararın "istinaf isteminin esastan reddine" dair bir karar olması nedeniyle, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca, gereği için ... 8. Ağır Ceza Mahkemesine kararın bir örneğinin ise bilgi için ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine, Gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.02.2023 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından ise oy çokluğuyla karar verildi. ...
19. Ceza Dairesi, 2016/12980 E., 2017/5711 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
CMK’nın 14, 297, 300, 308. maddelerinde ve Yargıtay Kanunu’nun 27.
19. Ceza Dairesi         2016/12980 E.  ,  2017/5711 K. "İçtihat Metni" 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a muhalefet suçundan şüpheliler ..., ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Giresun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/01/2016 tarihli ve 2015/546 soruşturma, 2016/200 Esas, 2016/182 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesi gereğince iadesine dair Giresun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/01/2016 tarihli ve 2016/53 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Giresun Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/03/2016 tarihli ve 2016/125 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığı'nın 28/07/2016 gün ve 94660652-105-28-5543-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 02/09/2016 gün ve KYB.2016-319392 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Dosya kapsamına göre; Giresun 2. Asliye Ceza Mahkemesince, iddianameye konu eylemle ilgili olarak Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014/1480 sayılı dosyası üzerinden soruşturma yürütülerek 16/01/2015 tarihli ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararının verildiği, bu karardan sonra yeni delil meydana çıkmadan aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı, dosyada daha önceden bulunan delilin değerlendirme dışı bırakılmasının yeni delil sayılamayacağı gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de; anılan kararın Cumhuriyet Başsavcısı tarafından reddedilecekken sehven onaylandığı, bu hususta tutanak tutulup, düzeltme formu düzenlenerek gerekli yazışmaların yapılmasına rağmen teknik aksaklıklar nedeniyle düzeltme işleminin yapılamadığı, kaldı ki kararın müşteki ve şüphelilere tebliğ edilmediğinden kovuşturmaya yer olmadığı kararının da kesinleşmediği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170/2. maddesinde yer alan "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler." hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukukî nitelendirilmesinin de Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü; Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16/01/2015 tarih, 2014/1480 soruşturma, 2015/178 sayılı kararıyla şüpheliler hakkında 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a muhalefet suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, ilgili kararın UYAP sisteminde tanımlı olan Başsavcı'nın görüldü ve onay işlemi kapsamında Giresun Cumhuriyet Başsavcısı tarafından onaylandığı ve ilgili kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın taraflara tebliğe uygun hale geldiği anlaşılmıştır. Giresun Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 20/01/2015 tarihinde UYAP uygulamaları düzeltme talep formu tanzim edilerek; 2014/1480 soruşturma nolu dosyada Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılan görüldü işlemi sırasında, verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın eksik soruşturma nedeniyle iade edilecekken, sehven iade et butonu yerine onay butonuna basıldığı belirtilerek kapanan dosyanın açık hale getirilmesi talep edilmiştir. 21/01/2015 tarihinde UYAP uzman kullanıcısının cevabı yazısında; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın silinmesi işleminin UYAP sisteminde mümkün olmadığı belirtilmiştir. Giresun Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 23/01/2015 tarihinde yukarıda belirtilen hususları açıklayan ve eksik yapılan soruşturmanın tamamlanması için tutanak tanzim edilmiş ve ilgili tutanak, önceki karar ve eklerinden oluşan evraklar soruşturmaya kayıt edilerek soruşturma safhası yeniden başlatılmıştır. Eksik yapılan soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra Giresun Başsavcılığınca 18/01/2016 tarih, 2015/546 soruşturma, 2016/200 esas sayılı iddianamesiyle şüpheliler hakkında kamu davası açılmıştır. Giresun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/01/2016 tarih, 2016/53 sayılı iddianame değerlendirme kararında; kovuşturmaya yer olmadığı kararın itiraz veya sair bir şekilde kaldırılmadığı, CMK'nın 172/2 maddesinde kovuşturmaya karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadan aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağının belirtildiği, Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/546 sayılı soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği tarihte dosyada mevcut olan delilin değerlendirme dışı bırakıldığı iddiasıyla yeni delil saymanın usul ve yasaya aykırı olduğu, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği tarih itibariyle dosyada mevcut olmayan ve sonradan ortaya çıkan yeni bir delil bulunmadan kamu davası açılamayacağından bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiştir. Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianamenin iadesi kararına karşı yapılan itirazın, Giresun Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/03/2016 tarih, 2016/125 değişik iş nolu kararıyla reddedildikten sonra kesin nitelikteki red kararına karşı CMK 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması isteminde bulunulmuştur. Kanun yararına bozma talebine konu edilen karara konu uyuşmazlık, iddianamenin iadesi kararına karşı yapılan itiraz üzerine merci tarafından verilen red kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü için somut olayda iddianamenin iadesi kararına gerekçe oluşturan “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkıp çıkmadığı” olgusunun ortaya konulması önem taşımakta ise de bu bağlamda öncelikle Giresun Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 16/01/2015 tarih ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararının hukuken geçerli olup olmadığının tespiti gerekir. 1. Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı ve Niteliği Bilindiği üzere, ceza muhakemesi hukuku suç soruşturması ve kovuşturmasının tabi olduğu ilkeleri belirleyen kurallar bütünüdür. Ceza muhakemesi hukukunun gayesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, demokratik hukuk devleti ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesinin ve nihayet hukuk barışının sağlanmasıdır. Bu bağlamda ceza muhakemesi sürecinde yürütülecek tüm muhakeme işlemlerinin belirtilen temel amaçlara ulaşma hedefine yönelmiş olması gerektiği kuşkusuzdur. Kovuşturmaya yer olmadığı (kovuşturmama) kararı, kovuşturmaya yetkili makamın kovuşturmaya başlamayacağını, yani başlangıçta şüphelendiği kişiye hiç suç isnad etmeyeceğini bildiren yazılı işlemidir (Nurullah Kunter/ Feridun Yenisey/ Ayşe Nuhoğlu: Ceza Muhakemesi Hukuku, Onsekizinci baskı, İstanbul 2010, s. 1173). CMK’ya göre kovuşturmaya yer olmadığı kararını kovuşturmaya yetkili makam olan Cumhuriyet Savcısı verir (md. 172/1). Cumhuriyet Savcısının verdiği bu karar “kesin hüküm etkisi” göstermektedir. Gerçekten kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığı kararının varlığı ile ceza muhakemesi sona ermekte, yeni delil ortaya çıkması veya İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararıyla “etkin soruşturma yapılmadan bu kararın verildiğinin tespit edilmesi” halleri gerçekleşmeden muhakeme yeniden dirilmemektedir. CMK’nın 172/2. maddesindeki “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz” şeklindeki temel ilke, bu kararın söz edilen niteliğinin açık bir ifadesidir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra geri alınması şeklinde bir yol CMK sisteminde kabul edilmemiş olup, bu karara karşı başvurulabilecek tek hukuki çare doktrinde “kovuşturma davası” olarak da adlandırılan “itiraz” denetim yoludur (CMK md. 173). 2. Ceza Muhakemesinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar Kesin hüküm etkisi gösteren kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, bir ceza muhakemesi işlemi olup bu işlemi yapmaya kimin yetkili olduğunu ve hukuken geçerlilik şartlarını irdeleyeceğiz. 3. Ceza Muhakemesinde Süjelik Anlamında İddia Makamı Ceza muhakemesi faaliyeti kollektif olup, bu sürece katılanlara (kural olarak) şahısları bakımından değil işgal ettikleri makam dolayısıyla erk ve ödevler tanınmıştır. “Makam itibariyle süjelik” olarak ifade edilen bu durum erklerin ve ödevlerin şahıslardan gelmeyip, işgal edilen yerden geldiğini; muhakemede şahısların değil makamın nazara alındığını göstermektedir (Kunter/ Yenisey/ Nuhoğlu, s. 139). Bu anlamda “makam itibariyle süje” o makam adına hareket edebilen, ceza muhakemesi işlemi yapabilen kişi anlamındadır. Nitekim CMK da bu kavramı benimsemiş, 79, 144, 205, 249, 269 ve 331. maddelerinde “makam itibariyle süje” olanların erk ve ödevlerinden söz etmiştir. Kısacası, kollektif bir faaliyet olan ceza muhakemesini iddia, savunma ve yargılama makamları oluşturmakta olup, bunların her üçü de makam itibariyle süjedir. Erkler ve ödevler kendilerinden gelmeyip, işgal edilen yerden gelince aynı muhakemeye birden çok savcının farklı zamanlarda katılabilmesi, aynı şüpheli veya sanığın birden çok müdafi tarafından savunulabilmesi de mümkün olabilmektedir. 4. Ceza Muhakemesinde Süjelik Anlamında Cumhuriyet Başsavcısı ve Savcısı İlişkisi İddia (savcılık) makamı bir kül, bütün olarak ifade edilmektedir. Bu anlamda ceza muhakemesi faaliyetinin yürütülmesi kural olarak Cumhuriyet savcıları tarafından yerine getirilmektedir. Cumhuriyet başsavcısı ile savcılar arasındaki ilişki ise “bölünmezlik ilkesi” adı altında açıklanmakta; savcılık teşkilatı kendi içinde hiyerarşik yapıya sahip bir bütün olarak adlandırılmaktadır (Öztekin Tosun: Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Cilt I, Genel Kısım 2. Bası İstanbul 1976, s. 443-444. Nur Centel/ Hamide Zafer: Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul 2016, s. 122). Bölünmezlik ilkesi anlamında savcılar bir bütün içinde kaynaşmakta, makam (savcılık) itibariyle süjelik ilkesinden hareketle her bir savcı tek başına ceza muhakemesi faaliyetine katılabilmekte; muhakeme işlemi gerçekleştirebilmektedir. 5. Mevzuatımızda Cumhuriyet Başsavcısı ve Savcısı İlişkisi Ceza Muhakemesi Kanunu Cumhuriyet Başsavcısı ile Cumhuriyet Savcıları arasındaki ilişki konusunda bir düzenleme getirmeyerek ceza muhakemesi hukukunda “makam itibariyle süjelik” ilkesine verdiği önemi ortaya koymuştur. Öte yandan, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 5/1. maddesinde “… ağır ceza Cumhuriyet Başsavcıları, merkezdeki Cumhuriyet Savcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet Başsavcıları ve Cumhuriyet Savcıları üzerinde, gözetim ve denetim hakkına sahiptir” hükmü yer almaktadır. Benzer şekilde 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemeleri'nin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Cumhuriyet Başsavcısının Görevleri" başlıklı 18. maddesine göre, “Cumhuriyet başsavcısının görevleri şunlardır: 1. Cumhuriyet Başsavcılığını temsil etmek, 2. Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak, 3. Gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır. Asliye ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır." 5235 sayılı Kanunun "Cumhuriyet Savcısının Görevleri" başlıklı 20. maddesine göre ise; "Cumhuriyet savcısının görevleri şunlardır: 1. Adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, 2. Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adli ve idari görevleri yerine getirmek, 3. Gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek, 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Aynı yerde görev yapan Cumhuriyet başsavcı vekili bulunmadığında, Cumhuriyet Başsavcısına vekâlet edecek olanı Cumhuriyet başsavcısı belirler." İddia görevinin idariliği ilkesi gereğince dava açma ve yürütme görevleri idari nitelikte kabul edilmektedir (Tosun, s. 228-229). Bu anlamda Cumhuriyet Başsavcılarına Cumhuriyet Savcıları üzerinde tanınan “gözetim ve denetim” yetkisinin ilk bakışta bu idari yetki kapsamında bulunduğu akla gelebilecektir. Ancak unutulmamalıdır ki CMK’da suç soruşturmasını yürütme yetkisi doğrudan ve bizzat Cumhuriyet Savcılarına verilmiştir. Gerçekten CMK’da tam 212 defa “Cumhuriyet Savcısı” ndan söz edilmesine rağmen sadece 3 maddede Cumhuriyet başsavcısından söz edilmektedir (md. 92: gözaltı işlemlerinin denetimi, md. 161: Cumhuriyet Savcısının görev ve yetkileri ve md. 166: Değerlendirme raporu yetkisi başlıklı maddelerde). CMK’nın 14, 297, 300, 308. maddelerinde ve Yargıtay Kanunu’nun 27. maddesinde ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından söz edilmektedir. Kanun koyucu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına yetki ve görev verdiği durumlarda bunu açıkça belirtmiş Yargıtay Cumhuriyet savcılarına tek başlarına kullanabilecekleri bir yetki tanımamıştır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Savcıları “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yerine” yani “niyabeten” ceza muhakemesi faaliyeti yürütmektedirler. Halbuki ilk derece mahkemeleri nezdinde görev yapan Cumhuriyet Savcıları yönünden durum böyle değildir. İlk derece mahkemeleri nezdinde görev yapan Cumhuriyet Savcıları niyabeten değil, CMK’dan doğan ve asli nitelikte olan bir yetkiyi kullanmaktadırlar. CMK sistemi ceza muhakemesini yürütme görevini aslen Cumhuriyet Savcısına tanımıştır, Cumhuriyet Başsavcısına bizzat yetki tanıdığı durumları ise söz edilen 92, 161 ve 166. maddelerinde açıkça belirtmiştir. Bu sebeplerle ilk derece mahkemeleri nezdinde görev yapan Cumhuriyet Savcılarının ceza muhakemesi yürütürken kullandığı yetki Yargıtay Cumhuriyet Savcılarının kullandığı yetkiden oldukça farklı olup Kanundan doğan ve asli niteliktedir, Cumhuriyet başsavcısına veya vekiline niyabet etme niteliğinde değildir. Belirtilen yasal düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı üzere CMK sistemimiz suç soruşturmasında makam itibariyle süje olarak asıl yetkiyi Cumhuriyet Savcısına tanımıştır. Cumhuriyet Başsavcısının gözetim ve denetim yetkisi ise bizatihi suç soruşturmasının yürütülmesine ilişkin bir yetki olmayıp ancak adli teşkilatın işleyişine yönelik 2802 ve 5235 sayılı Kanunlardan doğan ve savcılık makamının idari işleyişine ilişkin konularla sınırlı olan yetkilerdir. Aksini düşünmek suç soruşturmasının içeriğine Cumhuriyet Başsavcılarının bizzat müdahil olmaları, her muhakeme işlemine bizzat onay vermeleri gibi bir düşünceyi akla getirebilecektir ki CMK sistemimizin böyle bir düşünceyi benimsediğini gösteren hiçbir somut dayanak mevcut değildir. Öte yandan, 1412 sayılı (mülga) CMUK döneminde var olan “Adalet Bakanına Cumhuriyet Savcısına dava aç emri verebilme yetkisi” tanıyan düzenleme 21/07/2004 tarih ve 5219 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmış ve CMK’da da bir daha kabul edilmemiştir. Bu itibarla, anayasal devlet düzeni içerisinde yürütmeye yakın olarak nitelendirilse de fonksiyon olarak adalet organına yakın olarak kabul edilen Cumhuriyet Savcılığı makamının (Centel/ Zafer, s. 118-119) yürüttüğü ceza muhakemesi işlemlerinin içeriğine Cumhuriyet Başsavcısının müdahale etmesine imkan tanıyan bir ceza muhakemesi kuralı mevzuatımızda mevcut değildir. Hal böyle olunca, “hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı” ( Anayasa md. 6) ilkesi uyarınca kanunlarla açıkça verilmeyen bir yetkinin kullanılması da kabul edilemeyecektir. 6. Ceza Muhakemesi İşlemlerinin Geçerliliği ve Denetimi Ceza muhakemesi hukuku faaliyetleri “ceza muhakemesi işlemi teorisi” adlı bir sistem içinde yürütülür. Bu bağlamda, hukuki işlem ve tabii ki ceza muhakemesi işlemi ruhi unsuru oluşturan irade beyanı ile hareket ve neticeden oluşan maddi unsurdan müteşekkildir. Yazılı bir muhakeme işleminin geçerlilik şartı, işlemi gerçekleştirmiş olanın elinde olan hususları kanunun aradığı şekil ve şartlara uygun olarak yapmasıdır (Kunter/ Yenisey/ Nuhoğlu, s. 172-182). Bu anlamda somut uyuşmazlığın konusunu oluşturan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme yetkisi CMK’nın 172/1. maddesinde açıkça Cumhuriyet Savcısına verilmiştir. Cumhuriyet Savcısının makam itibariyle süje olarak tek başına gerçekleştireceği bir muhakeme işlemi ile bu kararı verebileceğine kuşku bulunmamaktadır. CMK, bu işlemi geçerlilik şartı olarak sadece “yazılı olma” şartına tabi tutmuş; “görüldü” veya “onay” prosedürü gibi başkaca bir şarta bağlamamıştır. Öte yandan bu kararın taraflara bildirilmesi ise sadece tarafların öğrenmesinin ve itiraz süresinin sağlanması amaçlıdır. Kısacası, süje itibariyle iddia makamı adına hareket eden bir Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanmış kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ayrıca hiçbir onay, görüldü vb. prosedürüne ihtiyaç duymamaktadır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 5. maddesinde yer verilen; "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur" ilkesi çerçevesinde Cumhuriyet Savcısı tarafından elektronik imza ile imzalanan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hiçbir onay işlemine gerek olmadan hukuken geçerli bir ceza muhakemesi işlemi niteliğindedir. 7. Somut Uyuşmazlıkta Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Geçerliliği Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, kesin hüküm etkisi gösteren bir ceza muhakemesi işlemidir. CMK’nun benimsediği makam itibariyle süjelik sistemi ve bölünmezlik ilkesi anlamında, her bir savcı tek başına ceza muhakemesi faaliyetine katılabilmekte; muhakeme işlemi gerçekleştirebilmekte, süjeyi temsil edebilmektedir. Nitekim CMK’nın sürekli “Cumhuriyet Savcısı” na vurgu yapan düzenlemelerinden de açıkça anlaşılacağı üzere sistemimiz suç soruşturmasında makam itibariyle süje olarak asıl yetkiyi Cumhuriyet savcısına tanımıştır. Cumhuriyet Başsavcısının gözetim ve denetim yetkisi ise bizatihi suç soruşturmasının yürütülmesine ilişkin bir yetki olmayıp ancak adli teşkilatın işleyişine yönelik 2802 ve 5235 sayılı Kanunlardan doğan ve savcılık makamının idari işleyişi ile sınırlı olarak tanınmış yetkilerdir. Aksini düşünmek suç soruşturmasının içeriğine Cumhuriyet başsavcılarının bizzat müdahil olmaları, her muhakeme işlemine bizzat onay vermeleri gibi bir düşünceyi akla getirebilecektir ki CMK’nın böyle bir düşünceyi benimsediğini gösteren hiçbir somut dayanak mevcut değildir. “Ceza muhakemesi işlemi teorisi” sistemi içinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme yetkisi CMK’nın 172/1. maddesiyle açıkça ve bizatihi Cumhuriyet Savcısına verilmiştir. Cumhuriyet savcısı makam itibariyle süje olarak tek başına gerçekleştireceği bir muhakeme işlemi ile bu kararı verebileceğine kuşku bulunmamaktadır. CMK, bu işlemi geçerlilik şartı olarak sadece “yazılı olma” şartına tabi tutmuş; Cumhuriyet başsavcısı veya vekili tarafından yapılacak “görüldü” veya “onay” prosedürü gibi başkaca bir şarta bağlamamıştır. Bu itibarla somut uyuşmazlıkta Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı adına Giresun Cumhuriyet Savcısı Muhammet Uysal (153529) tarafından elektronik imza ile imzalanan 16/01/2015 tarih ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar başkaca hiçbir işleme gerek olmaksızın hukuken geçerli bir ceza muhakemesi işlemi niteliğindedir. Bir diğer anlatımla, Giresun Cumhuriyet Başsavcısı'nın UYAP sistemi üzerinden yapacağı "onay" veya "iade" işleminin söz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar üzerinde hukuken herhangi bir tesiri de olmayacaktır. Cumhuriyet savcılarının ceza muhakemesi yürütürken kullandığı yetki CMK’dan doğan ve asli nitelikte bir yetkidir; Cumhuriyet başsavcısına veya vekiline niyabet etme niteliğinde değildir. Bu itibarla, Giresun Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 16/01/2015 tarih ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararının hukuken geçerli olduğu belirlendikten sonra ikinci olarak “aynı fiilden dolayı kamu davası açılma” şartlarının oluşup oluşmadığının irdelenmesi gereklidir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/2. maddesi uyarınca; kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacaktır. Somut olayda; Şebinkarahisar ... Basın Yayın Turizm Sanayi Ticaret A.Ş. yetkilileri tarafından RTÜK'ten gerekli izinler alınmadan Giresun il merkezinde ... FM isimli radyo yayını yapıldığı, 6112 sayılı Kanun'a muhalefet suçunun oluşması için 6112 sayılı Kanun'un 33/2. maddesi uyarınca şüphelilerin RTÜK tarafından yapılan uyarılara rağmen izinsiz yayına devam etmesi gerektiği, RTÜK tarafından yapılan uyarının tebliğ tarihinin araştırılarak, bu tarihin kolluk tarafından yayının devam ettiğine ilişkin tespit tarihinden önce olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre kamu davası açılması gerektiği, eksik yapılan soruşturmanın tamamlanarak RTÜK tarafından yapılan uyarının tebliğ edilmesine rağmen yayının devam ettiğinin tespitinin yeni delil niteliğinde olmadığı anlaşılmakla; Kanun yararına bozma istemine konu Giresun Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/03/2016 tarihli ve 2016/125 değişik iş sayılı kararında bir isabetsizlik görülmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 14/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Nitekim bu karar üzerine, 2003 yılında mevzuatımızda yukarıda sözü edilen düzenleme yapılmış 5271 sayılı CYY’ nın 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2009/3-107 E., 2009/141 K. Ceza Genel Kurulu 2009/3-107 E., 2009/141 K. - HAKARET - KASTEN YARALAMA- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 456 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 457 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 482 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 59 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 71 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 81 ] "İçtihat Metni" Sanık Ş....S...’in; 1-) Hakaret suçundan 765 sayılı TCY’nın 482/3, 59, 81/1. maddeleri uyarınca 27 gün hapis ve 152.249.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 2-) Kasten yaralama suçundan 765 sayılı TCY’nın 456/4, 457/1, 59, 81/2. maddeleri uyarınca 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 3-) Sanığa verilen cezaların 765 sayılı TCY’nın 71. maddesi uyarınca 2 ay 44 gün hapis ve 152.249.000 TL. ağır para cezası olarak toplanmasına ilişkin B.... Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.11.2003 gün ve 3-201 sayılı hüküm, sanık müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 19.09.2005 gün ve 19916-14326 sayı ile; “...2-Sanık Ş....S....’in katılan G....A....’ı yaralama ve ona hakaret suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde; 5237 sayılı Kanunun 7 ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca, sanıkların hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun Hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş katılan sanıklar Ş....S.... müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı sair yönler incelenmeden bozulmasına,” ” karar verilmiştir. Bozmaya uyan B.... Asliye Ceza Mahkemesince 01.03.2006 gün ve 224-46 sayı ile sanık Ş...S....’in; 1-) Hakaret suçundan 765 sayılı TCY’nın 482/3, 59, 81/1. maddeleri uyarınca 27 gün hapis ve 128 YTL. adli para cezası ile, 2-) Kasten yaralama suçundan 765 sayılı TCY’nın 456/4, 457/1, 59, 81/2. maddeleri uyarınca 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 3-) Sanığa verilen cezaların 765 sayılı TCY’nın 71. maddesi uyarınca 3 ay 14 gün hapis ve 128 YTL. adli para cezası olarak toplanmasına karar verilmiştir. Hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 2. Ceza Dairesince 27.12.2007 gün ve 14283-17455 sayılı görevsizlik kararı ile dosyanın 3. Ceza Dairesine gönderilmesine, dosyanın gönderildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 16.07.2008 gün ve 780-11038 sayı ile; “…2- Sanık Ş.....S...’in mağdur G.....A....’ı yaralaması ve hakaret etmesi… … eylemlerinden dolayı kurulan hükmün” ” onanmasına karar vermiştir. Yargıtay C. Başsavcılığı ise 08.05.2009 gün ve 104889 sayı ile; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 16.07.2008 tarih, 2008/780-11038 sayılı kararının sanık vekili Av. R..... E....’na tebliğ edilmediği yapılan inceleme ile saptanmıştır. 5271 sayılı CMK’nun değişik 316/3. maddesinde ‘ ‘Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde sanık veya müdafii ile müdahil, şahsi davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur’ hükmüne aykırı olarak, sözkonusu 06.09.2007 tarihli tebliğnamenin sanık vekiline tebliğ edilmemesinin yasaya aykırı olduğu… …” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenmiş olan tebliğnamenin hükmü temyiz etmiş olan sanık müdafiine tebliğ edilmemesi durumunda, Özel Dairece temyiz incelemesi yapılıp yapılamayacağına ilişkindir. Dosya incelendiğinde; yerel mahkemece sanık hakkında kasten yaralama ve hakaret suçlarından mahkûmiyet hükmü verildiği ve bu hükmün sanık müdafiince süresi içinde temyiz edildiği anlaşılmaktadır Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.09.2006 gün ve 204-197 ile 30.10.2007 gün ve 226-215 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıklandığı üzere; hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’ nın 316. maddesine 02.01.2003 gün ve 4778 sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenip, 19.03.2003 gün ve 4829 sayılı Yasanın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm buyurucu nitelikte olup uyulması zorunludur. Anılan düzenleme, Anayasanın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile de ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 gün ve 36590-97 sayılı Göç/Türkiye kararı bu konuya temas etmektedir. Nitekim bu karar üzerine, 2003 yılında mevzuatımızda yukarıda sözü edilen düzenleme yapılmış 5271 sayılı CYY’ nın 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir. Somut olayda, Yargıtay C. Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin sanık Ş... müdafiine tebliğ edilmediği, buna karşın itiraz konusu yapılmayan diğer sanıklar G..... ve Z..... müdafiine ise iki kez tebliğ edildiği görülmektedir. Şu halde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06.09.2007 gün ve 157746 sayılı tebliğnamenin sanık müdafiine tebliğ edilmeksizin Özel Dairece inceleme yapılarak karar verilmiş olması, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 316/3. maddesinin buyurucu hükmüne aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle, itirazın kabulü ile Özel Daire kararının sanık Ş....S...’in hakaret ve kasten yaralama suçlarına ilişkin olarak sair yönleri incelenmeksizin kaldırılmasına, tebliğnamenin sanık müdafiine tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 16.07.2008 gün ve 780-11038 sayılı kararının sanık Ş.....S...’in hakaret ve kasten yaralama suçlarına ilişkin olarak belirtilen usule aykırılık nedeniyle sair yönleri incelenmeksizin KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin sanık Ş....S... müdafiine tebliğinden sonra, temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.06.2009 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- UYUŞTURUCU MADDEYİ BAŞKASINA VERME**- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 297 ]
4. Ceza Dairesi 2008/5809 E., 2008/9471 K. 4. Ceza Dairesi 2008/5809 E., 2008/9471 K. - TUTUKEVİNE YASAK EŞYA SOKMA - UYUŞTURUCU MADDEYİ BAŞKASINA VERME- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 297 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 188 ] "İçtihat Metni" Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, Sanıkların, S... Kapalı Cezaevinde uyuşturucu suçundan hükümlü olarak bulunan Adnan'ı ziyaret için cezaevine geldiklerinde, yapılan aramada uyuşturucu maddelerden olan toz esrarı sigara paketlerinin içinde cezaevine sokmaya çalışırken yakalanmaları biçimindeki iddianamede açıklanan eylemlerinin, 5237 sayılı TCY'nin 188/3. fıkrasında öngörülen "uyuşturucu maddeyi başkalarına verme" suçu olarak nitelenebileceği, aynı Yasa'nın 297/1. maddesi uyarınca da, cezaevine sokulan eşyanın temin edilmesi veya bulundurulmasının ayrı bir suç oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekeceğinin öngörülmesi karşısında, kanıtları değerlendirme ve suçu niteleme görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla karar verilmesi, Yasaya aykırı ve sanıklar Erkan, Mustafa, Tayfur, Osman müdafllerinin temyiz nedenleri ile teblignamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Yasa'nın 8, 1412 sayılı CYY'nin 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20.05.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile ilgili olarak "Temyiz" isteminde bulunma süresi aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

A) Hükmün tefhiminden itibaren 1 hafta.
B) Hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren 2 hafta.
C) Hükmün tebliğinden itibaren 15 gün.
D) Kararın öğrenilmesinden itibaren 1 ay.
E) Hükmün tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün.