5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 305

Ceza Muhakemesi Kanunu 305. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 305 – (1) Hüküm, 231 inci madde gereğince açıklanır. Buna olanak bulunmadığı takdirde duruşmanın bitiminden itibaren yedi gün içinde karar verilir. Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
"Tedbir" kararı da, Ceza Mahkemelerinden bir hükümle yani son kararla verildiğine ve CMK.nun 305. maddesinde ayrık bırakılanlar arasında sayamadığına göre, temyiz incelemesine tabi tutulması zorunludur" denilmektedir.
Ceza Genel Kurulu 2005/10-140 E., 2005/143 K. Ceza Genel Kurulu 2005/10-140 E., 2005/143 K. - GÜVENLİK TEDBİRLERİNDE TEMYİZ - TEMYİZ SINIRI- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 223 ] - 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ... [ Madde 8 ] - 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 305 ] - 3167 S. ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLENMESİ VE ÇEK HAMİLLERİN... [ Madde 16 ] "İçtihat Metni" Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanığın, .3167 sayılı Yasanın 4814 sayılı Yasa ile değişik 16/1 ve TCY.nın 72. maddeleri uyarınca, her çek için ayrı ayrı 260 milyon lira ağır para cezası olmak üzere toplam 520 milyon lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, hesap sahipleri veya yetkili temsilcilerinin 1 yıl süre ile çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına ilişkin (Ankara Dördüncü Asliye Ceza Mahkemesi)nce verilen 15.9.2004 gün ve 603-749 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Onuncu Ceza Dairesince 26.9.2005 gün, 6368-9964 sayı ile; "CGK.nun 1988/6-200 esas nolu ve 1988/9-91 esas nolu kararında sanık hakkında hükmolunan ehliyetin geri alınmasına dair yaptırımın feri ceza olduğundan asıl hükme temyiz edilebilirlik vasfını kazandırdığından bahsedilmiş, CGK.nun 1989/8-200 esas sayılı kararında ise bahsi geçen zoralıma ilişkin hükmün temyizi olanaklı bulunduğundan zoralıma ilişkin temyiz incelemesi sırasında 2955 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün de incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Zoralım kararının hem ceza hem tedbir niteliğinde olduğunda kuşku yoktur. 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinde öngörülen çek hesabı açmaktan yasaklama kararının ise tedbir niteliğinde olduğu ve temyiz incelemesi yapılabilmesinin asıl hükme bağlı olduğu kabul edildiğinden; Hükmolunan cezanın türü ve mahiyeti itibariyle 5219 sayılı Yasa ile değişik CMUK.nun 305. maddesi gereğince temyizinin mümkün olmadığı" gerekçeleriyle temyiz isteminin reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir. Yargıtay C. Başsavcılığı ise; 26.10.2005 gün ve 11472 sayı ile; "5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 8. maddesi uyannca uygulaması süren, 5219 sayılı Yasa ile değişik 1412 sayılı CMUY.nın 305. maddesinde "Temyizi Kabil Olan ve Olmayan hükümler" başlığı altında aynen: Madde 305: Ceza Mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir. Ancak, onbeş sene ve ondan yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümler hiçbir harç ve 'masrafa tabi olmaksızın Yargıtay'ca re'sen tetkik olunur. Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanığın, 3167 sayılı Yabanın 4814 sayılı Yasa ile değişik 16/1 ve TCY.nın 72. maddeleri uyarınca, her cek için ayrı ayrı 260 milyon lira ağır para cezası olmak üzere toplam 520 rnj| |yon lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, hesap sahipleri veya yetkili temsilcilerinin 1 yıl süre ile çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına ilişkin (Ankara Dördüncü Asliye Ceza Mahkemesi)nce verilen 15.9.2004 gUn ve 603-749 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyay, inceleyen Yargıtay Onuncu Ceza Dairesince 26.9.2005 gün, 6368-9964 say| | ile; "CGK.nun 1988/6-200 esas nolu ve 1988/9-91 esas nolu kararında sanık hakkında hükmolunan ehliyetin geri alınmasına dair yaptırımın feri ceza olduğundan asıl hükme temyiz edilebilirlik vasfını kazandırdığından bgnse\_ dilmiş, CGK.nun 1989/8-200 esas sayılı kararında ise bahsi geçen zoraiıma ilişkin hükmün temyizi olanaklı bulunduğundan zoralıma ilişkin temyiz itelemesi sırasında 2955 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün de incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Zoralım kararının hem ceza hem tedbir niteliğinde olduğunda kuşku yoktur. 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinde öngörülen çek hesabı açmaktan yasaklama kararının ise tedbir niteliğinde olduğu ve temyiz incelemesi yapı\_ labilmesinin asıl hükme bağlı olduğu kabul edildiğinden; Hükmolunan cezanın türü ve mahiyeti itibariyle 5219 sayılı Yasa ile değişik CMUK.nun 305. maddesi gereğince temyizinin mümkün olmadığı" gerekçeleriyle temyiz isteminin reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir. Yargıtay C. Başsavcılığı ise; 26.10.2005 gün ve 11472 sayı ile; "5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının Yürürlük ve Uygulama şek| |j Hakkındaki Yasanın 8. maddesi uyarınca uygulaması süren, 5219 sayılı yasa ile değişik 1412 sayılı CMUY.nın 305. maddesinde "Temyizi Kabil Olan ve Olmayan hükümler" başlığı altında aynen: Madde 305: Ceza Mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir. Ancak, onbeş sene ve ondan yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümler hiçbir harç ve masrafa tabi olmaksızın Yargıtay'ca re'sen tetkik olunur. 1. Ikimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler, 2. Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri, 3. Bu Kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler, Temyiz olunamaz. Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz. Ancak haklarında 343. madde hükümleri dairesinde Yargıtaya başvurulabilir. Hükmü yer almaktadır. Yasa maddesindeki düzenlemeden anlaşılacağı üzere maddede, temyiz edilmeseler bile kendiliklerinden Yargıtay incelemesine tabi olan hükümler gösterilmiş, daha sonra temyiz edilemeyecek hükümlerin ve kararların hangileri olduğu sıralanmıştır. Yasanın son derece açık olan bu düzenlemesi karşısında, sanık aleyhine olacak biçimde yorum ve kıyas yoluyla temyiz edilemeyecek hükümlerin genişletilmesi olanaklı değildir. Yargıtay kararlarının çoğunluğun dayandığı Yargıtay Ceza Genel Kuru-lu'nun 2.10.1989 gün ve 8-200/274 sayılı kararında özetle; "TCY.nın 11. maddesinde sayılan cezalar arasında yer almayan müsadere (zoralım), bir ceza olmayıp, cezai mahkumiyetin sonucu bulunan bir tedbirdir. "Tedbir" kararı da, Ceza Mahkemelerinden bir hükümle yani son kararla verildiğine ve CMK.nun 305. maddesinde ayrık bırakılanlar arasında sayamadığına göre, temyiz incelemesine tabi tutulması zorunludur" denilmektedir. 6.6.1988 gün ve 202/245 sayılı kararında ise yine özetle; "CMK.nun 305. maddesinde, Ceza Mahkemelerinden verilen hükümlerin (son karar) temyiz olunabilecekleri ilke olarak kabul edilmiş olup, yine bu maddede temyiz edilmeseler bile kendiliklerinden Yargıtay incelemesine tabi olan hükümler gösterilmiş, daha sonra temyiz edilemeyecek hükümlerin ve kararların hangileri olduğu sıralanmıştır. "Tedbir" kararı da, Ceza Mahkemesinden bir hükümle, yani son kararla verildiğine ve CMUK.nun 305. maddesinde ayrık bırakılanlar arasında sayıl" madığına göre, temyiz incelemesine tabi tutulması zorunludur. (Bkz. N. Kun-ter Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. bası, 1986, S. 977; Öztekin Tosun, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Cilt 2,1976, S. 211; CGK. 19.3.1962 gün ve 21/20, 28.2.1983 gün ve 1-409/81 sayılı kararları). Özel Daireler ve Genel Kurulumuz, asıl ceza yönünden temyiz incelemesine tabi tutulmayan bir hükümle bağlantılı olarak verilen "müsadere", "meslek ve sanatın tatili", "işyerinin kapatılması", "kahvehanenin karayolu kenarından kaldırılması", "müeccel cezanın TCK.nun 95/2. maddesi uyarınca aynen çektirilmesi" ve benzeri kararların hükme temyiz edilebilirlik vasfını kazandırdığına karar vermiş ve bu yoldaki uygulamalar istikrar kazanmıştır (Ör: 4. CD. 2.5.1974 gün. 4154/3910, 7. CD. 18.12.1967 gün ve 9841/9883, 2. CD. 2.9.1966 gün ve 5833/5165, CGK. 14.1.1985 gün ve 2-533/10, 9.11.1987 gün ve 2-440/537 sayılı kararları). Tüm bu açıklamalar ışığında, ister "fer'i ceza" isterse "tedbir" olarak adlandırılsın, asıl ceza yönünden temyiz incelemesine tabi tutulmayan bir hükümle bağlantılı olarak sanık aleyhine verilen kararların, hükme temyiz edilebilirlik vasfını kazandırdığında şüphe bulunmamaktadır. Kaldı ki yukarıda açıkladığımız Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daire kararlarıyla oluşturulan içtihadı" sonuçlar; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223. maddesinde; "(1) duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza yerilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, d avanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür" denilmek suretiyle yasal düzenleme haline getirilmiştir. Böylece hem Türk Ceza Yasasında, hem de diğer özel yasalarda yer alan güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin temyiz edilebilirliği hususundaki duraksamalara ve tartışmalara son verilmiştir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlamasından sonra yürürlüğe girecek olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/2-g maddesindeki düzenlemeye göre; "Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar" temyiz edilemez denilmektedir. Bu düzenlemenin mefhumu muhalifinden çıkan sonuç ise; bölge adliye mahkemeleri göreve başlayıncaya kadar ilk derece mahkemelerinden verilen "güvenlik tedbirlerine" ilişkin kararların temyiz edilebilir olduğudur." görüşüyle itiraz yasayoluna başvurularak Yargıtay Onuncu Ceza Dairesinin red kararının kaldırılarak hükmün esastan incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine ve yokluğunda verilen kararın katılma isteğinde bulunan şikayetçi vekiline Özel Dairece tebliği suretiyle eksikliğin giderilmesine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur. Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. Sanığın karşılıksız çek keşide etmek suçundan, 3167 sayılı Yasanın 4814 sayılı Yasa ile değişik 16/1. maddesi uyarınca her çek için ayrı ayrı 260 milyon lira ağır para cezası olmak üzere sonuçta, 520 milyon lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca hesap sahipleri veya yetkili temsilcilerinin 1 yıl süre ile çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına karar verilen somut olayda; Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, hükmün temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 5320 sayılı Ceza Yargılamaları Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 18. maddesi ile 1412 sayılı ÇYUY bütün ek ve değişiklikleri ile yürürlükten kaldırılmış ise de, aynı Yasanın 8. maddesi ile, Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Yasanın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağı belirtilmekle, Bölge Adliye Mahkemeleri kurulup faaliyete geçinceye kadar verilen hükümlerle ilgili olarak 1412 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanması sağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca yürürlükte bulunan 1412 saylı CYUY.nın 305. maddesinin 1. fıkrasında, ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz olunabileceği kuralına yer verildikten sonra, onbeş yıl veya daha yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümlerin kendiliğinden (re'sen) temyize tabi olacağı, aynı fıkranın 1,2 ve 3. bentlerinde ise, iki milyar liraya kadar (iki milyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler ve yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri ile yasalarda kesin olduğu belirtilen hükümlerin temyiz olunamayacakları belirtilmiştir. Görüldüğü gibi yasamızın temyiz edilebilirlik için aradığı ilk koşul verilen kararın hüküm niteliğinde olmasıdır. 5271 sayılı CYY.nın 223. maddesinde ise; Beraat, Ceza verilmesine yer olmadığına, Mahkumiyet, Güvenlik tedbirine hükmedilmesi, Davanın reddi, Davanın düşmesi, Kararlarının hüküm olduğu belirtilmiş, maddenin son fıkrasında ise; "Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı"nın yasa yolu bakımından hüküm sayılacağı vurgulanmıştır. Sayılan hükümlerin verilme koşulları da maddede ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 6. fıkrada; "Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkumiyet yerine veya mahkumiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine" hükmolunacağı belirtilmiştir. 5237 ve 5271 sayılı Yasaların yürürlüğe girmesinden önce, yasalarımızda asli-fer'i ceza ve tedbir ayrımının bulunması nedeniyle, tedbirlerin temyizinin olanaklı olup olmadıkları öğreti ve yargısal kararlarda değerlendirilmiş; Prof. Dr. Öztekin Tosun; "ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir hükmü uyarınca, tedbir de ceza mahkemesinden bir hükümle yani son kararla verildiğine göre temyiz edilebilir" (Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, 2. bası, c. 2, sh. 211 vd.) görüşünü ileri sürmüş, Kunter-Yenisey ise; "Aynı suç için temyiz edilemiyen asıl ceza ile birlikte temyiz edilebilen ek bir ceza veya şahsi hak davasında temyiz edilebilen bir karar verilmişse," hükmün temyiz edilebilirlik vasfını kazandığını belirtmişlerdir (Ceza Muhakemesi Hukuku, İkinci Kitap, 12. Bası, sh. 1160). Yargısal kararlarda da öğretideki bu görüşlere paralel olarak; hükümle (son kararla) verilen tedbir kararlarının temyiz edilebileceği kabul edilmiş, bu doğrultuda, temyizi olanaklı olmayan bir hükümle bağlantılı olarak verilen "sürücü belgesinin geri alınması" (CGK. 25.4.1988-91/173), "müsadere" (CGK. 1.10.1989-200/274), "erteli cezanın TCY.nın 95/2. maddesi uyarınca aynen infazı, kahvehanenin karayolu kenarından kaldırılması" (CGK. 14.1.1985-533/10), "işyerinin kapatılması", (2. CD. 12.11.1987-8466/8813), "cürme vasıta kılınan meslek, san'at ve ticaretin tatili ile kapatma" (2. CD. 15.9.1987-7185/7270) tedbirlerinin hükme her yönüyle temyiz edilebilme yeteneği kazandırdığı vurgulanmıştır. 5237 sayılı TCY.nda yaptırım olarak cezalar ve güvenlik tedbirlerine yer verilmiş, 5271 sayılı CYY.nın 223. maddesinde de güvenlik tedbirlerine hük-medilmesine ilişkin kararların hüküm sayılacağı açıkça belirtilmek suretiyle, tedbir kararlarının temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusundaki tartışmalar da sonlandırılmıştır. Güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine ilişkin kararların hüküm sayılması nedeniyle temyiz yeteneğinin bulunduğu bu şekilde belirlendikten sonra, somut olaydaki; 520 milyon lira ağır para cezası ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca hesap sahipleri veya yetkili temsilcilerinin 1 yıl süre ile çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına ilişkin hükmün temyiz yeteneğinin bulunup, bulunmadığının saptanabilmesi için, güvenlik tedbirleri ile ilgili düzenlemeler ve maddedeki "çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına" ilişkin tedbirin hukuki niteliğinin saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır. 5237 sayılı TCY.nın 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de ya-sallık ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "ikinci Bölürrfde, "Güvenlik Tedbirleri" düzenlenmiş, Yasanın 53. maddesinde "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma", 54. maddede "Eşya müsaderesi", 55. maddede "Kazanç müsaderesi", 56. maddede "Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri", 57. maddesinde "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri", 59. maddede "Sınır dışı edilme" ve 60. maddesinde "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Kuşkusuz güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla da sınırlı olmayıp, özel yasalarda da, yasallık ilkesine uyulmak koşuluyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi olanaklıdır. Bu kapsamda, 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinin 3. fıkrasındaki "işlenen suçun niteliğine göre bir yıl ile beş yıl arasında belirlenecek bir süre için hesap sahiplerinin ve yetkili temsilcilerinin çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına karar" verilmesi yönündeki hüküm de, özel yasalarda yer alan ve belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma sonucu doğuran, güvenlik tedbirlerinden biridir. Bu şekilde gerek bir mahkumiyete ek olarak gerekse bağımsız olarak verilen güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine ilişkin kararın, diğer yönleri itibariyle kesin olan hükme her yönüyle temyiz edilebilirlik vasfını kazandırdığı saptandıktan sonra, 305. maddedeki kesinlik sınırının nasıl anlaşılması gerektiği konusunun da değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bir kısım hükümlerle ilgili olarak yasayollarına başvurulması olanağının sınırlandırılması, iç hukukta olduğu kadar uluslararası sözleşmelere de konu olmuş, konuyla ilgili olarak; İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 7 Nolu Protokol'ün, "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı, 2. Maddesinde; "1. Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkına haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir" hükmüne yer verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 14.3.1985 tarihinde imzalanan bu ek protokol, TBMM 'tarafından henüz onaylanmaması nedeniyle Anayasanın 90. maddesi uyarınca yasa hükmü niteliğini kazanmamış ise de, konu ile ilgili açıklamalarda bulunan, Kunter-Yenisey; "Sözleşmeye aykırı düşmemeye çalışmak için 7 numaralı Protokolün yürürlüğe girmesini yani kanun hükmünde sayılmasını beklemeye ihtiyaç yoktur. Kaldı ki protokol şimdiden Anayasamızın hukuk diye adlandırdığı "hukukun genel prensipleri" olarak "yazılı olmayan hukuk"u oluşturmakta ve mahkemelerimiz, kanuna olduğu kadar hukuka da uygun karar vermek mecburiyetindedirler" görüşlerini serd ettikten sonra protokolün bu hükmü de nazara alınmak suretiyle, kesinlik için aranan ölçütleri; "a) Suç hürriyeti bağlayıcı ceza gerektirmemen veya gerektirmiyor sayılmalıdır. b) Ödenmeyen para cezası hapse çevrilememelidir. c) Öngörülmüş olan para cezası da belirlenmiş sınırı aşmamalıdır" şeklinde açıklamışlardır (Ceza Muhakemesi Hukuku, İkinci Kitap, 12. Bası, sh. 1157 vd.) O halde CYUY.nın 305. maddesinin 1. fıkrasındaki kesinlik sınırını, maddede belirtilen kesinlik sınırları içinde kalmak koşuluyla, başkaca hiçbir hak kısıtlaması sonucunu doğurmayan, para cezasına ilişkin veya para cezası öngörülmüş hükümlerle sınırlı olarak yorumlamak yasanın ruhuna ve uluslararası sözleşmelerle getirilen İlkelere daha uygun bir çözüm olacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın keşide ettiği iki ayrı çek nedeniyle verilen 520.000 lira ağır para cezası miktarı itibariyle 1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca kesin nitelikte bulunmakta ise de; aynı hükümle sanık hakkında 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinin 3. fıkrası uyarınca hesap sahipleri veya yetkili temsilcilerinin 1 yıl stire ile çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına da karar verildiğinden hüküm, kesinlik kapsamı ve sınırının dışında kalmakta ve temyiz yasayoluna tabi hale gelmektedir. Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulü ile özel Daire red kararının kaldırılmasına, hükmün katılma isteğinde bulunan şikayetçi vekiline tebliğinin sağlanarak, esas yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul üyelerinden Onuncu Ceza Dairesi Başkanı Ş. Güngör; 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinde öngörülen çek hesabı açmaktan yasaklama kararının tedbir niteliğinde olduğu, temyiz incelemesinin de asıl hükme bağlı bulunduğu, bu itibarla hükmolunan cezanın türü ve mahiyeti itibariyle 5219 sayılı Yasa ile değişik CYUY.nın 305. maddesi gereğince temyizinin mümkün olmadığı, gerekçeleriyle itirazın reddi yönünde oy kullanmıştır. Sonuç: Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay Onuncu Ceza Dairesinin 26.9.2005 gün ve 6368-9964 sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, 3- Hükmün, katılma isteğinde bulunan şikayetçi vekiline Dairesince tebliği ve temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay Onuncu Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 4- 22.11.2005 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı CYY’nın 223 ve 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddeleri, yargısal kararlarda varılan ilkeler de dikkate alınmak suretiyle değerlendirildiğinde, varılan sonuçları şu şekilde özetlemek mümkündür:
Ceza Genel Kurulu         2010/7-262 E.  ,  2011/35 K. "İçtihat Metni" İtirazname : 2010/100540 Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi Yoklama kaçağı suçundan sanık O. Ü.'ün, 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasının 63/1–A, 5237 sayılı TCY'nın 62, 50/1–a ve 52/4. maddeleri uyarınca 1.500 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Pendik 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 01.11.2007 gün ve 2–555 sayılı hüküm, o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmiş, yerel mahkemece 12.12.2007 gün ve 2–555 sayılı ek kararla; “verilen hükmün kesin nitelikte olduğu” gerekçesiyle o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemi reddedilmiş, red kararının da, o yer Cumhuriyet savcısınca temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 11.10.2010 gün ve 9539–14998 sayı ile; “01.11.2007 tarihli karara karşı o yer Cumhuriyet savcısı tarafından yasal süresi içerisinde temyiz yoluna başvurulması üzerine, 12.12.2007 tarihli ek karar ile, hükmolunan cezanın kesin nitelikte olduğu ve hükmün temyizinin olanaklı olmadığından bahisle temyiz talebi kanuna uygun olarak reddedilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 23.07.2009 tarih ve 2006/65 E., 2009/114 K. sayılı kararı ile, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 305. maddesinin 1 numaralı alt bendinin iptaline karar verilmiş olması ve temyiz inceleme günü itibariyle sözü edilen iptal kararının yürürlükte bulunması karşısında, temyiz incelemesine engel kesinlik sınırını düzenleyen bir hüküm bulunmadığından, mahkemenin temyiz talebinin reddine dair 12.12.2007 tarihli ek kararı kaldırılarak, O yer Cumhuriyet Savcısı ile sanığın 01.11.2007 tarihli ilk karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 5271 sayılı CMK’nın, 5560 sayılı Yasa ile değişik 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında değişiklik yapan 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması olanaklı hale geldiğinden, 5237 sayılı TCK’nın 7. maddesi gözetilerek ve suç tarihinin 1632 sayılı Yasaya, 5739 sayılı Yasanın 1. maddesi ile eklenen Ek 10. maddenin yürürlük tarihi olan 01.03.2008 tarihinden önceki bir tarih olduğu da dikkate alınarak, yasal koşullarının oluşup oluşmadığı saptanıp sonucuna göre uygulama yapılması zorunluluğu” gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 20.12.2010 gün ve 100540 sayı ile; “5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 305/2–1. maddesi gereğince ikibin liraya (ikibin lira dâhil) kadar adli para cezasını içeren hükümlerin temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır. Temyiz edilebilirlik sınırının belirlenmesinde Ceza Genel Kurulunun 19.09.2006/180–195 ve 21.06.2005/61–82 gün ve sayılı kararlarıyla konulmuş ilkeler nazara alınarak hükmün temyiz kabiliyetinin olup olmadığı hüküm tarihindeki yasal düzenlemeler dikkate alınarak belirlenmektedir. Sanığın asıl mahkûmiyeti, TCK’nın 50/5. maddesi gereğince kısa süreli hapis cezasından çevrilen adli para cezasıdır. Adli para cezası 2.000 TL sınırını aşmadığından temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır. Kaldı ki suç vasfına yönelik temyiz bulunmayıp eylemin başka bir suça dönüşmesi de mümkün görülmemektedir. ‘Usul hükümleri derhal yürürlüğe girer’ kuralı, usul kurallarının yürürlüğe girmesinden sonraki hükümler yönünden geçerlidir. Anayasa Mahkemesi kararı, temyiz talebinin reddi kararından sonraki bir tarihte verilmiştir. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi 23.07.2009 tarih ve 2006/65–2009/114 sayılı kararında, iptal kararının Resmi Gazete’de yayımından bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, iptal kararları geriye yürümez” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak; “suç vasfına ilişkin temyizin de bulunmaması nedeniyle kesinlik sınırları içinde kalan hükme yönelik Yargıtay 7. Ceza Dairesince verilen 11.10.2010 gün ve 9539–14998 sayılı kararın kaldırılarak, sanığın temyiz isteminin reddine, O yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin reddine ilişkin kararın ise onanmasına karar verilmesi” isteminde bulunulmuştur. Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Anayasa Mahkemesi'nin 23.07.2009 gün ve 65–114 sayılı iptal kararının 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe girmiş olması karşısında, anılan karardan önce verilen kesin nitelikteki hükümlerin de bu karar kapsamında temyizinin olanaklı hale gelip gelmediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğine göre; Kara Kuvvetleri Komutanlığı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Ağrı Askeri Savcılığı tarafından, 11.07.2005 gün ve 761 sayılı iddianame ile; sanığın, yoklama kaçağı suçundan, 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasının 63/1–A maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davasının açıldığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Ağrı Askeri Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği, Sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Askeri Yargıtay'ca eksik soruşturma nedeniyle hükmün bozulduğu, Bozma üzerine yargılama yapan Kara Kuvvetleri Komutanlığı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Ağrı Askeri Mahkemesince bu kez, yeni yasal düzenlemelerin yürürlüğe girmiş olması nedeniyle görevsizlik kararı verilerek, dosyanın görevli ve yetkili Pendik 2. Sulh Ceza Mahkemesine gönderildiği, Pendik 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da; sanığın suçu sabit kabul edilerek; 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasının 63/1–A ve 5237 sayılı TCY'nın 62. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezanın, aynı Yasanın 50/1–a maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesi sonucu 1.500 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve anılan Yasanın 52/4. maddesi uyarınca da taksitlendirilmesine kesin olarak karar verildiği, O yer Cumhuriyet savcısı ile sanığın; “765 sayılı TCY hükümlerinin sanık lehine olduğu” gerekçesi ile anılan hükmü temyiz etmeleri üzerine, Pendik 2. Sulh Ceza Mahkemesince; “verilen hükmün kesin nitelikte olduğu”ndan bahisle, 5271 sayılı CYY’nın 276. maddesi uyarınca o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin reddine karar verildiği, Red kararının da; suç vasfına yönelik temyiz talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu” gerekçesi ile o yer Cumhuriyet savcısınca temyiz edilmesi üzerine; dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince; “Anayasa Mahkemesince, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 305/2–1. maddesinin iptaline karar verildiği, temyiz inceleme günü itibariyle, söz konusu iptal kararının yürürlükte olduğu ve kesinlik sınırını düzenleyen engel bulunmadığından, yerel mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin kararı kaldırılarak 5237 sayılı CYY’nın 231. maddesinin değerlendirilmesi yönünden hükmün bozulmasına” karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise; “Anayasa Mahkemesinin iptal kararla¬rının geriye yürüyemeyeceği, bu nedenle hüküm tarihi itibariyle kesinlik sınırı içinde kalan hükme yönelik temyiz isteminin reddine ilişkin yerel mahkeme kararının isabetli olduğundan onanması, sanığın temyiz isteminin ise reddine karar verilmesi gerektiği” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır. 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddesine göre, ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyiz yasa yoluna tabidir. Hükümler ise, 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesinde; “beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi ve adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı” olarak gösterilmiştir. 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddesi uyarınca yukarıda sayılan hükümlerden birinin verilmesi durumunda, kural olarak bu kararlara karşı başvurulabilecek olağan yasa yolu temyizdir. Ancak yasa koyucu, yine aynı maddede; bir kısım hükümlerin kesin olduğunu belirtmek suretiyle bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurulamayacağını, yalnızca yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulabileceğini belirtmiştir. Buna göre; iki milyar liraya kadar (iki milyar dâhil) para cezalarına dair hükümler ile yukarı sınırı on milyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri ve yasalarda kesin olduğu açıkça belirtilen hükümlerin temyiz yeteneği bulunmamaktadır. O halde 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddesinin 1. fıkrasındaki kesinlik sınırını, maddede belirtilen kesinlik sınırları içinde kalmak koşuluyla, başkaca hiçbir hak kısıtlaması sonucunu doğurmayan, para cezasına ilişkin veya para cezası öngörülmüş hükümlerle sınırlı olarak yorumlamak, yasanın ruhuna ve uluslararası sözleşmelerle getirilen ilkelere daha uygun bir çözüm olacaktır. Öte yandan, 647 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde işlenen suçlar yönünden, aynı Yasanın 4. maddesi uygulanmak suretiyle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen para cezalarının, anılan maddenin 4. fıkrasındaki; “bu hükmün uygulanması, kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez” hükmü uyarınca, miktarına bakılmaksızın temyizi olanaklı ise de, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların paraya veya maddede yazılı diğer tedbirlerden birine çevrilmesi yönünde 647 sayılı Yasanın 4. maddesindeki ilkelere benzer şekilde yer veren 5237 sayılı TCY’nın 50. maddesinde, “uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir” hükmüne yer verilmesine karşın, “bu hükmün uygulanması, kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez” düzenlemesine yer verilmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 50. maddesi uyarınca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya seçenek olarak veya anılan Yasanın 52. maddesi uyarınca doğrudan hükmedilen 2.000 Lirayı aşmayan adli para cezalarına ilişkin hükümlerin temyiz yeteneği bulunmamaktadır. 5271 sayılı CYY’nın 223 ve 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddeleri, yargısal kararlarda varılan ilkeler de dikkate alınmak suretiyle değerlendirildiğinde, varılan sonuçları şu şekilde özetlemek mümkündür: 1- Mahkemelerce doğru uygulama yapıldığında temyiz incelemesine konu olabilecek bir eylemde, suç niteliği doğru belirlenmesine karşın, yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan bir cezanın verilmesi halinde, bu gibi hükümler, başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. 2- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.12.2005 gün ve 134–163 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı üzere, 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uygulanmak suretiyle tayin olunan sonuç adli para cezasının miktarına bakılmaksızın, maddedeki; “bu hükmün uygulanması kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez” düzenlemesi uyarınca temyizi olanaklıdır. 3- 5237 sayılı TCY’nın 50 veya 52. maddeleri uygulanmak suretiyle hükmolunan ve başkaca herhangi bir hak kısıtlaması doğurmayan 2000 Liraya kadar (2000 Lira dâhil) adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri kesindir. 4- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2005 gün ve 140–143 sayılı kararı uyarınca, gerek bir mahkûmiyete ek, gerekse bağımsız olarak hükmedilen güvenlik tedbirleri, kesin nitelikteki hükümlere de her yönüyle temyiz edilebilirlik niteliği kazandıracaktır. 5- Ön ödeme nedeniyle verilen düşme kararlarında temyiz sınırının belirlenmesinde, ön ödeme miktarının dikkate alınması gereklidir. 6- Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik temyiz üzerine, bu hususla sınırlı biçimde temyiz incelemesine konu olabilecektir. Bu açıklamalar ışığında değerlendirme yapıldığında; 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddesinin 2. fıkrasının 1. bendinin, 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 23.07.2009 gün ve 65–114 sayılı kararı ile iptal edilmesinden sonra mahkûmiyet hükümlerinin, hiçbir miktar gözetilmeksizin temyizinin olanaklı hale geldiğinde bir duraksama bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, somut olayda olduğu gibi, söz konusu iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce kesin olarak verilen hükümlere ilişkin olup, bu sorunun da usul yasalarının zaman bakımından uygulanması ile ilgili ilkeler çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Usul yasalarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi yasalarda açıkça düzenlenmiş olmadıkça “derhal uygulama” ilkesidir. Bu ilkenin sonucu olarak da; “1- Usul işlemlerinin, mutlaka yürürlükteki yasaya göre yapılması, 2- Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemlerin, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyeceği, 3- Yeni yasanın yürürlüğünden sonra yapılması gereken usul işlemlerinin ise yeni yasaya tabi olacağı, 4- Yeni yasanın uygulanmasında sanığın leh veya aleyhine sonuç doğurmasına bakılmayacağı” şeklindeki Ceza Genel Kurulunun 30.09.2003 gün ve 226–229, 27.01.2004 gün ve 3–14 sayılı kararları ile, “iptal kararları geriye yürümez” şeklindeki Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasının açık hükmü karşısında; hükmün kesin nitelikte olup olmadığının, iptal kararıyla ortaya çıkan yeni duruma göre değil, verildiği dönemdeki usul hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre; Pendik 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.11.2007 gün, 2–555 sayı ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasının 63/1–A, 5237 sayılı TCY’nın 62, 50/1–a ve 52/4. maddeleri uyarınca sonuç 1.500 YTL adli para cezasından ibaret mahkûmiyet hükmünün, verildiği 01.11.2007 tarihi itibariyle kesin nitelikte olduğu tartışmasızdır. Ancak yoklama kaçağı suçu, askeri cürüm olmakla birlikte, sırf askeri suç olmadığından, bu suçla ilgili olarak 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasının 47, Ek 8, Ek 10 ve 5237 sayılı TCY’nın 5. maddeleri uyarınca, suç tarihi itibariyle tayin olunan hapis cezasının, 5237 sayılı TCY’nın 50/1–a ya da 647 sayılı Yasanın 4. maddesindeki paraya veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesinde yasal bir engel bulunmamaktadır. 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasının 49/A maddesi uyarınca hükmedilecek temel hapis cezasından, 765 sayılı TCY'nın 59 veya 5237 sayılı TCY'nın 62. maddesi uyarınca belirlenen oranda indirim yapıldığında, sonuç hapis cezası yönünden herhangi bir değişiklik olmamakla birlikte; 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca uygulama yapılması halinde, hükmolunan kısa süreli hapis cezasının bir günü, suç tarihi itibariyle 11 Liradan, 5237 sayılı TCY'nın 52. maddesi uyarınca uygulama yapılması durumunda ise, 20 Liradan para cezasına çevrileceği ve 647 sayılı Yasanın 4/4. maddesindeki “uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hüküm¬lerine göre çevrilen para cezası veya tedbirdir, bu hükmün uygulanması, kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez” hükmü karşısında, 765 sayılı TCY ile buna bağlı olarak 647 sayılı Yasanın bir bütün halinde uygulanmasının, hem sonuç para cezası, hem de hükme temyiz edilebilirlik niteliğini kazandırması nedeniyle sanık lehine olduğu görülmektedir. Nitekim o yer Cumhuriyet savcısının temyizinin de, hükmü temyiz edilebilir kılacak şekilde;“sanık hakkındaki lehe yasanın 765 sayılı TCY olacağı”na ilişkin bulunmasına göre, somut olayda; Yargıtay 7. Ceza Dairesince; Anayasa Mahkemesinin 23.07.2009 gün ve 65-114 sayılı iptal kararının geriye yürüyeceğinin kabulü ile, temyiz isteminin reddi kararının kaldırılıp temyiz incelemesi yapılması, gerekçe yönünden isabetsiz ise de, o yer Cumhuriyet savcısının temyizinin kapsamı ile Ceza Genel Kurulunun yerleşik ve tartışmasız uygulamaları gözetildiğinde, Özel Daire kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu gerekçelerle reddine karar verilmesi gerekmektedir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 23.07.2009 gün ve 65–114 sayılı bozma ilamı doğrultusunda işlem yapılması için Pendik 2. Sulh Ceza Mahkemesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 05.04.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Tekirdağ 2.Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı, adlî yargı dışındaki bir mercii görevli sayar nitelikte olduğundan, 5271 sayılı CYY'nın 5/2, 223/10 ve 1412 sayılı CYUY'nın 305. maddeleri uyarınca temyize tabidir.
Ceza Genel Kurulu 2006/YYB-148 E., 2006/148 K. Ceza Genel Kurulu 2006/YYB-148 E., 2006/148 K. - CEZA HÜKÜMLERİ - CEZALARIN TAHSİLİ VE İTİRAZLAR - SAĞLIĞIN KORUNMASI- 5179 S. GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE D... [ Madde 18 ] - 5179 S. GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE D... [ Madde 29 ] - 5179 S. GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE D... [ Madde 30 ] - 1684 S. UMUMİ MAHKEMELER VE KARAR HAKİMLERİ VE MUSTANTİ... [ Madde 1 ] "İçtihat Metni" Sağlığın korunması ile ilgili yasaklara aykırı üretim yapma suçundan sanık K… …. Y… …..'ın 5179 sayılı Yasanın 18. md. del. 29/ı maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile açılan kamu davası sonunda Tekirdağ 2.Asliye Ceza Mahkemesi 13.09.2005 gün ve 399-380 sayı ile; "sanığın eyleminin 5179 sayılı Yasanın 18. maddesi aracılığı ile 29/1 maddesi kapsamında idari para cezasını gerektirdiği ve bu cezaların tahsili hususunda o yerin en büyük mülki amirinin görevli ve yetkili olduğu" gerekçesiyle CMY'nın 3 vd. maddeleri uyarınca mahkemenin görevsizliğine, idari para cezası ile ilgili olarak gereği için dosyanın Tekirdağ Valiliğine gönderilmesine, karar vermiştir. Vali adına Tekirdağ Vali Yardımcısı E… …. E… …. imzası ile Tekirdağ C.Başsavcılığına gönderilen 17.02.2006 gün ve 1250 sayılı yazı ile; "5179 sayılı Yasanın 29/ı maddesinde "Bu Kanunun 18. maddesinde belirtilen sağlığın korunması ile ilgili yasakları ihlal eden gerçek ve tüzel kişiliğin yasal temsilcileri, üç aydan altı aya kadar hapis cezası ve beşmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır ve malların müsaderesine hükmolunur", ayrıca Bakanlığımızın Gıda ve Gıda ile Temasta Bulunan Madde ve Malzemelerin Kontrol Talimatı cezai hükümler bölümünün 10. maddesinde 'ağır para cezaları mahkemelerce verilir' biçiminde hükümler bulunmaktadır." gerekçesi ile mukabil görevsizlik kararı verilmiştir. Yazının havale edilmesi üzerine, Yerel Mahkeme ile Tekirdağ Valiliği arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğundan bahisle bu kez Yargıtay'a gönderilen dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının 10.06.2005 gün ve 90856 sayılı "dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesi" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına tevdi edilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. TÜRK MİLLETİ ADINA YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI Tekirdağ C.Başsavcılığının iddianamesiyle, aerobik mezofillik bakteri miktarının azami 1000 Kob/Mol olması gerekirken yapılan analizde sanığın ürettiği Bey marka kırmızı sek şarapta 6300 Kob/Mol bulunduğu, sanığın bu şekilde şarap üretip satışa sunduğu iddia edilerek 5179 sayılı Yasanın 18. maddesi aracılığı ile 29/ı maddesi ile cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır. Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesi; "sanığın eyleminin idari para cezasının gerektirdiği ve bu cezaların tahsili hususunda o yerin en büyük mülki amirinin görevli ve yetkili olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Vali adına Tekirdağ Vali Yardımcısı E… …. E… …. imzası ile Tekirdağ C.Başsavcılığına gönderilen yazıda; 5179 sayılı Yasanın 29. maddesinin (ı) bendinde eylemin yaptırımı olarak hapis ve ağır para cezasından söz edildiği, idari para cezasının öngörülmediği belirtilmek suretiyle mukabil görevsizlik iradesi ortaya konmuş ise de; 1684 sayılı Yasanın 1. maddesi uyarınca Ceza Genel Kurulunun çözeceği bir görev uyuşmazlığından söz edilebilmesi için her iki görevsizlik kararının da kesinleşmiş bulunması gereklidir. Tekirdağ 2.Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı, adlî yargı dışındaki bir mercii görevli sayar nitelikte olduğundan, 5271 sayılı CYY'nın 5/2, 223/10 ve 1412 sayılı CYUY'nın 305. maddeleri uyarınca temyize tabidir. Oysa, sanığın yokluğunda verilen bu karar sanığa tebliğ edilmemiş, dolayısıyla kesinleşmemiştir. Öte yandan, Yerel Mahkeme görevsizlik kararında ve 5179 sayılı Yasanın 30. maddesinde belirtildiği üzere, idari para cezasını verme konusunda o yerin en büyük mülki amiri görevlidir. Bu kişi de İl Valisidir. Ancak mukabil karar, vali yardımcısının imzasını taşımaktadır. Vali Yardımcısı, yasada öngörülen idari para cezasını vermeye yetkili kimselerden olmadığından bu yönüyle de olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğundan söz edilemez. Bu iki nedenden ötürü, Ceza Genel Kurulunca çözümü gereken bir görev uyuşmazlığından söz edilemez. Dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesi gerekmektedir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Tekirdağ 2.Asliye Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının henüz kesinleşmemesi ve Vali yardımcısının da 5179 sayılı Yasanın 30. maddesinde kaza yetkisi tanınmış mercilerden olmaması karşısında, bu aşamada Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, 1684 sayılı Yasanın 1. maddesi uyarınca çözümü gereken bir görev uyuşmazlığı bulunmadığından, DOSYANIN İNCELENMEKSİZİN MAHALLİNE İADE EDİLMEK ÜZERE Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 30.05.2006 günü sonucu itibariyle tebliğnamedeki iade düşüncesine uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 305 ]
Ceza Genel Kurulu 2005/7-102 E., 2005/131 K. Ceza Genel Kurulu 2005/7-102 E., 2005/131 K. - DÜŞME - KAMBİYO YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRMEMEK - ORTADAN KALDIRMA - ÖNÖDEME NEDENİYLE TEMYİZ TALEBİ - TÜRK PARASININ KIYMETİNİ KORUMA- 4961 S. TÜRK PARASININ KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA KANUND... [ Madde 1 ] - 4961 S. TÜRK PARASININ KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA KANUND... [ Madde 2 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 2 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 119 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 305 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 317 ] - 1567 S. TÜRK PARASININ KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA KANUN [ Madde 3 ] "İçtihat Metni" Sanığa yüklenen kambiyo yükümlülüğünü yerine getirmemek suçunun nitelik değiştirerek kambiyo yükümlülüğünü süresinden sonra yerine getirmek suçuna dönüştüğünün kabulüyle sanık Şirket hakkındaki kamu davasının vaki önödeme nedeniyle TCY'nın 119. maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına ilişkin İstanbul 3. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 24.09.2003 gün ve 505-1323 sayılı hüküm katılan Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 07.10.2004 gün ve 4408-10802 sayı ile; "06.08.2003 gün ve 25191 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 4961 sayılı Kanunun" 1. maddesi ve geçici 2. maddelerindeki düzenlemelere göre ve dava konusu ithalat hesabının anılan yasanın yürürlüğe girmesinden önce kapatıldığı da gözetilip, TCK.nun 2. maddesi gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilerek bir hüküm kurulmaması," isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur. Yerel Mahkeme 18.05.2005 gün ve 1688-347 sayı ile; "Ön ödemeye dönüşen eylemde, ön ödemenin 4961 sayılı Yasaya göre sanığın daha lehinde olduğu" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir. Bu hükmün de süresi içinde katılan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "temyiz isteminin CYUY'nın 305 ve 317. maddeleri uyarınca reddi" istekli 08.07.2005 gün ve 124452 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. CEZA GENEL KURULU KARARI Yerel Mahkeme, sanığın ihracat bedeli dövizi süresinden sonra yurda getirip ihracat hesabını da süresinden sonra kapattığı, 1567 sayılı Yasanın 3/a maddesinde belirtilen ve önödemeye tabi bulunan bu suçtan dolayı yapılan öneriye uyarak 218.103.180 TL parayı yargılama giderleri ile birlikte süresi içinde 24.09.2003 tarihinde Maliye veznesine yatırdığı gerekçesiyle, sanık hakkındaki kamu davasının vaki önödeme nedeniyle TCY'nın 119. maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına ilişkin önceki kararında direnmiş, katılan vekili bu hükmü temyiz etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.05.1983 gün ve 65/199, 02.05.1994 gün ve 97-126 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere, hükmün temyiz edilebilir olup olmadığı, hüküm tarihindeki yasal düzenlemelere göre belirlenmeli, önödeme nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına ilişkin kararların temyiz edilebilir nitelikte olup olmadıkları da aynı ölçüler gözönünde tutularak saptanmalıdır. CYUY'nın Yerel Mahkeme direnme hükmünden önce 21.07.2004 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5219 sayılı Yasa ile değişik 305. maddesi uyarınca 2 milyar liraya kadar para cezasına dair hükümler kesin nitelikte olup temyiz olunamaz, ancak kesin nitelikteki hükümler, suç vasfına yönelik temyiz üzerine bu hususla sınırlı biçimde temyiz incelemesine konu olabilirler. Somut olayda; katılan vekilinin suç niteliğine ilişkin açık bir temyizi olmadığı gibi, isnat edilen eylemin başka bir suça dönüşmesi olasılığı da bulunmamaktadır. Bu itibarla; önödemeye esas para cezasının miktarı itibariyle düşme (ortadan kaldırma) kararı kesin nitelikte olduğundan, katılan vekilinin temyiz inceleme isteminin CYUY'nın 305 ve 317. maddeleri uyarınca reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1-Katılan vekilinin temyiz inceleme isteminin CYUY'nın 305 ve 317. maddeleri uyarınca REDDİNE, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 15.11.2005 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 305 ]
16. Hukuk Dairesi 2007/2429 E., 2007/2363 K. 16. Hukuk Dairesi 2007/2429 E., 2007/2363 K. - GERÇEĞE AYKIRI BEYANDA BULUNMAK- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 338 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 50 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 305 ] "İçtihat Metni" Gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan sanık Özcan'ün İİK'nun 338. maddesi gereğince 1.800.00.YTL. para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının temyiz isteminin reddi istemli tebliğnamesiyle dosya, Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 5237 sayılı TCK'nun 50/5. maddesinde yer alan "Uygulamada asıl mahkumiyet bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir" şeklindeki düzenlemeye temyiz konusunda bir istisna getirilmemiş olmasına ve hüküm tarihi itibariyle 647 sayılı Kanun'un 4/4. maddesinin yürürlükten kaldırılmış bulunmasına göre; sanığa gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan tayin olunan cezanın miktar ve nev'i itibarıyla hükmün, 21.7.2004 tarih ve 25529 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5219 sayılı Yasa'nın 3/B maddesi ile değiştirilen CMUK'nun 305/1. maddesi uyarınca, iki bin YTL'ye kadar olan (iki bin YTL. dahil) mahkumiyet hükümleri kesin olup, temyizi mümkün olmadığından, sanığın temyiz isteminin, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesiyle yürürlükte bulunan CMUK'un 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE, 19.6.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.